İçindekiler
Sahibimiz Efendimiz İmam Mehdi (a.s-a.f) Niye Zuhur etmiyor?
Yüzyıllardır milyonlarca insan öbek öbek toplanıyor Mevlamız, Sahibimiz Hz. İmam Mehdi’yi çağırıyorlar ama İmamımız gelmiyor. Dualar okunuyor ama İmam gelmiyor. Ziyaretler ediliyor ama İmam gelmiyor. Müesseseler kuruluyor ama İmam gelmiyor. Nezirler veriliyor, oruçlar tutuluyor, ihsanlar yapılıyor ama İmamımız Muhammed Mehdi (a.s-a.f) gelmiyorlar.
İmam Mehdi (a.s) Neden Zuhur Buyurmuyorlar?
Peşin peşin söyleyelim eğer bu şekilde devam ederse İmam Mehdi (a.s) Zuhur etmeyecek. Çünkü bizim O Hazretin zuhurunu bekleyenlerden olmamız gerekir. Zuhuru beklemenin (Muntezirliğin) de sadece ama sadece tek bir nişanesi vardır ve bununun dışında hiç bir şekilde zuhur beklenilmez. Eğer böyle bir bekleyiş yoksa kim ne kadar Eccil Ela Ferecik “Allahım onun zuhurunu çabuklaştır” derse desin Kuran-i Kerimin tabiri (ileri ki derslerde ayetide vereceğiz) ile bu feryad ve yakarışların hepsi yalandır.
Muntezirliğin Nişanesi Nedir?
Tek bir nişanesi vardır o da İmamı Zaman’ı (a.s-a.f) razı etmektir. Bu rızayetinde (razı oluşun da), ferdi rizayet değil, toplumsal rızayet olması şarttır. Eğer İmam-ı Zaman (a.f) Şiî-Alevî-Caferî toplumundan razı oldukları zaman zuhur buyuracaklardır.
Peki İmamı Zaman’ın (a.s) bizden razı olması için ne yapmamız gerekir?
Eğer İmam-ı Zaman (a.s) bizden razı değilse bu bizim muntezir olmadığımızdan dolayıdır. Bir kişi muntezir değil ise Şia da değildir.
Hz. Hüccet b. Hasan (a.s) bizden razı olması ve bizim adımızı da Şialarının adının arasına yazması için ne yapmamız gerekir?
İmamı Zamanı razı etmenin yolları yoktur aksine tek bir yolu vardır. Bu yol, elzem olan işi yapmaktır.
İmam Mehdi (a.s-a.f) bizim elzem olan işi yapmamızı bekliyor. İmamımız bizden hiç bir işi yapmamızı beklemiyor sadece tek bir iş yapmamızı bekliyorlar. O da Elzem olan iştir.

Elzem: En çok lazım olan, en çok gerekli olan anlamına gelmektedir.
İmamı Zaman (a.s-a.f) bizden lazım olan işi, gerekli olan işleri değil elzem (en lazım, en gerekli) olan işi yapmamızı beklemektedir.
Bizler ne zaman en güzel olan işi, en elzem olan işi yaparsak ve İmam Mehdi (a.s)’ı razı edersek Hz. İmam Mehdi (a.s) o zaman zuhur edecektir.
Eğer ki bizler, “Şii/Caferi/Alevi toplumu olarak” elzem olan işi yapmayacak olursak, İmam Mehdi’nin (a.s) gaybetinin üzerinden 10 Milyar yıl dahi geçecek olsa O Hazret (canımız ona feda olsun) zuhur etmeyecektir. Çünkü o Hazret elzem ve evceb olan iş yapılmadığı müddetçe zuhur etmeyecektir.
Bir vacib iş vardır ve bir de evceb.
Vacib: Farz olan iştir.
Evceb: En farz olan iştir.
En evceb ve en elzem iş ise İmamı Zaman (a.s)’ın razı edilmesidir.
Elzem ve Evceb olan işin İmamı Zamanın zuhurunun muhakkak olması için şart olduğu hakkında da elimizde bir delilimiz var.
Delil: İmam Mehdi (a.s) Veladetinden 5 yıl sonra Hicri 255. yılda gaybete çekildiler ve Ağa İmamı Zaman (a.f) o günden bu güne kadar toplam 12 asır küsür yıldır halen gaybettedir. Bunun mukabilinde ise İmam Mehdi (a.s)’ın taraftarı olan Şii/Alevi/Caferi toplumu:
En kalabalık meclisleri düzenlediler; dualar okudular, zikirler yaptılar, namazlar kıldılar, Ehlibeytin şehadetlerinde matem tutup veladetlerinde bayram ettiler… Yani kısacası Vaciplerin ve müstehapların hepsini yaptılar ama İmam Mehdi (a.s) zuhur buyurmadılar.
Şialar, toplum olarak güzel, hoş ve iyi olan işlerin tamamını yaptılar ama İmamı Zaman (a.s) zuhur etmedi. Fakat Allahın vaadidir (ki Allah’ın vaadi Haktır) eğer zuhurun gerçekleşmesi için bizlere yapmamız emredilen o iş yapılacak olursa İmam (a.f) zuhur edecektir.
Bunun manası nedir?
Yani eğer ki İmam gaybete çekildikten 2 yıl sonra dahi Şia toplumu bu elzem işi yapacak olsaydılar İmamımız o an zuhur ederdi. Eğer mübarek gaybetinden 20 yıl sonra dahi o elzem ve evceb vazife yapılacak olsaydı İmam zuhur ederdi ve bunu da söylemeden geçemeyeceğim eğer bugün, bu saatte, bu dakikada, bu anların içerisinde Şialar-Aleviler-Caferiler Bu elzemi, bu evcebi yaparlar ise Allahın vaadi tahakkuk bulacak ve İmamımız Muhammed Mehdi, alemleri nuru ile aydınlatacak; İslamın, Kuran’ın ve namazın nurunu aleme hakim kılacak ve küfrü yok ederek adaleti hakim edecektir.
Zuhurun tahakkuk bulması bu elzem ve evceb işin yapılmasına bağlıdır.
Bugüne kadar Milyonlar hatta 100 Milyonlar Farzları, vacibleri ve müstehapları topluluk halde yapmalarına rağmen Hz. İmam Mehdi (a.s) zuhur etmedi.
Neden zuhur etmediler?
Çünkü bizler evceb olan vazifemizi yapmadık. İmamın zuhur etmesi için bizim üzerimize düşen vazife evcebi yapmaktır. Elzemi terk ederek yapılan lazımlar bugüne kadar İmam-ı Zaman’ın zuhuruna sebebiyyet vermemiştir ve vermeyecektir. Yani Muntezir olduğunu iddia eden ya da ilan eden herkesin tek bir vazifesi vardır o da elzem olan işi yapmaktır.
Bir işin evceb ve elzem olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?
Bir işin evceb olup olmadığını anlamanın sadece tek bir yolu vardır:
Hangi işin, vazifenin, görevin ve emrin taraftarı-müşterisi yoksa ya da çok az ise o iş elzem ve evceb olan iştir çünkü taraftarı ve müşterisi yoktur.
Evceb ve elzem olan işin müşterisi yoktur yada yok denilecek kadar azdır ama lazım ve farz olan işlerin müşterileri ise milyonlardır; iyi ve müstehap olan işlerin müşterileri ise yüzlerce milyonlardır. Bu sebepten dolayı da İmamı Zaman (a.f) zuhur etmiyorlar.
İmam Mehdi (a.s)’ın zuhuru Allahu Tebareke ve Tealanın iradesinin altındadır. Ama Allah zuhurun muhakkak olmasını ise insanlara bırakmıştır. Allah zuhurun muhakkak olmasını Şialara (Ehl-i Beyt taraftarlarına) bırakmıştır. Şii (Ehl-i Beyt taraftarları) toplumu o istenilen konuma gelmediği müddetçe Allahu Teala İmam-ı Zaman’ı (a.f) göndermeyecektir. Yani İmam Mehdi (a.s) bugüne kadar gaybette kalmışsa bizler sahipsiz kalmış isek tek sorumlusu biziz çünkü biz kendimiz istememişizdir. Gaybet de biz insanlar yüzünden oldu çünkü biz İmamlarımıza sahip çıkmadık ve onları sattık ve bu yüzden gaybet oldu.
Nasıl ki gaybetin sebebi bizlersek zuhurun tahakkuk bulmamasının sebebi de yine bizleriz.
Bu Allahın vaadidir ve Allahın vaadi haktır. Bizler toplum olarak İmamı Zamanın zuhurunu istemememize rağmen zuhur gerçekleşmeyecektir. Biz Şii/Alevi/Caferi toplumu olarak elzem ve evceb olan işi yapmadığımız müddetçe Allah İmamı Zamanı göndermeyecektir, nitekim bugüne kadar göndermedi de.
İmamı Zaman (a.f)’un zuhurunun nişanesi olan bir takım işler ve vakalar vardır, bunlar:
Katliamlar, hastalıklar, toplu ölümler, açlıklar, kıtlıklar v.b ve bunların hepsi bugüne kadar defalarca kere tekrarlanmıştır. Masum İmamların (a.s) Haremleri defalarca bombalanmış ve patlatılmıştır. Oysa Haremlerin saldırıya uğraması o Hazret’in en önemli zuhur alametlerinden biridir. Bunların hepsi defalarca vuku bulmasına rağmen İmam zuhur etmedi. Allah İmam’ı göndermedi.
Sadece bunlar da değil, diğer nişanelerin de tamamı gerçekleşecek olsa dahi İmamın (a.f) zuhur etmesi için kâfi değildir. Zuhurun gerçekleşmesi için bizim bir iş yapmamız gerekir.
Tek bir işi yapmamız gerekir. O da elzem olan iştir. Bizler o elzem işi yapmadığımız müddetçe İmam Zaman (a.f) gelmeyecektir ve İmam Mehdi (a.f)’un zuhuru tahakkuk bulmadığı sürece biz şiaların durumunun nasıl (ve ne hâlde) olduğunu ileride ayetler ile birlikte açıklayacağız…
Bizlerin (Şii/Alevi/Caferi toplumunun) hiçbiri ama hiçbiri elzem olan vazifeyi inkâr etmiyor. Hiç birimiz elzem olan vazifeyi reddetmiyoruz.
Reddetmiyoruz ve reddedemeyiz de çünkü hepimiz, İmamı Zaman’a (a.s) herkesten ne kadar daha çok muhtaç olduğumuzu çok iyi biliyoruz.
Elzem Olan İşi Yapmamamıza Sebep Olan Şey Nedir?
Bizler elzem olan işi yapmadığımız konusunda hemfikiriz. Hepimiz hemfikiriz ki biz Şia toplumu olarak elzem olan işi yapmadık ve yapmadığımız gibi elzem olan işin ne olduğu hususunda hiç bir bilgimiz yoktur. Biz bu işin yapılması gerektiğini biliyoruz ama biz bu işin elzem olan iş olduğunu ve İmamın zuhurunun tahakkuk bulması için olmazsa olmaz vazifemiz olduğunu bilmiyoruz.
Biz Şialar olarak elzem olan işi yapmıyoruz ve İmamımız Hz. Hüccet b. Hasan El Askeri (a.s) zuhur etmiyor.
Peki bizler elzem olan işi neden yapmıyoruz?
Tek bir tane ana sebebi vardır. Ve geriye kalan sebeplerin tamamının var oluş sebebi de bu sebepten ötürüdür.
Bizler Elzem olan vazifeyi bugüne kadar yapmadık çünkü bizler hayatımız boyunca yaptığımız hem ferdi, hem içtimai, hem sosyal, hem ekonomik, hem iktisadi, hem ibadi ve hem de bunlara benzeyen bütün işlerimizin İmamı Zaman (a.f) ile olan ilişkisini bilmiyoruz.
Biz namaz kılıyoruz ama namazımızın İmamı Zaman ile olan ilişkisini bilmiyoruz ve bu sebepten dolayı da elzem olan işe yönelmiyoruz.
Biz dost, arkadaş ediniyoruz ama kurmuş olduğumuz bu dostluk ilişkisinin İmamı Zaman (a.f) ile olan ilişkisini bilmiyoruz. Bu ilişkinin O Hazrete ne katacağını ve bu ilişkinin O Hazretten ne götüreceğini bilmiyoruz. Bunun içinde bizler elzemden uzak duruyoruz.
Bizler elzem olan işi yapmıyoruz ve neticede de Allah İmamı Zamanı bizden alıyor ve de geri vermiyor.
Peki bunun böyle olduğuna dair delilimiz var mıdır eğer varsa nedir?
Elbette ki delilimiz vardır.
Delilimiz:
İmam Muhammed Taki (a.s) buyuruyor:
İza Gezibellah Tebareke ve Teala Ela Xelgih,
“Allahu Tebareke ve Teala insanlara gazab ettiği zaman”
Nehana En Cevarihim,
“Bizi onlardan alır.”
Biz Ehlibeyti onlardan alır, bizi onlardan koparır ve bizi onlara göndermez.
Peki Allahu Tebareke ve Tealanın gazaplandığı şey nedir?
Allahu Tebareke ve Tealanın gazaplandığı şey insanların yapmış olduğu işler ve amelleridir.
Allahu Tebareke ve Tealanın gazaplandığı bu işler bazen günah işlerdir ama bazen de tam aksine farz, vacib, müstehap, sünnetlerdir (yani iyi işlerdir). Bu işler bazen yapıldığı zaman Allahu Tebareke Teala insanlara gazaplanıyor.
Eğer sadece günah işlerden dolayı olacak olsaydı, İmam Muhammed Taki (a.s)’ın hadisteki hitabının şöyle olması gerekirdi:
Sizler günah işlediğiniz için Allah sizi bizden koparıyor. Ve sizi bizden (Ehlibeytten) mahrum bırakıyor.
Ama İmam Muhammed Taki (a.s) bunun tam aksine şöyle buyurmaktadır:
“Allah size gazab ettiği için” buyuruyor. (ki bu gazab amellerinizden dolayıdır.)
Bu ameller bazen kötü amellerdir ama bazen de iyi amellerdir ve bu iyi ameller ise bazen vacib ameller oluyor. Ama o gazab edilen ameller hiçbir zaman evceb ameller değildir.
Yani kısacası Allahu Tebareke ve Teala bir kişinin İmamı Zaman (a.f)’un zuhurunun tahakkuku için yapılması şart olan evceb (en farz) ve elzem (en çok lazım) olan vazife yapılmadan yapılan, her amelden dolayı insanlara gazaplanıyor.
Allahu Tebareke ve Tealanın rızası, evceb ve elzem olan vazifenin gölgesinde yapılan amellerin içindedir ve Allahın gazabı ise evcebi (en farzı) terk ederek vaciblerin ve müstehapların peşinde koşanlar içindir.
Kısacası Allah insanlara gazap ettiği müddetçe, insanlar evcebe yönelmedikçe, Allah İmam-ı Zamanımızı bizlerden alacak ve İmamımızı bizlere göndemeyecek.
İmam Muhammed Taki (a.s)’ın İza gezibellah tebareke ve teala ela helgih, nehana en cevarihim buyruğunun zimminde buyurduğu bir başka hakikat ise:
“Sizler Elzemi terk ederek ve de bir takım lazımları yaparak kurtulacağınızımı zannediyorsunuz. Hayır kurtulamıyacaksınız.”
Yani bu hadisin zimminde buyruluyor ki:
“Eğer ki sizler elzemi ve evcebi terk ederek bir takım lazımlar ile vacibleri yapacak olursanız sizlerin yapmış olduğu o vacibler ile lazımların günahtan farkı yoktur.
Çok enteresan bir cümle değil mi?
Bizler lazımları yaptık ama elzemi yapmadık.
Bizler namaz kıldık, farz bir ameldi ama bizler İmam Zamanın zuhuru tahakkuk kılacak keyfiyete sahip bir namaz kılmadık.
Eğer ki biz bu şekilde namaz kılmadıysak ve kılmıyorsak, bizin kılmış olduğumuz bu selat ke en lem yekun, sanki Terk-i Selat’tır.
Bizler (Alevi-Caferi-Şii toplumu olarak) bugün bir arkadaşlık bağı kurmuşuz ki kurmuş olduğumuz bu arkadaşlık bağının İmam Mehdi (a.s)’a ve zuhuruna hiç bir faydası (yararı) yoktur.
Örneğin:
Sizin bir arkadaşınız var ve sizin bu arkadaşınız; ehli selattır, ehli namazdır, ehli oruçtur, ehli hacc’dır, tevellaya ve teberraya sahip, her şeye sahip, her şeyi mevcut ama bu arkadaşınızın bir şeyi yoktur ve bu olmayan şey İmam Mehdi (a.s)’a ve zuhuruna faydası, yararı ve katkısı yoktur.
Bu hadis de buyruluyor ki:
Sizin bu arkadaşlığınız; bir kafir ile, bir eduvullah (Allahın düşmanı) ile, eduvvueimmeh (Masum İmamların düşmanı) bir eduvvuddin (Dinin düşmanı) ile arkadaşlık dostluk etmeye benziyor.
Kezalike İktisadi işlerimiz de ilmimiz de böyledir.
Bu hadis buyuruyor ki:
“Siz bir ilim edinmişsiniz ki bu ilim sıradan işlere yarıyor.”
Allah ilmi yaratıp Kuran ve Ehlibeyt ile nazil etmesinin sebebi mezarlıklarda okunsun diye değildi/değildir.
Allahu Tebareke ve Teala Kuranı ölülere göndermedi. Eğer ölülere göndermişti ise Kuranın bu dünyada ne işi var?
Allahu Tebareke ve Teala Kuranı bize gönderdi. Gönderdi ki okuyalım, anlayalım ve ona amel edelim.
Bu hadis buyuruyor ki:
“Eğer ki sizler ilminizi zuhurun muhakkak olmasının dışındaki işler için kullanacak olursanız sizin bu mevcut ilminiz ile İblisin ilmi arasında hiçbir fark yoktur.
Kezalik Mal, kezalik evlat, kezalik her iş de bu şekildedir.
Amellerimizin Zuhur ile İlişkisi
Yaptığımız her işin İmam Mehdi (a.s) ve zuhuru ile olan ilişkisi nedir?
Bu hadisin zimminden anlıyoruz ki İmam şunu buyuruyor:
Eğer muvaffak olmak istiyorsanız, eğer gerçekten de biz Ehlibeyt’in şiisi olmak istiyorsanız, eğer hakikaten zuhur ehli olmak istiyorsanız bir gözünüzün zirvede diğer gözünüzün ise yerde olması gerekir.
Ne zirveden kopabilirsiniz ne de yoldan kopabilirsiniz. Hem zirveye ve hem de yola kilitlenmemiz lazım.
Hangi yola gidiyorsunuz?
Hangi yoldan gidiyorsunuz?
Gittiğiniz yol nedir?
YOL: İnsanın yaptığı ameller ve işlerdir.
ZİRVE: İmamın özüdür. İmamın zuhurudur. Velayettir.
Bizim hedefimiz o zirvedir.
Bizim hedefimiz o Nur-î Mutlağın aleme tecellisidir.
Yolumuz ise o nur-î Mutlağın emirleridir.
Ama eğer ki bizler, hem yola hemde zirveye (hedefe) muteveccih olmayacak olsak ve bu hâl ile de 1000 yıl namaz kılıp, 1000 yıl oruç tutarak “Yebnel Hesen Yebnel Hesen Ey İmam-i Zaman eccil ela zuhurik” diyerek feryatlar koparacak olsak dahi Allah İmam-ı Zamanı göndermeyecektir.
Çünkü bizler bu durumda iken elzemi terk etmiş oluyoruz. Yolda ne yapmamız gerektiği hususunda habersiz olmuş oluyoruz.
Bizler bu durumda iken bu dünyada ki işlerin güzelliğine bakıyoruz.
Namaz kılmak güzel midir?
-Güzeldir.
Dua okumak güzel midir?
-Güzeldir.
Kuran okumak güzel midir?
-Güzeldir.
Kumar oynamamak güzel midir?
-Güzeldir.
Bizler hep bunlara bakıyoruz ama bunların hiçbiri elzem değildir bunların hepsi lazımdır, farzdır.
Elzem ve Evceb İş Nedir?
Elzem olan iş, Allah’a yalan konuşmamaktır.
Elzem iş, İmam-ı Zaman’a (a.f) yalan konuşmamaktır ama bizler hepimiz İmamı Zaman’a yalan konuşuyoruz.
Bizler her gün en az 5 vakit namaz kılıyoruz ve en az 10 defa Fatiha Suresi okuyoruz. Her bir Fatihada bir kere olmak suretiyle günde en az 10 defa Fatiha suresinin şu ayetini okuyoruz:
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ
İyyake na’budu ve iyyake nestain.
(Biz yalnızca sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz.)
Bu bir duadır ki namazda farz boyutta olan tek duadır.
Bunu okumazsan namazın batıldır çünkü bu ayeti namazda okumak farzdır.
Peki bizler Allah’a nasıl ibadet ediyoruz, bizler Allah’a nasıl tapıyoruz.
TAPMAK: İtaat etmektir, sözünü dinlemektir.
Biz nasıl tapınmaktayız ki Allah bize evcebi yapmayı emrediyor ama bizler ise evcebi terk ederek evceb olmayan işlerin peşinden koşuşturuyoruz.
Eğer ki bizler Elzemi bir köşeye bırakarak lazım olanları yapacak olursak, En güzeli bırakarak, güzeli yapacak olursak Kuranın tabiri ile bizim için kıyamet gününde mizan (terazi) dahi kurulmayacak çünkü elzemi terk ederek lazımların peşinden koşan kişilerin hiç bir ameli kabul değildir, kabul değil ise yani yoktur.
Bunu biz kendimiz mi diyiyoruz?
Hayır!
Bizzat Allahu Tebareke ve Teala’nın kendisi Kur’an-i kerimde buyuruyor.
Kehf Suresinin 103. ve 104. ayetlerinde Allahu Tebareke ve Teala şöyle buyuruyor: (Ey Peygamberim!)
قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا
De ki: “İşledikleri amel bakımından hiç bir amel sahibi olmayanların uğradıkları hüsranı görmek istermisin? (Sana onların kim olduğunu söyleyeyim mi?)”
Yani Allahu Tebareke ve Teala buyuruyor ki:
Bir takım insanlar var ki onlar, ömürlerini Allah’a ibadet etmekle geçiriyorlar ama o kişilerin hiç bir ameli yoktur.
Bu adamlar bir ömür günah işlemiyerek ibadet ve itaatte bulunmuşlardır ama hiçbir şeyleri yoktur. Bunlar hüsrandadırlar.
Bu kişiler tağutlar gibidirler, bu kişiler müşrikler gibidirler.
Çünkü onlarında ameli yoktur, bunlarında ameli yoktur.
De ki: “İşledikleri amel bakımından hiç bir amel sahibi olmayanları, uğradıkları hüsranı görmek istermisin? Sana onların kim olduğunu söyleyeyim mi?”
اَلَّذ۪ينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ
يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا
Ellezine: Onlar, o kimselerdir ki,
Delle se’yuhum fil heyat’ud-dünya ve hum yehsebun
“Onlar, dünya hayatında iyi işler yaptıklarını sanırlarken, yaptıkları boşa gitmiş olan kimselerdir.”
Bu kişiler öyle kimselerdir ki sâyelerine, çabalarına, zahmetlerine, zahmet çekmelerine rağmen elzem işi yapmadıkları için hüsrana uğramışlardır.
Bu kişiler iş yapmışlardır, farza uymuşlardır ama evcebe uymamışlardır.
Bunlar evceb olan iş dururken gidip başka bir farzı yapmışlardır.
Bunlar güzel iş yaptıklarını, ibadet ve itaat ettiklerini, kulluk yaptıklarını, hiç bir zaman için dahi olsa harama yönelmediklerini düşünmelerine rağmen; kendilerini güzel iş yapan kişiler görmelerine rağmen hiçbir şeyi olmayan kişilerdir.
Onlar öyle kişilerdir ki güzel iş yaptıklarını zannediyorlar ama güzel iş yapmıyorlar.
Bu kişiler ibadet ettiklerini zannediyorlar (Zahiren ibadet ediyorlar da) ama aslında ibadet etmiyorlar.
Elzemi Terk Ederek Lazımların Peşinde koşanların Akıbeti
Allahu Tebareke ve Teala elzemi terk ederek lazımların peşinde koşanlar hakkında Kur’an’da Kehf Suresinin 105. ayetinde buyuruluyorki:
حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ
Hebitet ea’maluhum
Onların amel diye bir şeyleri yoktur.
Yapmış oldukları o güzel işlerin tamamı elzemi ve evcebi terk ettikleri için yok olup gitmiştir.
Elzemi terk ettikleri için o güzel işlerinin tamamı çürümüştür.
حَبِطَتْ Hebitet: Heba olmuştur.
Peki Allahu Tebareke ve Teala bu kişiler ile ne yapacak?
Kehf Suresinin 105. Ayetinde buyuruluyor ki:
فَلَا نُق۪يمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْنًا
Biz Kıyamet gününde Onların amellerini tartmak için terazi dahi kurmayacağız.
Neden?
Çünkü hesap, kitap, mizan mümin için var. O müminler ki yaşamlarında sürçmüş ve tökezlemişlerdir onlar için terazi (mizan) kurulacak. Onların amelleri tartılacak.
Elzemi yapanların amelleri tartılacak.
Elzemi yapmayan hiçbir kimsenin, münafıkların, müşriklerin, kafirlerin amellerinin hiçbiri tartılmayacak.
Onlar için hesap kitapta yoktur.
Bunu ben demiyorum, Allah’ın bizzat kendisi Kuran-î Kerimde buyuruyor.
Buyuruyor ki:
Biz o gün onlar için terazi dahi kurmayacağız.
Mizan (terazi) kimin için kurulur?
Bunu iyi bilin, hepimiz iyi bilelim ki Allahu Tebareke ve Teala abes işler meydana getirmez/irade etmez. Bir düşünelim terazi ne işe yarar?
Terazi: Tartım yapmaya yarar. Bir şeyin ağırlığını ölçmek için kullanılır ve Allahu Tebareke ve Teala buyuruyor ki: Hebitet Ea’maluhu (Onların “elzemi terk edenlerin” amelleri heba olmuştur “çürümüştür”, yok olmuştur.)
Bu kişilerin ki tartılacak bir amelleri yok iken olmayan şey nasıl tartılacak? Nasıl tartılacak?
Elzem iş:
İmam Mehdi (a.s)’ın şiası olabilmemiz için gerekli olan ve İmamımızı razı edecek işin ta kendisidir.
İmamı razı edebilmemizin yegane yolu elzem olan vazifemizi yapmaktır.
Elzem olan işi yapmamamızın yegane sebebi ise:
Yapmış olduğumuz bütün ilişkilerin, İbadetten-Îtaate, İktisattan-Siyasete, Savaştan-Barışa, Dostluk ilişkimizden-Akrabalık ilişkimize kadar olan her iş ve ilişkimizin İmamı Zaman (a.s) ile olan ilişkisini bilmediğimizdendir. Bu sebepten dolayıdır ki bizler Şiî/Alevî/Caferî toplumu olarak elzem vazifeyi yapmadık/yapmamışız.
Bu durumda bizlerin amellerinin akıbeti ne oluyor?
Bizim amellerimizin tamamı, yaptığımız o iyi işlerin tamamı yok oluyor, heba oluyor.
Çünkü bizler elzemi terk ederek lazımların peşinde koşarak hiç amel yapmayan ve Allah’ın emirlerine hiç amel etmeyen müşrikler ile aynı seviyeye düşüyoruz.
Çünkü bizler İmamı Zaman’ın rızasını kazanmamız için şart olan ameli, elzem vazifeyi yapmayarak yaptığımız diğer bütün lazımları, müstehabbatı ve vacibatı yok ettik.
Elzem olan vazife nasıl bir vazifedir ki, bu işin yapılmaması, diğer bütün işleri heba ediyor?
Elzem olan vazife nasıl bir vazifedir ki, İmam Mehdi (a.s)ın rızası bu vazifenin içindedir?
Bu vazife nasıl bir vazifedir ki bu işi yapmayacak olursak bizim 12. İmamımız Muhammed Mehdi (a.f)’a olan sevgimiz ve muhabbetimiz makbul olmuyor ve Ehlibeyt’in dergahından geri çevriliyor?
Elzem ve Evceb iş nedir?
Elzem ve evceb olan işin yapılmaması, bütün işleri heba ediyor.
Aynı İblis gibi bir ömür secde ediyorsun ama hepsi heba oluyor.
Eğer, basiretli bir şekilde dikkat edecek olursak biz şunu görebiliriz:
Evcebi ve elzemi terk eden kişi de İblis’in misali tahakkuk ediyor.
Meğer İblis mümin değil miydi?
Meğer İblis namaz mı kılmıyordu?
İblisin sadece bir secdesi 1000 yıl sürmüştü.
Peki İblis niye kovularak, lanetlendi?
Çünkü İblise elzem vazife emredildiği zaman o elzemi yapmadı.
İblis lazım olan işlerin tamamını yapıyordu, sadece bir işi yapmadı, o da elzem olan iş idi.
Eğer bizler de elzemi yapmayacak olursak, bizim ile İblis arasında hiçbir fark kalmayacaktır.
İmam (a.s) buyuruyor ki:
“Elzem olan iş, insanı masum İmam’ın mutlak velayetine götürecek işten başka bir iş değildir.”
Kişi, kendisine İmam’ın mutlak velayetine götürecek işi yapmayacak olursa, o kişi “Ke enne hu: Hiç bir amel yapmamıştır.”
Bizleri İmam Zaman’ın (a.s) mutlak velayetine götürecek olan iş nedir?
Nudbe Duası okuyup, sonra normal hayatımıza devam mı etmek midir?
Cevşen-i Kebiri mi okumaktır?
Her gün başımıza Kuran mı koymaktır?
Yoksa her gün 1000 defa kuru kurusuna salavat mı getirmek midir?
Bakınız bizim günah ile işimiz dahi yok. Biz tefekkür dahi edemiyoruz ki bir kişi kalksın İmam’ın mukaddes vücuduna tehditte bulunmaya kalkışsın.
Tefekkür dahi edemiyoruz ki bir kişi kalksında İmam-ı Zaman’ın (a.s) hakk ve hukukuna saldırıda bulunsun. Biz bunu tefekkür dahi etmek istemiyoruz çünkü bu kişi aslen mürteddir.
Siz bir adam düşünün ki, bu kişi hiçbir Zamanının İmamın’a karşı haddi aşmıyor ve de tehditte bulunmuyor ve bizim meselemiz tamda bu meseledir. Böyle bir kişinin İmam’ın velayetine ulaşması için ne yapması lazım?
İmam’ın velayetinin bu kişide tecelli etmesi için ne yapması gerekir?
Eğer zuhur gerçekleşmeyecek olursa Kur’an-î Kerim gerçek manada tecelli etmeyecektir, nitekim şuanda da tecelli etmektedir!
Bugün bizim aramızda olan Kuran Allahu Tebareke ve Teala’nın, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.a)’e indirdiği Kuranın tam olarak kendisidir ama hükümet ve hakimiyet bakımından, anlama bakımından, ve bereket bakımından Allahu Tebareke ve Teala’nın Kurani Kerim’in içine koyduğu bereket bu değildir.
Aramızda bulunan ve bizimde kıldığımız namaz, namazdır ve Allah farz etmiştir. Allah namazı bu şekilde farz emretmiştir ama bu namaz hakim olunca nuru alemleri sarsan namaz değildir. Halbuki namazın nurunun alemleri sarması gerekir.
Bugün bizlerde namazın özü yoktur, bizlerde olan şey namazın bir kokusu, bir esintisidir.
Bizim dualarımızda böyledir. Meğer bir mümin dua ettiğinde ve uhud dağını ikiye yarmak isteyecek olursa gerçekleşmemesi mümkün müdür?
Mümkün değildir ama biz dua edince olmuyor.
Neden olmuyor?
Çünkü bizlerde duanın özü yoktur.
Neden yoktur?
Çünkü İmamın özü aleme tecelli etmemiştir ve kendisi (a.f) gaybettedir.
Peki bu ilişki, nasıl bir ilişkidir ki İmam olmayınca hiçbir şey gerçek manada tamam olmuyor?
Kuran-i Kerimin özü, İmam-ı Zaman’ın öz vücududur.
Duanın özü, İmam-ı Zaman’ın öz vücududur.
İbadetin özü, İmam-ı Zaman’ın öz vücududur.
İmamın öz vücudu ile ibadetin hiç bir farkı yoktur ve İmam’ın özü aynı zamanda Kur’an’dır.
İmam-ı Zaman’ın özü aynı zamanda Adalettir.
Bizler sürekli diyoruz ki İmam zuhur edince, yeryüzünü adalet ile dolduracak. Bunu sürekli tekrar ediyoruz ama bu ne anlama geliyor.
Öncelikle şu hakikati bilmemiz lazım: İmam Mehdi (a.s-a.f) zuhur ettiği zaman elinde yeni bir iktisadi kanun kitabı getirmiyecek ki geldiği zaman şöyle feryat etsin:
“Ben bu Sosyalist, Faşist, Komünist, Emperyalist ve diğer bütün dünyevi/tağuti görüş ve akımların kanunlarını kaldırdım ve bundan sonra elimdeki bu kanunlar uygulanacak ve artık hiç kimse hiç kimseye zulüm etmeyecek/edemez.”
Böyle bir çağrı, ilan ve kıyam söz konusu dahi değildir, böyle bir şey yoktur.
İmam Mehdi (a.s) zuhur edip, yeryüzüne ayak bastığı ânda Hak, Hakikat, Adalet ve Kuran gerçek manası ile zahir ve hakim olacak.
Peki bizim İmamın velayetine ulaşabilmemiz için ne yapmamız gerekir ki yapmadığımız takdirde biz Kur’an’ı bu dünyadan kaldırıp atanlardanız.
Allahu Tebareke ve Teala Kuranı yeryüzüne göndermesinin sebebi sadece gölgesinin mi hakim olması idi?
HAYIR.
Allahu Teala Kuranı göndermedi ki Kur’an’ın hakimiyyeti bu günki kadar az olsun.
Ya da Allahu Tebareke ve Teala namazı emretmesinin sebebi, namazın hiç bir nimet ve bereketinden mutenneim olamadan emme basma tulumba gibi eğilip eğilip kalkmamız mıydı, namazın emredilmesinin sebebi bu muydu?
Hayır!
Peki sebebi ne idi?
Allah’ın Namazı emretmesinin sebebi: Bir mümin Tekbiretu’l İhram deyince Miraca çıksın ve Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu deyinceye kadar da bu mirac olayı onun için devam etsin. Namaz emri emrolundu ki Melekler onun önünde secde etsin.
Bizde ise hiçbir şey yok. En iyi olanımızda dahi belki de bir gölgesi var. Şu anda bizlerin arasında en iyi namaz kılan kişi, vahiy olunan namazın sadece bir kokusuna sahiptir.
Düşünün ki bir arif, bir müçtehid en iyi namazı kılıyor, kılmış olduğu namaz ki emir olunmuş namazdır ama o ağaların dahi kılmış olduğu namazlar, Allah’ın emrettiği, Peygamberin kıldığı, Ehlibeyt’inin tebliğ ettiği namazın yalnızca bir kokusuna sahiptir ve başka da hiçbir şeyine sahip değildir.
Eğer bir kişi İmam-ı Zaman’ı razı edecek ve zuhurun tahakkuku için yapılması şart olan elzemi yapmayacak olursa o kişi Kur’an’a ve Kur’an’ın hakimiyetine düşmandır.
Neden?
Çünkü hakim olmasını istemeyen kişi, düşmandır.
Çünkü şia toplumu hep beraber elzem ve evceb olan vazifeyi yapacak olursa zuhur gerçekleşecek ve zuhurun gerçekleşmesi ise İmam’ın hakim olması demektir (Yani Dinin, Kur’an’ın, Adaletin, Hak ve Hukukun hakimiyeti).
Kim hangi sebepten dolayı olursa olsun elzem vazifeyi terk ederse, terk eden o kişi İmam’ın düşmanıdır. Yani Allah’ın Dininin düşmanıdır bu da demektir ki elzemi terk eden kişi, Allah’ın düşmanıdır.
Bir kişi, İmam Mehdi (a.s)’ı sevdiğini söylemesine rağmen, elzem olan (o) vazifeyi yapmıyorsa, elzemi yapmayarak aşık olduğunu iddia eden bu kişinin yapmamasının anlamı şudur:
Biz, İmam-ı Zaman’ı çok seviyoruz ama bize emredilen elzem olan vazifemizi de yapmıyoruz çünkü biz İmam-ı Zaman’ın zuhur etmesini istemiyoruz.
Niye zuhuru istemiyoruz?
Çünkü İmam-ı Zaman zuhur edecek olursa;
Kuranın nuru gelecek, Duanın nuru gelecek, İslamın nuru gelecek, Kâ’be’nin nuru inkişaf edecek ve biz bunların hiçbirini istemiyoruz çünkü biz bunların tamamına düşmanız (bu kişi ameli ile bunları ortaya koyuyordur.)
Elzem olan vazifeyi yamayan kişinin vazifesini yapmamasının anlamı budur ve başka da hiçbir anlamı yoktur.
Her kim, hangi sebepten dolayı olacak olursa olsun, elzem olan vazifeyi yapmayacak olursa bu kişi Kur’an’ın dünyaya hakim olmasına karşı gelen kişidir. Bu kişi Kur’an’ın hakimiyetine muhalefet eden kişidir. Bu kişi Kur’an’ın nurunu, azametini ve makamını inkar eden kişidir.
Elzem ve Evceb Vazife’nin İçeriği
Elzem olan o iş nedir?
Gaybet döneminde yapmamız gereken, elzem ve evceb olan tek bir iş vardır ve o da:
Zuhur toplumunu hazırlamaktır.
Herkesin üzerine herşeyden önce farz olan tek bir iş budur.
Her kim ne koşulda olursa olsun, hangi şart altında, kaç yaşında, hangi hastalık ve illetlere müptela olursa olsun; ne kadar yokluk ve yoksulluk çekerlerse çeksinler veya zenginlik yada hangi ilmi seviyede olacak olurlarsa olsunlar rüşd çağına yeni girmiş çocuklardan tutun canı boğazına gelmiş ve dili tutulmuş olan kişilere kadar herkesin yapması gereken tek bir evceb ve elzem vazife vardır, o da:
Hz. İmam Mehdi (a.s)’ın zuhur toplumunu hazırlamaktır.
İnsanların, Şiaların, Alevilerin, Caferilerin hepsini, teki tekine İmam Mehdi (a.s)’ın zuhuruna hazır hale getirmektir.
Bizim tek evceb işimiz budur, bizim zuhur toplumunu hazırlamaktan başka hiçbir evcebimiz yoktur.
Caferi/Alevi/Şii toplumu İmam Mehdi (a.s)’ın zuhuruna amade olmadığı müddetçe İmam Mehdi (a.s) zuhur buyurmayacaklar, ki nitekim bu güne kadar da biz toplum olarak amade (hazır) olmadığımız için zuhur buyurmadılar.
Yani İmam bugüne kadar zuhur etmedi ise ve bugünden sonra (bir müddet için dahi olsa) zuhur etmeyecek olsalar bunun tek sebebi toplumun İmam’ın zuhurunu istememeleridir.
İstisnalar hariç (ki o istisna dediğimiz kısım çok az ve çok nadir bir gruptan ibarettirler o azınlık kimselerin dışındakilerin tamamı) İmam’ın gelmesi için şart olan vazifeyi (Evcebi=Zuhur toplumunu hazırlama işini) yapmıyorlar.
Çünkü o ender kişilerin dışındaki kimselerin tamamı münkirdir!
Elzem Vazife’nin Önceliği
Elzem olan o işin önceliği nasıl bir önceliktir?
İmam Humeyni (s.a) elzem işin önceliği ve önemini tanımlarken şöyle buyurmuşlardır:
“Dinin özü tehlikede ise namaz teferruattır.”
Yani Elzem olan iş (zuhur toplumunu hazırlama) vazifesi var iken, biz gidip o mesele bu mesele ile dergir olamayız. Bizim tek bir meselemiz var o da zuhur toplumunu hazırlamaktır. Bizim her şeyden önce yapmamız gereken iş zuhur neslini vücuda getirmektir.
Allahu Tebareke ve Teala zuhur neslini vücuda getirme vazifesini bizim uhdemize bırakmıştır. Bu vazifeyi ne Peygamberi'nin ne de Hak Halifeleri'nin (İmamlar'ın) uhdesine bırakmadığı gibi Allahu Tebareke ve Teala bunu kendi uhdesinede almamıştır. Bu vazifeyi yalnızca bizim (Şiaların/Caferilerin/Alevilerin) uhdemize koymuştur. Bu vazife bize aittir ve de bizim yapmamız gereken en öncelikli farzımızdır. Eğer biz İmamımız Sahibez-Zaman (a.f)'un zuhurunu meydana getirecek olan işleri yapmayacak olursak bu halimiz o Hazret’in zuhuruna muhalefetten başka bir şey değildir.
Zuhur’a Muhalif Olmak
Zuhura muhalif olmak ne demektir?
Zuhura muhalif olmak demek: Kur’an’a muhalif olmak yani İslam’a muhalif olmak, yani İlahî Hakimiyyete muhalif olmak demektir.
Kim zuhura muhalif ise Allah’ın emirlerinin hakimiyettine muhalefet içindedir.
Müminlerin en elzem vazifesi zuhur toplumunu hazırlamaktır ve bizim başka bir vazifemiz yoktur.
Bizim vurdumduymaz bir şekilde giderek, birilerinin tecvid derslerini takip etmeye hakkımız veya lüksümüz yoktur.
Bizler zuhur neslini hazırlamak ile mükellefiz ve bizim bu mükellefiyetimiz ne bedel ödenmesi gerekirse gereksin o bedeli ödeyerek yerine getirilmesi şart olan bir mükellefiyettir.
Müslümanlık, Müminlik, Alevilik, Şiilik öyle o kadar da basit değildir.
Eğer bizler Hz. İmam Ali (a.s)’ı ve evlatlarını sevdiğimizi ve onun yolunun yolumuz olduğunu söylüyorsak o zaman elzemi yapmaktan başka hiç bir en öncelikli farzımız yoktur.
Eğer namaz kılmak, Müslümanlıkta baki kalmak için yeterli olsaydı İblis baki kalırdı ve lanetlenerek kovulmazdı çünkü İblis de namaz kılıyordu hem de öyle bir namaz ki yalnızca 2 rekat namazı 3000 yıl sürmüştü ama namaz mahlukatın hak yolda baki kalması için yeterli değil/değildir. İblis namaz kılmasına rağmen bu yoldan saptı ve lanetlenerek kovuldu.
Gaybet döneminde yaşayan onlarca hatta yüzlerce alim mevcuttu halen de mevcutlar. Bu kişilerin hepsi alimdi. Bunların içinde geceleri 300 rekat, 400 rekat namaz kılanlar vardı. Bu kişiler bir ömür boyunca gece namazı kılmışlardı/kılıyorlar ama buna rağmen maalesef ki mevzu bahis Velayeti Ali b. Ebu Talib olduğu zaman tağutlarının ve m-+9-üşriklerin yanında yer aldılar.
Peki bizim ne yapmamız gerekir?
Namazı, orucu ve diğer bütün farzları terk ederek muntezirlik iddiasında mı bulunacağız?
Eğer İmam’ın zuhur ideolojisi namaza hakim olmayacak olursa, kılınan o namaz namaz değildir.
Eğer İmam Mehdi (a.s)’ın zuhur ideolojisi oruçlarımıza hakim olmayacak olursa bizim tuttuğumuz oruçlar kendimizi aç ve susuz bırakmaktan öteye gitmez/gidemez.
Bizim bütün farzları yerine getirmemiz gerekir ama o farzların her birine zuhur ideolojisinin hakim olması, hepimiz için evcebtir.
Bu dünyadaki hangi iş Kur’an’ın dünyaya hakim olmasından daha önemli olabilir ki biz Şiiler gidip o işi yapalım?
İmam Mehdi (a.s)’ın zuhuru demek yani Kur’an’ın yeryüzüne hakimiyyeti demektir.
Her kimin, her neyi var ise bu yolda seferber etmesi gerekir. Şii/Alevi olduğunu söyleyen herkesin canını, malını, ilmini… yani her şeyini Hz. İmam-ı Zaman (a.s)’ın zuhuru için feda etmesi, evceb vazifesidir.
Şunu da unutmayın ki:
Bu mekteb (Ehlibeyt Mektebi) öyle bir mekteptir ki bu mektebe sadaka haramdır!
Bunu hiç kimse hiçbir zaman unutmasın Muhammed ve Âl-i Muhammed’e (s.a.a) sadaka haramdır! İmam Mehdi’ye ar’tık (çöp) vakit harcanmaz!
İşe yaramayan, gereksiz, boş vakitler İmam Mehdi (a.s)’a adanmaz.
İşe yaramayan vakitleri, Hz. İmam Mehdi (a.s)’a harcanmaya çalışılmaz.
En değerli ve en bereketli vaktinizi İmamı Zamana feda edip, en değersiz vaktinizi kendine ayıracaksınız ki İmam Mehdi (a.s)’a feda ettiğin o değerli vakitte yaptığınız işin bereketi ve nuraniyyeti ile değersiz gördüğünüz o vakitleriniz bereketlensin.
Eğer sizler değerli olan vaktinizi bu şekilde İmam-ı Zaman (a.f)’a feda edecek olursanız, işte o zaman alemdeki bütün beşeriyyet toplanıp senin o değersiz saydığın vaktin bereketini hesaplamaya çalışacak olsa dahi yine de o vaktin bereketini hesap edemezler.
Ama en değerli vaktinizi İmam Mehdi (a.f)’dan esirgeyecek olursanız o zaman ömrünüzün tamamı (bütün amelleriniz, bütün ibadet ve itaatleriniz) Hebitet ea’maluhumdur. Boştur bomboştur. Hiç bir faydası yoktur. Ne dünyevi ne de uhrevi hiç bir kazanç elde edemezsiniz.
Elinde var olan bir takım şeyleri İmam Mehdi (a.s-a.f)’dan esirgeyen kişilerin bir şekilde emanetdar olması, hazinedar olması ve yahut hamal olması mümkündür ama malik olmaları ise asla mümkün değildir.
Müstefi (istifade eden) olmaları asla ama asla mümkün değildir.
Müteberrik (bereketi ile bereketlenen) olması asla ve katta mümkün değildir.
Bu seepten dolayıdır ki elzemi ve evcebi yapmadan lazımları ve vacibleri yapmak boştur.
Boştur çünkü elzem ve evceb olan işin gölgesinde yapılmayan hiçbir lazım ve vacib amel makbul (kabul olan) amel değildir. O amellerin Allah katında hiç bir değeri ve itibarı yoktur.
Hellag b. Gessar naklediyor ve diyor ki bir gün İmam Caferi Sadık (a.s)’a sordum:
“Ya Eba Ebdillah! Ya Yebne Resulallah! Kaim (Hz. İmam Mehdi (a.f)) doğdu mu?”
İmam Caferi Sadık (a.s) şöyle cevap buyurdular:
“Hayır! Doğmadı. Eğer ki ben O’nun (İmam Mehdi (a.s)’ın) doğduğu dönemde yaşayacak olsaydım, hayatımın bütün günlerini ona hizmet etmek ile geçirirdim.”
Şimdi buraya dikkat edin!
İmam Cafer-i Sadık (a.s) kimdir?
1-Masum İmamdır.
2-İtaati farz olan İmamdır.
3-İmam Mehdi (a.f)’un dedesidir.
Ve İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyuruyor ki:
“O Hazret ile aynı dönemde yaşayacak olsaydım hayatımı ona hizmet etmek ile geçirirdim.”
Peki İmam Caferi Sadık (a.s)’ın İmam Mehdi (a.s)’a yapacağı hizmet ne idi?
Bu hizmet nasıl bir hizmettir?
İmam’ın bir ömür ona hizmet ederim beyanındaki maksadı nedir?
Hizmetten maksadı, O Hazret’in yemeğinin servisini yapıp karşısında ayakta beklemek miydi?
HAYIR!
Ya da elini ayağını yıkar ve önünde el pençe dururum gibi bir şey miydi?
HAYIR!
Bu hadiste ki hizmetten maksad bunlar ve bunların emsali olan hizmetlerin hiç biri değildir.
İmam Cafer-i Sadık (a.s)’ın bu hadis ile beyan buyurmakta oldukları şey şudur:
Eğer ki Allahu Tebareke ve Teala benim Zuhur döneminde yaşamamı irade edecek olsaydı benim yapmam gereken tek bir iş vardır, o da (zuhurun muhakkak olması için hizmet etmektir).
ZUHUR DÖNEMİNDEN MAKSAD NEDİR?
İmam Mehdi (a.s)’ın doğduğu dönem zuhur dönemidir ve İmam Sadık (a.s)’ın buyurmuş olduğu bu vazifeyi İmam Mehdi (a.s)’ın babası İmam Hasan Askeri (a.s), İmam Mehdi (a.s)’ın doğduğu ilk 5 yıllık süreçte bu vazifeyi yapmışlardır.
Peki o hizmet hangi hizmettir?
O hizmet, zuhur neslini hazırlama hizmetidir.
İmam’ıun buyruğunun manası:
Eğer ben O Hazret’in döneminde yaşayacak olsaydım, ben O’nun zuhurunu muhakkak kılacak olan nesli, soyu, insanları ve grubu hazırlamak için çalışırdım. Bütün ömrümü bu vazifeyi ifâ edebilmek için harcardım ve bu vazifenin dışında sadece nefes alırdım. Hatta biz desek ki nefes dahi almadan yapardım buyruluyor, bu tabir İmam’ın sözünün ehemmiyyetini daha iyi açıklayabilir.
Bu ne demektir?
İmam Sadık (a.s) ne buyuruyor?
İmam Sadık (a.s)’ın bu buyruğunun manası:
“Eğer ben Kaimimizin döneminde yaşayacak olsam zuhur etmesine neden olacak olan, zuhur neslini hazırlama vazifesini yapmayacak olsam, hangi ibadeti ne kadar yapacak olsaydım dahi, müşrik olurdum.”
Eğer ki sizin nafile namazlarınız zuhur neslini hazırlama vazifenizi yapmanıza engel teşkil edecek olursa ke en lem yekundur (o işi yapmamış gibisiniz.) Yaptığınız boşa gidiyor, boşa gitmesi bir tarafa üstüne üstlük bir de günah işlemiş oluyorsunuz.
İmam buyuruyor ki: “Ben O, Hazretin döneminde yaşayacak olsam benim zuhur toplumunu (neslini) hazırlamam gerekir. Çünkü Zuhur toplumu/zuhur nesli hazır olmadan, İmam Mehdi (a.s) zuhur etmeyecektir. O toplum/zuhur toplumu hazır olmadan İmam gelmeyecektir.”
İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyuruyor ki:
“Eğer ki ben zuhur toplumunu hazırlama, amade etme yolunda bir zerre dahi ihmalkârlıkta bulunacak olsaydım, “Ben Muhammed Bakır’ın oğlu Cafer-i Sadık helak olurdum.”
Çünkü güzel iş ancak ve ancak elzem işin gölgesi altında yapılacak olursa güzel olur ve o amel ancak o zaman kıyamet günü mizan (terazi) ile tartılır.
Elzem işin altında yada elzem işten sonra yapılmayan hiçbir iş, hiç bir amel güzel değildir, aksine günahtır, eğer o iş/o amel elzemi terk ederek ya da elzemi erteleyerek yapılmış ise amel değildir.
Allahu Tebareke ve Teala elzem işi terk edenlerin bu durumunu Kur’an-î Kerim’de şöyle beyan buyuruyor: (ve bunu da en başından söyleyelim ki bu ayet haram ile meşgul olanlar için nazil olmamıştır. Siz şöyle düşünün, bir kişi namaz kılıyor ama namazını olması gerektiği gibi elzem boyutunda kılmıyor, bu kişi namaz kılmayan kişi ile aynı değildir) Allahu Tebareke Teala bu kişiler hakkında şöyle buyuruyor:
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَٓائِه۪
Ulaike: Onlar
Ellezine: O Kimselerdir ki
Keferu bi ayati rabbihim: Hem Rabbinin ayetlerini ve nişanelerini kabul etmiyorlar “İnkâr ediyorlar”, zahir olmasını istemiyorlar.
Ve likaihi: Ve Hem de Allahı mülakat etme.
Kehf Suresi 105. Ayet
Yani Kur’an hakim olduğunda Allah’ın ayetleri hakim olacağı için onlar bunu istemiyorlar çünkü onlar Allah’ın azametini hakim görmeyi istemiyorlar. Onlar, bu hakimiyyeti görmeyi istemedikleri için elzemi yapmıyorlar. Onlar (elzemi yapmayan bu kişiler), Allah’ın ayetlerinin nazil olmasını ve zahir olmasını istemiyorlar. Onlar Allah’ın nişanelerinin nazil zahir olmasını istemiyorlar.
Ve keferu: (elzemi yapmayanlar) Kafirdirler, inkarcıdırlar.
Yani ne olursa olsun, ne sebepten dolayı olursa olsun elzem işi yapmamak kafirliktir, inkar ile eşdeğerdir.
Ne şartlarda olursa olsun, elzemi yapmayan kişi ister zengin olsun isterse de fakir, isterse ilmi çok olsun, isterse de az olsun hiçbir şekilde fark etmemektedir. Hangi sebepten dolayı olursa olsun, (Kur’an’ın buyruğuna göre) elzemi yapmayan veya terk eden kişi kafirdir.
Zuhur Neslini Hazırlama
Peki tek elzem vazifemiz zuhur neslini hazırlamak ise bunu nasıl yapacağız?
Bakınız dünya da 2 grup insan vardır, bunlar:
1- Alimlerdir, Bilinçli Alimler, Bilenler
2-Mütallimler, Talebeler
Her 2 grubunda vazifesi vardır. Alimlerin ilmi öğretmeleri, talebelerin ise ilmi öğrenmeleri gerekir ve bu her 2 grubada farzdır.
Eğer ki bir alimin ilmine talip olan var ise alimin ilmini ortaya koyması farzdır. Ama eğer ki alimin ilmine talip yok ise o alim nasıl diyecek ki “Gel ben bu konuyu sana zorla öğreteyim.”
Birilerine zorla ilim öğretmek hiç bir alimin üstüne farz değildir.
Yani bir kişi ya alimdir ya da mütallim, ya Alimdir ya da talebe…
Alimlerin ise, Allah’ın nişanelerinin tezahürü için ilmini ortaya koyması gerekir doğrudur ama mütallimin de (talebenin de) alime tabi olarak itaat etmesi gerekir.
Hiç bir şart veya koşul; neden veya niçin aramaya hakkı yoktur. Hiçbir talebenin, alimde şart, kulak, burun arama, kıl, tüy… arama hakkı yoktur.
Buradaki itaat mutlak itaattir. Alim hangi ilmi seviyede olacak olursa olsun böyledir.
Eğer bir alim zuhur toplumunun hazır olabilmesi için çalışıyor ve çabalıyorsa o zaman bu alimin bütün talebelerinin bu alime itaati farzdır.
Ancak bir takım kişiler vardır ki bunlar alimlik iddiasında bulunmalarına rağmen elzemi ifâ etmek için çaba sarf etmiyorlardır ve bu kişilerde zaten Âl-i Muhammed’in Alimi değildirler ve onlara itaat farz değildir. Zaten elzemi ifa etmeyen kişinin ilmî seviyesi ne olursa olsun Allah katındaki durumunun ne olduğunun ayetini de arz ettik, ki kafirdirler.
Eğer talebe itaati farz olan alime (zuhur neslini hazırlamaya çalışan/çabalayan alime) itaat etmezse ne olacak?
Allahu Tebareke ve Teala Kur’an’i Kerim’de Âli Muhammed’in (s.a.a) alimlerine karşı farz olan mutlak itaatte bulunmayarak elzem vazifeyi terk etmiş kişiler hakkında şöyle buyuruyor:
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ
O, Cehennem nerede ise hışmından parçalanacak gibi olur.
Mülk Suresi 8. Ayet
O (Cehennem) o gün hışmından ve gazabından patlayacak gibi olur.
(Peki niçin böyle oluyor?)
Çünkü:
كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ
Ona (O Cehenneme) dalga dalga namaz kılanları getirdikleri zaman.
Mülk Suresi 8. Ayet
Bu ayet kâfirler hakkında değildir. Bu ayet sadece ve sadece Hz. Emirel Müminin Ali b. Ebu Talib (a.s)’ın şiaları (taraftarları) hakkındadır. Bu ayet o şialar hakkında nazil oldu ki, onlar İmam Ali (a.s)’ın velayetini dilleri ile kabul etmelerine rağmen İmamları’nın hakimiyyeti (yani Allahın bütün kanunlarının hakimiyyeti) için yapılması şart olan elzemi yapmamışlardır.
Yani dili ile imanını ikrar etmesine rağmen imanlarını amellerine dökmemişlerdir. Kısacası bu adamlar yalan konuşmuş olanlardır.
Bu ayet elzemi yapmayan Şialar/Caferiler/Aleviler hakkındadır çünkü Ali b. Ebu Talib’in (a.s) velayetine iman etmeyen kişilere diğer dünyada sorgu sual olmayacaklar çünkü onların hiç bir amel kabul değildir, ameli olmayanın tartılacak bir şeyi yoktur, tartıya koyulacak bir şey yoksa terazi (mizan) kurulmaz, mizan yok ise sorguda yoktur, onlar direkt olarak hakk ettikleri yerlere götürülecekler.
Elbette cehennem onları da (velayetin münkirlerini de) gazabı ve hışmı ile karşılayacak ama cehennemdeki görevliler onlara hiç bir soru sormayacaklar.
Bu ayeti kerimede de buyrulan ise: O cehennem hışmından ve gazabından nerede ise patlayacak ve çatlayacak durumda olacak. Ona her grub insan getirildiği zaman, cehenneme atılmak (dökülmek) için her grub getirildiği zaman o cehennem öyle bir gazaplanacak, öyle bir hışımlanacak ki nerede ise cehennem gazabından parçalanacak.
سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا
O Cehennem görevlileri (o şialara) dönüp diyecek ki;
Mülk Suresi 8. Ayet
Siz o kişilerdiniz ki namaz kılıyordunuz, oruç tutuyordunuz, “Ali Ali Mevla!”, “Ya Haydar-ı Kerrar!” diyordunuz. Siz o kişilerdiniz ki Muharrem de Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)’ın mateminde yas tutuyor, ağlayıp göz yaşı dökerek onun musibeti ile hüzünleniyordunuz; Masum İmamların Veladetlerinde bayram edip, kutlamalar düzenleyerek matemlerinde ise karalara bürünüp eza saklıyordunuz.
أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ
Size bir uyarıcı gelmedi mi?
Mülk Suresi 8. Ayet
Buradaki (Nezir)’den maksat Nebiyyi Kibriya (s.a.a) diğer Peygamberler veya Masum İmamlar değildir. Buradaki maksad; Muhamed ve Âli Muhammed’in dinine mensup olan ve Muhammed ve Âli Muhammed’in ilmini sinelerinde taşıyan alimlerdir.
Yani hiç bir Alim (molla) zuhur toplumunu hazırlamanız için size tebliğ de bulunmadı mı?
Siz ne için çalışmadınız?
Hiçbir alim, hiçbir molla, hiçbir bilen kişi gelip size zuhur toplumunu hazırlamayı emretmedi mi, söylemedi mi?
Ne için onlara tabii olup itaat etmediniz?
Neden zuhur toplumunu hazırlamak için çalışmadınız.
Bakınız zuhur toplumunu hazırlama görevi yalnızca ve yalnızca zuhur döneminde (İmam Mehdi (a.s)’ın döneminde) yaşayan şialara verilmiş bir vazifedir.
Bu vazife, bu görev ne Nebiyyi Kibriya Muhammed Mustafa (s.a.a)’e, ne diğer Ehl-i Beyt İmamlarına, ne diğer Peygamberlere ve ne de diğer 123.999 Peygamberin ümmetlerinden hiç birine verilmemiş ve de emredilmemiştir.
Bu mukaddes vazife, bu mukaddes emir bütün beşeriyyet içinde yalnızca bize (zuhur döneminde yaşayan şialara) verilmiştir.
Bu makam, bu azamet sadece bize verilmiştir.
Bu vazife sadece bize verildiği için bu vazifeyi terk etmek bu kadar büyük ve bu kadar şiddetli bir azaba sebep oluyor.
Terk etmenin ve yapılmamasının bu kadar büyük bir azaba sebep olmasının nedeni sadece bize verilmiş olmasıdır.
Bunun için ne pahasına olacak olursa olsun, hangi şartlarda olursa olsun zuhur toplumunu hazırlamak için çalışmak bizim elzem vazifemizdir ve yapmamız Evceb’tir (en öncelikli farzdır.)
Allahu Tebareke ve Teala’nın lütuf ve inayeti ile bize yardımda bulunmasını niyaz ediyorum ki böylece hem sizler ve hem de bizler zuhur toplumunu hazırlamak için ellerinden geleni ardlarına koymayanlardan olabilelim.
Asla unutmayın ki! Zuhur yalnızca zuhur toplumu hazır olduğu zaman tahakkuk edecektir!
İLAHİ! SAHİBİMİZ, MEVLAMIZ VE İMAMIMIZ HZ. HÜCCET B. HASAN ASKERİ (A.S)’IN ZUHURUNU ACİL EYLE!
اللهم صلى على محمد و آل محمد وعجل فرجهم.