İçindekiler
Mukaddime
Aşura gününün akşamında, Tasua gününün içerisindeyiz. Bu Azim günde Hazreti Nebiyyi Kibriya (s.a.a)’in ve tertemiz Ehlibeyti’nin; hasseten Seyyidi’ş-Şüheda İmam Hüseyin (a.s)’ın ve Kerbela şehitlerinin pak ve mutahhar huzurlarına; İmam’ın vefalı ashabının pak ve mutahhar huzurarına 3 Â-li salavat takdim ve hediye ederek, kendilerine olan imanımızı, tasdikimizi ve bağlılığımızı huzurlarına arz ederken; düşmanlarından da beri ve uzak olduğumuzu arz edelim.
اللهم صلى على محمد و آل محمد وعجل فرجهم.
Allahumme selli ela Muhammed ve Â-li Muhammed ve eccil ferecehum.
Ya Ebelfezl Abbas! Ey Emirel Müminin Ali b. Ebu Talib (a.s)’ın oğlu!
Şehadet ederim ki sen Resulullah’ın Halifesine, Allah’ın Hüccetine tam bir teslimiyyet içerisindeydin.
Onu tasdik edilmesi gerektiği şekilde tasdik ettin. Ona karşı vefa ehli idin. Vefanın emrolunduğu şekilde ona vefalı oldun. Ve sen aynı zamanda nasihat ehli idin. Hayırdan başka hiçbir şeyin peşinde değildin. Allahın selamı kıyamı kıyamete kadar sana, babana, kardeşlerine ve Â-li Muhammede olsun.
Kamer-i Munir-i Ben-i Haşim Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın Ziyaretnamesi
Bu dersimizi Hz. İmam Zeynelabidin (a.s)’ın mübarek dillerinden Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın azameti ve kişiliği hakkında işleyeceğiz.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s) ne yaptı ki Allah katında o makama ulaştı?
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s) ne yaptı ki Allahu Tebareke ve Teala, Ziyareti Aşura duasında Ebelfezl’in adını İmam Hüseyin (a.s)’ın adının yanına yazdı?
Allah neden Hz. Ebelfezlin etini İmam Hüseyin (a.s)’ın etinin içine koydu?
Allahu Tebareke ve Teala neden Ebelfezl’in kabrini İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrinin içine koydu?
Bu dersimizde, Kameri Ben-i Haşim Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın ne yaparak, ne iş görerek, nasıl bir ruh, amel ve fikir yapısının içinde olduklarını ve Allahu Tebareke ve Teala’nın ne için Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ı bu kadar azim bir makama ulaştırdığını işleyeceğiz.
Vaktimizin yettiği ve dilimizin döndüğü kadarı ile bu konuyu işlemeye çalışacağız.
Konumuza, teberrüken İmam Zeynelabidin (a.s)’dan bir hadis ile giriş yapmak istiyorum.
Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) buyurdular:
Amcam, Kameri Ben-i Haşim Ebelfezl Abbas (a.s)’ın cennette öyle bir makamı vardır ki bütün şehitler cennette ona gıpta edecekler.
Evvelinden ahirine kadar bütün Enbiyaullah’tan (Hz. Nebiyyi Kibriya ve 13 Masum hariç) tutun Evsiya’ya kadar hepsi Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın cennetteki makamına (Allah nezdindeki makamına) gıpta ile bakacaklar.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s) bu makama nasıl ulaştılar?
Çok sayıda Enbiya ve Evlad-ı Resül varken nasıl oldu da evvelden ahirine kadar olan bütün şehitlerin serveri olan, Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın yanında olan kişi Hz. Ebelfezl Abbas (a.s) olabildi?
Genele alacak olursak:
“Kerbela Şehidleri, Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın gölgesinin altında evvelinden ahirine kadar olan bütün şehitlerin efendileridirler.”
Bazılarınız bunu kabullenemiyebilir ama bilin ki bu bizim iddiamız değildir. Bu hak İmam’ın hak sözüdür.
Hz. Şah-ı Şehidan Eba Hüseyin El Hüseyin (a.s) buyurdular:
“Ey Rabbim! Ben kendi Ehlibeytimden daha temiz, daha mutahhar, daha pâk, sana daha sımsıkı teslim olmuş, daha akıllı, daha zeki, daha üstün ve senin yanında daha seçkin bir makama sahip olan ashab tanımıyorum. Ve varlık aleminin içerisinde kendi ashabım gibi bir ashap daha tanımıyorum ki senin nezdinde benim ashabımdan daha değerli, daha üstün ve daha hayırlı olabilsinler.”
“Buna bütün Peygamberlerin (hatta Nebiyyi Kibriyanında) ashabı dahildir.”
Bu sebepten dolayı hadislerde, Kıyamı kıyamete kadar gelecek olan bütün Müminlere/Şiilere/Alevilere/Caferilere şöyle buyruluyor:
Kerbela ne zaman aklınıza gelirse, ne zaman Kerbelayı hatırlayacak olursanız şöyle söyleyin:
Ya leytena kuntu meekum!
Keşke biz de sizinle beraber olsaydık.
Çok acayip bir şeydir, emsali yoktur.
Bu makama yalnızca lütuf ve kerem ile bu makama ulaşılabilir.
Bir kişi şehid de olabilir ve çok yüksek makamlara da ulaşabilir.
Her türlü cömertliğe sahip olabilir, fedakârlığı da yapabilir ama hiçbir fedakârlık Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın ashabının fedakârkığı gibi olamaz ve tarifi de imkansızdır!
Kelimelerde böyle bir kapasite yoktur ki biz kelimelerle, Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın Ehlibeyti’nin ve ashabının fedakârlığını bir şeye benzeterek bu fedakârlığın azametini size aktarabilelim.
Ama dünyadaki en değerli metalar tac ve tahttır.
Bu sebepten dolayı kelimeleri en verimli şekilde kullanarak o fedakârlığı tarif etmeye çalışırsak şöyledir:
Eğer Eğer fedakarlık bir krallık olacak olsaydı Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın Ehlibeytinin ve ashabının fedakârlıkları, sadakatleri ve cömertlikleri, bu saltanatın tacı ve tahtı olurdu.
Emsalsiz Kerbela vakası aklınıza geldiğinde şöyle söyleyin:
Ey Hüseyin’in Ehlibeyti! Ey Hüseyin’in Ashabı! Keşke bizde sizinle birlikte olabilseydik!
Bir başka hadis de şöyle buyruluyor:
“Kişi, sevdiği kişinin yaptığı amellere ortaktır.”
Sevmek: Sevmek yalnızca kalben muhabbet beslemek demek değildir.
Birisini diliniz ile sevdiğinizi söylemeniz, onu sevdiğiniz anlamına gelmez.
Sevginin gerçek manası:
1-Sevilen kişinin yaptığı işlerin ve amellerin seven kişide tezahür etmesidir.
2- Sevilen kişinin uzak durduğu bütün iş, fikir ve zikirlerin seven kişinin kendisinden ve sorumluluğu altında olan bütün mekanlardan ve kişilerden uzak olmasıdır.
Elbetteki sevmenin sözcük manası:
Kalben muhabbet beslemektir. Sevdiği kişinin adı geldiğinde hoş olmaktır. Sevdiği kişinin adı geldiğinde lezzet almaktır. Ama bunların tamamı sevmenin zahiri boyutlarıdır.
Fıkhi tabir ile bunların tamamı sevmenin sigasidir::Sevginin, kelime olarak ortaya koyulma (beyan) şeklidir.
Ama sevmenin asıl manası bu hadis-i şerifte, bize vazife olarak bildirilen şeye sahip olmaktır.
Kişi sevdiği kişinin yaptığı amellere ortaktır, yani bu hadis bu konumuz hakkında bize şöyle buyruyor:
Ey! Hüseyin b. Ali (a.s)’ın yanında olamayanlar. Ey, Hicretin 63. yılında Kerbela’da olamayanlar. Ey, İmam Hüseyin’in davetine fiziki olarak Lebbeyk diyemeyenler! Ama bunlara rağmen İmam Hüseyin (a.s)’ın mektebine aşık olup ve o mektep ile yoğrulanlar. Hüseyin’in Aşurasını kendisine mektep ve hedef edinenler deyin ki:
Ey Hüseyin! Ey Hüseyin’in Ehlibeyti ve yarenleri! Siz o gün fiziki olarak meydana çıktığınız zaman; istiğase ettiğiniz zaman; yardım istediğiniz zaman; “Hel min nasirin yensuruni” dediğiniz zaman; benim bedenim ortada yoktu, ben size gelemedim; size cevap veremedim.
Ya Eba Ebdillah El Hüseyin ama bunu bilin ki:
Benim kalbim kıyam-ı kıyamete kadar sizin davetinize cevap veriyor ve verecektir.
Benim kulaklarım sizin sözlerinizi duyuyor, ben sizin sözlerinizden başka hiçbir söze kulak kabartmam;
Ben sizden ve sizin ilkelerinizden başka hiçbir şey görmedim ve görmeyeceğim.
Bu hem bize emredilmiştir (bizim vazifemizdir); hem de sevmenin tarifidir. Bu aşık olmanın tarifidir.
Bu özelliklere sahip olarak “Ya leytena kuntu me’ekum” diyen kişi, hakikaten Kerbela (Aşura) vakasına ortaktır.
İmam Hüseyin (a.s) bütün insanları Allah'a çağırdılar. Bu davet yalnızca o döneme özel değildir, bütün dönemlere aittir. İmam Hüseyin (a.s)'ın yapmış olduğu davet bu dönemde de vardır ve gelecek asırda da olacaktır. Hatta Hz. Hüccet b. Hasan El Askeri'nin (ervahuna lehul fida) de zuhur buyuracakları zaman yapacakları davet Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın daveti olacak. Hz. İmamı Zaman'ın (a.f) da kendisine müstakil bir daveti yoktur. İmam Mehdi'nin (a.s) daveti de İmam Hüseyin (a.s)'ın davetidir. Bu davetlere Lebbeyk diyebilmemiz için aşık olmamız gerekir. Gözlerimizin hakikaten onları görmesi gerekir. Bunun dışında İmam Hüseyin (a.s)'ın davetine lebbeyk diyebilmek mümkün değildir.
HABİB B. MEZAHİR:
Habib, İmam Hüseyin’in yanında savaşmış olan aksakallı, yaşlı ve kükremiş aslan ve korkusuz yiğittir.
Eğer biz Habib b. Mezahirin yerinde olmuş olsaydık Kerbela’ya gitmemek için onbinbir tane mazeretimiz olurdu.
Habib b. Mezahir ve bir arkadaşı İbn-i Ziyad’ın Kufeyi ele geçirerek şehrin bütün çıkışlarını kapatıp, çıkışları yasakladığı bir zamanda binbir türlü bela ve musibeti satın alarak kendilerini İmam Hüseyin (a.s)’a yetiştirdi.
Bu yaşlı kişi (Habib b. Mezahir), Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın rikabında (huzurunda), emri altında, mukaddes vücudunun gölgesi altında savaştı ve nihayetinde yere düştü.
Habib b. Mezahir’in yere düştüğü zaman Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ı çağırıp çağırmaması ayrı bir meseledir ama Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s), Habib b. Mezahir’in kalbinin sesini duyuyor ve fikrini biliyordu.
Hz.Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s), Habib b. Mezahirin başına gitti.
İmam Hüseyin (a.s), Habibin başını, mübarek dizlerinin üzerine aldı; bu esnada Habib b. Mezahirin bedeninde tam 13 tane zehirli ok vardı.
Biz böyle bir durumda olsaydık, herhalde kanatlanarak uçar ve şöyle derdik:
“Ben, İmam Hüseyin (a.s)’ın rikabında can verdim, Veliyyullah’ın emrine mutii oldum ve herşeyimi feda ettim.” Biz olsaydık böyle derdik.
Habib b. Mezahir herşeyini feda etti (hakikat böyledir); Habib herşeyinden geçti.
Habib b. Mezahirin vücuduna 13 tane zehirli ok isabet etmişti.
Bu 13 zehirli okun her biri, bir kişiyi yok etmeye yetecek kadar güçlü zehire sahipti ama Habib b. Mezahir son enerjisini dahi feda ederek Allah ile muammele ediyordu.
Zehirli okların etkisini bir ân dahi geciktirebilmek için direniyordu.
Habib’in vücuduna 13 tane zehirli ok isabet etmişti ve bu okların herbiri bir bedene isabet ettiği zaman onu defeten yere yıkabilecek güce sahipti.
Habib b. Mezahir bunca yaranın sonunda yere düştü ve İmam Hüseyin (a.s), Habib’in yanına geldi.
Bunu bilin ki, eğer İmam Hüseyin (a.s) Habib’in yanına geliyorsa bu İmam’ın, Habib’ten razı olduğu manasına gelmektedir.
İmam Habib’in yanına geliyorsa bunun manası şöyledir:
Ey Habib! Ben geldim ve ben senden razıyım. Hüseyin’in senden şikayetçi olduğunu ve senden razı olmadığını düşünme.
Habib b. Mezahir, o kanlı gözlerini açtığında Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ı görünce şöyle arz etti:
“Ya Eba Ebdillah! Yebne Resulallah! Ben, ahdime vefa edebildim mi?”
Yani bu ne demektir, biliyor musunuz?
Anlamı şöyledir:
Hüseyin! Benim senden alacaklı olduğumu düşünme.
– Habib b. Mezahir o kadar yara ve darbe aldı.
– Habib b. Mezahir’in çocuklarını Kufe de esir ettiler.
– Habib’in ailesinin erzağını kestiler.
– Habib’in ailesi sokağa dahi çıkamıyorlardı.
Ama Habib, İmam’a dedi ki:
Hüseyin zannetme ki Habib senden alacaklıdır.
Habib sana borçludur.
Sen Habib’den razı ol.
İmamı sevmek budur!
İmama aşık olmak budur!
İmamı tasdik etmek budur!
Ya da Zuheyri düşünün!
Zuheyr b. Kayn El Beceli:
Zuheyr, Osmanî idi ve Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın, bir bakışı ile velayete girdi.
İmam niçin Zuheyr’e o şekilde (hidayet gözü ile) baktı?
Aşura: Cennet ile Cehennemin Yol Ayrımı konulu 2. dersimizde Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın, Hürr b. Yezid Er Riyahi’yi bir bakışı ile nasıl mutlak zillettin ve mutlak esaretin zincirlerinden azad ettiğini işlemiştik.
Hürr b. Yezid Er Riyahi’nin olayının kat ve kat daha fazlası Zuheyr de vuku buldu.
Zuheyr, Hz. Emirelmüminin Ali b. Ebu Talib (a.s)’ı Osman b. Affa’nın katili biliyordu; İmam Ali (a.s )’ın evlatlarını da bu katlin ortakları biliyordu.
Zuheyr, Osman b. Affanın katillerinin peşindeydi.
Bilahare kader Zuheyr’i getirdi ve Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s) ile aynı yolda yürüttü.
Zuheyr, Mekke’den Kufe’ye doğru hareket ediyordu ama konaklama yerlerinde çadırlarını kuracağı zaman, çadırlarını Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın çadırlarından mesafeli/aralıklı kurduruyordu.
Hz Eba Ebdillah El Huseyn(a.s) bir yere geldiler ve bir elçi görevlendirerek şöyle buyurdular:
“Gidin ve Zuheyr’i çağırın!”
Zuheyr zengin birisi idi. Köleleri ve kendisine müstakil kervanı vardı. İmamın elçisi, Zuheyrin yanına gittiği zaman, Zuheyr ailesi ile birlikte yemek yiyorlardı.
Ravi naklediyor ki:
Zuheyr, lokmasını almıştı ve ağzına götürmek üzereydi.
Kasid (elçi), seslendi:
“Esselamu aleyke ya Zuheyr!”
Zuheyr, cevap verdi:
“Ve Aleykes selam!”
Zuheyr, lokmasını henüz ağzına koymamıştı, selam verdi ve bekledi.
Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın elçisi içeri girdi ve şöyle dedi:
Ey Zuheyr! Zehra (s.a)’nın oğlu seni emrediyor! Eba Ebdillah seni emrediyor!
Zuheyr bunu duyunca irkildi kaldı.
Zuheyr’in hanımı, Zuheyr’e dönerek şöyle söyledi:
Ey Zuheyr! Zehra’nın oğlu seni çağırıyor. Zehra’nın oğlunun sözü yere mi düşecek?
Zuheyr’in lokması yere düştü. İntikam peşinde olan Zuheyr, Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın çadırına gitti.
Bazı tarihçiler diyorlar ki:
İmam Hüseyin (a.s), Zuheyr ile uzun uzun konuştu.
Ama bunu bilin! İmam, Zuheyr ile tek bir kelime dahi konuşmadı. Sadece Zuheyrin gözleri, Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın gözlerinin içine baktı.
Allahu Tebareke ve Teala bir lütuf buyurdu ve Zuheyr artık Hüseynî oldu.
Zuheyr, Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın ashabına katıldı.
Zuheyr, Kerbela’da yere düşmüştü.
İmam Hüseyin (a.s), Zuheyr’in başını mübarek dizlerinin üzerine aldı ve Züheyr İmam’a arz etti:
Ya Eba Ebdillah! Zannetme ki Zuheyr pişmandır. Zannetme ki Zuheyr bir şeylerin hasreti içindedir.
Ya Eba Ebdillah El Hüseyin! Annen Zehra’ya andolsun ki eğer dünya hayatı ölümsüz olsaydı, ben ölümsüzlüğü seçmez, senin yanında ölmeyi seçerdim.
Aşk budur!
Muhabbet budur!
Kabullenmek budur!
İmam’a bağlılık budur!
İmam’ı tasdik budur!
İmam’ın işini yapmak budur!
İmam’ın yükünü omuzlamak budur!
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)
Kerbela şehidleri bunlardır ve bu şehitlerin biri emsali daha yoktur!
Tarih boyunca bu şehitler gibi şehit/şehidler yoktur.
Kıyamet gününde bu şehidlerde dahil olmak üzere bütün şehitler Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın makamına gıpta edecekler.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın makamını bu şekilde gıptalandıran şey nedir?
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ı bu makama ulaştıran şey nedir?
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ı bu makama ulaştıran şey, Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın velayetinden tam manası ile mutenneim olmasıdır.
Bunu bilin ki bizler, Ehlibeytin yanından dahi geçmiyoruz. Biz Ehlibeyt’in nimetinden mutenneim olduğumuzu zannediyoruz!
Bizler, Ehlibeyt’in sofrasından yiyip içtiğimizi zannediyoruz ama şu ana kadar bize ulaşan şeylerin tamamı Ehlibeyt’in gölgesinin gölgesidir.
Hz Ebelfezl Abbas (a.s)’ı bu makama ulaştıran şey:
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın, Veliyullah’ın, Hüccetullah’ın yani Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın velayetinden tam manası ile muteneim (nimetlenmiş/rızıklanmış) olmasıdır.
Bu rızık insanı Masum İmamların haricinde, Enbiyaullah’ın bile önüne geçiriyor.
Hz. Abbas’ın adının, İmam Hüseyin (a.s)’ın adının yanına yazılması sıradan bir olay değildir.
Abbas (a.s)’ın adının, İmam Hüseyin (a.s)’ın adının yanına yazılması demek:
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s) adının, Allah’ın kurbunda (Allah’ın arşında), Allah’ın kapısına yazılmasıdır.
Tabiri caiz ise Allah, Abbas’ın adını kapısının eşiğine yazmıştır.
Allah, Abbas’ın adını, Hz. Muhammed (s.a.a)’in, İmam Ali (a.s)’ın, Hz. Zehra (s.a)’nın, İmam Hasan (a.s)’ın ve İmam Hüseyin (a.s)’ın adının yanına yazmıştır.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın Emsalsizliği
Allahu Tebareke ve Teala Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın adını neden kapısının eşiğine yazmıştır?
Çünkü Hz. Ebelfezl Abbas (a.s), Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın velayetinin içine girebilmişti ve Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın velayetini idrak etmişti.
O gün ki insanların tamamının, tarih boyunca olan bütün şehitlerin, kıyam-ı kıyamete kadar Masum İmamların haricinde olan bütün şehitlerin içerisinde, tam manası ile eksiksiz ve kusursuz bir şekilde Eimme-i Ethar (a.s)’ın velayetinin içerisine girebilen yegane kişi, Hz. Kameri Ben-i Haşim Ebelfezl Abbas (a.s)’dır.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın bir benzeri daha yoktur.
Peygamberlerin oğullarının hiçbiri, Vasi oğullarının hiçbiri, mukarreb meleklerin hiçbiri, mustevcebud da’ve olabilen kişilerin hiçbiri, Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın makamı gibi bir makama ulaşamamışlardır.
İmam Hüseyin (a.s)’a ulaşmak, İmam’ın gurbunda (yakınında) olmak budur!
İmam ile birlikte olmak; İmam’ın yanında olmak budur!
İmam’ın Velayetinde Olma veya Gasıb Olma
Ben size diyorum ki:
“İmam ile dost olun! İmam ile barışık olun! İmam ile düşman olmayın!
Ben size bunları derken, bundan bahsediyorum. Hiçbirimiz İmam ile barışık olduğumuzu iddia edemeyiz!İmam ile barışık isek alameti nerededir?
Barışık olmanın nişanesi nerededir?
İmam’ın velayetini kabul etmenin nişanesi nerededir?
Velayeti, kabul ettiğinizi diliniz ile söylemenizden bahsetmiyorum!
Herkes dili ile velayeti kabul ettiğini söylüyor.
Hatta 1, 2 ve 3 numaralı taşlar bile Hz. Enirelmuminin Ali b. Ebu Talib (a.s)’ın velayetini kabul ettiklerini söylüyorlardı.
Beni Ümeyye bile (Allah’ın laneti onların üzerine olsun) Ali b. Ebu Talib (a.s)’ın velayetini inkar etmiyorlardı.
Bizler Beni Ümeyye’ye Münkirî Velayet (velayeti inkar edenler) demiyoruz çünkü inkar etmiyorlardı.
Biz, Beni Ümeyyeye Gasıbi Velayet (Velayet makamını gasp edenler) diyoruz.
Eğer bizlerde İmamlar’ın emirlerine amel etmiyorsak bizde kendi çapımızda gasıbi velayetiz.
Hiçbir kimsenin kendisini cehenneme atmaya hakkı yoktur!
Hiç kimse, Ben hürrüm ve demokratım diyemez!
Hiçbir kimsenin, ben liberalim; onu seçerim; bunu beğenirim; bunu yaparım demeye hakkı yoktur!
Sen müslümansan beğenemezsin!
Müslümanın böyle bir hakkı yoktur!
Eğer müslüman değilsen ve kâfir isen zaten o zaman da bizim senin ile işimiz yoktur.
Adını Ali b. Ebu Talib (a.s)’ın Şiası (taraftarı) koyan kişinin, velayetin dışında gezmeye hakkı yoktur!
Allah’ın İlahlığını kabul eden kişinin, Ali b. Ebu Talib (a.s)’ın velayetinin dışında gezmeye hakkı yoktur!
Biz Velayetin içine girmeye mecburuz çünkü biz mahlukuz (yaratılmışsın); biz halik (yaratıcı) değiliz ki muhtariyetimiz olabilsin.
Bizim muhtariyetimiz yoktur!
Allah’ın ilahlığını kabullenmek demek; Allah vardır demek; Resul’ü haktır demek; Kur’an kitabımdır demek; Allah’ın arzında yaşamayı kabullenmek demektir.
Bu sebepten dolayı İmam Hüseyin (a.s) buyurdular ki:
“Allah’ın arzından çık, ne yaparsan yap!”
İmam Hüseyin (a.s)’ın bu buyruğunun manası şöyledir:
Sen, Allah’ın arzında yaşadığın müddet içerisinde senin, istediğini yapabilmek gibi bir hakkın yoktur!
Sen Allah’ın arzında isen senin Ali b. Ebu Talib (a.s)’ın velayeti dışında yaşamak gibi bir hakkın yoktur!
Hiç kimsenin, bu can benimdir; hesabını verecek olan benim gibi cümleler kurmaya hakkı yoktur.
Kimsenin işlemiş olduğu günahlarından dolayı, Hz. Zehra (s.a)’in masumluğu ilan edilmemiş olan evlatlarının, zecr ve karanlık çekmesine sebep olmaya hakkı yoktur.
Kimsenin böyle bir hakkın yoktur!
Kimsenin insanları karanlığa dökmeye hakkı yoktur!
Kimsenin çirkef hayat yaşamaya hakkı yoktur!
Kimsenin cahil bir hayat yaşayarak ümmetin çocuklarının cahil kalmasına sebep olmaya hakkın yoktur!
Kimsenin, karısının başı açık gezdirerek ümmetin kızlarına kötü örnek olma hakkı yoktur!
Kimsenin İmam’ın ekoli ile harb etme hakkı yoktur!
Kimsenin mektebini bilmeme gibi bir hakkı yoktur! Öğreneceksiniz!
Ya bu mektepteniz (Hz. Eba Ebdillah El Huseyn (a.s)’ın mektebindensiz); ya da değiliz!
Bizler ilahi imtihanı geçmek için yaratıldık!
Yaratıldığımız ilk günden beri imtihan içerisindeyiz:
Doğuşumuzdan, kundaklanmamızdan, ağlamamızdan, yemek yememizden, emeklememizden, yürümemizden taa nefes vereceğimiz âna kadar yaşadığımız her şey imtihandır!
Hatta can verirken nasıl uzanmak istediğimiz dahi imtihandır.
Bu imtihanların tamamından geçebilmemiz için tek bir şart vardır, bu şart:
Ali b. Ebu Talib (a.s)’ın velayetine teslim olma şartıdır.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın Ziyaretnamesi
Peygamberin oğlu, Allahın dininin mübelliği Hz. İmam Caferi Sadık (a.s), Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın velayete nasıl teslim olduklarını beyan buyuruyorlar.
Allahu Tebareke ve Teala, Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s)’a buyurdular ki:
Abbas’a ziyaretname yaz!
Masum İmam, Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’a ziyaretname yazıyor.
İmam İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu ziyaretnamede, Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın kim olduğunu açıklıyor.
İmam bu ziyaretnamede, Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ı velayete ulaştıran ve velayetten nimetlendiren özelliğini açıklıyor.
İmam Cafer Sadık (a.s), Allahu Tebareke ve Teala’nın buyruğu üzerine, Hz. Ebelfezl Abbas (a.s) için yazmış olduğu ziyaretnâmede şöyle buyuruyorlar:
Eşhedü enneke:
Şehadet ediyorum ki sen,
Lem tehin:
“Sen vazifeni yapmada (lem tehin), saniye kadarı geç kalmadın.”
Vazife ile karşı karşıya geldiğin zaman; vazifen iblağ edildiği zaman; vazifeni gördüğün zaman; vazifen sana söylendiği zaman “ama” demedin.
Sen vazifeni gördüğün zaman, ayakkabının olup olmamasına bakmadın.
Kılıcın var mıdır; yok mudur? bakmadın.
Vazifen düşman ordusunun içine girmekti; sen kılıcının bile olup olmamasına bakmadın.
Hüseyin dedi:
“Ebelfezl! Düşmana, git!”
Sen kılıcının var mıdır, yok mudur diye bakmadın.
Sen: “Ya Eba Ebdillah! Kılıcım vardır; ya da yoktur.” demedin.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s), o kadınların ve çocukların susuz olduğunu görmesine rağmen bunu neden İmam Hüseyin (a.s)’a söylemedi?
Neden “Ya Eba Ebdillah! Kadınlar ve çocuklar susuzdur.” demedi?
Biz böyle bir durumda olsaydık perdeyi yırtar mıydık?
Yırtardık.
Karşımızdaki kişi, Hz. Zehra (s.a)’nın oğlu Hüseyin b. Ali (a.s) dahi olsaydı, biz perdeyi yırtardık.
Neden?
Çünkü biz görev adamı değiliz.
Çünkü biz İmam’a teklif tayin eden kişileriz.
Biz imamın boynuna vazife koyarız.
Oysaki bizler (İmam’a teklif koyan kişiler değil) İmam Hüseyin (a.s)’dan teklif alması gereken kişileriz; bizim vazifemiz, İmam’dan emir almaktır.
İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyuruyor ki:
Ey Amcam Abbas!
Ben şehadet ediyorum ki sen, Allahu Tebareke ve Teala’nın Hüccetine karşı yapman gereken vazifede bir ân dahi gecikmedin.
Bu bir şeydir; ama bu bile bir şey değildir.
Ve lem tenkul:
“Başkalarının önüne koşarak geçtin; yarış yaptın.”
İmam’a cevap veren (Lebbeyk diyen) fazla kişi yoktu; ama o cevap verenlerin de hiçbirisi senin tozuna dahi ulaşamadılar.
“Ve lem tenkul” yani İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyuruyor ki:
Ey Amcam Abbas! Sen, başka kimselerin; hatta kendi öz çocuklarının; hatta İmam’ın Öz çocuklarının bile İmam’ın yükünü omuzlamasını beklemedin; kendin üstlendin hem de öyle bir üstlendin ki yarış edercesine.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s) buydu.
Eğer bizde bu inanç olacak olursa, muhakkak olarak (kesinlikle) oraya ulaşacağız.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın özellikleri bu ziyaretnamede, Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) tarafından beyan buyrulmuştur.
Bunun için bu ziyaretnameye dikkat edin!
İmam Cafer-i Sadık (a.s) devamında şöyle buyuruyorlar:
Eşhedu leke bitteslim:
Şehadet ederim ki sen tam manası ile teslim idin.
Teslim olmak ne idi ise, sen o idin. Teslim olmak sana bir vazife değildi; sen kendin teslim olmuştun.
Sonrasında ise şöyle buyurdular:
“Vettesdiki; velvefai; vennasiheti lixelefin’nebiyyi sallallahu aleyhi ve alihil mursel”
Bakın Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), Hz. Ebelfezl Abbas (a.s) hakkında 4 özellik zikredip, buyuruyorlar.
Öncelikle bunu bilin ki, Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ı, Ebelfezl Abbas (a.s) yapan şey, bu 4 özelliğin kendisinde sırasıyla muhakkak olması idi.
Bu bizim için de böyledir.
Bu aynı zamanda bizim içindir.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s) bu 4 özelliğe sahipti.
Ama sormamız gereken bir soru var:
İmam Cafer-i Sadık (a.s) bunu niye beyan buyuruyorlar?
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s), şehit olduktan sonra bunların beyan buyurulmasının Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’a katacak neyi vardır?
İmam Cafer-i Sadık (a.s)’ın, Hz. Abbas’ın şehadetinden sonra, bunları beyan buyurmasının sebebi bizleriz.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s) öyle bir konum ve makamdadır ki:
Allahu Tebareke ve Teala’nın bizzat kendisi, Hz. Abbas (a.s)’ı selamlıyor!
Hz. Abbas (a.s)’ın şahıslar tarafından selamlanmaya ihtiyacı yoktur.
Meleklerin, Hz. Abbas (a.s)’ı selamlaması şart değildir.
Benim ile senin, Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ı selamlaması şart değildir.
Şart değildir demek, Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın bunlara ihtiyacı yok demektir. .
Çünkü Allahu Tebareke ve Teala bizzat kendisi Abbas’a buyuruyor:
اَلسَّلامُ عَلَيْكَ يا اَبا عَبْدِاللهِ وَعَلَى الاَْرْواحِ الَّتي حَلَّتْ بِفِنائِكَ
Esselamu aleyke Ya Eba Ebdillah ve elel ervahilleti hellet bi finaik!
Ya Eba Ebdillah! Sana ve ruhlarını sana feda edenlere selam olsun!
Bizim günahkar ağızlarımızdan çıkan selam oraya ulaşmıyor ki biz, “Hayır, Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’a faydası var.” diyelim
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s), bizim ölülerimiz gibi değil ki, biz onları kurtarmak için Kur’an okuyalım; namaz kılalım; ayet okuyalım; zikir edelim.
Biz, Ehlibeytin haremlerini ziyaret ediyor, namaz kılıp onlara hediye ediyoruz ama biz bunları, onlara bir şey katmak için yapmıyoruz; biz bunu onlardan bir şey almak için yapıyoruz.
Biz Kerbela’ya İmam Hüseyin (a.s)’dan bir şey almak için gidiyoruz.
Biz kum şehrine, Hz. Fatime-i Masume (s.a)’in haremine gidip; o haremin duvarındaki tozu öpüyoruz çünkü bize bir şey vermelerini istiyoruz.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s)’ın Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın buyurmuş olduğu bu özelliklerinin hepsinin sırası ile bizlerde gerçekleşmesi gerekir:
1- Teslimiyet
2- Tasdikiyet
3- Vefa
4- Nasihat ehli olma
Bu özelliklerin sırasıyla vakî olması lazımdır. Hem bizde vakî olması lazım; hem de buradaki maksat ki Kamer-i Ben-î Haşim Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’dır; Hz. Abbas (a.s)’da da sırasıyla vuku bulması gerekirdi ve buldu.
Hz. Abbas (a.s)’ın Azameti
1-Teslimiyyet
Bu özelliklerin ilki Veliyyullah’a teslim olmaktır
Evvela şunu söyleyeyim, Veliyullah’a teslim olmayan kişi Veliyullah’a iman etmemiştir.
Teslimiyyetin manasını biz burada özet olarak açıklayacağız; herkesin kendi kapasitesi ölçüsünde, bu manayı kendisinde yaşatması gerekir.
Bizler Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın teslim olduğu vech ile teslim olmayacak olursak bu bizim İmam’ı kabul etmediğimiz anlamına gelmektedir.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın teslim olduğu vech ile İmam’a teslim olmamak, İmam’ı kabul etmemektir.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s) gibi teslim olmamanın başka bir manası yoktur.
Teslim olmamanın manası budur.
İmam’ı/Veliyyullah’ı kabul etmenin; Resulullah’ı kabul etmenin dolayısıyla Allah’ın vahdaniyetini ve İlahlığını kabul etmenin yegâne yolu, Veliyyullah’a teslim olmaktır.
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın da teslimiyyeti bu şekilde olan bir teslimiyyettir.
Kendimize bir bakalım; bu teslimiyyet bizde var mı?
Eğer bu teslimiyyet bizde yoksa bile en azından şuna bakalım:
Biz bu teslimiyyetin peşinde miyiz yoksa bahanelerin arkasına mı sığınıyoruz?
Acaba bizler “O bana bıyığın kalın dedi”; “bu bana senin gözün eğridir dedi” vb. bahaneler mi arıyoruz?
Arıyorsanız şunu bilin:
“Biz muhtacız.”
Senin bahane üretme hakkın yoktur.
Eğer sen aç isen yemek yiyeceksin.
Bu durumda senin kepçeyi tutanla, yemeği dağıtanla işin olamaz?
Sen bunu biliyorsun ki sen yemek yemezsen öleceksin ve kendini de öldüremezsin!
Kepçenin kimin elinde olduğu seni ilgilendirmez?
Sen öyle bir yerde değilsin ki senin seçme hakkın olsun!
Sen kendine sınır belirleyemezsin!
Ben bunu yaparım; bunu yapmam diyemezsin!
Ben, sizi Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’a and veriyorum ve soruyorum
Siz getirmiş olduğunuz şehadetin manasını biliyor musunuz?
Kelime manasından bahsetmiyorum.
Yani siz gerçekten “La İlahe İllallah” ne demektir biliyor musunuz?
“Allah birdir ve onun ortağı yoktur” ne anlama geliyor, bilmiyor musunuz?
“Muhammed O’nun Resulüdür” ne demektir? Siz gerçekten Resul olmanın ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
Hepimiz diyoruz ki:
“İman edin, iman edelim “Siz, İman etmenin ne olduğunu biliyor musunuz?”
İman etmek gerçekten nedir?
Siz şehadet getirdiğinizde neyi seçtiğinizi biliyor musunuz?
“Muhammed Resulullah’tır!” bu ne anlama geliyor biliyor musunuz?
Bilin ki, Allah bize papağan gibi tekrar etmeyi emretmemişler!
Hz. Ebelfezl Abbas (a.s)’ın teslimiyyeti şöyle idi:
İmam Abbas(aleyhi ve âlâhu tehiyyetu vesselamur-Rahman) kendisini bütün aidiyyetlerden kurtarmıştı öyle ki artık Abbas diye bir vücud yoktu.
Cisim Abbasdı; konuşan dil Abbas’ın diliydi; o dilin eti, Abbas’ın diline ait olan etti; o ayaklar Hz. Kameri Beni Haşim (a.s)’ın fiziki ayağı idi ama Hz. Abbas (a.s) da aidiyet diye bir şey yoktu.
Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s), bir vücutta tecelli etmişti ve Abbas şeklinde konuşuyordu.
Teslimiyyetin manası:
1- Aidiyyetlerden kurtulmaktır.
2-Nefsi egoların, taleplerin ve teşviklerin tamamını ayaklar altına almaktır.
Eğer bizler hâla mal, mülk, ev ve araba sevgisinden kopamamışsak; Allah senin kalbine Hüseyin b. Ali (a.s)’ı koymaz.
Allah senin kalbin gibi bir kalbe İmam Hüseyin’i ve İmam Hüseyin’in sevgisini ve koymaz.
Şuna inanın! Allah’a inancınız varsa şuna inanın:
Bizim tanımış olduğumuz Hüseyin b. Ali (a.s), Hz. İmam Hüseyin b. Ali (a.s)’a ihanettir.
Bizim tasavvur etmiş olduğumuz Hüseyin, Allah’ın yeryüzündeki hak halifesi olan Hüseyin değildir.
Bunu bilin ki:
“Hüseyin Nurullah’tır!”
Sorum şudur:
Allah nurunu çirkefin içine koyar mı?
Hüseyin, Allah’ın kelamıdır!
Hüseyin, Allah’ın sözüdür!
Hüseyin, Allah’ın iradesidir!
İmam Hüseyin (a.s), Allah’ın ayetlerinin konuşan ve konuşturan; yapan ve yaptıran halidir.
Hüseyin, Allah’ın iradesinin yürüyen halidir.
Hüseyin, Allah’ın iradesinin seven halidir.
Hüseyin, Allah’ım buğzunun tecelligahıdır.
Hüseyin, Allah’ın hükmünün icra şeklidir.
Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s) bu kişidir!
Allahu Tebareke ve Teala, bu Hüseyin’i getirip bizim kalbimize koyar mı?
Biz bu halimizle bin tane puta tapıyoruz.
Vallahi; Billahi; Tillahi; Hüseyin’in Rabbine and olsun ki! Biz bu halimiz ile puta tapıyoruz.
Hüseyin’in mektebi bugün öldürülüyor.
Evvela bunu söyleyeyim: Hüseyin’in Mektebinin yaşamasının, Hüseyin’e hiçbir faydası yoktur; Allah’a ise hiç mi hiç faydası yoktur.
Allahu Tebareke ve Teala Hüseyin’i bizim kurtulabilmemiz için gönderdi.
İmam Hüseyin (a.s) bizim kurtulabilmemiz için şehit oldu.
Bugün Hüseyin’in Mektebi öldürülüyor.
Sizler ise şunu çok iyi biliyorsunuz:
“Hüseyin’in Mektebi olmazsa, siz de yoksunuz!
Allah’a andolsun ki!
Bu memlekette kendisini Ehlibeyt mektebine ait gören ne kadar kişi varsa; hepiniz bin defa Ehlibeyt’ten yüz çevirseniz (hatta gidip Yahudi dahi olsanız) karşınızdaki mektep sizi kabul etmeyecektir.
Siz onlara gidip: “Bizim Muhammed ile, Ali ile, Hasa ile, Hüseyin ile, Fatime ile ve evlatları ile işimiz yoktur” deseniz bile; onlar sizi kabul etmeyecekler!
Siz, kendinizi onlara kabul ettirmek için Anıtkabir’de meddahlık bile yapacak olsanız; onlar sizi kabul etmeyecekler.
Siz gidip düğünde dansöz bile oynatsanız onlar sizi kabul etmeyecekler.
Hüseyin’in Mektebi budur!
Biz, Hüseyin’in mektebine mecburuz!
Biz adam olabilmek için Hüseyin’e ve mektebine mecburuz!
Siz gidip farklı bir mektepten olmaya çalışsanız bile, o karşı mektep sizi kabul etmeyecek!
Onların size diyecekleri en hoş söz:
“Sen bizim ancak kölemiz olabilirsin çünkü senin, dedenin dedesinin dedesinin dedesi Hüseyin b. Ali’nin muhibbiydi. Sende de DNA kalıntısı olabilir bu sebepten dolayı sen ancak bize köle olabilirsin” olacaktır.
Yahudi zihniyetleri ile size bunu diyecekler.
Şimdi size bir soru soracağım; eğer gerçekten bir mezhebiniz varsa mezhebinizin hakkı için doğruyu söyleyin; eğer gerçekten bir Allah’a inanıyorsanız inandığınız Allah için doğruyu söyleyin:
Hüseyin’in mektebi şurada duruyor; diğer tarafta da sizin oğlunuz bir iş yapacak, bu durumda siz Hüseyin’e mi gider misiniz; yoksa Hüseyin’i yalnız bırakıp çocuğunuzun o işiyle mi meşgul olursun?
Vallahi! Siz bu halde iken derseniz ki:
Biz Hüseyin’in yanına gideriz, yalan konuşmuş olursunuz. Biz bu halimiz ile ancak Hüseyin’e sadaka veririz!
Bizim Şam ehlinden ne farkımız var?
Şam ehlinden bir farkımız var mı?
Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın 3 yaşındaki kızı Hz Rugeyye (s.a) şehit olduğu zaman, Hz. Ümmü Gülsüm bint-i Ali (s.a), kendisini Hz. Rugeyye (s.a)’in mezarının üzerine atmıştı ve çok ağlıyordu.
Hz. Ümmü Gülsüm (s.a), Hz. Rugeyye (s.a)’in mezarının üzerinden kalkmıyordu.
Hz. Zeynep (s.a) ne yaptıysa da bacısını, Hz. Rugayye (s.a)’in mezarının üzerinden kaldıramadı; Hz. Ümmü Gülsüm (s.a), o Mezar-ı Şerifin üzerinden kalkmıyordu.
Hz. Zeyneb-i Kübra (s.a) buyurdu:
Bacım! Ne oldu ki, sen Rugeyyen’in mezarına böyle yapıştın ve kalkmıyorsun?
Hz. Ümmü Gülsüm (s.a) dedi:
Bacı! Şam’a girdiğimiz zaman, Rugeyye benim bağrımı yaktı!
Hz Zeynep dedi:
Bacı ne oldu? Rugeyye sana ne dedi?
Hz. Ümmü Gülsüm (s.a) dedi:
Şam’a girdiğimiz zaman Rugeyye benim yanıma geldi. Bizi seyretmek için gelen cemaatin içindeki çocukların elinde ekmek vardı.
Rugeyye bana dedi ki:
Emme (Hala) Vallahi, ben acım!
Kendinize iyi tartın ve düşünün!
Şam ehli ile aranızda bir fark var mı?
Biz kalkıp İmam Hüseyin (a.s)’ın kızına sadaka veriyoruz.
Biz gerçekten İmam Hüseyin (a.s)’ın mektebinin içinde miyiz?
Biz bu halimiz ile Velayetten beklenti mi içindeyiz?
Biz bu halimiz ile Abbas b. Ali mi olmayı bekliyoruz?
Bizim varımız, yoğumuz; her şeyimiz, Rugeyyedir. Nefesimiz Rügeyyenindir.
Biz kimiz? Biz neyin krallığını yapmaya çalışıyoruz?