İmam Mehdi (a.s.a.f)

İçindekiler

Bu sebepten dolayı da bu iki İmam'ı özelliklede Hz. İmam Hasan Askerî'yi (a.s) çok sıkı gözetim altında tutarak Hz. İmam Mehdi'nin  (a.s) doğumuna engel olmaya çalışmışlardı. Bu sebepten dolayı da Hz. İmam Mehdi (a.s)'ın anne karnında olduğu dönem insanlardan gizli tutulmuştur.

Hz. İmam Hasan Askerî (a.s), Ben-i Ümeyye ve Abbasîlerin Ehlibeyte olan düşmanlıkları hakkında şöyle buyurmuşladır: "Onların biz Ehlibeyte olan düşmanlıklarının sebebi, bunun gibi mutevatir hadislerdir:
..........
Hz. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
O'nun (Hz. İmam Mehdi'nin) özelliklerinden birisi şudur: Gizli ve saklı bir şekilde dünyaya gelecektir.
Birçok hadiste ise şöyle buyurulmuştur:
Hz. İmam Mehdi ...(Allah zuhurunu acil etsin) Hz. İbrahim'e ve Hz. Musa'ya... vardır.
Hz. İmam Mehdi'nin doğumundan sonra.... has yarenlerinin haricinde hiç kimse o Hazreti göremiyordu ve onlarda nadiren görüyorlardı.
Muntahab-ul Eser s.291

Merhum Meclisî bu husuta şöyle demiştir:
O Hanımefendiye nurdan bebeğe sahip olduğu için sahip olduğu öz nuraniyetten dolayı Sukeyl yada Sekila adı verilmiştirin anlamı şudur:

Bihar-ul Envar c.51 s.15

Bunun üzerine Ha Mim (Secde) ve Yasin surelerini okumaya başladım. Nercis Hatun uykudan uyanıp doğruldular. Yanına gittim ve dedim: “Hanımım! Selam olsun sana! Bir şeyler hissediyor musun?”
Dedi ki: “Evet, benim Efendim.”
Dedim: “Kendini toparla ve rahatlamaya çalış.”
Bunları söyleyince uyku bana galebe etmeye başladı…
Efendimin seslenmesi ile uyanıp kendime geldim ve ………
örtüyü kaldırdım Efendimi (Hz. Mehdi’yi) secde halinde gördüm, kucağıma aldım, pak ve tertemizdi.
Eba Muhammed bana seslenerek buyurdular: “Halacığım! oğlumu bana getirin.”
Bende söylediğini yaptım. İmam Hasan Askerî (a.s) mübarek dilini onun ağzına koyduktan sonra ellerini gözlerine, kulaklarına, kol ve bacaklarına çektikten sonra buyurdular: “Oğlum! Konuş.” Bunun üzerine çocuk konuşmaya başladı ve şöyle dedi:

Hicri Kamerî 329 yılında başlayan Gaybet-i Kübra dönemi Ehlibeyt İmamiyye Mektebinin tarihinde yeni bir başlık açmıştır. Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybeti bir taraftan uzamakta ve diğer taraftan da ortaya çıkan yeni şüpheler yeni kitapların yazılmasını gerekli kılmıştı. Bu sebeplerden dolayı da Şia uleması ve fakihleri işe koyulmuş çok değerli ağır eserler ortaya koymuşlardır. Bu dönemde yazılmış olan paha piçilmez eserler şunlardır:

1-El Gaybet-î Numanî (H.K 360)

Adı, Muhammed b. İbrahim b. Cafer’dir, Ebu Zeyneb olarak meşhur olmuştur. Numaniye şehrinin köylerinden birisindendir. Kendisi Bağdat şehrine hicret etmiş ve Kuleynî’den (h.k329) ve İbn-i Ukbe’den (h.332) hadis nakletme ilmini öğrenmiştir. Daha sonra Suriye’ye hicret etmiş ve Hicri 360 yılında orada vefat etmiştir.

Hicri 260 yılında 11. İmam’ın şehadetinden sonra Şiaların şaşkınlık içine girmesinden dolayı Numanî, Hz. Peygamber’in (s.a.a) ve İmamların (a.s) hadislerine dayanarak 12. İmam’ın gaybete çekilmesinin gerekliliği ve zaruretini El-Gaybet kitabını yazarak ispatlamıştır.

Numanî, bu konudaki verilerin büyük çoğunluğunu hiçbirinin akide ve inancına bakmadan kadim ulemadan almıştır. Bunlardan bazıları Hasan b. Mahbub (h.k224), Fazl b. Şazan (h.k260), Hasan b. Samae Vakıfî (h.k263), İbrahim İshak Nehavendi Gali (h.k286), Kuleynî (h.k329), Meşhur Zeydî Fakih İbn-i Ukde (h.k333) ve Mesudî’dir (h.k345). Bu ve bunlara benzer kadim ulema, Hz. İmam Mehdi (a.s) ve onun gaybeti hakkında kitap yazmış olan alimlerdir.

Numanî, Mesudî’den sonra İmamlara (a.s) ait olan hadislere yapmış olduğu tefsirleri bir araya toplamıştır. Bu hadisler, Hz. İmam Mehdi’nin Suğra ve Kübra olmak üzere iki gaybetinin olacağını ve Suğra gaybetin H.329 yılında Hz. İmam Mehdi’nin 4. naibinin vefat edip dünyadan ayrılmasına kadar süreceğini ve o tarihten itibaren Kübra gaybetin başlayacağını kesin bir şekilde ispatlamıştır.

2-Kemal-ud Din ve Temam-un Nimet, Şeyh Saduk (h.k381)

Rical ilmi alimleri içinde 3 tane büyük rical ilmi alimi vardır ve onlar, “Ali b. Hüseyin ve iki oğlu Ebu Abdullah Hüseyin ve Ebu Cafer Muhammed Saduk’tur.”
Babaveyh, onun büyükbabasının adıdır. Ali b. Hüseyin Babeveyh, Şeyh Saduk’tur ve İbn-i Babeveyh olarak meşhurdur. Amcası, Muhammed b. Musa b. Babeveyh’in kızı ile evlendi ama çocuk sahibi olamadı. Bu yüzden Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) naibi, Hüseyin b. Ruh’a ve onun aracılığı ile Allahu Teala’nın kendisine evlat vermesi için İmam’ın dua etmesini istedi.
Hz. İmam Mehdi (a.s) kendisine göndermiş olduğu mektupta bu eşinden çocuk sahibi olamayacağını ama çok yakın bir zamanda sahip olacağı Deylemli bir cariyeden Allah’ın kendisine iki fakih evlat vereceğini haber verdiler. Bu haberden sonra İbn-i Babeveyh’in Muhammed, Hasan ve Hüseyin adında 3 oğlu oldu, Hasan, ibadet ve zühd ile iştiğal ederken Muhammed ve Hüseyin iki büyük fakih oldular.
El-Gaybeti Lit-Tusi s.188

İbn-i Babeveyh Hicri 4. asırda Şia’nın en büyük alimlerinden birisi idi ve bir çok değerli eser kaleme almışlardır.
Merhum Muhaddis Kummî şöyle yazmıştır:
“İbn-i Babeveyh’in 300 civarında yazılı eseri vardır ve bu eserler fıkıh, usul, tefsir, Hz. Peygamber’in (s.a.a) ve Ehlibeyt’in siyeri, Ehlibeyt’in faziletlerinin delilleri, gaybet, gaybetteki İmam’n zuhur nişaneleri, Mukaddes Meşahidin ziyaret adabı ve başka ülkelerdeki alimlerin sormuş oldukları sorulara verilen cevapları içermektedir.

Bu kitaplardan bazıları şunlardır:
Men La Yehzurul Fakih, Tevhid-i Saduk, Risale-i İtikad, Hisal, Kemal-ud Din, Uyun-u Ahbar Er-Rıza…
Hicri Kamerî 381 yılında vefat etti ve şimdi dahi İbn-i Babeveyh Mezarlığı olarak meşhur olan Rey şehrindeki kabristana defin edildi. Babası Ali b. Hüseyin’in kabri kum şehrindedir.

Muhammed b. Ali b. Babeveyh’in, “Kemal-ud Din ve Temam-un Nimet” isimli kitabı Gaybet hakkındadır ve bu kitapta olan bilgilerin tamamı H.260 yılından önce yazılmış olan Şia’nın kaynak kitaplarına dayanmaktadır.
Kemal-ud Din s.19

4-El Fusul-ul Aşere fil Gaybet-i vel İrşad, Şeyh Müfid (h.k413)

Muhammed b. Muhammed b. Numan, Şeyh Müfid olarak meşhurdur. 12 İmam Şialarının taklid Mercii idi. Bu büyük alimin döneminde gaybet meselesi kelamî açıdan tartışılmaya başlandığı için Hz. İmam Mehdi’nin gaybetini savunma istikametinde 5 makale yazmasının yanında “El Fusul-ul Aşere fil Gaybet-i vel İrşad” adında bir kitapta yazmıştır. Bu kitapta Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) h.260 yılından önceki gizli hayatı hakkında çok önemli bilgiler vardır.
Şeyh Müfid, El Fusul-ul Aşere fil Gaybet-i vel İrşad adlı kitabında hadis nakli konusunda Merhum Kuleynî ve Numanî’nin yolunda gitmiş ve herşeyden önce Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) var olduğunu ispatlamış ve daha sonra o Hazret’in ömrünün, diğer insanların ömründen neden daha uzun olduğunu açıklamışlardır.
12. İmam’ın Siyasi Tarihi Kitabı s.26

5-El-Geybet, Şeyh Tusî (h.k460)

Muhammed b. Hasan El Tusî (r.a) Şia’nın büyük alimlerinden birisidir. Kitaplarında Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybet meselesine yer vermesinin yanında bu konu hakkında çok önemli kaynaklardan olan “El-Gaybet” kitabını da yazmıştır. Bu kitaplarda hem hadislerle hem de aklî delilllerle 12. İmam’ın, Hz. İmam Mehdi ve Kaim (a.s) olduğunu ve gaybette olması gerektiğini ispatlamıştır.

Şeyh Tusî, bir takım Şia grupların Kaim’in Hz. İmam Ali b. Ebu Talib (a.s), Muhammed Hanefî, Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), Muhammed b. İsmail ve İmam Musa Kâzım olduğu iddialarını reddetmiştir.

Şeyh Tusî (r.a), Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) 4 naip-vekilinin yapmış oldukları gizli faaliyet ve çalışmalar hakkında “Ahbar-ul Vukela-ul Arbaa” kitabında çok önemli bilgiler vermişlerdir.
12. İmam’ın Siyasi Tarihi s.27

Gaybet Hakkında Yazılmış Rical Kitapları

Gaybet hakkında yazılmış olan diğer bir grup kitaplar ise rical kitaplarıdır. Bu kitaplar ravilerin ve hadis toplayanların hayatı, itikadları ve siyasi eğilimleri yazılmış ve güvenilir olup olmadıklarından bahsedilmiştir. Bu kitaplardan bir tanesi “12. İmam’ın Siyasi Tarihi” kitabıdır. Bu kitap okuyucusuna İmamlarla vekillerinin, özelliklede Gaybet döneminde İmam Mehdi (a.s) ile vekillerinin ve o Hazret’in vekillerinin Şia alimleri ile ilişki ve irtibatlarının nasıl olduğunu anlatmaktadır.

12. İmam’ın İmametine inanan alimler bu konu ile ilgili olarak Hicri 4 ve 5. asırlarda 4 kitap yazmışlardır ve o kitaplar şunlardır:

1-Marifet-ul Nakilin Enil Eimmetis-Sadıkin, Keşi

Muhammed b. Ömer Keşi, Samerkand yakınlarında olan Keş ahalisindendir, aynı yerde Şia alimi olan Muhammed b. Mesud Samerkandi’den eğitim almış ve hayatının tamamını aynı şehirde geçirmiştir. Şeyh Tusî’nin yazdıklarına göre Hicri Kamerî 368 yılında vefat etmiştir.
Rical-i Neşai s.288; El-Rical s.458

Keşî vermiş olduğu bilgileri 53 ayrı raviden nakletmiş olduğu verilere dayanarak vermesine rağmen bilgisinin asıl kaynağı Ali b. Muhammed b. Kafibe Nişaburî’dir.
Rical-i Neşai s.197

2-Ahbar-i Marifet-u Rical, Şeyh Tusî

Muhammed b. Ömer Keşi, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Gaybet-i Suğra döneminde yaşamıştır ve O Hazret’in Horasandaki vekilleri ile çok sıkı ilişki ve irtibat içinde idi.
Keşî’nin “Marifet-ul Nakilin Enil Eimmetis-Sadıkin” kitabı, (Şeyh Tusî gibi) alimler için çok önemli bir kaynak olmuştur ve Şeyh Tusî, o kitabı özet-hulase hale getirip “Ahbar-i Marifet-u Rical” adında kaleme almıştır.
Külliyat-u fil İlm-il Rical, Allame Cafer Subhani s.52

3-El Fihrist-ul Rical, Şeyh Tusî

Şia ulemasının yazmış oldukları 4 kitaptan 2 tanesini, Şeyh Tusî’nin yazmıştır. Merhum Şeyh Tusî (r.a), bu iki kitapta sahih ve muhkem deliller ile Gaybet-i Suğra döneminde İmam Mehdi’nin (a.s) vekilleri ile ve o Hazret’in vekillerinin de Şia uleması ile nasıl ilişki ve irtibat kurduklarını okuyucularına ispatlamaktadır.
12. İmam’ın Siyasî Tarihi s.29

4-Fihrist-i Musnefi Eş-Şia, Necaşî (h.k450)

Şia’nın rical hakkında yazılmış olan 4. kitabının sahibi Ahmed b. Ali Necaşî’dir. Necaşî, Kufe ehlindendir. Öğrenimini tamamladıktan sonra Bağdat’a gitmiş ve orada Şia’nın büyük alimlerinden olan ve Şialara liderlik yapan Seyyid Murteza’ya (h.k436) katılmıştır.
Necaşî, bu iki şehirde ellerinde Gaybet-i Suğra ile ilgili belge bulunan 45 Şii alim ile irtibat kurmuştur. Bu belgeler, İmametin muhtelif yönleri ile ilgili çok önemli bilgileri taşıyan belgelerdir.
12. İmam’ın Siyasî Tarihi s.29

Gaybet Hususunda İncelenmesi Gereken Genel Tarih Kitapları

Gaybet konusu hakkında dikkate alınması ve incelenmesi gereken diğer bir grup kitap ise genel tarih hakkında yazılmış olan kitaplardır ve onlardan bazıları şunlardır:

1-Taberi

Taberî h.k 310 yılında, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Gaybet-i Suğra döneminde yaşamıştır. Tarihî Taberî olarak meşhur olan kitabının adı, “Tarihî El-Resul vel Muluk’tur” ve bu kitapta Hz. İmam Mehdi’nin vekillerinin faaliyetleri hakkında hiçbir bilgi yoktur. Durumun böyle olması İmam’ın naip ve vekillerinin faaliyetlerinin gizli olduğunun delilidir. Buna mukabil İsmailîler gibi diğer Şia grupların h.k 296 yılına kadar kurmuş oldukları hükümete kadar yapmış oldukları mücadele ve çalışmalara yer vermiştir. Ayrıca bu tür grupların Gaybet-i Suğra döneminde iktidar olabilmek için Hz. Peygamber’in (s.a.a) Hz. İmam Mehdi (Kaim) hakkında buyurmuş oldukları hadislerin kaynağını ve onları nasıl kullandıklarını kitaplarında yazmışlardır.

2-Mesudî

H.k 346 yılında ölen Mesudî, Gaybet-i Kübra döneminde yaşamıştır. Mesudî kitabında Abbasîlerin Ehlibeyt İmamlarına ve onların taraftarlarına yapmış oldukları baskı ve zulümleri yazıp kayıt altına almış olması bu siyasetin, Gaybet olayının vuku bulmasındaki çok büyük etkisini ortaya koymaktadır. Bu hakikatler Mesudî’nin yazmış olduğu “Muruc-uz Zeheb, Et-Tesniyyetu vel Eşraf ve İsbat-ul Vasiyyet” kitaplarından açıkça elde edilmektedir.

3-İbn-i Esir

H.k 630 yılında ölen İbn-i Esir, “El Kamil-u Fit-Tarih” kitabında Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) adlarına ve vekillerinin sayısı hakkında olan ihtilaflar hususunda çok önemli bilgiler vermektedir. Bu ihitlafların çıkmasında Gullatların ve Şelgamîlerin çok büyük rolünün olduğunu yazmıştır.

Son Asırda Yazılmış Olan Kitaplar

Bu kaynakların haricinde son asırda da Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti ve siyasi hayatı hakkında çok sayıda kitap yazılmıştır. Bu kitaplar, hem O Hazret’in siyasi hayatının nasıl olduğunu ve hem de vekillerinin yapmış oldukları gizli faaliyetlerin nasıl olduğu hakkına çok önemli ve hassas bilgiler vermektedir. Onlardan bazıları şunlardır:
1- Muntahab-ul Eser Fi İsna Eşer, Ayetullah Safi Gulpeyganî
2-Tarih-ul Gaybet-i Suğra, Seyyid Muhammed Sadr
3-12. İmam’ın Siyasî Tarihi, Dr. Casım Hüseyin
4-Heyat-ul İmam Muhammed El Mehdi, Bakır Şerif El-Kureyşî

160-Gaybet-î Numanî

Gaybetî Numanî kitabı, Ebu Zeyneb adı ile meşhur olan Muhammed b. İbrahim b. Cafer b. Ebu Abdullah Numanî’nin yazmış olduğu kitaptır.
Numanî (r.a), İmamiyye Şiasının büyük alimlerinden olup “Usul-u Kafî” kitabının sahibi Kuleynî, İbn-i Ukde, Muhammed b. Ahmed Sefvanî ve “Murevvic-uz Zeheb” kitabının sahibi Mesudî ile aynı dönemde, Gaybet-i Suğra döneminde yaşamıştır.

Gaybet-i Numanî, en eski ve en güvenilir kitaplardan birisi olup Şia ulemasının yanında en değerli kitaplardan birisi olarak kabul edilmektedir. Bu değerli kitap hakkında Merhum Şeyh Müfid şöyle buyurmuştur:
“Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti hakkında bilgi sahibi olmak isteyen kimse Gaybet-i Numanî kitabına müracaat etsin, en kapsamlı kitaptır.”

Gaybetî Numanî, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybeti ve 12 İmam’ın imametinin ispatı hakkında tek başına yeterlidir. Gaybetî Numanî, 26 babdan oluşmaktadır ve her bir bab kendi hakkında çok önemli ve hassas konuları açıklamaktadır. Bu babların herbirisinde nakledilmiş olan rivayetler Kur’an ayetleri ile desteklenmesinin yanında Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ve O’nun tertemiz Ehlibeyti’nin hadisleri ile de teyit edilmektedir. Ayrıca bu kitapta yazılmış olan hadislerin çok büyük bir kısmı Sünni uleması tarafından kabul edilmiş ve kitaplarında yazılı olan hadislerdir.

161-İmam Mehdi (a.s) Hakkındaki Kitaplar

Kitapnameî İmam Mehdi kitabında, O Hazet hakkında yazılmış olan kitapların tamamının isimleri fihrist olarak yazılmıştır. 1996 yılında 2 cilt olarak yayınlanmış olan bu kitapta 2000 bağımsız kitabın adı bulunmaktadır.

162-Sünni Ulemasının İmam Mehdi (a.s) Hakkında yazmış oldukları Kitaplar

Hali hazırda büyük Sünni alimlerin Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında yazmış oldukları 70 müstakil kitap elimizde bulunmaktadır.

163-Teşerrufat Kitapları

Muasır ve önceki bilim adamları Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) huzuruna müşerref olanların olayları ile bir çok kitap yazmışlardır. Onlardan bazıları şunlardır:
1-Tebsiret-ul Veli Fimen Rea Kaim El-Mehdi, Seyyid Haşim Behranî
2-Tezkiret-ut Talib Fimen Rea İmam El-Mehdiyyil Gaib, Meysem Irakî
3-Dar-us Selam Fimen Faze Be Selam-il İmam, Merhum Nuri
4-Bida-us Selam Fimen İçtemee Bil İmami, Seyyid Cemaleddin Muhammed Tabetabai
5-El Behçetu Fimen Faze Bi Lika El-Hücceti, Mirza Muhammed Naki İsfehanî
6-El-Ebkeriyyul Hisan, Ali Ekber Nihavendî

164-İmam Mehdi’nin Hayatının Evreleri

Hz. İmam Mehdi’nin hayatı 3 evreden oluşmaktadır. Bunlar, “Gizlilik Dönemi, Gaybet-i Suğra, Gaybet-i Kübra” dönemleridir. İmam’ın zuhur ve zuhurundan sonraki dönemleri de O Hazret’in hayatının bölümlerinden sayılmaktadır ve bu 2 bölüm kelamî açıdan ele alınmaktadır.

165-Gizlilik Dönemi

Bu dönem, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) h.k 255 yılında doğmasından, babası Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) h.k 260 yılında şehit edilinceye kadar babasının yanında olduğu dönemdir.

166-İmam Hasan Askerî (a.s) ve Gizlilik Dönemi

İmam Hasan Askerî (a.s), bu dönemde iki tane çok önemli ve hassas görevi yapmak ile görevli idi. Bu vazifelerin ilki, oğlu Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) Abbasi halifelerinin şerrinden korumaktı; diğeri ise o Hazret’in olduğunu ispat edip 12. İmam olarak imametini ilan edip duyurmaktı.
Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) bu iki vazifeyi de en iyi ve olması gerektiği şekilde yapmışlardır. Hem o Hazret’i sarıp kuşatan çok büyük tehlikelerden korumuş ve hem de uygun olan bütün fırsat ve imkanları kullanarak dost ve yarenlerine tanıtmışlardır. Ama Abbasilerin uygulamış oldukları şiddetli baskı ve Hz. İmam Mehdi’yi ele geçirmek için almış oldukları sayısız ve şiddetli tedbirlerden dolayı O Hazret’in doığumundan sadece belirli bir kesim haberdar olmuştur ve onlardan bazıları:
“Ebu Haşim Caferî, Ahmed b. İshak ve 11. İmam’ın 2 halası Hz. Hekime Hatun ve Hz. Hatice Hatun’dur.”
12. İmam’ın Siyasi Tarihi s.124

167-Ona Tabi Olun

Muaviye b. Hekim, Muaviye b. Eyyüb b. Nuh ve Muhammed b. Osman b. Ömerî şöyle nakletmişlerdir:
Şialardan 40 kişi Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) huzurunda bir arada idik. İmam Hasan Askerî (a.s) oğlunu bize gösterdi ve şöyle buyurdular:
“Benden sonraki İmamınız budur. Benim yerime bu geçecektir. Ona tabi olup itaat edin ve ondan kopup uzaklaşmayın, helak olursunuz dininiz heba olur. Şunu da bilin ki, bu günden sonra bir daha onu göremeyeceksiniz.”
Kemal-ud Din s.435, Keşf-ul Ğumme c.2 s.527, Bihar-ul Envar c.52 s.25, Muntahab-ul Eser s.355-357

168-İmam Mehdi’nin Gizliliği

Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)i oğlunu (Hz. İmam Mehdi’yi) koruyup muhafaz edebilmek için güvenilir ve emniyetli bir yere göndermişti. Tarihî belgeler Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) oğlunu ilk önce Samerra’da ve daha sonraları ise Medine’de güvenilir bir yerde sakladığını göstermektedir. Hz. İmam Mehdi (a.s), Medine de babası Hz. İmam Hasan Askerî’nin büyükannesinin yanında yaşıyorlardı.
12. İmam’ın Siyasi Tarihi s.124

Şeyh Saduk şöyle nakletmiştir:
Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) oğlunu dünyaya geldikten 40 gün sonra gizli bir yere gönderdi ve daha sonraları annesine geri getirildi.
Kemal-ud Din s.429

Mesudî şöyle rivayet etmiştir:
“Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) H.259 yılında annesi Hudeysiye’ye hacca gitmesini söylediler ve o tarihten sonra Hudeysiye ve torunu, Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) samimi dostlarından olan Ahmed b. Mutahhar ile birlikte Mekke’ye gittiler.
İsbat-ul Vasiyyet s.247-253

Hac ibadetinin yapılmasından sonra Medine’ye gidip İmam Mehdi’yi (a.s) orada saklamış olmaları kuvvetle muhtemeldir.
12. İmam’ın Siyasi Tarihi s.124

Bu İhtimali destekleyen bir takım rivayetler vardır:
Ebu Haşim Caferî, Hz. İmam Hasan Askerî’ye sordu:
“Sizin vefatınızdan sonra yerinize geçecek İmamı nerede arayalım?”
İmam buyurdular:
“Medine’de”
Usul-u Kafî c.1 s.328

Hz. İmam Muhammed Takî’nin (a.s) buyurmuş oldukları şu sözde bu ihtimali doğrulmaktadır:
Soruldu: “Hz. Kaim’i (a.s) nerede arayalım?”
Buyurdular: “Medine’de (şehirde)”
Soruldu: “Hangi şehirde (hangi Medine’de)
Buyurdular: “Bizim bu şehrimiz de. (Bizim bu Medinemiz de) Bunun dışında bizim medinemiz/şehrimiz mi vardır?
12. İmam’ın Siyasi Tarihi s.124-125

169-Hz. İmam Mehdi’nin Mekan ve Meskeni

Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) hakkındaki tartışma konularından bir tanesi de o Hazretin yaşadığı ve sükunet ettiği yerdir. Acaba İmam Mehdi (a.s) özel bir yerde mi yaşamaktadır? Eğer özel bir yerde yaşıyorsa orası neresidir? Eğer özel bir yerde yaşamıyorsa nasıl tanınmadan yaşayabiliyor?
Bu konuda elimizde muhtelif ve birbirinden farklı rivayet ve bilgiler bulunmaktadır ama bu hadislere geçmeden önce bir hususun açıklanması önem arz etmektedir ve o konu ise şudur:
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybette olması şahsi bir mesele midir yoksa ilkesel bir konu mudur?
Bir başka ifade ile diyecek olursak:
“Hz. İmam Mehdi’nin hiç bir şekilde ve hiç bir zaman insanlar ile irtibat içinde olmadığı bir hayatı mı vardır, acaba hiç kimsenin o Hazret’in yerini bulabilmesi mümkün değil midir? Yoksa o Hazret insanların içinde ve arasında hiç kimsenin kendisini tanımayacağı bir şekilde mi yaşamaktadır?”
Bu iki durumunda incelenip araştırılması gerekir?

1-Bir takım hadislerde Hz. İmam Mehdi (a.s) için özel bir yaşam alanı belirtilmemiş ve o Hazret’in dağlarda ve çöllerde yaşadığı beyan buyurulmuştur:
Mesela Hz. İmam Mehdi (a.s), Mehziyar’ın oğluna şöyle buyurmuşlardır:
“Mehziyar’ın oğlu! Babam İmam Hasan Askerî (a.s) sarp dağlarda ve çetin çöllerde yaşamamı emretti ve benden söz aldı.”
El-Gaybetî Tusî s.266
Bu türden olan hadislere göre Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) insanların kendisine ulaşamayacağı uzak ve çetin yerlerde ve hiç kimsenin o Hazret’in yaşadığı yeri öğrenebilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Bu hadislere göre İmam’ın nerede ve hangi bölgede yaşamakta olduğu belli değildir.

2-Bir takım rivayetlerde ise Hz. İmam Mehdi’nin yaşamakta olduğu bölge muayyen edilmiş ve hatta yaşamakta olduğu bölgenin hudutları da belirtilmiştir.
“Hadislerde Medine ve etrafı için “Rızva Dağı”, Mekke ve etrafı için ise “Zi Tuba” adları kullanılmıştır.”
El-Gaybetî Tusî s.162; Bihar-ul Envar c.52 s.153; El-Kafi c.1 s340; El- Gaybetî lil Numanî s.182

3- Üçüncü grup hadislerde yer alan hadisler de tıpkı birinci grup hadislerde olduğu gibi İmam Mehdi’nin (a.s) yaşamakta olduğu yer belirtilmemekte ve ama tanınmayacak bir şekilde insanların arasında yaşadığı beyan buyrulmuştur.

Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Bizim Kaimimiz, Hz. Mehdi’nin Yusuf Peygamber ile de benzerliği vardır. Allahu Teala’nın Yusuf için yapmış olduğu şeyi Hücceti için de yapması inkar edilemez bir hakikattir.
Sahib-ez Zaman, hakkı elinden alınmış olan o mazlum, insanların arasında çarşı ve pazarlarda dolaşıyor, ayağını dostlarının evlerindeki yaygıların üzerine koyup oturuyor ama insanlar onu tanımıyorlar. Allahu Teala onu kendisini tanıtma iznini vereceği güne kadar bu böyle olacaktır. Yusuf’un kardeşleri, Yusuf’a “Sen Yusuf’sun!” dedikleri zaman, “Evet, ben Yusuf’um!” dediği gibi.
El- Gaybetî lil Numanî s.182

Bu hadis-i Şerif Hz. İmam Mehdi’nin gaybetinin ilkesel bir gaybet olduğunu, toplumun içinde olduğunu, insanlar ile ilişki ve irtibatının olduğunu, Dinî merasimlere ve Hac merasimlerine katıldığını ama tanınmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır ve bunun benzeri olay önceki zamanlarda da olmuştur.
Normal insanlar bir müddet tanınmadan bir yerde yaşayabilirler. İnsanlarla git-geli olabilir ama hiç kimsenin onun aslında kim olduğunu bilmemesi mümkün olabilir.

Peki bu üç grupta olan hadisleri bir bütün olarak kabul edebilmek mümkün müdür?

İmam Mehdi’nin (a.s) normal ve sıradan bir yaşam tarzının olması akıl ve ananelere uygun olan yaşam şeklidir çünkü bu tür bir yaşam tarzı hassasiyet uyandırmadığı gibi o Hazret için de en rahat ve en doğal olan yaşam şeklidir. İmam’ın böyle bir hayatının olması, o Hazret’in zamanının çoğunu yada özel günlerde Mekke’de olmasına ters düşmemektedir.
Yine kimi zamanlarda doğal yaşamın tehlikeli bir hale gelmesi ve gaybetin felsefesi ile çelişmesi de mümkündür. Bu durumda toplumdan ayrılıp uzak ve ıssız yerlere gitmesi tabii bir şeydir. Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s), İmam Mehdi’ye sarp dağlarda ve zor çöllerde yaşamasını emir buyurmuş olmasının sebebi bu tür durumlar olabilir.
Evet, birbirinden farklı olan bu üç grup hadisler, aslında birbiri ile zıt çelişkili hadisler değildir. Tanınmadan adı belirlenmiş bir yerde yaşamak mümkün olduğu gibi zaruret zamanlarında sarp dağlarda ve ulaşılması mümkün olmayan çöllerde yaşamakta, insanların arasında gizli ama doğal bir yaşamla yaşamakla da çelişmemektedir.

170-Hz. İmam Mehdi’nin Eş ve Çocukları

Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybetinin felsefesi dikkate alındığı zaman ki o Hazret’in, gizli ve tanınmadan yaşaması gerekmektedir. Şöyle bir soru ile karşılaşılmaktadır:
Böyle bir durumda İmam’ın evlenmesi ve eş ve çocuk sahibi olması o Hazret’in gaybetine uygun mudur?

Bu hususta elimizde bulunan kaynakların senetlerinde sıkıntı ve sorunların olmasından dolayı kesin bir netice ortaya koyamamaktayız. Bu durumda 3 ihtimal ortaya çıkmaktadır.
1- Hz. İmam Mehdi (a.s) hiç evlenmemiştir.
2-Evlenmişlerdir ama çocukları yoktur.
3-Evlenmişlerdir ve çocukları vardır.

1-İmam Mehdi (a.s) Hiç Evlenmemiştir

Birinci ihtimale göre Hz. İmam Mehdi (a.s), Masum İmam olmasına rağmen İslam’ın önemli ilkelerinden bir tanesini terk etmiş olmaktadır ve İmam’ın böyle bir şeyi yapmış olması mümkün değildir ama bir başka açıdan bu meseleye bakıldığı zaman şu neticeye ulaşılmaktadır:
“Evlenmek önemli (mühim) bir mesele iken gıybet ise çok önemlidir (ehemdir), bu durumda mühimmi ehemme feda etmenin hiçbir sakıncası yoktur.

2-İmam Mehdi (a.s) Evlenmişlerdir ama Çocukları Yoktur

İkinci ihtimale göre ise İmam, İslamın önemli ilkelerinden birisi olan evlilik ilkesini yerine getirmiş ama o Hazret’in yerinin ve içinde bulunduğu durumun ortaya çıkmaması için çocukları olmamıştır.
Bu durumda da şu sıkıntı ile karşılaşımaktadır:
“İmam’ın birisini kendisine eş olarak seçmiş olmaları durumunda İmam’ın eşinin ömrünün de tıpkı İmam’ın ömrü gibi uzun olması gerekir.”
Bunun böyle olduğuna dair elimizde hiçbir delil yoktur.
Eğer İmam’ın evlenmiş olduğu eşinin belli bir müddet sonra vefat ettiği ve İmam’ın bu şekilde İlahî emri yerine getirdiği ve eşinin ölümünden sonra da eşsiz ve çocuksuz yaşadığı durumu ortaya çıkmaktadır.

3-İmam Mehdi Evlenmişlerdir ve Çocukları Vardır

Üçüncü ihtimale göre ise İmam Mehdi (a.s) evlenmişlerdir ve çocuk ve torunları da vardır.
Bu ihtimal içinde kesin ve muhkem bir delil bulunmamaktadır, ayrıca İmam’ın çocuk ve torunları olacak olursa bunlardan birilerinin soylarının ve neseplerinin peşine düşme ihtimallerinin olmuş olması gaybet felsefesi ile çelişmektedir.
Bazı kimseler bir takım hadis ve duaları, bu üçüncü ihtimale delil olarak sunmaya çalışmış olsalarda onların ortaya koyduklarını delil olarak kabul etmek mümkün değildir.
Çeşm Be Rah-e Mehdi s.251

171-İmam Hasan Askerî’nin Vasiyetnamesi

İmam Hasan Askerî (a.s), oğlunu zalim hakim ve yöneticilerin tehlikesinden koruyabilmek için ona vasiyetinde yer vermedi ve gizli tuttu. İmam Hasan Askerî (a.s) bu hususta o kadar hassas ve dikkatliydi ki kimi zamanlar bir takım seçkin ashabına karşı da takiyye edip konuyu muğlak hale getiriyorlardı.

İbrahim b. İdris şöyle demiştir:
İmam Hasan Askerî (a.s) bana bir koyun göndermiş ve şöyle buyurmuşlardı:
“Bu koyun oğlumun akika kurbanıdır, onu kesip ailen ile birlikte yiyin.”
İmam’ın emrini yerine getirdikten bir müddet sonra huzurlarına müşerref olduğumda İmam, oğlunun dünyadan gittiğini buyurdular.
Bu olaydan sonra yine bir koyun göndermişlerdi ve yazmış oldukları mektupta şöyle buyuruyorlardı:
“Bu koyunu İmamın/Mevlan için akika et ve akrabalarınla birlikte birlikte yiyin.”
Bu olaydan sonra tekrar huzuruna müşerref oldum ama bu sefer hiçbir şey buyurmadılar.
Bihar-ul Envar c.51 s.22, İsbat-ul Hudat c.7 s.78, İsbat-ul Vasiyyet s.198

Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) da vasiyetin de bu tür muhafazakarlık yapmış ve yerine 5 vasi tayin etmişlerdi ve onlar zamanın Abbasî halifesi Mansur, Medine Valisi Muhammed b. Selman, oğulları Musa ve Abdullah ile Musa’nın annesi Hamide Hatun idi.
El-Kâfi Kitabı El İşaret ve Nas Babı s.109

172-İmam Mehdi’nin Babasına Cenaze Namazı Kılması

Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) şehadetlerinden birkaç gün önce şiddetli bir halsizlik ve rahatsızlık içine girmişlerdi. Abbasî Halifesi durumdan haberdar olduğu zaman devletin üst düzey öneticilerini bir grup tıbbi ekip ile birlikte İmam’ın evine gönderdi. Abbasi Halifesinin bunu yapmadaki gayesi İmam’ı tedavi etmenin yanında ortamı kontrol altına almak ve İmam’ın yerine geçecek kişi ile ilgili olarak şüpheli bir durumla karşılaşılması durumunda halifenin bilgilendirilmesi idi.
Bihar-ul Envar c.50 s.328

Nihayetinde Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) Hicri Kameri 260 yılının Rebiulevvel ayının 8. günü Samerra şehrinde Dünya’ya gözlerini kapadılar.

Şeyh Mufid şöyle yazmıştır:
“Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) vefat haberi yayılınca Samerra şehri mateme girmiş ve bütün çarşı ve pazar yerleri kapatılmıştı. Haşimoğulları, Devlet görevlileri ve halk her taraftan akın akın İmam’ın evine gidiyorlardı, sanki kıyamet kopmuştu. İmam’ın cenaze işleri tamamlandıktan sonra Abbasî halifesi, Mutevekkil’in oğlu Ebu İsa’yı İmam’ın cenazesine namazı kılmakla görevlendirdi.
El-İrşad c.3 s.324, Usul-i Kafi c.1 s.505

Bir başka rivayet ise şu şekildedir:
“Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) şehadetinden sonra cenaze işleri bitince İmam’ın kardeşi Cafer cenaze namazı kılmak için öne geçmişti ki topluluğun arasından çıkıp gelen bir çocuk, Cafer’i kenara iteleyip babasına cenaze namazı kıldılar.
Kemal-ud Din s.475
Bu iki rivayetten şunu anlamak mümkündür:
Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) cenazesine iki ayrı namaz kılınmıştır. Bunlardan bir tanesi toplu ve açıkça, diğeri ise gizli kılınmıştır.

Ebul Edyan şöyle demiştir:
“Hz. İmam Hasan Askerî’nin evine vardığım zaman cenazesinin kefenlenmiş olduğunu gördüm. Kardeşi Cafer, cenazeye namaz kılmak için öne geçti ama daha tekbir almadan bir çocuk çıkageldi ve Cafer’in elbisesinden tutup kenara çekti ve buyurdular:
“Amca! Sen kenara çekil! Babama cenaze namazı kılmaya senden daha çok liyakatliyim.”
Bunun üzerine Cafer, rengi kaçmış bir halde kenara çekildi.
Kemal-ud Din s.475

Bu rivayetler, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s), babasının cenaze namazını İmam’ın evinde ve belirli kişilerle kıldığını ortaya koymaktadır; Ebu İsa’nın İmam’a kıldırmış olduğu cenaze namazı ise resmi namaz olup İmam’ın kıldırmış olduğu namaz ile çelişir bir yönü yoktur.

173- Hz. İmam Mehdi’nin Amcası (Cafer-i Kezzab) Yalancı Cafer

Hz. İmam Ali Naki-Hadi’nin (a.s) Hasan (a.s), Hüseyin, Cafer, Muhammed ve Ali adlarında 5 oğlu vardı. Bu çocuklardan Cafer çok serkeşlik yaptığı için kendisine kezzab (yalancı) lakabı verilmiştir.

Hz. İmam Hadi (a.s), Cafer hakkında şöyle buyurmuştur:
“Cafer’den uzak durun! Kenan’ın, Hz. Nuh (a.s) ile irtibatı ne ise Cafer’in de benimle olan ilişki ve irtibatı aynıdır.”

Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) buyurdular:
“Benim ile Cafer’in durumu, Hz. Adem’in (as.) oğulları Habil ve Kabil’in durumu gibidir. Cafer beni öldürme imkanına sahip olmuş olsa idi kesinlikle öldürecekti ama Allah ona bu imkanı vermedi.”

Cafer, imamet iddiasında bulunuyor ve babasından sonra İmam Hasan Askerî’nin değil, kendisinin İmam olduğunu söylüyordu. Öye ki babasının irtihalinden sonra Abbasî Halifesinin yanına gitmiş ve şöyle demişti:
“Size 20.000 eşrafi göndereceğim ve karşılığında sizden, kardeşim Hasan’ı İmamet makamından azledip beni oturtmanızı rica ediyorum.”
Halife dedi:
“Sen çok ahmak birisin! İmamet, bizim elimizde olsa idi onu kendimize alırdık. İmam’ın kim oluğunu teşhis edebilenler ve Şialar, babandan ve kardeşinden görmüş oldukları mucizeleri senden görecek olurlarsa seni kendilerine İmam karar kılarlar. Bu durumda bizim yardımımıza ihtiyacın olmamış olur. Aksi durumda hiçbir zaman sana iman etmeyeceklerdir.
Bihar-ul Envar c.51 s.322

174- Hz. İmam Mehdi’nin Amcası (Cafer-i Kezzab) Yalancı Cafer

Cafer’in Hz. İmam Hasan Askerî’nin imameti döneminde çıkarmış olduğu fitneler hiçbir sonuç vermedi ise de kardeşinin şehadetinden sonra yeniden sahneye çıktı ve kardeşinden sonra kendisinin İmam olduğunu iddia etti.

Hz. İmam Hasan Askerî (a.s), insanların şüphe ve ikileme düşmesine ve Cafer’in, Hz. İmam Mehdi’ye çıkaracağı sorun ve sıkıntılara engel olabilmek için hayatının son anlarında Ebul Edyan adındaki ashabını çağırtıp kendisine şöyle buyurmuşlardır:

“Şu bir kaç tane mektubu alıp Medain şehrine götür ve şu kişilere ver. Mektupların cevabını alıp ayın 15. günü Samerra’ya geldiğin zaman benim evimden ağlama sesleri duyacak ve benim Dünya’dan gittiğimi anlayacaksın.”

Ebul Edyan arz etti:
“Canım size feda olsun! Sizin sözleriniz, şüphesiz ki hak ve doğrudur, buyurduğunuz gibi de olacaktır. Fakat sizden sonraki İmam kimdir?”
İmam Hasan Askerî (a.s) buyurdular:
“Yazmış olduğum bu mektupların cevabını senden isteyecek kimse İmamdır.”
Ebul Edyan: “Sizden sonraki İmam’ın başka nişanesi nedir?”
İmam buyurdular: “Benim cenazeme namaz kılacak kimse İmam’dır.”
Ebul Edyan: “Sizden sonraki İmam’ın başka nişanesi nedir?”
İmam buyurdular: “Keselerin içindeki altınlardan haber verir.”
Ebul Edyan diyor ki: “İmam’ın ubuhetinin altında kalmıştım keslerden maksadının ne oduğunu soramadan kalkıp mektupları alıp İmam Hasan Askerî (a.s) ile vedalaştım ve Medain’e doğru yola çıktım.”
Mektupları sahiplerine verdim ve cevapların aldıktan sonra Samerra’ya geri döndüm. İmam’ın evine varmıştım ki feryat ve ağlama sesleri duydum ve İmam’ın Dünya’dan gittiğini anladım.
Bir grup insan Cafer-i Kezzab’ın etrafına toplanmış hem tebrik ediyorlar hem de başsağlığı veriyorlardı. Birisi Cafer-i Kezzab’ın yanına geldi ve dedi:
“Kardeşinizin cenazesine gusül verildi buyurun, cenazeye namaz kılın. Cafer yerinden kalktı ve bir grup insanda ona eşlik ediyordu.
Kendi kendime dedim: “Dinsiz birisi insanlara İmam olacaksa bu, bu dinin başından beri boş olduğunu gösterir. Çünkü ben Cafer-i Kezzab’ı çok iyi tanıyordum, müptezel bir hayatı vardı, zevk ve sefa düşkünü idi, şarap içiyordu.”
Olayın nereye varacağını görmek için bende Cafer’in peşi sıra yürümeye başladım.”
Cenaze’nin yanına geldik, Cafer önde durdu ve onunla birlikte gelenler ise arkasında saf tuttular.
Kendi kendime iş buraya kadarmış dedim ki odada asılı olan beyaz bir perde vardı, aralandı ve nuranî bir çocuk göründü, Cafer’in elbisesinden tutup çekti ve buyurdular:
“Amca kenara çekil! Babamın cenazesine namaz kılmaya ben, senden daha çok liyakatliyim.”
Cafer donup kalmıştı, hiçbir şey diyemeden kenara çekildi.
O çocuk cenazeye namaz kıldıktan sonra giderken bana buyurdular:
“Mektupların cevaplarını ver.”
Allah’a hamd ve şükürler ettim çünkü Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) kendisinden sonraki İmam için buyurmuş olduğu nişanelerden iki tanesi zahir olmuştu.
Sonra Cafer’in yanına geldim ve o çocuğun kim olduğunu sordum.
Dedi: “Ben, ne onu önceden görmüştüm ne de tanıyorum.”
Bihar-ul Envar c.51 s.322

175-Kum Şehrinden Gelenler ve Cafer-i Kezzab

Ebu Edyan şöyle demiştir:
Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) şehadetinden bir gün sonra Kum şehrinden gelen bir grup insanı gördüm. 11. İmam’ın Dünya’dan gittiğini öğrenmiş ve onun yerine geçen Allah’ın Hücceti’nin kim olduğunu soruyorlardı. Bazı kimseler,

Cafer’in İmam olduğunu söyleyip ona yönlendirdiler.
Kum şehrinden gelen bu kimseler Cafer’in yanına gelip selam verdikten sonra şöyle dediler:
“İmam’a ait olan çok büyük meblağda para getirmişiz.”
Cafer onların getirmiş olduğu paraların alınmasını emretti ama onlar şöyle söylediler:
“Bizler Hz. İmam Hasan Askerî’nin huzuruna vardığımız ve para getirdiğimiz zaman İmam paranın sahiplerinin adlarını, ne kadarının dinar ve ne kadarının dirhem olduğunu sahiplerinin adı ile birlikte bize buyuruyorlardı. Eğer siz, o Hazret’ten sonraki İmam iseniz getirdiğimiz paraların türünü, ne kadar olduğunu ve sahiplerinin adlarını söyleyin ki size teslim edelim.”
Cafer dedi:
“İnsanlar benden gaybtan haber vermemi istiyorlar, kardeşim gaybtan haber mi veriyordu?”
Kum ehli bunları duyunca parayı kendisine vermekten imtina ettiler.
Bihar-ul Envar c.51 s.322

176-Hz. İmam Mehdi’nin Yakalanma Emri

Cafer-i Kezzab, Abbasi Halifesi Mu’tamad’ın yanına gitti ve şöyle dedi:
“Kardeşim Hasan Askerî’nin bir oğlu vardır ve gelip babasının cenazesine namaz kıldı.”
Bunun üzerine Mu’tamad, Raik adındaki birisinin komutası altında İmam’ın evine yüz kişilik bir görevli birliği gönderdi. Bunlara hiç kimseden içeri girme izni almadan içeri girip bütün her tarafı aramalarını emretti.
Raik, emrindeki askerler ile birlikte İmam Hasan Askerî’nin evine baskın yapıp her tarafı aradıktan sonra beyaz perdenin asılı olduğu odaya girdiler. Perdeyi araladıklarında karşılarında bir deniz ve denizin üzerinde de bir çocuğun seccadesini açıp namaz kıldığını gördüler.
Raik, görevlilerden birine, gidip o çocuğu yakalamasını emretti ama o görevli ayağını atar atmaz suya battı ve boğuldu. Ardından bir başka görevliye gitmesini emretti ve o da ayağını atar atmaz suya battı, bağırarak yardım istedi ve onu kurtardılar.
O çocuk tam bir vakar içerisinde namazını bitirdikten sonra o görevlilerin gözlerinin önünden geçerek odadan çıktı.
Bütün herkes kuruyup-donup kalmıştı ve hiç bir kimse Hz. Hüccet b. Hasan İmam Mehdi’ye en küçük bir zarar dahi veremedi. Bu andan itibaren Hz. İmam Mehdi (a.s) gaybete çekildiler ve Gaybet-i Suğra (küçük gaybet) başlamış oldu.
Bihar-ul Envar c.51 s.322, Mecalis-us Seniyye c.5 s.728

179-Cafer-i Kezzab

İmam Hasan Askerî’nin kardeşi olan Cafer, babasının ve kardeşinin aksi bir hayatın içinde idi. Hz. İmam Ali Naki-Hadi’nin (a.s) Cafer hakkında ashabından bazılarına şöyle buyurdukları rivayet olunmuştur:
“Oğlum Cafer’den uzak durun çünkü onun benim yanımdaki yeri, Hz. Nuh’un (a.s) oğlunun, babasının yanındaki yeri gibidir.”
Siret-ul Eimmet-ul İsna Eşer c.2 s.537, Haşim Huseynî

Hz. İmam Hasan Askerî’nin şehadetinden sonra birçok yanlış işler yapmıştır, onlardan bir tanesi O Hazret’in cenazesine namaz kılmaya yeltenmesidir ki Hz. İmam Mehdi (a.s) elbisesinden tutup kenara çekmiş ve şöyle buyurmuşlardır:
“Amca, kenara çekil! Babama namaz kılmaya ben senden daha çok liyakatliyim.”
Usul-u Kâfi c.1 s.505, Kemal-ud Din c.2 s.475

Başka bir işi de hem Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) değil de kendisinin İmam olduğunu iddia etmiş ve hem de o Hazret’in şehadetinden sonra da İmam olduğunu iddia etmiş olmasıdır. Bu yalan iddialardan dolayı da tarihte Cafer-i Kezzab (Yalancı Cafer) olarak meşhur olmuştur.
Cafer’in yapmış olduğu bir diğer iş ise İmam Hasan Askerî’nin (a.s) mallarına el koymak istemesidir. Cafer kardeşinin varisi olmadığını tek varisin kendisi olduğunu söylüyordu ve Abbasi yönetimi de onun bu iddiası üzerine İmam’ın mallarının tamamını sahiplenmesine izin vermişti.
Usul-u Kâfi c.1 s.505

Ayrıca yönetimi, Hz. İmam Mehdi’yi yakalamaları için tahrik ediyordu.
Hz. İmam Mehdi (a.s) şialarından Muhammed b. Osman b. Said Ömerî’ye yazmış oldukları bir mektupta amcası Cafer’in ve oğullarının sonunda Hz. Yusuf’un (a.s) kardeşleri gibi ettiklerini buyurmuşlardır.
Usul-u Kâfi c.1 s.176

178/179/180/181- İmamet Hidayet Yıldızıdır: Tarih, Kelam, İlmi ve Akıl Bakımından Dünya’nın Geleceği Aydınlıktır

1-Dünya faciaya doğru gitmesine rağmen önümüzde parlak bir gelecekte vardır. Bunun delili ve isbatı da insanın tekamül yolunda ilerlemesidir. Çünkü toplum ilim ve fenden, refah ve imkanlarına kadar bütün her alanda ilerlemektedir. Bu durum, tekamül sevgisinin insanın özünde var olduğunu, maddi tekamüle doğru ilerlerken manevi tekamüle doğru da ilerlemektedir.

2-Bu aleme hakim olan ve akıllara durgunluk düzen, bu dünyanın herhangi bir boyutunda meydana gelecek sapmanın/düzensizliğin birçok facianın meydana gelmesine sebep olacağını ortaya koymaktadır. Eğer insan beyninde küçük bir hücre iş yapmayacak olursa yada yeryüzü ile güneşin arasında hakim olan düzende çok küçük bir bozukluğun olması durumunda ne kadar büyük faciaların meydana geleceğini düşünmek bile çok zor ve çetin bir iştir. Buna göre bütünün çok küçük bir uzvu olan insanın isteyerek veya istemeyerek dahi olsa varlık aleminin düzenine teslim ve tabi olması ve her türlü karışıklık çıkarıp düzene karşı gelmekten içtinab edip uzak durması gerekir. Eğer böyle olacak olursa varlık alemine hakim olan düzen bizleri gelecekte doğru ve sahih bir toplumsal düzene kesinlikle götürecektir.

3-Etki ve tepki, amel ve aksulamel ilkesini hatırlayalım. Meydana gelmiş ve kabul edilen temel toplumsal olaylar-hadiseler ve toplumlarda meydana gelmiş olan temel değişimler önceden yapılış olan baskı ve zorbalıklardan dolayı meydana gelmiştir. Bu temel ilke bizlere şunu söylemektedir:
“Günümüz dünyasında meydana gelen baskılar, zulümler, savaşlar, haksızlık ve adaletsizlikler sonunda açıkça karşılığını bulacak ve günümüze hakim olan toplumsal düzeni yıkacak, yerine yeni bir beşeri düzen meydana getirecek ve bu düzende insanlar adaletin lezzetini tadacaklardır.”

4-Toplumun olmazsa olmaz gereksinimlerinden bir tanesi insan hayatının ihtiyaç duyulan ve olması gereken bir seviyeye gelmesi gerektiğinin hissedilmesidir. Mesela günümüzde ulaşım ve nakliye araçlarının olması o kadar önemli ve hassas bir hale gelmiştir ki insanlar, trafik kurallarının şart ve olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduklarını anlamış ve kabullenmişlerdir. Burada da olduğu gibi bir gün insanlar, bugün Dünya’ya hakim olan zulüm, baskı, haksızlık ve silahlanma yarışmasından bıkıp Dünya’nın tamamına hakim olacak adaletli ve emniyetli bir yönetimin zaruretine inanıp kabulleneceklerdir. İşte o zaman bu değişim, dönüşüm ve inkılabın olması kaçınılmaz olacaktır.

182- Hz. İmam Mehdi’nin İmamet ve Liderliği ve İslamî Kaynaklar

Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuruna, imame ve liderliğine iman etme meselesi hangi İslamî kaynaklarda açıklanmıştır?

Toplumun imam ve liderinini olması konusu, İslam dininin temel ilkelerinden bir tanesi olup Kur’anî öğretilerdendir. Bakara Suresinin 124. ayet-i kerimesinde Hz. İbrahim’in (a.s) bir takım ağır imtihanlarla sınandıktan sonra kendisine imamet makamı verildiği buyrumuştur.

Şia ve Sünni katnaklarında nakledilmiş olan mütevatir hadislerde ise imamet makamı Allah tarafından İslam’ın Aziz Peygamberi’nin pak ve mutahhar Ehlibeytine verilmiş ve onlarla sınırlandırılmıştır. Bu İlahî takdire göre İslam Peygamberinin Ehlibeytinden masumluk ve ilim özellikleri gibi bir takım özelliklere sahip olanlar her dönem için insanların imamlık ve liderlik makamına seçilmişlerdir. Ancak böyle bir kişi Allah’ın Hücceti, Kur’an’ın dengi, insanlara yol gösteren ve din ve şeriatın koruyucusu olabilir.

İmamet, Hz. Peygamber’in (s.a.a) döneminden günümüze kadar olan ve Dünya’nın sonuna kadar olacak olan temel bir kural ve ilkedir. İmamet, Hz. İmam Mehdi’nin izzet bahşeden zuhuru ile ve Dünya’ya hakim olacak olan tek bir adalet düzeni ile zahiri anlamda zirve noktaya ulaşacak ve o Hazret’in zuhuru ile bütün istidatlar ortaya çıkacak, beşerin fikrî tekamülü en son haddine ulaşacak ve yer ve gökteki bütün nimetlerin ortaya çıkması ile Dünya hak, adaleti eşitlik, hayır ve bereket ile dolacaktır.

İslamî öğretiler, kurulacak olan yeni Dünya düzeninde adalet ve Tevhidin hakimiyetini ortaya koymaktadır. Bu hakikat, Kur’an’ın bazı surelerinde buyrulmasının yanında, Hz. Peygamber’den (s.a.a) elimize ulaşmış olan yüzlerce hadiste de beyan buyrulmuştur. Bu öğretilerde Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Hz. Peygamber’in (s.a.a) soyundan, Hz. İmam Ali (a.s) ve Hz. Fatime’nin (s.a) evladı olduğu ve zuhuru ile Dünya’ya hak, adalet ve emniyetin hakim olacağı buyrulmuştur.

Söylenmiş olunan İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuruna inanmak, İslam’ın ilk dönemlerinde ki naslarda beyan olunmuş ve Hz. Peygamber’den (s.a.a) elimize ulaşmış olan mutevatir hadislerde de bu mübarek ve kutsal olayın haberi verilmiş ve o Hazret’in ümmetinden o günü beklemelerini istemişlerdir.

Zuhur meselesi, İslam dininin bütün Dünya’ya hakim olacağı yönünde verilmiş olan müjdelerden istinbat olmuş olsa da bunun anlamı yalnızca hadislerin mazmunundan anlaşılan ve elde edilen bir şey olduğuna delalet etmez. Çünkü var olan nasların tamamı en açık şekilde zuhur meselesini en açık şekilde ortaya koymaktadır.

Zuhur inancını ortaya çıkaran şeyin, nas ve hadislerin kendisinin olduğunun anlaşılması ve açığa çıkması bizleri şu hakikate de götürmektedir:
“Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonra meydana gelmiş olan tarihi olaylarda bu inancın ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır çünkü bu inancın ortaya çıkmasının başlangıç noktası, Hz. Peygamber’in (s.a.a) kendi dönemidir ve bu hususta var olan hadislerin sayısı 1000 hadisin üzerindedir ki tefsir, hadis, tarih ve diğer kitaplarda mevcuttur. Bu sebepten dolayı da Sünni mektebinin önde gelen büyük alimleri zuhur konusunda müstakil kitaplar yazmışlardır.”
12 asır önce yazılmış olan kitaplar, en büyük İslamî ilim merkezleri tarafından yazılmış ve bu kitaplarda Hz. Peygamber’in (s.a.a) bizzat kendisinin Hz. İmam Mehdi’nin zuhurunu müjdeledikleri, Peygamberin ashabı, tabiin ve tabiinden sonra gelen kesimler tarafından haber verilmiştir.

183-Hz. İmam Mehdi’nin Hakkaniyyeti

Merhum Hazı Mirza Zeynelabidin Şirvanî Bostanî, Seyahat kitabının 539. sayfasında şöyle yazmışlardır:
Hz. Vahib-ul Etaya (Allahu Teala), Hz. İmam Mehdi’ye tıpkı Hz. Yahya’ya (a.s) verdiği gibi daha çocuk iken hükümet vermiş ve küçük yaşta bütün yaratılmışların İmamı karar kılmıştır ve tıpkı Hz. İsa (a.s) gibi çocukken en yüksek makama çıkarmıştır. Şaşırtıcı olan Hz. Hızır’ın, Hz. İlyas’ın, Deccal’in ve Şeytan’ın yaşadığına inanan kimselerin, Hz. İmam Mehdi’nin yaşadığını inkar etmeleridir. Oysa Hz. İmam Mehdi (a.s) önceki Peygamberlerden daha üstündür, nitekim o, mutlak Risalet ve Velayet sahibinin oğludur.

Bundan daha şaşırtıcı olan ise şudur:
“Kendilerini ileri görüşlü ve ilim sahibi gören bir takım sofiler, Hindistan’da yaşayan bir takım Cuki, Murtaz ve Berhemnilerin az ve basit şeyler yiyip, nefislerine hakim olarak binlerce yıl yaşadıklarına iddia etmelerine rağmen Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) varlığını inkar etmektedirler.”

Ben diyorum ki: “Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) varlığını inkar etmek, Allahu Teala’yı inkar etmektir.

184-Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Zuhuruna İnanmak ve Mehdeviyyet İddiasında bulunanların Ortaya Çıkması

Hz. İmam Mehdi’nin/Kurtarıcının (a.s) geleceğine inanmak, her zaman Mehdeviyyetcilerin doğmasına sebep olmuştur ama bir takım kimseler bu durumu Mehdeviyyet inancını ortadan kaldırmak için kullanmışlardır. Acaba bu insanların, Mehdeviyyet inancını ortadan kaldırmak için yapmış oldukları bu işleri kabullenebilmek mümkün müdür?

Bunu hiçbir şekilde kabul etmek mümkün değildir çünkü Mehdeviyyet inancının bir takım çekip uzatmalarla kabul edilmesi her alandaki doğru görüşlerin reddedilmesini beraberinde getirir ama bu güne kadar sayısız kimsenin İlahlık iddiasında yada kendilerini Allah’ın mahzarı, Allah ile birlikte kendisini muttahit ve Allah’ın kendilerinin özünde olduğunu iddia etmelerinin, Allah’a inanmaya hiçbir zarar vermediği gibi birilerininde çıkarak Mehdeviyyet hakkında hakikatten uzak şeyleri söylemelerinin, hakikat olan Mehdeviyyet’e zarar verebilmesi mümkün değildir.

Yine tarih boyunca bir çok kezzabın (yalancının) ortaya çıkıp Peygamberlik iddiasında bulunarak insanları saptırıp yoldan çıkartmalarının da Nübüvvet ilkesine hiçbir zararı olmamıştır. Her fikir ve düşüncede bu tür yaklaşımlar az yada çok meydana gelmektedir ama bu fikirlerin meydana gelmiş olması ana düşünceye hiçbir zaman zarar verememiştir.
Kısacası güzel ve cazibe anlamı olan her bir isim ve kelime, zıt anlamında kullanılacak olursa, mesela:
Bir haine emin, bir cahile alim, bir zalime adil, bir fasıka muttaki, denilecek olursa bunların hiçbirinin adil, emin, alim ve muttaki olanlara zarar verebilmesi mümkün değildir.

185-İçtimaî, İktisadî ve Siyasî Unsurların Dinî Tefekküratın Meydana Gelmesindeki Rolü

Dinî olmayan dünya görüş ve ideolojilerin tamamına göre meydana gelen bütün olayların tarih ve madde ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir ama dinî olan Dünya görüşü ve ideolojisine göre asıl olan şey vahiy, Peygamberlerin daveti ve insan fıtratının idrak etmiş olduklarıdır ki bunlara akıl, fıtrat, vahiy ve nübüvvetin hidayeti denilmektedir.

Dine göre meydana gelmiş ve ortaya çıkmış olan sapık yolların tamamı, madde ve tarihin ürünü ve insanın şahsi başkaldırışının, toplumsal kültür ve eğitiminin eksik ve natamam olmasının mahsulüdür. Ama buna karşılık dinî öğretilerin tamamı insan fıtratının özünde olan vahiy ve nübüvvetten kaynaklanmaktadır. Tarihin/zamanın geride kalmasının, beşerin sahip olduğu ilmin ve dünyevî (maddi) sebeplerin dinî öğretileri vücuda getirmesi mümkün değildir. Aksine ahiret hayatına Peygamberlerin risaletine ve İmamların imametine inanmak, tamamen insan aklının ve fıtratının ve Allah’tan gelmiş olan vahyin ortaya çıkardığı hak itikat ve inançtır.
Buna göre Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur edeceğine olan itikat ve inancın meydana gelmesinde hiçbir toplumsal, siyasi ve iktisadi unsurun zerre kadar etkisi olmamıştır ve olmayacaktır. Bu inancı Peygamberler’in, İlahî kitapların, Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a), Emirelmuminin Hz. İmam Ali’nin ve diğer 11 İmam’ın (a.s) meydana ve vücuda getirmiştir.

Mehdeviyyet iddiasında bulunan yalancılar makamperestliklerinden ve siyasi hedeflerinden/maksatlarından dolayı böyle bir iddiada bulunmuşlarsa da bu yalancıların iddialarının kaynaklandığı ana sebepleri incelediğimiz zaman onları bu tür iddialarda bulunmaya iten şeyin çok önemli bir tahrifat fikri ve düşüncesinin olduğunu görmekteyiz. Allahu Teala’ya inanma ilkesinde de durum aynen böyledir. İnsanların kalbinde Allahu Teala’ya inanma ve itaat etme hakikati olmasına rağmen bir takım insanlar tarih boyunca ortaya çıkmış ve İlahlık iddiasında bulundukları gibi bir diğer kesim ise Peygamber olduklarını iddia etmişlerdir.

Mehdeviyyet konusunu, İslam’ın Aziz Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a) tebliğ etmişti ve o Hazret’in ashabı, bunu bizzat o Hazret’in ağzından işitip insanlara aktarmışlardır bu yüzden bir takım kimseler, kendi muhtelif siyasi amaç ve hedeflerine ulabilmek için Mehdeviyyet’i kullanmış ve ondan suistifade etmişlerdir.
Eğer Mehdeviyyet meselesinini hakikati olmamış olsa idi bir takım kimseler onu tahrif edebilmek için bu kadar çırpınıp durmazlardı. Ama birilerinin Mehdeviyyet meselesini kendi çirkin ve alçak gayelerine ulaşmada kullanabilmek için bu kadar çırpınıp durmaları, bunun hak ve herkesin rahatlıkla kabul edebileceği bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır.

Tevhid inancının kahramanı Hz. İbrahim’in (a.s) olaylardan istifade ederek insanlara Allah’ı tanıtmış olduğu gibi olayların, insanları hakikate hidayet etmesi mümkündür.
Hz. İbrahim (a.s) akşam yıldızı gördüğü zaman, “Benim Rabbim budur” dedi ancak yıldız batıp görünmez olunca şöyle söylemiştir:
“Ben batıp yok olanları sevmiyorum.”
Enam Suresi 76. Ayet

Hz. İbrahim (a.s), yıldızın doğup batma olayını kullanarak insanlara yıldızın Rab olamayacağını öğretiyordu. Daha sonra Ay’ın doğup battığını insanlara göstererek, Ay’ın da Rab olamayacağını öğretiyordu. Daha sonra Güneş’in de doğup battığını insanlara gösteriyor ve insanlara Güneş’in de Rab ve İlah olamayacağını ortaya koyuyordu.

Hz. İbrahim (a.s) bu şekilde şirk dolu inançlardan teberri ederek insanları, Alemlerin Yaratıcısı olan Allah’a hidayet etmiştir. Buna göre, olayların insanı/insanları hakikate ulaştırması mümkündür ama inancın hakikatlerinin olayların mahsulü olması mümkün değildir.

Zamanın geçmesi ve ilerlemesinin, insanların Hz. İmam Ali’ye ve evlatlarına olan inançlarının güçlenmesine ve Şia inancının yayılmasına sebep olduğu doğrudur. Ama birileri çıkıp da “Şialık ve Mehdeviyyet zamanın ilerlemesi ile meydana gelmiş ve yayılmıştır” diyecek olursa bu doğru ve hak söz değildir. Çünkü önceden söylemiş olduğumuz bir çok delil, bu iddianın yalan ve iftira olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

12 İmam (a.s) hakkında var olan ve tamamını Hz. Peygamber’in (s.a.a) buyurmuş olduğu bilgilerin tamamının uydurma olduğunu hiç kimse söyleyemez çünkü bu sözlerin tamamı hem mutevatir hadislerdir ve hem de Ehlibeyt İmamlarına ve onların mekteplerine delalet ettiğine dair çok sayıda karine vardır.
Hz. Peygamber’in vermiş oldukları bu haberler, tıpkı Hz. Ammar b. Yasir’in (r.a) şehadeti hakkında vermiş oldukları şu haber gibidir:
“Ey Ammar! Seni zalim ve haktan çıkmış bir topluluk öldürecektir.”
Bihar-ul Envar c.18 s.129
Bu hadisin, Muaviye ve Ordusunun, Hz. Ammar’ı (r.a) Sıffın Savaşında şehid etmesinden sonra söylendiğini hiç kimse iddia edemez. Çünkü Hz. Peygamber’in (s.a.a) ashabı, Hz. Ammar (r.a) hakkında olan bu hadisi bu savaştan yıllar önce anlatıp naklediyorlardı.

12 İmam’ın (a.s) imamet meselesi de aynen bu şekildedir ve imamet meselesini Hz. Peygamber’den (s.a.a) Hz. İmam Ali (a.s), Hz. İmam Hasan (a.s) ve Hz. İmam Hüseyin (a.s) nakletmişlerdir.
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır:
“Benden sonra İmamların sayısı 12’dir ve onların ilki Ali b. Ebu Talib’tir, sonuncunun adı ise benim adımdır.”
Bihar-ul Envar c.36 s.368-386
Bu olay Hz. Peygamber’İn (s.a.a) buyurmuş oldukları gibi gerçekleşmiştir ve hakikat bu iken bu hadislerin uydurma olduklarını söylemek kimin haddinedir?

186-Dünya’nın Kurtarıcısı

Allame Tabatabai şöyle yazmıştır:
“İnsanoğlu yeryüzünde yaşamaya başladığı günden itibaren her daim saadete en yakın olan bir toplumsal hayatın olmasını arzulamıştır ve böyle bir günün geleceğini umut ederek adımlar atmıştır. İnsanoğlunun bu arzusu gerçeklemeyecek bir şey olsa idi, bunun insanın özünde olması ve bunun gerçekleşmesi için çalışması mümkün olmayacaktı. Çünkü yiyecek olmamış olsa idi, açlıkta olmayacaktı; su olmayacak olsa idi susamada olmayacaktı. Bu sebepten dolayı, Dünya’nın bir gün hak, adalet, barış ve huzur ile dolması ve insanoğlunun böyle bir Dünya’da yaşayıp kemal ve fazilet içinde yüzmesi kaçınılmaz bir zarurettir. Böyle bir Dünya elbette ki insanların kendi elleri ile kurulacaktır ve beşeri Dünya’yı kurtaracak kimse de hadislerde haber verilen Hz. İmam Mehdi’dir (a.s).
İslam’da Şia s.220

187-Nas ve Mucize

Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) İmameti, hem nas hem de mucize yolu ile sabit olmuş ve ispatlanmıştır.

Nas

Şeyh Saduk, Kemal-ud Din kitabında sahih senetlerle Yusuf b. Abdurrahman’dan şöyle nakletmiştir:
Yusuf b. Abdurrahman dedi:
“Hz. İmam Musa Kazım’ın (a.s) huzuruna gittim ve arz ettim:
“Ey Allah Resulü’nün oğlu! Hak üzere kıyam edecek olan siz misiniz?”
Buyurdular:
“Ben de Kaim bil Hakk’ım ama Dünya’yı zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi onu, Allah’ın düşmanlarından temizleyip hak, adalet ve eşitlikle dolduracak olan Kaim, benim beşinci oğlumdur. Onun uzun bir gaybet dönemi olacaktır çünkü canından korkmaktadır.”
Onun gaybette olduğu bir dönemde insanların bir kesimi haktan çıkacak, diğer bir kesimi ise hakta sabit kalacaklardır. Bizim Mehdimizin gaybet döneminde bizim velayet ipimize sarılıp, bizim sevgimizden kopmayan ve düşmanlarımızdan bizar olan Şialarımız ne de bahtiyardırlar. Onlar, bizden ve biz de onlardanız.
Kemal-ud Din c.2 s.361

Kemal-ud Din kitabının 376, 381 ve 409. sayfalarında olan diğer naslara müracaat edilebilinir. Ayrıca Şeyh Ali b. Muhammed b. Ali El Haraz Kummî, Kifayet’ul Eser fin Nessi Ela Eimmet-il İsna Eşer kitabında Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) İmametine açıkça delalet eden 170 hadis nakletmişlerdir ki bu hadisleri, Şia ve Sünni kaynaklarından alınmıştır.

Mucize

Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) mucize ve kerametleri o Hazret’in İmametinin delil ve ispatıdır. Ali b. Muhammed Simri’den şöyle nakledilmiştir:
“Hz. İmam Mehdi’ye Mektup yazdım ve kendisinden kefen istedim, mektubumun cevabında şöyle yazmışlardır:
“80 (veya 81) yılında ona ihtiyacın olacaktır.”
Ali b. Muhammed Simri, İmam’ın buyurmuş oldukları yılda vefat etti ve vefat etmeden önce bir ay kendisine istemiş olduğu kefen gönderilmişti.
Kemal-ud Din c.2 s.501

Hz. İmam Mehdi’nin apaçık mucizelerinden bir tanesi de insanların o Hazret vesilesi ile hacetlerine ulaşmalarıdır. Dermansız hastalıklara müptela olan hastalar, Cemkeran Mescidinde o Hazret’ten hacetlerini almışlardır. Şeyh Saduk, Kemal-ud Din kitabında; Allame Meclisi, Bihar-ul Envar kitabında ve Mirza Hüseyin Nuri, Necm-us Sakıb kitabında bu mucizelerin bir kısmını nakletmiştir.

188-İmam Mehdi’nin Varlığının İspatı

Hz. İmam Mehdi’nin vaad edilmiş bir Lider ve Beşeriyetin kurtarıcısı olduğu konusu, Hz. Peygamber’in (s.a.a9 hadislerinde genel olarak ve Ehlibeyt’in (a.s) hadislerinde ise özel olarak beyan buyrulmuştur. Bu hadislerde konu en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklanmış ve tekid edilmiştir. Bu konu hakkındaki hadislerin Sünni kaynaklardaki sayısı 400 tane olmasına karşılık Şia kaynaklarında hadislerin sayısı 4000’in üzerindedir. Hz. İmam Mehdi’nin varlığı hakkında bu kadar hadis varken Müslümanların inanmış olduğu birçok İslam’ın bedihi konusu hakkında elimize bu kadar hadis gelmemiştir.

189-Bütün Fırkalara Göre

Hak, Sulh ve Adalet Ordusunun, Zalim ve batılın ordusuna mutlak galip geleceği, İslamî düşünce tarzının bütün Dünya’ya hakim olacağı ve bütün mukaddes bir zatın eli ile ideal ve arzulanan bir insanî merkez haline geleceği fikrî bütün inananlarda vardır ve İslamî mütevatir hadis ve rivayetlerde o mukaddes kişiye Mehdi denilmektedir. Bir takım farklılıklar olmuş olsa dahi İslamî fırkaların tamamı bu inanca sahiptirler.
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Kıyam ve İnkılabı s.6

İslam Dininde, özellikle de Şia inancında Mehdeviyyet meselesi çok büyük bir felsefe olmasının yanında bir kurtarıcının geleceği fikri ve beklentisi, bir kavme, millete, bölgeye veya bir ırka ait olmadığı gibi bütün insanların ümit ettikleri ve olmasını bekledikleri bir hakikattir.

Mehdeviyyet, bir kurtarıcının gelip sadece bir inancın yada ülke veya bölgenin yahut da sadece Müslümanların kurtarılması meselesi değildir!
Mehdeviyyet, bir kurtarıcının çıkıp bütün Dünya’yı ve bütün insanları, müptela oldukları zulüm ve haksızlıktan kurtarması ve onları, saadet ve huzura ulaştırması meselesidir.

190-Mehdeviyyet’in Felsefesi

Bir takım kimselerin, ilim ve bilgi çağında beşeri tehdit eden bir tehlikenin olduğunu düşünmenin mümkün olmadığını, beşerin sapıp yoldan çıkmasına sebep olan unsurlardan bir tanesinin cehalet olduğunu düşünmesi mümkündür ama bu varsayım boş ve yanlış bir varsayımdır çünkü ilim ve bilgi çağında beşeri tehdit eden tehlikeler, Cahiliyye Döneminde beşeri tehdit eden tehlikelerden daha çok ve büyüktür.

Ayrıca acaba insanın azıp yoldan çıkmasının tek sebebi cehalet ve bilinçsizlik midir?

Elbette ki cehalet, insanın yoldan çıkmasının sebeplerinden bir tanesidir ama tek sebep değildir. İnsanoğlunun inhirafa düşmesinin en büyük nedenlerinin en önemlisi, kontrol edilip dizginlenemeyen istek ve arzularıdır ve bunlarda insandaki şehvet ve gazaptan meydana gelmektedir.
Daha fazlasını istemek, makam sahibi ve üstün olma peşinde olmak, zevk ve lezzet peşinde olmak, kısacası insanın kendi nefsine tapıyor olması, ilmin gelişmesi ile azalmaması bir tarafa arttıkça artmış ve hızla artmaktadır.

William James Durant, “Felsefe’nin Tadı” adlı kitabın mukaddimesinde Makine Çağı’nın insanı hakkında şöyle yazmıştır:
“Bizler, makine bakımından güçlenmiş ve ilerlemişiz ama amaçlara ulaşma bakımından fakiriz. İlim çağının insanı, bu asırdan önceki insanlarla kendi hışım ve şehvetine esir olmada aynı durumdadır, aralarında hiç bir fark olmuş değildir. İlim, insanı heva ve hevesinden kurtaramadığı gibi insanların, Haccac, Cengiz, Nadir, Ebu Müslim ve Sezar olmasına da mani olamamıştır. İnsanlar bu özelliklerinin yanında fesat, nifak, ikiyüzlülük ve zahiren iyi olma görüntüsü vererek Dünya’yı yönetmektedirler. Önceki asırların insanları ile makine ve ilim çağının insanları arasındaki tek fark şudur:
“İlim, makine çağının inanlarının kolunu daha da uzatmış ve iki tarafı kesen kılıçları, kıtalar arası füze ve uçaklara dönüştürmüştür.”

Bizler Müslüman ve Mümin olduğumuzdan dolayı Dünya’nın, Allah adında bir sahibi olduğuna kalbimizin en derinliklerinden inanmaktayız ve bu sebepten dolayı da Dünya’da meydana gelen hiçbir olay ve azim tehlike, “İnsanların yok edilmesi ve Dünya’nın yanıp küle çevrilmesi” gibi büyük tehlikeler, bizleri korkutmadığı gibi asırlar boyu bu Dünya’nın var olacağına ve yaşam yeri olacağına inanmaktayız. Biz, bizden sonra saylarını sadece Allah’ın bildiği kadar Müslüman’ın Dünya’ya geleceğini ve bu Dünya’da yaşayacağına inanmaktayız.

Evet, biz Müslümanlar hiçbir zaman beşerin ve Dünya’nın ömrünün sona geldiğine inanmamaktayız. Bu itminan ve inancı bize veren şey de Allah’ın Peygamberlerinin talim ve öğretileridir ve bizlerde bu inanca dayanarak yolumuza devam etmekteyiz.

Bizlere uzay boşluğunda büyük bir yıldızın hızla Dünya’ya doğru hareket ettiğini ve 8 ay sonra Dünya’ya çarpıp Dünya’yı yakarak küle çevireceğini söyleyecek olsalar, bilim adamlarının öngörülerine tam anlamıyla inanmakla birlikte hiçbir korkuya kapılmayız ve sahip olduğumuz köklü ve sarsılmaz iman ile yeni yeni yeşermekte olan beşeriyet bahçesinin bir olayın etkisi ile yok olacağına inanmayız.

Biz Müslüman ve Müminler, yeryüzünün bir tabiat olayı neticesinde yok olacağına inanmadığımız gibi, yine beşeriyetin de kendi ile yaptığı (icat etmiş oldukları) araç ve gereçlerle yok edilebileceğine de inanmıyoruz.

Evet, bizler Peygamberlerin mektebinden almış olduğumuz manevi ilhamdan dolayı bunlara inanmıyoruz.
Acaba başkaları inanıyorlar mı?

İçinde bulunduğumuz dönemde insanların tamamı, zayıflık ve güçsüzlük ile yoğrulmuş bir şaşkınlığın içindedirler. Hiç kimsenin istemediği bir savaşa doğru ilerlediğimizi ve bu savaşın insanların büyük çoğunluğunu yok edeceğini de biliyoruz. Ama insanlar bu hakikatin karşısında, böyle bir savaşın olmasına engel olmanın yerine, tıpkı yılanın karşısında donup kalan ve düşmanına boş boş bakan bir tavşan misali öylece bakmaktadırlar.

İnsaflı bakacak olursak, maddi ve zahiri şartlara göre değerlendiğimiz zaman, insanların böylesine büyük ve sonu olmayan karamsarlığın içinde olmaları normal ve olması gereken bir şeydir. Çünkü bütün herkese hakim olan bu karamsarlık ve ümitsizliği ortadan kaldırarak bunu, ümide tebdil edebilecek tek şey, manevi iman, gaybi yardımlara inanmak ve bu Dünya’nın, Allah adında bir sahibinin olduğuna inanmaktır.
Ancak bu inançlara sahip olan bir kimse şöyle diyebilir:

“Beşerin saadet, refah ve kemali ile adalet, hürriyet ve emniyet dolu insanca bir yaşam, gelecektedir ve insanları beklemektedir.”
Bu karamsarlığın kabul edilmesi durumunda ise insanların durumu, çok muzhik bir gülünç hal alacaktır ki şu misale benzeyecektir:
“Eline bıçak alıp sallama gücüne erişen çocuğun, bıçağı eline alıp kendi kalbine saplayarak hayattan en küçük bir haz almayan çocuğun misali.”
Maddeci düşünce de yetişen birisi böyle düşünebilir ama Peygamberlerin İlahî mektebinde yetişmiş olan birisinin bu şekilde düşünmesi ve birkaç tane delinin Dünya’yı ve beşeriyeti yok edebileceğini düşünmesi mümkün değildir.

İlahî mektepte yetişen kimse ise şöyle düşünmekte ve söylemektedir:
“Dünya’nın çok büyük bir tehlike karşı karşıya olduğu doğrudur ama Allahu Teala, küçük bir şua ile insanları tehlikelerden kurtarmış olduğu gibi gaybtan bir kurtarıcı ve muslih gönderip akılları durdurduğu/şaşkına çevirdiği gibi yine bir kurtarıcı gönderip beşeriyeti kurtaracaktır.

Bilinmesi gereken husus şudur:
“Dünya’nın sonu gelmemiştir ve daha işin başındayız. Adalet, hak, akıl, hikmet, hayır, bereket, saadet, refah ve bütün Dünya halkının birleşip tek vücut olacağı hükümet, insanları beklemektedir. Bu yönetim salihlerin hükümeti olacaktır ve en doğru olana karar verilecektir.
O yönetimde hak ve adalet ile hükmedilecek ve zulüm, sonsuza kadar ortadan kaldırılacaktır. Yollar, emniyetle dolacak; yeryüzü bağrındaki hazineleri ve bereketi dışarı atacak, fakirlik olmayacak ve insanlar, sadaka ve zekatlarını verecek fakir bulamayacaklardır. Allahu Teala, kitabında işte bunu, bu hakikati beyan buyurmuşlardır:

وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ
“Son, takva sahiplerinindir.”
A’raf Suresi 128. ayet

Bundan önceki dönemdeki zuhurlar, zorluk ve sıkıntılardan sonra olduğu gibi bu zuhur da zorluk ve sıkıntılardan sonra olacaktır.
Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) Nehcül Belağe’de, “Vahşet, korku ve savaşlarla dolu zor bir dönemden sonra aydınlık dolu kurtuluşun geleceğinin müjdesini vermişlerdir.”
Kur’an’da da Allahu Teala şöyle buyurmuştur:

وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
“Hiç şüphesiz biz, Zebur’da Zikir’den (Tevrat’tan) sonra şöyle yazdık: “Hiç şüphesiz ki, yeryüzünde salih kullarım hükümet edeceklerdir.”
Enbiya Suresi 105. ayet

Yeryüzü, sonsuza kadar şehvet ve makam esirlerinin, zalim ve zorbaların elinde ve idaresi altında olmayacaktır.
Evet, Mehdevyiyet’in azim ve büyük felsefesi tam olarak budur. Bir takım zulüm, zorbalık ve olumsuzluklardan sonra aklın, cehalete; Tevhid’in şirke, imanın şüpheye, adaletin zulme ve saadetin şekavete galip geleceğinin adıdır Mehdeviyyet.
İmdadhaye Gaybi Der Zindegiye Beşer s.95

191-Abbasiler ve İmamet

Abbasiler, ilk başlarda hilafeti elde etmenin kendileri için mümkün olmadığını bildikleri için Hz. İmam Ali’nin (a.s) evlatlarından ve halkın arasında itibar sahibi olan birisini öne çıkarmayı planladılar.
Hz. Emirelmuminin İmam Ali’nin (a.s) evlatlarından birisini öne çıkaracak ve hedeflerine ulaştıktan sonra da onu ortadan kaldıracaklardı. Bu iş için seçmiş oldukları kişi, Abdullah Mahz’ın oğlu Muhammed idi. Abdullah Mahz, hem anne ve hem de baba tarafından Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) evlatlarından idi.
Abdullah Mahz, takva ve iman ehli birisi idi. Kendisi Peygamber’in (s.a.a) babasının adını taşırken oğlu da İslam Peygamberi’nin adını taşıyordu ve alnında da bir ben vardı.

Abbasiler, hadislerde kıyam ederek zorbalığı ortadan kaldıracak kişinin adı, Hz. Peygamber’in (s.a.a) adı ve sırtında da ben olacağı buyrulmuş olduğu için Hz. Peygamber’in (s.a.a) kıyam edecek olan evladının Abdullah Mahz’ın oğlu Muhammed olduğunu ve zuhur döneminin de bu dönem olduğunu iddia etmeye başladılar.

Ebul Ferec şöyle nakletmiştir:
“Abdullah Mahz ayağa kalktı ve hutbe okumaya başladı ve sonra insanları birlik olup kendi aralarından birisine biat ederek Allah’tan kendilerine Ümeyyeoğulları’nın karşısında zafer ihsanda bulunmasını istemeye davet etti.”
Sonra şöyle dedi:
“Ey İnsanlar! Hepiniz bu oğlumun Mehdi, Mehdi’nin ta kendisi olduğunu biliyorsunuz, ona biat edin.”
Mansur bunu duyar duymaz şöyle dedi:
“Doğru söylüyorsun, senin oğlun Muhammed’den daha iyi ve üstün kimse yoktur. Ey İnsanlar! Abdullah Mahz, doğru ve hak olanı söylüyor. Hepiniz onun oğluna (Muhammed’e) biat edin.”

Bunun üzerine herkes, Mansur ve Abdullah’ın söylediklerinin doğru olduğunu söyleyerek Muhammed’e biat ettiler ve daha sonra, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ı (a.s) çağırmaları için birilerini İmam’a gönderdiler.
(Bazı rivayetlerde şöyle söylenmiştir: “Abdullah Mahz, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) çağrılmasına karşı çıktı ve şöyle dedi: “Cafer’i çağırmayın, o buraya geldiği zaman bunu kabul etmeyecek ve bütün planları bozacaktır.” Ama onun bu isteği kabul görmedi ve Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) çağrılması için adam gönderdiler.)

Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) içeri girdikten sonra Abdullah Mahz ayağa kalktı ve İmam ile kucaklaştıktan sonra kendi yanına oturttu ve sonra da önceden söylemiş olduğu sözleri tekrarladı ve şöyle dedi:
“Hepimizin bildiği gibi benim bu oğlum, Ümmet’in Mehdisidir. Herkes ona biat etti, sizde Ümmet’in Mehdisine biat edin.”

Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“İslam Peygamberi’nin zuhurunu haber vermiş olduğu Mehdi’nin zuhur zamanı daha gelmiş değildir. Abdullah! Bu oğlunun Mehdi olduğunu düşünüyorsan hata yapıyorsun. Ne senin bu oğlun, Ümmetin Mehdisidir; ne de bu dönem, Ümmetin Mehdisinin zuhur dönemidir.
Siz, Ümmetin Mehdisi olduğu vehmiyle buna biat ediyorsanız ben biat etmiyorum, bu yalandır. O Ümmetin Mehdisi değildir ve zaman da zuhur zamanı değildir. Ama siz, marufu emir, münkeri nehy etmek ve zulüm ile mücadele etmek için ona biat ediyorsanız bende biat ederim.”

Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) duruşunu ve tavrını net bir şekilde ortaya koymuşlardır.
Marufu emretmek, münkeri nehyetmek ve zulümle mücadele etmek için kendilerine destek olmaya hazır olduklarını buyururken, Muhammed’in Ümmet’in Mehdisi olduğunu kabul etmeyeceklerini net ve açık şekilde ortaya koymuşlardır.

Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), Muhammed’in Mehdi olduğu iddiasının yalan olduğunu ve kendisine biat etmeyeceğini buyurması, Abdullah Mahz’ı kızdırmıştı. İmam, Abdullah’ın kızdığını görünce ona şöyle buyurdular:
“Abdullah! Sana söylüyorum. Senin oğlun Ümmetin Mehdisi olmadığının yanında biz Ehlibeytte başka sır bilgiler de vardır. Kimin halife olacağını ve kimin halife olamayacağını da biz biliyoruz. Senin oğlun halife olamayacak ve öldürülecektir.”

Ebul Ferec şöyle yazmıştır:
“Abdullah Mahz, bunları duyunca daha çok kızdı ve şöyle dedi:
“Hayır, sen inancının tersine/aksine konuşuyorsun. Benim bu oğlumun Ümmetin Mehdisi olduğunu, sen kendinde biliyorsun ama oğluma olan hasedinden dolayı böyle söylüyorsun.”

Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) eliyle Ebul Abbas Seffah’ın sırtına vurarak buyurdular:
“Bu ve kardeşleri halife olacaklar ama sen ve oğlun halife olamayacaksın.”

Daha sonra elini Abdullah’ın omuzuna koyup buyurdular:
“Ne sen, ne de çocukların halife olamayacaksınız, oğullarının ikisi de öldürülecektir.”

İmam Cafer-i Sadık (a.s) ayrılırken Abdulaziz b. İmran’ın kolundan tutmuşlardı, yavaşça ona şöyle buyurdular:
“Sarı renkte elbise giyinmiş olanı (Mansur’u) gördün mü?”
Arz etti: “Evet, görüyorum.”
Buyurdular: “Allah’a and olsun ki! Biz, bunları ve olacakları biliyoruz. Abdullah’ın her iki oğlunu da o öldürecektir.”
Abdulaziz şaşırmıştı, kendi kendine şöyle dedi:
“Bugün ona biat ediyorlar, yarın onu nasıl öldürebilirler?”
İmam buyurdular:
“Evet Abdulaziz, onları öldürecekler!”
Abdulaziz diyor:
“İçimden şöyle geçirdim: “İmam Cafer-i Sadık, bütün bunları hasedinden dolayı söylemiş olabilir mi?”

Abdulaziz daha sonra şöyle söylemiştir:
“Allah’a and olsun ki! Mansur’un, Abdullah Mahz’ın oğulları Muhammed ve Abdullah’ı öldürdüğünü kendi gözlerimle gördüm.”

Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), Abdullah Mahz’ın oğlu Muhammed’i seviyordu ve Ebul Ferec bu hususta şöyle yazmıştır:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Abdullah Mahz’ın oğlu Muhammed’i gördükleri zaman gözlerinden yaş akıtarak şöyle buyuruyorlardı:
“İnsanlar, bunun hakkında aslı ve doğru olmayan şeyler söylüyorlar.”
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.151

192-Tarihin Takamülü

İnsan, yaratılış düzeni ile uyum içinde olmak olan takva yolunda hareket edecek olursa tabiat ile sulh içinde olur. Ama takva yolundan çıktığı zaman ise tıpkı bedende iş görmez ve vazifesini yapamaz hale gelmiş olan bir uzuv gibi olur ki bedenin diğer uzuvları, zaman içinde o iş göremez duruma gelmiş olan uzuv ile ilişki ve irtibatlarını kesip dışlarlar.

Eğer birileri çıkıp tabiat (madde) ötesi unsurların tarihe dahil edilip edilmeyeceğine inanacak olursa bu mesele, ilmi açıdan tartışılabilecek bir mesele olur.

Yani tarihi, insanların ahlakî ve tekamül yolunda ilerleyen ve hayatları sürekli olarak yaratılış ve tabiat ile uyum içinde olan toplumlar ile; bunların tam tersi istikamette hayata sahip olan toplumların, birinci yolda olanların aksine her açıdan çirkin, haksızlık ve zulüm dolu bir hayat sürüp sürmedikleri bakımından araştırmak ve incelemek mümkündür.

Günümüze tartışma konusu olan meselelerden bir tanesi şudur:
“Beşeri toplumun ulaşabilmek için ilerlemekte olduğu tekamül hedefi, hakikati olan bir tekamül müdür?”
Çünkü tabiat ile muayyen bir tekamüle doğru gitmektedir ve yanlış bir yola girmesi durumunda teadülden sapması kaçınılmaz olacaktır.”

193-Beşerin Geleceği

İslam Peygamber’i (s.a.a), Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında şöyle buyurmuşlardır:
“Size Mehdi’yi müjdeliyorum! O, insanlar ihtilafa düştüğü zaman zuhur edecek, yer ve gök ehli ondan hoşnut olacaklar. O, malı kamil bir şekilde taksim edecektir.”
Sordular:
“Ya Resulallah! Kamil bir şekilde taksim etmek ne demektir?”
Buyurdular: “İnsanlara eşit bir şekilde verecektir.”
Muntahab-ul Eser 14. hadis

Allahu Teala yeryüzünü hiçbir zaman sahipsiz koymamış ve koymayacaktır. İnsanoğlu ne zaman bir çıkmaza girdi ise Allah, bir insanın eli ile bütün insanları kurtarmıştır.

Günümüz aydınlarının insanoğlunun geleceği için ne kadar büyük bir karamsarlık içinde olduğunu biliyor musunuz?
Ayrıca zahiri duruma bakıldığı zaman, zahiri gidişat dikkate alındığı zaman bu karamsarlığın, yerinde bir karamsarlık olduğunu biliyor musunuz?
Biz Müslümanlar, yüz yıl önce yaşamış insanlar gibi insanoğlunun yüz, bin, yüzbin yıl yaşayabileceğini ve insan soyunun tükenmeyeceğini ve Dünya’da da hayatın var olacağını söylüyor ama nimetin kadrini bilmiyoruz. Ama günümüz aydınlarının bir kesimi insanoğlunun sona gedliğini ve insan türünün yok olması gerektiğine inanıyorlar.

Böyle bir karamsarlık bataklığının içinde olan bilginlerden birisi de Albert Einstein’dır ve şöyle söylüyor:
“Büyük ihtimal ile insan, şaşırtıcı bir beceri ile kendi soyunu sonlandıracak ve kendi kendini yok edecektir. Çünkü ulaşmış olduğu öldürücü üretimler, insan türünü yok edecek seviyeye ulaşmıştır. Eskiden durum böyle değildi. Eski dönemlerdeki ister en en tehlikeli kimseler olsun isterse de en sevilen kimseler, kendi dönemlerinin en büyük güç ve kudretine sahip olsalardı dahi hiçbir şey yapamıyorlardı. Yaptıkları en büyük şey 50.000-100.000 insanı öldürmekti, sonra duruyorlardı. Haccac b. Yusuf 30.000 kişiyi öldürmüştü bundan fazlasını öldürme gücüne sahip değildi. O dönemin uygarlığı bundan fazlasının yapılmasına izin vermiyordu. Kılıç ve cellat ile ne kadar insan öldürülebilirdi? 30 yıl hükümet eden birisi her gün 2-3 kişiyi öldürecek olsa dahi 30.000 kişiyi geçmez.
Vampir Rum İmparatoru Sezar, daha ne kadar cinayet işleme gücüne sahipti?
Fikri olarak cinayetkar olmuş olsaydı dahi yapabileceği en büyük iş, yüksek bir yere çıkarak “Şu şehri yakın!” diyecekti ve kendisine bağlı olanlarda Sazar’ın söylediği şehri yakacaklardı. Onlar da Dünya’nın tamamını ateşe verip yakma gücü var mıydı? Ayrıca onların yakmış oldukları şehirlerin hangisi (mesela) Tahran kadardı? Tahran kadar olması mümkün değildir. Onların sahip olduğu imkanlar, Tahran gibi büyük şehirleri yakıp yok etmek için yeterli değildi. Ama günümüzde beşeri uygarlık öylesine gelişip ilerlemiştir ki, bir Sezar çıkıp bir delilik yapacak olursa çok büyük insan topluluklarını yok edebilir.”

Almanya Şansölyesi şöyle demiştir:
“3. Dünya savaşının çıkması durumunda bu savaşın galip ve mağlubu olmayacaktır. Şimdiye kadar meydana gelmiş olan savaşlarda sürekli olarak bir taraf galip ve diğer taraf ise mağlup oluyordu. Ama günümüzde, Dünya’nın en güçlü devletlerinin arasında bir savaş çıkması durumunda her iki tarafta yok olacağı için bu savaşın kazananı ve kaybedeni olmayacaktır.”

Günümüzde Dünya’nın barut üzerinde olduğunu farz edecek olursak bu baruttan daha tehlikeli olan şey, basılacak olan bir kaç tane düğmedir.
Buna göre Dünya’nın geleceğine karşı karamsarlık içinde olanların haklı olmaları, kaçınılmaz bir hakikat olmaktadır. Bu zahiri durum esas alınacak olursa karamsar olmamak için hiçbir sebep ve gerekçe de yoktur. Ümitli olmak, çocuklarımızın doğal bir yaşam-hayat sürüp kendi çocuklarını ve torunlarını görmelerini ummalarının hiçbir haklı tarafı bulunmamaktadır.
Ama bu hakikatin içinde bizlere ufuk açan ve ümit veren tek bir şey vardır ve o da dinin vermiş olduğu ilhamdır, Kur’an şöyle buyurmaktadır:
اَلَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
“Onlar gayba iman ederler.”
Bakara Suresi 3. ayet

Geçmiş dönemlerde insanoğlu küçük yada orta ölçeklerde, kabile, şehir veya bölgesel olarak tehlikelerle yüz yüze kalmış ve Alemlerin Sahibi olan Allahu Teala, onları o tehlikelerden koruyup kurtarmıştır. Durum böyle olunca tehlike bütün Dünya’yı tehdit edecek olursa eskiden olduğu gibi yine Allah, lütfunu Dünya’dan ve insanlardan esirgemeyecektir.

Gandi şöyle demiştir:
“Avrupa deli ve mucit doludur. Mucitleri de delidir ve delice keşifler/buluşlar yapmaktadırlar.”
Din mantığından ve “Onlar gaybe iman ederler” mantığından elde etmiş olduğumuz bilgi ve veriler vardır ve bunlar, zahiri kurtarmak için değildir! Elde etmiş olduğumuz verilere göre, insanoğlu tamamen yok olmayacaktır. Geçmişte meydana gelmiş olan ve vuku bulmuş olan şeylerin tamamı, gelecekte meydana gelecek olan olayların mukaddimesidir. İnsanoğlunun geleceği vardır ve İslam Dini, o geleceğe aklın hakim olacağını beyan buyurmuştur.

Hadislerde şöyle buyrulmuştur:
“Hz. İmam Mehdi (a.s) zuhur edince Allah, lütuf ve ihsan elini insanların kafasına koyacağım” buyurmamıştır. Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
“O dönemde insanlar, yitirmiş oldukları akıllarını bulacaklardır.”
Muntahab-ul Eser Bab:1 Hadis:2
Dolayısıyla şimdiye kadar yapmış oldukları akılsızlıkları yapmayacaklardır.

Yine şöyle buyrulmuştur:
“Ömürler uzayacak, insan sağlığı olması gereken en üst seviyede olacak ve her açıdan emniyet hakim olacaktır. Öyle ki vahşi hayvanlar bile sulh içinde yaşayacaklardır.
Muntahab-ul Eser Bab:1 Hadis:2

Ve yine şöyle buyrulmuştur:
“Yeryüzü bağrında olanları dışa vuracaktır.”
Muntahab-ul Eser Bab:1 Hadis:78
Yani yeryüzün bağrında sizin bilmediğiniz çok sayıda hazine vardır. Adamlar, bu kadar insanın çok olduğunu ve yeryüzünün bunu kaldıramayacağını söylüyorlar. Bu doğru değildir, Allah’ın yaratmış olduğu bu yeryüzünde bu nüfusun kat ve kat fazlası bolluk içinde yaşayabilir.
Zuhur döneminde yeryüzü bağrında olan hazineleri dışa vuracak ve gökyüzü ise bereketini yağdıracaktır.
Bizler bu tür konuları, dinin öğretilerini esas alarak incelediğimiz için günümüzün sözde aydınlarına ve ileri dünyasına baktığımız zaman şunu görmekteyiz:

“İçinde yaşamış olduğumuz Dünya ile Dinin bize müjdelemiş olduğu Dünya’nın arasındaki durumumuz, ir tünelden geçmekte olan insanın durumu gibidir. Tünel karanlık bir yer olduğu için yapay ışıklar ile aydınlatılır ve tünelden çıkıldığı zaman ise Dünya’yı nasıl bir ışığın aydınlattığı görülür. Bu gerçek ışığın aydınlatmış olduğu Dünya’da adalet ve hürriyet gerçek manada hakim olur. Tevhidin hakikati ortaya çıkar ve Dünya’yı, bütün karanlıkları sonsuza kadar yok edecek şekilde ortadan kaldırarak aydınlatır.

Kur’an şöyle buyurmaktadır:
اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ
“Bilin ki, Allah yeryüzünü öldükten sonra yeniden diriltir.”
Hadid Suresi 17. ayet

Evet, Kur’an ölmüş olan bu yeryüzünü bahar mevsimi geldiği zaman yeniden diriltecektir. Bu Ayet-i kerimeyi tefsir eden hadislerde şöyle buyrulmaktadır:
“Bu ayette kastedilen şey sadece yeryüzünün toprağı değildir, beşerin toplumsal dünyası da aynı şekildedir. Bir gün fesadın bütün yeryüzüne hakim olduğunu gördüğünüz zaman, beşeri toplum ölmüş olur ama siz ümitsizliğe kapılmayın, önünüzde bahar vardır ve o bahar kesinlikle gelecektir.”
“Onlar, gayba inanırlar.” buyruğunun da anlamı kısaca budur.
Yaratılışa ve gaybi yardımlara inanmak, iman etmek budur.

194-Mehdeviyyet, Büyük Bir Evrensel Felsefedir

Ey Mehdeviyyet’e İnananlar! Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki fikir ve düşüncelerimizi İslam Dininin emir ve buyruklarına uygun hale getirmeye çalışmalıyız! Çünkü meseleye inanan bizlerin kahrı ekseriyeti bu meseleyi çocuksu bir arzu yada kin ve intikam açısından bakmaktayız.
Bizler, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Allah’ın izni ile gelip, bizleri saadet okyanusuna sokmasını bekliyor gibiyiz ancak Mehdevîlik, bu değildir! Mehdevîlik, çok büyük ve evrensel bir felsefedir. İslam Dini, evrensel bir din olduğu için Şialık (gerçek manada Şialık) da evrenseldir. Bu sebepten dolayı da Mehdeviyyet’i evrensel bir felsefe olarak görmemiz gerekir.

Kur’an şöyle buyurmaktadır:
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
“Biz Zebur’da, Zikir’den sonra (Tevrat’tan) yazdık ki, “Hiç şüphesiz ki, benim salih kullarım yeryüzünün hakimleri olacaktır.”
Enbiya Suresi 105. ayet
Bu ayette buyrulmuş olan şey, yeryüzünün tamamıdır; burada bir şehir, bölge veya ırk buyrulmuş değildir.

1-Herşeyden önce Dünya’nın gelecekte yok edilmeyeceğinin ümidini vermektedir. Bugün Dünya’da ve Batı uygarlığında insanlar öyle bir yere ulaşmışlardır ki,
“İnsanın, kendi eli ile kazmış olduğu mezara girmesi için sadece bir atması gerektiği” fikri, hızla yayılmakta ve insanlara hakim olmaktadır.
Dünya’nın zahiri yapısına baktığımız zaman durumun böyle olduğunu biz de görüyoruz ama İslam Dini bizlere şöyle buyurmaktadır:
“İnsanoğlunun saadet dolu hayatı ileride başlayacaktır, bugün olanlar geçici şeylerdir.”

2-Gelecek olan zuhur dönemi, akıl ve adalet dönemidir. İnsan hayatı, üç dönemden oluşmaktadır:
1-Çocukluk Dönemi: Bu dönem, oyun ve çocukça düşünme dönemidir.
2-Gençlik Dönemi: Bu dönem, gazap ve şehvet dönemidir
3-Aklî kemal ve yaşlılık dönemi: Bu dönem ise kazanılan tecrübelerden faydalanıldığı, duygulardan uzaklaşıldığı ve insana, aklın hükümet ettiği dönemdir.

Beşeri toplumda da durum aynen bu şekildedir, beşeri toplumun da içine girerek yaşaması ve sırasıyla kat etmesi gereken üç aşama vardır ve bunlar:
1-Efsaneler Dönemi: Kur’an-i Kerim’de bu döneme, Cahiliyet dönemi denmektedir.
2-İlim ve Hükümet Etme Dönemi: Bu dönem, şehvet ve gazap dönemidir.
Eğer dönüp bir bakacak olursak içinde bulunduğumuz dönemin neyin ekseni etrafında döndüğünü göreceğiz. Asrımız genel olarak şehvet ve gazap dönemi içindedir. Bizim yaşadığımız dönem, silahların ve bombaların (yani gazabın) ve sadece benim istediğim olmalıdır (yani şehvetin) dönemidir.
Üçüncü dönem ise Akıl dönemidir.

Ne zorbaların hükümetinin, ne gazabın ve ne de şehvetin olmadığı dönemin gelmesi gerekmiyor mu?
Marifetin, adaletin, sulhun, insaniyetin ve maneviyatın gerçek manada hakim olacağı bir dönemim gelmesi gerekmiyor mu?
Böyle bir dönemim gelmeyecek olması nasıl mümkün olabilir?
Allahu Teala’nın bu alemi yaratıp, insanı da mahlukatının (yaratılmışların) en üstünü olarak yaratmasına rağmen insanoğlunu üst dönemine girmeden bu dünyadan aniden alıp götürmesi nasıl düşünülebilir?
Bütün bunlar, Mehdeviyyet’in çok büyük bir felsefe olduğunu ortaya koymaktadır.

195- Bir Tarihçinin Söyledikleri

Ebul Ferec İsfahi, emevi asıllı bir tarihçidir ve Şia da değildir. Mekatil-ut Talibiyyin adlı kitabında şöyle yazmıştır:
Zuhrî,1 Zeyd b. Ali b. Hüseyin’in,2 şehadet haberini aldığı zaman şöyle dedi:
“Bu Ehlibeyt, neden bu kadar acele ediyorlar? Onların Mehdisinin zuhur edeceği gün kesinlikle gelecektir.”

Bu sözler, Hz. Peygamber’in evlatlarından olan Hz. İmam Mehdi’nin gelecek ve zuhur edecek olmasının ne kadar kesin ve şüphesiz bir mesele olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü Zuhrî’ye, Zeyd’in kıyam ve şehadet haberi verildiği zaman aklına gelen ilk şey, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur ve kıyam meselesi olmaktadır.

Zuhrî’nin bu sözlerinin hak olup olmaması ayrı bir konudur. Bu sözlerde açıklanmış olan en önemli husus, Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeytinden olan birisinin kıyam edecek ve kıyamının başarıya ulaşacak olmasıdır.

Dipnotlar:
1-Zuhrî, Sünni akidesine sahiptir ve Zuhrî de tabiindendir. Hz. Peygamber’in (s.a.a) sahabelerini gören kimselere tabiin denmektedir ve Zuhrî, kendi döneminin büyük alimlerinden biridir.
2-Hz. İmam Zeynelabidin’in (a.s), Zeyd adındaki oğlu kıyam etmiş ve şehid edilmiştir. Zeyd’in nasıl birisi olduğu hakkında birbirinden farklı sözler söylenmişse de Şia rivayetlerinde İmamların, onun değerli biri olduğunu buyurdukları rivayet olunmuştur.
Usul-u Kâfi kitabında nakledilmiş olan bir hadiste Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s), Zeyd hakkında şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:
“Allah’a and olsun ki! Zeyd, şehid olarak Dünya’dan gitmiştir.”
Günümüzde Yemen’de yaşayan Zeydî Mezhebinin taraftarları, Hz. İmam Zeynelabidin’den (as.) sonra Zeyd’in İmam olduğuna inanmaktadırlar.
Hz. Zeyd, iman ve takva ehli birisi idi ve bizim hadislerimizde buyrulmuş olduğu üzere marufu emir ve münkeri nehyetmek için kıyam etmiştir. Zeyd’in kıyamı, İmam olmak için yapılan bir kıyam değildir. Bu sebepten dolayı da Ehlibeyt Mektebi taraftarlarına göre Hz. Zeyd değerli ve salih bir kimsedir.

196-İlimlerin Varisi (Sahibi)

Hz. İmam Mehdi (a.s), hem Peygamberlerin ve Evliyaullah’ın ve hem de Ehlibeyt’in (a.s) diğer fertlerinin tamamının varisidir. Böyle bir güce sahip olan Hz. İmam Mehdi’nin (a.s), Ceddi Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) evrensel İslam Dinini bütün Dünya’ya hakim edebilme güç ve kudretine sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Ayetullah Cevad-i Amuli’nin Sözlerinden

197-Mehdeviyyet’in Tarihteki Etkisi

Hz. imam Mehdi (a.s) ve Mehdeviyyet hakkındaki ayet ve hadisleri bir kenara bırakıp, İslam Dini’nin vaad etmiş olduğu Mehdeviyyeti bir başka açıda ele almak mümkündür.
Şöyle ki, Mehdeviyyet, tarihi nasıl etkişlemiştir?
İslam tarihini incelediğimiz zaman, bu hususta Hz. Peygamber’den (s.a.a) ve Emirelmuminin İmam Ali’den (a.s) elimize ulaşan hadislerin yanında hicri 1. asrın ikinci yarısından itibaren, Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki bilgilerin İslam tarihinin özünü oluşturduğunu görmekteyiz. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) bu meseleyi sıkça dile getirdikleri için bundan suistifadelerde olmuştur. Durumun böyle olması, Hz. Peygamber’in bu husustaki sözlerinin Müslümanların arasında geniş bir şekilde yayıldığının ve konuşulduğunun en açık delilidir. Aksi durumda birçok kimsenin bu meseleyi art niyetli olarak kullanmasına yer olmayacaktı.
Seyr-i Der Tarih-i Eimme-i Ethar c.1 s.286

198-Mehdeviyyet’in Tarihteki Etkisi

Mehdeviyyet’in tarih üzerindeki ilk etkisini, Ebu Ubeyd Es-Sakafi’nin oğlu Muhtar’ın, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) intikamını almak için başlattığı kıyamda görmekteyiz. Muhtar’ın siyasi kişiliğinin, Dinî kişiliğinin önünde olduğunda hiç şüphe yoktur, Muhtar’ın iyi yada kötü birisi olduğu konumuz dışındadır, bu yüzden Muhtar’ın bu yönü ile işimiz yoktur.

Muhtar, hem Hz. İmam Hüseyin’in katillerinden intikam almanın çok önemli olduğunu biliyordu hem de içinde bulunduğu zamanın çok uygun bir zaman olduğunu biliyordu ama insanlar, bu işi onun liderliği altında yapmaya hazır değillerdi.

Muhtar, Hz. Resul-i Ekrem’in haber vermiş olduğu Vadedilmiş Mehdi meselesini, Emirelmuminin Hz. İmam Ali’nin (a.s) oğlu Muhammed Hanefiye ile mevzu edip ortaya attı çünkü Emirelmuminin İmam Ali’nin o oğlunun adı Muhammed idi ve Hz. Peygamber de (s.a.a) şöyle buyurmuşlardı:
“Kıyam edecek Mehdi’nin adı, benim adımdır.”
Ve bu sebepten dolayı da Muhtar şöyle diyordu:
“Ey İnsanlar! Ben Mehdi’nin temsilcisiyim! Peygamber’in haber vermiş olduğu Mehdi’nin temsilcisiyim.”

Şu hususun bilinmesi gerekir ki, Sadr-ı İslam’dan beri Hz. İmam Mehdi’nin zuhur zamanının ne zaman olduğu belirlenmiş değildir. Sadece bazı özel-has kimseler onun kimin oğlu olduğunu biliyordu. Hz. Mehdi (a.s) hakkında, Hz. Peygamber (s.a.a) O’nun kendi evlatlarından olduğunu ve kesinlikle zuhur edeceğini buyurmuş ama ne zaman olduğu açıklanmamıştır.

Muhtar bir müddet Mehdi’nin naibi-vekili adıyla siyaset yaparken Muhammed Hanefiye’nin kendisinin, Vadedilmiş Mehdi olduğu iddiasını kabul edip etmediği bahis konusu olmuştur. Bazı kimseler Muhammed Hanefiye’nin intikam alabilmek için bu iddiayı kabul ettiklerini söylemişlerse de bu ispatlanamamıştır.
Fakat Muhtar’ın, Muhammed Hanefiye’yi Vadedilmiş Mehdi olarak ilan etmesinde hiçbir şüphe yoktur ve Keysaniyye mezhebi de buradan doğmuştur.

Keysaniyye Mezhebinin taraftarları, Muhammed Hanefiye’nin vefatından sonra şöyle söylüyorlardı:
“Hz. Mehdi, dünyayı eşitlik ve adalet ile doldurmadan ölmeyeceği için Muhammed hanefiye ölmemiş, Rezva Dağında gaybete çekilmiştir.”
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.281

199-Mehdeviyyet’in İnanmanın Etkisi

Mehdeviyyet hakkında bilgi sahibi olmayanların bir bölümü, özellikle de Şia mektebi ve mezhebi hakkında bilgisiz olan kimseler, bazı kitaplarda yazılmış olan bazı sözlerden Mehdeviyyet meselesinin Hicri 3. asırdan sonra meydana geldiği vehmine kapılmışlardır. Yani Mehdeviyyet’in Hz. İmam Hüccet b. Hasan El Mehdi’nin (a.s) doğumundan sonra gündeme geldiğini ileri sürmüşlerdir.

Mehdeviyyet meselesinin açık bir şekilde beyan olunup olmadığını, ne zaman ve nasıl başlayıp söz konusu olduğunu kısaca açıklayacak olursak:
Mehdeviyyet meselesi, Kur’an da net ve açık bir şekilde “Kulli İlahi müjde” halinde açıklanmıştır. Kur’an-i Kerim’i dikkatlice inceleyen bir kimse, bir çok Ayet-i kerime de Hz. İmam Mehdi’nin hem varlığını hem de gelecekte olması kesin bir İlahî irade ve takdir olduğunu açıkça görecektir.
Kur’an’ın bu husustaki ayetlerinden bir tanesi Enbiya Suresi’nin 105. Ayet-i kerimesidir:
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
“Hiç şüphesiz biz, Zebur’da Zikir’den (Tevrat’tan) sonra şöyle yazdık: “Hiç şüphesiz ki, salih kullarım yeryüzüne hakim olacaktır.”

Allahu Tebareke ve Teala bu Ayet-i kerime de şöyle buyurmaktadır:
Biz daha önceleri Tevrat’ta yazmıştık, sonra da Zebur’da şöyle yazdık ve ilan ettik: “Salih kullarım kesinlikle yeryüzüne, yani Dünya’nın tamamına hakim olacaklardır.
Burada bir bölge, şehir veya bir ülke mevzu bahis değildir; burada, Dünya’nın tamam söz konusudur; hedef ve fikir, çok büyüktür ve Dünya’nın tamamıdır.
Yeryüzü sonsuza kadar zalim ve zorbaların yönetiminde ve elinde kalacak değildir. Bu, geçici bir süreliğine böyle olacaktır ve salihler, Dünya’nın tamamına hükümet edeceklerdir ve bu dönem, gelecekte muhakkak olacaktır.
Bu Ayet-i kerimenin anlamının bu şekilde olduğu hususunda en küçük bir şüphe dahi yoktur.
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.278

200-İlahî İlke (Sünnet)

Dünya’nın gidişatı mecrasından çıkmaya başladığı her zamanda Allahu Teala tabiat kanunları ile öngörülmesi mümkün olmayan ani bir değişiklik meydana getirmektedir. Evet Din, insanın gözlerini açmak ve insan aklını sırada olayların inhisarından kurtarmak için gelmiştir.

201-İmam’ın Peşisıra

Ebu Reca Mısrî şöyle demiştir:
Hz. İmam Hasan Askerî'nin (a.s) irtihalinden sonra 2 boyunca İmam'ı aradım durdum ama ulaşamadım. 3. yıl Medine'nin Seriya mahallesinde İmam Hasan Askerî'nin oğlunu aramaya başladım. Ebu Ğanem, akşam kendisine misafir olmamı söyledi.
Oturmuş düşünüyor ve kendi kendime şöyle diyordum:
"3 yıldır arıyorum, bir İmam olsaydı görünürdü."
Bu şekilde düşünürken sahibini görmediğim bir ses işittim, şöyle diyordu:
"Ey Nasır b. Abdurrabbeh! Mısır halkına sor, Allah Resulünü gördükten sonra mı kendisine iman ettiler?"
Ben kendim dahi babamın adını bilmiyordum çünkü Medain şehrinde Dünya'ya geldiğim zaman babam vefat etmiş ve Nevfili, beni yanına alıp Mısır'a götürmüştü ve Mısır'da büyümüştüm. Bu sesi ve sözü duyduktan sonra hızlıca yerimden kalktım ve Ebu Ğanem'in evine gitmeden Mısır'a geri döndüm."
Kemal-ud Din c.2 s.250

202-Tarih’in Dilinden

İslam ümmetinin her kesimi (Şii-Sünni) nezdinde, Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) döneminde hak olmayan ve isyankar halifenin, özel birimler oluşturarak o hazreti ve ailesini her bakımdan kontrol altında tuttuğu bilinen bir hakikattir. İmam’ın oğlunu bulabilmek için aile fertlerinin tamamı hem sıkı kontrol altında idiler, hem de o hazretin cariyelerinden bazıları hapis edilmişlerdi.
Zalim Halifenin, bu iş için görevlendirmiş olduğu kimselerden bir tanesi, Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) öz kardeşi Cafer idi. Cafer, İmamet hayalleri kurduğu için kardeşinin oğlunun ortadan kaldırılmasından sonra İmam olmayı planlamıştı. Ama Allah’ın gaybete çekme iradesi, gaybete çekilen Peygamberlerde muhakkak olduğu gibi o hazret için de muhakkak oldu ve Hz. İmam Mehdi (a.s) gaybete çekildi.
Kemal-ud Din c.1 s.46

203-Hz. İmam Mehdi (a.s) Kesinlikle Vardır

Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) İsmail adında bir oğlu vardır ve İsmailiyye mezhebinden olanlar ona bağlı olanlardır. İsmail, Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) hayatta iken vefat etmiştir ve İmam oğlu İsmail’i çok seviyordu.

İsmail vefat edince cenaze işleri yapıldıktan sonra İmam, oğlunun cenazesinin yanına geldiler, oğlunun cenazesinin sarılmış olduğu kefeni açıp İsmail’in yüzünü ashabına göstererek, buyurdular:
“Bu, benim oğlum İsmail’dir, vefat etmiştir. Yarın onun ümmetin Mehdisi olduğunu ve gaybete çekildiğini iddia etmeyin. Onun yüzüne bakın, kim olduğunu görün ve sonra, vefat ettiğine şahitlik edin.”

Evet, bütün bunlar Mehdeviyyet meselesinin en küçük bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde İslam ümmetinin nezdinde kesin olduğunu ortaya koymaktadır.

204-Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Ömrünün Uzun Olması

Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında sorulan sorulardan ve yapılan itirazlardan bir tanesi, o hazretin ömrünün uzun olmasıdır.
“Bir insanın bu kadar uzun bir ömre sahip olup yaşaması nasıl mümkün olabilir?” denilmektedir.
Bu konunun aydınlığa kavuşması için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekir:

1-İnsan hayatının belirli bir ölçü, sınır ve miktarı yoktur ve sınırı olmadığı içinde onu aşmanın mümkün olmadığı söylenemez. Şimdiye kadar hiçbir bilim insanı, “İnsanın bu Dünya’da yaşayabileceği süre, azami şu kadar yıldır ve yıla gelindiği zaman kesinlikle ölüp bu Dünya’dan gitmesi gerekir.” şeklinde bir söz söylemiş değildir.
Aksine hem önceki dönemlerin hem de günümüzün, hem Doğu’nun hem de Batı’nın bilim adamları, insanoğlunun ömrünün sınırının olmadığını ve gelecekte insanın ölümü, önemli ölçüde geciktirebileceğini ve böylece de uzun yıllar Dünya’da yaşayabileceğini söylemiş ve söylemektedirler.
Bu ilmi veriler, bilim adamlarına başarıya ulaşma umudu verdiği için gece-gündüz araştırma ve deneyler yapmaktadırlar ve yapmış oldukları bu deneylerin büyük çoğunluğunda da başarıya ulaşmışlardır.
Bu araştırma ve deneyler, ölümünde diğer hastalılar gibi neden ve sebepleri olduğunu ve bu sebeplerin teşhis edilip önlenmesi halinde mevcut ortalama yaşam süresinden daha uzun yaşanabileceğini ortaya koymaktadır.

2-Hayvan, bitki ve insan türünden bazı canlıların, türünden bazı canlıların, türlerindeki diğer canlılara oranla daha uzun yaşadıkları keşfedilmiştir. Bu tür insanların olduğunun bulunmuş olması, o türden olanlar için aşılması imkansız uzun hayat ve yaşam sınırlamasının olmadığının en açık delillerinden bir tanesidir. İnsanların büyük çoğunluğunun 100 yaşından sonra öldükleri doğrudur ama bunun böyle olması insanın 100 yıldan fazla yaşayamayacağına delil olmaz çünkü 100 yılın üzerinde yaşayan sayısız sayıda insan vardır ve bunların 120, 150, 180 yıl yaşamış olmaları, insanın Dünya’da yaşayacağı müddetin sınırı olmadığını ortaya koymaktadır.

3-Yaşlılık önlenemeyecek bir kader değildir, aksine tedavi edilmesi mümkün olan bir hastalıktır. Tıp ilmi bugüne kadar birçok hastalığın neden ve sebeplerini ve tedavi yollarını bulabildiği gibi gelecekte yaşlanmanın sebeplerini bulup, tedavi yollarını insanların hizmetine sunması da mümkündür. Birtakım bilim insanları gençlik iksirini bulmak için çırpınıp duruyorlar ve belli bir ölçüye kadar muvaffak da olmuşlardır. Bu başarılar, gelecekte insanların yaşlanmaya galebe edebileceklerini göstermektedir.

Hem bu söylemiş olduğumuz bu hususları hem de bilim adamlarının yapmış oldukları çalışmalarda elde etmiş oldukları sonuçları dikkate aldığımız zaman şu neticeye ulaşmaktayız:
“Beden yapısı bakımından kamil derecede olan;
bedenin temel uzuvları olan kalp, beyin, sinir sistemi, böbrek, akciğer ve midesi sağlam olan;
sağlık kurallarının tamamını bilen ve eksiksiz uygulayan;
yiyecek ve içeceklerin özelliklerini bilen ve faydalı olanları kullanan;
mikropların tamamını, bütün özellikleri ile birlikte tanıyan;
nelerin zehirli olduğunu bilip onlardan kaçınan;
bedenin ihtiyaç duyduğu yiyecek ve vitaminleri zamanında ve ölçüsünde bedene yükleyen;
anne ve babasından hiçbir kalıtsal hastalık taşımayan;
beden ve beynin tahrip ve çökmesine sebep olan kötü ahlak ve fikri ızdıraptan uzak duran;
ruh ve bedene hayat veren güzel ahlakın tamamına sahip olan kimse, bütün bunların yanında ruhi ve cismi tedbiri kemal seviyesinde olan kimse, kendi hemtürlerinden ciddi ve kıyaslanamayacak derecede farklılıklara sahip olduğu için binlerce yıl yaşayabilir. İlim, bu şartlara sahip olan kimselerin çok uzun yıllar yaşamasının mümkün olduğunu ispatlamıştır.”

Bu sebeplerden dolayı, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) uzun ömürlü olmasını imkansız olarak görmek mümkün olmadığı gibi ilim ve akıl, mümkün ve olması gereken bir ömür olduğunu ortaya koymaktadır.
Bunlardan daha önemli olan husus ise şudur:

“Bir kimsenin varlığı, alem için şart ve olmazsa olmaz zaruri olduğu zaman mutlak kudret sahibi olan Allahu Teala’nın bunu yapmasında (O kimsenin çok uzun bir hayat sürmesini irade etmesinde ne tür bir sakınca olabilir? Bu iş, Allah’ın gücünün dışında mıdır ki olması imkansız olmuş olsun.”
Dünya’nın Adaletçisi s.201

205-Murtaza Mutahhari’ye Göre İmam Mehdi’nin (a.s) Ömrü

Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) konusu açıldığı zaman insanların bir çoğu şöyle söylemektedirler:
“Bir insanın 1200 yıl yaşaması mümkün müdür? Böyle bir şeyin olması tabiat kanunlarına aykırıdır.

Bu fikre sahip olanlar, Dünya’da meydana gelen olayların tamamını tabiat kanunlarına, yani günümüz insanlarının sahip olduğu ilme %100 uygun olduğunu sanıyorlar. Askine tarih boyunca bütün canlıların (insanların, hayvanların ve bitkilerin) hayatında meydana gelen büyük değişimlerin tamamı normal olmayan değişimlerdir.
Acaba yeryüzünde canlıya dönüşen ilk nutfe tabiat-dünya ilmine uygun bir olay mıdır?
Yeryüzünde meydana gelen ilk hayat hangi doğal kanunlar ile açıklanabilir?

Günümüz ilmine göre yeryüzü kırk milyar yaşındadır. Milyonlarca yıl önce bizim Dünyamız kızgın ve yakıcı bir küre idi ve burada hiçbir canlının yaşayabilmesi mümkün değildi. İlmi tahminlere göre milyarlarca yıl geçtikten sonra yeryüzünde ilk canlı vücuda gelebilmişti.
Günümüzün ilmi ise canlıların sadece canlıdan türediğini ve canlının, canlı olmayan bir şeyden türemesinin mümkün olmadığını söylemektedir. Ama ilim bugüne kadar yeryüzünde meydana-vücuda gelen ilk canlının, yani birleşip canlıya dönüşen ilk nutfenin nasıl birleşip de canlıya dönüştüğünü açıklayabilmiş değildir. İlk nutfenin birleşip vücuda gelmesi Dünya’da meydana gelen en büyük olaylardan bir tanesidir ama ilim, bugüne kadar bunu açıklayabilmiş değildir.

Bu hususta şöyle söylemektedir:
“Hayatı meydana getiren ilk nutfe-hücre gelişerek iki kısıma ayrılmaktadır ve bunlardan biri bitkisel, diğeri ise hayvani boyutlardır, birbirilerinden tamamen farklı özelliklere sahiptirler ama aynı zamanda birbirilerini tamamlamaktadırlar.

Şaşırtıcı olan husus şudur:
“Bitki olmayacak olursa hayvan vücuda gelemediği gibi hayvan olmadığı zamanda bitki var olamıyor. Bu durum özelliklede atmosferde olan gazların alınıp verilmesinde ve solunup dışarı çıkarılmasında böyledir.
Bu olayda meydana gelen başka büyük bir değişimdir fakat ilim ise bugüne kadar bunu dahi açıklayabilmiş değildir.
Nutfeden hayvani ve bitkisel boyutların nasıl meydana geldiği açıklanabilmiş değildir.

Burada şunu sormamız gerekir:
“Acaba vahyin inmesi sıradan bir olay mıdır? Tabiat-Dünya ötesinden bir kimseye emir ve kuralların gelmiş olması bir insanın 1200 yıl yaşamış olmasından daha küçük bir şey midir”
İnsanın uzun yıllar yaşayabilmesi doğal bir olaydır ve bilim insanları bunun doğal ilkelerini bulmaya çalışıyorlar. Bilim insanları bir takım ilaçlarla insan ömrünü uzatmaya çalışmaktadırlar.
Şu halde kimse çıkıp, “Tabiat kurallarına göre insan bu Dünya’da 80-100 yıl yada 150-200 yıldan fazla yaşayamaz” diyemez.

İnsanların bedenini oluşturan hücrelerin hayati evrelerinin olduğu doğrudur ama sınırlı şartlar içinde geçerlidir. Bir gün yapılacak bir keşif neticesinde, çok küçük bir şey ile insan ömrünün 500 yıla kadar yada daha fazlasına çıkartılabilmesi mümkün olacaktır. Bu insanın şüphe edeceği bir şey değildir. Bu, bu Dünya’da meydana gelmiş olan sıradan olaylar gibi bir olaydır. Buna göre İmam Mehdi’nin (a.s) ömrünün uzun olması ne tartışılacak bir meseledir ne de şüphe duyulacak bir olaydır.
Seyr-i Der Sire-i Eimmei Ethar (a.s) c.1 s.267, Murtaza Mutahhari

206-Dikkat Çeken Bir Husus

Tarihi Mısır kazılarında yapılan kazı çalışmalarının birisinde Mısır Firavunlarının mezarında eski Mısır’dan kalma buğday başaklarından birisi bulunmuş ve bu buğday tanelerinde hayat olup olmadığının öğrenilmesi için buğday taneleri ekilmiş ve ekilen buğdaylar yeşerip ürün vermiştir.

Hz. İmam Mehdi’nin (canlar ona feda olsun) hayatını, bu buğday taneleri ile kıyasladığımız zaman, o Hazretin ömrünün bu buğday tanelerinin yaşı kadar dahi olmadığını göreceğiz. Ayrıca bu hususta bir çok akli ve nakli delillerde vardır.
Binbir Nokta, Allame Hasanzade Amuli s.139

260-Kur’an Buyruğu

فَلَٓا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِۙ
اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِۙ
وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَۙ
وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ
اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرٖيمٍۙ

Artık, andolsun dönüp kaybolan, doğup yürüyen ve burçlarına giren yıldızlara ve geçmeye başladığı zaman geceye ve ışıdığı zaman sabaha, şüphe yok ki Kur’an büyük bir elçinin sözüdür.
Tekvir Suresi 15-19. ayetler

Ümmü Hani şöyle demiştir:
“Hz. İmam Muhammed Bakır’ı (a.s) ziyaret ettim ve kedilerine bu ayet-i kerime’nin tevilinin ne olduğunu sordum, buyurdular:
“Maksat (hicri) 260. yılda görenlerin gözüne görünmeyecek olan İmam’dır. Sonra zifiri karanlıkların her tarafı sardığı bir gecede nurdan bir yıldız gibi doğacaktır. Onu görecek olursan gözlerin aydın olsun.”
Kemal-ud Din c.1 s.594

261-Kur’an Buyruğu

قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ
De ki: Haber verin bana, suyunuz tamamıyla batılıp çekilecek olursa artık kimdir size bir akarsu pınarı peydahlayacak olan?
Mülk Suresi 30. ayet

Ebu Besir, Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s)’ın bu ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Bu ayet-i kerime, Hz. Kaim (a.s) hakkında inmiştir ve şunu buyurmaktadır: “İmamınız kayıp olacak olur ve Onun nerede olduğunu bilmeyecek olursanız size kim, zahir ve görünen bir İmam gönderecektir ki, gökteki ve yerdeki haberleri ve Allahu Teala’nın helal ve haramlarını size ulaştırsın?
Allah’a and olsun ki bu ayetin te’vil zamanı daha gelmiş değildir ama kesinlikle gelecektir.”
Kemal-ud Din c.1 s.595

Ali b. Cafer şöyle demiştir:
“Kardeşim İmam Musa Kazım’a arz ettim: “Bu ayet-i Kerime’nin tevili nasıldır?”
Buyurdular:
“İmamınız gaybette olduğu ve onu göremediğiniz zaman ne yapacaksınız?”
Kemal-ud Din c.2 s.43

263-Kur’an ve İmamet

وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ قَالَ اِنّٖى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًاۜ قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖىۜ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمٖينَ
“O zamanlar Rabbi, İbrahim’i bir takım sözlerle sınadı. O, bunları yerine getirip tamamlayınca dedi ki: “Ben seni, insanlara İmam karar kılacağım. İbrahim, “Soyumdan da imam karar kıl” dedi. Allah: “Benim ahdime zalimler ulaşamazlar.” dedi.
Bakara Suresi 124. ayet

Mufazzal b. Ömer Şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) bu ayet-i kerimede buyrulmuş olan sözlerin neler olduğunu sordum, buyurdular:
“Hz. Adem’in (a.s) Rabbinden almış olduğu ve dili ile söylediği için Allahu Teala’nın tevbesini kabul ettiği sözlerdir ve o sözler şunlardır:
“Allahım! Muhammed’in, Ali’nin, Fatıma’nın, Hasan’ın ve Hüseyin’in hakkı hürmetine tevbemi kabul et”
Allahu Teala’da tevbesini kabul etti çünkü Allah, tevbeleri hemen kabul eden ve Rahim’dir.
Arz ettim: “Ey Resulullah’ın oğlu! Allahu Teala’nın ayette buyurmuş olduğu “Ve onları tamamlayında’dan” maksat nedir?
Buyurdular: “Hz. Kaim (a.s) İmam Mehdi’ye kadar olan 12 İmam’ın tamamıdır ki, bu İmamların 9 tanesi İmam Hüseyin’in evlatlarındandır.”
Kemal-ud Din c.2 s.40-41

264-Asr Suresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
وَالْعَصْرِۙ

اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile. And olsun zamana. Şüphe yok ki insan, kesinlikle zararda/ziyandadır. Sadece inanlar ve iyi işlerde bulunanlar ve birbirlerine gerçeği gözetmeyi ve sabretmeyi tavsiye edenler hariç.
Asr Suresi

Mufazzal b. Ömer şöyle demiştir:
“Allahu Teala’nın bu ayette buyurduklarını Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) sordum, şöyle buyurdular:
“”Zamandan” maksat Hz. Kaim’in (a.s) zuhur edeceği zamandır.
“Şüphesiz insan, kesinlikle zarar-ziyandadır” buyruğundan maksat, bizim düşmanlarımızdır.
“Sadece iman edenler” buyruğundan maksat, biz İmamlar’ın hakkında inmiş olan ayetlere inananlardır.
“Ve salih-iyi iş yapanlar” buyruğundan maksat, bu inançta olan kardeşleri ile birlik olup ayrılmayanlardır.
“Ve hakkı gerçeği öğütleyenler” buyruğundan maksat, insanlara İmameti öğütleyenlerdir.
“Ve sabrı öğütleyenler” buyruğundan maksat ise Gaybet Dönemi’nde bu inançtan çıkmayanlar/sapmayanlardır.
Kemal-ud Din c.2 s.565

265-Kur’an Tevili

Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Bizim Mehdimize (a.s), zamanın cahillerinin yapacağı eziyetler, Cahiliye Dönemi’nin cahillerinin Peygamber’e (s.a.a) yapmış eziyetlerden çoktur, fazladır.”
Dedim: “Efendim! Nasıl olur?”
Buyurdular: “Hz. Peygamber (s.a.a) gönderildiği zaman insanlar, taşa ve ağaca tapıyorlardı. Ama bizim Kaimimiz zuhur ettiği zaman insanlar, Ona karşı Kur’an’ı tevil edecekler.”
El Gaybet-i lil Numanî s.322

266-İmam ve Kur’an

وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَمَنْ قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّه۪ سُلْطَانًا فَلَا يُسْرِفْ فِي الْقَتْلِۜ اِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا
“…Ve kim zulüm ile öldürülürse onun mirasçısına-velisine, öldürene karşı bir kudret ve salahiyet verdik. Ancak öldürmede aşırıya gidilmemeli. Şüphe yok ki, yardıma da mazhar kılınmıştır o.
İsra Suresi 33. Ayet

Bu ayet-i kerime, Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) sorulduğu zaman şöyle buyurdular:
“Bu ayetin kast etmiş olduğu kimse, Kaim-i Â-li Muhammed’dir (s.a.a). Kıyam ettiği zaman, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) kanının intikamını alacak ve onun düşmanlarını öldürecektir. Eğer yeryüzündeki insanların tamamını öldürse dahi aşırıya gitmemiş olacaktır.”
“Öldürmede aşırıya gitmeyin” buyruğunun anlamı şudur: “O, aşırıya gitmek sayılacak hiçbir iş yapmayacaktır.”
Allah’a and olsun ki! Hz. Kaim (a.s), İmam Hüseyin’in katillerinin soyundan kalanların tamamını, dedelerinin ve babalarının yaptıklarından dolayı öldürecektir.”
Kamil-uz Ziyaret s.63

Uyun-u Ahbar’ur-Rıza kitabında Abdusselam b. Salih Herevî’den şöyle rivayet olunmuştur:
“Hz. İmam Rıza’ya (a.s) arz ettim: “Hz. İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) rivayet olunmuş olan bu hadis hakkındaki görüşünüz nedir?”
Şöyle buyurdular: “Doğrudur, öyledir.”
Arz ettim: “Efendim!
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۚ
Hiçbir suçlu bir başkasının suçunu üstlenmez” ayet-i kerimesinin anlamı nedir?
En’am Suresi 164. Ayet

Buyurdular: “Allahu Teala her zaman doğruyu buyurmuştur. Ama İmam Hüseyin’in (a.s9 katillerinin çocukları, babalarının yaptıklarından razı olanlar ve onunla övünenlerdir. Eğer Dünya’nın doğusunda olan birisi öldürülür ve Dünya’nın batısında olan bir başkası bu öldürülmeye sevinecek razı olacak olursa, Allah katında katilin katline ortaktır. Bu sebepten dolayı, Hz. Kaim (a.s) onların çocuklarını da öldürecektir.
Uyun-u Ahbar’ur-Rıza c.1 s.72

267-Zerdüştlerin Müjdesi

Zerdüştlerin kutsal kitabında şöyle yazılıdır:
“Büyük kurtarıcı, dini Dünya’nın tamamına hakim kılacak, fakirliği yok edecek… ve Dünyadakiinsanların tamamını aynı fikir ve düşüncede yapacaktır.”
Câmasbnâme/121

268-Zebur’un Zuhur Müjdesi

Zebur’da şöyle yazılıdır:
“…Allah’ı bekleyenler, yeryüzünün sahipleri olacaklardır. Yeryüzü sonsuza kadar onların olacaktır.”
Eski Ahit Mazmur 37. ayet, 9 ve 12,17 ve 18

269-Tevrat’ın Müjdesi

Tevrat’ta şöyle yazılıdır:
“… Ezilmişlerin arasında adalet ile hüküm verecektir ve hak olduğu şekilde yeryüzündeki ezilmişlere hükümet edeceklerdir. Kaplan, dana ile birlikte uyuyacak ve kuzu ile aslan birlikte dolaşacaktır ve onları, küçük bir çocuk güdecektir.”
Tevrat 11.bölüm 2. ve 10. Ayet

270- İncil’in Zuhur Müjdesi

İncil’de şöyle yazılmıştır:
“Efendisin gelmesini bekleyen kimse gibi kemerlerinizi bağlayın ve çıralarınızı (ışıklarınızı) yakın.. O gelip kapınızı çaldığı zaman hemen açın. Çünkü o, sizin beklemediğiniz bir vakitte gelecektir.”
Luka İncili 12. Bölüm 35-36. ayetler

271-Hz. İmam Mehdi’nin Kutsal Kitaplardaki Adları

Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kutsal kitaplardaki ve Dünya üzerinde var olan inançlardaki adlarından bazıları şunlardır:
Hz. İbrahim’in suhufundaki adı, Sahip’tir.
Zebur’da, Kaim; Terkum dilinde olan Tevrat’ta, Kaydmu; İbranice Tevrat’ta, Meşii (Büyük Mehdi); İncil’de, Son Mehmid; Zerdüşt’ün Zemzeminde Sonsuz Allah’ın Suruşu.
Zend Pazendlerin kitabındaki adları, Behram ve Sonsuz Allah’ın Kulu.
Hinduların Bin Mektubundaki adı, Lendbetava.
Armafis’de geçen adı, Şemahil.
Sonsuzlar kitabındaki adı, Hurand.
Firengiler’in kitabındaki adı, Kutsal-Mübarek.
Mecusilerin kitabındaki adı, Hosrov.
Peygamber’in izi kitabındaki adı, Hakkın, Mizani.
Borzin Azer Fersiya’nın kitabındaki adı, Perviz.
Romalıların Kubdus kitabındaki adı, En Büyük Firdevs.
İlahî Sahifedeki adı, Hakk’ın Özü.
Kutsal Sahifedeki adı, Lisan-us Sıdk ve Simam-ul Ekber.
Kendral kitabındaki adı, Bakiyyetullah.
Kentere kitabındaki adı, Katii.
Didberahime kitabındaki adı, Mansur.
Şakmuni kitabındaki adı, Ayakta duran.
Rigveda’nın kitabındaki adı, Vişnu…
Ez-Zamun Nasih c.1 s.481, Necm-us Sakib 2. Bab s.85

272-Kudsi Hadislerde İmam Mehdi

Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
“Ey Resulüm! Senin ve senin soyundan olan Hüccetlerim ile kullarıma rahmetimi indiriyorum. Ama sizin Kaiminiz ile arzımı tesbih, takdis, tekbir, tehlil ve İlahlığımın yüceltilmesi ile abad edecek ve onun eli ile Tevhid’in sözünü yüceltip kafirlerin sözünü yok edeceğim. Onun eli ve kendi ilmim ile arzın tamamına ve kullarımın kalplerine yeniden hayat vereceğim ve saklı olan olan hazinelerimin tamamını kendi iradem ile ona zahir edeceğim.
Kendi iradem ile kalplerde olan gizli ve saklılardan haberdar edeceğim ve benim dinimi ve emirlerimi yayıp hakim kılması için meleklerim ile ona yardım edeceğim. o benim Hüccetimdir ve benim kullarımı hidayet edecek hak Hidayetçidir.
Bihar-ul Envar c.51 s.66

273-Kudsi Hadislerde İmam Mehdi

Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s), Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) Kaim-i Â-li Muhammed (s.a.a) adının verilmesi hakkında şu hadis-i kudsiyi rivayet etmiştir:
“Ceddim, Hz. İmam Hüseyin’İn (a.s) şehadetinden sonra, melekler feryad edip ağlayarak Allahu Teala’ya şöyle arz ettiler:
“Ey Rabbimiz! Senin seçmiş olduğun ve seçmiş olduğunun oğlunu ve seçmiş olduğun İmam’ı (Hüccetini) öldürmelerini af edecek misin?”
Allahu Teala onlara şöyle buyurdu:
“Ey Benim Meleklerim! Sakin olun! İzzetime ve celalime and olsun ki, uzun bir zaman sonra da olsa onlardan intikam alacağım.”
İmam Muhammed Bakır (a.s) daha sonra şyle buyurdular:
“Allahu Teala bunları buyurduktan sonra, Hz. İmam Hüseyin’den (a.s) sonra onun evlatlarından İmam olacak olan İmamları meleklere gösterdi ve melekler sevindiler. Bu İmamların içinde bir İmam, kıyamda durmuş ve namaz kılıyordu; onu göstererek buyurdu:
“O’nun (Kaim’in: Ayakta duranın) eli ile Hüseyin’in katillerinden intikam alacağım.”
Bihar-ul Envar c.51 s.29

274-Kudsi Hadislerde İmam Mehdi

Miraciye hadisinde şöyle buyrulmuştur:
“Allahu Teala şöyle buyurdu:
“Rüzgarları onun emrine vereceğim; sert bulutlar, ona ram edecek ve her yolla onu göklere yükselmeye muvaffak edeceğim.”
Kemal-ud Din c.1 s.256, Bihar-ul Envar c.52 s.37
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur:
“…Hz. Mehdi (a.s) ateş ve nurdan olan, sesten daha hızlı bineklere binecek ve dilediği göğe çıkacaktır…”
Hurşid-i Mağrib s.39, Muhammed Rıza Hekimî

276-Hakk’ın Sözü

Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) vefalı yarenlerinden olan Osman b. Said şöyle demiştir:
“Bir keresinde Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) huzurunda idik, İmam’ın yarenlerinden birisi o Hazrete şöyle arz etti: “Efendim! Mutahhar babalarınızdan şöyle nakledilmiştir: “Yeryüzü asla Hüccetsiz kalmaz ve zamanının İmamını tanımadan kimse cahiliye ölümü ile ölmüş olur.” Bu husustaki nazarınız nedir?”
İmam Şöyle buyurdular:
“Evet, bu söz, hak ve doğrudur.”
Sordu: “Ey Resulullah’ın oğlu! O halde sizden sonraki Hüccet kimdir?”
Buyurdular: “Benden sonraki İmam ve Hüccet, oğlum Muhammed’dir. Onu tanımadan ölen kimse, cahiliye ölümü ile ölmüş olur. Bilin ki, onun gaybet dönemi olacaktır ve o dönemde cahiller, sapıtıp yoldan çıkacak ve batıl ehli ise helak olacaktır. Onun gaybette olduğu dönemde onun zuhuru için vakit verenler yalancılardır. O, gaybet dönemi sona erince zuhur edecektir. Kufe’nin ve Necef’in başının üstünde dalgalanan beyaz bayrakları görür gibiyim.”
Kemal-ud Din c.2 s.409

277-Hz. Peygamber’in Halifeleri

Hz. İmam Rıza (a.s) babalarından, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Miraca çıkarıldığım zaman şöyle dedim: “Ey benim Rabbim! …Bunlar, benim haliflerim ve benden sonraki İmamlar mıdır? Nida geldi: “Bunlar, senden sonrası için kullarıma seçmiş olduğum dostlarım ve sevdiklerimdir. Senden sonraki Halifelerim ve en üstün kullarım bunlardır. İzzet ve celalime and olsun ki! Dinimi onlarla yükselteceğim ve onların sonuncusu ile yeryüzünü günahkar ve isyancılardan temizleyeceğim ve onu, Doğu’dan Batı’ya kadar bütün Dünya’ya hakim kılacağım.”
Kemal-ud Din c.1 s.366, Uyun-u Ahbar-ur Rıza c.1 s.262

278-Allah’ın Hücceti’nin Olmasının Zarureti

Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s), Allah’ın Hüccetlerinin olmasının zarureti hakkında şöyle buyurmuşlardır:
“Allah’ın arzının, Allah’ın Hücceti olmadan ayakta durması -varlığını sürdürebilmesi- mümkün değildir.
Nehcül Belağe, Kısa sözler 147 numaralı söz

Hz. İmam Ali b. Muhammed Naki (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Allah’ın arzının, Allah’ın Hücceti olmadan varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir ve Allah’a and olsun ki, Allah’ın (bu dönemdeki) yeryüzündeki o Hücceti benim”
Usul-u Kafi c.1 s.179

İmamlarımızdan (aleyhum selam) elimize ulaşmış olan dualarda mükerrer defa Hüccet kelimesinin kullanıldığını görmekteyiz. O dualardan birisi şöyledir:
“Allahım! Beni, Hüccetinin marifetine ulaşanlardan karar kıl! Eğer sen bana Hüccetini tanıtmayacak olursan sapıp dinimden çıkarım.”
Kemal-ud Din c.2 s.512

Zuhur’un Haberi

Cabir, Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Mehdi (a.s), yatsı vaktinde Mekke’de zuhur edecektir ve zuhur ettiği zaman Hz. Peygamber’in (s.a.a) bayrağı, gömleği ve kılıcı yanında olacaktır. Ayrıca açıkça nurdan nişaneleri olacaktır. Yatsı namazını kıldıktan sonra yüksek sesle şöyle diyecektir: “Ey İnsanlar! Allah’ı ve Allah’ın huzuruna çıkarılacağınız günü size hatırlatıyorum. Allah, hüccetini tamamlamıştır. Ona hiçbirşeyi ortak koşmamanız, Onun ve Peygamberinin emirlerine itaat etmeniz, Kur’an’ın ihya ettiğini ihya etmeniz ve Kur’an’ın ortadan kaldırdıklarını ortadan kaldırmanız, hidayet yoluna yardım etmeniz ve ona karşı muin, nasır ve takvalı olmanız için Peygamberlerini ve kitaplarını göndermiştir.
Dünya’nın sonu yakınlaşmıştır. Ben sizi Allah’a ve Resulü’ne davet ediyorum. Allah’ın kitabına amel edin, batılı yok edip sünneti ve şeriatı ihya edin.”
Daha sonra sayıları, Bedir ashabının sayıları kadar olan 313 ashabı ile birlikte önceden kararlaştırmadan birleşip zuhur edecektir.
Onlar, gecelerin korkanları, gündüzün aslanlarıdırlar. Allah onun eli ile Hicaz topraklarını fethedecek, zindanlarda olan Haşimoğullarını kurtaracak ve siyah bayraklarla Kufe’ye girecektir. Sonra Dünya’nın dört bir tarafına İmam Mehdi’ye biat almaları için ordular gönderecektir. Onlar, gittikleri yerlerde zulüm ve haksızlıkları ortadan kaldıracak, şehirler ve ülkeler onun için hazır hale getirecektir. Konstantiniye’yi o fethedecektir.
El Melahim-u vel Fiten s.48

280-Sünni Kaynaklarında Hz. İmam Mehdi (a.s)

İbn-i Ebil Hadid:
“Ahir-i Zaman’da Ehlibeyt’ten birisi çıkacak dini, hak ve adaleti aşikar kılacaktır. Müslümanlar ona tabi olacaklar ve bütün Dünya’ya hakim olacak olan o kişinin adı, Mehdi’dir.
İbn-i Haldun Mukaddimesi s.362

281-İmam’ın Olmasının Lüzumu

Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Ey Ebu Hamza! Sizden birisi birkaç fersah yol gitmek istediği zaman kendisine bir yol (adres) gösteren bulmaktadır. Sen, göklerin yolunu, yerlerin yolundan daha çok bilmiyorsun, öyle ise kendine bir yol gösteren ve kılavuz bul.”
Usul-u Kafi c.1 s.261

282- İmam Rıza’dan Bir Hadis

Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Hz. İmam Mehdi (a.s), insanların en bilgilisi, en hekimi, en takvalısı, en sabırlısı, en çok bağışlayanı ve en çok kulluk ve ibadet edenidir. Gözleri uyusa da kalbi her daim uyanıktır. Melekler her daim kendisi ile konuşmaktadır… Duaları her zaman kabul olur ve bir taşa dahi nifrin edecek olsa taş ikiye ayrılır.”
İlzam-un Nasib s.9

283- İki Açık Nişane

Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Mehdi’nin (a.s) apaçık nişaneleri vardır ve o, nişaneler ile tanınır. Onlardan bir tanesi sonsuz ilme sahip olması ve diğeri ise duanın her zaman kabul olmasıdır.”
Uyun-u Ahbar-ur Rıza c.1 s.170

284-Sınırı Olmayan Bilgi

Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurdular:
“Mehdi’nin (a.s) ilmi bütün herkesin ilminden daha çok ve rahmeti, bütün herkesin rahmetinden daha fazladır.”
El Gaybet-i Numani s.114, Bihar-ul Envar c.51 s.115, Muntahab-ul Eser s.309

285-Babam Ona Feda Olsun

Hz. İmam Musa Kazım (a.s) buyurdular:
“Hz. Mehdi’nin (a.s) yüzünün rengi çok fazla gece ibadeti ve teheccüt etmesinden dolayı sarıya çalmaktadır. Geceleri, secde ve rüku halinde geçirip yıldızların doğup batmasına riayet eden ona, babam feda olsun.
Allah yolunda kınayanların kınamasından asla etkilenmeyen Mehdi’ye, babam feda olsun. O, zifiri karanlıkların hidayet ışığıdır. Allah’ın emri ile kıyam edecek olan Mehdi’ye, babam feda olsun.”
Bihar-ul Envar c.86 s.81

286-Allah Karşısında Huşu İçinde

Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Hz. Mehdi (a.s), kartalının kanadının karşısında ezik olduğu gibi Allah’ın karşısında eziklik içindedir.”
Ukad-ud Durer s.158

Başka bir hadislerinde ise şöyle buyurmuşlardır:
“Mehdi (a.s), Allahu Teala’ya karşı en çok huşu ve huzu içinde olandır.”
Ez Zamm-un Nasıb s.10

287-İyiliklerde Aceleci

Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Mehdi (a.s), iyiliklerde ve mücadelede çok acelecidir.”
Cemal-ul Usbuu s.310, Sahife-i Mehdeviyye s.290

288-İmam Mehdi’nin (a.s) Faziletleri

Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Mehdi (a.s), Hz. Musa’nın (a.s) kemaline, Hz. İsa’nın (a.s) azametine ve Hz. Eyyub’un (a.s) sabrına sahiptir.”
Uyun-u Ahbar-ur Rıza c.1 s.36

289-İmamsız Dünya Yok Olur

Ebu Hamza şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) sordum: “İmam olmadan yeryüzü var olabilir mi?”
Buyurdular: “İmam olmayacak olursa yeryüzü yok olur.”
Usul-u Kafi c.1 s.334

290-Allah’ın Kullarına Gazabı

Veşa şöyle demiştir: “Hz. İmam Rıza’ya sordum: “Yeryüzü İmamsız olur mu?”
Buyurdular: “Hayır, olmaz.”
Arz ettim: “Efendim, “Allah, kullarına gazap etmedikçe yeryüzünün İmamsız kalmayacağını bize söylüyorlar.”
Buyurdular: “Yeryüzü, İmamsız olamaz, yeryüzünde İmam olmayacak olursa yeryüzü yok olur.”
Usul-u Kafi c.1 s.334

291- Sünni Kaynaklarında İmam

Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Benim evlatlarımdan, adı benim adım olan birisi Arablara hakim olmadan, yeryüzü dağılıp son bulmayacaktır.”
Sahih-i Tirmizi c.9 s.74

292-İkrar ve İnkar

Safvan b. Mervan, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“İmamların tamamını kabul edip Mehdi’yi kabul etmeyen kimsenin durumu, Peygamberlerin tamamını kabul edip Hz. Muhammed’in (s.a.a) Peygamberliğini kabul etmeyen kimsenin durumu gibidir.”
Arz ettiler: “Ey Allah Resulü’nün Oğlu! Sizin evlatlarınızdan olan Mehdi kimdir?”
Buyurdular: “Beşinci oğlumun oğludur. Sizden gizli ve saklı olacaktır ve (saklı olduğu dönemde) onun adını anmanız doğru değildir.”
Kemal-ud Din c.2 s.3

293-Üç Muhammed

Ebu Hişam, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“İmamların içinden adları Muhammed, Ali ve Hasan olan İmamlar, peş peşe gelecektir, onların dördüncüsü Kaim-ul Mehdi (a.s)’dır.”
Kemal-ud Din c.1 s.4

294-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi

Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s), Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şöyle buyurduklarını rivayet etmişlerdir:
“Dünya’nın ömrü bir gün kalmış olsa dahi Allah, benim Ehlibeytimden birisini çıkartacaktır ve o, Dünya’yı zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır.”
Sahih-i Ebu Davud c.2 s.207

295-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi

Ebu Said şöyle demiştir: “Hz. peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular:
“Bizim Mehdimiz açık alınlı ve ince burunludur, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adalet ile dolduracaktır ve yedi yıl hükümet edecektir.”
Sahih-i Ebu Davud c.2 s.208

296-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi

Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdular: “Vadedilmiş Mehdi, Ehlibeyttendir ve Allahu Teala, Onun kıyam etmesinin şartlarını bir gecede vücuda getirecektir.”
Sahih-i İbn-i Mace c.2 s.519

297-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi

Ebu Said, Hz. Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Yeryüzü, zulüm ve haksızlıkla dolacaktır, sonra benim Ehlibeytimden birisi çıkacak, yedi yada dokuz yıl hükümet edecek ve yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracaktır.”
Mesned-i Ahmed c.3 s.38

298-İmam Mehdi’nin Zuhuru Müslümanların Arasında En Çok Meşhur Olan Meselelerdendir

Ahir-i zamanda, Hz. Peygamber’in Ehlibeytinden bir kişinin çıkıp dini, bütün Dünya’ya hakim edeceği, hakkı ve adaleti, bütün Dünya’ya hakim kılacağı ve ülkelerin tamamına hükümet edeceği Müslümanların arasında en çok bilinen ve meşhur olan meselelerden bir tanesidir.
İbn-i Haldun Mukaddimesi s.311

299-Belanın Defi

Hz. İmam Mehdi (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Allahu Teala, benim ile ailemden ve şialarımdan belayı def edecektir.”
Kemal-ud Din c.2 s.441

300-Hizmet Etme Arzusu

Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurdular:
“Onun (Hz. İmam Mehdi’nin) döneminde oluş olsaydım ömrümün tamamını ona hizmet etmekle geçirirdim.”
Gaybet-i Numani s.245

301-Kitap ve Sünnet İlmini Bilmek

Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Bitki, toprakta kök saldığı gibi Allah’ın kitabının ve Peygamber’in (s.a.a) sünnetinin ilmi de bizim Mehdimizin kalbinde kök salmıştır.”
Bihar-ul Envar c.52 s.317, Muntahab-ul Eser s.309

302-Sünni Hadislerinde İmam

Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Semre’den şöyle nakleder:
“Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduklarını kendi kulaklarım ile duydum:
“Benden sonraki Halifelerimin sayısı 12’dir ve onların tamamı Kureyşten’dir.”
Ahmed b. Hanbel Müsnedi c.5 s.92

Bu hadis, Yenaib-ul Mevedde’nin hadisinde şu şekildedir:
“Benden sonraki Halifelerimin sayısı 12 tanedir ve onların tamamı Haşimi’dir.”
Bu hadis, mütevatir seviyesinde rivayet edilmiştir ve bu hadisin mütevatir bir hadis olduğunu hadis ilmi sahiplerinin tamamı itiraf etmişlerdir.
Ahmed b. Hanbel Müsnedi c.5 s.92

Ahmed b. Hanbel, bu hadisi mezkur haliyle 34 ayrı senet ile Cabir b. Semre’den rivayet etmiştir.
Hem Sünni hem de Şia kaynaklarında olan bu hadisin doğruluğunda hiçbir şüphe olmamasına rağmen önemli olan husus şudur:
Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu 12 kişiden maksadı kimlerdir?

Ümeyyeoğlu halifelerini kast etmiş olmaları mümkün değildir çünkü onların sayısı 12 değil 15’tir.
Mesudî, Murevvic’uz Zeheb isimli kitabında Ümeyyeoğlu halifelerinin isimlerini şu şekilde yazmıştır:
1-Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye,
2-Muaviye’nin oğlu Yezid,
3-Yezid’in oğlu Muaviye,
4-Hakem’in oğlu Mervan,
5-Mervan’ın oğlu Abdulmelik,
6-Abdulmelik’in oğlu Velid,
7-Abdulmelik’in oğlu Süleyman,
8-Abdulaziz’in oğlu Ömer,
9-Abdulmelik’in oğlu Yezid,
10-Velid’in oğlu Yezid,
11-Abdulmelik’in oğlu Hişam,
12-Abdulmelik’in oğlu Yezid’in oğlu Velid,
13-Abdulmelik’in oğlu Yezid’in oğlu Velid’in oğlu Yezid,
14-Abdulmelik’in oğlu Yezid’in oğlu Velid’in oğlu İbrahim,
15-Mervan Muhammed El Hammar”

Hz. Peygamber’in (s.a.a) maksadının Abbasî halifeleri olmadığı da kesin ve açıktır çünkü Abbasi Halifelerinin sayısı 12 değil sayısı 37’dir.

Ümeyyeoğullarının ve Abbasilerin haricinde halife olanların sayısı ise 6’dır ve yine 12’ye ulaşmamaktadır, bunlar ise 4 Halife, Hz. İmam Hasan (a.s) ve Zubeyr’in oğlu Abdullah’tır.
Bu sebepten dolayı da Hz. Peygamber’in buyurmuş oldukları bu halifelerin kimler olduğunun belirlenip açıklığa kavuşturulması gerekir çünkü Allah’ın Resulü (s.a.a) hem boş söz hem de muamma şeyler söylemekten beri ve uzaktır.

Şia inancına göre Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu hadiste buyurmuş oldukları 12 Halife’den maksatları, Hz. İmam Ali b. Ebu Talib (a.s) ve 11 evladıdır. Sünni kaynaklarında rivayet olunmuş olan hadislerde maksadın, 12 Ehlibeyt İmamı olduğuna delalet etmesine rağmen Sünni alimlerin kendi kitaplarında yazılı olan bu hadisleri dikkate almamış olmaları yada o açık hadisleri başka bir şekilde te’vil ederek muhtelif anlamlar çıkarmaya kalkışmaları çok şaşırtıcıdır.

Muhammed b. İbrahim Hammui Şafi, Abdullah b. Abbas’tan şöyle nakletmiştir:
“Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular: “Benim vasi ve halifelerim, Allah’ın benden sonrası için kullarına seçmiş olduğu Hüccetler, 12 kişidir ve onların ilki, benim kardeşim ve sonuncusu ise benim oğlumdur.”
Sordular: “Ey Allah’ın Resul’ü! Senin kardeşin kimdir?”
Buyurdular: “Ali b. Ebu Talib’tir.”
Sordular: “Ya Resulallah! Senin oğlun kimdir?
Buyurdular: “O, Mehdi’dir. Dünya’yı zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra hak ve adalet ile dolduracak olan kimsedir.”
Feraid-us Simteyn c.2 s.312 H.562

Hafız Süleyman Kunduzi Hanefi, bu hadisi Yenabi-ul Meveddet kitabında naklettikten sonra 12 Halife’den maksadın kimler olduğunu Hz. Resulullah’ın (s.a.a) kendisinin açıkladığını ve onların, Ali b. Ebu Talib (a.s) ve 11 evladının (aleyhum selam) olduğunu yazmıştır.
Yenabi-ul Meveddet s.487

Hafız Süleyman Kunduzi Hanefi, kitabında şöyle yazmıştır:
“Bir takım muhakkıklar şöyle söylemişlerdir: “Zamanın şerhi ve mekanda vücuda gelmiş olan şartlar, Hz. Peygamber’in (s.a.a) 12 Halife’den maksadının kendi itreti (Ehlibeyti) olduğunu ortaya koymuştur. Sahabeden olan halifeler bu hadsiin kapsamı içine girmemektedirler çünkü onlarn sayısı 12’den azdır. Yine Emevi halifelerini de kapsamamaktadır çünkü onlarında sayısı 12’den fazladır.
Yenabi-ul Meveddet s.446

303-Nasıl Bir Mehdi

Sünni Ulemasının, Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki görüşleri şu şekildedir:
“Bizler türsel Mehdi’ye inanıyoruz.”
Bir başka ifade ile şöyle söylemekteler:
“Hz. Mehdi (a.s) hakkında Hz. peygamber’İn buyurmuş oldukları hadislerin tamamını kabul ediyoruz ama onun daha doğup Dünya’ya gelmediğini ve kim olduğunun bilinmediğini; gelecekte doğacağını ve büyüdükten sonra kıyam edip Dünya’nın tamamına hükümet edeceğini, Hz. Fatıma’nın (s.a) soyundan ve Hz. İmam Hüseyin’in evlatlarından olduğunu söylüyoruz.”

Şebravi Şafii şöyle demiştir:
“Şialar, hakkında çok sayıda sahih hadisin olduğu Mehdi’nin, Hasan Askeri’nin oğlu olduğuna ve ahiri zamanda zuhur edeceğine inanmaktadır. Ama doğrusu şudur: “Mehdi, daha doğmuş değildir, ileriki zamanlarda doğacak ve büyüyecektir ve O, Kerim olan Ehlibeytten’dir.”
El-İthaf s.180

İbn-i Ebil Hadid, Nehcül Belağe’nin 16. Hutbesinin şerhinde şöyle söylemiştir:
“Hadis alimlerinin büyük çoğunluğu Mehdi’nin Hz. Fatıma’nın soyundan olduğuna inanmaktadırlar ve biz Mutezile fırkası da bunu inkar etmiyor ve kendi kitaplarımızda bunun böyle olduğunu açıkça kabullenmişiz. Ama bizim inancımıza göre o daha doğmuş değildir, sonradan doğup Dünya’ya gelecektir.
Nehcül Belağe Şerhi c.1 s.281 ve c.7s.59

Şunu söylemek gerekir ki, Sünni uleması, bu iddialarını isbatlayacak tek bir tane dahi ayet yada hadisi, delil olarak ortaya koyabilmiş değillerdir. Bu inanç hiçbir delile dayanmadan Sünnilerin arasında meşhur olmuştur. Bu inanç, Ehlibeytin dışlanmasının ve İslamî Hilafetin gasp edilmesinin neticelerinden sadece bir tanesidir.
Bu delilsiz iddiaya rağmen Sünni kaynak kitaplarında olan bir çok hadis, Şia kaynaklarında olan hadislerle aynı neticeyi vermektedir. O hadislerde şöyle denilmektedir.
“Vaad edilmiş Mehdi (a.s) 12 İmam’ın 12.’si, Hz İmam Hüseyin’in (a.s) dokuzuncu evladı, Hz. İmam Rıza’nın dördüncü ve Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) tek oğludur.”

Sünni kaynaklarındaki hadislerde şöyle denilmektedir:
“Hz. Mehdi (a.s), Hicri Kameri 255. yılının Şaban ayının 15. günü Samerra şehrinde Dünya’ya gelmiştir ve annesi, Nercis Hatun’dur.”

Bütün bunlar, Şia ve Sünnilerin Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında hiçbir ihtilaflarının olmadığını; her iki fırkanın da Şahsi Mehdi’ye inandığını; Ehlibeytin dışlanması ile birlikte Emevi ve Abbasi yönetimlerinin karanlık dönemlerinin, Sünni ulemasının kendi kitaplarında yazmış oldukları hakikatleri yayıp hakim ederek Şialar gibi Şahsi Mehdi’ye inanmalarına mani olduğunu ortaya koymaktadır.

304-Türsel Mehdeviyyet

Ariflerin bazıları türsel Mehdeviyyet’e inanmış ve inanmaktadırlar. Şöyle ki, her asır ve dönem için hidayet etme özelliklerine sahip olan bir Mehdinin var olması gerektiğine inandıkları için şöyle söylemekteler:
“Hidayetçinin olmadığı hiçbir asır yoktur ve her asrın hidayetçisinin hangi soydan olduğunun da, ne tür özellikler taşıdığının da hiçbir önemi yoktur.”

Ama hak mekteb olan Şia mektebi, Mehdeviyyet’in türsel değil, şahsi olduğuna inanmaktadır. Yani bu ümmetin ve bütün ümmet ve milletlerin Mehdisi sadece bir kişidir ve onun hangi soydan olduğu, anne ve babasının kimler olduğu, nerede doğup Dünya’ya geldiği, nerede gaybete çekildiği ve zuhur nişanelerinin neler olduğunun yanında fiziki özellikleri de açıkça bilinmektedir.
El Mev’ud s.10, 11 ve 50

305-Herkesin Kabulü

İbn-i Haldun’un dönemine kadar, Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki hadislerin doğru olmadığını tek bir tane dahi olsun hiçbir İslam Alimi söylemiş değildir. Bütün alimler, o hadislerin hak ve doğru olduğunu kabul etmişlerdir. İhtilaf etmiş oldukları meseleler olmuş olsa da bu ihtilalar, “Mehdi bu mudur, yoksa o mudur?” gibi cüz’i konularda olmuştur. Yada “Mehdi, Hz. İmam Hasan’ın mı (a.s) yoksa İmam Hüseyin’in mi (a.s) evlatlarındandır?” gibi meselelerde ihtilaf etmişlerdir? Ama bu ümmetin bir Mehdisi olduğu, Peygamber’in (s.a.a) ve Hz. Zehra’nın (s.a) evladı olduğu ve işinin de zulüm ve haksızlıkla dolan Dünya’yı hak ve adalet ile doldurmak olduğu hususunda ihtilaf ettikleri hiçbir mesele yoktur.
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.289

306-Sünni Dünyasında Mehdeviyyet İnancı

Mehdeviyyet meselesinin Şia’ya munhasır bir konu olmadığını öğrenmek isteyenlerin, Mehdilik iddiasında bulunanların sadece Şiaların içinden mi çıktığına yoksa Sünnilerin arasından da Mehdilik iddiasında bulunanların çıkıp çıkmadıklarına iyice bakmak gerekir. Gerçek şudur ki Sünnilerin içinden çıkıp Mehdilik iddiasında bulunanların sayısı oldukça fazladır. Onlardan bir tanesi de Sudanlı Mehdi olarak tanınan kişidir. Bu kişi Sudan’da ortaya çıkıp Mehdi olduğunu iddia etti ve bir topluluk oluşturmuştu ve bu topluluk bir asra yakın bir müddet varlığını sürdürmüş sonra da dağılıp yok olmuştur.

Bu kişinin Mehdilik iddiasında bulunduğu bölge Sünni bölgesi olmasına rağmen Mehdilik inancının çok yaygın olmasından dolayı hem kendisini, Mehdi ilan edebilmiş hem de taraftarları, uzun bir müddet kendilerine toplum içinde bir yer bulabilmişlerdir.

Müslüman ülkelerin tamamında her dönem çok sayıda Mehdilik iddiasında bulunanlar olmuş ve vardır. Hindistan ve Pakistan’da doğup yayılan Kadriler, bu iddia ile doğmuşlardır. Hadislerde de hem yalancı Mehdilerin, hem de uydurma Deccallerin her dönem, her yerde ve çok sayıda ortaya çıkacağı haber verilmiştir.

307-Allah’ın Yeryüzündeki Hücceti

Nehcül Belağe kitabında, Emirelmuminin Hz. İmam Ali’den (aleyhisselam) bir takım sözler vardır ve Ayetullah Burucerdi (rahmetullah aleyh), o sözlerin mütevatir sözler olduğunu beyan buyurmuşlardır.
Kumeyl b. Ziyah Nahii, Emirelmuminin Hz. İmam Ali’nin (a.s) kendisi ile yapmış oldukları o uzun konuşmada şöyle buyurduklarını söylemiştir:
Kumeyl şöyle söylüyor:
“Bir gece Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) benim elimden tuttu ve çöle götürdüler. (Bu olayın Kufe şehrinde meydana gelmiş olması muhtemeldir.)
Çöle vardığımız zaman çok derin bir ah çekti ve sonra kalbinde yığılı olan dertleri anlatmaya başladılar.
“Ey Kumeyl! İnsanlar üç gruba ayrılıyorlar: Ya Rabbani (bilgindirler), ya mutaallimdirler yada pislik sivrisinekleri gibidirler.
Ey Kumeyl! Ben, bildiklerimi kendisine anlatabileceğim liyakat sahibi birisini bulamıyorum.
Bir takım kimseler iyi olmakla birlikte ahmaktırlar. İnsanların bir kesimi zeki ama din ve diyanetten uzaktırlar; dini, dünyevî hedeflerine ulaşma vesilesi karar kılmıştır.
Mevlam Hz. Emirelmuminin (a.s) insanları sınıflandırdıktan sonra kendisinin yalnızlığından şikayetçi olarak buyurdular:
“Ey Kumeyl! Ben yalnızlık içindeyim, tek başımayım, kalbimdeki sırları kendisine anlatacağım ehil birisini bulamıyorum.”
Sonra şöyle buyurdular:
“Allahım! Evet doğrudur, senin arzın hiçbir zaman Hüccetsiz olmayacaktır. O Hüccetin ya zahirdir yada gözlerden gizli ve kayıp.”
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.279

308-Mehdeviyyet Hakkındaki Hadisler

Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti, zuhuru ve kuracağı hükümet ile ilgili açıklama yapmış mıdır?
Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında olan hadisler, Şiaların nakletmiş olduğu hadislerden ibaret olmuş olsa idi, bu konuda şüphe sahibi olanların şu soruyu sorma hakları olurdu:
“Hz. Mehdi meselesi eğer gerçek bir mesele olmuş olsaydı bunu İslam Peygamberi’nin açıklaması gerekirdi ve eğer onu, İslam Peygamberi açıklamış olsaydı sadece Şialar değil, Müslüman fırkaların tamamının rivayet etmesi gerekirdi.”
Bu sorunun cevabı çok açıktır. Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki Hz. Peygamber’in (s.a.a) buyurmuş olduğu hadisleri, sadece Şialar rivayet etöiş değildir. Sünni kaynaklarında da bu konu hakkında rivayet edilmiş olan hadisler, Şia kaynaklarında olan hadislerden fazla olmasa da az da değildir. Bu konu hakkında yazılmış olan kitaplara bakıldığı zaman bunun, böyle olduğu görülecektir.
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.278

309-Mütevatir Hadis

Hem Şia hem de Sünni alimleri, Hz. Peygamber’in (s.a.a) şu buyruğunun mütevatir olduğunda hem fikirdirler ve bu hususta tek bir kişinin dahi itirazı yoktur.
Buyurdular: “Dünya’nın ömründen tek bir gün dahi kalmış olsa Allah, o günü benim evlatlarımdan olan o kişinin zuhur etmesine kadar uzatacaktır.”
İslam Peygamberi (s.a.a) şunu buyurmuşlardır: “Hz. Mehdi (a.s), Allah’ın kesin ve olmaması imkansız olan kazalarındandır ve Dünya’nın yok olmasına sadece bir gün kalsa da bunun olması gerekir.”
Bu hadis, hem Şiaların hem de Sünnilerin müşterek rivayet etmiş oldukları hadislerden bir tanesidir.
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.270

310-İmam’ın Gayb İlmine Sahip Olması

Muhammed b. Şazan şöyle demiştir:
Hz. İmam Mehdi’ye ulaştırılmak üzere bir miktar para (humus) getirilmişti, 500 dirhemden 20 dirhem azdı. O şekilde göndermek istemedim, kendimden 20 dirhem koyup Muhammed b. Cafer’e gönderdim ve kendimden ekleme yaptığımı yazmadım. Muhammed b. Cafer, onun makbuzunu bana gönderdiği zaman üzerine şöyle yazılmıştı:
“500 dirhem bana ulaştı, onun 20 dirhemi sana aitti.”
Kemal-ud Din c.2 s.240

311-Kadir Gecesi

Kadir Gecesi, zamanın İmamı’nın gecesidir, Melekler o gece İmam’a inip, takdiratın tamamını İmam’a takdim ederler. Masum İmamlarımız (a.s), Kadir Gecesi hakkında şöyle buyurmuşlardır:
“Bu gecede melekler, bir yıl içinde olacak olan mukadderatın tamamını, Zaman’ın mutlak Hüccetine getirip takdim ederler.”
Usul-u Kafi-Hüccet Kitabı

312-İmam’ın Olması Kesin ve Olmazsa Olmazdır

Hadiste şöyle buyrulmuştur:
“Yeryüzünde sadece 2 kişi kalmış olsa onların birisi, kesinlikle İmam ve Allah’ın Hücceti’dir.”
Usul-u Kafi c.1 s.179

313- İmam’ın İlm-i Gaybı

İshak b. Yakub şöyle demiştir:
“Şeyh Ömerî’nin kendisinden duydum şöyle diyordu: “Şehirlerin birisinde, yanında İmam’ın malı olan birisi ile karşılaştım. Bu adam humusunu İmam’a göndermiş ama İmam, göndermiş olduğu humusu kendisine geri göndermiş ve şöyle yazmıştır:
“Amcaoğullarının 400 dirhem hakkı bu paranın içindedir, onu çıkar.”
Bu adam şaşkınlık içinde malının ve mülkünün muhasebesini yapmaya başlamış ve kullanmış olduğu tarlalardan birisinin amcaoğullarına ait olduğunu ve onun hakkından bir kısmını kendilerine verdiğini ama geri kalan kısmı vermediğini ve vermesi gereken meblağın İmam’ın buyurmuş olduğu gibi 400 dirhem olduğunu görmüş. Buyrulmuş olan meblağı çıkardıktan sonra geri kalanı İmam’a göndermiş ve İmam, kabul etmiştir.”
Kemal-ud Din c.2 s.240-241

314-Gökten Gelen Ses

Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Gökten, “Hak, Â-li Muhammedin’dir (s.a.a)” nidası geldiği zaman, Mehdi (a.s) zuhur edecektir, onun adı dillerden düşmeyecek ve insanlar, sevinç içinde ondan başka hiçbir şeyi konuşmuyor olacaklardır.”
El Melaimu vel Fiten s.42

315- Günlerden Maksat Nedir

Hz. İmam Ali Naki Hadi (a.s) buyurdular:
“Günlerden maksat bizleriz. Gökler ve yer, bizim olmamızdan dolayı ayaktadır. Cumartesi, Resulullah’ın; Pazar, Emirelmuminin Hz. İmam Ali’nin; Pazartesi, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in; Salı İmam Zeynelabidin, İmam Muhammed Bakır ve İmam Cafer-i Sadık’ın; Çarşamba İmam Musa Kazım, İmam Ali Rıza, İmam Muhammed Taki ve benim; Perşembe oğlum Hasan’ın ve Cuma günü ise oğlum Hasan’ın oğlunun adınadır/günüdür ki, hakkın peşinde olanların tamamı onun etrafında toplanacaktır. O zulüm ve haksızlıkla dolan Dünyayı hak ve adalet ile dolduracaktır. Evet günlerden maksad bunlardır. Dünya’da iken bunlara düşmanlık yaparsanız onlar, ahirette size düşmanlık yapacaklardır.”
Kemal-ud Din c.2 s.79

316-On Dört Nur

Mufazzal b. Ömer şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: “Allahu Teala kullarını yaratmadan 14.000 (on dört bin) yıl önce 14 nur yarattı ve onurlar, bizim ruhlarımızdı.”
Dediler: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! 14 ruhun sahipleri kimlerdir?”
Buyurdular: “Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin’in evlatlarından olan İmamlar. Onların sonuncusu Kaim’dir (a.s), gaybetinin sona ermesinden sonra kıyam edecek ve zulüm ve haksızlıkla dolan Dünya’yı hak ve adalet ile dolduracaktır.”
Kemal-ud Din c.2 s.7

317-Cahiliyet Ölümü

Muhammed B. İsmail, Hz. İmam Rıza’nın (a.s) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
“Bir İmamı olmadan ölen kimse cahiliyet ölümüyle ölmüş olur.”
Arz ettim: “Bir İmamı olmadan ölen kimse cahiliyet ölümüyle mi ölmüş oluyor?”
Buyurdular: “Evet, o kişi vakıf, kafir, nasibi ve müşriktir.”
Kemal-ud Din c.2 s.585

318-Uzun Ömürlü Olmak

Saide b. Cubeyr dedi:
“Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) şöyle buyurdular: “Bizim Kaimimizde (a.s) Hz Nuh’un sünneti vardır ve o sünnet, uzun ömürlü olmaktır.”
Kemal-ud Din c.2 s.310

319-İmam’ın Şahsını ve Sıfatlarını Tanıyıp Bilmek

Abdullah b. Kudame dedi ki:
“Hz. İmam Musa Kazım (a.s) buyurdular: “Dört şeyde şek-şüphe eden kimse Allah’ın kitaplarının tamamını inkar etmiş olur. Onlardan bir tanesi İmam’ın marifetidir ki, her dönemin İmamı’nın şahsı ve sıfatları ile tanınması gerekir.”
Kemal-ud Din c.2 s.216

320-İmam’ı Tanımanın Önemi

Fuzeyl b. Yesar, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir, buyurdular:
“İmamını tanımadan ölen kimse cahiliyet ölümü ile ölmüş olur ve insanların, İmamlarını tanımama mazeretleri kabul olmayacaktır.”
Kemal-ud Din c.2 s.124

321-İkrar ve İnkar

Safvan b. Mihran şöyle rivayet etmiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: “İmamlarını tamamını ikrar/kabul edip Hz. Mehdi’yi inkar eden kimse, Peygamberlerin tamamını kabul edip Hz. Muhammed’in (s.a.a) Peygamberliğini inkar eden kimse gibidir.”
Arz ettiler: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! Sizin evlatlarınızdan olan Mehdi kimdir?
Buyurdular: “7. İmam’ın evlatlarından olan 5. İmam’dır. İnsanların gözünden saklı olacak ve o dönemde adını anmak doğru değildir.”
Kemal-ud Din c.2 s.122

322-İmam Mehdi’yi İkrar Etmek

Hz. İmam Muhammed Taki (a.s) buyurdular:
“”…Onun uzun bir gıybet dönemi olacaktır. İhlas sahiperi zuhur etmesini bekleyecek, şüphe ehli ise onu, inkar edecek, adıyla alay edecekler.”
Kemal-ud Din c.2 s.378

323-Mümin ve Müslüman

Aban b. Teğallub şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) arz ettim: “İmamları tanıyan ama zamanının İmamını tanımayan kimse mümin olur mu?
Buyurdular: “Hayır, mümin değildir.”
Arz ettim: “Müslüman mıdır?”
Buyurdular: “Evet, Müslüman’dır.”
Kemal-ud Din c.2 s.185

324-Hz. İmam Mehdi Hakkında Olan Hadislere Genel Bakış

1-İmamların sayısı 12’dir ve onların ilki Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) ve sonuncusu ise Hz. İmam Mehdi (a.s)’dır. 92 Hadis
2-İmamlar 12 kişidir ve onların sonuncusu Hz. İmam Mehdi (a.s)’dır. 94 Hadis
3-İmamların sayısı 12’dir ve onların 9 tanesi Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) soyundandır ve onların sonuncusu Hz. Kaim (a.s)’dır. 107 Hadis
4-Mehdi, Hz. Peygamber’in (s.a.a) itretindendir. 389 Hadis
5-Mehdi, Hz. İmam Ali’nin (a.s) evladıdır. 214 Hadis
6-Mehdi, Hz. Fatıma’nın (s.a) evlatlarındandır. 192 Hadis
7-Mehdi, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) evlatlarındandır. 148 Hadis
8-Mehdi, Hz. İmam Zeynelabidin’in (a.s) evlatlarındandır. 185 Hadis
9-Mehdi, Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) evlatlarındandır. 103 Hadis
10-Mehdi, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) evlatlarındandır. 103 Hadis
11-Mehdi, 6. İmam’ın evlatlarındandır. 99 Hadis
12-Mehdi, Hz. İmam Musa Kazım’ın (a.s) 5. evladıdır. 101 Hadis
13-Mehdi, Hz. İmam Rıza’nın (a.s) 4. evladıdır. 98 Hadis
14-Mehdi, Hz. İmam Muhammed Taki’nin (a.s) 3. evladıdır. 90 Hadis
15-Mehdi, Hz. İmam Ali Naki-Hadi’nin (a.s) evlatlarındandır. 90 Hadis
16-Mehdi, Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) oğludur. 145 Hadis
17-Hz. İmam Mehdi’nin babasının adı, Hasan’dır. 148 Hadis
18-Mehdi, Peygamber’in (s.a.a) adının ve künyesinin sahibidir. 47 Hadis
Muntahab-ul Eser, Ayetullah El Uzma Safi Gülpeygani

325-Hz. Peygamber (s.a.a) Miraca Çıktığı Zaman

Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s), Hz. Peygamber’in Şöyle buyurduklarını buyurmuşlardır:
“Miraca çağrıldığım zaman, Rabbim bana şöyle buyurdular: “Ya Muhammed! Yeryüzüne baktım ve onların içinden seni seçtim ve Peygamberim karar kıldım. Kendi ismimden sana ad koydum, “Ben Mahmud’um, sen ise Muhammed’sin.”
Sonra tekrar yeryüzüne baktım ve onların içinden Ali’yi seçtim ve onu, sana vasi ve halife karar kıldım. Ali’nin hem kızının kocası hem de senin çocuklarının babası olmasını irade ettim ve ona kendi ismimden verdim, “Ben, Aliyyul A’layım o ise Ali’dir.”
Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyin’i sizin ikinizin nurundan yarattım ve onların velayetlerini meleklerime sundum. Onların velayetini kabul edenler, bana en yakın olanlardır.
Ya Muhammed! Eğer kulum bana ibadet etmekten eskimiş ve çürümüş bir deri şekline gelmiş halde, ama onların velayetlerini kabul etmeden bana gelecek olursa onu ne cennetime sokacağım ne de arşımın gölgesinin altına alacağım.
Ya Muhammed! Onları görmek ister misin?
Arz ettim: Evet, Ey benim Rabbim! Görmek istiyorum.”
Buyurdu: “Başını yukarı kaldır.”
Başımı kaldırıp yukarı baktığım zaman, Ali’nin, Fatıma’nın, Hasan’ın, Hüseyin’in, Ali b. Hüseyin’in, Muhammed b. Ali’nin, Cafer b. Muhammed’in, Musa b. Cafer’in, Ali b. Musa’nın, Muhammed b. Ali’nin, Ali b. Muhammed’in, Hasan b. Ali’nin ve Muhammed b. Hasan’ın nurlarını gördüm.
Kaim’in nuru, onların nurunun ortasında idi ve parlak bir yıldız gibi parlıyordu.
Arz ettim: “Ey benim Rabbim! Bunlar kimlerdir?”
Buyurdular: “Bunlar, İmamlardır ve Kaim ise benim helalimi, helal ve haramımı, haram kılacak olan İmam’dır. Ben, onunla düşmanlarımdan intikam alacağım. O, beni sevenlerin dostudur ve senin Şialarının kalplerini, inkarcı ve kafirlerin zulümatından kurtaracak kimsedir. Lat ve Uzza’yı çıkarıp ateşte yakacak kimsedir. Bu ikisinin o gün çıkaracağı fitn, Samiri’nin çıkardığı fitneden daha büyük ve daha ağırdır.
Kemal-ud Din c.1 s.473-474

326-Peygamberlerin Sünneti

Ebu Besir şöyle rivayet etmiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: “Bizim Kaimimizde 4 Peygamber’in 4 ayrı sünneti vardır. Hz. Musa’dan (a.s) olan sünneti, korku ve beklemedir. Hz. Yusuf’tan (a.s) olan sünneti, zindandır. Hz. İsa’dan (a.s) olan sünneti, onun öldüğünü söyleyecek olmalarıdır, oysa o ölmemiştir, hayatta ve yaşamaktadır. Hz. Resul-i Ekrem Muhammed’den (s.a.a) olan sünneti ise kılıçtır.
Kemal-ud Din c.1 s.302-303

327-Peygamberlerin Sünneti

“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Bizim Kaimimizde Peygamberlerin sünnetleri vardır. Hz. Musa’nın (a.s) korku ve ümit sünnetine sahiptir. Hz. Yusuf’tan (a.s) sahip olduğu sünneti, kardeşlerinin onun ile alış veriş yapıp konuşmalarına rağmen onu tanımamalarıdır. Hz. İsa’dan (a.s) olan sünneti, seyahat etmesi ve Hz. Muhammed’den (s.a.a) olan sünneti ise kılıçtır.
Kemal-ud Din c.1 s.56

328- İsrailoğullarının Müslümanları

İslam şehirlerinden birisi olarak bilinen Bağdat’ta birisi bana şöyle dedi:
“Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti çok uzadı ve bu durum insanların şaşkınlıklarının çok artmasına ve İmamet ahdinden çıkmalarına sebep oldu. Nasıl olacak?
Ona şöyle dedim: Geçmiş ümmetler için olan şeylerin İslam ümmeti içinde olması gerekir. Hz. Peygamber’den (s.a.a) rivayet olan bir çok hadiste o Hazret şöyle buyurmuşlardır:
“Hz. Musa (a.s), Allah’ın mikatına gitmişti ve 30 gün sonra dönecekti, Allahu Teala 10 gün uzattı ve 40 güne tamamladı.”

Bu olay, Kur’an-i kerimde şu şekilde beyan buyrulmuştur:
وَوٰعَدْنَا مُوسٰى ثَلٰثٖينَ لَيْلَةً وَاَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مٖيقَاتُ رَبِّهٖٓ اَرْبَعٖينَ لَيْلَةًۚ وَقَالَ مُوسٰى لِاَخٖيهِ هٰرُونَ اخْلُفْنٖي فٖي قَوْمٖي وَاَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِـعْ سَبٖيلَ الْمُفْسِدٖينَ
“Musa ile 30 geceyi vaad etmiştik, vadeyi 10 gece daha katarak tamamlamıştık. Ve böylece Rabbi’nin tayin ettiği müddet 40 geceyi bulmuştu. Musa, kardeşi Harun’a “Kavmim içinde benime yerime geç, halifem ol, onları düzene koy ve bozguncuların yoluna uyma demişti.”
A’raf Suresi 142. Ayet
وَاِذْ وٰعَدْنَا مُوسٰٓى اَرْبَع۪ينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ
“Biz, vaktiyle Musa’ya 40 gecelik vade verdik. Sonra siz, o yokken tuttuğunuz buzağıya bağlandınız. Siz, böyle zulmediyordunuz.”
Bakara Suresi 51. Ayet

Bu şekilde Hz. Musa’nın (a.s) vermiş olduğu dönme zamanı 10 gece gecikince o kısa müddeti çok uzun bir zaman saydılar, kalpleri kararıp taşlaştı. Allah’ın ve Hz. Musa’nın emrinden çıktılar, Hz. Musa’nın yerine tayin etmiş olduğu halifesi Hz. Harun’u dinlemediler. Onu öylesine güçsüz bir hale getirdiler ki neredeyse öldüreceklerdi. Sonra ses çıkaran ölü bir buzağıya tapmaya başlayıp, Allah’a tapınmayı terk ettiler.
Samiri, onlara şöyle diyordu: “Bu buzağı, sizin ve Musa’nın rabbidir.”
Harun, onlara nasihat edip buzağıya tapmaktan men ediyor ve şöyle diyordu:
“Ey insanlar! Siz buzağı ile imtihan oldunuz ama sizin Rabbiniz, Rahman’dır, bana uyun ve benim emirlerime uyun.”
Ama dediler: “Ey Harun! Biz, Musa geri dönmedikçe buzağıya tapmaktan el çekmeyeceğiz.”
Ama Musa (a.s), gazaplı ve üzgün bir şekilde kavminin arasına döndüğü zaman şöyle dedi: “Ben yokken, benden sonra ne de çirkin işler yapmışsınız? Rabbinizin emrinin önüne geçmişsiniz. Sonra Tevrat’ın yazılarını (levhalarını) yere koyup, kardeşinin kafasından kendisine doğru çekti.

Bu olay, Kur’an-i kerimde şu şekilde beyan buyrulmuştur:
وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى
Allah buyurdu ki: “Ey Musa! Seni halkından aceleyle ayrılmaya sevk eden neydi?”
قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَرٖي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى
Şöyle cevap verdi: “Onlar arkamdan geliyorlar ve ben, Ey Rabbim! Benden daha çok hoşnut olasın diye daha çok acele ettim.”
قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ
Şüphe yok ki, biz de senden sonra kavmini sınadık ve Samiri onları yoldan çıkardı.”
فَرَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِهٖ غَضْبَانَ اَسِفًاۚ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًاۜ اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِدٖى
Bunun üzerine Mûsâ öfkeli bir halde ve hayıflanarak kavmine döndü. Şöyle dedi: “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Çok mu uzun süre sizden ayrıldım? Yoksa Rabbinizin gazabının farz olmasını mı dilediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?”
قَالُوا مَٓا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْنَٓا اَوْزَارًا مِنْ زٖينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِىُّۙ
Şöyle cevap verdiler: “Sana verdiğimiz sözden kendimize malik olarak caymadık biz. Fakat şu kavmin (Mısır halkının) ziynet eşyalarını almıştık, onları erisin diye ateşe attık; böyle telkin etti Samiri”
فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَؕ
O, onlara bir buzağı heykeli yapmıştı ki böğürmedeydi. O ve ona uyanlar “İşte sizin de mabudunuz Musa’nın da mabudu, budur. Fakat Musa, bunu unuttu” dediler.
اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاًࣖ
Peki görmüyorlar mıydı ki onlara bir söz söyleyemiyordu bu heykel, onlara ne bir zarar verebiliyordu ne de bir fayda!
وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِهٖۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُونٖي وَاَطٖيعُٓوا اَمْرٖي
And olsun ki, Harun onlara daha önce söylemişti: “Ey kavmim! Şüphesiz ki, siz bununla sınanmaktasınız; Şüphesiz ki, Rabbiniz Rahman’dır. Bana uyun ve emrime itaat edin” demişti.
قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفٖينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى
Ama onlar dediler: “Musa dönüp aramıza gelinceye kadar bu heykele tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”
قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ
اَلَّا تَتَّبِعَنِؕ اَفَعَصَيْتَ اَمْرٖي
Musa dedi ki: “Ey Harun! Bunların doğru yoldan saptıklarını görünce sana ne mani oldu? Bana uymadın, yoksa isyan mı ettin?”
قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتٖي وَلَا بِرَأْسٖيۚ اِنّٖي خَشٖيتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلٖي
Şöyle dedi: “Ey anam oğlu! Sakalımı başımı bırak benim. Gerçektende “Sözüme tam uymadın ve İsrailoğulları’nın arasına ayrılık saldın!” diyeceğinden korktum.”
قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ
Musa sordu: “Sen ne diye bu işi işledin Ey Samiri?”
قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهٖ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ لٖي نَفْسٖي
Samiri dedi: “Ben onların görmediklerini gördüm, Sana gelen elçi meleğin izinden bir avuç toprak aldım ve eriyen külçeye attım onu. Nefsim bu işi bana hoş gösterdi.”
قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذٖي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًؕ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً
Musa dedi: “Git! Senin Dünya hayatındaki cezan (sana yaklaşan biri olduğu zaman ona) “Yaklaşma, dokunma bana” demektir. Ve bir de sana değişmesi imkansız azap vaad edilmiştir. Kulu olduğun ma’buduna bak ve gör! Biz onu yakacağız ve sonra da kaldırıp parçalarını denize atacağız!”
اِنَّـمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَؕ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً
Sizin mabudunuz ancak Allah’tır, O’ndan başka tapılacak yoktur ve onun ilmi-bilgisi her şeyi kuşatmıştır.
كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْراًۚ
İşte böylece geçmişlerin ahvalinden bir kısmını sana hikaye etmekteyiz ve şüphe yok ki sana katımızdan bir de Kur’an verdik.
Taha Suresi 83. ayetten 99. ayete kadar

Evet, bu ümmetin cahil ve basiretsizlerinin, Hz. İmam Mehdi'nin (a.s) gaybetinin uzamasını bahane edip hiçbir delil ortaya koymadan mekteplerinden çıkmaları, şaşılacak bir şey değildir. Bunlar, Allahu Teala'nın buyruklarından ve şu buyruğundan nasiplenmemiş kimselerdir. 
Buyurdular:
اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِ كْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّۙ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْؕ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
"İman edenlerin Allah'ı anmaları ve Kur'an'dan inen şeyleri kalplerini yumuşatması ve bu şekilde tamamıyla korkup itaat etmeleri ve önceden kendilerine, kitap verilenlere benzememeleri vakti daha gelmedi mi? Onların peygamberleri ile araları uzayıp açılınca kalpleri katılaştı ve çoğu buyruktan, emirden çıktılar."
Hadid Suresi 16. ayet
Bağdatlı adam dedi: "Bu, Kur'an'ın hangi ayetinde buyrulmuştur?"
Dedim: "Bakara Suresi'nin ilk ayetlerinde şöyle buyrulmuştur:
الٓمٓۚ
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
Elif, Lam, Mim. O öyle bir kitaptır ki onda şüphe yoktur. Takva sahiplerine yol göstericidir. Onlar gayba inanırlar."
Bakara Suresi 1,2 ve 3. ayetler
Bu ayet-i kerimede buyrulmuş olan gaybdan maksat, Hz. İmam Mehdi'dir.
Kemal-ud Din c.1 s.34-36

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir