İçindekiler
DOĞUMUNDAN BABASININ ŞEHADATİNE KADAR OLAN DÖNEM
1- İmam Mehdi (a.s) Hakkında Söylenen Sözlerin Çokluğunun Nedeni
Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında bu kadar söz söylenmesinin nedeni nedir?
Hz. Peygamber (s.a.a) ve Masum İmamlar (a.s) muhtelif yer ve zamanlarda o Hazret hakkında konuşmuş ve hatta onun muhtelif özelliklerini, şemalini ve hususiyatlarını saymışlardır ve bu diğer hiçbir İmam hakkında yapılmış değillerdir.
Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ve İmamların (a.s), Hz. İmam Mehdi’nin (a.f) özelliklerini, gaybetini, kıyamını v.s beyan buyurmalarının birkaç yönü-boyutu vardır:
A-İnsanların yaşadıkları dönemde kendilerini o Hazretin zuhuru için hazırlamaları ve aynı hedef doğrultusunda ilerleyerek İmam’ın adalet hükümetinin salih kulların eli ile kurulmasıdır. Adalet hükümetinin kurulmasının olmazsa olmaz şartı İslamî hareketlerin en ciddi şekilde yapılmasını sağlamaktır.
B- Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) özelliklerinin anlatılmasının nedeni: Yalancı ve kasıtlı kimselerin ve insanların inançlarından suistifade ederek kendilerini Vadedilmiş Mehdi ilan edecek olanların tanınıp toplumdan ferd edilmesidir.
C- Tarih boyunca bütün insanların ümit bağladıkları Hz. Mehdi hakkında bu kadar söz söylenmesinin nedeni, insanların geleceğe olan ümitlerini yitirmemeleri; mümin ve mustazafların kendi hallerine bırakılmadıklarını ve Allah’ın, Masum Hücceti ve Velisi ile onları desteklediğinin bilinmesini sağlamaktır. Ayrıca hiç kimseden çekinip korkmadan, onun liderliğinin gölgesi altında ilerlemelerini ve o Hazretin gaybeti döneminde onun, vasıf ve özelliklerinin dikkate alarak kimlerin o Hazretin genel naipliğini üstlenerek Müslümanlara önderlik edebileceklerini göstermektir.
Bu liderin, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) sahip olduğu özelliklere en yakın kişinin “Veliyy-i Fakih” olarak Müslümanlara önderlik etmesi gerekir.
Eğer Hz. İmam Mehdi (a.s)’ın bu özellik ve hususiyatları açıklanmamış olsaydı insanların büyük çoğunluğu siyasi, içtimai ve manevi alanlarda yoldan çıkarak şarka yada garba teslim olurlardı.
2-MEHDİ (A.S) BİZDENDİR
Hz. Resuli Ekrem (s.a.a), kızları Hz. Fatime’ye (s.a) şöyle buyurmuşlardır:
“Peygamberlerin en üstünü senin babandır. Vasilerin en üstünü bizdendir ve o, senin kocan Ali (a.s)’dır. Şehitlerin en üstünü bizdendir ve o, amcam Hamza’dır. İki kanata sahip olan ve o kanatları ile cennette istediği yere uçan bizdendir ve o, senin babanın amcaoğlu Cafer’dir. Bu ümmetin iki sıbtı ve cennet gençlerinin iki efendisi bizdendir ve onlar, senin iki oğlun Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s)’dır. Mehdi bizdendir ve o, senin evlatlarındandır.
Mecalis-us Seniyyeti s.5, Seyyid Mushin Cebelamuli
3-BENİM OĞLUM
Hz. İmam Hasan El Askerî (a.s) buyurdular:
Allah’a and olsun ki, yakında bir oğlum olacak ve o, dünyayı adaletle dolduracaktır.
Gaybet-i Şeyh Tusi s.123
4-ALLAHU TEALA’NIN NİMETLERİNDEN
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
Emiremuminin Ali b. Ebu Talib (a.s) Nehrevan Savaşından Kufe’ye döndüklerinde insanlara bir konuşma yapmış ve o konuşmalarında ilk olarak Allahu Teala’ya hamd ve senalar etmiş, Hz. Peygamber’e salat ve selam ettikten sonra Allahu Teala’nın Resulullah’a (s.a.a) ve kendisine ihsanda bulunmuş olduğu nimetleri teker teker saymış ve sonra şöyle buyurmuşlardır:
“Allahu Teala’nın bana ihsanda bulunmuş olduğu nimetlerden bir tanesi ise şudur:
Bu Ümmetin Mehdisi benim evlatlarımdandır.”
Meani-ul Ahbar c.1 s.138
5-HÜSEYİN’İN (A.S) EVLATLARINDAN
İbn-i Ayyaş, Muktazab adlı kitabında şöyle yazmıştır: Şeyh Ebul Huseyn b. Abdussamed b. Ali’den, Nuh b. Derrac’tan ve birtakım diğer kimselerden şöyle nakledilmiştir:
Bu kişiler, Hz. Emirelmuminin İmam Ali b. Ebu Talib’in (a.s) huzurunda iken Hz. İmam Hüseyin (a.s) içeri girdiler ve Hz. Emirelmuminin (a.s), İmam Hüseyin’e (a.s) buyurdular:
“Babam, cariyelerin en üstününün oğlunun babasına feda olsun.”
Hz. İmam Ali (a.s)’a arz ettiler:
“Ya Emirelmuminin! Hz. İmam Hüseyin (a.s)’a böyle söylemenizin nedeni nedir? En üstün cariyenin oğlu kimdir?”
Hz. Emirelmuminin (a.s) buyurdular:
“O kendi akrabalarından, yakınlarından ve vatanından uzak düşmüş bir yitiktir. O’nun adı, Muhammed’dir ve Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin’in (a.s) oğludur.”
Hz. Emirelmuminin (a.s) bunları söyledikten sonra elini Hz. İmam Hüseyin’in mübarek başına koyarak şöyle buyurdular: “Bu Hüseyin’in.”
Kemal-ud Din c.1 s.3-4; İsbat-ul Hudat c.6 s.395
6-ONU GÖREMEZSİNİZ
Hz. İmam Ali b. Muhammed Naki-Hadi (a.s) buyurdular:
Benim halefim, oğlum Hasan (a.s)’dır; onun halefi döneminde haliniz nice olacaktır.
Arz ettiler: “Canımız sana feda olsun! Maksadınız nedir?
Buyurdular: “Çünkü onu göremeyeceksiniz.”
Gaybet-i Şeyh Tusi s.122
7-ABBASÎ YÖNETİMİNİN İMAMI BULMA ÇIRPINIŞLARI
12. İmam’ın (a.s)’ın İmameti hakkında Hz. Resulullah (s.a.a)’den ve İmamlardan ulaşan haberler Şiaların arasında yaygın olduğu için Abbasî halifeleri bu inançla çok ciddi bir şekilde mücadele etmiş ve bilgilerin muhakkak olmasına engel olmak için çırpınıp durmuşlardır çünkü Abbasîlerin, İmam Mehdi’nin (a.s) doğumundan sonra içine düşmüş oldukları en büyük korku, o Hazretin zuhur ederek onların zulüm ve ayyaş yönetimlerine son vermesiydi.
Bu sebepten dolayı Hz. İmam Hasan Askeri’yi (a.s) kuşatma altına almış ve Hz. İmam Mehdi’nin doğması ile birlikte ele geçirip katletmeyi planlamışlardır.
Ehlibeyt İmamları (a.s) gayb ilmine sahip oldukları için çok önceden Şialara Hz. İmam Mehdi’nin gaybete çekileceği haberini vererek Abbasîlerin bu tuzağını boşa çıkarmışlardır.
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) doğum haberinin gizli tutulmasının nedeni, Abbasîlerin bu planı idi ve o Hazretin doğumundan sadece Şianın bazı seçkinleri haberdar idiler.
Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)’ın şehadatinden sonra İmam Hasan Askerî’nin bir oğlu olduğu ve 12. İmam olduğu haberi yavaş yavaş yayılmaya başladı. Bu haberin yayılması Abbasîleri vahşete düşürmüştü çünkü Hz. Eba Muhammed İmam Hasan Askerî’nin (a.s) bir oğlu olduğu haberi net ve açık bir şekilde ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Abbasî halifesi Mu’tamad’ın emri üzerine İmam’ın evine baskın yapılıp her taraf didik didik arandı ve sonra da o Hazretin evi mühürlenerek kapatılmıştı.
Mu’tamad, Hz. İmam Hasan Askeri’nin oğlu Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) bulamayınca bazı kabilelere Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) eş ve cariyelerinin muayene edilmesini ve hamilelik emaresi olan kadınların halifeye bildirilmesini emretti.
Bir hadiste şöyle denilmiştir:
“Kabilelerden birisi İmam’ın kölelerinden birinin hamile olduğuna ihtimal verdiği haberini vermişti. Mu’tamad bu ihtimalden haberdar olunca o kadının bir yere alınıp gözetim altına tutulmasını emretmişti. Abbasî Mu’tamadın bu emri (özel ekibinden olan) “Nehrir” isimli bir kişi tarafından kadınlardan bir ekip kurulmuştu; o kadını kontrol altında tutmuşlardı ve o kadın bir süre kontrol altında tutulduktan sonra hamile olmadığı ortaya çıkmıştı.
El-Kafi c.1 s.505
8-İmam’ın Annesinin Gözetim Altında Tutulması
Tarihçiler şöyle yazmışlardır:
Abbasîler, Hz. İmam Mehdi (a.s)’ın annesi Hz. Nergis Hatunu (s.a), kendi aralarında meydana gelen muhtelif olaylardan dolayı meşgul olana kadar sıkı bir kontrol ve gözetim altında tutuyorlardı.
O olaylardan bazıları şunlardır:
1- Yakub b. Leys Seferî ile meydana gelen savaştan dolayı Mu’tamad ve Mutevekkil’İn Yakub ile savaşmak için Samerra’dan Bağdat’a hareket etmesi.
2- Hicri 263 yılında Mu’tamad’ın veziri Abdullah b. Yahya b. Hakan’ın ölümü.
3- Hz. Nergis Hatun’un (s.a) ve diğer kadınların kontrolünden sorumlu olan Başyargıç Hüseyin b. Ebu Şurab’ın H.261 yılında ölümü.
4- Abbasîleri çok büyük sıkıntıya sokan Sahib-i Zenc’in (yada Zengiyan’ın) kıyam ve başkaldırmasının devam ediyor olması.
9- Cafer-i Kezzab (Yalancı Cafer’in) İmtihanı
Kum şehrinden bir grup Şia humuslarını İmam’a vermek için Samerra şehrine gelmişlerdi ama Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehadet haberi ile karşılaştılar. Bu grubun içinde olan bazı kimseleri Cafer’e yönlendirdiler. Cafer’in yanına giden Şialar yaptıkları imtihan ve sınamalar ile Cafer’in İmam olmadığını anladılar ve bu Şialar, humuslarını Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) göndermiş olduğu elçiye teslim ettiler.
Kemal-ud Din c.2 s.476
10- Gizli Doğum
Hz. İmam Ali Naki (a.s) ve Hz. İmam Hasan Askeri’nin imameti döneminde Abbasî yöneticileri derin endişe içindeydiler. Bu endişenin nedeni, Hz. Resul-i Ekrem’den (s.a.a) ve İmamlardan, Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) bir oğlunun olacağı hakkında buyurmuş oldukları sözler ve vermiş oldukları müjdelerdi. Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) oğlunun dünyayı adalet ve eşitlikle dolduracağını müjdelemiş olmalarıydı.
Muntab’ul Eser 25. ve 34. bablar
Bu sebepten dolayı da bu iki İmam’ı özelliklede Hz. İmam Hasan Askeri’yi (a.s) çok sıkı gözetim altında tutarak Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) doğumuna engel olmaya çalışmışlardı. Bu sebepten dolayı da Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) anne karnında olduğu dönem insanlardan gizli tutulmuştur.
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s), Ben-i Ümeyye ve Abbasîlerin Ehlibeyte olan düşmanlıkları hakkında şöyle buyurmuşladır:
Emeviler ve Abbasiler kılıçlarını iki sebepten dolayı üzerimize çektiler. Birincisi ve ikincisi mütevatir hadislerden öğrenmişlerdir ki:
“Zorbaların ve zalimlerin egemenliği bizim Kaimimizin eliyle sona erecektir. Ve kendilerinin o zorba ve zalimler olduklarından asla şüphe etmiyorlardı. Bu yüzden Resulullah’ın (s.a.a) Ehlibeytini katletmeye ve soylarını yok etmeye çalıştılar. Kaim’in doğmasını engelleme ya da onu öldürme amacına ulaşma hırsıyla bunu yaptılar.
Muntahab-ul Eser s.291
Hz. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“O’nun (Hz. İmam Mehdi’nin) özelliklerinden birisi şudur: Gizli ve saklı bir şekilde dünyaya gelecektir.”
Birçok hadiste ise şöyle buyurulmuştur:
“Hz. İmam Mehdi’nin doğumunda (Allah zuhurunu acil etsin) Hz. İbrahim’e ve Hz. Musa’ya benzerlikler vardır.”
Hz. İmam Mehdi’nin doğumundan sonra Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) has yarenlerinin haricinde hiç kimse o Hazreti göremiyolardı ve onlarda nadiren görüyorlardı.
Muntahab-ul Eser s.291
11- İmam Mehdi’nin Annesinin Adı
Hz. İmam Mehdi (a.s)’ın annesi hakkında muhtelif rivayetler vardır ve Yakubî O Hazret’in annesinin adının “Nercis/Nergis” olduğunu yazmışlardır.
İsbat-ul Vasiyyeti s.248
Şehid, İmam Mehdi’nin (a.s) annesinin Zeydî Aleviyye’nin kızı “Meryem” olduğunu yazmıştır.
Biharul Envar c.51 s.28
(Elbette Şehid, bunu “denilmiş-söylenmiştir” diyerek nakletmiştir ve buda bu görüşün zayıf olduğunu göstermektedir.)
Şeyh Tusi nakletmiş olduğu rivayette Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) annesinin adının “Reyhane” olduğunu naklettikten sonra şöyle yazmıştır: Ona Nercis, Sukeyl ve Susen de denilmektedir.
El Gaybet-i Tusi s.241- Kemal-ud Din s.431
Şeyh Mufid, Hz. İmam Mehdi (a.s)’ın annesinin adının “Nercis” olduğu beyan buyrulmuştur.
El-İrşad s.390
Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)’ın halası Hz. Hekime Hatun’dan (s.a) olan rivayette de Hz. İmam Mehdi (a.s)’ın annesinin adının “Nercis” olduğu beyan buyrulmuştur.
Kemal-ud Din c.2 s.89- Biharul Envar c.51 s.12
12- İmam Mehdi’nin Annesinin Adı
Araştımacılardan bazılar şöyle söylemişlerdir:
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) annesinin adının “Nercis” olduğu ve “Sukeyl” dışındaki diğer adları, Hz. İmam Muhammed Taki (a.s)’ın kızı, Hz. Hekime Hatun’un (s.a) ona vermiş olması kuvvetli bir ihtimaldir çünkü o dönemin halkı cariyelere hoşgeldin olarak muhtelif adlar veriyorlardı. Nercis, Reyhane ve Susen gül isimleridir ve İmam’ın annesine hoş geldin demek için verilmiştir.
12. İmam’ın Siyasi Gaybet Tarihi s.114, Dr. Casım Hüseyin
Şeyh Saduk’un kendi senedi ile Ğıyas’tan nakletmiş olduğu rivayet bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. O rivayette şöyle denmektedir:
“Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) halefi cuma günü dünyaya geldi, O Hazretin annesinin adı Reyhane idi. Nercis, Sukeyl ve Susen adlarıda vardı. İmam’a hamile iken yüzünde öz-has bir nur olduğu için kendisine Sukeyl ismi verilmişti.
Kemal-ud Din s.432
Seyyid Muhammed Sadr, kendi kitabında İmam Mehdi’nin annesinin adlarının çeşitli ve muhtelif olması konusunu etraflı bir şekilde açıklamışlardır.
Tarih-ul Gaybet-i Suğra s.242
13- Hz. İmam Mehdi’nin Annesi
Hz. İmam Mehdi (a.s)’ın annesine muhtelif isimlerin (Nercis, Sukeyl, Reyhane, Hekime ve Meryem) verilmesinin nedenini açıklayacağımız şu iki hususa dikkat edecek olursak daha iyi anlama imkanına sahip olacağız.
A- Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)’ın muhtelif adlarda cariyeleri vardı ve Hz. Hekime Hatun (s.a) bu konuyu iki ayrı yerde açıklamışlardır:
1- Hekime Hatun bir yerde şöyle buyurmuşlardır:
“Bir defa Hz. İmam Hasan Askeri’nin huzuruna gitmiştim. İmam evinin bahçesinde oturmuşlardı ve cariyeleri de etrafında-yanında idi.
Dedim: “Canım sana feda olsun! Halefin, bunların hangisinden dünyaya gelecektir?
Buyurdular: “Susen’den dünyaya gelecektir”
Bihar-ul Envar c.51 s.17
2-Hekime Hatun şöyle buyurmuşlardır: “Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) evine gitmiştim, dönmek istediğim zaman bana buyurdular: “İftarını bizde aç çünkü Allah, bu akşam bize bir evlat ihsan edecektir.
Dedim: “Efendim, hangi cariyenizden olacaktır?”
Buyurdular: “Nercis’ten olacaktır.”
Arz ettim: “Efendim, ben onu diğer cariyelerden daha çok seviyorum.”
Bihar-ul Envar c.51 s.25
Bu iki hadis Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) birden fazla cariyesinin olduğunu göstermektedir.
B- Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) oğlu tehlike dolu bir ortamda dünyaya gelmişlerdir çünkü Abbasî halifeleri ve hatta Haşimoğullarından bazıları da Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) dünyaya gelme zamanının geldiğini bildikleri için (ki o zalim yöneticiler ile mücadele edecek en büyük İlahî Hüccet’tir) görevlendirmiş oldukları ajanlar vesilesi ile hem Hz. İmam Hasan Askeri’nin evini hem de Ehlibeyt’e ait (Alevîlerin) bütün evleri kontrol altında tutmaya başlamışlardı. Bunların bu işteki tek gayeleri doğacak çocuğu Abbasî halifesine teslim etmekti.
Bu iki hususa kısaca değindikten sonra şunları söylememiz gerekiyor:
Allahu Teala, böylesine sıkı bir şekilde kontrol altında tutulan bir evde ve böylesine büyük korkuları hakim ettiği bir ortamda Hz. İmam Hasan Askeri’ye bir evlat vermeyi ve onu bütün tehlikelerden koruyup muhafaza etmeyi irade etmişti. Alahu Teala’nın bu iradesi tedbirlerle doluydu.
1- Her şeyden önce elimize ulaşan çok sayıda hadiste de buyrulmuş olduğu gibi Allah’ın iradesi ile Hz. İmam Mehdi’nin annesinde hamilelik nişanesi yoktu.
2- Hz. İmam Hasan Asker, (a.s), doğacak İmam’ın annesinin kim olduğunu kimseye söylemiş değillerdi.
3- Doğum zamanında Hz. Hekime Hatun’un (s.a) dışında (belki de cariyelerinden bazıları hariç) hiç kimse İmam’ın doğumunda bulunmamış ve şahit olmamışlardır.
4-Bunların dışında Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) evlenip evlenmediğini ve eğer evlenmişlerse cariyelerinden hangisinin İmam’ın eşi olduğunu hiç kimse bilmiyordu.
Dadkuster-i Cihan s.113-114
14-Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Annesinin (s.a) Milliyeti
12. İmam’ın annesi (s.a), Rum Kayseri’nin oğlu Yeşuu’nun kızıdır; annesi ise Hz. İsa’nın (a.s) havarilerinden olan Simon’un soyundandır. İslam ordusu tarafından esir alınmış ve satışa çıkarılmıştır fakat Hz. İmam Hadi’nin (a.s) göndermiş olduğu elçi tarafından Bağdat köle pazarından satın alınmış ve Samerra’da bulunan İmam Hadi’ye (a.s) götürülmüştür. Kemal-ud Din s.317
12. İmam’ın Siyasî Gaybet Tarihi s.114-115
15- İmam Mehdi’nin Annesi: Sukeyl
Sukeyl, 12. İmam’ın annesinin lakaplarından bir tanesidir ve arınmış ve pak olmuş demektir.
Seyyid Muhammed Sadr, bu hususta şöyle demiştir:
“İmam’ın (a.s) aile fertleri bu hanımefendide hamilelik belirtilerinin olmadığını gördükleri zaman kendisine vermiş oldukları, Nercis, Susen ve Reyhane gibi isimlerin yanına Sukeyl adını da kendisine verdiler.”
Tarih-ul Gaybet-us Suğra s.243
Bir başka rivayet ise şöyledir:
"Bu hanımefendi nurdan bir bebeğe sahip oldukları için özel bir nura bürünmesinden dolayı kendisine Sukeyl adı verilmiştir."
Kemal-ud Din s.432
Merhum Meclisî bu husuta şöyle demiştir:
O Hanımefendiye nurdan bebeğe sahip olduğu için sahip olduğu öz nuraniyetten dolayı Sukeyl yada Sekila adı verilmiştirin anlamı şudur:
…
Bihar-ul Envar c.51 s.15
16-Doğumun Gizli Olması
Ahmed b. Hasan b. İshak Kummî şöyle rivayet etmiştir:
Salih evlat dünyaya geldikten sonra Ahmed b. İshak, Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) mübarek elleri ile yazmış olduğu bir mektubu bana getirdi, şöyle yazmışlardı:
“Bir oğlum oldu, bu konuyu sakla ve gizli tut çünkü onun doğduğunu dost ve yakınlarımın haricinde hiç kimseye söylemeyeceğim.
İsbat-ul Hudat c.6 s.432
17-Doğumun Gizli Olması
Abbasî yöneticileri, Hz. İmam Mehdi’yi bulabilmek için çok çalışıyorlardı ve bu sebepten dolayı da Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) hayatını çok sıkı kontrol altına almışlardı ve bundan dolayı Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) doğumu gizli gerçekleşmiştir.
Şeyh Mufid (r.a), İmam-ı Zaman’ın (a.s) halinin şerhi kitabının başlarında şöyle yazmışlardır:
İmam Mehdi’nin doğumu, zamanın yönetiminin almış olduğu sıkı tedbirlerden meydana gelmiş olan sıkıntı ve zorluklardan ve O Hazret’i bulabilmek için uygulamış oldukları aşırı istihbarat harekatından dolayı gizli gerçekleşmiştir.
El-İrşad s.435
Abbasi Halifesi Mu’tamad, Hz. İmam Hasan Askerî’nin hastalandığı haberini alınca özel hizmetçisi Narir’in de olduğu beş hizmetçiyi, birkaç doktoru ve Gaz-il Guzzatı (Başyargıcı) İmam’ın evine yerleştirdi ve bunların haricinde Vezirine, güvendiği 10 kişiyi İmam’ın evine yerleştirmesini ve gece gündüz ayrılmadan orada kalmalarını emretti. Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) şehid oluncaya kadar bu kişiler İmam’ın evinde kaldılar.
Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehadet haberi duyulunca Samerra şehrinin tamamı mateme girmişti. Yönetim, İmam’ın evinin aranması için görevliler gönderdi. Ev, didik didik aranarak bulunan her şey kayıt altına alınıp mühürlendi. Bütün bunlar, İmam Hasan Askeri’nin oğlunu bulup ele geçirmek için yapılıyordu.
Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) bütün cariyelerini teker teker kontrol ve muayene ettiler ve hamile olmasından şüphelendikleri cariyelerden birisini, bir odaya kapattılar ve başına muhafız koydular.
İmam’ın defninden sonra hem Sultan hem de insanlar her yerde İmam Hasan Askeri’nin oğlunu arıyorlardı. Bütün evleri en ince ayrıntısına kadar aradılar. İmam Mehdi’yi (a.s) bulmaktan ümitleri kesilince ve o cariyenin hamile olmadığı anlaşılınca Hz. İmam Hasan Askeri’nin malını annesi ve kardeşi arasında taksim ettiler.
Usul-u Kâfi c.2 s430
18-Doğum Haberi
Ahmed b. İshak şöyle demiştir:
Hz. İmam Hasan Askeri’nin huzuruna müşerref olmuştum buyurdular:
“Ahmed! İnsanların şek ve şüphe ettiği meselede ne haldesin?”
Arz ettim: “Oğlunuzun doğumunu müjdeleyen mektubunuz elime ulaştıktan sonra erkek, kadın, genç ve yaşlı bütün hepimiz için hak aşikar oldu ve ona inandık.”
Buyurdular: “Yeryüzünün Hüccetsiz olmayacağını bilmiyor musun?”
Muntahabul Eser s.345
19-İmam’ın Veladeti
Şii/Caferi/Alevilerin 12. İmam’ı Hicrî Kamerî 255. yılın Şaban ayının 15. günü/Cuma günü sabaha karşı Samerra şehrinde dünyaya gelmiştir.1
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s), 254.2 256.3 ve 257.4 yıllarda doğduğu da söylenmiştir.
1-Şia kaynaklarının çoğu
2-Kemal-ud Din s.227-228
3-Usul-u Kafi c.1 s14
4-Bihar-ul Envar c.51 s.16
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) doğmuş olması tarihin kesin olaylarındandır. Masum İmamların yanı sıra Şia alimleri, tarihçileri ve hadisçileri ile birlikte Sünni alim, tarihçi ve hadisçilerinin birçoğu da bu olayı teyit etmişlerdir. Bu hususta yazılmış olan bazı araştırma kitaplarında bu Sünni alim, tarihçi ve hadisçilerin 50’den fazlasının adı yazılmıştır.
Hurşid-i Mağrib s.18-20
20- 15 Şaban
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) doğumundan sonra, Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehadetinden önce vefat etmiş olan Fazl b. Şazan, “Gaybet” adlı kitabında, Muhammed b. Ali b. Hamza’dan şöyle rivayet etmiştir:
Hz. İmam Hasan Askeri’nin şöyle buyurduğunu duydum: “Allah’ın Hücceti ve benim yerime geçecek olan İmam, Hicri 255. yılın Şaban ayının 15. günü şafak doğarken sünnetli olarak dünyaya gelmiştir.”
Muntahab-ul Eser s.32
21- 15 Şaban’ın Fazileti
Şeyh Hurr-i Amulî, ashabın büyüklerinin Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduklarını naklettiklerini rivayet etmişlerdir:
“Hz. İmam Mehdi’nin doğduğu gece doğan bütün çocuklar mümin olarak dünyaya gelirler. Kafir diyarında dünyaya gelecek olsalar dahi Allahu Teala onları Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) bereketi hürmetine imana hidayet edecektir.”
Tevzih-ul Mekasid (Şeyh Bahaî) s.532
22- 15 Şaban’ın Fazileti
15 Şaban günü Hz. İmam Hüseyin’in (as.) ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) ziyaretnamelerini okumak müstehaptır.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Kadir gecesinden sonra en üstün gece 15 Şaban gecesidir. Bu gece, yatsı namazından sonra 2 rekat namaz kılmak müstehaptır. Birinci rekatta Fatiha suresinden sonra Kafirun suresi, ikinci rekatta ise Fatiha suresinden sonra Tevhid suresi okunur.”
İsbat-ul Hudat c.7 s162
23- 15 Şaban’ın Fazileti
15 Şaban gecesi gusül almanın ve uyumadan sabahlamanın çok büyük fazileti vardır. Bu gecenin Allah katındaki değeri o kadar büyüktür ki Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) mübarek doğumları, bu gece sabaha karşı gerçekleşmiştir.
24- 15 Şaban’ın Fazileti
Rivayet olunan bir diğer hadiste ise şöyle buyurulmaktadır:
“Kadir gecesinde olduğu gibi 15 Şaban gecesinde de rızıklar ve ömürler taksim edilmektedir.
Bazı hadislerde ise şöyle buyurulmuştur:
“Kadir gecesi, Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) gecesi ve 15 Şaban ise İmamların (a.s) gecesidir.”
Bu gecenin faziletlerinden bir diğeri ise şudur:
“Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) ziyaretinin okunduğu özel gecedir. Bu gece 100.000 Peygamber O Hazret’in ziyaretine gitmektedirler.”
Bu gece kılınması mustehab olan bir diğer namaz ise şöyle kılınmalıdır:
“2 rekattır ve her rekatta Fatiha suresinden sonra 100 defa İhlas suresi okunmalıdır.”
Bihar-ul Envar c.51 s.322
25- İmam’ın Doğumu Hakkında Bilgi
Bu bilgiyi Hz. İmam Hasan Askeri’nin ((a.s) halası, Hz. Hekime Hatun (s.a) vermişlerdir.
Şeyh Mufid, Hz. İmam Muhammed Taki’nin (a.s) kızı, Hz. Hekime Hatun’un (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
Ebu Muhammed Hasan b. Ali (a.s) haber gönderip beni yanına çağırttı. Yanına gittiğim zaman buyurdu: “Halacığım! Bugün akşam iftarını bizimle birlikte aç çünkü bugün, Şaban ayının 15’idir. Allahu Teala bugün Hüccetini yeryüzünde zahir edecektir.
Sordum: Annesi kimdir?
Buyurdular: Nercis’tir.
Dedim: Canım sana feda olsun! Onda hiçbir hamilelik emaresi yoktur.
Buyurdu: Halacığım! Söylediğim olacaktır.
Bunun üzerine içeriye girdim ve selam verdim. Nercis, beni karşılayıp ayakkabımı çıkardıktan sonra dedi:
“Efendim! Nasılsınız?”
Ona dedim ki: Benim ve ailemin Hanımefendisi sensin!
Ama o benim söylediklerimi kabul etmeyerek dedi: “Halacığım! Siz, neler buyuruyorsunuz?”
Dedim: “Kızım! Allahu Teala bu gece sana, bu dünyanın ve öteki dünyanın efendisi olan çocuğu ihsan buyuracaktır.”
Benim bu söylediklerimden utanmıştı. Akşam namazını kıldıktan sonra iftar ettim ve uyudum. Gecenin yarısı olunca yatsı namazını kılmak için uyandım ve namazımı kılmaya başladım ama Nercis uykuda idi ve kendisinde hiçbir hamilelik emaresi yoktu.
Namazımı kıldıktan sonra mustehap-sünnet namazlarımı da kıldım ve tekrardan yatağa girdim ama o uykuda idi. Sonra uyandı, mustehap namazlarını kıldıktan sonra yatağa uzandı.
Hekime Hatun (s.a) daha sonra şöyle buyurmuşlardır:
Şafağın atmasını görebilmek için ben dışarı çıktım ve ben çıkarken o uyuyordu. Onun bu durumu beni, Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) beklentisi hakkında şüpheye düşürmüştü. Ben bunları düşünürken İmam, bulundukları yerden sesini yükselterek buyurdular:
“Halacığım! Çok acele etme, çok yakında vaad edilen muhakkak olacaktır.”
Bunun üzerine Ha Mim (Secde) ve Yasin surelerini okumaya başladım. Nercis Hatun uykudan uyanıp doğruldular. Yanına gittim ve dedim: “Hanımım! Selam olsun sana! Bir şeyler hissediyor musun?”
Dedi ki: “Evet, benim Efendim.”
Dedim: “Kendini toparla ve rahatlamaya çalış.”
Bunları söyleyince uyku bana galebe etmeye başladı sonra Efendimin seslenmesi ile uyanıp kendime geldim ve Nercis Hatun’un üstündeki örtüyü kaldırdım Efendimi (Hz. Mehdi’yi) secde halinde yere kapnmıştı kucağıma aldım, pak ve tertemizdi.
Eba Muhammed bana seslenerek buyurdular: “Halacığım! oğlumu bana getirin.”
Bende söylediğini yaptım. İmam Hasan Askeri (a.s) mübarek dilini onun ağzına koyduktan sonra ellerini gözlerine, kulaklarına, kol ve bacaklarına çektikten sonra buyurdular: “Oğlum! Konuş.” Bunun üzerine çocuk konuşmaya başladı ve şöyle dedi:
“Allah’tan başka hiçbir İlah’ın olmadığına ve Muhammed’in (s.a.a) O’nun Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum. Daha sonra Emirelmuminin Hz. İmam Ali’den (a.s) başlayarak babasına kadar dedelerinin adlarını teker-teker söyleyip onları selamladıktan sonra sustular.”
İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular:
“Halacığım! Annesine götür, ona da selam versin. Sonra bana geri getir.”
İmam’ın buyruğunu yerine getirdim, annesine götürdükten sonra geri getirdim ve İmam’ın yanına koydum. Daha sonra İmam Hasan Askeri (a.s) bana buyurdular:
“Halacığım! 7 gün sonra onu görmeye gel.”
Bir gün sonra Hz. İmam Hasan Askeri’yi selamlamaya gittim; Efendimi görmek için perdeyi araladım ama onu göremedim, İmam Hasan Askeri’ye dedim: “Canım size feda olsun! Efendime ne odu?”
İmam buyurdular: “Halacığım! O’nu, Hz. Musa’nın (a.s) annesinin oğlunu emanet ettiği kimseye emanet ettim.”
Hz. Hekime Hatun (s.a) daha sonra şöyle buyurdular:
“Yedinci gün gittim, Hz. İmam Hasan Askerî’ye selam verdim ve oturdum.
İmam buyurdular: “Halacığım! oğlumu bana getir.”
Bende gidip O’nu bir bez parçasına sarılı olduğu halde getirdim İmam Hasan Askeri (a.s) ilk gün yaptıklarının aynısını yaptılar ve çocukta o gün söylediklerinin aynısını söyledikten sonra şu Ayet-i Kerime’yi okudular:
وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ
وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ
“Ve biz, yeryüzünde zayıf hale getirilmek istenilenlere lütfetmeyi ve onları, halka rehber-önder kılmayı ve yeryüzüne onları varis bırakmayı dilemekteyiz.
İstiyorduk ki, onları yeryüzüne yerleştirip kuvvetlendirelim, Firavun’a, Haman’a ve onların ordularına (askerlerine) de onlardan çekindikleri şeyleri gösterelim.” Kasas Suresi 5. ve 6. Ayetler
Kemal-ud Din s.224-226
26- İmam’ın Doğumu Hakkında Bilgi
Hz. Musa (a.s) ile Firavunun kıssası meşhur bir olaydır ve bir şekilde Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) veladetleri için de gerçerlidir.
Kısaca şu şekildedir:
O dönemdeki bütün sihirbazlar Allahu Teala’nın o gün bir rahime yerleştireceği bir nütfenin, Firavun’un düzenini yıkıp yerle bir edeceğini söylediler. Firavunda güç ve kudret sahibi olduğu için bütün erkeklerin bir yerde toplanmasını emretti. Bütün erkekler bir mekanda toplanınca Firavun onlara şöyle dedi:
“Bana düşman birisi varmış ve ben, onu bulup ortaya çıkaracağım.” Firavun, onlara teker teker bakıyor ve bu değildir diyordu.
Firavun bu bahane ile bütün erkekleri bir araya toplamış ve evde olmalarına engel olmuştu. Sabah olunca da şöyle dedi:
“Bu gece bir nütfenin münakir birleşmesi irade olunmuştu ve biz, bütün erkekleri burada tutarak o nütfenin munakit olmasına engel olduk.”
Ama olay bu kadar değildi ve Firavun, olayın zahiri yönünü görüyordu ama Allah’ın kanun ve ilkelerinin, batınından habersizdi. Hz. Musa’nın (a.s) babası İmran ile annesi Yer’a (ki her ikisi de Hz. İbrahim’in (a.s) torunlarından idiler) o gecenin belli bir zamanında Firavun’un sarayında birlikte idiler.
Mevlana Celaleddin Rumî Mesnevisinde bu olayı şiire dökmüş ve Hz. İmran’ın eşi Yer’a’dan ayrılırken söylemiş olduğu sözleri şiir dili ile şöyle nakletmiştir.
"Ben bulut gibiyim, sen topraksın Musa da bitki,
Hak, satrançta şahtır, biz ise matız, mat."
Satrançta şah olan Allahu Teala’dır ve Firavun, bildiği birkaç taktikle Allah ile satranç oynamak ve bildiği birkaç tane hile ile Allahu Teala’nın iradesinin önüne geçmek istiyordu ancak Allahu Teala’nın milyarlarca ilke ve kanunundan bihaberdi.
Evet, Allah’ın sayısız kanun ve ilkeleri vardır ve birtakım insanlar da Allahu Teala’nın bu ilkesinden haberdardırlar. İmran ile Yer’a bundan haberdar iken Firavun gaflet içindeydi. Bütün işlerde durum böyledir ve iyiler özel-has yerleri görmelerine rağmen hadlerini aşmazlar.
Bir misalde Hz. Hekime Hatun’dan (s.a) vereyim:
Hz. Hekime Hatun (s.a), Hz. İmam Muhammed Taki’nin (a.s) kızıdır, çok mütedeyyin ve büyük makam sahibidir. Nercis (s.a) adında bir hizmetkarı vardır.
Hz. Nercis Hatun (s.a), İmam’ın evine ilk geldiği zaman Hz. Hekime Hatun’a (s.a) hizmetkarlık yapıyordu. Hz. Hekime Hatun (s.a), bir meclise gireceği zaman Hz. Hekime Hatun’un ayakkabılarını alıyor ve gideceği zamanda önüne koyuyor ve kendisine tazim edip saygı gösteriyordu.
Bir akşam Hz. İmam Hasan Askeri (a.s), Hz. Hekime Hatun’a buyurdular:
“Halacığım! Allahu Teala, Hz. Kaim’i (a.s) bu kadından bize ihsanda bulunacaktır.”
Hz. Hekime Hatun (s.a) arz ettiler: “Ben bilmiyordum.”
İmam buyurdular: “Nercis Hatun’un yüzünden belli ve aşikardır.”
Hz. Hekime Hatun (s.a) arz ettiler: “Efendim! Ben görmüyorum.”
Bu konuşmadan sonra Hz. Hekime Hatun (s.a), Hz. Nercis Hatun’un (s.a) odasına girdiler ve Hz. Nercis Hatun, Hz. Hekime Hatun’un (s.a) ayakkabısını çıkarmak için eğilince hemen eğildiler ve Hz. Nercis Hatun’un (s.a) ellerinden öpüp, dediler:
“Ayakkabımı çıkarmana ve önüme koymana müsaade etmeyeceğim.”
Nercis Hatun dedi: “Nasıl olur? Sen, benim Efendimsin.”
Hekime Hatun dedi: “Sen benim Efendim ve Hanımımsın.”
Nercis Hatun: “Efendim, neden böyle konuşuyorsun?”
Hekime Hatun buyurdu: “Hz. İmam Hasan Askerî (a.s), Allah’ın hazinesi olan Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) senden olacağını beyan buyurdular.”
Evet, Hz. Hekime Hatun (s.a), mukaddes ve çok büyük makam sahibi olmasına rağmen bunu görebilmiş değildi çünkü mutahhar insanların görüşlerinin de bir haddi ve ölçüsü vardır ama kamil insan, mahlukatın tamamını görmektedir.
Hz. Hekime Hatun şöyle buyurmuşlardır:
“15 Şaban gecesi namazımı kılmak için kalktığımda Nercis Hatun henüz yatağında idi ve kendisinde hiçbir hamilelik emaresi yoktu.
Kendi kendime dedim ki: “Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) bu gece oğlum dünyaya gelecektir, buyurdular ama hala hiçbir hamilelik emaresi dahi yoktur.”
Başka bir odada olan İmam (a.s), buyurdular: “Halacığım! Acele etme.”
Daha sonra yanıma gelip buyurdular: “Halacığım! Mehdi (a.s) annesinin kaburgasına yapışık şekilde yatıyor, annesinin karnında değildir.”
27- Hz. Hekime Hatun’un Rivayeti
Hz. İmam Hüccet b. Hasan El Mehdi’nin (a.s) doğumunda hazır olan ve olayı etraflı bir şekilde nakleden kimselerden bir tanesi, Hz. İmam Muhammed Takî (a.s)’ın kızı ve Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)’ın halası olan Hz. Hekime Hatun’dur ve olay kısaca şu şekildedir:
Hz. Hekime Hatun (s.a) buyurdular:
“Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) evine gitmiştim ve o gün, Hicri Kameri 255. yılın Şaban ayının 15. gününün akşam vakti idi. İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular:
“Halacığım! Bugün bizim evde kal çünkü bu gece, Allah’ın Hücceti ve benim halefim olan İmam dünyaya gelecektir.”
Sordum: “Hangi cariyeden olacaktır?”
Buyurdular: “Susen’den olacaktır. Susen’e ne kadar baktımsa kendisinde en ufak bir hamilelik belirtisi göremedim. Akşam namazını kıldıktan sonra iftar açtım ve Susen ile birlikte aynı odada uyuduk. Çok geçmeden uykudan uyandım ve İmam’ın buyruklarını düşünmeye başladım. Daha sonra gece namazını kılmaya başladım. Susen de uyanıp gece namazını kıldı. Şafak vakti yaklaşıyordu ama Susen de hiçbir hamilelik belirtisi yoktu. İmam’ın buyruklarından şek etmeye başlamıştım ki İmam Hasan Askeri (a.s) bulunduğu odadan buyurdular: “Halacığım! Şüpheye düşme, oğlumun doğum vakti çok yakındır.”
Bu esnada Susen’in durumunda değişiklik olmaya başladığını gördüm ve ne olduğunu sordum.
Dedi ki: “Şiddetli bir ağrım vardır”
Şiddetli bir ağrı başladı. Hemen kalkıp hazırlık yaptım ve doğacak olan çocuğun ebelik görevini üstlendim. Çok geçmeden çocuk, tertemiz ve pak bir şekilde dünyaya geldi ve başka bir odada olan Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular:
“Halacığım! Oğlumu bana getir.”
Çocuğu alıp İmam’a götürdüm ve İmam, çocuğu kucağına aldıktan sonra ağzını çocuğun gözlerine koydu ve çocuğun gözleri hemen açıldı. Sonra ağzını çocuğun ağzına ve kulaklarına koydular ve ardından elini başına sürdüler. Çocuk konuşmaya ve Kur’an okumaya başladı. Daha sonra annesine götürmem için tekrar bana verdiler ben de annesinin yanına koyduktan sonra kendi evime geri döndüm.
Doğumdan üç gün sonra Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) evine gittim ve ilk olarak çocuğu görmek için Susen’in odasına girdim ama çocuk yoktu. Oradan çıkıp İmam’ın odasına girdim ama utandığım için İmam’a (a.s) çocuğu soramadım.
İmam buyurdular: “Halacığım! Oğlum, Allah’ın koruması içinde gaybete çekildi. Ben dünyadan gittikten sonra Şialarımın ihtilafa düştüğünü gördüğün zaman oğlumun doğduğunu Şialarımızdan güvenilir olanlara anlat. Bu olayın gizli kalması gerekir çünkü oğlumun gaybet dönemi olacaktır.”
El Gaybet-i Şeyh Tusi s.141
28- İmam’a Akika Yapılması
Ebu Cafer Ömerî şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Hüccet b. Hasan El Mehdi (a.s) dünyaya geldikten sonra İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurdular: “Ebu Amr’ı hazır edin!”
Ebu Amr geldiği zaman buyurdular: “Onbin parça ekmek ve onbin parça et temin edip Haşimoğullarına dağıtın ve bu kadar sayıda koyunu da oğlum için akika et.”
İsbat-ul Hudat c.6 s.230
29- İmam Hasan Askeri’nin (a.s) El Yazısı
Musa Bağdadî diyor: Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) üzerinden şöyle bir yazı çıktı: “Ben öldükten sonra soyun munkati olacağını (kesileceğini) düşündüler ama Allahu Tebareke ve Teala, onların sözünü boşa çıkardı, Elhemdulillah!”
Kemal-ud Din c.2 s.117
30-Bizim Küçük Efendimiz (Mevlamız)
Hz. İmam Ali Naki’nin (a.s) hizmetçisi Hamza b. Nasır, babasının şöyle söylediğini nakletmiştir:
Hz. Sahib-el Emr Mehdi (a.s) dünyaya gelince Hz. İmam Hasan Askeri’nin aile fertleri birbirilerini tebrik edip müjdeliyorlardı. Biraz büyüdükten sonra her gün etli kemik almamı emrettiler ve bunun küçük Mevlamız için olduğunu söylüyorlardı.
İsbat-ul Hudat c.8 s.18, İsbat-ul Vasiyyet s.197
31- Yakub b. Mankuş’tan Rivayet
Yakub b. Mankuş şöyle demiştir:
Hz. İmam Hasan Askerî’nin huzuruna müşerref oldum. İmam bir taş parçasının üzerine oturmuşlardı. Sağ tarafında bir oda vardı ve odanın kapısına bir perde asılmıştı.
Arz ettim: “Benim Efendim! Emir Sahibi kimdir?”
Perdeyi aralamamı buyurdular. Perdeyi açtığım zaman 8-10 yaşlarında bir erkek çocuk gördüm. Nur yüzlü, beyaz simalı, parlak gözlü, geniş omuzlu ve öne çıkık dizli idi. Sağ yanağında bir ben vardı ve saçları uzundu. Gelip babası İmam Hasan Askeri’nin (a.s) dizinin üzerine oturdular. Sonra İmam Hasan Askeri (a.s) bana buyurdular: “Sahibiniz budur.”
Sonra o çocuk ayağa kalktılar ve İmam buyurdular: “Oğlum! Malum zaman gelinceye kadar eve gir.” O da İmam’ın emri üzerine eve girdi. Daha sonra İmam Hasan Askeri (a.s) bana buyurdular: “Ey Yakub! Eve gir ve bak, içeride kim vardır? İçeri girdim fakat hiç kimse yoktu.”
Kemal-ud Din c.2 s.116-117
32-Doğumun Şahidi: Nesim-Mariye
Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) hizmetçilerinden şöyle rivayet etmişlerdir:
“Hz. İmam Mehdi (a.s) dünyaya geldikten sonra dizlerinin üzerine oturdu ve parmağını göğe kaldırdılar sonra hapşırdılar ve şöyle buyurdular: “Elhemdulillahirabbilalemin: Hamd olsun alemlerin Rabbi olan Allah’a.”
İsbat-ul Hudat c.7 s.292, İsbat-ul Vasiyyet s.197
33-Doğan Çocuğun Tanıtılması
Hizmetkar Ebu Ğanem şöyle demiştir:
“Hz. İmam Hasan Askeri’nin bir oğlu oldu ve adını Muhammed koydular. Doğumunun üçüncü günü o çocuğu ashabına gösterdiler ve şöyle buyurdular:
“Bu benim oğlumdur ve benden sonra sizin sahibiniz ve İmamınızdır. Bütün herkesin gelmesini beklediği Kaim budur. Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra kıyam edecek ve onu, hak ve adalet ile dolduracaktır.”
İsbat-ul Hudat c.6 s.431
34-Doğumun Şahidi
Ebu Ali Hizranî, Hz. İmam Hasan Askeri’ye (a.s) hediye etmiş olduğu hizmetçinin şöyle söylediğini nakletmiştir:
“Ben, Sahib-el Emr Hz. Mehdi’nin (a.s) doğumunda orada idim. Annesinin adı Sukeyl’dir.”
Muntahab-ul s.343
35-Doğumun Şahidi
Hasan b. Munzir şöyle dedi:
“Hamza b. Ebul Feth yanıma geldi ve dedi ki:
“Müjdeler olsun! Dün gece Allah, Hz. İmam Hasan Askeri’ye (a.s) bir erkek evlat verdi ama İmam, onun doğumunu gizli tutmamızı emir buyurdular. Adını sordum, Muhammed olduğunu buyurdular.”
İsbat-ul Hudat c.6 s.432
36-Gizli Doğum
Genellikle çocuk sahibi olacak kimseler bu haberi, akrabalarına, yakınlarına ve arkadaşlarına verirler. Özelliklede toplum içinde bir yeri olan kimselerin çocuk sahibi olmaları gizli tutulmaz.
Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) düşman ve muhalifleri İmam’ın kendisinin ve yakınlarının tamamının evlerine ajanlar yerleştirip her anlarını kontrolleri altına almalarına rağmen Hz. İmam Hasan Askeri’nin çocuğunun olacağını öğrenememeleri nasıl mümkün olabilir?
Hz. İmam Hasan Askeri’nin çocuğunun olması sıradan bir olay mıydı yoksa olağan dışı ve mucizevi bir olay mıydı?
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) hem önceden verilmiş olan bilgilerden haberdar idiler ve hem de doğacak olan çocuğun azamet ve önemini biliyorlardı.
İmam, hem düşmanın doğacak olan çocuğa olan o büyük hassasiyetlerini ve hem de topluma hakim olan siyasi durumun ne olduğunu çok iyi bir şekilde biliyorlardı. Bu sebepten dolayı da doğacak olan çocuğun doğumunu öylesine büyük bir titizlikle hazırladılar ki düşmanların tamamının o doğumdan haberdar olmamaları bir tarafa yakınlarının ve sevenlerinin dahi büyük bir çoğunluğu o doğumdan haberdar olmamışlardı.
Böylece İmam; dirayeti, becerisi, İlahî gücü ve ileriyi görüp bilmesinden dolayı bu doğumu, düşmanlarının almış olduğu onca tedbir ve önleme rağmen İmam Mehdi’nin (a.s) doğumunu gizli tutarak Allah’ın kendisine vermiş olduğu bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişlerdir.
Bu sebeplerden dolayı Şeyh Tusî (r.a), İmam Mehdi’nin (a.s) doğumun gizli olmasını sıradan ve normal bir iş olarak görmüş ve şöyle söylemişlerdir:
“İnsanlık tarihinde bu olay ilk olay değildir, bunun gibi bir çok olay olmuştur.”
Gaybet-i Şeyh Tusî s.77
Şeyh Tusî, bu cümlesinde Hz. İbrahim’in (a.s) ve Hz. Musa’nın (a.s) gizli olan doğumlarına işaret etmektedirler.
Bihar-ul Envar c.12 s.19, c.13 s.15
37-İmam’ın Dünya’ya Geldiği ve Korunduğu Yer
Bu hususta birkaç ihtimal vardır:
1-Samerra’da dünyaya geldiler ve babası Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) hayatının sonuna kadar o Samerrada idiler.
Bu ihtimalin olması, Şiaların Hz. İmam Hasan Askeri’yi (a.s) Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) doğumundan dolayı tebrik etmelerini beyan eden rivayetlerden çıkarımdır.
Bu rivayetler, Gaybet-i Tusî s.230 ve s.251’de, Kemal-ud Din kitabının 434. sayfasında nakledilmiştir.
Bize göre bu rivayetler, Hz. İmam Mehdi’nin, İmam Hasan Askeri’nin (a.s) evinde dünyaya gelip gelmemelerine delalet etmemektedir. Başka bir yerde dünyaya gelmiş olma ihtimalide vardır ve İmam Mehdi’nin dünyaya geldiğinden haberdar olan bir takım has Şialar, Hz. İmam Hasan Askeri’yi (a.s) tebrik etmek için İmam’ın Samerrada ki evine gitmiş olabilirler.
Bu ihtimalin diğer bir şahidi ise muhtelif şekillerde Hz. Hekime Hatun’dan (s.a) nakledilmiş olan rivayetlerdir. Bu rivayetlerde Hz. İmam Hasan Askeri’nin doğumun olacağı günün akşamı halası Hz. Hekime Hatun’dan kendilerinde kalmasını ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) hem doğumuna yardım etmesini ve hem de onu görmesini kendisinden istemesi beyan olunmuştur.
Bu olayın Samerra şehrinde olduğu, El Gaybet-i Tusî kitabının 232. sayfasında ve Kemal-ud Din kitabının 429. sayfasında nakledilmiştir.
Ama bize göre bu hadislerde Hz. İmam Mehdi’nin Samerra’da dünyaya geldiğine kesin olarak delalet etmemektedir. Çünkü bu hususta elimizde olan bir takım hadisler, bu hadisler ile çelişmektedir ve onlardan bir tanesi de Kemal-ud Din kitabının 501. sayfasında buyrulmuştur, şöyledir:
“Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) şehadetinden sonra Medine’de Hz. Hekime Hatun’a (s.a) şöyle soruldu:
Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) yerine kim geçti?
Hz. Hekime Hatun (s.a) buyurdular: Yeryüzü Allah’ın Hücceti olmadan ayakta duramaz, Allah’ın Hücceti olmadan baki kalamaz. İmam Hasan Askeri’nin oğlu onun yerine geçen İmam’dır.
Soruldu: “İmam Hasan Askeri’nin oğlunu siz gördünüz mü yoksa duymuş musunuz?
Buyurdular: “Duydum.”
Hz. Hekime Hatundan nakledilmiş hadislere istinad ederek kesin olarak bir yeri söylemek mümkün değildir.
Bu görüşün isbatı için söylenmiş olan üçüncü grup rivayetlerde Hz. İmam Mehdi’yi Samerra şehrinde Hz. İmam Hasan Askeri’nin evinde gördüklerini söyleyenlerin rivayetleridir. Bu rivayetler, Kemal-ud Din kitabının 435. sayfasında ve Sefinet-ul Bihar kitabının 2. cildinin 703. sayfasında nakledilmiştir.
a- Hz. İmam Mehdi’yi (a.s), Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) evinde görmüş olanlar sadece bir defa görmüş ve diğer gidip gelmelerinde ise görememişlerdir. Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) kendisinden sonraki İmamın, Hz. İmam Mehdi (a.s) olduğu husunda hücceti tamamlamak için İmam Mehdi’nin (a.s) Samerra’ya getirilmesini ve bu kişilerin kendisini görmesinden sonra yaşadığı yere götürülerek koruma altında tutulmasını emir buyurmuş olabilirler.
b- Hz. İmam Mehdi (a.s), Samerra şehrinde yaşıyorduysa sürekli olarak İmam’ın yanına gidip gelen güvenilir kimselerin o Hazreti defalarca görmesinde ne tür bir sakınca olabilirdi?
Mesudî, İsbat-ul Vasiyyet kitabında şöyle nakletmiştir:
Hz. İmam Hasan Askeri’nin huzuruna müşerref olmuştum, buyurdular:
“İnsanların şek ve şüphe içinde oldukları meselede siz ne haldesiniz?”
Arz ettim: “Efendim! Mevlamız ve Efendimizin doğum haberi bize ulaştığı zaman bizim büyüklerimizin ve küçüklerimizin, kadınlarımızın ve erkeklerimizin tamamı onu kabul ettiler.”
İmam buyurdular: “Yeryüzünün hiçbir zaman Allah’ın Hücceti olmadan baki kalmayacağını bilmiyor musunuz?”
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s), İmam Mehdi’yi h. 259 yılında kendi annesi ile Hacca göndermişlerdir. İmam, onları Hac seferine gönderirken gerekli olan her şeyi buyurmuş, İmamet emrini oğlu İmam Mehdi’ye bırakmış ve h. 260 yılında olacak olayları annesine haber vermişlerdir.
2-Samerra’da dünyaya gelmişlerdir ve babası, kendi şehadetinden önce Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) Mekke’ye göndermişlerdir ve Hz. İmam Mehdi (a.s) babasının şehadetine kadar Mekke’de yaşamışlardır.
Bu hususta olan hadislerden şu neticelere ulaşılmaktadır:
a-Hz. İmam Mehdi (a.s)’ın doğum haberi, mektup veya güvenilir kişilerin aracılığı ile birçok Şiaya verilmiştir.
b- Şialar, Hz. İmam Mehdi’nin dünyaya gelip gelmediği hususunda şek ve şaşkınlığa düşmüş ve birçok kimsede bu yüzden yoldan çıkmıştır.
c- Hz. İmam Mehdi (a.s) doğumundan sonra bir müddet Samerra da kalmıştır.
d- Bu rivayete göre, Hz. İmam Mehdi (a.s) 4 yaşındayken babasının şehadetinden bir yıl öncesinde Samerra şehrinden ayrılmıştır. İmam’ın öğütlerini ve İmameti o zaman babasından almış ve bu tarihten sonra babasını bir daha görmemiştir.
e- Hz. İmam Mehdi (a.s), babaannesi ile birlikte Mekke’ye gitmiş ve Mekke’de ikamet etmiştir. Bu iddianın delili ise Hz. İmam Mehdi’nin Mekke’nin yakınlarında “Zi Tuva” adında bir yerde ikamet ettiğini beyan eden rivayettir.
3- Samerra da Dünya’ya gelmiştir ve sonra da Medine’ye götürülüp koruma altına alınmıştır.
4- Medine’de Dünya’ya geldiler ve Medine’de yaşadılar.
Bu iki görüş hakkında hem bir takım rivayetler hem de bir takım tarihi olaylar nakledilmiştir.
Hz. İmam Hasan Askeri’ye (a.s) arz edildi:
“Efendimiz! Bir sorumuz vardır ama sizin azametiniz soruyu sormamıza engel olmaktadır. Sormamıza izin var mıdır?”
Buyurdular: “Sorabilirsiniz.”
Arz ettim: “Efendimiz, sizin evladınız var mıdır?”
Buyurdular: “Evet, vardır.”
Arz ettim: “Efendimiz! Bir şey olursa onu nerede bulabiliriz?”
Buyurdular: “Medine’de.”
Usul-u Kafi c.1 s.328
Bu hadisten İmam Mehdi’nin Samerra’da dünyaya gelmediği anlaşılmaktadır çünkü Haşim, İmam’ın kendisine karşı takiyye yapacağı birisi değildir. Ayrıca Hz. İmam Hasan Askeri’nin “Medine’de” buyruğunu manası benim ölümümden sonra onu Medine’de bulabilirsiniz, değildir! Çünkü Haşim yeryüzünün İmamsız ve Hüccetsiz olmayacağını ve 11. İlahî Hüccet’ten sonra 12. İlahî Hüccet’in olmasının zarurattan olduğunu biliyordu ve Hz. İmam Hasan Askeei’nin (a.s), “Medine’de” buyruğunun manası da, İmam Mehdi’nin Medine’de olduğunu ve orada korunduğunu buyurmaktadır. Bu hususta bir takım diğer hadislerde vardır.
38-Şiaların içine Düşmüş Oldukları Şaşkınlık
Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)’ın şehadetinden (a.s) suğra (küçük) gaybetin sonuna kadar olan dönemi, “Şiaların şaşkınlık dönemi” olarak adlandırmak mümkündür.
El Gaybet-i Numanî s.185
Bu dönem Ehlibeyt’in (a.s) taraftarları ve sevenleri için çok zor ve çetin bir dönem olmuştur. Çünkü bu dönemde İmamet meselesi husunda farklı görüşlere sahip fırkalar ortaya çıkıp insanları şüpheye düşürüyorlardı ve Şialar da kendileri için bir merci arayıp duruyorlardı.
Bihar-ul Envar c.51 s.11
Bu mesele o kadar şiddetli yayılıyordu ki Mesudî şöyle yazmıştır:
“Hz. İmam Hasan Askeri’den (a.s) sonra insanlar 20 fırkaya ayrıldılar ve her bir fırkanın itikadı bir diğerinden farklı idi.
Murevvic-uz Zeheb c.4 s.199
Diğer taraftan da düşmanlar, İmam Hasan Askeri’nin (a.s) bir oğlu olduğunu anladıkları için her yolu kullanıyor ve onu öldürüp ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı.
Bütün bu olanlar Ehlibeyt’in (a.s) taraftarlarının içine düşmüş oldukları hayret ve şaşkınlığı kat kat artırmıştı.
Hz. İmam Rıza (a.s) bir hadiste şöyle buyurumuşlardır:
“Üçüncü oğlumun (Hz. İmam Hasan Askerî’nin) vefatından sonra öylesine şiddetli ve kapsamı geniş bir fitne vücuda gelecektir ki bir çok iyi ve seçkin kimse de o fitnenin içinde olacaktır.
El Gaybet-i Numanî s.180, Kemal-ud Din s370, Sefinet-ul Bihar c.2 s.703
39-Küçük Yaşta İmam Olmak
Hz. İmam Mehdi (a.s) 5 yaşındayken ağır ve büyük İmamet makamını üstlendiler.
İmam Mehdi (a.s)’ın küçük yaşta İmam olması istisnai bir durum mudur? Yoksa normal bir şey midir?
Biz Şiaların inancına göre İmam’ın küçük yaşta olmasının hiçbir mahzuru yoktur ve bunun gibi başka örnekler de vardır.
Kur’an İslam dininin en muhkem ve şüphesiz bilgi kaynağıdır ve Kur’an’da bazı kimselerin adları zikredilerek daha küçük yaştayken kendilerine hikmet ve Nübüvvetin verildiği buyurulmuştur. Bu ayetler, Allah’ın Peygamber göndermesinde, gönderilen Peygamberin-Liderin çocuk olmasının hiçbir öneminin olmadığını ortaya koymaktadır.
Hz. Yahya (a.s) hakkında şöyle buyurulmuştur:
يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍؕ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّاۙ
Ey Yahya! Kitabın hükümlerine sımsıkı sarıl; Ona (Yahya’ya) henüz küçük bir çocukken ilim, hikmet ve peygamberlik verdik.
Meryem Suresi 12. Ayet
Hz. İsa’nın (a.s) Peygamberliği hakkında Kur’an’da şöyle buyurulmuştur:
فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِى الْمَهْدِ صَبِيًّا
قَالَ اِنّٖى عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِىَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنٖى نَبِيًّاۙ
Bunun üzerine (Meryem çocukla konuşun diye) işaret etti. Dediler ki: “Bir çocuk ile nasıl konuşabiliriz?” Bebek şöyle dedi: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni Peygamber yaptı.”
Meryem Suresi 29. ve 30. Ayetler
Evet, küçük yaşta İmam olmak ilk defa Hz. İmam Mehdi (a.s) ile olmuş bir şey değildir ve buna hiçbir itiraz edilemez. Allah’ın Peygamberlerinden bazıları daha küçük yaşta yukarıda örneklerini verdiğimiz yerlerde de olduğu gibi daha kundakta iken Peygamber olmuşlardır. Nitekim Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) haricinde 12 İmam’dan Hz. İmam Muhammed Taki Cevad (a.s) ve Hz. İmam Ali Naki Hadi (a.s) da çocuk yaşta iken İmamet makamına ulaşmışlardır.
İmam Mehdi’nin Ad ve Lakapları
40-Kaim (a.s) Lakabı
Sürekli olarak sorulan sorulardan bir tanesi şudur:
“12. İmam için neden Kaim ve Mehdi kelimeleri kullanılmaktadır ve Kaim kelimesi telaffuz edildiği zaman neden ayağa kalkılıp ayak üstünde durulmaktadır?”
Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında buyrulmuş olan hadislerin büyük çoğunluğunda Kaim ve Mehdi kelimesi kullanılmıştır. 11 İmam’ın döneminde ki zalim ve gaspçı yönetim/yöneticilerin döneminde yapılmış olan zulüm ve çıkarılan fesatlardan dolayı İmamlarımız, Hz. İmam Mehdi’yi akıllarına getiriyor ve şöyle diyorlardı: “Bizim Kaimimiz, bizim intikamımızı alacaktır.”
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardır: “Biz İmamların tümü kaimiz ama o Kaim (Hz. İmam Mehdi a.s) kılıç (hükümet ve güç) sahibidir. Onun programı, bizim programımızdan farklıdır.
İsbat-ul Hudat c.7 s.127
41-Kaim (a.s) Lakabı
Kaim kelimesinin anlamı kıyam eden demektir ve Hz. İmam Mehdi’nin kıyamı evrensel olacağı için o Hazret’e, “Kaim” denilmektedir. Hz. İmam Mehdi’yi kabul edenlerin Kaim kelimesini duydukları zaman ayağa kalkmaları mustehap bir ameldir ve o Hazret’in zuhurunu beklediğini göstermenin nişanesidir.
Ayrıca o Hazret’in kıyamını akıllara getirmiş olması, taraftarlarının her daim mücadele içinde olarak kendi paylarına düşen vazifeleri yerine getirerek ortamı zuhur için hazırlamaları gerektiğini de öğretmektedir.
Bu iş, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) döneminde yaşayan Şiaların arasında yaygın bir işti.
Bir rivayet şöyledir:
“Hz. İmam Ali Rıza’nın (a.s) bulunduğu bir mecliste Kaim kelimesi kullanıldığı zaman İmam Rıza (a.s) ayağa kalktılar ve elini başının üzerine koyarak şöyle dediler:
“Allahumme eccil ferece ve sehhil mehrecehu: Allahım! Onun zuhurunu yakınlaştır ve kıyam yolunu kolay kıl.”
Bihar-ul Envar c.51 s.30
42- Mehdi Lakabı
Hz. İmam-ı Zaman (a.s) hem hidayet olmuş ve hem de hidayet eden olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) bir hadislerinin bir bölümünde şöyle buyurmuşlardır:
“Hz. Kaim’e (a.s), insanları yitirdiklerine hidayet edecek olmasından dolayı Mehdi; hak üzere kıyam edeceği için de Kaim denilmiştir.
İsbat-ul Hudat s.7
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“O zamanın insanları gerçek İslam’ı yitirecekler ve Hz. Mehdi (a.s) onları gerçek İslam’a hidayet edecektir.”
İsbat-ul Hudat s.169; Tevzihul Makasid s.512
43-Muntezer
Hz. İmam Muhammed Bakır’a (a.s) soruldu:
“Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) neden “Muntezer” denilmiştir?”
Buyurdular: “Onun çok uzun bir gaybet dönemi olacaktır ve pak ve ihlas sahipleri onu beklerken şüphe ehli olanlar, onu inkar edecekler. İnkarcılar adıyla alay edecekler, (zuhuru için) vakit belirleyenler çok olacaktır; (Zuhurunda) acele edenler helak olacaklar ve Müslüman olanlar onun eliyle kurtulacaklardır.”
Muntahab-ul Eser s.182-184; Bihar-ul Envar c.51 s.2
44-İmam Mehdi’nin Mübarek Adı
Hz. İmam Mehdi’ye (a.s), Hz. Peygamber’in (s.a.a) bizzat kendisinin “Muhammed” adını verdiklerinde bütün tarihçiler görüş birliği içindedirler.
Hayat-ul İmam Mehdi (a.s) s.27
O Hazret’e, Hz. Peygamber’in (s.a.a) adının verilmesi nedensiz değildir. Hz. Peygamber (s.a.a) doğumları ile dünya ehlini cehaletin karanlığından kurtardığı gibi 12. oğlu da zuhuru ile beşeriyyeti delaletin karanlığından kurtaracaktır.
Bihar-ul Envar c.52 s.338; El-İrşad c.2 s.384
45-İmam Mehdi’nin Lakapları
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) meşhur olan lakapları şunlardır:
“Mehdi, Kaim, Muntezer, Hüccet, Halefu’s-Salih, Bakiyettulah, Mensur, Sahib-ul Emr, Veliyy-i Asr, Sahib-ez Zaman” Ama en meşhur olanı Mehdi lakabıdır.
A’yan-uş Şia c.2 s.44; Hayat-ul İmam Mehdi (a.s) s.27; Bihar-ul Envar c.51 s.28,43 ve 51
46-İmam Mehdi’nin Lakaplarının Sebepleri
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) lakaplarından her birinin hikmet ve nedeni vardır.
Mesela, halkı hidayet ettiği için Mehdi; hak ile kıyam edeceği için Kaim; insanların zuhurunu beklemesinden dolayı Muntezer; Allahu Teala’nın, yarattıklarına delil ve hücceti olduğu için Hüccet denilmiştir.
Hayat-ul İmam Mehdi (a.s) s.27,28; Bihar-ul Envar c.51 s.28,31
Kefemî’nin nakline göre Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) yüzüğünde şöyle yazılıdır:
“Ene Huccetullahi ve Hassetihi: Ben, Allah’ın kullarının üzerine Hücceti ve has deliliyim.”
A’yan-uş Şia c.2 s.44
47- Hz. İmam Mehdi’nin Adı, Lakapları ve Sıfatları
Merhum Sikat-ul İslam Nuri; ayet ve hadislerden, önceki İlahî kitaplardan ve ravi ve tarihçilerin kullanmış oldukları tabirlerden Hz. İmam Mehdi (a.s) için 182 isim ve lakap derlemiş ve şöyle yazmışlardır:
“Bunları derlerken kendi şahsi istinbatlarımdan ve kesin olmayan isim ve lakaplardan uzak durudum aksi durumda bu rakamın kat be kat fazlası olurdu.”
Onlardan bazıları, “Muhammed, Ahmed, Abdullah, Mahmud, Mehdi, Burhan, Hüccet, Hamid, Halef-i Salih, Dai, Sahib, Gaib, Kaim, Muntezer…’dir.”
Necm’us Sakib s.55’den s.132’ye kadar
48- İmam’ın Lakapları
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) lakaplarından meşhur olanlardan bazıları şunlardır:
“Mehdi, Hüccet, Kaim, Halef-us Salih, Sahib-ez Zaman, Bakiyyetullah”
Bunların içinde en meşhur olanı “Mehdi” lakabıdır.
Necm-us Sakıb s.48,49
49-117 İmam’ın Lakaplarından Bazıları ve Anlamları
Hz. İmam Mehdi’ye ait olan dua ve ziyaretnamelerde açıkça kullanılmış olan ünvan ve sıfatların bazılarını ve anlamlarını vereceğim.
49-Bakiyyetullah: Allah’ın yeryüzünde koruyup muhafaza ettiği.
50-Vechullah: Allahu Teala’nın cemal ve celalına mazhar olan.
51-Babullah: İlahî marifetin tamamının kapısı, Allah’a gidenlerin İlahî kurba ulaşabilmek için ulaşmaya çalıştıkları kapı.
52-Daiyellah: İlahî davet, insanları Allah’a çağıran, Allah’a hidayetin gerçek davet edeni.
53-Sebilellah: Allah’ın yolu. (Onun dışında hangi yol ile olursa olsun Allah’a gitmek isteyen kimse, kesinlikle delalete düşecek ve helak olacaktır.)
54-Veliyyellah: Allah’ın velayetinin teslim edildiği kimse, Allah’ın dostu.
55-Hüccetellah: Allah’ın Hücceti, delili. Dünyada hidayet olmanın şartı ve ahirette hesaba çekilince delil olarak istenilecek kimse.
56-Nurullah: Allah’ın sönmeyen nuru. Tevhidî hakikatlerin ve marifetin tamamını zahir eden ve hidayet olmak isteyenleri hidayet eden.
57-Aynullah: Allah’ın mahlukatına olan uyanık gözü, varlık alemini gözetleyen. Allah’ın, kulların yaptıklarını gören gözü.
58-Sulalet-un Nübüvveti: Nübüvvetin oğlu, Peygamberlerden kalan tek kimse.
59-Hatem-ul Evsiya: İmameti sonlandıracak olan kimse. Hz. Peygamber’in (s.a.a) son Halifesi.
60-Ayn-ul Huda: Hidayet Sancağı. Allah’ın yolunun sonsuza kadar dalgalanan bayrağı, Hakikat yolunun nişanesi.
61-Sefinet-un Necat: Kurtuluş gemisi. Delaletten kurtaran vesile. Hidayet gemisi.
62-Ayn-ul Hayat: Hayat kaynağı, Hayat çeşmesi.
63-Kaim-ul Muntezer: Bütün salihlerin kıyam etmesini bekledikleri kıyam edecek olan.
64-El Adl-ul Muştahar: Meşhur adalet. Vaad edilen adaleti gerçekleştirecek olan.
65-El Kamer-uz Zahir: Tam parlak ay, zulüm ve fitnenin içinde parlayan ay.
66-Şems-uz Zellam: Varlık aleminin güneşi. Karanlığa girmişleri kurtaran güneş.
67-Rebi-ul Unam: İnsanların baharı. İnsanın yeşermesini sağlayan mevsim. Yaratılmışların adalet baharı.
68-Nedret-ul Eyyam: Zamanın huzur ve neşesi. Tarihin yeniden yeşermesinin sırrı.
69-Ed Din-ul Me’sur: Dinin vücut bulmuş hali. Peygamberlerin getirmiş olduğu dinden geriye kalan vücut. Dinin özü. Dinin ruhu.
70-Kitab-ul Mestur: Kur’an’ın cisime gelmiş hali. Tekvinî kalem ile yazılmış olan kitap. Peygamberlerin insanlara olan mucizesi.
71-Sahib-el Emr: İlahî Velayetin sahibi, emir sahibi, şeriatın sahibi.
72-Sahib-ez Zaman: Zamanın emrine verildiği kimse. Allah’ın varlık alemine tayin etmiş olduğu emir-komutan.
73-Mutahhir-el Arz: Allah’ın mescidi olan yeryüzünü temizleyen. Yeryüzünden alçaklığı ve çirkefliği yok edecek olan kimse.
74-Naşir-el Adl: Adaleti hakim kılacak olan. Dünyanın tamamına hak ve adaleti hakim kılacak kimse.
75-Mehdiyyil Umem: Ümmetleri (insanların tamamını) hidayet eden.
76-Cami-ul Kelim: Bütün kelimeleri (ilimleri) tevhid kelimesine göre düzenleyecek olan. Bütün safları birleştirecek kimse.
77-Nasire Hakkullah: Allah’ın hakkına yardım eden. Hakikatin yardımcısı.
78-Delile İradetullah: İnsanları Allah’ın ilkelerine yönlendiren. İnsanları Allah’ın iradesine götüren kimse.
79-Es Sair-u Bi Emrillahi: Allah’ın emri ile kıyam edecek olan. Allah’ın emri ile Allah’ın düşmanlarına karşı kıyam edecek olan.
80-Muhyil Muminin: Müminleri dirilten. İman ehlinin kalplerine hayat veren.
81-Mubirrul Kafirin: Kafirleri yok edecek olan kimse. Küfrün sarayını yıkacak ve inkarcıları ortadan kaldıracak kimse.
82-Muizzul Muminin: Müminlere izzet verecek olan kimse. İman ehlini değerli yapacak olan kimse.
83-Muzillil Kafirin: Kafileri hor zelil ve alçaltacak olan kimse.
84-Munciyel Mustazafin: Mustazafların (ezilmişlerin) kurtarıcısı.
85-Seyfullah-illezi La Yenbu: Allah’ın körelmeyen kahr-azab kılıcı.
86-Misakullah-illezi ehezehu: Allahu Teala’nın kullarından almış olduğu kulluk ahdi.
87-Medar-ud Dehr: Zamanın ekseni, varlığın mihveri, zamanın vücuda gelmesinin merkezi.
88-Namus-ul Asr: Zamanın var olmasının sebebi.
89-Kelimetullah-it Tammeti: Allah’ın eksiksiz sözü, Allah’ın mutlak Hücceti.
90-Taliye Kitabullahi: Allah’ın kitabının karisi, okuyucusu.
91-Vaadellah-illezi zeminehu: Allah’ın temin edilmiş vaadi. Olmaması imkansız İlahî vaad.
92-Rahmetullah-il Vasietu: Allah’ın sonu olmayan rahmeti.
93-Hafizu Esraru Rabbul Alemin: Alemlerin Rabbi olan Allah’ın sırlarının koruyanı, koruyucucusu.
94-Ma’den-il Ulum-ul Nubuvveti: Peygamberlik-Nübüvvet ilminin hazinesi.
95-Nizam-ud Din: Dinî nizam-düzen yapan kimse.
96-Ya’sub-ul Muttakin: Takva sahiplerinin önderi.
97-Muizzel Evliya: Yarenlere izzet veren.
98-Muzillel A’dai: Düşmanları alçaltıp hor ve zelil eden.
99-Varis-el Enbiya: Peygamberlerin mirasçısı.
100-Nur-i Ebsar-il Veri: Yaratılmışların gözünün nuru.
101-El Vitr-ul Mevtur: Şehitlerin intikamını alan.
102-Kaşif-el Belva: Belaları yok eden.
103-El Ma’d-u Li Kati Dabir-ez Zelameti: Zalimlerin kökünü kurutmak için hazır olan.
104-El Muntezir-u Li İkamet-il Ummet-i Vel Uci: Bütün yanlışlıkları ve olmaması gerekenleri ortadan kaldırması için gelmesi beklenilen kimse.
105-El Müterecci Li İzalet-il Cevri Vel Udvan: Zulüm ve baskıyı yok edecek, arzulanan kimse.
106-El Muddehhiru Li Tecdid-il Feraizi Ves Suneni: İlahî farzları ve kuralları yeniden diriltmesi için korunup muhafaza edilen kimse.
107-El Muemmilu Li İhya-il Kitabi ve hududihi: Kur’an’ı ve ilkelerini yeniden diriltmesi için kendisine ümit bağlanmış olan kimse.
108-Cami-ul Kelimetu Ela-et Takva: Bütün insanları takvada bir araya toplayacak olan kimse.
109-Es Sebeb-ul Mufessilu Beynel Arzı ves Semai: Yer ve göğün arasındaki vesile. Allah’ın rahmetinin yeryüzüne inmesinin sebebi.
110-Sahibe Yevm-il Fethi ve Naşir-el Rayet-il Huda: Zafer gününün sahibi ve hidayet sancağını dalgalandıracak olan.
111-Muellifu Şeml-es Selahi ver Rıza: Kalpleri rıza ve doğruluk temeli üzerinde birbirilerine ısındıracak olan.
112-Et Talibu Bi-demil Maktuli Bi Kerbela: Kerbela Şehidinin intikamını alacak olan.
113-El Muztarr-ul Lezi Yucabu İza Dea: Dua ettiği zaman duası kabul olacak olan zulme uğramış.
114-Sefinet-en Necat: Kurtuluş Gemisi.
115-Elem-ul Huda: Hidayet Sancağı.
116-Namus-ul Asr: Varlık aleminin zamanın var olmasının sebebi.
117-El-Mansur ela men’iteda aleyhi ve iftera: Düşmanlar ve iftira edenler karşısında yardım olunmuş.
İmam Mehdi’nin (a.s) Özellikleri
118-İmam’ın Siması
Cabir Cufî şöyle demiştir:
Hz. İmam Muhammed Bakır (aleyhisselam) buyurdular:
Bir gün Ömer b. Hattab, Emirelmuminin Hz. İmam Ali’ye (aleyhisselam) Hz. İmam Mehdi hakkında sorular sordu, buyurdular:
Habibim Resulullah (sallalahu aleyhi ve alih) Allahu Teala’nın onu göndereceği güne kadar adını söylememem hususunda benden ahd almıştır. Fakat siması ve yapısı şöyledir:
“Ne uzun ne de kısa boylu (orta boylu) bir gençtir. Siması ve saçları çok güzeldir, saçları omuzlarına dökülmüştür. Yüzündeki nur, saçının siyahlığını şuasının altına almıştır.”
İsbat-ul Hudat, Şeyh Bahai s.506,510
119-İmam’ın Siması
Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:
“Mehdi bizdendir ve onun geniş alnı ve çekik burnu vardır.”
İsbat-ul Hudat, c.7 s.185
120-132 Hz. Peygambere Olan Benzerliği:
120-Hz. İmam Mehdi’nin siması, Hz. Peygamber’in siması gibidir. Konuşması, tutum ve davranışı ve gidişatı tıpkı o Hazret gibidir.
Emirelmuminin İmam Ali (a.s), Hz. İmam Hüseyin’e (a.s) baktıktan sonra ashabına şöyle buyurdular:
Allahu Teala Hüseyin’in soyundan; adı, Hz. Peygamber’in adı olan; zahiri ve ahlaki özellikleri tam olarak Peygamber’e benzeyen birisini zahir edecektir.”
Bihar-ul Envar c.51 s.39 19. Hadis
121- Geniş ve dik alnı vakarını ve yüzünün güzelliğini artırdıkça artırmakta ve yüzündeki nur saç ve sakalının siyahlığını şuasının altına almaktadır.
Bihar-ul Envar c.51 s.36
122- Eğer cemal ve güzellik tam anlamıyla simada ve uzuvlarda tecelli edecek olsa idi Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) bu nazenin evladının sima ve uzuvlarında tezahür ettiği kadar olabilirdi.
Bihar-ul Envar c.51 s.36
123-Boyu ne orantısız uzun ve nede yere yakın kısadır, orta ve mutedil boyludur.
Muntah-al Amal c.2 s.481
124-Yüzünün sağ tarafında, sırtında ve iki omuzunun arasında sol tarafa doğru ben vardır.
Muntah-al Amal c.2 s.481, Bihar-ul Envar c.51 s.41
125-Hz. İmam Mehdi’nin yüzü al beyazıdır ama geceleri ihya etmesinden dolayı yüzünün rengi sarıya çalmaktadır. Gözleri siyah, kaşları bitişik ve burnunun orta tarafında hafif çıkıntı vardır. Dişleri aralıklı ve yüzü az etlidir. İki omuzunun arası geniştir; karnı ve kolları ise Emirelmuminin İmam Ali’nin karnı ve koluna benzemektedir.
Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında şöyle buyrulmuştur:
“Mehdi, cennet ehlinin tavusudur. Yüzü, bedenine nur vermişçesine ay gibi parlamaktadır.
Muntah-al Amal c.2 s.481
126-Bir defasında Hz. Emirelmuminin İmam Ali (aleyhisselam), Hz. İmam Hüseyin’e (aleyhisselam) bakarak buyurdular:
“Benim bu oğlum efendidir, Hz. Peygamber de kendisine efendi buyurmuştur. Çok yakın bir zamanda Allah, onun soyundan Peygamber ile aynı isme sahip olan birisini zahir edecektir ve o yaratılışta ve yüz benzerliğinde Peygamber’in benzeri olacaktır. O, insanların gaflet içinde olduğu, hakkın ayaklar altına alınıp öldürüldüğü ve zulmün her tarafı sardığı zaman zuhur edecektir.
Allah’a and olsun ki! Kıyam etmeyecek olursa boynunu vururlar. Gök ehli ve göklerin sakinleri onun kıyamı ile şad olacaklar.
O, uzun boylu, çıkık burunlu, zayıf butlu, aralıklı dişlidir ve yeryüzünü zulümle dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır.”
İsbat-ul Hudat c.3 s.238
127- Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:
“Benim evlatlarımdan olan Mehdi’nin yüzü ay gibi parlaktır. Yüzünün rengi Arapların yüz rengi ve beden yapısı İsrailoğullarının beden yapısı gibidir (iridir). O, Yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adalet ile dolduracaktır. Yer ve gök ehli ve havadaki kuşlar, onun hükümetinden razı olacaklar ve 20 yıl hükümet edecektir.
El Mecalis-us Seniyye, Seyyid Muhsin Cebel Amulî s.5
128-Birçok muhaddis ve tarihçi, Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyt’ten (a.s) ulaşan hadislere istinaden Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) sima ve diğer özelliklerini kendi kitaplarında yazmışlardır ve onlardan bazıları şunlardır:
“Hz. İmam Mehdi’nin siması/çehresi genç, buğday renkli, hilal kaşlı, iri ve siyah gözlü, geniş ve nurani alınlı, geniş omuzlu sağlam ve dik kemikli, iri el ve parmaklı, yanakları az etli, geceleri uykusuz kaldığı için sarıya çalan benizlidir. Sağ yanağında siyah bir ben ve kaslı pazuları vardır, saçları kulaklarının hizasında olacaktır.
Muntahab-ul Eser s.185, A’yan’uş Şia c.2 s.44, Keşf’ul Ğumme c.2 s246
129-Cafer b. Muhammed b. Malik, aralarında Ali b. Bilal, Ahmed b. Bilal, Muhammed b. Muaviye b. Hekim ve Hasan b. Eyyüb’ün de aralarında bulunduğu bir grup Şianın şöyle söylediklerini nakletmiştir.
“İmam’ın halefinin kim olduğunu öğrenmek için Hz. İmam Hasan’ın evine gitmiştik, orada kırk kişi vardı. Osman b. Said ayağa kalktı ve dedi ki: “Efendimiz! Sizin çok iyi bildiğiniz bir konuyu size sormak için buraya geldik.”
İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular: “Otur.” Daha sonra hiç kimse gitmesin buyurdu ve odadan çıktılar. Bir saat sonra yanında bir çocuk ile birlikte döndüler. O çocuk tıpkı bir ay parçası gibiydi.
İmam buyurdular: “Sizin İmamınız budur, kendisine itaat edin. Ama artık göremeyeceksiniz.”
İsbat-ul Hudat c.2 s.311
130- Ebu Harun şöyle demiştir:
“Hz. İmam Mehdi’yi gördüm, yüzü 14 günlük ay gibi parlıyordu.”
İsbat-ul Hudat c.7 s.20
131- Ebu Besir şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) arz ettim: ” Efendim! Babanızdan Hz. İmam Mehdinin geniş göğüslü ve omuzlu olduğunu işittim.”
İmam buyurdular: “Eba Muhammed! Babam, Hz. Peygamber’in (s.a.a) zırhını giyindi kendisine büyük geldi, öyle ki yere değiyordu. Ben de giyindim bana da büyük geldi. Ama o zırh Hz. Peygamber’in (s.a.a) bedenine tam olduğu gibi Kaim’e (a.s) de tam olacaktır. O zırhın etek kısmı kısadır ve görenler, her tarafının düğümlendiğini zannedecekler.”
İsbat-ul Hudat c.3 s.440-520
Reyyan b. Saib şöyle demiştir:
Hz. İmam Rıza’ya (a.s) arz ettim ki:
“Efendim! Emir sahibi siz misiniz?”
Buyurdular: “Ben İmam ve emir sahibiyim ama yeryüzünü hak ve adalet ile dolduracak olan emir sahibi ben değilim. Kaim, zuhur ettiği zaman genç görünümlü ama büyük yaşlı birisidir. Öylesine kuvveti vardır ki büyük ve köklü ağacı tuttuğu zaman kökünden söküp çıkarabilecektir. Dağların arasında feryat edecek olursa dağlar parçalanıp birbirinden kopar.”
Kemal-ud Din c.2 s.48, İ’lam-ul Veri s.407, Keşf-ul Ğumme c.3 s.314
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Mehdi, benim evlatlarımdandır ve onun bedeni İsrailoğullarının erkeklerinin bedeni gibi sağlam ve güçlüdür.”
El Melahim-u Vel Fiten s.142
132-Eba Salt Hirevî şöyle demiştir:
Hz. İmam Rıza’ya (a.s) arz ettim: Hz. Kaim’in (a.s) zuhur edeceği zamandaki nişaneler nelerdir?
Buyurdular: “O, genç simalı ama büyük yaşlıdır. Görenler kırk yada kırktan daha az yaşının olduğunu düşünürler. Gece ve gündüzlerin gelip geçmesi, ömrü sona erinceye kadar onu yaşlandırmayacaktır.”
Bihar-ul Envar c.52 s.285
133- Sünni Kaynaklarından
Hz. İmam Mehdi’nin özelliklerinden bazıları şunlardır:
“Dünyanın tamamına hükümet edecektir.”
Sünni müfessirlerin büyüklerinden olan Kurtubî şöyle yazmıştır:
Sadece 4 kişi dünyanın tamamına hakim olmuşlardır. Onlardan 2 tanesi Kafirlerden olan Nemrut ve Baht Nasır, 2 ise müminlerden olan Süleyman b. Davud (a.s) ve Zülkarneyn (a.s)’dır. Çok yakında beşinci kişide Dünya’nın tamamına hakim olacaktır ve o, İslam Ümmetinden olan Hz. Mehdi (a.s)’dır.”
İsbat-ul Mekasid-Şeyh Bahai s.506-510
134-140 İmam Mehdi’nin Nişaneleri
134-Hz. İmam Zeynelabidin-Seccad (a.s) buyurdular:
“Bizim Kaimimiz de (a.s) 6 Peygamberin nişanesi vardır.
1- Hz Nuh’un (aleyhisselam) nişanesi,
2-Hz. İbrahim’in (aleyhisselam) nişanesi,
3-Hz. İsa’nın (aleyhisselam) nişanesi,
4-Hz. Musa’nın (aleyhisselam) nişanesi,
5-Hz. Eyyüb’ün (aleyhisselam) nişanesi,
6-Hz. Muhammed’in (aleyhisselam) nişanesi.
Hz. Nuh’tan (a.s) olan nişanesi, uzun ömürlü olmasıdır; Hz. İbrahim’den (a.s) olan nişanesi ise doğduğu yerin gizli olmasıdır. Hz. Musa’dan (a.s) olan nişanesi düşmandan olan korkudur, Hz. Musa (a.s) da düşmanın korkusundan Mısır’dan çıkıp Medyen’e gitmiş ve bir müddet gaybete çekilmiştir; Hz. İsa’dan (a.s) olan nişanesi ise insanların kendisinde ihtilafa düşmesi ve onunda insanlardan uzaklaşmasıdır. Hz. Eyyüb’ten (a.s) olan nişanesi sorun, sıkıntı ve beladan sonra zafere ve huzura kavuşmasıdır. Hz. Peygamber’den (s.a.a) olan nişanesi ise kılıç ile kıyam etmesidir. “
İ’lem-ul Veri s.290
Bazı hadislerde Hz. Yusuf’tan da nişanesi olduğu buyurulmuştur ve o nişane, zindan ve maphus olmasıdır.
Hz. İmam Mehdi’de (a.s) bu nişanenin olmasından maksadın dost ve sevenlerinden uzak olmasıdır ki bu da birnevî maphus olmaktır.
İ’lem-ul Veri s.304
135- Hz. İmam Hüseyin (a.s) buyurdular:
Hiç kimsenin, Onu biatinin ve sanacağının altına çağırmaması için gözlerden saklı olacaktır.
Bihar-ul Envar c.52 s.279
136- İmam Mehdi’nin Azamet ve Gücünün Büyüklüğü
Hz. İmam Rıza (as.) kendisinden rivayet edilen bir hadisin bir bölümünde şöyle buyurmuşlardır:
“Hz. Mehdi (Kaim) ihtiyar yaşta olmasına rağmen genç simaya sahiptir. Beden gücü o kadar çoktur ki yeryüzündeki en büyük ağacı tutup sökmek isterse söküp çıkaracak güçtedir. Dağların arasında bağıracak olursa/sesini yükseltecek olursa dağlardaki taşlar parçalanır. Musa’nın (a.s) asası ve Süleyman’ın (a.s) yüzüğü Ondadır.”
Keşf-ul Ğumme c.3 s.445, İ’lem-ul Veri s.407
137-Cennet Ona Müştaktır
Hz. Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve alihi) buyurdular:
Cennet, benim Ehlibeytimden 4 kişiye müştaktır. Allah, onları seviyor ve bana da onları sevmemi emir buyurmuştur:
1-Ali b. Ebu Talib (a.s),
2-Hasan b. Ali (a.s),
3-Hüseyin b. Ali (a.s),
4-Mehdi (a.s), ki İsa b. Mesih (a.s) onun arkasında namaz kılacaktır.
İsbat-ul Hudat c.7 s.103
138-Cennet’in Efendisi
138-Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:
Biz Abdulmuttalipoğulları Cennet’in efendileriyiz. Onlar ben, kardeşim Ali, amcam Hamza, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi’dir (aleyhum selam)
Keşf-ul Ğumme c.3 s.376, İsbat-ul Hudat c.7 s.103
139-Cennet Ehlinin Tavusu
Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:
“Mehdi (a.s) Cennet ehlinin tavusudur.”
Mecalis-us Seniyye s.5-Seyyid Muhsin Cemal Amulî
140-İmam Rıza’dan Hadis
Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Mehdi (a.s), insanlara kendilerinden daha önceliklidir. İnsanlara, kendi baba ve annelerinden daha şefkatli ve Allahu Teala’ya karşı en mütevazi olandır. İnsanlara emir verdiği zaman kendisi herkesten daha önce onu yapar ve insanları bir şeyden men ettiği zaman kendisi herkesten daha çok ondan uzak durur.”
İlzam-un Nasib s.10
141- İmam Hüseyin (a.s) Buyruğu
Hz. İmam Hüseyin (a.s) buyurdular:
“Kaim’in (a.s) rahat ve vakarlı, helal ve haramı bilen, herkesin ona muhtaç ama onun hiç kimseye ihtiyacının olmadığın göreceksiniz.”
Gaybet-i Numanî S.127, Muntahab-ul Eser s.309
142-İmam Mehdi’nin (a.s) Lakabı
İmamlarımızın her birisinin bir lakabı vardır. Mesela, Hz. Emirelmuminin’in (a.s), Aliyyel Murteza; İmam Hasan’ın (a.s), Müçteba; İmam Hüseyin’in (a.s), Seyyideş Şüheda lakapları olduğu gibi diğer İmamların lakapları ise sırasıyla Seccad, Bakır, Sadık, Kazım, Rıza, Taki, Naki ve Zekiyyul Askeri’dir.
Ama Hz. İmam Mehdi’nin kendisine mahsus-özel bir lakabı vardır ve o lakap kendisine yapacakları kıyamdan dolayı verilmiştir. Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kendine has lakabı, Kaim’dir ve “Dünyada kıyam edecek olan kimse” demektir. Her İmamın bir sıfat ve özelliği öne çıkmıştır ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) öne çıkan özelliği ise Dünya’nın tamamında kıyam edecek olmasıdır.
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar c.1 s.273
143-Diğer Özellikleri
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) hadislerde buyrulmuş olan bir takım diğer özellikleri ise şunlardır:
1-Hz. Peygamber’in (s.a.a) soyundan ve evladıdır.
2-Hz. Peygamber’in (s.a.a) ad ve künyesine sahiptir ve insanların arasında Hz. Peygamber’e (s.a.a) en çok benzeyen kimsedir.
3-Hz. İmam Hüeyin’in (a.s) oğullarından dokuzuncu oğludur.
4-Babasının adı Hasan’dır.
5-Annesinin adı Nercis Hatun’dur.
6-Onikinci ve son İmam’dır.
7-Uzun-kısa ve büyük-küçük olmak üzere iki gaybet dönemi olacaktır.
8-Ömrü çok uzundur.
9-Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra onu hak ve adalet ile dolduracaktır.
10-Doğumu gizlidir.
11-Allah’ın düşmanlarını öldürecek ve yeryüzünü zulüm ve haksızlıktan arındıracaktır.
12-Allah’ın dinini aşikar edecek ve yeryüzünün tamamına hakim kılacak ve kendisi de yeryüzünde hüküm sürüp hükümet edecektir.
13-Kılıçla kıyam edecektir.
14-Peyamberlere benzeyen yönleri vardır ve benzerliklerden bir tanesi de gaybette olmasıdır.
15-Hz. Peygamberin (s.a.a) yolundan gidecektir.
16-İnsanların ağır, çetin ve zor sınanmalarla sınanmasından sonra zahir olacaktır.
17-İmam Mehdi (a.s) zuhur ettikten sonra Hz. İsa (a.s) gökten inecek ve o Hazret’in (a.s) arkasında namaz kılacaktır.
18-Zuhurundan önce bidat, zulüm, günah ve fesat çoğalıp yayılacak.
19-Zuhur ettiği zaman gökten O’nun ve babasının adıyla nida gelecek, bütün herkes bu nidayı duyacak ve bu şekilde İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuru ilan edilmiş olacak.
20-Zuhurundan önce nuthlar (fiyatlar) artacak, hastalıklar çoğalacak ve meydana gelecek büyük savaşlarda ölümler çok olacaktır.
21-İmam Mehdi’nin zuhurundan önce Zekiyye Nefs ve Yemanî öldürülecektir, Beyda’da (Mekke ile Medine arasında bir yer) husuf olacak, Süfyanî ile Deccal çıkacak ve İmam Mehdi (a.s) onları öldürecektir.
22-İmam Mehdi’nin zuhurundan sonra göklerin ve yerin bereketi zahir olacak, yeryüzü abad olacak ve yeryüzünde Allahtan başka hiçbir şeye tapılmayacaktır.
23-Hz. İmam Mehdi’nin ashabının sayısı 313 kişidir ve bir saat içinde İmam’ın huzurunda olacaklardır.
24-Hz. İmam Mehdi’nin bir çok mucizesi vardır ve bir çok kimse huzuruna çıkmaya müşerref olmuştur.
Muntahab-ul Eser s.158
144-Yakub’dan Rivayet:
Yakub şöyle demiştir:
“Bir defasında Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) huzuruna müşerref olmuştum, İmam’ın sağ tarafında kapısına perde asılmış olan bir oda vardı, arz ettim:
“Efendim! Emir sahibi kimdir?”
Perdeyi kaldırmamı buyurdular. Perdeyi kaldırdığımda bir çocuğun olduğunu gördüm ve gelip İmam Hasan Askeri’nin (a.s) dizine oturdular. Sonra İmam Hasan Askerî (a.s) buyurdular:
“Sizin İmamınız budur.”
İsbat-ul Hudat c.6 s.245
145-İmam’a Mektup
Şeyh Hurr-i Amuli şöyle yazmıştır:
“İbn-i Ebu Gaim Kazvinî, Şialara Hz. İmam Hasan Askeri’nin evladının olmadığını söyleyip duruyordu. Bunun üzerine Şialar, Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) bir mektup yazdılar. İmam’a mektup yazıldığı zaman İmam’ın cevabının mucize olması için mürekkep kullanılmadan, yazı olmayacak şekilde yazılıyordu. (Yani bir kağıdın üzerine mürekkep kullanılmadan yazı olmayacak şekilde yazılıyordu.) Hz. İmam Mehdi (a.s) bu mektubun cevabını ihsanda bulundular.”
İsbat-ul Hudat c.7 s.360
146-İmam Özellikleri
Hz. İmam Mehdi (a.s) 5 yaşına kadar (h.255 yılından h.260 yılına kadar-Hz. İmam Hasan Askeri (a.s)’ın şehadetine kadar) babasının yanında idi ama saklanıyordu. Bu müddet içerisinde İmam’ın ashabından ve İslam Ulemasından bir çok kimse Hz. İmam Mehdi’yi ziyaret etmişlerdir.
Hatta Çin, Buhara, Semerkant, Hindistan, Endülüs ve Avrupa ülkelerinden Samerra’ya gelen seçkin ve büyük bilginler ve vekilleri Hz. İmam Hasan Askeri’nin izni ile Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) ziyaret etme şerefine nail olmuş, sorularını sormuş ve Hz. İmam Mehdi (a.s) de sorulan soruların tamamını teker teker cevaplandırmışlardır.
Bu konu, Bihar-ul Envar kitabının 52. ve 53. cildinde geniş ve etraflı bir şekilde açıklanmıştır.
147-Peygamber (s.a.a) Buyruğu
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Benim oğullarımdan olan Mehdi, kırk yaşındadır (zuhur ettiği zaman kırk yaşında olan birisinin görünümünde olacaktır.) Yüzü yıldız gibi parlıyor, yüzünün sağ tarafında bir ben vardır. Sırtına iki kalın aba alacaktır ve beden yapısı İsrailoğulları’nın beden yapısı gibidir. Bütün hazineleri çıkaracak, müşrik ülkelerin tamamını fethedecek ve kendi hükümeti/yönetimi altına alacaktır.
İsbat-ul Hudat c.7 s.185
148-İmam’ın Siması
Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:
“Mehdi’nin burun yapısı uzun ve çekiktir, çok güzel simalı ve saçı alnının iki tarafına dökülmüştür.”
El-Melahim-ul Fiten s.156
149-151 Bir Başka Özelliği
Hz. İmam Mehdi’nin özelliklerinden birisi şudur:
“İmam Mehdi (a.s) baba tarafından İmam Hüseyin’in (a.s) soyundan anne tarafından ise İmam Hasan’ın (a.s) soyundandır çünkü Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) annesi, Hz. İmam Hasan’ın (a.s) kızıdır.”
İsbat-ul Hudat c.7 s.184
150- Hz. İmam Mehdi’nin diğer bir özelliği ise Hz. İsa’nın (a.s) gökten inip arkasında namaz kılacak olmasıdır.
151-Hz. İmam Mehdi (a.s) kıyam ve cihad,1 ibadet ve teheccüd,2 huşu ve huzu,3 zühd,4 sabır,5 adalet ve ihsan6 ehlidir. İlim ve bilgide bütün herkesin üstündedir.7 Kendisinde adalet, bereket ve paklıktan başka hiçbir şey yoktur.8
1-Mefatih-ul Cinan, İftitah Duası
2-Mikyal-ul Mekarim c.1 s.122
3-Uked-ud Dar s.158
4-Bihar-ul Envar c.52 s.354
5-Kemal-ud Din s.310
6-El Adl-ul Muntezer
7-Bihar-ul Envar c.51 s.151, Kemal-ud Din s.653
8-El-Melahim-ul Fiten s.108
152-İmam Mehdi’nin Seçkin Ahlaki Özellikleri
Hz. İmam Mehdi (a.s) Allah’ın bütün Peygamber ve Evsiyasının varisi olmasından dolayı her türlü cemal ve kemale son haddinde sahiptirler. İmam Mehdi (a.s) Allah’ın Peygamberlerinin ahlakına, Emirelmuminin Hz. İmam Ali’nin, Hz. Fatime’nin ve onların Mutahhar, Masum ve Allah’ın Hücceti olan evlatlarının üstün, emsalsiz ve idraki imkansız özelliklerinin tamamına sahiptirler. Bu özelliklerden bazılarını zikredeceğim ve bu özelliklerin bilinmesi esir olmayan hür insanların O Hazret ile birlikte yürümesini bahşedecektir.
1-Büyük ve Kapsamı Geniş İlim
Masumlar, Hz. İmam Mehdi’nin ilmi hakkında şöyle buyurmuşlardır:
“O, insanların en bilgilisi ve alimidir.”
Muntahab-ul Eser s.309
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Bitkilerin en iyi şekilde yeşerip yerden çıkması gibi Allahu Tebareke ve Teala’nın kitabının ve Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) sünnetinin ilmi de Mehdi’nin (a.s) kalbinden üreyip çıkmaktadır. Onu gördüğünüz zaman kendisine şöyle hitap edin:
“Ey Rahmetin ve Nübüvvetin Ehlibeyti ve Ey Risaletin ilim hazineleri ve risalatin sahipleri, selam olsun size.”
Muntahab-ul Eser s.309
2-Zühd Ehli Olması ve Dünyaya Asla Temayül Etmemesi
Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Bizim Mehdimizin elbisesi, basit ve bedeni tırmalayan elbiseden ve yemeği de kuru ekmekten başka bir şey değildir.”
Muntahab-ul Eser s.307
3-İnsanların Arasında Adaleti Hakim Edecek Olması
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“İster kötü işlerde olsun, ister iyi işlerde bizim Kaimimiz (a.s) sadece adalet ile iş yapacaktır, adaleti uygulayacaktır.”
Muntahab-ul Eser s.310
4-Hz. Peygamber’in Sünnetini Uygulayacak Olması
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Mehdi, bendendir. Adı, benim adımdır. Allahu Teala benim dinimi onun eli vesilesi ile koruyacak ve o, benim sünnetim üzerine iş yapacaktır.”
Muntahab-ul Eser s.310
5-İmam’ın Cömertliği
Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:
“Onun (Mehdi’nin) yanına birisi gelecek ve kendisine bir şey vermesini isteyecektir. Bunun üzerine Mehdi, (a.s) onun taşıyabileceği kadar malı kendisine verecektir.
Kenz-ul Ummal c.6 s.39, Yenaib-ul Meveddet s.431
6-İmam’ın Dua ve İbadetleri
Hz. İmam Mehdi’den ulaşmış olan çok sayıdaki dua ve özel namazlar, O Hazret’in daima dua ve ibadet ile meşgul olduklarına delalet ettiği gibi Kurbullah’a ulaşmanın en önemli unsurunun ibadet ve dua olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.
Hz. Peygamber’e (s.a.a) büyük vazife, Peygamberlik vazifesi verilmeden önce gece namazının kendisine emredilmesi/farz kılınması büyük ve önemli vazifeleri üstlenebilmek için ibadetin çok yapılmasının, namaza önem gösterilmesinin ve kulluk vazifelerine hassas olmanın şart olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre Hz. Mehdi’nin (a.s) böyle bir mesuliyeti üstlenip tevhid ve adaleti bütün dünyaya hakim kılabilmesi için asla kesilip ara verilmeden ibadet ve dua ehli olmalarını şart kılmaktadır.
7-İmam’ın Cesaret ve Korkusuzluğu
Dünyadaki bütün müşrik ve müstekbirlerin karşısına çıkabilmek ve yeryüzünde bulunan bütün tağuti düzenleri yıkabilmek, emsali olmayan yiğitlik ve cesareti gerekli kılmaktadır.
Bu kişinin Hz. İmam Hüseyin (a.s) gibi er ve yiğit ve Hz. Emirelmuminin İmam Ali gibi zırhının arkasının olmaması gerekir.
Tıpkı Hz. Resulullah’ın (s.a.a) savaş meydanında, emsali olmayan yiğitlikle savaşmasının Müslüman savaşçılara azim, güç ve korkusuzluk verdiği gibi İmam Mehdi’de (a.s) böyledir.
8-İmam’ın Sabır ve Mukavemeti
Her insanın sabır ve mukavemetinin ölçüsünün kişiye gelen bela, sıkıntı ve zorluklar ile orantılı olması gerekir. Tarihin en sabırlı ve en mukavim insanları bela ve zorluklara yalnızca birkaç yıl dayanabilmişlerdir. Ama Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) 12 asırdır içinde bulunmuş oldukları sıkıntı, zorluk ve belaların, hiç kimsenin içinde bulundukları zorluk, sıkıntı ve belalar ile mukayese edilmesi mümkün değildir. Çünkü asırlar süren zorluk, sıkıntı ve belalar karşısında diz çökmemek için emsalsiz bir mukavemete sahip olmanın şart olmasının yanında, insanın üstlendiği vazife ve mesuliyetin türünün de mukavemet etmenin ölçüsünün üzerinde azim bir etkisi vardır.
153-157 İmam Mehdi’yi Tanımanın Önem ve Değeri
153-Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) tanımak, Allahu Teala’yı tanımanın en iyi yoludur.
“Allah’a ulaşmak isteyen kimsenin sizden (siz Ehlibeyt’ten) başlaması gerekir. Allah’ın tek ve eşi ve benzeri olmadığını kabul eden kimsenin, sadece sizin sözlerinizi/söylediklerinizi kabul etmesi gerekir ve Allah’ın kurbuna ulaşmayı isteyen kimsenin de size yönelmesi gerekir.”
Ziyaret-i Camie-i Kebire, Hz. İmam Hadi (a.s)
154-Hz. İmam Mehdi’yi tanımak, onu sevmenin mukaddimesidir ve İmam Mehdi’yi sevmenin mukaddimesi de Allahu Teala’yı sevmenin mukaddimesidir.
Hz. İmam Ali Naki-Hadi (a.s) buyurdular:
“Sizi seven, Allah’ı sevmiştir.”
Ziyaret-i Camie-i Kebire, Hz. İmam Hadi (a.s)
155-İmam Mehdi’yi tanımak, cahiliyetin esaretinden kurtulmaktır. İmam-ı Zaman’ı tanımakla Din’i, Kur’an’ı ve İlahî marifetin tamamını tanımak mümkün olmaktadır ama İmam Mehdi’yi tanımadan ne dini ve Kur’an’ı tanımak, ne İslamî öğretileri anlamak ve ne de cehaletten kurtulabilmek mümkün değildir.
Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:
“Zamanının İmamını tanımadan ölen kimse cahiliyet ölümü ile (yani dinsiz) ölmüş olur.”
Bihar-ul Envar c.22 s.331
156-Hz. İmam Mehdi’yi tanımak, hidayete ulaşabilmek için muhkem ve kopmaz bir ipe sarılmak ve delalete düşmekten kurtulmak demektir.
“Allahım! Kendi Hüccetini bana tanıt (tanımamı ihsanda bulun) eğer Hüccetini bana tanıtmayacak olursan dinimden çıkacağım (delalete düşeceğim)”
Bihar-ul Envar c.53 s.18
157-Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) buyurdular:
“Oğlum Muhammed (Mehdi aleyhi selam) Allah’ın benden sonraki Hüccetidir. Onu tanımadan ölen kimse cahiliyet ölümü ile ölmüş olur.”
Vesail-uş Şia c.11 s.498
158-Hz. İmam Mehdi’nin İmameti
Hz. İmam Ali Naki’nin vekillerinden birisi olan, Hasan b. Eyyub b. Nuh şöyle demiştir:
“Kendisinden sonraki İmam hakkında soru sormak için Hz. İmam Hasan Askeri’nin huzuruna gitmiştik ve o Hazret’in huzurunda 40 kişi vardı. Osman b. Said (ki sonradan Hz. İmam Mehdi’nin vekili olmuştur) ayağa kalktı ve şöyle arz etti:
“Hakkında benden daha çok bilgi sahibi olduğunuz bir konu hakkında soru sormak istiyorum.”
İmam Hasan Askeri (a.s) oturmasını buyurdular. Sonra Osman b. Said gitmek istemişti ama İmam, hiç kimsenin ayrılmamasını buyurdular.
Hiç kimse ayrılıp gitmedi ve bir müddet geçtikten sonra İmam Hasan Askeri (a.s), Osman’ı çağırdı ve şöyle buyurdular:
“Buraya neden geldiğinizi size söylememi ister misiniz?”
Orada bulunanların tamamı İmam’dan buyurmalarını istediler.
Buyurdular:
“Buraya benden sonraki İmam’ın, Allah’ın Hücceti’nin kim olduğunu sormaya gelmişsiniz.”
Herkes, “Evet, doğrudur.” dediler.
Tam bu sırada ay parçası gibi nurlu ve tamamen İmam Hasan Askeri’ye benzeyen bir çocuk içeri girdiler.
Sonra İmam, o nuranî çocuğu göstererek şöyle buyurdular:
“Benden sonraki İmamınız ve benim yerime geçecek olan işte budur. Kendisine itaat edin ve benden sonra (bunun hakkında) ihtilafa düşmeyin! Eğer ihtilafa düşecek olursanız dininiz elinizden gidecek ve helak olacaksınız.”
Kemal-ud Din s.435
İmam Mehdi’nin Gaybeti Hakkında Yazılmış Olan Kitaplar
Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti hakkında yazılmış olan kitapların yazılma tarihlerine baktığımız zaman, üç gruba ayırabiliriz:
A-Hicri 260. yılında Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)’ın şehid olduğu zamana kadar 11 İmam’ın hayatı boyunca yazılmış olan kitaplar,
B-Hicri 260 yılından Hicri 329 yılına kadar süren Gaybet-i Suğra döneminde yazılmış olan kitaplar.
C-Hicri 329 yılında başlayan Gaybet-i Kübra’nın başından günümüze kadar yazılmış olan kitaplar.
A-11 İmam’ın Hayatı Döneminde Gaybet Hakkında Yazılan Kitaplar
11 İmam’ın (a.s) tamamının hayatı döneminde İmamların ashab ve talebeleri gaybet hakkında 400 kitap yazmışlardır ve bunlara 400 temel ilke denilmektedir.
Bu müddet içinde yazılmış olan bu 400 kitap sonraki asırlarda (4. ve 5. asırlarda) Şia’nın rivayet kaynağının temelini oluşturmuştur. Bu kitapların bazılarında Hz. Peygamber’den ve İmamlardan hadisler nakledilerek Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti konusu açıklanmış ve tartışılmıştır.
Kaynaklar:
Ez-Zeriatu ila Tesanuf-uş Şia c.2 s125-167, Şeyh Aga Bozorg Tahranî
El Kulliyatu Fi Ulum-ur Rical s.465-468, Cafer Subhanî
El Mebadi-ul Amme lil Fıkhil Caferî Haşim s.72-76
Örnek olarak, İmam Muhammed Taki ve İmam Ali Naki’nin (a.s) vekilleri olan Ali b. Mehziyar’ın, El-Melahim ve El-Kaim kitabı; H.224 yılında vefat eden Hasan b. Mahbub’un, El-Meşiha kitabını ve Fazl b. Şazan’ın, El-Gaybet kitabını söyleyebiliriz.”
Ali b. Mehziyar, Hz. İmam Muhammed Taki’nin (a.s) en önemli yardımcısı idi ve İmam (a.s), kendisini Ahvaz vekili olarak tayin etmişlerdi ve 10. İmam, Hz. İmam Ali Naki (a.s) da kendisini vekil olarak tayin etmişlerdi. Ali b. Mehziyar, El Melahim ve Kaim adında iki kitap ve yazmıştır ve bu kitaplarda Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybeti ve kılıç ile kıyam etmesi konusu işlenmektedir.
Kaynak: Rical Şinasi s.191; El Fifristu lil Şeyh Tusî s.226
Hasan b. Mahbub kitabında gaybet meselesi hakkında, genellikle İmamlara ait olan konuları ele almıştır. Bu kitap hali hazırda olmamış olsa da bu kitapta olan konular İmamiyye Mektebinin kaynaklarında naklen vardır.
Fazl b. Şazan Nişaburî, İmamiyye Mektebinin meşhur alimlerinden bir tanesi idi ve Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) tarafından tekrim edilmiştir. Fazl b. Şazan da EL-Gaybet adında bir kitap yazmıştır.
Kaynak: Muntahab-ul Eser
Fazl b. Şazan 11. İmam’ın şehadetinden 2 ay sonra dünyadan ayrılmış olmasına rağmen hem yazmış olduğu hadisler ve hem de Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Kaim olduğuna inanmış olması çok önemlidir. Ondan sonra gelen Şeyh Tusî gibi alimler, eserlerini Fazl b. Şazan’ın kitabını esas alarak yazmışlardır.
Fazl b. Şazan’ın kitabı elde olmamasına rağmen Mir Levhi’nin yazmış olduğu, Kifayet-ul Mehdi fil Marifet-il Mehdi kitabı ile Mirza Hüseyin Nuri’nin yazmış olduğu Keşf-ul Estar kitabının, Fazl b. Şazan’ın kitabının yeniden yazılmış ve yazılarak teksir edilmiş hali olduğu uzak ihtimal değildir.
Kaynak: Ez-Zerie c.16 s.82; Muhtahab-ul Eser s.467
B- Gaybet-i Suğra Döneminde Yazılmış Olan Kitaplar (h.260-329)
Bu dönemde yazılmış olan eserler genel olarak h.k 260. yıldan önce yazılmış olan eserler temel alınarak yazılmıştır ve bu kitapların yazarları, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) bizzat liderlik ettiği ve gizli bir şekilde faaliyet gösteren alim ve fakihlerdir. Bu sebepten dolayıdır ki bu alim ve fakihler yazmış oldukları kitaplarda öylesine önemli bilgileri yazmışlardır ki onları, o dönemde yazılmış olan tarih kitaplarında bulabilmek mümkün değildir. Bu kitaplardan bazıları şunlardır:
1-İbrahim b. İshak Nehavendi’nin El Gaybet Kitabı:
İbrahim b. İshak Nehavendi, Hicri Kameri 262. yılında 12. İmam’ın Bağdat temsilcisi olduğunu iddia etmiştir.
Kaynak:Bihar-ul Envar c.51 s.300
2-Abdullah b. Cafer Humeyrî’nin El Gaybet-ul Hayret Kitabı
Abdullah b. Cafer Humeyrî’nin 10. ve 11. İmamın çok yakınlarından olması ve yine 12. İmam’ın Birinci ve İkinci naiplerinin yanında olması yazmış olduğu kitabı çok önemi kılmaktadır.
3-Merhum Kuleynî’nin Usul-u Kafî Kitabı (El Hüccet başlığı)
Merhum Kuleynî’de (H.K 239) Usul-u Kafî Kitabının önemli bir bölümünü “El Hüccet” başlığı altında gaybet meselesine ayırmıştır. Kuleynî (r.a) bu bilgileri H.260 ile H.339 yılları arasında İmametin, genel durumunu ortaya koyduğu önemli bilgiler ışığında yazmış ve İmam’ın elçi ve naiplerinin çok önemli rolleri olduğunu ısrarla beyan etmişlerdir.
Merhum Kuleynî (r.a), İmamların (a.s), Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti hakkında buyurmuş oldukları hadisleri kayıt altına almış ve hadisleri Ehlibeyt Mektebi’nin kadim alimlerinden olan Hasan b. Mahbub (h.224), Abdullah b. Yakub Esferî (h.k250) ve Hasan b. Samae (h.k263) gibi işin ehli ve konuya hakim alimlerden naklederek kayıt altına almıştır.
Bunların haricinde bilgilerin asıl kaynağı, Hz. İmam Mehdi (a.s)’ın naipleri idi.
C-Gaybet-i Kübra’nın Başından (h.329) Günümüze Kadar Yazılmış Olan Kitaplar
Hicri Kamerî 329 yılında başlayan Gaybet-i Kübra dönemi Ehlibeyt İmamiyye Mektebinin tarihinde yeni bir başlık açmıştır. Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybeti bir taraftan uzamakta ve diğer taraftan da ortaya çıkan yeni şüpheler, yeni kitapların yazılmasını gerekli kılmıştı. Bu sebeplerden dolayı da Şia uleması ve fakihleri işe koyulmuş, çok değerli ve ağır eserler ortaya koymuşlardır. Bu dönemde yazılmış olan paha biçilmez eserler şunlardır:
1-El Gaybet-î Numanî (H.K 360)
Numanî, adı Muhammed b. İbrahim b. Cafer’dir, Ebu Zeyneb olarak meşhur olmuştur. Numaniye şehrinin köylerinden birisindendir. Kendisi Bağdat şehrine hicret etmiş ve Kuleynî’den (h.k329) ve İbn-i Ukbe’den (h.332) hadis nakletme ilmini öğrenmiştir. Daha sonra Suriye’ye hicret etmiş ve Hicri 360 yılında orada vefat etmiştir.
Hicri 260 yılında 11. İmam’ın şehadetinden sonra Şiaların şaşkınlık içine girmesinden dolayı Numanî, Hz. Peygamber’in (s.a.a) ve İmamların (a.s) hadislerine dayanarak 12. İmam’ın gaybete çekilmesinin gerekliliği ve zaruretini El-Gaybet kitabını yazarak ispatlamıştır.
Numanî, bu konudaki verilerin büyük çoğunluğunu hiçbirinin akide ve inancına bakmadan kadim ulemadan almıştır. Bunlardan bazıları Hasan b. Mahbub (h.k224), Fazl b. Şazan (h.k260), Hasan b. Samae Vakıfî (h.k263), İbrahim İshak Nehavendi Gali (h.k286), Kuleynî (h.k329), Meşhur Zeydî Fakih İbn-i Ukde (h.k333) ve Mesudî’dir (h.k345). Bu ve bunlara benzer kadim ulema, Hz. İmam Mehdi (a.s) ve onun gaybeti hakkında kitap yazmış olan alimlerdir.
Numanî, Mesudî’den sonra İmamlara (a.s) ait olan hadislere yapmış olduğu tefsirleri bir araya toplamıştır. Bu hadisler, Hz. İmam Mehdi’nin Suğra ve Kübra olmak üzere iki gaybetinin olacağını ve Suğra gaybetin H.329 yılında Hz. İmam Mehdi’nin 4. naibinin vefat edip dünyadan ayrılmasına kadar süreceğini ve o tarihten itibaren Kübra gaybetin başlayacağını kesin bir şekilde ispatlamıştır.
2-Kemal-ud Din ve Temam-un Nimet, Şeyh Saduk (h.k381)
Rical ilmi alimleri içinde 3 tane büyük rical ilmi alimi vardır ve onlar, “Ali b. Hüseyin ve iki oğlu Ebu Abdullah Hüseyin ve Ebu Cafer Muhammed Saduk’tur.”
Babaveyh, onun büyükbabasının adıdır. Ali b. Hüseyin Babeveyh Şeyh Saduk’tur ve İbn-i Babeveyh olarak meşhurdur. Amcası, Muhammed b. Musa b. Babeveyh’in kızı ile evlendi ama çocuk sahibi olamadı. Bu yüzden Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) naibi, Hüseyin b. Ruh’a ve onun aracılığı ile Allahu Teala’nın kendisine evlat vermesi için İmam’ın dua etmesini istedi.
Hz. İmam Mehdi (a.s) kendisine göndermiş olduğu mektupta bu eşinden çocuk sahibi olamayacağını ama çok yakın bir zamanda sahip olacağı Deylemli bir cariyeden Allah’ın kendisine iki fakih evlat vereceğini haber verdiler. Bu haberden sonra İbn-i Babeveyh’in Muhammed, Hasan ve Hüseyin adında 3 oğlu oldu, Hasan, ibadet ve zühd ile iştiğal ederken Muhammed ve Hüseyin iki büyük fakih oldular.
El-Gaybeti Lit-Tusi s.188
İbn-i Babeveyh Hicri 4. asırda Şia’nın en büyük alimlerinden birisi idi ve bir çok değerli eserler kaleme almışlardır.
Merhum Muhaddis Kummî şöyle yazmıştır:
“İbn-i Babeveyh’in 300 civarında yazılı eseri vardır ve bu eserler fıkıh, usul, tefsir, Hz. Peygamber’in (s.a.a) ve Ehlibeyt’in siyeri, Ehlibeyt’in faziletlerinin delilleri, gaybet, gaybetteki İmam’ın zuhur nişaneleri, Mukaddes Meşahidin ziyaret adabı ve başka ülkelerdeki alimlerin sormuş oldukları sorulara verilen cevapları içermektedir.
Bu kitaplardan bazıları şunlardır:
Men La Yehzurul Fakih, Tevhid-i Saduk, Risale-i İtikad, Hisal, Kemal-ud Din, Uyun-u Ahbar Er-Rıza…
Hicri Kamerî 381 yılında vefat etti ve şimdi dahi İbn-i Babeveyh Mezarlığı olarak meşhur olan Rey şehrindeki kabristana defin edildi. Babası Ali b. Hüseyin’in kabri kum şehrindedir.
Muhammed b. Ali b. Babeveyh’in, “Kemal-ud Din ve Temam-un Nimet” isimli kitabı Gaybet hakkındadır ve bu kitapta olan bilgilerin tamamı H.260 yılından önce yazılmış olan Şia’nın kaynak kitaplarına dayanmaktadır.
Kemal-ud Din s.19
4-El Fusul-ul Aşere fil Gaybet-i vel İrşad, Şeyh Müfid (h.k413)
Muhammed b. Muhammed b. Numan, Şeyh Müfid olarak meşhurdur. 12 İmam Şialarının taklid Mercii idi. Bu büyük alimin döneminde gaybet meselesi kelamî açıdan tartışılmaya başlandığı için Hz. İmam Mehdi’nin gaybetini savunma istikametinde 5 makale yazmasının yanında “El Fusul-ul Aşere fil Gaybet-i vel İrşad” adında bir kitapta yazmıştır. Bu kitapta Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) h.260 yılından önceki gizli hayatı hakkında çok önemli bilgiler vardır.
Şeyh Müfid, El Fusul-ul Aşere fil Gaybet-i vel İrşad adlı kitabında hadis nakli konusunda Merhum Kuleynî ve Numanî’nin yolunda gitmiş ve her şeyden önce Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) var olduğunu ispatlamış ve daha sonra o Hazret’in ömrünün, diğer insanların ömründen neden daha uzun olduğunu açıklamışlardır.
12. İmam’ın Siyasi Tarihi Kitabı s.26
5-El-Geybet, Şeyh Tusî (h.k460)
Muhammed b. Hasan El Tusî (r.a) Şia’nın büyük alimlerinden birisidir. Kitaplarında Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybet meselesine yer vermesinin yanında bu konu hakkında çok önemli kaynaklardan olan “El-Gaybet” kitabını da yazmıştır. Bu kitaplarda hem hadislerle hem de akli delilller ile 12. İmam’ın, Hz. İmam Mehdi ve Kaim (a.s) olduğunu ve gaybette olması gerektiğini ispatlamıştır.
Şeyh Tusî, bir takım Şia grupların Kaim’in Hz. İmam Ali b. Ebu Talib (a.s), Muhammed Hanefî, Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), Muhammed b. İsmail ve İmam Musa Kazım (a.s) olduğu iddialarını reddetmiştir.
Şeyh Tusî (r.a), Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) 4 naip-vekilinin yapmış oldukları gizli faaliyet ve çalışmalar hakkında “Ahbar-ul Vukela-ul Arbaa” kitabında çok önemli bilgiler vermişlerdir.
12. İmam’ın Siyasi Tarihi s.27
Gaybet Hakkında Yazılmış Rical Kitapları
Gaybet hakkında yazılmış olan diğer bir grup kitaplar ise rical kitaplarıdır. Bu kitaplar; ravilerin ve hadis toplayanların hayatı, itikadları ve siyasi eğilimleri yazılmış ve güvenilir olup olmadıklarından bahsedilmiştir. Bu kitaplardan bir tanesi “12. İmam’ın Siyasi Tarihi” kitabıdır. Bu kitap okuyucusuna İmamlarla vekillerinin, özelliklede Gaybet döneminde İmam Mehdi (a.s) ile vekillerinin ve o Hazret’in vekillerinin Şia alimleri ile ilişki ve irtibatlarının nasıl olduğunu anlatmaktadır.
12. İmam’ın İmametine inanan alimler bu konu ile ilgili olarak Hicri 4 ve 5. asırlarda 4 kitap yazmışlardır ve o kitaplar şunlardır:
1-Marifet-ul Nakilin Enil Eimmetis-Sadıkin, Keşi
Muhammed b. Ömer Keşi, Samerkand yakınlarında olan Keş ahalisindendir, aynı yerde Şia alimi olan Muhammed b. Mesud Samerkandi’den eğitim almış ve hayatının tamamını aynı şehirde geçirmiştir. Şeyh Tusî’nin yazdıklarına göre Hicri Kamerî 368 yılında vefat etmiştir.
Rical-i Neşai s.288; El-Rical s.458
Keşî vermiş olduğu bilgileri 53 ayrı raviden nakletmiş olduğu verilere dayanarak vermesine rağmen bilgisinin asıl kaynağı Ali b. Muhammed b. Kafibe Nişaburî’dir.
Rical-i Neşai s.197
2-Ahbar-i Marifet-u Rical, Şeyh Tusî
Muhammed b. Ömer Keşi, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Gaybet-i Suğra döneminde yaşamıştır ve O Hazret’in Horasandaki vekilleri ile çok sıkı ilişki ve irtibat içinde idi.
Keşî’nin “Marifet-ul Nakilin Enil Eimmetis-Sadıkin” kitabı, (Şeyh Tusî gibi) alimler için çok önemli bir kaynak olmuştur ve Şeyh Tusî, o kitabı özet-hulase hale getirip “Ahbar-i Marifet-u Rical” adında kaleme almıştır.
Külliyat-u fil İlm-il Rical, Allame Cafer Subhani s.52
3-El Fihrist-ul Rical, Şeyh Tusî
Şia ulemasının yazmış oldukları 4 kitaptan 2 tanesini, Şeyh Tusî’nin yazmıştır. Merhum Şeyh Tusî (r.a), bu iki kitapta sahih ve muhkem deliller ile Gaybet-i Suğra döneminde İmam Mehdi’nin (a.s) vekilleri ile ve o Hazret’in vekillerinin de Şia uleması ile nasıl ilişki ve irtibat kurduklarını okuyucularına ispatlamaktadır.
12. İmam’ın Siyasî Tarihi s.29
4-Fihrist-i Musnefi Eş-Şia, Necaşî (h.k450)
Şia’nın rical hakkında yazılmış olan 4. kitabının sahibi Ahmed b. Ali Necaşî’dir. Necaşî, Kufe ehlindendir. Öğrenimini tamamladıktan sonra Bağdat’a gitmiş ve orada Şia’nın büyük alimlerinden olan ve Şialara liderlik yapan Seyyid Murteza’ya (h.k436) katılmıştır.
Necaşî, bu iki şehirde ellerinde Gaybet-i Suğra ile ilgili belge bulunan 45 Şii alim ile irtibat kurmuştur. Bu belgeler, İmametin muhtelif yönleri ile ilgili çok önemli bilgileri taşıyan belgelerdir.
12. İmam’ın Siyasî Tarihi s.29
Gaybet Hususunda İncelenmesi Gereken Genel Tarih Kitapları
Gaybet konusu hakkında dikkate alınması ve incelenmesi gereken diğer bir grup kitap ise genel tarih hakkında yazılmış olan kitaplardır ve onlardan bazıları şunlardır:
1-Taberi
Taberî h.k 310 yılında, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Gaybet-i Suğra döneminde yaşamıştır. Tarihî Taberî olarak meşhur olan kitabının adı, “Tarihî El-Resul vel Muluk’tur” ve bu kitapta Hz. İmam Mehdi’nin vekillerinin faaliyetleri hakkında hiçbir bilgi yoktur. Durumun böyle olması İmam’ın naip ve vekillerinin faaliyetlerinin gizli olduğunun delilidir. Buna mukabil İsmailîler gibi diğer Şia grupların h.k 296 yılına kadar kurmuş oldukları hükümete kadar yapmış oldukları mücadele ve çalışmalara yer vermiştir. Ayrıca bu tür grupların Gaybet-i Suğra döneminde iktidar olabilmek için Hz. Peygamber’in (s.a.a) Hz. İmam Mehdi (Kaim) hakkında buyurmuş oldukları hadislerin kaynağını ve onları nasıl kullandıklarını kitaplarında yazmışlardır.
2-Mesudî
H.k 346 yılında ölen Mesudî, Gaybet-i Kübra döneminde yaşamıştır. Mesudî kitabında Abbasîlerin Ehlibeyt İmamlarına ve onların taraftarlarına yapmış oldukları baskı ve zulümleri yazıp kayıt altına almış olması bu siyasetin, Gaybet olayının vuku bulmasındaki çok büyük etkisini ortaya koymaktadır. Bu hakikatler Mesudî’nin yazmış olduğu “Muruc-uz Zeheb“, “Et-Tesniyyetu vel Eşraf” ve “İsbat-ul Vasiyyet” kitaplarından açıkça elde edilmektedir.
3-İbn-i Esir
H.k 630 yılında ölen İbn-i Esir, “El Kamil-u Fit-Tarih” kitabında Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) adlarına ve vekillerinin sayısı hakkında olan ihtilaflar hususunda çok önemli bilgiler vermektedir. Bu ihitlafların çıkmasında Gullatların ve Şelgamîlerin çok büyük rolünün olduğunu yazmıştır.
Son Asırda Yazılmış Olan Kitaplar
Bu kaynakların haricinde son asırda da Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti ve siyasi hayatı hakkında çok sayıda kitap yazılmıştır. Bu kitaplar, hem O Hazret’in siyasi hayatının nasıl olduğunu ve hem de vekillerinin yapmış oldukları gizli faaliyetlerin nasıl olduğu hakkına çok önemli ve hassas bilgiler vermektedir. Onlardan bazıları şunlardır:
1- Muntahab-ul Eser Fi İsna Eşer, Ayetullah Safi Gulpeyganî
2-Tarih-ul Gaybet-i Suğra, Seyyid Muhammed Sadr
3-12. İmam’ın Siyasî Tarihi, Dr. Casım Hüseyin
4-Heyat-ul İmam Muhammed El Mehdi, Bakır Şerif El-Kureyşî
160-Gaybet-î Numanî
Gaybet-i Numanî kitabı, Ebu Zeyneb adı ile meşhur olan Muhammed b. İbrahim b. Cafer b. Ebu Abdullah Numanî’nin yazmış olduğu kitaptır.
Numanî (r.a), İmamiyye Şiasının büyük alimlerinden olup “Usul-u Kafî” kitabının sahibi Kuleynî, İbn-i Ukde, Muhammed b. Ahmed Sefvanî ve “Murevvic-uz Zeheb” kitabının sahibi Mesudî ile aynı dönemde, Gaybet-i Suğra döneminde yaşamıştır.
Gaybet-i Numanî, en eski ve en güvenilir kitaplardan birisi olup Şia ulemasının yanında en değerli kitaplardan birisi olarak kabul edilmektedir. Bu değerli kitap hakkında Merhum Şeyh Müfid şöyle buyurmuştur:
“Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti hakkında bilgi sahibi olmak isteyen kimse Gaybet-i Numanî kitabına müracaat etsin, en kapsamlı kitaptır.”
Gaybet-i Numanî, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybeti ve 12 İmam’ın imametinin ispatı hakkında tek başına yeterlidir. Gaybetî Numanî, 26 babdan oluşmaktadır ve her bir bab kendi hakkında çok önemli ve hassas konuları açıklamaktadır. Bu babların herbirisinde nakledilmiş olan rivayetler Kur’an ayetleri ile desteklenmesinin yanında Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ve O’nun tertemiz Ehlibeyti’nin hadisleri ile de teyit edilmektedir. Ayrıca bu kitapta yazılmış olan hadislerin çok büyük bir kısmı Sünni uleması tarafından kabul edilmiş ve kitaplarında yazılı olan hadislerdir.
161-İmam Mehdi (a.s) Hakkındaki Kitaplar
Kitapnameî İmam Mehdi kitabında, O Hazet hakkında yazılmış olan kitapların tamamının isimleri fihrist olarak yazılmıştır. 1996 yılında 2 cilt olarak yayınlanmış olan bu kitapta 2000 bağımsız kitabın adı bulunmaktadır.
162-Sünni Ulemasının İmam Mehdi (a.s) Hakkında yazmış oldukları Kitaplar
Hali hazırda büyük Sünni alimlerin Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında yazmış oldukları 70 müstakil kitap elimizde bulunmaktadır.
163-Teşerrufat Kitapları
Muasır ve önceki bilim adamları Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) huzuruna müşerref olanların olayları ile bir çok kitap yazmışlardır. Onlardan bazıları şunlardır:
1-Tebsiret-ul Veli Fimen Rea Kaim El-Mehdi, Seyyid Haşim Behranî
2-Tezkiret-ut Talib Fimen Rea İmam El-Mehdiyyil Gaib, Meysem Irakî
3-Dar-us Selam Fimen Faze Be Selam-il İmam, Merhum Nuri
4-Bida-us Selam Fimen İçtemee Bil İmami, Seyyid Cemaleddin Muhammed Tabetabai
5-El Behçetu Fimen Faze Bi Lika El-Hücceti, Mirza Muhammed Naki İsfehanî
6-El-Ebkeriyyul Hisan, Ali Ekber Nihavendî
164-İmam Mehdi’nin Hayatının Evreleri
Hz. İmam Mehdi’nin hayatı 3 evreden oluşmaktadır. Bunlar, “Gizlilik Dönemi, Gaybet-i Suğra, Gaybet-i Kübra” dönemleridir. İmam’ın zuhur ve zuhurundan sonraki dönemleri de O Hazret’in hayatının bölümlerinden sayılmaktadır ve bu 2 bölüm kelamî açıdan ele alınmaktadır.
165-Gizlilik Dönemi
Bu dönem, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) h.k 255 yılında doğmasından, babası Hz. İmam Hasan Askerî’nin (a.s) h.k 260 yılında şehit edilinceye kadar babasının yanında olduğu dönemdir.
166-İmam Hasan Askeri (a.s) ve Gizlilik Dönemi
İmam Hasan Askeri (a.s), bu dönemde iki tane çok önemli ve hassas görevi yapmak ile görevli idi.
Bu vazifelerin ilki, oğlu Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) Abbasi halifelerinin şerrinden korumaktı; diğeri ise o Hazret’in olduğunu ispat edip 12. İmam olarak imametini ilan edip duyurmaktı.
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) bu iki vazifeyi de en iyi ve olması gerektiği şekilde yapmışlardır. Hem o Hazret’i sarıp kuşatan çok büyük tehlikelerden korumuş ve hem de uygun olan bütün fırsat ve imkanları kullanarak dost ve yarenlerine tanıtmışlardır ama Abbasilerin uygulamış oldukları şiddetli baskı ve Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) ele geçirmek için almış oldukları sayısız ve şiddetli tedbirlerden dolayı O Hazret’in doğumundan sadece belirli bir kesim haberdar olmuştur ve onlardan bazıları:
“Ebu Haşim Caferî, Ahmed b. İshak ve 11. İmam’ın 2 halası Hz. Hekime Hatun ve Hz. Hatice Hatun’dur.”
12. İmam’ın Siyasi Tarihi s.124
167-Ona Tabi Olun
Muaviye b. Hekim, Muaviye b. Eyyüb b. Nuh ve Muhammed b. Osman b. Ömerî şöyle nakletmişlerdir:
Şialardan 40 kişi Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) huzurunda bir arada idik. İmam Hasan Askeri (a.s) oğlunu bize gösterdi ve şöyle buyurdular:
“Benden sonraki İmamınız budur. Benim yerime bu geçecektir. Ona tabi olup itaat edin ve ondan kopup uzaklaşmayın, helak olursunuz dininiz heba olur. Şunu da bilin ki, bu günden sonra bir daha onu göremeyeceksiniz.”
Kemal-ud Din s.435, Keşf-ul Ğumme c.2 s.527, Bihar-ul Envar c.52 s.25, Muntahab-ul Eser s.355-357
168-İmam Mehdi’nin Gizliliği
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) oğlunu (Hz. İmam Mehdi’yi) koruyup muhafaza edebilmek için güvenilir ve emniyetli bir yere göndermişti. Tarihi belgeler Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) oğlunu ilk önce Samerra’da ve daha sonraları ise Medine’de güvenilir bir yerde sakladığını göstermektedir. Hz. İmam Mehdi (a.s), Medine de babası Hz. İmam Hasan Askeri’nin büyükannesinin yanında yaşıyorlardı.
12. İmam’ın Siyasi Tarihi s.124
Şeyh Saduk şöyle nakletmiştir:
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) oğlunu dünyaya geldikten 40 gün sonra gizli bir yere gönderdi ve daha sonraları annesine geri getirildi.
Kemal-ud Din s.429
Mesudî şöyle rivayet etmiştir:
“Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) h.259 yılında annesi Hudeysiye’ye hacca gitmesini söylediler ve o tarihten sonra Hudeysiye ve torunu, Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) samimi dostlarından olan Ahmed b. Mutahhar ile birlikte Mekke’ye gittiler.
İsbat-ul Vasiyyet s.247-253
Hac ibadetinin yapılmasından sonra Medine’ye gidip İmam Mehdi’yi (a.s) orada saklamış olmaları kuvvetle muhtemeldir.
12. İmam’ın Siyasi Tarihi s.124
Bu İhtimali destekleyen bir takım rivayetler vardır:
Ebu Haşim Caferî, Hz. İmam Hasan Askeri’ye sordu:
“Sizin vefatınızdan sonra yerinize geçecek İmamı nerede arayalım?”
İmam buyurdular: “Medine’de”
Usul-u Kafî c.1 s.328
Hz. İmam Muhammed Takî’nin (a.s) buyurmuş oldukları şu sözde bu ihtimali doğrulmaktadır:
Soruldu: “Hz. Kaim’i (a.s) nerede arayalım?”
Buyurdular: “Medine’de (şehirde)”
Soruldu: “Hangi şehirde (hangi Medine’de)
Buyurdular: “Bizim bu şehrimiz de. (Bizim bu Medinemiz de) Bunun dışında bizim medinemiz/şehrimiz mi vardır?
12. İmam’ın Siyasi Tarihi s.124-125
169-Hz. İmam Mehdi’nin Mekan ve Meskeni
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) hakkındaki tartışma konularından bir tanesi de o Hazretin yaşadığı ve sükunet ettiği yerdir.
Acaba İmam Mehdi (a.s) özel bir yerde mi yaşamaktadır?
Eğer özel bir yerde yaşıyorsa orası neresidir?
Eğer özel bir yerde yaşamıyorsa nasıl tanınmadan yaşayabiliyor?
Bu konuda elimizde muhtelif ve birbirinden farklı rivayet ve bilgiler bulunmaktadır ama bu hadislere geçmeden önce bir hususun açıklanması önem arz etmektedir ve o konu ise şudur:
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybette olması şahsi bir mesele midir yoksa ilkesel bir konu mudur?
Bir başka ifade ile diyecek olursak:
“Hz. İmam Mehdi’nin hiç bir şekilde ve hiç bir zaman insanlar ile irtibat içinde olmadığı bir hayatı mı vardır, acaba hiç kimsenin o Hazret’in yerini bulabilmesi mümkün değil midir? Yoksa o Hazret insanların içinde ve arasında hiç kimsenin kendisini tanımayacağı bir şekilde mi yaşamaktadır?”
Bu iki durumunda incelenip araştırılması gerekir?
1-Bir takım hadislerde Hz. İmam Mehdi (a.s) için özel bir yaşam alanı belirtilmemiş ve o Hazret’in dağlarda ve çöllerde yaşadığı beyan buyurulmuştur:
Mesela Hz. İmam Mehdi (a.s), Mehziyar’ın oğluna şöyle buyurmuşlardır:
“Mehziyar’ın oğlu! Babam İmam Hasan Askeri (a.s) sarp dağlarda ve çetin çöllerde yaşamamı emretti ve benden söz aldı.”
El-Gaybetî Tusî s.266
Bu türden olan hadislere göre Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) insanların kendisine ulaşamayacağı uzak ve çetin yerlerde ve hiç kimsenin o Hazretin yaşadığı yeri öğrenebilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Bu hadislere göre İmam’ın nerede ve hangi bölgede yaşamakta olduğu belli değildir.
2-Bir takım rivayetlerde ise Hz. İmam Mehdi’nin yaşamakta olduğu bölge muayyen edilmiş ve hatta yaşamakta olduğu bölgenin hudutları da belirtilmiştir.
“Hadislerde Medine ve etrafı için “Rızva Dağı”, Mekke ve etrafı için ise “Zi Tuba” adları kullanılmıştır.”
El-Gaybet-i Tusî s.162; Bihar-ul Envar c.52 s.153; El-Kafi c.1 s340; El-Gaybet-i Numanî s.182
3- Üçüncü grup hadislerde yer alan hadisler de tıpkı birinci grup hadislerde olduğu gibi İmam Mehdi’nin (a.s) yaşamakta olduğu yer belirtilmemekte ve ama tanınmayacak bir şekilde insanların arasında yaşadığı beyan buyrulmuştur.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Bizim Kaimimiz, Hz. Mehdi’nin Yusuf Peygamber ile de benzerliği vardır. Allahu Teala’nın Yusuf için yapmış olduğu şeyi Hücceti için de yapması inkar edilemez bir hakikattir.
Sahib-ez Zaman, hakkı elinden alınmış olan o mazlum; insanların arasında çarşı ve pazarlarda dolaşıyor, ayağını dostlarının evlerindeki yaygıların üzerine koyup oturuyor ama insanlar onu tanımıyorlar. Allahu Teala ona kendisini tanıtma iznini vereceği güne kadar bu böyle olacaktır.
Yusuf’un kardeşleri, Yusuf’a “Sen Yusuf’sun!” dedikleri zaman, “Evet, ben Yusuf’um!” dediği gibi.
El- Gaybetî lil Numanî s.182
Bu hadis-i şerif Hz. İmam Mehdi’nin gaybetinin ilkesel bir gaybet olduğunu, toplumun içinde olduğunu, insanlar ile ilişki ve irtibatının olduğunu, Dinî merasimlere ve Hac merasimlerine katıldığını ama tanınmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır ve bunun benzeri olaylar önceki zamanlarda da olmuştur.
Normal insanlar dahi bir müddet tanınmadan bir yerde yaşayabilirler; insanlarla git-geli olabilir ama hiç kimsenin onun aslında kim olduğunu bilmemesi mümkün olabilir.
Peki bu üç grupta olan hadisleri bir bütün olarak kabul edebilmek mümkün müdür?
İmam Mehdi’nin (a.s) normal ve sıradan bir yaşam tarzının olması akıl ve ananelere uygun olan yaşam şeklidir çünkü bu tür bir yaşam tarzı hassasiyet uyandırmadığı gibi o Hazret için de en rahat ve en doğal olan yaşam şeklidir. İmam’ın böyle bir hayatının olması, o Hazretin zamanının çoğunu yada özel günlerde Mekke’de olmasına ters düşmemektedir.
Yine kimi zamanlarda doğal yaşamın tehlikeli bir hale gelmesi ve gaybetin felsefesi ile çelişmesi de mümkündür. Bu durumda toplumdan ayrılıp uzak ve ıssız yerlere gitmesi tabii bir şeydir. Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s), İmam Mehdi’ye sarp dağlarda ve zor çöllerde yaşamasını emir buyurmuş olmasının sebebi bu tür durumlar olabilir.
Evet, birbirinden farklı olan bu üç hadis grubu, aslında birbiri ile zıt çelişkili hadisler değildir. Tanınmadan adı belirlenmiş bir yerde yaşamak mümkün olduğu gibi zaruret zamanlarında sarp dağlarda ve ulaşılması mümkün olmayan çöllerde yaşamak da, insanların arasında gizli ama doğal bir yaşamla yaşamakla da birbirileri ile çelişmemektedir.
170-Hz. İmam Mehdi’nin Eş ve Çocukları
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybetinin felsefesi dikkate alındığı zaman ki o Hazretin, gizli ve tanınmadan yaşaması gerekmektedir. Şöyle bir soru ile karşılaşılmaktadır:
Böyle bir durumda İmam’ın evlenmesi ve eş ve çocuk sahibi olması o Hazretin gaybetine uygun mudur?
Bu hususta elimizde bulunan kaynakların senetlerinde sıkıntı ve sorunların olmasından dolayı kesin bir netice ortaya koyamamaktayız. Bu durumda 3 ihtimal ortaya çıkmaktadır:
1- Hz. İmam Mehdi (a.s) hiç evlenmemiştir.
2-Evlenmişlerdir ama çocukları yoktur.
3-Evlenmişlerdir ve çocukları vardır.
1-İmam Mehdi (a.s) Hiç Evlenmemiştir
Birinci ihtimale göre, Hz. İmam Mehdi (a.s), Masum İmam olmasına rağmen İslam’ın önemli ilkelerinden bir tanesini terk etmiş olmaktadır ve İmam’ın böyle bir şeyi yapmış olması mümkün değildir ama bir başka açıdan bu meseleye bakıldığı zaman şu neticeye ulaşılmaktadır:
“Evlenmek önemli (mühim) bir mesele iken gaybet ise çok önemlidir (ehemdir), bu durumda mühimmi ehemme feda etmenin hiçbir sakıncası yoktur.
2-İmam Mehdi (a.s) Evlenmişlerdir ama Çocukları Yoktur
İkinci ihtimale göre ise İmam, İslamın önemli ilkelerinden birisi olan evlilik ilkesini yerine getirmiş ama o Hazretin yerinin ve içinde bulunduğu durumun ortaya çıkmaması için çocukları olmamıştır.
Bu durumda da şu sıkıntı ile karşılaşılmaktadır:
“İmam’ın birisini kendisine eş olarak seçmiş olmaları durumunda İmam’ın eşinin ömrünün de tıpkı İmam’ın ömrü gibi uzun olması gerekir.”
Bunun böyle olduğuna dair elimizde hiçbir delil yoktur.
Eğer İmam’ın evlenmiş olduğu eşinin belli bir müddet sonra vefat ettiği ve İmam’ın bu şekilde İlahî emri yerine getirdiği ve eşinin ölümünden sonra da eşsiz ve çocuksuz yaşadığı durumu ortaya çıkmaktadır.
3-İmam Mehdi Evlenmişlerdir ve Çocukları Vardır
Üçüncü ihtimale göre ise İmam Mehdi (a.s) evlenmişlerdir ve çocuk ve torunları da vardır.
Bu ihtimal içinde kesin ve muhkem bir delil bulunmamaktadır, ayrıca İmam’ın çocuk ve torunları olacak olursa bunlardan birilerinin soylarının ve neseplerinin peşine düşme ihtimallerinin olmuş olması gaybet felsefesi ile çelişmektedir.
Bazı kimseler bir takım hadis ve duaları, bu üçüncü ihtimale delil olarak sunmaya çalışmış olsalar da onların ortaya koyduklarını delil olarak kabul etmek mümkün değildir.
Çeşm Be Rah-e Mehdi s.251
171-İmam Hasan Askeri’nin Vasiyetnamesi
İmam Hasan Askeri (a.s), oğlunu zalim hakim ve yöneticilerin tehlikesinden koruyabilmek için ona vasiyetinde yer vermedi ve gizli tuttu. İmam Hasan Askeri (a.s) bu hususta o kadar hassas ve dikkatliydi ki kimi zamanlar bir takım seçkin ashabına karşı da takiyye edip konuyu muğlak hale getiriyorlardı.
İbrahim b. İdris şöyle demiştir:
İmam Hasan Askeri (a.s) bana bir koyun göndermiş ve şöyle buyurmuşlardı:
“Bu koyun oğlumun akika kurbanıdır, onu kesip ailen ile birlikte yiyin.”
İmam’ın emrini yerine getirdikten bir müddet sonra huzurlarına müşerref olduğumda İmam, oğlunun dünyadan gittiğini buyurdular.
Bu olaydan sonra yine bir koyun göndermişlerdi ve yazmış oldukları mektupta şöyle buyuruyorlardı:
“Bu koyunu İmamın/Mevlan için akika et ve akrabalarınla birlikte birlikte yiyin.”
Bu olaydan sonra tekrar huzuruna müşerref oldum ama bu sefer hiçbir şey buyurmadılar.
Bihar-ul Envar c.51 s.22, İsbat-ul Hudat c.7 s.78, İsbat-ul Vasiyyet s.198
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) da vasiyetinde bu tür muhafazakarlık yapmış ve yerine 5 vasi tayin etmişlerdi ve onlar zamanın Abbasî halifesi Mansur, Medine Valisi Muhammed b. Selman, oğulları İmam Musa Kazım (a.s) ve Abdullah ile İmam Musa Kazım (a.s)’ın annesi Hamide Hatun idi.
El-Kâfi Kitabı El İşaret ve Nas Babı s.109
172-İmam Mehdi’nin Babasına Cenaze Namazı Kılması
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) şehadetlerinden birkaç gün önce şiddetli bir halsizlik ve rahatsızlık içine girmişlerdi. Abbasi Halifesi durumdan haberdar olduğu zaman devletin üst düzey yöneticilerini bir grup tıbbi ekip ile birlikte İmam’ın evine gönderdi. Abbasi Halifesinin bunu yapmadaki gayesi İmam’ı tedavi etmenin yanında ortamı kontrol altına almak ve İmam’ın yerine geçecek kişi ile ilgili olarak şüpheli bir durumla karşılaşılması durumunda halifenin bilgilendirilmesi idi.
Bihar-ul Envar c.50 s.328
Nihayetinde Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) Hicri Kameri 260 yılının Rebiulevvel ayının 8. günü Samerra şehrinde Dünya’ya gözlerini kapadılar.
Şeyh Mufid şöyle yazmıştır:
“Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) vefat haberi yayılınca Samerra şehri mateme girmiş ve bütün çarşı ve pazar yerleri kapatılmıştı. Haşimoğulları, Devlet görevlileri ve halk her taraftan akın akın İmam’ın evine gidiyorlardı, sanki kıyamet kopmuştu. İmam’ın cenaze işleri tamamlandıktan sonra Abbasi halifesi, Mutevekkil’in oğlu Ebu İsa’yı İmam’ın cenazesine namazı kılmakla görevlendirdi.
El-İrşad c.3 s.324, Usul-i Kafi c.1 s.505
Bir başka rivayet ise şu şekildedir:
“Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehadetinden sonra cenaze işleri bitince İmam’ın kardeşi Cafer cenaze namazı kılmak için öne geçmişti ki topluluğun arasından çıkıp gelen bir çocuk, Cafer’i kenara iteleyip babasına cenaze namazı kıldılar.
Kemal-ud Din s.475
Bu iki rivayetten şunu anlamak mümkündür:
Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) cenazesine iki ayrı namaz kılınmıştır. Bunlardan bir tanesi toplu ve açıkça, diğeri ise gizli kılınmıştır.
Ebul Edyan şöyle demiştir:
“Hz. İmam Hasan Askeri’nin evine vardığım zaman cenazesinin kefenlenmiş olduğunu gördüm. Kardeşi Cafer, cenazeye namaz kılmak için öne geçti ama daha tekbir almadan bir çocuk çıkageldi ve Cafer’in elbisesinden tutup kenara çekti ve buyurdular:
“Amca! Sen kenara çekil! Babama cenaze namazı kılmaya senden daha çok liyakatliyim.”
Bunun üzerine Cafer, rengi kaçmış bir halde kenara çekildi.
Kemal-ud Din s.475
Bu rivayetler, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s), babasının cenaze namazını İmam’ın evinde ve belirli kişilerle kıldığını ortaya koymaktadır; Mütevekkil’in oğlu olan Ebu İsa’nın İmam’a kıldırmış olduğu cenaze namazı ise resmi namaz olup İmam’ın kıldırmış olduğu namaz ile çelişir bir yönü yoktur.
173- Hz. İmam Mehdi’nin Amcası (Cafer-i Kezzab) Yalancı Cafer
Hz. İmam Ali Naki-Hadi’nin (a.s) Hasan (a.s), Hüseyin, Cafer, Muhammed ve Ali adlarında 5 oğlu vardı. Bu çocuklardan Cafer çok serkeşlik yaptığı için kendisine kezzab (yalancı) lakabı verilmiştir.
Hz. İmam Hadi (a.s), Cafer hakkında şöyle buyurmuştur:
“Cafer’den uzak durun! Kenan’ın Hz. Nuh (a.s) ile irtibatı ne ise Cafer’in de benimle olan ilişki ve irtibatı aynıdır.”
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular:
“Benim ile Cafer’in durumu, Hz. Adem’in (as.) oğulları Habil ve Kabil’in durumu gibidir. Cafer beni öldürme imkanına sahip olmuş olsa idi kesinlikle öldürecekti ama Allah ona bu imkanı vermedi.”
Cafer, imamet iddiasında bulunuyor ve babasından sonra İmam Hasan Askeri’nin değil, kendisinin İmam olduğunu söylüyordu. Öyle ki babasının irtihalinden sonra Abbasî Halifesinin yanına gitmiş ve şöyle demişti:
“Size 20.000 eşrefi göndereceğim ve karşılığında sizden, kardeşim Hasan’ı İmamet makamından azledip beni oturtmanızı rica ediyorum.”
Halife dedi:
“Sen çok ahmak birisin! İmamet, bizim elimizde olsa idi onu kendimize alırdık. İmam’ın kim olduğunu teşhis edebilenler ve Şialar, babandan ve kardeşinden görmüş oldukları mucizeleri senden görecek olurlarsa seni kendilerine İmam karar kılarlar. Bu durumda bizim yardımımıza ihtiyacın olmamış olur. Aksi durumda hiçbir zaman sana iman etmeyeceklerdir.
Bihar-ul Envar c.51 s.322
174- Hz. İmam Mehdi’nin Amcası (Cafer-i Kezzab) Yalancı Cafer
Cafer’in Hz. İmam Hasan Askeri’nin imameti döneminde çıkarmış olduğu fitneler hiçbir sonuç vermedi ise de kardeşinin şehadetinden sonra yeniden sahneye çıktı ve kardeşinden sonra kendisinin İmam olduğunu iddia etti.
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s), insanların şüphe ve ikileme düşmesine ve Cafer’in, Hz. İmam Mehdi’ye çıkaracağı sorun ve sıkıntılara engel olabilmek için hayatının son anlarında Ebul Edyan adındaki ashabını çağırtıp kendisine şöyle buyurmuşlardır:
“Şu bir kaç tane mektubu alıp Medain şehrine götür ve şu kişilere ver. Mektupların cevabını alıp ayın 15. günü Samerra’ya geldiğin zaman benim evimden ağlama sesleri duyacak ve benim Dünya’dan gittiğimi anlayacaksın.”
Ebul Edyan arz etti:
“Canım size feda olsun! Sizin sözleriniz, şüphesiz ki hak ve doğrudur, buyurduğunuz gibi de olacaktır. Fakat sizden sonraki İmam kimdir?”
İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular:
“Yazmış olduğum bu mektupların cevabını senden isteyecek kimse İmamdır.”
Ebul Edyan: “Sizden sonraki İmam’ın başka nişanesi nedir?”
İmam buyurdular: “Benim cenazeme namaz kılacak kimse İmam’dır.”
Ebul Edyan: “Sizden sonraki İmam’ın başka nişanesi nedir?”
İmam buyurdular: “Keselerin içindeki altınlardan haber verir.”
Ebul Edyan diyor ki: “İmam’ın ubuhetinin altında kalmıştım keselerden maksadının ne oduğunu soramadan kalkıp mektupları alıp İmam Hasan Askeri (a.s) ile vedalaştım ve Medain’e doğru yola çıktım.”
Mektupları sahiplerine verdim ve cevapların aldıktan sonra Samerra’ya geri döndüm. İmam’ın evine varmıştım ki feryat ve ağlama sesleri duydum ve İmam’ın Dünya’dan gittiğini anladım.
Bir grup insan Cafer-i Kezzab’ın etrafına toplanmış hem tebrik ediyorlar hem de başsağlığı veriyorlardı. Birisi Cafer-i Kezzab’ın yanına geldi ve dedi:
“Kardeşinizin cenazesine gusül verildi buyurun, cenazeye namaz kılın. Cafer yerinden kalktı ve bir grup insanda ona eşlik ediyordu.
Kendi kendime dedim: “Dinsiz birisi insanlara İmam olacaksa bu, bu dinin başından beri boş olduğunu gösterir. Çünkü ben Cafer-i Kezzab’ı çok iyi tanıyordum, müptezel bir hayatı vardı, zevk ve sefa düşkünü idi, şarap içiyordu.”
Olayın nereye varacağını görmek için bende Cafer’in peşi sıra yürümeye başladım.”
Cenazenin yanına geldik, Cafer önde durdu ve onunla birlikte gelenler ise arkasında saf tuttular.
Kendi kendime iş buraya kadarmış dedim o esnada odada asılı olan beyaz bir perde vardı, aralandı ve nuranî bir çocuk göründü, Cafer’in elbisesinden tutup çekti ve buyurdular:
“Amca kenara çekil! Babamın cenazesine namaz kılmaya ben, senden daha çok liyakatliyim.”
Cafer donup kalmıştı, hiçbir şey diyemeden kenara çekildi.
O çocuk cenazeye namaz kıldıktan sonra giderken bana buyurdular:
“Mektupların cevaplarını ver.”
Allah’a hamd ve şükürler ettim çünkü Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) kendisinden sonraki İmam için buyurmuş olduğu nişanelerden iki tanesi zahir olmuştu.
Sonra Cafer’in yanına geldim ve o çocuğun kim olduğunu sordum.
Dedi: “Ben, ne onu önceden görmüştüm ne de tanıyorum.”
Bihar-ul Envar c.51 s.322
175-Kum Şehrinden Gelenler ve Cafer-i Kezzab
Ebu Edyan şöyle demiştir:
Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehadetinden bir gün sonra Kum şehrinden gelen bir grup insanı gördüm. 11. İmam’ın Dünya’dan gittiğini öğrenmiş ve onun yerine geçen Allah’ın Hüccetinin kim olduğunu soruyorlardı. Bazı kimseler, Cafer’in İmam olduğunu söyleyip ona yönlendirdiler.
Kum şehrinden gelen bu kimseler Cafer’in yanına gelip selam verdikten sonra şöyle dediler:
“İmam’a ait olan çok büyük meblağda para getirmişiz.”
Cafer onların getirmiş olduğu paraların alınmasını emretti ama onlar şöyle söylediler:
“Bizler Hz. İmam Hasan Askeri’nin huzuruna vardığımız ve para getirdiğimiz zaman İmam paranın sahiplerinin adlarını, ne kadarının dinar ve ne kadarının dirhem olduğunu sahiplerinin adı ile birlikte bize buyuruyorlardı. Eğer siz, o Hazret’ten sonraki İmam iseniz getirdiğimiz paraların türünü, ne kadar olduğunu ve sahiplerinin adlarını söyleyin ki size teslim edelim.”
Cafer dedi:
“İnsanlar benden gaybtan haber vermemi istiyorlar, kardeşim gaybtan haber mi veriyordu?”
Kum ehli bunları duyunca parayı kendisine vermekten imtina ettiler.
Bihar-ul Envar c.51 s.322
176-Hz. İmam Mehdi’nin Yakalanma Emri
Cafer-i Kezzab, Abbasi Halifesi Mu’tamad’ın yanına gitti ve şöyle dedi:
“Kardeşim Hasan Askeri’nin bir oğlu vardır ve gelip babasının cenazesine namaz kıldı.”
Bunun üzerine Mu’tamad, Raik adındaki birisinin komutası altında İmam’ın evine yüz kişilik bir görevli birliği gönderdi. Bunlara hiç kimseden içeri girme izni almadan içeri girip bütün her tarafı aramalarını emretti.
Raik, emrindeki askerler ile birlikte İmam Hasan Askeri’nin evine baskın yapıp her tarafı aradıktan sonra beyaz perdenin asılı olduğu odaya girdiler. Perdeyi araladıklarında karşılarında bir deniz ve denizin üzerinde de bir çocuğun seccadesini açıp namaz kıldığını gördüler.
Raik, görevlilerden birine, gidip o çocuğu yakalamasını emretti ama o görevli ayağını atar atmaz suya battı ve boğuldu. Ardından bir başka görevliye gitmesini emretti ve o da ayağını atar atmaz suya battı, bağırarak yardım istedi ve onu kurtardılar.
O çocuk tam bir vakar içerisinde namazını bitirdikten sonra o görevlilerin gözlerinin önünden geçerek odadan çıktı.
Bütün herkes kuruyup-donup kalmıştı ve hiç bir kimse Hz. Hüccet b. Hasan İmam Mehdi’ye en küçük bir zarar dahi veremedi. Bu andan itibaren Hz. İmam Mehdi (a.s) gaybete çekildiler ve Gaybet-i Suğra (küçük gaybet) başlamış oldu.
Bihar-ul Envar c.51 s.322, Mecalis-us Seniyye c.5 s.728
179-Cafer-i Kezzab
İmam Hasan Askeri’nin kardeşi olan Cafer, babasının ve kardeşinin aksi bir hayatın içinde idi. Hz. İmam Ali Naki-Hadi’nin (a.s) Cafer hakkında ashabından bazılarına şöyle buyurdukları rivayet olunmuştur:
“Oğlum Cafer’den uzak durun çünkü onun benim yanımdaki yeri, Hz. Nuh’un (a.s) oğlunun, babasının yanındaki yeri gibidir.”
Siret-ul Eimmet-ul İsna Eşer c.2 s.537, Haşim Huseynî
Hz. İmam Hasan Askeri’nin şehadetinden sonra birçok yanlış işler yapmıştır, onlardan bir tanesi O Hazret’in cenazesine namaz kılmaya yeltenmesidir ki Hz. İmam Mehdi (a.s) elbisesinden tutup kenara çekmiş ve şöyle buyurmuşlardır:
“Amca, kenara çekil! Babama namaz kılmaya ben senden daha çok liyakatliyim.”
Usul-u Kâfi c.1 s.505, Kemal-ud Din c.2 s.475
Başka bir işi de, hem Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) değil kendisinin İmam olduğunu iddia etmiş ve hem de o Hazret’in şehadetinden sonra da İmam olduğunu iddia etmiş olmasıdır. Bu yalan iddialardan dolayı da tarihte Cafer-i Kezzab (Yalancı Cafer) olarak meşhur olmuştur.
Cafer’in yapmış olduğu bir diğer iş ise İmam Hasan Askeri’nin (a.s) mallarına el koymak istemesidir. Cafer kardeşinin varisi olmadığını tek varisin kendisi olduğunu söylüyordu ve Abbasi yönetimi de onun bu iddiası üzerine İmam’ın mallarının tamamını sahiplenmesine izin vermişti.
Usul-u Kâfi c.1 s.505
Ayrıca yönetimi, Hz. İmam Mehdi’yi yakalamaları için tahrik ediyordu.
Hz. İmam Mehdi (a.s) Şialarından Muhammed b. Osman b. Said Ömerî’ye yazmış oldukları bir mektupta amcası Cafer’in ve oğullarının sonunda Hz. Yusuf’un (a.s) kardeşleri gibi tevbe ettiklerini buyurmuşlardır.
Usul-u Kâfi c.1 s.176
İmamet Hidayet Yıldızıdır
178/179/180/181-Tarih, Kelam, İlmi ve Akıl Bakımından Dünya’nın Geleceği Aydınlıktır
1-Dünya faciaya doğru gitmesine rağmen önümüzde parlak bir gelecekte vardır. Bunun delili ve isbatı da insanın tekamül yolunda ilerlemesidir çünkü toplum ilim ve fenden tutun refah ve imkanlarına kadar bütün her alanda ilerlemektedir. Bu durum, tekamül sevgisinin insanın özünde var olduğunu; maddi tekamüle doğru ilerlerken manevi tekamüle doğru da ilerlemektedir.
2-Bu aleme hakim olan ve akıllara durgunluk veren düzen, bu dünyanın herhangi bir boyutunda meydana gelecek sapmanın/düzensizliğin birçok facianın meydana gelmesine sebep olacağını ortaya koymaktadır. Eğer insan beyninde küçük bir hücre iş yapmayacak olursa yada yeryüzü ile güneşin arasında hakim olan düzende çok küçük bir bozukluğun olması durumunda ne kadar büyük faciaların meydana geleceğini düşünmek bile çok zor ve çetin bir iştir. Buna göre bütünün çok küçük bir uzvu olan insanın isteyerek veya istemeyerek dahi olsa varlık aleminin düzenine teslim ve tabi olması ve her türlü karışıklık çıkarıp düzene karşı gelmekten içtinap edip uzak durması gerekir. Eğer böyle olacak olursa varlık alemine hakim olan düzen bizleri gelecekte doğru ve sahih bir toplumsal düzene kesinlikle götürecektir.
3-Etki ve tepki/amel ve aksulamel ilkesini hatırlayalım. Meydana gelmiş ve kabul edilen temel toplumsal olaylar-hadiseler ve toplumlarda meydana gelmiş olan temel değişimler önceden yapılmış olan baskı ve zorbalıklardan dolayı meydana gelmiştir. Bu temel ilke bizlere şunu söylemektedir:
“Günümüz dünyasında meydana gelen baskılar, zulümler, savaşlar, haksızlık ve adaletsizlikler sonunda açıkça karşılığını bulacak ve günümüze hakim olan toplumsal düzeni yıkacak, yerine yeni bir beşeri düzen meydana getirecek ve bu düzende insanlar adaletin lezzetini tadacaklardır.”
4-Toplumun olmazsa olmaz gereksinimlerinden bir tanesi ise insan hayatının ihtiyaç duyulan ve olması gereken bir seviyeye gelmesi gerektiğinin hissedilmesidir. Mesela günümüzde ulaşım ve nakliye araçlarının olması o kadar önemli ve hassas bir hale gelmiştir ki insanlar, trafik kurallarının şart ve olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduklarını anlamış ve kabullenmişlerdir. Burada da olduğu gibi bir gün insanlar, bütün Dünya’ya hakim olan zulüm, baskı, haksızlık ve silahlanma yarışmasından bıkıp Dünya’nın tamamına hakim olacak adaletli ve emniyetli bir yönetimin zaruretine inanıp kabulleneceklerdir. İşte o zaman bu değişim, dönüşüm ve inkılabın olması kaçınılmaz olacaktır.
182- Hz. İmam Mehdi’nin İmamet ve Liderliği ve İslamî Kaynaklar
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuruna, imamet ve liderliğine iman etme meselesi hangi İslamî kaynaklarda açıklanmıştır?
Toplumun imam ve liderinin olması konusu, İslam dininin temel ilkelerinden bir tanesi olup Kur’anî öğretilerdendir. Bakara Suresinin 124. ayet-i kerimesinde Hz. İbrahim’in (a.s) bir takım ağır imtihanlarla sınandıktan sonra kendisine imamet makamı verildiği buyrulmuştur.
Şia ve Sünni kaynaklarında nakledilmiş olan mütevatir hadislerde ise imamet makamı, Allah tarafından İslam’ın Aziz Peygamberi’nin pak ve mutahhar Ehlibeytine verilmiş ve onlarla sınırlandırılmıştır. Bu İlahî takdire göre İslam Peygamberinin Ehlibeytinden masumluk ve ilim özellikleri gibi bir takım özelliklere sahip olanlar her dönem için insanların imamlık ve liderlik makamına seçilmişlerdir. Ancak böyle bir kişi Allah’ın Hücceti, Kur’an’ın dengi, insanlara yol gösteren ve din ve şeriatın koruyucusu olabilir.
İmamet, Hz. Peygamber’in (s.a.a) döneminden günümüze kadar olan ve Dünya’nın sonuna kadar olacak olan temel bir kural ve ilkedir. İmamet, Hz. İmam Mehdi’nin izzet bahşeden zuhuru ile ve Dünya’ya hakim olacak olan tek bir adalet düzeni ile zahiri anlamda zirve noktaya ulaşacak ve o Hazretin zuhuru ile bütün istidatlar ortaya çıkacak, beşerin fikrî tekamülü en son haddine ulaşacak ve yer ve gökteki bütün nimetlerin ortaya çıkması ile Dünya hak, adalet, eşitlik, hayır ve bereket ile dolacaktır.
İslamî öğretiler, kurulacak olan yeni Dünya düzeninde adalet ve tevhidin hakimiyetini ortaya koymaktadır. Bu hakikat, Kur’an’ın bazı surelerinde buyrulmasının yanında, Hz. Peygamber’den (s.a.a) elimize ulaşmış olan yüzlerce hadiste de beyan buyrulmuştur. Bu öğretilerde Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Hz. Peygamber’in (s.a.a) soyundan; Hz. İmam Ali (a.s) ve Hz. Fatime’nin (s.a) evladı olduğu ve zuhuru ile Dünya’ya hak, adalet ve emniyetin hakim olacağı buyrulmuştur.
Söylenmiş olunan İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuruna inanmak, İslam’ın ilk dönemlerinde ki naslarda beyan olunmuş ve Hz. Peygamber’den (s.a.a) elimize ulaşmış olan mutevatir hadislerde de bu mübarek ve kutsal olayın haberi verilmiş ve o Hazretin ümmetinden o günü beklemelerini istemişlerdir.
Zuhur meselesi, İslam dininin bütün Dünya’ya hakim olacağı yönünde verilmiş olan müjdelerden istinbat olmuş olsa da bunun anlamı yalnızca hadislerin mazmunundan anlaşılan ve elde edilen bir şey olduğuna delalet etmez çünkü var olan nasların tamamı zuhur meselesini en açık şekilde ortaya koymaktadır.
Zuhur inancını ortaya çıkaran şeyin, nas ve hadislerin kendisinin olduğunun anlaşılması ve açığa çıkması bizleri şu hakikate de götürmektedir:
“Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonra meydana gelmiş olan tarihi olaylarda bu inancın umumi olarak yayılmasında önemli rol oynamıştır çünkü bu inancın ortaya çıkmasının başlangıç noktası, Hz. Peygamber’in (s.a.a) kendi dönemidir ve bu hususta var olan hadislerin sayısı 1000 hadisin üzerindedir ki tefsir, hadis, tarih ve diğer kitaplarda mevcuttur. Bu sebepten dolayı da Sünni mektebinin önde gelen büyük alimleri zuhur konusunda müstakil kitaplar yazmışlardır.”
12 asır önce yazılmış olan kitaplar, en büyük İslamî ilim merkezleri tarafından yazılmış ve bu kitaplarda Hz. Peygamber’in (s.a.a) bizzat kendisinin Hz. İmam Mehdi’nin zuhurunu müjdeledikleri, Peygamberin ashabı, tabiin ve tabiinden sonra gelen kesimler tarafından haber verilmiştir.
183-Hz. İmam Mehdi’nin Hakkaniyyeti
Merhum Hacı Mirza Zeynelabidin Şirvanî Bostanî, Seyahat kitabının 539. sayfasında şöyle yazmışlardır:
Hz. Vahib-ul Etaya (Allahu Teala), Hz. İmam Mehdi’ye tıpkı Hz. Yahya’ya (a.s) verdiği gibi daha çocuk iken hükümet vermiş ve küçük yaşta bütün yaratılmışların İmamı karar kılmıştır ve tıpkı Hz. İsa (a.s) gibi çocukken en yüksek makama çıkarmıştır. Şaşırtıcı olan Hz. Hızır’ın, Hz. İlyas’ın, Deccal’in ve Şeytan’ın yaşadığına inanan kimselerin, Hz. İmam Mehdi’nin yaşadığını inkar etmeleridir. Oysa Hz. İmam Mehdi (a.s) önceki Peygamberlerden daha üstündür, nitekim o, mutlak Risalet ve Velayet sahibinin oğludur.
Bundan daha şaşırtıcı olan ise şudur:
“Kendilerini ileri görüşlü ve ilim sahibi gören bir takım sofiler, Hindistan’da yaşayan bir takım Cuki, Murtaz ve Berhemnilerin az ve basit şeyler yiyip, nefislerine hakim olarak binlerce yıl yaşadıklarına iddia etmelerine rağmen Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) varlığını inkar etmektedirler.”
Ben diyorum ki: “Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) varlığını inkar etmek, Allahu Teala’yı inkar etmektir.
184-Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Zuhuruna İnanmak ve Mehdeviyyet İddiasında bulunanların Ortaya Çıkması
Hz. İmam Mehdi’nin/Kurtarıcının (a.s) geleceğine inanmak, her zaman Mehdeviyyetcilerin doğmasına sebep olmuştur ama bir takım kimseler bu durumu Mehdeviyyet inancını ortadan kaldırmak için kullanmışlardır. Acaba bu insanların, Mehdeviyyet inancını ortadan kaldırmak için yapmış oldukları bu işleri kabullenebilmek mümkün müdür?
Bunu hiçbir şekilde kabul etmek mümkün değildir çünkü Mehdeviyyet inancının bir takım çekip uzatmalarla kabul edilmesi her alandaki doğru görüşlerin reddedilmesini beraberinde getirir ama bu güne kadar sayısız kimsenin İlahlık iddiasında yada kendilerini Allah’ın mahzarı, Allah ile birlikte kendisini muttahit ve Allah’ın kendilerinin özünde olduğunu iddia etmelerinin, Allah’a inanmaya hiçbir zarar vermediği gibi birilerinin de çıkarak Mehdeviyyet hakkında hakikatten uzak şeyleri söylemelerinin, hakikat olan Mehdeviyyet’e zarar verebilmesi mümkün değildir.
Yine tarih boyunca bir çok kezzabın (yalancının) ortaya çıkıp Peygamberlik iddiasında bulunarak insanları saptırıp yoldan çıkartmalarının da Nübüvvet ilkesine hiçbir zararı olmamıştır. Her fikir ve düşüncede bu tür yaklaşımlar az yada çok meydana gelmektedir ama bu fikirlerin meydana gelmiş olması ana düşünceye hiçbir zaman zarar verememiştir.
Kısacası güzel ve cazibe anlamı olan her bir isim ve kelime, zıt anlamında kullanılacak olursa, mesela:
Bir haine emin, bir cahile alim, bir zalime adil, bir fasıka muttaki, denilecek olursa bunların hiçbirinin adil, emin, alim ve muttaki olanlara zarar verebilmesi mümkün değildir.
185-İçtimaî, İktisadî ve Siyasî Unsurların Dinî Tefekküratın Meydana Gelmesindeki Rolü
Dinî olmayan dünyevi görüş ve ideolojilerin tamamına göre meydana gelen bütün olayların tarih ve madde ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir ama dinî olan Dünya görüşü ve ideolojisine göre asıl olan şey vahiy, Peygamberlerin daveti ve insan fıtratının idrak etmiş olduklarıdır ki bunlara akıl, fıtrat, vahiy ve nübüvvetin hidayeti denilmektedir.
Dine göre meydana gelmiş ve ortaya çıkmış olan sapık yolların tamamı, madde ve tarihin ürünü ve insanın şahsi başkaldırışının; toplumsal kültür ve eğitiminin eksik ve natamam olmasının mahsulüdür. Ama buna karşılık dinî öğretilerin tamamı insan fıtratının özünde olan vahiy ve nübüvvetten kaynaklanmaktadır. Tarihin/zamanın geride kalmasının, beşerin sahip olduğu ilmin ve dünyevî (maddi) sebeplerin dinî öğretileri vücuda getirmesi mümkün değildir. Aksine ahiret hayatına Peygamberlerin risaletine ve İmamların imametine inanmak, tamamen insan aklının ve fıtratının ve Allah’tan gelmiş olan vahyin ortaya çıkardığı hak itikat ve inançtır.
Buna göre Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur edeceğine olan itikat ve inancın meydana gelmesinde hiçbir toplumsal, siyasi ve iktisadi unsurun zerre kadar etkisi olmamıştır ve olmayacaktır.
Bu inancı; Peygamberlerin, İlahî kitapların, Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a), Emirelmuminin Hz. İmam Ali’nin ve diğer 11 İmam’ın (a.s) buyurmuş oldukları sözler meydana ve vücuda getirmiştir.
Mehdeviyyet iddiasında bulunan yalancılar makamperestliklerinden ve siyasi hedeflerinden/maksatlarından dolayı böyle bir iddiada bulunmuşlarsa da bu yalancıların iddialarının kaynaklandığı ana sebepleri incelediğimiz zaman onları bu tür iddialarda bulunmaya iten şeyin çok önemli bir tahrifat fikri ve düşüncesinin olduğunu görmekteyiz. Allahu Teala’ya inanma ilkesinde de durum aynen böyledir. İnsanların kalbinde Allahu Teala’ya inanma ve itaat etme hakikati olmasına rağmen bir takım insanlar tarih boyunca ortaya çıkmış ve İlahlık iddiasında bulundukları gibi bir diğer kesim ise Peygamber olduklarını iddia etmişlerdir.
Mehdeviyyet konusunu, İslam’ın Aziz Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a) tebliğ etmişti ve o Hazret’in ashabı, bunu bizzat o Hazret’in ağzından işitip insanlara aktarmışlardır bu yüzden bir takım kimseler, kendi muhtelif siyasi amaç ve hedeflerine ulaşabilmek için Mehdeviyyet’i kullanmış ve ondan suistifade etmişlerdir.
Eğer Mehdeviyyet meselesinin hakikati olmamış olsa idi bir takım kimseler onu tahrif edebilmek için bu kadar çırpınıp durmazlardı. Ama birilerinin Mehdeviyyet meselesini kendi çirkin ve alçak gayelerine ulaşmada kullanabilmek için bu kadar çırpınıp durmaları, bunun hak ve herkesin rahatlıkla kabul edebileceği bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır.
Tevhid inancının kahramanı Hz. İbrahim’in (a.s) olaylardan istifade ederek insanlara Allah’ı tanıtmış olduğu gibi olayların, insanları hakikate hidayet etmesi mümkündür.
Hz. İbrahim (a.s) akşam yıldızı gördüğü zaman, “Benim Rabbim budur” dedi ancak yıldız batıp görünmez olunca şöyle söylemiştir: “Ben batıp yok olanları sevmiyorum.”
فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ الَّيْلُ رَاٰ كَوْكَبًاۚ قَالَ هٰذَا رَبّ۪يۚ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ
Enam Suresi 76. Ayet
Hz. İbrahim (a.s), yıldızın doğup batma olayını kullanarak insanlara yıldızın Rab olamayacağını öğretiyordu. Daha sonra Ay’ın doğup battığını insanlara göstererek, Ay’ın da Rab olamayacağını öğretiyordu. Daha sonra Güneş’in de doğup battığını insanlara gösteriyor ve insanlara Güneş’in de Rab ve İlah olamayacağını ortaya koyuyordu.
Hz. İbrahim (a.s) bu şekilde şirk dolu inançlardan teberri ederek insanları, Alemlerin Yaratıcısı olan Allah’a hidayet etmiştir. Buna göre, olayların insanı/insanları hakikate ulaştırması mümkündür ama inancın hakikatlerinin olayların mahsulü olması mümkün değildir.
Zamanın geçmesi ve ilerlemesinin, insanların Hz. İmam Ali’ye ve evlatlarına olan inançlarının güçlenmesine ve Şia inancının yayılmasına sebep olduğu doğrudur. Ama birileri çıkıp da “Şialık ve Mehdeviyyet zamanın ilerlemesi ile meydana gelmiş ve yayılmıştır” diyecek olursa bu doğru ve hak söz değildir. Çünkü önceden söylemiş olduğumuz bir çok delil, bu iddianın yalan ve iftira olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
12 İmam (a.s) hakkında var olan ve tamamını Hz. Peygamber’in (s.a.a) buyurmuş olduğu bilgilerin tamamının uydurma olduğunu hiç kimse söyleyemez çünkü bu sözlerin tamamı hem mutevatir hadislerdir ve hem de Ehlibeyt İmamlarına ve onların mekteplerine delalet ettiğine dair çok sayıda karine vardır.
Hz. Peygamber’in vermiş oldukları bu haberler, tıpkı Hz. Ammar b. Yasir’in (r.a) şehadeti hakkında vermiş oldukları şu haber gibidir:
“Ey Ammar! Seni zalim ve haktan çıkmış bir topluluk öldürecektir.”
Bihar-ul Envar c.18 s.129
Bu hadisin, Muaviye ve Ordusunun, Hz. Ammar’ı (r.a) Sıffın Savaşında şehid etmesinden sonra söylendiğini hiç kimse iddia edemez. Çünkü Hz. Peygamber’in (s.a.a) ashabı, Hz. Ammar (r.a) hakkında olan bu hadisi bu savaştan yıllar önce anlatıp naklediyorlardı.
12 İmam’ın (a.s) İmamet meselesi de aynen bu şekildedir ve imamet meselesini Hz. Peygamber’den (s.a.a) Hz. İmam Ali (a.s), Hz. İmam Hasan (a.s) ve Hz. İmam Hüseyin (a.s) nakletmişlerdir.
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır:
“Benden sonra İmamların sayısı 12’dir ve onların ilki Ali b. Ebu Talib’tir, sonuncunun adı ise benim adımdır.”
Bihar-ul Envar c.36 s.368-386
Bu olay Hz. Peygamber’in (s.a.a) buyurmuş oldukları gibi gerçekleşmiştir ve hakikat bu iken bu hadislerin uydurma olduklarını söylemek kimin haddinedir?
186-Dünya’nın Kurtarıcısı
Allame Tabatabai şöyle yazmıştır:
“İnsanoğlu yeryüzünde yaşamaya başladığı günden itibaren her daim saadete en yakın olan bir toplumsal hayatın olmasını arzulamıştır ve böyle bir günün geleceğini umut ederek adımlar atmıştır. İnsanoğlunun bu arzusu gerçeklemeyecek bir şey olsa idi, bunun insanın özünde olması ve bunun gerçekleşmesi için çalışması mümkün olmayacaktı. Çünkü yiyecek olmamış olsa idi, açlıkta olmayacaktı; su olmayacak olsa idi susamada olmayacaktı. Bu sebepten dolayı, Dünya’nın bir gün hak, adalet, barış ve huzur ile dolması ve insanoğlunun böyle bir Dünya’da yaşayıp kemal ve fazilet içinde yüzmesi kaçınılmaz bir zarurettir. Böyle bir dünya elbette ki insanların kendi elleri ile kurulacaktır ve beşeri dünyayı kurtaracak kimse de hadislerde haber verilen Hz. İmam Mehdi’dir (a.s).
İslam’da Şia s.220
187-Nas ve Mucize
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) İmameti, hem nas hem de mucize yolu ile sabit olmuş ve ispatlanmıştır.
Nas
Şeyh Saduk, Kemal-ud Din kitabında sahih senetlerle Yusuf b. Abdurrahman’dan şöyle nakletmiştir:
Yusuf b. Abdurrahman dedi:
“Hz. İmam Musa Kazım’ın (a.s) huzuruna gittim ve arz ettim:
“Ey Allah Resulü’nün oğlu! Hak üzere kıyam edecek olan siz misiniz?”
Buyurdular:
“Ben de Kaim bil Hakk’ım ama Dünya’yı zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi onu, Allah’ın düşmanlarından temizleyip hak, adalet ve eşitlikle dolduracak olan Kaim, benim beşinci oğlumdur. Onun uzun bir gaybet dönemi olacaktır çünkü canından korkmaktadır.”
Onun gaybette olduğu bir dönemde insanların bir kesimi haktan çıkacak, diğer bir kesimi ise hakta sabit kalacaklardır. Bizim Mehdimizin gaybet döneminde bizim velayet ipimize sarılıp, bizim sevgimizden kopmayan ve düşmanlarımızdan bizar olan Şialarımız ne de bahtiyardırlar. Onlar, bizden ve biz de onlardanız.
Kemal-ud Din c.2 s.361
Kemal-ud Din kitabının 376, 381 ve 409. sayfalarında olan diğer naslara müracaat edilebilinir. Ayrıca Şeyh Ali b. Muhammed b. Ali El Haraz Kummî, Kifayet’ul Eser fin Nessi Ela Eimmet-il İsna Eşer kitabında Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) İmametine açıkça delalet eden 170 hadis nakletmişlerdir ki bu hadisleri, Şia ve Sünni kaynaklarından alınmıştır.
Mucize
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) mucize ve kerametleri o Hazret’in İmametinin delil ve ispatıdır. Ali b. Muhammed Samiri’den şöyle nakledilmiştir:
“Hz. İmam Mehdi’ye Mektup yazdım ve kendisinden kefen istedim, mektubumun cevabında şöyle yazmışlardır:
“80 (veya 81) yılında ona ihtiyacın olacaktır.”
Ali b. Muhammed Samiri, İmam’ın buyurmuş oldukları yılda vefat etti ve vefat etmeden önce bir ay kendisine istemiş olduğu kefen gönderilmişti.
Kemal-ud Din c.2 s.501
Hz. İmam Mehdi’nin apaçık mucizelerinden bir tanesi de insanların o Hazret vesilesi ile hacetlerine ulaşmalarıdır. Dermansız hastalıklara müptela olan hastalar, Cemkeran Mescidinde o Hazret’ten hacetlerini almışlardır.
Şeyh Saduk, Kemal-ud Din kitabında; Allame Meclisi, Bihar-ul Envar kitabında ve Mirza Hüseyin Nuri, Necm-us Sakıb kitabında bu mucizelerin bir kısmını nakletmiştir.
188-İmam Mehdi’nin Varlığının İspatı
Hz. İmam Mehdi’nin vaad edilmiş bir lider ve beşeriyetin kurtarıcısı olduğu konusu, Hz. Peygamber’in (s.a.a) hadislerinde genel olarak ve Ehlibeyt’in (a.s) hadislerinde ise özel olarak beyan buyrulmuştur. Bu hadislerde konu en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklanmış ve tekid edilmiştir. Bu konu hakkındaki hadislerin Sünni kaynaklardaki sayısı 400 tane olmasına karşılık Şia kaynaklarında hadislerin sayısı 4000’in üzerindedir. Hz. İmam Mehdi’nin varlığı hakkında bu kadar hadis varken Müslümanların inanmış olduğu birçok İslam’ın bedihi konusu hakkında elimize bu kadar hadis gelmemiştir.
189-Bütün Fırkalara Göre
Hak, Sulh ve Adalet Ordusunun, Zalim ve batılın ordusuna mutlak galip geleceği, İslamî düşünce tarzının bütün Dünya’ya hakim olacağı ve bütün dünyanın mukaddes bir zatın eli ile ideal ve arzulanan bir insanî merkez haline geleceği fikrî bütün inananlarda vardır ve İslamî mütevatir hadis ve rivayetlerde o mukaddes kişiye Mehdi denilmektedir. Bir takım farklılıklar olmuş olsa dahi İslamî fırkaların tamamı bu inanca sahiptirler.
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Kıyam ve İnkılabı s.6
İslam Dininde, özellikle de Şia inancında Mehdeviyyet meselesi çok büyük bir felsefe olmasının yanında bir kurtarıcının geleceği fikri ve beklentisi, bir kavme, millete, bölgeye veya bir ırka ait olmadığı gibi bütün insanların ümit ettikleri ve olmasını bekledikleri bir hakikattir.
Mehdeviyyet, bir kurtarıcının gelip sadece bir inancın yada ülke veya bölgenin yahut da sadece Müslümanların kurtarılması meselesi değildir!
Mehdeviyyet, bir kurtarıcının çıkıp bütün dünyayı ve bütün insanları, müptela oldukları zulüm ve haksızlıktan kurtarması ve onları, saadet ve huzura ulaştırması meselesidir.
190-Mehdeviyyet’in Felsefesi
Bir takım kimselerin, ilim ve bilgi çağında beşeri tehdit eden bir tehlikenin olduğunu düşünmenin mümkün olmadığını, beşerin sapıp yoldan çıkmasına sebep olan unsurlardan bir tanesinin cehalet olduğunu düşünmesi mümkündür ama bu varsayım boş ve yanlış bir varsayımdır çünkü ilim ve bilgi çağında beşeri tehdit eden tehlikeler, Cahiliyye Döneminde beşeri tehdit eden tehlikelerden daha çok ve büyüktür.
Ayrıca acaba insanın azıp yoldan çıkmasının tek sebebi cehalet ve bilinçsizlik midir?
Elbette ki cehalet, insanın yoldan çıkmasının sebeplerinden bir tanesidir ama tek sebep değildir. İnsanoğlunun inhirafa düşmesinin en büyük nedenlerinin en önemlisi, kontrol edilip dizginlenemeyen istek ve arzularıdır ve bunlarda insandaki şehvet ve gazaptan meydana gelmektedir.
Daha fazlasını istemek, makam sahibi ve üstün olma peşinde olmak, zevk ve lezzet peşinde olmak, kısacası insanın kendi nefsine tapıyor olması, ilmin gelişmesi ile azalmaması bir tarafa, arttıkça artmış ve hızla artmaktadır.
William James Durant, “Felsefe’nin Tadı” adlı kitabın mukaddimesinde Makine Çağı’nın insanı hakkında şöyle yazmıştır:
“Bizler, makine bakımından güçlenmiş ve ilerlemişiz ama amaçlara ulaşma bakımından fakiriz. İlim çağının insanı, bu asırdan önceki insanlarla kendi hışım ve şehvetine esir olmada aynı durumdadır, aralarında hiç bir fark olmuş değildir. İlim, insanı heva ve hevesinden kurtaramadığı gibi insanların; Haccac, Cengiz, Nadir, Ebu Müslim ve Sezar olmasına da mani olamamıştır. İnsanlar bu özelliklerinin yanında fesat, nifak, ikiyüzlülük ve zahiren iyi olma görüntüsü vererek dünyayı yönetmektedirler. Önceki asırların insanları ile makine ve ilim çağının insanları arasındaki tek fark şudur:
“İlim, makine çağının inanlarının kolunu daha da uzatmış ve iki tarafı kesen kılıçları, kıtalar arası füze ve uçaklara dönüştürmüştür.”
Bizler Müslüman ve Mümin olduğumuzdan dolayı dünyanın, Allah adında bir sahibi olduğuna kalbimizin en derinliklerinden inanmaktayız ve bu sebepten dolayı da Dünya’da meydana gelen hiçbir olay ve azim tehlike, “İnsanların yok edilmesi ve dünyanın yanıp küle çevrilmesi” gibi büyük tehlikeler, bizleri korkutmadığı gibi asırlar boyu bu Dünya’nın var olacağına ve yaşam yeri olacağına inanmaktayız. Biz, bizden sonra saylarını sadece Allah’ın bildiği kadar Müslüman’ın Dünya’ya geleceğini ve bu Dünya’da yaşayacağına inanmaktayız.
Evet, biz Müslümanlar hiçbir zaman beşerin ve Dünya’nın ömrünün sona geldiğine inanmamaktayız. Bu itminan ve inancı bize veren şey de Allah’ın Peygamberlerinin talim ve öğretileridir ve bizlerde bu inanca dayanarak yolumuza devam etmekteyiz.
Bizlere uzay boşluğunda büyük bir yıldızın hızla Dünya’ya doğru hareket ettiğini ve 8 ay sonra Dünya’ya çarpıp Dünya’yı yakarak küle çevireceğini söyleyecek olsalar, bilim adamlarının öngörülerine tam anlamıyla inanmakla birlikte hiçbir korkuya kapılmayız ve sahip olduğumuz köklü ve sarsılmaz iman ile yeni yeni yeşermekte olan beşeriyet bahçesinin bir olayın etkisi ile yok olacağına inanmayız.
Biz Müslüman ve Müminler, yeryüzünün bir tabiat olayı neticesinde yok olacağına inanmadığımız gibi, yine beşeriyetin de kendi eli ile yaptığı (icat etmiş oldukları) araç ve gereçlerle yok edilebileceğine de inanmıyoruz.
Evet, bizler Peygamberlerin mektebinden almış olduğumuz manevi ilhamdan dolayı bunlara inanmıyoruz.
Acaba başkaları inanıyorlar mı?
İçinde bulunduğumuz dönemde insanların tamamı, zayıflık ve güçsüzlük ile yoğrulmuş bir şaşkınlığın içindedirler. Hiç kimsenin istemediği bir savaşa doğru ilerlediğimizi ve bu savaşın insanların büyük çoğunluğunu yok edeceğini de biliyoruz. Ama insanlar bu hakikatin karşısında, böyle bir savaşın olmasına engel olmanın yerine, tıpkı yılanın karşısında donup kalan ve düşmanına boş boş bakan bir tavşan misali öylece bakmaktadırlar.
İnsaflı bakacak olursak, maddi ve zahiri şartlara göre değerlendiğimiz zaman, insanların böylesine büyük ve sonu olmayan karamsarlığın içinde olmaları normal ve olması gereken bir şeydir. Çünkü bütün herkese hakim olan bu karamsarlık ve ümitsizliği ortadan kaldırarak bunu, ümide tebdil edebilecek tek şey; manevi iman, gaybi yardımlara inanmak ve bu Dünya’nın, Allah adında bir sahibinin olduğuna inanmaktır.
Ancak bu inançlara sahip olan bir kimse şöyle diyebilirler:
“Beşerin saadet, refah ve kemali ile adalet, hürriyet ve emniyet dolu insanca bir yaşam, gelecektedir ve insanları beklemektedir.”
Bu karamsarlığın kabul edilmesi durumunda ise insanların durumu, çok muzhik bir gülünç hal alacaktır ki şu misale benzeyecektir:
“Eline bıçak alıp sallama gücüne erişen ve bıçağı eline alıp kendi kalbine saplayarak hayattan en küçük bir haz almayan çocuğun misali.”
Maddeci düşünce de yetişen birisi böyle düşünebilir ama Peygamberlerin İlahî mektebinde yetişmiş olan birisinin bu şekilde düşünmesi ve birkaç tane delinin Dünya’yı ve beşeriyeti yok edebileceğini düşünmesi mümkün değildir.
İlahî mektepte yetişen kimse ise şöyle düşünmekte ve söylemektedir:
“Dünya’nın çok büyük bir tehlike karşı karşıya olduğu doğrudur ama Allahu Teala, küçük bir şua ile insanları tehlikelerden kurtarmış olduğu gibi gaybtan bir kurtarıcı ve muslih gönderip akılları durdurduğu/şaşkına çevirdiği gibi yine bir kurtarıcı gönderip beşeriyeti kurtaracaktır.
Bilinmesi gereken bir diğer husus ise şudur:
“Dünya’nın sonu gelmemiştir ve daha işin başındayız. Adalet, hak, akıl, hikmet, hayır, bereket, saadet, refah ve bütün Dünya halkının birleşip tek vücut olacağı hükümet, insanları beklemektedir. Bu yönetim salihlerin yönetimi olacaktır ve o hükümette en doğru olana karar verilecektir.
O yönetimde hak ve adalet ile hükmedilecek ve zulüm, sonsuza kadar ortadan kaldırılacaktır. Yollar, emniyetle dolacak; yeryüzü bağrındaki hazineleri ve bereketi dışarı atacak, fakirlik olmayacak ve insanlar, sadaka ve zekatlarını verecek fakir bulamayacaklardır. Allahu Teala, kitabında işte bunu, bu hakikati beyan buyurmuşlardır:
وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ
“Son, takva sahiplerinindir.”
A’raf Suresi 128. ayet
Bundan önceki dönemdeki zuhurlar, zorluk ve sıkıntılardan sonra olduğu gibi bu zuhur da zorluk ve sıkıntılardan sonra olacaktır.
Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) Nehcül Belağe’de, “Vahşet, korku ve savaşlarla dolu zor bir dönemden sonra aydınlık dolu kurtuluşun geleceğinin müjdesini vermişlerdir.”
Ve Allahu Teala da Kur’an’da şöyle buyurmuştur:
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
“Hiç şüphesiz biz, Zebur’da Zikir’den (Tevrat’tan) sonra şöyle yazdık: “Hiç şüphesiz ki, yeryüzünde salih kullarım hükümet edeceklerdir.”
Enbiya Suresi 105. ayet
Yeryüzü, sonsuza kadar şehvet ve makam esirlerinin, zalim ve zorbaların elinde ve idaresi altında olmayacaktır.
Evet, Mehdevyiyet’in azim ve büyük felsefesi tam olarak budur. Bir takım zulüm, zorbalık ve olumsuzluklardan sonra aklın, cehalete; Tevhid’in şirke, imanın şüpheye, adaletin zulme ve saadetin şekavete galip geleceğinin adıdır Mehdeviyyet.
İmdadhaye Gaybi Der Zindegiye Beşer s.95, Murtaza Mutahhari
191-Abbasiler ve İmamet
Abbasiler, ilk başlarda hilafeti elde etmenin kendileri için mümkün olmadığını bildikleri için Hz. İmam Ali’nin (a.s) evlatlarından ve halkın arasında itibar sahibi olan birisini öne çıkarmayı planladılar.
Hz. Emirelmuminin İmam Ali’nin (a.s) evlatlarından birisini öne çıkaracak ve hedeflerine ulaştıktan sonra da onu ortadan kaldıracaklardı. Bu iş için seçmiş oldukları kişi, Abdullah Mahz’ın oğlu Muhammed idi. Abdullah Mahz, hem anne ve hem de baba tarafından Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) evlatlarından idi.
Abdullah Mahz, takva ve iman ehli birisi idi. Kendisi Peygamber’in (s.a.a) babasının adını taşırken oğlu da İslam Peygamberi’nin adını taşıyordu ve alnında da bir ben vardı.
Abbasiler, hadislerde kıyam ederek zorbalığı ortadan kaldıracak kişinin adı, Hz. Peygamber’in (s.a.a) adı ve sırtında da ben olacağı buyrulmuş olduğu için Hz. Peygamber’in (s.a.a) kıyam edecek olan evladının Abdullah Mahz’ın oğlu Muhammed olduğunu ve zuhur döneminin de bu dönem olduğunu iddia etmeye başladılar.
Ebul Ferec şöyle nakletmiştir:
“Abdullah Mahz ayağa kalktı ve hutbe okumaya başladı ve sonra insanları birlik olup kendi aralarından birisine biat ederek Allah’tan kendilerine Ümeyyeoğulları’nın karşısında zafer ihsanda bulunmasını istemeye davet etti.”
Sonra şöyle dedi:
“Ey İnsanlar! Hepiniz bu oğlumun Mehdi; Mehdi’nin ta kendisi olduğunu biliyorsunuz, ona biat edin.”
Mansur bunu duyar duymaz şöyle dedi:
“Doğru söylüyorsun, senin oğlun olan Muhammed’den daha iyi ve üstün kimse yoktur. Ey İnsanlar! Abdullah Mahz, doğru ve hak olanı söylüyor. Hepiniz onun oğluna (Muhammed’e) biat edin.”
Bunun üzerine herkes, Mansur ve Abdullah’ın söylediklerinin doğru olduğunu söyleyerek Muhammed’e biat ettiler ve daha sonra, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ı (a.s) çağırmaları için birilerini İmam’a gönderdiler.
(Bazı rivayetlerde şöyle söylenmiştir: “Abdullah Mahz, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) çağrılmasına karşı çıktı ve şöyle dedi: “Cafer’i çağırmayın, o buraya geldiği zaman bunu kabul etmeyecek ve bütün planları bozacaktır.” Ama onun bu isteği kabul görmedi ve Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) çağrılması için adam gönderdiler.)
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) içeri girdikten sonra Abdullah Mahz ayağa kalktı ve İmam ile kucaklaştıktan sonra kendi yanına oturttu ve sonra da önceden söylemiş olduğu sözleri tekrarladı ve şöyle dedi:
“Hepimizin bildiği gibi benim bu oğlum, Ümmet’in Mehdisidir. Herkes ona biat etti, sizde Ümmet’in Mehdisine biat edin.”
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“İslam Peygamberi’nin zuhurunu haber vermiş olduğu Mehdi’nin zuhur zamanı daha gelmiş değildir. Abdullah! Bu oğlunun Mehdi olduğunu düşünüyorsan hata yapıyorsun. Ne senin bu oğlun, Ümmetin Mehdisidir; ne de bu dönem, Ümmetin Mehdisinin zuhur dönemidir.
Siz, Ümmetin Mehdisi olduğu vehmiyle buna biat ediyorsanız ben biat etmiyorum, bu yalandır. O, Ümmetin Mehdisi değildir ve zaman da zuhur zamanı değildir. Ama siz, marufu emir, münkeri nehyetmek ve zulüm ile mücadele etmek için ona biat ediyorsanız bende biat ederim.”
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) duruşunu ve tavrını net bir şekilde ortaya koymuşlardır.
İmam;Marufu emretmek, münkeri nehyetmek ve zulümle mücadele etmek için kendilerine destek olmaya hazır olduklarını buyururken Muhammed’in Ümmet’in Mehdisi olduğunu kabul etmeyeceklerini net ve açık şekilde ortaya koymuşlardır.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), Muhammed’in Mehdi olduğu iddiasının yalan olduğunu ve kendisine biat etmeyeceğini buyurması, Abdullah Mahz’ı kızdırmıştı. İmam, Abdullah’ın kızdığını görünce ona şöyle buyurdular:
“Abdullah! Sana söylüyorum. Senin oğlun Ümmetin Mehdisi olmadığının yanında biz Ehlibeytte başka sır bilgiler de vardır. Kimin halife olacağını ve kimin halife olamayacağını da biz biliyoruz. Senin oğlun halife olamayacak ve öldürülecektir.”
Ebul Ferec şöyle yazmıştır:
“Abdullah Mahz, bunları duyunca daha çok kızdı ve şöyle dedi:
“Hayır, sen inancının tersine/aksine konuşuyorsun. Benim bu oğlumun Ümmetin Mehdisi olduğunu, sen kendin de biliyorsun ama oğluma olan hasedinden dolayı böyle söylüyorsun.”
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) eliyle Ebul Abbas Seffah’ın sırtına vurarak buyurdular:
“Bu ve kardeşleri halife olacaklar ama sen ve oğlun halife olamayacaksın.”
Daha sonra elini Abdullah’ın omuzuna koyup buyurdular:
“Ne sen, ne de çocukların halife olamayacaksınız, oğullarının ikisi de öldürülecektir.”
İmam Cafer-i Sadık (a.s) ayrılırken Abdulaziz b. İmran’ın kolundan tutmuşlardı, yavaşça ona şöyle buyurdular:
“Sarı renkte elbise giyinmiş olanı (Mansur’u) gördün mü?”
Arz etti: “Evet, görüyorum.”
Buyurdular: “Allah’a and olsun ki! Biz, bunları ve olacakları biliyoruz. Abdullah’ın her iki oğlunu da o öldürecektir.”
Abdulaziz şaşırmıştı, kendi kendine şöyle dedi:
“Bugün ona biat ediyorlar, yarın onu nasıl öldürebilirler?”
İmam buyurdular:
“Evet Abdulaziz, onları öldürecekler!”
Abdulaziz diyor:
“İçimden şöyle geçirdim: “İmam Cafer-i Sadık, bütün bunları hasedinden dolayı söylemiş olabilir mi?”
Abdulaziz daha sonra şöyle söylemiştir:
“Allah’a and olsun ki! Mansur’un, Abdullah Mahz’ın oğulları Muhammed ve Abdullah’ı öldürdüğünü kendi gözlerimle gördüm.”
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), Abdullah Mahz’ın oğlu Muhammed’i seviyordu ve Ebul Ferec bu hususta şöyle yazmıştır:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Abdullah Mahz’ın oğlu Muhammed’i gördükleri zaman gözlerinden yaş akıtarak şöyle buyuruyorlardı:
“İnsanlar, bunun hakkında aslı ve doğru olmayan şeyler söylüyorlar.”
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.151
192-Tarihin Takamülü
İnsan, yaratılış düzeni ile uyum içinde olmak olan takva yolunda hareket edecek olursa tabiat ile sulh içinde olur. Ama takva yolundan çıktığı zaman ise tıpkı bedende iş görmez ve vazifesini yapamaz hale gelmiş olan bir uzuv gibi olur ki bedenin diğer uzuvları, zaman içinde o iş göremez duruma gelmiş olan uzuv ile ilişki ve irtibatlarını kesip dışlarlar.
Eğer birileri çıkıp tabiat (madde) ötesi unsurların tarihe dahil edilip edilmeyeceğine inanacak olursa bu mesele, ilmi açıdan tartışılabilecek bir mesele olur.
Yani tarihi; insanların ahlakî ve tekamül yolunda ilerleyen ve hayatları sürekli olarak yaratılış ve tabiat ile uyum içinde olan toplumlar ile bunların tam tersi istikamette hayata sahip olan toplumların, birinci yolda olanların aksine her açıdan çirkin, haksızlık ve zulüm dolu bir hayat sürüp sürmedikleri bakımından araştırmak ve incelemek mümkündür.
Günümüze tartışma konusu olan meselelerden bir tanesi şudur:
“Beşeri toplumun ulaşabilmek için ilerlemekte olduğu tekamül hedefi, hakikati olan bir tekamül müdür?”
Çünkü tabiat ile muayyen bir tekamüle doğru gitmektedir ve yanlış bir yola girmesi durumunda teadülden sapması kaçınılmaz olacaktır.”
193-Beşerin Geleceği
İslam Peygamber’i (s.a.a), Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında şöyle buyurmuşlardır:
“Size Mehdi’yi müjdeliyorum! O, insanlar ihtilafa düştüğü zaman zuhur edecek, yer ve gök ehli ondan hoşnut olacaklar. O, malı kamil bir şekilde taksim edecektir.”
Sordular:
“Ya Resulallah! Kamil bir şekilde taksim etmek ne demektir?”
Buyurdular: “İnsanlara eşit bir şekilde verecektir.”
Muntahab-ul Eser 14. hadis
Allahu Teala yeryüzünü hiçbir zaman sahipsiz koymamış ve koymayacaktır. İnsanoğlu ne zaman bir çıkmaza girdi ise Allah, bir insanın eli ile bütün insanları kurtarmıştır.
Günümüz aydınlarının insanoğlunun geleceği için ne kadar büyük bir karamsarlık içinde olduğunu biliyor musunuz?
Ayrıca zahiri duruma bakıldığı zaman, zahiri gidişat dikkate alındığı zaman bu karamsarlığın, yerinde bir karamsarlık olduğunu biliyor musunuz?
Biz Müslümanlar, yüz yıl önce yaşamış insanlar gibi insanoğlunun yüz, bin, yüzbin yıl yaşayabileceğini ve insan soyunun tükenmeyeceğini ve Dünya’da da hayatın var olacağını söylüyor ama nimetin kadrini bilmiyoruz. Ama günümüz aydınlarının bir kesimi insanoğlunun sona gedliğini ve insan türünün yok olması gerektiğine inanıyorlar.
Böyle bir karamsarlık bataklığının içinde olan bilginlerden birisi de Albert Einstein’dır ve şöyle söylüyor:
“Büyük ihtimal ile insan, şaşırtıcı bir beceri ile kendi soyunu sonlandıracak ve kendi kendini yok edecektir. Çünkü ulaşmış olduğu öldürücü üretimler, insan türünü yok edecek seviyeye ulaşmıştır. Eskiden durum böyle değildi. Eski dönemlerdeki ister en en tehlikeli kimseler olsun isterse de en sevilen kimseler, kendi dönemlerinin en büyük güç ve kudretine sahip olsalardı dahi hiçbir şey yapamıyorlardı. Yaptıkları en büyük şey, 50.000-100.000 insanı öldürmekti sonrasında duruyorlardı. Haccac b. Yusuf 30.000 kişiyi öldürmüştü bundan fazlasını öldürme gücüne sahip değildi. O dönemin uygarlığı bundan fazlasının yapılmasına izin vermiyordu. Kılıç ve cellat ile ne kadar insan öldürülebilirdi? 30 yıl hükümet eden birisi her gün 2-3 kişiyi öldürecek olsa dahi 30.000 kişiyi geçmez.
Vampir Rum İmparatoru Sezar, daha ne kadar cinayet işleme gücüne sahipti?
Fikri olarak cinayetkar olmuş olsaydı dahi yapabileceği en büyük iş, yüksek bir yere çıkarak “Şu şehri yakın!” diyecekti ve kendisine bağlı olanlarda Sezar’ın söylediği şehri yakacaklardı. Onlar da Dünya’nın tamamını ateşe verip yakma gücü var mıydı? Ayrıca onların yakmış oldukları şehirlerin hangisi (mesela) Tahran kadardı? Tahran kadar olması mümkün değildir. Onların sahip olduğu imkanlar, Tahran gibi büyük şehirleri yakıp yok etmek için yeterli değildi. Ama günümüzde beşeri uygarlık öylesine gelişip ilerlemiştir ki, bir Sezar çıkıp bir delilik yapacak olursa çok büyük insan topluluklarını yok edebilir.”
Almanya Şansölyesi şöyle demiştir:
“3. Dünya savaşının çıkması durumunda bu savaşın galip ve mağlubu olmayacaktır. Şimdiye kadar meydana gelmiş olan savaşlarda sürekli olarak bir taraf galip ve diğer taraf ise mağlup oluyordu. Ama günümüzde, Dünya’nın en güçlü devletlerinin arasında bir savaş çıkması durumunda her iki tarafta yok olacağı için bu savaşın kazananı ve kaybedeni olmayacaktır.”
Günümüzde Dünya'nın barut üzerinde olduğunu farz edecek olursak bu baruttan daha tehlikeli olan şey, basılacak olan bir kaç tane düğmedir.
Buna göre Dünya'nın geleceğine karşı karamsarlık içinde olanların haklı olmaları, kaçınılmaz bir hakikat olmaktadır. Bu zahiri durum esas alınacak olursa karamsar olmamak için hiçbir sebep ve gerekçe de yoktur. Ümitli olmak, çocuklarımızın doğal bir yaşam-hayat sürüp kendi çocuklarını ve torunlarını görmelerini ummalarının hiçbir haklı tarafı bulunmamaktadır.
Ama bu hakikatin içinde bizlere ufuk açan ve ümit veren tek bir şey vardır ve o da dinin vermiş olduğu ilhamdır, Kur'an şöyle buyurmaktadır:
اَلَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
"Onlar gayba iman ederler."
Bakara Suresi 3. ayet
Geçmiş dönemlerde insanoğlu küçük yada orta ölçeklerde, kabile, şehir veya bölgesel olarak tehlikelerle yüz yüze kalmış ve Alemlerin Sahibi olan Allahu Teala, onları o tehlikelerden koruyup kurtarmıştır. Durum böyle olunca tehlike bütün Dünya’yı tehdit edecek olursa eskiden olduğu gibi yine Allah, lütfunu Dünya’dan ve insanlardan esirgemeyecektir.
Gandi şöyle demiştir:
“Avrupa deli ve mucit doludur. Mucitleri de delidir ve delice keşifler/buluşlar yapmaktadırlar.”
Din mantığından ve “Onlar gaybe iman ederler” mantığından elde etmiş olduğumuz bilgi ve veriler vardır ve bunlar, zahiri kurtarmak için değildir! Elde etmiş olduğumuz verilere göre, insanoğlu tamamen yok olmayacaktır. Geçmişte meydana gelmiş olan ve vuku bulmuş olan şeylerin tamamı, gelecekte meydana gelecek olan olayların mukaddimesidir. İnsanoğlunun geleceği vardır ve İslam Dini, o geleceğe aklın hakim olacağını beyan buyurmuştur.
Hadislerde şöyle buyrulmuştur:
“Hz. İmam Mehdi (a.s) zuhur edince Allah, lütuf ve ihsan elini insanların kafasına koyacağım” buyurmamıştır; Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
“O dönemde insanlar, yitirmiş oldukları akıllarını bulacaklardır.”
Muntahab-ul Eser Bab:1 Hadis:2
Dolayısıyla şimdiye kadar yapmış oldukları akılsızlıkları yapmayacaklardır.
Yine şöyle buyrulmuştur:
“Ömürler uzayacak, insan sağlığı olması gereken en üst seviyede olacak ve her açıdan emniyet hakim olacaktır. Öyle ki vahşi hayvanlar bile sulh içinde yaşayacaklardır.
Muntahab-ul Eser Bab:1 Hadis:2
Ve yine şöyle buyrulmuştur:
“Yeryüzü bağrında olanları dışa vuracaktır.”
Muntahab-ul Eser Bab:1 Hadis:78
Yani yeryüzün bağrında sizin bilmediğiniz çok sayıda hazine vardır. Adamlar, bu kadar insanın çok olduğunu ve yeryüzünün bunu kaldıramayacağını söylüyorlar. Bu doğru değildir, Allah’ın yaratmış olduğu bu yeryüzünde bu nüfusun kat ve kat fazlası bolluk içinde yaşayabilir.
Zuhur döneminde yeryüzü bağrında olan hazineleri dışa vuracak ve gökyüzü ise bereketini yağdıracaktır.
Bizler bu tür konuları, dinin öğretilerini esas alarak incelediğimiz için günümüzün sözde aydınlarına ve ileri dünyasına baktığımız zaman şunu görmekteyiz:
“İçinde yaşamış olduğumuz Dünya ile Dinin bize müjdelemiş olduğu Dünya’nın arasındaki durumumuz, bir tünelden geçmekte olan insanın durumu gibidir. Tünel karanlık bir yer olduğu için yapay ışıklar ile aydınlatılır ve tünelden çıkıldığı zaman ise Dünya’yı nasıl bir ışığın aydınlattığı görülür. Bu gerçek ışığın aydınlatmış olduğu Dünya’da adalet ve hürriyet gerçek manada hakim olur. Tevhidin hakikati ortaya çıkar ve Dünya’yı, bütün karanlıkları sonsuza kadar yok edecek şekilde ortadan kaldırarak aydınlatır.
Kur’an şöyle buyurmaktadır:
اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ
“Bilin ki, Allah yeryüzünü öldükten sonra yeniden diriltir.”
Hadid Suresi 17. ayet
Evet, Kur’an ölmüş olan bu yeryüzünü bahar mevsimi geldiği zaman yeniden diriltecektir.
Bu Ayet-i kerimeyi tefsir eden hadislerde şöyle buyrulmaktadır:
“Bu ayette kastedilen şey sadece yeryüzünün toprağı değildir, beşerin toplumsal dünyası da aynı şekildedir. Bir gün fesadın bütün yeryüzüne hakim olduğunu gördüğünüz zaman, beşeri toplum ölmüş olur ama siz ümitsizliğe kapılmayın, önünüzde bahar vardır ve o bahar kesinlikle gelecektir.”
“Onlar, gayba inanırlar.” buyruğunun da anlamı kısaca budur.
Yaratılışa ve gaybi yardımlara inanmak, iman etmek budur.
194-Mehdeviyyet, Büyük Bir Evrensel Felsefedir
Ey Mehdeviyyet’e İnananlar! Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki fikir ve düşüncelerimizi İslam Dininin emir ve buyruklarına uygun hale getirmeye çalışmalıyız! Çünkü meseleye inanan bizlerin kahrı ekseriyeti bu meseleyi çocuksu bir arzu yada kin ve intikam açısından bakmaktayız.
Bizler, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Allah’ın izni ile gelip, bizleri saadet okyanusuna sokmasını bekliyor gibiyiz ancak Mehdevîlik, bu değildir!
Mehdevîlik, çok büyük ve evrensel bir felsefedir. İslam Dini, evrensel bir din olduğu için Şialık (gerçek manada Şialık) da evrenseldir. Bu sebepten dolayı da Mehdeviyyet’i evrensel bir felsefe olarak görmemiz gerekir.
Kur’an şöyle buyurmaktadır:
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
“Biz Zebur’da, Zikir’den sonra (Tevrat’tan) yazdık ki, “Hiç şüphesiz ki, benim salih kullarım yeryüzünün hakimleri olacaktır.”
Enbiya Suresi 105. ayet
Bu ayette buyrulmuş olan şey, yeryüzünün tamamıdır; burada bir şehir, bölge veya ırk buyrulmuş değildir.
1-Herşeyden önce Dünya’nın gelecekte yok edilmeyeceğinin ümidini vermektedir. Bugün dünyada ve Batı uygarlığında insanlar öyle bir yere ulaşmışlardır ki, “İnsanın, kendi eli ile kazmış olduğu mezara girmesi için sadece bir atması gerektiği” fikri, hızla yayılmakta ve insanlara hakim olmaktadır.
Dünya’nın zahiri yapısına baktığımız zaman durumun böyle olduğunu biz de görüyoruz ama İslam Dini bizlere şöyle buyurmaktadır:
“İnsanoğlunun saadet dolu hayatı ileride başlayacaktır, bugün olanlar geçici şeylerdir.”
2-Gelecek olan zuhur dönemi, akıl ve adalet dönemidir. İnsan hayatı, üç dönemden oluşmaktadır:
1-Çocukluk Dönemi: Bu dönem, oyun ve çocukça düşünme dönemidir.
2-Gençlik Dönemi: Bu dönem, gazap ve şehvet dönemidir
3-Aklî kemal ve yaşlılık dönemi: Bu dönem ise kazanılan tecrübelerden faydalanıldığı, duygulardan uzaklaşıldığı ve insana, aklın hükümet ettiği dönemdir.
Beşeri toplumda da durum aynen bu şekildedir, beşeri toplumun da içine girerek yaşaması ve sırasıyla kat etmesi gereken üç aşama vardır ve bunlar:
1-Efsaneler Dönemi: Kur’an-i Kerim’de bu döneme, Cahiliyet dönemi denmektedir.
2-İlim ve Hükümet Etme Dönemi: Bu dönem, şehvet ve gazap dönemidir.
Eğer dönüp bir bakacak olursak içinde bulunduğumuz dönemin neyin ekseni etrafında döndüğünü göreceğiz. Asrımız genel olarak şehvet ve gazap dönemi içindedir. Bizim yaşadığımız dönem, silahların ve bombaların (yani gazabın) ve sadece benim istediğim olmalıdır tefekkürünün (yani şehvetin) hakim olduğu dönemidir.
Üçüncü dönem ise Akıl dönemidir.
Ne zorbaların hükümetinin, ne gazabın ve ne de şehvetin olmadığı dönemin gelmesi gerekmiyor mu?
Marifetin, adaletin, sulhun, insaniyetin ve maneviyatın gerçek manada hakim olacağı bir dönemin gelmesi gerekmiyor mu?
Böyle bir dönemin gelmeyecek olması nasıl mümkün olabilir?
Allahu Teala’nın bu alemi yaratıp, insanı da mahlukatının (yaratılmışların) en üstünü olarak yaratmasına rağmen insanoğlunu üst dönemine girmeden bu dünyadan aniden alıp götürmesi nasıl düşünülebilir?
Bütün bunlar, Mehdeviyyet’in çok büyük bir felsefe olduğunu ortaya koymaktadır.
195- Bir Tarihçinin Söyledikleri
Ebul Ferec İsfahi, emevi asıllı bir tarihçidir ve Şia da değildir. Mekatil-ut Talibiyyin adlı kitabında şöyle yazmıştır:
Zuhrî,1 Zeyd b. Ali b. Hüseyin’in,2 şehadet haberini aldığı zaman şöyle dedi:
“Bu Ehlibeyt, neden bu kadar acele ediyorlar? Onların Mehdisinin zuhur edeceği gün kesinlikle gelecektir.”
Bu sözler, Hz. Peygamber’in evlatlarından olan Hz. İmam Mehdi’nin gelecek ve zuhur edecek olmasının ne kadar kesin ve şüphesiz bir mesele olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü Zuhrî’ye, Zeyd’in kıyam ve şehadet haberi verildiği zaman aklına gelen ilk şey, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur ve kıyam meselesi olmaktadır.
Zuhrî’nin bu sözlerinin hak olup olmaması ayrı bir konudur. Bu sözlerde açıklanmış olan en önemli husus, Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeytinden olan birisinin kıyam edecek ve kıyamının başarıya ulaşacak olmasıdır.
Dipnotlar:
1-Zuhrî, Sünni akidesine sahiptir ve Zuhrî de tabiindendir. Hz. Peygamber’in (s.a.a) sahabelerini gören kimselere tabiin denmektedir ve Zuhrî, kendi döneminin büyük alimlerinden biridir.
2-Hz. İmam Zeynelabidin’in (a.s), Zeyd adındaki oğlu kıyam etmiş ve şehid edilmiştir. Zeyd’in nasıl birisi olduğu hakkında birbirinden farklı sözler söylenmişse de Şia rivayetlerinde İmamların, onun değerli biri olduğunu buyurdukları rivayet olunmuştur.
Usul-u Kâfi kitabında nakledilmiş olan bir hadiste Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s), Zeyd hakkında şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:
“Allah’a and olsun ki! Zeyd, şehid olarak Dünya’dan gitmiştir.”
Günümüzde Yemen’de yaşayan Zeydî Mezhebinin taraftarları, Hz. İmam Zeynelabidin’den (a.s) sonra Zeyd’in İmam olduğuna inanmaktadırlar.
Hz. Zeyd, iman ve takva ehli birisi idi ve bizim hadislerimizde buyrulmuş olduğu üzere marufu emir ve münkeri nehyetmek için kıyam etmiştir. Zeyd’in kıyamı, İmam olmak için yapılan bir kıyam değildir. Bu sebepten dolayı da Ehlibeyt Mektebi taraftarlarına göre Hz. Zeyd değerli ve salih bir kimsedir.
196-İlimlerin Varisi (Sahibi)
Hz. İmam Mehdi (a.s), hem Peygamberlerin ve Evliyaullah’ın ve hem de Ehlibeyt’in (a.s) diğer fertlerinin tamamının varisidir. Böyle bir güce sahip olan Hz. İmam Mehdi’nin (a.s), Ceddi Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) evrensel İslam Dinini bütün Dünya’ya hakim edebilme güç ve kudretine sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Ayetullah Cevad-i Amuli’nin Sözlerinden
197-Mehdeviyyet’in Tarihteki Etkisi
Hz. İmam Mehdi (a.s) ve Mehdeviyyet hakkındaki ayet ve hadisleri bir kenara bırakıp, İslam Dini’nin vaad etmiş olduğu Mehdeviyyeti bir başka açıda ele almak mümkündür.
Şöyle ki, “Mehdeviyyet, tarihi nasıl etkişlemiştir?”
İslam tarihini incelediğimiz zaman, bu hususta Hz. Peygamber’den (s.a.a) ve Emirelmuminin İmam Ali’den (a.s) elimize ulaşan hadislerin yanında hicri 1. asrın ikinci yarısından itibaren, Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki bilgilerin İslam tarihinin özünü oluşturduğunu görmekteyiz. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) bu meseleyi sıkça dile getirdikleri için bundan suistifadelerde olmuştur. Durumun böyle olması, Hz. Peygamber’in bu husustaki sözlerinin Müslümanların arasında geniş bir şekilde yayıldığının ve konuşulduğunun en açık delilidir. Aksi durumda birçok kimsenin bu meseleyi art niyetli olarak kullanmasına yer olmayacaktı.
Seyr-i Der Tarih-i Eimme-i Ethar c.1 s.286
198-Mehdeviyyet’in Tarihteki Etkisi
Mehdeviyyet’in tarih üzerindeki ilk etkisini, Ebu Ubeyd Es-Sakafi’nin oğlu Muhtar’ın, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) intikamını almak için başlattığı kıyamda görmekteyiz. Muhtar’ın siyasi kişiliğinin, Dinî kişiliğinin önünde olduğunda hiç şüphe yoktur, Muhtar’ın iyi yada kötü birisi olduğu konumuz dışındadır, bu yüzden Muhtar’ın bu yönü ile işimiz yoktur.
Muhtar, hem Hz. İmam Hüseyin’in katillerinden intikam almanın çok önemli olduğunu biliyordu hem de içinde bulunduğu zamanın çok uygun bir zaman olduğunu biliyordu ama insanlar, bu işi onun liderliği altında yapmaya hazır değillerdi.
Muhtar, Hz. Resul-i Ekrem’in haber vermiş olduğu Vadedilmiş Mehdi meselesini, Emirelmuminin Hz. İmam Ali’nin (a.s) oğlu Muhammed Hanefiye ile mevzu edip ortaya attı çünkü Emirelmuminin İmam Ali’nin o oğlunun adı Muhammed idi ve Hz. Peygamber de (s.a.a) şöyle buyurmuşlardı:
“Kıyam edecek Mehdi’nin adı, benim adımdır.”
Ve bu sebepten dolayı da Muhtar şöyle diyordu:
“Ey İnsanlar! Ben Mehdi’nin temsilcisiyim! Ben, Peygamber’in haber vermiş olduğu Mehdi’nin temsilcisiyim.”
Şu hususun bilinmesi gerekir ki, Sadr-ı İslam’dan beri Hz. İmam Mehdi’nin zuhur zamanının ne zaman olduğu belirlenmiş değildir. Sadece bazı özel-has kimseler onun kimin oğlu olduğunu biliyordu. Hz. Mehdi (a.s) hakkında, Hz. Peygamber (s.a.a) O’nun kendi evlatlarından olduğunu ve kesinlikle zuhur edeceğini buyurmuş ama ne zaman olduğu açıklanmamıştır.
Muhtar bir müddet Mehdi’nin naibi-vekili adıyla siyaset yaparken Muhammed Hanefiye’nin kendisinin, Vadedilmiş Mehdi olduğu iddiasını kabul edip etmediği bahis konusu olmuştur. Bazı kimseler Muhammed Hanefiye’nin intikam alabilmek için bu iddiayı kabul ettiklerini söylemişlerse de bu ispatlanamamıştır.
Fakat Muhtar’ın, Muhammed Hanefiye’yi Vadedilmiş Mehdi olarak ilan etmesinde hiçbir şüphe yoktur ve Keysaniyye mezhebi de buradan doğmuştur.
Keysaniyye Mezhebinin taraftarları, Muhammed Hanefiye’nin vefatından sonra şöyle söylüyorlardı:
“Hz. Mehdi, dünyayı eşitlik ve adalet ile doldurmadan ölmeyeceği için Muhammed Hanefiye ölmemiş, Rezva Dağında gaybete çekilmiştir.”
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.281
199-Mehdeviyyete İnanmanın Etkisi
Mehdeviyyet hakkında bilgi sahibi olmayanların bir bölümü, özellikle de Şia mektebi ve mezhebi hakkında bilgisiz olan kimseler, bazı kitaplarda yazılmış olan bazı sözlerden Mehdeviyyet meselesinin Hicri 3. asırdan sonra meydana geldiği vehmine kapılmışlardır. Yani Mehdeviyyet’in Hz. İmam Hüccet b. Hasan El Mehdi’nin (a.s) doğumundan sonra gündeme geldiğini ileri sürmüşlerdir.
Mehdeviyyet meselesinin açık bir şekilde beyan olunup olmadığını, ne zaman ve nasıl başlayıp söz konusu olduğunu kısaca açıklayacak olursak:
Mehdeviyyet meselesi, Kur’an da net ve açık bir şekilde “Kulli İlahi Müjde” halinde açıklanmıştır. Kur’an-i Kerim’i dikkatlice inceleyen bir kimse, bir çok Ayet-i kerime de Hz. İmam Mehdi’nin hem varlığını hem de gelecekte olması kesin bir İlahî irade ve takdir olduğunu açıkça görecektir.
Kur’an’ın bu husustaki ayetlerinden bir tanesi Enbiya Suresi’nin 105. Ayet-i kerimesidir:
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
“Hiç şüphesiz biz, Zebur’da Zikir’den (Tevrat’tan) sonra şöyle yazdık: “Hiç şüphesiz ki, salih kullarım yeryüzüne hakim olacaktır.”
Allahu Tebareke ve Teala bu ayet-i kerime de şöyle buyurmaktadır:
Biz daha önceleri Tevrat’ta yazmıştık, sonra da Zebur’da şöyle yazdık ve ilan ettik: “Salih kullarım kesinlikle yeryüzüne, yani Dünya’nın tamamına hakim olacaklardır.
Burada bir bölge, şehir veya bir ülke mevzu bahis değildir; burada, Dünya’nın tamam söz konusudur; hedef ve fikir, çok büyüktür ve Dünya’nın tamamıdır.
Yeryüzü sonsuza kadar zalim ve zorbaların yönetiminde ve elinde kalacak değildir. Bu, geçici bir süreliğine böyle olacaktır ve salihler, Dünya’nın tamamına hükümet edeceklerdir ve bu dönem, gelecekte muhakkak olacaktır.
Bu Ayet-i kerimenin anlamının bu şekilde olduğu hususunda en küçük bir şüphe dahi yoktur.
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.278
200-İlahî İlke (Sünnet)
Dünya’nın gidişatı mecrasından çıkmaya başladığı her zamanda Allahu Teala tabiat kanunları ile öngörülmesi mümkün olmayan ani bir değişiklik meydana getirmektedir. Evet Din, insanın gözlerini açmak ve insan aklını sırada olayların inhisarından kurtarmak için gelmiştir.
201-İmam’ın Peşisıra
Ebu Reca Mısrî şöyle demiştir:
Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) irtihalinden sonra 2 boyunca İmam’ı aradım durdum ama ulaşamadım. 3. yıl Medine’nin Seriya mahallesinde İmam Hasan Askeri’nin oğlunu aramaya başladım. Ebu Ğanem, akşam kendisine misafir olmamı söyledi.
Oturmuş düşünüyor ve kendi kendime şöyle diyordum:
“3 yıldır arıyorum, bir İmam olsaydı görünürdü.”
Bu şekilde düşünürken sahibini görmediğim bir ses işittim, şöyle diyordu:
“Ey Nasır b. Abdurrabbeh! Mısır halkına sor, Allah Resulünü gördükten sonra mı kendisine iman ettiler?”
Ben kendim dahi babamın adını bilmiyordum çünkü Medain şehrinde Dünya’ya geldiğim zaman babam vefat etmiş ve Nevfilî, beni yanına alıp Mısır’a götürmüştü ve Mısır’da büyümüştüm.
Bu sesi ve sözü duyduktan sonra hızlıca yerimden kalktım ve Ebu Ğanem’in evine gitmeden Mısır’a geri döndüm.”
Kemal-ud Din c.2 s.250
202-Tarih’in Dilinden
İslam ümmetinin her kesimi (Şii-Sünni) nezdinde, Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) döneminde hak olmayan ve isyankar halifenin, özel birimler oluşturarak o Hazreti ve ailesini her bakımdan kontrol altında tuttuğu bilinen bir hakikattir.
İmam’ın oğlunu bulabilmek için aile fertlerinin tamamı hem sıkı kontrol altında idiler hem de o Hazretin cariyelerinden bazıları hapis edilmişlerdi.
Zalim Halifenin, bu iş için görevlendirmiş olduğu kimselerden bir tanesi, Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) öz kardeşi Cafer idi.
Cafer, İmamet hayalleri kurduğu için kardeşinin oğlunun ortadan kaldırılmasından sonra İmam olmayı planlamıştı. Ama Allah’ın gaybete çekme iradesi, gaybete çekilen Peygamberlerde muhakkak olduğu gibi o Hazret için de muhakkak oldu ve Hz. İmam Mehdi (a.s) gaybete çekildi.
Kemal-ud Din c.1 s.46
203-Hz. İmam Mehdi (a.s) Kesinlikle Vardır
Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) İsmail adında bir oğlu vardır ve İsmailiyye mezhebinden olanlar ona bağlı olanlardır. İsmail, Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) hayatta iken vefat etmiştir ve İmam oğlu İsmail’i çok seviyordu.
İsmail vefat edince cenaze işleri yapıldıktan sonra İmam, oğlunun cenazesinin yanına geldiler, oğlunun cenazesinin sarılmış olduğu kefeni açıp İsmail’in yüzünü ashabına göstererek, buyurdular:
“Bu, benim oğlum İsmail’dir, vefat etmiştir. Yarın onun Ümmetin Mehdisi olduğunu ve gaybete çekildiğini iddia etmeyin. Onun yüzüne bakın, kim olduğunu görün ve sonra, vefat ettiğine şahitlik edin.”
Evet, bütün bunlar Mehdeviyyet meselesinin en küçük bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde İslam ümmetinin nezdinde kesin olduğunu ortaya koymaktadır.
204-Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Ömrünün Uzun Olması
Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında sorulan sorulardan ve yapılan itirazlardan bir tanesi, o Hazretin ömrünün uzun olmasıdır.
“Bir insanın bu kadar uzun bir ömre sahip olup yaşaması nasıl mümkün olabilir?” denilmektedir.
Bu konunun aydınlığa kavuşması için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekir:
1-İnsan hayatının belirli bir ölçü, sınır ve miktarı yoktur ve sınırı olmadığı içinde onu aşmanın mümkün olmadığı söylenemez. Şimdiye kadar hiçbir bilim insanı, “İnsanın bu Dünya’da yaşayabileceği süre, azami şu kadar yıldır ve yıla gelindiği zaman kesinlikle ölüp bu Dünya’dan gitmesi gerekir.” şeklinde bir söz söylemiş değildir.
Aksine hem önceki dönemlerin hem de günümüzün (hem Doğu’nun hem de Batı’nın) bilim adamları, insanoğlunun ömrünün sınırının olmadığını ve gelecekte insanın ölümü, önemli ölçüde geciktirebileceğini ve böylece de uzun yıllar Dünya’da yaşayabileceğini söylemiş ve söylemektedirler.
Bu ilmi veriler, bilim adamlarına başarıya ulaşma umudu verdiği için gece-gündüz araştırma ve deneyler yapmaktadırlar ve yapmış oldukları bu deneylerin büyük çoğunluğunda da başarıya ulaşmışlardır.
Bu araştırma ve deneyler, ölümünde diğer hastalılar gibi neden ve sebepleri olduğunu ve bu sebeplerin teşhis edilip önlenmesi halinde mevcut ortalama yaşam süresinden daha uzun yaşanabileceğini ortaya koymaktadır.
2-Hayvan, bitki ve insan türünden bazı canlıların, türlerindeki diğer canlılara oranla daha uzun yaşadıkları keşfedilmiştir. Bu tür insanlar olduğunun bulunmuş olması, o türden olanlar için aşılması imkansız uzun hayat ve yaşam sınırlamasının olmadığının en açık delillerinden bir tanesidir. İnsanların büyük çoğunluğunun 100 yaşından sonra öldükleri doğrudur ama bunun böyle olması insanın 100 yıldan fazla yaşayamayacağına delil olmaz çünkü 100 yılın üzerinde yaşayan sayısız sayıda insan vardır ve bunların 120, 150, 180 yıl yaşamış olmaları, insanın Dünya’da yaşayacağı müddetin sınırı olmadığını ortaya koymaktadır.
3-Yaşlılık önlenemeyecek bir kader değildir, aksine tedavi edilmesi mümkün olan bir hastalıktır. Tıp ilmi bugüne kadar birçok hastalığın neden ve sebeplerini ve tedavi yollarını bulabildiği gibi gelecekte yaşlanmanın sebeplerini bulup, tedavi yollarını insanların hizmetine sunması da mümkündür. Birtakım bilim insanları gençlik iksirini bulmak için çırpınıp duruyorlar ve belli bir ölçüye kadar muvaffak da olmuşlardır. Bu başarılar, gelecekte insanların yaşlanmaya galebe edebileceklerini göstermektedir.
Hem söylemiş olduğumuz bu hususları hem de bilim adamlarının yapmış oldukları çalışmalarda elde etmiş oldukları sonuçları dikkate aldığımız zaman şu neticeye ulaşmaktayız:
“Beden yapısı bakımından kamil derecede olan;
bedenin temel uzuvları olan kalp, beyin, sinir sistemi, böbrek, akciğer ve midesi sağlam olan;
sağlık kurallarının tamamını bilen ve eksiksiz uygulayan;
yiyecek ve içeceklerin özelliklerini bilen ve faydalı olanları kullanan;
mikropların tamamını, bütün özellikleri ile birlikte tanıyan;
nelerin zehirli olduğunu bilip onlardan kaçınan;
bedenin ihtiyaç duyduğu yiyecek ve vitaminleri zamanında ve ölçüsünde bedene yükleyen;
anne ve babasından hiçbir kalıtsal hastalık taşımayan;
beden ve beynin tahrip ve çökmesine sebep olan kötü ahlak ve fikri ızdıraptan uzak duran;
ruh ve bedene hayat veren güzel ahlakın tamamına sahip olan kimse ve bütün bunların yanında ruhî ve cismî tedbiri kemal seviyesinde olan kimse, kendi hemtürlerinden ciddi ve kıyaslanamayacak derecede farklılıklara sahip olduğu için binlerce yıl yaşayabilir. İlim, bu şartlara sahip olan kimselerin çok uzun yıllar yaşamasının mümkün olduğunu ispatlamıştır.”
Bu sebeplerden dolayı, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) uzun ömürlü olmasını imkansız olarak görmek mümkün olmadığı gibi ilim ve akıl bunun mümkün ve olması gereken bir ömür olduğunu ortaya koymaktadır.
Bunlardan daha önemli olan husus ise şudur:
“Bir kimsenin varlığı, alem için şart ve olmazsa olmaz zaruri olduğu zaman mutlak kudret sahibi olan Allahu Teala’nın bunu yapmasında (o kimsenin çok uzun bir hayat sürmesini irade etmesinde) ne tür bir sakınca olabilir? Bu iş, Allah’ın gücünün dışında mıdır ki olması imkansız olmuş olsun.”
Dünya’nın Adaletçisi s.201
205-Murtaza Mutahhari’ye Göre İmam Mehdi’nin (a.s) Ömrü
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) konusu açıldığı zaman insanların bir çoğu şöyle söylemektedirler:
“Bir insanın 1200 yıl yaşaması mümkün müdür? Böyle bir şeyin olması tabiat kanunlarına aykırıdır.
Bu fikre sahip olanlar, Dünya’da meydana gelen olayların tamamını tabiat kanunlarına (yani günümüz insanlarının sahip olduğu ilme) %100 uygun olduğunu sanıyorlar. Aksine tarih boyunca bütün canlıların (insanların, hayvanların ve bitkilerin) hayatında meydana gelen büyük değişimlerin tamamı normal olmayan değişimlerdir.
Acaba yeryüzünde canlıya dönüşen ilk nutfe tabiat-dünya ilmine uygun bir olay mıdır?
Yeryüzünde meydana gelen ilk hayat hangi doğal kanunlar ile açıklanabilir?
Günümüz ilmine göre yeryüzü kırk milyar yaşındadır. Milyonlarca yıl önce bizim Dünyamız kızgın ve yakıcı bir küre idi ve burada hiçbir canlının yaşayabilmesi mümkün değildi. İlmi tahminlere göre milyarlarca yıl geçtikten sonra yeryüzünde ilk canlı vücuda gelebilmişti.
Günümüzün ilmi ise canlıların sadece canlıdan türediğini ve canlının, canlı olmayan bir şeyden türemesinin mümkün olmadığını söylemektedir. Ama ilim bugüne kadar yeryüzünde meydana-vücuda gelen ilk canlının, yani birleşip canlıya dönüşen ilk nutfenin nasıl birleşip de canlıya dönüştüğünü açıklayabilmiş değildir. İlk nutfenin birleşip vücuda gelmesi Dünya’da meydana gelen en büyük olaylardan bir tanesidir ama ilim, bugüne kadar bunu açıklayabilmiş değildir.
Bu hususta şöyle söylemektedir:
“Hayatı meydana getiren ilk nutfe-hücre gelişerek iki kısıma ayrılmaktadır ve bunlardan biri bitkisel, diğeri ise hayvani boyutlardır, birbirilerinden tamamen farklı özelliklere sahiptirler ama aynı zamanda birbirilerini tamamlamaktadırlar.
Şaşırtıcı olan husus ise şudur:
“Bitki olmayacak olursa hayvan vücuda gelemediği gibi hayvan olmadığı zamanda bitki var olamıyor. Bu durum özelliklede atmosferde olan gazların alınıp verilmesinde ve solunup dışarı çıkarılmasında böyledir.
Bu olayda meydana gelen başka büyük bir değişimdir fakat ilim ise bugüne kadar bunu dahi açıklayabilmiş değildir.
Nutfeden hayvani ve bitkisel boyutların nasıl meydana geldiği açıklanabilmiş değildir.
Burada şunu sormamız gerekir:
“Acaba vahyin inmesi sıradan bir olay mıdır?
Tabiat-Dünya ötesinden bir kimseye emir ve kuralların gelmiş olması bir insanın 1200 yıl yaşamış olmasından daha küçük bir şey midir”
İnsanın uzun yıllar yaşayabilmesi doğal bir olaydır ve bilim insanları bunun doğal ilkelerini bulmaya çalışıyorlar. Bilim insanları bir takım ilaçlarla insan ömrünü uzatmaya çalışmaktadırlar.
Şu halde kimse çıkıp, “Tabiat kurallarına göre insan bu Dünya’da 80-100 yıl yada 150-200 yıldan fazla yaşayamaz” diyemez.
İnsanların bedenini oluşturan hücrelerin hayati evrelerinin olduğu doğrudur ama sınırlı şartlar içinde geçerlidir.
Bir gün yapılacak bir keşif neticesinde, çok küçük bir şey ile insan ömrünün 500 yıla kadar yada daha fazlasına çıkartılabilmesi mümkün olacaktır ve bu insanın şüphe edeceği bir şey değildir. Bu, bu Dünya’da meydana gelmiş olan sıradan olaylar gibi bir olaydır.
Buna göre İmam Mehdi’nin (a.s) ömrünün uzun olması ne tartışılacak bir meseledir ne de şüphe duyulacak bir olaydır.
Seyr-i Der Sire-i Eimmei Ethar (a.s) c.1 s.267, Murtaza Mutahhari
206-Dikkat Çeken Bir Husus
Tarihi Mısır kazılarında yapılan kazı çalışmalarının birisinde Mısır Firavunlarının mezarında eski Mısır’dan kalma buğday başaklarından birisi bulunmuş ve bu buğday tanelerinde hayat olup olmadığının öğrenilmesi için buğday taneleri ekilmiş ve ekilen buğdaylar yeşerip ürün vermiştir.
Hz. İmam Mehdi’nin (canlar ona feda olsun) hayatını, bu buğday taneleri ile kıyasladığımız zaman, o Hazretin ömrünün bu buğday tanelerinin yaşı kadar dahi olmadığını göreceğiz. Ayrıca bu hususta bir çok akli ve nakli delillerde vardır.
Binbir Nokta, Allame Hasanzade Amuli s.139
207-Hz. İmam Mehdi’nin Ömrünün Uzun Olması
Hz. İmam Mehdi’nin ömrünün uzun olması hususunda birçok söz söylenmiştir; ama o hazretin ömrünün uzun olmasındaki en önemli faktör, Allahu Teala’nın iradesinin işin içinde olmasıdır. İlahi kitaplarla, özellikle de Kur’an-ı Kerim ile ilişkisi olan kimseler, alemde hem birçok olağan dışı işler olmuştur hem de birçok mucizeler, mucizeler meydana gelmiştir ve bunların tamamı Allahu Teala’nın sonsuz kudreti ile meydana gelmiştir.
Örnek verecek olursak: Hud suresinin 37 ve 38. ayet-i kerimelerinde Hz. Nuh’un (a.s) uzun ömrünü; Enbiya suresinin 69. ayet-i kerimesinde ateşin Hz. İbrahim’ (a.s) için soğuk ve etkisiz hale gelmesini; Kasas suresinin 33. Taha suresinin 20. ve Şuara suresinin 32. ayet-i kerimesinde Hz. Musa’nın (a.s) asasının ejderhaya dönüşmesini; Enbiya suresinin 91. ayet-i kerimesinde Hz. İsa’nın (a.s) babasız olarak dünyaya gelmesini ve Meryem suresinin 27 ve 34. ayet-i kerimelerinde ise o hazretin kundakta, beşikteyken konuşma meselelerini söyleyebiliriz.
Allahu Teala sadece birkaç tane örnek verdiğimiz olağan dışı işleri yapmaya kadir olduğuna göre, Hüccetini de uzun yıllar yaşatmaya muktedirdir.
Kur’an-ı Kerim’e baktığımız zaman birtakım kimselerin uzun yaşadıklarını ve yaşamakta olduklarını görmekteyiz:
Hz. Nuh’un (a.s) tufandan önce 950 yıl yaşadığı Ankebut suresinin 14. ayet-i kerimesinde buyurulmaktadır. Hz. Nuh (a.s) tufandan sonra da yaşamış ve tarih kitaplarında 2500 yıla kadar yaşadığı yazılmıştır.
Yahudilerin “Biz İsa’yı yakalayıp öldürdük” sözlerine karşılık Kur’an’da şöyle buyurulmuştur:
“Allah onu göğe yükseltmiştir.” ve bu olay Nisa suresinin 158. ayet-i kerimesinde buyurulmuştur.
Ayrıca birçok hadiste Hz. İsa’nın yaşadığını, gökte olduğunu ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurundan sonra yere inip o hazretin arkasında namaz kılacağı buyurulmuştur.
Bu sebepten dolayı da Hz. İmam Mehdi hakkında yazılmış olan kitapların büyük çoğunluğuna Muammerin (uzun ömürlü olanlar) adında ayrı bir bab-, başlık açılmıştır; açılmış ve uzun ömür sahiplerinin adları ve kim oldukları yazılmıştır.
Evet, tıp ilmi insan ömrünü 70, 80, 100 yıl ile sınırlamamaktadır. Aksine insan bedenini vücuda getiren uzuvların uzun bir hayat sahibi olacak şekilde yaratıldığını ortaya koymaktadır. İnsan ömrü ile diğer canlıların hayat süreleri üzerinde uzun ve kapsamlı araştırmalar yapmış olan bir bilim adamı, insan bedeninin binlerce yıl yaşayabilecek şekilde yaratıldığını ispatlamıştır.
İlk Akademi ve Son Peygamber c.2 s.220
Bir başka bilim adamı ise şöyle söylemiştir:
“İnsan için belirli ve sınırlı müddette bir hayat süresi düşünmek imkansızdır.”
Muslihi Cihan s.67
208-Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi’nin Dilinden Hz. İmam Mehdi’nin Uzun Ömürlü Olması
Şia’nın muhalifleri, 12. İmam Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) şimdiye kadar yaklaşık olarak 1200 yıl yaşında olması gerektiğini ama böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylüyorlar.
Bu sözlerin sahipleri hakikati kabul etmekten uzaklaşmak için bunu söylemektedirler. Gaybette olan İmam hakkında Hz. Resul-i Ekrem’in ve Ehlibeyt İmamlarının (a.s) buyurmuş oldukları sözlere müracaat edenler, gaybetteki İmam’ın yaşam şeklinin olağan dışı bir yaşam şekli olduğunu göreceklerdir.
Olağan dışı olmak demek imkansız demek değildir ve ilim, olağan dışı olan şeyleri/olayları reddedebilmiş değildir. Çünkü bu dünyada olan ve iş yapan vesilelerin sadece biz insanların görebildiği ve tanıdığı vesilelerden ibaret olduğunu ve bunların haricinde vesilelerin olmadığını ispatlayabilmek mümkün değildir. Bu sebepten dolayı da bazı kimseler de bizlerin görüp bilmedikleri vesilelerin olmasından dolayı bin yıl ya da birkaç bin yıl yaşayabilmeleri mümkündür ve bunun reddedilebilmesi imkansızdır.
Bu sebepten dolayıdır ki tıp dünyası uzun yıllardır uzun yaşamanın yolunu bulma hususunda yapmış olduğu çalışmalarda çıkmaza girip ümitsizliğe düşmüş değildir. İlahi kitaplara sahip olan Müslümanların, Yahudi ve Hristiyanların bu tür sözleri söylemeleri çok şaşılacak şeydir.
İslam’da Şiilik, Allame Tabatabai s.125
209/210-Uzun Ömür Sahipleri
Mesudi, kendi kitabında uzun ömür sürmüş olan kimselerin bazılarını isim ve kaç yıl yaşadıkları ile birlikte yazmıştır:
Adem 930 yıl, Şis 912 yıl, Enuş 960 yıl, Kenan 920 yıl, Mehlail 700 yıl, Lut 732 yıl, İdris 300 yıl, Matuşalih 960 yıl, Lamek 790 yıl, Nuh 950 yıl, İbrahim 195 yıl, Keymers 1000 yıl, Cemşid 600 yıl ya da 900 yıl. Ömer İbn Amr Amir 800 yıl, Ad 1200 yıl.
Mürevvic-uz Zeheb c.1 s.201
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: “Babam, dedemiz Hz. Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve alih) şöyle buyurduklarını buyurdular:
Ebul Beşer Adem 930 yıl, Nuh 2500 yıl, İbrahim 175 yıl, İbrahim oğlu İsmail 120 yıl, İbrahim oğlu İshak 180 yıl, İshak oğlu Yakup 120 yıl, Yakub oğlu Yusuf 120 yıl, Musa 126 yıl, Harun 133 yıl, Davud 110 yıl ki 40 yıl padişahlık yapmıştır ve Davud oğlu Süleyman da 712 yıl yaşamıştır.”
Kemal-Din c.2 s.308-309
211-Sahte Mehdiler
Mehdeviyyet ilkesi köklü bir ilkedir ve Sadr-ı İslam’ın kesin ve şüphesiz meselelerinden bir tanesiydi. Durum böyle olduğu için de geçmişte birçok sahte mehdiler türemiştir ve biz burada adları tarihte kayıt altına alınmış olan sahte mehdilerin bazılarını açıklayacağız:
İnsanların bir kesimi Muhammed b. Hanefiyye’nin Mehdi olduğu vehmine kapılmışlardır ve onun ölmediğini, Redva Dağı’nda gaybete çekildiğini ve zuhur edip dünyayı hak ve adaletle dolduracağını söylemişlerdir.
El Milel ven Nihel c.1 s.242; Fırak-uş Şia lil Nevbahtî s.255
Zeydiyye fırkasından olan bir kesim, Hasan oğlu Abdullah’ın oğlu Muhammed’i Mehdi görmüş ve zuhurunu beklemişlerdir.
El Milel ven Nihel c.1 s.256; Fırak-uş Şia s.62
Navusiye fırkası, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ı (a.s) Mehdi, yaşıyor ve gaybette kabul ediyorlar.
El Milel ven Nihel c.1 s.273; Fırak-uş Şia s.67
Vakfiyye fırkası, Hz. İmam Musa Kazım’ın (a.s) Mehdi olduğuna, gaybette olduğuna, zuhur edip dünyayı adaletle dolduracağına inanıyorlar.
El Milel ven Nihel c.1 s.278; Fırak-uş Şia s.80-83
İsmailiyye fırkasının bir bölümü, İsmail’in ölmediğini ve hayatta olduğunu, takiyye edildiği için gizlenildiğine inanmaktadırlar.
El Milel ven Nihel c.1 s.279; Fırak-uş Şia s.67
Bakırıyye fırkası, Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) Vaadedilmiş Mehdi olduğuna inanmaktadırlar.
Tenbihat-ul Celile fi Keşfil Esraril Batile c.4 s.245
Muhammediyye fırkası, Hz. İmam Muhammed b. Ali Taki’nin (a.s) oğlu 10. İmam Hz. İmam Ali b.Muhammed Naki’nin (a.s) oğlu Muhammed’in Mehdi, hayatta ve gaybette olduğuna inanmaktadırlar. Oysaki İmam Hadi’nin oğlu Muhammed, İmam hayattayken vefat etmiştir.
El Milel ven Nihel c.1 s.245
Cevaziyye fırkası, Hz. İmam Hüccet b. Hasan’ın (a.s) bir oğlunun olduğuna ve onun Mehdi olduğuna inanmaktadırlar.
Tenbihat-ul Celile fi Keşfil Esraril Batile c.4 s.245
Haşimiye fırkasından ayrılan bir fırka Abdullah b. Harbî’nin hayatta, gaybette ve Mehdi olduğuna inanmaktadırlar.
El Milel ven Nihel c.1 s.245
Mübareke fırkasından olan bir fırka Muhammed b. İsmail’in Mehdi ve gaybette olduğunu iddia etmişlerdir.
El Milel ven Nihel c.1 s.279
Yezidiye fırkası Yezid’in göğe yükseldiğine ve zuhur edip dünyayı hak ve adaletle dolduracağına inanıyor.
El Yezidiye li Demluci s.164
İsmailiye fırkası şöyle söylemektedir:
Hadislerde geleceği haber verilmiş olan Mehdi Muhammed b. Abdullah’tır ve o Mısır ve Fas bölgelerinde hükümet etmiştir.
Ravzat-us Safa Tarihi c.4 s.181
İmamiyye mektebinden olan bir fırka ise şu iddiada bulunmuşlardır:
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) yaşıyor ve kıyam edecek olan Mehdi odur. Şimdilik gaybet dönemindedir ve vakti geldiği zaman zuhur edip dünyayı eşitlik ve adaletle dolduracaktır.
Yine Ehlibeyt mektebinden olan İmamiyye mektebinden bir başka fırka ise şöyle inanmaktadırlar:
İmam Hasan Askeri (a.s) kıyam edecek olan Mehdidir. Ölmüştür ama dirilip kıyam edecektir çünkü kıyam etmenin anlamı öldükten sonra kıyam etmektir.
El Milel ven Nihel c.1 s.284; Fırak-uş Şia s.96-97
Ebu Müslim fırkası, Ebu Müslim Horasani’nin gaybetteki İmam olduğuna inanmaktadırlar.
Fırak-uş Şia s.47
Karamita fırkası Muhammed b. İsmail’in gaybete çekilen İmam olduğunu iddia ediyor ve onun Rum bölgesinde yaşadığına inanıyorlar.
El Mehdiyyetu fil İslam s.170, Fırak-uş Şia s.72
Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) Mehdi olduğuna inanan başka bir grup ise onun öldükten sonra diriltildiğini, o günden bu tarafa gaybette yaşadığını ve bir gün zuhur edip dünyayı hak ve adaletle dolduracağına inanmaktadırlar.
212-Sahte Mehdiler
2. İmam Hz. İmam Hasan’ın (a.s) kendi adında (Hasan adında) bir oğlu vardı ve ona İkinci Hasan denilmektedir. İkinci Hasan, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) kızı Fatime ile evlenmişti. Hasan ve Fatime’den Abdullah adında bir erkek çocuk dünyaya gelmiştir. Abdullah hem baba hem de anne tarafından Hz. İmam Ali (a.s) ve Hz. Fatime (s.a) torunu olduğu için kendisine Safkan Abdullah deniliyordu.
Safkan Abdullah’ın Muhammed ve İbrahim adında iki oğlu vardı ve bu iki çocuk Emevi yönetiminin son dönemlerinde, h.k 130 yılında yaşamışlardır. Muhammed çok azamet sahibi birisi olduğu için kendisine Nefs-i Zekiye deniliyordu. Emevi döneminde İmam Hasan’ın soyundan olan sadat kıyam etmişlerdi ve Abbasiler dahi Abdullah’ın oğlu Muhammed’e biat etmişlerdi.
Abbasilerin Muhammed’e biat etmesinden sonra Hz. İmam Cafer-i Sadık’ı (a.s)’ı çağırtıp şöyle dediler:
“Sen de Hasaneyn Seyyidsin (İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in soyundansın) Muhammed’e biat etmeni istiyoruz.”
İmam Sadık (a.s) buyurdular:
“Kıyam etmekteki maksadınız nedir? Marufu emretmek ve münkeri nehyetmek için kıyam ediyorsanız size destek olurum. Ama onun vaadedilmiş Mehdi olduğunu iddia ettiğiniz için kıyam ediyorsanız bilin ki; bu ümmetin Mehdisi, o değildir. Mehdi başka birisidir. Bu durumda ben sizin kıyamınızı kabul etmiyorum.”
Abdullah’ın oğlu Muhammed’in hem adı Muhammed idi hem de omuzunda bir ben vardı ve bu sebepten dolayı da insanlar onun vaadedilmiş Mehdi olabileceğini söylüyorlardı ve bu sebepten dolayı da kendisine biat etmişlerdi.
Mehdeviyyet meselesi Sadr-ı İslam’dan beri Müslümanların arasında o kadar meşhur ve kesin bir meseleydi ki birisi kıyam ettiği zaman eğer biraz da olsa salih birisiydi ise hemen Mehdi olduğu ilan ediliyor ve şöyle söyleniyordu:
“Bu kişi Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve alih) haberini verdiği Mehdi’nin ta kendisidir. Eğer böyle olmamış olsaydı şunlar ve şunlar olmazdı.”
Seyr-i Der Sirei Eimmei Ethar (a.s) c.1 s.286
213-Sahte Mehdiler
Abbasi halifelerinden bir tanesinin adı Mansur oğlu Mehdidir. Abbasilerin 3. halifesidir ve Abbasilerin Mehdisi diye de meşhurdur.
Tarihçiler kendi kitaplarında Mansur’un siyasi kazanç ve çıkar sağlamak için oğlunun adını kasten Mehdi koyduğunu ve bu şekilde en azından insanların bir kesimini aldatmayı planladığını yazmışlardır.
Mekalit-ul Talibiyyun ve bazı diğer kitaplarda şöyle yazılmıştır:
Mansur özel yerlerde yakınlarına oğlunun Mehdi olduğunu söylemesinin yalan olduğunu ve bunu insanları aldatmak ve yanında tutabilmek için söylediğini itiraf ediyordu.
Bir gün yakınlarından olan Müslim b. Katibe adında birisiyle karşılaşmıştı, ona şöyle dedi:
“Şu safkan Muhammed b. Abdullah neler söylüyor?”
Müslim dedi: “Muhammed b. Abdullah ümmetin Mehdisi olduğunu söylüyor.”
Mansur dedi: “Hayır, yalan konuşuyor. Ne o ümmetin Mehdisidir ve ne de benim oğlum.”
Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve alihi) Hz. Mehdi hakkındaki hadislerinin hem çok olması hem de halkın genelinin arasında yaygın olmasından dolayı birileri çıkıp mehdilik iddiasında bulundukları zaman insanlar hiçbir araştırma yapmadan ve Hz. Mehdi’de olması gereken özelliklerin neler olduğunu öğrenmeden o yalanlara kanıp yalancı mehdilere tabi oluyorlardı.
214-Sahte Mehdiler
Medine müftülerinden-fakihlerinden olan Muhammed b. Eclan, safkan Muhammed b. Abdullah’a biat etmişti. Abbasiler hilafeti ellerine aldıktan sonra Hasani Seyyidleri öldürmeye başladılar. Mansur halife olduktan sonra bu müftüyü çağırttı, Muhammed’e biat ettiğini tespit etmişti; azarlayıp kınadıktan sonra ellerini bağlattı ve dedi:
“Düşmana biat eden ellerin kesilmesi gerekir.”
Medine fakihlerine mektup yazılıp durumdan haberdar edilmelerinin üzerine Medine müftüleri toplanıp affedilmesini istediler ve Mansur’a şöyle dediler:
“Ey halife! Muhammed b. Eclan fakih ve hadis alimidir ve suç işlemiş değildir. Hz. Mehdi hakkındaki hadisleri görünce safkan Muhammed’in Ümmetin Mehdisi olduğunu zannettiği için ona biat etmiştir. Yoksa size düşman olduğu için ona biat etmiş değildir.”
İslam tarihine baktığımız zaman Mehdilik meselesinin çok önemli meselelerden bir tanesi olduğunu hemen görmekteyiz. Bu sebepten dolayı da İslam tarihinde meydana gelmiş olan olayların büyük bölümü, çok önemli bir mesele olan Mehdeviyyet meselesinden dolayı meydana gelmiştir.
İmamlarımızdan birçoğu şehit edilip dünyadan gittikleri zaman taraftarlarının bir kısmı ölmediğini, gaybete çekildiğini ve Mehdi olabileceğini söylüyorlardı.
Hz. İmam Muhammed Bakır, İmam Cafer-i Sadık ve İmam Musa Kazım (aleyhum selam) için de bu tür iddialarda bulunulmuştur.
Seyr-i Der Sirei Eimmei Ethar (a.s) c.1 s.286
Kutsal Kitaplarda İmam Mehdi (a.s)
215- Varis
Kur’an’da şöyle buyurulmuştur:
وَعَدَ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دٖينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْناًؕ يَعْبُدُونَنٖي لَا يُشْرِكُونَ بٖي شَيْـٔاًؕ وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
“Allah sizden inanıp salih amel yapanları, ondan önce nasıl yeryüzüne sahip ve hakim kıldıysa onları da kesinlikle yeryüzüne sahip ve hakim kılmayı ve onlara razı ve hoşnut olduğu dini nasip edip ve o dini bütün dinlerden üstün kılmayı ve korkularını emniyete tebdil etmeyi vaat etmiştir. Bana kulluk etsinler ve hiçbir şeyi bana eş-ortak tutmasınlar. Ve bundan sonra kim kafir olursa onlar buyruktan çıkanların, fasıkların ta kendileridir.”
Nur Suresi/55
Birtakım müfessirler bu ayet-i kerimenin; zuhur edip zulüm ve haksızlıkla dolan dünyayı hak ve adaletle dolduracağı mütevatir hadislerle haber verilmiş olan Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında indiğini ve ayet-i kerimede buyurulmuş olan “sizden iman edip salih amel işleyenler”den maksadın ise Hz. Peygamber ve Masum imamlar olduğunu söylemişlerdir.
El Mizan Tefsiri (Tercümesi) c.15 s.218
216-Kuranî (Kur’an kaynaklı) İnanç
Hak, barış ve adalet ordusunun zulüm ve batıla galebe edeceği inanç ve fikri Kur'an'dan kaynaklanmaktadır. Tevbe suresinin 33. ayetinde, Saf suresinin 9. ayeinde, Enbiya suresinin 105. ayetinde, Kasas suresinin 5. ve Araf suresinin 128. ayet-i kerimelerinde İslami imanın, salih amel ve takva sahiplerinin kesinlikle zafere ulaşıp sonsuza kadar zalim ve zorbaları ortadan kaldıracaklarını ve beşerin geleceğinin aydınlık olduğu buyurulmuştur.
Hz. İmam Mehdi'nin (a.s) Kıyam ve İnkılabı, s.6
217-İslam’ın Evrensel Olması
İnsanların evrensel ticaret ve sanayi peşinde oldukları ve kendi ürünlerini evrensel yapmaya çalıştıkları gibi Kur’an da İslam’ın evrensel bir din olduğunu “O Kur’an bütün insanlar için zikirdir”, “O bütün alemler için uyarıcıdır”, “Bütün insanlar içindir” ve “Alemlerin tamamı için rahmettir” tabirleriyle beyan buyurmuştur.
Kur’an-ı Kerim nazil olurken şöyle buyurulmuştur:
“Benim size getirmiş olduğum mesaj, evrensel bir mesajdır ve bu mesajın vaadedilmiş kişi olan Hazreti Mehdi’nin (a.s) eliyle gerçekleşmesi muhakkak olacaktır.
Ayetullah Cevad-ı Amuli’nin Konuşmasından
218-Kur’an’ın Talimi
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Kûfe Mescidi’nde toplanmış ve çadırlar kurarak insanlara Kur’an’ı indiği şekilde öğretecek olan Şialarımı görür gibiyim.”
El Gaybet-i Numani s.318
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Ali İbn Ebu Talib’in Şialarını görür gibiyim; ellerine Kur’an almış ve insanları eğitiyorlar.”
El Gaybet-i Numani s.318
219-Kur’an ve Vaadedilmiş Olanın Müjdesi
Dinin önderleri Kur’an-ı Kerim’de olan birçok ayet-i kerimeden maksadın Hz. İmam Mehdi (a.s) olduğunu buyurmuşlardır. Birtakım kitaplarda Sünni ve Şii kaynaklarında yer alan hadislere istinaden Kur’an ayetlerinden 140 ayet-i kerimeden maksadın Hz. İmam Mehdi olduğu derlenip yazılmıştır.
Sima-i İmam-ı Zaman
220- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
Bakara Suresi 2 ve 3. ayetler
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), "Huden lil muttakin" (Muttakilere hidayettir) ve "Ellezine yu'minune bil gayb" (Onlar gayba iman ederler) ayetlerinin tefsirinde şöyle buyurmuşlardır:
"Müttakiler, Hz. İmam Ali b. Ebu Talib'in(a.s) Şialarıdır; gayb ise Hz. İmam Mehdi'dir (a.s)."
Bihar-ul Envar c.51 s.52
221- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَۙ
“Andolsun ki mutlaka sizi birazcık korku ile, açlıkla, mal, can ve meyve azlığıyla sınayacağız. Müjdele sabredenleri.”
Bakara Suresi/155
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle buyurdular:
“Bizim Kaimimizin zuhurundan önce müminler için birtakım nişaneler olacaktır.”
Arz ettim: “Efendim, o nişaneler nedir?”
Buyurdular: “Korku ve vahşete sebep olacak olan tür tür hastalıklar, açlıklara sebep olacak olan fiyat artışları, ölümlerin artıp çoğalmasına sebep olacak olan kıtlıklar ve yağmurun yağmamasının sebep olacağı ürünlerdeki azlıklardır. O zaman da bize olan inançlarının üzerinde sağlam ve muhkem duranlara müjdeler ver.”
Sonra şöyle buyurdular:
“Ayet-i kerimenin tevili budur ve ilimde kök salmışların haricinde ayetlerin tevilini kimsenin bilmesi mümkün değildir. Ve ilimde kök salmışlar biziz.”
Yenabi-ul Meveddet c.3 s.235
222- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
اَفَغَيْرَ د۪ينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
“Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Göklerde ve yeryüzünde olanlar, istekleriyle ve zorla ona teslim olmuşlardır.”
Âl-i İmran/83
Hz. İmam Musa Kazım (a.s) buyurdular:
“Bu ayet-i kerime, Hz. Kaim Mehdi (a.s) hakkında nazil olmuştur. O zuhur ettiği zaman İslam dinini dünyanın doğusundan batısına kadar bütün her yerdeki Yahudi, Hristiyan, dinsiz ve dinden çıkan ve kafirlerin önüne koyacaktır.”
El Meheccet-ul Beyza s.50, İsbat-ul Hudat c.3 s.549
223- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّٖينُ كُلُّهُ لِلّٰهِۚ
“Hiçbir fitne kalmayıncaya kadar ve din tamamıyla Allah’a münhasır oluncaya kadar onlarla savaşın.”
Enfal/39
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Bu ayetin tevil manasının zamanı daha gelmiş değildir. O zaman, bizim Kaimimizin kıyam ettiği zamandır.”
Mecma-ul Beyan Tefsiri c.4 s.834
224- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
هُوَ الَّـذٖٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
“O, (Allah) müşrikler hoşlanmasalar da kendi dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulünü hidayet ve hak din ile gönderendir.”
Tevbe/33
Bu anlamı ifade eden diğer ayetler Fetih Suresi’nin 28. ayet-i kerimesi ile Saf Suresi’nin 9. ayet-i kerimesidir.
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Bu ayet-i kerime Âl-i Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alihi) Kaimi zuhur edince muhakkak olacaktır.”
Mecma-ul Beyan Tefsiri c.5 s.38
225- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ
“İnanmışsanız Allah’ın ayırıp bıraktığı sizin için daha hayırlıdır.”
Hud/86
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Mehdi (a.s) zuhur ettikten sonra söyleyeceği ilk söz bu ayet-i kerime olacaktır.”
Bihar-ul Envar c.52 s.192
226- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِۜ
“Andolsun ki Musa’yı ‘Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah’ın günlerini an’ diye delillerimizle gönderdik.”
İbrahim/5
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Allah’ın günleri üç gündür ve onlar Hz. Kaim’in kıyam ettiği gün, rec’at ve kıyamet günleridir.”
Yenabi-ul Meveddet c.3 s.242
227- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ
اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
Dedi ki: “Rabbim, insanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver, yaşat beni.”
Buyurdu: “Sen kendisine süre verilenlerdensin.
Malum vakit gelip çatacağı güne kadar.”
Hicr/36,37,38
Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Malum vakit, Hazreti Kaim Mehdi’nin (a.s) kıyam edeceği gündür.”
Muntahab-ul Eser s.220, Kemal-ud Din c.2 s.371
228- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَانًا
“Haksız yere öldürülen kimsenin velisine hakkını alması için yetki verdik.”
İsra/33
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Hüseyin (a.s) mazlum-haksız yere öldürülmüştür; biz onun velileri ve kanının varisleriyiz. Bizim Kaimimiz Mehdi (a.s), Hüseyin’in akıtılan kanının intikamını almak için kıyam edecektir.”
El Meheccet-ul Beyza s.128
Yine şöyle buyrulmuştur:
“Mansur; Âl-i Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alihi) Kaim’i, Mehdi’dir. Zuhur ettiği zaman Hüseyin’in (a.s) dökülen kanının intikamını alacaktır.”
Kamil-uz Ziyaret s.63
229- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا
“Nihayet kendilerine vaadedilen azabı ya da vakti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.”
Meryem/75
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Bu ayette buyrulmuş olan vakitten maksat, Hz. Kaim Mehdi’nin (a.s) kıyam edeceği zamandır.”
Usul-u Kafi c. 1 s.431
230- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ
“Ve biz yeryüzünde zayıf bırakılanlara lütufta bulunmayı, onları önderler kılmayı ve yeryüzünü onlara miras bırakmayı dilemedeydik.”
Kasas/5
Hz. İmam Muhammed Bakır ve Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhimu selam) şöyle buyurmuşlardır:
“Bu ayet-i kerime, yalnızca ahir zamanda zuhur edecek olan Hz. Kaim Mehdi (aleyhisselam) hakkında nazil olmuştur.”
El Burhan Tefsiri c.3 s.220
231- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ا۪يمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
“De ki: Fetih günü kafir olanlar imana gelseler de kendilerine faydası yoktur ve onlara mühlet verilmeyecektir.”
Secde/29
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Fetih günü, Hz. Kaim-i Mehdi’nin (a.s) bütün dünyayı fethedeceği gündür.”
El Meheccet-ul Beyza s.174, Muntahab-ul Eser s.470
232- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
هُوَ الَّـذٖٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖؕ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖيداًؕ
“O, öyle bir mabuddur ki Peygamberini doğru yolu göstermesi için hak-gerçek din ile bütün dinlere üstün olmak için göndermiştir; Allah’ın şahitliği yeterlidir.”
Fetih/28
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu ayeti şöyle tefsir buyurdular:
“Bu ayet-i kerime bizim Kaimimiz Mehdi (a.s) hakkında nazil olmuştur.”
233-Allah’ın Hücceti
وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَؕ وَسَتُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۚ
“De ki: Yapın, yapacağınızı! Muhakkak ki yaptıklarınızı Allah görüyor, Peygamberi de ve müminler de… Ve gizliyi de açığı da bilenin kapısına (hakimiyetine) gideceksiniz ve O, yaptıklarınızı size haber verecektir.”
Tevbe/105
Bu ayet-i kerimede buyrulmuş olan müminlerden maksat kimlerdir?
Allahu Teala’nın, Hz. Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve alihi) ile aynı düzey ve seviyede tuttuğu bu müminlerin, alemin batınından haberdar kimseler olduğunda hiçbir pak fikir sahibinin şüphe etmesi mümkün değildir.
“Bu müminler, insanların yapmış olduğu amel ve işleri gören kimselerdir.”
Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) “Bu müminler kimlerdir?” diye sorulduğu zaman şöyle buyurmuşlardır:
“Allahu Teala’nın bu ayette kastetmiş olduğu müminler bizleriz. İnsanların amellerini gören bizleriz.”
Evet, hem Kur’an-ı Kerim hem de hadisler, Allahu Teala’nın her dönem için göndermiş olduğu hüccetinin bütün insanlarla çok sıkı bir ilişki ve irtibatının olduğunu ortaya koymaktadır.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), bu ayet-i kerimenin Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında olduğu hususunda şöyle buyurmuştur:
“Hz. İmam Mehdi (a.s) dört aylık olduğu zaman sağ kolunun pazısına şöyle yazıldı:
وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًاۜ
‘Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır.’
En’am/115
Yani Allah’ın daveti; Hz. Peygamber’in ve masum İmamların gelmesiyle tamamlanmıştır.
Peygamber’in ve İmamların, insanların amellerini nasıl gördükleri hususunda birtakım hadisler de mevcuttur.
Hz. İmam Rıza (a.s) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın hüccetinin önünde nurdan bir direk vardır. Bu direk yerden başlayıp göğe kadar uzanmaktadır ve bu direğe baktığı zaman hem yaratılmışların tamamını hem de onların amellerini görmektedir. Allah’ın Hücceti, hüccet olduğu zaman Allah’ın emri bu nurdan direk ile kendisine inmektedir.”
Yani Allah’ın Hüccetleri; Allahu Teala’nın kaza ve kaderinin tamamını, alametlerini ve indirmiş olduğu bütün her şeyi görebilmektedir. Bir taraftan kavs-ı nüzulü, diğer taraftan da kavs-ı suudu görmektedir. Yani hem Allah katından aleme inenleri hem de dünyadan göğe yükselenleri görmektedir.”
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) dört aylık iken sağ kolunun pazısına bu ayet-i kerimenin yazıldığının buyrulduğu hadisin kastetmiş olduğu beden, mana alemindeki bedendir ve Hz. İmam Rıza (a.s) o bedeni görmektedir.
Ayetullah İmam Kaşanî’nin Konuşmasından
234-Nur Ayeti
Emirel Müminin Hz. İmam Ali’nin (a.s), Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında nazil olduğunu buyurmuş olduğu ayetlerden bir tanesi şu ayet-i kerimedir.
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌۜ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ي زُجَاجَةٍۜ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ
“Nur, Kur’an’dır ve nur, Allah’ın adlarından bir adıdır. Allahu Teala Nur Suresi’nde şöyle buyurmuştur:
‘Allah göklerin ve yerin nurudur. Nurunun misali içine kandil konan bir yere benzer. Orada bir kandil var. Kandil bir sırça içinde, sırçada sanki parıl parıl parlayan bir yıldız sanki…’
Nur/35
Sonra buyurdular:
“Kandil, Hz. Resulullah’tır (sallallahu aleyhi ve alihi). Misbah, onun vasisi ve vasileridir. Zucaceden maksat Fatime (aleyha selam) ve parlayan yıldızdan maksat ise yeryüzünü hak ve adaletle dolduracak olan Kaim-Mehdi’dir (a.s).”
Mucem’u Ehadisi-l Mehdi (a.s) c.5 s.274
235-Bir Şüphenin Giderilmesi
Bazı kimseler insanları, özellikle de gençleri şüpheye düşürebilmek için şöyle diyorlar:
“Dünyanın zulüm ve haksızlık ile dolmasından sonra İmam Mehdi’nin zuhur edeceğini söylemiyor musunuz?
Öyleyse neden marufu emredip münkerden nehyediyorsunuz?
Neden İslam’ın düşmanları ile mücadele ediyorsunuz?
Bunları yapmayın ki fesat çoğalsın ve zulüm her tarafı sarsın, böylece İmam Mehdi (a.s) zuhur etsin.”
Bu şüphe, sinsi vesvesecilerin meydana getirmek istedikleri ve insanların bir kesimini müptela ettikleri şüphedir.
Bu hususta Nur Suresi’nin 55. ayet-i kerimesinde şöyle buyrulmuştur:
وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْنًاۜ يَعْبُدُونَن۪ي لَا يُشْرِكُونَ ب۪ي شَيْـًٔاۜ وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
“Allah sizden inanıp iyi işler yapanlara, onlardan önce gelip geçenleri yeryüzüne sahip ve hakim kıldığı gibi, onları da mutlaka yeryüzüne sahip ve hakim kılmayı, onlara razı ve hoşnut oldukları dini nasip edip o dini bütün dinlerden üstün etmeyi, korkularını emniyete tebdil etmeyi vaad etmiştir. Bana kulluk etsinler ve hiçbir şeyi eş koşmasınlar. Ve bundan sonra kim kafir olursa o çeşit adamlardır buyruktan çıkanların ta kendileri.”
Nur/55
Allahu Teala bu ayet-i kerimede şunu buyurmaktadır:
Allah, salih kullarına vaad etmiştir: Yani bu dünyada bir inkılabın ve değişimin olmasını istiyorsanız, zalim çoğunluğun karşısında bu inkılabın öncüleri olan bir azınlığın olması ve durması gerekir. Bu inkılap için olması gerekli olduğu halde olmayan tek şey, salih amel ehlinin azlığıdır. Salih amel sahibi müminlerin sayısının artıp çoğalması gerekir ki Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun ortamı vücuda gelebilsin.
Bu dünyada yeterli derecede olan şey, zaten zulüm ve haksızlıktır. Bugün dünyaya baktığımız zaman insanların ne tür zulüm ve ayrımcılık altında olduğunu görürüz. Bu sebepten dolayıdır ki inananların, zulmün artmasının değil, salih amel sahibi müminlerin sayısının artmasının peşinde olması gerekir.
236-Apaçık Bir Ayet
وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْنًاۜ يَعْبُدُونَن۪ي لَا يُشْرِكُونَ ب۪ي شَيْـًٔاۜ
“Allah sizden inanıp iyi işler yapanlara, onlardan önce gelip geçenleri yeryüzüne sahip ve hakim kıldıysa, onlarıda mutlaka yeryüzüne sahip ve hakim kılmayı ve onlara razı ve hoşnut oldukları dini nasip edip o dini bütün dinlerden üstün etmeyi, korkularını emniyete tebdil etmeyi vaad etmiştir. Bana kulluk edecek ve hiçbir şeyi bana eş-ortak koşmayacaktır.”
Nur/55
Bu ayet-i kerime, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuruna en açık delil gösterilecek ayetlerden bir tanesidir. Ayetin beyanının haricinde Ehlibeyt’ten rivayet olunan ve hem Şia hem de birtakım Sünni kaynaklarında nakledilmiş olan hadislerde bu durum, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kıyamı olarak tefsir olunmuştur.
Ayetin içeriği çok önemlidir ve Allahu Teala bu ayet-i kerimede iman ve salih amel sahibi olan kimselere dört şey vaad etmiştir:
1-Onların yeryüzünün sahibi ve hakimi olacaklarının vaadi.
Yani yeryüzünde kurulacak olan İlahî yönetim, Allahu Teala’nın tayin etmiş olduğu bir liderin önderliğinde iman eden ve salih amel işleyen kişilerin eliyle kurulacaktır.
2-Allah, göndereceği İlahî Hüccet ile razı ve hoşnut oldukları dini vermeyi ve o dini de bütün dinlerden üstün kılmayı vaad etmiştir.
3-Allah’ın iman edip iyi işler yapanlara vermiş olduğu üçüncü vaad ise: Korkularını emniyete tebdil etme sözüdür.
Yani Allahu Teala göndereceği Hüccetinin eliyle dünyaya hakim olan güvensizliği kaldırıp yerine emniyet ve güveni hakim kılmayı vaad etmiştir.
4-Allah’ın iman edip salih amel sahiplerine vermiş olduğu dördüncü söz ise şudur:
Yaratılışın yegane sebebi olan Tevhid ve Allah’ın kurbuna ulaşmak, bu lider, imam ve hükümet ile mümkün olacaktır.
Kur’an, Allah’ın müminlere bu sözleri verdiğini buyurmaktadır. Bu hakikat Kur’an’ın bazı diğer ayetlerinde de buyrulmuştur:
Biz sizden önceki mümin ve salih amel sahiplerine bu sözü verdiğimiz gibi size de vermişizdir. Geçmişteki mümin ve salihlerden maksat Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve alihi) dönemidir ki, müminler yeryüzünün bir kesimine hakim olmuşlardır.
Bu ayetin tefsiri hakkında olan hadisler takriben bu hakikati beyan buyurmaktadır:
“Müslümanlar Mekke’den hicret edip Medine’ye geldikleri zaman özgür bir ortamdaydılar. Medine halkı Müslümanlara kucaklarını açtığı için de Medine şehri İslam’ın merkezi olmuştu. Müslümanların hicret edip Medine’ye gelmesi ve Medine halkının da onlara kucak açması İslam düşmanlarının tamamını birleştirmişti.
Şöyle diyorlardı: “Müslümanlar Mekke’de bizim kontrolümüz ve pençemiz altındaydılar; ama Medine’ye gitmeleri ve Medine halkının onlara kucak açması hükümet kurmalarına ve bizim için binlerce sorun çıkarmalarına sebep olacağı için İslam’a karşı ve düşman olan bütün herkesin birleşmesi ve tek vücut olması gerekir.” Ve böyle de oldu.
Bu ayetin şan-ı nuzulü hakkında şöyle söylenmiştir:
“Müslümanlar teyakkuz halinde oldukları dönemlerde silahları ile yatıyor ve silahları ile kalkıyorlardı. Bir gün İslam Peygamberi’ne (sallallahu aleyhi ve alihi) şöyle dediler:
“Ey Allah’ın Resulü! Ne zamana kadar bu şekilde yaşayacağız? Ne geceleri emniyet içindeyiz ne de gündüzleri.”
Bu olaydan sonra Nur Suresi’nin 55. ayeti nazil oldu ve Allahu Teala ayet-i kerimede müminlere dört vaat verdiğini buyurdu. O vaatler şunlardır:
1-Müminlerin yeryüzünün büyük bir bölümüne sahip olacakları.
2-Burada ilahi bir hükümet kuracakları.
3-Korkudan kurtulup emniyet içinde olacakları.
4-Allah’a ihlas içinde kulluk ve itaat etme nimetine sahip olunacağı.
Hz. İmam Zeynelabidin (a.s), bu ayetin tefsiri hakkında olan -ve Şii ile Sünni müfessirlerin kendi tefsir kitaplarında kaydettiği- bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:
“Allah’a andolsun ki onlar, biz Ehlibeyt’in Şialarıdır.”
Sünnilerin meşhur alim ve müfessirlerinden olan Kurtubî de bu ayeti tefsir ederken Hz. İmam Zeynelabidin’in (a.s) bu buyruğunu nakletmiştir.
İmam Zeynelabidin (a.s) daha sonra şöyle buyurdular:
“Allahu Teala bunları bizden olan birinin eliyle yapacaktır ve o, bu ümmetin Mehdi’sidir. Her yerde emniyet olacaktır, İslam bütün dünyaya hakim olacaktır ve herkes tam bir emniyet içinde Allah’a kulluk ve ibadet edebilecektir. Allah onun, (Hz. Mehdi’nin) eliyle zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır.”
Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) daha sonra bu söylediklerine delil olarak, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve alihi) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Dünyanın ömründen tek bir gün kalmış olsa dahi, Allah o günü benim Ehlibeyt’imden olan kişinin gelip zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan dünyayı hak ve adalet ile dolduracağı güne kadar uzatacaktır.”
Bu hadis birçok Sünni ve Şii kaynağında nakledilmiştir.
Ayetullah Nasır Mekarim Şirazî’nin Konuşmasından
237-Mehdeviyyet Düşüncesinin Temeli-Kökü.
Mehdeviyyet fikrinin kökü ve temeli Kur’an’dır.
Kur’an; İslam’ın, imanın, salihlerin ve takva sahiplerinin kesin ve mutlak zaferini Tevbe Suresi’nin 33. ayetinde ve Fetih Suresi’nin 28. ayetinde açıkça buyurmuştur:
هُوَ الَّـذٖٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
“O, öyle bir mabuddur ki müşrikler istemeseler de (zorlarına gitse de) Peygamberini insanları doğru yola sevk eden apaçık ve kesin deliller ile ve bütün dinlere üstün kılmak üzere gerçek din ile göndermiştir.”
Tevbe/33
هُوَ الَّـذٖٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖؕ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖيداًؕ
“O, öyle bir mabuddur ki Peygamberini doğru yolu göstermek üzere gerçek din ile, bütün dinlere üstün kılmak için göndermiştir ve Allah’ın şahitliği yeterlidir.”
Fetih/28
238- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
“(Bu kitap) takva sahiplerine hidayet eder. Onlar gaybe iman edenlerdir…”
Bakara/2,3
İslam Peygamberi (sallallahu aleyhi ve alihi) buyurdular:
“…Ondan (İmam Hasan Askeri a.s) sonra oğlu Muhammed İmam’dır. Ve o, kıyam edecek olan Mehdi ve Allah’ın Hüccetidir. Önce gözlere görünmeyecek ama sonradan zahir olacak ve zahir olduğu zaman da dünyayı zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır. Onun gaybeti döneminde sabırlı olanlar ne de bahtiyar kimselerdir! Onun sevgisinden çıkmayanlar ne de bahtiyar kimselerdir! Onlar, Allahu Teala’nın kitabında övdüğü ve haklarında; “(Bu kitap) takva sahiplerine hidayet eder. Onlar gaybe iman edenlerdir…” buyurduğu kimselerdir.”
Yenabi-ul Meveddet c.3 s.274
239- Kur’an ve İmam Mehdi (a.s)
وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا
“Ve yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlandı.”
Zumer/69
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Bizim Kaimimiz kıyam ettiği zaman, yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacaktır.”
Aftab-ı Subh-i Mehdi s.14
240-İlahî İmtihan
وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ قَالَ اِنّٖى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًاۜ قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖىۜ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمٖينَ
“Hani Rabbi, İbrahim’i birtakım kelimelerle sınamıştı da o da bunları tamamıyla yerine getirmişti. (Allah:) ‘Seni insanlara imam kılacağım’ dedi. (İbrahim:) ‘Soyumdan da (imamlar çıkar)’ deyince (Allah:) ‘Benim ahdim zalimlere ermez’ buyurdu.”
Bakara/124
Mufazzal b. Ömer, Bakara Suresi’nin 124. ayet-i kerimesinin tefsiri hakkında şöyle söylemiştir:
Bu ayeti Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) sordum, buyurdular:
“Bu kelimeler, Hz. Adem’in (a.s) Allahu Teala’dan aldığı ve sonra onları söyleyerek tövbe edip bağışlanma dilediği kelimelerdir. Bu kelimeleri vesile kılarak tövbe ettiği için Allah tövbesini kabul etmiştir.
Hz. Adem (a.s) şöyle söyleyerek tövbe etmiştir:
‘Allah’ım! Muhammed’in, Ali’nin, Fatime’nin, Hasan’ın ve Hüseyin’in hakkı hürmetine benim tövbemi kabul buyur.”
Ayette buyrulduğu gibi Allah, Hz. Adem’in tövbesini kabul etti ve şöyle buyurdu:
“Allah tevbeleri çok kabul eden ve Rahimdir.”
Mufazzal arz etti: “Ey Allah Resulü’nün oğlu!
Bu ayette buyrulmuş olan ‘ve onları tamamladı’ ifadesinden maksat nedir?”
Buyurdular: “Maksat şudur: Allah, Hz. İmam Hüseyin’in evlatları olan diğer dokuz İmamı da (Hz. Mehdi’ye (a.s) kadar) ona öğretti.”
Nur-u Sakaleyn Tefsiri c.1 s.120, Menakıb-ı İbn-i El Magazili
242-Zuhurun Kur’an’daki Nişaneleri
Muhammed b. Müslim şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) işittim, şöyle buyurdular: “Kaim’in (a.s) zuhurundan önce Allah’ın müminler için birtakım nişaneleri olacaktır.”
Arz ettim: “Efendim, canım size feda olsun, o nişaneler nelerdir?”
Buyurdular: “O nişaneleri Allah kitabında şöyle beyan buyurmuştur:
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَۙ
‘Andolsun ki mutlaka sizi birazcık korkuyla, açlıkla, mal, can ve ürün noksanlığıyla sınayacağız. Müjdele sabredenleri!’
Bakara/155
Yani Kaim’in (a.s) zuhurundan önce Allah siz müminleri birtakım korku, açlık, mal, can ve meyve (ürün) noksanlığıyla sınayacaktır. Korku, filanın oğullarının hükümetinin son döneminde insanlara salacakları korkudur. Açlık pahalılıktan; maldaki azlık, alışverişin olmamasından; candaki noksanlık ölümlerin artıp çoğalmasından ve meyvedeki noksanlık ise tarım ve ziraatın azalmasından dolayı olacaktır. Bu nişanelerin gerçekleştiği zaman sabredenleri müjdele!”
Daha sonra şöyle buyurdular:
“Ey Müslim’in oğlu Muhammed! Bu ayetin tevili bu şekildedir ve Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
‘Onun tevilini ancak Allah ve ilimde kök salmışlar bilirler.’
Kemal-ud Din c.2 s.554
243-Ayetlerin Gerçekleşmesi
يَوْمَ يَأْت۪ي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا ا۪يمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ ف۪ٓي ا۪يمَانِهَا خَيْرًاۜ
“Rabbinin bazı delilleri geldiği gün; hiç kimseye, önceden iman etmemişse yahut imanından bir hayır kazanmamışsa o günkü imanı fayda vermez.”
En’am/158
Ebu Besir, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) En’am Suresi’nin 158. ayet-i kerimesini şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir:
“O günden maksat, bizim zuhur etmesi beklenen Kaimimiz (a.s)’dir. Ey Ebu Besir! Bizim Kaimimizin (a.s) Şiaları ne de bahtiyar kimselerdir! İmamlarının gaybette olduğu zaman zuhur etmesini beklerler ve zuhur edince de onun emirlerine tabi olurlar. Onlar Allah’ın sevdiği kullardır; ne kalplerinde korku vardır ne de üzüntü içindedirler.”
Kemal-ud Din c.2 s.39
244-Yeryüzünün Diriltilmesi
اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
“Bilin ki Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. Andolsun ki akıl edesiniz diye size delillerimizi apaçık bildirdik.”
Hadid/17
Selam b. Müstenir, bu ayet-i kerimenin tefsirinde Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Buyurdular: “Allah-u Teala yeryüzünü öldükten sonra bizim Kaimimiz (a.s) ile diriltecektir. Ölmekten maksat yeryüzündeki inkarcılıktır. Ve inkarcı ölüdür.”
Kemal-ud Din c.2 s.584
245-Bütün Dinlere Galip Etmek
هُوَ الَّـذٖٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
“O, öyle bir mabuddur ki müşrikler istemeseler de (zorlarına gitse de) Peygamberini insanları doğru yola sevk eden ve bütün dinlere üstün olmak üzere hak din ile göndermiştir.”
Tevbe/33
Ebu Besir, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) bu ayetin tefsirinde şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Buyurdular: “Allah’a andolsun ki, bu ayetin tevili henüz nazil olmuş değildir ve bizim Kaimimiz (a.s) zuhur etmedikçe de gerçekleşmeyecektir. Çünkü onun zuhuru, Azim-uş Şan olan Allah’ı inkar eden kâfirin ve İmam’a müşrik olanların hoşuna gitmeyecektir. Kafir ya da müşrik taşın bağrında saklanmış olsa dahi o taş dile gelecek ve şöyle diyecektir:
‘Ey mümin! Benim bağrımda bir kafir vardır, onu öldür, onu öldür!'”
Kemal-ud Din c.2 s.589
246-Kalbin Taşlaşması/Kararması
وَلَا يَكُونُوا كَالَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْؕ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
“…Önceden kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar! Onlar uzun bir zamandan sonra kalpleri taşlaştı-karardı ve onların çoğu emirden çıkanlardır.”
Hadid/16
Semae ve diğerleri, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:
Buyurdular: “Bu ayet-i kerime bizim Kaimimizin (a.s) gaybeti hakkında inmiştir.”
Kemal-ud Din c.2 s.585
247-255 Bir Kur’an Ayeti
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّٖى جَاعِلٌ فِى الْاَرْضِ خَلٖيفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ فٖيهَا مَنْ يُفْسِدُ فٖيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّـحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّٖٓى اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ
“Hani Rabbin meleklere: ‘Ben yeryüzünde mutlak bir halife yaratacağım’ demişti.
Demişlerdi ki: ‘Orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Biz sana hamd etmekte, noksan sıfatlardan munazzah olduğunu söylemekte ve senin kutsallığını mukaddesliğini haykırmaktayız.
Rabbin dedi ki: “Ben sizin bilmediğinizi bilirim.”
Bakara/30
Bu ayet-i kerime genel olarak İlahi İmameti, özel olarak da Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) yeryüzündeki mutlak evrensel Halifeliğini ve İmametini beyan etmektedir:
247-Allahu Teala’nın yaratılıştan önce halifeliği buyurmuş olması, hilafet meselesindeki hikmetin yaratılıştaki hikmetten daha önemli ve öncelikli olduğu hakikatini ortaya koymaktadır ve böyle olduğu için de hilafetle başlamıştır. Çünkü Allahu Teala hikmet sahibidir ve hikmet sahibi olanın da en önemli olan şeyi genel olan şeyin önüne geçirmesi gerekir.
Bu hususta Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Allah’ın Hüccetleri hem yaratılmışlar yaratılmadan önce vardı, hem yaratılmışlar yaratılınca vardı ve hem de yaratılmışlardan sonra vardı.”
Kemal-ud Din c.1 s.7
248- Allahu Teala Hz. Adem’i (a.s) kendisi için yeryüzünde halife kılmaya karar verdiği zaman, gök ehline ona itaat etmeyi farz kılmıştı; nerede kaldı yer ehline farz kılmamış olsun!
Yine Allahu Teala yarattıklarına, meleklere iman etmeyi farz kıldığı gibi, meleklerine de Allah’ın halifesine secde etmeyi farz kılmıştı. Yarattıklarının içinden sadece bir tanesi -ki o da cinlerden olan Şeytan’dı- Hz. Adem’e (a.s) secde etmekten imtina etti. Bu sebepten dolayı da Allah kendisine zillet, alçaklık ve helaket elbisesini giydirip kıyamet gününe kadar onu lanetinin içine aldı.
Kemal-ud Din c.1 s.9
249- Bu ayet-i kerimede geçmiş olan cailun (karar kılmak) kelimesi, ötre ile kullanılmıştır ve Allahu Teala’nın sıfatlarından bir tanesidir. Allahu Teala bu sıfatını bu ayet-i kerimede kullanarak sadece kendisinin halife tayin edebileceğini, kendisinden başka hiç kimsenin halife tayin etme hakkının olmadığını buyurmuşlardır.
Bunun delili de şu ayet-i kerimedir:
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّٖي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ۬ مَسْنُونٍ
“Rabbin meleklere demişti ki: Gerçekten de ben kuru, kokmuş balçıktan şekil ve suret verilmiş insan yaratacağım.
Hicr/28
Bu ayet-i kerimede de “halikun” kelimesi ötre ile kullanılmıştır ve kendisini bu sıfatla sıfatlandırmıştır. Bunun anlamı ise şudur:
İnsanı topraktan yaratan sadece benim ve benden başka hiçbir kimsenin buna gücü yoktur.
Buna görekendisinin seçebileceğini söyleyen kimsenin de beşeri topraktan yaratabilmesi gerekir ve bu durumda Allah’tan başka hiç kimsenin halife, imam seçmeye ne liyakati vardır ne de hakkı.
İşin bir başka boyutu ise şöyledir: Melekler masum olmalarına; o kadar büyük azamet sahibi olmalarına rağmen imam seçme yetkisine sahip değillerdi. Allahu Teala’nın kendisi yeryüzündeki imamı, hücceti seçerek yarattıklarının tamamına şunu göstermiştir:
Meleklerim, tam anlamıyla masum ve pak olmalarına rağmen imamı seçme hakkına sahip değilken Allah’tan başka kim bu hakkı kendisinde görebilir?
Allahu Teala melekler hakkında şöyle buyurmuştur:
“Onlar Allah’ın değerli kullarıdır. Ne sözlerinde Allah’ın önüne geçerler ve ne de onun emirlerine itaatsizlik ederler. Allah’ın vermiş olduğu emirleri verdiği şekilde yerine getirirler. Hakikat böyleyken insan onca basiretsizliğine, cehalet ve itaatsizliğine rağmen nasıl olur da Allah’ın adına halife ve imam seçmeye kalkışıyor ve seçebiliyor?
Dinin, imamet haricindeki diğer hükümlerine; namaz, oruç, hac, zekat gibi diğer hükümlerine bakın. Allahu Teala bunların yapılıp yapılmamasını ya da nasıl yapılacağını belirtmeyi insanlara mı bırakmıştır? Elbette ki bırakmamıştır ve insanların bu emirlerin nasıllığı hakkında tek bir söz dahi söyleme, şekil ve kural koyma hakkları yoktur. Bu emirleri insana bırakmayan Allah, nasıl olur da bütün emirlerin, hükümlerin ve hakikatin tamamı olan hilafet ve imametin seçilme meselesini insanlara bırakabiliyor?
Kemal-ud Din c.1 s.17-19
250-Bu ayet-i kerimede buyurulmuş olan halife kelimesinden maksat şudur:
Her dönem-asır için Allah’ın yeryüzünde sadece bir halifesi vardır. Buna göre bazı kelimelerin, “Allah’ın yeryüzünde birden fazla halifesinin olması mümkündür” sözü batıl ve gerçek dışı bir sözdür.
Bu ayette kullanılan “halife” kelimesi tekildir ve eğer Allah birden fazla imamın-halifenin olmasını irade etmiş olsaydı tekil kelime kullanmazdı.
Kemal-ud Din c.1 s.19
251-Allahu Teala bu ayet-i kerimede “O zaman ki Rabbin meleklere dedi” cümlesinden Allah’ın, Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi ve alihi) sadece kendisini muhatap almış olması Allahu Teala’nın halifelik sistemini-emrini Hz. Peygamberin ümmeti için kıyamete kadar devam ettireceğinin en büyük delillerindendir. Çünkü yeryüzünün bir anlığına dahi olsa Allah’ın Hüccetinden mahrum-yoksun olması mümkün değildir. Eğer Allahu Teala’nın Peygamberin (s.a.a) şahsını muhatap almasından maksadı, imamet ve hilafetin kıyamete kadar süreceği olmamış olsaydı “senin Rabbin” şeklinde hitap etmesinin hiçbir hikmeti, anlamı olmazdı. O zaman “onların Rabbi” şeklinde hitap etmesi gerekirdi.
Ayrıca zamanın geçmesi Allah’ın geçmişteki hikmetini gelecek için yok etmez çünkü Allah adalet ve hikmet sahibidir ve yarattıklarının hiçbirisiyle yakınlık ve akrabalığı yoktur.
Kemal-ud Din c.1 s.19-20
252-Allahu Tebareke ve Teala bu ayet-i kerimede hıyanet edenlerden olmaması için pak insanların haricinde hiç kimseyi halife karar kılmayacağını da buyurmuştur. Çünkü eğer Allahu Teala batınları pak olmayanları halife karar kılacak olursa kullarına hıyanet etmiş olur ve böyle olmayacağı için de şöyle buyurmuştur:
وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ
“Şüphe yok ki Allah, hainlerin düzenlerini, planlarını başarıya ulaştırmaz.”
Yusuf/52
Ayrıca bu buyruğu ile de Peygamberine uyarıda bulunmuştur:
وَلَا تَكُنْ لِلْخَٓائِن۪ينَ خَص۪يمًاۙ
“…ve hainleri savunma!”
Nisa/105
Allahu Teala’nın başkalarını men etmiş olduğu şeyleri kendisinin yapması nasıl mümkün olabilir?
Oysa yine Kendisi Yahudileri yapmış oldukları hilelerden dolayı kınamış ve onlara şöyle buyurmuştur:
اَتَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
“İnsanlara iyilik etmelerini emrediyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz? Oysa kitabı okumaktasınız. Aklınız yok mu, düşünmez misiniz?”
Bakara/44
253- Bu ayet-i kerimede aynı zamanda Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybetine delalet etmektedir. Çünkü ayette şöyle buyurulmuştur:
“Ben yeryüzünde bir halife karar kılacağım.”
Allahu Teala bu buyruğu ile bütün herkesin o halifeye inanmasını farz kılmıştır ama İblis bu emirden sonra sapık bir inançta olmayı seçti ve o inancını kalbinde sakladı ve bu sebepten dolayı da münafık oldu.
İblis dile getirmeden kalbinden Allah’ın seçmiş olduğu bu halifeyi kabul etmemeye ve ona karşı çıkmaya karar vermişti ve bu durum nifakın, münafıkların en çirkin ve en kötü türüdür. Münafıklığın en kötü hali kalpte olan ve asla dışarı vurulmayan münafıklık olduğu için İblis en çok rezil olan münafıktır.
Ama Allahu Teala seçmiş olduğu halifesini meleklerine haber verdiği zaman kalben ona tabi olmanın yanında ona müştak ve aşık oldular.
Melekler şeytanın seçmiş olduğu yolun tam zıttı bir yolda olmayı seçtikleri için de sahip oldukları makamın 10 kat daha üstündeki makama yükselirken İblis azaba müptela oldu ve bulunmuş olduğu makamdan zilletin dip noktasına düştü.
Bu olanlar şu hakikati ortaya koymaktadır:
Kalben itaat etmenin ve sevmenin çok büyük mükafat, sevap ve getirileri vardır. Zira kalben itaat eden ve seven kimse, hile ve komplo peşinde olmaz.
Hz. Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve alihi) şöyle buyurmuşlardır:
“Kişi mümin kardeşi için kalbinden ve gizlice dua ederse bir melek kendisine şöyle nida eder:
‘Senin için ettiğin duanın iki katı vardır.’ ”
Kemal-ud Din c.1 s.21-22
254-Allahu Teala’nın “ben yeryüzünde bir halife karar kılacağım” buyruğu birkaç açıdan Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybetine de delalet etmektedir.
Halifenin var edilmeden önceki gaybeti, gaybetin bütün tür ve çeşitlerinden daha derin bir gaybettir. Çünkü melekler bundan önce hiçbir halifeye şahit olmuş değillerdi. Ama biz insanlar Kur’an’ın ve mütevatir hadislerin haberini vermiş oldukları birçok halifeden haberdar durumdayız; melekler ise bunların hiçbirisinden haberdar değildi.
Bir başka husus ise şudur:
Halifenin melekler için gaybette olması Allah tarafından olmasına karşılık; Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybette olmasının nedeni İslam düşmanlarının o hazreti öldürmek istemeleridir. Buna göre Allah tarafından olan gaybetin melekler için ibadet olması ihtimali vardır.
Bu durumda Allah’ın düşmanlarının sebep olduğu gaybet için ne söylenebilir?
256-Gaybete İnanmak
255-Meleklerin Hz. Adem’e (a.s) secde etmeleri emrindeki sırrın ne olduğu sorulacak olursa cevabı şudur:
Allahu Teala; meleklere, Hz. Adem’e (a.s) tazim ederek o hazrete secde etmelerini emretmiştir ve onlara secde etmeleri emrini vererek bir hakikati kendilerinden saklamıştır.
O hakikat ise Allahu Teala’nın, Hüccetlerinin ruhlarını Hz. Adem’in soyunda karar kılmasıdır. Buna göre meleklerin yapmış oldukları o secde Allah için kulluk ve tapınma, Hz. Adem (a.s) için itaat ve Adem’in soyundan olacak olan Allah’ın Hüccetleri için de tazim ve tekrim secdesiydi. Ama İblis Hz. Adem’e (a.s) olan hasedinden dolayı o hazrete secde etmeyi reddetmiştir.
İblis’in Hz. Adem’e haset etmesinin nedeni ise Allahu Teala’nın hüccetlerinin ruhlarını kendi soyundan değil Hz. Adem’in (a.s) soyundan yaratmış olmasıydı. Bu sebepten dolayı da haset ederek secde etmeyi reddetti ve Allah’ın yolundan çıkarak sapık ve fasıklardan oldu. Allah’ın rahmetinden kovulup recim olması gaybeti inkar etmesini beraberinde getirmiş ve şöyle demiştir:
Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten, onu ise topraktan yarattın. İblis, Allah’ın kendisinden gizlemiş olduğu şeyi inkar etti ve zahirini müşahede ettiği Hz. Adem’in (a.s) bedeninin yapısını-zahirini gerekçe göstererek inkarcılardan oldu. Ama Hz. Adem’in (a.s) soyunda neyin saklı olduğunu ve taşımış olduğu o mutahhar ve azim ruhlardan dolayı meleklerin kıblesi olduğunu ve kendisine secde edilmesinin emrinin verildiğini biliyordu.
Buna rağmen İblis, Hz. Adem’in (a.s) soyunda olan o azim ve mutahhar ruhlara iman etmeyi ve onları tazim etmeyi reddetmiştir. Buna göre gaybette olan imama gaybetteyken iman eden kimseler, tıpkı Hz. Adem’e secde ederek Allah’a itaat eden melekler gibidirler.
Ama Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybet döneminde inkar edenler ise Allah’ın Hz. Adem’e secde etme emrine itaat etmeyen İblis gibidir.
Bunun böyle olduğunu Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) da buyurmuşlardır.
Kemal-ud Din c.1 s.26-27
256-Gayba İnanmak
الٓمٓۚ
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ
Elif, lam, mim. Bu öyle bir kitaptır ki onda şüphe yoktur. Takva sahiplerine yol göstericidir. Onlar gayba inanırlar; namazı ikame ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan -bir kısmını- ihtiyaç sahiplerine harcarlar.
Bakara/1,2,3
Allahu Teala dinin olmazsa olmaz boyutunun gaybete inanmak olduğunu açık ve net bir şekilde buyurmuştur. Gayba inanmak mümin için çok büyük mükafatları -her türlü ayıp, kusur ve korkudan uzaklaşmak gibi azim mükafatları- beraberinde getirmektedir.
Dünyaperestler çıkar ve ölüm korkusundan ötürü padişahlara itaat ederken gayba iman edenler bunlardan tam manası ile müberradırlar.
Bunun delili ise Allahu Teala’nın şu buyruğudur:
“Bizim azabımızın şiddetini gördükleri zaman dediler ki: Tek olan, eşi ve benzeri olmayan Allah’a iman ettik. Ama bizim azabımızı gördükleri zaman, ettikleri imanın onlara hiçbir faydası yoktur.”
Allahu Teala’ya iman edip tapanlar için gayba iman etmede çok büyük mükafatlar olduğu için Allah meleklerinin bu mükafatlardan mahrum kalmasını istememiştir.
Hadislerde şöyle buyurmuştur:
“Allahu Teala Hz. Adem’i (a.s) yaratmadan 700 yıl önce melekleri bundan haberdar etmiştir.”
Kemal-ud Din c.1 s.36-37
257-Gaybtan Maksad Nedir
الٓمٓۚ
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ
Yahya b. Ebul Kasım, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) “Elif, lam, mim. Bu öyle bir kitaptır ki onda şüphe yoktur. Takva sahiplerine yol göstericidir. Onlar gayba inanırlar, namazı ikame ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan bir kısmını ihtiyaç sahiplerine harcarlar.” ayetinin manası hakkında şöyle buyurduklarını söylemiştir:
İmam’a bu ayet-i kerimenin manasını sordum, buyurdular:
“Takva sahiplerinden maksat, Hz. İmam Ali’nin (a.s) şialarıdır.
Gayptan maksat ise Allah’ın gaybette olan Hüccetidir.
Bunun delili ise Allahu Teala’nın şu buyruğudur:
وَيَقُولُونَ لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّهٖۚ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّٰهِ فَانْتَظِرُواۚ اِنّٖي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرٖينَࣖ
“Ve Rabbinizden ona bir ayet (mucize, delil) indirilse olmaz mıydı?’ derler.
De ki: Gayb yalnız Allah’ındır (Allah’a mahsustur.) Artık bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”
Yunus/20
Kemal-ud Din c.1 s.36-37
258-Kur’an Ayeti
اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ
Görmediler mi ki, gerçekten de Allah ram etti size; ne varsa göklerde ve ne varsa yerde, görünen ve gizli olan nimetlerini size yaydı, tamamladı? Ve insanlar içinde Allah hakkında mücadeleye girişen vardır. Bilgisi ve aydınlatıcı bir kitap yokken.
Lokman/20
Muhammed b. Ziyad Uzdi şöyle demiştir:
Efendim Hz. İmam Musa b. Cafer’e (a.s) bu ayet-i kerimede buyrulmuş olan “görünen-aşikar ve gizli nimetlerden” maksadın ne olduğunu sordum, şöyle buyurdular:
“Zahir-görünen nimetlerden maksat zahir olan İmamdır. Allah’ın gizli nimeti ise gaybette olan İmamdır. Arz ettim: Efendim, imamların içinde gaybette olan imam var mıdır?
Buyurdular: Evet, gaybette olacak olan bir imam vardır. Onun kendisi gaybette olacaktır ama yadı hiçbir zaman müminlerin kalbinden çıkmayacaktır. O imam, 12 imamın 12.’sidir. Allahu Teala zor işlerin tamamını onun için kolaylaştıracak. Yerin bağrındaki hazineleri onun için aşikar edecek. Her uzak olanı ona yakınlaştıracak. İnatçı zalimlerin tamamını onunla yok edecek ve her kovulmuş şeytanı onun eliyle yok edecektir. O hanımların efendisinin oğludur. Doğumu insanlardan gizli olacaktır. Ve onun öz adını, Allahu Teala zuhur edip zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan dünyayı hak ve adaletle doldurmasına izin verinceye kadar ağza alıp söylemek doğru değildir.
Kemal-ud Din c.2 s.57-58
259-Kur’an’da Zuhuru Beklemek
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَاْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَاْتِىَ رَبُّكَ اَوْ يَاْتِىَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَۜ يَوْمَ يَاْتٖى بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا اٖيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ فٖٓى اٖيمَانِهَا خَيْرًاۜ قُلِ انْتَظِرُٓوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ
Hala kendilerine meleklerin inmesini, yahut Rabbinin, yahut da Rabbinden bazı delillerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı delilleri geldiği gün; hiç kimseye önceden iman etmemişse yahut da imanından bir hayır kazanmamışsa o günkü inanmasının-iman etmesinin hiçbir faydası olmaz.
De ki: “Bekleyin. Biz de bekleyenlerdeniz zaten.
En’am/158
Ali b. Resab, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) bu ayetin “önceden iman etmemişse yahut imanından bir hayır görmemişse” cümleleri hakkında şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
“Delillerden-ayetlerden maksat, İmamlardır ve bazı ayet-delillerden maksat ise Kaim (a.s)’dır ve zuhur edeceği zaman kılıç ile kıyam edecektir. Bilin ki, daha önceden ona iman etmemiş olanların o gün iman etmelerinin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır! Kendisinden önceki babalarının gerçek imanı olmuş olsa dahi.
Kemal-ud Din c.1 s.37
260-Kur’an Buyruğu
فَلَٓا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِۙ
اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِۙ
وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَۙ
وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ
اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرٖيمٍۙ
Artık, andolsun dönüp kaybolan, doğup yürüyen ve burçlarına giren yıldızlara ve geçmeye başladığı zaman geceye ve ışıdığı zaman sabaha, şüphe yok ki Kur’an büyük bir elçinin sözüdür.
Tekvir Suresi 15-19. ayetler
Ümmü Hani şöyle demiştir:
“Hz. İmam Muhammed Bakır’ı (a.s) ziyaret ettim ve kedilerine bu ayet-i kerime’nin tevilinin ne olduğunu sordum, buyurdular:
“Maksat (hicri) 260. yılda görenlerin gözüne görünmeyecek olan İmam’dır. Sonra zifiri karanlıkların her tarafı sardığı bir gecede nurdan bir yıldız gibi doğacaktır. Onu görecek olursan gözlerin aydın olsun.”
Kemal-ud Din c.1 s.594
261-Kur’an Buyruğu
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ
De ki: Haber verin bana, suyunuz tamamıyla batılıp çekilecek olursa artık kimdir size bir akarsu pınarı peydahlayacak olan?
Mülk Suresi 30. ayet
Ebu Besir, Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s)’ın bu ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Bu ayet-i kerime, Hz. Kaim (a.s) hakkında inmiştir ve şunu buyurmaktadır: “İmamınız kayıp olacak olur ve O’nun nerede olduğunu bilmeyecek olursanız size kim, zahir ve görünen bir İmam gönderecektir ki, gökteki ve yerdeki haberleri ve Allahu Teala’nın helal ve haramlarını size ulaştırsın?
Allah’a and olsun ki bu ayetin tevil zamanı daha gelmiş değildir ama kesinlikle gelecektir.”
Kemal-ud Din c.1 s.595
Ali b. Cafer şöyle demiştir:
“Kardeşim İmam Musa Kazım’a arz ettim: “Bu ayet-i Kerime’nin tevili nasıldır?”
Buyurdular:
“İmamınız gaybette olduğu ve onu göremediğiniz zaman ne yapacaksınız?”
Kemal-ud Din c.2 s.43
263-Kur’an ve İmamet
وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ قَالَ اِنّٖى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًاۜ قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖىۜ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمٖينَ
“O zamanlar Rabbi, İbrahim’i bir takım sözlerle sınadı. O, bunları yerine getirip tamamlayınca dedi ki: “Ben seni, insanlara İmam karar kılacağım. İbrahim, “Soyumdan da imam karar kıl” dedi. Allah: “Benim ahdime zalimler ulaşamazlar.” dedi.
Bakara Suresi 124. ayet
Mufazzal b. Ömer Şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) bu ayet-i kerimede buyrulmuş olan sözlerin neler olduğunu sordum, buyurdular:
“Hz. Adem’in (a.s) Rabbinden almış olduğu ve dili ile söylediği için Allahu Teala’nın tevbesini kabul ettiği sözlerdir ve o sözler şunlardır:
“Allahım! Muhammed’in, Ali’nin, Fatıma’nın, Hasan’ın ve Hüseyin’in hakkı hürmetine tevbemi kabul et”
Allahu Teala’da tevbesini kabul etti çünkü Allah, tevbeleri hemen kabul eden ve Rahim’dir.
Arz ettim: “Ey Resulullah’ın oğlu! Allahu Teala’nın ayette buyrulmuş olan “Ve onları tamamlayıca” buyruğundan maksat nedir?
Buyurdular: “Hz. Kaim (a.s) İmam Mehdi’ye kadar olan 12 İmam’ın tamamıdır ki, bu İmamların 9 tanesi İmam Hüseyin’in evlatlarındandır.”
Kemal-ud Din c.2 s.40-41
264-Asr Suresi
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
وَالْعَصْرِۙ
اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile. And olsun zamana. Şüphe yok ki insan, kesinlikle zararda/ziyandadır. Sadece inanlar ve iyi işlerde bulunanlar ve birbirlerine gerçeği gözetmeyi ve sabretmeyi tavsiye edenler hariç.
Asr Suresi
Mufazzal b. Ömer şöyle demiştir:
“Allahu Teala’nın bu ayette buyurduklarını Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) sordum, şöyle buyurdular:
“”Zamandan” maksat Hz. Kaim’in (a.s) zuhur edeceği zamandır.
“Şüphesiz insan, kesinlikle zarar-ziyandadır” buyruğundan maksat, bizim düşmanlarımızdır.
“Sadece iman edenler” buyruğundan maksat, biz İmamlar’ın hakkında inmiş olan ayetlere inananlardır.
“Ve salih-iyi iş yapanlar” buyruğundan maksat, bu inançta olan kardeşleri ile birlik olup ayrılmayanlardır.
“Ve hakkı gerçeği öğütleyenler” buyruğundan maksat, insanlara İmameti öğütleyenlerdir.
“Ve sabrı öğütleyenler” buyruğundan maksat ise Gaybet Dönemi’nde bu inançtan çıkmayanlar/sapmayanlardır.
Kemal-ud Din c.2 s.565
265-Kur’an Tevili
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
” Zamanın cahillerinin bizim Mehdimize (a.s) yapacağı eziyetler, Cahiliye Dönemi’nin cahillerinin Peygamber’e (s.a.a) yapmış olduğu eziyetlerden çoktur, fazladır.”
Dedim: “Efendim! Nasıl olur?”
Buyurdular: “Hz. Peygamber (s.a.a) gönderildiği zaman insanlar, taşa ve ağaca tapıyorlardı ama bizim Kaimimiz zuhur ettiği zaman insanlar, Ona karşı Kur’an’ı tevil edecekler.”
El Gaybet-i lil Numanî s.322
266-İmam ve Kur’an
وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَمَنْ قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّه۪ سُلْطَانًا فَلَا يُسْرِفْ فِي الْقَتْلِۜ اِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا
“…Ve kim zulüm ile öldürülürse onun mirasçısına-velisine, öldürene karşı bir kudret ve salahiyet verdik. Ancak öldürmede aşırıya gidilmemeli. Şüphe yok ki, yardıma da mazhar kılınmıştır o.
İsra Suresi 33. Ayet
Bu ayet-i kerime, Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) sorulduğu zaman şöyle buyurdular:
“Bu ayetin kast etmiş olduğu kimse, Kaim-i Â-li Muhammed (s.a.a)’dir. Kıyam ettiği zaman, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) kanının intikamını alacak ve onun düşmanlarını öldürecektir. Eğer yeryüzündeki insanların tamamını öldürse dahi aşırıya gitmemiş olacaktır.”
“Öldürmede aşırıya gitmeyin” buyruğunun anlamı şudur: “O, aşırıya gitmek sayılacak hiçbir iş yapmayacaktır.”
Allah’a and olsun ki! Hz. Kaim (a.s), İmam Hüseyin’in katillerinin soyundan kalanların tamamını, dedelerinin ve babalarının yaptıklarından dolayı öldürecektir.”
Kamil-uz Ziyaret s.63
Uyun-u Ahbar’ur-Rıza kitabında Abdusselam b. Salih Herevî’den şöyle rivayet olunmuştur:
“Hz. İmam Rıza’ya (a.s) arz ettim: “Hz. İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) rivayet olunmuş olan bu hadis hakkındaki görüşünüz nedir?”
Şöyle buyurdular: “Doğrudur, öyledir.”
Arz ettim: “Efendim!
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۚ
Hiçbir suçlu bir başkasının suçunu üstlenmez” ayet-i kerimesinin anlamı nedir?
En’am Suresi 164. Ayet
Buyurdular: “Allahu Teala her zaman doğruyu buyurmuştur ama İmam Hüseyin’in (a.s) katillerinin çocukları, babalarının yaptıklarından razı olanlar ve onunla övünenlerdir. Eğer Dünya’nın doğusunda olan birisi öldürülür ve Dünya’nın batısında olan bir başkası bu öldürülmeye sevinecek razı olacak olursa, Allah katında katilin katline ortaktır. Bu sebepten dolayı, Hz. Kaim (a.s) onların çocuklarını da öldürecektir.
Uyun-u Ahbar’ur-Rıza c.1 s.72
267-Zerdüştlerin Müjdesi
Zerdüştlerin kutsal kitabında şöyle yazılıdır:
“Büyük kurtarıcı, dini Dünya’nın tamamına hakim kılacak, fakirliği yok edecek… ve Dünyadaki insanların tamamını aynı fikir ve düşüncede yapacaktır.”
Câmasbnâme/121
268-Zebur’un Zuhur Müjdesi
Zebur’da şöyle yazılıdır:
“…Allah’ı bekleyenler, yeryüzünün sahipleri olacaklardır. Yeryüzü sonsuza kadar onların olacaktır.”
Eski Ahit Mazmur 37. ayet, 9 ve 12,17 ve 18
269-Tevrat’ın Müjdesi
Tevrat’ta şöyle yazılıdır:
“… Ezilmişlerin arasında adalet ile hüküm verecektir ve hak olduğu şekilde yeryüzündeki ezilmişlere hükümet edeceklerdir. Kaplan, dana ile birlikte uyuyacak ve kuzu ile aslan birlikte dolaşacaktır ve onları, küçük bir çocuk güdecektir.”
Tevrat 11.bölüm 2. ve 10. Ayet
270- İncil’in Zuhur Müjdesi
İncil’de şöyle yazılmıştır:
“Efendisin gelmesini bekleyen kimse gibi kemerlerinizi bağlayın ve çıralarınızı (ışıklarınızı) yakın.. O gelip kapınızı çaldığı zaman hemen açın. Çünkü o, sizin beklemediğiniz bir vakitte gelecektir.”
Luka İncili 12. Bölüm 35-36. ayetler
271-Hz. İmam Mehdi’nin Kutsal Kitaplardaki Adları
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kutsal kitaplardaki ve Dünya üzerinde var olan inançlardaki adlarından bazıları şunlardır:
Hz. İbrahim’in suhufundaki adı, Sahip’tir.
Zebur’da, Kaim;
Terkum dilinde olan Tevrat’ta, Kaydmu; İbranice Tevrat’ta, Meşii (Büyük Mehdi);
İncil’de Son Mehmid;
Zerdüşt’ün Zemzeminde Sonsuz Allah’ın Suruşu.
Zend Pazendlerin kitabındaki adları, Behram ve Sonsuz Allah’ın Kulu.
Hinduların Bin Mektubundaki adı, Lendbetava.
Armafis’de geçen adı, Şemahil.
Sonsuzlar kitabındaki adı, Hurand.
Firengiler’in kitabındaki adı, Kutsal-Mübarek.
Mecusilerin kitabındaki adı, Hosrov.
Peygamber’in izi kitabındaki adı, Hakkın, Mizani.
Borzin Azer Fersiya’nın kitabındaki adı, Perviz.
Romalıların Kubdus kitabındaki adı, En Büyük Firdevs.
İlahî Sahifedeki adı, Hakk’ın Özü.
Kutsal Sahifedeki adı, Lisan-us Sıdk ve Simam-ul Ekber.
Kendral kitabındaki adı, Bakiyyetullah.
Kentere kitabındaki adı, Katii.
Didberahime kitabındaki adı, Mansur.
Şakmuni kitabındaki adı,Ayakta duran.
Rigveda’nın kitabındaki adı, Vişnu…
Ez-Zamun Nasih c.1 s.481, Necm-us Sakib 2. Bab s.85
272-Kudsi Hadislerde İmam Mehdi
Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
“Ey Resulüm! Senin ve senin soyundan olan Hüccetlerim ile kullarıma rahmetimi indiriyorum. Ama sizin Kaiminiz ile arzımı tesbih, takdis, tekbir, tehlil ve İlahlığımın yüceltilmesi ile abad edecek ve onun eli ile Tevhid’in sözünü yüceltip kafirlerin sözünü yok edeceğim. Onun eli ve kendi ilmim ile arzın tamamına ve kullarımın kalplerine yeniden hayat vereceğim ve saklı olan olan hazinelerimin tamamını kendi iradem ile ona zahir edeceğim.
Kendi iradem ile kalplerde olan gizli ve saklılardan haberdar edeceğim ve benim dinimi ve emirlerimi yayıp hakim kılması için meleklerim ile ona yardım edeceğim. o benim Hüccetimdir ve benim kullarımı hidayet edecek hak Hidayetcidir.
Bihar-ul Envar c.51 s.66
273-Kudsi Hadislerde İmam Mehdi
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s), Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) Kaim-i Â-li Muhammed (s.a.a) adının verilmesi hakkında şu hadis-i kudsiyi rivayet etmiştir:
“Ceddim, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) şehadetinden sonra, melekler feryad edip ağlayarak Allahu Teala’ya şöyle arz ettiler:
“Ey Rabbimiz! Senin seçmiş olduğun ve seçmiş olduğunun oğlunu ve seçmiş olduğun İmam’ı (Hüccetini) öldürmelerini af edecek misin?”
Allahu Teala onlara şöyle buyurdu:
“Ey Benim Meleklerim! Sakin olun! İzzetime ve celalime and olsun ki, uzun bir zaman sonra da olsa onlardan intikam alacağım.”
İmam Muhammed Bakır (a.s) daha sonra şöyle buyurdular:
“Allahu Teala bunları buyurduktan sonra, Hz. İmam Hüseyin’den (a.s) sonra onun evlatlarından İmam olacak olan İmamları meleklere gösterdi ve melekler sevindiler. Bu İmamların içinde bir İmam, kıyamda durmuş ve namaz kılıyordu; onu göstererek buyurdu:
“O’nun (Kaim’in: Ayakta duranın) eli ile Hüseyin’in katillerinden intikam alacağım.”
Bihar-ul Envar c.51 s.29
274-Kudsi Hadislerde İmam Mehdi
Miraciye hadisinde şöyle buyrulmuştur:
“Allahu Teala şöyle buyurdu:
“Rüzgarları onun emrine vereceğim; sert bulutlar, ona ram edecek ve her yolla onu göklere yükselmeye muvaffak edeceğim.”
Kemal-ud Din c.1 s.256, Bihar-ul Envar c.52 s.37
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur:
“…Hz. Mehdi (a.s) ateş ve nurdan olan, sesten daha hızlı bineklere binecek ve dilediği göğe çıkacaktır…”
Hurşid-i Mağrib s.39, Muhammed Rıza Hekimî
Hadislerde İmam Mehdi
275-Ümmetin İmamı
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Bu üç sıfat ve özelliğe sahip olmayan hiç kimse ümmete İmam olamaz.
1-Kendisinden önceki İmam’dan sonra insanların en üstünü olmalıdır.
2-Hz. Peygamber’in (s.a.a) silahına sahip olması gerekir.
3-Kendisinden önceki İmam’ın onu açık ve aleni bir şekilde kendisinin vasisi olduğunu ilan etmesi gerekir.
İsbat-ul Hudat c.7 s.402
276-Hakk’ın Sözü
Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) vefalı yarenlerinden olan Osman b. Said şöyle demiştir:
“Bir keresinde Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) huzurunda idik, İmam’ın yarenlerinden birisi o Hazrete şöyle arz etti: “Efendim! Mutahhar babalarınızdan şöyle nakledilmiştir: “Yeryüzü asla Hüccetsiz kalmaz ve zamanının İmamını tanımadan kimse cahiliye ölümü ile ölmüş olur.” Bu husustaki nazarınız nedir?”
İmam Şöyle buyurdular:
“Evet, bu söz, hak ve doğrudur.”
Sordu: “Ey Resulullah’ın oğlu! O halde sizden sonraki Hüccet kimdir?”
Buyurdular: “Benden sonraki İmam ve Hüccet, oğlum Muhammed’dir. Onu tanımadan ölen kimse, cahiliye ölümü ile ölmüş olur. Bilin ki, onun gaybet dönemi olacaktır ve o dönemde cahiller, sapıtıp yoldan çıkacak ve batıl ehli ise helak olacaktır. Onun gaybette olduğu dönemde onun zuhuru için vakit verenler yalancılardır. O, gaybet dönemi sona erince zuhur edecektir. Kufe’nin ve Necef’in başının üstünde dalgalanan beyaz bayrakları görür gibiyim.”
Kemal-ud Din c.2 s.409
277-Hz. Peygamber’in Halifeleri
Hz. İmam Rıza (a.s) babalarından, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Miraca çıkarıldığım zaman şöyle dedim: “Ey benim Rabbim! …Bunlar, benim haliflerim ve benden sonraki İmamlar mıdır? Nida geldi: “Bunlar, senden sonrası için kullarıma seçmiş olduğum dostlarım ve sevdiklerimdir. Senden sonraki Halifelerim ve en üstün kullarım bunlardır. İzzet ve celalime and olsun ki! Dinimi onlarla yükselteceğim ve onların sonuncusu ile yeryüzünü günahkar ve isyancılardan temizleyeceğim ve onu, Doğu’dan Batı’ya kadar bütün Dünya’ya hakim kılacağım.”
Kemal-ud Din c.1 s.366, Uyun-u Ahbar-ur Rıza c.1 s.262
278-Allah’ın Hücceti’nin Olmasının Zarureti
Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s), Allah’ın Hüccetlerinin olmasının zarureti hakkında şöyle buyurmuşlardır:
“Allah’ın arzının, Allah’ın Hücceti olmadan ayakta durması -varlığını sürdürebilmesi- mümkün değildir.
Nehcül Belağe, Kısa sözler 147 numaralı söz
Hz. İmam Ali b. Muhammed Naki (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Allah’ın arzının, Allah’ın Hücceti olmadan varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir ve Allah’a and olsun ki, Allah’ın (bu dönemdeki) yeryüzündeki o Hücceti benim!”
Usul-u Kafi c.1 s.179
İmamlarımızdan (aleyhum selam) elimize ulaşmış olan dualarda mükerrer defa Hüccet kelimesinin kullanıldığını görmekteyiz. O dualardan birisi şöyledir:
“Allahım! Beni, Hüccetinin marifetine ulaşanlardan karar kıl! Eğer sen bana Hüccetini tanıtmayacak olursan sapıp dinimden çıkarım.”
Kemal-ud Din c.2 s.512
Zuhur’un Haberi
Cabir, Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Mehdi (a.s), yatsı vaktinde Mekke’de zuhur edecektir ve zuhur ettiği zaman Hz. Peygamber’in (s.a.a) bayrağı, gömleği ve kılıcı yanında olacaktır. Ayrıca açıkça nurdan nişaneleri olacaktır. Yatsı namazını kıldıktan sonra yüksek sesle şöyle diyecektir: “Ey İnsanlar! Allah’ı ve Allah’ın huzuruna çıkarılacağınız günü size hatırlatıyorum. Allah, hüccetini tamamlamıştır. Ona hiçbir şeyi ortak koşmamanız, Onun ve Peygamberinin emirlerine itaat etmeniz, Kur’an’ın ihya ettiğini ihya etmeniz ve Kur’an’ın ortadan kaldırdıklarını ortadan kaldırmanız, hidayet yoluna yardım etmeniz ve ona karşı muin, nasır ve takvalı olmanız için Peygamberlerini ve kitaplarını göndermiştir.
Dünya’nın sonu yakınlaşmıştır. Ben sizi Allah’a ve Resulü’ne davet ediyorum. Allah’ın kitabına amel edin, batılı yok edip sünneti ve şeriatı ihya edin.”
Daha sonra sayıları, Bedir ashabının sayıları kadar olan 313 ashabı ile birlikte önceden kararlaştırmadan birleşip zuhur edecektir.
Onlar, gecelerin korkanları, gündüzün aslanlarıdırlar. Allah onun eli ile Hicaz topraklarını fethedecek, zindanlarda olan Haşimoğullarını kurtaracak ve siyah bayraklarla Kufe’ye girecektir. Sonra Dünya’nın dört bir tarafına İmam Mehdi’ye biat almaları için ordular gönderecektir. Onlar, gittikleri yerlerde zulüm ve haksızlıkları ortadan kaldıracak, şehirler ve ülkeler onun için hazır hale getirecektir. Konstantiniye’yi o fethedecektir.
El Melahim-u vel Fiten s.48
280-Sünni Kaynaklarında Hz. İmam Mehdi (a.s)
İbn-i Ebil Hadid:
“Ahir-i Zaman’da Ehlibeyt’ten birisi çıkacak dini, hak ve adaleti aşikar kılacaktır. Müslümanlar ona tabi olacaklar ve bütün Dünya’ya hakim olacak olan o kişinin adı, Mehdi’dir.
İbn-i Haldun Mukaddimesi s.362
281-İmam’ın Olmasının Lüzumu
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Ey Ebu Hamza! Sizden birisi birkaç fersah yol gitmek istediği zaman kendisine bir yol (adres) gösteren bulmaktadır. Sen, göklerin yolunu, yerlerin yolundan daha çok bilmiyorsun, öyle ise kendine bir yol gösteren ve kılavuz bul.”
Usul-u Kafi c.1 s.261
282- İmam Rıza’dan Bir Hadis
Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Hz. İmam Mehdi (a.s), insanların en bilgilisi, en hekimi, en takvalısı, en sabırlısı, en çok bağışlayanı ve en çok kulluk ve ibadet edenidir. Gözleri uyusa da kalbi her daim uyanıktır. Melekler her daim kendisi ile konuşmaktadır… Duaları her zaman kabul olur ve bir taşa dahi nifrin edecek olsa taş ikiye ayrılır.”
İlzam-un Nasib s.9
283- İki Açık Nişane
Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Mehdi’nin (a.s) apaçık nişaneleri vardır ve o, nişaneler ile tanınır. Onlardan bir tanesi sonsuz ilme sahip olması ve diğeri ise duasının her zaman kabul olmasıdır.”
Uyun-u Ahbar-ur Rıza c.1 s.170
284-Sınırı Olmayan Bilgi
Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurdular:
“Mehdi’nin (a.s) ilmi bütün herkesin ilminden daha çok ve rahmeti, bütün herkesin rahmetinden daha fazladır.”
El Gaybet-i Numani s.114, Bihar-ul Envar c.51 s.115, Muntahab-ul Eser s.309
285-Babam Ona Feda Olsun
Hz. İmam Musa Kazım (a.s) buyurdular:
“Hz. Mehdi’nin (a.s) yüzünün rengi çok fazla gece ibadeti ve teheccüt etmesinden dolayı sarıya çalmaktadır. Geceleri, secde ve rüku halinde geçirip yıldızların doğup batmasına riayet eden ona, babam feda olsun.
Allah yolunda kınayanların kınamasından asla etkilenmeyen Mehdi’ye, babam feda olsun. O, zifiri karanlıkların hidayet ışığıdır. Allah’ın emri ile kıyam edecek olan Mehdi’ye, babam feda olsun.”
Bihar-ul Envar c.86 s.81
286-Allah Karşısında Huşu İçinde
Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Hz. Mehdi (a.s), kartalının kanadının karşısında ezik olduğu gibi Allah’ın karşısında eziklik içindedir.”
Ukad-ud Durer s.158
Başka bir hadislerinde ise şöyle buyurmuşlardır:
“Mehdi (a.s), Allahu Teala’ya karşı en çok huzu ve huşu içinde olandır.”
Ez Zamm-un Nasıb s.10
287-İyiliklerde Aceleci
Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Mehdi (a.s), iyiliklerde ve mücadelede çok acelecidir.”
Cemal-ul Usbuu s.310, Sahife-i Mehdeviyye s.290
288-İmam Mehdi’nin (a.s) Faziletleri
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Mehdi (a.s), Hz. Musa’nın (a.s) kemaline, Hz. İsa’nın (a.s) azametine ve Hz. Eyyub’un (a.s) sabrına sahiptir.”
Uyun-u Ahbar-ur Rıza c.1 s.36
289-İmamsız Dünya Yok Olur
Ebu Hamza şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) sordum: “İmam olmadan yeryüzü var olabilir mi?”
Buyurdular: “İmam olmayacak olursa yeryüzü yok olur.”
Usul-u Kafi c.1 s.334
290-Allah’ın Kullarına Gazabı
Veşa şöyle demiştir: “Hz. İmam Rıza’ya sordum: “Yeryüzü İmamsız olur mu?”
Buyurdular: “Hayır, olmaz.”
Arz ettim: “Efendim, “Allah, kullarına gazap etmedikçe yeryüzünün İmamsız kalmayacağını bize söylüyorlar.”
Buyurdular: “Yeryüzü, İmamsız olamaz, yeryüzünde İmam olmayacak olursa yeryüzü yok olur.”
Usul-u Kafi c.1 s.334
291- Sünni Kaynaklarında İmam
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Benim evlatlarımdan, adı benim adım olan birisi Arablara hakim olmadan, yeryüzü dağılıp son bulmayacaktır.”
Sahih-i Tirmizi c.9 s.74
292-İkrar ve İnkar
Safvan b. Mervan, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“İmamların tamamını kabul edip Mehdi’yi kabul etmeyen kimsenin durumu, Peygamberlerin tamamını kabul edip Hz. Muhammed’in (s.a.a) Peygamberliğini kabul etmeyen kimsenin durumu gibidir.”
Arz ettiler: “Ey Allah Resulü’nün Oğlu! Sizin evlatlarınızdan olan Mehdi kimdir?”
Buyurdular: “Beşinci oğlumun oğludur. Sizden gizli ve saklı olacaktır ve (saklı olduğu dönemde) onun adını anmanız doğru değildir.”
Kemal-ud Din c.2 s.3
293-Üç Muhammed
Ebu Hişam, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“İmamların içinden adları Muhammed, Ali ve Hasan olan İmamlar, peş peşe gelecektir, onların dördüncüsü Kaim-ul Mehdi (a.s)’dır.”
Kemal-ud Din c.1 s.4
294-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi
Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s), Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şöyle buyurduklarını rivayet etmişlerdir:
“Dünya’nın ömrü bir gün kalmış olsa dahi Allah, benim Ehlibeytimden birisini çıkartacaktır ve o, Dünya’yı zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır.”
Sahih-i Ebu Davud c.2 s.207
295-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi
Ebu Said şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular:
“Bizim Mehdimiz açık alınlı ve ince burunludur, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adalet ile dolduracaktır ve yedi yıl hükümet edecektir.”
Sahih-i Ebu Davud c.2 s.208
296-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi
Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdular: “Vadedilmiş Mehdi, Ehlibeyttendir ve Allahu Teala, Onun kıyam etmesinin şartlarını bir gecede vücuda getirecektir.”
Sahih-i İbn-i Mace c.2 s.519
297-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi
Ebu Said, Hz. Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Yeryüzü, zulüm ve haksızlıkla dolacaktır, sonra benim Ehlibeytimden birisi çıkacak, yedi yada dokuz yıl hükümet edecek ve yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracaktır.”
Mesned-i Ahmed c.3 s.38
298-İmam Mehdi’nin Zuhuru Müslümanların Arasında En Çok Meşhur Olan Meselelerdendir
Ahir-i zamanda, Hz. Peygamber’in Ehlibeytinden bir kişinin çıkıp dini, bütün Dünya’ya hakim edeceği; hakkı ve adaleti, bütün Dünya’ya hakim kılacağı ve ülkelerin tamamına hükümet edeceği Müslümanların arasında en çok bilinen ve meşhur olan meselelerden bir tanesidir.
İbn-i Haldun Mukaddimesi s.311
299-Belanın Defi
Hz. İmam Mehdi (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Allahu Teala, benim ile ailemden ve Şialarımdan belayı def edecektir.”
Kemal-ud Din c.2 s.441
300-Hizmet Etme Arzusu
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurdular:
“Onun (Hz. İmam Mehdi’nin) döneminde olmuş olsaydım ömrümün tamamını ona hizmet etmekle geçirirdim.”
Gaybet-i Numani s.245
301-Kitap ve Sünnet İlmini Bilmek
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Bitki, toprakta kök saldığı gibi Allah’ın kitabının ve Peygamber’in (s.a.a) sünnetinin ilmi de bizim Mehdimizin kalbinde kök salmıştır.”
Bihar-ul Envar c.52 s.317, Muntahab-ul Eser s.309
302-Sünni Hadislerinde İmam
Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Semre’den şöyle nakleder:
“Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduklarını kendi kulaklarım ile duydum:
“Benden sonraki Halifelerimin sayısı 12’dir ve onların tamamı Kureyşten’dir.”
Ahmed b. Hanbel Müsnedi c.5 s.92
Bu hadis, Yenaib-ul Mevedde’nin hadisinde şu şekildedir:
“Benden sonraki Halifelerimin sayısı 12 tanedir ve onların tamamı Haşimi’dir.”
Bu hadis, mütevatir seviyesinde rivayet edilmiştir ve bu hadisin mütevatir bir hadis olduğunu hadis ilmi sahiplerinin tamamı itiraf etmişlerdir.
Ahmed b. Hanbel Müsnedi c.5 s.92
Ahmed b. Hanbel, bu hadisi mezkur haliyle 34 ayrı senet ile Cabir b. Semre’den rivayet etmiştir.
Hem Sünni hem de Şia kaynaklarında olan bu hadisin doğruluğunda hiçbir şüphe olmamasına rağmen önemli olan husus şudur:
Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu 12 kişiden maksadı kimlerdir?
Ümeyyeoğlu halifelerini kast etmiş olmaları mümkün değildir çünkü onların sayısı 12 değil 15’tir.
Mesudî, Murevvic’uz Zeheb isimli kitabında Ümeyyeoğlu halifelerinin isimlerini şu şekilde yazmıştır:
“1-Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye,
2-Muaviye’nin oğlu Yezid,
3-Yezid’in oğlu Muaviye,
4-Hakem’in oğlu Mervan,
5-Mervan’ın oğlu Abdulmelik,
6-Abdulmelik’in oğlu Velid,
7-Abdulmelik’in oğlu Süleyman,
8-Abdulaziz’in oğlu Ömer,
9-Abdulmelik’in oğlu Yezid,
10-Velid’in oğlu Yezid,
11-Abdulmelik’in oğlu Hişam,
12-Abdulmelik’in oğlu Yezid’in oğlu Velid,
13-Abdulmelik’in oğlu Yezid’in oğlu Velid’in oğlu Yezid,
14-Abdulmelik’in oğlu Yezid’in oğlu Velid’in oğlu İbrahim,
15-Mervan Muhammed El Hammar”
Hz. Peygamber’in (s.a.a) maksadının Abbasî halifeleri olmadığı da kesin ve açıktır çünkü Abbasi Halifelerinin sayısı 12 değil sayısı 37’dir.
Ümeyyeoğullarının ve Abbasilerin haricinde halife olanların sayısı ise 6’dır ve yine 12’ye ulaşmamaktadır, bunlar ise 4 Halife, Hz. İmam Hasan (a.s) ve Zubeyr’in oğlu Abdullah’tır.
Bu sebepten dolayı da Hz. Peygamber’in buyurmuş oldukları bu halifelerin kimler olduğunun belirlenip açıklığa kavuşturulması gerekir çünkü Allah’ın Resulü (s.a.a) hem boş söz hem de muamma şeyler söylemekten beri ve uzaktır.
Şia inancına göre Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu hadiste buyurmuş oldukları 12 Halife’den maksatları, Hz. İmam Ali b. Ebu Talib (a.s) ve 11 evladıdır. Sünni kaynaklarında rivayet olunmuş olan hadislerde maksadın, 12 Ehlibeyt İmamı olduğuna delalet etmesine rağmen Sünni alimlerin kendi kitaplarında yazılı olan bu hadisleri dikkate almamış olmaları yada o açık hadisleri başka bir şekilde tevil ederek muhtelif anlamlar çıkarmaya kalkışmaları çok şaşırtıcıdır.
Muhammed b. İbrahim Hammui Şafi, Abdullah b. Abbas’tan şöyle nakletmiştir:
“Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular: “Benim vasi ve halifelerim, Allah’ın benden sonrası için kullarına seçmiş olduğu Hüccetler, 12 kişidir ve onların ilki, benim kardeşim ve sonuncusu ise benim oğlumdur.”
Sordular: “Ey Allah’ın Resul’ü! Senin kardeşin kimdir?”
Buyurdular: “Ali b. Ebu Talib’tir.”
Sordular: “Ya Resulallah! Senin oğlun kimdir?
Buyurdular: “O, Mehdi’dir. Dünya’yı zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra hak ve adalet ile dolduracak olan kimsedir.”
Feraid-us Simteyn c.2 s.312 H.562
Hafız Süleyman Kunduzi Hanefi, bu hadisi Yenabi-ul Meveddet kitabında naklettikten sonra 12 Halife’den maksadın kimler olduğunu Hz. Resulullah’ın (s.a.a) kendisinin açıkladığını ve onların, Ali b. Ebu Talib (a.s) ve 11 evladının (aleyhum selam) olduğunu yazmıştır.
Yenabi-ul Meveddet s.487
Hafız Süleyman Kunduzi Hanefi, kitabında şöyle yazmıştır:
“Bir takım muhakkıklar şöyle söylemişlerdir: “Zamanın şerhi ve mekanda vücuda gelmiş olan şartlar, Hz. Peygamber’in (s.a.a) 12 Halife’den maksadının kendi itreti (Ehlibeyti) olduğunu ortaya koymuştur. Sahabeden olan halifeler bu hadisin kapsamı içine girmemektedirler çünkü onların sayısı 12’den azdır. Yine Emevi halifelerini de kapsamamaktadır çünkü onlarında sayısı 12’den fazladır.
Yenabi-ul Meveddet s.446
303-Nasıl Bir Mehdi
Sünni Ulemasının, Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki görüşleri şu şekildedir:
“Bizler türsel Mehdi’ye inanıyoruz.”
Bir başka ifade ile şöyle söylemekteler:
“Hz. Mehdi (a.s) hakkında Hz. Peygamber’İn buyurmuş oldukları hadislerin tamamını kabul ediyoruz ama onun daha doğup Dünya’ya gelmediğini ve kim olduğunun bilinmediğini; gelecekte doğacağını ve büyüdükten sonra kıyam edip Dünya’nın tamamına hükümet edeceğini, Hz. Fatıma’nın (s.a) soyundan ve Hz. İmam Hüseyin’in evlatlarından olduğunu söylüyoruz.”
Şebravi Şafii şöyle demiştir:
“Şialar; hakkında çok sayıda sahih hadisin olduğu Mehdi’nin, Hasan Askeri’nin oğlu olduğuna ve ahiri zamanda zuhur edeceğine inanmaktadır. Ama doğrusu şudur: “Mehdi, daha doğmuş değildir, ileriki zamanlarda doğacak ve büyüyecektir ve O, kerim olan Ehlibeytten’dir.”
El-İthaf s.180
İbn-i Ebil Hadid, Nehcül Belağe’nin 16. Hutbesinin şerhinde şöyle söylemiştir:
“Hadis alimlerinin büyük çoğunluğu Mehdi’nin Hz. Fatime’nin soyundan olduğuna inanmaktadırlar ve biz Mutezile fırkası da bunu inkar etmiyor ve kendi kitaplarımızda bunun böyle olduğunu açıkça kabullenmişiz. Ama bizim inancımıza göre o daha doğmuş değildir, sonradan doğup Dünya’ya gelecektir.
Nehcül Belağe Şerhi c.1 s.281 ve c.7s.59
Şunu söylemek gerekir ki, Sünni uleması, bu iddialarını isbatlayacak tek bir tane dahi ayet yada hadisi, delil olarak ortaya koyabilmiş değillerdir. Bu inanç hiçbir delile dayanmadan Sünnilerin arasında meşhur olmuştur. Bu inanç, Ehlibeytin dışlanmasının ve İslamî Hilafetin gasp edilmesinin neticelerinden sadece bir tanesidir.
Bu delilsiz iddiaya rağmen Sünni kaynak kitaplarında olan bir çok hadis, Şia kaynaklarında olan hadislerle aynı neticeyi vermektedir. O hadislerde şöyle denilmektedir.
“Vaad edilmiş Mehdi (a.s) 12 İmam’ın 12.’si, Hz İmam Hüseyin’in (a.s) dokuzuncu evladı, Hz. İmam Rıza’nın dördüncü ve Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) tek oğludur.”
Sünni kaynaklarındaki hadislerde şöyle denilmektedir:
“Hz. Mehdi (a.s), Hicri Kameri 255. yılının Şaban ayının 15. günü Samerra şehrinde Dünya’ya gelmiştir ve annesi, Nercis Hatun’dur.”
Bütün bunlar, Şia ve Sünnilerin Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında hiçbir ihtilaflarının olmadığını; her iki fırkanın da Şahsi Mehdi’ye inandığını; Ehlibeytin dışlanması ile birlikte Emevi ve Abbasi yönetimlerinin karanlık dönemlerinin, Sünni ulemasının kendi kitaplarında yazmış oldukları hakikatleri yayıp hakim ederek Şialar gibi Şahsi Mehdi’ye inanmalarına mani olduğunu ortaya koymaktadır.
304-Türsel Mehdeviyyet
Ariflerin bazıları türsel Mehdeviyyet’e inanmış ve inanmaktadırlar. Şöyle ki, her asır ve dönem için hidayet etme özelliklerine sahip olan bir Mehdinin var olması gerektiğine inandıkları için şöyle söylemekteler:
“Hidayetçinin olmadığı hiçbir asır yoktur ve her asrın hidayetçisinin hangi soydan olduğunun da, ne tür özellikler taşıdığının da hiçbir önemi yoktur.”
Ama hak mekteb olan Şia mektebi, Mehdeviyyet’in türsel değil, şahsi olduğuna inanmaktadır. Yani bu ümmetin ve bütün ümmet ve milletlerin Mehdisi sadece bir kişidir ve onun hangi soydan olduğu, anne ve babasının kimler olduğu, nerede doğup Dünya’ya geldiği, nerede gaybete çekildiği ve zuhur nişanelerinin neler olduğunun yanında fiziki özellikleri de açıkça bilinmektedir.
El Mev’ud s.10, 11 ve 50
305-Herkesin Kabulü
İbn-i Haldun’un dönemine kadar, Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki hadislerin doğru olmadığını tek bir tane dahi olsun hiçbir İslam alimi söylemiş değildir. Bütün alimler, o hadislerin hak ve doğru olduğunu kabul etmişlerdir. İhtilaf etmiş oldukları meseleler olmuş olsa da bu ihtilalar, “Mehdi bu mudur, yoksa o mudur?” gibi cüz’i konularda olmuştur. Yada “Mehdi, Hz. İmam Hasan’ın mı (a.s) yoksa İmam Hüseyin’in mi (a.s) evlatlarındandır?” gibi meselelerde ihtilaf etmişlerdir? Ama bu ümmetin bir Mehdisi olduğu, Peygamber’in (s.a.a) ve Hz. Zehra’nın (s.a) evladı olduğu ve işinin de zulüm ve haksızlıkla dolan Dünya’yı hak ve adalet ile doldurmak olduğu hususunda ihtilaf ettikleri hiçbir mesele yoktur.
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.289
306-Sünni Dünyasında Mehdeviyyet İnancı
Mehdeviyyet meselesinin Şia’ya munhasır bir konu olmadığını öğrenmek isteyenlerin, Mehdilik iddiasında bulunanların sadece Şiaların içinden mi çıktığına yoksa Sünnilerin arasından da Mehdilik iddiasında bulunanların çıkıp çıkmadıklarına iyice bakmak gerekir. Gerçek şudur ki Sünnilerin içinden çıkıp Mehdilik iddiasında bulunanların sayısı oldukça fazladır. Onlardan bir tanesi de Sudanlı Mehdi olarak tanınan kişidir. Bu kişi Sudan’da ortaya çıkıp Mehdi olduğunu iddia etti ve bir topluluk oluşturmuştu ve bu topluluk bir asra yakın bir müddet varlığını sürdürmüş sonra da dağılıp yok olmuştur.
Bu kişinin Mehdilik iddiasında bulunduğu bölge Sünni bölgesi olmasına rağmen Mehdilik inancının çok yaygın olmasından dolayı hem kendisini, Mehdi ilan edebilmiş hem de taraftarları, uzun bir müddet kendilerine toplum içinde bir yer bulabilmişlerdir.
Müslüman ülkelerin tamamında her dönem çok sayıda Mehdilik iddiasında bulunanlar olmuş ve vardır. Hindistan ve Pakistan’da doğup yayılan Kadrîler, bu iddia ile doğmuşlardır. Hadislerde de hem yalancı Mehdilerin, hem de uydurma Deccallerin her dönemde, yerde ve çok sayıda ortaya çıkacağı haber verilmiştir.
307-Allah’ın Yeryüzündeki Hücceti
Nehcül Belağe kitabında, Emirelmuminin Hz. İmam Ali’den (aleyhisselam) bir takım sözler vardır ve Ayetullah Burucerdi (rahmetullah aleyh), o sözlerin mütevatir sözler olduğunu beyan buyurmuşlardır.
Kumeyl b. Ziyad En-Nehaî, Emirelmuminin Hz. İmam Ali’nin (a.s) kendisi ile yapmış oldukları o uzun konuşmada şöyle buyurduklarını söylemiştir:
Kumeyl şöyle söylüyor:
“Bir gece Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) benim elimden tuttu ve çöle götürdüler. (Bu olayın Kufe şehrinde meydana gelmiş olması muhtemeldir.)
Çöle vardığımız zaman çok derin bir ah çekti ve sonra kalbinde yığılı olan dertleri anlatmaya başladılar.
“Ey Kumeyl! İnsanlar üç gruba ayrılıyorlar: Ya Rabbani (bilgindirler), ya mutaallimdirler yada pislik sivrisinekleri gibidirler.
Ey Kumeyl! Ben, bildiklerimi kendisine anlatabileceğim liyakat sahibi birisini bulamıyorum.
Bir takım kimseler iyi olmakla birlikte ahmaktırlar. İnsanların bir kesimi zeki ama din ve diyanetten uzaktırlar; dini, dünyevî hedeflerine ulaşma vesilesi karar kılmıştır.”
Mevlam Hz. Emirelmuminin (a.s) insanları sınıflandırdıktan sonra kendisinin yalnızlığından şikayetçi olarak buyurdular:
“Ey Kumeyl! Ben yalnızlık içindeyim, tek başımayım, kalbimdeki sırları kendisine anlatacağım ehil birisini bulamıyorum.”
Sonra şöyle buyurdular:
“Allahım! Evet doğrudur, senin arzın hiçbir zaman Hüccetsiz olmayacaktır. O Hüccetin ya zahirdir yada gözlerden gizli ve kayıp.”
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.279
308-Mehdeviyyet Hakkındaki Hadisler
Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti, zuhuru ve kuracağı hükümet ile ilgili açıklama yapmış mıdır?
Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında olan hadisler, Şiaların nakletmiş olduğu hadislerden ibaret olmuş olsa idi, bu konuda şüphe sahibi olanların şu soruyu sorma hakları olurdu:
“Hz. Mehdi meselesi eğer gerçek bir mesele olmuş olsaydı bunu İslam Peygamberi’nin açıklaması gerekirdi ve eğer onu, İslam Peygamberi açıklamış olsaydı sadece Şialar değil, Müslüman fırkaların tamamının rivayet etmesi gerekirdi.”
Bu sorunun cevabı çok açıktır. Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki Hz. Peygamber’in (s.a.a) buyurmuş olduğu hadisleri, sadece Şialar rivayet etmiş değildir. Sünni kaynaklarında da bu konu hakkında rivayet edilmiş olan hadisler, Şia kaynaklarında olan hadislerden fazla olmasa da az da değildir. Bu konu hakkında yazılmış olan kitaplara bakıldığı zaman bunun, böyle olduğu görülecektir.
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.278
309-Mütevatir Hadis
Hem Şia hem de Sünni alimleri, Hz. Peygamber’in (s.a.a) şu buyruğunun mütevatir olduğunda hem fikirdirler ve bu hususta tek bir kişinin dahi itirazı yoktur.
Buyurdular: “Dünya’nın ömründen tek bir gün dahi kalmış olsa Allah, o günü benim evlatlarımdan olan o kişinin zuhur etmesine kadar uzatacaktır.”
İslam Peygamberi (s.a.a) şunu buyurmuşlardır: “Hz. Mehdi (a.s), Allah’ın kesin ve olmaması imkansız olan kazalarındandır ve Dünya’nın yok olmasına sadece bir gün kalsa da bunun olması gerekir.”
Bu hadis, hem Şiaların hem de Sünnilerin müşterek rivayet etmiş oldukları hadislerden bir tanesidir.
Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.270
310-İmam’ın Gayb İlmine Sahip Olması
Muhammed b. Şazan şöyle demiştir:
Hz. İmam Mehdi’ye ulaştırılmak üzere bir miktar para (humus) getirilmişti, 500 dirhemden 20 dirhem azdı. O şekilde göndermek istemedim, kendimden 20 dirhem koyup Muhammed b. Cafer’e gönderdim ve kendimden ekleme yaptığımı yazmadım. Muhammed b. Cafer, onun makbuzunu bana gönderdiği zaman üzerine şöyle yazılmıştı:
“500 dirhem bana ulaştı, onun 20 dirhemi sana aitti.”
Kemal-ud Din c.2 s.240
311-Kadir Gecesi
Kadir Gecesi, zamanın İmamı’nın gecesidir, Melekler o gece İmam’a inip, takdiratın tamamını İmam’a takdim ederler. Masum İmamlarımız (a.s), Kadir Gecesi hakkında şöyle buyurmuşlardır:
“Bu gecede melekler, bir yıl içinde olacak olan mukadderatın tamamını, Zaman’ın mutlak Hüccetine getirip takdim ederler.”
Usul-u Kafi-Hüccet Kitabı
312-İmam’ın Olması Kesin ve Olmazsa Olmazdır
Hadiste şöyle buyrulmuştur:
“Yeryüzünde sadece 2 kişi kalmış olsa onların birisi, kesinlikle İmam ve Allah’ın Hücceti’dir.”
Usul-u Kafi c.1 s.179
313- İmam’ın İlm-i Gaybı
İshak b. Yakub şöyle demiştir:
“Şeyh Ömerî’nin kendisinden duydum şöyle diyordu: “Şehirlerin birisinde, yanında İmam’ın malı olan birisi ile karşılaştım. Bu adam humusunu İmam’a göndermiş ama İmam, göndermiş olduğu humusu kendisine geri göndermiş ve şöyle yazmıştır:
“Amcaoğullarının 400 dirhem hakkı bu paranın içindedir, onu çıkar.”
Bu adam şaşkınlık içinde malının ve mülkünün muhasebesini yapmaya başlamış ve kullanmış olduğu tarlalardan birisinin amcaoğullarına ait olduğunu ve onun hakkından bir kısmını kendilerine verdiğini ama geri kalan kısmı vermediğini ve vermesi gereken meblağın İmam’ın buyurmuş olduğu gibi 400 dirhem olduğunu görmüş. Buyrulmuş olan meblağı çıkardıktan sonra geri kalanı İmam’a göndermiş ve İmam, kabul etmiştir.”
Kemal-ud Din c.2 s.240-241
314-Gökten Gelen Ses
Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Gökten, “Hak, Â-li Muhammedin’dir (s.a.a)” nidası geldiği zaman, Mehdi (a.s) zuhur edecektir, onun adı dillerden düşmeyecek ve insanlar, sevinç içinde ondan başka hiçbir şeyi konuşmuyor olacaklardır.”
El Melaimu vel Fiten s.42
315- Günlerden Maksat Nedir
Hz. İmam Ali Naki Hadi (a.s) buyurdular:
“Günlerden maksat bizleriz. Gökler ve yer, bizim olmamızdan dolayı ayaktadır. Cumartesi, Resulullah’ın; Pazar, Emirelmuminin Hz. İmam Ali’nin; Pazartesi, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in; Salı İmam Zeynelabidin, İmam Muhammed Bakır ve İmam Cafer-i Sadık’ın; Çarşamba İmam Musa Kazım, İmam Ali Rıza, İmam Muhammed Taki ve benim; Perşembe oğlum Hasan’ın ve Cuma günü ise oğlum Hasan’ın oğlunun adınadır/günüdür ki, hakkın peşinde olanların tamamı onun etrafında toplanacaktır. O zulüm ve haksızlıkla dolan Dünyayı hak ve adalet ile dolduracaktır. Evet günlerden maksad bunlardır. Dünya’da iken bunlara düşmanlık yaparsanız onlar, ahirette size düşmanlık yapacaklardır.”
Kemal-ud Din c.2 s.79
316-On Dört Nur
Mufazzal b. Ömer şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: “Allahu Teala kullarını yaratmadan 14.000 (on dört bin) yıl önce 14 nur yarattı ve o nurlar, bizim ruhlarımızdı.”
Dediler: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! 14 ruhun sahipleri kimlerdir?”
Buyurdular: “Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin’in evlatlarından olan İmamlar. Onların sonuncusu Kaim’dir (a.s), gaybetinin sona ermesinden sonra kıyam edecek ve zulüm ve haksızlıkla dolan Dünya’yı hak ve adalet ile dolduracaktır.”
Kemal-ud Din c.2 s.7
317-Cahiliyet Ölümü
Muhammed b. İsmail, Hz. İmam Rıza’nın (a.s) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
“Bir İmamı olmadan ölen kimse cahiliyet ölümüyle ölmüş olur.”
Arz ettim: “Bir İmamı olmadan ölen kimse cahiliyet ölümüyle mi ölmüş oluyor?”
Buyurdular: “Evet, o kişi vakıf, kafir, nasibi ve müşriktir.”
Kemal-ud Din c.2 s.585
318-Uzun Ömürlü Olmak
Saide b. Cubeyr dedi:
“Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) şöyle buyurdular: “Bizim Kaimimizde (a.s) Hz. Nuh’un sünneti vardır ve o sünnet, uzun ömürlü olmaktır.”
Kemal-ud Din c.2 s.310
319-İmam’ın Şahsını ve Sıfatlarını Tanıyıp Bilmek
Abdullah b. Kudame dedi ki:
“Hz. İmam Musa Kazım (a.s) buyurdular: “Dört şeyde şek-şüphe eden kimse Allah’ın kitaplarının tamamını inkar etmiş olur. Onlardan bir tanesi İmam’ın marifetidir ki, her dönemin İmamı’nın şahsı ve sıfatları ile tanınması gerekir.”
Kemal-ud Din c.2 s.216
320-İmam’ı Tanımanın Önemi
Fuzeyl b. Yesar, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir, buyurdular:
“İmamını tanımadan ölen kimse cahiliyet ölümü ile ölmüş olur ve insanların, İmamlarını tanımama mazeretleri kabul olmayacaktır.”
Kemal-ud Din c.2 s.124
321-İkrar ve İnkar
Safvan b. Mihran şöyle rivayet etmiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: “İmamlarını tamamını ikrar/kabul edip Hz. Mehdi’yi inkar eden kimse, Peygamberlerin tamamını kabul edip Hz. Muhammed’in (s.a.a) Peygamberliğini inkar eden kimse gibidir.”
Arz ettiler: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! Sizin evlatlarınızdan olan Mehdi kimdir?
Buyurdular: “7. İmam’ın evlatlarından olan 5. İmam’dır. İnsanların gözünden saklı olacak ve o dönemde adını anmak doğru değildir.”
Kemal-ud Din c.2 s.122
322-İmam Mehdi’yi İkrar Etmek
Hz. İmam Muhammed Taki (a.s) buyurdular:
“…Onun uzun bir gıybet dönemi olacaktır. İhlas sahipleri zuhur etmesini bekleyecek, şüphe ehli ise onu, inkar edecek, adıyla alay edecekler.”
Kemal-ud Din c.2 s.378
323-Mümin ve Müslüman
Aban b. Teğallub şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) arz ettim: “İmamları tanıyan ama zamanının İmamını tanımayan kimse mümin olur mu?
Buyurdular: “Hayır, mümin değildir.”
Arz ettim: “Müslüman mıdır?”
Buyurdular: “Evet, Müslüman’dır.”
Kemal-ud Din c.2 s.185
324-Hz. İmam Mehdi Hakkında Olan Hadislere Genel Bakış
1-İmamların sayısı 12’dir ve onların ilki Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) ve sonuncusu ise Hz. İmam Mehdi (a.s)’dır. 92 Hadis
2-İmamlar 12 kişidir ve onların sonuncusu Hz. İmam Mehdi (a.s)’dır. 94 Hadis
3-İmamların sayısı 12’dir ve onların 9 tanesi Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) soyundandır ve onların sonuncusu Hz. Kaim (a.s)’dır. 107 Hadis
4-Mehdi, Hz. Peygamber’in (s.a.a) itretindendir. 389 Hadis
5-Mehdi, Hz. İmam Ali’nin (a.s) evladıdır. 214 Hadis
6-Mehdi, Hz. Fatıma’nın (s.a) evlatlarındandır. 192 Hadis
7-Mehdi, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) evlatlarındandır. 148 Hadis
8-Mehdi, Hz. İmam Zeynelabidin’in (a.s) evlatlarındandır. 185 Hadis
9-Mehdi, Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) evlatlarındandır. 103 Hadis
10-Mehdi, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) evlatlarındandır. 103 Hadis
11-Mehdi, 6. İmam’ın evlatlarındandır. 99 Hadis
12-Mehdi, Hz. İmam Musa Kazım’ın (a.s) 5. evladıdır. 101 Hadis
13-Mehdi, Hz. İmam Rıza’nın (a.s) 4. evladıdır. 98 Hadis
14-Mehdi, Hz. İmam Muhammed Taki’nin (a.s) 3. evladıdır. 90 Hadis
15-Mehdi, Hz. İmam Ali Naki-Hadi’nin (a.s) evlatlarındandır. 90 Hadis
16-Mehdi, Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) oğludur. 145 Hadis
17-Hz. İmam Mehdi’nin babasının adı, Hasan’dır. 148 Hadis
18-Mehdi, Peygamber’in (s.a.a) adının ve künyesinin sahibidir. 47 Hadis
Muntahab-ul Eser, Ayetullah El Uzma Safi Gülpeygani
325-Hz. Peygamber (s.a.a) Miraca Çıktığı Zaman
Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s), Hz. Peygamber’in şöyle buyurduklarını buyurmuşlardır:
“Miraca çağrıldığım zaman, Rabbim bana şöyle buyurdular: “Ya Muhammed! Yeryüzüne baktım ve onların içinden seni seçtim ve Peygamberim karar kıldım. Kendi ismimden sana ad koydum, “Ben Mahmud’um, sen ise Muhammed’sin.”
Sonra tekrar yeryüzüne baktım ve onların içinden Ali’yi seçtim ve onu, sana vasi ve halife karar kıldım. Ali’nin hem kızının kocası hem de senin çocuklarının babası olmasını irade ettim ve ona kendi ismimden verdim, “Ben, Aliyyul A’layım o ise Ali’dir.”
Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyin’i sizin -ikinizin- nurundan yarattım ve onların velayetlerini meleklerime sundum. Onların velayetini kabul edenler, bana en yakın olanlardır.
Ya Muhammed! Eğer kulum bana ibadet etmekten eskimiş ve çürümüş bir deri şekline gelmiş halde, ama onların velayetlerini kabul etmeden bana gelecek olursa onu ne cennetime sokacağım ne de arşımın gölgesinin altına alacağım.
Ya Muhammed! Onları görmek ister misin?
Arz ettim: Evet, Ey benim Rabbim! Görmek istiyorum.”
Buyurdu: “Başını yukarı kaldır.”
Başımı kaldırıp yukarı baktığım zaman, Ali’nin, Fatıma’nın, Hasan’ın, Hüseyin’in, Ali b. Hüseyin’in, Muhammed b. Ali’nin, Cafer b. Muhammed’in, Musa b. Cafer’in, Ali b. Musa’nın, Muhammed b. Ali’nin, Ali b. Muhammed’in, Hasan b. Ali’nin ve Muhammed b. Hasan’ın nurlarını gördüm.
Kaim’in nuru, onların nurunun ortasında idi ve parlak bir yıldız gibi parlıyordu.
Arz ettim: “Ey benim Rabbim! Bunlar kimlerdir?”
Buyurdular: “Bunlar, İmamlardır ve Kaim ise benim helalimi helal ve haramımı haram kılacak olan İmam’dır. Ben, onunla düşmanlarımdan intikam alacağım. O, beni sevenlerin dostudur ve senin Şialarının kalplerini, inkarcı ve kafirlerin zulümatından kurtaracak kimsedir. Lat ve Uzza’yı çıkarıp ateşte yakacak kimsedir. Bu ikisinin o gün çıkaracağı fitne, Samiri’nin çıkardığı fitneden daha büyük ve daha ağırdır.
Kemal-ud Din c.1 s.473-474
326-Peygamberlerin Sünneti
Ebu Besir şöyle rivayet etmiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: “Bizim Kaimimizde 4 Peygamber’in 4 ayrı sünneti vardır. Hz. Musa’dan (a.s) olan sünneti, korku ve beklemedir. Hz. Yusuf’tan (a.s) olan sünneti, zindandır. Hz. İsa’dan (a.s) olan sünneti, onun öldüğünü söyleyecek olmalarıdır; oysa o ölmemiştir, hayatta ve yaşamaktadır. Hz. Resul-i Ekrem Muhammed’den (s.a.a) olan sünneti ise kılıçtır.
Kemal-ud Din c.1 s.302-303
327-Peygamberlerin Sünneti
“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Bizim Kaimimizde Peygamberlerin sünnetleri vardır. Hz. Musa’nın (a.s) korku ve ümit sünnetine sahiptir. Hz. Yusuf’tan (a.s) sahip olduğu sünneti, kardeşlerinin onun ile alış veriş yapıp konuşmalarına rağmen onu tanımamalarıdır. Hz. İsa’dan (a.s) olan sünneti, seyahat etmesi ve Hz. Muhammed’den (s.a.a) olan sünneti ise kılıçtır.
Kemal-ud Din c.1 s.56
328- İsrailoğullarının Müslümanları
İslam şehirlerinden birisi olarak bilinen Bağdat’ta birisi bana şöyle dedi:
“Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti çok uzadı ve bu durum insanların şaşkınlıklarının çok artmasına ve İmamet ahdinden çıkmalarına sebep oldu. Nasıl olacak?
Ona şöyle dedim: Geçmiş ümmetler için olan şeylerin İslam ümmeti içinde olması gerekir. Hz. Peygamber’den (s.a.a) rivayet olan bir çok hadiste o Hazret şöyle buyurmuşlardır:
“Hz. Musa (a.s), Allah’ın mikatına gitmişti ve 30 gün sonra dönecekti, Allahu Teala 10 gün uzattı ve 40 güne tamamladı.”
Bu olay, Kur’an-i kerimde şu şekilde beyan buyrulmuştur:
وَوٰعَدْنَا مُوسٰى ثَلٰثٖينَ لَيْلَةً وَاَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مٖيقَاتُ رَبِّهٖٓ اَرْبَعٖينَ لَيْلَةًۚ وَقَالَ مُوسٰى لِاَخٖيهِ هٰرُونَ اخْلُفْنٖي فٖي قَوْمٖي وَاَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِـعْ سَبٖيلَ الْمُفْسِدٖينَ
“Musa ile 30 geceyi vaad etmiştik, vadeyi 10 gece daha katarak tamamlamıştık. Ve böylece Rabbi’nin tayin ettiği müddet 40 geceyi bulmuştu. Musa, kardeşi Harun’a “Kavmim içinde benime yerime geç, halifem ol, onları düzene koy ve bozguncuların yoluna uyma demişti.”
A’raf Suresi 142. Ayet
وَاِذْ وٰعَدْنَا مُوسٰٓى اَرْبَع۪ينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ
“Biz, vaktiyle Musa’ya 40 gecelik vade verdik. Sonra siz, o yokken tuttuğunuz buzağıya bağlandınız. Siz, böyle zulmediyordunuz.”
Bakara Suresi 51. Ayet
Bu şekilde Hz. Musa’nın (a.s) vermiş olduğu dönme zamanı 10 gece gecikince o kısa müddeti çok uzun bir zaman saydılar, kalpleri kararıp taşlaştı. Allah’ın ve Hz. Musa’nın emrinden çıktılar, Hz. Musa’nın yerine tayin etmiş olduğu halifesi Hz. Harun’u dinlemediler. Onu öylesine güçsüz bir hale getirdiler ki neredeyse öldüreceklerdi. Sonra ses çıkaran ölü bir buzağıya tapmaya başlayıp, Allah’a tapınmayı terk ettiler.
Samiri, onlara şöyle diyordu: “Bu buzağı, sizin ve Musa’nın rabbidir.”
Harun, onlara nasihat edip buzağıya tapmaktan men ediyor ve şöyle diyordu:
“Ey insanlar! Siz buzağı ile imtihan oldunuz ama sizin Rabbiniz, Rahman’dır, bana uyun ve benim emirlerime uyun.”
Ama dediler: “Ey Harun! Biz, Musa geri dönmedikçe buzağıya tapmaktan el çekmeyeceğiz.”
Ama Musa (a.s), gazaplı ve üzgün bir şekilde kavminin arasına döndüğü zaman şöyle dedi: “Ben yokken, benden sonra ne de çirkin işler yapmışsınız? Rabbinizin emrinin önüne geçmişsiniz. Sonra Tevrat’ın yazılarını (levhalarını) yere koyup, kardeşinin kafasından kendisine doğru çekti.
Bu olay, Kur’an-i kerimde şu şekilde beyan buyrulmuştur:
وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى
Allah buyurdu ki: “Ey Musa! Seni halkından aceleyle ayrılmaya sevk eden neydi?”
قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَرٖي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى
Şöyle cevap verdi: “Onlar arkamdan geliyorlar ve ben, Ey Rabbim! Benden daha çok hoşnut olasın diye daha çok acele ettim.”
قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ
Şüphe yok ki, biz de senden sonra kavmini sınadık ve Samiri onları yoldan çıkardı.”
فَرَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِهٖ غَضْبَانَ اَسِفًاۚ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًاۜ اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِدٖى
Bunun üzerine Mûsâ öfkeli bir halde ve hayıflanarak kavmine döndü. Şöyle dedi: “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Çok mu uzun süre sizden ayrıldım? Yoksa Rabbinizin gazabının farz olmasını mı dilediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?”
قَالُوا مَٓا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْنَٓا اَوْزَارًا مِنْ زٖينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِىُّۙ
Şöyle cevap verdiler: “Sana verdiğimiz sözden kendimize malik olarak caymadık biz. Fakat şu kavmin (Mısır halkının) ziynet eşyalarını almıştık, onları erisin diye ateşe attık; böyle telkin etti Samiri”
فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَؕ
O, onlara bir buzağı heykeli yapmıştı ki böğürmedeydi. O ve ona uyanlar “İşte sizin de mabudunuz Musa’nın da mabudu, budur. Fakat Musa, bunu unuttu” dediler.
اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاًࣖ
Peki görmüyorlar mıydı ki onlara bir söz söyleyemiyordu bu heykel, onlara ne bir zarar verebiliyordu ne de bir fayda!
وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِهٖۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُونٖي وَاَطٖيعُٓوا اَمْرٖي
And olsun ki, Harun onlara daha önce söylemişti: “Ey kavmim! Şüphesiz ki, siz bununla sınanmaktasınız; Şüphesiz ki, Rabbiniz Rahman’dır. Bana uyun ve emrime itaat edin” demişti.
قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفٖينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى
Ama onlar dediler: “Musa dönüp aramıza gelinceye kadar bu heykele tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”
قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ
اَلَّا تَتَّبِعَنِؕ اَفَعَصَيْتَ اَمْرٖي
Musa dedi ki: “Ey Harun! Bunların doğru yoldan saptıklarını görünce sana ne mani oldu? Bana uymadın, yoksa isyan mı ettin?”
قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتٖي وَلَا بِرَأْسٖيۚ اِنّٖي خَشٖيتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلٖي
Şöyle dedi: “Ey anam oğlu! Sakalımı başımı bırak benim. Gerçektende “Sözüme tam uymadın ve İsrailoğulları’nın arasına ayrılık saldın!” diyeceğinden korktum.”
قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ
Musa sordu: “Sen ne diye bu işi işledin Ey Samiri?”
قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهٖ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ لٖي نَفْسٖي
Samiri dedi: “Ben onların görmediklerini gördüm, Sana gelen elçi meleğin izinden bir avuç toprak aldım ve eriyen külçeye attım onu. Nefsim bu işi bana hoş gösterdi.”
قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذٖي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًؕ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً
Musa dedi: “Git! Senin Dünya hayatındaki cezan (sana yaklaşan biri olduğu zaman ona) “Yaklaşma, dokunma bana” demektir. Ve bir de sana değişmesi imkansız azap vaad edilmiştir. Kulu olduğun ma’buduna bak ve gör! Biz onu yakacağız ve sonra da kaldırıp parçalarını denize atacağız!”
اِنَّـمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَؕ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً
Sizin mabudunuz ancak Allah’tır, O’ndan başka tapılacak yoktur ve onun ilmi-bilgisi her şeyi kuşatmıştır.
كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْراًۚ
İşte böylece geçmişlerin ahvalinden bir kısmını sana hikaye etmekteyiz ve şüphe yok ki sana katımızdan bir de Kur’an verdik.
Taha Suresi 83. ayetten 99. ayete kadar
Evet, bu ümmetin cahil ve basiretsizlerinin, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybetinin uzamasını bahane edip hiçbir delil ortaya koymadan mekteplerinden çıkmaları, şaşılacak bir şey değildir. Bunlar, Allahu Teala’nın buyruklarından ve şu buyruğundan nasiplenmemiş kimselerdir, buyurdular:
اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِ كْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّۙ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْؕ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
“İman edenlerin Allah’ı anmaları ve Kur’an’dan inen şeyleri kalplerini yumuşatması ve bu şekilde tamamıyla korkup itaat etmeleri ve önceden kendilerine, kitap verilenlere benzememeleri vakti daha gelmedi mi? Onların peygamberleri ile araları uzayıp açılınca kalpleri katılaştı ve çoğu buyruktan, emirden çıktılar.”
Hadid Suresi 16. ayet
Bağdatlı adam dedi: “Bu, Kur’an’ın hangi ayetinde buyrulmuştur?”
Dedim: “Bakara Suresi’nin ilk ayetlerinde şöyle buyrulmuştur:
الٓمٓۚ
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
Elif, Lam, Mim. O öyle bir kitaptır ki onda şüphe yoktur. Takva sahiplerine yol göstericidir. Onlar gayba inanırlar.”
Bakara Suresi 1,2 ve 3. ayetler
Bu ayet-i kerimede buyrulmuş olan gaybdan maksat, Hz. İmam Mehdi’dir.
Kemal-ud Din c.1 s.34-36
329- Cabir b. Abdullah’ın Hadisi
Ebu Besir, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir, buyurdular:
“Babam, Cabir b. Abdullah Ensari’ye buyurdular: “Sana soracağım bir sorum var, ne zaman yalnız olursun?”
Arz etti: “Efendim, siz ne zaman buyurursanız.”
İmam Muhammed Bakır (a.s) onunla bir yere geçti ve buyurdular: “Ey Cabir! Hz. Resulullah’ın kızı, annem Fatime’nin (s.a) elinde gördüğün levha neydi? Ve annem Fatıma (aleyha selam) onda yazılı olanlar hakkında sana ne buyurdular?”
Cabir dedi: “Allah’ı şahit tutarak söylüyorum. Allah’ın Resulü’nün (s.a.a) döneminde Hz. İmam Hüseyin’in veladetlerini tebrik etmek için anneniz Fatime’nin huzuruna müşerref oldum. Annenizin elinde yeşil bir levha vardı ve ben onun zümrüt olduğunu düşündüm. Onun üzerinde parlak ve nurdan yazılar vardı, tıpkı güneş gibi parlıyordu.
Arz ettim: “Ey Allah’ın Resulü’nün kızı! Annem ve babam size feda olsun. Bu levha nedir?
Buyurdular: “Bu levhayı Allahu Teala Resulü’ne hediye etmiştir, onda babamın, kocamın, iki oğlumun ve onlardan sonraki vasi evlatlarımın adları yazılıdır. Allah’ın Resulü onu, sevinmem ve mutlu olmam için bana vermişlerdir.
Sonra annemiz o levhayı bana verdi ve ben okudum, sonrada bakarak aynısını yazdım.
İmam Bakır (a.s) buyurdular: “Onu bana gösterebilir misin?”
Cabir: “Evet, Ey Allah’ın Resulü’nün oğlu” dedi.
Ve babamla birlikte Cabir’in evine gittiler.
Cabir ince bir deriye yazılmış olan levhayı babama getirdi. Babam buyurdular: “Ey Cabir! Sen kendi yazdıklarını kontrol et ve ben onu sana okuyacağım. Cabir yazdıklarını kontrol ediyordu ve babam da ona yazılı olanları okuyordu. Allah’a hamd olsun ki, tek bir harf farkı dahi yoktu.
Cabir dedi: “Allah’a and içerek söylüyorum, o levhada şöyle yazılıydı:
“Bismillahirrahmanirrahim
Bu kitap, Aziz ve Hekim olan Allah tarafından; nuru, elçisi, hicabı ve delili olan Muhammed’e yazılmış ve alemlerin Rabbi tarafından, Ruhul Emin ile gönderilmiştir.
Ey Muhammed! Benim adlarını tazim et ve nimetlerimin şükrünü yerine getir. Ve ilahlığımı inkar etme.
Ben eşi ve benzeri olmayan tek Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Cebbarları ezen, müşrikleri yok eden, zalimleri alçaltan, hesap gününün yargıcı benim.
Ben eşi ve benzeri olmayan tek Allah’ım. Benim fazlımdan başkasına ümit bağlayanları ve benden başkasının adaletinden korkanları şiddetli azabımın içine koyacağım.
Göndermiş olduğum Peygamberlerden zamanı dolan peygamberlerin yerine vasi tayin etmediğim hiçbir peygamberim yoktur. Seni peygamberlerimin en üstünü ve senin vasini de vasilerin en üstünü karar kıldım.
Babasının dönemi sona erince Hasan’ı kendi ilmimin hazinesi; Hüseyin’i vahyimin madeni karar kıldım, şehadeti ona ikramda bulunup saadeti onun yaptığı işe bağladım. O şehitlerin en yücesi ve en faziletlisidir. Benim tam sözüm odur ve kamil hüccetim ondadır. Onun itreti ile mükafat verip azap ediyorum. Onun ilk itreti (evladı) ibadet edenlerin efendisi ve ondan önceki evliyamın ziynetidir. Ve onun oğlunun adı, dedesinin adı Muhammed’dir; ve o benim ilmimi yarıp ortaya çıkaran ve hikmetimin madenidir. Ondan sonraki Cafer’dir. Ve onda şek-şüphe edenler helak olacaktır. Onu kabul etmeyen beni kabul etmemiştir ve bu benim hak sözümdür. Bu şekilde Cafer’in makamının büyüklüğünü kutluyorum ve kendisini sevenlerinin, şialarının ve yarenlerinin yanında sevindirip şad ediyorum.
Ondan sonrası için genç oğlu Musa’yı seçtim ki vasilik ipim kopmasın. Hüccetim asla gizli kalmasın ve evliyam hiçbir zaman bedbaht olmasın. Onlardan birisini inkar eden nimetimi inkar etmiş olur. Kitabımdaki ayetlerden birisini değiştiren kimse bana iftira etmiş olur. Vay olsun; kulum, dostum ve seçmiş olduğum hüccetim olan Musa’nın müddeti sona erdiği zaman iftira ve inkar edenlere! 8. İmam’ı-Hücceti inkar eden kimse, benim hüccetlerimin tamamını inkar eden ve yalanlayan kimsedir.
Ali, benim velim ve yardım edenimdir. O, risaletin yükünü omuzlarına yüklediğim şevket ve kudret ile sınayacağım kimsedir. Onu azgın mütekebbir öldürecektir ve benim salih kulum Zülkarneyn’in kurduğu şehirde kullarımın en kötüsünün yanına defin olacaktır. Onun gözünü halifesi olan oğlu Muhammed ile aydınlatmak bana farzdır.
Muhammed ilimlerin sahibi, hikmetin madeni, sırlarımın olduğu yer ve yarattıklarımın tamamına gönderdiğim hüccetimdir. Cenneti onun yeri karar kıldım. Tamamı ateş ehli olan 70 yakını için yaptığı şefaati kabul ettim ve onun saadetini benim velim, hüccetim ve nasırı olan oğlu Ali ile devam ettireceğim.
Ali mahlukatımın (yarattıklarımın) içindeki şehidim ve vahyimin emanetdarıdır. Ondan insanları benim yoluma davet eden ve ilmimin hazinesi olan Hasan’ı zahir edeceğim.
Ve sonra bütün alemlere olan rahmetimi, hüccetlerimin silsilesini, Hasan’ın oğlu ile tamamlayacağım. Onda Musa’nın kemali, İsa’nın azameti ve Eyyüb’ün sabrı vardır. Benim dostlarım onun döneminde tahkir edilecekler. Başları kesilip hediye edilecektir, tıpkı Deylem Türklerinin başlarının kesilip hediye edildiği gibi. Onları öldürecekler, ateşte yakacaklar ve onlar da korku ve vahşet içinde olacaklar. Yeryüzü onların kanı ile boyanacak, kadınlarının feryat ve figanları yükselecektir. Onlar benim gerçek dostlarımdır ve ben onların eliyle her türlü kör fitneyi ve zulmü yok edeceğim. Zorluk ve sıkıntıları ortadan kaldıracağım. Sırtlarındaki ağır yüklerden ve vurdukları zincirlerden kurtaracağım.
Onlar Allah’ın salavat ve rahmetinin içinde olanlardır ve onlar gerçek hidayet olmuşlardır.”
Abdurrahman b. Salim şöyle demiştir:
“Ebu Besir dedi: Hayatının tamamının içinde sadece bu hadisi duymuş olsan sana yeterlidir. Bu hadisi ezberle ve ehli olmayandan sakla.”
Kemal-ud Din c.1 s.569-574
330- Ateşten Oklar: Şehab-i Sakib
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) babaları kanalıyla Hz. Resul-i Ekrem’in şöyle buyurduklarını buyurmuşlardır:
“Mehdi benim evlatlarımdandır. İsmi, benim ismim ve künyesi de benim künyemdir. Yaratılış ve huy bakımından insanların arasında bana en çok benzeyen odur. Onun şaşkınlık veren gaybeti olacaktır ve insanlar sapıtıp dinlerinden çıktıktan sonra, şihab-i sakıb (yaydan fırlayan ateşten ok) gibi gelecek ve yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır.
Kemal-ud Din c.1 s.536
331-İmamların Zahir ve Batınları
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) babaları kanalıyla Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
“Allahu Teala günlerin içinden cuma gününü, ayların içinden Ramazan ayını, gecelerin içinden Kadir gecesini, peygamberlerinin tamamının içinden beni, ailemin içinden Ali’yi seçmiş ve onu, vasilerin tamamının efendisi ve en üstünü karar kılmıştır. Ali’nin soyunun içinden Hasan ve Hüseyin’i ve Hüseyin’in hanedanının içinden de onun vasi olan evlatlarını seçti. Onlar, Kur’an’ı sapıkların tahrifinden, batıl ehlinin yanlış yakıştırmalarından ve sapıkların tevilinden korurlar. Onların dokuzuncusu Kaimleridir ve o, onların hem zahir ve hem de batınlarıdır.
Kemal-ud Din c.1 s.526
332-Gayb-i İlim
Kamil b. İbrahim dedi:
“Hz. İmam Mehdi’yi (a.s), Hz. İmam Hasan’ın evinde gördüm, dört yaşlarında idi ve yüzü güneş gibi parlıyordu. Sıkıntılarımın cevabını ben sormadan buyurdular.”
İsbat-ul Hudat c.7 s.383
333-Di’bil’in Şiirleri
Dibil b. Ali Huzai, Hz. İmam Rıza’nın (a.s) huzurunda şiirlerini okuduğu zaman şiirinin sonunda şu iki mısrayı da okudu:
Hurucun İmamun La Muhalde Vakii: O hazretin kıyamı kesindir.
Yekumu ela İsmillahi vel Berekati: Allah’ın adı ve bereketi ile kıyam edecektir.
Hz. İmam Rıza (a.s) bunları duyunca hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar ve bir müddet sonra buyurdular:
“O İmamı tanıyor musun?”
Arz etti: “Hayır tanımıyorum ama siz İmamlardan birisinin kıyam edip yeryüzünü hak ve adaletle dolduracağını duymuşum.”
İmam buyurdular:
“Benden sonra oğlum Muhammed İmamdır, ondan sonra oğlu Ali, Ali’den sonra oğlu Hasan ve Hasan’dan sonra oğlu Hüccet İmam’dır. O, Kaimdir. Gıybet dönemi olacaktır ve gıybet döneminde gelmesini beklemek gerekir ve geldiği zaman ona itaat edilmesi gerekir. Yeryüzünü hak ve adaletle dolduracak olan odur. Zuhur zamanı belli değildir, fakat babalarım aniden/defaten zuhur edeceğini haber vermişlerdir.
Yenabi-ul Meveddet c.2 s.197
334-Zuhur’un Haberi
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Ahir-i zaman döneminde zorluk, sıkıntı ve insanların cehalet içinde olduğu dönemde Allahu Teala bir kişiyi zahir edecek, melekleri ile ona yardım edecek, yarenlerini koruyup muhafaza edecek, ayetleri ve nişaneleri ile kendisine yardım edecek ve yeryüzü ehlinin tamamına galip kılacaktır. O yeryüzünü hak, adalet, nur ve burhan (delil) ile dolduracaktır. Enine ve boynuna şehirlerin tamamı kendisine baş eğecektir. Öyle ki ne iman etmeyen bir kafir kalacaktır ve ne de ıslah olmamış bir fasık.”
İsbat-ul Hudat c.7 s.49
335-Hz. Peygamber’in (s.a.a) Buyruğu
Hz. Fatime (s.a), Hz. İmam Hüseyin’e (a.s) şöyle buyurdular:
“Sen dünyaya geldiğin zaman, Allah’ın Resulü teşrif buyurdular ve seni kucaklarına alıp şöyle buyurdular: Ey Fatime, Hüseyin 9 imamın babasıdır. Onun soyundan salih İmamlar olacaktır ve onların dokuzuncusu Kaim’dir.
(Bunun gibi üç başka hadis daha vardır.)
İsbat-ul Hudat c.2 s.552
336-İlahi İmtihan
İbn-i Abbas, Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
Buyurdular: “Ali b. Ebu Talib benden sonraki imam ve ümmetime olan halifemdir. Ve yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracak olan Kaim, onun evlatlarındandır. Beni müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderen Allah’a and olsun ki, onun gıybette olduğu dönemde ona olan inançlarında sapa sağlam kalacak olanlar kibrit-i ahmer’den (kırmızı kibritten) daha nadir bulunurlar.
Bu sırada Cabir b. Abdullah El-Ensari ayağa kalktı, ileri gelerek dedi: “Ya Resulullah! Senin evlatlarından olan Mehdi gıybette mi olacaktır?
Buyurdular: Evet, Allah’a and olsun ki öyle olacaktır ve bu şekilde müminler tanınacak ve inkarcılar yok edilecektir.
Ey Cabir! Bu iş Allah’ın işlerinden bir iş ve Allah’ın sırlarından bir sırdır ve kullarına gizli ve saklıdır. Bunda asla şüphen olmasın. Zira Allah’ın işlerinde şüphe etmek kafirliktir.”
İsbat-ul Hudat c.2 s.552
337-Hz. İmam Ali’nin Buyruğu
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Bizden olan vadedilmiş Mehdi kesinlikle gelecektir. Ahir zamanda zuhur edecektir. Hiçbir millette ondan başka vadedilmiş bir Mehdi yoktur.”
İsbat-ul Hudat c.7 s.148
338-Hz. İmam Ali’nin Buyruğu
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Mehdi, Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Ehlibeytinden’dir ve Medine’de Dünya’ya gelecektir. Hicret yeri ise Beyt-ul Makdes’tir. Mehdinin sakalı gür, gözleri siyah, dişleri parlaktır. Yüzünde iri ve görünür ben vardır. Omuzunda ise Hz. Peygamber’in (s.a.a) omzunda olan nişane vardır.”
El Melahimu vel Fiten s.57
339-Mehdi’nin Varlığı
Ebu İshak Hemedani şöyle demiştir:
“Bizim güvenilir ve itimat ehli ashabımızdan birisi, Emirel Müminin Hz. İmam Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Ey Rabbim, sen yeryüzünü hüccetsiz bırakmazsın. O hüccetin zahir, görünür olduğu gibi korku içinde gizli de (gözlerin tanıyamadığı da) olabilir. Böyle olması gerekir, ki hüccet ve delillerin yok olmasın.”
Kemal-ud Din c.1 s.562
340-Hz. İmam Ali’nin Buyruğu
Esbağ b. Nebate şöyle demiştir:
“Emirelmuminin Hz. İmam Ali’nin (a.s) huzuruna müşerref oldum. O Hazret düşünceye dalmış ve parmağı ile yere bir şeyler çiziyordu.
Arz ettim: “Ya Emirelmuminin! Neden düşünceye dalmışsınız? Neden yere çizgiler çiziyorsunuz? Yoksa yeryüzüne ve yeryüzüne halifelik yapmaya rağbet-istek içinde misiniz?”
Buyurdular: “Hayır! Allah’a and olsun ki, bir gün dahi olsa ne dünyaya ve ne de dünyaya halifelik yapmaya rağbet içinde olmadım. Benim soyumdan ve benim 11. evladım olan -doğacak- oğlumu düşünüyorum. O, Mehdi’dir. Yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır. Onun şaşkınlığa düşürecek gıybeti olacaktır; kimi topluluklar sapıtıp yoldan çıkacaklar ve kimi topluluklar da o gıybette hidayet olacaklardır.”
Arz ettim: “Ya Emirelmuminin! Böyle bir şey olacak mıdır?”
Buyurdular: “Evet! O, dünyaya geldiği zaman gıybet içinde olacaktır. Sen bunu nasıl bilebilirsin?
Ey Esbağ! Onlar, bu ümmetin en iyileridirler ve bu itretin en iyileri ile birliktedirler.”
Arz ettim: “Ondan sonra ne olacaktır?”
Buyurdular: “Sonra Allah’ın istediği her şey olacaktır. O Allah’ın irade, gaye ve hedefidir.”
Kemal-ud Din c.1 s.538-539
341-Hz. İmam Hasan’ın (a.s) Buyruğu
Hz. İmam Hasan b. Ali (a.s) buyurdular:
“Resulullah’tan sonraki Hidayet İmamları 12 tanedir ve onların dokuzu kardeşim Hüseyin’in (a.s) evlatlarıdır ve bu ümmetin Mehdi’si, hidayetçisi de onların içindedir.”
(Bu hususta 4 ayrı hadis daha vardır.”
İsbat-ul Hudat c.2 s.555
342-Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) Buyruğu
Hz. İmam Hüseyin b. Ali (a.s) buyurdular:
“12 İmam bizdendir. Onların ilki Ali b. Ebu Talib, sonuncusu ise benim hak üzerine kıyam edecek dokuzuncu oğlumdur.
Allahu Teala onun varlığının hürmetine ölmüş olan yeryüzünü yeniden diriltecektir ve müşrikler istemese dahi Allah onunla dinini bütün dinlere muzaffer kılacaktır.
Mehdi (a.s), bir müddet gözlere görünmeyecektir. Onun gıybetinde insanların bir bölümü dinden çıkacaktır. Fakat başka bir kesim dinde sabit kalacak ve bu uğurda zorluk ve sıkıntılara düşeceklerdir.
Onları kınamak maksadı ile kendilerine şöyle denilecektir: “Akideniz (inancınız) doğru olsaydı İmamınız kıyam ederdi. İmamınız ne zaman kıyam edecektir?
Ama bilin ki gaybet döneminde düşmanların yalanlama ve eziyetlerine tahammül edenler, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) yanında kılıcı ile savaşanlar gibidir.
(Bu hususta Hazreti İmam Hüseyin’in 13 başka hadisi daha vardır.)
Bihar-ul Envar c. 51 s. 133; İsbat-ul Hudat, c.2 s.333-339
343-Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) Buyruğu
Abdurrahman b. Selit şöyle demiştir:
“Hz. İmam Hüseyin (a.s) buyurdular: 12 Hidayetçi (Mehdi) biz Ehlibeyttendir. Onların birincisi Emirel Müminin İmam Ali (a.s), sonuncusu ise benim dokuzuncu oğlumdur. O, hak üzerine kıyam edecektir ve Allahu Teala onun eliyle yeryüzünü hak ve adalet ile dolduracak ve onun eliyle dinini müşrikler istemese dahi diğer dinlerin-fikirlerin tamamına galip kılacaktır.
Onun için, gıybet dönemi olacaktır ve o dönemde kimileri mürtet olacak ve kimileri de dinlerinde sapa sağlam bir şekilde kalacaktır ve mürtet olanlar onlara şöyle diyecektir:
“Eğer doğru söylüyorsanız o vaadin ne zaman olacağını da söyleyin.”
Bilin ki gıybet döneminde yapılan zulüm ve yalanlamalar karşısında dimdik duranlar, tıpkı kılıçları ile Resulullah’ın yanında cihat eden ve ona yardım eden mücahitler gibidir.”
Kemal-ud Din c.1 s.584
344-Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) Buyruğu
Hz. İmam Ali b. Hüseyin (a.s) buyurdular:
“Bizim Kaimimizin doğumu insanlara gizli/saklı olacaktır.
Öyle ki diyecekler: “Asla doğmamış, dünyaya gelmemiştir.”
Onun gıybette saklı olmasının nedeni kıyam ettiği zaman hiç kimsenin biatının altında olmamasıdır.”
(Hz. İmam Seccad’dan (a.s) bu hususta 10 hadis daha vardır.)
Bihar-ul Envar c.51 s.135
345-Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) Buyruğu
Amr b. Sabit şöyle demiştir:
“Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) buyurdular: “Kaimimizin gıybeti döneminde bizim velayetimiz üzerinde sağlam bir şekilde baki kalan kimseye Allahu Teala, Bedir ve Uhud şehitlerinden bin şehidin sevabını verecektir.”
Kemal-ud Din c.1 s.592
346-Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) Buyruğu
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s), Aban b. Tağallub’a şöyle buyurdular:
“İmamet, Allah’ın Resulünden (s.a.a) bize ulaşan bir ahddir. Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonraki İmamların sayısı 12’dir ve bunların 9’u, Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) soyundandır. Mehdi de (a.s) bizdendir ve ahir-i zamanda dini koruyup muhafaza edecektir.”
(Bu hususta Hz. İmam Muhammed Bakır’dan (a.s) 62 hadis vardır.)
Bihar-ul Envar c.51 s.143 İsbat-ul Hudat, c.6 s.404
347-Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Buyruğu
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Bilin ki eğer ben, o günü (zuhur gününü) görecek olsaydım şüphesiz, canımı o emrin sahibine feda ederdim.
El Gaybet-i Numani s.145.
348-Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Buyruğu
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“İmamların tamamına inanan ama Mehdi’nin varlığını inkar eden kimse, peygamberlerin tamamını kabul eden ama Hz. Resul-i Ekrem’i (s.a.a) inkar eden kimse gibidir.
Arz ettiler: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! Mehdi (a.s) kimin evlatlarındandır?”
Buyurdular: “Yedinci İmamın (İmam Musa Kazım’ın) beşinci evladıdır. Onun gıybet dönemi olacaktır ve o dönemde adını anmanız caiz değildir.”
(Bu hususta Hz. İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) 123 başka hadis daha vardır.)
İsbat-ul Hudat, c.2 s.559
349-Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Buyruğu
Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) yarenlerinden bir grup İmam’ın huzuruna müşerref olduklarında o hazreti yerde oturmuş ve şiddetle ağlayarak şöyle söylediğini duydular:
“Ey benim Efendim, senin gıybetin gözlerimden uykuyu almış, kalbimden huzuru söküp atmış ve beni dertten derde sokmuştur.”
İmamın yarenlerinden birisi arz etti: “Ey benim Efendim! Allah gözlerinizi ağlatmasın. Gözlerinizden sel gibi yaşın akmasına sebep olan şey nedir?”
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) derinden bir ah çekti, bedeni titremeye başladı ve sonra buyurdular:
“Vay olsun sizin halinize. Bugün sabahleyin Cifr kitabını okuyordum ve Kaimimizin hayatını düşünüyordum. Gözlere görünmeyecek, gıybete çekilecek. Gıybeti uzun sürecektir. Ömrü çok uzun olacak ve bu müddet içinde müminler, ağır ve çetin imtihanlarla sınanacaklar. Gıybetinin uzun olmasından dolayı çoğu dinlerinden çıkıp mürtet olacaklar… Onların ahvalini okuyunca sarsıldıkça sarsıldım ve üzüntü, gam ve keder dağları üzerime yıkıldı.
El Gaybet-i Tusi s.105, Muntahab-ul Eser s.259
350-Mümin ve Kafir
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), babaları kanalıyla Hz. Resulullah’ın şöyle buyurduklarını, buyurdular:
“Benden sonra 12 İmam gelecektir ve onların ilki Ali b. Ebu Talib, sonuncuları ise Kaim’dir. Onlar benim halifelerim, vasilerim, evliyam ve Allah’ın benden sonrası için ümmetime seçtiği hüccetlerdir. Onları kabul edenler mümin, inkar edenler kafirdir.
Kemal-ud Din c.1 s.487
351-İlahî Vaad
Ali b. Riab şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: Hz. Fatıma (s.a), Hz. İmam Hüseyin’e (a.s) hamile kaldığı zaman Hz. Resulullah (s.a.a) kendisine şöyle buyurdular: “Allahu Teala sana bir erkek evlat verecektir. Adı, Hüseyin’dir ve benim ümmetim onu öldürecektir.”
Hz. Fatıma (s.a) bunları duyunca ağlamaya başladı.”
Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular: “Allahu Teala’nın onun için bana vaadi vardır.”
Hz. Fatıma (s.a) sordu: “O vaat nedir?”
Buyurdular: “Allahu Teala Hüseyin’den sonraki imamları, Hüseyin’in soyundan karar kıldığını vaat etti.”
Hz. Fatıma (s.a) dedi: “Şimdi razı oldum.”
Kemal-ud Din c.2 s.130
352-Takva ve Dine Sarılmak
Hani Tammar şöyle demiştir.
“Hz. İmam Cafer-i Sadık buyurdular:
Hz. Mehdi’nin-bu emrin sahibinin (a.s) gıybeti olacaktır, her kulun takvaya bürünmesi ve dinine sarılması gerekir.”
Kemal-ud Din c.2 s.21
353-Cifr Kitabı
Südeyr şöyle demiştir: Ben, Mufazzal İbn Ömer, Ebu Besir ve Aban İbn Tağallup hep birlikte efendimiz İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) huzuruna müşerref olduk. İmam’ın üzerinde yakasız ve kısa kollu Hayberi bir cübbe vardı. Toprağa oturmuş ve evladı ölmüş ana gibi ağlıyordu. İçini yakan acı yüzüne vurmuştu. Gözlerinden yaş akıtıyor ve şöyle diyordu: Benim efendim, senin gaybetin gözlerimden uykumu almış, yatağımı daraltmış ve kalbimi söküp benden almıştır. Ey benim efendim, senin gaybetin üzüntümü faciaya dönüştürmüştür. Birinden sonra bir diğerini yitirmek tamamını ve sizi yok etmiştir. Ben gözlerimden sineme akan gözyaşlarımı ve geçmişin yüreğimi yakan musibetlerinin acısını artık hissetmiyorum. Gözlerimin önünde canlanan tek şey, her sıkıntıdan daha büyük, daha can yakan, daha zor ve en meçhul olan şey senin gazabınla birbirine karışmış olan sıkıntı ve musibetlerin musibetlerdir.
Südeyr şöyle demiştir: İmam’ı bu halde görmek görmenin şaşkınlığı akıllarımızı başımızdan aldı. O vahşet dolu hüzün, o vahşet ve hüzün dolu olay kalplerimizi parçalamıştı. İmam’ın günün büyük ve çetin musibetine duçar olduğunu düşündük. Dedim: Ey yaratılmışların en üstününün en üstünü olanının oğlu, Allah gözlerini ağlatmasın. Gözlerinizi böyle ağlatan şey nedir? Size bu matemi farz eden hal nedir?
İmam Cafer-i Sadık (a.s) öyle bir öyle derin bir nefes aldı ki deruni zahir oldu ve korkuları katlanıp arttırdı. Sonra buyurdular: Vay sizin halinize. Bugün sabahleyin Cifr kitabına bakıyordum. Cifr kitabı, Allahu Teala’nın kıyamet gününe kadar olacak olan menaya, ölümlerin nasıl ve nerede olacağı, ilim ile belaların nasıl ve ne zaman olacağının ilmini, olan bütün her şeyin ve olacak olan her şeyin ilmini karar kıldığı bir kitaptır. Allahu Teala bu kitabı Hazreti Muhammed’e (s.a.a) ondan sonra gelen imamlara tahsis etmiştir ve ondan sonra gelen imamlara tahsis etmiştir. Aleyhimüsselam.
Bu kitaptaki bazı bölümlere bakıyordum. Bizim kaim’imizin (a.s) doğumunu, gaybetini, zuhurunun gecikmesini, ömrünün uzun olmasını, ömrünün uzun olmasını, müminlerin içine düşecekleri belaları, müminlerin kalplerinde şüphenin meydana gelmesini, gaybetin uzamasından dolayı mürtet olup dinden çıkmalarını ve boyunlarında olan İslam aidiyetinden kopmalarını gördüm. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: Her insanın amelini boynuna astık. Kıyamet gününe karşısına açılmış olan bir kitap çıkaracağız. İsra 13. Bu kitap insanın yazmış olduğu ameldir ve amelden maksat ise velayettir. Bunlara baktıkça kalbim daraldıkça daraldı ve hüzün bana galebe etti. Kemaluddin cilt 2 sayfa 31-33.
354-Peygamberlerin Sünneti
Ebu Besir, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın şöyle buyurduğunu söylemiştir:
“Geçmiş Peygamberlerin tamamının sünnetleri ve onlar için meydana gelmiş olan gaybetlerin tamamı kılı kılına ve nalı nalına (aynıları, bir nokta kadarı dahi eksik olmadan) biz Ehlibeyt’İn (a.s) Kaim’i için de meydana gelecektir.”
Kemal-ud Din c.2 s.21
355-Hz. İmam Musa Kazım (a.s) Buyruğu
Yunus b. Abdurrahman, Hz. İmam Musa Kazım’a (a.s) sordu:
“Hak olan Kaim sen misin?”
Buyurdular: “Ben hak Kaimim. Ama yeryüzünü Allah’ın düşmanlarından temizleyip hak ve adaletle dolduracak olan Kaim, benim beşinci oğlumdur. Öldürülmekten korktuğu için uzun bir müddet gıybette kalacaktır. Onun gıybeti döneminde insanların bir kesimi dinlerinden çıkacak, diğer bir kesimi ise inançlarının üzerinde kalacaklardır. Zamanlarının İmamı gıybette olduğu zaman bizim velayetimize sarılan; bizim sevgimizde ve düşmanlarımızla olan düşmanlıklarında muhkem ve ciddi olanlar, ne de bahtiyar ve mutludurlar. Onlar bizdendirler ve bizler de onlardanız. Onlar bizim İmam olmamıza razı oldular ve bizler de onların Şialıklarından hoşnuduz. Ne mutlu onlara! Allah’a and olsun ki, onlar cennetin üst derecelerinde bizimle birlikte olacaklardır.
(Bu hususta Hz. İmam Musa Kazım’dan (a.s) 7 diğer hadis daha vardır.)
Biharul Envar c.51 s.151, İsbat-ul Hudat c.6 s.417.
356-Hak Üzere Kıyam Edecek
Yunus b. Abdurrahman şöyle demiştir:
“Hz. İmam Musa Kazım’a (a.s) arz ettim: Ey Allah Resulü’nün oğlu! Hak üzere kıyam edecek olan siz misiniz?
Buyurdular: Ben hak üzere kıyam edenim ama yeryüzünden Allah’ın düşmanlarını temizleyecek ve onu zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracak olan kaim benim beşinci oğlumdur. Onun uzun bir gıybet dönemi olacaktır. Çünkü kendi canından korkmaktadır. Onun gıybeti döneminde insanların bir kesimi mürtet olup dinlerinden çıkacak, diğer bir kesimi ise dinlerinde sabit kalacaklardır.
Kemal-ud Din c.2 s.43-44
357-Hz. İmam Rıza’nın (a.s) Buyruğu
Hz. İmam Ali Rıza (a.s), Reyyan b. Salt’ın “Emir sahibi sen misin?” sorusunun cevabında şöyle buyurdular:
“Ben emir sahibiyim ama yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak olan emir sahibi ben değilim. Gördüğünüz gibi ben güç ve kudret sahibi değilim. Bu halimle ben nasıl o emir sahibi olabilirim?
Ahd eden Kaim, ihtiyarların yaşında ama gençlerin şeklinde ve gücünde zahir olacaktır. O kadar güçlü ve kuvvetli olacaktır ki yeryüzündeki en büyük ağaca dahi elini uzatacak olsa onu kökünden söküp çıkaracaktır. Büyük dağların arasında nara edecek olursa dağlardaki büyük kayalar kopup aşağı yuvarlanacaktır. Hz. Musa’nın (a.s) asası, Hz. Süleyman’ın (a.s) yüzüğü ondadır. O İmam, benim dördüncü oğlumdur. Ve Allah, irade ettiği zamana kadar onu gözlerden saklayacaktır ve irade ettiği zaman zahir edecektir. Ve o da zulüm ile dolmuş olan dünyayı hak ve adalet ile dolduracaktır.”
(Bu hususta Hz. İmam Rıza’dan (a.s) 18 hadis vardır.”
Kemal-ud Din c.2 s.43-44
358-Cismi ve Adı
Reyyan İbn Salt dedi: “Hz. İmam Rıza’ya (a.s), Hz. Kaim’i (a.s) sordular, buyurdu:
“Cismi görülmeyecek ve adı dillerde olmayacaktır.”
Kemal-ud Din c.2 s.59
359-Korku ve Fitne
Hasan b. Mahbub, Hz. İmam Rıza’nın (a.s) kendisine şöyle buyurduğunu söylemiştir.
“Kesinlikle büyük, çetin ve korkunç bir fitne olacaktır. Öyle ki o fitne olduğu zaman her türlü samimiyet ve sevgi ortadan kalkacaktır. O fitne Şiaların benim üçüncü evladımı yitirdikleri (Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) şehit edildiği), gök ve yer ehlinin ve kalbi yananların tamamının ona ağladığı zamandır.”
Kemal-ud Din c.2 sayfa 59.
360-Dört Fitne
İbn-i Menzel şöyle demiştir:
“Hz. Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurdukları bize ulaştı:
“Ümmetim dört fitne ile karşılaşacaktır. Birinci fitne olduğu zaman diyecek ki bu fitne beni helak edecektir. İkinci fitne olduğu zaman da bu fitne beni helak edecek diyecektir. Üçüncü fitne olduğu zaman, bu fitne ne zaman bitecek diyecektir. Dördüncü fitne ise, bu ümmetin görünen zahir İmama sahip olmadığı zaman meydana gelecektir. Bu dönemde liderlik kimi zamanlar şu kimsenin, kimi zamanlar ise şu kimsenin elinde olacaktır.”
El Melahimu vel Fiten s.3
361-Savaş ve Katliam
Hz. Resulullah (s.a.a) buyurdular:
“Benden sonra dört fitnenin içine gireceksiniz:
Birinci fitnede kanlar helal sayılacak, öldürmeler çoğalacak.
İkinci fitnede hem kanlar hem de mallar helal sayılacak, katliamlar ve yağmalar çoğalacaktır.
Üçüncü fitnede insanların kan, mal ve namusları helal sayılacaktır ve bu fitnede katliam ve yağmanın yanında insanların namusunun emniyeti de olmayacaktır.
Dördüncü fitnede insanlar kör ve sağır olacaklar. Tıpkı denizde alabora olan gemideki insanların sığınakları olmadığı gibi hiç kimsenin sığınağı olmayacaktır. Fitne Şam’dan yükselecek, Irak’ı içine alacak ve Hicaz adasının eli ayağı ona bulaşacaktır. Sıkıntılar insanların belini kıracaktır. Hiç kimse neden ve niçin diyemeyecektir. Bir taraf da sönse başka bir taraftan alevlenecektir.”
Kemal-ud Din c.5 s.371
Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Zuhurdan önce aralıksız durmadan ve peş peşe katliamlar olacaktır.”
El Gaybet-i Numani s.271
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
İnsanların üçte biri katledilmedikçe, üçte biri ölmedikçe ve geriye insanların üçte biri kalmadıkça Mehdi zuhur etmeyecektir.
El Melahim vel Fiten s.58
Muhammed b. Müslim, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduklarını söylemiştir:
“İnsanların üçte ikisi ortadan gitmedikçe Mehdi (a.s) zuhur etmeyecektir.”
Arz ettiler: “İnsanların üçte ikisi öldürüldüğü zaman geriye ne kadar insan kalacaktır?”
Buyurdular: “Üçte birinizin hayatta kalmasına razı değil misiniz?”
Kemal-ud Din c.2 s.655.
362-Fitnelerden Sonra Düzelme
İbn-i Zebrin dedi:
“Ali b. Ebu Talib’in (a.s) şöyle buyurduğunu kendisinden duydum:
“Dört fitne olacaktır ve sonunda Allahu Teala Peygamber’in (s.a.a) itretinden birisini zahir edecek ve onun eliyle ıslah edecektir.”
El-Melahim ve’l-Fiten sayfa 4.
363-İnsanların Arasındaki Fitne
Hz. Resulullah (s.a.a) buyurdular:
“İnsanların arasında öyle bir fitne çıkacaktır ki kişi komşusunu, kardeşini ve amcasınınoğlunu öldürecektir.
Sordular: “O insanların aklı başlarında olacak mıdır?”
Buyurdular: “O dönemin insanlarının çoğunun aklı kendilerinden alınacak ve onların yerini az akıllılar alacaktır. Ve onlardan her birisi kendisinin kişilik ve itibar sahibi olduğuna inanacaktır.”
El-Melahim ve’l-Fiten, sayfa 5.
364-Hz. İmam Muhammed Taki (a.s) Buyruğu
Hz. İmam Muhammed Taki (a.s) Abdülazim El-Hasani’ye (a.s) buyurdular:
“Bizim Kaimimiz, gıybeti döneminde zuhurunun beklenilmesi ve zuhurunda emrine itaat edilmesi gereken vaad edilmiş Mehdi’dir. O, benim üçüncü oğlumdur. Muhammed’i (s.a.a) peygamber olarak gönderen ve bizi, İmamet makamına seçmiş olan Allah’a and olsun ki, dünyanın ömründen sadece bir gün dahi kalmış olsa dahi o günü, Mehdi’nin zuhur edip yeryüzünü ve hak ve adaletle doldurmasına kadar uzatacaktır. Kelim’i olan Musa’nın (a.s) işini de bir gecede düzeltmişti. Musa (a.s), eşine ateş getirmeye gitmişti ama peygamberlik ve resullük makamına çıkarılmış olarak geri döndü.”
Sonra şöyle buyurdular: “Zuhuru beklemek, bizim Şialarımızın en üstün amelidir.”
(Bu hususta Hz. İmam Muhammed Taki’den (a.s) 5 başka hadis daha vardır.)
Bihar-ul Envar c.51 s.156, İsbat-ul Hudat c.6 s.420.
365-Kadir Gecesine İman Etmek
Hz. İmam Muhammed Taki (a.s), babalarının kanalıyla Hz. Emirelmuminin İmam Ali’den (a.s) şöyle rivayet etmiştir, buyurdular:
“Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: “Kadir gecesine iman edin. Çünkü Kadir gecesi Ali b. Ebu Talib ve ondan sonra da onun 11 oğlu içindir.”
Kemal-ud Din c.1 s.525.
366-Hz. İmam Ali Naki’nin (a.s) Buyruğu
"Hz. İmam Ali Naki (a.s) buyurdular:
"Benden sonraki İmam, oğlum Hasan'dır ve ondan sonra ise oğlu İmam'dır. O adaleti ve eşitliği ile Dünya'nın tamamını dolduracak olan kimsedir."
(Bu hususta Hz. İmam Ali Naki'den (a.s) 5 ayrı hadis daha vardır.)
Daadkuster-i Cihan sayfa 59.
367-Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) Buyruğu
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s), Musa b. Cafer Bağdadi’ye şöyle buyurdular:
“Benim halifem hakkında sizi ihtilafa düşmüş görüyorum. Bilin ki, Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonraki imamların tamamının imametini kabul ettiği halde benim oğlumun imametini inkar eden kimse, tıpkı Allah’ın peygamberlerinin tamamının peygamberliğini kabul edip Allah’ın Resulü Hz. Muhammed’in (s.a.a) peygamberliğini inkar eden kimse gibidir. Oysa Hz. Resul-i Ekrem’i (s.a.a) inkar etmek demek, peygamberlerin tamamını inkar etmek demektir. Bizden olan son İmam’a itaat etmek demek tıpkı ilk İmam’a itaat etmek gibidir. Bilin ki, oğlumun gıybeti o kadar uzun olacaktır ki, insanlar İmamlarının hayatta olduğu hususunda şüpheye düşeceklerdir. Sadece Allahu Teala’nın imanlarını koruyup muhafaza etmiş olduğu kimseler hariç.”
(Bu hususta Hz. İmam Hasan Askeri’den 21 hadis daha vardır.)
Bihar-ul Envar c.51 c.160, İsbat-ul Hudat c.6 c.427.
Güneş’in Gaybeti
(Bulut’un Ardındaki Güneş)
368-İmam Mehdi’nin Gaybeti
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s.) buyurdular:
”Bizim Kaimimizin iki gaybeti olacaktır. Bunların biri uzun, diğeri ise kısadır. Kısa gaybet döneminde onun yerini sadece özel şiaları bilecektir. İkinci gaybet döneminde ise onun yerini, onun dininde olan hizmetlilerinin haricinde hiç kimse bilmeyecektir.”
Mizan-ul Hikmet c.8 s.117
369-Hakta İhlas
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s.) buyurdular:
“Bizim Kaimimizin gaybeti; hak, kendi ihlası içinde ortaya çıkıncaya ve ihlaslı müminlerin, ihlaslı olmayanlardan ayrılacağı zamana kadar uzayacaktır. Çünkü pak olmayan hayata sahip olanların, Hz. Kaim’in devleti kurulduğu zaman kendilerini münafıkça müminlerin arasına sokmalarından korkulmaktadır. Bunun olmaması için Kaim’in kıyamından önce onların (müminlerden) ayrılmaları gerekir.”
Kemal-ud Din s.356
370-İlahi Sırlar Gaybetin Delilidir
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybeti, ilahi sırlardan bir sırdır. Bu sırrın hikmetinin ne olduğu insanlara gizlidir ve ne olduğu o İmam’ın zuhuru ile ortaya çıkacaktır.
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) Cabir’e şöyle buyurdular:
”Ey Cabir! Bu ilahi iş, Allah’ın sırlarından bir sırdır ve Allah’ın kullarından gizlenmiştir.”
Bihar-ul Envar c.51 s.71
371-Zor Gaybet
Hz. İmam Sadık (a.s) buyurdular:
”Hiç şüphesiz bu emrin sahibi için bir gaybet vardır. Onun gaybeti döneminde dinini muhafaza edebilen kimse, dikenli ağacı çıplak eliyle soyabilen kimse gibidir. Hanginiz o ağacın dikenini elinde tutma gücüne sahiptir?”
El-Gaybet lit Tusi s.75
372-İlahi Sırlar Gaybetin Delilidir
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurdu:
”Hiç şüphesiz Sahib-ul Emr için kaçınılmaz-kesin bir gaybet dönemi olacaktır. O gaybet döneminde batıl peşinde olan herkes kesinlikle şüpheye düşecektir. Bize gaybetin hikmetini açıklama izni verilmemiştir. Hz. Mehdi’nin (a.s) gaybetinin hikmeti, ondan öncekilerin gaybetinin hikmetiyle aynıdır ve zuhurdan sonra aydınlanacaktır. Tıpkı Hz. Hızır’ın (a.s) erkek çocuğunu öldürmesinin ve yıkılmak üzere olan duvarı yeniden yapmasının hikmetinin, Hz. Musa’ya (a.s.) açıklanması ile birbirlerinden ayrılmaları gibi. Gaybet, Allah’ın emirlerinden bir emir, onun sırlarından bir sırdır.”
Kemal-ud Din c.2 s.482,Muntahab-ul Eser s.266-267, Bihar-ul Envar c.51 s.91
373-İmtihan Olup Salihlerin Seçilip Ayrılması
Bazı rivayetlerde şöyle buyrulmuştur:
“Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybete çekilmesinin nedeni, insanların onun gaybeti ile imtihan olmaları ve salihlerin elenip ayrılmalarıdır.
Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
”Allah’a andolsun ki ben ve bu iki oğlum (İmam Hasan ve İmam Hüseyin -a.s-) şehit olacağız. Ve Allahu Teala ahir-i zamanda benim evlatlarımdan birini bizim kanımızın intikamını alması için gönderecektir. Onun bir gaybet dönemi olacaktır ki bununla insanlar imtihan olacak ve yoldan çıkmışlar seçilip ayrılacaklardır.
Öyle ki cahiller şöyle diyecekler:
“Allah’ın Muhammed’in Ehlibeyt’i ile hiçbir işi yoktur ve onları kendi başlarına bırakmıştır.”
Gaybet-i Numani s.141
374-İmtihan ve Salihlerin Seçilip Ayrılması
Hz. İmam Hüseyin (a.s) buyurdular:
”Hz. İmam Mehdi (a.s) için bir gaybet dönemi vardır ve bu gaybet döneminde bazı kimseler dinden çıkacak, bazı kimseler ise dinlerinde baki kalacaklardır. Bu gaybet döneminde düşmanların çıkarmış oldukları zorluklara katlanan ve karşı koyan kimselere Allah, sanki Peygamber’in (s.a.a.) yanında düşmanlarıyla savaşmış kimse gibi çok ve büyük mükafatlar verecektir.”
Bihar-ul Envar c.51 s.133
375-İmtihan Olunma ve Salih Kulların Seçilip Ayrılması
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s), “Ferec ne zaman gerçekleşecektir?” sorusuna şu cevabı verdi:
”Şialar, şiddetli İlahî imtihanlarla imtihan olmadıkça ferec ve zuhur gerçekleşmeyecektir.
Bihar-ul Envar c.52 s.133
376-Salihlerin İmtihan Olup Ayrılmaları
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s.) buyurdular:
”Hz. İmam Mehdi’nin gaybete çekilecek olması, Şia’nın imtihanıdır.”
Usul-u Kafi c.1 s.337
377-Salihlerin İmtihan Olup Ayrılması
Hz. İmam Musa Kazım (a.s) buyurdular:
”Bu gaybetin kendisi, Allahu Teala’ya kul olanların imtihanıdır.”
El-Gaybet lit Tusi s.204 Usul-u Kafi c.1 s.336
378-İnsanların Zalim Olmaları
Bazı hadislerde Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybetinin sebebi, insanların zalim olmaları olarak açıklanmıştır.
Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) Kufe Mescidinde şöyle buyurdu:
”Allah’ın arzı hiçbir zaman hüccetsiz kalmaz. Fakat insanlar, zulmetmeleri ve aşırıya gitmelerinden dolayı Allah’ın Hücceti’nin vücudundan mahrum kalacaklardır.”
Gaybet-i Numani s.141
379-Dünyanın Hazır Olmaması
Allah’ın Hüccetlerinin sonuncusu olan, beşeriyetin içinde bulunduğu Dünya’yı zulümden kurtaracak ve İslam dinini diğer din ve inançların tamamına galip ve hakim kılacak olan Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur edebilmesi için Dünya ortamının hazır olması gerektiğinde hiçbir şüphe yoktur.
Bu sebepten dolayı, zuhurun gerçekleşebilmesi için ortamın o Hazret’in gelişine hazır hale gelmesi gerekir.
Dünya’nın böyle bir zuhura hazır olmamasını gaybetin sebeplerinden saymak mümkündür.
380-Zamanın Tağutlarının Biati Altında Olmamak
Bazı rivayetlerde şöyle denilmiştir:
“Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) gaybette olmasının sebep ve hikmeti şudur:
O Hazret’in gaybette olması gerekir ki hiçbir yöneticinin biati altında olmamış olsun ve zuhur ettiği zaman hür bir şekilde yapacaklarını yapabilsin. Nitekim önceki İmamlar takiyye ederek kendi zamanlarının yönetimlerini tanımışlardı ama Hz. İmam Mehdi (a.s) takiyye etme emrine/iznine sahip değildir.
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) biat etmeyecek olmasından dolayı biat altında olmamasının tek yolu, gaybette olmasıdır.
Hz. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurduLAR:
”Biz Ehlibeyt İmamlarının her biri takiyye ederek kendi dönemlerinin zalim ve tağut yönetimlerinin biati altında olduk. Sadece arkasında Hz. İsa b. Meryem’in (a.s) namaz kılacağı Hz. Mehdi (a.s), hiç kimsenin biati altında olmayacaktır.
Allahu Teala, onun doğumunun gizli olmasını ve kıyam edeceği zamana kadar gaybette olmasını takdir etti ki hiçbir yöneticinin biati altında olmamış olsun.”
Bihar-ul Envar c.51 s.132
Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) buyurdular:
”O, hiç kimsenin biati altında değildir.”
Bihar-ul Envar c.51 s.135
Hz. İmam Ali Rıza (a.s) buyurdular:
”Kılıçla kıyam ettiği zaman üzerinde hiçbir biat olmayacaktır.”
Kemal-ud Din c.2 s.480
381-Zamanın Tağutlarının Biati Altında Olmaması
Hz. İmam Mehdi (a.s), İshak b. Yakub’un, Muhammed b. Osman Amri aracılığıyla kendisine yazmış olduğu mektubun cevabında şöyle buyurmuştur:
”Gaybetin nedeni hakkında şunu söylemem gerekir ki, Allahu Teala Kur’an’da şöyle buyurmuştur:
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَسْـَٔلُوا عَنْ اَشْيَٓاءَ اِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْۚ
‘Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi üzecek şeylere dair soru sormayın.’
Maide Suresi/101
Hiç şüphesiz benden önce yaşayan babalarımın her biri, bir zalim hakimin biati altındaydı. Takiyye gereği o zalimlerle savaşmadıklarını söylüyorlardı; çünkü en küçük savaş imkanına dahi sahip değillerdi. Ama ben kıyam ettiğim zaman hiçbir zalim yöneticinin biati altında olmayacağım.”
382-İmam Mehdi’nin Hayatta Kalabilmesi (Öldürülmemesi)
İmam Mehdi’nin (a.s.) hayatta kalabilmesi ve öldürülmemesi gaybetin bir başka sebebidir.
Allahu Teala, Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) gaybete çekerek canını düşmanlarının şerrinden korumuştur. Eğer İmam gaybete çekilmemiş olsaydı, o Hazret’in kanına susamış olan Abbasi halifesi Mu’temed, onu da tıpkı mutahhar babaları gibi şehit edecek ve yeryüzünde Allah’ın hücceti kalmayacaktı.
Bu hususta masum imamlarımızdan çok sayıda hadis rivayet olunmuştur.
383-İmamın Canının Korunması
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
”Bizim Kaimimiz kıyam etmeden önce gaybette olacaktır.”
Ravi sordu: “Bunun sebebi nedir?”
Buyurdular: “Öldürülme korkusu vardır.”
Gaybet-i Tusi s.203
384-İmamın Canının Korunması
Şeyh Tusi, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) gaybette olmasının felsefesi hakkında birtakım hadisler naklettikten sonra şöyle yazmıştır:
“Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybette olmasının felsefesi hakkında buyrulmuş olan hadislerden elde edilen hususlardan, Şiaların sınanıp imtihan edilmesi g.b konular gaybetin sebep ve felsefeleri değildir; gaybetin Şialar için netice ve sonuçlarıdır. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybette olmasının asıl sebep ve felsefesi, düşmanlar tarafından öldürülme korkusudur.”
Gaybet-i Tusi s.203
385-Gaybet Asrı
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) gaybette olmasının sebeplerinden bir tanesi, zamanın tağutlarının hiçbirinin biati altında olmamasıdır. Çünkü İmam Mehdi (a.s) hiçbir sultana karşı takiyye etmekle görevlendirilmemiştir.
O Hazret, hiçbir zalim yönetim ve yöneticinin idaresi altında olmamış ve olmayacaktır. Allah tarafından uhdesine verilen vazifeler mucibince dini icra edecektir.
Hasan b. Fazzal şöyle demiştir:
Hz. İmam Ali Rıza (a.s) buyurdular:
”Üçüncü oğlumun (İmam Hasan el-Askeri’nin -a.s.-) vefatından sonra Şialarımın her yerde imamlarını aradıklarını görüyor gibiyim; ama onu bulamıyorlar.”
Arz ettim: “Gaybette olmasının sebebi nedir?”
Buyurdular: “Kılıcı ile kıyam ettiği zaman hiç kimsenin biati altında olmaması içindir.”
Kemal-ud Din c.2 s.480
386-Gaybetin Felsefesi
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybette olmasının nedenlerinden bir tanesi, Allahu Teala’nın o Hazret’i gaybette tutarak öldürülmekten korumasıdır. Çünkü eğer İmam gaybete çekilmeyip insanların arasında kalacak olsaydı ilk gün öldürülecekti. Bugün de aynı tehlike mevcuttur. Eğer Hz. İmam Mehdi (a.s.) vaadedilmiş olan zuhur gününden önce ortaya çıkacak olursa kesinlikle öldürülecektir.
Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s.) yarenlerinden olan Zurare bu hususta şöyle söylemiştir:
”Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
”Beklenen İmam (bizim Kaimimiz), kıyam etmeden önce bir müddet gözlere görünmeyecektir.”
Arz ettim: “Bunun sebebi nedir?”
Buyurdu ki: “Canından korkacaktır.”
Usul-u Kafi c.1 s.337
387-İmtihanın Zorluğu
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybete çekilmesi ile yapılacak imtihan -sınama- en zor ve çetin sınamalardandır; zorluğu iki ayrı kısma ayrılmaktadır:
1-Gaybetin olmasından dolayı meydana gelecek olan zorluk ve sıkıntılardır çünkü gaybetin uzun sürmesinden dolayı insanların büyük çoğunluğu şek ve şüpheye düşecektir.
2-Gaybet döneminde meydana gelecek olan sıkıntı ve zorluklar. İnsanları savuracaktır. Öyle bir hale gelinecektir ki imanı koruyabilmek ve dinde baki kalabilmek zorlaşacak, insanların imanı tehlikelerle yüz yüze kalacaktır.
Muntahab-ul Eser s.171-177
388-İnsanların Sınanması
Hz. İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyurdular:
”Benim beşinci oğlum gaybete çekildiği zaman dininize sahip çıkın ve hiç kimsenin sizi dininizden çıkarmasına izin vermeyin. O kaçınılmaz olarak gaybete çekilecektir ve müminlerin bir kesimi imandan çıkacak-döneceklerdir. Allah onun gaybeti ile kullarını sınayıp imtihan etmektedir.”
Usul-u Kafi c.1 s.337
389-İnsanların Sınanması
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybette olmasının hikmetlerinden bir tanesi insanların sınanıp imtihan edilmesidir. Bu dönemde, sağlam imana sahip olmayanların batınları zahir olacak ve şüphe tufanına tutulacaklardır. Fakat iman kalplerine yerleşip kök salmış olanlar, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) zuhurunu beklemenin vermiş olduğu kuvvet ile sıkıntı ve zorluklara mağlup olmayacak ve bu sebepten dolayı Allah katında büyük derecelere ulaşacaklardır.
Sire-i Pişvayan s.670
390-72 Fırka
İslam’ın aziz Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a.) buyurdular:
”İsrailoğulları 72 fırkaya ayrıldı, benim ümmetim de 72’si batıl biri hak, 73 fırkaya ayrılacaktır ve biri hariç tamamı cehennem ehlidir.”
Sordular: “Ey Allah’ın Resulü! Nâciye (kurtulan) fırka hangi fırkadır?”
Buyurdu ki: “O fırka, bana ve benim Ehlibeytime tabi olan fırkadır.”
El-Melahimu vel Fiten s.129-148
391-Evrensel Vaat
Mehdeviyyet hakkındaki en önemli konu, Allahu Teala’nın dini iki kısma ayırması ve bunların bir kısmının sorumluluğunu insanlara vermesi, diğer kısmının sorumluluğunu ise İlahi vaat (söz) olarak kendi uhdesine almasıdır.
Allahu Teala’nın sorumluluğunu insanlara bırakmış olduğu kısım karşısında, insanların bazıları vazifelerini yapıp yerine getirirken, diğerleri ise oralı bile olmamaktadırlar. Bu durum her dönemde olduğu gibi günümüzde de böyledir. Allahu Teala insanları, kendi saadet ve şekavetleri hususunda hür yaratmıştır ve insanlar, yapmış olduklarının karşılığını mükafat ya da ceza olarak ahirette alacaklardır.
Allahu Teala dinden, sorumluluğunu insanlara vermiş olduğu hususları Hadîd Suresinde şöyle beyan buyurmuştur:
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ
”Andolsun ki biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki insanlar adaleti yerine getirsinler…”
Hadid Suresi 25. Ayet
Dünya hayatının ferdi, içtimai, iktisadi ve siyasi; kısacası her alanında adaleti uygulama işi insanlara bırakılmıştır. Ama insanların bir kesimi bunu yaparken diğerleri adaletin yanından dahi geçmemektedir.
Allahu Teala Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:
وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ
”De ki: Hak Rabbimizdendir. Dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin…”
Kehf Suresi 29. Ayet
اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبٖيلَ اِمَّا شَاكِراً وَاِمَّا كَـفُوراً
”Şüphesiz biz onu (insanı) bir yola koyduk; o bu yolu, ya şükrederek yada nankörlük ederek kat eder.”
İnsan Suresi 3. Ayet
وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ
”Biz ona (insana) iki apaçık yol gösterdik.”
Beled Suresi 10. Ayet
Allahu Teala’nın dinden kendi uhdesine almış olduğu kısmı ise, evrensel vaat (söz) olarak beyan buyurmuştur.
Kur’an’da birkaç yerde bütün maarifin mebdeinin, Allahu Teala olduğu beyan buyrulmuştur, buyuruyor:
يُر۪يدُونَ اَنْ يُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللّٰهُ اِلَّٓا اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
”Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.”
Tevbe Suresi 32. Ayet
هُوَ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
كَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يدًا
”Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar da dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderdi, Şahid olarak Allah yeter.”
Tevbe Suresi 33. Ayet
Allahu Teala, kendi sorumluluğuna (uhdesine) almış olduğu kısım için “kamil ve adil olabilmeniz için ya da bu hususlarda bir yere ulaşabilmeniz için katımdan size kitap gönderdim” buyurmuyor!
Allahu Teala’nın buyurmuş olduğu şey şudur: “Kendi dinimi kendi elimle dünyanın tamamına hakim kılmak için kendi katımdan kitap gönderdim.”
“Ben dinimi sizin elinizle dünyanın tamamına hakim kılmak için Kur’an’ı göndermiş değilim.
“Li Yuzhihrehu ela’d dini kullihi” Yani dini kendi elimle Dünya’nın tamamına hakim kılmak için gönderdim. Eğer insanların eliyle hakim kılmayı irade etmiş olsaydı, “Li Tuzhirehu ela’d dini kullihi” buyurması gerekirdi.”
Yani siz insanların eli ile dini dünyanın tamamına hakim kılmak mümkün değildir. Çünkü siz insanların kiminizin derunî, kiminizin ise birunî sıkıntı ve problemleri vardır. Ve bazılarınız taammüden (bilinçli olarak) yanlış yolda gidiyorsunuz.
Kur’an bunlarla ilgili şöyle buyurmaktadır:
قَالُوا رَبَّـنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْماً ضَٓالّ۪ينَ
”Onlar da şöyle derler: Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk.”
Mu’minun Suresi 106. Ayet
(Yani bilerek ve isteyerek senin yolundan çıktık.)
Diğer kimseler ise kendilerini koruyabilecek durumdadırlar; fakat isyankarların isyanı, onların kendilerini korumalarına mani olmaktadır. Kur’an bunlar hakkında şöyle buyurmuştur:
رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَاۚ
”…Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan bu memleketten çıkar…”
Nisa Suresi 75. Ayet
Evet; dünyanın insanın eliyle adaletle dolup gülistan olmasına engel olan şeylerin bazıları derunî (insanın kendisinden kaynaklanan), bazıları ise birunî (hariçte olan) sıkıntı, zaaf ve sorunlardır.
Bunlar insanların adaleti hakim kılmasına engel olmaktadır.
Hakikat böyle olduğu için de Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ
”Peygamberlerimin hedefini gerçekleştirmeyi, benim kendim bizzat kendi uhdeme almışım ve kendim gerçekleştireceğim.”
Tevbe Suresi 32. Ayet
هُوَ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
”O öyle bir Allah’tır ki dinini bütün dinlere hakim kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderdi”
Tevbe Suresi 33. Ayet
Allahu Teala, dinini bütün dinlere kendisinin hakim kılacağını İlahî bir vaat olarak insanlara vaad etmiştir ve bu vaadini gerçekleştirmesine engel olabilecek her türlü derunî ve birunî zaaftan münezzehtir.
Allahu Teala mutlak alim olduğu için derunî zaaftan münezzehtir.
Allah; mutlak adil, mutlak kadir, mutlak hakim, mutlak rauf ve rahimdir.
Birunî zaafı da yoktur çünkü alemlerin tamamı O’nun emirlerini uygulamak için her daim hazır ve amade haldedir. Tekvinî alemde Allah’a karşı koyabilecek hiçbir şey yoktur:
وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ
”Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır…”
Fetih Suresi 4. Ayet
وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ
”…Rabbinin ordularını kendisinden başka hiç kimse bilmez…”
Müdessir Suresi 31. Ayet
Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
”Ey insanlar! Bilin ki uzuvlarınız, O’nun orduları ve askerleridir. Allah’ın dini, vahyi, emir ve hükümleriyle savaşmaya kalkışmayın.”
Nehcül Belağe 199. Hutbe
Allah Teala, bir kimseyi cezalandırmak istediği zaman ona hariçten başka askerler göndermesi gerekmez. Çünkü insanın uzuvlarının tamamı Allah’ın askerleridir.
Onu kendi eli, kendi dili, kendi sözü ve kendi ayağı ile yakalar ve asla gitmemesi gereken yere gönderir; söylememesi gereken bir sözü söyler ve atmaması gereken bir imzayı attırır ve helak olur.
Allah Teala bizlerin yolunu kapatmak isterse dilimiz, elimiz, ayağımız, gözümüz ve diğer uzuvlarımızla yolumuzu kapatır. Uzuvlarımız Allah’ın askerleridir ve Allah’ın dışarıdan asker göndermesi gerekmez.
Ey Allah’ın kulları! Bilin ki uzuvlarınız Allah’ın askerleridir. Allah’ın emirleri, ilkeleri ve vahiy hükümleri ile savaşmayın.
Etrafınıza bakın! Yanlış yolda olmakta ısrar eden ve öğüt verenlerin öğüdüne kulaklarını tıkayan-kabul etmeyen kimselerin; ağızlarından çıkan tek bir cümle ile ya da adım atıp bir yere giderek kendilerini nasıl rezil ettiklerini görün.
Bu, Allah’ın o kimseyi kendi dili ve kendi ayağı ile cezalandırmasıdır; Allah’ın o kişinin yolunu kendi dili ve ayağı ile kapatmasıdır. Çünkü alemlerin tamamı ve onda olan ne varsa her şey, Allah’ın emirlerinin uygulandığı bir karargah ve o emirleri uygulayan askerleridir.
Bu, Allah’ın mutlak kudretinin zerre kadarlık bir tecellisidir; bunun üstünde kendisinin, Zatı’nın mutlak gücü vardır. Evet, hiçbir şeyin Allah’ın iradesinin gerçekleşmesine mani olması mümkün değildir. Kendisi de şöyle buyurmuştur:
اِنَّمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَيْـًٔا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
“Bir şeyi dilediği zaman O’nun emri, o şeye sadece ‘Ol!’ demektir; o da hemen oluverir.”
Yasin Suresi 82. Ayet
“Ben bu dini sizden bazılarınız tabi olup, bazılarınız da tabi olmayasınız diye göndermedim. Dinimi, kendim dilediğim o zaman da kendi ellerimle Dünya’nın tamamına hakim kılacağım.” Bu ilke, Allah’ın ilkelerinden bir diğeridir.
Bir başka ilke ise şudur: Allah’ın Resulü Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a), hayatı boyunca hem Kur’an ve İtreti’nin konusunu hem de Mehdeviyyet meselesini her ortamda açıklayıp beyan buyurmuşlardır.
Hz. Peygamber (s.a.a), meşhur sahabelerinden olan Cabir b. Abdullah El-Ensari’ye şöyle buyurdular:
“Ey Cabir! Benim irtihalimden sonra yaşayacaksın. Torunum Zeynelabidin’in oğlunu göreceksin. Onun adı benim adımla aynıdır ve Şialarımızın 5. imamıdır. Onu gördüğün zaman benim selamımı kendisine ilet ve sonra de ki: ‘Ceddin Resulullah dedi ki: Mehdi senin evladındır.'”
Cabir b. Abdullah, hayatının sonlarına doğru gözleri görmez olmuştu. Medine sokaklarında dolaşıyor ve Hz. Peygamber’in insanlara ulaştırmasını istediği konuları halka anlatıyordu. Her yerde ulaştırdığı mesajlardan biri de şuydu; diyordu ki:
“Ey insanlar! Çocuklarınızı Resulullah’ın Ehlibeyti’nin sevgisi üzerine terbiye edin, yetiştirin. Çocuklarınızı Ali’nin (a.s) evlatlarının sevgisi üzerine yetiştirin. Çocuklarınıza Ehlibeyti (a.s.) tanıtın; fazilet, keramet, şefaat ve mucizelerini öğretin.”
Cabir, Medine sokaklarını teker teker dolaşıyor ve halka, çocuklarını Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyti’nin sevgisi üzerine yetiştirmelerini söylüyordu.
Nihayetinde Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) huzuruna ulaştı ve dedesi Resulullah’ın (s.a.a) selamı ile mesajını kendisine arz etti.
Bu olay, Hz. Peygamber’in (s.a.a), tarihin her dönemi için insanları bir taraftan Kur’an ve Ehlibeyti ile; diğer taraftan Mehdeviyyet ile aşina edebilmek için izlemiş olduğu bir yoldur.
Bu şekilde tarihin her döneminde yaşayan insanları, olması kesin olan İlahî iradeden haberdar ediyorlardı.
Allahu Teala dinini Hz. Resulullah’ın (s.a.a) eliyle ihya ettiği gibi dinin özünü de yine O Hazret’in eliyle yerleştirmiş ve sarsılmaz hale getirmiştir.
Allahu Teala, Hz. Peygamber’e buyurdular:
وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰىۚ
“… (Ok’u) attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı.”
Enfal Suresi 17. Ayet
”Hak dini sen zahir etmedin, onu Allah zahir etti.”
Hz. İmam Mehdi de (a.s) Allah Teala’nın gaybi kudretiyle dini dünyanın tamamına hakim kılacaktır; tıpkı Hz. Peygamber’in (s.a.a), Allah’ın gaybi kudretiyle aziz İslam’ı; şirk, küfür, nifak ve inkarın hakim olduğu coğrafyalara hakim ettikleri gibi.
Müminlerin Emiri Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Peygamber (s.a.a) geldikleri zaman dünyanın bir kesimine şüphe, bir kesimine putperestlik, geri kalan kesimine ise inkar ve inançsızlık hakimdi.”
Nehcül Belağe 1. Hutbe
Evet, kim ne derse desin, aziz İslam dininin dünyanın tamamına hakim olacağı müjdesi kesindir.
اللّٰهُ اِلَّٓا اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
“Kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlayacaktır.”
Tevbe Suresi 32. Ayet
لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
“Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar da Allah, dinini bütün dinlere hakim kılacaktır.”
Tevbe Suresi 33. Ayet
392-Terk Edilmiş, Yalnız ve Garip
Hadislerde Hz. İmam Mehdi’den (a.s) söz edildiği zaman şöyle buyrulmaktadır:
“Ey çöllerde yapayalnız kalan! Ey yalnız ve garip olan!”
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“İnsanların en çaresizi, bizim oğlumuz olan vaat edilmiş Mehdi’dir.”
Peki, İmam Mehdi’nin (a.s) çaresiz olmasının sebebi nedir?
Müslümanların içinde bulundukları sorun ve sıkıntılar; meydana gelen olumsuzluklar ve bizlerin işlemiş olduğu günahlar O Hazret’i çaresiz bırakmakta ve o da bunlar karşısında çaresizlik içinde Allah Teala’dan yardım dilemektedir.
Ayetullah İmamı Kaşani
393-İmam Mehdi’nin Tanınmaması
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Bu ümmet, Allah Teala’nın Hz. Yusuf’a yaptığını kendi hüccetine yapmasını nasıl inkar edebilir? Sizin sahibiniz, hakkı elinden alınmış bir mazlumdur. Hükümetin sahibi, insanların arasında dolaşıyor; çarşı, pazar ve evlerine gidiyor ama insanlar onu tanımıyorlar. Allah Teala’nın kendisini tanıtmasına izin vereceği güne kadar bu böyle devam edecektir. Tıpkı Hz. Yusuf’un kardeşleri, ‘Sen Yusuf musun?’ diye sorduklarında, ‘Evet, ben Yusuf’um’ demesine izin verildiği gibi…”
Gaybet-i Numani s.162
394-Gaybet Döneminde İmam Mehdi’nin Vekili
Davud b. Kasım Caferi şöyle demiştir:
Hz. İmam Hadi (a.s) buyurdular:
“Benim halefim oğlum Hasan’dır. Benim halefim olan oğlumun halefine karşı tutumunuz nasıl olacaktır?”
Arz ettim:
“Canım size feda olsun! Bunu sormanızın sebebi nedir?”
Buyurdular:
“Çünkü onu göremeyeceksiniz ve adını anmanız doğru olmayacaktır.”
Arz ettim:
“Öyleyse onu nasıl anacağız?”
Buyurdular:
“Onu ‘Âl-i Muhammed’in (s.a.a) Hücceti’ diye anın.”
Kemal-ud Din c.2 s.76
395-İmam Mehdi’nin Adını Söylemek Caiz Değil Midir?
Bizim dönemimizde Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) adını “Muhammed b. Hasan El-Askeri (a.s)” olarak anmak caizdir.
Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi, Kavaid-ul Fıkhiyye s.124
Ehlibeyt (a.s) mektebinin büyük alimlerinden olan Ali b. İsa Erbili, Keşf-ul Ğumme kitabının 3. cildinin 438. sayfasında şöyle demiştir:
“Hz. İmam Mehdi’nin (a.s), Muhammed olan adının söylenmesi, o dönemde takiyye gereği yasaklanmıştır ama günümüzde anılmasında bir sakınca yoktur.”
396-Gaybet Şekli
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Oğlum Mehdi, asla görünmeyecek şekilde gaybete çekilecektir ve İslam’ın sadece ismi, Kur’an’ın ise sadece cismi kaldığı zaman gelecektir. O zaman Allah ona kıyam iznini verecek; İslam’ı onunla güçlendirip hakim kılacaktır.”
İsbat-ul Vasiyyet c.7 s.52
397-Gaybet İçin Hazırlanmak
Mesudî, İsbat-ul Vasiyyet kitabında şöyle yazmıştır:
Hz. İmam Hadi (a.s), insanlarla çok az görüşüyordu ve ashabının önde gelenleri haricinde hiç kimseyle ilişki ve irtibat kurmuyordu. İnsanlarla görüştüğü zamanlarda ise genellikle perdenin arkasından onlarla konuşuyor ve bu şekilde Şialarını gaybet dönemine hazırlamaya çalışıyorlardı.
İsbat-ul Vasiyyet s.206
398-Cahil Sözü
Esbağ b. Nebate şöyle nakletmiştir:
Müminlerin Emiri Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Uyanık olun ve bilin ki Mehdi, öyle bir şekilde gaybete çekilecektir ki cahiller şöyle diyecekler:
“Allah’ın Muhammed’in (s.a.a) Ehlibeytine hiçbir ihtiyacı yoktur.”
İsbat-ul Vasiyyet c.6 s.393
399-İnkar Etmeyin
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“İmamınızın gaybete çekildiği haberini aldığınız zaman inkar etmeyin.”
İsbat-ul Vasiyyet c.6 s.350
400-Gaybet’in Meşhurluğu
Ehlibeyt imamlarının 12’ncisi olan Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) gaybeti, Sadr-ı İslam’dan beri her dönemde hem İslam’ın aziz Peygamberi, hem Hz. Emirel Muminin İmam Ali ve hem de diğer imamlar (salavatullahi aleyhim) tarafından her zaman Müslümanlara açıklanmış ve haber verilmiştir.
Bu konu o kadar meşhur ve bilinen bir meseleydi ki İslam bilginleri, hadis ravileri ve Ehlibeyt’in yarenlerinin bir kısmı; Hz. İmam Mehdi’nin babasının ve dedesinin (aleyhum selam) dünyaya gelmesinden önce o Hazretin gaybeti hakkında kitaplar yazmış, gaybet hakkında olan hadis ve rivayetleri, kitaplarında kayıt altına almışlardır. Bunların kimler oldukları rical ilmi kitaplarında vardır ve biz onlardan bazılarının ismini vereceğiz:
1-Ali b. Hasan b. Muhammed Taki Tahiri: Bu zat, Hz. İmam Musa Kazım’ın (aleyhisselam) yarenlerindendir ve gaybet hakkında bir kitap yazmıştır. Bu büyük fakih ve alim, herkesin güvendiği bir zat idi.
Rical-i Neccaşi, s.193; Rical-i Şeyh Tusi, s.357
2-Ali b. Ömer A’rec Kufi: Hz. İmam Musa Kazım’ın (a.s) ashabındandır ve gaybet hakkında kitap yazmıştır.
Rical-i Neccaşi, s.194
3-İbrahim b. Salih Anmati: Hz. İmam Musa Kazım’ın (a.s) ashabındandır ve gaybet hakkında kitap yazmıştır.
Rical-i Neccaşi, s.28
4-Hasan b. Ali b. Ebu Hamza: Hz. İmam Rıza’nın (aleyhisselam) döneminde yaşamıştır ve gaybet hakkında bir kitap yazmıştır.
Rical-i Neccaşi, s.28
5-Abbas b. Hişam Naşiri Esedi: Hz. İmam Rıza’nın (aleyhisselam) özel ve has yarenlerindendir. Hicri Kameri 220 yılında vefat etmiştir ve gaybet hakkında bir kitap yazmıştır.
Rical-i Neccaşi, s.215; Rical-i Şeyh Tusi, s.384
6-Ali b. Hasan b. Faddal: Hz. İmam Ali Hadi ve Hz. İmam Hasan Askeri’nin (aleyhimüsselam) has ve güvenilir yarenlerindendir ve gaybet hakkında kitap yazmıştır.
Rical-i Neccaşi, s.195; Rical-i Şeyh Tusi, s.219
7-Fazl b. Şazan: Hz. İmam Hadi ve Hz. İmam Hasan Askeri’nin (aleyhimusselam) has yarenlerinden olan büyük fakih ve mütekellim Fazl b. Şazan, Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) gaybeti hakkında kitap yazan bir başka bilgindir ve Hicri Kameri 260 yılında vefat etmiştir.
Rical-i Neccaşi, s.235; Rical-i Şeyh Tusi, s.420
401-Hz. İmam Mehdi’nin İki Gaybeti
İshak b. Ammar, Hz. İmam Sadık’ın (aleyhisselam) şöyle buyurduklarını söylemiştir:
”Bizim Kaimimizin (aleyhisselam) kısa ve uzun iki gaybeti olacaktır. Birinci gaybet (kısa gaybet) döneminde has ve özel Şiaları onun yerini bileceklerdir fakat ikinci gaybet (uzun gaybet) döneminde ise özel dinî dostlarının haricinde hiç kimse onun yerini bilmeyecektir.”
İsabt-ul Hudat c.7 s. 69, Bihar-ul Envar c.52 s.155
402-Peygamber’in (s.a.a) Gaybeti
Medine’nin şeyhlerinden şöyle rivayet olunmuştur:
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve alihi) vefat ettiği zaman Ömer b. Hattab insanların karşısına geçti ve şöyle dedi:
“Allah’a andolsun ki Muhammed (sallallahu aleyhi ve alihi) ölmemiştir, gaybete çekilmiştir. Tıpkı Hz. Musa’nın (aleyhisselam) gaybete çekildikten sonra zahir olup ortaya çıktığı gibi o da zahir olacaktır.”
Bu sözünü o kadar tekrarladı ki insanlar onun aklını yitirdiğini, delirdiğini düşünmeye başladılar. İnsanlar söylediklerinden şaşırmış bir şekilde onun etrafını sarmışlardı.
Derken Ebubekir geldi ve şöyle dedi:
“Ey Ömer, bu söylediklerini ve içtiğin antları bırak! Allahu Teala kitabında bizlere şöyle buyurmaktadır:
اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَؗ
‘Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.’ ,
Zumer Suresi 30. Ayet
Ömer dedi: “Ey Ebubekir, bu ayet Allah’ın kitabında mıdır?”
Ebubekir dedi: “Evet, Allah şahit olsun ki Muhammed ölmüştür.”
“Ömer Kur’an hafızı değildi.”
Kemal-ud Din c.1 s.62
403- Hz. İdris’in (a.s) Gaybeti
İbrahim b. Ebu Bilad babasından, Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (aleyhisselam) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Hz. İdris’in peygamberliğinin başlarında zalim bir kral hükümet ediyordu. Kral bir gün atına bindi ve dolaşmaya çıktı. Bir mümine ait yemyeşil ve abad bir yeri gördü; orayı çok beğendi. Vezirine buranın kime ait olduğunu sordu. Vezir, oranın kralın kullarından mümin bir kula ait olduğunu söyledi.
Kral o yerin sahibini huzuruna çağırdı ve sahip olduğu o yeri kendisine hibe etmesini söyledi.
Adam: “Benim ailemin ona ihtiyacı senden daha çoktur” dedi.
Kral: “Fiyatını söyle ve parasını al” dedi.
Adam: “O yeri ne hediye ederim ne de satarım. Bu fikrinden vazgeç” dedi.
O mümin kişinin söylediği bu sözler kralı çok sarsmış ve gazaplandırmıştı. Gazaplı bir halde ailesinin yanına gitti. Kralın Ezrak soyundan bir karısı vardı (Ezrak, mavi gözlü demektir; kralın eşinin Rumi bir köle olduğu anlaşılmaktadır). Kral kendisini çok seviyor ve karşılaşmış olduğu sorunlarda onunla istişare ediyordu.
Kral mekanına gidip tahtına oturduktan sonra karısını çağırdı; kendisine yapılan saygısızlık hakkında konuşmak istiyordu. Karısı içeri girdiğinde kralı gazaplı gördü ve şöyle dedi:
“Ey bizim kralımız! Sizi gazaplandıran şey nedir? Bir şey yapmadan önce söyler misiniz?”
Kral, görmüş olduğu yeri ve yerin sahibi ile arasında geçenleri anlattı.
Karısı dedi ki: “Ey bizim efendimiz! Bu iş, güç ve kudreti olmayanlar için önemli bir iştir. Onu sebepsiz yere öldürmek istemiyorsan bu işi yapmayı ben üstleniyorum. O yeri haklı bir sebeple o kişinin elinden alıp sizin emrinize vereceğim. Ortaya koyacağım sebep, insanların önüne koyacağınız delil olacaktır.”
Kral dedi: “Nasıl yapacaksın?”
Karısı yanıt verdi: “Benim Ezrak soyumdan arkadaşlarım vardır. Onları gönderip o kişiyi aldıracağım; sizin huzurunuza getirip dininizden çıktığına dair aleyhinde şahitlik yapmalarını söyleyeceğim. Bu şekilde siz hem onu öldürebilecek hem de yerini elinden alabileceksiniz.”
Kral karısına planını uygulamasını söyledi ve bunun üzerine adam getirildi. Aleyhinde yapılan şahitliklerden dolayı kral tarafından öldürüldü ve sahip olduğu o yere el koyuldu.
Bu iş Allahu Teala’yı gazaplandırmıştı. Peygamberi Hz. İdris’e (aleyhisselam) o zalim kulunun yanına gidip kendisine şöyle söylemesini vahyetti:
”Neden sahip olduklarına razı olmadın ve benim mümin kulumu öldürdün? Ona ait olan yeri elinden aldın ve ailesini muhtaç yaptın? İzzetime andolsun ki ahirette senden çetin intikam alacağım. Dünyada ise krallığını elinden alacağım, şehrini harabeye çevireceğim, izzetini zillete dönüştüreceğim ve karının bedenini de köpeklere yem edeceğim. Ey bedbaht! Benim halim olmam seni aldatmıştır!”
Hz. İdris (aleyhisselam) kralın yanına gitti. Kral tahtında oturmuştu, etrafını ise yarenleri sarmıştı. Allahu Teala’nın vahyini noktasına kadar Kral’a ilettikten sonra Kral dedi: “Ey İdris, bana üstünlük taslama; hemen çık ve git!”
Daha sonra karısını çağırdı ve Hz. İdris’in (aleyhisselam) söylediklerini karısına anlattı.
Karısı dedi: “İdris’in söyledikleri seni korkutmasın. Ben adamlarımı gönderip onu öldürteceğim ve bu şekilde İdris’in Rabbi’nin söylediklerinin yalan ve boş olduğunu ortaya koyacağım.”
Kral yapmasını söyledi. Hz. İdris’in (aleyhisselam) dünyaya esir olmayan yarenleri vardı; onlarla toplanıyor ve istişare ediyorlardı. Toplandılar ve bu toplantıda Hz. İdris (aleyhisselam), Allahu Teala’nın indirmiş olduğu vahiy ile ilahi mesajı o zalim krala ulaştırdığını haber verdi. Bu durum, Hz. İdris’in kral tarafından öldürülmesine sebep olacağından dolayı yarenleri korkmuştu.
Zalim kralın karısı, Ezrak boyundan oluşan 40 kişilik bir timi Hz. İdris’i (aleyhisselam) öldürmeleri için gönderdi. Tim, o Hazret’in yarenleriyle toplandıkları yere gitti fakat onu bulamayıp geri döndü. Hz. İdris’in (aleyhisselam) yarenleri bu timi görünce, Allah’ın Peygamberi’ni öldürmeye geldiklerini anladılar. O Hazret’i arayıp bulduktan sonra şöyle dediler: “Ey Allah’ın Peygamberi, zalim kral seni öldürecektir, tedbirli ol. Bugün seni öldürmek için 40 kişi gelmişti, bu şehirden ayrıl.”
Hz. İdris (aleyhisselam) aynı gün yarenlerinden birkaç kişiyle birlikte şehrin dışına çıktı. Seher vakti Rabbi ile raz-ı niyaz etti ve şöyle dedi: “Ey Rabbim! Beni o zalimin yanına gönderdin, ben de gittim ve senin mesajını ona ilettim. Ama o beni öldürmeye karar vermiştir, bana ulaştığı takdirde öldürecektir.”
Allahu Teala şöyle vahyetti: “Şehirden çık ve ondan uzak dur! İzzetime andolsun ki onun hakkında vermiş olduğum hükmümü uygulayacağım, senin ona söylediklerinin tamamını gerçekleştireceğim.”
Hz. İdris dedi: “Ey Rabbim! Senden bir dileğim vardır.”
Allahu Teala buyurdu: “Dileğini iste, isteyeceğin şey kabul olundu.”
Arz etti: “Ey Rabbim! Ben senden isteyinceye kadar o şehre, etrafına ve onlarda olan hiçbir şeye yağmur yağdırma.”
Buyurdu: “Ey İdris! Bu durumda şehir harabeye döner ve halkı açlığa ve zorluğa müptela olur.”
Arz etti: “Ey Rabbim! Şehir yıkılsa ve halkı zorluk ve sıkıntıya müptela olsa dahi yağmurunu yağdırma.”
Buyurdu: “Ey İdris! İstediğini verdim. Sen isteyinceye kadar yağmur yağdırmayacağım. Ben sözünde en iyi şekilde duran kimseyim.”
Hz. İdris (aleyhisselam), Allahu Teala’dan kendisi isteyinceye kadar o şehre ve etrafına yağmur yağdırmama isteğinde bulunduğunu ve Allah’ın da bu isteğini kabul ettiğini yarenlerine haber verdi ve onlara şöyle buyurdu: “Ey müminler! Bu şehirden ayrılıp başka şehre gidin.”
Hz. İdris’in (aleyhisselam) 20 kişi olan yarenleri de o şehirden çıkıp diğer şehirlere dağıldılar. Hazreti İdris’in (aleyhisselam) Allah’tan istediği şey şehir halkı arasında yayılmaya başlamıştı. O Hazret’in kendisi de bir dağın tepesindeki bir mağarada saklanıyordu. Hz. İdris (aleyhisselam) gündüzleri oruç tuttuğu için Allahu Teala kendisine yemek getirmesi için bir melek görevlendirmişti.
Zalim kraldan sonra başka bir günah ehli o şehirde ortaya çıkmıştı. Hz. İdris’in (aleyhisselam) şehirden ayrılmasının üzerinden 20 yıl geçmiş ve bir damla dahi yağmur yağmamıştı. Şehir halkı çok büyük sıkıntı ve zorluklara müptela olmuşlardı. Çok zor şartlar altında, uzak şehirlerden yiyecek getirmeye çalışıyorlardı. Sıkıntı ve zorluklar zirve haline gelince şehir halkından bir grup bir araya toplanıp dediler: “İçinde bulunduğumuz bu belanın sebebi, İdris’in kendisi isteyinceye kadar bu şehre yağmur yağdırmamasını Allah’tan istemesidir. İdris’in nerede olduğunu bilmiyoruz ama onun Rabbi, ondan çok daha rahimdir.”
Bu konuşmadan sonra işlemiş oldukları günahlardan dolayı tövbe etmeye ve Allahu Teala’dan kendilerini affedip yağmur göndermesini istemeye karar verdiler. Siyah elbiseler giyindiler, kendi elleri başlarına kül yağdırıp ağlayıp sızladılar ve Allah’tan kendilerini bağışlayıp affetmesini istediler.
Bunun üzerine Allahu Teala Hazreti İdris’e şöyle vahyetti:
”Ey İdris! Senin şehrinin halkı tövbe edip ağlayıp sızlayarak benim huzuruma geldiler. Ben Rahman ve Rahim olan Allah’ım, tövbeleri kabul eder ve ve işlenen günahları affederim. Onları rahmetimin içine almaya karar verdim. Ama onların istediği yağmuru yağdırmama engel olan tek şey, senin benden istediğin dileğindir; benden, sen isteyinceye kadar onlara yağmur göndermememi istemiştin. Ey İdris! Şimdi benden iste ve ben de onların feryatlarına cevap verip kendilerine yağmur göndereyim.”
Hz. İdris dedi: “Ey Rabbim! Bunu yapmanı senden istemeyeceğim.”
Allahu Teala buyurdu: “Ey İdris! Bunu sen benden istemedin mi? Ben de senin dileğini kabul etmiştim. Şimdi yapmanı istediğim şeyi neden kabul etmiyorsun?”
Hz. İdris yine dedi: “Ey Rabbim! Bunu senden istemeyeceğim.”
Bunun üzerine Allahu Teala, Hz. İdris’e yemek götürmekle görevlendirmiş olduğu meleğe yemek götürmemesini emretti. Hz İdris (aleyhisselam) gecenin bir vaktine kadar yemeğinin gelmesini bekledi ama yemeği gelmedi. Hüzün, üzüntü ve açlık dermanını elinden almıştı. Ellerini kaldırıp Rabbini çağırdı ve şöyle dedi: “Ey benim Rabbim! Canımı almadan önce rızkımı kestin.”
Bunun üzerine kendisine şu vahiy geldi: “Ey İdris! Sana bir gün yiyecek vermedim ve sen böyle üzüldün. Ama şehrinin halkının 20 yıldır içinde bulundukları açlık ve zorluklar karşısında asla üzülmedin. Onlara rahmetimi göndermemi benden istemeni söylediğim zaman da bunu yapmadın, benden rahmetimi onlara göndermemi istemedin. Bunun üzerine ben de seni açlıkla terbiye ettim ve senin acizliğin, tahammülsüzlüğün zahir oldu. Şimdi olduğun yerden çık ve kendi rızkını kendin ara; rızkını bulma işini senin kendi becerine bıraktım.”
Bunun üzerine Hz. İdris (aleyhisselam) olduğu yerden çıktı ve açlığını giderebilmek için yollara düştü. Bir şehrin yakınlarına geldiği zaman bir evden dumanların yükseldiğini gördü; o eve doğru gitti. Yaşlı bir kadın pişmesi için sacın üzerine iki ekmek koymuştu. Yaşlı kadına dedi: “Açlıktan dermansızım. Bana yiyecek bir şey verebilir misin?”
Kadın dedi: “Ey Allah’ın kulu! İdris’in duası elimizde fazla bir şey bırakmadı.”
Sonra bu iki ekmekten başka hiçbir şeyinin olmadığına dair and içti ve ekledi: “Gidip başka şehirlerdeki insanlardan rızkını-yiyecek iste.”
İdris dedi: “Ölmeyeceğim kadar bana yiyecek ver ki ayaklarımın üzerinde durup rızık arayabileyim.”
Kadın dedi: “İki ekmeğimiz vardır; bunun birisi benim, diğeri ise oğlumundur. Kendi yiyeceğimi sana verecek olursam ben öleceğim, oğlumun yiyeceğini verirsem o ölecek. Sana verebileceğimiz hiçbir şey yoktur.”
Hazreti İdris dedi: “Oğlun küçüktür, ölmemesi için yarım ekmek yeterlidir. Onun ekmeğinin yarısı ile de ben hayatta kalırım.”
Bunun üzerine kadın, kendi payına düşen bir ekmeği yedi; oğlunun ekmeğini ise bölüp yarısını Hz. İdris’e verdi. Kadının oğlu eve gelip Hz. İdris’in kendi ekmeğini yediğini görünce o kadar üzüldü ki kalbi durdu ve öldü.
Kadın dedi: “Ey Allah’ın kulu! Oğlumun üzüntüden ölmesine sen sebep oldun!”
Hazreti İdris dedi: “Dur, sabırlı ol! Ben Allah’ın izniyle onun ruhunu geri getireceğim.”
Sonra çocuğun her iki kolundan tuttu ve şöyle dedi: “Ey bu çocuğun bedeninden çıkan ruh! Ben Allah’ın peygamberi İdris’im, çocuğun bedenine geri dön!”
Ve ruh çocuğun bedenine geri döndü. Kadın, o Hazret’in “Ben Allah’ın peygamberi İdris’im” dediğini ve oğlunun ruhunun geri geldiğini görünce: “Şehadet ederim ki sen Allah’ın peygamberi İdris’sin!” diyerek dışarı çıktı ve haykırmaya başladı: “Ey insanlar! Size kurtuluşu müjdeliyorum, İdris sizin şehrinize geri dönmüştür!”
Hz. İdris (aleyhisselam) o evden ayrıldı ve zalim kralın sarayının olduğu yere gitti. Ev yerle bir olmuştu. Şehrin halkı etrafına toplanıp dediler: “Ey İdris! 20 yıldır açlık ve sıkıntı içindeyiz. Bize acımayacak mısın? Allah’tan bizlere yağmur yağdırmasını iste.”
Dedi ki: “Bu şehrin halkının tamamı, hem eski ve hem de yeni zalimlerin tamamı yalın ayak gelip bunu benden istemedikleri müddetçe yapmayacağım.”
Bu haber yeni zalime ulaştırılınca, Hz. İdris’i huzuruna getirmeleri için 40 adamını gönderdi.
Hz. İdris’e gelip: “Yönetici bizi, seni alıp kendi huzuruna götürmemiz için gönderdi” dediler.
Bunun üzerine Hz. İdris onlara beddua (nifrin) etti ve tamamı orada öldü.
Yöneticiye bu haber ulaştığında, bu sefer 500 kişilik bir birlik gönderdi.
Bunlar Hz. İdris’in yanına geldikleri zaman dediler: “Ey İdris! 20 yıldır bizi açlık ile öldürdün, şimdi de nifrinin ile mi öldürüyorsun? Bize acımayacak mısın?”
Hz. İdris dedi: “Ben onun yanına gitmeyeceğim. Hem o hem de şehir halkının tamamı yalın ayak yanıma gelmedikleri müddetçe Allah’tan size yağmur göndermesini istemeyeceğim.”
Nihayetinde herkes yalın ayak olarak Hz. İdris’in karşısına geldi ve Allah’tan kendilerine yağmur göndermesini istemesi için yalvardılar.
Bunun üzerine Hz. İdris (aleyhisselam): “Şimdi evet” dedi. Sonra Allah’tan bu şehre ve etrafındaki beldelere bol yağmur yağdırmasını istedi.
Hz. İdris’in bu duasından hemen sonra o şehrin ve etrafındaki şehirlerin üstü bulutlarla örtüldü ve yağmur yağmaya başladı. Yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki insanlar boğulmaktan korkmaya başladılar.
Kemal-ud Din c.1 s.254-265
404-Hz. Salih’in (a.s) Gaybeti
Zeyd Şahham, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (aleyhisselam) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Hz. Salih (aleyhisselam) gaybete çekildiği zaman güzel boylu, gür sakallı, orta zayıflıkta ve orta boyluydu; fakat kavminin arasına döndüğü zaman kimse onu tanıyamadı. Halkının arasına döndüğü zaman insanlar üç gruba ayrılmıştı:
1-Fikirlerinden asla dönmeyen inkârcılar,
2-Şek ve şüphe ehli olan kimseler,
3-İman ve yakin ehli olanlar.
Hz. Salih (aleyhisselam) döndüğü zaman ilk olarak şek ve şüphe ehlinin yanına gitti; onlar kendisine şöyle dediler: “Allah senden razı olmasın! Salih senin gibi değildi.”
Sonra inkarcıların yanına gitti ama onlar şiddetle kendisinden uzak durdular.
Daha sonra iman ve yakin ehlinin yanına gitti ve onlara: “Ben Salih’im” dedi. Onlar ise Hz. Salih’e şöyle dediler: “Bizi şüpheden kurtaracak bir haber ver. Elbette ki bizim, Allahu Teala’nın istediği kimseyi istediği şekle sokacağına inancımız vardır. Ama bizlere haber verilmiştir ve Hud’un (a.s) nişanelerini de araştırmışız. Gelen kişinin Kaim olduğu, bir ilahi haber vermesiyle ortaya çıkacaktır.”
Hz. Salih dedi: “Ben deveyi (nakeyi) size çıkartan Salih’im.”
Dediler: “Doğru söyledin; biz bunu okumuş ve araştırmıştık. Peki, o devenin nişaneleri nedir?”
Hazreti Salih dedi: “Bir gün suyu o içerdi, bir gün de siz içerdiniz.”
Dediler: “Allah’a ve senin getirdiklerine iman ettik.”
Allahu Teala bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, küçük görülüp ezilen insanlara dediler ki: ‘Siz Salih’in Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu (sahiden) biliyor musunuz?’ Onlar da: ‘Biz şüphesiz onunla gönderilene inananlardanız’ dediler.”
A’raf Suresi 75. Ayet
Büyüklük taslayanlar (müstekbirler), o inkâr edenler ile şek ve şüphe içinde olanlardı.
İman edenlere dediler ki: “Biz sizin inandığınıza inanmıyoruz.”
Ravi diyor ki:
Arz ettim: “Ey Allah’ın Resulü’nün oğlu! Onların arasında Salih’i tanıyan var mıydı?”
Buyurdular: “Allahu Teala, yeryüzünü insanları Allah’a götürecek alimlerden mahrum kılmaktan münezzehtir. O insanlar Hz. Salih’in zuhur etmesinden sonra sadece 7 günü ne yapacaklarını bilmeden geçirdiler ki, o müddet de imamlarını tanıyamadıkları müddetti. Ama ellerinde olan Allah’ın dinine amel ediyorlardı ve birlik içindeydiler.
Hz. Salih (a.s) zahir olduktan sonra ise Hz. Salih’in etrafında toplandılar.
Bizim Kaimimiz Hz. Mehdi’nin (aleyhisselam) misali de Hazreti Salih’in (aleyhisselam) misali gibidir.”
Kemal-ud Din c.1 s.271-273
405-Hz. Yusuf’un Gaybeti
Südeyr, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (aleyhisselam) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
”Hz. Kaim-Mehdi’de (aleyhisselam) Hz. Yusuf’un sünneti vardır.”
Arz ettim: “Efendim, Hazretin kendisinden mi yoksa gaybetinden mi haber vereceksiniz?”
Buyurdular: “Bu insanlar; Yusuf’un kardeşlerinin peygamber evlatları olduklarını, Kardeşleri olan Yusuf ile ticaret yaptıklarını, onu sattıklarını ve Yusuf ‘Ben Yusuf’um, bu da kardeşim (Bünyamin)’dir” deyinceye kadar tanımadıklarını inkar ve reddetmezken, Allahu Teala’nın zamanın bir döneminde Hüccetini insanlardan gizlemesini neden inkar ediyorlar?
Yusuf (aleyhisselam) bir dönem Mısır’ın hükümdarı oldu ve babası ile arasında yürüyerek 18 günlük mesafe vardı. Allahu Teala irade etmiş olsaydı, onun yerini babasına gösterebilirdi. Allah’a andolsun ki, Yakup ve çocukları müjdeyi aldıktan sonra 9 gün içinde Mısır’a ulaştılar!
Öyleyse bu insanların, Allah’ın Hz. Yusuf’a yaptığı şeyin aynısını kendi Hücceti için yapmasını inkar etmelerinin sebebi nedir?
Tanınmadan onların arasında olabileceğini, çarşı pazarlarında dolaşabileceğini, yaygılarına ayağını basacağını ve Allah’ın kendisine izin verdiği zamanda tıpkı Hz. Yusuf gibi kendisini tanıtacağını neden inkar ediyorlar?
Allah, Hazreti Yusuf’a kendisini tanıtma izni verdiği zaman onlara dedi ki: ‘Sizler cehalet içinde olduğunuz zaman Yusuf’un ve kardeşinin başına neler getirdiğini biliyor musunuz?’
Dediler: ‘Sen Yusuf musun?’ Dedi: ‘Ben Yusuf’um ve bu da benim kardeşimdir.'”
Kemal-ud Din c.1 s.287-288
406- Hz. Musa’nın (a.s) Gaybeti
Abdullah b. Sinan, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (aleyhisselam) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
Buyurdular: “Bizim Kaimimizde (a.s) Hazreti Musa b. İmran’ın bir sünneti vardır.”
Arz ettim: “Efendimiz, o sünnet nedir?”
Buyurdular: “Dünyaya gelmesi gizli olacak ve kavmine görünmeyecektir.”
Arz ettim: “Hazreti Musa’nın gaybeti kaç yıl sürdü?”
Buyurdular: “28 yıl.”
Kemal-ud Din c.1 s.302
407-Gaybette Olmak İmam’ın Varlığının Farz Oluşuna Aykırıdır
Şia’nın muhalifleri şöyle diyorlar:
”Şialar dinin hükümlerinin açıklanması ve insanların hak ve hakikate hidayet olabilmesi için imamın olmasının farz olduğuna inanıyorlar. Ama imamın gaybette olması bu amaca ters ve aykırıdır. Çünkü insanların gaybette olan ve kendisine hiçbir şekilde ulaşılamayan bir imamdan hiçbir şekilde istifade edebilmeleri mümkün değildir. Eğer Allahu Teala beşeri dünyayı ıslah etmesi için bir imam göndermeyi irade edecek olursa lüzum anında onu yaratabilir; bu sebepten dolayı da zamanından binlerce yıl önce o imamı yaratmasının hiçbir lüzumu yoktur.”
Cevap:
”Bu türden eleştiri ve itirazlarda bulunan kimseler imametin hakikatini anlayamamış kimselerdir. İmamet meselesini açıkladığımız zaman, imamın vazifesinin yalnızca insanların zahiri hidayetleri ve onlara marifetin şeklini öğretmek olmadığını; bunların haricinde amellerin ve işlerin batıni liderlik ve velayetine de sahip olduklarını söylemiştik.
Buna göre insanların manevi hayatlarını tanzim etme ve amellerin hakikatini Allah’a yönlendirme vazifesininde imamın vazifesi olduğunu söylemiştik. Hakikat böyle olduğu için de imamın hazır ya da gaybette olmasının, onun bu vazifesini yapmasına hiçbir zararı yoktur. Çünkü imamlar batıni yol ile insanların kendilerine ve ruhlarına hakimiyet kurmaktadırlar.
İslam’da Şia s.131, Allame Tabatabai
408-409-410- Bulutun Arkasındaki Güneş
Hz. İmam Mehdi (aleyhisselam), İshak b. Yakub’a yazmış olduğu mektupta şöyle buyurmuştur:
”İnsanların benim gaybetim döneminde benden istifade etmeleri, tıpkı bulutların arkasında olan güneşin ışığından yararlanmak gibi olacaktır.”
Kemal-ud Din c.2 s.483
Bulutların ardında-arkasında olan güneş hakkında insanların nasıl bir tutum ve beklenti içinde oldukları hakkında şunlar söylenmiştir:
408-İnsanlar bulutların arkasında olan güneşin ışığından daha fazla istifade edebilmek için onun bir an önce çıkmasını sabırsızlıkla bekledikleri gibi, Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) gaybeti döneminde o Hazretin Şiaları ve sevenleri de aynı beklenti içindedirler.
409-Hz. İmam Mehdi (aleyhisselam) hakkında bu kadar ayet ve hadislerin olmasının yanında, o Hazre’in kendisinin ortaya koymuş olduğu sayısız mucize ve işe rağmen onun varlığını inkar etmek; bulutların arkasında olan güneşin varlığını, eseri görülmesine rağmen kendisi görünmediği için inkar etmekle aynı şeydir.
410-Güneş belli bir süreliğine bulutların arkasında olduğu zaman nurunun-ışığının yapması gereken aydınlatma ve diğer işleri yaptığı gibi, İmam da gaybet perdesinin arkasında olduğu zaman velayet nuru ile alemlerin tamamını aydınlatmaktadır.
Ehlibeyt (aleyhimu selam) hadislerinde şöyle buyrulmuştur:
”Masum İmam’ın nuru olmayacak olursa yeryüzü ve onda olan bütün her şey yok olur. İmam, yer ehlinin emanıdır.”
Kuleynî, El-Kâfî c.1 “Yeryüzünün Hüccetsiz Kalmayacağı Babı” Hadis No: 10; Şeyh Saduk, Kemal-ud Din c.1 s.201-210
411-Marifet Hicabı Tanınma Örtüsü
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s.) buyurdular:
“Bu emrin sahibinde (Hz. İmam Mehdi’de a.s) peygamberlerin sünneti vardır. Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın, Hz. Yusuf’un ve Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alihi) sünneti vardır. Hz. Musa’dan (a.s.) olan sünneti; korku içinde olması ve fırsatın gelmesini beklemesidir. Hz. İsa’dan (a.s.) olan sünneti; Hz. İsa hakkında söylenenlerin onun için de söylenecek olmasıdır. Hz. Yusuf’tan (a.s.) olan sünneti; saklı olması, Allahu Teala’nın onunla insanların arasına perde çekmesidir. Öyle ki insanlar onu görecek ama tanımayacaklar. Hz. Muhammed’den (sallallahu aleyhi ve alihi) olan sünneti ise şudur: Onun hidayetiyle hidayet edecek ve onun sünnetiyle hüküm verecektir.”
Kemal-ud Din c. 2 s.351
Bu ve buna benzer hadislere göre Hz. İmam Mehdi (a.s)’ı, sıradan insanlar bile görmekte ama tanımamaktadırlar.
Bu hakikatin ortaya koymuş olduğu netice şudur:
Hz. İmam Mehdi’nin tanınmasına engel olan şey, insanların gözlerine ve kalplerine çekilmiş olan perdedir; yoksa İmam’ın perdelenmiş olması değildir. İnsanların göz ve kalplerine Allah tarafından çekilmiş olan perde kaldırıldığı zaman, herkes gördüğü ama tanımadığı o imamı tanıyabilecektir.
412-Her Zaman Bizimle Birliktedir
Nudbe Duası’nı okuduğumuz zaman ona şöyle arz ediyoruz:
“Canıma andolsun ki sen, her daim bizim aramızda olan saklanılansın!
Canıma andolsun ki sen, bizden asla uzak olmayan uzak olansın!”
Mefatih-ul Cinan
Bu iki hayat veren cümle, O Hazretin her daim sevenleri ve Şiaları ile birlikte olduğunu ortaya koymaktadır.
413-İmam Mehdi Kalplerden Değil, Gözlerden Saklıdır
Ravi diyor:
“Hz. İmam Musa Kazım’a (a.s.) Lokman suresinin 20. ayet-i kerimesini sordum.
Buyurdular: “Allahu Teala’nın açık ve aşikar nimetinden maksat, zahir olan imam; gizli ve saklı nimetinden maksat ise saklı ve zahir olmayan imamdır.”
Arz ettim: ‘Bizim imamlarımızdan gaybette olacak imamımız var mıdır?’
Buyurdular: ‘Evet, yüzü insanların gözüne saklı olacaktır ama kendisi her zaman müminlerin kalbinde olacaktır.”
Muntahab-ul Eser s.239
Bu hadiste “insanların gözleri” ile “müminlerin kalpleri” tabirinin kullanılmış olması, müminlerin hem diğer insanlara olan üstünlüklerini hem de müminlerin gaybet meselesine farklı açıdan baktıklarını ortaya koymaktadır. Sıradan insanlar için önemli olan şey gözleriyle görmeleridir; gözleriyle görmedikleri hiçbir şeye inanmadıkları için kalpleri gaybette olan İmam’dan etkilenmemektedir ve kalpleri de etkilenmediği için İmam’a tabi olmayı akıllarına dahi getirmiyorlar. Müminler için önemli olan şey kalp gözü olduğu için kalp gözleriyle İmam’ı görmektedirler ve ona inanıyorlar. Kafalarında olan gözleriyle imamlarını görmüyor olmalarına rağmen kalp gözleriyle gördükleri için tutum ve davranışları velayet rengiyle renklenmektedir.
414-Gerçek Din Hizmetlilerinin Gaybetteki Yerini Bilmesi
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Hz. Kaim-Mehdi’nin (a.s) iki gaybet dönemi olacaktır. Onların bir tanesi kısa, diğeri ise uzun gaybettir. Birinci gaybet döneminde has Şiaların haricinde hiç kimse onun yerini bilmeyecektir; ikinci gaybet döneminde ise O Hazretin yerini sadece gerçek din hizmetlilerinin haricinde hiç kimse bilmeyecektir.”
Usul-u Kafi c.1 s.141
Bu hadis-i şerifin açıklamış olduğu hakikat şudur:
Gaybet, velayete mahrem olmayan kimselerin gözlerine çekilmiş olan bir perdedir. Eğer Şialar gerçek manada Şia ve İmamlarının gerçek yarleri olabilecek olurlarsa İmamlarının gaybetteki yerinden haberdar olmalarına izin verilir.
415-Zalimlerin Yaşam Yerlerinden Uzak Durması
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Bu emrin sahibi (Hz. İmam Mehdi a.s) için kesinlikle gaybet dönemi olacaktır, gaybet döneminde kesinlikle kenara çekilecektir. Medine yaşanılacak en iyi yerdir ve gaybet döneminde 30 kişi hiçbir korku içinde olmayacaktır.
Usul-u Kafi c.2 s.140
Bu rivayetlerde, gaybet döneminde Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) yanında yakın yarenlerinden 30 kişi olacağı haber verilmiştir.
416-Tanınmamak
“Allah’a andolsun ki, bu emrin sahibi size görünmeyecektir ve o kadar meçhul kalacak, tanınmayacaktır ki onun öldüğünü ve uçurumlardan düşüp yok olduğunu söyleyecekler.”
Usul-u Kafi c.2 s.138
417-İmam Mehdi’nin Çarşı-Pazarlarda Dolaşması ve İnsanların Yaygılarına Ayak Basması
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Hz. Yusuf’un (a.s) kardeşlerinin tamamı peygamberlerin evlatları ve torunlarıydılar; bunun haricinde onunla yüz yüze gelmelerine, konuşmalarına ve alışveriş yapmalarına rağmen kendisi ‘Ben Yusuf’um ve bu da benim kardeşimdir’ deyinceye kadar onu tanımadılar. Peki bu nifrin olunmuş (lanetlenmiş) ümmet Allahu Teala’nın kendi hücceti olan 12. İmam’a, Hz. Yusuf’a yaptığının aynısını yapmasını ve bir müddet onu görmelerine rağmen tanımamalarını nasıl inkar edebilirler?
Bu ümmet Allahu Teala’nın kendisine zuhur etme izni verinceye kadar hüccetinin tanınmadan bu insanların çarşı ve pazarlarında gezmesine, yaygılarına ayak basmasına izin vermesini nasıl inkar edebilirler?”
El-Kafi c.1 s.134
418-İnsanların Halinden Haberdar Olmak
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s), Kufe Mescidi’nin minberinde hutbe okuduktan sonra Allah’ın hüccetleri hakkında konuşma yapıp buyurdular:
“Allah’ın hüccetleri ya aşikardırlar ama itaat olunmuyorlar ya da gizlidirler ve aşikar olmaları bekleniyor. Eğer Allah’ın hüccetleri, insanların gözlerinden saklı olsalar dahi onların insanların hal ve durumlarına olan ilim ve bilgileri asla kesilmez. Aksine onların ilkeleri insanların kalplerine hakimdir ve onlara amel ederler.”
El-Kafi c.2 s.139
Hz. İmam Mehdi (a.s.) bu hususta şöyle buyurmuşlardır:
“Sizin hiçbir haberiniz bize saklı değildir. Sizin her halinizden haberdarız.”
El-İhticac’u Lit-Tabersi s.121
419-Masumların (a.s) İnsanları Gaybet Dönemine Hazırlaması
Gaybet ve Mehdiyet konuları Müslümanların, özelliklede Şiaların arasında kökleri çok eskiye dayanan konulardır ve hem Hz. Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve alihi) hem de Ehlibeyt’ten (a.s.) ulaşan hadisler ışığında bu hakikate ulaşmışlardır. Müslümanların, özellikle de Şia mektebinin kaynakları bu konular hakkındaki hadislerle doludur ve büyük alimlerimizden Şeyh Tusi (rahmetullahi aleyh) bu hususta şöyle söylemiştir:
“Hz. İmam Mehdi’nin gaybetinden çok önceleri babalarının vermiş oldukları haberler hem O Hazret’in imametine delalet etmektedir hem de onun gaybetinin olacağını, gaybetinin nasıl olacağını, ne tür ihtilafların ve olayların meydana geleceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu hadislerde Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kısa ve uzun olmak üzere iki gaybet döneminin olacağı, kısa gaybetin süresinin belli, uzun gaybetin süresinin ise belli olmadığı buyurulmuştur.
El-Gaybet s.101, Şeyh Tusi
Suğra (KISA) GAYBET VE ÖZEL TEMSİLCİLER
420-Kısa (Suğra) Gaybet
Hicri Kameri 260 yılında Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehit edilmesi ile Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kısa gaybet dönemi başladı; 70 yıl sürdü ve Hicri 329 yılında sona erdi.
Bu gaybet dönemine kısa sürdüğü için “Suğra Gaybet” adı verilmiştir ve bu kısa gaybet döneminin en önemli özelliklerinden bir tanesi, Şiaların uzun (büyük) gaybet dönemine hazırlanmasıdır.
421-Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Gaybet Döneminin Başlaması
Hz. İmam Mehdi’nin gaybet döneminin başlaması hakkında İslam bilginleri farklı görüşlere sahiptirler:
1-Bir takım İslam alimi, gaybetin “Serdab olayı” ile başladığına inanmaktadırlar. Yani Abbasi Halifesi Mu’temid’in görevlendirdiği birlik İmam’ı yakalamak için evine saldırdıkları zaman gaybet başlamıştır. Bu görüş temelden yanlış bir görüştür. Çünkü Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybeti, Abbasi Halifesi’ne ait birliklerin Serdab’a saldırmasından önce başlamıştı.
2-Aralarında Şeyh Müfîd’in de olduğu bir takım alim ise Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) kısa (küçük) gaybetinin dünyaya gelmesiyle başladığına inanmaktadırlar.
El-İrşad c.2 s.340
Bu görüş meşhur olan görüşe terstir ve Ehlibeyt mektebinin alimlerinin büyük çoğunluğu bu görüşü kabul etmemektedir.
3-Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) gaybet dönemi, babası Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehit edilmesiyle başlamıştır ve ilk vekili ise Osman b. Said’dir. Bu kısa gaybet dönemi h.k 260 yılının Rebiülevvel ayının 8. günü başlamış ve Hicri 329 yılının Şaban ayının 15. günü son vekili Ali b. Muhammed Samiri’nin vefatı ile 69 yıl sonra son bulmuştur.
Tarih-ul Gaybet-i Suğra s.345
Bu görüş, İmamiyye fırkasının alimlerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği görüştür.
Hayat-ul İmam Mehdi s.114-115, Bakır Şerif
422-Bir Sorunun Cevabı
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gizlilik dönemleri, kısa gaybet dönemi midir?
Hayır, görünmediği her dönem Suğra Gaybeti’nden sayılmaz. Çünkü Suğra Gaybeti, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) İmamet döneminin başlaması ve vekillerinin olması ile başlaması gereken gaybet dönemidir. İmam Mehdi’nin ilk vekili, Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehit edilmesi ile tayin edilmiş ve dört vekilinin sonuncusu olan Ali b. Muhammed Samiri’nin Hicri 329. yılının Şaban ayının 15. günü vefat etmesiyle son bulmuştur.
423- Suğra (Kısa) Gaybet Döneminin Özellikleri
1-Kısa gaybet dönemi sınırlıdır ve altmış dokuz (69) yıl sürmüştür. Bu gaybet süresinin sınırlı ve kısa olmasından dolayı “Suğra” (küçük-kısa gaybet) adı verilmiştir.
Seyyid Muhammed Sadr (r.a) bu hususta şöyle yazmıştır:
“Bazı kimselerin küçük gaybet döneminin 74 yıl olduğunu söyledikleri nakledilmiştir. Bu sözün sebebi, kasti olabileceği gibi Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Hicri Kameri 255 yılında doğmasından sonra herkes tarafından görülmemesi de olabilir ama kasti olarak söylenmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü O Hazretin babasının döneminde herkes tarafından görülmemiş olmasını küçük gaybetten sayabilmek mümkün değildir. Çünkü Hz. İmam Mehdi (a.s) babasının döneminde İmamet makamında değildi; babasının şehadetinden sonra bu sorumluluğu üstlenmiştir.”
Tarih-ul Gaybet-i Suğra s.341
2-Küçük (Suğra) gaybet döneminde Hz. İmam Mehdi (a.s) bütün gözlerden saklı değildi. Özel-has vekilleri ile irtibat içinde olmasının yanında, İmam’ın vekilleri bazı kimselerin O Hazret ile görüşmelerini organize ediyorlardı.
El-Gaybet s.216, Şeyh Tusi
3-Hz. İmam Mehdi’nin (a.s), Suğra (kısa) gaybet döneminde dört tane özel vekili olmuştur ve onların her birisi için özel vekillik hükmü vermiş ve onlarda birbirinin ardı sıra vekillik görevlerini yerine getirmesinin yanı sıra, her bir vekil kendisi için vekiller tayin etmişlerdir. Bu dönemin bitiminden sonra hiçbir zaman İmam’ın özel vekilleri olmuş değildir. Kısa gaybet dönemi sonrası için vekillik hususunda İmamlarımız (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Vekillik şartlarını taşıyan herkes Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) vekili olabilir.”
Bu dönem Müçtehitlerin liderlik dönemidir.
4-Küçük (Suğra) gaybet döneminde İmam Mehdi’yi (a.s) gören kimselerden bazılarının O Hazreti tanımaları mümkün iken, Kübra (büyük) gaybet döneminde O Hazreti görebilen kimselerin tanımaları mümkün değildir.
Ali Gaffarzade, İmam Mehdi’nin Özel Vekillerinin Hayatı s.33
Bazı seçkin kimselerin O Hazreti görüp tanımalarına izin verilmiş olsa dahi bunu açıklama iznine sahip değillerdir.
Mecelle-i Havza s.70, 71, 72, 122
424-Toplumun Suğra Gaybet Döneminde İçinde Bulunduğu Siyasi, İçtimai ve Fikri Vaziyet
Küçük (kısa) gaybet dönemi hakkında doğru ve kapsamlı bilgiye ulaşabilmek ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybete çekilmesinin nedenlerini öğrenebilmek için Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) dönemindeki siyasi, içtimai ve fikri durumun nasıl olduğunu derinlemesine analiz etmek gerekir.
Abbasilerin hilafeti 5 asırdan (Hicri Kameri 132-656) uzun sürmüştür ve tarihçiler Abbasilerin hilafet tarihini dört döneme ayırmışlardır
El-Asr’ul Abbasi s.46-47
1. Dönem: Farsların nüfuz dönemi Tarih-i İslam, Tarih-i Ayyaşi
2. Dönem: Türklerin nüfuz dönemi Tarih-i İslam, Tarih-i Ayyaşi
3. Dönem: Farslardan olan Babeyhoğullarının dönemi Tarih-i İslam
4. Dönem: Selçuklu Türklerinin nüfuz dönemi Tarih-i İslam, Mucma-ul Buldan
Bizim konumuz olan dönem Abbasilerin 2. dönemidir. Bu dönemde siyasi açıdan yönetim merkezi Bağdat’tan Samarra şehrine taşınmıştır. Samarra şehri h.k 220 yılında Abbasi Halifesi Mu’tasım tarafından yeni başkent ilan edilmiş, aynı yıl içinde yapımına/inşasına başlanmış ve bir yıl sonra, 221 yılında taşınıp Samarra şehri hilafetin merkezi yapılmıştır.
Samarra şehri 279 yılına kadar 59 yıl hilafetin başkenti olarak kalmış ve bu müddet içinde önemli ölçüde gelişmiştir. Fakat Mutasım’ın hilafetinin bitiminden sonra yeniden Bağdat’a taşınmış ve bu taşınmadan sonra hızla harabeye dönüşmüştü ve Hz. İmam Ali Naki (a.s) ile İmam Hasan Askeri’nin (a.s) mezarlarının olduğu mekan ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybete çekildiği yerlerin haricinde harabeye dönüşmeyen hiçbir yer kalmamıştı.
Bu dönemin en önemli özelliklerinden bir tanesi, Türklerin hilafetin her alanına, özellikle de orduya sızmış olmalarıdır. Bazı tarihçiler Abbasilerin Türklere yönelmesinin en önemli nedeninin Farsların nüfuz ve kontrolünden kurtulmak olduğunu yazmışlardır
El-Asr’ul Abbasi Es-Sani s.10
Türklerin en üstün özelliği savaşçı olmalarıydı; devlet yönetimi ve siyasi alanlarda üstünlükleri yoktu. Buna karşılık Abbasilerin hem kifayetsiz hem de lezzet kurbanı ve ayyaş olmaları, Türklerin her alana nüfuz edip kontrolü ellerine almalarına sebep olmuştu.
Bu dönemde insanlar ekonomik ve mali açıdan mahrumlar ve zenginler olmak üzere iki kısma ayrılıyordu. Fikri bakımdan ise bu dönemin en büyük özelliği, Mütevekkil’in Mutezile düşüncesinden çıkıp hadis ehline yönelmesiydi. Yani Mutezile tefekkürü şiddetle baskı altına alınıyor ve onun yerine Ehli Sünnet vel Cemaat son sürat güçlendiriliyordu.
Burada sorulması ve cevabının öğrenilmesi gereken soru şudur: “Abbasilerin 2. döneminde Şiaların durumu nasıldı ve ne yapıyorlardı?
Bu dönemde fikri açıdan Şialar seçkin bilginlere sahiptiler. Bu alimler Masum İmamların (a.s) eğitip yetiştirmiş oldukları öğrenciler idiler. Hem ilkeler kendilerine öğretilmiş hem de Ehlibeyt’in itikat ve fıkıh alanında yazılmış olan 400 kitaba (yazılı kaynağa) sahiptiler.
Bu dönem siyasi açıdan çok hassas ve karışık bir dönem idi. Ehlibeyt İmamları (a.s) muhasara ve kuşatma altındaydılar ve takiyye etmelerine rağmen daha fazla kontrol ve baskı altına tutulmak için Medine’den alınıp Samarra’ya getiriliyorlardı. Şiaların İmamlarına ulaşmaları hem çok zor hem de çok tehlikeli bir hal almıştı. Mücadelenin aşırı derecede zorlaştığı ve imkansızlaştığı bu dönemde Şialar gizli vekillik sistemi ile mücadele ediyorlardı. Bu sistem öylesine karışık ve etkili bir sistemdir ki derinlemesine ve etraflı bir şekilde analiz edilmediği müddetçe nasıl bir sistem olduğunun anlaşılması mümkün değildir.
Masum İmamlar (a.s) bu dönem içinde kurmuş oldukları gizli ilişkiler ile hem bu teşkilatın yayılmasını hem de Şiaların güç kazanmasını sağlıyorlardı.
İmamların bu dönemde yapmış oldukları bir başka iş ise Abbasi yönetiminin zayıflatılması ve onların yapmış oldukları zulümlerin azaltılabilmesi için Alevî ayaklanmalarını teşvik edip desteklemeleriydi.
İçtimai bakımdan Şialar şiddetli baskı ve zulüm altındaydılar. Abbasi halifelerinin mal varlıklarına el koymasının yanında Şiaların canlarının da hiçbir değeri yoktu. Kendilerine hiçbir önemli makam verilmemesinin yanında aşırı baskı altında tutuluyorlardı. Buna rağmen bazı Şialar yeri ve zamanı geldiği zaman vazifelerini yapabilmek için takiyye ederek önemli makamlara gelebilmişlerdi.
425-Özel Vekiller
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kısa gaybet döneminde insanlar İmam’ın tayin etmiş olduğu özel naipler, vekiller vasıtasıyla İmam ile irtibat kurabiliyor, soru ve sorunlarını ulaştırıp cevaplarını alabiliyorlardı. Kimi zamanlarda da vekillerin aracılığıyla özel gruplar İmam’ın huzuruna çıkabiliyorlardı.
Kemal-ud Din s.434, 479
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) özel vekillerinin sayısı 4’tür ve tamamı Şia’nın en meşhur alimlerinden olan bu vekiller, şunlardır:
1-Osman b. Said: Hicri Kameri 260 yılından 267 yılında vefat edinceye kadar İmam Mehdi’nin ilk özel vekili olmuştur. Bazı tarihçiler H. 265 yılında vefat ettiğini yazmışlardır.
12. İmam’ın Gaybetinin Siyasi Tarihi s.156
2-Ebu Cafer Muhammed b. Osman: 1. vekilin vefatı ile vekil tayin edilmiş ve Hicri 305 yılına kadar bu vazifeyi yapmıştır.
3-Ebul Kasım Hüseyin b. Ruh Ev-Nevbahti: Hicri 305 yılından 326 yılına kadar vekillik görevi yapmıştır.
4-Ebul Hasan Ali b. Muhammed Es-Samuri: Hicri 326’dan 329 yılına kadar özel vekillik yapmıştır.
426- Dört Vekil
Yukarıda söylemiş olduğumuz gibi Hz. İmam Mehdi (a.s) Suğra Gaybeti dönemi boyunca 4 özel vekil tayin etmiştir. Bu vekiller, İmam’ın emir ve isteklerini Şialara ulaştırdıkları gibi Şiaların soru, istek ve arzularını da İmam’a iletiyor ve İmam’dan aldıkları cevabı kendilerine ulaştırıyorlardı. İmam Mehdi (a.s) cevaplarını kendi elleriyle yazmış oldukları mektup/yazı ile veriyorlardı.
Merhum Allame Meclisi, İmam’ın kendi el yazısı ile yazdıkları yazılı cevapların tamamını Biḥar-ul-Envar hadis kitabında toplamışlardır.
İmam’ın 4 vekilinin yapmakla mükellef oldukları vazifelerden bazıları şunlardır:
1-İmam’ın adını ve yerini saklı tutmak.
2-İmam’a ait olan malları almak ve dağıtmak.
3-Şiaların fıkhi ve itikadi sorularına cevap vermek.
4-Yalandan vekillik/naiplik iddiasında bulunanlar ile mücadele etmek…
Rivayetlerde adı söylenmiş olan Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) 2. vekili olan Ebu Cafer Muhammed b. Osman, İmam’ın 1. vekili olan Osman b. Said’in oğludur. Babasının hayatı döneminde Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) kendisinin vekil olacağını haber vermiş ve babası Osman b. Said’in vefatından sonra Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) emriyle vekillik şerefine nail olmuştur.
Şiaların tamamı onun adalet, liyakat ve emanetdarlığında görüş birliği içindedirler.
Hz. İmam Mehdi (a.s), babası Osman b. Said’e önemli dini meseleler hakkında yazmış olduğu el yazısı türünün/şeklinin aynısı ile onun döneminde yazıp onun aracılığıyla Şialarına ulaştırıyordu ve Şialar da ondan başka hiç kimseyi Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) naibi olarak görmüyorlardı.
Ayrıca Muhammed b. Osman’dan bu hususta birçok nişane ve keramet naklolunmuştur.
4 özel naip arasında naiplik görevini en uzun müddet yapan naiptir ve 40 yıl Ehlibeyt İmamlarının naibi-temsilcisi olmuşlardır.
Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Osman b. Said ve oğlu Muhammed b. Osman, bunların her ikisi de güvenilir kimselerdir. Size ulaştırdıkları her şeyi bizden ulaştırmışlardır.”
İlk naip olan Osman b. Said’in vefatından sonra Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) muhatap aldığı ilk kişi, oğlu Muhammed b. Osman’dır. Babasının vefatından dolayı kendisine başsağlığı buyurduğu mektupta kendisinin özel naip olarak tayin edildiğini buyurmuşlardır.
Muhammed b. Osman’ın naiplik döneminde (Hicri 265-305) birtakım kimseler Şiaların arasında şöhrete ulaşabilmek ve onlar tarafından Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) gönderilen malları ele geçirebilmek için kendilerinin naip/temsilci olduklarını ilan etmişlerdir. Muhammed b. Osman’ın naiplik döneminde yapmış olduğu en önemli işlerden birisi bunların yalanlarını ortaya çıkarmak ve Şiaların bu kimselere güvenmemesini sağlamaktır. Muhammed b. Osman’ın kendi naipliğinin doğruluğunu ortaya koymak için yapmış olduğu işlerden birisi İmam’ın mektup ve diğer yollarla yardımıyla gizliden ve gaipten haber vermektir.
Muhammed b. Osman’ın naiplik döneminin uzun olmasından dolayı Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında birçok hakikati doğumundan-gaybete çekilmesine kadar açıklama fırsatına sahip olmuştur. Hz. İmam Mehdi (a.s) ile ilgili muhtelif konular hakkında kendisinden rivayet edilmiş konular vardır.
Ayrıca onun rivayet etmiş olduğu hadisler, Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) çocukluk döneminde defalarca görmesinin yanında İmamet döneminde de defalarca İmam’la görüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır.
Ravi şöyle demişti:
“Muhammed b. Osman kendisi için bir mezar yeri kazmış ve tahtalarını dahi hazırlamıştı. Bunun nedenini kendisine sorduğum zaman dedi:
“Ölümün sebepleri vardır.”
Bunu yapmasının nedenini tekrar sordum. Dedi ki:
“Kendimi hazırlamam emredildi.” Ve bu konuşmadan iki ay sonra vefat etti.
Ebu Cafer Muhammed b. Osman, Hicri Kameri 305 yılında Cemaziyelevvel ayının sonunda vefat etti ve Kufe yolu üzerinde annesinin mezarının yanına, kendi evinin olduğu yere defnedilmiştir.
12. İmam’ın Gaybetinin Siyasi Tarihi s.183; El Gaybet-i Tusi s.362; Kemal-ud c.2 s.521
427-Naiplerin Sayısı
Naiplerin sayısı hakkında ihtilaf vardır.
Seyyid b. Tavus, Rabi-uş Şia adlı kitabında onların adlarının şöyle olduğunu yazmıştır:
“1-Ebu Haşim Davud b. Kasım,
2-Muhammed b. Ali b. Bilal,
3-Osman b. Said,
4-Muhammed b. Osman Amrî El-Ahvazî,
5-Ahmed b. İshak,
6-Ebu Muhammed El-Vecney, İ
7-İbrahim b. Mehziyar,
8-Muhammed b. İbrahim.
Rical-u Lilebu Ali, s.312
Şeyh Tusi ise Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) vekillerinin şunlar olduğunu yazmıştır:
Bağdat’tan: Amrî ve oğlu, Haciz, Bilalî ve Attar.
Kufe’den: Asımî.
Ahvaz’dan: Muhammed b. İbrahim b. Mehziyar.
Kum’dan: Ali b. İshak, Ahmed b. İshak.
Hemedan’dan: Muhammed b. Salih.
Rey’den: Esedî.
Azerbaycan’dan: Kasım b. Alaa.
Nişabur’dan: Muhammed b. Şazan.
İsbatul- Hudat c.7 s.294
Fakat bu vekillerin içinden dört naibin naiplikleri meşhurdur ve adları şu şekildedir:
1-Osman b. Said,
2-Muhammed b. Osman,
3-Hüseyin b. Ruh ve
4-Ali b. Muhammed Samuri
Aynı zamanda bu naiplerin diğer şehirlerde naipleri vardır.
Bihar-ul Envar c.51 s.362
428-Vekillein Sayısı
Merhum Şeyh Saduk (rahmetullahi aleyh) Kemal-ud-Din kitabında şöyle yazmıştır:
“Irak ehlinden bir kişi humsun İmam payını Hz. İmam Mehdi’nin vekili Osman b. Said’e götürmüştü. Osman b. Said almayı kabul etmedi ve getiren kişiye şöyle dedi:
“Bunun içinde 400 dirhem amcazadelerinin hakkı vardır. Önce onu çıkarıp ayır.”
Irak’tan gelen adam bu sözler karşısında şaşırıp kalmıştı. Malı hesaplamaya başladı ve elinde bulunan tarlalarda amcaoğullarının hakkının olduğunu anladı. Onların payının ne kadar olduğunu hesapladığı zaman ise 400 dirhem ettiğini gördü. Onların payına düşen 400 dirhemi ayırdıktan sonra getirdiği parayı Osman b. Said’e takdim etti ve o da kabul etti.
Bihar-ul Envar c.51 s.326 İsbatul- Hudat c.7 s.302
429-Özel Vekillerin Faziletlerinden
Ahmed b. İbrahim b. Muhalled şöyle demiştir:
“Bir gün Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) has naiplerinden olan Ali b. Muhammed Es-Samuri hiçbir şey yokken şöyle dedi:
“Allah, Ali b. Babeveyh Kummî’ye rahmet etsin.”
Orada bulunanlar onun bu sözü söylediği zamanı-tarihi yazıp kayıt altına aldılar. Daha sonra Ali b. Babeveyh’in o sözün söylendiği gün vefat ettiği haberini aldılar. Ali b. Muhammed Samurî Hicri Kameri 329 yılında vefat etmiştir.
Bihar-ul Envar c.51 s.360
430-Muhammed b. Osman
Muhammed b. Osman, babası Osman b. Said’in vefatından sonra Hz. İmam Mehdi (a.s.) tarafından özel naiplik makamına getirilen ikinci naiptir.
Şeyh Tusi (rahmetullahi aleyh) onun hakkında şöyle yazmıştır:
“Muhammed b. Osman ile babası, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) özel naiplerinden idiler ve O Hazretin yanında büyük değer ve makama sahiptiler.”
Muntehal Makal s.305, Tenkihul Makal c.3 s.149
Mamkani ise şöyle yazmıştır:
“Muhammed b. Osman’ın azamet ve büyüklüğü İmamiyye fırkasında sabit ve kesindir; bunu ispat etmek için hiçbir delile gerek yoktur. Öyle ki babasının hayatta olduğu dönemde Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) vekili olmasının yanında Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) temsilciliğini de yapıyordu.”
Rical-u Lil Mamkani c.3 s.149
431-İmam ile Halkın Arasındaki Aracı
Küçük gaybet dönemini ve naiplerin zamanını idrak eden alimlerden bir tanesi olan Muhammed b. İbrahim b. Cafer Numanî’dir. Bu büyük alim, kendisinin El-Gaybet adındaki kitabında özel naiplerin olduğunu kabul ettikten ve gaybet ile ilgili hadisleri naklettikten sonra şöyle yazmıştır:
“Küçük gaybet döneminde belli ve meşhur kimseler, İmam ile insanların arasında aracılık yapıyordu. Bunların vesilesiyle birtakım hastalar şifa buluyor ve Şiaların içinde bulundukları sorundan kurtulma reçeteleri veriliyordu. Ama halihazırda küçük gaybet dönemi sona ermiş, büyük gaybet dönemi başlamıştır.”
El-Gaybet Numanî S.81
432-Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Duası
Merhum Şeyh Saduk (r.a) şöyle yazmıştır:
Muhammed b. Ali Esvedî şöyle nakletmiştir:
“Ali b. Hüseyin b. Babeveyh, benden Hz. İmam Mehdi’nin özel naibi/vekili olan Hüseyin b. Ruh’tan, Allahu Teala’nın kendisine bir erkek evlat vermesi için Hz. İmam Mehdi’den dua etmesini istemesini rica etmişti. Ben onun isteğini Hüseyin b. Ruh’a ilettim.
Üç gün sonra Hüseyin b. Ruh bana şöyle dedi:
Hz. İmam Mehdi (a.s) kendisi için dua etti ve şöyle buyurdular:
“Allahu Teala yakında kendisine bir erkek evlat ihsanında bulunacaktır ve onun vesilesiyle insanlar İlahî berekete ulaşacaklardır.”
Aynı yıl bir erkek evlat sahibi olduktan sonra onun haricinde başka evlatları da oldu.
Merhum Şeyh Saduk (rahmetullahi aleyh) bu olayı naklettikten sonra şöyle yazmıştır:
“Muhammed b. Ali Esvedî, Muhammed b. Hasan b. Ahmed’in derslerine gidip gelirken beni gördüğü zaman, ilmi kitapları okumaya ve öğrenmeye büyük isteğimin olduğunu bildiği için şöyle diyordu:
“Senin ilim öğrenmeye bu kadar istekli olman şaşılacak bir şey değildir çünkü Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) duasının bereketiyle dünyaya gelmişsin.”
Kemal-ud Din c.2 s.180
Adamın birisi Hüseyin b. Ruh’un vekilliği hususunda şüphe içindeydi. Mürekkep kullanmadan kuru bir kalem ile bir mektup yazıp Hz. İmam Mehdi’ye gönderdikten birkaç gün sonra, Hz. İmam Mehdi (a.s) Hüseyin b. Ruh ile mektubun cevabını gönderdi.
Kemal-ud Din c.7 s.240
433-Dördüncü Vekil
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) 4. vekili, Şeyh Ebul Hasan Ali b. Muhammed Samurî’dir.
Seyyid b. Tavus onun hakkında şöyle yazmıştır:
“O zat, Hz. İmam Hadi (a.s) ve Hz. İmam Hasan Askeri (a.s)’a da hizmet etmişlerdi. Bu iki İmam kendisine birçok yazılar, mektuplar yazmışlardır ve Ali b. Muhammed Samuri, Şia’nın önde gelen güvenilir bir simasıdır.”
434-Allah Her Şeye Kadirdir
Ebu Said şöyle demiştir:
“Hz. İmam Hasan (a.s), Muaviye ile sulh (savaşmama) anlaşması imzalamasından sonra insanlar İmam’ın huzuruna geliyorlardı ve onlardan bazıları İmam’ı bu anlaşmadan dolayı eleştiriyorlardı.
İmam Hasan (a.s) buyurdular:
“Vay olsun sizin halinize! Ne yaptığımı biliyor musunuz? Yapmış olduğum bu iş, Şialarım için üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır. Benim, Allah Resulü’nün apaçık buyruğu ile sizlere itaati farz olan İmam ve Cennet gençlerinin iki efendisinden biri olduğumu bilmiyor musunuz?”
Dediler: “Biliyoruz.”
Buyurdular: “Hz. Hızır’ın yıkılan duvarı inşa etmesi, gemiyi delmesi ve genç çocuğu öldürmesinin, hikmetini bilmediği için Hz. Musa’yı (a.s) gazaplandırdığını biliyor musunuz? Oysa Allah, hikmet üzerine bunları yapmasını buyurmuştu. Acaba bizim –Ehlibeyt İmamlarının arasında– arkasında Hz. İsa’nın (a.s.) namaz kılacağı Hz. Kaim (İmam Mehdi a.s) haricinde, İmamların tamamının zamanlarının isyankar yöneticilerinin biati altında olacağını bilmiyor musunuz? Allah, O’nun doğduğu günü saklı tutacak ve kendisi, hiç kimsenin biati altında olmaması için zuhur edeceği güne kadar gözlerden gizli kalacaktır. O, kardeşim Hüseyin’in (a.s) soyundan dokuzuncu torunudur ve Allah gaybet döneminde O’nun ömrünü uzatacaktır. Sonra ise kendi kudretiyle O’nu kırk yaşından daha küçük yaştaki bir genç suretinde zuhur ettirecek ve bununla Allah’ın her şeye kadir olduğunu gösterecektir.”
Kemal-ud Din c.1 s.581, 582
435-Ebu Sehl Nuvbahti
İsmail b. Ali b. İshak b. Nuvbahti, 37 kitap ve risale yazmış meşhur bir alim ve Şia’nın muhalifleriyle amansız münazaralar yapan bir bilgedir.
Nuvbahti Hanedani s.122-123
Bazı kimseler Ebu Sehl Nuvbahti’ye şöyle sordular:
“Nasıl oldu da vekillik görevi Şeyh Ebul Kasım Hüseyin b. Ruh’a verildi de sana verilmedi?”
Dedi ki: “İmamlar, bu makama kimi getireceklerini herkesten daha iyi bilirler. Ben düşmanlarla irtibatı olan ve onlarla tartışmalar yapan birisiyim. Eğer ben Ebul Kasım’ın bildiği sırları bilmiş olsaydım, düşmanlarla tartışırken İmam’ın varlığı hakkında ortaya koyacağım kesin deliller, O Hazretin yerinin ortaya çıkmasına sebep olabilirdi. Ama eğer Ebul Kasım, İmam’ı elbisesinin altına saklamış olsaydı, etini makasla doğrasalar dahi O’nun yerini kimseye söylemezdi.”
El Gaybet s.391, Şeyh Tusî
436-Küçük Gaybetin Süresi
Merhum Şeyh Müfid (rahmetullahi aleyh) Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) küçük gaybetinin O Hazretin doğumu ile başladığına inanıyor ve bu hususta şöyle demiştir:
“Hz. İmam Mehdi’nin küçük gaybet dönemi, O Hazretin dünyaya gelmesiyle başlamış ve Şiaların her zaman kendisiyle irtibat içinde oldukları özel temsilcilerinin sonuncusunun vefatı ile son bulmuştur. Buna göre O Hazretin küçük gaybet dönemi 74-75 yıl sürmüştür.”
Merhum Şeyh Müfîd’in böyle inanmasına sebep olan şey, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) doğumundan babasının şehadetine kadar geçen 5 yıllık süre içinde sıklıkla insanların arasında ortaya çıkmaması ve toplumsal olarak açık bir ilişki içinde olmamasıdır.
El-İrşad c.2 s.340
437-Serdab Olayı
Hz. İmam Mehdi (a.s) nerede ve nasıl gaybete çekildi?
Babasının evinin serdabında mı gaybete çekildi ve halen de orada mıdır?
Bu hususta Şia’ya birçok töhmet atılmış ve şöyle söylenmiştir:
“Şia, Abbasi yönetiminin Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) ele geçirebilmek için babasının evine saldırdığına, bu sırada evin serdabında olan Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gözlere görünmez olduğuna, bugüne kadar aç ve susuz bir şekilde orada yaşadığına ve günü geldiği zaman oradan zuhur edeceğine inanmaktadır.”
Bu töhmetler o kadar yayılıp meşhur olmuştur ki, O Hazrete “Serdabın Sahibi” dahi denilmektedir.
Oysa Şia kaynaklarında ve kitaplarında gaybetin serdapta gerçekleştiğine dair bir bilgi dahi geçmemektedir. Bu mesele daha çok muhalif kaynaklarda yer almakta ve Şia’ya bir saldırı aracı olarak kullanılmaktadır.
Muntahab-ul Eser s.372
Onlar, Şiaların serdapta İmamlarını aradıklarına ve bu sebepten dolayı O’nun zuhurunu orada beklediklerine inanmaktadırlar. Eğer Şia kaynaklarına bakma zahmetine katlanmış olsalardı, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) doğduğu günden itibaren saklı bir hayat yaşadığını ve babasının şehadetinden sonra Küçük Gaybet döneminin resmen başladığını göreceklerdi.
Hz. İmam Mehdi (a.s), babasının mutahhar naaşına namaz kıldıktan ve defin ettikten sonra eve girmiş ve o andan sonra hiç kimse kendisini görmüş değildir.
Hayat-ul İmam Mehdi (a.s) s.155-120
Şia kaynaklarında yer alan sahih hadislere göre Hz. İmam Mehdi (a.s) insanların arasında yaşamakta, pazarları gezmekte ve her yıl Hac mevsiminde Hac ibadetini eda etmektedir; ancak insanlar O’nu şahsen tanımamaktadırlar.
Usul-u Kafi c.1 s.337, Kemal-ud Din c.2 s.440
Rivayetlerde konu edilen ev, kadınlar ve erkekler bölümü olarak iki ayrı kısımdan ibaretti ve bu bölümlerin altında, sıcak havalarda kalınan bir serdab vardı.
Şialara göre hem bu ev hem de evin serdabı, hem İmamlarımızın yaşamış olduğu hem de İmam Ali Naki (a.s) ve İmam Hasan Askeri’nin (a.s) Allah’a ibadet ettikleri ev olduğu için değerli ve saygı gösterilmesi gerekir. Bir toplumun liderine ait olan bir mekana veya bir şeye saygı gösterilmesi makul ve doğal bir şeydir.
Bütün dinlerde ve inançlarda da durum böyledir. Bu sebepten dolayı Şialar, hem kutsal yerlerin ve şehirlerin saygın bir şekilde korunmasını savunmakta hem de bu tür yerlerin Nur Suresi 36. ayetinde buyrulmuş olan “Allah’ın zikrinin yükseldiği evler” olarak kabul edilmektedir.
Hakikat şudur:
Hem Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Samarra şehrindeki serdapta gaybete çekildiği hem de orada yaşadığı iddiaları yalan ve iftiradan öte bir şey değildir ve Şianın büyüklerinin hiçbirisinin böyle bir görüşü yoktur.
Gaybet-i Kübra/Büyük Gaybet
438-Büyük Gaybet
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) hayatının üçüncü kısmı (bölümü) suğra-küçük gaybetinden sonra başlayan büyük-kübra gaybet dönemidir.
Küçük/kısa gaybet döneminden sonra başlayan bu dönem, günümüzde devam etmekte olup zuhur şartlarının oluşacağı zamana kadar, yani insanların o Hazretin liderliğini ve kuracağı evrensel hükümeti kabullenecekleri zamana kadar devam edecektir.
İmamın hayatının bu evresi; insanların en büyük imtihan ve sınamaya tabi tutuldukları, müminlerin elendikleri ve imanlarının ölçüsünün ne olduğunun önlerine koyulduğu dönemdir.
Bu uzun dönemde gaybet perdesinin arkasında olan Hz. İmam Mehdi (a.s) tıpkı bulutların arkasında olan güneş gibi gaybet perdesinin arkasından nurunu yaymaktadır.
Bihar-ul Envar c.52 s.93
439-Naipliğin Türleri
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybeti döneminde iki çeşit naiplik görevi vardır:
1-Küçük-kısa gaybet döneminde olan özel naiplik-vekillik
2-Büyük-uzun gaybet döneminde olan genel naiplik-vekillik.
Hz. İmam Mehdi (a.s), küçük gaybet dönemindeki bazı kimseleri özel temsilcileri olarak seçmiş ve onların adlarını ve kim olduklarını açıklamıştır ve vekillerin her birisi kendilerinden önceki temsilci tarafından insanlara bildirilmiştir.
Genel naiplikte ise:
İmam Mehdi’nin (a.s) kendisi tarafından belirlenmiş olan birtakım kural ve ilkeler geçerlidir. Buna göre bu özellik ve şartların tamamına sahip olan kimse İmam’ın naibi ve olarak kabul edilmekte ve İmam’ın vekili olarak insanlara din ve dünya işlerinde liderlik yapmaktadırlar.
Bu makam ve bu vekillik, bizzat İmam Mehdi (a.s) tarafından şartlara sahip olan alimlere verilmekte olan makam ve temsilciliktir.
Şeyh Tusi, Şeyh Saduk ve Şeyh Tabersi, İshak b. Ammar’dan şöyle nakletmişlerdir:
İshak b. Ammar dedi ki:
“İmamımız (Mevlamız) Hz. İmam Mehdi (a.s), Şiaların gaybet döneminde yapmaları gereken vazifeler hakkında şöyle buyurdular:
”Meydana gelecek hadise ve olaylarda bizim hadislerimizi sizlere söyleyenlere müracaat edin. Onlar benim size tayin etmiş olduğum hüccetimdir ve ben de Allah’ın onlara tayin etmiş olduğu hüccetim.”
El-İhticac c.2 s.28
Şeyh Tusi (rahmetullahi aleyh) El-İhticac kitabında Hz. İmam Sadık’ın (a.s) bir hadisin içinde şöyle buyurduklarını nakletmiştir:
”Avam halkın; nefislerine ve dinlerine hakim olan, arzu ve isteklerine uymayan ve İmamlara bağlı olan her fakihe taklit etmesi gerekir, şarttır.”
El-İhticac c.2 s.459
Bu ve bunun gibi hadislere göre Kübra (büyük) gaybet döneminde Müslümanların yapmaları gereken işler, Veliyyi Fakihe bırakılmıştır ve vazifelerin onun görüşü ve emri doğrultusunda yapılması gerekir. Müçtehitlerin fetva, hüküm ve kazavet makamları, İmamların döneminde meydana gelmiş olmasına rağmen bu dönemde resmiyet kazanmıştır ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur dönemine kadar devam edecektir; o Hazretin zuhurundan sonra ise yönetim ve hakimiyet her zaman doğrudan Allah’ın hüccetlerinin elinde olacaktır.
(Bu hakikate Âl-i İmran Suresi’nin 140. ayet-i kerimesinde işaret olunmuştur.)
Bihar-ul Envar c.52 s.312, Kemal-ud Din c.1 s.256
440-Genel Naiplik
Genel naiplik makamı görevi, İmamlar tarafından, özellikle de Hz. İmam Mehdi (a.s) tarafından şartları taşıyan müçtehitlere, fakihlere verilmektedir.
Sahip olunması gereken özellik ve şartların neler olduğunu İmam tarafından bizzat belirlenmiştir. Buna göre bu şart, sıfat ve özelliklere sahip olan müçtehitler, İmam’ın özel temsilcileridirler.
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) ikinci özel temsilcisi Muhammed b. Osman aracılığı ile İshak b. Yakub’a göndermiş oldukları mektupta şöyle buyurmuşlardır:
“Gelecekte meydana gelecek olan olay ve hadiselerde bizim hadislerimizi size rivayet eden kimselere başvurun. Çünkü onlar, Allah’ın hücceti olan benim sizin için tayin ettiğim hüccetlerimdir.”
Kemal-ud Din c.2 s.483
441-Ehlibeytin Yönetimi/Hükümet Etmeleri
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Bu iş (biz Ehlibeytin hükümeti) bütün kesimler, insanlara hükümet etmedikçe gerçekleşmeyecektir. Bu olduktan sonra bizim Kaimimiz (a.s) kıyam edip hakkı ve adaleti hakim kılacaktır.”
El-Gaybet Lin Numanî s.274
442-Her Kesimin Hükümet Etmesi
“Hiçbir hanedanın hükümeti baki kalmayacaktır. Tamamı bizim hükümetimizden önce iktidar olacaklar.
El-Gaybet Lin Numanî s.472
443- Gaybet Döneminde Kıyam Etmenin Yasak Olması
Hürr Amuli’nin (rahmetullahi aleyh) “Vesail-uş Şia kitabında” ve Şeyh Nuri’nin (rahmetullahi aleyh) “Müstedrekul Vesail” kitabında nakletmiş oldukları bazı rivayetler, gaybet döneminde kıyam etmenin yasak olduğu yönündedir.
Bu rivayetlerin bazılarında zuhurdan önce her türlü kıyam, başkaldırı ve bayrak açmanın yasak olduğu ve bunu yapan kimsenin ise tağut olduğu söylenmiştir.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Hz. Kaim’in (aleyhisselam) kıyamından önce kaldırılan her bayrağın sahibi tağuttur ve Allah’tan başkasına tapmaktadır.”Vesail-uş Şia, c.11, s.37
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) ise şöyle buyurmuşlardır:
“Hz. Mehdi’nin (aleyhisselam) kıyamından önce bayrak kaldıran kimse tağuttur.”
Müstedrekul Vesail c.11 sayfa 34
Allah’ın hududunu aşan, çiğneyen ve insanların Allah’ın hükümetinin yerine, kendisinin hükümetini kabul etmesini isteyen kimseye tağut denilir. Nakletmiş olduğumuz bu iki hadiste buyurulmuş olan “tağut” kelimesi ve “Allah’tan başkasına tapıyor” cümlesine baktığımız zaman maksadın; Allah’ın, Allah’ın Resulü’nün ve İmamların karşısında bayrak açmak ve Allah’ın hükümetinin karşısında bir yönetim kurup kendi isteklerini toplumda gerçekleştirmek isteyen kimselerin kastedilmiş olduğunu açıkça görmekteyiz.
Buna göre salih bir kişinin Allah’ın emir ve hükümlerini hakim edebilmek için bayrak açıp kıyam etmesine tağut diyebilmek mümkün değildir. Çünkü böyle bir kimsenin yapmış olduğu kıyam, Hz. Mehdi’nin (aleyhisselam) kıyamının karşısında yapılmış bir kıyam olmamasının yanında, onun yolunda ve onun için açılmış bir bayrak ve yapılmış bir kıyamdır.
Bu sözümüzün delili masum İmamın buyruğudur, Hz. İmam Muhammed Bakır (aleyhisselam) buyurdular:
“وَإِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَحَدٍ يَدْعُو إِلَى أَنْ يَخْرُجَ الدَّجَّالُ إِلَّا سَيَجِدُ مَنْ يُبَايِعُهُ، وَمَنْ رَفَعَ رَايَةَ ضَلَالَةٍ فَصَاحِبُهَا طَاغُوتٌ”
Ve şüphesiz ki Deccal’in çıkması için çağrıda bulunan hiç kimse yoktur ki kendisine biat edecek birini bulmasın ve kim bir sapkınlık bayrağı kaldırırsa onun sahibi tağuttur.
Furu-u Kafi c.8 s.297
Bu hadiste Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s), bayrak kaldıran/kıyam eden kimsenin sapıklığa götürecek olması halinde tağut olduğunu buyuruyorlar.
Bunu destekleyen bir başka hadis ise İsa b. Kasım’ın kendi kitabında nakletmiş olduğu bir başka hadistir. Ve İmam bu hadisinde kıyamları iki kısma ayırmaktadır:
1-Liderlerin insanları kendilerine çağırdığı kıyamlar.
2-Hakkı ihya ve batılı yok etmek için yapılan kıyamlar.
İmam bu hadisinde ikinci türden olan kıyamları destekliyor.
İmam (a.s), Zeyd b. Ali’nin ve onun kıyamı gibi olan kıyamları desteklerken taraftarlarına şu mesajı veriyorlar:
“Delalete düşmemek için her kıyamın Zeyd’in kıyamı gibi olduğunu düşünmeyin.
Sizi, yapacağı kıyama katılmaya çağıran kimselerin kıyam yapmaktaki hedeflerinin ne olduğuna bakın ve “Zeyd de kıyam etmiştir” demeyin!
Zeyd, alim ve doğru sözlü birisiydi. Ve sizi asla kendisi lider olmak için kıyama, kıyam etmeye çağırmış değildi.
Sizi, Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alihi) Ehlibeyt’inin razı olduğu bir işe çağırmıştır. Kazanmış olsaydı ahdine vefa edecekti. Çünkü o, Ümeyyeoğullarının tağuti düzenini yıkmak için kıyam etmiştir.
Fakat bugün kıyam eden kişi Muhammed b. Abdullah sizi başka bir şeye çağırıyor ve bizler, onun kıyamını kabul etmediğimizi söylüyoruz. O bugün bize bağlı değil ki yarın sancağını dalgalandırdığı zaman bize bağlı olsun.
Vesail-uş Şia c.11 s.35
Bu rivayette görüldüğü gibi İmam (a.s), Zeyd b. Ali’nin ve onun gibilerin kıyamını hak için yapılmış olmasından dolayı desteklerken, Muhammed b. Abdullah’ın kıyamını ise kendi liderliği için yapmış olmasından dolayı kınamaktadır.
Mekatil-ut Talibin, Ebul Ferec İsfahani, s.157-165
Bu görüşün doğruluğunun bir başka kanıtı ise İmam’ın (a.s), Hüseyin b. Ali’nin Harun Reşid’in kardeşi Hadi’nin hükümetine/yönetimine karşı yapmış olduğu kıyamı desteklemeleridir.
Dolayısıyla Zeyd b. Ali’nin ve Hüseyin b. Ali’nin yapmış oldukları kıyamlarla birlikte bu türden olan kıyamları tağut görmek mümkün değildir.
Bunların ötesinde birçok hadise göre her türlü kıyamı tağut görmek cihadı, emr-i bi’l-maruf ve nehy-i an’il-münkeri emreden hadislere, Hz. Resulullah’ın ve Ehlibeyt İmamlarının (salavatullah aleyhim) sünnetine zıt ve aykırıdır. Ve bundan dolayı her türlü kıyamın tağut olduğunu söyleyen rivayetler itibarsız rivayetlerdir.
Ortaya koymuş olduğumuz delillerden şu sonuca ulaşmaktayız:
Kıyamı başlatan kimselerin yapmış olduğu kıyamlardan maksatları kendilerinin iktidara gelmeleri ve lider olmaları olacak olursa o kıyam tağuttur. Fakat kıyam eden kimse salih olur ve Masum İmama niyabetten kıyam edip, hükümet kuracak olursa hem kıyamı yapan kimsenin taut ve hem de kıyamın kendisinin tağutî olduğunu düşünmek kesinlikle mümkün değildir.
Birtakım kıyamların yasaklanması hakkında olan rivayetler ise o kıyamların, Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) zuhurundan önce yapıldığında başarıya ulaşmasının mümkün olmamasından dolayı buyurulmuştur.
Bu rivayetlerde, başarıya ulaşması mümkün olmayan kıyamların yapılmasının meşru olmadığının buyurulmasının yanında aslında bu tür işleri kabul etmediği söylenmiştir.
Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) buyurdular:
“Allah’a and olsun ki, Hz. Mehdi’nin kıyamından önce bizim hiçbirimiz kıyam etmeyeceğiz. Eğer böyle olursa bu durum yavrularının kanatları gelişmeden yuvasını terk eden kuşun durumuna benzer. Yavrularını alır ve onlarla oynar.”
Vesail-uş Şia c.11 s.36, Mustedrek-ul Vesail c.11 s.37
Birtakım kimseler yukarıdaki rivayete dayanarak şu sonuca ulaşmışlardır:
“Zuhurdan önce İslami yönetim kurmak maksadıyla kıyam etmenin sonuç vermeyeceğinin yanında Ehlibeyt’i üzecek ve onlara sorun çıkaracak olmasından dolayı, zuhurdan önce İslami yönetim kurmak için kıyam etmekten uzak durulması gerekir.”
Fakat yukarıdaki rivayeti ve benzerlerini bu iddiaya delil göstermek birkaç açıdan yanlıştır. Çünkü bu rivayet, kıyam yapmanın özünü reddetmemektedir. Aksine kıyamın zaferle sonuçlanmayacağını söylemektedir. Eğer kıyamın özünü reddetmiş olsaydı Hz. İmam Hüseyin’in (as.s) Yezid’e karşı yapmış olduğu kıyamı, Zeyd b. Ali’nin ve Hüseyin b. Ali Şehid-i Fahh’ın da kıyamlarını reddetmiş olmaları gerekirdi. Oysa bu ve buna benzer rivayetler, kıyamın özünü reddeden ve yasaklayan rivayetler değildir.
Sıffın savaşında Muaviye’nin öldüğü haberi yayılmış ve bu haber insanların sevinmesine sebep olmuştu. Emirel Müminin İmam Ali (aleyhisselam) insanların sevindiğini gördükleri zaman onlara şöyle buyurdular:
“Canım elinde olan Allah’a and olsun ki insanlar Muaviye’nin yanında yer alıncaya kadar o ölmeyecektir.” Arz ettiler: “Öyleyse neden onunla savaşıyorsun?”
Buyurdular: “Allah’a karşı vazifemi yapmak istiyorum.”
Biharul Envar c.41 s.298
Başka bir rivayette ise şöyledir:
“Şam’dan Kufe şehrine gelen bir adam Muaviye’nin öldüğünü söyledi.
Emirel Müminin (aleyhisselam) buyurdular: “Öldüğünü gördün mü?”
Adam dedi: “Evet, kendi ellerimle kabrine toprak attım.”
Buyurdular: “Bu adam yalan söylüyor.”
Sordular: “Ya Emirel Müminin, onun yalan söylediğini nereden biliyorsun?”
Buyurdular: “Muaviye şunları ve şunları yapmadan ölmeyecektir.”
(Muaviye’nin iktidar döneminde yapacaklarını sıraladılar.)
Sordular: “Öyleyse onunla savaşmanın sebebi nedir?”
Buyurdular: “Hakkı tamamlamak ve vazifemi yapmak için çalışıyorum.”
Biharul Envar c.41 s.298
Bu rivayet, şunu ortaya koymaktadır:
Müslüman kimsenin güzel ve istenilen sonuca ulaşmayı beklemeden vazifesini yapması gerekir.
Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) gaybeti döneminde İslami yönetimin kurulması için çalışmanın meşru olmadığına delil olarak gösterilen bir başka grup rivayet ise, insanların sessiz kalmaya ve hiçbir çalışma içinde olmamaya çağıran rivayetlerdir.
Bu türden olan rivayetler, zuhurun nişaneleri ortaya çıkmadan, insanların her türlü mücadele ve kıyam etmesine engel olan rivayetlerdir.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) şöyle buyurdular:
“Ey Sudeyr, evinde otur ve yaşamana bak. Gece ve gündüzler sakin olduğu müddetçe sen de sakin ol. Süfyanî’nin çıktığını haber aldığın zaman çık ve yaya olarak da olsa bize gel.”
Bir başka rivayette ise şöyle buyurmuşlardır:
“Kıyamdan önce beş şeyin olması gerekir: Gökten sesin gelmesi, Süfyanî’nin çıkması, Süfyanî’nin ordusunu Beyda denilen yerde yerin yutması, Nefs-i Zekiye’nin öldürülmesi ve Yemani’nin çıkması.”
Vesail-uş Şia c.11 s.36
Ömer b. Hanzala şöyle demiştir:
Hz. İmam Cafer-i Sadık’a sordum: “Siz Ehlibeyt hanedanından birisi, Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) kıyamından önce kıyam edecek olursa, bizim ona katılmamız gerekiyor mu?”
Buyurdular: “Hayır.”
Hz. İmam Muhammed Bakır (aleyhisselam) Cabir’e şöyle buyurdu:
“Ey Cabir, sana söyleyeceğim bu nişanelerin olduğunu görünceye kadar metanetini koru ve hiçbir iş yapma. O zamana kadar yaşamayacağını bilmemene rağmen bunları sana söylüyorum. Filanoğullarının arasında ihtilaf çıkacaktır. Gökten bir nida gelecektir ve Şam tarafından bir ses yükselecektir.”
Mustedrek-ul Vesail c.11 s.38
Bu rivayetler hakkında şöyle söylenmiştir:
Bu rivayetlere amel etmek yalnızca Südeyre, Ömer b. Hazala’ya ve Cabir’e farz değildir. Bütün herkesin üzerine farzdır. Buyurulmuş olan nişanelerin meydana gelmesinden sonra Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) zuhur etmesine kadar hiçbir kimsenin kıyam etmemesi ve diğer insanların da yapılan kıyamlara katılmaması gerekir.
Cevap: Bu hükmün bütün herkes ve her zaman geçerli olabilmesi için bizim ve insanların kıyam eden kimse ya da kimselerin yapmış olduğu kıyamdaki maksadının İmamın maksadına ters ve zıt olduğunu bilmesi gerekir.
Yukarıdaki rivayetlere baktığımız zaman kıyam eden kimsenin böyle bir hedefinin olduğunu bilmediğimiz zaman, aksini yapmamamız gerektiğini görmemizin yanında bu rivayetlerin kendilerine söylenmiş olan kimselerin özelliklerini de göz önüne almalıyız.
Örnek olarak Südeyr hakkında söylememiz gerekir ki: Hem tarihe hem de rivayetlere baktığımız zaman Südeyr’in, duygularının aklına galebe ettiği bir kişi olduğunu görmekteyiz. Südeyr, İmamın kıyam edip İslamî yönetim kurmasının imkanlarının var olduğuna inandığı için her an İmam’ın kıyam etmesini bekliyordu.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) bu hadislerinde Südeyr’e zahiri anlamda kıyam etmesinin ve İslami yönetimi kurmasının mümkün olmadığını buyurduktan sonra Südeyr’e ve onun gibilerine evde oturmalarının daha iyi olduğunu buyurmuşlardır.
Söylemiş olduğumuz bu sözlerin delili, yine Südeyr’in Hz. İmam Cafer-i Sadık’tan nakletmiş olduğu bir başka hadistir, şöyle demiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) huzuruna müşerref oldum ve arz ettim: “Allah’a and olsun ki oturmak sizin şanınıza aykırıdır.”
Buyurdular: “Neden ey Südeyr?”
Arz ettim: “Sizin bu kadar taraftar ve yareniniz vardır. Allah’a and olsun ki eğer Emirel Müminin Ali’nin (aleyhisselam) bu kadar taraftarı olmuş olsaydı Teym ve Adiy kabileleri hilafete tamahlanamazlardı.”
Buyurdular: “Onların sayısı ne kadardır?”
Arz ettim: “100 bin, belki 200 bin.”
Buyurdular: “200 bin kişi mi?”
Arz ettim: “Evet, 200 bin, belki de dünyanın yarısı.”
İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) bir müddet sessiz kaldıktan sonra buyurdular: “Benimle birlikte Yenbee’ye (Medine’nin dışında bir yer) gelir misin?”
Oraya vardığımızda İmam bir çocuğun otlatmakta olduğu birkaç tane buzağıya baktı ve sonra buyurdular
“Bu buzağıların sayısı kadar taraftarım-şiam olmuş olsaydı kesinlikle kıyam ederdim.”
Südeyr şöyle demiştir: Onları saydım, sayıları sadece 17 taneydi.
Usul-u Kafî c.2 s.242
Bu türden olan rivayetler Südeyr’in anlam kapasitesini ortaya koymaktadır. Ayrıca yukarıdaki hadiste buyurulmuş olan Şia’dan maksat sadece Şia olduklarını söyleyenler değildir. Asıl maksat şehadete kadar İmam’ın yanında olan ve hiçbir koşulda İmamdan ayrılmayan kimselerdir ve o dönemde böyle kimselerin sayısı oldukça azdı.
Bir başka rivayette ise Musalla b. Henis şöyle demiştir:
“Abdüsselam’ın, Südeyr’in ve diğer kişilerin mektubunu Hz. İmam Cafer-i Sadık’a götürmüştüm. Daha siyah bayrak sahipleri (Ebu Müslim Horasani) kıyam etmemiş ve Abbasilerin hükümeti ortaya çıkmış değildi.
O mektuplarda şöyle yazılmıştı: “Bizler hilafetin size verilmesini düşünüyoruz. Sizin bu husustaki düşünceniz nelerdir?”
Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) hışım içinde mektupları yere fırlattı ve buyurdular:
“Ben onların İmam’ı değilim. Onlar Süfyanî’nin öldürülmesi gerektiğini bilmiyorlar mı?”
Vesail-uş Şia, c.11 s.38
Bu rivayetin ortaya koyduğu şey şudur:
“Sudeyr ve arkadaşları, Ebu Müslim Horasani’nin asıl maksadından haberdar olmadıkları için onun, hilafetin İmam’a geçmesi için kıyam ettiğini düşünüyorlardı. Oysa Ebu Müslim Horasani zahiren insanların Haşimoğullarından birisine bağlı olmaya çağırmasına rağmen İbrahim Abbasî tarafından Horasan bölgesini kendisine bağlamakla görevlendirilmişti. Ve İbrahim’in öldürülmesinden sonra insanları, kardeşi Abdullah Saffah’ın hilafetini kabul etmeye çağırıyordu.
Buna göre Südeyr’in sahip olduğu özellikleri beyan eden yukarıdaki ve benzeri diğer rivayetlere bakarak gaybet döneminde Şiaların tamamının evde oturmaları gerektiği sonucuna ulaşamayız.
Çünkü o rivayetler Sudeyr’in sahip olduğu özelliklerden dolayı, onun kendisine özel olarak buyrulmuş olan emirlerdir.
Bunların haricinde emri bil maruf, nehyi anil münker, Allah yolunda cihat etmek ve zalim yönetim ve yöneticilere karşı yapılması gereken mücadele hakkında var olan onca ayet, hadis ve akli delillere rağmen gaybet döneminde evde oturup susmanın ayet, hadis ve akla aykırı olduğu ortaya çıkmaktadır.
Ömer b. Hanzala’nın rivayeti de tıpkı Sudeyr’in rivayet etmiş olduğu hadis gibi özel bir mesele ve durum için buyrulmuş olan bir hadistir.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam), Hanzala ve onun gibi kimselerin Ehlibeyt’ten birtakım Seyyitlerin yaptığı ya da yapmak istedikleri kıyamlara katılmalarını yasaklamaktadır.
Yani İmamın burada koymuş olduğu yasak, belirli kişiler için koyulmuş olan yasaktır ve bu yasak, bütün Şialara her dönem için koyulmuş olan bir yasak değildir.
Ayrıca bu rivayetin içinde kıyam eden kişinin Mehdi olduğunu iddia ettiği, aynı rivayetin içinde buyrulmaktadır ve Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) zuhurun nişanelerini sayarak “Mehdi olduğunu iddia edenlerin” iddialarını reddetmiş ve insanlara şunu öğretmiştir:
“Ehlibeytten kim olursa olsun bu nişaneler olmadan kıyam ederse o kimse Vaadedilmiş Hz. Mehdi (aleyhisselam) değildir.”
Bu tür hadislerin buyrulmuş olmasının bir diğer sebebi ise Ehlibeytten olan bazı Seyyitlerin, Vaadedilmiş Mehdi olduklarını iddia ederek kıyam edip bu İlahî emri, kendi menfaatleri için kullanmalarına engel olabilmektir.
İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) bunları buyurarak Südeyr, Ömer b. Hanzala ve Cabir gibilerinin aldanıp onların tuzağına düşmemeleri için yapmış olduğu özel bir uyarıdır.
Gaybet döneminde İslamî yönetimin kurulmasının gayrı meşru olduğuna delil olarak gösterilen, çalışmanın ve faaliyet göstermenin caiz olmadığını söyleyen rivayetlerin bazılarında şöyle denilmektedir:
“Zuhur muhakkak olmadan Müslümanların kendisini sıkıntı ve zorluklara sokarak zalimlerin yönetimini yıkmaya ve adaleti hakim kılmaya çalışmaları caiz değildir.”
Ya da şöyle denilmektedir:
“Gaybet döneminde eğer insan, cihad etmeyi aklından geçirecek olsa dahi ona cihat sevabı verilir.”
Ali b. Ebu Talib (aleyhisselam) buyurdular:
“Yere yapışarak belalara sabredin. İsteklerinizi gerçekleştirmek için ne ellerinizi ve ne de kılıçlarınızı hareket ettirin. Ve Allah’ın (kendisi için) acele etmediği şeyde acele etmeyin. Sizden Allah’ı, Resul’ünü ve Ehlibeyt’ini tanıyarak yatağında ölen kimse şehit ölmüş olur. Onun mükafatını Allah’ın kendisi bizzat verecektir. Yapmaya niyetlendiği her hayırlı iş tıpkı Allah yolunda kılıç sallaması gibidir. Bilin ki her şeyin olacağı bir zaman vardır.”
Nehcul Belağe 233. hutbe
Hz. Resulullah (sallallahu aleyhi ve alihi), Hz. İmam Ali’ye (aleyhisselam) buyurdular:
“Büyük ve heybetli dağları delmek, yıkılma zamanı gelmeyen yönetimleri devirmekten daha kolaydır.”
Vesail-uş Şia c.11 s.38
Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) buyurdular:
“Toz ve toprağın zararını, onu kaldıran/savuran görür. Ehlileşmeyen gururlu atlar yok olacaktır.”
Arz ettim: “Efendim, ehlileşmeyen gururlu atlar kimlerdir?”
Buyurdular: “Onlar acele edenlerdir. Onlar gözler önünde olan ya da kendileri ile ilişki içinde olunan kimselerdir.”
Sonra buyurdular: “Ey Ebu Merhef! Hiç Allah’ın kendileri için bir kurtuluş karar kılmadığı halde canlarını Allah yolunda koyan topluluk gördün mü? Evet, Allah’a and olsun ki Allah onlarla kurtuluş karar kılmıştır.”
Furu-u Kafi c.8 s.273 Vesail-uş Şia c.11 s.36-37
Cevap: Emirel Müminin Hz. İmam Ali’nin (aleyhisselam) buyurmuş olduğu bu yer özel ve istisnai bir yerdir. Çünkü cihat etmek, önceden hazırlıkların yapılması gereken işler türünden bir iştir. Ve hiçbir hazırlık yapılmadan başlanacak olursa acı sonuçlanmasında hiçbir kimsenin en küçük bir şüphesi yoktur. Ve Emirel Müminin İmam Ali’nin (aleyhisselam) yukarıdaki hutbede buyurmuş olduğu hakikat bundan başka hiçbir şey değildir.
İbn-i Ebi’l-Hadid, Hz. Emirel Müminin’in (aleyhisselam) bu cümlelerinin tefsirinde şöyle demiştir:
Hz. İmam Ali (aleyhisselam) buyurmuş olduğu bu sözlerle Kufelilerin Şamlılarla savaşmasının önüne geçmeye çalışmasını çıkarmak mümkün değildir. Çünkü o Hazret Kufe ehlinin Şam ehli ile savaşmada göstermiş oldukları gevşekliklerden dolayı her zaman kınamasının yanında Hz. İmam Ali’nin (aleyhisselam) yarenlerinden bazıları, Kufe ehlinden olan birtakım grupların fitne ve fesadın meydana gelmesindeki rollerini açıklayıp ifşa etmişlerdir.
Hz. İmam Ali (aleyhisselam) da iç karışıklığın çıkmasını engel olabilmek ve onların çıkarmak istedikleri fitnenin önüne geçebilmek için buyurdular: “Evlerinizde oturun ve belalar karşısında sabırlı olun.”
Şerh-i Nehcul Belağe, İbn-i Ebi’l-Hadid c.13 s.113
nİnsanları cihada, fitne ve fesat ile mücadele etmeye teşvik edebilmek için o kadar konuşma yapan ve sözler söyleyen Hz. İmam Ali’nin (a.s) insanlara zulüm karşısında harekete geçmemelerini ve sabırlı olmalarını söylemesi nasıl mümkün olabilir?
Konuşmalarının birisinde şöyle buyurmuşlardır:
“Düşmanın oklarının hedefi olduğunuz için yüzünüz kara olsun. Onlar size saldırıyorlar ama siz hiçbir şey yapmıyorsunuz. Onlar sizinle savaşıyorlar ama siz onlarla savaşmıyorsunuz. Allah’ın hududu çiğneniyor, Allah’a karşı günah işleniyor ve sizler buna razı oluyorsunuz.”
Nehcul Belağe 5. Hutbe
Hz. Resul-i Ekrem’den (s.a.a) rivayet edilmiş olan ikinci hadiste İslam’ın Aziz Peygamberi (s.a.a), padişahlara karşı koymanın hiçbir sonuç vermeyeceğini buyurmuyorlar! Çünkü Sadr-ı İslam’da Müslümanların, birçok bölgesel ve evrensel gücü mağlup etmelerinin bilinmesinin yanında; asrımızda da İslam İnkılabı’nın birçok zalim ve tağuti güçleri mağlup ederek zafere ulaştığını görmekteyiz.
Diğer taraftan bu hadislerin hiçbirisi zalimlerle mücadele etmeyi yasaklamak için söylenmiş değildir.
Eğer böyle olmuş olsaydı Emirel Müminin Hz. İmam Ali’nin (a.s) Ebu Süfyan oğlu Muaviye’ye ve Hz. İmam Hüseyin’in de (a.s) Muaviye’nin oğluna karşı yaptıkları kıyam ve mücadelenin doğru olmaması gerekir.
İslam’ın Aziz Peygamberi bu sözleri ile zalimlere karşı verilmesi gereken mücadelenin ağır büyük bir iş olduğunu ve bu mücadele için gerekli olan her türlü imkana ulaşmanın şart olduğunu buyurmaktadırlar.
Dağları yarıp parçalamak kolay bir iş olmadığı ve güç ve zamana ihtiyaç olduğu gibi yönetimlerini sağlam temeller üzerine oturtan zalim ve zorba yönetimlerle mücadele etmek için de imkan ve zamana ihtiyaç vardır. Ayrıca zalimlere karşı verilmesi gereken mücadelede zafere ulaşmak için fazla ümit ve imkan olmaması halinde dahi, zulüm ve fesat ile mücadele etmenin insanların asıl vazifesi olduğu unutulmamalıdır.
Üçüncü rivayetten şunu anlamaktayız: Birtakım kimseler Ümeyyeoğullarına karşı kıyam ettikleri için tağuti Ümeyye rejimi onların peşine düşmüştü. Ebu Merheb de hükümetin, kendisini yakalamasından korkuyordu. Ve imam onu içine düşmüş olduğu korkudan kurtarmak için bunları buyurmuşlardır.
İmam bir taraftan onu korkudan kurtarmak istiyor ve diğer taraftan ise şu hakikati ortaya koyuyordu:
“Duygularına kapılıp kıyamda acele davranmanın akıbeti mağlup ve helak olmaktır.”
Evet, hangi açıdan bakılırsa bakılsın bu hadislerin hiçbirisi ne düşmanın saldırısı karşısında savunma yapmayı yasaklamaktadır ve ne de imkan ve şartların olması durumunda İslami yönetimi kurmayı men etmektedir. Bu hadislerde buyrulmuş olan “acele etmeyin” buyruğundan maksat, zulmü kabullenmek ve zalimlerin dine, dini ilkelere ve insanların iffet ve namusuna hakimiyet kurmasına razı olmak değildir; maksat tek hak düzen olan dini düzenin kurulmasında tedbirsiz ve aceleci olmamaktır.
Şia mektebinde olanlar, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve alihi) buyurmuş oldukları hadislere istinaden Ehlibeyt’ten olan bir kişinin çıkıp hem insanlığı kurtarmasını ve hem de evrensel İslam devletini kurmasını bekliyor ve bunu muhtelif şekillerle beklediklerini ortaya koyuyorlardı.
Bu sebepten dolayı da kimi zamanlar Masum İmamlara kıyam etmedikleri ve zalimlerin burnunu kırmadıkları için itiraz ediyorlardı.
Bu itirazı yapmalarındaki ana sebep:
“İslam Peygamberi’nin (s.a.a), Ehlibeyt imamlarından birisinin kıyam edip zulüm ve haksızlıkları bitireceğini buyurmuş olmalarıydı.”
İmamlar ise insanların bu beklentileri karşısında şöyle buyuruyorlardı:
“Sizin bu isteğinizin zamanı gelmiş değildir. O kıyamın birtakım nişaneleri vardır ve o nişaneler meydana gelmeden Allah’ın vaadi olan, “Hz. Mehdi Kıyamı” adı ile kıyam etmek doğru değildir.”
İmamların bu hadislerde buyurmuş oldukları hakikat budur ve taraftarlarına zulme teslim olmalarını ve zulmü kabullenmelerini buyurmuyorlar.
İmamların bu sözleri buyurmalarındaki maksatları, Şiaları, her kıyama “Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) kıyamı” diye sarılmamaları hususunda uyarmak istemeleridir.”
Bu hadisler, Allah’ın salih kullarının ortamı Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) evrensel İslam devletine hazırlamak için zalimlerle mücadele eden İslami yönetim kurmalarını hiçbir şekilde men etmemektedir.
Hakikat bu şekilde olmasına rağmen birtakım hadisler genel olarak her dönemde Şialara takiyye etmeyi emrederken birtakım hadisler ise gaybet döneminde takiyye etmelerini emir buyurmuştur.
Hz. İmam Rıza (aleyhisselam) şöyle buyurmuşlardır:
“Günahlardan uzak durmayanların dini, takiyye etmeyenlerin ise imanı yoktur. Hiç şüphesiz Allah katında en üstün olanınız takiyyeyi en iyi bileninizdir.”
Sordular: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! Ne zamana kadar takiyye etmemiz gerekir?”
Buyurdular: “Bizim Kaimimizin (Hz. İmam Mehdi’nin) kıyam edeceği zamana kadar. Bizim Kaimimizin zuhur edeceği zamana kadar takiyye etmeyen kimse bizden değildir.”
Vesail-uş Şia, c.11 s.466
Mufazzal’ın, Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam)’dan nakletmiş olduğu hadiste de İmam, Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) zuhur edeceği zamana kadar takiyye etmeleri gerektiğini buyurmaktadır.”
Vesail-uş Şia, c.11 s.467
Bazı kimseler bu ve buna benzer hadislere dayanarak siyasi hareketler başlatmanın ve zalim yönetimlerle mücadele etmenin caiz olmadığını söylemişlerdir.
Düşman ile mücadele edildiği zaman takiyye edilmesi ve işlerin gizli ve örtülü yapılmasında elbette ki hiçbir şüphe yoktur, olmazsa olmazdır. Ama takiyye adını kullanarak Allah’ın farz kılmış olduğu toplumsal vazifeleri Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) zuhuruna kadar yapmamak, İslam’ın kabul ettiği ve edeceği bir şey değildir.
İslam dini mal, can ve namusun tehlikede olması durumunda ve hakkı açıkça izhar etmenin hiçbir şekilde olumlu sonucunun olmayacağı hallerde şartların normale döneceği zamana kadar takiyye etmeye ve Allah’ın yapılmasını farz kılmış olduğu vazifeleri gizli yapmaya izin vermiştir.
Burada söylenmesi ve bilinmesi gereken önemli bir husus ise şudur:
Kimi yer ve zamanlarda canın ya da dinin korunması için takiyye etmek şart iken kimi yer ve zamanlarda ise takiyye etmek dinin yok olmasına ve İslam toplumunun saptırılıp yoldan çıkarılmasına sebep olmaktadır.
Dinin ve Müslümanların tehlikede olduğu yerlerde susmak ve takiyye etmek haramdır. Bu durumlarda Emri bil marufun, nehyi anil münkerin ve her türlü fedakarlığın yapılıp şehadetin dahi seçilmesi şarttır.
Buna göre takiyye etmek marufu emretmeyi, münkeri nehyetmeyi, mücadele etmeyi ve zalimlere karşı koymayı terk etmek demek değildir!
Aksine Müslümanların önüne şu hakikati koymaktadır:
“Müslümanların bir taraftan en ciddi ve şiddetli bir şekilde vazifelerini yaparken diğer taraftan da imkan dahilinde kendisinin ve diğer Müslümanların mal ve canlarını korumaları gerekir.”
Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:
“Takiyye, müminin zırhı ve miğferidir.”
Vesail-uş Şia, c.11 s.461-465
Hepimiz, zırh ve miğferin kapıları kapalı kilitli evlerde değil savaş ve çatışma meydanlarında kullanıldığını biliyoruz. Bir takım sözde Muntezirler (zuhuru bekleyenler) takiyyenin ne demek olduğunu açıklarken onun zahiri ve sözlü olarak zalim yönetimlerin kabul edilmesi olduğunu söylüyorlar.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) takiyyenin anlamının ne demek olduğu hakkında Ebu Hamza Sumali’ye şöyle buyurmuşlardır:
“Allah’a and olsun ki, eğer sizi Allah’ın düşmanı olan zalim yönetimlerle mücadele etmede yardıma çağıracak olursak takiyyeye sarılacak ve davetimizi reddedeceksiniz. Siz, takiyyeyi babalarınızdan ve annelerinizden daha çok seviyorsunuz. Ama bizim Kaimimiz (aleyhisselam) kıyam ettiği zaman sizin yardımınıza ihtiyaç duymayacak ve nifak ehli olduğunuz için çoğunuza had uygulayacaktır.”
Vesail-uş Şia, c.11 s.482
Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) takiyyeden bu anlamı çıkarmanın münafıklığın nişanelerinden olduğunu ve Hz. İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) zuhur ettikleri zaman onlara münafık muamelesi yapacağını buyuruyor ve Şialarını uyarıyorlar.
Söylenmiş olan hadislerden çıkarılan yanlış hükümlere vermiş olduğumuz cevapların haricinde Ehlibeyt’ten (aleyhimusselam) ulaşan birtakım hadislerde Alevilerin (Ehlibeyt’in evlatlarının) ve Alevi olmayanların yapmış oldukları bir çok kıyamın Ehlibeyt tarafından onaylandığını da görmekteyiz. Yine Şiaların alimlerinin ve önde gelen büyüklerinin katıldığı nice kıyamlar da vardır ve bu hadisler o hadislerin ne anlamda söylendiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Mesela Muhammed b. İdris Es-Serair kitabında şöyle nakletmiştir:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) huzurunda kıyam konusu açıldı ve orada bulunanlardan birisi İmam’a Ehlibeyt’ten olan bazı kimselerin yaptıkları kıyamları sordu, İmam buyurdular:
“Hz. Muhammed’in Ehlibeyti’nin (sallallahu aleyhi ve alihi) soyundan birileri kıyam ettikçe ben ve Şialarım her daim hayır içindeyiz. O Hazretin (Hz. Muhammed’in) Ehlibeyti’nin evlatlarından birisinin kıyam etmesini ve benim de onun ailesinin ihtiyaçlarını gidermiş olmamı çok seviyor ve istiyorum.”
Es-Serair c.3 s.569, Vesail-uş Şia c.11 s.39, Bihar-ul Envar c.46 s.172
Dindarların övüldüğü ve dindarların ateşi avuçlarının içinde tutmalarına gibi benzetmelerin yapıldığı hadislerde böyledir.
Gaybet döneminde yaşayan gerçek Müslümanlar, uhdelerinde bulunan vazifelerin ağırlığı ve onların değer ve makamlarının azameti hakkında buyurulmuş olan hadislerde gaybet döneminde silahlı mücadelenin yasaklandığını beyan ettiği söylenen hadislerden bu anlamı çıkarmanın mümkün olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Rivayet olunan başka bir hadiste Allah’ın Resulü (s.a.a) ashabına şöyle buyurmuşlardır:
“Sizden sonra öyle kimseler geleceklerdir ki onların her birisinin değeri ve makamı sizden 50 kişinin sahip olduğu değer ve makamdan daha büyük olacaktır.”
Arz ettiler: “Ey Allah’ın Resulü! Bizler Bedir, Uhud ve Huneyn’de seninle birlikte savaştık ve bizim hakkımızda Kur’an ayetleri inmiştir. (Onlar nasıl bizden üstün olabilirler?)”
Buyurdular: “Onların omuzlarındaki sorumluluklara ve içinde bulundukları sıkıntı ve belalara sizin tahammül edebilmeniz mümkün değildir.”
Bihar-ul Envar c.52 s.135
Hz. İmam Zeynel Abidin’den (aleyhisselam) rivayet edilmiş olan bir hadiste ise İmam gerçek Şiaların alacağı sevabın, 1000 Uhud ve Bedir şehidinin sevabını alacaklarını buyurmuşlardır.
Bihar-ul Envar c.52 s.135
Gaybet döneminde Bedir, Uhud ve Huneyn şehitlerinin aldığı sevabın 1000 katını ve Sadr-ı İslam Müslümanlarından 50 tane Müslümanın ulaşabildiği makama tek başına ulaşacak olan kimdir?
Acaba bunlar susup bir kenara çekilen ve yalnızca namaz kılıp oruç tutanlar mıdır?
Elbette ki o büyük makama ulaşacaklar, bu kimseler değildir ve bunda en küçük bir şüpheye dahi yer yoktur.
Bu azim makamlara ulaşacak olanlar, uhdelerindeki İlahi toplumsal vazifeleri hakkıyla yapabilenler ve tıpkı Sadr-ı İslam’daki Müslümanlar gibi zulüm ve haksızlıklarla amansız bir şekilde mücadele edenlerdir.
Eğer böyle olmayacak olursa avucunun içinde ateşi tutma pahasına imanı korumanın; Bedir, Uhud ve Huneyn şehitlerinin 1000 tanesinin ulaştığı sevaba ve Sadr-ı İslam müslümanlarının 50 tanesinin ulaştığı makama tek başına ulaşacağını beyan eden hadisler anlamsız sözlerden başka hiçbir şey olmazdı. Söylemiş olduğumuz bu kadar hakikatin haricinde İslam’ın Aziz Peygamberi (s.a.a) Müslümanların yapacakları kıyamlarda başarılı olacaklarını buyurmuşlardır.
Ve buyurdular:
“Benim ümmetimden bir kesim her daim kıyam edecek ve muzaffer olacaklardır. Bu kıyamlar, kıyamet gününe kadar devam edecektir.”
Kenz-ul Ummal c.14 s.334, Sahih-i Müslim c.3 s.524
Bir başka hadiste ise şöyle buyurmuşlardır:
“Bu din her zaman baki kalacaktır ve Müslümanların bir kesimi kıyamet gününe kadar her zaman kıyam edip savaşacaklardır.”
Sahih-i Müslim Hadis No:1922
Bu hususta bilinmesi gereken diğer bir ise şudur:
“Yapılmış olan ve İmamların onaylamasına mazhar olmuş kıyam ve inkılaplardan bazıları şunlardır:
1- Hz. Zeyd’in Kıyamı
2-Hüseyin b. Ali (Şehid-i Fahh’ın) Kıyamı
3-Muhtar b. Ebu Ubeyd Sakafi’nin Kerbela şehitlerinin intikamını almak için Emevi yönetimine karşı yapmış olduğu kıyam
4-Tevvabinlerin Kıyamı ve…
Bu konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenlerin “Çeşm-i Be Rah-i Mehdi (a.s)” kitabına müracaat etmeleri gerekir.
444-Gaybet Döneminde Yönetim Kurmak Masum İmamın Sınırlarını İhlal Etmek Midir?
Bazı kimseler şöyle söylüyorlar:
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybeti döneminde İslamî yönetim kurmak, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) yetki alanına girmektir.
Bu nazariyenin meydana gelmesinin sebebi:
“İslamî yönetim kurma işinin yalnızca masum İmam’a ait olduğu için Masum İmamların haricinde hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur” düşüncesi ve “Masumların haricinde birilerinin harekete geçip İslamî yönetim kurması durumunda o yönetime tabi olmanın caiz olmadığı” düşüncesidir.
Bu nazariye iki ayrı bölümden meydana gelmektedir:
1-İslami yönetimin kurulmasının sadece Masum İmam’ın elinde olması.
2-Masum olmayan kimselerin hata ve yanlış yapmaları mümkün olduğu için İslamî yönetim kurmaları halinde onlara tabi olmanın caiz olmaması.
Bu nazariyenin reddi hususunda söylediklerimiz, “Ehlibeyt mektebinin alim ve fakihlerinin büyük çoğunluğu, gaybet döneminde şartlara haiz-sahip fakihlerinin İslamî yönetim kurmakla muvazzaf olduklarına hükmetmişlerdir.”
İslamî yönetim kuran kişinin masum olma şartı sadece İmam’ın hazır olduğu zamanlarda geçerlidir.
Cevahir-ul Kelam kitabında şöyle yazılmıştır:
“Masum İmam, birinden zekatını vermesini ister ama kişi, zekatını İmam’a vermekten imtina eder ve başka bir kişiye verirse zekatı vermemiş olur. Bu kişi dünyadan gidecek olursa onda kalan maldan zekatın verilmesi gerekir.”
Yazar kitabında bu hükmü yazdıktan sonra “Medarik” kitabının yazarına şu cevabı vermiştir:
“Bu hükmün masum İmamın hazır olmadığı zamanlarda (gaybette olduğu zaman) geçerli olmadığı görüşü anlamsız ve mesnetsizdir.
Fakihin hükümet etme delilleri; özellikle de İshak b. Yakub’a yazılmış olan emirnamede fakihler, itaat edilmesi hepimizin üzerine farz olan Ulul Emr zümresinden sayılmıştır.
Cevahir-ul Kelam c.15 sayfa 421
Önceki, sonraki ve günümüzün fakihlerinin çoğunluğu İshak b. Yakub’a gönderilmiş olan emriname ile Velayet-i Fakih’in olduğuna hüküm vermişlerdir.
Bazı fakihler ise hem fakih ve hem de Velayet-i Fakih hükmü için Ömer b. Hanzala’nın sözünü delil olarak olarak görmüşlerdir.
Muhakkık Kerkükî, Velayet-i Fakih’in olduğu hususunda çok sayıda hadis olduğunu beyan ettikten sonra şöyle demiştir:
“Velayet-i Fakih’in olduğunu beyan eden çok sayıda rivayet fakihlerin genel naip olduğunun delilleridir.
Muhakkık Kerkukî Resaili c.1 s.142
Muhakkık Kerkukî başka bir yerde ise Seyyid Murtaza, Elemul Huda, Şeyh Tusi ve Allame Hilli gibi alimlerin yaptıklarının ve tutumlarının yukarıdaki iddianın bir başka delili olduğunu yazmışlardır.
Cevahir kitabının yazarı Hacı Ağa Rıza Hemedani ve birçok büyük alimin Velayet-i Fakih hakkındaki görüşleri şöyledir:
“Fakihlerin fıkhi meselelerdeki inançları Velayet-i Fakih’in olduğu ve itaat edilmesinin kesin ve şüphesiz bir temel ilke olduğu istikametindedir.
Belağet-ul Fakih c.3 s.234, Bahrul Ulum; Cevahir-ul Kelam c.21 s.359, Misbah-ul Fakih (Humus bölümü) s.160-161
Burada bilinmesi gereken çok önemli bir konu ise şudur:
“Fakihin hata yapma ihtimallerinin olması, ona itaat edip emirlerinin yapılmamasına emel değildir çünkü Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s), Malik-i Eştere tam ve eksiksiz yetkiler vererek kendisini yönetici yapmış ve insanlara da ona itaat etmelerini emir buyurmuştur.
Nehc-ul Belağe 38. mektup
Yine Malik-i Eşter’i kendi ordusuna komutan yapmış ve ordusunun iki komutanına şöyle buyurmuştur:
“Onun emirlerini dinleyin ve yerine getirin; (onu) kendinize zırh ve siper karar kılın çünkü onda ne korku vardır ne de bedeni titrer.
Nehc-ul Belağe 13. mektup
Şia fakihleri bunları ve bunlar gibi olan bir çok hakikati delil kabul etmiş ve adil fakihin hükümet ve yönetimine itaat edip bağlı kalınmasına hüküm-emir vermişlerdir.
Velayet-i fakih meselesi akli bir meseledir:
“İnsanlar okulların, fabrikaların ve diğer yerlerin yönetimine masum olmayan kimseleri getiriyorlar ve orada olanlara, bu kişilere itaat edip emirlerinin yerine getirilmesini söylüyorlar. Oysa o yerlerin başını getirilmiş olan kimselerin her zaman yanlış yapma ve ihanet etmeleri mümkündür.”
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s), valiliklere liyakat sahibi kimseleri getirmeye çalışıyordu ama ne asla yanlış yapmayacak ne de hiçbir zaman ihanet etmeyecek kimseleri seçip yönetici yapması mümkün değildi. Öyle ki görevlendirilmiş olduğu kimselerden bazıları ihanet dahi etmişlerdir.
Tenbih-ul Ümmet s.77-78.
Söylemiş olduğumuz bu ve bunlar gibi birçok temel ilke ve hakikatten dolayı Şia mezhebinin (İmam Humeyni (rahmetullah aleyh) gibi) büyük fakihleri gaybet döneminde İslami yönetimin kurulmasını farz görmektedirler.
Bu fakihlere göre bir fakihin İslami yönetim kurması halinde insanların tamamının o yönetime tabi olması, itaat etmesi farzdır.
İslamî devletin kıyam etmenin haricinde hiçbir yol ve şekilde kurulması mümkün olmayacak olursa herkesin bu kıyama katılması farzdır.
Eğer bunlara rağmen İslam devletinin kurulması mümkün olmayacak olursa yine insanların yapması gereken vazife ortadan kalkmaz; İslam’ın emir ve ilkelerinin mümkün olduğu kadar uygulamaları da farzdır.
Buraya kadar söylediklerimizin ortaya koyduğu hakikat şudur:
“Müminlerin, zuhuru ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur edip evrensel İslami yönetim kurmasını beklemeleri hiçbir şekilde zuhur ve kıyamdan önce harekete geçip İslamî yönetimin kurulmasını yasaklamadığı gibi insanların ve ortamın zuhura ve evrensel İslamî yönetime hazırlanması ise şart ve gereklidir.
445-Gaybet Dönemi ve İslamî Yönetim
Gaybet döneminin en önemli ve temel konuları; İslami yönetim, zuhuru beklemek ve bunların birbirleriyle olan ilişkileridir.
Şia ulemasının fakihlerinin büyük çoğunluğu gaybet döneminde İslami yönetimin kurulmasını şart ve adalet sahibi fakihlerin bu şartı gerçekleştirmeleri gerektiğini ve onlardan bir tanesinin bu emri yerine getirmesi halinde herkesin ona tabi olması gerektiğine inanmaktadırlar.
Bu büyük çoğunluğun karşısında sadece küçük bir azınlık İslamî yönetimi kurmanın masum imama mahsus-has bir iş olduğuna ve bu sebepten dolayı da gaybet döneminde İslamî yönetimin kurulmasının caiz olmadığına inanmaktadırlar.
Bu görüş ilk başlarda fıkhî görüş ayrılığı olmasına rağmen günümüzde siyasî hale dönüş dönüşmüştür.
Bu grubun İran’daki meşru hareketine karşı çıkan Ayetullah Horasani’yi, Ayetullah Mezerani ve Allame Naimi başta olmak üzere birçok büyük fakihe karşı amansız bir şekilde saldırmalarının asıl nedeni gaybet döneminde İslami yönetim kurulmasının caiz olmadığına inanmalarıdır.
Bu fikir, zalim yöneticilerin aleyhinde olmadığı ve ulaşmak istedikleri hedef olduğu için her zaman desteklenmiş ve yayılması için büyük sermayeler harcanmıştır.
Zamanla güç kazanmış ve İslam İnkılabıdan önce organize olmuş bir güç haline getirilmiştir. Bu fikrin taraftarları, “Bizim vazifemiz susmak ve İmamın zuhur etmesini beklemektir.” diyerek İslam İnkılabının taraftarlarına karşı şiddetli bir mücadele başlatmışlardır.
446-Gaybet Dönemi ve İslamî Yönetim
Kübra-büyük gaybet döneminde insanların İslami yönetimin kurulması için ve hak ve adaletin hakim olması için çalışması caiz olmanın yanında en önemli farzlardandır.
Büyük (Kübra) gaybetin üzerinden 1000 yıldan fazla bir zaman geçmiştir. Bunun ne kadar zaman sonra zuhur ile sonuçlanacağını Allah’ın haricinde hiç kimse bilmemektedir.
Acaba o güne kadar insanların İslami yönetime ve hak ve adaletin uygulanmasına ihtiyaçları yok mudur?
-Kesinlikle ihtiyaç vardır ve İslam’ın ilkelerinin uygulanmasının Hz. Peygamberin (s.a.a) ve masum İmamların (a.s) hazır oldukları dönemlerde uygulanması gerektiğini düşünmek hem akla hem de Kur’an’a aykırıdır.
Böyle bir iddiada bulunmak, masumun hazır olmadığı dönemlerde İslam’ın uygulanmasının şart olmadığını ortaya koymaktan başka hiçbir şey değildir.
447-Gaybet Döneminde Şia’nın Fıkıh Merkezleri ve İlmi Havzaları
Kübra-büyük gaybetin başlarında Bağdat şehri, fıkıh ve fakihlik merkeziydi.
Fakat h.k 448 yılında Şeyh Tusi’nin (rahmetullahi aleyh) Necef şehrine gitmesinden sonra bir asır içinde Necef şehri fıkhın ve fakihlerin merkezi haline geldi.
Necef şehrinin yanında Halep şehri de Murtaza’nın talebelerinden olan “Selar” adıyla meşhur olan alim tarafından (h.k Ö.463) ilim merkezi haline getirilmişti.
Halep şehri Hicri 8. asrın ortalarına kadar ilim merkezi olarak kalmıştır ve bu merkezin yetiştirmiş olduğu alimlerden bir tanesi El Gaybet kitabının yazarı Seyyid Ebul Mekarim b. Zühre’dir.
Necef Fıkıh Merkezi, bir asır boyunca Şeyh Tusi’nin görüşlerini takip ettikten sonra zayıflamaya başladı ve bunun yerini İbn-i İdris Hilli’nin içtihadı aldı ve İbn-i İdris Hilli, fıkıh merkezini Irak’ın Hille şehrine taşıdı ve Hille şehri, Şia’nın fıkıh merkezi haline geldi.
Hem Muhakkık Hilli ve hem de Allame Hilli, Şeyh Tusi’den sonra yeni Şia fıkhının temellerini atan alimlerdirler.
Bu alimler, Şia fıkhını duraklama döneminden çıkarmış, geliştirerek Şeyh Mufid’in yolunun devam etmesini sağlamışlardır.
Hille şehrinden sonra Cebel-i Amul şehrinin Şii bölgesi, yeni Şia fıkıh merkezi haline gelmiştir. Bu merkezin iki önemli alimi Şehid-i Evvel ve Şehid-i Sani’dir ve Şeyh Mufid’in fıkhını Cebel-i Amul’a getirerek güçlü bir ilim ve fıkıh merkezi oluşturmuşlardır.
Cebel-i Amul şehrinin fıkıh ve ilim merkezi haline gelmiş olmasının Şia yönetim olan Safevi Devletine ve İsfahan ve Necef ilim havzalarının gelişmesine çok büyük katkıları olmuştur.
Merhum Mukaddes Erdebilî (rahmetullahi aleyh) bu dönemde Necef havzasını yeniden canlandırmış ve bu canlılık günümüzde de devam etmektedir.
Kum İlimler Merkezi h.k 1. asırdan itibaren İbn-i Babaveyh Kummî, Muhammed b. Kuliyye ve merhum Şeyh Abdülkerim Hairi (rıdvanullah aleyhim) gibi büyük alim ve fakihler tarafından Şia’nın ilim ve fıkıh merkezi haline getirilmiştir.
Fıkh-ı Şia ve Tarih-u Teşri-i El-İslam
Şehid Mutahhari şöyle yazmıştır:
Tarih boyunca her zaman, özellikle de Safevi yönetiminden sonra İran’ın Hemedan, Şiraz, Yezd, Kaşan, Tebriz, Zencan, Kazvin, Tus gibi büyük şehirlerinin yanında İran’ın birçok şehrinde ilim ve fıkıh merkezleri kurulmuştur ama bunların hiçbirisi Kum, İsfahan ve kısa bir müddetliğine Kaşan havzaları gibi birinci dereceye yükselmiş değillerdir.
İslam ve İran’ın Mütekabil Hizmetleri c.2 s.125-126
448-Hak Halife
Hz. İmam Mehdi (a.s) gaybettedir. Hak halife ve mutlak Veliyullahtır. Evliyaullah’ın sonuncusu, vasilerin vasisi, dünyanın kurtarıcı lideri, en büyük inkılapçı ve en a’zam muhlistir.
Zuhur ettiği zaman Kabe’ye yaslanacak, eline Hz. Resulullah’ın (s.a.a) sancağına alacak, Allah’ın dinini diriltecek ve emir ve hükümlerini dünyanın tamamına hakim kılacaktır.
Kılıç ile zuhur edecek, zulüm ve haksızlıkla dolan dünyayı hak, adalet ve eşitlikle dolduracaktır.
Hurşid-i Mağrib s.29
449-15 Şaban
15 Şaban, Allahu Teala’nın kendi vilayeti için seçmiş olduğu son hüccetinin varlıkları ile dünyayı şereflendirdikleri gündür.
Allah’ın rahmetini alemlere ulaştıran son vesilesi olan Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) melekut aleminden nasut aleme geldiği gündür. Allahu Tebareke ve Teala’ya bizlerin doğumunu, büyümesini, eğitim ve terbiye olmasını Alemlerin Serveri Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) ve onun mutahhar Ehlibeyti’nin (a.s) vadisinde karar kıldığı ve hayatımızı onların yolu, itaati ve sevgisinde karar kıldığı için sonu olmayan ilmi, gücü ve ihatesi kadar hamd ve şükrediyoruz.
Mehdeviyyet, asırlar boyunca hakkın peşinde olanların yok edilmek istenilen; varlıklara hayat suyu veren; kederle dolu kalpleri ümit, şevk ve heyecanla dolduran; derin ölüm uykularından ve her türlü esaret perdesini parçalayan İlahî mektebin adıdır.
Bu mektebin ilk adı, Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) risaleti, Ali b. Ebu Talib’in (a.s) velayeti ve Hz. Fatime-i Zehra’nın (a.s) ismeti; son adı ise Mehdeviyyet’tir..
Mehdeviyyet, yani Hz. İmam Muhammed b. Hasan El-Mehdi’nin (a.s) yolunda olmak demek; Allah’tan başka hiçbir kimsenin hakimiyetini kabul etmemek, yeryüzünde hiçbir şekilde zulüm ve haksızlığın olmasını kabul etmemek, izzet ve haysiyet yoksunu zelillerin yeryüzünde olmasını ve insanlara tahakküm etmesini kabul etmemektir.
Mehdeviyyet mektebinde/Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) yolunda ve izinde olan kişilerde olması gereken özelliklerden bazıları şunlardır:
1-Her türlü günah ve çirkin işten uzak olmak.
2-Marifet ve bilgi sahibi olmak.
3-Muhabbet ve sevgi ehli olmak.
4-Basiretli olmak.
5-Her bakımdan yardım eden olmak.
6-Vefadar olmak.
7-Fedakar olmak.
8-Yalnızca Allah’ın ipine sarılmak.
9-Hedef, niyet ve maksadın yalnızca Allah için olması.
10-Allah yolunda sabırlı ve metanetli olmak.
11-Allah yolunda çalışmak ve mücadele etmek.
12-Her türlü fikri inhiraftan arınmış olmak.
Bu özellikler, Masum İmamın (Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s)) buyurmuş olduğu Nudbe duasında değinilmiş olan özelliklerden bazılarıdır.
450-Şia’nın Özel Anlamları
Bizlerin çocukluğumuzda öğrenmiş olduğumuz önemli konulardan bir tanesi Şialığın özel anlamlarıdır. Ve o anlamların bir tanesi de zuhuru beklemek-İntizar-ı Ferec’tir.
Ehlibeyt (a.s) mektebinden olup da bu hadisi duymayan hiç kimsenin olmaması gerekir:
“Benim ümmetimin en faziletli ameli kurtuluşu -Hz. Mehdi’nin (a.s) zuhur ve kıyamını- beklemesidir.”
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kurtuluş zuhurunu beklemenin ne anlama geldiğinin bilinmesine rağmen, onun ibadetlerin en üstünü ve en faziletlisi sayılmasının nedeni nedir?
O hazretin zuhurunu beklemenin onun varlığı ile ne tür bir ilişkisi vardır ki ibadetlerin en üstünü sayılmıştır?
Mukaddes Ehlibeyt mektebi ile ilişkili olan insanların aklına bu soruların gelmesi mümkündür. Bunun sebeplerinden bir tanesi, içinde yaşamakta olduğumuz dönemin, şüpheler dönemi olmasıdır. Bu sebepten dolayıdır ki hiçbir konunun ve sorunun zamanının geçtiğini, onları konuşmanın gereksiz olduğunu düşünmememiz gerekir. Elbette ki hayatını Ehlibeyt mektebinin içinde geçiren ve her türlü ilim ve marifete ulaşmış olan kimseler için birçok konu ve mesele tekrar olmuş olabilir. Fakat her türden tehlikelerle karşı karşıya kalan, gerekli olan ilim ve marifete ulaşmamış oldukları için inançlarını sağlam temeller üzerine oturtamamış olan kimselerin, özellikle de gençlerin, İslam’ın ve mukaddes velayet mektebinin hangi tehlikelerle karşı karşıya olduğunu bilmeleri mümkün değildir.
Bu sebepten dolayı konuyu kısaca da olsa açıklamadan önce, imamet konusu hakkındaki, özellikle de Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) imameti, gaybeti ve zuhuru hakkında sahip olduğumuz bilgileri yenilememiz gerekir.
Bizler dağınık olarak birçok konu ve mesele duyuyor ve onların tek tek doğru olduğunu düşünüyoruz. Ama bunların birbirleriyle olması gereken gerçek ilişkilerinin neler olduğunu anlayabilmek için ilave bir çaba ve çalışmanın içinde olmamız gerekir.
Mesele şudur: İmamın gelmesinin, gönderilmesinin sebebi nedir? İmamların sayısının 12 olmasının, bu imamlardan 11 İmamın birbirlerinden sonra gelmelerinin, yaşamalarının sebebi nedir? Ve İmamların 12’ncisinin gaybette olmasının ve kendisinden önceki 11 İmam gibi insanların kendisini görebilecekleri şekilde halkın içinde olmamasının hikmeti nedir?
12. İmam gaybette olduğu için bizimle ne tür bir ilişki içindedir? Ve bizlerin onunla irtibat kurması nasıl mümkün olacak ve böyle bir dönemde yapmamız gereken vazifeler nelerdir?
Bunların cevabını öğrendikten sonra sıra İntizar-ı Ferece (kurtuluş zuhurunu beklemeye) gelmektedir. Bu durumda zuhuru beklemenin ne demek olduğunu ve zuhuru beklerken yapmamız gereken vazifelerin neler olduğunu bilmemiz gerekir. Bunların olabilmesi için de imamet ve zuhurun gayesini, Allahu Teala’nın imam tayin etmesinin nedenlerini, tayin etmiş olduğu imamın gaybete çekilmesinin sebeplerini, kendisine ne zaman zuhur izninin verileceğini ve imamın zuhur etmekteki gayesinin ne olduğunu bilmemiz gerekir.
Bizler bu mektebe inanmış ve bu mektebin emirlerini yapmaya çalışan kimseler olarak bu soruların her birisi için akıllarımızda bir tür cevap vardır. Fakat Allahu Teala’nın imameti takdir etmesinin ve imamları göndermesinin hikmeti şudur:
Allahu Teala son peygamber olan İslam’ın Aziz Peygamberini (s.a.a.) mebus edip gönderdiler ve insanların kıyametin kopacağı güne kadar geçecek olan zaman içinde kemale ulaşabilmeleri için İslam Peygamberinin vasi ve halifeleri olarak İmamları göndermeyi irade buyurmuştur. Bu imamlar Hz. Peygamber’e (s.a.a.) nazil olan peygamberlik vahyini almadan, o hazretin başlatmış olduğu hareketi tamamlamakla görevlidirler.
Hakikat bu şekilde olduğu için de Gadir-i Hum günü Allahu Teala Hz. Resul-i Ekrem’e (s.a.a.) şu ayet-i kerimeyi indirerek, Allah’ın tayin etmiş olduğu İmamın gönderilmesi ile dinin kemale ulaştığını buyurmuştur:
اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ
“Bugün (Peygamberden sonraki ilk vasi, halife ve imamın ilan edilmesi ile) dininizi tamamladım.”
Maide/3
İmametin karar kılınmasının felsefesi dinin kemale ulaştırılmasıdır ve imamet olmamış olsaydı din kemale ulaşmayacaktı. Allahu Teala kendi irade ve ilminde dinin kemale ulaşması için 12 Masum İmamın olmasını gerekli kılmıştır. Allahu Teala tekvini olarak bu şekilde olmasını irade ettiği için bu makama ulaşacak olan kimsenin de kemale ulaştırma özelliğinin olması gerekir. Yani Allahu Teala aniden bir kimseyi peygamber ya da imam olarak görevlendirmiş değildir. O kimsenin tekamül ettirme özelliğine sahip olması gerekir.
Velayet meselesinde de veli karar kılınan kimsenin bedenî ve ruhî bakımdan vahyi ve vahiy ilmini idrak edebilme kapasitesini miras alması gerekir ki imam olabilsin. Bu da herkesin imam-halife olamayacağını ortaya koymaktadır. Allahu Teala Hz. Zehra’nın (a.s) evlatlarına bu istidadı vermiştir ve onun 11 evladı imam olma istidadına sahiptirler. Yani Hz. Peygamber’in (s.a.a.) makamı gibi bir makama, nübüvvet ve vahyi idrak etme istidadına sahip oldukları için Allah tarafından imam karar kılınmışlardır. Allahu Teala bu istidadı Hz. Zehra’nın (a.s) 11 evladına vermeyi irade etmiş olmasından dolayı da Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) peygamberlerin sonuncusu olmuştur.
Allah’a hamd ve senalar olsun ki biz Şialar/Ehlibeyt (a.s) mektebinin taraftarları, 1. İmam ve Velayetin Şahı Emirü’l-Müminin Hz. İmam Ali’nin ve diğer 10 mutahhar evladının (a.s) İslam’ın hak ve gerçek öğretilerini nesillere ulaştırabilmek için asırlar boyu nice katlanılması imkansız zahmetlere katlandıklarını, dağları dahi parçalayıp darmadağın edecek musibetlere tahammül ettiklerini çok iyi biliyoruz. Ama ne yazık ki onların almış oldukları tedbirleri ve önümüze koymuş oldukları kurtuluş yollarını uygulamayı bir tarafa bırakın, üzerlerinde düşünüp tefekkür dahi edemedik. Ama bizlerin bütün bu sorumsuzluk ve ihmalkarlıklarımıza rağmen onların yapmış oldukları işlerin ve almış oldukları tedbirlerin neticesinde İslami maarif ve hak fırka olan Şiilik, Ehlibeyt mektebiyle dünyanın tamamına yayılmıştır.
İmamların bu hedefi gerçekleşti, fakat masum imamın eliyle kurulması gereken adalet hükümeti gerçekleşmedi. Adalet hükümetinin gerçekleşmesi için meydana gelmesi gerekli olan iki şarttan bir tanesi olan masum imamın yapması gereken vazifeler her imam tarafından yapılırken; insanların yerine getirmeleri gereken/şart olan, “toplumun adalet yönetimini istemesi ve meydana gelebilmesi için yapmaları gereken şartlar” yapılmamıştır. Çünkü adil İslamî yönetimin kurulması vazifesi, yalnızca masum imama farz kılınmış değildir; insanlara da farz kılınmış İlahî bir vazifedir.
İmam tek bir kişidir ve milyonlarca kişiden oluşan bir toplumu gaybî bir güce sahip olmadan yönetmesi düşünülemez.
Dünyada her işin mucize ile yapılması, yaratılış felsefesine aykırıdır ve dünya işlerinin tamamında mucize istisnai bir olaydır. Bu sebepten dolayıdır ki insanlar adil İslami yönetime hazır oldukları ve bunun meydana gelebilmesi için vazifelerini yaptıkları zaman, vazife üstlenip adil İslamî yönetimi kurmak, imamın yapmaktan uzak durması imkansız olan vazifesi olmaktadır.
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) Nehcü’l-Belağa’daki hutbelerinde bu hakikati şu şekilde beyan buyurmuşlardır:
“İnsanların bana olan hücumu (yönelişi ve ısrarı) ve biat etmeleri olmamış olsaydı onlara imam olmamı şart kılan bir şey olmazdı. Bunlar olduğu için hükümet etmeyi (gasp edilerek elinden alınmış olan hilafeti)kabul ettim.”
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) Şıkşıkıyye hutbesinde insanların kendisine yönelmelerinin ve adalet hükümetini kurmasını istemelerinin şiddetini şöyle buyurmuşlardır:
“İnsanların bana olan hücumu o kadar şiddetliydi ki neredeyse Hasan ve Hüseyin (a.s) ayaklarının altında eziliyorlardı.
İnsanlar böylesine bir izdiham ile bana biat ettiler ve ben etrafımda böylesine yardımcıları gördüğüm zaman vazife üstlenmekten uzak duramazdım. Zalimlerin karşısında durma vazifesi, herkesten önce alimlerin vazifesidir ve zalimlerin gasp ettiklerini ellerinden almak ve onların zulümlerine son verebilmek için yanımda bu kadar çok yardımcının olduğunu gördüğüm için onlara liderlik etmek ve adalet yönetimini kurmak üzerime farz oldu.”
İzdiham yaratarak Emirel Müminin Hz. İmam Ali’ye (a.s) adalet hükümetini kurması maksadıyla yardıma gelen insanların o Hazrete nasıl ve ne kadar yardım ettiğini de çok iyi biliyoruz. Onun 4 yıl 9 ay süren hükümetinde üç büyük savaş çıkardılar. Ve Hz. İmam Ali’den sonra sıra diğer imamlara (a.s) geldiği zaman o topluluktan eser kalmamıştı. Bunun çok önemli sebepleri vardır, fakat yeri burası olmadığı için onlara girmeyeceğim.
Ancak içinde bulunduğumuz durumu dikkate alarak şu soruyu sormak istiyorum:
“O dönemin insanlarının yerinde bizler bu halimizle olmuş olsaydık Hz. İmam Ali’den (a.s) sonraki imamların yanında olur muyduk ve kalır mıydık? Çünkü o günün insanlarının müptela oldukları musibetlere bizler de müptelayız. Ayrıca bizim bazı alanlardaki halimiz onların zahirî hallerinden daha düşmancadır.”
Herkes külahını önüne koyacak olursa. Allahu Teala’nın saçlarının bir telinin dahi alemlerin tamamından daha değerli olan İmamları bizi kurtarmaları için birbirinin peşi sıra göndermesine rağmen bizim onlara neler yaptığımızı görecektir.
Bizler Allah’ın değil, kendimiz İmam seçmek istiyoruz.
Demokratik olmak istiyoruz ve bu isteğimizin neticesinin ne olduğu önümüzdedir.
Allah’ın 11 Hüccetine bunlar yapıldıktan sonra sıra 12. ve son Hüccete geldi ama ona yapılacak olanlar damutahhar babalarına yapılanların aynısı olacaktı. Zaman ve insanlar değişmedikleri gibi daha da kötü ve zalim oldukları için Allahu Teala Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Rahmet-i Vasie olan vücudunu, insanların imamın vücudundan açıkça yararlanma liyakatine ulaşacakları zamana kadar kendi sırrı haline getirdi.
Bunun böyle olacağını Allahu Teala hem kitabında ve hem de alemlerin Sserveri olan Resulü Hz. Peygamber (s.a.a) ile önceden haber vermişti.
Allahu Teala, son hüccetinin vücudunu insanların görmesini, tanınmasını ve ulaşmasını yasakladıktan sonra insanlık asırlar boyudur bela okyanuslarının içinde boğulmakta ve o ilahi kurtarıcıya ulaşabilmek için ne yaptıysa ve yapıyorsa da ulaşamamaktadırlar. Sebebi ise imamın mukaddes vücudunun aralarında olmasının liyakatine ulaşmamış olmalarıdır. Bu liyakate ulaştıkları ve İlahî adalet hükümetinin kurulmasını gerçek anlamda istedikleri zamana kadar da bu mahrumiyetin meydana getirmiş olduğu bela ve musibetlerin içinde boğulmaya devam edeceklerdir.
Bu dönemin ne zaman olduğu; Allahu Teala’nın, hazinesi olan Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) ne zaman göndereceği açıklanmamış bir sırdır.
Bunun böyle olması hikmetten yoksun bir hadise değildir. Eğer o İlahî kurtarıcının geleceği zaman önceden haber verilmiş olsaydı, insanlar o hadisenin gelmesi için ihtiyari olarak yapmaları gereken işleri yapmayacak, kendilerini hazır hale getirmeyeceklerdi.
Çünkü İmam Mehdi (a.s) geldiği zaman Allah’ın yardımı ve izniyle her şeyi yapacak ve sorunların tamamını yeryüzünden yok edecektir.
Bu bir hakikattir ve insanların geneline vazifeleri hatırlatıldığı zaman bu türden sözleri söylemektedirler. Allahu Teala insanların ihtiyari olarak ve isteyerek doğru yolu bulmalarını, o yolda yürümelerini ve herkesin gücü ölçüsünde bu yolda zahmet çekmesini irade etmiştir.
İmam’ın varlığının ve gaybette olmasının felsefesi bizim önümüze şu hakikati koymaktadır:
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) varlığından kurtuluşumuz için istifade edebilmemiz için yapmamız gereken iş ve vazifeler nelerdir?
Kurtuluşumuz için yapmamız gereken en önemli işlerden bir tanesi de Hz. Resul-i Ekrem’e ve Ehlibeyti’ne mütevesil olmaktır. Bizler o Hazretlere mutevesil olduğumuzda onlar da bizlere dua etmektedirler. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyti kapısına gidip kendilerinden bir şey isteyen hiç kimseyi reddetmezler.
Tevessül etmenin, dua etmenin haricinde ayrı bir yol olduğu hiç kimsenin aklına gelmemesi gerekir. Tevessül etmek, güçlü bir dua ile Allah’ın kapısına gitmektir.
Hz. Peygamber’e ve onun Ehlibeytine tevessül eden kimse Allah’ın haricinde hiçbir kapıya gitmeyen kimsedir. Çünkü onların tek gayesi, insanlara Allah’ı tanıtmak ve Allahu Teala’dan aldıkları rahmeti insanlara ulaştırmaktır.
Tevessül eden kimse, Allah’tan başka hiçbir kimsenin kapısına gitmeyen ve Allah’ın kapısına giderken de Hz. Peygamber’in ve onun itretinin azametine sarılarak sağlam, ciddi ve güçlü giden kimsedir.
Sağlam ve güçlü olması da onların kendisine dua etmiş olmalarıdır.
Tevessül, insanı bireysel ferece/kurtuluşa ulaştıran vesiledir.
Ve Allahu Teala’nın, Peygamberi’nin ve onun itretinin etmiş olduğu duaların hürmetine bireysel kurtuluşa ulaştırmış olduğu kimsenin, evrensel kurtuluşu gerçekleştirecek olan Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuru için vazife üstlenmemesi düşünülemez.
451- Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Kontrolü
Hz. İmam Mehdi (a.s) dünyadadır, hayattadır ve her yerde hazır ve nazırdır.
Hazır ve nazır olmayan bizim kendimiziz. Eğer kimi yer ve zamanlarda birtakım yerlerde hazır olabiliyorsak kendi dar ve kısır hesaplamalarımızla oluyoruz ama bilmemiz gerekir ki, bizleri ve yaptıklarımızı görüyorlar. Ehlibeyt’in (a.s), işlerimizi ve onlarla olan ilişkilerimizi onaylayacak şekilde yapmamız ve düzenlememiz gerekir. Öyle bir halde olmamız gerekir ki işlerimiz ve hedeflerimiz onların iş ve hedefleriyle aynı olması ve kendimizde onların yanlarında olmamız gerekir.
452-Gaybette Olan İmamdan Faydalanmak
Hadislerde Hz. İmam Mehdi (a.s) için uzun bir gaybet dönemi olacağı buyrulmuştur.
Bu hadisler şu soruyu akıllara getirmektedir:
“İnsanların gaybette olan İmamdan istifade edebilmeleri, yararlanmaları nasıl mümkün olabilir?”
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) kendisinden rivayet edilen birçok hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Bulutların arkasında olan güneşten nasıl faydalanılıyorsa gaybette olan İmamdan da öyle istifade edilmektedir.”
Fakat onun gece ve gündüzü birbirinden farklıdır ve bulutların arkasında olan güneş gecenin karanlığını yok edip ortadan kaldırmaktadır.
Yine bulutların arkasında olan güneş, o bölgede olan bitkilerin yeşermesine, meyvelerin olgunlaşmasına ve insanlar, bulutların arkasında olan güneşin gölgesinin altında hayatlarını idame etmektedirler.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s)’ın buyurmak istedikleri şey şudur:
İmam gaybet perdesinin arkasında olsa dahi İslam dünyası onun tam ve gerçek nüfuzunun altındadırlar. Hz. İmam Mehdi (a.s), “Be yumnihi ruzigel vera be yucudihi… Sebbetul arzu ves semau: Onun varlığının hürmetine yaratılmışların tamamı rızıklanmaktadırlar ve onun varlığının hürmetine yeryüzü ve gökler sabit kalmaktadır” olduğu için özel-has Şia ve dostlarına has lütufları vardır.
Müminlerde kimi zamanlar çok özel bir hal meydana gelmektedir:
Allahu Teala ile münacat etmek için gece namazı kılmak ya da diğer önemli işleri yapmak için can atmaktadırlar. İşte bu anlar, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kalplere özel lütufta bulunduğu zamandır. Bu iş bir tür tekvini velayettir.
453-Sınanma ve Gaybet
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
İmamınız, hidayet edeniniz olmadığı ve sizden bazılarınızın bazılarından teberri ettiği zaman haliniz nice olacaktır? O zaman sınanacağınızı, eleneceğinizi bilin. O zaman kılıçlar çekilecek, sabahleyin yönetimi eline alan akşam olduğu zaman yönetimden düşürülüp öldürülecektir.”
Kemal-ud Din c.2 s.24-25
454-Gaybetin Hikmeti
Abdullah b. Fazl Haşimi şöyle demiştir:
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: “Bu emrin sahibinin uzun bir gaybet dönemi olacak. Ve batılın peşinde olan bütün herkes o dönemde şüpheye düşecektir.”
Arz ettim: “Canım size feda olsun, böyle olmasının sebebi nedir?”
Buyurdular: O sebepleri açıklama iznine sahip değiliz.
Arz ettim: O gaybetin hikmeti nedir?
Buyurdular: Onun gaybete çekilecek olmasının hikmeti, ondan önce gaybete çekilen Allah’ın hüccetlerinin gaybete çekilmelerindeki hikmet ile aynıdır. Hz. Hızır’ın (a.s) kayığı delmesinin, erkek çocuğu öldürmesinin ve yıkılmakta olan duvarı yeniden yapmasının hikmetini Hz. Musa’ya (a.s) sonradan açıklandığı gibi, Hz. Kaim’in (a.s) gaybette olmasının hikmeti de onun zuhurundan sonra açıklanacaktır. Hz. Musa (a.s) da olanların hikmetinden haberdar değildi, ayrılacakları zaman öğrendi.”
Kemal-ud Din c.2 s.234-235
455-Kıyama Davet
İsa b. Kasım şöyle demiştir:
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Her zaman kendinize dikkat edin, kendinize mukayyet olun ve takvalı olmaktan uzaklaşmayın. Allah’a andolsun ki, eğer insan koyunlarını otlatması için bulduğu çobandan daha iyi bir çoban bulacak olursa önceki çobanı bırakıp bulduğu bilinçli ve tecrübeli olan çobanı işe alır. Eğer sizin iki canınız olmuş olsaydı, bir canınızla mücadele edip tecrübe kazanır ve diğer canınızla da kazandığınız tecrübeden istifade ederdiniz. Ama hakikat böyle değildir ve her insanın sadece bir canı vardır. Bu sebepten dolayı çok iyi düşünmeniz ve en iyi ve doğru olan yolu seçmeniz gerekir.
Buna göre, eğer bizlerden (Peygamberin Ehlibeyti) birisi çıkıp sizi kıyam etmeye ve ayaklanmaya davet edecek olursa, onun kıyamının sebebinin ne olduğu hususunda çok iyi düşünmeniz ve araştırmanız gerekir. “Zeyd b. Ali de kıyam etmiştir” demeyin.
Zeyd b. Ali bilge, alim ve doğru sözlü idi; insanları kendi imamlığına davet etmiyordu; aksine biz Ehlibeytin razı olduğu ve kabul ettiği kişinin imametine davet ediyordu. Zafere ulaşabilecek olsaydı kesinlikle emaneti sahibine teslim edecekti. O saltanat düzenini yıkmak için kıyam etmişti. Sizin vazifeniz, kıyam eden kişinin sizi neye çağırdığını bilmenizdir ve o şeyi Ehlibeytin kabul edip etmedikleridir.
Kıyam eden kişinin hedefi bizim razı olduğumuz hedefte değilse kıyamına da razı değiliz. Böyle bir kimse zafere ulaşmadan bize karşı olan ve muhalefet eden kimsedir ve zafere ulaşıp bayrağını dalgalandıracak olursa kesinlikle bize muhalefet edecek ve bize itaat etmeyecektir.
Fatime’nin (s.a) evlatlarının tamamının liderliğinde hemfikir oldukları ve onu sizin için imam ve lider olarak kabul ettikleri kimsenin davetini kabul edin.
Recep ayı olduğu zaman Allah’ın yardımına koşun. Gecikecek olursanız Şaban ayında yardımına koşmanızın sakıncası yoktur. Ramazan ayının orucunda ailenizin yanında olmak istemeniz sizin için hayırlı olabilir. Ama alamet ve nişane görmek isterseniz, Sufyani’nin çıkması nişane olarak yeterlidir.”
İsbat-ul Hudat c.7 s.49
456-İslamî Yönetim
İslam dininin cihat, savunma, yargı, hukuki, medeni, ceza; fesat ve haksızlık ile mücadele, topluma adaletin hakim edilmesi gibi birçok siyasi ve içtimai kanun, hüküm ve programının uygulanabilmesi için İslam Dini, İslami yönetimin kurulmasını şart ve gerekli kılmaktadır.
Mukaddes kanun koyucu, bu türden kanun ve ilkeleri koyarken bunları uygulayacak olan kimseye (İslamî yönetimin başında olan kimseye) özel lütuf ve ihsanlarda bulunmuştur.
457-Yeşil Ada (Hadra Adası)
Yeşil Ada, Hadra Adası. Bazı kimseler İmam Mehdi’nin (a.s) Hadra Adasında yaşadığını öne sürerek o Hazret’in evlatlarıyla birlikte örnek İslami bir yönetim kurduğunu yaymaya çalışmaktadırlar. Ama yapılmış olan kapsamlı araştırmalar böyle bir adanın var olmadığı, uydurulmuş bir efsaneden ibaret olduğu kesin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Allame Meclisi (r.a) Bihar’ul-Envar kitabında bu masalı naklettikten sonra şöyle yazmıştır: “Hadra Adası masalını güvenilir kitaplarda bulamadığım için burada ayrı bir başlık altında anlatıyorum.”
Şeyh Ağa Bozorg-i Tahrani (rahmetullah aleyh) de bu masalın hayal ürünü ve uydurma olduğunu söylemişlerdir. Bu söylediklerimizin haricinde Hadra Adası masalı çelişkilerle dolu bir masal olduğu için kabul edilmesi mümkün değildir. Ayrıca rivayetlerin silsilesinde kendilerine itimat edilmesi imkansız olan tanınmamış kimseler vardır.
Ayetullah İbrahim Emini (r.a) “Dadguster-i Cihan” kitabında şöyle yazmıştır:
Hadra Adası masal ve romandır. Çünkü;
1-Sağlam ve güvenilir kaynağa dayanmamaktadır. Bu masal, bilinmeyen el yazması olan bir kitapta yer almaktadır ve Allame Meclisi o kitapta yazılmış olanları güvenilir kitaplarda bulamadığını yazmıştır.
2-Masal çelişki ve zıtlıklarla doludur.
3-Bu masalda Kur’an’ın değiştirildiği iddia edilmiştir; bu iddianın hiçbir şekilde kabul edilebilmesi mümkün değildir.
Ayetullah Emine’nin haricinde, aralarında Ayetullah Şeyh Muhammed Takî Şuşterî, Ayetullah Şeyh Ağa Bozorg-i Tahranî ve Ayetullah Şeyh Cafer Kaşiful Gıta’nın da bulunduğu çok sayıdaki büyük alim, Hadra Adası masalının efsane ve uydurma olduğunu yazmış ve söylemişlerdir.
Hadra Adası Hikayesi: H.k 690 yılında Ali b. Fazıl Mazenderanî’nin Hadra Adası’na götürülmesi hakkında anlatılan hikayede, Hadra Adası’nın Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) ailesinin ve çocuklarının yaşadığı yer olduğu söylenmiştir. Bu hikayeyi İsbat-ul-Hudat kitabında olduğu şekilde nakledeceğim:
“Allame Meclisi, Bihar’ul-Envar kitabında, Yahya b. Fazl’ın Risalet-ul Bahrul Eaz vel Ceziret-ul Hadra kitabından Ali b. Fazl Mazenderanî’den nakletmiş olduğu çok uzun bir hadiste şöyle yazıldığını nakletmiştir:
Batı’daki (İspanya) şehirlerinden birisine girdim; Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) şehrinden birtakım kimseler de binekleriyle o şehre geldiler. Onlardan bir tanesi yaşlı bir adam idi.
Beni görünce dedi: “Senin adın nedir? Zannedersem senin adın Ali’dir.”
Dedim: “Evet, benim adım Ali’dir.”
Dedi: “Babanın adı nedir? Zannedersem babanın adı Fazıl’dır.”
Dedim: “Evet, babamın da adı Fazl’dır ama sen benim ve babamın adını nasıl bildin?”
Dedi: “Senin adını ve özelliklerini bana söylediler ve Hadra Adasına kadar senin yanında olacağım.”
Çok sevinmiştim. Birlikte sahile gittik. On altıncı gün beyaz suya ulaştık.
Sordum: “Burası neresidir?”
Dedi: “Bu Beyaz Deniz’dir, Orası ise Hadra Adası’dır. Etrafını saran bu beyaz su, Allah’ın hikmetiyle düşman gemilerinin ve deniz araçlarının adaya yaklaşmalarına, İmama ulaşmalarına engel olmaktadır.”
Sonra adaya girdik ve mescide gittik. Şemsettin adında bir kişiyi gördüm. Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) torunlarından olduğunu söylüyordu. Biraz konuştuktan sonra kendisine şöyle söyledim: “İmam Mehdi’yi (a.s) gördün mü?”
Dedi: “Hayır, görmedim ama babam İmamın sesini duyduğunu ama kendisini görmediğini söylüyordu. Dedem ise hem imamın kendisini görmüş ve hem de sesini duymuştur.”
Bu konuşmalardan sonra o Seyyid ile birlikte şehrin dışına çıktık ve yaşlı bir adamla karşılaştık. Seyyid’e bu adamın kim olduğunu sordum.
Dedi: “Karşıda olan o dağın ortalarında bir yerde hürrem ve abad bir yer vardır. Orada bir çeşme vardır ve o çeşmenin olduğu yerde bir kabile yaşamaktadır. Bu zat, arkadaşı ile birlikte o kabileye hizmet etmektedir. Ben her hafta cuma günü sabahleyin oraya gidiyor, İmamın huzuruna çıkıyorum.”
(Bu hadisin ilk bölümünde Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) sesinin duyulup kendisinin görülmediği söylenirken, burada İmamın huzuruna müşerref olduğunu söylemektedir.)
İki rekat namaz kılıyorum. Sonra önümde yemek buluyorum. O yemeğin içinde bir hafta boyunca yapmam gereken işler yazılmaktadır. O listeyi alıyorum ve hafta boyunca yazılanları yapıyorum.
Ali b. Fazl daha sonra şöyle söylemiştir: “Hizmetçilerden beni de İmamın huzuruna götürmelerini istedim ama mümkün olmadığını söylediler. Arkadaşım bana döndü ve seni vatanına geri götürme emri geldi. Benim ve senin bu emre karşı çıkmamız doğru olmaz.” dedi.
İsbat-ul Hudat c.7 s.371
Ali b. Fazl kendi kıssasını Fevaid-uş Şemsiye kitabında etraflı bir şekilde yazmıştır.
460-Allame Hasanzade Amulî’nin Ağzından Hadra Adası
Merhum Hacı Nurî’nin Hadra Adası hakkında rivayet etmiş olduğu sözler hakkında Allâme Şa’rânî şöyle buyurmuşlardır:
Hadra Adası günümüzde de vardır ve Endülüs ülkesine bağlıdır. Bütün adalar gibi bu ada da yemyeşil bir adadır. Bu adayı diğer adalardan ayıran özellik, Fâtımi Mehdi’nin yaşadığı yer ve hükümetinin başkenti/payitahtı olmasıdır. Fâtımi Mehdi’nin buraya gelmesinden sonra bu ada dillerden düşmez oldu. Ama birtakım cahil raviler, Fâtımi Mehdi’yi Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) dönüştürdüler ve o Hazret’in Hadra Adası’nda yaşadığını iddia etmeye başladılar. Bu adayı Bermuda Üçgen Adası ile ilişkilendirmeye çalıştılar.
Bermuda Üçgen Adaları hakkında da çok şey söylenmiş ve ne yazık ki birtakım kimseler duymuş oldukları bazı şeyleri din ve inanç olarak insanların önüne koymaktadırlar.
Oysa İslam Dini ve islamî itikatların tamamı delil ve akıl üzerine bina olmuştur.
“Onlara de ki: Eğer doğru söylüyorsanız delillerinizi ortaya koyun.”
Bakara Suresi 111. ayet
Allahu Teala, Ayetullah Rafii’nin makamını yüceltsin. Bu büyük alim insanların İlahî Hüccet’e muhtaç oldukları hakkında buyrulmuş olan hadisler hakkında o hadislerden bir tanesi:
“Yeryüzünde Allah’ın Hücceti olmayacak yeryüzü yok olur.”
Hz. Bakiyyetullah’ın varlığı, Allah’ın sırlarından bir sır olduğu için olması şart ve olmazsa olmazdır ve varlık aleminin insan-ı kamilden müstefiz olmadan varlığını sürdürmesi mümkün değildir.
(Konunun devamı için Der Asiman-ı Marifet kitabına müracaat edilebilir.)
Allame Hasanzade Amuli, Der Asiman-ı Marifet, sayfa 161.