İçindekiler
Aşura vakasının bu denli azamet, yücelik ve emsalsizlik ile vuku bulmasının tek sebebi insanların İmam’a/Veliyyullah’a karşı imtihan edilmesiydi.
Allah, İmam Hüseyin (a.s)’ın vasıtası ile; İmam Hüseyin (a.s)’ın eli ile, insanları Veliyyullah’a ve velayete karşı sınayarak imtihan etti.
İnsanların Veliyullah’a Karşı İmtihan Edilmesi
Bu konuyu anlayabilmemiz için Hz. İmam Hasan El Müçteba (a.s)’dan bir örnek vereceğim.
İmam Hasan (a.s)’ın Döneminde İnsanların İmtihanı
Hz. İmam Hüseyin, insanları Aşura olayı ile nasıl imtihan buyurdu ise İmam Hasan (a.s)’da insanları aynı şekilde imtihan buyurdular.
İmam Hasan (a.s)’ın silahlı gücü zahiri olarak yerindeydi. Askerlerinin, taraftarlarının sayısı yüksekti. İmam Hasan (a.s)’ın takribi olarak 12.000 kişinin üstünde askeri vardı ve diğer Masum İmamlar’a nispeten daha çok askeri güce sahip olmasına rağmen Muaviye ile sulh ettiler.
Bizler Velayet mektebine olan bağlılığımızı, Eimme-i Ethar (a.s)’a olan itaatimizi genellikle barış üzerine dizayn ediyoruz. Eğer hayatımızı sulh üzere dizayn ediyorsak ölçü ve kıstasımızın İmam Hasan (a.s) olması gerekir. Hiç kimse Allah’ın hak halifesi, Allah’ın nuru, Allah’ın velisi, Allah’ın tayin ettiği Resulullah’ın hak halifesi İmam Hasan (a.s)’ın ötesinde barış yaparak sulh ilan edemez. Hiç kimse Velayet hususunda, Veliyyullah’ın ötesinde tolereli olamaz, vurdumduymazlık yapamaz.
İmam Hasan (a.s), diğer Masum İmamlar’a nispeten en çok askere sahip olan İmamdır.
İmam Hasan (a.s)’ın 12.000 askerin üstünde olan bir askeri gücü vardı.
Ubeydullah b. Abbas:
Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a) ve Hz. Emirelmüminin Ali (a.s)’ın amcasının oğludur.
İmam Ali (a.s)’ın hükümetinde vali idi.
Hz. İmam Hasan El Müçteba (a.s)’ın ordusunda, kolordu komutanıydı.
Ubeydullah’ın emri altında binlerce asker vardı. Ubeydullah, Muaviyenin gönderdiği onlarca torba altına karşılık İmam Hasan (a.s)’ın ordusunu terk ederek İmam’ı altın karşılığında sattı. Ubeydullah binlerce, onbinlerce askeri ile birlikte Muaviyeye teslim oldu.
İmam’ın yanından kaçanlar kaçtılar ve Muaviye’ye teslim olanlar da teslim oldular ve İmam Hasan (a.s)’ın yanında asker olarak 12.000 tane silahşör asker kaldı ve İmam Hasan (a.s)’da bu durumda Muaviye ile sulh etti.
İmam Hasan (a.s) Muaviye ile sulh ettiği zaman İmam Hasan (a.s)’ın yanında kalanların çoğunluğu Veliyyullah’a karşı geldiler ve itiraz ettiler. İtiraz edenlerin arasında seçkin kişilerin sayısı oldukça fazlaydı. İmam Hasan (a.s)’a itiraz edenlerin arasında Hz. İmam Ali (a.s)’ın önde gelen şiilerinden olan çok meşhur kişiler de vardı. Bunlar İmam Hasan (a.s)’a hakaret ediyorlardı. Bunlar cengaverlik fedaileriydiler ama hedeflerinde Hz. İmam Hasan (a.s) vardı. Sulhçular, Muaviye’ye teslim olup İmam Hasan (a.s)’a hakaret ederek sövüyorlardı; kendilerini cengaver olarak tanıtanlar da İmam Hasan (a.s)’a sövüyorlardı. Bunların arasında olan en önemli kişilerden birisi ise Sufyan b. Ebu Leyla idi.
SUFYAN B. EBU LEYLA:
İmam Ali (a.s)’ın şialarındandı.
Kendisi çok meşhur/tanınmış biri ve aynı zamanda da bir alim idi.
İmam Ali (a.s)’ın yanında terbiye olmuştu.
İmamların yanında eğitim almıştı.
Sufyan çok uzak bir yoldan geliyordu ve bineği ile İmam Hasan (a.s)’ın bulunduğu yere geldi; daha bineğinden inmeden İmam Hasan (a.s)’a şöyle dedi:
“Esselamu aleyke Ya muzillel Muminin.”
“Selam olsun sana, Ey müminleri zillete sokan adam.”
Yani müminlerin başına kara geçiren adam; müminleri alçaklığa sokan adam, sen öyle bir adamsın ki sen müminlere zillet elbisesini giydirdin.
İmam Hasan (a.s) ona şöyle buyurdular:
“Yoldan geldin, yorgunsun; bineğinden in, biraz dinlen; ondan sonra söveceksen söversin. Ne diyeceksen ondan sonra dersin.”
Bilahare Sufyan yanındakiler ile birlikte oturdular; Sufyan’ın yanında olanların bir kısmı İmam’ın ordusunda ki askerlerdi fakat bunların çoğunluğu İmam’ı tahkir etmekle görevliydiler.
Bunlar İmam Hasan (a.s)’ı hainlik ile ihanet ile hatta bir şekilde Allah’ın dininden çıkmak ile suçlamakla görevli kişilerdi.
İmam Hasan (a.s) buyurdular ki:
“Ben size ne anlatabilirim; nasıl anlatabilirim? Bunu bilin ki benim yapmış olduğum bu sulh sizin için üzerine güneşin doğduğu bütün nimetlere sahip olmanızdan daha yücedir.
“Yani sizler dünyadaki bütün nimetlere sahip olsaydınız (çünkü güneş bunların üzerine doğuyor) bile benim sulhum sizler için daha hayırlıdır.”
İmam Hasan (a.s) bu sulhu ile insanları Velayet’e karşı imtihan etmiştir.
Bizler hiç kimsenin kılına ve tüyüne dokunmadan sulh ve asayiş içinde olmak ve Ehlibeyt’in Velayeti ekseninde yürümek istiyorsak yapmamız gereken tek şey:
“Ama, lakin, fakat, ne için demeden, ikinci bir hedef gözetmeden İmam (a.s)’a tâbi olmamız gerekir.
Veliyyullah’a Tebaiyyet
İmam’a nasıl tâbi olacağız?
İmam bir şey yapmış ise neden ve niçin yaptınız demeyeceksin!
İmam bir şey buyurmuş ise “neden veya niçin böyle buyurudunuz?” demememiz gerekir!
Geçmişten bugüne kadar maalesef bir grup var ki bunlar, Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın beyanını, yaptıklarını ve hedeflerini aşırı bularak; Hz. İmam Hasan (a.s)’ın sulhunu daha fazla öne çekiyorlar.
Ama bu kişilerin bilmediği şey:
İmam Hasan (a.s) da yapmış olduğu bu sulh ile insanları (tıpkı kardeşi İmam Hüseyin (a.s)’ın Kerbela kıyamı ile imtihan buyurdukları gibi) imtihan buyurmuşlardı.
Hz. İmam Hüseyin (a.s), yanında hiçkimse yokken, taraftarı yokken, insanları velayete karşı imtihana tabi tuttukları gibi İmam Hasan (a.s) zahiren 12.000 kişilik bir ordusu varken insanları sulh ile imtihan tabi tuttular ama insanların geneli ise sınıfta kaldılar.
Muaviye’nin Â-li Resulullah’tan İntikam Planı
Bizler hem dünyayı isteyerek, hem dünyaperstlik yaparak, hemde dünyayı İmam’ın önüne geçirerek İmam’a itaat edebileceğimizi zannetmemeliyiz.
Söz ile (iddia ile) Veliyyi Emr’in yanında olunamaz.
İmam Hasan (a.s) onlara buyurdular (bu buyruk bugün bizim içinde geçerlidir; bu buyruk yalnızca onlara has değildir.):
Ben sizinle beraber mi, Muaviye ile savaşacaktım? Eğer ben sizinle beraber Muaviye ile savaşacak olsaydım sizler benim ellerimi ve kollarımı bağlayarak Muaviye’ye teslim ederdiniz.
İtaat edilmesi gereken mercii İmam’dır. İmam’ın sözü önceliklidir. Bizler İmam’ın yapmış olduğu davetin hikmetini bilemeyiz.
Ben, İmam Hasan (a.s)’ın Muaviye ile yaptığı sulhun Risalet-i Nebiyyi Ekrem’e, Velayeti Emirel Müminin’e ve Ehlibeyt mektebine ne kattığını beyan edecek değilim zaten bizim haddimiz de buna yetmez. Bizler ancak elez’zahir bir şeyler diyebiliriz.
Öncelikle şunu söyleyeyim:
Onlar ile (İmamı tahkir edenler ve Muaviye’ye teslim olanlar ile) bizim sulhtan anladığımız şey aynıdır.
Onlar ile bizim savaştan/mücadeleden anladığımız şey de aynıdır.
Eğer, Hz. İmam Hasan-i Müçteba (a.s) onlar ile birlikte Muaviye ile savaşsaydı onlar İmam Hasan (a.s)’ın ellerini ve kollarını bağlayarak Muaviye’ye teslim edeceklerdi ama Muaviye kâtî surette İmam Hasan (a.s)’ı öldürmeyecekti çünkü Muaviye’nin ayrı bir nefreti, ayrı bir kini vardı.
Peki Muaviye’nin (l.a) Hz. İmam Hasan (a.s) hakkında asıl planı neydi?
Hz. İmam Hasan (a.s)’ın dedesi Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a), Muaviye’nin babası Ebu Süfyanı esir almıştı. Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a) onları esir aldıktan sonra âzâd ettiler ve serbest bıraktılar.
Muaviyenin babası ve ailesi Ümeyyeoğulları bu olaydan sonra Tulegai Resulullah olarak tanınıyorlardı.
Tulegai Resulullah
Tulegai Resulullah: “Resulullah (s.a.a) olmasaydı bunlar kurtulamazlardı” demektir.
Muaviye (l.a), İmam Hasan (a.s)’ın şahsında, Nebiyyi Kibriya (s.a.a)’den bunun intikamını alacaktı/ almak istiyordu.
Muaviye, Hz. Nebiyyi Kibriya (s.a.a)’in Ümeyyeoğullarının boynuna takmış olduğu zillet madalyasının; Tulegai Resulullah rozetinin aynısını İmam Hasan-i Müçteba (a.s)’a takmak istiyordu.
Eğer ki İmam Hasan (a.s) sulh yapmayarak Muaviye ile savaşsaydı İmam ihanete uğrayacaktı; kendi ordusu tarafında elleri ve kolları bağlanarak Muaviye’ye teslim edilecek ve Muaviye Ümeyyeoğullarının bu intikamını, İmam Hasan (a.s)’ın şahsında bütün Â-li Resulullah’tan almış olacaktı.
Eğer İmam Hasan (a.s) sulh yapmamış olsaydı, bugün bizlere Şie-i Tulegai Muaviye diyeceklerdi.
Yani bunlar öyle şialardırlar ki bunların İmamı’nı Muaviye âzâd etmişti diyeceklerdi. Muaviye bunların İmamını âzâd etmemiş olsaydı bugün bunlar hayatta yoklardı, diyeceklerdi.
Siz bunun ne kadar büyük bir ar olduğunu biliyor musunuz?
Siz bunun ne kadar büyük bir zillet olduğunu biliyor musunuz?
Bugün bizlerden sulhâmiz bir şey bekleniyorsa ve bizde bunu yapacaksak bu ancak Velayete tebaiyyet ile olur.
O gün ki insanlar bunların böyle olacağını bilmiyorlardı.
Ben bunları anlatırken, sizler belki diyebilirsiniz:
“İmam Hasan (a.s)’ın sulhu ile İmam Hüseyin (a.s)’ın kıyamı arasında bir ilişki yoktur; Adnan hoca “Aşura“ konulu dersinde niye İmam Hasan (a.s)’ın sulhunu anlatıyor?
İmam Hasan (a.s)’ın sulhu ile İmam Hüseyin (a.s)’ın kıyamının birbiri ile bağlantılı olmadığını düşünebilirsiniz ama yanlışa düşmüş olursunuz.
Çünkü İmam Hasan (a.s)’ın sulhu ile İmam Hüseyin (a.s)’ın kıyamı tek bir olaydır; bunlar iki farklı olay değildir.
Her iki olayda bir emre davettir ama iki farklı şekilde gerçekleşmiş imtihanlardır.
Allahu Tebareke ve Teala bu olaylarla kimlerin Veliyyullah’ın yanında; kimlerin Veliyyullah’ın karşısında olduğu imtihan buyurdular.
Veliyyullah’ın Velayetine Girme
Veliyyullah’ın yanında olabilmenin şartı neden ve niçinsizliktir!
Neden? Niçin? Niye? Fakat, ama ve lâkin demeyecek olursan Veliyyullah’ın yanında olanlardan olabilirsin.
Veliyyullah’ın emrini sorgulamamak, Veliyyullah’a itiraz etmemek, kısacası neden ve niçin dememek için ne yapmamız gerekir?
Veliyyullah’ın daveti, hangi şart, koşul ve formda olursa olsun bizim yapmamız gereken tek bir iş vardır ve bu işi yapanlar, İmam’ın yanında ve Velayetinin altında olanlardır; bu işi yapan kişiler, İmam’ın Velayetini gerçekten kabul eden kişilerdir.
Peki bu iş nedir?
Bu iş, İmam’ın işini yapmaktır.
İmamların İşini Yapmak
Bizler masum İmamların, Veliyyullah’ın, Hüccetullah’ın işlerini yapmakla mükellefiz; İmamların omuzlarındaki yüklerini omuzlarımıza almak ile mükellefiz. Eğer bu yükü taşıyanlardan olursak bizler İmam’ın Velayetini kabul edenlerden yani İmam’ın yanında olanlardan oluruz.
İmam yükünü taşımamıza, İmamın işini yapmamıza engel olan yegane şey bizim lezzet peşinde koşmamızdır.
Lezzet: Sadece yemek yemek, şehvetin en güzelini tatmak, istirahatin en kalitelisini yaşamak v.b şeyler değildir.
Lezzetin gerçek manasının yanında bunlar sadece devede kulaktır.
Lezzetin Gerçek Manası Nedir?
Lezzet, İmamların yanında olmanın, İmamların işini yapmanın dışındaki bütün işlere verilen addır.
Lezzet, hebadır yani hemencecik geçen, ardında âkıbeti ve eseri kalmayan şey demektir.
Bittikten sonra arkasında ürün/eser bırakmayan şeylerin tamamına verilen ad lezzettir.
ÖRNEĞİN:
En güzel, en lezzetli yemeği yediğiniz zaman ondan tatmış olduğunuz lezzet, almış olduğunuz haz, o yemeği yutkunana kadardır. O yemek yutkunulduktan sonra artık ne yaparsanız yapın yutmuş olduğunuz yemeğin lezzeti birdaha hiçbir şekilde geri gelmeyecektir çünkü lezzet geriye hiçbir eser bırakmaz.
İmamın işlerinin dışında kalan her şey lezzete benzetilmiştir çünkü baki değildir.
İmam’ın işlerinin dışında olan hiçbir işin kalıcılığı yoktur.
Neden?
Kalıcılıkları yoktur çünkü İmamların işlerinin dışında kalan hiçbir iş insanları kurtuluşa götürmez.
İmamın işlerinin dışında kalan işlerin hiçbirinin daimi reçete olmak gibi bir boyutları yoktur; hepsi geçicidir.
İmamların İşini Yapmak İçin Yapmamız Gerekenler
İmamın işini yapabilmek, omuzlarındaki yükü kendi omuzlarımıza yükleyebilmek için yapmamız gereken tek bir iş vardır.
Bu iş İmamlar gibi dım atmaya, düşünmeye, belaların, sıkıntıların ve musibetlerin içine girmeye karar vermektir.
Musibet ve Sıkıntılar
Dünyada huzur, asayiş ve rahatlık yoktur, var olan tek şey sıkıntıdır, sadece sıkıntı vardır.
Musibet ve Sıkıntıların Gerçek Muhattabları ve Nedeni
Dünyada var olan bela, musibet ve sıkıntılar sadece Allah ile birlikte olan ve Allah ile birlikte olmak isteyen kişiler için vardır.
Allah ile birlikte olmayan kişiler için o boyuttaki gibi bir musibet, sıkıntı ve imtihan yoktur.
Allah ile birlikte olmayan (veya olmak istemeyen) kişilere neden sıkıntı yoktur?
Müminler niye sıkıntı içindedirler?
Allah ile birlikte olmayan kişiler müminler gibi (müminler kadar) bela ve sıkıntıya müptela olmazlar çünkü belalar, musibetler, zorluklar ve sıkıntılar insanı olgunlaştırır ve insanın kapasitesini arttırır.
Musibet ve sıkıntılar insana yüklenebileceği yüklerin ötesindeki yükleri hamletmeyi gerekli kılar ve insana hacim kazandırır.
Örneğin:
Sizler bir çocuğun eline öncelikle yarım kilogramlık bir yük veriyorsunuz ve onu alıştırıyorsunuz; çocuk alıştırdıktan sonra yavaş yavaş yükünü arttırıyorsunuz çünkü alıştıkça hacim kazanıyor ve daha çok yük taşıyabilme kapasitesine erişiyor.
Bir başka örnek verecek olursak:
Bir hayvanın kas yapmasını istiyorsanız o hayvana yük taşıtırsınız ama kas yapmasını istemediğiniz hayvana ise yük taşıtmazsınız.
Bugün dünyada hayvancılık (etçilik) sektöründe bir uygulama var. Bir takım sığırları doğdukları ilk günden itibaren sürekli olarak yan yatırıyorlar ve belli bir mekanizma aracılığı ile de bir kaç saatte bir sağa ve sola çeviriyorlar. Bu sığırların vücudunda hiçbir şekilde kas oluşmuyor ve belli bir tonaja geldikleri zamanda ise kesiyorlar. Bu hayvanların eti lokumdan bile daha yumuşak (pamuk gibi) oluyor çünkü hiç kas yapmamışlardır. Bunların ağırlığı 2-3 ton arasında oluyorlar ama bu ağırlığa sahip olmalarına rağmen bunların sırtına en ufak bir yük dahi vurulacak olsa bunların beli kırılacak durumdadır.
İnsanlar da böyle bu şekildedirler.
İnsan musibetlere, zorluklara ve sıkıntılara girmeyecek olursa kendisi için tayin edilmiş olan nimeti tadabilme, görebilme, algılayabilme ve anlayabilme kudretine sahip olamaz. Bu sebepten dolayı da musibetler insan olmak isteyen kişiler için vardır.
İslam dininin de şöyle söylenir:
“Musibet insan için vardır; musibetler insanlara verilir.”
Bu musibetler insana kimi zaman Hz. İmam Hasan (a.s)’ın sulhunda verilir; kimi zaman ise Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın Kıyam-ı Aşurasında verilir çünkü her iki olayında ortak hedefi insanların Veliyyullah’ın ne kadar yanında olduklarını sınamak ve imtihan etmek ve imtihanın sonucunu insanın kendisine göstermektir.
Allahu Tebareke ve Teala, zaten kimin ne olduğunu biliyordu.
Allah insanların ne olduğunu bizzat kendilerini göstermeyi irade etmişti ve bu imtihanlar ile de bu sonucu bize gösteriyor.
Allah, bu imtihanlar ile insanlara, bu dünyada vermiş olduğu şeylerin, dünyevî nimetlerin nimet olduğunu göstermeyi irade etmiştir ve bunu imtihanlara ve bu vasıtalara tabi tutmuştur.
Örneğin:
İmtihana girme zahmetine girmeyen, ders çalışmayan ve zahmet çekmeyen kişi, yarın sınava girdiği zaman meşhur bir üniversitenin meşhur bir bölümüne girme nimetinden mahrum kalmaya mahkûmdur.
Bir kişi anacak ders çalışma zahmetine katlanıp, sınava girip kazandığı zaman, kazanmış olduğu okulun ve bölümün azametini idrak edebilecek duruma gelir.
Sınava çalışmayan ve kazanamayan kişiler Tıp, Astronomi ve Mühendislik bölümlerinden ne anlayabilirler?
Sadece zahmet çeken ve imtihana tabi tutulan kişi nimetin azametini idrak edebilir?
Siz zahmet çekmeyen ve sınava girmeyen bir köylüye “Tıp fakültesi nedir?” diye soracak olsanız size diyecek ki:
“Ben tıp fakültesinin ne olduğunu nereden bileyim?”
Üniversite nedir diye soracak olursanız size verecekleri cevap:
“Biz nereden bilebiliriz ki Üniversite nedir?”
Yada filan Üniversitenin getirmiş olduğu bu makam nasıl bir makamdır, diye soracak olsanız; size vereceği cevap yine şöyle olacaktır:
“Biz nereden bilebiliriz ki!”
Bu bedevi insanlar için de böyledir.
Eimme-i Ethar (a.s)’ın yanında olma fikrinde ve zikrinde olmayan kişi musibet ile imtihan olamaz.
Musibet ile imtihan olmayan kişiler ise:
1-İmamın yanında olmanın nasıl azim bir nimet olduğunu anlayamazlar.
2-İmamın yükünü taşımanın nasıl bir makam olduğunu idrak edemezler.
3-İmamın işini yapmanın insana neler verdiğini idrak edemezler.
Bu kişi insanlık makamından merduddurlar.
İnsanlar, Veliyyullah ile birlikte olmak, Veliyyullah’ın emrinde olmak, Veliyyullah’ın işini yapmak ve Veliyyullah’ın yükünü omuzlarında taşımak için yaratılmıştır.
Bir kişi hangi sebep ile olursa olsun Veliyyullah’ın işini yaparak yükünü omuzlarında taşımıyorsa bu Veliyyullah’ı kabul etmemesi anlamına gelmektedir.
Veliyyullah’ın işini yaparken, Veliyyullah’ın sulh halinde veya savaş halinde olması da hiç fark etmiyor çünkü her iki durumda Müminin izzeti için yapılıyor.
İmam Hasan (a.s)’ın sulhu Müminin izzet ve itibarı için gerçekleşmiştir; aynı şekilde İmam Hüseyin (a.s)’ın Aşura kıyamı da Müminin izzeti ve itibarı için gerçekleşmiştir.
Müminliğin Nişanesi
Mümin olmanın, İmamların şiası olmanın tek bir yolu ve nişanesi vardır.
Bu yol: “Öncelikli işinin, yapman gereken tek işinin İmamların işi olduğunu bileceksin ve İmamın işini yapacaksın. Şialığın İmamın yükünü omuzlamaktan başka bir nişanesi yoktur. İmamların yükünü omuzlamayan kişi İmamların yanında olmayan kişidir.”
İmamların yükünü omuzlamak için yaşınız, sağlık durumunuz veya ekonomik durumunuz v.b durumlar mevzu bahis bile değildir.
Bir Şiî Habib b. Mezahir iken de iş yapabilir, Müslim b. Akil iken de.
Bir Alevi Ali Ekber iken de iş yapabilir, Züheyr iken de.
Hiçbir kimse, hiçbir yaşta, hiçbir koşulda vazifeden vâreste değildir.
Hiç kimse İmamın yükünü taşıma ve işini yapma hususunda vâreste olmamıştır/olamaz.
İmamın yükünü omuzlamak ve işini yapmak bir kişinin önceliği olmayacak olursa ve bu öncelik çerçevesinde yaşamayacak olursa, bu kişinin yaşadığı her dakika Eimme-i Ethar’dan beridir. Eimme-i Ethar (a.s)’dan beri olarak geçirmiş olduğu bu dakikalardan birisinin içerisinde can verecek olursa bu kişi gayri müslim olarak ölmüş olur.
İnsanı Müslüman edecek tek şey:
İmam’ın emrinde olmak ve İmam’ın emrinde kalmaktır.
Veliyyullah’a tabii olmak insanı müslüman eder.
Veliyyullah’a itaat ile geçmeyen her dakika Veliyyullah’a muhalefet ile geçmiştir ve herkes bu muhalefetinin hesabını verecektir.
Delil:
Allahu Tebareke ve Teala Kuran-i Kerimde şöyle buyuruyor:
ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ
Sonra o izin gününde (kıyamet gününde) nimetten sorgulanacaksınız.
Tekasür Suresi 6. ayet
Bu nimetin bir boyutunda vakit boyutudur; zamandır, zaman bir nimettir.
Hadis-i Şerifte de bu daha açık bir şekilde buyruluyor:
“Siz, kıyamet günü zaman nimeti hususunda kesinlikle sorgulanacaksınız!”
Kıyamet günü, zaman hususunda nasıl hesap sorulacak?
Sana hangi zaman diliminde ne yiyip içtiğini sormayacaklar.
Sana karpuzu ne zaman nasıl yediğin sorulmayacak.
Zaman hususunda sorulacak tek soru:
Sen bu zaman diliminde yemek yemişsin yada uyumuşsun veya başka bir iş ile meşgul olmuşsun, senin buradaki önceliğin kimdi?
Sen bu zaman diliminde kendini kimin işini yapmak ile mükellef görüyordun?
Sen bu zaman diliminde kimin işini yapıyordun?
Yani sorulacak olan tek soru sen şu zamanını İmamın emri çerçevesinde geçirdin mi; geçirmedin mi?Zamanını İmamların emri çerçevesinde geçirmeyen kişi bunun hesabını verecek!
Allahu Tebareke ve Teala hesaba çekeceğiz buyurduğu zaman bunun manası budur ki:
“Bu kişiler suç işlemişlerdir; suç işleyenlere hesap sorulacağı vakit bunun hesabını veremeyecekler demektir.”
Biz, o gün sizi zaman nimetinden hesaba çekeceğiz; yani sizler ki o zaman biriminde, Eimme-i Ethar (a.s)’ın yükünü omuzlamayı öncelikli işiniz olarak kabul etmediniz ve emirlerini öncelikli iş olarak yamadınız, yapmadığınız için biz sizden hesap soracağız.
Yani bunu yapmamanın bir hesabı var ve siz yapmadığınız için biz sizi hesaba çekeceğiz.
Bu vazifeyi yapan kişiye sorgu yoktur.
İmamlarının işini öncelikli işikabul eden kişilere sadece tek bir soru sorulacaktır.
-Ömrünü nerede ve nasıl geçirdin?
+İmamımın emrinde geçirdim.
Hepsi bu kadardır; bu kişiye başka bir soru (imtihan) yoktur.
-Ömrünü nerede geçirdin?
+Tepeden tırnağa kadar İmamımın emrinde geçirdim.
İmamın yükünü omuzlayan ve İmamın işini öncelikli işi olarak gören kişinin hesabı bu kadardır.
Sorguya çekilecek kişi, zamanını İmamın emrinde geçirmeyen kişidir.
Bir yerde sorgu var ise orada suç vardır.
Sorgu var ise orada günah, cürüm (suç) vardır.
İmamın emrine itaat etmemek, İmamın emri ile meşgul olmamak, suçtur.
Kimler hesaba çekilir?
Kuran-i Kerim buyuruyor:
Biz günahkarları hesaba çekeceğiz.
Yani biz emre karşı gelerek suç işleyenlere hesaba çekeceğiz.
Hesaba çekileceksek demek ki biz İmama karşı gelmişiz, mücrimiz; İmam’ın emri dışında vakit geçirmek mücrimliktir.
Bir kişi İmamın yolunda değilse kimin yolundadır?
Elbette ki İblis’in yolundadır.
Bir ömür İmamın emrine, yoluna, hedefine matuf değilse o ömür iblisîdir.
Birinin öncelikli işi ve hedefi İmamın işi değilse o kişinin ömrü İblisîdir.
İmamın mektebinin gayrısında (dışında) olan bütün mektebler iblisîdir.
3. bir mektep hiçbir zaman olmamıştır ve olmayacaktır.
1. Mektep= Velayet Mektebi
2. Mektep= İblisî Mektep.
3. bir mektep yoktur. İmamet ve Velayet mektebinde olmayan kişi İblisin mektebindedir.
İmamın emrinde geçen bütün vakitler, Allahın huzurunda (karşısında) kurbunda geçirilen vakittir.
Bunun neye benzediğini biliyor musunuz?
Bu İmam Hüseyin (a.s)’ın bayrağına benzer.
Siyah bir bez parçası ayaklar altında yerde çiğnendiği zaman hiçbir kimse buna itiraz etmez ama adamın biri çıkagelir ve o siyah bez parçasını alarak şöyle söyler:
Ben bu bez ile Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’a bayrak yapacağım.
Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın mübarek adı bu bezin üstüne geldiği ân itibari ile artık mukaddes oluyor ve artık yere atamıyorsunuz.
Bu bezin üstüne İmam Hüseyin (a.s)’ın adı geldiği an Hüseyin’in bayrağı olduğu için değer kaynağı olur ve o sıradan bez artık şifa kaynağı olmuştur.
Öyleki Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın bedenine temas eden bez ile bu bezin arasında hiçbir fark kalmamış oluyor.
Bir vakit İmam’ın emrinde geçmiyorsa o vakit ayak altındadır; ayak altında olan bir vaktin hiç kimseye hiçbir faydası yoktur.
İmam’a adamadığın vaktin ne sana ne de o vakti adadığın kimseye faydası yoktur/olamaz.
Allah katında ayaklar altında olan bir vaktin, en çirkef yerlere layık olan bir vaktin sanada, ailenede değer verdiğin kimselere de hiçbir faydası olmaz.
Aşura konusunun ilk dersinde ben size bir soru sormuştum:
Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın yarenlerinin gözleri neden İmam Hüseyin (a.s)’dan başka hiç kimseyi görmüyordu?
Neden Hz. İmam Hüseyin (a.s)’a divanevarî aşık olmuşlardı?
Bizler neden böyle divanevarî aşık olamıyoruz?
Bizlerde, onlar gibi “Huseyn Huseyn” diyoruz; ama neden buna rağmen onlar gibi aşık olamıyoruz?
Sizi, İmam Hüseyin (a.s)’ın matem meclisine getiren şey, Hüseyin aşkından başka bir şey midir?
Siz bu meclise Hüseyin’den başka bir ülkü ile mi geldiniz?
Biz, bu meclise gelene (maaş, para, altın yada başka bir şey) vermiyoruz ki siz onun için gelmiş olasınız; sizi, bu meclise getiren şey Hz. İmam Hüseyin (a.s)’a olan muhabbetinizdir.
Hepinizin buraya geliş sebebi:
İmam Hüseyin (a.s)’ın adının (herkesin kendi idrak kapasitesi kadar) değerli olmasıdır.
İmam’a İmam’ın 72 Yareni gibi Aşık Olma
Bizler neden İmam Hüseyin (a.s)’a 72 yareni gibi aşık değiliz? Bizler İmam Hüseyin (a.s)’ın velayetini kabul ediyoruz. Hepimiz Ehlibeyt’İn Velayetini kabul eden kişileriz. İmam’ın yarenleri de İmam’ın Velayetini kabul ediyorlardı ama onlar aşık olabilmişken bizler neden aşık olamıyoruz? Onlar neden herşeylerini ellerine alarak İmam Hüseyin (a.s)’a feda edebildiler ama biz edemiyoruz? Herşeyimizi feda etmek bir tarafa, bizler herşeyimizi feda etmeyi tefekkür dahi edemiyoruz! Feda etmeyi tefekkür dahi edemiyorsak bunun sebebi nedir? Böyle bir şeyi tefekkür edebilmek için aşık olmamız gerekir. Biz aşık olamıyoruz çünkü bizim meşgul olduğumuz işler Eimme-i Ethar (a.s)’ın işleri değildir, bizler kendi işlerimizle meşgulüz.
Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s) kendi işlerinle meşgul olduğun bir vaktin içine sığmaz; Hüseyin böyle bir vaktin içine girmez. Hüseyin’in sahibi, Hüseyin’in Rabbi vardır.
Hüseyin’in Rabbi Hüseyin’in adını, cismini ve velayetini basit yerlere koymaz.
Allahu Tebareke ve Teala’nın Hüseyin’in adını koymak için bizden istediği kalp, hayat ve ömür:
Tamamen Hüseyin ile meşgul olan türden ömür, fikir, zikir ve bedendir.
Allahu Tebareke ve Teala bizden bütün işimizin ve emrimizin Hüseyin (Veliyyullah) olmasını istiyor ve yalnızca bu kişilere Hüseyin b. Ali’nin (a.s) velayetini veriyor.
Hüseyin’in adını, zikrini ve velayetini verdiği kimse Hüseyin’e aşık oluyor.
Bu sebepten dolayıdır ki o 72 kişi herşeylerini eline alarak Hüseyin b. Ali’ye feda edebildiler ve yine aynı sebebin negatif boyutun dolayı da bizler feda edemiyoruz.
Bizler feda edemiyoruz/edemeyiz çünkü biz İmam Hüseyin (a.s)’ın işini yapmıyoruz.
Yapmıyoruz çünkü bizler, İmamı Zaman’ın (a.f) işini yapmaya mütemayil değiliz.
Yapmıyoruz çünkü bizler slogan atmaktan başka bir şey bilmiyoruz, slogan atmayı bırakıp İmam’ın işini yapmadığımız içinde İmam’a aşık olamıyoruz.
Biz, İmam Hüseyin (a.s)’ın mektebinden menfaat devşirmeye çalıştığımız ve günümüzü yaşamaya çalıştığımız için aşık değiliz.
Aşık değilsek bunun sebebi, Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın mektebinden azuka elde etmeye çalışmamızdır.
Bizim idrak edemediğimiz şey ise:
Bizler Hüseyin b. Ali (a.s)’dan istifade etmek için yaratılmadık.
Neden yaratıldık?
Bizler Hüseyin b. Ali (a.s)’a feda olmak için yaratıldık.
Biraz düşünün!
Yıllardır küçüğümüz ile büyüğümüz fark etmeksizin hepimiz dua ettik ve ediyoruz.
Ama şunu düşünmemiz gerekir ki hiç şöyle dua ettik mi?
-Ya Rabbi! Benden al!
Hepimiz dua ederken sürekli şöyle diyoruz:
-Ya Rabbi! Bana ver!
Hepiniz Eimme-i Ethar (a.s)’ın haremlerine gittiniz.
●Kerbelaya gittiniz.
●Necefe gittiniz.
●Sammerraya gittiniz.
●Kâzımeyne gittiniz.
●Meşhedi Mukaddese gittiniz.
●Baki Mezarlığına gittiniz.
●Hacca, umreye gittiniz.
●İmam Hasan ile İmam Hüseyin (a.s)’ın koştuğu sokaklarda yürüdünüz; oralarda namaz kıldınız.
●Medineye Peygamberin haremine gittiniz.
●Emirel Müminin İmam Ali (a.s)’ın boynuna ip geçirilen yerde namaz kıldınız.
●Hz. Zehra (s.a)’nın tokat yemiş olduğu yerde namaz kıldınız.
●Bir ihtimale göre Hz. Zehra (s.a)’nın kabrinin bulunduğu yeri ziyaret ettiniz; orada namaz kıldınız.
Bu ziyaretlerde hiç “al” dediniz mi?
Hayır.
Peki ne dediniz?
Sürekli “ver” dediniz, hepimiz “ver” dedik.
Neden sürekli olarak “ver” diyoruz?
Çünkü bizler, İmamları kendimize mesih tayin ettik oysaki bizler onların emrinde olmak için yaratılmıştık.
Biz bunun idrakında olmadığımız için hiçbir şeyin sahibi değiliz.
Bizler, Veliyyullah’ı kendimize feda ettiğimiz için hiçbir şeyin sahibi değiliz ve olamayacağız.
Bizler bu halde iken tomarla yığın yığın paramız da olsa biz yine açız, aç olacağız ve aç kalacağız. Bizim bu halimizle paramız olsa bile yiyemeyeceğiz.
Veliyyullah’ı kendisine feda etmeye çalışanların parasını en bol harcayacağı yerler:
●Hastaneler,
●Kan bedelleri,
●Musibet bedelleri,
●Avukat paraları,
●Vekil paraları,
●Vezir Paraları,
●Sulh paraları v.b yerledir.
Veliyyullah’ı kendine feda edenler, bugüne kadar kendileri için hiçbir şey yapamamışlardır/yapamayacaklardır. Çünkü bu kişi İmamını kendisine adamıştır. Oysa kendisini İmamına adaması gerekiyordu. Bunlar kendisi için hiçbir şey yapamazlar çünkü bunlar İmamı kendisine hamal tayin etmişlerdir oysaki, onlar İmam’ın hamalı olmak için yaratılmılardı.
Bizler bu sebepten dolayı Kerbela’yı anlayamıyoruz; bu sebepten dolayı hepimiz Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın adı geldiği zaman dut yemiş bülbüle dönüyoruz ve birbirimizin suratına baka kalıyoruz.
Biz öyle bir hâle gelmişiz ki İmam Hüseyin (a.s)’a ağlamayı ar sayıyoruz.
Bu yüzden Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın adı geldiği zaman irkilmiyoruz bile.
Oysa ki bizler İmam Hüseyin (a.s)’ın yükünü omuzlamak/taşımak ile mükellefiz.
Bizler ancak İmamın yükünü omuzladığımız zaman insan kategorisine dahil olabiliriz.
Bizler (Alevi/Şii/Caferi olanlar), hepimiz iddia ediyoruz ve söz ile diyoruz:
Biz, kerbelada İmam Hüseyin (a.s)’ın yanında şehid olan yarenler gibi Hüseyin’e aşığız. Kerbela bugün olacak olsaydı bende o 72 yaren gibi İmam Hüseyin (a.s)’a feda olurdum.
Biz bunu iddia ediyoruz ama bunun iddiası çok basittir.
Ben bir cümle söyleyeceğim ve sizde bu cümleye bir bakın acaba gerçekten etmiş olduğunuz iddia hakk mıdır?
Öncelikle şunu arz edeyim:
Hiçbiriniz velayetmedarlığınızı sorgulatmazsınız değil mi?
Siz, benim burada İmamın sözünü dediğimi bildiğiniz için bana taarruz edemiyorsunuz eğer bu böyle olmayacak olsaydı sizler o oturmuş olduğunuz sandalyeleri benim kafamda parçalardınız.
Ben size diyorum:
Velayetiniz eksiktir; Dininiz eksiktir.
Bir yabancı size böyle bir şey diyebilir mi?
Birisi, bize sen Ali b. Ebu Talib (a.s)’ın şiası değilsin; düşmanısın! diyecek olsa onun gözlerini çıkarırız değil mi?
Eğer bizler İmam Ali (a.s)’ın şiası isek Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’a olan aşkımızı ortaya koymamız gerekir.
Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın o eşsiz ashabı kerbelada ne yaptılar?
İmam Hüseyin (a.s)’ın ashabının çoğunun ailesi Kerbela’da idiler. O eşsiz ashap hanımlarının, kızlarının ve bazı erkek çocuklarının esir alınacaklarını biliyorlardı. Onlar çocuklarının ya öldürüleceklerini yada çok feci bir şekilde esir alınacaklarını biliyorlardı; çünkü çoğu şey onlara müşahede olmuştu.
Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s) iki parmağının arasından onlara makamlarını gösterdiği zaman onlar çoğu şeye teslim olmuşlardı; onlar artık dünyadan kopmuşlardır.
Hüseyin’in evlatlarına, hanımlarına, ehlibeytine ve ashabına zulüm olunuyordu ve bu zulümattan dolayı Arşullah çatlıyordu. Kerbela musibeti bu kadar büyük ve bu kadar ağırdı ama buna rağmen o seçkin ashaptan hiçbiri, kendi çocuklarının susuzluk acısını Hz. Eba Ebdillah El Hüseyin (a.s)’ın önüne geçirmediler.
O eşsiz ashap can verme ânlarına kadar Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın yükünü taşıdılar ve İmam Hüseyin (a.s)’ın hedefine daha rahat ve daha kolay bir şekilde ulaşabilmesi için İmam’ın bütün yükünü omuzladılar.
Neden omuzladılar?
Çünkü hakikatin üzerindeki arzu ve isteklerinin perdelerini yırtmışlardı; arzu ve isteklerini törpüleyerek atmışlardı. Bir teslimiyyet şuuruna sahip olmuşlardı ve artık hakikatleri görebiliyorlardı.
Bizler ise hakikatleri göremiyor ve yalnızca bir takım sözcükler kullanarak:
“Ya Huseyn! Biz de hakikati göster.
Ya Huseyn! Bize de marifetinden ver.
İlahi! Bize marifetini ver.
İlahi! Bize Huseynin marifetini ver.” demekteyiz.
Ama hakikatte ise sadece slogan atıyoruz.
Hüseynî Marifete Ulaşma
Bilin ki, Hüseyin’in marifetini herkese vermezler.
Hüseyin’in marifetini yalnızca müşteri olanlara verirler.
Hüseynî Marifete Müşteri Olma
İmam Hüseyin (a.s)’ın marifetine müşteri olmanın alameti nedir?
Müşteri olmanın alameti, İmam Hüseyin (a.s)’ın yükünü taşımaktır; İmamı Zaman’ın (a.f) yükünü omuzlamaktır.
Hepiniz (Şiilerin/Alevilerin/Caferilerin hepsi) Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın yükünü taşımak zorundasınız çünkü sizin İmam-ı Zamanınız da İmam Hüseyin (a.s)’ın yükünü taşıyor.
Arzu ve istekler insanı helak eder/etmiştir.
Ömer b. Sad, İmam Hüseyin (a.s)’ı tanımıyor muydu?
Tanıyordu!
Ömer b. Sad’ın yanında olan kişilerin kahrı ekseriyyeti İmam Hüseyin (a.s)’ı tanıyordu.
Kufelilerin hemen hemen hepsi İmam Hüseyin (a.s)’ı tanıyordu.
İmam Ali (a.s) kufede hükümet etmişti ve İmam Hüseyin (a.s)’da oradaydı. Hüseyin kufelilere ders veriyordu; Hüseyin savaşmıştı, Hüseyin onların namusunu kurtarmıştı; onların hepsi Hüseyin’i tanıyorlardı ama arzu ve istekleri, onlara yüklerini Hüseyin’in (a.s) omuzlarına yüklemeye itti.
Kendi yükünü İmam Hüseyin (a.s)’ın omuzuna yüklemeye çalışan kişinin, Ömer b. Sad’dan ve yanındakilerden hiçbir farkı yoktur.
Buna inanmayan varsa İmam Hüseyin (a.s)’ın siyerini açsın, okusun ve orada görsün.
İmamların taraftarları musibete uğradılar hem de tarih boyunca en büyük musibetlere uğradılar.
Hiç kimse, “Dünyevî nimetlerden veraste olanların ve musibetler ile imtihan olanların kötü oldukları için bu halde olduğunu” zannetmesinler!
Tam aksine onlar iyi oldukları için musibetlerin içindedirler.
Bunu bilin ki, Allahu Tebareke ve Teala dünya nimetini çoğu zaman çoğu kişiye zorla veriyor.
Ama İmam Hüseyin (a.s)’ın velayetine ulaştıracak olan bineği (musibetleri) yalvarıp yakarana veriyor.
Allah velayetin musibetini zahmet çekene veriyor.
Musibetler, İmam’ın yükünü omuzlarına alanlara veriliyor.
Bunlar sıradan şeyler değildir.
İslam dininin ve Ehlibeyt mektebinin taraftarlarının sıkıntı ve zorlukların içerisinde olmalarının sebebi nedir?
Sebep, onların günahkâr ve suçlu olmaları değildir.
Siz zannetmeyin ki şialar zorluk ve sıkıntı içinde iseler bu onların Allah’ın yanında itibar sahibi olmamalarından kaynaklanıyor!
Allah’ın fakir müminleri, günahkar ve suçlu oldukları için fakir karar kıldığını zannetmeyin!
Ya da mal, mülk ve sıhhat sahibi olanların, Allah’ın yanında itibarlı oldukları için mal, mülk ve sıhhat sahibi olduklarını zannetmeyin!
Böyle değerlendirecek olursanız İmam’a gidemezsiniz.
Böyle değerlendiren kişiler İmam’ın yükünü omuzlayamazlar.
Hakikati açıklayacak olur isek hakikat şöyledir:
1- Sana zenginlik verilmiş ise Veliyyullah’ın velayeti ile imtihan oluyorsun.
2- Sana fakirlik verilmişse sen Veliyyullah’ın velayeti ile imtihan oluyorsun.
3- Sana hastalık verilmişse sen Veliyyullah’ın velayeti ile imtihan oluyorsun.
4- Sana sıhhat verilmişse sen Veliyyullah’ın velayeti ile imtihan oluyorsun.
5- Hiçbir kimse imtihandan verâste değildir.
Bu böyledir ve bu hakikattir.
Eğer biz bunu kabul etmiyor isek bu işimize gelmemesinden kaynaklanıyor yoksa hepimiz bunun hakikat olduğunu biliyoruz.
Bizler bugüne kadar İmam Hüseyin (a.s)’ın mektebine bir şeyler katma taraftarı olmadık.
Bizler her zaman İmam Hüseyin (a.s)’dan ve mektebinden alma taraftarı olduk hatta bir süre sonra bunun ile de yetinmeyim İmam’dan ve mektebinden gasp ettik.
İmam’ın yükünü Omuzlama
Bizler imamların yükünü omuzlamak zorundayız ve bunu yapabilmenin yolu bellidir:
1-Üstün olma fikrinden vazgeçeceksin.
2- Meşhur olma fikrinden vazgeçeceksin.
3- İlaç olduğunu düşünme fikrinden vazgeçeceksin.
İlaç olma fikrinden vazgeçeceksin çünkü sen, kendin ilaca muhtaçsın.
Sen ilaca muhtaç iken nasıl ilaç olabilirsin?
Senin sahip olmuş olduğun herşey senin imtihanındır.
Bugün sahip olduğun herşeyi yarın senin boynuna yular olarak geçirecekler.
Senin sahip olduğun herşeyi sen ölmeden önce senin burnundan lime lime getirecekler ve bu şekilde canını alacaklar:
1-Bu dünyada sana ilim verilmiş; o ilmi, senin burnundan lime lime dökerek canını alacaklar.
2-Sana sağlık verilmiş; senin sağlığını burnundan lime lime dökerek canını alacaklar.
3- Sana mal mülk verilmiş; senin o servetini burnundan lime lime dökerek canını alacaklar.
İmam’ın yükünü taşıyabilmeniz için:
1- Meşhur olma fikrinizden vazgeçeceksiniz.
2- Egolarınızı ayaklarınızın altına alacaksınız.
İmam’ın karşısında ben demeyeceksiniz.
Ben de varım, İmam da var; ben de yaşayacağım, İmam da yaşayacak gibi fikirlerinizden kurtulacaksınız.
Bu fikirler sizi mektepten uzaklaştırır!
Kibir ve egolarınızdan hür, bağımsız ve azad olacaksınız.
Bunu yapabilmeniz için:
1- Esaret zincirlerinizi kırmanız gerekir.
2- Tefekkür etmeniz gerekir.
Allah size akıl vermiştir o aklınızı kullanacaksınız.
Yargılamayan kişiyi akıllı kişi değildir, akılsızdır.
Körü körüne giden kişi akılsızdır.
Sana akıl verilmiştir, o halde imtihan et ve yargıla.
Sana verilen hastalığın sana ne kazandırdığını yargıla; yargılamadan niye mahkum ediyorsun?
Size verilen sağlığı yargılamadan niçin hemen nimet sayıyorsunuz?
Önce onu yargıla; bak! gerçekten nimet midir?
İmam Hüseyin’in Aşurası, Cennet ve Cehennemin ayrıldığı noktadır.
İmam Hüseyin’in Aşurası, Cennet ve Cehennem ile yüz yüze gelme noktasıdır.
Aşura, Velayeti kabul edip etmediğimizin imtihan arenasıdır.
Bilmemiz gerken bir diğer önemli husus ise:
Bizler İmam Hüseyin (a.s)’ın velayetinin yükünü mutlak vechi ile omuzlarımıza alıp yüklenemeyiz; zaten Allah da bize böyle bir imtihan vermez.
Allah bu imtihanın mutlağını bize vermez çünkü bizim liyakatimiz yok!
Ey İmam Hüseyin (a.s)’ın musibetine uğramak için fersah fersah kaçan kişi! Sakın zannetme ki, Allah bu imtihanı sana vermek için senin peşinden koşuyor!
Sakın böyle bir şeyi zannetme!
Bu musibet, tüccara verilmez!
Egoiste verilmez!
Bencile verilmez!
Kibirli kişiye verilmez!
Bu imtihan tek bir kişiye verilir:
Kendisinin, Hz. İmam Hüseyn (a.s)’ın emrine amade olmak ve İmam’ın işini yapmak için yaratıldığına inanan ve bunun gereğini yapan kişiye verilir.
Biz aşurayı, bunun için yaşıyoruz.
O gün görevini yapanlar da bunun için yaptılar.
İmam Hüseyin’e karşı gelenler de bunun için karşı geldiler.
O gün muhalefet eden kişiler egolarına yenik düştükleri için muhalefet ettiler.
O gün onlar İmam’ın emrinde çalışamayacakları için muhalefet ettiler.
Ama onların hepsi zarar ettiler!
Hepsi ziyan ettiler!
Çünkü o muhalefet edenlerin ve savaş ilan edenlerin hepsi, velayetten mahrum oldular ve mahrum kaldılar.