İçindekiler
Müşerref ve Mutevessil Olmak
461-Şifa Bulan Hasta
Merhum Şeyh Hürr-i Amulî, İsbat’ul-Hudat kitabında şöyle yazmıştır:
“On yaşlarında idim ve çok ağır bir hastalığa yakalanmıştım. Hastalığım o kadar ilerlemiş ve ağırlaşmıştı ki yakınlarım akşam saatlerini görmeyip öleceğimi düşündükleri için etrafıma toplanmışlardı. Ben ise uyku ile uyanıklık arasındaydım. Hz. Resul-i Ekrem’i (s.a.a) ve İmamların (a.s) tamamını gördüm. Kendilerine teker teker selam verdim ve kendilerini öptüm. Fakat iki hadise ile karşılaştım.
Onlardan bir tanesi şudur:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık’a a.s öptüğüm zaman İmam bir şey buyurdular. İmamın buyurduklarının tamamı şimdi dahi aklımdadır. Ayrıca İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu söylediklerinin haricinde bana dua ettiler.”
İkinci hadisesi ise şöyledir:
“Hz. İmam Mehdi (a.s) da bana dua ettiler. Ben Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) karşısına geçip elimi uzatıp kendisini öptükten sonra ağlayarak şöyle dedim:
“Efendim! İlmî hedeflerimize ulaşmadan bu hastalıktan ölmekten korkuyorum.”
Hz. İmam Mehdi (a.s) buyurdular:
“Korkma! Bu hastalıktan dolayı ölmeyeceksin. Allahu Teala sana hem şifa hem de uzun bir ömür verecektir.”
Hz. İmam Mehdi (a.s) bunları buyurduktan sonra elime su dolu bir kase verdiler ve ben o suyu içer içmez hastalığımdan kurtuldum. Hemen yatağımdan kalkıp yakınlarımın karşısında oturdum. Herkes şaşırıp kalmıştı. O gün onlara hiçbir şey söylemedim. Birkaç gün sonra masumları ziyaret ettiğimi kendilerine söyledim.
İsbat-ul Hudat c.7 s.378, Bihar-ul Envar c.53 s.274, Necm-us Sakıb s.389
462-Hireklî’nin Şifa Bulması
İrbeli, Hereklî Hasan’ın oğlu İsmail’den şöyle nakletmiştir:
“Genç yaşlarımda sol bacağımda bir çıban çıkmıştı. Her yıl bahar mevsiminde iltihap topluyor ve katlanılması zor bir acı çekmeme sebep oluyordu. Seyyid b. Tavus’un yardımlarıyla Bağdat ve Hille şehrindeki doktorlara gittim. Hangi doktora gittim ise cerrahi operasyonun yapılmaması durumunda ölümüme sebep olacağını söylediler. Çaresiz bir şekilde Samarra şehrine döndüm. Hz. İmam Hasan Askeri’nin ve Hz. İmam Ali Hadi Naki’nin (a.s) haremine gittim. İmamları ziyaret ettikten sonra Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) ziyaret edip şifa alabilmek için Serdap denilen bölüme gittim. Birkaç gün Samarra’da ikamet ettikten sonra, son ziyaretimi yapmak için Dicle Nehri’ne gidip gusül (ziyaret guslü) aldıktan sonra şehre geri döndüm. Şehrin giriş kapısına geldiğim zaman, at üzerinde olan birkaç kişinin şehirden ayrıldığını gördüm. Bu kişilerden birisi kefiye ve benzeri bir örtü ile yüzünü örtmüştü. Bu kişinin yanındakiler bana selam verdiler ve ben de selamlarını alıp kendilerine selam verdim.
Yüzü örtülü olan (Hz. İmam Mehdi a.s) buyurdular:
“Yarın şehrine geri mi döneceksin?”
Arzettim: “Evet.”
Buyurdular: “Yaklaş. Bu yara mı acı çekmene sebep oluyor?”
Kendi kendime dedim ki; Araplar temizliğe fazla önem vermezler. Yeni gusül almış ve elbiselerimi yıkamışım ve elbisem daha kurumuş değildir. Bunları düşünmeme rağmen emrine itaat ettim ve yakınlaştım.
İmam elimden tuttu ve kendisine doğru çektikten sonra, atın üzerinde olduğu halde yaraya kadar eğildiler. Mübarek eliyle yarayı sıktılar. Çok şiddetli acı hissetmiştim. İmamın yanında olan yaşlı bir adam bana hitaben şöyle dedi:
“Ey Hasan’ın oğlu, İsmail’in oğlu Şemsettin, kurtuldun.” Benim babamın ve dedemin adını bilmesi karşısında şaşırmıştım.
Dedim: “Allah’ın izniyle hem siz ve hem de biz kurtulanlardanız.”
Yaşlı adam dedi: “Bu zat, peşinde koştuğun İmamın, Hz. İmam Mehdi’dir (a.s).”
Bunu duyar duymaz atın üzerinde olan İmama sarıldım, sonra bacağını öptüm.
İmam atını hareket ettirdi, ben de peşi sıra yürümeye başladım.
Geri dönmemi buyurdular.
Arz ettim: “Sizinle birlikte gelmek istiyorum.”
Yaşlı adam dedi: “İmamının sözünü dinlememekten utanmıyor musun?”
İki defa dönmeni buyurmasına rağmen itaat etmedim.
O yaşlı adamın bu sözleri üzerine durdum ve ilerlemedim.
Hz. İmam Mehdi (a.s) birkaç adım ilerledikten sonra döndüler ve bana şöyle buyurdular:
“Bağdat’a gidince Abbasi halifesi Ebu Cafer Muntasır seni huzuruna çağıracak ve sana para vermek isteyecektir. O parayı, onun vereceği parayı alma. Oğlum Razi’nin (Seyyid b. Tavus’un) yanına git ve ona, Ali b. İveze bir mektup yazıp seni tembihlemesini söyle. Biz Ali b. İveze, istediğin her şeyi sana vermesini söyleyeceğiz.”
Bihar-ul Envar c.52 s.62, Mustedrek-ul Vesail, c.2 s.804, Necm-us Sakıb s.267-268, Ebkeriyyul Hisan s.27
(Herek, Hille şehrinin yakınlarında olan bir yerleşim yeridir.)
463-Hastanın Şifa Bulması
Muhammed b. Yusuf Şaşi şöyle demiştir:
“Basur hastalığına yakalanmıştım. Birçok doktora gittim, çok masraf ettim. Ama verilen ilaçların faydası olmadı. Bunun üzerine oturup Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) mektup yazdım ve kendisinden dua etmesini istedim.”
Bir müddet sonra elime ulaşan bir mektupta şöyle yazılmıştı:
“Allahu Teala sana şifa ve sağlık elbisesi giydirsin. Dünya ve ahirette bizim yanımızda karar kılsın.”
Bu duanın üzerinden bir hafta geçmeden bedenindeki yara iyileşti ve ben kurtuldum. İyileştiğimi arkadaşım olan bir doktora anlattığım zaman şöyle dedi:
“Tıbbi olarak ağrılarını giderecek hiçbir ilaç yoktur. Şifa bulman Allahu Teala’nın lütfundan başka hiçbir şey değildir.”
El-Kafi c.1 s.519, El-İrşadu lil Mufid s.352, El-Haraic c.2 s.95, Bihar-ul Envar c.51 s.297, Medinet-ul Meaciz c.8 s.81
464-Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Huzuruna Müşerref Olmak
Asrımızın büyük alimlerinden olan Seyyid Cafer Şehrudi’nin bizlere anlatmış olduğu uzun bir mükaşefenin özet hali şöyledir, buyurdular:
Şehrud şehrindeyken bir gece rüyamda Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) bir topluluğun arasında olduğunu gördüm. Cemaat namazı kıldırıyor gibiydiler. Cemalini ziyaret etmek ve ellerinden öpebilmek için ilerledim. Yaklaştığım zaman nurani bir alimi Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) muttasıl (omuz omuza bir halde yanında) durduğunu gördüm. Cemal, vakar ve azamet sahibi olduğu yüzünden belliydi.
Uykudan uyandıktan sonra onun kim olduğunu düşünmeye başladım.
Meşhed şehrine gittim, bulamadım.
Oradan Tahran’a gittim, aradım, araştırdım, bulamayınca Kum şehrine gittim ve onu Feyziye medresesinin sınıflığının birisinde ders verirken buldum. Kim olduğunu sordum. Büyük alim Ayetullah Mirza Cevat Tebrizî olduğunu söylediler.
Dersten sonra huzuruna müşerref oldum. Beni tanıyor ve olaydan haberdarmış gibi sorular soruyorlardı. Bir müddet yanında kaldıktan sonra rüyamda gördüğüm alimin kendisi olduğunu anladım.
O gece, seher vaktinde uyku ile uyanıklık arasında göklerin kapısının yüzüme açıldığını, perdelerin aralandığını ve Allah’ın arşının altına kadar her yeri görebildiğimi gördüm.
Sonra büyük alim Ayetullah Mirza Cevat Tebrizî’yi gördüm. Ayakta durmuş, ellerini kaldırmış ve razı niyaz ediyordu. Kendisine bakıyordum ve ulaşmış olduğu bu azim makamdan dolayı şaşkınlığım gittikçe artıyordu. Derken kapının çalınması ile o halden çıktım ve kapıya gittim. Kapıyı açtım. Büyük alimin refakatçilerinden birisiydi.
Şöyle dedi: “Ayetullah Tebrizî’nin evine gelin.”
Dedim: “Bir şey mi oldu?”
Dedi: “Başın sağ olsun. Allah sabırlar versin. Hz. Ayetullah Cevad Tebrizî vefat etti.”
1001 kelime c.3 s.24, Ayetullah Hasanzade Amulî,
465-Can Verirken Yari Görmek
Merhum Muhammed Hasan Fazıl Meraği, El-Ma’seru vel Asar-u kitabında büyük arif Muhammed Rıza Gomşeyi hakkında şöyle yazmıştır:
“Bu yıl h.k 1360 yılıdır ve Tahran’da vefat etmiştir. Can vermeden önce yakınlarına şunları söylemiştir:
“Hz. Mehdi’nin (a.s) binmem için bana göndermiş oldukları o beyaz atı gördünüz mü?”
On Risale s.120, Ayetullah Hasanzade Amuli
466-Zamanın Hızırı
Kum şehrindeki dostlarımdan birisinin küçük bir ticarethanesi vardı. Dinen ödemesi gereken mali vecibeleri, humusu ben hesaplıyordum ve verilmesi gereken yerlere veriyordum. İki yıl önce beni evine davet etti. Öğle yemeğini yedikten sonra malının hesabını yaptım. Çok cüzi bir miktar çıktı. İşim bitince hac ibadetini yapmak için Hicaz’a gideceğini söyledi. Ben de hac hakkında kendisine birtakım bilgiler verdim. Bu dostum hacdan dönünce kendisine ne gördüğünü, nelerle karşılaştığını sordum.
Dedi: “Arafat’tan sonra Meş’ar’e hareket ettik de ettik. Trafik çok sıkışıktı ve bu gidişle Meş’ar’e ulaşamayacağımızı düşündüğüm için yürüyerek gitmek için arabadan indim. Ama elimde olmadan araçların gittiği yöne doğru değil, sol tarafa yönlenip yürümeye başladım. Çünkü aklımda arabaların az olduğu bir yerden gitmek istiyordum. Biraz yürüdükten sonra kendimi bir çölde buldum. Şaşırıp kalmıştım. Ne araç sesi vardı ne de kuş sesi. Yerimde durdum ve Allah’a şöyle arz ettim:
“Allah’ım! Bu çölde ölecek deysem kendi şehrimde ölmem daha iyi olurdu. Ben hac ibadetini yapmaya geldim ve senin evinin ziyaretçisiyim.”
Sonra Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) mütevessil olmaya başladım. Bu korkunç ortamın yanında hava da gitgide kararıyordu. Bu sırada karşımda bir Arap gördüm.
Farsça dedi: “Burada ne yapıyorsun?”
Dedim: “Trafiğe takılıp kalmamak için arabadan indim ve kalabalık olmayan bir yerden Meş’ar’e gitmek istedim, ama kendimi burada buldum.”
Dedi: “Peşim sıra gel.”
Peşi sıra yürümeye başladım ve bir müddet yürüdükten sonra arabaları ve yürüyen kafileleri görmeye başladım.
Buyurdular: “Hadi git, onlara katıl.”
Gidip insanların arasına katıldıktan sonra kendime geldim. “O kimdi ki bana yardım edip içinde bulunduğum durumdan kurtarmıştı?”
Onunla karşılaştığım zaman kontrolünün altına girdim ve onun kim olduğunu düşünmek aklıma dahi gelmemişti. Bir daha görmedim.
Ayetullah Cafer Subhanî’nin h.k 1426 yılındaki konuşmasından
467-Felçlinin Şifa Bulması
Tağuti rejim döneminde iki çocuğunu kaybetmiş olan bir büyük zatın hanımı, müptelası olduğu şiddetli üzüntünün neticesinde felç olmuştu. Felç olmanın yanında hem gözlerini ve hem de fiziki olarak çökmüş, genç yaşta olmasına rağmen çok yaşlı bir kadın haline gelmişti.
O büyük zat olayın devamını şöyle anlattı:
Aile bireyleri eşimi tedavi ettirmek için Tahran’a götürmeye karar verdiler. Sabah ezanı olduğu zaman yola çıkmaya hazırlanmaya başladılar. Hayatta olan çocuklarımın annesiz kalacak olmaları karşısında sarsılmıştım. Efendimiz ve İmamımız Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) mutevessil olmak için odaların birisine girdim.
Ama o Hazrete mutevessil olma liyakatine sahip olmadığımı bildiğim ve utandığım için yüzümü göğe çevirdim ve Allahu Teala’ya şöyle arz ettim:
“Allah’ım, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) bizlere lütufta bulunmasını senin kendinden ihsan buyur. Ne kadar büyük sıkıntı ve zorluk içinde olduğumuzu görüyor ve biliyorsun. Bir taraftan eşim felç oldu, diğer taraftan çocuklar annesiz kaldılar ve benim de ne bunları sırtlanacak gücüm vardır, ne de çocuklara sahiplik yapabilirim.”
Sadece Rabbimle konuştum. Allah’ım ile konuşarak Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) mutevessil oldum. O gün akşam oldu ve gecenin bir vakti evde sesler yükseldi ve ışıklar yandı. Üst katta olduğum odadan alt kata indim ve küçük kızımı gördüm.
Dedi: “Baba, annem iyi oldu, iyileşti.”
Odaya geldim. Eşim hem iyileşmişti, hem yaşlılıktan kurtulup gençleşmişti, hem de görüyordu.
Bu zatın eşi ise bu hususta şöyle söylemiştir: “Odamda yalnızdım. Birden odanın Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) nuru ile aydınlandığını gördüm. Bana buyurdular: “Kalk ve bundan sonra sabırsızlık yapma.” Yatağımdan ayağa kalktım. İmam Mehdi (a.s) odamdan çıktılar. Ben de kapıya kadar peşin sıra yürüdüm. İmam gittikten sonra şifa bulduğumun farkına vardım.
Nefis ile Cihat s.232-233, Ayetullahil Uzma Mezahiri
468-Behr-ul Ulum
Allame Bahrul Ulum (r.a) hakkında şöyle söylenmektedir:
“Aşura günü, matem tutanlar her taraftan Kerbela’ya yürüyorlardı. Allame Bahrul Ulum da bir grup din alimiyle birlikte ezardarları karşılamak için yola çıkmıştı. Tuveric bölgesine geldiklerinde, Allame Sinezenlileri ile meşhur olan bir desteyle karşılaştılar. Ve Allame, ilerlemiş yaşına ve sahip olduğu büyük ilmi makamlara rağmen abasını bir kenara atıp sine vurmaya başladılar. Kendisiyle birlikte olan alimler, olumsuz bir şey olmasından korktukları için kendisine engel olmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar ve ezadarlık sona erinceye kadar sine vurmaya devam ettiler. Daha sonraları alimlerden bir tanesi kendisine bu fiilin hikmetini sorduğu zaman şöyle buyurdular:
Ezadarların yanına geldiğim zaman kalplerin sevdası Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) gördüm. Gözlerinden yaş akıtarak sine vuruyorlardı. Bu manzarayı görmek beni benden aldı ve İmamımızın karşısına geçip sine vurmaya başladım.”
Didar-ı Yar c.2 s.200, Ali Kerimî
469-Behr-ul Ulum
Seyyid Mehdi b. Seyyid Murtaza b. Seyyid Muhammed Burucerdi Tabatabai, 12 İmam mektebinin en büyük alim ve fakihlerinden birisidir ve Necef şehrinde yaşamıştır. Döneminin alimlerinin tamamı onun makamının azameti hususunda hemfikirdirler. Öyle ki, Kaşifü’l Gıta adıyla tanınan Şeyh Cafer-i Kebir, bu büyük alim ve fakihin ayakkabısının tozunu temizlemiş ve bununla da övünmüştür.
Şeyh-ul Kebir Kâşifu’l Gıta’nın kendisinin de Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) huzuruna müşerref olduğu mütevatirdir.
Molla Zeynel Abidin Salmasî şöyle buyurmuştur:
Seyyid Bahr-ul Ulum bir gün Emirel Muminin Ali b. Ebu Talib’in (a.s) Necef’teki haremine girdiği zaman şu beyti okuyorlardı:
“Kur’an’ı sen dil-rubanın sesinden işitmek ne güzeldir.
Yüzüne bakmak ve Allah’ın sözünü senden duymak bî-bedeldir.”
O büyük zata bu beytleri okumasının sebebini sordum.
Buyurdular: “Hareme girerken Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) gördüm; Emirel Muminin Hz. İmam Ali’nin (a.s) baş ucunda durmuş Kur’an okuyorlardı. Bunu gördüğüm zaman bu beytleri okudum. Hareme girdiğim zaman Kur’an okumayı bırakıp haremden çıktılar.”
Necm-us Sakıb 79. hikmet, Cennetül Me’va 54. kıssa
470-Bir Başka Teşerruf
Büyük alim Molla Zeynelabidin Salmasî şöyle nakletmiştir:
“Merhum Seyyid Bahrul Ulum (a.s) ile birlikte Hz. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) hareminde namaz kılıyorduk. Merhum Bahrul Ulum (a.s) ikinci rekatta teşehüdü okuduktan sonra üçüncü rekata kalktıkları zaman biraz durakladıktan sonra kalkıp namaz kılmaya devam ettiler.”
Onun bu hali hepimizi şaşırtmıştı. Duraklamasının sebebini bilmediğimiz gibi hiç kimse de sebebini sormaya cesaret edemiyordu. Eve döndük. Sofrası açıldığı zaman dedim:
“Efendim, herkes namazdaki duraklamanızın sebebini merak ediyorlar.”
Buyurdular: “Hz. Bakıyetullah İmam Mehdi (a.s) mutahhar babalarına selam vermek için hareme giriyorlardı. Onun mutahhar yüzünü gördüğüm zaman öyle bir hâlin içine girdim ve bu durum o Hazretin hareminden ayrılmasına kadar devam etti.”
Abkariyyul Hisan c.2 s.68
Merhum Allame Bahrul Ulum’un (a.s) defalarca Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) huzuruna müşerref olduğu yazılmıştır. Ve bunların bir bölümünü Ayetullah Şeyh Ali Ekber Nehavendî (r.a) Ekberiyyetul Hisan kitabında nakletmiştir.
471- Tamirci Seyyid Kerim
Tamirci Seyyid Kerim Mahmudî, Tahran pazarında tamir işleri yaparak ekmek parasını kazanıyorlardı. Seyyid Kerim, hayatı boyunca her gün düzenli olarak Hz. İmam Hüseyin’e mutevessil oldukları için, Hz. İmam Mehdi (a.s) her hafta kendisini görmeye geleceğinin sözünü bu büyük seyyide vermişlerdi. Ve biz burada o görüşmelerin bir tanesini anlatacağız.
Bir defasında Hz. İmam Mehdi, Seyyid Kerim’in iş yerine gelmiş, dükkanda oturmuşlardı.
Seyyid Kerim, bir taraftan İmam ile konuşuyor, bir taraftan da eline almış olduğu ayakkabıyı tamir edip dikiyordu.
Konuşma esnasında Hz. İmam Mehdi buyurdular:
“Seyyid! Benim ayakkabılarımı da tamir eder misin?”
Seyyid Kerim arz etti: “Efendim, sizin ayakkabılarınızı tamir etmek şereftir, cana minnettir. Ama söz verdiğim için sizden önce bu ayakkabıyı tamir etmem gerekir.”
Kısa bir müddet sonra İmam tekrar buyurdular:
“Seyyid! Benim ayakkabılarımı diker misin?”
Seyyid Kerim arz etti: “Cana minnet sayarım. Ama bu ayakkabıyı diktikten sonra.”
İmam Mehdi isteğini üçüncü kere tekrarlayınca Seyyid Kerim ayağa kalkıp imama sarılıp öptükten sonra şöyle demiş:
“Efendim, ben sizin köleniz, hizmetkarınız ve ayağınızdaki tozunuz. Beni bu kadar çok sınamayın. Eğer isteğinizi bir kere daha tekrarlayıp beni utandıracak olursanız dışarı çıkıp çarşıda, sokaklarda sizin dükkanda olduğunuzu haykıracağım.”
Bunun üzerine Hz. İmam Mehdi kendisini rahatlatmış ve vermiş olduğu sözünde durduğu için kendisini tahsin buyurmuşlardır.
Şeyh Kazım Sıddıkî nakletmiştir
472- Ebu Turabi’den (r.a) Bir Anı
1981 yılında Irak’ın Anbar üssünde akşam namazında 27-28 esirin üsse getirildiği haber verdiler. Iraklılar kamplara yeni esir getirildiği zaman gözlerini korkutmak için ilk olarak onları döverek işkence ediyorlardı. Bizler yeni gelen esirlerin korkmamaları ve kendilerini yalnız hissetmemeleri için hep bir ağızdan İran Marşı’nı yüksek sesle okumaya karar verdik. Bu kararı aldık ama sabahleyin çok ağır bir cezalandırmanın bizi beklediğini biliyorduk. Kararımızı uyguladık.
Sabahleyin Mahmut adında çok zalim ve acımasız bir Baasçı subay tarafından şiddetli cezalandırıldık. Ama bizim yapmış olduğumuz bu iş yeni gelen kardeşlerimize çok büyük cesaret vermiş ve Baasçıların planlarının birçoğunu işlemez hale getirmişti.
Gelen yeni grup esirin arasında 19 yaşlarında, 70-80 kiloda ve Ali Ekber adında çok neşeli bir genç vardı. Baasçı zalimler ona o kadar çok işkence yapmışlardı ki gelmesinin üzerinden bir yıl dahi geçmeden tahminen 28 kiloya kadar düşmüştü. Ayrıca mide hastalığına yakalanmıştı. Öyle ki, midesinin ağrısı başladığı zaman kendisini yere ve duvara vuruyordu. Bu yüzden esir arkadaşların gözü sürekli olarak onun üzerindeydi. Ağrıları başladığı zaman kendisine zarar vermemesi için el ve ayaklarını tutuyorlardı. Muharrem ayı geçmiş ve Erbain yaklaşıyordu. Arkadaşlara Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) musibetini hatırlatmak için Safer ayının son günlerini oruç tutarak geçirmeye yöneldik. Fakat fiziki bakımdan zayıf ve güçsüz olanların oruç tutmamasını ısrarla söyledik. Erbain günü yaklaşınca, yaklaşık bin dört yüz kardeşimiz oruçluydu ve kamp maneviyat doluydu. Erbain’den bir gün sonra saat 11-12 sıralarında Ali Ekber’in mide ağrısı başladı ve kendisini adına “kamp hastanesi” dedikleri odaya götürdüler. Ben oraya vardığım zaman Ali Ekber’in sessiz ve hareketsiz bir şekilde yattığını gördüm. Kamptaki görevliler Ali Ekber’in mide ağrısını durduramayacaklarını anladıkları zaman kamp dışındaki bir hastaneye göndermeye karar verdiler.
Daha iyi tedavi olma imkanının meydana gelmiş olması bizleri çok sevindirmişti. Fakat öğleden sonra saat 3-4 sıralarında, kapının açılma ve bir şeyin yere atılma sesini duyduk. Beton yere atılan şeyin Ali Ekber’in bedeni olduğunu asla aklımıza gelmemişti. Oraya gittiğimiz zaman Ali Ekber’in cansız bedeni ile karşılaştık. Onların bu kadar acımasız ve taş kalpli olmalarının karşısında delirmemek elde değildi.
Sesi duyduğumuz zaman, elbise ya da battaniye attıklarını düşünmüştük. Arkadaşlarımız Ali Ekber’i ağaç gibi kurumuş ve hareketsiz bedeni ile karşılaştıkları zaman ellerinde olmaksızın ağlamaya başladılar; çünkü onu bu halde görmek emsalsiz acı veriyordu. Arkadaşlarından bazıları Ali Ekber’i kaldırıp hücreye götürdüler. Ama kamp mateme bürünmüştü. Kampta bulunan arkadaşların tamamı Ali Ekber’in şifa bulması için dua ediyorlardı. Biz üç numaralı binadaki koğuşlarda kalıyorduk ve bizden iki bina ileride bulunan beş numaralı binadaki koğuşta çok şaşırtıcı bir olay olmuştu:
Muhammed adındaki bir kardeşimiz sabah namazından önce uykudan fırlayarak kalkıyor ve aynı koğuşta bulunan şehit babası olan yaşlı kardeşimizi uyandırmış ve ona şöyle demiştir:
“Hacı Ağa! Hz. İmam Mehdi (a.s) Ali Ekber’e şifa verdi.”
Yaşlı esir diyor: “Muhammed, sen ne söylüyorsun? Uykuda mısın yoksa uyanık mısın? Ali Ekber başka bir binada kalıyor. Şifa bulduğunu nasıl öğrendin?”
Muhammed diyor: “Hacı ağa, sabah olunca doğru söyleyip söylemediğimi göreceksiniz. Genellikle her gün sabahleyin kapılar açılır ve esirler koğuşlardan çıkarılıp tek sıra halinde dizilir ve yoklama yapıldıktan sonra serbest bırakılırlardı. Ama bu sefer yoklama yapıldıktan sonra arkadaşlarının tamamı hep birlikte Ali Ekber’in götürüldüğü koğuşa gittiler.
Ve içeri giren herkes “İmam-ı Zaman Hz. İmam Mehdi (a.s) Ali Ekber’e şifa vermiştir” diyerek feryat ediyorlardı.
Derken biz de Ali Ekber’in yattığı hücreye ulaşmıştık. Ali Ekber yatağındaydı ama yüzü tamamen değişmişti. Ve eski halinden eser kalmamıştı. İlk günleri gibi neşeliydi. Baasçı yöneticiler normal günlerde üç kişiden fazla bir araya toplanmasına izin vermezken o gün hiçbir müdahalede bulunmamalarının yanında kendileri de Ali Ekber’i görmek için hücresine giriyorlardı.
Ali Ekber’e dedim: “Neler oldu?”
Dedi: “Dün gece lütufta bulundular ve uyku aleminde şifa verdiler.”
Ortam müsait olmadığı için Ali Ekber’e fazla bir şey soramadım. Muhammed’i buldum ve ona dedim: “Muhammed, nasıl bir rüya gördün ve Ali Ekber’in şifa bulduğunu nasıl anladın?”
Dedi: “Hakikat şu ki ben 17-18 yaşımdan beri her gece iki rekat olan Hz. İmam-ı Zaman namazını 100 İyyake na’büdü ve iyake neste’în ile kıldıktan sonra uyuyorum. Ve sabah namazından önce uyanıyorum. Namazlarımdan sonra ise okuduğum tek dua Ferec duasıdır. Çünkü Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuru ile her şeyin güzel olacağına inanıyorum.”
Dün akşam Ali Ekber’i o halde gördükten sonra Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kendisine şifa vermesini istedim ve uyudum. Sabah namazına yakın bir saatte yemyeşil bir yerde olduğumu gördüm. Bana Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) buradan geçeceğini söylediler. İmamı ziyaret edebilmek için dikkatli bir şekilde etrafımı kontrol edip duruyordum. Bir müddet sonra bir araba geldi. Arabaya yaklaştım. İçinde birkaç tane Seyyidin olduğunu gördüm.
Dedim: “Hz. İmam Mehdi’den (a.s) haberiniz var mı? Buraya geleceğini söylüyorlar.”
Onlardan birisi dedi: “Esir kampındaki nuru görmüyor musun?”
Arkama dönüp baktığımda üçüncü binanın önünde olduğumu gördüm ve hemen Ali Ekber’in olduğu hücreye doğru yürüdüm. Çok güzel bir nurun sonu olmayan bir şekilde göğe yükseldiğini gördüm. Sadece koğuş binası değil, kampın tamamı o nurun ışığı ile aydınlanıyordu.
O halde aklımdan Hz. İmam-ı Zaman’ın (a.s) Ali Ekber’e şifa verdiği, ona şifa vermek için geldiği geçti ve uyandım. Hacı Ağa’yı, şehit babasını uyandırdım ve Ali Ekber’in şifa bulduğunu kendisine söyledim.
Sonraki zamanlarda fırsatı bulduğum zaman olayın nasıl olduğunu Ali Ekber’in kendisine sordum.
Şöyle dedi: “Rüyamda Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) ziyaret ettim. Çok şiddetli acı içindeydim. O Hazret’ten bana şifa vermesini istedim.
Buyurdular: İnşallah şifa bulacaksın.”
O günden sonra Ali Ekber’in o hastalığından eser kalmadı ve arkadaşların tamamı bir gün oruç tuttular. Birkaç gün sonra Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nden gelen heyetin içinde doktorlar da vardı. Hasta olan esirleri muayene etmek istiyorlardı ama arkadaşlar muayene olmuyor ve şöyle diyorlardı:
“Bizim İmam-ı Zaman’ımız vardır ve sizin doktorlarınıza ihtiyacımız yoktur.”
Risalet Gazetesi, 2020
473/474- İki Ayrı Teşerrufat
Seçkin ve en büyük alim, arif, müçtehitlerimizden birisi Ayetullah’il Uzma Seyyid Muhammed Mehdi Bahr-ul Ulum Tabatabaî Burucerdi (r.a)’dir. Şia tarihinin en büyük şahsiyetlerinden olan bu büyük zat, Ayetullah Burucerdi’nin (r.a) büyük babasının dedesinin amcasıdır. Ve yıllar yıllarca Haremeyn’de, Mekke ve Medine’de İslami bilimler dersi vermişlerdir. Her İslami kesimden çok büyük topluluklar İslam’ı kendisinden öğrenmişlerdir. Bu büyük zat hicri kameri 1212 yılında Necef şehrinde vefat etmiştir. Ayetullah Seyyid Muhammed Mehdi Bahr-ul Ulum’un özelliklerinden bir tanesi, defalarca Hz. İmam Mehdi’nin huzuruna müşerref olmasıdır. Ve burada onların ikisini nakledeceğiz. Ayetullah Uzma Seyyid Muhammed Mehdi Bahr-ul Ulum’un talebesi olan Allame Şeyh Zeynel Abidin Salmasî şöyle söylemiştir: Allame Seyyid Bahr-ul Ulum ile birlikte İmam Ali Naki Hadi ve Hz. İmam Hasan Askerî’yi ziyaret etmek için Samarra şehrine gittik. Orada ikamet ettiğimiz günlerin birisinde Allame Harem-i Mutahharı ziyarete gitti. Ama bu ziyaret diğer günlerdeki ziyaretlerden çok farklı idi. Diğer günlerde Allame büyük bir maneviyat ve özel bir edep içinde giriş iznini okuduktan sonra yavaş adımlarla vakar içinde yürüyorlardı. Ama bu sefer Harem’in giriş kapısının yanında durdular; yüzünü Harem’in kapısına koymuş ağlıyor, aheste bir şekilde bir şeyler söylüyordu. Ne söylediğini merak etmeye başladım. Kulağımı yakınlaştırdım ve bu şiiri okuyordu:
“Kur’an’ı sen dil-rubanın sesinden işitmek ne güzeldir.
Yüzüne bakmak ve Allah’ın sözünü senden duymak bî-bedeldir.”
Bir müddet sonra Harem’e girdi ve ziyaret ettikten sonra eve döndüler. Fırsatını yakalayınca o şiiri okumasının nedenini kendisine sordum.
Buyurdular: “Tam Harem’e girecekken efendimizin babasının kabrinin başucunda Kur’an okuduğunu gördüm. Ve elimde olmadan o şiiri okudum.”
Allame Salmasî şöyle demiştir: Allame Bahr-ul Ulum ile birlikte Mekke’ye müşerref olduk ve bu büyük alim orada havza kurup ders vermeye başladılar. Bu dönem içinde onu emsalsiz cömertlik ve kerem içinde gördüm. Sahip olduğu bütün her şeyi insanlara veriyordu.
Bir gün kendisine dedim: “Efendim, burası Irak ve Necef şehri değildir. Ama siz her şeyi insanlara dağıtıyorsunuz. Burada Şiilerin sayısı oldukça azdır. Bu gurbet elinde paramız bitecek olursa kimden alacağız?”
Allame Seyyid Muhammed Mehdi Bahr-ul Ulum hiçbir şey söylemediler. Allame’nin Mekke’deki günlük programı şöyle idi:
“Sabah olmadan Mescid-i Haram’a gidiyor, tavaf ediyor ve tavaf namazını kıldıktan sonra sabah namazını kılıyorlardı. Güneş doğuncaya kadar takibat ve dua okuduktan sonra eve dönüyorlardı. Sabah kahvaltısını yaptıktan sonra grup grup gelen insanlara ilim ve İslami marifeti öğretiyordu. Bir müddet sonra Allame’ye para kalmadığını söylediğim akşamın sabahı haremden döndüler ve Seyyid’in dönmesinin üzerinden fazla geçmeden kapı çalınmaya başladı. Ama o saatte hiç kimse gelmiyordu. Kapıyı açmaya gitmek istediğim zaman Seyyid Bahr-ul Ulum’un koşarcasına kapıya doğru gittiğini gördüm.
Buyurdular: “Sen gelme. Şaşırıp kalmıştım. Seyyid kapıyı açtığı zaman muhterem birinin atın üstünden kapının eşiğinde durduğunu gördüm. Seyyid hemen koşup karşısına gitti; saygılarını sunup “Hoş geldiniz” dedikten sonra atın yularını tuttular ve azim şahsiyet attan indiler.
Seyyid Bahr-ul Ulum daha sonra dedi: “Buyurun efendim, buyurun.”
O zat-ı kerim içeri girdiler. Seyyid’in odasına geçip Seyyid’in oturduğu yere oturdular. Bir müddet konuştuktan sonra o zat çıkıp atına binip gittiler. Seyyid misafiri uğurladıktan sonra döndüler ve çok sevinçliydiler. Bana bir havale emri verdiler. Ve Safa ile Merve’deki çarşıya gitmemi, havale emrini verip para almamı buyurdular.
Çarşıya ve çarşıdaki Seyyid’in buyurduğu mağazaya gittim. Mağazanın sahibi beni bekliyordu. Havaleyi kendisine verdiğim zaman öpüp gözlerinin üzerine koydu. Ve bana gidip hamal getirmemi söyledi. Dışarı çıktım. Ve birkaç tane hamal buldum. Ve mağazaya geri döndüm. Mağaza sahibi o gün kullanılmakta olan perdeden birkaç tane çuval dolusu para verdi. Ve bizi uğurladı. Ben de o paraları getirip Seyyid’e teslim ettim. Uygun bir zaman da olayı Seyyid’e sordum.
Şöyle buyurdular: “Ben hayatta olduğum müddet içinde bu olayı hiç kimseye söylemeyeceksin. O havale emri Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kendisinin havale emriydi. Ve o gün sabahleyin gelen de Hz. İmam Mehdi (a.s) idi.”
Gencine-i Danişmendan, Cilt 2, Sayfa 271-272.
475-Ahund Molla Ali Hemedani (r.a)
Ahund Molla Ali Hemedanî (r.a) Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) gerçek anlamda aşık ve muti olan büyüklerden idi. Birçok büyük, onun defalarca Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) huzuruna müşerref olduğuna şehadet etmişlerdir. Öyle ki Şeyh İsmail Namazî Şahrudî şöyle demiştir:
Hz. İmam Mehd (a.s) bana şöyle buyurdular: “Ahund Molla Ali Hemedanî’ye benim selamımı ulaştır.”
Bu büyük alim, arif ve aşık öyle bir makama ulaşmışlardı ki ömrünün, hayatının son evrelerinde imamın izniyle diledikleri zaman kendisini Hz. İmam Mehdi’nin huzurunda buluyordu.
Bu büyük arif ve salih hakkında şöyle yazılmıştır: Bir gün kendisini çok düşünceli gördük ve bunun sebebinin sorulduğu zaman buyurdular:
“Elli yıldır Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) hizmetkarı olduğumu iddia ediyorum. Ama bugüne kadar o Hazret kendisini bu hizmetkarına göstermiş değildir. Buna üzülüyorum.”
Hemçu Selman, sayfa 100.
Merhum Ahund Molla Ali Hemedanî (r.a) salavatın “Allahümme salli ala Muhammedin ve ali Muhammed ve accil ferecahum” şeklinde söylenmesini ısrarla vurguluyorlardı ve şöyle buyurmuştur:
“Tanıdığım bir genç bu şekilde salavat göndermeyi o kadar idame ettirdi ki, Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) rüyasında o gencin ağzını öpmüş ve o gencin vücudunun tamamını muatter yapmıştır.”
Öyle ki ben çok uzak mesafeden dahi o kokuyu alıyorum.
Hemçu Selman, sayfa 101
476-Bir Rüya ve Tabiri
İmam Humeyni’nin (r.a) Necef şehrindeki evine gelen ve İmamın yanında olan bir alim şöyle anlatmıştır: “Bir gece rüyamda İmam Humeyni’nin evinin yanında olduğunu ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) da orada olduğunu ve yanına gidip kendisiyle musafaha ettiğini gördüm.”
İmam birisini bekliyor gibiydi. Derken İmam Humeyni evden çıktı ve Hz. İmam Mehdi (a.s) ile birlikte Hz. Emirel Müminin İmam Ali’nin (a.s) haremine giden Şari-ul Resul caddesinde yürümeye başladılar. Arkalarında kalabalık bir topluluk vardı, ama onların içinde Arap yoktu. Rüyayı gördüğüm gecenin sabahı, İmam Humeyni’nin oğlu Hacı Ahmet Ağa bize geldi ve dedi:
“İmam Humeyni buyurdular ki, Necef’teyken arkadaşlarımız vardı. Acı ve tatlı günleri beraber yaşadık. Bir şey yapmaya karar verdim ve bu işten arkadaşların da haberdar olmasını istedim.”
Hz. İmam Humeyni Necef’ten ayrılmak istiyordu, ama bunun bilinmesini (özel arkadaşlarının haricinde hiç kimsenin bilmesini) istemiyordu. Bunun üzerine İmam Humeyni’nin (r.a) has dostları İmamın evinde toplandılar. Ve o görüşmeden sonra İmam Irak’tan ayrıldılar. Önce Kuveyt’e, oradan da Paris’e gittiler. Bu arkadaşlar da İmam ile birlikteydiler. Evet, hem rüya ve hem de o rüyanın tabiri çok dikkat çekicidir.
İmam Humeyni’nin Hayatındaki Özel Hatıralar c.6 s.86
477-Hedef
Fakihlerin Şeyhi Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Musa b. Babeveyh Kummi (r.a), Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında Kemal-ud Din ve Tamam-un Nimet adında çok önemli bir kitap yazmışlardır. Bu büyük alim bu kitabın takdim bölümünde şöyle yazmıştır:
“Bu kitabı yazmaktaki hedefim şudur: Hz. İmam Ali b. Musa Rıza (a.s)’ı ziyaret etme dileğim kabul olmuş, Nişabur şehrine gidebilmiştim. Nişabur şehrinde kalmaya karar verdim. Ama yanıma gelip giden Şiilerin, Hz. İmam Mehdi’nin gaybeti hususunda şüphe içinde olduklarını, haktan koptuklarını, bu meseleye kendi kıyaslarıyla baktıklarını gördüm.
Bunun üzerine Hz. Resulullah’tan ve Ehli Beyt’ten (a.s) elimize ulaşmış olan hadislerin yardımı ile insanları aydınlatmaya, irşad ve hidayet etmeye başladım.
Derken Kum şehrinin büyük, şerif ve azamet sahibi olan alimlerinden birisi, Buhara şehrinden bize geldiler.
O zat, dindar, ileri görüşlü ve salih amel ehli olduğu için çok uzun zamandan beri kendisini görmeyi arzuluyordum. O, Şeyh Necmeddin Muhammed b. Hasan b. Muhammed b. Ahmed b. Ali b. Salt’idi.
Babam bu zatın dedesi olan Muhammed b. Ali b. Salt’dan hadis rivayet ediyordu ve sahip olduğu ilim ve faziletten dolayı kendisini övüyordu.
Muhammed b. Muhammed b. İsa, sahip olduğu o azamet ve fazilete rağmen, Ebu Talib b. Abdullah Saffi Kummi’den hadis rivayet ediyordu.
Bu zat, Muhammed b. Hasan Saffari’nin kendisiyle görüşmesine ve kendisinden hadis rivayet etmesine kadar hayattaydılar.” “Allahu Teala beni böylesine azamet sahibi olan bu şeyhe kavuşturduğu için hamd ve senalar ettim.
Bu büyük slim bir gün bana bir şeyler anlatırken, Buhara’nın önünde gelen bazı filozof ve mantıkçılarının gaybetin uzamasından dolayı şek ve şüpheye düştüklerinden haber vermesinin üzerine, Hz. Resulullah’tan ve Ehli Beyt’ten (a.s) Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) varlığı hakkındaki hadisleri kendisine söylemem üzerine, bu hususta içine düştüğü şek ve şüpeden kurtularak rahatladı.
Ona söylemiş olduğum hadis ve delilleri kabul ettikten sonra benden bu hususta kendisi için bir kitap yazmamı istedi.
Onun bu isteğini kabul ettim ve yaşadığım şehir olan Rey şehrine döndüğüm zaman istediği kitabı yazacağıma söz verdim.
Bir gün geceleyin Rey şehrinde olan ailem, çocuklarım ve Allahu Teala’nın ihsan buyurmuş olduğu nimetleri düşünürken uyumuşum ve şöyle bir rüya gördüm:
“Mekkede’ydim ve Allah’ın evini tavaf ediyordum. Yedinci şavttan sonra Hacerü’l-Esved’e geldiğim zaman onu selamladım ve ellerimi sürüp ziyaret ettikten sonra dua etmeye başladım. Derken Mevlam ve Sahibim Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) gördüm. Kâbe’nin yanı başında duruyordu, perişan bir kalp ile yanına yaklaştım ve selam arz ettim. Benim perişan hâldeki yüzüme baktıkları zaman içimdeki sırrın ne olduğunu anlamışlardı.”
“Selamımı aldıktan sonra buyurdular: ‘Gaybet hakkında neden bir kitap yazmıyorsun? Bunu yaparken içine düştüğün sıkıntılardan kurtulacaksın’.
Arz ettim: ‘Ey Allah Resûlü’nün oğlu, gaybet hakkında birçok risale yazdım’.
Buyurdular: ‘Hayır, şimdi sana söyleyeceğim şekilde gaybet hakkında kitap yazmanı istiyorum. Yazacağın kitapta Peygamberlerin gaybetini açıkla’.
Hz. İmam Mehdi bunları buyurduktan sonra gittiler.
Uykudan uyandım ve sabaha kadar ağlayarak dua ve şükür ettim. Seher vakti bu kitabı yazmaya başlayarak İmamım Hz. İmam Mehdi’nin emrini yerine getirmeye koyuldum.
Allahu Teala’dan yardımını esirgememesini yalvararak isterken kendisine tevekkül ediyorum. Hata ve kusurlarımı bağışlamasını diliyorum. Beni ancak Allah başarılı kılabilir ve sadece ona tevekkül ediyorum.”
Kemal-ud Din c.1 s.4-7
İntizar-Zuhuru Beklemek
478-İntizarın-Zuhuru Beklemenin Anlamı
Zuhuru beklemek, insanın kendisini Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) itaat etmeye ve ulaştırmaya hazırlamasının yanında, zuhurun gerçekleşmesi için ortamın hazırlanması demektir.
Movud Neşriyyesi sayı 6 sayfa 15
479-Zuhuru Beklemenin Sevabı
Hz. İmam Bakır (a.s) buyurdular:
Hz. Mehdi’nin (a.s) zuhurunu beklemenin sevabı, hayatının gündüzlerinin tamamını oruçlu ve gecelerinin tamamını ibadet ve teheccüt ile geçiren kimsenin sevabı gibidir.
Usul-u Kafi c.2 s.222
480-Zuhuru Bekleyen Kimsenin Durumu
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
Zuhuru bekleyerek ölen kimse, can verdiği zaman Hz. Mehdi’nin (a.s) çadırının yanında ve ordusunun içinde olmadığı için zarar etmiş olmaz.
Usul-u Kafi c.1 s.372
481-Zuhuru Beklemek
Zuhuru beklemek belli bir kesime ve belli bir inanç grubuna ait bir akım değildir. İnsanların tamamı adaletin dünyanın tamamına hakim olacağı günü beklemektedirler. Fakat biz Şialar, insanların tamamının gerçekleşmesini bekledikleri bu umumi beklentinin haricinde adem olmayan hazır, nazır ve var olan bir zatın da gelmesini bekliyoruz.
Aslında gaybette olan bizleriz. O hazret değildir. Bizler Allahu Teala’nın hak vaadi olan Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) idrak etmeyi bekliyoruz. Biz Müslümanlarla diğer Müslümanların arasındaki fark da budur.
Ayetullah Cevadi Amuli’nin Konuşmasından
482-Zuhuru Beklemek
Zuhurun beklenmesi yeni bir akım olmayıp çok uzun bir geçmişi vardır. Öyle ki önceki peygamberlerin tamamı Hz. Resul-i Ekrem’in ve Ehlibeytin (salavatullah aleyhim ecmain) döneminin gelmesini ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunu bekleyenlerden olmayı arzuluyorlardı.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Hud suresinin 80. ayet-i kerimesinin (Hz. Lut’un (a.s) sözüdür) tefsiri hakkında şöyle buyurmuşlardır:
“Hz. Lut’un (a.s) söylediği kuvvet güçten maksat Hz. İmam Mehdi’dir (a.s). Rüknü şeditten (sağlam sığınaktan) maksat ise Hz. İmam Mehdi’nin seçkin ve has yarenleri olan 313 kişidir.”
Tefsir-i Burhan c.2 s.228 İsbat-ul Hudat c.7 s.100.
483- Zuhuru Böyle Beklemek
Hicri Kameri 3. asrın muhaddis ve bilginlerinden olan İbad b. Yakub Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) viladetlerinden 5 yıl önce Hicri-i Kameri 250 yılında vefat etmiştir. Her zaman yanında kılıç bulunduruyor ve bunun sebebi sorulduğunda ise şöyle diyordu:
“Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) emrinde savaşmak için bunu yapıyorum.”
Cumhuri Gazetesi yıl 2000
484-Bugün De Gelmedi
Hicri Kameri 7. yüzyılda İran’da bazı şehirlerin halkı her gün sabahleyin güneş doğmadan önce kılıç kuşanıp atlarına binerek şehrin dışına çıkıyor ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gelmesini bekliyor ve sonra bugün de gelmedi diyerek geri dönüyorlardı.”
Cumhuri Gazetesi yıl 1980
485-Zuhuru Beklemek
Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) hakkında “Benim ümmetimin en büyük cihadı, Hz. Mehdi’nin (a.s) zuhurunu beklemektir” ve “En üstün faziletli amel, zuhuru beklemektir.” buyurduğu zuhur herkesin dilinde olmasına rağmen anlamı düşünülenden daha büyüktür.
Zuhurun olmasını beklemek, Hz. İmam Mehdi (a.s) yolunun gelmesini beklemektir. Bu yol ve gelmesini beklemek gelecek olan çok önemli misafirlerin gelmesini beklemek ile kıyaslanmayacak kadar büyüktür. Çünkü varlık alemi, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) var olmasından dolayı var ve payidardır.
Çünkü o hazret hakkında şöyle buyurulmuştur:
“Onun olmasından dolayı alemlerde olan bütün varlıklara rızık verilmektedir.”
Evet, varlık aleminde olan bütün her şey onun gelmesini beklemektedir. Böyle bir kimsenin gelmesini bekleyen kimsenin ne halde olması ve neler yapması gerekir?
Acaba böyle bir kimsenin gelmesi hakkında sadece dil ile “Ben, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gelmesini bekleyenlerdenim” demek ile bekleyenlerden olunur mu?
Zuhuru beklemenin önemini ortaya koymak için hadislerde şöyle buyurulmuştur:
“Takvalı halde (Allah’ın emirlerini emretmiş olduğu şekilde yerine getirerek) zuhuru bekleyenler ve zuhuru beklerken karşılaşılan sıkıntı ve zorluklara katlanarak zuhuru bekleyenler ne de bahtiyardırlar.”
Ayetullah Safi Gulpeygani’nin Konuşmasından
486- Amelî Olarak Zuhuru Beklemek
Zuhuru beklemenin olmazsa olmaz şartı, zuhuru amelî olarak beklemektir.
Amelî olarak kendimizi öylesine hazırlamalıyız ki Hz. İmam Mehdi (a.s) bugün zuhur edecek olmaları halinde sancağının altına girmemizde hiçbir engelimizin olmaması ve velayetmedarlığımızı tam bir şekilde kendine sunabilmemiz gerekir.
Bu hususlar hadislerde üzerinde ısrarla durulmuş meselelerdir.
Bu hususta olan hadislerin bir tanesinde şöyle buyurulmuştur:
“Gaybet döneminde Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunu bekleyen her kimseye Bedir’de şehit olmuş şehitlerden bin şehidin sevabı verilmektedir.”
Böyle bir ödülü sadece diliyle ben İmam’ın zuhurunu bekleyenlerdenim diyenlere verilmeyeceği açık ve net bir şekilde ortadadır. Böyle bir mükafata ulaşmak isteyen kimsenin her türlü münker ile mücadele etmesi gerekir.
Ayetullah Safi Gulpeygani’nin Konuşmasından
487-Zuhuru Beklemenin Çeşitleri
Zuhuru beklemek, geleceğe ümitli olmak iki çeşittir:
1- Yapıcı, koruyucu, sorumluluk veren ve her adımında güç ve kudreti arttırıp çoğaltan beklemek-intizar. Bu tür intizar-beklemek Allahu Teala’ya yapılan bir tür ibadet sayılmaktadır.
2- İkinci beklemek ise günah olan yıkım ve esaret getiren beklemektir.
Birbirine tamamen zıt olan bu iki kelime çeşidi Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) büyük ve azim zuhurunun iki farklı şekilde anlaşılmasından dolayı ortaya çıkmaktadır.
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Kıyam ve İnkılabı s.30
488-Büyük Beklemenin Özellikleri
1-İnsanlığın Geleceğine Ümitli Olmak
a-Beşerin geleceği hakkında muhtelif farklı görüşler vardır. Birtakım kimseler şer, sıkıntı, zorluk ve bedbahtlığın beşerin dünyevi hayatının olmazsa olmazı olduğuna inanmaktadırlar. Bu nazariyeye göre dünya hayatı boş, anlamsız ve değersiz bir hayat olduğu için bu hayatı sonlandırmak en değerli ve en doğru ve akıllı bir karardır.
b- Başka bir kesim ise beşerin dünya hayatının mutlak olarak boş bir hayat olduğuna inanmaktadırlar. İnsanların bireysel olarak bu anlamsız hayatlarını son vermelerine gerek yoktur. Çünkü insanlığın teknoloji alanında ulaşmış olduğu güçten dolayı depolarını ölümcül silahlarla doldurmuş olması toplu olarak beşerin mezarını hazırlamış durumdadır.
c- Bir başka grup ise şer, bela ve bedbahtlığın dünya hayatının olmazsa olmazı olmadığına ve bunları ferdi malikiyetin meydana getirdiğine, ferdi malikiyetin ise insanların üretim alanındaki ilerlemesinin neticesi olduğuna, bütün kötülüklerin anası olan teknolojik ilerlemenin insan tarafından ortadan kaldırılmasının mümkün olmamasından dolayı da bir gün kendisinin kendisini yok edeceğini iddia etmektedirler. Buna göre insanların huzura kavuşmasını sağlayacak olan şey, teknolojinin ilerleyip son hadde gelerek kendi kendisini yok etmesidir.
d-Dünya hayatında olan fitne ve fesatların tek sebebi, insanların müptela olduğu manevi eksikliklerdir ve olgunlaşma dönemini tamamlayamadığı için de arzu ve istekler beşer aklını kontrol altında tutmaktadır.
İnsan, fıtratı gereği fikri, ahlaki ve manevi tekamül yolunda ilerlemektedir. Çünkü insanın fıtri olarak, ne tabiatının ayrılmaz bir parçası olan şer ve fesat peşindedirler ve ne de cebren kaçınılmaz olarak toplu olarak kendilerini öldürmenin peşindedirler.
Bu sebepten dolayı da dünyanın hiçbir yerinde fesat ve şerrin olmayacağı ve her tarafında hak, adalet ve saadetin hakim olacağı bir geleceğin gelmesini beklemektedir.
Bu nazariyeyi insanlığa armağan eden dindir.
2-Din, takva, barış, adalet, hürriyet ve sadakat mutlak olarak tamamen dinsizliğe, zorbalara, zalimlere, deccallığa galebe edecektir.
3- Dünyanın tamamına tek bir yönetim hakim olacaktır.
4- İstisnasız dünyanın her yerinin mamur olması, öyle ki hiçbir yer yıkık ve gayrı mamur olmayacaktır.
5- İnsanoğlu aklın zirvesine ulaşacak olmasından dolayı mutlak özgürlüğe ulaşacak ve böylece her türlü toplumsal hayvani arzu ve isteklerin ve doğal şartların esaretinden tam anlamıyla kurtulacaktır.
6- Yeryüzündeki kaynaklardan azami ölçüde istifade edilecektir.
7- Mal ve servet alanında insanların tamamına eşit davranılması.
8- Her türlü ahlaki bozgunluğun, zina, uyuşturucu ve alkollü maddelerin, hırsızlık, adam öldürme v.s ortadan kaldırılması ve insanların her türlü kin, nefret ve düşmanlıktan arınması.
9- Her türlü savaş ortadan kalkacak ve baştan başa dünyanın tamamına sulh, barış, sevgi ve eşitlik hakim olacaktır.
10- İnsan ile tabiatın uyumsuzluğu son bulacaktır.
Kıyam-ı İnkılab-ı İmam Mehdi, s. 61.
489- İki Tür Bekleme
2 tür zuhur bekleme vardır. Birinci zuhur bekleme; yapıcı, harekete geçiren ve sorumluluk almaya sebep olan beklemektir.
Bu bekleme türü en üstün ve değerli ibadettir.
Beklemenin diğer türü ise yıkım getiren bekleme türüdür. Ve bu iki türün ortaya çıkmasına sebep olan şey, zuhur meselesine bakışların ve ondan farklı anlamların çıkarılmış olmasıdır. Hz İmam Mehdi’nin (a.s) büyük zuhurundan farklı anlamların çıkarılmasına sebep olan şey ise tarihte meydana gelen olaylar ve değişimlerdir.
Yıkım Getiren Zuhuru Bekleme:
İnsanların bir kesiminin Hz İmam Mehdi’den (a.s) anladıkları şey sadece bir patlamadır; zulüm, baskı ve haklarının insanların elinden alınması karşısında meydana gelecek olan patlamadır.
“İyilik ve güzellikler tam anlamıyla sıfırlanıp yok olduğu zaman hakkın hiçbir taraftarının olmadığı, zulüm ve batıldan başka insanlara hükmet edecek, yönetecek hiçbir gücün kalmadığı ve yeryüzünde hiçbir salih kulun kalmadığı bir zaman da bir patlama meydana gelecektir. Gaybi bir el hakikati kurtarmak için ortaya çıkacaktır. Yeryüzünde salih kul olmayacağı için bu patlamayı meydana getirecek olan salih kul değil, gaybi bir güçtür.”
Bu görüşün sahipleri muslihlere, mücahitlere ve maarufu emredip münkeri nehyedenlere karşı büyük bir düşmanlık içindedirler ve onların, zuhurun gerçekleşmesine engel olduklarına inanmaktadırlar.
Kendileri günah ehli olmamış olsalar dahi günah işleyenlerin işlemiş oldukları günahların zuhurun olmasına sebep olacağını bildikleri için kalplerinin derinliklerinde onlara karşı ilgi ve alaka vardır.
Evet, Hz İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur ve kıyamına bu şekilde bakmak İslamî kanun ve ilkelerin çiğnenmesine sebep olduğu için İslam dışıdır.
Yapıcı ve doğru bekleme hangi beklemektir?
Yapıcı ve Doğru Bekleme:
Hadislerde zuhurun beklenmesi hakkında olduğu beyan buyrulmuş olan ayetlere baktığımız zaman yukarıdaki nazariyenin tam zıddının ortaya çıktığını görmekteyiz.
Bu ayetler hakkın, batıl ile olan amansız savaşının bir halkası ve hakkın, mutlak olarak galebe edeceği hakikat olduğunu net ve açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu sebepten dolayı da bu hakikatin içinde olarak bu saadete ulaşmak isteyen kimselerin amelen hak ehlinden olması gerekir.
Bu hususta olan ayetlere baktığımız zaman Hz İmam Mehdi’nin (a.s), salihlere ve gerçek manada iman edenlere Allah tarafından verilmiş bir müjde olduğunu görüyoruz.
وَعَدَ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دٖينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْناًؕ يَعْبُدُونَنٖي لَا يُشْرِكُونَ بٖي شَيْـٔاًؕ وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere, kendilerinden gelenleri hakim kıldığı gibi onları da yeryüzünde kesinlikle hakim kılacağına; onlar için razı ve hoşnut olduğu dinlerini tamamen yeryüzüne hakim kılacağına; yaşadıkları korkuların ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaatte bulunmuştur. Onlar sadece bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkar ederse işte onlar fasıkların ta kendileridir. Nur/55
Bu ayeti kerimede Allahu Teala müminleri ve salih amel ehlini yeryüzüne hakimler kılacağını; onlar için seçtiği ve beğendiği dini yeryüzünün tamamına hakim kılacağını ve korkularını emniyete dönüştüreceğini vaat buyurmaktadır. Düşmanlarını yok edeceği ve düşmanları yok edeceği için de müminlerin ve salihlerin korkup çekinmeden Allah’a itaat ve kulluk edeceğini, hiç kimsenin karşısında eğilmeyeceklerini ve Allah’a hiçbir şeyi şirk-ortak koşmayacakları buyrulmuştur.
وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ
Biz yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunup onları önderler ve yeryüzünün varisleri kılmak istiyoruz.
Kasas/5
Hz İmam Mehdi (a.s) Allah’ın, yaratılışın ilk döneminden beri kitaplarında takva sahiplerine ve salihlere vermiş olduğu bir müjdedir.
Ve Allah, onları yeryüzünün sahipleri kılacağını müjdelemiştir. Ve yeryüzü varlığını takva sahiplerinin hakimiyetinde sona erdirecektir.
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
And olsun ki zikirden, Tevrat (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da yeryüzüne kesinlikle benim iyi, salih kullarım hakim olacaktır diye yazmıştık. Enbiya/105
اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِࣞ يُورِثُهَا مَنْ يَشَٓاءُ
Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır ve ona dilediğini mirasçı kılacaktır. Araf/128
Çok meşhur bir hadiste şöyle buyurulmuştur:
“Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra adalet ve eşitlikle dolacaktır.”
Bu meşhur hadis kıyam ve zuhurdan yanlış anlam çıkarıp günah ve günah işleyenleri zuhurun olması için nimet görenlerin değil de bizim görüşümüzü teyit etmektedir.
Ayrıca bu hadiste zulmün açıkça buyurulmuş olması zulme uğrayanların olduğunu ve Hz İmam Mehdi’nin de (a.s) zulme uğrayanları kurtarmak için kıyam edeceğini ortaya koymaktadır.
Eğer hadiste yeryüzü şirk, inkar ve fesat ile dolduktan sonra Allah onun (Hz İmam Mehdi’nin a.s) eliyle yeryüzünü iman, tevhid ve sulh ile dolduracaktır buyurulmuş olunsaydı o Hazretin zuhur ve kıyamı belli bir kesimin desteklenmesi için olmayacağı, zuhur ve kıyamın haksızlığa ve zulme uğramış bir azınlığın desteklenmesi için değil de yok edilmiş ve ortadan kaldırılmış olan hakkın ihyası için olacağı ortaya çıkmış olacaktır.
Hadislerde buyurulmuş olan bir başka hakikat ise Hz İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur ettikleri zaman seçkin bir grubun o Hazrete katılacak olmasıdır.
Bu insanlar, zuhur ve kıyam zamanı aniden yaratılıp var edilecek değillerdir. Aksine zulüm, fesat ve haksızlığın bağrında yetişmiş olan seçkin ve pişmiş kimseler olmalıdır. Bu da hakkın tamamen yok olup sıfıra inmediğini/inmeyeceğini ortaya koymaktadır.
490- Kurtuluşu (Zuhuru) Beklemek
Beşeriyet aleminin ve dünyadaki insanların tamamının kurtulacağı müjdesinin gerçekleşmesini beklemeye hadislerde “İntizar-ı Ferec” denilmektedir ve bu, ibadetlerin en üstünü olarak kabul edilmektedir. Kurtuluşu beklemek, İslam ve Kur’an’ın temel ilkelerinden bir tanesidir. Çünkü İslam ve Kur’an’a göre Allah’ın Ruhundan ümidin kesilmesi yasak ve haramdır. Bu temel ilkeye göre müminler hiçbir şart ve ortamda Allahu Teala’dan ümitlerini kesmezler ve kesmemişlerdir.
Kıyam-ı İnkılab-ı İmam Mehdi (a.s) s.8
491- Kurtuluşu Beklemek
Rasel, Yeni Ümitler adlı kitabında şöyle yazılmıştır:
“Günümüzdeki bilim adamlarının büyük çoğunluğu beşeriyetten ümidini kesmiştir. Ve ilim öyle bir seviyeye gelmiştir ki çok yakın bir zamanda insanlığı yok edecektir.
Bu görüşte olan bilim insanlarının birisi Einstein’dı ve şöyle söylüyor:
“Beşer kendi elleriyle kendisi için kazmış olduğu mezarına sadece bir adım uzaklıktadır. Çünkü beşeriyet öyle bir yere ulaşmıştır ki bir iki düğmeye basar basmaz yeryüzünün tamamını kendi elleriyle yok edecektir.”
Evet eğer bizler Allah’a ve Allah’ın gaybi yardımlarına inanmayacak olsaydık aynı fikirde olurduk. Çünkü daha yıkıcı ve daha ölümcül yeni bir silahın yapılmadığı hiçbir gün yoktur.
Hiroşima’ya atom bombasının atılmasından sonra insanoğlunun sahip olduğu ölümcül silahlar kat kat arttırılmış ve daha ölümcül ve daha yıkıcı hale gelmiştir. İnsanoğlu öylesine güçlü silahlara ulaşmıştır ki artık dünyada galip ve mağlup diye bir kavram kalmamıştır. Günümüzde meydana gelecek bir dünya savaşında hangi silah gücünün sahibinin galip ve hangisinin mağlup olacağı konuşulamaz olmuştur. Ama bizler diyoruz ki hem yeryüzü ve hem de beşer bu uçurumdan Allah’ın görünmeyen eliyle kurtulacaktır. Çünkü Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ
Bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. Ali İmran/103
Hadislerde ise şöyle buyurulmuştur:
Kurtuluşu beklemek ibadetlerin en üstünüdür.
Biharul Envar c. 2 s. 122
Kurtuluşu beklemek, Allah’ın vaat etmiş olduğu kurtuluşa inanmak olduğu için ibadetlerin en üstünüdür.
492- Kurtuluş İçin Dua Etmek
İslam dininin Allah tarafından tayin edilmiş liderleri zuhur ve kurtuluşun gerçekleşmesi için çok dua etmemizi buyurmuşlardır.
Mutahhar İmamların Siresi. c.1 s.276
Yine edeceğimiz duaların sözden ibaret olmamasına amel ile birlikte olmasınıda “ilk yola sarılın-yürüyün” cümlesi ile beyan buyurmuşlardır.
Yani ne kadar çok yeni olaylarla karşılaşırsak karşılaşalım. Bize buyurulmuş ve gitmemiz emredilmiş olan ilk yoldan dışarı çıkmamız buyurulmuştur. Yine yakin ettiklerimize amel etmemiz ve yakin etmediğimiz her şeyden de uzak durmamız buyurulmuştur.
493- Bizim Emrimizi Beklemek
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Emirel Müminin Hz İmam Ali’nin (a.s) şöyle buyurduklarını babalarından nakletmişlerdir:
“Bizim emrimizi (zuhuru) bekleyen kimse, Allah yolunda kendi kanına boyanan kimse gibidir.”
Kemal-ud Din c.2 s.548
494- Allah’ın Buyruğu
Muhammed b. Fuzeyl şöyle demiştir:
“Hz İmam Rıza’ya (a.s) kurtuluş hakkında soru sordum, buyurdular: Allahu Teala şöyle buyurmuşlardır: ‘Bekleyin, biz de sizinle birlikte bekleyenlerdeniz.’ “
Kemal-ud Din c. 2 s. 547
495- Zuhuru Beklemenin Değeri
İbrahim Kurhî şöyle demiştir:
“Hz İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) huzuruna müşerref olmuş ve huzurunda oturmuştum:
“Genç yaşta olan Hz. İmam Musa Kazım (a.s) içeri girdiler ve ben, yerimden kalktım ve kendisini öptükten sonra yerime oturdum. Bunun üzerine Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurdular:
“Ey İbrahim! Benden sonra onun senin İmamın olduğunu biliyor musun? Onun hakkında birtakım insanlar helak olacak ve diğer bir kesim ise saadete ulaşacaktır. Allah’ın laneti onun katiline olsun ve kalbinin azabını kat kat arttırsın. Bil ki, Allahu Teala onun soyundan kendi arşının en üstünü olanı olanı yaratacaktır. O dedesiyle aynı ada ve dedesinin fazilet, ilim ve hükümlerinin tamamına sahip olacaktır. O İmametin madeni ve hikmetin beşiğidir. Ondan istisnai kerametlerin ve akıllara durgunluk veren işlerin zahir olmasından sonra filan kişinin soyundan olan bir zalim ona olan hasedinden dolayı kendisini öldürecektir. Ama kafirler istemeseler-hoşlanmamış olsalar da Allah onun işini tamamlayacaktır. Onun soyundan olan 12 İmamın sonuncusu, Hz. Mehdi (a.s) zuhur ederek onları kendi özel kerameti ile kendi Dar-ul Kudsüne yüceltecektir.
İmamların 12.’sinin zuhurunu bekleyen kimse, Hz Resul-i Ekrem’in (s.a.a) yanı başında olan ve kılıcını çekip o Hazret’i savunan kimse gibidir.”
Ravi şöyle demiştir:
“Tam bu sırada Ümeyyeoğullarından olan birisi içeri girince İmam sustular. Bu olaydan sonra İmamın sözlerinin devamını öğrenebilmek için 11 defa o Hazretin huzuruna müşerref oldum ama muvaffak olamadım. Bir yıl aradan sonra İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) huzuruna müşerref olabilmiştim. Oturur oturmaz İmam buyurdular:
“Ey İbrahim! O, şiddetli zorluklardan; uzun sürecek bela, korku ve vahşetlerden sonra zuhur edecek ve Şialarını içine düştükleri korku ve sıkıntılardan kurtaracaktır. O zamanı görecek kimse ne de bahtiyardır.
Ey İbrahim! senin için bu kadar yeterlidir.”
İbrahim devamında şöyle demiştir: “Bu müjdeyi duyunca sevindiğim kadar hiçbir zaman sevinmemiştim.”
Kemal-ud Din c.2 s.5-6
496- Beklemenin Fazileti
Abdulazim Hasanî şöyle nakletmiştir:
“Hz. İmam Taki-Cevad (a.s) buyurdular: “Bizim Kaimimiz, gaybette olduğu zaman zuhur etmesi beklenilmesi ve zuhur ettiği zaman emirlerine itaat edilmesi gereken Mehdi (a.s)’dır. O benim üçüncü oğlumdur ve Hz Muhammed’i (s.a.a) hak peygamber ve bizleri de hak İmamlar olarak gönderen Allah’a yemin olsun ki, dünyanın ömrü bir gün kalmış olsa dahi Allah o bir günü onun zuhur edip zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan dünyayı adalet ve eşitlikle dolduruncaya kadar uzatacaktır.
Allahu Teala kelimi olan Hz Musa’nın (a.s) işlerini bir gecede düzeltip yoluna koyduğu gibi onun işlerini de bir gecede yoluna koyacaktır.
Hz. Musa (a.s) eşine ateş getirmeye gitmişti ama peygamberlik ve resullük tacı ile geri döndü.”
İmam daha sonra şöyle buyurdular:
“Bizim Şialarımızın yapacağı en üstün ve faziletli amellerden bir tanesi, onun zuhurunu beklemektir.”
İsbat-ul Hudat c.6 s.420
497- Velayet ve Bekleme
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Bizim velayetimizin içinde ve zuhuru bekleyerek ölen kimse, bizim Kaimimizin çadırının içindeki kimse gibidir.”
Kemal-ud Din c.2 s.357
498- Hak Hükümetin Kurulmasını Beklemek
Emirel Müminin Hz. İmam Ali b. Ebu Talib (a.s) buyurdular:
“Bizim hükümetimizin olmasını bekleyen kimse, Allah yolunda kendi kanına boyanan kimse gibidir.”
Kemal-ud Din c.2 s.358
499- İnsanların En Şaşırtıcı Olanı
Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) babaları kanalı ile Emirel Müminin Hz İmam Ali’nin (a.s) şöyle buyurduklarını nakletmişlerdir:
“Hz Resulullah (s.a.a) bana şöyle buyurdular: “Ey Ali! İman bakımından insanların en şaşırtıcı ve yakin bakımından bakımından en büyük yakine sahip olan kimseler ahir zamanda yaşayacaklardır. Onlar peygamberi görmemiş olmalarına ve İmamlarının da gaybette olmasına rağmen beyazın üzerine nakşedilmiş olana iman edeceklerdir.”
Yani yazılmış olan rivayetlerle Peygambere iman edeceklerdir.
Kemal-ud Din c.1 s.538
500- Ne Kadar Da Güzeldir
Hz İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Sabırlı olmak ve kurtuluşu beklemek ne kadar da güzeldir. Allahu Teala’nın şöyle buyurduğunu duymadınız mı? Siz bekleyin, biz de sizinle birlikte bekleyenlerdeniz. Öyleyse (sıkıntı ve zorluklara) tahammülsüzlük etmeyin çünkü zuhur ümitlerin kesildiği zaman vaki olacaktır. Sizden öncekiler de tahammül ehliydiler.
Kemal-ud Din c.2 s.358
501- Yardım Edenlerden Olma Arzusu
Hz İmam Muhammed Bakır (a.s), Abdulhamid Vasfiye şöyle buyurdular:
“Bizim emrimizi yaşatan kimseye Allah rahmet etsin.”
Abdülhamid arz etti: “Hz Kaim’in (a.s) kıyamından önce ecelim gelir ve ölürsem nasıl olacaktır?”
Buyurdular: “Hz Kaim (a.s) zuhurunu görürsem onun yanında ve emrinde savaşacağım” diyen kimse o Hazret ile birlikte savaşan, belki de onun yolunda şehit olan kimse gibidir.
Kemal-ud Din c.2 s.357
502- Amellerin Kabul Olması
Ebu Besir şöyle demiştir:
“Hz İmam Cafer Sadık (a.s) ashabına şöyle buyurdular:
“Allahu Teala’nın o olmadan hiçbir kulunun yapmış olduğu hiçbir ameli kabul etmeyeceği şeyin ne olduğunu size haber vermemi ister misiniz? “
Arz ettiler: “Buyurun.”
Buyurdular: “Allah’ın vahdaniyetine ve Hz Muhammed’in (s.a.a) peygamberliğine şehadet etmeyen, Allah’ın emirlerinin hak olduğunu kabul etmeyen, biz Ehlibeyti sevip düşmanlarından teberri etmeyen, Masum İmamların emir ve isteklerine teslim olup ciddi ve gerçek bir şekilde Hz Kaim’in (Mehdi’nin) zuhurunu beklemeyen kimsenin yapmış olduğu hiçbir ameli kabul etmeyecektir.”
Sonra şöyle buyurdular: “Allahu Teala’nın dilediği o vakit geldiği zaman biz (Ehlibeyt) kesinlikle hükümet edeceğiz. Bizim Kaimimizin ashabından olmayı arzulayan kimsenin; zuhuru bekleyenlerden, takvalı olmayı temel ilke edinenlerden ve güzel ahlak ile süslenerek Kaimin zuhurunu beklemesi gerekir. Eğer böyle olur ve Kaim zuhur etmeden dünyadan göçer ise Kaim’i idrak edenlerin alacağı sevaba ulaşmış olarak dünyadan gitmiş olur.
Ey Şialar! Hz Kaim’in (a.s) zuhurunu bekleyenlerden olabilmek için çalışın.
Ey Allah’ın rahmetine mazhar olmuş topluluk! Zaferiniz mübarek olsun.”
El-Gaybet-i Numani s.106.
503- Hükümet Etme Vakti
Yaktin oğlu Ali’ye şöyle dedi:
“Bizim hakkımızda haberi verilmiş olanların gerçekleşmesinin ama sizin hakkınızda olacağı haber verilmiş olan şeylerin gerçekleşmemesinin sebebi nedir?
Ali b. Yaktin dedi: “Bizim ve sizin için olacağı söylenmiş olan haberlerin kaynağı aynıdır. Sizin hükümet etme döneminiz geldiği için sizin için haberi verilmiş olan hadiseler teker teker gerçekleşmektedir ama Âl-i Muhammed’in (s.a.a) hükümet etme dönemi zamanı daha gelmiş değildir. Bizleri rahatlatan, ümit veren ve yoldan çıkmamızı engel olan müjdelerin verilmesinin sebebi de budur. Eğer bizlere Ehlibeytin hükümetinin 200 yıldan önce olmasının mümkün olmadığı söylenmiş olsaydı kalpler taşlaşır, ümitler tükenir ve insanlar İslam’dan koparlardı. Ama bu İlahî kaza bizlere o hak hükümetin her an kurulacağını, her gün bekleyeceğimiz şekilde anlatılmıştır.”
El Gaybet-i Şeyh Tusi, s.207
504- Var olan Gücün Tamamıyla Çalışmak
Nehcül Belağe’nin hutbelerinin bir tanesinde Hz İmam Mehdi’nin (a.s) gaybet döneminde dahi İslam’ın ilerlemesi, azametinin yayılması ve Müslümanların zaruri işlerinin yoluna girmesi için sahip olduğu gücün tamamıyla çalıştığı beyan buyurulmaktadır.
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“İnsanlar hak yoldan çıkmış, sağa sola dağılmış, hidayet yolundan kopmuş ve delalet yolunda yürümektedirler. Bu sebepten dolayıdır ki beklediğiniz ve olması gereken şey için acele etmeyin ve çok yakında gerçekleşecek olan şeyi uzak-geç görmeyin.
Herhangi bir şeyin olması için acele eden nice kimseler ona ulaştıkları zaman “Keşke ulaşmamış olsaydık” diyorlar.
Gelecek için verilmiş olan müjdeler yakınlaştıkça yakınlaşmıştır ve şimdi vaatlerin ve bilip tanımadığınız şeylerin ortaya çıkma zamanıdır.
Bilin ki, biz Ehlibeytten o zamanı gören ve o dönemin İmamı olan kimse parlak bir ışık ile ilerler. Salihlerin yolundan giderek o zamanın insanlarının düğümünü çözüp özgürlüklerine kavuşturur. Batıl ve zarar verenlerin topluluğunu dağıtıp faydalı olanı hakim kılar.
O İmam bunların tamamını hem aşikar iken hem de saklı iken yapar, öyle ki insan tanımada uzman olanlar dahi onun izine ulaşamazlar.
O İmamın asrının insanlarından bir kesimi, demircinin sivrileştirip keskinleştirdiği kılıç ve ok gibi keskin bir şekilde dini savunmaya hazırlanırlar. Onların batıni gözleri Kur’an ile açılır, Kur’an’ın anlamı onların kulağına okunur ve onlar gece ve gündüzlerin tamamında İlahî ilim ve hikmetten mustefiz olurlar.
505- Hz. Nuh’un Peygamberliğinin Aşikar Olması
Abdullah b. Fazl Haşimi şöyle demiştir:
“Hz İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Allahu Teala Hz Nuh’un (a.s) peygamberliğini aşikar ettiği zaman taraftarları rahatlığa çıktıklarına inandılar. Bunun üzerine yalan yayıldıkça yayıldı ve ihtilaflar şiddetlendikçe şiddetlendi. Kendilerine şiddetli bela indiği zaman Hz Nuh’a (a.s) koşup kendisini şiddetle dövdüler. Öyle ki üç gün baygın kalmış ve kulaklarından kan akmıştı. Üç gün sonra kendisine geldi.
Bu olay, Hz Nuh’un (a.s) peygamberliğinin 100. yılında meydana gelmişti ve bu müddet boyunca gece gündüz demeden onları hakka davet ediyordu ama onlar kaçıyorlardı. Hz Nuh (a.s) onları gizlice davet ettiğinde de kabul etmiyorlardı, açıkça davet ettiği zaman da daveti kabul etmiyorlardı.
Hz Nuh’un (a.s) 300 yıl sonra onlara nifrin etmeye karar verdi. Sabah namazını kıldıktan sonra 7. gökten üç melek indi ve selam verdikten sonra dediler: “Ey Allah’ın peygamberi, senden bir dileğimiz vardır.”
Buyurdu: “Dileğiniz nedir?”
Dediler: “Kavmine nifrin etmeyi ertele. Çünkü o, Allahu Teala’nın yeryüzüne indireceği ilk kahreden gücü olacaktır.”
Buyurdular: “Onlara nifrin etmeyi 300 yıl erteledim.”
Sonra kavmine geri döndü ve kavmini hakka davet etmeye devam etti. Davetini 300 yıl devam ettirmesine rağmen onların inanmamakta ısrar etmesi o Hazreti ümitsizliğe düşürdü. Öğle vakti olunca kavmine nifrin etmek istediği zaman 6. gökten üç melek nazil olup selam verdikten sonra dediler:
“Ey Allah’ın peygamberi, biz 6. gökten geliyoruz. Sabahleyin hareket ettik ve öğle vakti sizin huzurunuza gelebildik.” Ve sonra 7. gökten gelen meleklerin söylediğinin aynısını söylediler ve Hz Nuh (a.s) da o meleklere söylediklerinin aynısını 6. gökten gelen meleklere de söyledikten sonra kavmine geri dönüp onları hakka davet etmeye devam ettiler. Ama davet ettikçe kavmi daha da uzaklaşıyordu. İkinci 300 yıl da bu şekilde geçti.
Hz. Nuh’un (a.s) taraftarları, o Hazretin yanına gelip onun zalim ve isyankar kavminin kendilerine yaptıkları zulmü şikayet edip kurtuluşları için dua etmesini istediler. Hz Nuh (a.s) dua edeceğini söyledi ve sonra namaz kılıp dua ettiler ve Cebrail (a.s) nazil oldu ve şöyle dedi:
“Allah’u Teala duanı kabul etti. Şialarına hurma yemelerini ve çekirdeklerini ekip yetiştirmesini söyle. O çekirdekler yetişip ağaç olup meyve verdiği zaman kurtulacaklar.”
Bunun üzerine Hz. Nuh (a.s), Allah’u Teala’ya hamd ve şükrettikten sonra bu müjdeyi taraftarlarına-şialarına verdiler. Onlar da sevinç içinde hurma yiyip çekirdeklerini ekip büyütmeye başladılar.
Çekirdekler ağaç olup meyve verince meyveleri toplayıp Hz Nuh’a (a.s) getirdiler ve ahdine vefa etmesini istediler. O Hazret, Allah’u Teala’ya kurtuluş göndermesi için dua ettiler. Allah’u Teala Hz Nuh’a (a.s) şöyle vahiy etti:
“Onlara de ki bu meyveleri yiyip çekirdeklerini eksinler ve bu çekirdekler yetişip meyve verdiği zaman vaat etmiş olduğum kurtuluşu göndereceğim.”
Hz. Nuh’un (a.s) taraftarlarının üçte biri Allah’ın sözünde durmadığını düşünerek dinden çıktılar. Dinden çıkmayanlar, Allah’ın emrini yerine getirip yedikleri hurmaların çekirdeklerini ekip yetiştirdiler ve bu çekirdekler ağaç olup meyve verdiği zaman o meyveleri toplayıp Hz Nuh’a (a.s) getirip Allah’tan vaadini gerçekleştirmesini dilemesini istediler.
Hz Nuh (a.s) da Allah’tan vaadini muhakkak etmesini istedi. Allah’u Teala kendisine şöyle buyurdu:
“Ey Nuh! Onlara de ki, yedikleri hurmaların çekirdeklerini eksinler. Onlar büyüyüp meyve verdiği zaman kurtuluşu göndereceğim.”
Allah’ın bu emrinden sonra dinde baki kalan üçte ikilik kesimin üçte biri de dinden çıktı ve geriye sadece üçte birlik kesim kaldı. Dinde baki kalan bu insanlar yedikleri hurmaların çekirdeklerini ektiler, yetiştirip büyüttüler ve meyve verdikleri zaman o meyveleri toplayıp Hz Nuh’a (a.s) getirdiler ve şöyle dediler:
“Çok az kimseden başka kimse kalmadı ve eğer kurtuluşun gelmesi ertelenecek olursa helak olmaktan, sapıtıp yoldan çıkmaktan korkuyoruz.”
Hz Nuh (a.s) namaz kıldıktan sonra şöyle arz etti:
“Allah’ım! Bu az sayıdaki insandan başka yarenim-şialarım kalmadı. Kurtuluşun gecikmesi halinde onların da yoldan çıkıp helak olmalarından korkuyorum.”
Allah’u Teala şöyle vahiy etti: “Duanı kabul ettim. Bir gemi yapmaya başla.”
Hz Nuh’un (a.s) duasının kabul olması ile tufanın olmasının arasında 50 yıl vardır.
Kemal-ud Din c.1 s.265-268.
Evet, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunu bekleyen velayetmedarların yılmadan ve ümitsizliğe düşmeden bir taraftan yapılması gereken işleri yapmaları ve diğer taraftan da samimiyet ve sadakat içinde zuhurun-kurtuluşun muhakkak olması için dua etmeleri gerekmektedir.
506-Yalancılar
Ebu Besir, Hz İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
“Hz Musa (a.s); İsrailoğullarının içinde Musa b. İmran olduğunu iddia eden 50 yalancının ortaya çıkmasından sonra zuhur etti.”
Kemal-ud Din c.1 s.292
Gerçek Bekleyenler, müntezirler.
507/512-Gaybet Döneminde Şiaların Vazifeleri
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybet döneminde sıkıntı, zorluk, fitne, fesat ve sapıtmaların aşırı derecede artıp çoğalacak olması iman etmiş velayet taraftarlarının inanç ve işlerinde uyanık, bilinçli ve teyakkuz halinde olmalarını gerekli kılmaktadır. Masum İmamlarımızın (a.s) bu hususta buyurmuş oldukları birtakım sözlerin üzerinde derinlemesine düşünmek hayati önem taşımaktadır.
507-Velayete Sarılmak
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: “İnsanların gaybette olacağı bir dönem gelecektir.”
Zurare arz etti: “O dönemin insanlarının ne yapması gerekir?”
Buyurdular: “Aydınlığa çıkabilmeleri için sahip oldukları velayet emrine sarılmaları gerekir.”
Kemal-ud Din c.2 s.350
Başka bir yerde ise şöyle buyurmuşlardır:
“Kaim’imiz Hz Mehdi’nin (a.s) gaybeti döneminde bizim velayetimize sarılan Şialarımıza müjdeler olsun.”
Kemal-ud Din c.2 s.361
Evet, insanların önderlerine ulaşamayacakları dönemde şeytan onları Allah’ın sırat-ı müstakimi olan Ehlibeytin velayetinden koparabilmek için her tarafı tuzaklarla dolduracaktır. Böyle bir dönemde insanları, şeytanın tuzağına ve delaletine düşmekten kurtaracak en sağlam ip, Ehlibeytin velayet ipinden başka bir şey değildir.
508- Takvaya sarılmak
Hz İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Kesinlikle bu emrin sahibi gaybete çekilecektir. Bu sebepten dolayıdır ki Allah’ın kullarının takvaya ve dinine sımsıkı sarılmaları gerekir.”
El-Kafi c.2 s.132
509- Marifet Peşinde Olmak
Zurare şöyle demişler:
“İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) arz ettim: “Efendim! Oğlun Hz. Mehdi’nin (a.s) gaybet dönemini görecek olursam ne yapmam gerekir?”
Buyurdular: “Şu duayı oku:
Allah’ım! kendini bana tanıt. Eğer sen kendini bana tanıtmayacak olursan Resulünü tanıyamam.
Allah’ım! Senin kendim Resulünü bana tanıt. Eğer Resulünü bana tanıtmayacak olursan senin hüccetini tanıyamam.
Allah’ım! Sen kendin Hüccetini bana tanıt. Eğer sen hüccetini bana tanıtmayacak olursan dinimden çıkarım.”
a- İlim ve tanımanın Allah’tan istenmesi gerekir.
b- Peygamberi tanıyabilmek için Allah’ı, Hüccetleri tanıyabilmek için ise Peygamberi tanımak gerekir.
c- Allahu Teala’yı ve Hz. Peygamber’i (s.a.a) tanımadan Allah’ın Hüccetlerini tanımak mümkün olmamasına rağmen Allah’ın Hüccetlerini tanımamak, insanın dinden çıkmasına sebep olmaktadır.
Bir başka ifadeyle Allah’ın hüccetlerini tanımadan sapıtıp dinden çıkmamak, dinde olabilmek mümkün değildir.
Yapılan duaların tamamının hedefe ulaşmada destek olduğunda hiçbir şüphe yoktur. Çünkü dua etmek, insanın özünde olan ihtiyacını açığa çıkarıp Allah’tan yardım dileyerek zahiri hareket etmektir.
Bilgi ve tanıma ihtiyacı anlaşıldığı ve bilgilenmeye doğru hareket edildiği zaman kişinin kalbi Allah ile olur ve onun yolunda gidecek olursa marifete ulaşmayı garanti altına almış olur ve Kur’an’da şöyle buyurulmuştur:
قُلْ مَا يَعْبَؤُ۬ا بِكُمْ رَبّ۪ي لَوْلَا دُعَٓاؤُ۬كُمْۚ
“De ki: Eğer dua etmeyecek olursanız benim Rabb’im size asla lütufta bulunmayacaktır.”
Furkan/77
510- Takiye Direniş Silahıdır
Hz İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Günahtan uzak durmayan kimsenin dini ve takiye etmeyen kimsenin de imanı yoktur. Şüphesiz ki sizden Allah katında en değerli olanınız en iyi şekilde takiye edeninizdir.”
Arz ettiler: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! Ne zamana kadar takiye edelim?”
Buyurdular: “Vakti belli olan güne kadar ve o gün, biz Ehlibeytin Kaiminin zuhur ve kıyam ettiği zamandır.”
Kemal-ud Din c.2 s.371
Takiye asla susmak, kayıtsız kalmak, maslahata göre iş yapmak, maslahata göre davranmak ve günün şartlarının ekmeğini yemek demek değildir.
Takiye etmek, mektebi ve ilkelerini bir kenara itmek ve herkesle birlikte ve birlik ve beraberlik içinde olmak demek değildir. Hz İmam Mehdi’nin (a.s) gaybet döneminde Şialara farz kılınmış bir vazifedir ve takva ile aynı değer ve ağırlığa sahiptir. Takiye vazifesine sahip olmamak imandan mahrum olmak demek olduğu için bir tür direniş silahıdır.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Hz. Zülkarneyn’in (a.s) yapmış olduğu set hakkında olan Kehf suresinin 95-97 ayetlerinin tefsirinde şöyle buyurulmuştur:
“Takiye yapacak olursan sana karşı kullanılacak hiçbir şey bulamaz ve sana tuzak kuramazlar. Takiye seninle Allah’ın düşmanları arasında düşmanın aşması mümkün olmayan bir set meydana getirmektir.
Tefsir-i Nurus-Sekaleyn c.3 Hadis:232
Evet, takiye etmek demek güç sahibi düşmanın belasından güvende olmak ve güç kazanma fırsatıdır.
511- Bilinçli Bekleme
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Kulların Allah’a en yakın oldukları ve Allahu Teala’nın da kendilerinden daha çok razı oldukları zaman, Allah’ın hüccetinin gaybete çekilip görülmediği ve onların da Allah’ın hüccetinin yerini (nerede olduğunu) bilmemelerine rağmen Allah’ın ahdinin yok olmadığına inandıkları zamandır. Bu dönemi idrak ettiğiniz zaman gece ve gündüz kurtuluşun gelmesini bekleyin.”
El-Kafi c.8 s.127
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybeti dönemindeki insanların faziletli-üstün ve Allahu Teala’nın kendilerinden daha çok razı olmasının nedeni, onların Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) ve onun mucizelerini görmemiş olmalarına rağmen sadece Allah’a olan inanç ve itimatlarından dolayı takvaya ve Ehlibeytin (a.s) sevgisine sarılarak Allah’ın ilke ve hudutlarına olan inançlarının sarsılmasına izin vermemeleridir.
Hz İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: “Ey Ebu Besir! Bizim Kaimimizin Şiaları ne de bahtiyardırlar. Kaimimizin gaybette olduğu dönemde zuhurunu beklerler. Zuhur ettiği zaman da yardımına koşarlar. Onlar Allah’ın evliyalarıdır ve kendilerinde ne korku vardır ve ne de üzüntü.”
Kemal-ud Din c.2 s.357
Hz. İmam Cafer Sadık’ın (a.s) bu hadis-i şerifte gaybet döneminin Şialarının sahip olduğu, gaybet döneminde zuhuru bekleme ve zuhur zamanı İmam’ın yardımına koşma özelliklerini buyurmuş olmasının anlamı şudur:
“Gaybet döneminde yaşayan Şialar, imamlarını öylesine sağlam ve doğru bir şekilde tanıyıp gaybette olmasına rağmen kendisine itaat etmişlerdir ki zuhur muhakkak olacak olursa kesinlikle Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gerçek yarenlerinin arasında yer alırlar.”
512- Gaybetin Musibetlerinin Meydana Getirdiği Hüzün ve Zuhur İçin Dua Etmek
Sudeyr şöyle demiştir:
“İmamın yarenlerinden bazıları ile birlikte İmam’ın huzuruna müşerref olduk. İmam’ın üzerinde sert iplikten örülmüş bir aba vardı ve yere oturmuştu. Tıpkı oğlu ölmüş anne gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Rengi solmuştu ve gözlerinden akan yaş elbisesini ıslatmıştı. Yüksek sesle şöyle diyordu:
“Ey Benim Mevlam! Gaybetin gözlerimden uykuyu aldı ve dünyayı bana daracık yaptı ve huzurum kalmadı. Ey Benim Mevlam! Senin gaybetin beni sonu olmayan bela ve musibetlere sokmuştur. Tıpkı peş peşe yarenlerin yitirilmesi gibi topluluğumuzu dağıtmış ve sayımızı yok etmiştir ve…”
Sudeyr diyor: Şaşırıp kalmıştım.
Arz ettim: Efendim kimin matemini tutuyorsunuz?
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) kalbinin derinliklerinden bir ah çektikten sonra buyurdular:
Vay! Vay! Bugün sabahleyin Cifr kitabına bakarken onda bizim Kaimimizin doğumunu, uzun gaybetini ve müminlerin müptela olacakları belaları, gaybetin uzamasından dolayı içine düşecekleri şek ve şüpheleri, insanların çoğunun dinden çıkacaklarını gördüm, etkilendim ve hüzün içine girdim.”
Kemal-ud Din c.2 s.353
513- Hz. İmam Mehdi’nin Şiaları üzerindeki hakkı
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) hem Şiaları üzerinde sayısız hakkı vardır hem de o Hazret’in Şialarına olan lütufları sayısızdır. Ve onlardan bazıları şunlardır:
1- Var olma hakları:
Hz. İmam Mehdi (a.s) yazmış oldukları mektupların birisinde şöyle buyurmuşlardır:
“Bizi Allah terbiye etti, eğitti. Yaratılmışların tamamını terbiye eden, eğiten ise bizleriz.”
Hz. İmam Mehdi ve Muttahar babaları, Allahu Teala’nın feyzlerini kullarına ulaştırma vesileleridirler.
Şöyle buyrulmuştur:
“Göklere yeri birbirine bağlayan nerededir? “
El-İhticacu li’t-Tusi c.8 s.278
2- Dünyanın Bekası Hakkı
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Yeryüzünde Allah’ın Hücceti olmayacak olursa darmadağın olur.
Usul-u Kafi c.1 s.179
3- Hz. Peygamber’in Evladı Olma Hakkı
Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır:
قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰىۜ
“De ki: Buna (yaptığım peygamberliğin karşılığında) sizden akrabalarıma sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum.”
Şura/23
Bir hadiste şöyle buyurmuştur:
“Hz. İmam Mehdi (a.s) zuhur ettikleri zaman şöyle haykıracaklardır:
Allah’ın Resulü’nün ve kendi hakkım üzerine ant vererek soruyorum. Benim sizin üzerinizde Allah’ın Resulü ile akraba olma hakkım yok mudur?”
Gaybet-i Numanî s.49
4- Nimetin Verilmesinin Vesilesi Olma Hakkı
Ziyaret-i Camie-i Kebire’de şöyle buyrulmuştur:
“Siz, Veliyy-i Nimetsiniz.”
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Biz olmasaydık ne nehirler akardı, ne ağaçlar yeşerirdi ve ne de meyveler olurdu.”
El-Kafi c.1 s.144
Hz. İmam Zeynelabidin (a.s), Ebu Hamza-i Sumali’ye buyurdular:
“Ey Ebu Hamza! Güneş doğmadan önce uyumanı senin için iyi görmüyorum. Çünkü Allahu Teala o saatte kullarının rızıklarını taksim edip bizim elimizde dağıtıyor.”
Mikyal-il Mekarim c.1 s.62
5- Babanın Evlat Üzerindeki Hakkı.
Şialar, Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ve Ehlibeyti’nin yaratılmış oldukları toprağın artanından yaratılmıştır. Bu durum evladın babadan meydana gelmesi gibidir.
Hz. İmam Rıza (a.s.) buyurdular:
“İmam babadır.”
El-Kafi c.1 s.200
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Hiç şüphesiz Allah bizi, A’la İlliyyin’de yaratmıştır. Bizim Şialarımızın kalplerini bizi yarattığı özden (mayadan) ve bedenlerini ise ondan daha düşük olandan yaratmıştır. Şialarımızın kalpleri bizim yaratıldığımız özden yaratıldığı için bizimledir.
El-Kafi c.1 s.290
6- Saib (Efendi/Sahip)
Hz. İmam Hüseyin (a.s) buyurdular:
“Allah’ın Resulü (s.a.a), Emirel Müminin Ali’ye (a.s) buyurdular: Ey Ali! Ben müminlere kendilerinin kendilerine olan önceliklerinden daha önceyim. Sen müminlere kendilerinin kendilerine olan önceliklerinden daha öncesin. Senden sonra Hasan, ondan sonra Hüseyin, ondan sonra Ali, ondan sonra Muhammed, ondan sonra Cafer, ondan sonra Musa, ondan sonra Ali, ondan sonra Muhammed, ondan sonra Ali, ondan sonra Hasan ve ondan sonra da Hüccet b. Hasan (a.s) müminlere kendilerinden daha öncedirler. Bunlar kurtuluş İmamlarıdır. Onlar haktırlar ve hak onlarladır.”
El-Kafi c.1 s.187, Kemal-ud Din c.1 s.270
7-Alim Olma Hakkı
Allahu Teala Kur’an’da şöyle buyurmuştur:
فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
“Bilmiyorsanız öyleyse zikir ehline sorun.”
Enbiya/7
8-İmamlık Hakkı
Emirel Müminin Hz. İmam Ali b. Ebu Talib (a.s) buyurdular:
“Allahu Teala’nın hak olarak farz kıldığı en önemli hak, İmamın insanların üzerindeki hakkıdır.” “
Mikyal-il Mekarim c.1 s.56
514- İmtihan İle İç İçe Olan Bekleme
Hz İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Allah’a and olsun ki çetin imtihanlarla sınanmadıkça ve çok azınız kalmadıkça beklediğinize ulaşmak için sabırsızca kafalarınızı uzattığınız şeye ulaşamayacaktınız.”
El-Kafi c.1 s.37
515- Bekleyenlerin Sınavı
Hz İmam Rıza (a.s) buyurdular:
“Altın eritilip saflaştırıldığı gibi zuhuru bekleyen Şialar da eritilip arındırılacaklardır.”
El-İrşad s.339
516-Muntezirlerin Bekleyenlerin Vazifeleri
Gaybet döneminde Şiaların yapmaları gereken iş ve vazifeler hakkında çok sözler söylenmiş ve çokça kitaplar yazılmıştır. Bu kitaplardan bir tanesi de “Mikyal El-Mekarim fi Fevaidi ed-Duai lil Kaim” adındaki kitaptır. Bu kitapta Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunu bekleyenlerin yapmaları gereken vazifelerden 80 vazife sayılmıştır ve onlardan bazıları:
1-İmam’ı Tanıma
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunu bekleyenlerin yapmaları gereken birinci önemli vazife, Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) tanıma vazifesidir. Çünkü gaybet döneminde itaati ve tanınması farz olan İlahî Hüccet-İmam, Hz. İmam Mehdi (a.s)’dır.
Bu mesele o kadar önemli bir konudur ki Şii ve Sünni kaynaklarında bu hususta birçok hadis rivayet edilmiştir ve onlardan bir tanesi İslam Peygamberi’nin (s.a.a) şu hadisidir:
“Kendi zamanının imamını tanımadan ölen kimse cahiliyet ölümü ile (dinsiz) ölmüş olur.”
Yenabi-ul Meveddet c. 2 s.372
2-Kötü Olan Her Şeyden Arınmak ve Güzelliklerle Süslenmek
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Hz. Kaim’in (a.s) yarenlerinden olmak isteyenlerin kesinlikle zuhuru beklemeleri ve zuhuru beklerken de takvalı ve güzel ahlaklı olmaları gerekir.”
Gaybet-i Numanî s. 200
3-Velayet Ahdine Sarılmak/Bağlı Kalmak
Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) samimiyet ve ciddiyet içinde bağlı kalmak ve o Hazrete olan ahd ve sözü sürekli olarak yenileyerek canlı tutmak, zuhuru bekleyenlerin gaybet döneminde yapmaları şart olan bir başka vazifedir.
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Farzları sabır içinde yerine getirin, düşmanlarınızın karşısında geri adım atmayın ve zuhuru beklediğiniz imamınız ile bağınızı sağlamlaştırın.”
Gaybet-i Numanî s. 199
Hz. İmam Mehdi (a.s), Şeyh Müfide yazmış oldukları mektupta şöyle buyurmuşlardır:
“Eğer bizim Şialarımız… kendilerinden alınmış olan söze/ahde (hep birlikte) vefalı olacak olurlarsa kesinlikle bizi görme nimeti onlar için gecikmeyecektir…”
4-Zuhura Hazır Hale Gelmek
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Sizden her biriniz, bir okla dahi olsa zuhur için hazırlık yapmanız gerekir. Böyle bir niyetiniz olacak olursa Allahu Teala’nın o Hazreti görmeniz için ömrünüzü uzatacağına ümitlenebilirsiniz.”
Gaybet-i Numanî s. 321
Hz. İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Bizim emrimiz için (Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuru için) bir at hazırlayan ve bununla bizim düşmanımızın gazaplanmasına sebep olan kimsenin rızkını Allah, bize ait olduğu için artırıp çoğaltır.”
El-Kafi c.6 s.535
5-Fakih ve Müçtehitlerle İrtibat İçinde Olmak
Masum imamlarımız (a.s), Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gaybeti döneminde yapmamız gereken vazifenin müçtehit ve taklit mercilere müracaat etmek olduğunu beyan buyurmuşlardır.
Hz. İmam Mehdi (a.s) da İshak b. Yakub’a yazmış oldukları mektupta şöyle buyurmuşlardır:
“Karşılaşmış olduğunuz hadiselerde bizim hadislerimizi size rivayet edenlere müracaat edin. Çünkü onlar benim size Hüccetimdirler ve ben de onlara Hüccetim.”
Gaybet-i Şeyh Tusî s.176
517-Şerhi Sadr
Allahu Teala’dan dileğimiz şudur:
“Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) eli ile kalbi istikrarsızlıktan kurtulabilmemiz için bizlere Şerh-i Sadr vermesini niyaz ediyoruz.”
Kalplerin aydınlanması da ferec-kurtuluştur. Acaba kalbimizi aydınlatacak şeylerin peşinde gitmeyi aklımıza getiriyor muyuz?
İmamlarımız bunu yapmayı bizlere emretmiş ve şöyle buyurmuşlardır:
“İlk yola amel edin.”
Bihar-ul Envar c.52 s.133
İlk yola amel edin: Bizim size emrettiklerimize amel edin.
518- 400 Milyon Yaren
Kur’an muhtelif konulardan, duyulması ve görülmesi gereken konulardan söz eden ve akılların anlamaktan aciz kaldığı bir varlıktır.
Bu Kur’an’ın alemlerdeki tek muadili, Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) ve Ehlibeyti’dir (a.s).
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) ve Ehlibeyti (a.s) da alemlerde var olan nimetleri anlatıyorlar. Fakat bizler, bizim hidayetçimiz olan bu hidayetçi, sahip ve yardımcılarımızdan dolayı Allah’a şükür etmiyoruz.
Ehlibeyt (aleyhim selam) bizlerin, veli nimeti ve feyze ulaştıran ilahi nur vesileleridir. Eğer böyle gidersek Hz. İmam Mehdi (a.s) geldiği zaman takınacağımız tutum, mutahhar babalarına yapılanlardan ve davranılanlardan farklı olmayacaktır.
Hiç düşündük mü, 400 milyon yareni olan İmam Mehdi (a.s) nasıl zuhur etmeyebilir?
519- Acele Edenler
Acele etmemek ve teslim olmak, gaybet döneminde yapılması gereken vazifelerden vazifelerdendir.
Ravi, Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s)’a arz etti:
“Efendim, olmasını beklediğim şeyin ne zaman olacağını bana haber verin.”
İmam buyurdular: “Vakit-tarih söyleyenler, yalan konuşuyorlar. Acele edenler helak olacaklar. Tek kurtulacak olanlar teslim olanlardır.”
El-Kafi c.1 s.368
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Nahl Suresi’nin 1. ayetinin tefsiri hakkında şöyle buyurdular:
“Bundan maksat, bizim işimiz (Hz. İmam Mehdi’nin a.s ) zuhurudur. Ve Allahu Teala onda acele edilmemesini ve üç ordunun (meleklerin, müminlerin ve korkanların) kabullenmesinin beklenmesi gerektiğini buyurmaktadır.”
Gaybet-i Numanî s.104
520-Amellerin Arz Edilmesi
Abdullah b. Aban şöyle demiştir:
“Hz. İmam Rıza’ya (a.s) arz ettim: “Efendim bana ve aileme dua eder misiniz?”
Buyurdular: “Dua etmediğimi mi düşünüyorsun? Allah’a and olsun ki, sizin amelleriniz her gece ve gündüz bana arz ediliyor. Ben de uygun olan her şey için dua ediyorum.”
Abdullah b. Aban diyor ki: “İmamın bu sözleri beni şaşırtmış ve hayretler içinde bırakmıştım. İmam benim şaşkınlık içinde olduğumu görünce şöyle buyurdular:
“Allah’ın kitabını okumuyor musun? Allah şöyle buyurmaktadır:
وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَۜ
‘Onlara de ki: Sizin amellerinizi Allah, Resulü ve Müminler görüyorlar.’ Tevbe/105”
El-Kafî c.1 s.221
Bir başka nakilde ise şöyle buyurulmuştur:
“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) bir gün huzurunda olanların birisine şöyle buyurdular:
“Allah’ın Resulünü neden rencide ediyorsunuz?”
Adam dedi: “Ey Allah Resulünün oğlu! Allah’ın Resulünü nasıl rencide edebiliriz?”
İmam buyurdular: “Amellerinizin-yaptıklarınızın Allah’ın Resulüne arz edildiğini bilmiyor musunuz? Eğer amellerinizde günah olacak olursa Allah’ın Resulü bundan rahatsız olmaktadır. Durum böyle olduğu için yaptığınız kötü işlerle Allah’ın Resulünü rencide ve rahatsız etmeyin, güzel ve iyi işlerinizle o Hazreti sevindirin.”
Movud Neşriyyesi s.18
521- Gaybet Döneminde Okunan Dua
Gaybet döneminde okunması gereken bu duayı vermek istiyorum. Bizlerin gaybet döneminde yapmamız gereken iş, bu duayı okumak ve amel etmektir ve bunu da sevap almak için değil, vazifemiz olduğu için yapmalıyız.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s)’a sordular:
“Gaybet döneminde yapmamız gereken vazife nedir?”
Buyurdular: “Bu duayı okuyun: Allah’ım! kendini kendin bana tanıt. Eğer sen kendini bana tanıtmayacak olursan Peygamberini tanımam mümkün değildir.
Allah’ım! Resulünü bana tanıt. Eğer sen kendin Resulünü bana tanıtmayacak olursan benim senin hüccetini tanımam mümkün olmayacaktır. Allah’ım! Hüccetini bana tanıt. Eğer sen hüccetini bana tanıtmayacak olursan dinimden çıkarım.”
522-Ölmüş Müçtehide Taklit Etmenin Caiz Olmaması
Ölmüş müçtehide taklit etmenin caiz olmamasının nedeni nedir?
Fıkıh ilminde olan kesin bir kurala göre yeni taklit edecek olan mükelleflerin ölmüş bir fakihe-müçtehide taklit etmesi caiz değildir. Ama taklit müçtehidi hayatta iken kendisini taklit eden mükelleflerin müçtehidin ölümünden sonra hayatta olan müçtehidin fetva vermesi durumunda taklit etmiş olduğu ölmüş müçtehide taklit etmeye devam etmesi caizdir.
Bu meselenin bu şekilde olması olmasını gerektiren fıkhi delilleri yazmak konumuz dışında olduğu için onları yazmayacağım. Fakat bunun neden böyle olduğuna dair birkaç tane nedeni yazacağım:
1-Toplumun içine düşeceği sorun ve sıkıntıların, çok rahat ve doğru bir şekilde çözümlenip hal yoluna koyulabilmesi için ilim merkezlerinin gelişip ilerlemesi gerekir ve içtihad kapısının açık olmasının şart oluşu bu maksadı temin eden önemli bir unsurdur.
Çünkü bütün sorunların eski dönemlerdeki alimler tarafından çözümlendiğini ve artık sonsuza kadar çözümlenmemiş hiçbir sorunun kalmadığını düşünmek hakikate ters ve aykırıdır.
Fıkıh, tefsir, kelam ve diğer İslamî ilimlerde var olan binlerce muamma ve sorunların bir kısmı önceki alimler tarafından çözümlenmiş olsa da kalan bölüm halledilmeyi beklemektedir.
Çözüme kavuşturulmamış muammaları ve meseleleri çözüme kavuşturma görevi, geçmiş dönemde yaşamış olan alimlerin değil şimdi yaşamakta ve gelecekte yaşayacak olan alimlerin vazifesidir.
Geçmiş dönemin alimlerinin yapmış oldukları gibi, hazır ve gelecek dönemin alimlerinin de İslami ilimlerin tamamında çalışmalar yaparak karşılaşılan ve meydana gelen meseleleri doğru ve aslına uygun bir şekilde halletmeleri gerekiyor. İslami ilimlerin tekamüle ulaşabilmesi için de insanların yaşayan, hayatta olan müçtehide taklit etmesi gerekir.
2- Müslümanlar her gün ne yapacaklarını bilmedikleri birçok konu ve mesele ile karşılaşmaktadırlar. Bu meseleler karşısında yapılması gereken vazifelerin ne olduğunun bilinmesi için o dönemde yaşamakta olan müçtehide ve onun ilmine ihtiyaç vardır.
İctihad hakkındaki hadislerin birisinde şöyle buyurulmuştur:
“Yeni hadiselerde bizim hadislerimizi size rivayet edenlere müracaat edin. Çünkü onlar benim size tayin etmiş olduğum hüccetlerdir ve ben de Allah’ın Hüccetiyim.”
Kemaluddin s.48, Gaybet-i Tusi s.291, El-İhticac c.2 s.543, Biharul Envar c.53 s.181
Yeni hadiselerden maksat her dönem, asır, yıl ve zaman dilimi içinde meydana gelmiş olan yepyeni ve halledilmemiş ama halledilmesi gereken meseleler demektir. Karşılaşılması kesin olan yepyeni meselelerin halledilmesi şarttır ve bunun olabilmesi için de yaşayan müçtehide taklit edilmesi gerekir.
523-DÜNYA ZULÜM İLE DOLMALI GÖRÜŞÜ
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kıyamının hakikati, birçok hadiste şöyle buyrulmuştur:
“Dünya zulüm ile dolduktan sonra tamamen adalet ile dolacaktır.”
Hadislerde buyrulmuş olan bu hakikat, “Dünyanın her açıdan zulüm ve haksızlıkla dolması gerekir ki her yerde hakim olan zulüm ve haksızlık, ani bir inkılap ve değişimin meydana gelmesine dünyanın adaletle dolmasına sebep olmalıdır…” diyen bir kesim meydana getirmiştir.
Bu kesim açıkça dile getirmemiş olsalar dahi toplumun ıslahı yönünde bir işin yapıldığını gördükleri zaman şiddetle rahatsız olmaktadırlar. Bu kesim dünyada hak ve hakikatin meydana gelmesine şiddetle gazaplanmakta ve şöyle söylemektedirler:
“Hiçbir kimsenin zulüm ve haksızlığın meydana gelmesine engel olacak hiçbir iş yapmaması, aksine Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) bir an önce zuhur etmesi için dünyanın kötülüklerle dolması gerekir. Eğer bizler insanların dine yönelmesine sebep olacak işleri yapacak olursak bu iş Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuruna ihanet ve zuhurun gecikmesine sebep olmaktan başka hiçbir şey değildir…”
Acaba hakikat gerçekten de böyle midir?
Konunun net bir şekilde açıklığa kavuşması için gerekli ve hak olan açıklamaya başlıyoruz:
Bu dünyada meydana gelen hadiselerden bazıları tıpkı bir çıban gibidir. Olgunlaşması ve patlaması gerekir. Çıbandan, olgunlaşıp patlamasından başka kurtuluş yoktur ve çıbanın olgunlaşıp patlamasına engel olan her iş, yanlış iştir. Çıbana uygulamak istenilen ilacın da onun olgunlaşıp patlamasına yol açacak olan ilaç olması gerekir.
Ehlibeyt ve Kur’an’ın bu husustaki tutumu net ve açıktır. Net ve açık fıkhî ilkeler olmasına rağmen Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur etmesi için fitne, fesat, günah, zulüm ve haksızlığın yayılıp dünyanın tamamına hakim olmasına engel olunmaması gerektiğini Müslümanların düşünebilmesi nasıl mümkün olabilir?
Müslümanlar, “Marufun emir ve münkerin nehy edilmemesi ve çocukların eğitilip terbiye edilmemesi gerektiğini söyleyip bu yolda hareket ederek” Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) ve onun zuhuruna nasıl yardım etmiş olabilirler?
İnsanları namaz kılmamaya, oruç tutmamaya, hac yapmamaya, zekat vermemeye, vazifelerini ve sorumluluklarını yapmamaya ve fesat, zulüm ve haksızlığın yok olmasına engel olmamaya çağırmanın, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun olmasına sebep olacağını, akıl sahiplerinin söyleyebilmesi nasıl mümkün olabilir?
524-İnançlı İnsanlar
Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) buyurdular:
“Ey Ebu Halid! Gaybet döneminde yaşayan ve aynı zamanda Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) imametine inanan ve onun zuhurunun muntezeri olan kimse diğer asır ve dönemlerin insanlarından çok üstündürler. Çünkü Allahu Teala’nın gaybet döneminde yaşayan bu insanlara vermiş olduğu akıl ve idrak, imamın hazır olduğu dönemde yaşayan ve böyle inanca sahip insanların aklı ve idrakiyle aynıdır. Allahu Teala bunları, Sadr-ı İslam’da kılıçlarını alıp Hz. Peygamberin (s.a.a) yanında savaşanlarla aynı derecede karar kılmıştır. Onlar gerçek anlamda seçilmişler, ihlas sahipleri, bizim gerçek Şialarımız ve insanları gizli ve açıkça Allah’a davet edenlerdir.”
Kemal-ud Din s.320
525-Muntezirlerin -Zuhuru Bekleyenlerin- Vazifeleri
1-İmam’ı Tanıma
Allah’ın Hücceti ve Zamanın İmamı olan Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) tanımak, o Hazretin zuhurunu gerçek anlamda bekleyenlerin yapmaları gereken ilk vazifedir. Bu mesele o kadar büyük öneme sahip bir meseledir ki Sünni ve Şii kaynaklarının, İslam’ın Büyük Peygamberinden (s.a.a) rivayet etmiş oldukları çok sayıdaki hadisin bir tanesinde şöyle buyurmuşlardır:
“Kendi zamanının imamını tanımadan ölen kimse cahiliyet ölümü ile (dinsiz) ölmüş olur.”
Yenabi-ul Meveddet c.2 s.372
2-Çirkinliklerden Arınmak ve Güzellikler ile Süslenme
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Hz. İmam Mehdi’nin (Kaim (a.s)’ın) yarenlerinden olmayı isteyen kimsenin muntezir olması ve bu halde takvalı ve güzel ahlaklı davranış içinde olması gerekir.”
Gaybet-i Numanî s.200
3-Zuhur İçin Dua Etmek
Hz. İmam Mehdi (a.s) buyurdular:
“Zuhurun olması için çokça dua edin, kurtuluşunuz bundadır.”
Gaybet-i Numanî s.200
526- Zuhurun Önündeki Engeller
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun önündeki engellerden birisi:
“İmamların bizler için kendimizden daha yakın ve daha can yakıcı olduklarının hakikatine ulaşılmadığı için onların emir ve buyruklarını hakkıyla ve ciddiyet içinde yerine getirmemektir.”
Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) ve o Hazetin zuhuruna inananların, kendilerini bu beladan kurtarmaları gerekir. Kur’an’da haklarında “Allah’ın Hücceti, kendilerine bunu öldürmeyin buyurduğu halde onu öldürdüler.” buyurduğu insanlar gibi olmamak gerekir.
527- Gaybet Döneminde Dini Korumak
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Beni müjdeleyici olarak gönderen (seçen) Allah’a and olsun ki benim evlatlarımdan olan Kaim (Hz. Mehdi a.s) kendisine gelen emir-hüküm ile öyle bir gaybete girecektir ki insanlar, “Allah’ın Muhammed’in Ehlibeytine ihtiyacı yoktur” diyecek ve doğmuş olmasında (dünyaya gelmesinde ve hayatta olmasında) şüphe içinde olacaklardır. Durum böyle olacağı için onun gaybet dönemini görenlerin, dinlerini koruyup muhafaza etmeleri ve şeytanın kendilerine şüphe yolu ile nüfuz etmesine izin vermemeleri gerekir.
Önceden baba ve annenizi aldatıp cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatıp benim sünnetimden, yolumdan ve dininizden çıkarmasına izin vermeyin. Bilin ki, Allahu Teala şeytanı, kafir ve inkarcıların dostu ve emiri karar kılmıştır.”
İsbat-ul Hudat c.6 s.386
528- İman ve Zuhuru Beklemek
Hasan b. Muhammed b. Salih şöyle demiştir: Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular:
“Bu oğlum benden sonraki Kaim’dir (Mehdi’dir). Peygamberlerin (a.s) uzun ömürlü olma ve gaybette yaşama sünneti onda gerçekleşecektir. Öylesine uzun bir gaybeti olacaktır ki Allah’ın kalplerine imanı kazıdığı ve kendi elleriyle muhafaza ettiği kimselerin kalplerinin haricinde kalan kalplerin tamamı, ona karşı taşlaşacaktır.”
Kemal-ud Din c.2 s.309
529- Herkesin Onun Gölgesinin Altında Olması
Hem bireysel olarak kendimizin ve hem de Velayet mektebinden olan insanların tamamının kendilerini ıslah edip düzeltmeleri, güvenilir ve adaletli olmaları, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gölgesinin altında olmanın olmazsa olmaz şartıdır. Böyle olunmadığı müddetçe o Hazretin velayetinin vadesinde ve yolunda olmak mümkün olmayacaktır ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) gölgesinin altında olmak, Ehlibeyt (a.s) taraftarlarının birinci vazifesi olması gerekir.
530- Zuhur Oluncaya Kadar Takiye Etmek
Hüseyin b. Halid, Hz. İmam Rıza'nın (a.s) şöyle buyurduklarını söylemiştir: Buyurdular: "… sahibi olmayanın dini ve takiye etmeyenin de imanı olmaz. Sizden Allah'ın katında en çok değerli olanınız en fazla takiye edeninizdir." Sordular: "Ey Allah Resulü'nün oğlu! Ne zamana kadar takiye etmek gerekir?" Buyurdular: "Bizim Kaimimizin zuhur edeceği o belli olan günün, belli olan vaktine kadar takiye edilmesi gerekir. Bizim Kaimimizin zuhurundan önce takiyeyi terk eden kimse bizden değildir." Sordular: "Ey Allah Resulü'nün oğlu! Siz Ehlibeyt'in Kaimi kimdir?" Buyurdular: "O benim dördüncü oğlumdur. Hanımların efendisinden dünyaya gelecektir. Ve Allah, onun eliyle yeryüzünü her türlü zulümden ve zalimlerin tamamından arındırıp temizleyecektir. O, zuhur etmeden önce yeryüzü (onun) nuru ile aydınlanacaktır. Yeryüzünde adaleti hakim kılacak ve hiç kimseye zulüm yapılamayacak. O öyle birisidir ki yeryüzü onun emrinde olacak ve gölgesi olmayacaktır. Ve o yeryüzünden yükselecek olan şu nidayı-feryadı duyacak kimsedir: "Hiç şüphe yoktur ki, Allah'ın Hücceti Beytullah'tan zuhur etmiştir. Ona tabi olun. O, hak iledir ve hak onun kendisidir." Bu Allahu Teala'nın Kur'an'da buyurmuş olduğu şu hakikatin ta kendisidir: اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ 'Biz dileyecek olursak onlara gökten bir nişane indiririz ve ona boyun eğmek zorunda kalırlar.' Şuara/4" Kemal-ud Din c.2 s.60-61
531-Dininize Mukayyet Olun
Ali b. Cafer, kardeşi Hz. İmam Musa Kazım’ın (a.s) şöyle buyurduklarını söylemiştir:
“7. İmamınızın 5. oğlu gaybete çekildiği zaman Allah hakkı için dininize mukayyet olun. Ve hiçbir kimsenin dininizi sizden almasına -heba etmesine- izin vermeyin.
Ey benim evlatlarım! Emir sahibi (Hz. Mehdi) kesinlikle gaybete çekilecektir. Ve bu gaybet, ona inananların inançlarından dönmelerine sebep olacak bir gaybettir. Bu, Allahu Teala’nın onun ile kullarını sınamayı irade ettiği bir imtihandır. Ve bilin ki, eğer sizin dedeleriniz ve babalarınız bu dinden daha iyi bir din bilmiş olsalardı kesinlikle ona tabi olurlardı.”
Arz ettim: “Ey benim Efendim! 7. İmamın 5. oğlu kimdir?”
Buyurdular: “Ey benim Evlatlarım! Sizin akıllarınız onu tanıyıp idrak etmekten acizdir. Ve siz onu kaldıracak güce sahip değilsiniz. Eğer yaşayacak olursanız onu görebilirsiniz.”
Kemal-ud Din c.2 s.42
532- Dine Sarılmak
Zurare şöyle demiştir: Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“İnsanlara, imamlarının kendilerine görünmediği bir dönem gelecektir.”
Arz ettim: “O dönemde insanların ne yapması gerekir?”
Buyurdular: “Hak kendilerine aşikar olacağı zamana kadar üzerinde oldukları emirde (dinde) baki kalsınlar.”
Kemal-ud Din c.2 s.28
533- Dile Sahip Olmak
Cabir b. Yezid El Cu’fi, Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduklarını söylemişlerdir:
“İnsanlar, imamlarını görmedikleri bir dönemi yaşayacaklardır. Ve o dönemde bizim velayetimize bağlı kalanlar ne de bahtiyar insanlardır. Onlara verilecek en küçük ödül şudur:
Allahu Teala’dan kendilerine şöyle nida gelecektir: Ey benim erkek ve kadın kullarım! Benim sırrıma iman ettiniz, gaybımı (görmeden) tasdik ettiniz ve ben sizi, benim gerçek kullarım olmakla müjdeliyorum; tevbelerinizi ve yaptıklarınızı (amellerinizi) kabul ediyorum, sizi bağışlıyorum. Sizin hürmetinize yağmuru yağdırıyor, belaları kaldırıyorum. Siz olmamış olsaydınız onlara (sırrımı kabul etmeyip gaybıma inanmayanlara) azap indirirdim.”
Arz ettim: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! O zamanda müminin yapması gereken en üstün iş nedir?”
Buyurdular: “Diline mukayyet olmak ve evinde oturmaktır.”
Kemal-ud Din c.1 s.602-603
Evde oturmaktan maksat, Ehlibeyt’in (a.s) mektebinin, yolunun ve buyruklarının haricinde olan hiçbir hareket ve oluşumun içinde olmamaktır. Hatta Ehlibeyt’in (a.s) adına yapılan ama -ne şekilde olursa olsun- düşman ile birlik olmaya götüren hareket ve oluşumları da kapsamaktadır.
534- Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Adı Söylendiği Zaman Ayağa Kalkmak
Şia toplumunun içinde yaygın ve hakim olan uygulamalardan biri de Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) “Kaim” adı zikredildiği zaman ayağa kalkmaktır.
Hz. İmam Rıza’dan (a.s) şöyle nakledilmiştir:
“Hz. İmam Mehdi aleyhi İmam Rıza (a.s) Horasan’da bir toplantıya katılmışlardı. “Kaim” kelimesinin söylendiğini duydukları zaman hemen ayağa kalktılar. Elini başına koyup şöyle buyurdular:
“Allahumme accil ferecehu ve sehhil mehrecehu.”
İlzam-un Nasib s.81
Bu uygulama, Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) döneminde yaygın olarak yapılıyordu. O Hazrete bunun sebebi sorulduğu zaman buyurdular:
“Hz. Kaim’in (a.s) uzun bir gaybet dönemi olacaktır. O Hazretin, Şialarına karşı büyük bir ilgisi ve muhabbeti vardır ve gaybet dönemi içinde onun kuracağı devletin izhar edilme şekli olan “Kaim” kelimesiyle kendisini anan ve bu yalnızlığını hatırlayan kimseye karşı daha özel bir lütuf ile muamele edecektir. Bu sebepten dolayı da Kaim adıyla o Hazrete hitap edildiği zaman saygı göstermek maksadıyla ayağa kalkılıp zuhuru için dua etmek doğru olan iştir.”
İlzam-un Nasib s.81
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) “Kaim” adı söylendiği zaman ayağa kalkmak ve zuhuru için dua etmek şer’i ilkelerden kaynaklanmış olsa da farz olup olmadığı kesin değildir.
535- Emirel Müminin
Hz. İmam Cafer-i Sadık’a (a.s) sordular:
“Hz. Kaim İmam Mehdi’ye (a.s), “Ya Emirel Müminin” diyerek selam verebilir miyiz?”
Buyurdular: “Hayır! Emirel Müminin adı, Hz. İmam Ali b. Ebu Talib’e (a.s) özel bir addır. Ve o adı, kendisine Allahu Teala vermiştir. Emirel Müminin Ali b. Ebu Talib’in (a.s) haricinde hiç kimseye bu ad verilemez. Ve onun haricinde bu adı kullanan kimse, kafirdir.”
Arz ettiler: “Öyleyse Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) hangi ad ile hitap edelim?”
Buyurdular: “Ona, ‘Esselamu aleyke Ya Bakiyetallah’ diye hitap edin.”
Sonra, Hud suresinin 86. ayetini okudular:
بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ
“Eğer bilseniz Allah’ın sizin için ayırıp sakladığı hayırlı olandır.”
Muntehab-ul Eser s.517
536- Kaim-i Ehlİbeyt’e Tabi Olmak
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s), Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şöyle buyurduklarını buyurdular:
“Benim Ehlibeytimin Kaimini idrak eden ve zuhurundan önce ona tabi olup yolundan giden, onu sevenleri seven ve düşmanlarına düşman olan kimse ne de bahtiyardır. Bu kimseler, kıyamet günü benim en değerli dostlarım ve benim en değerlilerimdirler.”
Kemal-ud Din c.1 s.535
537- Hac Zamanı Hacda Olması
Ubeyd b. Zurare şöyle demiştir: Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“İnsanlar, imamlarının nerede olduğunu bilmeyecekler ama hac zamanı o, onları görüyor olacaktır. İnsanlar onu göremeyecek ama o onları görecektir.”
Kemal-ud Din c.2 s.23
538-Cemkeran Mescidinin Yapılması
Ehlibeyt Mektebinin büyük alimlerinden olan Hasan b. Muhammed Hasan Kummî kendi eseri olan Kum şehrinin tarihi adlı kitabında kutsal Cemkeran mescidinin inşa edilmesi olayını merhum Şeyh Ebu Cafer Muhammed b. Babaveyhî Kummî’nin (Şeyh Saduk’un) Munis-ul Hazin fi Marifetil Hakki vel Yakin kitabından şöyle nakletmiştir:
“Hicri Kameri 393. yılının Ramazan ayının 17. Salı gecesi kendi evimde uyumuştum. Gece yarıyı geçmişti ki bizim evin kapısının dışından bir grup insan sesinin geldiğini duydum. Beni çağırıyorlardı. Bu ses ile uykudan uyandığım zaman bana dediler:
‘Kalk! Hz. İmam Mehdi (a.s) seni huzuruna çağırıyor.’
Dedim: ‘İzin verin, elbiselerimi giyinip hazırlanayım.’
Kapının dışından bana dediler ki: ‘Eline aldığın o gömlek senin değildir.’
Bunun üzerine o gömleği giyinmedim.
Pantolonumu giyinmek istediğim zaman yine dediler: ‘O pantolon senin değil. Kendi pantolonunu giyin.’
Elimdeki pantolonu yere attım ve başka bir pantolon giyindim ve kapının anahtarını aramaya başladım.
Dediler: ‘Kapı açıktır.’
Kapıya elimi attım, kapı açıktı. Dışarı çıkıp yanlarına gittim. Bir grup insan vardı. Kendilerine selam verdim ve selamımı aldıktan sonra karşılaştığım bu olaydan dolayı beni kutladılar. Sonra beni yanlarına alıp şimdi Cemkeran Mescidi’nin olduğu yere getirdiler.
Etrafıma bakındım. Üzeri çok güzel örtüyle örtülmüş olan bir taht vardı ve tahtta 30 yaşlarında bir genç yastığa yaslanmış bir şekilde oturuyordu. Yanında yaşlı bir adam vardı, kitaptan kendisine bir şeyler okuyordu ve etrafta ise bazıları yeşil, bazıları ise beyaz elbise giyinmiş 60’tan fazla insan vardı ve her biri ayrı ayrı yerlerde oturmuş namaz kılıyorlardı.
Kitaptan bir şeyler okuyan yaşlı adam Hz. Hızır idi (a.s) ve beni çağırıp kendi yanına oturttu. Sonradan Hz. İmam Mehdi (a.s) olduğunu anladığım o nurlu genç benim halimi ve nasıl olduğumu sorduktan sonra benim kendi adım ile hitap ederek buyurdular:
‘Hasan b. Müslüm’ün yanına git ve ona de ki: 5 yıldır bu yeri kullanıyorsun ve biz yaptığın ekini yok ediyoruz. Bu yıl da buraya ekmeyi planlıyorsun. Oysa senin bunu yapma iznin yoktur. Kullanmış olduğun yılların kazancını geri vermen gerekir. Burada mescit yapılacaktır.'”
Sonra buyurdular: “Hasan b. Müslim’e de ki, burası kutsal bir yerdir ve Allahu Teala (nın diğer yerlerin içinden seçip ayırdığı bu yeri sen) -diğer yerlerin içinden seçip- kendi yerine (tarlana) katmışsın. Yapmış olduğun bu işten dolayı Allahu Teala iki oğlunu senden aldı ama sen uslanmadın. Eğer buna devam edecek olursan Allah’ın vereceği cezaya katlanabilmen mümkün olmayacaktır.”
Hasan b. Mesle diyor: Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) arz ettim: “Efendim, vermiş olduğunuz emri yerine getirdiğim zaman insanların söylediklerime inanması için bana bir delil ihsan buyurun.”
İmam buyurdular: “Söylediklerine inanmalarını sağlayacak nişaneleri buraya koyacağız. Sen sana söylenenleri yap. Seyyid Ebul Hasan’ın yanına git ve ona de ki, Hasan b. Müslim’in yanına gitsin ve kullanmış olduğu yılların kazancını ondan alsın ve mescidin inşasına başlasın. Mescidin diğer giderlerini ise Erdehal nahiyesinin bize ait olan Rehek köyünün geliri ile karşılayacak ve mescidin yapımını tamamlayacağız.
Biz Rehek’in gelirlerinin yarısını bu mescidin inşası, geliştirilmesi ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması için vakfetmiş bulunuyoruz. İnsanlara buraya gelmelerini, değerli ve kutsal görmelerini söyle. Orada iki rekat mescit namazı ve iki rekat ise İmam-ı Zaman namazı niyetiyle namaz kılsınlar.”
“Mescit namazını şöyle kılsınlar: Her rekatta Hamd suresinden sonra yedi defa İhlas suresini okusunlar, ruku ve secdelerde ise zikirleri yedi defa tekrarlayıp selam vererek namazı tamamlasınlar.”
“Mescit namazını kıldıktan sonra iki rekat İmam-ı Zaman (a.s) namazını ise şu şekilde kılsınlar: Her rekatta Fatiha suresini okumaya başlayıp ‘İyyake na’budu ve iyyake neste’in’ ayetine gelindiği zaman bu ayet-i kerimeyi yüz defa tekrarladıktan sonra Fatiha suresi kalınan yerden okunup tamamlansın. Fatiha suresi tamamlandıktan sonra İhlas suresi bir defa okunsun. Ruku ve secde zikirleri yedişer defa tekrarlansın ve selam verip namaz tamamlansın. Namaz tamamlandıktan sonra 1 defa ‘La İlahe İllallah’ zikri söylensin ve peşi sıra 34 defa ‘Allahu Ekber’, 33 defa ‘Elhamdülillah’ ve 33 defa ‘Subhanallah’ zikri söylensin ve bu zikrin söylenmesinden hemen sonra secdeye gidip Hz. Peygamber’e ve Ehlibeyt’ine 100 (yüz) defa salavat hediye edilsin.”
Daha sonra şöyle buyurdular: “Bu namazı kılan kimse Kâbe’de namaz kılan kimse gibidir.”
Hasan b. Mesle sözlerinin devamında şöyle demiştir: Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) bu sözlerini duyunca kendi kendime şöyle dedim: “İmam’ın mescit olacağını buyurmuş oldukları o yer burasıdır.”
Daha sonra Hz. İmam Mehdi (a.s) gitmemi işaret ettiler. Kalkıp biraz uzaklaşmıştım ki tekrar çağırıp şöyle buyurdular: “Cafer Kaşanî’nin (çobanlardan birisi idi) sürüsünün içinde bir keçi vardır. Parasını halktan toplayıp satın al ve Ramazan ayının 18. gününe denk gelen Çarşamba günü kes ve bir gün sonra hastalara ve sıkıntı içinde olanlara dağıt. Allahu Teâlâ onlara şifa verecektir. İnsanların para vermemesi halinde kendi paranla satın al ve bu işi yap.
O keçinin nişaneleri şunlardır: Renkli ve uzun tüyü vardır. Bir tarafında üç, diğer tarafında ise dört tane, her birisi bir dirhem büyüklüğünde yedi tane siyah ve beyaz nokta vardır.”
Bunları buyurduktan sonra tekrar gitmemi işaret ettiler. Biraz uzaklaşmıştım ki tekrardan çağırıp şöyle buyurdular: “7 ya da 70 gün burada kalacaksın. 7 gün kalacak olursan 7. gün Kadir gecesine -Ramazan ayının 23. gecesine- denk gelecektir. Eğer 70 gün kalacak olursan 70. günün Zilkade ayının 25. gecesine denk gelecektir ve bu her iki gece de çok önemli gecelerdir.”
Hasan b. Mesle şöyle demiştir: “Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) bu buyruklarından sonra eve döndüm ve sabah ezanına kadar olanlar hakkında tefekkür ettim. Sabah namazını kıldıktan sonra Ali b. Munzir’in yanına gittim. Olanları kendisine haber verdikten sonra birlikte dün gece götürüldüğüm yere gittik.”
Hasan b. Mesle sözlerine şöyle devam etmiştir: “Allah’a and olsun ki, Hz. İmam’ın buyurmuş olduğu nişaneleri gördük. Mescidin sınırları çivi ve zincirlerle belirlenmişti. Mescidin yerini ve sınırlarını belirleyen işaretleri gördükten sonra Ali b. Zubde ile birlikte büyük alim Ebul Hasan Er-Rıza’nın yanına gittik. Bu büyük alimin evine geldiğimiz zaman, görevlilerin kapısının önünde bizi beklediklerini gördük, bizi görünce şöyle dediler: “Siz Cemkeran ehlinden misiniz?”
“Evet, biz Cemkeran ehlindeniz.” deyince şöyle dediler:
“Seyyid Ebul Hasan sabahın ilk saatlerinden itibaren sizi bekliyorlar.”
İçeri girdim ve selam verdim. Selamımızı samimi bir şekilde cevapladıktan sonra beni kendi yanına oturttu ve ben ağzımı açıp bir şey söylemeden şöyle buyurdu:
“Ey Hasan b. Mesle! Uyuyordum, birisi bana dedi ki: ‘Cemkeran ahalisinden Hasan b. Mesle adında birisi sana gelecektir. Onun söylediklerini kabul et. Onun söyleyeceği şeyler bizim sözümüzdür. Kabul etmemezlik etme.’ Bu rüyayı gördükten sonra uyandım ve bu saate kadar senin gelmeni bekledim.”
Onun bu sözlerinden sonra dün gece yaşamış olduğum olayı harfi harfine kendisine anlattım. Beni dinledikten sonra atların hazırlanmasını buyurdular ve atlara binip Cemkeran köyüne hareket ettik.
Cemkeran köyünün yakınlarına geldiğimiz zaman Cafer Kaşanî’nin sürüsünü gördük ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) özelliklerini buyurmuş olduğu keçiyi bulmak ve satın almak için sürünün içine girdim. Sürünün arkasında olduğunu gördüm. Parasını verip satın almak için Cafer Kaşanî’nin yanına getirdim. Cafer Kaşanî and içerek dedi: “Bu keçi benim değil. Bugün sürünün arkasında gördüm ve ne yaptıysam yakalayamadım ama sizi görünce sizin yanınıza geldi. Bu şaşırılacak bir şeydir.”
Keçiyi alıp mescidin olduğu yere getirdik ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) buyurmuş olduğu şekilde kestik ve dağıttık.
Bunları yaptıktan sonra Seyyid Ebul Hasan, Hasan b. Müslim’i yanına çağırdı. O yeri kullanmış olduğu yılların kazancını kendisinden aldılar. Rehek köyündeki yerlerin kazancını kendisine getiriyorlardı ve gelen o paralarla mescidin inşasına başlandı. Mescidin yapımı tamamlandıktan sonra üzerini ahşapla kapattılar.
Seyyid Ebul Hasan Er-Rıza mescidin tamamlanmasından sonra İmam’ın nişane olarak bırakmış oldukları çivi ve zincirleri Kum’daki evine götürmüştü. Hastalar Seyyid’in evine gidiyor, onları ziyaret edip Allah’tan şifa istiyorlardı ve Allahu Teala’da kendi fazlından şifa ihsan buyuruyordu.
Seyyid Ebul Hasan Er-Rıza’yı vefat ettiği zaman Mueviyan denilen yere defin ettiler. Seyyid’in vefatından sonra oğlu hastalandı ama ziyaret etmesi için o zincir ve çivilerin koyulduğu sandık açıldığı zaman hiçbir şeyin (zincir ve çivilerin) orada olmadığını gördüler.
539- Sevinç Gecesi
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) bizim yaptıklarımızı ve gülüşlerimizi gördüğünden ve kalplerimizde olanlardan haberdar olduğundan asla şüpheniz olmasın. Hakikat bu şekilde olduğuna (O Hazret’in Allah’ın izniyle bizleri gördüğüne) göre nasıl bir hayatımızın ve fikir yapımızın olduğuna dikkat etmemiz gerekir. Tutum, davranış ve ilişkilerimizin Allah’ın hüccetini üzmeyecek şekilde olmasına dikkat ve özen göstermemiz gerekir.
15 Şaban’ın gündüzü ve gecesi, sevinç günü ve gecesidir; Allah’ın rızasına götürecek işleri yapmış olmanın sevincinin insana hakim olduğu gecedir. Bu gündüz ve gece, Hz. İmam Mehdi’yi (a.s) razı ve hoşnut etme gecesidir…
Ayetullah İmam Kaşani’nin Konuşmasından
540- Kutlamalardaki Mesaj
Yapılmakta olan toplantıların dünyaya vermiş olduğu mesaj, bizlerin Şii olduğu mesajıdır. Emirel Müminin Hz. İmam Ali’nin mutahhar evlatlarının ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) velayetlerine kopmaz bir bağ ile bağlı olduğumuzun mesajıdır. Dinimize, dinimizin ve mektebimizin emir ve ilkelerine, şartlar ne olursa olsun bağlı olduğumuzun mesajıdır. Yapmış olduğumuz merasim ve programlar, var olduğumuzun ilanıdır. Dinimizi, hedef ve maksadımızı ne pahasına olursa olsun koruyacağımızın mesajını vermektedir…
Ayetullah Safi Gulpaygani’nin Konuşmasından
541- Kutlamaların Zahiri ve Batını (cismi ve ruhu)
Yapmış olduğumuz tören ve kutlamaların zahiri (cismi) sevinmeler, ikramlar ve benzeri şeylerdir. Fakat kutlamaların ruhundan gaflet içinde olmamamız gerekir. Bu merasimlerin ruhu, efendimiz Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) olan itaat ve bağlılık biatini yenilemektir. Yapmış olduğumuz hatalardan, işlemiş olduğumuz günahlardan tövbe etmek ve o Hazreti daha çok tanımaktır.
Allah göstermesin yapılmış olan toplantı ve kutlamalarda günah işlenecek veya guluv edilecek olursa Allah’ın büyük lütfu ve nimeti olan bu merasim ve kutlamalar, ruhunu yitirmiş olacaktır.
Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi’nin Konuşmasından
542- Her Zaman Açıktır
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kapısı zuhur edeceği güne kadar açıktır ve o Hazrete karşı sadakat ve ihlas içinde olanlar, o Hazretin kapısından içeri girebilmekte ve hadislerde buyurulmuş olan makam ve mükafatlara ulaşabilmektedirler.
Ayetullah Safi Gülpeygani’nin Konuşmasından
543- Genç Ziyaretçiler
Yapılmış olan araştırma ve yoklamalara göre Cemkeran Mescidi’ne gidenlerin %80’ini 30 yaş ve altı gençler oluşturmaktadır. Yani gençlerin %80’i Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) izini arıyorlar.
Ama özellikle de genç neslin bu eğitim ve hidayet merkezinin peşinde olmasını hazmedemeyen bazı kesimler tür-tür zehir yaymaktalar ve yayılan zehirlerin bir türü ise Cemkeran Mescidi’nin bin yıl önce görülen bir rüya üzerine yapıldığını ve İslam dininde rüyanın delil olmadığını yaymalarıdır.
Bu ahmak habersizlerin dikkat etmedikleri ve bilmedikleri hakikat, mescidin rüya üzerine yapılmadığı, H.393 yılında geceleyin Hasan b. Mesle’nin kapısının çalınıp Hasan b. Mesle’yi uykudan uyandırıp “Efendin seni çağırıyor, icabet et” denmesidir.
Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi’nin Konuşmasından
Bu olayın nasıl olduğu, “Cemkeran Mescidi’nin Yapılması” bölümünde açıklanmıştık. Bu olayın rüya olmadığı birçok güvenilir kaynakta da yazılmıştır.
544- Neden Karşı Çıkıyorlar
Bazı kesimlerin Cemkeran Mescidi ve Mehdeviyyet meselesinin insanların arasında gündem olmasına karşı çıkmalarının asıl sebebi, “insanların Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) ilgi duymasına ve zulme karşı koymalarına” engel olmak istemeleridir.
Çünkü Cemkeran Mescidi, zalim ve zulme karşı koymanın fikrini insanlarda meydana getiren ve zulme karşı koymaya götüren bir yerdir. Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) misyonu, dünyanın tamamında inkılap yapmak olduğu için bu mescide gelenler o hazretin inkılabına aşina olmaktadırlar.
Ayetullah Nasır Mekarim Şirazî’nin Konuşmasından
Ahir-i Zaman ve Zuhur Nişaneleri
545-674- Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) Zuhur Nişaneleri
545-Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur zamanı bilinmemektedir ve bu hususta var olan çok sayıdaki hadislerde zuhur için zaman ve tarih belirleyenlerin yalancı olduğu buyrulmuştur.
Bihar-ul Envar c.52 s.101 ve 122 İsbat-ul Hudat c.7 s.86
546-Bir takım hadislerde buyurulmuş olan zuhur nişaneleri, zuhurdan hemen önceki dönemde meydana gelecek olan nişanelerdir ve bu nişanelerin sayısı oldukça çoktur.
Şeyh Bahaî, Tevziul-Mekasıd s.497 ve sonrası
547-Bu nişanelerin en meşhuru olanı dünyanın tamamında ve her alanda meydana gelecek olan karışıklıklardır.
El Mecalis-us Seniyye c.5 s.705
548-Dünyanın tamamı-heryeri zulüm ve haksızlık dolacak.
El Mecalis-us Seniyye c.5 s.705
Her zaman topluma zulüm ve fesadın hakim olması o toplumda inkılap ve değişimin meydana gelmesine sebep olduğu gibi Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kıyamı da böyle bir olaydan sonra meydana gelecektir.
Bu zulüm ve fesadın neler olduğunu Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) etraflı bir şekilde -119 madde de-beyan buyurmuşlardır.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun nişaneleri hakkında yarenlerinden birisine şöyle buyurdular:
549-Hak öldürülecek ve hakkın taraftarları yok edilecektir.
550-Zulüm dünyanın her tarafına yayılacaktır.
551-Kur’an geçersiz hale gelecek ve doğru şekilde açıklanmayacaktır.
552-Din, içi boş ve anlamsız hale gelecektir.
553-Hakkın taraftarları batılın taraftarlarına inanacaktır.
554-Kötü işler alenen yapılacak, ona engel olunmayacak ve kötü iş yapanlar hesaba çekilmeyeceklerdir.
555-Fesat ve fuhuş öylesine yaygınlaşacaktır ki, kadınlar kadınlarla ve erkekler de erkeklerle yetineceklerdir.
556-İman sahipleri sözleri dinlenmediği için susacaklardır.
557-Kötü iş ehli yalan söyleyecek fakat onun yalanını reddeden kimse olmayacaktır.
558-Çocuklar büyükleri tahkir edeceklerdir.
559-Akrabalık bağları koparılacaktır.
560-Kötü iş ehli övülerek sevindirilecek ve onun yapmış olduğu kötü iş kendisine geri çevrilmeyecektir.
561-Genç erkekler, kadınların yaptıklarının aynısını yapacaklardır.
562-Kadınlar kadınlarla evleneceklerdir.
563-İnsanların yalan yere ölmesi artıp çoğalacaktır.
564-İnsanlar mallarını Allah’ın yolunun haricinde harcayacak ve buna kimse engel olmayacaktır.
565-İnsanlar, müminlerin yapmış oldukları yanlış işlerden dolayı Allah’a sığınacaklardır.
566-Komşu komşusuna haksızlık yapacak ve hiç kimse buna engel olmayacaktır.
567-Kafirler, müminlerin içine düştüğü zorluk ve sıkıntılardan lezzet alacaktır.
568-Allah’tan korkmadan açıkça şarap (alkollü maddeler) içilecektir. Bir araya toplanıp şarap içeceklerdir.
569-Emri bil maruf edenler kınanacak, tahkir edileceklerdir.
570-Kötü iş ehli olan insanlar, Allah’ın razı olmadığı işlerde güçlendirilecek ve övüleceklerdir.
571-İyilik yolu kapanacak, kötülük yolları açılacaktır.
572-Kâ’be kapanacak ve bu kapanma sürecektir.
573-İnsanlar dilleriyle söyleyecek ama amelî olarak yapmayacaklardır.
574-Kadınlar kendilerini kadınlar için, erkekler de kendilerini erkekler için çekici hale getirecektir.
575-Erkekler livata, kadınlar ise zina yoluyla kazanç sağlayacaklardır.
576-Kadınlar tıpkı erkekler gibi kendileri için gayrimeşru toplantılar düzenleyeceklerdir.
577-Abbasilerin arasında zina yaygın hale gelecektir.
578-Kadınlar başkaları ile zina edebilmek için kendi kocalarından yardım alacaklardır.
579-İnsanların çoğunluğu zina etmede kadınlara yardım edeceklerdir.
580-Müminler kınanacak, alçaltılıp itibarsız hale getirilecektir.
581-Bidat ve zina aşikar olacaktır.
582-İnsanlar yalan şahitliğe inanacaklardır.
583-Helaller, haram ve haramlar da helal sayılacaktır.
584-Din, insanların istek ve arzuları yönünde açıklanacak; Allah’ın kitabı ve onun emirleri geçersiz sayılacaktır.
585-Günah alenen işlenir olacak ve hiç kimse günah işlemek için gecenin karanlığını beklemeyecektir.
586-Mümin sadece kalbiyle nehy-i anil münker edebilecektir.
587-Allah’ın gazabı yolunda çok büyük servetler harcanacaktır.
588-Yöneticiler kafirlere yakınlaşacak ve salihlerden uzaklaşacaklardır.
589-Yöneticiler rüşvet alıp karar-hüküm vereceklerdir.
590-Önemli yönetim makamları liyakate göre değil, açık artırma ile dağıtılacaktır.
591-İnsanlar zan üzerine ve töhmet atılarak öldürüleceklerdir.
592-Erkekler kendi eşleriyle ilişkiye girdikleri için kınanacaklardır.
593-Erkekler eşlerinin kötü işleri ile geçineceklerdir.
594-Kadınlar kocalarına harçlık vereceklerdir.
595-Erkekler karılarını ve cariyelerini kiraya vererek elde ettikleri gelirden mutlu olacaklardır.
596-Allah’a yalan yere ant içmeler artıp çoğalacaktır.
597-Kumar alenen oynanacaktır.
598-Alkollü içecekler açıkça ve hiçbir engel olmadan alınıp satılacaktır.
599-Müslüman kadınlar kafirlerle evlendirilecektir.
600-Her türlü kötü ve çirkin iş alenen yapılıyor olacak ve buna hiç kimse karşı çıkmayacaktır.
601-Saygın ve değerli kimseler insanların gücünden korktukları için korktukları kimseler tarafından kınanacak ve tahkir edileceklerdir.
602-Yöneticilere en yakın olan kimseler biz Peygamber Ehlibeytine hakaret etmede övülen kimseler olacaktır.
603-Bizi sevenler yalancılıkla suçlanacak ve şahitlikleri kabul edilmeyecektir.
604-Yalan konuşma ve batıl olanı söylemede insanlar birbirleriyle yarış içinde olacaklardır.
605-Doğru sözü duymak insanlara ağır gelecek ama batıl olanı kolayca kabulleneceklerdir.
606-Komşu komşusunun çirkin dilinden korktuğu için kendisine saygı gösterecektir.
607-Allah’ın sınır ve ilkeleri ortadan kaldırılacak ve insanlar arzularının istediklerini yapacaklardır.
608-Mescitler süslenecektir.
609-İnsanların en doğru sözlü olanları, yalan söyleyip iftira edenler olacaktır.
610-Dedikodular (zevkle) dinlenir olacaktır.
611-Zulüm ve zorbalık yaygın hale gelecektir.
612-Gıybet en güzel söz olacak ve bazı kimseler bazı kimselere gıybet etme müjdesi verecektir.
613-Hac ve cihat Allah için yapılmayacaktır.
614-Yöneticiler kafirleri razı edebilmek için müminlere zulmedeceklerdir.
615-Harabeler ve viranlıklar bayındırlıklardan (âbâtlıklardan) daha çok olacaktır.
616-İnsanlar kazançlarını karaborsacılıktan elde edeceklerdir.
617-Çok kolay bir şekilde kan akıtılacak, adam öldürülecektir.
618-İnsanlar dünyalıkları için yöneticilik yapacaklardır.
619-Namaz hafife alınacak, önemsenmeyecektir.
620-İnsanların çok servetleri olacak ama zekat vermeyeceklerdir.
621-Mezarlar açılacak-kazılacak ve ölmüşlere eziyet edilecektir.
622-Kargaşa artıp çoğalacaktır.
623-İnsanlar günlerini ve gecelerini sarhoş geçirecek ve insanlar önemsenmeyecektir.
624-Hayvanlara tecavüz edilecektir.
625-Namaz kılmaya mescide giden kimse elbisesiz olarak geri dönecektir. (Elbisesi çalınacaktır.)
626-Hayvanlar birbirlerini parçalayacaktır.
627-İnsanların kalpleri taşlaşacak, gözleri kuruyacak ve Allah’ı yad etmek kendilerine zor ve ağır gelecektir.
628-Haram kazanç aşikar-alenî yapılacaktır.
629-Namaz kılanlar gösteriş için namaz kılacaklardır.
630-Din için dinin ilkeleri öğrenilmeyecek ve haram istekler-işler övülecektir.
631-İnsanlar güç sahiplerinin etrafında toplanacaklardır.
632-Helalin peşinde olanlar kınanacak, haramın peşinde olanlar övüleceklerdir.
633-Mekke ve Medine’de Allah’ın razı olmadığı işler yapılacak ama insanlar buna engel olmayacaktır.
634-İnsanlar, emri bil maruf ve nehyi anil münkeri yapanlara karşı çıkacaklardır.
635-Müzik ve eğlence araçları Mekke ve Medine’de yayılacaktır.
636-İnsanlar birbirlerinden görerek kötü iş ehlinin yaptıklarını yapacaklardır.
637-İyilik yolunda hiç kimse olmayacaktır. (Boş olacaktır.)
638-Ölenlerle alay edilecek ve buna engel olan olunmayacaktır.
639-Her yıl bidat ve kötü işler katlanıp artacaktır.
640-İnsanlar sadece para sahiplerinin peşinde olacaklardır.
641-Fakirlere bir şey verdikleri zaman onunla alay edecek ama Allah’ın gazabı yolunda cömert ve eli açık olacaklardır.
642-Gök nişaneleri aşikar olacak ama hiç kimse onlardan korkmayacaktır.
643-İnsanlar tıpkı hayvanlar gibi cinsel ilişkilerde bulunacak ve insanların korkusundan kimse buna engel olmayacaktır.
644-Allah yolunda çok az miktarda harcamadan uzak durulacak ama İlahî olmayan yerler için çok çok harcamalardan imtina edilmeyecektir.
645-Baba ve annelerin hakkı gözetilmeyecek, baba ve anneler evlatları nezdinde en kötü ve istenmeyen kimseler olacaklardır.
646-Kadınlar yönetimi ellerine alacaklar ve onların istemediği hiçbir şey yapılmayacaktır.
647-Evlatlar; babalarını yalancı olmakla itham edecek, anne ve babasına beddua-nifrin edecek ve onların ölümüne sevinecektir.
648-İnsanlar karaborsacılık ve diğer kötü işleri yapamadan geçirecekleri her gün için üzüleceklerdir.
649-Güç sahipleri insanların temel ihtiyacı olan yiyecekleri saklayacak-karaborsa yapacaklardır.
650-Peygamber’in ve Ehlibeytinin hakkı olan mal (humus) batıl yolda kullanılacak ve onunla kumar oynanacak ve alkollü içecekler içilecektir.
651-Şarap ile hastalıklar tedavi edilecek ve hastalıkların tedavisi için içki tüketimi yaygınlaştırılacaktır.
652-İnsanlar; emri bil marufun, nehyi anil münkerin ve dinin terk edilmesinden rahatsız olmayacaklardır.
653-Münafıkların sesi yükselecek ama hak ehli susturulacaktır.
654-Ücret alınarak namaz kıldırılacaktır.
655-Mescitleri Allah’tan korkmayanlar ve gıybet edenler dolduracaktır.
656-Şarap içenler ve sarhoşlar insanlara namaz kıldıracaktır.
657-Yetim malı yiyenler övüleceklerdir.
658-Yargıçlar Allah’ın hükümlerinin zıddına hüküm vereceklerdir.
659-Yöneticiler hain ve ihanet ehlini güven ve emniyet altına alacaklardır.
660-Yöneticiler, mustazafların mallarını ellerinden alıp Allah’tan bihaber zorbalara vereceklerdir.
661-Takva sahibi olmayanlar minberlere çıkıp takvayı anlatacaklardır.
662-Allah’ın rızası olmayan kimselere (insanlar böyle istediği için) sadaka verip yardım edilecek.
663-Namazı vaktinde kılmaya önem verilmeyecektir.
664-İnsanların tek gayesi mideleri ve şehvetleri olacaktır.
665-Dünya insanlara kollarını açıp bağrına basacaktır.
666-Hakkın net nişanelerinin yok olduğunu gördüğün zaman çok dikkatli ol ve günaha müptela olmamak için Allah’tan yardım iste.
Bihar-ul Envar c.52 s.356 ve sonrası
Bu nişanelerin tamamına yakınının günümüz dünyasına hakim olduğunu bilmemiz gerekir.
675-Kızıl Yel
Ahir zaman hakkındaki hadislerde şöyle buyurulmuştur:
“Fasıklar hükümet ettiği zaman şer ehli şerlerinden dolayı saygı görecek. Müzik ve aletleri aleni olacaktır… Bu dönem geldiği zaman kızıl yelin esmesini bekleyin.
Tuhef-ul Ukul s.31
676- Zamansız Yağacak Yağmur
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurundan önceki yıl yağacak olan şiddetli yağmur meyveleri ve hurmaları çürütecektir. O dönemde işiniz şüpheye düşmemek olsun.”
El-İrşad s.361, Gaybet-i Tusi s.449
677- Zamansız Yağan Yağmur
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Öyle bir zaman gelecek ki, Allahu Teala yağmuru zamanında yağdırmayacaktır (Yağmurun zamanında yağmasını haram kılacak, zamanı olmayan mevsimde yağdıracaktır.)”
Mustedrek-ul Vesail c.11 s.375
678-İlim, Kum Şehrinden Zahir Olacak
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Müminler Kufe şehrinden ayrılacak ve ilim son bulacaktır. Tıpkı yılanın yuvasına saklandığı gibi Kufe şehrinde ilim olmayacaktır. Sonra ilim, adına “Kum” denilen yerde zahir olacaktır. İlim, Kum şehrinden yayılacaktır ki yeryüzünde hiçbir kimse (hiclesinde olan gelin dahi) din ilminden zavallı-mustazaf olmayacaktır. Bu dönem Hz. Kaim’in (a.s) zuhurunun yaklaştığı dönemdir.”
Muntahab-ul Eser s.443, Yevm-ul Halas s.480
679- Ahir Zaman
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“İnsanlara öyle bir zaman gelecektir ki dedikoducudan başkasına yakınlık gösterilmeyecek, günahkarın haricinde kimseye değer verilmeyecek ve insaf ehlinin haricinde hiç kimse tahkir edilmeyecektir. Bu dönemde ihtiyaç sahiplerine yardım etmek zarar sayılacak, sıla-i rahim yapmak büyüklük ve hastaları ziyaret etmek ise üstünlük olarak görülecektir. Bu dönemde yöneticilerin akıl aldığı kimseler, kadınlar ve yöneticileri ise çocuklar olacaktır.
Nehc-ul Belağe 102. söz
680- Haşimoğullarından Bir Genç
Cabir b. Abdullah, Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğunu söylemiştir:
“Sağ kolunda bir ben olan Haşimoğullarından bir genç siyah bayraklarla Horasan’dan huruç edecektir.”
El-Melahimu vel Fiten s.36
681- Ahir-i Zamanda Tahran
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) ahir zamandaki Tahran hakkında şöyle buyurmuşlardır:
“Tahran öyle bir hale gelecektir ki sarayları cennetteki saraylara, kadınları da hurilere benzeyecektir. Kafirlerin giyindiği gibi giyinecek, müstekbirlere benzeyecek, pahalı bineklere binecek, eşlerine itina etmeyecek ve kocalarının kazançlarıyla yetinmeyeceklerdir. Tıpkı tilkinin yavrusunu alıp yuvadan yuvaya koştuğu gibi siz de onların elinden dağlara kaçın.”
Muntehab-ul Eser s.430
682- Ahir-i Zaman Fakihleri
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Ahir zaman fakihleri gönüllerinin istediği şekilde fetva vereceklerdir. Kadıları-yargıçları ise ilim sahibi olmadan hüküm verecektir. Bunların çoğu yalan şahitlik yapacaktır. Parası olanlar bunların yanında aziz, değerli ve üstün; parası olmayanlar ise zelil, alçak ve tahkir edilmiş olacaklardır.”
Kenz-ul Ummal c.11 s.192
685- Ahir-i Zaman
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Öyle bir zaman gelecektir ki, o dönemde alimlere tabi olunmayacak ve sabır ehli olanlardan haya edilmeyecektir. (İnsanların kendilerine yapmış oldukları zulüm ve haksızlık karşısında tahammül ehli olan insanlara haksızlık yapmaktan haya etmeyeceklerdir.) Bu dönemde büyüklere saygı ve küçüklere insaf edilmeyecek ve insanlar birbirlerini katledeceklerdir.”
Kenz-ul Ummal c.11 s.192
686- Ahir-i zaman
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Yeryüzü öyle bir şekilde zulüm ile dolacaktır ki hiçbir kimse açıkça Allah kelimesini dahi ağzına almayacaktır. Bu dönem, Allahu Teala’nın zulüm ile dolan dünyayı hak ve adaletle doldurması için salih kullarını yeryüzüne hakim kılacağı dönemdir.”
Bihar-ul Envar c.51 s.117, Muntehab-ul Eser s.484
687- Ahir-i Zaman
Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:
“Hz. Kaim (a.s) kıyam etmeden önce alçaklık ve çirkeflik dolu yıllar olacaktır ve o dönemde doğru konuşanlar yalancı, yalancılar ise doğru sözlü olarak kabul edilecektir. Bu dönemde Mahil takarrub edecek, Ruveybeze söz söylemede öncü olacaktır.
Ravi diyor ki, arz ettim: “Ey Emirel Müminin! Mahil ve Ruveybeze kimdir?”
Buyurdular:
“Kur’an’ın ve şedidül mihal ayetini okumadın mı? Mahal hilekar demektir ve bu kimse sayısız ve ölçüsüz bir şekilde hile yaparak insanları kendi tarafına çekmektedir. Ruveybeze ise kişiliksiz ve alçak kimseye denilmektedir. Allah’ın Resulü (s.a.a) buyurdular: Hiçbir onur, itibar ve kişiliğe sahip olmayanlar öne çıkacak ve insanların kaderiyle ilgili söz söyleyeceklerdir.”
Gaybet-i Numanî s.278
688- Ahir-i Zaman
İmam Cafer-i Sadık (a.s), Emirel Müminin Hz. İmam Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Hicaz alevler içinde yandığı ve Necef’i sel götürdüğü zaman Hz. Kaim’in (a.s) zuhurunu bekleyin.”
İsbat-ul Hudat c.3 s.578
689- Ahir-i Zaman
Ebu Ruman, Emirel Müminin Hz. İmam Ali b. Ebu Talib’in (a.s) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:
“Gökten nida eden kimse, ‘Hiç şüphe yok ki hak, Muhammed (s.a.a) ve Ehlibeytindir” diye nida ettiği zaman, Hz. Mehdi’nin (a.s) adı dillerde dolaşacaktır. Dünyanın tamamı onun sevgisi ve adıyla dolacak, ondan başka hiçbir şey konuşulmayacaktır.”
Müntehab-ul Eser s.163, El-Melahimu vel Fiten s.129
690- Zuhurun Nişaneleri
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Halis olmayanların tamamı gitmedikçe ve salih olanlar gelmedikçe zuhur asla olmayacaktır.”
Gaybet-i Tusi s.267
691- Zuhurun Nişaneleri
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Hz. Mehdi’nin (a.s) zuhurundan önceki yıl yağmur nimeti çok olacak fakat meyveler ve hurmalar dallarında çürüyecekler, bundan asla şüphe etmeyin.”
El-İrşad s.340
692- Zuhurun Nişaneleri
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:
“Zuhurdan önce iki önemli nişane gerçekleşecektir. Ayın beşinci günü ay ve ayın onbeşinci günü ise güneş tutulması olacaktır. Hz. Adem (a.s) yaratıldığından beri böyle bir şey olmuş değildir ve bu olay yıldız bilimcilerinin tamamının hesabını altüst edecektir.”
El-İrşad s.339
693- Zuhurun Nişanesi
Hz. İmam Hüseyin (a.s) buyurdular:
“Münadi gökyüzünden Hz. Mehdi’nin (a.s) adını nida edecektir ve bu ses, doğudan batıya kadar dünyanın her yerinden duyulacaktır.”
Gaybet-i Numanî s.134
694/700- Zuhurun Nişaneleri
Emirel Müminin Hz. İmam Ali b. Ebu Talib (a.s) buyurdular:
“İnsanlar Hz. Kaim’in (a.s) zuhurundan önce işlemiş oldukları günahlardan dolayı bazı olaylarla korkutulacaklardır:
694-Gökten ateşin görünmesi,
695-Gökyüzünün doğusunu aydınlatacak kızıllık,
696-Bağdat’ta meydana gelecek ay tutulması,
697-Basra’da meydana gelecek güneş tutulması,
698-Basra’da akıtılacak olan kanlar,
699-Basra’da evlerin yıkılıp insanların ölmesi,
700-Irak’ın her tarafında meydana gelip insanların tamamını vahşete düşürecek korku.
El-İrşad s.340
701- Zuhurun Nişanesi
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Kesinlikle ay ve güneş tutulması hadisesi gerçekleşecektir ve bu hadiseler gerçekleştiği zaman avazhanlardan ve sarhoş edici maddeler kullananların bir kısmı avazhanlık yaptıkları ve sarhoş oldukları halde ayı ve maymuna dönüşeceklerdir.
El-İrşad s.388
702- Zuhur Nişanesi
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Şam’da meydana gelecek zelzelede 100.000 kişi ölecektir; bu zelzele müminler için rahmet, kafirler için ise azaptır.”
Gaybet-i Tusi s.277
703- Zuhur Nişanesi
Hz. İmam Musa Kazım (a.s) buyurdular:
“Ahir zamanda dünyada çok fitneler meydana gelecek ve bu fitneler hak ve hakikat düşmanları için çok mesh meydana getirecektir. (Hak ve hakikat düşmanlarının arasında başka canlılara dönüşme olayı çok fazla olacaktır.)
El-İrşad s.338
704- Vakit Belirleyenler/Vakkatun
Bazı kimseler Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuru için tarih belirtmektedir. Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) zuhur için vakit belirleyenler hakkında soru soran kişiye şöyle buyurdular:
“Onlar yalancılardır.” Bunu üç defa tekrarladılar.
El-Kafi c.1 s.368, Gaybet-i Numanî s.294
705- Aniden Olacaktır
Hz. İmam Rıza’nın (a.s) babalarının kanalı ile nakletmiş oldukları bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır:
Sordular: “Ya Resulallah! Senin soyundan olan Kaim ne zaman zuhur edecektir?”
Buyurdular: “Onun zuhuru tıpkı kıyametin kopması gibidir ve Kur’an ne zaman olacağını yalnızca Allah’ın bildiğini buyurmuştur.”
Gaybet-i Numanî c.2 s.372
706-Zuhurun Nişanelerinden Maksad
Zuhurun nişanelerinden maksat nedir?
Masumların haberini vermiş olduğu ve zuhurdan önce meydana gelecek olan olaylara, “Hz. İmam Mehdi’nin zuhurunun nişaneleri denilmektedir. Bu nişaneleri incelediğimiz zaman o Hazretin zuhur zamanının yakın olduğunun müjdesine ulaşmaktayız.
Haber verilmiş olan olayların birkaçının dışında nişaneleri incelediğimiz zaman zuhurun gerçekleşmesinin haricinde bir şeyin kalmadığını görmekteyiz.
Burada belirtilmesi gereken önemli bir husus ise şudur:
“Masum İmamlarımızın (Allah’ın selamı onlara olsun) zuhurun nişaneleri olarak buyurmuş oldukları nişanelerin büyük bir kısmı Gaybet-i Kübra döneminde meydana gelecek olan hadise ve olaylardır ki bunların önemli bir bölümü gerçekleşmiştir ve bazıları şöyledir:
1- İslam ümmetinin kendi içinde ihtilafa düşmesi.
Gaybet-i Numanî s.251
2- Abbasoğullarının yoldan çıkması ve hükümetlerinin yıkılması.
Gaybet-i Numanî s.251
3- Kostantiniye’nin Müslümanlar tarafından fethedilmesi.
Sünen-i Ebu Davud c.4 s.109
4- Haçlı Savaşları.
Sünen-i Ebu Davud s.109
5- Horasan’dan siyah bayraklıların çıkması.
Bihar-ul Envar c.52 s.105
6- Mağribi’nin Mısır’dan çıkıp Beynel Nehreyn’de ve Irak’ta Fatimî devletini kurması.
Tarih-i Gaybet-ul Kübra c.2 s.472
7- Doğu ve Batı’nın karışması ve kanlı savaşların meydana gelmesi.
Tarih-i Gaybet-ul Kübra c.2 s.474
8- Dicle nehrinin taşması ve sokaklarının su altında kalması.
Tarih-i Gaybet-ül Kübra c.2 s.475
Bu ve bunlar gibi birçok olay meydana gelmiş olsa dahi bunların (gerçekleşen olayların) hadislerde haberi verilmiş olan nişaneler olup olmadığı bilinmemektedir. Ayrıca bu olaylar zuhurun olmazsa olmaz ve kesin nişaneleri değildir. Bunlar, olacağı İmamlarımız tarafından önceden haber verilmiş olan hadislerdir.
Bir başka husus ise şudur:
Zuhurun nişaneleri olarak haber verilmiş olan bu nişanelerin, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun nişaneleri olduğu net ve kesin değildir. Şiaların kurtuluş ve ferecinin zuhurunun nişaneleri de olabilir. Çünkü “Kaim” kelimesi kullanılmış olduğu her yerde Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) kıyamı olarak kullanılmış değildir.
Emevi ve Abbasilerin Hz. Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeyt’ine uygulamış oldukları tarifi imkansız baskı ve zulümlerden dolayı, Emevi ve Abbasi zulmüne karşı yapılmış olan hareketlerde Şianın kurtuluşu olduğu için “Kaim” kelimesi kullanılmıştır. Yapılmış olan bu hareketler, belli bir müddetliğine de olsa İmamların (a.s) dini ihya etme işini yapmalarına ve Şialarında biraz dahi olsa nefes almalarına sebep olmuştur.
Ümeyye ve Abbasilerin karanlık ve zulüm dolu döneminde Şialar, özellikle de Aleviler tarafından (Hz. İmam Ali’nin Masum olmayan evlatlarına “Alevi” denilmektedir), büyük-küçük onlarca hareket ve ayaklanma yapılmıştır. Bunlardan bir tanesi İmamlarımızın reddetmediği Hz. Zeyd b. Ali’nin kıyamıdır.
Bazı hadis ve rivayetlerde İmamlarımızın (a.s) bizzat arkasında olduğu ve planladıkları bu hareket ve kıyamlara “Kaim” tabiri kullanılmış ve bu hareketler kurtuluş-ferec nişaneleri olarak adlandırılmıştır.
Bihar-ul Envar c.52 s.210-211
Merhum Şeyh Kuleynî Usul-u Kafi kitabında, “İmamların tamamı Allah’ın emriyle Kaimdirler” başlığını açması “Kaim” kelimesinin Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) has bir tabir olmadığını ortaya koymaktadır.
Usul-i Kâfî cilt 1 sayfa 536.
707- Zuhur Nişaneleri Mi Yoksa Kıyamet Nişaneleri Mi
Hadis kitaplarında zuhur nişanelerinden bazıları kıyametin kopmasının nişaneleri olarak açıklanmıştır ve buu nişanelerin bazıları:
“Deccal’in çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa’nın (a.s) gökten inmesidir…”
Bu tür hadisler Sünni hadis kaynaklarında daha çok yer almaktadır.
Kenz-ul Ummal c.11 s.206, 348, 386
Sünen-i Ebu Davud c..4 s.94, 125
Kemal-ud Din s.525
Sünen-i İbn Mace c.2 s.1370
Keşf-ul Ğumme c.3 s.281
Bu hadiselere baktığımız zaman hem zuhur ve hem de kıyametin kopması hakkında olan hadisler olduğunu görmekteyiz. Ayrıca bazı hadislerde ise zuhur ve kıyametin kopma meselesinin yerinin değiştirildiğini de görmekteyiz.
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Kıyamet kopmadan önce 10 şey kesinlikle olacaktır: Süfyani ve Deccal çıkacaktır. Duman ve dört ayaklı zahir olacaktır. Kaim (a.s) kıyam edecektir. Güneş batıdan doğacaktır. Hz. İsa (a.s) gökten inecektir. Doğuda ve Arap adasında yer batacaktır. Aden şehrinin sonundan ateş yükselecek ve bunlar insanları sürükleyip mahşere götürecektir.”
Bihar-ul Envar c.52 s209
Bu hadiste Süfyani ve Deccal’in çıkması, güneşin batıdan doğması ve Hz. İsa’nın (a.s) gökten inmesi kıyametin alametleri olarak sayılırken diğer birçok hadiste ise Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun açık nişanelerinden sayılmıştır.
Sünni kaynaklarında Süfyani ve Deccal’in çıkması kıyametin nişanelerinden sayılırken Şia hadis kaynaklarında Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun nişanelerinden sayılmıştır.
Elbette ki hem bu tür nişanelerin ve hem de Hz. Kaim’in (a.s) zuhurunun kıyamet nişanelerinden sayılmış olmasının o Hazretin zuhur ve kıyamına hiçbir zararı yoktur. Çünkü olacağı haber verilmiş olan bu hadiseler ister Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun nişaneleri olsun isterse de kıyametin kopma nişaneleri olsun, kıyamet kopmadan uzunca ya da kısa bir zaman önce meydana gelecek olan hadiselerdir. Kıyamet kopmadan önce gerçekleşeceği için zuhurun nişaneleri olan bu olayları kıyametin kopacağının alametleri olarak görmenin hiçbir sakıncası yoktur.
Tarih-i Gaybet-i Kübra c.2 s.248
Buna göre zuhurun nişanelerinin tamamı aynı zamanda kıyametin de nişanesidir. Fakat kıyametin nişanelerinin tamamının zuhurun nişanesi olabilmesi mümkün değildir. Çünkü kıyamet alametlerinin bazılarının zuhurdan sonra gerçekleşmesi mümkündür.
Bazı kimseler zuhurun nişanelerini kıyametin nişanelerinden ayırabilmek için şu genel kuralı ortaya koymuşlardır:
“Muhkem ve sağlam hadislerde de buyrulmuş olduğu gibi gaybet dönemi çok zor ve çetin bir dönemdir. Zuhurun gerçekleşmesinden sonra dünya hak, adalet, eşitlik ve refah ile dolacak ve bu durum kıyamete kadar devam edecektir. Gaybet döneminin sıkıntı, zorluk ve fitne dönemi olmasının nedeni, Allahu Teala’nın salihler ile salih olmayanları birbirinden ayırdığı İlahi sınama dönemi olmasıdır ve bu sınama ve ayrıştırmada zuhurun mukaddimesidir. Durum böyle olduğu için de refah, adalet, hak ve hukuk dönemini beyan eden hadisler zuhurdan sonraki dönemi buyurmaktadır. Zuhurdan sonraki dönemin nasıl olacağı açıklandığı için bu nişanelerin zuhurun nişaneleri olabilmesi mümkün değildir.”
Tarih-i Gaybet-i Kübra c.2 s.476
708- Uydurma Nişaneler ve Nişanelerin Tahrif Edilmesi
Hadis kitaplarında zuhurun nişaneleri hakkında çok sayıda hadis vardır. Fakat bu hadislerin bir kısmının senedi zayıf ve güvenilir olmamasının haricinde hakikat ile uyuşmamaktadır ve bir kısmında ise mugalata vardır.
Bir taraftan Mehdeviyet meselesinin çok önemli olması, diğer taraftan ise Müslümanların Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun nişanelerine olan şiddetli ilgi ve alakaları düşmanların, özellikle de yönetim ve rejimlerin kendi çıkarlarını temin ve koruyabilmek için bu konu hakkında olan hadis ve rivayetleri değiştirme ve tahrif etme yoluna sokmuştur.
Rivayetler uydurulmuş ve bunların yayılması için büyük sermayeler harcayarak akıllarınca Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur ve kıyamına engel olmaya çalışmış ve çalışmaktadırlar.
Nur-î Mehdi
709- Zuhurun Kesin Nişaneleri
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurundan önce meydana gelmesi kesin olan nişaneler 5 tanedir ki bunlara kesin nişaneler denilmektedir.
Olması kesin olan bu beş nişane masum İmamlar tarafından özellikle de Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s), Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) ve Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) tarafından buyurulmuştur.
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Hazreti Kaim’in (a.s) zuhurundan önce olması kesin olan nişaneler şunlardır:
1- Gökten sesin duyulması.
2- Yemani’nin çıkması.
3- Beyda bölgesinde husufun meydana gelmesi.
4- Süfyanî’nin çıkması.
5- Nefs-î ZekiYye’nin öldürülmesi.”
Muntehab-ul Eser s.452
710- Zuhur Vaktinin Belli Olmaması
Zuhurun nişaneleri onun yakın olduğunu haber vermesine rağmen birtakım maslahatlardan dolayı zuhurun gerçekleşeceği kesin tarihi Allahu Teala’nın haricinde hiç kimse bilmemektedir. İmamlarımızın ashabı defalarca o Hazretlere, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur zamanını sormuş ama İmamlar onlara açık ve net bir şekilde zuhur tarihini belirtmekten men etmiş ve zuhur meselesinin kıyamet meselesi gibi olduğunu ve zamanını yalnızca Allahu Teala’nın bildiğini buyurmuşlardır.
Bihar-ul Envar c.52 s.185
Bu hakikate göre zuhur için buyrulmuş olan nişaneler, zuhurun yakın olmasından başka hiçbir anlam vermemekte ve hiçbir şeye delalet etmemektedir.
Peki zuhurun zamanını belirleyen bir rivayet görüldüğü zaman onu atmak mı yoksa yorumlamak mı gerekir?
Bazı rivayetlerde üstü kapalı bir şekilde zuhurun zamanı söylenmiştir. Bu rivayetler senet olarak doğru olmalarına rağmen yukarıda söylemiş olduğum temel ilkeye aykırıdır. Aslında bu hadislerde zuhurun zamanı net bir şekilde belirtilmemiş, sadece nişane olarak söylenmiş zamanlardır.
Bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
“Hz. İmam Mehdi (a.s) tek olan yıllarda (1, 3, 5, 7 ve 9) zuhur edecektir.”
“Muharrem ayının 10. cumartesi günü”
Yahut da “Ramazan ayının yirmiüçünde gökyüzünden-gökten gelecek olan ses insanları Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) katılmaya çağıracaktır” hadislerinde buyrulduğu gibi.
Bu hadislerde bir şekilde de olsa Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur zamanına işaret olmuş olsa dahi kesin bir zaman belirlenmiş değildir. Bu hadislerde buyrulmuş olan şey, zuhur zamanının özellikleridir. Durum bu şekilde olduğu için söylemişiz olduğum ilkeye (zuhurun kesin zamanının bilinmemesi ilkesine) aykırı değildir.
Bunların dışında kalan ve zuhur için kesin tarih belirleyen rivayetler senet bakımından güvenilir ve sahih olmadığı için alimler tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmış değildir.
711- Zuhur Nişanelerinin Sayısı
Dini kaynaklara baktığımız zaman zuhur nişaneleri olarak birtakım doğal olan ve doğal olmayan hadiselerin, siyasi ve toplumsal değişikliklerin zikrolunduğunu görmekteyiz. Numanî, Şeyh Saduk, Şeyh Müfid, Şeyh Tusî ve Şeyh Tabersî (rahmetullah aliyhim) yanı sıra birçok muhaddis ve muteahhir alim kendi kitaplarında zuhurun nişanelerini yazmışlardır ve bunlardan bazıları:
1- Muntahab-ul Eser s.369-421
2- Bihar-ul Envar c.52
3- Kenz-ul Ummal c.11 s.205
4- Sünen-i Ebu Davud c.4 s.106
5- El-İrşad c.2 s.368
Şeyh Müfid (r.a) Kaim’in kıyamının nişaneleri bölümünün başlangıcında masum İmamların buyurmuş olduğu ve sağlam bir şekilde kendilerine ulaşmış olan 50’den fazla nişane yazmıştır.
El-İrşad c.2 s.368
Merhum Allame Meclisi’nin (r.a) Bihar-ul Envar kitabında yazmış olduğu nişanelerin sayısı daha fazladır.
Bihar-ul Envar c.52 s.279
Aralarında Alaaddin Hindi, İbn-i Hacer ve Süyûtî’nin olduğu birçok büyük Sünni alim de kendi kitaplarında Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun nişanelerini yazmışlardır.
El-Burhan fi Alameti Mehdiyyi Ahir-ez Zaman, Alaaddin Hindi s.183 Mebtede-ul Gıyab Ahmed b. Hacer s.161-167
Saymış olduğumuz ve adını zikretmemiş olduğumuz kitaplarda yazılmış olan nişanelerin tamamı sağlamlık bakımından aynı seviyede değildir. Çünkü çok sağlam ve çok güvenilir kitaplarda yazılmış olan nişanelerin yanında, ikinci sırada yer alan ve fazla güvenilemeyen Sünni kaynaklarında da zuhurun nişaneleri yazılmıştır. Ayrıca bu kitaplarda yazılmış olan nişanelerin bazıları zuhurun nişaneleriyken, diğerleri ise hem zuhur hem de kıyametin kopmasının nişaneleridir. Yine bu nişanelerin bazıları genel ve kapsamlı nişanelerken, bazıları ise dar ve sınırlı içeriklidirler.
Bunların tamamı bir araya getirildiği zaman Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun nişanelerinin kaç tane olduğunu tespit etmenin mümkün olmadığını görmekteyiz. Eğer zuhurun nişanelerinin sayısının ne kadar olduğu tespit edilmiş olsa dahi bunun hiçbir önemi yoktur. Önemli olan mesele, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur edeceği zaman birçok önemli olay ve hadisenin olacağının hadislerde haber verilmiş olmasıdır.
Numanî bu hususta kendi kitabında şöyle yazmıştır: “Masum İmamların (a.s) buyurmuş oldukları bu nişanelerin hem sayısının çok olması ve hem de bunların tamamının kaynağı İmamların kendilerinin olması, ayrıca bu hadislerin mütevatir ve muhkem olmaları şunu ortaya koymaktadır: Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurundan önce bu nişanelerin olması gerekir ve bu nişaneler meydana gelmeden zuhur vakî olmayacaktır. Çünkü İmamlar (a.s) en doğru sözlüdürler ve bu nişanelerin meydana geleceğini haber vermişlerdir.
Gaybet-i Numanî s.282
Nu’mânî bunları yazdıktan sonra hakkın zuhur etmesinin nişanesi olan beş büyük nişaneyi yazmış ve insanlara zuhurun tarih ve zamanını belirtmekten men etmiştir. Numanî bu yazısında zuhurun nişanelerinin çok fazla olduğunu söylerken onların tamamının İmamlar tarafından buyurulduğunu, mütevatir ve muhkem olduğu hususunda icma olduğunu da şiddetle beyan etmişlerdir.
712- Zuhurun Nişanelerinin Türleri
Zuhurun nişanelerinin türleri:
a- Kullî ve cüzî nişaneler.
b- Özel ve genel nişaneler.
c- Açık-kinayeli nişaneler.
d- Olması başka şeyin şartının olmasına bağlı olan nişaneler.
e- Normal olan ve normal dışı olan nişaneler.
f- Birbirinin peşi sıra ve birbirinden aralıklı olan nişaneler.
Bu gruplara ayrılmış olan nişaneleri bu şekilde bilmenin ne fazladan bir faydası vardır ve ne de bilinmesi şarttır. Üstelik bu nişanelerin birçoğu olması kesin olan nişaneler de değildir. Ayrıca rivayet edilmiş olan nişanelerin bir kısmı senet bakımından çok net ve sağlam senede dayanmamaktadır.
713- Olması Kesin Olan ve Kesin Olmayan Nişaneler
Rivayet edilmiş olan zuhur nişanelerinden bazılarının, olması kesin nişaneler olduğu beyan buyurulmuştur. Durum böyle olunca bunların dışında kalan nişanelerin birçoğunun olması kesin olmayan nişaneler olduğu ortaya çıkmaktadır.
Olması kesin olan nişanelerin, her türlü şart ve durumdan bağımsız olarak gerçekleşmeden zuhurun meydana gelmesi mümkün değildir.
Buna göre gerçekleşmesi kesin olan nişaneler gerçekleşmeden Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur ettiğinin iddia edilmesi doğru bir iddia olmaz.
Olması kesin olan nişanelerin haricinde olması kesin olmayan (gerçekleşmeyebilecek) nişaneler de vardır. Bu nişanelerin olup olmaması birtakım işlerin ve olayların olmasına bağlıdır ve o şartların gerçekleşmesi halinde o nişaneler meydana gelecektir. Bir başka deyişle olması kesin olmayan nişaneler gerçekleşse de gerçekleşmese de Hz. İmam Mehdi (a.s) zuhur edecektir. Masum İmamların (a.s) bu nişanelerin olduğunu haber vermelerinin nedeni birtakım maslahatlardır.
Olması kesin olan birtakım nişanelerin değişmesi ya da olmaması mümkün değilken olması kesin olmayan nişanelerin olmaması ya da değişik bir şekilde olması mümkündür.
Bihar-ul Envar c.52 s.249
714- Olması Kesin Olan Nişanelerin Sayısı
Olması kesin ve kaçınılmaz olan nişanelerin sayısı hakkında hadislerde farklı sayılar verilmiştir. Bazı listelerde kesin nişanelerin sayısının 5 olduğu buyurulmuştur.
Ömer İbn-i Hanzala şöyle demiştir:
“Hazreti İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şöyle işittim, buyurdular: Hz. Mehdi (a.s) güneşte bir nişane görülmedikçe zuhur etmeyecektir.”
Bihar-ul Envar c.52 s.217
Bu rivayette kesin kelimesi kullanılmamış olsa dahi buyurulmuş olan bu cümleden güneşte bir nişanenin zahir olmasının şart olduğu anlaşılmaktadır.
Hadislerde buyurulmuş olan ve olması kesin olan nişanelerden bazıları:
-Süfyani’nin çıkması,
-Yemani’nin çıkması,
-Gökten sesin gelmesi,
-Nefs-i Zekiyye’nin katledilmesi,
-Beyda denilen yerde husufun (yerin üzerindekileri yutması) olmasıdır.
Aralarında birçok sahih rivayetin de olduğu birçok rivayet bu nişanelerin kesin nişane olduğunu ortaya koymaktadır.
Numanî şöyle yazmıştır:
“Olması şart ve kaçınılmaz olan 5 nişane gerçekleştikten sonra zuhur kesinlikle gerçekleşecektir; fakat buna rağmen zuhura zaman belirlemek batıldır.”
Gaybet-i Numanî s.282
Bu nişanelerin haricindeki kesin olduğu söylenmiş olan nişanelerin kesin olup olmadığı net ve kesin değildir. Mesela güneşin batıdan doğmasının ya da Ümeyyeoğulları ile Abbasilerin arasında savaşın çıkmasının kesin nişane olduğunu söylemek mümkün değildir.
715- Normal Olmayan Nişaneler
Hem zuhurun nişanelerinin gerçekleşmesi ve hem de diğer hadislerin meydana gelmesi doğal şekilde olacaktır. Fakat nişanelerden bazılarının ise doğal olmayan şekilde, mucize şeklinde gerçekleşeceği hadislerde buyurulmuş olan şeklinden anlaşılmaktadır.
Mesela; güneşin batıdan doğması, güneşte bir elin ya da bir nişanenin görünmesi, gökten sesin duyulması gibi nişaneler mucize olarak muhakkak olacaktır.
Hadislerde buyurulmuş olan bu ve bunlara benzer nişanelerden maksat eğer onların zahirî şekillerinde olması ise kesinlikle mucize olması gerekir çünkü bunların doğal bir şekilde gerçekleşmesi Allah’ın koymuş olduğu dünyanın doğal kurallarına aykırıdır.
Bu nişanelerden maksadın kinaye olması ve meydana gelecek olan birtakım olayların bu şekilde söylenmiş olma ihtimali de vardır. Fakat maksat ne olursa olsun zuhurun nişanelerinden bazıları mucize olarak meydana gelecektir.
Ayetullah Seyyid Muhammed Sadr şöyle demiştir:
“Hadisin zahirinden o nişanenin mucize şeklinde gerçekleştiğini anladığımız zaman onun kinaye olarak buyurulduğuna ve bunda bir sırrın ve hikmetin olduğuna hükmetmekten başka hiçbir çaremiz yoktur. Çünkü böyle yapmak o hadisin tamamını ya da bir kısmını reddetmekten daha iyidir. Ayrıca bu hadislerin zahiri şekline baktığımız zaman o nişanelerin mucizevi şekilde gerçekleşmesi gerekiyorsa da mucize olarak tahakkuk edeceği anlaşılmamaktadır.”
Tarih-i Gaybet-ul Kübra sayfa s.199
716- Süfyanî’nin Çıkması
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurundan önce Ebu Süfyan’ın soyundan Süfyanî adında bir kişi ortaya çıkacak ve din kisvesi altında Müslümanları aldatıp etrafında toplayacak ve İslamî toprakların büyük bölümünü kontrol altına alacaktır. Süfyanî Şam, Hums, Filistin, Ürdün ve Kanser’in şehirlerini —Kanser, Şam’ın yakınlarında bir şehir idi; h. 315 yılında Rumların işgaline uğrayıp yakılıp yıkılmış ve bu şehrin halkı göç etmek durumunda kalmıştı, günümüzde sadece şehrin kervansarayı ayaktadır— yönetimi altına alacak ve birliklerini Necef ve Kufe şehirlerine sürerek Şia katliamı yapacak ve katliam yapanlara büyük ödüller verecektir.
Kemal-ud Din s.651, Biharu-ul Envar c.52 s.215
Yeryüzünün en alçak ve cinayetkar mahluku olan Süfyanî, “Ya Rabbi! Ya Rabbi!” zikrini söylemekten asla geri durmayacaktır.
Kemal-ud Din s.651, Biharu-ul Envar c.52 s.215
Süfyanî’nin zuhur edip bu şekilde hükümet etmesinden sonra Abbasoğullarının sultası sonsuza kadar yok olacaktır.
Süfyanî, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhur ettiğini haber aldığı zaman büyük bir ordu ile o Hazretle savaşmaya gidecek ve Mekke ile Medine arasında bulunan “Beyda” denilen yerde Hz. İmam Mehdi (a.s) ile karşılaşacak ve Allah’ın emri ile yer yarılacak ve birkaç askerin haricinde ordunun tamamını yutacaktır.
Tarih-i Gaybet-ul Kübra s.518-520; Kenzul Ummal s.14 s.272
Din ve hadis kitaplarında Süfyanî hakkında söylenmiş olanların kısacası söylemiş olduğum kadardır. Süfyani’nin çıkması hakkında çok fazla hadisin olmasının yanında bu rivayetlerin bir kısmının mütevatir hadis olması Süfyanî’nin gelmesini kesin kılmaktadır.
Muntahab-ul Eser s.459
Önceden de söylediğimiz gibi Süfyanî’nin çıkması, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun gerçekleşmesş kesin olan nişanelerinden olmasına rağmen Süfyanî’nin kim olduğu, ne tür özelliklere sahip olduğu ve nasıl savaşacağı yeteri derecede açık ve bilinir değildir. Fakat bazı rivayetlerde Süfyanî’nin adının, Osman b. Anbese ve Ebu Süfyan’ın soyundan olacağı ve gaybet döneminde ortaya çıkacağı söylenmiştir.
Bu tür rivayetlerin senetleri zayıf olduğu için güvenilip kabul edilmesi mümkün değildir.
Cami-ur Ruvvat c.2 s.156, İhtiyar-ul Marifet-ur Rical s.545-546.
Şia kaynaklarında bu hususta iki hadis vardır ve bunlardan bir tanesi Muhammed b. Ali Kufî, diğer hadis için ise bir ya da daha fazla ravi zikredilmiştir.
Bihar-ul Envar c.52 s.205, Müntahab-ul Eser s.457, Gaybet-i Tusi s.442
Bu iki hadisin dışında birtakım rivayetler ise şöyledir:
“İmam’a (a.s) Süfyanî’nin adı sorulduğu zaman İmam cevap vermekten imtina ediyorlardı.”
Bihar-ul Envar c.52 s.206
Bu durum şunu ortaya koymaktadır:
“Süfyanî’nin adı belli olmuş olsaydı İmam’ın onu söylememesinin hiçbir anlamı olmazdı. Durumun böyle olması Süfyanî’nin belli ve muayyen bir kişi olmadığını ve Ebu Süfyan’ın sahip olduğu özelliklere sahip herhangi bir kimse olduğunu ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurundan önce ortaya çıkıp batılın liderliğini yapıp Müslümanları delalete sürükleyeceğini ortaya koymaktadır.
Hakikat şudur ki:
Ebu Süfyan, Süfyanîlerin tamamının şahı; mutlak batılın ve çirkefliklerin tamamının abidesi; en büyük yağmacılardan olan ve en büyük faiz sistemini işleterek insanların mal ve mülklerini ellerinden alması neticesinde büyük güç haline gelmiş biriydi ve yapmış olduğu diğer bir çirkeflik ise topluma hurafeleri hakim kılmasıydı.
Ebu Süfyan, en büyük sınıflandırıcıydı ve toplumu tabakalara ayırarak onlara her türlü zulmü yapıyor ve her açıdan sömürüyordu.
Şirk ve putperestliğin en büyük hamisi ve yayımcısıydı. Kapitalist düzenin abidesi olduğu için de her türlü özgürlük ve özgürlerin amansız düşmanıydı.
Süfyanî, Ebu Süfyan’ın sahip olduğu ve bizim sadece bazılarını saydığımız sıfatların tamamına sahip olan ve Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurundan önce ortaya çıkıp bu özelliklerini Müslümanlara hakim edecek kimsedir. Bu da Süfyanî’nin fertten ziyade bir hareket olduğunu ortaya koymaktadır. Allah’ın peygamber ve hüccetlerinin tamamı şirk, tağut, zulüm, haksızlık, cehalet, inat ve isyanın sancaktarları olan Süfyanlarla ve onların akımlarıyla mücadele etmişlerdir.
Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Allahu Teala bizim Kaimimizin (a.s) zuhurunu kesin kıldığı gibi Süfyanî’nin çıkmasını da kesin kılmıştır. Her ıslah ve kıyam edenin karşısında kesinlikle bir Süfyanî olmuştur.
Bihar-ul Envar c.52 s.206
Hz. İmam Zeynelabidin’in (a.s) buyruğunun ortaya koyduğu hakikat şudur:
“Süfyanî belli ve muayyen bir fert değildir. Ebu Süfyan’ın sahip olduğu özelliklere sahip olan ve hakka karşı koyan kim olursa olsun Süfyanî’dir.
717- Beyda Husufu: Beyda Bölgesinde Yerin Üstündeki Süfyanîleri Yutması
“Husuf” kelimesinin anlamı gömülmek ve gizlenmek demektir.
“Beyda” ise Mekke ile Medine arasında bir bölgenin adıdır.
Bihar-ul Envar c.52 s.182, Lisanul-Arab, İbn-i Manzur c.9 s.67
Beyda husufundan maksat ise şudur:
Süfyanî, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurundan sonra o Hazretle savaşmak için büyük bir ordu ile Mekke’ye doğru hareket edecek ve Mekke ile Medine arasında olan “Beyda” denilen bölgeye geldiği zaman Allah’ın emri ile yer yarılacak ve Süfyanî ordusunu mucizevi bir şekilde yutacaktır.
Merasıd-ul İttila c.1 s.239, El Vafi c.2 s.442, El-Mesail-ul Aşere c.3 s.122, Gaybet-i Numan-î s.252
Sünni ve Şia kaynaklarında bu olay hakkında çok sayıda hadis ve rivayetler vardır ve bu olay, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun kesin nişanelerinden birisi sayılmıştır.
Muntahab-ul Eser s.459, Gaybet-i Numan-î s.252, Tarih-i Gaybet-ul Kübra s.449-500-502
Muntahab-ul Eser kitabının yazarı, zuhur nişanelerinden olan “Beyda husufu hakkındaki hadislerin mütevatir seviyesinde olduğunu” yazmıştır.
Muntahab-ul Eser s.459, Gaybet-i Numan-î s.252, Tarih-i Gaybet-ul Kübra s.449-502
Emiril Muminin Hz. İmam Ali (a.s) Sebe suresinin 51. ayet-i kerimesinin tefsirinde şöyle buyurmuştur:
“Bizim Kaimimiz Hz. Mehdi’nin (a.s) zuhur zamanı, Süfyanî ordusu ile Mekke’ye hareket edecektir ve Beyda denilen yere geldikleri zaman yer Allah’ın emri ile onları gömecektir (yutacaktır).”
Yenabi-ul Meveddet s.427
Başka bir yerde ise şöyle buyurmuşlardır:
“Benim evlatlarımın birisi Mescid-i Haram’ın olduğu topraklardan zuhur edecek ve onun zuhur haberi Süfyanî’ye verildiği zaman Süfyanî onunla savaşması için büyük bir ordu gönderecek ama Mehdi (a.s) onları mağlup edecektir. Bunun üzerine Süfyanî ordusunun tamamını toplayıp (Mekke’ye) hareket edecektir. Fakat Beyda denilen yere geldikleri zaman bir kişinin haricinde Süfyanî ve askerlerinin tamamını yer yutacaktır. O bir kişi de geri dönüp Süfyanî ve ordusunun helak olduğunu haber verecektir.”
Tarih-i Gaybet-ul Kübra s.521
718-Kırmızı Çekirge
Hz. İmam Mehdi’nin zuhurundan önce meydana gelmesi gereken nişanelerden bir tanesi de mevsiminde ve mevsiminin haricinde kırmızı büyük çekirgelerin çıkmasıdır. Bu çekirgelerin ekinleri yiyip yok etmesi neticesinde kıtlık meydana gelecektir.
Gaybet-i Numanî s.148, İlzam-un Nasib s.185
719- Nefs-i Zekiye’nin Öldürülmesi
Nefs-i Zekiye: Günahsız, pak ve hiçbir cana kıymamış, suç işlememiş kimse demektir.
Şöyle denilmiştir:
“Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuru yakınlaştığı zaman, o Hazretin zuhuru için ihlas ve samimiyet içinde çalışan, pak, temiz, salih ve samimi bir kişiyi mazlumca öldüreceklerdir ki bu zat, Hz. İmam Hasan’ın (a.s) evlatlarındandır. Bazı hadislerde Nefs-i Zekiye yerine Seyyid-i Hasanî tabiri kullanılmıştır.
Nefs-i Zekiye’nin katledilmesi, zuhurun kesin nişanelerinden bir tanesidir ve zuhurun arifesinde katledilecektir. Sünni kaynaklarda olan hadislerde Nefs-i Zekiye’nin adı söylenmemiş olmasına rağmen Şia kaynaklarında bununla ilgili çok ve mütevatir derecesinde hadisler vardır.
Müntahab-ul Eser s.459
Nefs-i Zekiye’nin katledilme zamanının belirlenmesi, zuhurun zamanını belirlemek gibi mümkün olmamakla birlikte zuhurun kesin nişanelerinden olduğundan en küçük bir şüphe yoktur.
720-725 Gökten Gelecek Olan Ses
720-Herkes Duyacak
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun arifesinde gökten gelecek sesi dünyanın her tarafındaki insanların tamamı duyacaktır.
El-Vafi s.2 s.443
721-Nida ve Ses
Hadislerde “nida” ve “ses” tabirlerinin kullanılmış olması bunların her birinin ayrı nişane olduğunu ve zuhurdan hemen önce meydana geleceğini göstermektedir.
Gaybet-i Numanî s.257, 258, 262; Zuhur Sonrası Tarih s.168, 178
Fakat tek bir nişanenin farklı şekillerde meydana gelmiş olma ihtimali de vardır. Hangi ihtimal gerçek olursa olsun nişane gökyüzünden sesin-çağrının gelmesidir ve bu ses çok güçlü, yüksek ve sarsıcı bir ses olduğu için vahşete sebep olacaktır. Hadislerde ses ve nida tabirlerinin kullanılmasından maksat, o sesteki korkunun ve diğer özelliklerin beyan edilmesi için söylenmiş olması mümkündür.
Bunların haricinde üç ayrı hadisenin bir zaman dilimi içinde olma ihtimali vardır. Şöyle ki:
1-İlk olarak insanları sarsıp dikkatlerini çekecek bir sesin duyulması buna, sahye denilmektedir.
2-Sahyenin peşi sıra kalpleri vahşete düşürecek bir sesin işitilmesi buna, feze denilmektedir.
3-Bunun peşi sıra adına nida denilen bir sesin işitilip insanları Hz. İmam Mehdi’ye (a.s) çağırması.
Bu hususta Şii ve Sünni kaynaklarında çok fazla hadis vardır ve mütevatir seviyesindedir.
Müntahab-ul Eser s.459
722- Hak Davet ve Batıl Davet
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
“Bir nida eden gökyüzünden Hz. Kaim’in (a.s) adını nida edecek. Doğudan batıya kadar kim nerede olursa olsun bu sesi duyacaktır. Bu sesin meydana getireceği korku uyuyanları uykularından fırlatacak, ayakta olanlar yere kapanacak ve oturmuş olanlar ise ayağa fırlayacaklardır. Bu sesi duyunca ibret alıp sese icabet eden kimseye Allah rahmet etsin. Çünkü gelecek ilk ses, Ruhul Emin Cebrail’in sesidir. Bu ses, Ramazan ayının 23. günü cuma gecesi işitilecektir. Bunda asla şüpheye düşmeyin ve söylenenlere tabi olun. O günün sonunda ise Şeytan filan kişinin mazlumca öldürüldüğünü haykırarak insanları aldatmaya ve şüpheye düşürmeye çalışacaktır.”
El-Gaybet-i Numanî s.354
723-Hak Ali ve Onun Şiaları İledir
Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:
“Günün başında gökten ses gelecektir: Bilin! Hiç şüphesiz ki, hak Ali ve onun Şiaları iledir.
Günün sonunda ise Şeytan (Allah’ın laneti ona olsun) yer üstünde şöyle feryat edecektir: “Hak, Osman ve taraftarları iledir. Bunu duyan batıl ehli şüpheye düşeceklerdir.”
Gaybet-i Tusi s.453-454; Bihar-ul Envar c.52 s.228
724-Hak Muhammed’in Evlatlarınındır
Buyurdular:
“Nida eden gökyüzünden feryat edip “Hak Muhammed’in (s.a.a) evlatlarınındır” dediği zaman Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhuru dillerden düşmeyecektir. Öyle ki herkes, ondan başkasını düşünemez hale gelecektir.
Tarih-i Ma Ba’de Ez-Zuhur s.176
725- Gökten Gelecek Ses Hakkında
Bu rivayetlerin haricinde bu hususu beyan eden Keşf-ul Ğumme s.3 ve El-Vafi c.2 s.445 kitaplarında olan hadislerden şunlar elde edilmektedir:
1- Gökyüzünden sesin gelmesi zuhurun kesin nişanelerindendir.
El-Gaybet-i Tusi s.435, El-İrşad c.2 s.371, Kemal-ud Din s.651, Bihar-ul Envar c.52 s.204
2- Gökten gelecek olan bu ses yerkürenin her tarafından duyulacaktır.
3- Bu sesin gelmesinin sebebi insanları hakkı kabul etmeye, Hz. Mehdi’ye (a.s) biat etmeye çağırmaktır. Davet şekli: “Hak, Ali ve Şiaları iledir” ve “Hak, Muhammed’in (s.a.a) Ehlibeyt’i iledir” şeklindedir.
4- Gökyüzünden bu sesin gelmesinden hemen sonra ya da kısa bir müddet sonra şeytan yeryüzünde feryat ederek insanları şüpheye sokmaya ve Hz. Mehdi’ye (a.s) katılmalarına engel olmaya çalışacaktır.
5- Hz. Cebrail (a.s) insanları hakka davet ederken Şeytan, şeytan özellikli insanlar ve Süfyanîler ise batıla davet edeceklerdir. Gökyüzünden İlahî davet sesinin gelmesi Süfyanî’nin çıkmasından sonra olacaktır.
6- Bazı hadislerde gökten İlahî davet sesinin gelme zamanının 23 Ramazan Cuma günü olduğu söylenmiştir.
Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun Aşura günü olacağını ve gökten İlahî davet sesinin Ramazan ayında meydana geleceğini beyan eden hadisler dikkate alındığı zaman, davet sesi ile zuhurun arasında 3 ay 17 gün olduğu ortaya çıkmaktadır.
Dikkat edilmesi gereken önemli husus şudur:
“Bu tarihlerin verilmiş olması zuhurun olacağı tarih olduğu anlamına gelmez.”
Zuhura kesin zaman ve tarih belirleyen rivayetler hükümsüzdür, doğru değildir.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise:
“Gökten gelecek olan sesin doğal mı yoksa doğal olmayan şekilde mi olacağı meselesidir. Hadislerden doğal şekilde olmayacağı anlaşılmaktadır. Allahu Teala kudretiyle bu sesi yerkürenin üzerindeki varlıkların tamamına mucize şeklinde ulaştıracaktır.”
726-728 Birkaç Hatırlatma
726-Doğal Yollarla Olma İhtimali
Gökten İlahî nidanın mucize şeklinde gelmesi mümkün olduğu gibi doğal şekilde meydana gelmesi de mümkündür. Bu hadisin söylendiği asırda böyle bir şeyin doğal yollarla olmasının kabullenilmesi zor ve imkansız görünmesine karşı günümüz şartları içinde normal ve doğaldır.
727-Hakkın Batıla Üstünlüğü
Hadislerde Cebrail’in söylemesindeki maksat onun hakkın sözcüsü, şeytandan maksat ise onun batılın sözcüsü olmasıdır.
Hadislerde hakka çağırmaya semadan gelecek ses, batıla davete ise yerden yükselecek ses denilmesinin nedeni hakkın batıla olan üstünlüğünün beyan edilme şeklidir.
728-Kabe’den Gelecek Ses
Bazı hadislerde Kabe’nin yanı başında nidanın geleceği söylenmiştir ki bu hadislerden bir tanesi Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şu buyruğudur:
“Hz. Kaim’in (a.s) Aşura günü, cumartesi günü Kabe’nin yanında Rükn ile Makam arasında durduğunu ve Cebrail’in de karşısına geçip insanları ona biat etmeye çağırdığını görür gibiyim.
Gaybet-i Tusi s.453, Muntahab-ul Eser s.464
Bu nida gökten gelecek olan nidadan farklı bir nidadır. Gökten gelecek olan nida zuhurun nişanesi ve yerde olacak olan bu nida ise zuhurdan sonra olacak olan nidadır.
729-731 Deccal’in Çıkması
729-Deccal Zuhur Nişanelerindendir
Sünni kaynakları Deccal’in çıkmasını kıyametin kopma nişanesi olarak kabul etmişlerse de Şia kaynakları onun zuhurun nişanesi olduğunu ortaya koymuşlardır.
Bihar-ul Envar c.52 s.193, Kemal-ud Din s.526, Keşf-ul Ğumme c.3 s.281
730-Deccal Kıyamet Nişanesi de Olabilir Mi
Elbette Deccal’in çıkmasının hem zuhurun hem de kıyametin nişanesi olmasının hiçbir sakıncası yoktur. Hadislerin zahirinden anlaşılanlara göre Deccal, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurundan önce çıkacak ve normal dışı bir kişidir. Şaşırtıcı işler yaparak insanların birçoğunu aldatıp yoldan çıkartacak ve Hz. İsa (a.s) tarafından Şam bölgesinde “Led” kapısının yanında öldürülecektir.
731- Deccal Şahıs Mıdır Akım Mıdır
Burada şu sorular akıllara gelmektedir:
"Deccal olağanüstü özelliklere mi sahiptir?
Acaba Deccal şahıs mıdır yoksa sapkın bir akım-hareket midir?
Deccal'in olağan dışı özelliklere ve güce sahip olması halinde yapmış olduğu işlerin mucize olup olmadığı nasıl anlaşılır?
Deccal'in özü hakkında birkaç tane ihtimal vardır:
1-Deccal belli ve muayyen bir kişinin adı değildir. Batıl ve yanlış iddialarla ortaya çıkıp hile ve çirkeflikler yaparak insanları delalete sürükleyen herkes Deccal'dir."
Hadislerde birçok Deccal'den söz edilmesi Deccal'in bir tane değil çok fazla olduğunu ortaya koymaktadır.
Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:
“Benim evlatlarımdan olan Mehdi (a.s) zuhur etmedikçe kıyamet kopmayacaktır ve yalancılar ortaya çıkıp her biri peygamber olduğunu iddia etmedikçe Mehdi (a.s) zuhur etmeyecektir.”
Şeyh Müfid c.3 s.122
Deccal kelimesi “decl” kökünden türemiştir ve yalancı ve hilekar anlamını vermektedir.
Hadislerde Deccaller-yalancılar anlamında kullanılmıştır.
Bazı hadislerde onların sayısının 12, bazılarında 30 ve bazılarında ise 60-70 olduğu söylenmiştir.
Bihar-ul Envar c.52 s.209, Kenz-ul Ummal s.198
Bu Deccallerin arasında yalan, hile ve aldatma bakımından en büyük, güçlü ve etkili olan Deccal, Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) zuhurunun ve kıyametin kopmasının nişanesidir.
Bunların bizlere ulaştırdığı nokta şudur:
“Deccaller iki gruba ayrılmaktadır:
Birinci grupta yer alan Deccal; hile, yalan ve aldatmada Deccallerin tamamının piri olan Deccal.
İkinci grupta yer alan Deccaller ise hile, yalan ve aldatmada pir olan Deccal kadar güçlü olmayan ama sahip oldukları güç oranında insanları saptırmak için her işi yapan Deccallerdir.”
Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:
“Deccal çıkmadan önce 70’ten fazla Deccal çıkacaktır.”
Kenz-ul Ummal c.14 s.200
Yine şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet kopmadan önce Deccal ortaya çıkacaktır ve onun çıkmasından önce 30’dan fazla yalancı ortaya çıkacaktır.”
Kenz-ul Ummal c.14 s.200
Bir başka hadiste ise şöyle buyurulmuştur:
“Deccal’in ortaya çıkmasından önce 60 hilekar gelecektir.”
Kenz-ul Ummal c.14 s.200
Deccal olayı şu hakikati insanların önüne koymaktadır:
“Hangi toplumda olursa olsun uydurma düzenlerin taraftarı olan birtakım vampir ve sömürgeci; hilekar ve yalancılar, meydana gelmekte olan her inkılabın karşısında duruyor ve sahip oldukları imkanları kullanıp insanları aldatarak ya da katlederek gerçek hareketin gerçekleşmesine engel olmaktadırlar. Ve bu vampirler ikinci grupta yer alan Deccaller ya da onların yaverleridir. Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) yapacağı Cihanşümul İnkılab için de böyle olacağı önceden haber verilmiştir.
2- Muhtemel olan ikinci ihtimal ise şudur:
“Gaybet-i Kübra döneminde söylemiş olduğumuz özelliklere sahip bir Deccal zuhur edip insanları saptırıp haktan koparacaktır. Bu ihtimalin gerçek olduğu birçok rivayetin zahirinde görünmüş olsa dahi bunların hiçbirisinin sağlam senedi yoktur.
732-Deccal’in Çıkması
Nezzal b. Sabre şöyle demiştir:
“Emiril Müminin Hz. İmam Ali (a.s) bizlere konuşma yapmaya başladı. İlk olarak Allah’a hamd ve senalar edip Hz. Peygamber’e ve Ehlibeyti’ne (s.a.a) salat gönderdikten sonra üç defa şöyle buyurdular:
“Ey insanlar! Beni yitirmeden önce dilediğiniz her şeyi bana sorun.”
Sa’sa’a b. Suhan ayağa kalktı ve dedi:
“Ya Emirel Müminin Deccal ne zaman gelecektir?
Buyurdular: “Otur. Allah söylediğini duydu ve maksadını anladı. Deccal’in çıkmasının nişaneleri ve alametleri vardır ve o nişaneler, birbirinin peşi sıra gerçekleşecektir. Sen onlardan haberdar etmemi ister misin?”
Sa’sa’a dedi: Evet isterim, Ya Emirel Müminin.
Emiril Müminin buyurdular:
“Öyleyse iyi dinle. Onun nişaneleri şunlardır:
İnsanlar namazın ilke, kural ve maneviyatından uzaklaşıp sadece onun zahiriyle ilgilendikleri zaman;
Emanet ve emanetdarlık özelliklerini yitirdiği zaman;
Yalanın yaygınlaştığı, faizin mübah görüldüğü, rüşvetin verilip alındığı zaman;
Dinin dünyaya feda edildiği ve idarenin akılsızlara verildiği zaman;
Sıla-i rahimi koparıp arzu ve isteklerin peşinde gitmek;
Kan akıtmanın kolay ve sıradan sayılması;
Tahammül etmenin güçsüzlük, zulmün övünç kaynağı olması;
Yöneticilerin günah ve kötü iş ehlinden olması, vezirlerin zalimlerden ve adaleti uygulamakla görevli memurların ihanet ehlinden olduğu zaman;
Hatiplerin ve Kur’an karilerinin fesat ve günaha yönelmesi;
Yalancı şahitliğin toplumlara yayılması, iftira, töhmet, hak ihlali, tecavüz ve günahın alenileşip yaygınlaşması.
Bu dönemde Kur’an çok güzel basılacak ve kabı süslenecek; mescitler bezenilecek ve minareler göğe doğru yükselecek. Şer ehli saygı görecek, saflar sıkı ama kalpler birbirinden kopuk olacak. Verilen sözler çiğnenecek, kadınlar dünyaya olan arzularından dolayı erkeklerin ticaret ve kazancına katılacak. Büyük çarşılar ve pazarlar yaygınlaşacak. Fasıkların teraneleri her taraftan işitilecek. Ahlaksız ve bozguncuların söylediği her şey dinlenecek; toplumların hidayet edilme işi yağmacı, iffetsiz ve rezillere teslim edilecek. Günah ehline belalarından korkulduğu için saygı gösterilecek; yalancılar ve yalanı yayanlar kabul görecek; ihanet ehli güven ehli sayılacak; cariyeler şarkılar söyleyip rakkaslık yapacak; musiki aletler her tarafa yayılacak. Yaşayan son nesiller kendilerinden önce yaşamış olan nesilleri tel’in edecek. Kadınlar bineklere binip kendilerini erkeklere benzetecek, erkekler ise kadınların tutum, davranış ve ahlakına bürünecek. Şahitler, çağrılmadan mahkemelere gidip şahitlik yapacaklar. İnsanlar, bilgi sahibi olmadan hak ve adalet dışında birilerini koruyup kollamak için yalan şahitlik yapacak ve…
Evet böyle bir korkunç dönem geldiği zaman, toplumlar, İslamî uygarlıklar ve dünyanın tamamı günah ile yoğrulduğu zaman Deccal ortaya çıkacak ve ortaya çıkmada acele edecektir…”
Kemal-ud Din c.2 s.525,526
733- Siyah Bayraklı Bayrakların Horasan’dan Çıkması
İslam kaynaklarında yazılmış olan bir başka zuhur nişanesi ise Horasan’dan siyah bayrakların çıkmasıdır. Bu konu hakkında masumlardan (aleyhimüsselam) birtakım hadisler rivayet edilmiştir. Rivayet olunmuş olan bu hadislerde beyan buyurulmuş olunan husus şudur: Hazreti İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) zuhurundan önce Horasan bölgesinde —eski Horasan bölgesinin içine İran’ın büyük bölümüyle Afganistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Özbekistan’ın bir bölümü girmektedir— inkılap ve devrim meydana gelecek ve insanlar siyah bayraklar açarak harekete geçeceklerdir.
Yenâbiü’l-Meveddet, sayfa 431; Bihârü’l-Envâr, cilt 52, sayfa 217; Gaybet-i Tûsî, sayfa 452.
Bu eserin zahirinden şu husus anlaşılmaktadır: Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) zuhurundan çok kısa bir zaman önce insanlar siyah bayraklar açarak kıyam edecek ve o hazret kıyam ettiği zaman bunları kendisine katılmaya davet edecektir.
Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s.) buyurdular: Horasan’dan çıkan siyah bayraklar Kufe’ye hareket edecektir ve Mehdi zuhur ettiği zaman bunlar ondan kendilerine biat etmelerini isteyecektir.
Yenâbiü’l-Mevvedet, sayfa 452.
Bu hadisin haricindeki hadisler ise şöyledir: Hadislerde ise şöyle denilmiştir: Horasan bölgesinde siyah bayrakların çıkması hadisesi İmam Mehdi’nin (a.s.) yarenlerinin siyah bayrak açarak kıyam etmeleridir.
Yenâbiü’l-Mevvedet, sayfa 432; Keşfü’l-Umme, cilt 3, sayfa 262.
Bazı kimseler ise siyah bayrakların açılmasından maksadın Ebû Müslim Horasânî’nin kıyamı olduğunu söylemişlerdir. Ebû Müslim Horasânî, hicri 140 yılında bin ay süren Emevi saltanatına karşı kıyam etmiş ve onun bu kıyamı Abbasilerin iktidarı ile sonuçlanmıştır.
Târîh-i Gaybet-i Kübrâ, sayfa 458.
Bu nazariyenin sahipleri iddialarına delil olarak Hz. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s.) bir hadisini ve birtakım tarihi olayları delil göstermişlerdir. Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s.) bu hadiste Ebû Müslim Horasânî’ye siyah bayrak sahibi adlandırmışlardır.
El-Gaybetü’n-Nu’mânî, sayfa 251.
Bu ihtimalin ve görüşün doğru olması mümkün değildir. Çünkü Hz. İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s.) rivayet edilmiş olan bu hadis senet bakımından zayıf ve güvenilmezdir. Ayrıca Ebû Müslim Horasânî’nin Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) doğumundan yüz yıl önce yapmış olduğu kıyamı o hazretin zuhurunun nişanesi görmek asla doğru ve akla uygun değildir.
Birtakım rivayetlerde Emeviler ve Abbasiler döneminde meydana gelmiş olan birtakım hadislerin bu şekilde benzetme yapılarak açıklanmasının nedeni Müslümanların o dönemlerde yapmaları gereken vazifelerin önem ve hassasiyetini ortaya koymaktadır. Yoksa o sözler Hz. İmam Mehdi’nin (a.s.) zuhur nişanelerini açıklamak için söylenmiş olan sözler değildir.
Ebû Müslim Horasânî’nin kıyamında olan bir başka önemli husus ise şudur: Abbasilerin Emevilerin elinde olan iktidarı kendi ellerine geçirebilmek için yapmış oldukları hile ve aldatmalardan bir tanesidir. Yapmış oldukları hile ve aldatmalardan bir tanesi, Nefs-i Zekiye’nin Hz. İmam Mehdi (a.s.) olduğunu ilan edip bunu yaymaları idi. Bu sebepten dolayı da Ebû Müslim Horasânî’nin kıyamının Hazreti İmam Mehdi’nin zuhurunun nişanesi olduğu fikrine insanları inandırmaya çalışıyorlardı. Bu sebeptendir ki Abbasilerin bu hadisi tahrif edip kendi çıkarlarına uygun hale getirmiş olma ihtimali çok önemli ve dikkatlerden kaçırılmaması gereken bir ihtimaldir.
734- Ay ve Güneşin Tutulması:
Hazreti İmam Mehdi’nin (aleyhisselam) zuhurunun kesin nişanelerinden bir diğeri, Ramazan ayının başında ya da sonunda ve yine aynı ayın ortasında ay ve güneşin tutulacak olmasıdır. Hem güneşin ayın ilk ya da son günlerinde tutulması ve hem de ayın ayın ortalarında tutulması normaldir ve defalarca gerçekleşmiştir; ama güneşin aynı ayın ortalarında ve ayın ise tutulacağı ayın ilk ya da son günlerinde tutulacak olması hem sıradışı ve anormaldir hem de normal yollarla gerçekleşebilmesi mümkün değildir. Bu iki tutulmanın normal dışı bir tutulma olduğu hadislerde de haber verilmiştir.
Hazreti İmam Muhammed Bakır (aleyhisselam) buyurdular: Hazreti İmam Mehdi’nin aleyhisselam kıyamından önce iki hadise meydana gelecektir ve Hazreti Adem’in aleyhisselam yeryüzüne gönderilmesinden beri böyle bir olay asla meydana gelmiş değildir. Ramazan ayının ortalarında güneş ve yine aynı ayın sonlarında ay tutulacaktır.
Bu kişi imama şöyle arz etti: Ey Allah’ın Resulü’nün oğlu! Güneşin ayın ortalarında ve ayın ise ayın sonunda mı tutulacaktır?
Buyurdular: Evet, böyle olacaktır. Senin söylemiş olduğun şeyi çok daha iyi biliyorum. Ama bu iki nişane söylediğim şekilde olacaktır ve böyle bir şey Hazreti Adem’in aleyhisselam yeryüzüne gönderilmesinden beri olmuş değildir.
Ali Gaybet-i Numani, sayfa 271.
Hazreti İmam Muhammed Bakır aleyhisselam bu sözleri duyanlardan bir tanesinin şaşkınlık içinde güneşin ayın ortasında ayın ise ayın sonunda mı tutulacaktır sorusuna teyit ve ısrar ile evet, söylediğim gibi olacaktır ve yaratılış düzeninde böyle bir şey hiçbir zaman olmuş değildir şeklinde cevap vermiş olması bu iki nişanenin sıra dışı ve mucizevi şekilde gerçekleşeceği hakikatine ışık tutmaktadır.
Hazreti İmam Muhammed Bakır aleyhisselam bir başka hadisinde ise şöyle buyurmuşlardır: Bizim Mehdî’mizin aleyhisselam iki nişanesi vardır ki Allahu Teâlâ’nın gökleri ve yeri yarattığı günden itibaren böyle bir olay olmuş, böyle bir şey olmuş değildir. Ay ayın başında, güneş ise ayın ortasında tutulacaktır.
Müntehabul Eser, sayfa 444; Zuhur Sonrası Tarihimiz, sayfa 160.
Bu hadiste ayın tutulmasının Ramazan ayının sonunda değil de evvelinde olacağı buyurulmuştur. Rivayet isterse güneşin Ramazan ayının 13’ü ya da 14. günlerinin birisinde, ayın tutulmasının ise yine aynı Ramazan ayının 5’i ya da 25. günlerinde olacağı buyurulmuştur.
Müntehabul Eser, sayfa 441; el-Gaybet-i Numani, sayfa 272.
Bu husus hakkında buyurmuş olan hadislerde küçük farklılıkların olmasının konunun özüne zarar vermesi mümkün değildir.
735- Dünyanın Zulüm ile Dolması:
Dünyanın zulüm ve haksızlık ile dolması Hazreti İmam Mehdi’nin aleyhisselam zuhurunun en meşhur nişanelerindendir ve bu nişane hakkında birçok rivayet vardır. Bu rivayetlerin bazılarında zulüm ve haksızlık genel olarak beyan edilmiştir. Bu rivayetlerden bir tanesi çok meşhur bir rivayettir. Birçok farklı senet ile rivayet edilmiştir ve şöyle buyurulmaktadır: Yeryüzü zulüm ve haksızlık ile dolduktan sonra Allahu Teala Hazreti Mehdi’nin aleyhisselam zuhuru ile onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Sünen-i Ebu Davud, cilt 4, sayfa 107.
Hazreti İmam Mehdi aleyhisselam şöyle buyurmuşlardır: Fitne, fesat ve karışıklıkların çoğalması benim zuhurumun nişanelerindendir. Bihar-ül Envar, cilt 51, sayfa 320.
Bazı rivayetlerde ise Müslümanların arasında günahın, toplumsal ve ferdi ahlaksızlığın artıp çoğalması zuhurun nişanelerinden sayılmıştır. Allame Meclisi’nin zuhurun nişaneleri meselesi hakkında Hazreti İmam Caferi Sadık’tan aleyhisselam nakletmiş olduğu bir hadiste İmam gaybet döneminde Müslümanların arasında yayılıp sıralanlaşacak günahlardan yüzden fazlasının adları ile beyan buyurmuşlardır. Bihar-ül Envar, cilt 52, sayfa 260.
Bu günahların ve hak ihlallerinin Müslüman toplumda yayılması ve alenen yapılıyor olmasının bir başka adı ise zulüm ve haksızlığın yayılmasıdır. Her dönemde insanlar belli bir oranda suç ve günah işlemişlerdir ama burada buyrulmuş olan mesele zulüm, günah ve suçların yayılması ve topluma hakim olmasıdır. Yani alçaklık, çirkeflik, onursuzluk, iffetsizlik ve erdemsizliklerin erdeme, onura, güzelliklere ve nokta nokta nokta galebe etmesidir.
Bunların haricinde masum imamlarımız Allah’ın selamı onlara olsun, zuhur öncesinde evrensel zalim, zorba ve yağmacıların, sömürgecilerin yeryüzüne hakim olacağını, özellikle de hak ehlini her bakımdan, her şeyden mahrum edeceklerini haber vermişlerdir. Bunun kendisi de zulüm ve haksızlığın yaygınlaşıp dünyanın tamamına hakim olması demektir.
Yeryüzünde zulüm, haksızlık ve günahın artıp çoğalması, salih insanların sayısının oldukça azalması demektir. Bunun anlamı Müslümanların tamamının dinden çıkıp kafir olacakları demek değildir; salih olanların sayısının oldukça az olması demektir. Salihlerin az olması kara bulutlar ve ateş gibi dünyayı kasıp kavurduğu zaman Allah’ın yeryüzündeki salih ve verdikleri ahde vefalı kulları Hazreti İmam Mehdi’nin aleyhisselam zuhur etmesinin zeminini hazırlayacaklardır. Ve bu uğurda hiçbir fedakarlığı yapmakta ikilem içine dahi düşmeyeceklerdir.
Hadislerde zuhur öncesi dünyanın zulüm ve haksızlıkla dolması ısrarla buyurulduğu gibi hak ehlinin zuhuru bekleyenlerin de değerlerin yaşaması için hem varlıklarını ortaya koymaları ve hem de kendilerini her türlü ayıp, kusur, leke ve noksanlıklardan arındırmaları da şiddetle buyurulmuştur.
7.36- Zuhur Vakti:
Hazreti İmam Muhammed Bakır Aleyhisselam buyurdular: Zulüm, baskı ve haksızlığın karanlığı dünyayı doldurmadıkça Mehdi Aleyhisselam zuhur etmeyecektir. El-Melahim ve Fiten, sayfa 61.
737 ceraat. Hazreti İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam buyurdular: Ramazan ayının 23. gecesi gökyüzünden Hazreti İmam Mehdi’nin aleyhisselam adına nida gelecektir ve o hazret Hazreti İmam Hüseyin’in şehit edildiği aleyhisselam şehit edildiği Aşura günü kıyam edecektir. Muharrem ayının o günkü 10. günü olan cumartesi gününü görüyor gibi. O hazret Hacer-ül Esved ile İbrahim’in makamının arasında durmuş, Cebrail de karşısındadır ve kendisine biat edilmektedir. Hazreti Mehdi’nin aleyhisselam taraftarları dünyanın dört bir tarafından Mekke’ye gelmiş ve kendisine biat ediyorlar. O hazrete haksızlık da O hazreti hızlıca kavuşmaları için yeryüzü kendileri için nur hale gelecektir. Bundan sonra Allah zulüm ve haksızlıkla dolan dünyayı hak, adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Keşfulgum ve cilt 3 sayfa 460.