İmam Ali Naki (a.s)

Caferî Şiîlerin onuncu İmamı, İmam Ebu’l-Hasan Ali en-Nakî el-Hâdi (a.s), hicrî 212 yılının zilhicce ayının on beşinde (İ’lamu’l-Verâ, s.355,el-İrşad, Şeyh Mufid, s.301) Medine’nin çevresinde bulunan ve “Surya” denilen yerde dünyaya gelmiştir. (İ’lamu’l-Verâ, s.355,el-İrşad, Şeyh Mufid, s.301) Babası dokuzuncu İmam, Cevad (a.s) ve değerli annesi Semane adında faziletli ve takvalı bir cariyedir. (İ’lamu’l-Verâ, s.355,el-İrşad, Şeyh Mufid, s.301)

Onuncu İmam’ın en meşhur lakapları Nakî ve Hâdi’dir. İmam’a, “Ebu’l Hasan es-Salis/Üçüncü Ebu’l-Hasan” da denmektedir. (İ’lamu’l-Verâ, s.355, Şiî ravilerinin terminolojisinde, “Ebu’l-Hasan el-Evvel/Birinci Ebu’l-Hasan es-Sânî/İkinci Ebu’l-Hasan” sekizinci İmam Ali b. Musa Rıza’dır (a.s).

İmam Hâdi’yi görmüş olanlar diyorlar ki: İmam (a.s) orta boylu, kızıla çalan beyaz tenli, iri gözlü, yayvan kaşlı, iç açıcı ve güler yüzlü bir çehreye sahipti. (Muntaha’l-A’mal, s.243)

İmam Hâdi’nin (a.s) hayatı, Abbasî halifelerinden yedisinin hükümetleri dönemine rastlamaktadır. İmamet makamına ulaşmadan önce Memun, Memun’un kardeşi Mu’tasım ve İmamet makamına ulaştıktan sonra ise Mu’tasım’ın hükümeti devam etmiş, sonra Mu’tasım’ın oğlu Vasık, Vasık’ın kardeşi Mutevekkil, Mutevekkil’in oğlu Muntasır, Muntasır’ın amcası oğlu Mustain ve Mutevekkilin diğer oğlu Muizzin’in döneminde yaşamış, Mu’tazz’ın döneminde ise şehit olmuştur. (İ’lamu’l-Verâ, s.355; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.307; Tetimmetu’l-Munteha, s.218-251)

Mütevekkil’in hükümeti döneminde, o zalimin emriyle İmam Hâdi’yi (a.s) Medine’den Abbasîlerin hükümet merkezi olan Samarra’ya götürdüler ve ömrünün sonuna kadar da orada kaldı (İ’lamu’l-Verâ, s.355; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.307; Tetimmetu’l-Munteha, s.218-251)

İmam Hâdi’nin (a.s) çocukları, on birinci İmam Hasan Askerî (a.s), Hüseyin, Muhammed, Cafer ve bir de Aliye isminde kızı vardı. (İ’lamu’l-Verâ, s.356)

Halifelerin Davranışı

Resulullah’ın (s.a.a) Ehlibeyti’nin zalim ve gasıp halifelere karşı sürekli muhalefet ve mücadeleleri, İslâm ve Şia tarihinin iftihar dolu sayfalarında nakledilmektedir. Değerli İmamlarımız, zalimlerle uzlaşmaksızın adaletin savunmaları nedeniyle sürekli zalim yöneticileri ve onların zorba valilerini öfkelendirmişlerdir. Şia İmamlarının, insanları hidayet etme, hakkı ihya etme, mazlumu savunma, zulüm ve fesatla mücadele etme yolunda hiçbir fırsatı kaçırmayacaklarını bilen gasıp halifeler kendilerini bu hidayet, irşat ve direniş silsilesi karşısında sürekli tehlikede görüyorlardı.

Komplo ve düzenbazlıkta Emevî zalimlerini aratmayan ve İslâm hilafeti adına saltanat süren Abbasî halifeleri, gasıp geçmişleri gibi, Resulullah’ın (s.a.a) Ehlibeyti’ni (a.s) ezmek ve lekelemek konusunda ellerinden gelen hiçbir şeyi artlarına koymuyorlardı. Ne pahasına olursa olsun Müslümanların gerçek önderlerinin çehresini ters yüz göstermek, insanlara yanlış tanıtmak, çeşitli desiselerle o yüce insanları önderlik makamından uzak tutmak ve halkın onlara ilgisini yok etmek istiyorlardı.

Abbasî halifesi Memun’un bu hedefe ulaşmak için başvurduğu hileleri, kendini meşru göstermek, önderlik makamını ele geçirmek ve imamet güneşini gizlemek için düzenlediği komploları İmamlarla Halifelerin tarihlerini bilenlere gizli değildir. Biz sekizinci ve dokuzuncu İmamların hayatlarında bunun bazı bölümlerine değinmiştik.

Nübüvvet ve imamet ailesi hakkındaki bu komploları ve planları Memun’dan sonra Mu’tasım sürdürdü. Bu nedenle İmam Cevad’ı (a.s) gözaltında bulundurup kontrol etmek ve sonunda da öldürmek amacıyla Medine’den Samarra’ya getirtti. Ve yine bazı Alevîleri (Abbasîlerin resmi elbisesi olan) siyah elbise giymedikleri bahanesiyle zindana attı. Bunlar da zindanda ya öldüler (veya öldürüldüler). (Mekatilu’t-Talibiyyin, s.589)

Mu’tasım, Hicret’in 227. senesinde Samarra’da ölünce, (el-Muhtasar-u fi Ahbari’l-Beşer, c.1, s.34) yerine oğlu Vasık geçti. O da, babası Mu’tasım ve amcası Memun’un siyasetini sürdürdü.

Vasık da İslâm adına (!) hilafet süren diğerleri gibi ayyaş ve sarhoş biriydi, bu işinde aşırıya bile kaçıyordu. Hatta daha fazla lezzet almak için özel ilaçlar bile alıyordu. Nihayet aldığı o ilaçlar hicrî 232 senesinde Samarra’da ölümüne neden oldu. (Tetimmetu’l-Munteha, s.229-231)

Vasık’ın Alevîlere karşı davranışı sert değildi. Bu nedenle onun zamanında Alevîler ve Ebutaliboğulları Samarra’da toplandılar ve bir müddet nispeten rahat yaşadılar. Fakat Mütevekkil’in döneminde tekrar dağılmak zorunda kaldılar. (Mekatilu’t-Talibiyyin, s.593)

Vasık’tan sonra Abbasîlerin en çirkin ve en cani çehrelerinden biri olan kardeşi Mütevekkil, halifelik makamına oturdu. İmam Hâdi (a.s) hayatının uzun bir bölümünü Mütevekkil döneminde yaşamış ve değerli ömrünün dört küsür yılı onun zamanında geçmiştir. Bu süre İmam (a.s) ve izleyicilerinin hayatının en zor dönemi sayılmaktadır. Çünkü Mütevekkil Abbasî halifelerinin en inkârcısı, en kötüsü ve en reziliydi. Müminlerin Emiri Hz. Ali’ye (a.s), ailesine ve izleyicilerine karşı büyük bir kin besliyordu. Onun hükümeti döneminde Alevîlerden bir grup zehirlenmiş, öldürülmüş veya ülkenin dört bir yanına sürgün edilerek dağıtılmıştır. (Mekatilu’t-Talibiyyin, s.597)

Mütevekkil uydurma rüyalar naklederek halkı, kendi zamanında ölmüş olan Muhammed b. İdris el-Şafiîyi izlemeye teşvik ediyor (Tarih-i Hulefâ, s.251-252) ve böylece onların Ehlibeyt İmamları’na (a.s) yönelmelerini engellemek istiyordu. Hicrî 236 yılında şehitler efendisi İmam Hüseyin’in (a.s) mezarını ve onun etrafındaki yapıları yerle bir etmelerini, yerinde ekin ekmelerini ve halkın onun mezarını ziyaret etmelerini engellemelerini emretti. (Tarih-i Hulefâ, s.341)

Mütevekkil, İmam Hüseyin’in (a.s) türbesinin kendine karşı bir üs hâline gelmesinden, insanların onun şahadet ve mücadelesinden ilham alıp

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir