<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ehlibeyt arşivleri - İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</title>
	<atom:link href="https://imammehdiyarenleri.org/category/ehlibeyt/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://imammehdiyarenleri.org/category/ehlibeyt/</link>
	<description>Adalet Güneşinin Doğacağı Sabahın Özlemiyle</description>
	<lastBuildDate>Sun, 11 Oct 2026 19:59:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2026/03/cropped-imy-32x32.jpg</url>
	<title>Ehlibeyt arşivleri - İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</title>
	<link>https://imammehdiyarenleri.org/category/ehlibeyt/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İmam Mehdi (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-mehdi/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-mehdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[YÖNETİCİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 19:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Mehdi (a.s-a.f)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=177</guid>

					<description><![CDATA[<p>DOĞUMUNDAN BABASININ ŞEHADATİNE KADAR OLAN DÖNEM 1- İmam Mehdi (a.s) Hakkında Söylenen Sözlerin Çokluğunun Nedeni Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında bu kadar söz söylenmesinin nedeni nedir? Hz. Peygamber (s.a.a) ve&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-mehdi/">İmam Mehdi (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-21718ed97996d022ddd83811993260f7">DOĞUMUNDAN BABASININ ŞEHADATİNE KADAR OLAN DÖNEM</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b0b6cd45b2f8edca906f13daa40c2d68">1- İmam Mehdi (a.s) Hakkında Söylenen Sözlerin Çokluğunun Nedeni</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f9d76930dcefb84f42ac9111f4b7829f"><strong>Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında bu kadar söz söylenmesinin nedeni nedir?</strong> <br>Hz. Peygamber (s.a.a) ve Masum İmamlar (a.s) muhtelif yer ve zamanlarda o Hazret hakkında konuşmuş ve hatta onun muhtelif özelliklerini, şemalini ve hususiyatlarını saymışlardır ve bu diğer hiçbir İmam hakkında yapılmış değillerdir.<br> Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) ve İmamların (a.s), Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.f) özelliklerini, gaybetini, kıyamını v.s beyan buyurmalarının birkaç yönü-boyutu vardır:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e969ff84526bb84964dac4afa0dd7274">A-İnsanların yaşadıkları dönemde kendilerini o Hazretin zuhuru için hazırlamaları ve aynı hedef doğrultusunda ilerleyerek İmam&#8217;ın adalet hükümetinin salih kulların eli ile kurulmasıdır. Adalet hükümetinin kurulmasının olmazsa olmaz şartı İslamî hareketlerin en ciddi şekilde yapılmasını sağlamaktır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dd40d845effd0c72d43f2f558794607c">B- Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) özelliklerinin anlatılmasının nedeni: Yalancı ve kasıtlı kimselerin ve insanların inançlarından suistifade ederek kendilerini Vadedilmiş Mehdi ilan edecek olanların tanınıp toplumdan ferd edilmesidir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-789403d20313129c50d49c7e77ad63db">C- Tarih boyunca bütün insanların ümit bağladıkları Hz. Mehdi hakkında bu kadar söz söylenmesinin nedeni, insanların geleceğe olan ümitlerini yitirmemeleri; mümin ve mustazafların kendi hallerine bırakılmadıklarını ve Allah&#8217;ın, Masum Hücceti ve Velisi ile onları desteklediğinin bilinmesini sağlamaktır. Ayrıca hiç kimseden çekinip korkmadan, onun liderliğinin gölgesi altında ilerlemelerini ve o Hazretin gaybeti döneminde onun, vasıf ve özelliklerinin dikkate alarak kimlerin o Hazretin genel naipliğini üstlenerek Müslümanlara önderlik edebileceklerini göstermektir. <br> Bu liderin, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) sahip olduğu özelliklere en yakın kişinin &#8220;Veliyy-i Fakih&#8221; olarak Müslümanlara önderlik etmesi gerekir.<br> Eğer Hz. İmam Mehdi (a.s)&#8217;ın bu özellik ve hususiyatları açıklanmamış olsaydı insanların büyük çoğunluğu siyasi, içtimai ve manevi alanlarda yoldan çıkarak şarka yada garba teslim olurlardı.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bbd429aab5f6582c5225b8abfee05d00">2-MEHDİ (A.S) BİZDENDİR</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0ce5dbd8eb9ef9f0f43f854cc72b8312">Hz. Resuli Ekrem (s.a.a), kızları Hz. Fatime&#8217;ye (s.a) şöyle buyurmuşlardır: <br>&#8220;Peygamberlerin en üstünü senin babandır. Vasilerin en üstünü bizdendir ve o, senin kocan Ali (a.s)&#8217;dır. Şehitlerin en üstünü bizdendir ve o, amcam Hamza&#8217;dır. İki kanata sahip olan ve o kanatları ile cennette istediği yere uçan bizdendir ve o, senin babanın amcaoğlu Cafer&#8217;dir. Bu ümmetin iki sıbtı ve cennet gençlerinin iki efendisi bizdendir ve onlar, senin iki oğlun Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s)&#8217;dır. Mehdi bizdendir ve o, senin evlatlarındandır.<br> <strong>Mecalis-us Seniyyeti <strong>s.5</strong>, Seyyid Mushin Cebelamuli </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6d04e7529960b2d8bb544ea64baf10c1">3-BENİM OĞLUM</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-480e82d8d95a29bb2c17c8af86448db7">Hz. İmam Hasan El Askerî (a.s) buyurdular:<br>Allah&#8217;a and olsun ki, yakında bir oğlum olacak ve o, dünyayı adaletle dolduracaktır.<br><strong>Gaybet-i Şeyh Tusi s.123</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b7e3dc8284877298c8068572460eb877">4-ALLAHU TEALA&#8217;NIN NİMETLERİNDEN</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-12fc8ce3e11558202c162e55d231b5bb">Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:<br>Emiremuminin Ali b. Ebu Talib (a.s) Nehrevan Savaşından Kufe&#8217;ye döndüklerinde insanlara bir konuşma yapmış ve o konuşmalarında ilk olarak Allahu Teala&#8217;ya hamd ve senalar etmiş, Hz. Peygamber&#8217;e salat ve selam ettikten sonra Allahu Teala&#8217;nın Resulullah&#8217;a (s.a.a) ve kendisine ihsanda bulunmuş olduğu nimetleri teker teker saymış ve sonra şöyle buyurmuşlardır:<br>&#8220;Allahu Teala&#8217;nın bana ihsanda bulunmuş olduğu nimetlerden bir tanesi ise şudur: <br>Bu Ümmetin Mehdisi benim evlatlarımdandır.&#8221;<br><strong>Meani-ul Ahbar c.1 s.138</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8ee19c4510d1bf7493b95c89a7e0a4d9">5-HÜSEYİN&#8217;İN (A.S) EVLATLARINDAN</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d1f9bde878931d6a758e4ce347734f5f"> İbn-i Ayyaş, Muktazab adlı kitabında şöyle yazmıştır: Şeyh Ebul Huseyn b. Abdussamed b. Ali&#8217;den, Nuh b. Derrac&#8217;tan ve birtakım diğer kimselerden şöyle nakledilmiştir:<br> Bu kişiler, Hz. Emirelmuminin İmam Ali b. Ebu Talib&#8217;in (a.s) huzurunda iken Hz. İmam Hüseyin (a.s) içeri girdiler ve Hz. Emirelmuminin (a.s), İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Babam, cariyelerin en üstününün oğlunun babasına feda olsun.&#8221;<br>Hz. İmam Ali (a.s)&#8217;a arz ettiler:<br>&#8220;Ya Emirelmuminin! Hz. İmam Hüseyin (a.s)&#8217;a böyle söylemenizin nedeni nedir? En üstün cariyenin oğlu kimdir?&#8221;<br>Hz. Emirelmuminin (a.s) buyurdular:<br>&#8220;O kendi akrabalarından, yakınlarından ve vatanından uzak düşmüş bir yitiktir. O&#8217;nun adı, Muhammed&#8217;dir ve Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin&#8217;in (a.s) oğludur.&#8221;<br>Hz. Emirelmuminin (a.s) bunları söyledikten sonra elini Hz. İmam Hüseyin&#8217;in mübarek başına koyarak şöyle buyurdular: &#8220;Bu Hüseyin&#8217;in.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.3-4; İsbat-ul Hudat c.6 s.395</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1291e9d940e9c6f210b48f04001cb87a">6-ONU GÖREMEZSİNİZ</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2ff83d2fed681b3024b0d58d5e56748b"> Hz. İmam Ali b. Muhammed Naki-Hadi (a.s) buyurdular:<br>Benim halefim, oğlum Hasan (a.s)&#8217;dır; onun halefi döneminde haliniz nice olacaktır.<br>Arz ettiler: &#8220;Canımız sana feda olsun! Maksadınız nedir?<br>Buyurdular: &#8220;Çünkü onu göremeyeceksiniz.&#8221;<br><strong>Gaybet-i Şeyh Tusi s.122</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-73d12f19c0da1663dc864f926f42cd5b">7-ABBASÎ YÖNETİMİNİN İMAMI BULMA ÇIRPINIŞLARI</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-250fc9fa1d67b84ecb69d223c93739e8"> 12. İmam&#8217;ın (a.s)&#8217;ın İmameti hakkında Hz. Resulullah (s.a.a)&#8217;den ve İmamlardan ulaşan haberler Şiaların arasında yaygın olduğu için Abbasî halifeleri bu inançla çok ciddi bir şekilde mücadele etmiş ve bilgilerin muhakkak olmasına engel olmak için çırpınıp durmuşlardır çünkü Abbasîlerin, İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) doğumundan sonra içine düşmüş oldukları en büyük korku, o Hazretin zuhur ederek onların zulüm ve ayyaş yönetimlerine son vermesiydi.<br> Bu sebepten dolayı Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;yi (a.s) kuşatma altına almış ve Hz. İmam Mehdi&#8217;nin doğması ile birlikte ele geçirip katletmeyi planlamışlardır.<br> Ehlibeyt İmamları (a.s) gayb ilmine sahip oldukları için çok önceden Şialara Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybete çekileceği haberini vererek Abbasîlerin bu tuzağını boşa çıkarmışlardır.<br> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) doğum haberinin gizli tutulmasının nedeni, Abbasîlerin bu planı idi ve o Hazretin doğumundan sadece Şianın bazı seçkinleri haberdar idiler.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2645e07da6a4dbdd7434191181ee6569"> Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)&#8217;ın şehadatinden sonra İmam Hasan Askerî&#8217;nin bir oğlu olduğu ve 12. İmam olduğu haberi yavaş yavaş yayılmaya başladı. Bu haberin yayılması Abbasîleri vahşete düşürmüştü çünkü Hz. Eba Muhammed İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) bir oğlu olduğu haberi net ve açık bir şekilde ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Abbasî halifesi Mu&#8217;tamad&#8217;ın emri üzerine İmam&#8217;ın evine baskın yapılıp her taraf didik didik arandı ve sonra da o Hazretin evi mühürlenerek kapatılmıştı. <br> Mu&#8217;tamad, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin oğlu Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) bulamayınca bazı kabilelere Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) eş ve cariyelerinin muayene edilmesini ve hamilelik emaresi olan kadınların halifeye bildirilmesini emretti.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9c91ecfdea461aab96452047356d331b"> Bir hadiste şöyle denilmiştir: <br>&#8220;Kabilelerden birisi İmam&#8217;ın kölelerinden birinin hamile olduğuna ihtimal verdiği haberini vermişti. Mu&#8217;tamad bu ihtimalden haberdar olunca o kadının bir yere alınıp gözetim altına tutulmasını emretmişti. Abbasî Mu&#8217;tamadın bu emri (özel ekibinden olan) &#8220;Nehrir&#8221; isimli bir kişi tarafından kadınlardan bir ekip kurulmuştu; o kadını kontrol altında tutmuşlardı ve o kadın bir süre kontrol altında tutulduktan sonra hamile olmadığı ortaya çıkmıştı.<br><strong>El-Kafi c.1 s.505<br></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-efaf66002f846a50f8fd1af0a18e4799">8-İmam&#8217;ın Annesinin Gözetim Altında Tutulması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e06af2c46b864a09d97d787448dfcf98">Tarihçiler şöyle yazmışlardır:<br>Abbasîler, Hz. İmam Mehdi (a.s)&#8217;ın annesi Hz. Nergis Hatunu (s.a), kendi aralarında meydana gelen muhtelif olaylardan dolayı meşgul olana kadar sıkı bir kontrol ve gözetim altında tutuyorlardı.<br>O olaylardan bazıları şunlardır:<br><strong>1-</strong> Yakub b. Leys Seferî ile meydana gelen savaştan dolayı Mu&#8217;tamad ve Mutevekkil&#8217;İn Yakub ile savaşmak için Samerra&#8217;dan Bağdat&#8217;a hareket etmesi.<br><strong>2-</strong> Hicri 263 yılında Mu&#8217;tamad&#8217;ın veziri Abdullah b. Yahya b. Hakan&#8217;ın ölümü.<br><strong>3-</strong> Hz. Nergis Hatun&#8217;un (s.a) ve diğer kadınların kontrolünden sorumlu olan Başyargıç Hüseyin b. Ebu Şurab&#8217;ın H.261 yılında ölümü.<br><strong>4-</strong> Abbasîleri çok büyük sıkıntıya sokan Sahib-i Zenc&#8217;in (yada Zengiyan&#8217;ın) kıyam ve başkaldırmasının devam ediyor olması.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1cfc39587a50b5039e5423c9d6e2d044">9- Cafer-i Kezzab (Yalancı Cafer&#8217;in) İmtihanı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9c1ece2b56df4775345a4df506b8cdf0"> Kum şehrinden bir grup Şia humuslarını İmam&#8217;a vermek için Samerra şehrine gelmişlerdi ama Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) şehadet haberi ile karşılaştılar. Bu grubun içinde olan bazı kimseleri Cafer&#8217;e yönlendirdiler. Cafer&#8217;in yanına giden Şialar yaptıkları imtihan ve sınamalar ile Cafer&#8217;in İmam olmadığını anladılar ve bu Şialar, humuslarını Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) göndermiş olduğu elçiye teslim ettiler. <br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.476</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a03f4941c772fb47ed7fd2161579edbb">10- Gizli Doğum</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5863d44ef394e088c47e2e6e60d92519"> Hz. İmam Ali Naki (a.s) ve Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin imameti döneminde Abbasî yöneticileri derin endişe içindeydiler. Bu endişenin nedeni, Hz. Resul-i Ekrem&#8217;den (s.a.a) ve İmamlardan, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) bir oğlunun olacağı hakkında buyurmuş oldukları sözler ve vermiş oldukları müjdelerdi. Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) oğlunun dünyayı adalet ve eşitlikle dolduracağını müjdelemiş olmalarıydı.<br><strong>Muntab&#8217;ul Eser 25. ve 34. bablar </strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5bcf6a5fb056788a1e7ff67f97ff5c6b">Bu sebepten dolayı da bu iki İmam&#8217;ı özelliklede Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;yi (a.s) çok sıkı gözetim altında tutarak Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) doğumuna engel olmaya çalışmışlardı. Bu sebepten dolayı da Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) anne karnında olduğu dönem insanlardan gizli tutulmuştur.<br><br> Hz. İmam Hasan Askeri (a.s), Ben-i Ümeyye ve Abbasîlerin Ehlibeyte olan düşmanlıkları hakkında şöyle buyurmuşladır: <br>Emeviler ve Abbasiler kılıçlarını iki sebepten dolayı üzerimize çektiler. Birincisi ve ikincisi mütevatir hadislerden öğrenmişlerdir ki: <br> &#8220;Zorbaların ve zalimlerin egemenliği bizim Kaimimizin eliyle sona erecektir. Ve kendilerinin o zorba ve zalimler olduklarından asla şüphe etmiyorlardı. Bu yüzden Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeytini katletmeye ve soylarını yok etmeye çalıştılar. Kaim&#8217;in doğmasını engelleme ya da onu öldürme amacına ulaşma hırsıyla bunu yaptılar. <br><strong>Muntahab-ul Eser s.291</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c79e044f1fe46ec4c63fe874afdd372b">Hz. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuşlardır:<br>&#8220;O&#8217;nun (Hz. İmam Mehdi&#8217;nin) özelliklerinden birisi şudur: Gizli ve saklı bir şekilde dünyaya gelecektir.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-da1dcad00a4df601bd4bbab4df0090ea">Birçok hadiste ise şöyle buyurulmuştur:<br>&#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin doğumunda (Allah zuhurunu acil etsin) Hz. İbrahim&#8217;e ve Hz. Musa&#8217;ya benzerlikler vardır.&#8221;<br>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin doğumundan sonra Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) has yarenlerinin haricinde hiç kimse o Hazreti göremiyolardı ve onlarda nadiren görüyorlardı.<br><strong>Muntahab-ul Eser s.291</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b36f14e1c1645dda8078a660ccd6fa79">11- İmam Mehdi&#8217;nin Annesinin Adı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d834e3ab8b17869394635c61c49ca41a">Hz. İmam Mehdi (a.s)&#8217;ın annesi hakkında muhtelif rivayetler vardır ve Yakubî O Hazret&#8217;in annesinin adının <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-nergis-hatun-s-a/" type="post" id="941">&#8220;Nercis/Nergis&#8221; </a>olduğunu yazmışlardır.<br><strong>İsbat-ul Vasiyyeti s.248</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eb9be46e11cf99138a438912002eb8db"> Şehid, İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) annesinin Zeydî Aleviyye&#8217;nin kızı &#8220;Meryem&#8221; olduğunu yazmıştır.<br><strong>Biharul Envar c.51 s.28<br></strong>(Elbette Şehid, bunu &#8220;denilmiş-söylenmiştir&#8221; diyerek nakletmiştir ve buda bu görüşün zayıf olduğunu göstermektedir.)</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7c096323dd8ccaf0355484e09c2c26a1">Şeyh Tusi nakletmiş olduğu rivayette Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) annesinin adının &#8220;Reyhane&#8221; olduğunu naklettikten sonra şöyle yazmıştır: Ona Nercis, Sukeyl ve Susen de denilmektedir.<br><strong>El Gaybet-i Tusi s.241- Kemal-ud Din s.431</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-71c774a883dbd40d6dd81e8337d13fbd">Şeyh Mufid, Hz. İmam Mehdi (a.s)&#8217;ın annesinin adının &#8220;Nercis&#8221; olduğu beyan buyrulmuştur.<br><strong> El-İrşad s.390</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bbd98f287ad056175be4090fe582d994">Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)&#8217;ın halası Hz. Hekime Hatun&#8217;dan (s.a) olan rivayette de Hz. İmam Mehdi (a.s)&#8217;ın annesinin adının &#8220;Nercis&#8221; olduğu beyan buyrulmuştur.<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.89- Biharul Envar c.51 s.12</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2274719720a295c9a7188322dc76bb3b">12- İmam Mehdi&#8217;nin Annesinin Adı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1d64552fd1b3714df4ad1314f4b5be11"><strong>Araştımacılardan bazılar şöyle söylemişlerdir:<br></strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) annesinin adının &#8220;Nercis&#8221; olduğu ve &#8220;Sukeyl&#8221; dışındaki diğer adları, Hz. İmam Muhammed Taki (a.s)&#8217;ın kızı, Hz. Hekime Hatun&#8217;un (s.a) ona vermiş olması kuvvetli bir ihtimaldir çünkü o dönemin halkı cariyelere hoşgeldin olarak muhtelif adlar veriyorlardı. Nercis, Reyhane ve Susen gül isimleridir ve İmam&#8217;ın annesine hoş geldin demek için verilmiştir.<br><strong>12. İmam&#8217;ın Siyasi Gaybet Tarihi s.114, Dr. Casım Hüseyin</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9eb3bf4d075897661a85894d98f38e4a">Şeyh Saduk&#8217;un kendi senedi ile Ğıyas&#8217;tan nakletmiş olduğu rivayet bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. O rivayette şöyle denmektedir:<br>&#8220;Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) halefi cuma günü dünyaya geldi, O Hazretin annesinin adı Reyhane idi. Nercis, Sukeyl ve Susen adlarıda vardı. İmam&#8217;a hamile iken yüzünde öz-has bir nur olduğu için kendisine Sukeyl ismi verilmişti.<br><strong>Kemal-ud Din s.432</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-be335e0ac487be92accf6e435c614182">Seyyid Muhammed Sadr, kendi kitabında İmam Mehdi&#8217;nin annesinin adlarının çeşitli ve muhtelif olması konusunu etraflı bir şekilde açıklamışlardır. <br><strong>Tarih-ul Gaybet-i Suğra s.242</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e366c1bdd3ccb3677caf5f25d5a1385f">13- Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Annesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a7177a862a7307c50cf78208db9a656b">Hz. İmam Mehdi (a.s)&#8217;ın annesine muhtelif isimlerin <strong>(Nercis, Sukeyl, Reyhane, Hekime ve Meryem)</strong> verilmesinin nedenini açıklayacağımız şu iki hususa dikkat edecek olursak daha iyi anlama imkanına sahip olacağız.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0f5cbfe796a5e98d16c8fb80e9821d1f"><strong>A-</strong> Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)&#8217;ın muhtelif adlarda cariyeleri vardı ve Hz. Hekime Hatun (s.a) bu konuyu iki ayrı yerde açıklamışlardır:<br><strong>1-</strong> Hekime Hatun bir yerde şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Bir defa Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin huzuruna gitmiştim. İmam evinin bahçesinde oturmuşlardı ve cariyeleri de etrafında-yanında idi.<br>Dedim: &#8220;Canım sana feda olsun! Halefin, bunların hangisinden dünyaya gelecektir?<br>Buyurdular: &#8220;Susen&#8217;den dünyaya gelecektir&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.17<br></strong><br> <strong>2-</strong>Hekime Hatun şöyle buyurmuşlardır: &#8220;Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) evine gitmiştim, dönmek istediğim zaman bana buyurdular: &#8220;İftarını bizde aç çünkü Allah, bu akşam bize bir evlat ihsan edecektir.<br>Dedim: &#8220;Efendim, hangi cariyenizden olacaktır?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Nercis&#8217;ten olacaktır.&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Efendim, ben onu diğer cariyelerden daha çok seviyorum.&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.25<br></strong>Bu iki hadis Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) birden fazla cariyesinin olduğunu göstermektedir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e5817f5d1611bea0051289012b530071"><strong>B- </strong>Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) oğlu tehlike dolu bir ortamda dünyaya gelmişlerdir çünkü Abbasî halifeleri ve hatta Haşimoğullarından bazıları da Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) dünyaya gelme zamanının geldiğini bildikleri için (ki o zalim yöneticiler ile mücadele edecek en büyük İlahî Hüccet&#8217;tir) görevlendirmiş oldukları ajanlar vesilesi ile hem Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin evini hem de Ehlibeyt&#8217;e ait (Alevîlerin) bütün evleri kontrol altında tutmaya başlamışlardı. Bunların bu işteki tek gayeleri doğacak çocuğu Abbasî halifesine teslim etmekti.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-44de50a08be3429e7f02a42de3f52500"><strong>Bu iki hususa kısaca değindikten sonra şunları söylememiz gerekiyor:<br></strong> Allahu Teala, böylesine sıkı bir şekilde kontrol altında tutulan bir evde ve böylesine büyük korkuları hakim ettiği bir ortamda Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;ye bir evlat vermeyi ve onu bütün tehlikelerden koruyup muhafaza etmeyi irade etmişti. Alahu Teala&#8217;nın bu iradesi tedbirlerle doluydu.<br> <strong>1-</strong> Her şeyden önce elimize ulaşan çok sayıda hadiste de buyrulmuş olduğu gibi Allah&#8217;ın iradesi ile Hz. İmam Mehdi&#8217;nin annesinde hamilelik nişanesi yoktu.<br><strong>2-</strong> Hz. İmam Hasan Asker, (a.s), doğacak İmam&#8217;ın annesinin kim olduğunu kimseye söylemiş değillerdi.<br><strong>3-</strong> Doğum zamanında Hz. Hekime Hatun&#8217;un (s.a) dışında (belki de cariyelerinden bazıları hariç) hiç kimse İmam&#8217;ın doğumunda bulunmamış ve şahit olmamışlardır.<br><strong>4-</strong>Bunların dışında Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) evlenip evlenmediğini ve eğer evlenmişlerse cariyelerinden hangisinin İmam&#8217;ın eşi olduğunu hiç kimse bilmiyordu.<br><strong>Dadkuster-i Cihan s.113-114</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2a2e200f43e287252b29daf49494bfcd">14-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Annesinin (s.a) Milliyeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-191daa280f02bc9cce04892b603a392a">12. İmam&#8217;ın annesi (s.a), Rum Kayseri&#8217;nin oğlu Yeşuu&#8217;nun kızıdır; annesi ise Hz. İsa&#8217;nın (a.s) havarilerinden olan Simon&#8217;un soyundandır. İslam ordusu tarafından esir alınmış ve satışa çıkarılmıştır fakat Hz. İmam Hadi&#8217;nin (a.s) göndermiş olduğu elçi tarafından Bağdat köle pazarından satın alınmış ve Samerra&#8217;da bulunan İmam Hadi&#8217;ye (a.s) götürülmüştür. <strong>Kemal-ud Din s.317</strong><br><strong>12. İmam&#8217;ın Siyasî Gaybet Tarihi s.114-115</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-201339c38e91cc5f1e4f96eb38b5cce8">15- İmam Mehdi&#8217;nin Annesi: Sukeyl</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-28b7a766a84aa7d9fa341ba7a00d7313">Sukeyl, 12. İmam&#8217;ın annesinin lakaplarından bir tanesidir ve arınmış ve pak olmuş demektir.<br>Seyyid Muhammed Sadr, bu hususta şöyle demiştir:<br> &#8220;İmam&#8217;ın (a.s) aile fertleri bu hanımefendide hamilelik belirtilerinin olmadığını gördükleri zaman kendisine vermiş oldukları, <strong>Nercis, Susen ve Reyhane</strong> gibi isimlerin yanına <strong>Sukeyl</strong> adını da kendisine verdiler.&#8221;<br><strong>Tarih-ul Gaybet-us Suğra s.243</strong></p>



<pre class="wp-block-verse has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-452a7906938ceed1149a260476db4807">Bir başka rivayet ise şöyledir:<br> "Bu hanımefendi nurdan bir bebeğe sahip oldukları için özel bir nura bürünmesinden dolayı kendisine <strong>Sukeyl </strong>adı verilmiştir."<br><strong>Kemal-ud Din s.432</strong></pre>



<p class="has-x-large-font-size">Merhum Meclisî bu husuta şöyle demiştir:<br>O Hanımefendiye nurdan bebeğe sahip olduğu için sahip olduğu öz nuraniyetten dolayı <strong>Sukeyl yada Sekila</strong> adı verilmiştirin anlamı şudur:<br>&#8230;<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.15</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d88af16923a8fa765f55c69cd7b0bb1d">16-Doğumun Gizli Olması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9971d8736e177db7469bcb2995d565b7">Ahmed b. Hasan b. İshak Kummî şöyle rivayet etmiştir:<br>Salih evlat dünyaya geldikten sonra Ahmed b. İshak, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) mübarek elleri ile yazmış olduğu bir mektubu bana getirdi, şöyle yazmışlardı:<br>&#8220;Bir oğlum oldu, bu konuyu sakla ve gizli tut çünkü onun doğduğunu dost ve yakınlarımın haricinde hiç kimseye söylemeyeceğim.<br><strong>İsbat-ul Hudat c.6 s.432</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3f7948853dd15a4c54c34d7786bee5e5">17-Doğumun Gizli Olması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2863a8f5db6fc917cdf5c1b108b34bb9">Abbasî yöneticileri, Hz. İmam Mehdi&#8217;yi bulabilmek için çok çalışıyorlardı ve bu sebepten dolayı da Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) hayatını çok sıkı kontrol altına almışlardı ve bundan dolayı Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) doğumu gizli gerçekleşmiştir.<br> Şeyh Mufid (r.a), İmam-ı Zaman&#8217;ın (a.s) halinin şerhi kitabının başlarında şöyle yazmışlardır:<br>İmam Mehdi&#8217;nin doğumu, zamanın yönetiminin almış olduğu sıkı tedbirlerden meydana gelmiş olan sıkıntı ve zorluklardan ve O Hazret&#8217;i bulabilmek için uygulamış oldukları aşırı istihbarat harekatından dolayı gizli gerçekleşmiştir.<br><strong>El-İrşad s.435</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-28c576bfd406b5a8f4ccb28dd9d6e028">Abbasi Halifesi Mu&#8217;tamad, Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;nin hastalandığı haberini alınca özel hizmetçisi Narir&#8217;in de olduğu beş hizmetçiyi, birkaç doktoru ve Gaz-il Guzzatı (Başyargıcı) İmam&#8217;ın evine yerleştirdi ve bunların haricinde Vezirine, güvendiği 10 kişiyi İmam&#8217;ın evine yerleştirmesini ve gece gündüz ayrılmadan orada kalmalarını emretti. Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) şehid oluncaya kadar bu kişiler İmam&#8217;ın evinde kaldılar.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-20920dccf3beb5233af1dd75e25ae47b">Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) şehadet haberi duyulunca Samerra şehrinin tamamı mateme girmişti. Yönetim, İmam&#8217;ın evinin aranması için görevliler gönderdi. Ev, didik didik aranarak bulunan her şey kayıt altına alınıp mühürlendi. Bütün bunlar, İmam Hasan Askeri&#8217;nin oğlunu bulup ele geçirmek için yapılıyordu.<br> Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) bütün cariyelerini teker teker kontrol ve muayene ettiler ve hamile olmasından şüphelendikleri cariyelerden birisini, bir odaya kapattılar ve başına muhafız koydular.<br> İmam&#8217;ın defninden sonra hem Sultan hem de insanlar her yerde İmam Hasan Askeri&#8217;nin oğlunu arıyorlardı. Bütün evleri en ince ayrıntısına kadar aradılar. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) bulmaktan ümitleri kesilince ve o cariyenin hamile olmadığı anlaşılınca Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin malını annesi ve kardeşi arasında taksim ettiler.<br><strong>Usul-u Kâfi c.2 s430</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7b9d911c3e27d96a7b6d21a5eeabe9d0">18-Doğum Haberi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3854876c42c869dbf5dd821b0f344604">Ahmed b. İshak şöyle demiştir:<br>Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin huzuruna müşerref olmuştum buyurdular:<br>&#8220;Ahmed! İnsanların şek ve şüphe ettiği meselede ne haldesin?&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Oğlunuzun doğumunu müjdeleyen mektubunuz elime ulaştıktan sonra erkek, kadın, genç ve yaşlı bütün hepimiz için hak aşikar oldu ve ona inandık.&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Yeryüzünün Hüccetsiz olmayacağını bilmiyor musun?&#8221;<br><strong>Muntahabul Eser s.345</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1376d95bf115227449e20a7e361ea72d">19-İmam&#8217;ın Veladeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0b76dcc91c9d1c469ba8facd043e2489">Şii/Caferi/Alevilerin 12. İmam&#8217;ı Hicrî Kamerî 255. yılın Şaban ayının 15. günü/Cuma günü sabaha karşı Samerra şehrinde dünyaya gelmiştir.<sup><strong>1</strong></sup><br>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s), 254.<strong><sup>2</sup></strong> 256.<strong><sup>3</sup></strong> ve 257.<strong><sup>4</sup></strong> yıllarda doğduğu da söylenmiştir.<br><strong><strong>1-Şia kaynaklarının çoğu</strong><br><strong>2-Kemal-ud Din s.227-228</strong><br><strong>3-Usul-u Kafi c.1 s14</strong><br><strong>4-Bihar-ul Envar c.51 s.16</strong></strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-12d8c9cd02465cf160f66d620ac4d7b9"> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) doğmuş olması tarihin kesin olaylarındandır. Masum İmamların yanı sıra Şia alimleri, tarihçileri ve hadisçileri ile birlikte Sünni alim, tarihçi ve hadisçilerinin birçoğu da bu olayı teyit etmişlerdir. Bu hususta yazılmış olan bazı araştırma kitaplarında bu Sünni alim, tarihçi ve hadisçilerin 50&#8217;den fazlasının adı yazılmıştır.<br><strong>Hurşid-i Mağrib s.18-20</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-750a31e4f4552a0c709fd77876472881">20- 15 Şaban</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fcd633fc7802bad3bb4f3b1ec917acef">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) doğumundan sonra, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) şehadetinden önce vefat etmiş olan Fazl b. Şazan, &#8220;Gaybet&#8221; adlı kitabında, Muhammed b. Ali b. Hamza&#8217;dan şöyle rivayet etmiştir: <br> Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin şöyle buyurduğunu duydum: &#8220;Allah&#8217;ın Hücceti ve benim yerime geçecek olan İmam, Hicri 255. yılın Şaban ayının 15. günü şafak doğarken sünnetli olarak dünyaya gelmiştir.&#8221;<br><strong>Muntahab-ul Eser s.32</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c99647719d3eb3d9bb1dbd9adfcf7d66">21- 15 Şaban&#8217;ın Fazileti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-af584616f7ed2241dfdf91db04e08319">Şeyh Hurr-i Amulî, ashabın büyüklerinin Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) şöyle buyurduklarını naklettiklerini rivayet etmişlerdir:<br> &#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin doğduğu gece doğan bütün çocuklar mümin olarak dünyaya gelirler. Kafir diyarında dünyaya gelecek olsalar dahi Allahu Teala onları Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) bereketi hürmetine imana hidayet edecektir.&#8221;<br><strong>Tevzih-ul Mekasid (Şeyh Bahaî) s.532 </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3874efcfebbbc179acc79059a7ba72d7">22- 15 Şaban&#8217;ın Fazileti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d4666c55015291db0bbe0df8766fc7c3">15 Şaban günü Hz. İmam Hüseyin&#8217;in (as.) ve Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) ziyaretnamelerini okumak müstehaptır.<br>Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Kadir gecesinden sonra en üstün gece 15 Şaban gecesidir. Bu gece, yatsı namazından sonra 2 rekat namaz kılmak müstehaptır. Birinci rekatta Fatiha suresinden sonra Kafirun suresi, ikinci rekatta ise Fatiha suresinden sonra Tevhid suresi okunur.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s162</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d480eed176fa36801f8c9cf0ab56f1e4">23- 15 Şaban&#8217;ın Fazileti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-13cfdbd922a96a45a76cad6e099c1a5e">15 Şaban gecesi gusül almanın ve uyumadan sabahlamanın çok büyük fazileti vardır. Bu gecenin Allah katındaki değeri o kadar büyüktür ki Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) mübarek doğumları, bu gece sabaha karşı gerçekleşmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d55c492a1b412fb8a2284313b3b02e16">24- 15 Şaban&#8217;ın Fazileti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ab529538eb3b9b62800aeaf00b545f02">Rivayet olunan bir diğer hadiste ise şöyle buyurulmaktadır:<br>&#8220;Kadir gecesinde olduğu gibi 15 Şaban gecesinde de rızıklar ve ömürler taksim edilmektedir.<br>Bazı hadislerde ise şöyle buyurulmuştur:<br>&#8220;Kadir gecesi, Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) gecesi ve 15 Şaban ise İmamların (a.s) gecesidir.&#8221;<br>Bu gecenin faziletlerinden bir diğeri ise şudur:<br>&#8220;Hz. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ziyaretinin okunduğu özel gecedir. Bu gece 100.000 Peygamber O Hazret&#8217;in ziyaretine gitmektedirler.&#8221;<br>Bu gece kılınması mustehab olan bir diğer namaz ise şöyle kılınmalıdır:<br>&#8220;2 rekattır ve her rekatta Fatiha suresinden sonra 100 defa İhlas suresi okunmalıdır.&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.322</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1869e00e41a78b6bbe78642a63d37932">25- İmam&#8217;ın Doğumu Hakkında Bilgi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-df4e6057103f9901aa7e408122adf748">Bu bilgiyi Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin ((a.s) halası, Hz. Hekime Hatun (s.a) vermişlerdir.<br>Şeyh Mufid, Hz. İmam Muhammed Taki&#8217;nin (a.s) kızı, Hz. Hekime Hatun&#8217;un (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.<br>Ebu Muhammed Hasan b. Ali (a.s) haber gönderip beni yanına çağırttı. Yanına gittiğim zaman buyurdu: &#8220;Halacığım! Bugün akşam iftarını bizimle birlikte aç çünkü bugün, Şaban ayının 15&#8217;idir. Allahu Teala bugün Hüccetini yeryüzünde zahir edecektir.<br>Sordum: Annesi kimdir?<br>Buyurdular: Nercis&#8217;tir.<br>Dedim: Canım sana feda olsun! Onda hiçbir hamilelik emaresi yoktur.<br>Buyurdu: Halacığım! Söylediğim olacaktır.<br>Bunun üzerine içeriye girdim ve selam verdim. Nercis, beni karşılayıp ayakkabımı çıkardıktan sonra dedi:<br>&#8220;Efendim! Nasılsınız?&#8221;<br>Ona dedim ki: Benim ve ailemin Hanımefendisi sensin!<br>Ama o benim söylediklerimi kabul etmeyerek dedi: &#8220;Halacığım! Siz, neler buyuruyorsunuz?&#8221;<br>Dedim: &#8220;Kızım! Allahu Teala bu gece sana, bu dünyanın ve öteki dünyanın efendisi olan çocuğu ihsan buyuracaktır.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-db43b9e8262c76983ec3a6be4eecd81b"> Benim bu söylediklerimden utanmıştı. Akşam namazını kıldıktan sonra iftar ettim ve uyudum. Gecenin yarısı olunca yatsı namazını kılmak için uyandım ve namazımı kılmaya başladım ama Nercis uykuda idi ve kendisinde hiçbir hamilelik emaresi yoktu.<br> Namazımı kıldıktan sonra mustehap-sünnet namazlarımı da kıldım ve tekrardan yatağa girdim ama o uykuda idi. Sonra uyandı, mustehap namazlarını kıldıktan sonra yatağa uzandı.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a49576ae3caa6935c618b9dfe9ba1e49"> Hekime Hatun (s.a) daha sonra şöyle buyurmuşlardır:<br> Şafağın atmasını görebilmek için ben dışarı çıktım ve ben çıkarken o uyuyordu. Onun bu durumu beni, Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) beklentisi hakkında şüpheye düşürmüştü. Ben bunları düşünürken İmam, bulundukları yerden sesini yükselterek buyurdular:<br>&#8220;Halacığım! Çok acele etme, çok yakında vaad edilen muhakkak olacaktır.&#8221;</p>



<p>Bunun üzerine Ha Mim (Secde) ve Yasin surelerini okumaya başladım. Nercis Hatun uykudan uyanıp doğruldular. Yanına gittim ve dedim: &#8220;Hanımım! Selam olsun sana! Bir şeyler hissediyor musun?&#8221;<br>Dedi ki: &#8220;Evet, benim Efendim.&#8221;<br>Dedim: &#8220;Kendini toparla ve rahatlamaya çalış.&#8221;<br>Bunları söyleyince uyku bana galebe etmeye başladı sonra Efendimin seslenmesi ile uyanıp kendime geldim ve Nercis Hatun&#8217;un üstündeki örtüyü kaldırdım Efendimi (Hz. Mehdi&#8217;yi) secde halinde yere kapnmıştı kucağıma aldım, pak ve tertemizdi.<br>Eba Muhammed bana seslenerek buyurdular: &#8220;Halacığım! oğlumu bana getirin.&#8221; <br>Bende söylediğini yaptım. İmam Hasan Askeri (a.s) mübarek dilini onun ağzına koyduktan sonra ellerini gözlerine, kulaklarına, kol ve bacaklarına çektikten sonra buyurdular: &#8220;Oğlum! Konuş.&#8221; Bunun üzerine çocuk konuşmaya başladı ve şöyle dedi:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ba76ea354415021ce27b2256b70ec8c2">&#8220;Allah&#8217;tan başka hiçbir İlah&#8217;ın olmadığına ve Muhammed&#8217;in (s.a.a) O&#8217;nun Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum. Daha sonra Emirelmuminin Hz. İmam Ali&#8217;den (a.s) başlayarak babasına kadar dedelerinin adlarını teker-teker söyleyip onları selamladıktan sonra sustular.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e889ae629bda8c6e62fc685bb3e36012">İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular:<br> &#8220;Halacığım! Annesine götür, ona da selam versin. Sonra bana geri getir.&#8221; <br>İmam&#8217;ın buyruğunu yerine getirdim, annesine götürdükten sonra geri getirdim ve İmam&#8217;ın yanına koydum. Daha sonra İmam Hasan Askeri (a.s) bana buyurdular: <br>&#8220;Halacığım! 7 gün sonra onu görmeye gel.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-98d95f1c119389b496427949cfd61380"> Bir gün sonra Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;yi selamlamaya gittim; Efendimi görmek için perdeyi araladım ama onu göremedim, İmam Hasan Askeri&#8217;ye dedim: &#8220;Canım size feda olsun! Efendime ne odu?&#8221;<br>İmam buyurdular: &#8220;Halacığım! O&#8217;nu, Hz. Musa&#8217;nın (a.s) annesinin oğlunu emanet ettiği kimseye emanet ettim.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6d7f0b39a4e2fe2b1f0e5833c9c2145f">Hz. Hekime Hatun (s.a) daha sonra şöyle buyurdular:<br> &#8220;Yedinci gün gittim, Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;ye selam verdim ve oturdum. <br>İmam buyurdular: &#8220;Halacığım! oğlumu bana getir.&#8221;<br>Bende gidip O&#8217;nu bir bez parçasına sarılı olduğu halde getirdim İmam Hasan Askeri (a.s) ilk gün yaptıklarının aynısını yaptılar ve çocukta o gün söylediklerinin aynısını söyledikten sonra şu Ayet-i Kerime&#8217;yi okudular:<br>وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ<br>وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ<br>&#8220;Ve biz, yeryüzünde zayıf hale getirilmek istenilenlere lütfetmeyi ve onları, halka rehber-önder kılmayı ve yeryüzüne onları varis bırakmayı dilemekteyiz.<br>İstiyorduk ki, onları yeryüzüne yerleştirip kuvvetlendirelim, Firavun&#8217;a, Haman&#8217;a ve onların ordularına (askerlerine) de onlardan çekindikleri şeyleri gösterelim.&#8221; <strong>Kasas Suresi 5. ve 6. Ayetler</strong><br><strong>Kemal-ud Din s.224-226</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d60a88b4e3fa8e26a519fb20ccbe0024">26- İmam&#8217;ın Doğumu Hakkında Bilgi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-115bc2e1660729b30cfd0981b0d490ae">Hz. Musa (a.s) ile Firavunun kıssası meşhur bir olaydır ve bir şekilde Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) veladetleri için de gerçerlidir. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b8cb7cc7ae57301a4ee9d3b410b0f54b"><strong>Kısaca şu şekildedir:</strong><br> O dönemdeki bütün sihirbazlar Allahu Teala&#8217;nın o gün bir rahime yerleştireceği bir nütfenin, Firavun&#8217;un düzenini yıkıp yerle bir edeceğini söylediler. Firavunda güç ve kudret sahibi olduğu için bütün erkeklerin bir yerde toplanmasını emretti. Bütün erkekler bir mekanda toplanınca Firavun onlara şöyle dedi:<br>&#8220;Bana düşman birisi varmış ve ben, onu bulup ortaya çıkaracağım.&#8221; Firavun, onlara teker teker bakıyor ve bu değildir diyordu.<br> Firavun bu bahane ile bütün erkekleri bir araya toplamış ve evde olmalarına engel olmuştu. Sabah olunca da şöyle dedi:<br> &#8220;Bu gece bir nütfenin münakir birleşmesi irade olunmuştu ve biz, bütün erkekleri burada tutarak o nütfenin munakit olmasına engel olduk.&#8221;<br> Ama olay bu kadar değildi ve Firavun, olayın zahiri yönünü görüyordu ama Allah&#8217;ın kanun ve ilkelerinin, batınından habersizdi. Hz. Musa&#8217;nın (a.s) babası İmran ile annesi Yer&#8217;a (ki her ikisi de Hz. İbrahim&#8217;in (a.s) torunlarından idiler) o gecenin belli bir zamanında Firavun&#8217;un sarayında birlikte idiler.<br> Mevlana Celaleddin Rumî Mesnevisinde bu olayı şiire dökmüş ve Hz. İmran&#8217;ın eşi Yer&#8217;a&#8217;dan ayrılırken söylemiş olduğu sözleri şiir dili ile şöyle nakletmiştir.</p>



<pre class="wp-block-verse has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1670934eaa7f67f691cc6ac3a188c985"><strong>"Ben bulut gibiyim, sen topraksın Musa da bitki,<br>Hak, satrançta şahtır, biz ise matız, mat."</strong></pre>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d3fefcd61ed3cf63710bf7000366d025"> Satrançta şah olan Allahu Teala&#8217;dır ve Firavun, bildiği birkaç taktikle Allah ile satranç oynamak ve bildiği birkaç tane hile ile Allahu Teala&#8217;nın iradesinin önüne geçmek istiyordu ancak Allahu Teala&#8217;nın milyarlarca ilke ve kanunundan bihaberdi.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-afae8f5f0cfdab4a0d902cc845c92591">Evet, Allah&#8217;ın sayısız kanun ve ilkeleri vardır ve birtakım insanlar da Allahu Teala&#8217;nın bu ilkesinden haberdardırlar. İmran ile Yer&#8217;a bundan haberdar iken Firavun gaflet içindeydi. Bütün işlerde durum böyledir ve iyiler özel-has yerleri görmelerine rağmen hadlerini aşmazlar.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e79eb3671f31d071624067097043643a">Bir misalde Hz. Hekime Hatun&#8217;dan (s.a) vereyim:<br> Hz. Hekime Hatun (s.a), Hz. İmam Muhammed Taki&#8217;nin (a.s) kızıdır, çok mütedeyyin ve büyük makam sahibidir. Nercis (s.a) adında bir hizmetkarı vardır. <br>Hz. Nercis Hatun (s.a), İmam&#8217;ın evine ilk geldiği zaman Hz. Hekime Hatun&#8217;a (s.a) hizmetkarlık yapıyordu. Hz. Hekime Hatun (s.a), bir meclise gireceği zaman Hz. Hekime Hatun&#8217;un ayakkabılarını alıyor ve gideceği zamanda önüne koyuyor ve kendisine tazim edip saygı gösteriyordu. <br> Bir akşam Hz. İmam Hasan Askeri (a.s), Hz. Hekime Hatun&#8217;a buyurdular:<br>&#8220;Halacığım! Allahu Teala, Hz. Kaim&#8217;i (a.s) bu kadından bize ihsanda bulunacaktır.&#8221;<br>Hz. Hekime Hatun (s.a) arz ettiler: &#8220;Ben bilmiyordum.&#8221;<br>İmam buyurdular: &#8220;Nercis Hatun&#8217;un yüzünden belli ve aşikardır.&#8221;<br>Hz. Hekime Hatun (s.a) arz ettiler: &#8220;Efendim! Ben görmüyorum.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0d9668031d9e6b5399c6ce505002691c">Bu konuşmadan sonra Hz. Hekime Hatun (s.a), Hz. Nercis Hatun&#8217;un (s.a) odasına girdiler ve Hz. Nercis Hatun, Hz. Hekime Hatun&#8217;un (s.a) ayakkabısını çıkarmak için eğilince hemen eğildiler ve Hz. Nercis Hatun&#8217;un (s.a) ellerinden öpüp, dediler:<br>&#8220;Ayakkabımı çıkarmana ve önüme koymana müsaade etmeyeceğim.&#8221;<br>Nercis Hatun dedi: &#8220;Nasıl olur? Sen, benim Efendimsin.&#8221;<br>Hekime Hatun dedi: &#8220;Sen benim Efendim ve Hanımımsın.&#8221;<br>Nercis Hatun: &#8220;Efendim, neden böyle konuşuyorsun?&#8221;<br>Hekime Hatun buyurdu: &#8220;Hz. İmam Hasan Askerî (a.s), Allah&#8217;ın hazinesi olan Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) senden olacağını beyan buyurdular.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a4323ff8450b4c6d6f42aafa25d897f6">Evet, Hz. Hekime Hatun (s.a), mukaddes ve çok büyük makam sahibi olmasına rağmen bunu görebilmiş değildi çünkü mutahhar insanların görüşlerinin de bir haddi ve ölçüsü vardır ama kamil insan, mahlukatın tamamını görmektedir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a07edd7de3fa595e601dae2358c26d51">Hz. Hekime Hatun şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;15 Şaban gecesi namazımı kılmak için kalktığımda Nercis Hatun henüz yatağında idi ve kendisinde hiçbir hamilelik emaresi yoktu.<br> Kendi kendime dedim ki: &#8220;Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) bu gece oğlum dünyaya gelecektir, buyurdular ama hala hiçbir hamilelik emaresi dahi yoktur.&#8221;<br> Başka bir odada olan İmam (a.s), buyurdular: &#8220;Halacığım! Acele etme.&#8221;<br>Daha sonra yanıma gelip buyurdular: &#8220;Halacığım! Mehdi (a.s) annesinin kaburgasına yapışık şekilde yatıyor, annesinin karnında değildir.&#8221;</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2d5b45d4b6b28f2171c5969ff0b16c54">27- Hz. Hekime Hatun&#8217;un Rivayeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5feb1450281ec4468613df9e794ccee5">Hz. İmam Hüccet b. Hasan El Mehdi&#8217;nin (a.s) doğumunda hazır olan ve olayı etraflı bir şekilde nakleden kimselerden bir tanesi, Hz. İmam Muhammed Takî (a.s)&#8217;ın kızı ve Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)&#8217;ın halası olan Hz. Hekime Hatun&#8217;dur ve olay kısaca şu şekildedir:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-89f5427049dccb7d2ac15ad03bc1cabf">Hz. Hekime Hatun (s.a) buyurdular:<br> &#8220;Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) evine gitmiştim ve o gün, Hicri Kameri 255. yılın Şaban ayının 15. gününün akşam vakti idi. İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Halacığım! Bugün bizim evde kal çünkü bu gece, Allah&#8217;ın Hücceti ve benim halefim olan İmam dünyaya gelecektir.&#8221;<br>Sordum: &#8220;Hangi cariyeden olacaktır?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Susen&#8217;den olacaktır. Susen&#8217;e ne kadar baktımsa kendisinde en ufak bir hamilelik belirtisi göremedim. Akşam namazını kıldıktan sonra iftar açtım ve Susen ile birlikte aynı odada uyuduk. Çok geçmeden uykudan uyandım ve İmam&#8217;ın buyruklarını düşünmeye başladım. Daha sonra gece namazını kılmaya başladım. Susen de uyanıp gece namazını kıldı. Şafak vakti yaklaşıyordu ama Susen de hiçbir hamilelik belirtisi yoktu. İmam&#8217;ın buyruklarından şek etmeye başlamıştım ki İmam Hasan Askeri (a.s) bulunduğu odadan buyurdular: &#8220;Halacığım! Şüpheye düşme, oğlumun doğum vakti çok yakındır.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-16fa6ccd04a4f25effac64807c8e628f">Bu esnada Susen&#8217;in durumunda değişiklik olmaya başladığını gördüm ve ne olduğunu sordum.<br>Dedi ki: &#8220;Şiddetli bir ağrım vardır&#8221;<br>Şiddetli bir ağrı başladı. Hemen kalkıp hazırlık yaptım ve doğacak olan çocuğun ebelik görevini üstlendim. Çok geçmeden çocuk, tertemiz ve pak bir şekilde dünyaya geldi ve başka bir odada olan Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Halacığım! Oğlumu bana getir.&#8221;<br> Çocuğu alıp İmam&#8217;a götürdüm ve İmam, çocuğu kucağına aldıktan sonra ağzını çocuğun gözlerine koydu ve çocuğun gözleri hemen açıldı. Sonra ağzını çocuğun ağzına ve kulaklarına koydular ve ardından elini başına sürdüler. Çocuk konuşmaya ve Kur&#8217;an okumaya başladı. Daha sonra annesine götürmem için tekrar bana verdiler ben de annesinin yanına koyduktan sonra kendi evime geri döndüm.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0031e9834706cf8b376c1953e42e47ea">Doğumdan üç gün sonra Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) evine gittim ve ilk olarak çocuğu görmek için Susen&#8217;in odasına girdim ama çocuk yoktu. Oradan çıkıp İmam&#8217;ın odasına girdim ama utandığım için İmam&#8217;a (a.s) çocuğu soramadım.<br>İmam buyurdular: &#8220;Halacığım! Oğlum, Allah&#8217;ın koruması içinde gaybete çekildi. Ben dünyadan gittikten sonra Şialarımın ihtilafa düştüğünü gördüğün zaman oğlumun doğduğunu Şialarımızdan güvenilir olanlara anlat. Bu olayın gizli kalması gerekir çünkü oğlumun gaybet dönemi olacaktır.&#8221;<br><strong>El Gaybet-i Şeyh Tusi s.141</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-05b8988240191beb6757c5c2700c29b3">28- İmam&#8217;a Akika Yapılması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7f6e6ad622c927857702803ff2dcb5ba">Ebu Cafer Ömerî şöyle rivayet etmiştir: &#8220;Hz. Hüccet b. Hasan El Mehdi (a.s) dünyaya geldikten sonra İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurdular: &#8220;Ebu Amr&#8217;ı hazır edin!&#8221; <br>Ebu Amr geldiği zaman buyurdular: &#8220;Onbin parça ekmek ve onbin parça et temin edip Haşimoğullarına dağıtın ve bu kadar sayıda koyunu da oğlum için akika et.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.6 s.230</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ae51e9c99662c7c2161bf9b8393da58e">29- İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) El Yazısı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ef605130f92fecf61606566fa1179cdf">Musa Bağdadî diyor: Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) üzerinden şöyle bir yazı çıktı: &#8220;Ben öldükten sonra soyun munkati olacağını (kesileceğini) düşündüler ama Allahu Tebareke ve Teala, onların sözünü boşa çıkardı, Elhemdulillah!&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.117</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6dbdde821c63e7d58e25463b31ae6020">30-Bizim Küçük Efendimiz (Mevlamız)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b7ddd5ac050a42570f90681f6f62d082">Hz. İmam Ali Naki&#8217;nin (a.s) hizmetçisi Hamza b. Nasır, babasının şöyle söylediğini nakletmiştir: <br>Hz. Sahib-el Emr Mehdi (a.s) dünyaya gelince Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin aile fertleri birbirilerini tebrik edip müjdeliyorlardı. Biraz büyüdükten sonra her gün etli kemik almamı emrettiler ve bunun küçük Mevlamız için olduğunu söylüyorlardı.<br><strong>İsbat-ul Hudat c.8 s.18, İsbat-ul Vasiyyet s.197</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e615fefca95e222a5c7fb2f75dc9ca78">31- Yakub b. Mankuş&#8217;tan Rivayet</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-28c7e03c256f2c4b4518090126943640">Yakub b. Mankuş şöyle demiştir: <br>Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;nin huzuruna müşerref oldum. İmam bir taş parçasının üzerine oturmuşlardı. Sağ tarafında bir oda vardı ve odanın kapısına bir perde asılmıştı.<br>Arz ettim: &#8220;Benim Efendim! Emir Sahibi kimdir?&#8221;<br>Perdeyi aralamamı buyurdular. Perdeyi açtığım zaman 8-10 yaşlarında bir erkek çocuk gördüm. Nur yüzlü, beyaz simalı, parlak gözlü, geniş omuzlu ve öne çıkık dizli idi. Sağ yanağında bir ben vardı ve saçları uzundu. Gelip babası İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) dizinin üzerine oturdular. Sonra İmam Hasan Askeri (a.s) bana buyurdular: &#8220;Sahibiniz budur.&#8221; <br>Sonra o çocuk ayağa kalktılar ve İmam buyurdular: &#8220;Oğlum! Malum zaman gelinceye kadar eve gir.&#8221; O da İmam&#8217;ın emri üzerine eve girdi. Daha sonra İmam Hasan Askeri (a.s) bana buyurdular: &#8220;Ey Yakub! Eve gir ve bak, içeride kim vardır? İçeri girdim fakat hiç kimse yoktu.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.116-117</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cab5460fd59bb7029ca59ee51aac59b9">32-Doğumun Şahidi: Nesim-Mariye</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-594c22046d542d49d261ed181ce711bc">Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) hizmetçilerinden şöyle rivayet etmişlerdir:<br> &#8220;Hz. İmam Mehdi (a.s) dünyaya geldikten sonra dizlerinin üzerine oturdu ve parmağını göğe kaldırdılar sonra hapşırdılar ve şöyle buyurdular: &#8220;Elhemdulillahirabbilalemin: Hamd olsun alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.292, İsbat-ul Vasiyyet s.197</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b2ad250076c59c2021cebcba1e3280a6">33-Doğan Çocuğun Tanıtılması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6cb78f1335502ce86139b6a2f3def3d7">Hizmetkar Ebu Ğanem şöyle demiştir:<br>&#8220;Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin bir oğlu oldu ve adını Muhammed koydular. Doğumunun üçüncü günü o çocuğu ashabına gösterdiler ve şöyle buyurdular: <br>&#8220;Bu benim oğlumdur ve benden sonra sizin sahibiniz ve İmamınızdır. Bütün herkesin gelmesini beklediği Kaim budur. Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra kıyam edecek ve onu, hak ve adalet ile dolduracaktır.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.6 s.431</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2dc317fb3d392ea8f32e28accd5b5e49">34-Doğumun Şahidi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7472614399b0f92f60a541e95b406060">Ebu Ali Hizranî, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;ye (a.s) hediye etmiş olduğu hizmetçinin şöyle söylediğini nakletmiştir:<br>&#8220;Ben, Sahib-el Emr Hz. Mehdi&#8217;nin (a.s) doğumunda orada idim. Annesinin adı Sukeyl&#8217;dir.&#8221;<br><strong>Muntahab-ul s.343</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5f46773ee81a6db18429162ab88d32c3">35-Doğumun Şahidi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-487ff5e66383c3c00b3afd576efaf75e">Hasan b. Munzir şöyle dedi: <br>&#8220;Hamza b. Ebul Feth yanıma geldi ve dedi ki: <br>&#8220;Müjdeler olsun! Dün gece Allah, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;ye (a.s) bir erkek evlat verdi ama İmam, onun doğumunu gizli tutmamızı emir buyurdular. Adını sordum, Muhammed olduğunu buyurdular.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.6 s.432</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8030f4eab6b5bdedc25bf714a4be8fa7">36-Gizli Doğum</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cc90b91ebe84173300d5f93143a52f01">Genellikle çocuk sahibi olacak kimseler bu haberi, akrabalarına, yakınlarına ve arkadaşlarına verirler. Özelliklede toplum içinde bir yeri olan kimselerin çocuk sahibi olmaları gizli tutulmaz. <br> Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) düşman ve muhalifleri İmam&#8217;ın kendisinin ve yakınlarının tamamının evlerine ajanlar yerleştirip her anlarını kontrolleri altına almalarına rağmen Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin çocuğunun olacağını öğrenememeleri nasıl mümkün olabilir? <br> Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin çocuğunun olması sıradan bir olay mıydı yoksa olağan dışı ve mucizevi bir olay mıydı?</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1032f3841579ae559356f5fe4cde62a7"> Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) hem önceden verilmiş olan bilgilerden haberdar idiler ve hem de doğacak olan çocuğun azamet ve önemini biliyorlardı. <br>İmam, hem düşmanın doğacak olan çocuğa olan o büyük hassasiyetlerini ve hem de topluma hakim olan siyasi durumun ne olduğunu çok iyi bir şekilde biliyorlardı. Bu sebepten dolayı da doğacak olan çocuğun doğumunu öylesine büyük bir titizlikle hazırladılar ki düşmanların tamamının o doğumdan haberdar olmamaları bir tarafa yakınlarının ve sevenlerinin dahi büyük bir çoğunluğu o doğumdan haberdar olmamışlardı.<br> Böylece İmam; dirayeti, becerisi, İlahî gücü ve ileriyi görüp bilmesinden dolayı bu doğumu, düşmanlarının almış olduğu onca tedbir ve önleme rağmen İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) doğumunu gizli tutarak Allah&#8217;ın kendisine vermiş olduğu bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişlerdir.<br><br> Bu sebeplerden dolayı Şeyh Tusî (r.a), İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) doğumun gizli olmasını sıradan ve normal bir iş olarak görmüş ve şöyle söylemişlerdir:<br> &#8220;İnsanlık tarihinde bu olay ilk olay değildir, bunun gibi bir çok olay olmuştur.&#8221;<br><strong>Gaybet-i Şeyh Tusî s.77</strong><br><br> Şeyh Tusî, bu cümlesinde Hz. İbrahim&#8217;in (a.s) ve Hz. Musa&#8217;nın (a.s) gizli olan doğumlarına işaret etmektedirler.<br><strong>Bihar-ul Envar c.12 s.19, c.13 s.15</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-63ad78bf3f0388eb0a58084fef5e9d85">37-İmam&#8217;ın Dünya&#8217;ya Geldiği ve Korunduğu Yer </h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fb170d949f9df14cd388af6e796d4f5b">Bu hususta birkaç ihtimal vardır:<br><strong>1-Samerra&#8217;da dünyaya geldiler ve babası Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) hayatının sonuna kadar o Samerrada idiler.</strong><br> Bu ihtimalin olması, Şiaların Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;yi (a.s) Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) doğumundan dolayı tebrik etmelerini beyan eden rivayetlerden çıkarımdır.<br><strong> Bu rivayetler, Gaybet-i Tusî s.230 ve s.251&#8217;de, Kemal-ud Din kitabının 434. sayfasında nakledilmiştir.</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a07d9f4b82fcb5e01cee64c4b2669e08">Bize göre bu rivayetler, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin, İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) evinde dünyaya gelip gelmemelerine delalet etmemektedir. Başka bir yerde dünyaya gelmiş olma ihtimalide vardır ve İmam Mehdi&#8217;nin dünyaya geldiğinden haberdar olan bir takım has Şialar, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;yi (a.s) tebrik etmek için İmam&#8217;ın Samerrada ki evine gitmiş olabilirler.<br> Bu ihtimalin diğer bir şahidi ise muhtelif şekillerde Hz. Hekime Hatun&#8217;dan (s.a) nakledilmiş olan rivayetlerdir. Bu rivayetlerde Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin doğumun olacağı günün akşamı halası Hz. Hekime Hatun&#8217;dan kendilerinde kalmasını ve Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) hem doğumuna yardım etmesini ve hem de onu görmesini kendisinden istemesi beyan olunmuştur. <br><strong>Bu olayın Samerra şehrinde olduğu, El Gaybet-i Tusî kitabının 232. sayfasında ve Kemal-ud Din kitabının 429. sayfasında nakledilmiştir.</strong><br> Ama bize göre bu hadislerde Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Samerra&#8217;da dünyaya geldiğine kesin olarak delalet etmemektedir. Çünkü bu hususta elimizde olan bir takım hadisler, bu hadisler ile çelişmektedir ve onlardan bir tanesi de <strong>Kemal-ud Din kitabının 501. sayfasında buyrulmuştur, şöyledir:</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6cdccb63f57d2ef7bc8e853c7a08215b">&#8220;Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) şehadetinden sonra Medine&#8217;de Hz. Hekime Hatun&#8217;a (s.a) şöyle soruldu:<br>Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) yerine kim geçti?<br>Hz. Hekime Hatun (s.a) buyurdular: Yeryüzü Allah&#8217;ın Hücceti olmadan ayakta duramaz, Allah&#8217;ın Hücceti olmadan baki kalamaz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin oğlu onun yerine geçen İmam&#8217;dır. <br>Soruldu: &#8220;İmam Hasan Askeri&#8217;nin oğlunu siz gördünüz mü yoksa duymuş musunuz?<br>Buyurdular: &#8220;Duydum.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-490934f204f3b60cc7a7f7aa9bb489d8">Hz. Hekime Hatundan nakledilmiş hadislere istinad ederek kesin olarak bir yeri söylemek mümkün değildir.<br> Bu görüşün isbatı için söylenmiş olan üçüncü grup rivayetlerde Hz. İmam Mehdi&#8217;yi Samerra şehrinde Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin evinde gördüklerini söyleyenlerin rivayetleridir. <strong>Bu rivayetler, Kemal-ud Din kitabının 435. sayfasında ve Sefinet-ul Bihar kitabının 2. cildinin 703. sayfasında nakledilmiştir.</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-10a115304ba8cbd7d87946fa7e38e4a3">a- Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s), Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) evinde görmüş olanlar sadece bir defa görmüş ve diğer gidip gelmelerinde ise görememişlerdir. Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) kendisinden sonraki İmamın, Hz. İmam Mehdi (a.s) olduğu husunda hücceti tamamlamak için İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Samerra&#8217;ya getirilmesini ve bu kişilerin kendisini görmesinden sonra yaşadığı yere götürülerek koruma altında tutulmasını emir buyurmuş olabilirler. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0bea3c28f72467822bf6e371e1057db0">b- Hz. İmam Mehdi (a.s), Samerra şehrinde yaşıyorduysa sürekli olarak İmam&#8217;ın yanına gidip gelen güvenilir kimselerin o Hazreti defalarca görmesinde ne tür bir sakınca olabilirdi? <br> Mesudî, İsbat-ul Vasiyyet kitabında şöyle nakletmiştir: <br>Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin huzuruna müşerref olmuştum, buyurdular:<br> &#8220;İnsanların şek ve şüphe içinde oldukları meselede siz ne haldesiniz?&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Efendim! Mevlamız ve Efendimizin doğum haberi bize ulaştığı zaman bizim büyüklerimizin ve küçüklerimizin, kadınlarımızın ve erkeklerimizin tamamı onu kabul ettiler.&#8221;<br>İmam buyurdular: &#8220;Yeryüzünün hiçbir zaman Allah&#8217;ın Hücceti olmadan baki kalmayacağını bilmiyor musunuz?&#8221;<br> Hz. İmam Hasan Askeri (a.s), İmam Mehdi&#8217;yi h. 259 yılında kendi annesi ile Hacca göndermişlerdir. İmam, onları Hac seferine gönderirken gerekli olan her şeyi buyurmuş, İmamet emrini oğlu İmam Mehdi&#8217;ye bırakmış ve h. 260 yılında olacak olayları annesine haber vermişlerdir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-572de4a1dc5283e886c1e0671be75f77"><strong>2-Samerra&#8217;da dünyaya gelmişlerdir ve babası, kendi şehadetinden önce Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) Mekke&#8217;ye göndermişlerdir ve Hz. İmam Mehdi (a.s) babasının şehadetine kadar Mekke&#8217;de yaşamışlardır.</strong><br> Bu hususta olan hadislerden şu neticelere ulaşılmaktadır:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-29d67a76ea0529ec7ab23dce71901c43">a-Hz. İmam Mehdi (a.s)&#8217;ın doğum haberi, mektup veya güvenilir kişilerin aracılığı ile birçok Şiaya verilmiştir.<br>b- Şialar, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin dünyaya gelip gelmediği hususunda şek ve şaşkınlığa düşmüş ve birçok kimsede bu yüzden yoldan çıkmıştır.<br>c- Hz. İmam Mehdi (a.s) doğumundan sonra bir müddet Samerra da kalmıştır.<br>d- Bu rivayete göre, Hz. İmam Mehdi (a.s) 4 yaşındayken babasının şehadetinden bir yıl öncesinde Samerra şehrinden ayrılmıştır. İmam&#8217;ın öğütlerini ve İmameti o zaman babasından almış ve bu tarihten sonra babasını bir daha görmemiştir.<br>e- Hz. İmam Mehdi (a.s), babaannesi ile birlikte Mekke&#8217;ye gitmiş ve Mekke&#8217;de ikamet etmiştir. Bu iddianın delili ise Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Mekke&#8217;nin yakınlarında &#8220;Zi Tuva&#8221; adında bir yerde ikamet ettiğini beyan eden rivayettir. <br><strong>3- Samerra da Dünya&#8217;ya gelmiştir ve sonra da Medine&#8217;ye götürülüp koruma altına alınmıştır.</strong><br><strong>4- Medine&#8217;de Dünya&#8217;ya geldiler ve Medine&#8217;de yaşadılar.</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fb6e1d2d0351ea2e77ebfecd6795dd25">Bu iki görüş hakkında hem bir takım rivayetler hem de bir takım tarihi olaylar nakledilmiştir.<br>Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;ye (a.s) arz edildi: <br>&#8220;Efendimiz! Bir sorumuz vardır ama sizin azametiniz soruyu sormamıza engel olmaktadır. Sormamıza izin var mıdır?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Sorabilirsiniz.&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Efendimiz, sizin evladınız var mıdır?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Evet, vardır.&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Efendimiz! Bir şey olursa onu nerede bulabiliriz?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Medine&#8217;de.&#8221;<br><strong>Usul-u Kafi c.1 s.328</strong><br><br> Bu hadisten İmam Mehdi&#8217;nin Samerra&#8217;da dünyaya gelmediği anlaşılmaktadır çünkü Haşim, İmam&#8217;ın kendisine karşı takiyye yapacağı birisi değildir. Ayrıca Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin &#8220;Medine&#8217;de&#8221; buyruğunu manası benim ölümümden sonra onu Medine&#8217;de bulabilirsiniz, değildir! Çünkü Haşim yeryüzünün İmamsız ve Hüccetsiz olmayacağını ve 11. İlahî Hüccet&#8217;ten sonra 12. İlahî Hüccet&#8217;in olmasının zarurattan olduğunu biliyordu ve Hz. İmam Hasan Askeei&#8217;nin (a.s), &#8220;Medine&#8217;de&#8221; buyruğunun manası da, İmam Mehdi&#8217;nin Medine&#8217;de olduğunu ve orada korunduğunu buyurmaktadır. Bu hususta bir takım diğer hadislerde vardır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e080730ee9399f153da4531633581c6e">38-Şiaların içine Düşmüş Oldukları Şaşkınlık</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e3f8dcf1c5ef012b7079175f933a205f">Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)&#8217;ın şehadetinden (a.s) suğra (küçük) gaybetin sonuna kadar olan dönemi, &#8220;Şiaların şaşkınlık dönemi&#8221; olarak adlandırmak mümkündür.<br><strong>El Gaybet-i Numanî s.185</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-24211903984a55fe826b68e90a911c61"> Bu dönem Ehlibeyt&#8217;in (a.s) taraftarları ve sevenleri için çok zor ve çetin bir dönem olmuştur. Çünkü bu dönemde İmamet meselesi husunda farklı görüşlere sahip fırkalar ortaya çıkıp insanları şüpheye düşürüyorlardı ve Şialar da kendileri için bir merci arayıp duruyorlardı. <br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.11</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a324ee0ece0a43fd4e181bf92cd52664">Bu mesele o kadar şiddetli yayılıyordu ki Mesudî şöyle yazmıştır:<br> &#8220;Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;den (a.s) sonra insanlar 20 fırkaya ayrıldılar ve her bir fırkanın itikadı bir diğerinden farklı idi. <br><strong>Murevvic-uz Zeheb c.4 s.199</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-69e51135b142b51abcacdebfef9229c0">Diğer taraftan da düşmanlar, İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) bir oğlu olduğunu anladıkları için her yolu kullanıyor ve onu öldürüp ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı.<br> Bütün bu olanlar Ehlibeyt&#8217;in (a.s) taraftarlarının içine düşmüş oldukları hayret ve şaşkınlığı kat kat artırmıştı. <br>Hz. İmam Rıza (a.s) bir hadiste şöyle buyurumuşlardır:<br> &#8220;Üçüncü oğlumun (Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;nin) vefatından sonra öylesine şiddetli ve kapsamı geniş bir fitne vücuda gelecektir ki bir çok iyi ve seçkin kimse de o fitnenin içinde olacaktır.<br><strong>El Gaybet-i Numanî s.180, Kemal-ud Din s370, Sefinet-ul Bihar c.2 s.703</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-93225c13b82e0173f06c6962e20ed02c">39-Küçük Yaşta İmam Olmak</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-878f0ce08eb91f8256a8a38425374567">Hz. İmam Mehdi (a.s) 5 yaşındayken ağır ve büyük İmamet makamını üstlendiler. <br><strong>İmam Mehdi (a.s)&#8217;ın küçük yaşta İmam olması istisnai bir durum mudur? Yoksa normal bir şey midir?</strong><br>Biz Şiaların inancına göre İmam&#8217;ın küçük yaşta olmasının hiçbir mahzuru yoktur ve bunun gibi başka örnekler de vardır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e5aab6c7af112eae1101764bdbaa59e8">Kur&#8217;an İslam dininin en muhkem ve şüphesiz bilgi kaynağıdır ve Kur&#8217;an&#8217;da bazı kimselerin adları zikredilerek daha küçük yaştayken kendilerine hikmet ve Nübüvvetin verildiği buyurulmuştur. Bu ayetler, Allah&#8217;ın Peygamber göndermesinde, gönderilen Peygamberin-Liderin çocuk olmasının hiçbir öneminin olmadığını ortaya koymaktadır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4b9e35a2c01245c482edad0aef1d330c">Hz. Yahya (a.s) hakkında şöyle buyurulmuştur:<br>يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍؕ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّاۙ<br>Ey Yahya! Kitabın hükümlerine sımsıkı sarıl; Ona (Yahya&#8217;ya) henüz küçük bir çocukken ilim, hikmet ve peygamberlik verdik.<br><strong>Meryem Suresi 12. Ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d9d404fcd4dd535b402644fb6c455fda">Hz. İsa&#8217;nın (a.s) Peygamberliği hakkında Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurulmuştur:<br><strong>فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِى الْمَهْدِ صَبِيًّا<br>قَالَ اِنّٖى عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِىَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنٖى نَبِيًّاۙ</strong><br>Bunun üzerine (Meryem çocukla konuşun diye) işaret etti. Dediler ki: &#8220;Bir çocuk ile nasıl konuşabiliriz?&#8221; Bebek şöyle dedi: &#8220;Şüphesiz ben Allah&#8217;ın kuluyum. Bana kitabı (İncil&#8217;i) verdi ve beni Peygamber yaptı.&#8221;<br><strong>Meryem Suresi 29. ve 30. Ayetler</strong><br><br> Evet, küçük yaşta İmam olmak ilk defa Hz. İmam Mehdi (a.s) ile olmuş bir şey değildir ve buna hiçbir itiraz edilemez. Allah&#8217;ın Peygamberlerinden bazıları daha küçük yaşta yukarıda örneklerini verdiğimiz yerlerde de olduğu gibi daha kundakta iken Peygamber olmuşlardır. Nitekim Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) haricinde 12 İmam&#8217;dan Hz. İmam Muhammed Taki Cevad (a.s) ve Hz. İmam Ali Naki Hadi (a.s) da çocuk yaşta iken İmamet makamına ulaşmışlardır.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3477acf968d87711b130f66a691f69aa">İmam Mehdi&#8217;nin Ad ve Lakapları</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9dc6bc02d9a9f8c98c691f804f1d5874">40-Kaim (a.s) Lakabı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fe00b16b81c5500c3a426ff6155fad5d">Sürekli olarak sorulan sorulardan bir tanesi şudur: <br>&#8220;12. İmam için neden Kaim ve Mehdi kelimeleri kullanılmaktadır ve Kaim kelimesi telaffuz edildiği zaman neden ayağa kalkılıp ayak üstünde durulmaktadır?&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4e6225e83909a050233f25aa3941df50"> Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında buyrulmuş olan hadislerin büyük çoğunluğunda Kaim ve Mehdi kelimesi kullanılmıştır. 11 İmam&#8217;ın döneminde ki zalim ve gaspçı yönetim/yöneticilerin döneminde yapılmış olan zulüm ve çıkarılan fesatlardan dolayı İmamlarımız, Hz. İmam Mehdi&#8217;yi akıllarına getiriyor ve şöyle diyorlardı: &#8220;Bizim Kaimimiz, bizim intikamımızı alacaktır.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-788cea6604f62d0280713dee4862f172">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardır: &#8220;Biz İmamların tümü kaimiz ama o Kaim (Hz. İmam Mehdi a.s) kılıç (hükümet ve güç) sahibidir. Onun programı, bizim programımızdan farklıdır.<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.127</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-36a902a08742cad8e6fe3b7a679f2ced">41-Kaim (a.s) Lakabı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2f94923a310ddf1486ee4fe70f79afbf"> Kaim kelimesinin anlamı kıyam eden demektir ve Hz. İmam Mehdi&#8217;nin kıyamı evrensel olacağı için o Hazret&#8217;e, &#8220;Kaim&#8221; denilmektedir. Hz. İmam Mehdi&#8217;yi kabul edenlerin Kaim kelimesini duydukları zaman ayağa kalkmaları mustehap bir ameldir ve o Hazret&#8217;in zuhurunu beklediğini göstermenin nişanesidir.    <br> Ayrıca o Hazret&#8217;in kıyamını akıllara   getirmiş olması, taraftarlarının her daim mücadele içinde olarak kendi paylarına düşen vazifeleri yerine getirerek ortamı zuhur için hazırlamaları gerektiğini de öğretmektedir. <br>Bu iş, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) döneminde yaşayan Şiaların arasında yaygın bir işti.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0654b19380214f3aebe881a8119e910d">Bir rivayet şöyledir:<br> &#8220;Hz. İmam Ali Rıza&#8217;nın (a.s) bulunduğu bir mecliste Kaim kelimesi kullanıldığı zaman İmam Rıza (a.s) ayağa kalktılar ve elini başının üzerine koyarak şöyle dediler:<br> &#8220;Allahumme eccil ferece ve sehhil mehrecehu: Allahım! Onun zuhurunu yakınlaştır ve kıyam yolunu kolay kıl.&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.30</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5ca99c6be6ff60035511e64c475f15d3">42- Mehdi Lakabı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c3c331f0e711410492e100bd510c49d9">Hz. İmam-ı Zaman (a.s) hem hidayet olmuş ve hem de hidayet eden olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir.<br> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) bir hadislerinin bir bölümünde şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Hz. Kaim&#8217;e (a.s), insanları yitirdiklerine hidayet edecek olmasından dolayı Mehdi; hak üzere kıyam edeceği için de Kaim denilmiştir.<br><strong>İsbat-ul Hudat s.7</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3903109c32eb49829973d5d804e37fa8">Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular: <br>&#8220;O zamanın insanları gerçek İslam&#8217;ı yitirecekler ve Hz. Mehdi (a.s) onları gerçek İslam&#8217;a hidayet edecektir.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat s.169; Tevzihul Makasid s.512</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0f0d5113404785af22bb050f12ceee1c">43-Muntezer</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-587376709f4f7ecabd5cf8d0a435bbe6">Hz. İmam Muhammed Bakır&#8217;a (a.s) soruldu:<br>&#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;ye (a.s) neden &#8220;Muntezer&#8221; denilmiştir?&#8221;<br> Buyurdular: &#8220;Onun çok uzun bir gaybet dönemi olacaktır ve pak ve ihlas sahipleri onu beklerken şüphe ehli olanlar, onu inkar edecekler. İnkarcılar adıyla alay edecekler, (zuhuru için) vakit belirleyenler çok olacaktır; (Zuhurunda) acele edenler helak olacaklar ve Müslüman olanlar onun eliyle kurtulacaklardır.&#8221;<br><strong>Muntahab-ul Eser s.182-184; Bihar-ul Envar c.51 s.2</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-18e70816479ca5ddb6e3b2b53ea2546a">44-İmam Mehdi&#8217;nin Mübarek Adı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3109ba056204215e2eea75a410dc5881"> Hz. İmam Mehdi&#8217;ye (a.s), Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) bizzat kendisinin &#8220;Muhammed&#8221; adını verdiklerinde bütün tarihçiler görüş birliği içindedirler. <br><strong>Hayat-ul İmam Mehdi (a.s) s.27</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-788ef5883790dfcf20bddb76218d4d1b"> O Hazret&#8217;e, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) adının verilmesi nedensiz değildir. Hz. Peygamber (s.a.a) doğumları ile dünya ehlini cehaletin karanlığından kurtardığı gibi 12. oğlu da zuhuru ile beşeriyyeti delaletin karanlığından kurtaracaktır. <br><strong>Bihar-ul Envar c.52 s.338; El-İrşad c.2 s.384 </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e7c4ff31b22048bc89280ed7968ef9d6">45-İmam Mehdi&#8217;nin Lakapları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b2e23f9cc427981a990b96208678a845"> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) meşhur olan lakapları şunlardır:<br>&#8220;Mehdi, Kaim, Muntezer, Hüccet, Halefu&#8217;s-Salih, Bakiyettulah, Mensur, Sahib-ul Emr, Veliyy-i Asr, Sahib-ez Zaman&#8221; Ama en meşhur olanı Mehdi lakabıdır.<br><strong>A&#8217;yan-uş Şia c.2 s.44; Hayat-ul İmam Mehdi (a.s) s.27; Bihar-ul Envar c.51 s.28,43 ve 51</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eeb19c6fc6f8e8e1758e7443fedb9fda">46-İmam Mehdi&#8217;nin Lakaplarının Sebepleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-de7572aad18c5f80321c08c03feac5ef"> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) lakaplarından her birinin hikmet ve nedeni vardır.<br>Mesela, halkı hidayet ettiği için <strong>Mehdi</strong>; hak ile kıyam edeceği için <strong>Kaim</strong>; insanların zuhurunu beklemesinden dolayı <strong>Muntezer</strong>; Allahu Teala&#8217;nın, yarattıklarına delil ve hücceti olduğu için <strong>Hüccet </strong>denilmiştir.<br><strong>Hayat-ul İmam Mehdi (a.s) s.27,28; Bihar-ul Envar c.51 s.28,31</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-628bc03b0b332eaed9c58553d6eeaecd"> Kefemî&#8217;nin nakline göre Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) yüzüğünde şöyle yazılıdır:<br>&#8220;Ene Huccetullahi ve Hassetihi: Ben, Allah&#8217;ın kullarının üzerine Hücceti ve has deliliyim.&#8221;<br><strong>A&#8217;yan-uş Şia c.2 s.44</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1da95ba01bc2441610a47602722391d9">47- Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Adı, Lakapları ve Sıfatları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b8ae3b4f3a6980940412c6398c5e2b68"> Merhum Sikat-ul İslam Nuri; ayet ve hadislerden, önceki İlahî kitaplardan ve ravi ve tarihçilerin kullanmış oldukları tabirlerden Hz. İmam Mehdi (a.s) için 182 isim ve lakap derlemiş ve şöyle yazmışlardır: <br>&#8220;Bunları derlerken kendi şahsi istinbatlarımdan ve kesin olmayan isim ve lakaplardan uzak durudum aksi durumda bu rakamın kat be kat fazlası olurdu.&#8221; <br>Onlardan bazıları, &#8220;Muhammed, Ahmed, Abdullah, Mahmud, Mehdi, Burhan, Hüccet, Hamid, Halef-i Salih, Dai, Sahib, Gaib, Kaim, Muntezer&#8230;&#8217;dir.&#8221;<br><strong>Necm&#8217;us Sakib s.55&#8217;den s.132&#8217;ye kadar</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d813d1e937e620955d2c74e62d117414">48- İmam&#8217;ın Lakapları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-17aac80a611fb596c1012cfd08675faf">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) lakaplarından meşhur olanlardan bazıları şunlardır:<br>&#8220;Mehdi, Hüccet, Kaim, Halef-us Salih, Sahib-ez Zaman, Bakiyyetullah&#8221; <br>Bunların içinde en meşhur olanı &#8220;Mehdi&#8221; lakabıdır.<br><strong>Necm-us Sakıb s.48,49</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c62cbfc471bf82aeea82b5af2fbd7a4f">49-117 İmam&#8217;ın Lakaplarından Bazıları ve Anlamları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4e9efab05f8f1c8a99c3e6be2edc4466">Hz. İmam Mehdi&#8217;ye ait olan dua ve ziyaretnamelerde açıkça kullanılmış olan ünvan ve sıfatların bazılarını ve anlamlarını vereceğim.<br><strong>49-Bakiyyetullah:</strong> Allah&#8217;ın yeryüzünde koruyup muhafaza ettiği.<br><strong>50-Vechullah: </strong>Allahu Teala&#8217;nın cemal ve celalına mazhar olan.<br><strong>51-Babullah: </strong>İlahî marifetin tamamının kapısı, Allah&#8217;a gidenlerin İlahî kurba ulaşabilmek için ulaşmaya çalıştıkları kapı.<br><strong>52-Daiyellah: </strong>İlahî davet, insanları Allah&#8217;a çağıran, Allah&#8217;a hidayetin gerçek davet edeni.<br><strong>53-Sebilellah: </strong>Allah&#8217;ın yolu. (Onun dışında hangi yol ile olursa olsun Allah&#8217;a gitmek isteyen kimse, kesinlikle delalete düşecek ve helak olacaktır.)<br><strong>54-Veliyyellah: </strong>Allah&#8217;ın velayetinin teslim edildiği kimse, Allah&#8217;ın dostu.<br><strong>55-Hüccetellah:</strong> Allah&#8217;ın Hücceti, delili. Dünyada hidayet olmanın şartı ve ahirette hesaba çekilince delil olarak istenilecek kimse.<br><strong>56-Nurullah: </strong>Allah&#8217;ın sönmeyen nuru. Tevhidî hakikatlerin ve marifetin tamamını zahir eden ve hidayet olmak isteyenleri hidayet eden.<br><strong>57-Aynullah:</strong> Allah&#8217;ın mahlukatına olan uyanık gözü, varlık alemini gözetleyen. Allah&#8217;ın, kulların yaptıklarını gören gözü.<br><strong>58-Sulalet-un Nübüvveti:</strong> Nübüvvetin oğlu, Peygamberlerden kalan tek kimse.<br><strong>59-Hatem-ul Evsiya: </strong>İmameti sonlandıracak olan kimse. Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) son Halifesi.<br><strong>60-Ayn-ul Huda:</strong> Hidayet Sancağı. Allah&#8217;ın yolunun sonsuza kadar dalgalanan bayrağı, Hakikat yolunun nişanesi.<br><strong>61-Sefinet-un Necat:</strong> Kurtuluş gemisi. Delaletten kurtaran vesile. Hidayet gemisi.<br><strong>62-Ayn-ul Hayat:</strong> Hayat kaynağı, Hayat çeşmesi.<br><strong>63-Kaim-ul Muntezer:</strong> Bütün salihlerin kıyam etmesini bekledikleri kıyam edecek olan.<br><strong>64-El Adl-ul Muştahar:</strong> Meşhur adalet. Vaad edilen adaleti gerçekleştirecek olan.<br><strong>65-El Kamer-uz Zahir:</strong> Tam parlak ay, zulüm ve fitnenin içinde parlayan ay.<br><strong>66-Şems-uz Zellam: </strong>Varlık aleminin güneşi. Karanlığa girmişleri kurtaran güneş.<br><strong>67-Rebi-ul Unam:</strong> İnsanların baharı. İnsanın yeşermesini sağlayan mevsim. Yaratılmışların adalet baharı.<br><strong>68-Nedret-ul Eyyam:</strong> Zamanın huzur ve neşesi. Tarihin yeniden yeşermesinin sırrı.<br><strong>69-Ed Din-ul Me&#8217;sur: </strong>Dinin vücut bulmuş hali. Peygamberlerin getirmiş olduğu dinden geriye kalan vücut. Dinin özü. Dinin ruhu.<br><strong>70-Kitab-ul Mestur:</strong> Kur&#8217;an&#8217;ın cisime gelmiş hali. Tekvinî kalem ile yazılmış olan kitap. Peygamberlerin insanlara olan mucizesi.<br><strong>71-Sahib-el Emr:</strong> İlahî Velayetin sahibi, emir sahibi, şeriatın sahibi.<br><strong>72-Sahib-ez Zaman:</strong> Zamanın emrine verildiği kimse. Allah&#8217;ın varlık alemine tayin etmiş olduğu emir-komutan.<br><strong>73-Mutahhir-el Arz:</strong> Allah&#8217;ın mescidi olan yeryüzünü temizleyen. Yeryüzünden alçaklığı ve çirkefliği yok edecek olan kimse. <br><strong>74-Naşir-el Adl:</strong> Adaleti hakim kılacak olan. Dünyanın tamamına hak ve adaleti hakim kılacak kimse.<br><strong>75-Mehdiyyil Umem:</strong> Ümmetleri (insanların tamamını) hidayet eden.<br><strong>76-Cami-ul Kelim:</strong> Bütün kelimeleri (ilimleri) tevhid kelimesine göre düzenleyecek olan. Bütün safları birleştirecek kimse.<br><strong>77-Nasire Hakkullah: </strong>Allah&#8217;ın hakkına yardım eden. Hakikatin yardımcısı.<br><strong>78-Delile İradetullah:</strong> İnsanları Allah&#8217;ın ilkelerine yönlendiren. İnsanları Allah&#8217;ın iradesine götüren kimse.<br><strong>79-Es Sair-u Bi Emrillahi:</strong> Allah&#8217;ın emri ile kıyam edecek olan. Allah&#8217;ın emri ile Allah&#8217;ın düşmanlarına karşı kıyam edecek olan.<br><strong>80-Muhyil Muminin:</strong> Müminleri dirilten. İman ehlinin kalplerine hayat veren.<br><strong>81-Mubirrul Kafirin: </strong>Kafirleri yok edecek olan kimse. Küfrün sarayını yıkacak ve inkarcıları ortadan kaldıracak kimse.<br><strong>82-Muizzul Muminin:</strong> Müminlere izzet verecek olan kimse. İman ehlini değerli yapacak olan kimse.<br><strong>83-Muzillil Kafirin:</strong> Kafileri hor zelil ve alçaltacak olan kimse.<br><strong>84-Munciyel Mustazafin:</strong> Mustazafların (ezilmişlerin) kurtarıcısı.<br><strong>85-Seyfullah-illezi La Yenbu:</strong> Allah&#8217;ın körelmeyen kahr-azab kılıcı.<br><strong>86-Misakullah-illezi ehezehu:</strong> Allahu Teala&#8217;nın kullarından almış olduğu kulluk ahdi.<br><strong>87-Medar-ud Dehr:</strong> Zamanın ekseni, varlığın mihveri, zamanın vücuda gelmesinin merkezi.<br><strong>88-Namus-ul Asr:</strong> Zamanın var olmasının sebebi.<br><strong>89-Kelimetullah-it Tammeti:</strong> Allah&#8217;ın eksiksiz sözü, Allah&#8217;ın mutlak Hücceti.<br><strong>90-Taliye Kitabullahi:</strong> Allah&#8217;ın kitabının karisi, okuyucusu.<br><strong>91-Vaadellah-illezi zeminehu: </strong>Allah&#8217;ın temin edilmiş vaadi. Olmaması imkansız İlahî vaad.<br><strong>92-Rahmetullah-il Vasietu:</strong> Allah&#8217;ın sonu olmayan rahmeti.<br><strong>93-Hafizu Esraru Rabbul Alemin: </strong>Alemlerin Rabbi olan Allah&#8217;ın sırlarının koruyanı, koruyucucusu.<br><strong>94-Ma&#8217;den-il Ulum-ul Nubuvveti: </strong>Peygamberlik-Nübüvvet ilminin hazinesi.<br><strong>95-Nizam-ud Din: </strong>Dinî nizam-düzen yapan kimse.<br><strong>96-Ya&#8217;sub-ul Muttakin:</strong> Takva sahiplerinin önderi.<br><strong>97-Muizzel Evliya: </strong>Yarenlere izzet veren.<br><strong>98-Muzillel A&#8217;dai: </strong>Düşmanları alçaltıp hor ve zelil eden.<br><strong>99-Varis-el Enbiya:</strong> Peygamberlerin mirasçısı.<br><strong>100-Nur-i Ebsar-il Veri: </strong>Yaratılmışların gözünün nuru.<br><strong>101-El Vitr-ul Mevtur:</strong> Şehitlerin intikamını alan.<br><strong>102-Kaşif-el Belva: </strong>Belaları yok eden.<br><strong>103-El Ma&#8217;d-u Li Kati Dabir-ez Zelameti:</strong> Zalimlerin kökünü kurutmak için hazır olan.<br><strong>104-El Muntezir-u Li İkamet-il Ummet-i Vel Uci:</strong> Bütün yanlışlıkları ve olmaması gerekenleri ortadan kaldırması için gelmesi beklenilen kimse.<br><strong>105-El Müterecci Li İzalet-il Cevri Vel Udvan:</strong> Zulüm ve baskıyı yok edecek, arzulanan kimse.<br><strong>106-El Muddehhiru Li Tecdid-il Feraizi Ves Suneni: </strong>İlahî farzları ve kuralları yeniden diriltmesi için korunup muhafaza edilen kimse.<br><strong>107-El Muemmilu Li İhya-il Kitabi ve hududihi: </strong>Kur&#8217;an&#8217;ı ve ilkelerini yeniden diriltmesi için kendisine ümit bağlanmış olan kimse.<br><strong>108-Cami-ul Kelimetu Ela-et Takva: </strong>Bütün insanları takvada bir araya toplayacak olan kimse.<br><strong>109-Es Sebeb-ul Mufessilu Beynel Arzı ves Semai:</strong> Yer ve göğün arasındaki vesile. Allah&#8217;ın rahmetinin yeryüzüne inmesinin sebebi.<br><strong>110-Sahibe Yevm-il Fethi ve Naşir-el Rayet-il Huda:</strong> Zafer gününün sahibi ve hidayet sancağını dalgalandıracak olan.<br><strong>111-Muellifu Şeml-es Selahi ver Rıza: </strong>Kalpleri rıza ve doğruluk temeli üzerinde birbirilerine ısındıracak olan.<br><strong>112-Et Talibu Bi-demil Maktuli Bi Kerbela:</strong> Kerbela Şehidinin intikamını alacak olan.<br><strong>113-El Muztarr-ul Lezi Yucabu İza Dea:</strong> Dua ettiği zaman duası kabul olacak olan zulme uğramış.<br><strong>114-Sefinet-en Necat:</strong> Kurtuluş Gemisi.<br><strong>115-Elem-ul Huda</strong>: Hidayet Sancağı.<br><strong>116-<strong>Namus-ul Asr:</strong> </strong>Varlık aleminin zamanın var olmasının sebebi.<br><strong>117-El-Mansur ela men&#8217;iteda aleyhi ve iftera:</strong> Düşmanlar ve iftira edenler karşısında yardım olunmuş.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ef32cf12d2e152d602772e8bcab72039">İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Özellikleri</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1de9abf4fd710fa5f32050330840f9cf">118-İmam&#8217;ın Siması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-df0d0a1355300fcf4a300374b31c1d37"><strong>Cabir Cufî şöyle demiştir: <br></strong>Hz. İmam Muhammed Bakır (aleyhisselam) buyurdular:<br>Bir gün Ömer b. Hattab, Emirelmuminin Hz. İmam Ali&#8217;ye (aleyhisselam) Hz. İmam Mehdi hakkında sorular sordu, buyurdular:<br> Habibim Resulullah (sallalahu aleyhi ve alih) Allahu Teala&#8217;nın onu göndereceği güne kadar adını söylememem hususunda benden ahd almıştır. Fakat siması ve yapısı şöyledir: <br>&#8220;Ne uzun ne de kısa boylu (orta boylu) bir gençtir. Siması ve saçları çok güzeldir, saçları omuzlarına dökülmüştür. Yüzündeki nur, saçının siyahlığını şuasının altına almıştır.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat, Şeyh Bahai s.506,510</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f5781b21a17b4b2eee07dce59f4550dc">119-İmam&#8217;ın Siması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0bd5c52ec15e56d584f85f3ac75e40ee"><strong>Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:</strong><br>&#8220;Mehdi bizdendir ve onun geniş alnı ve çekik burnu vardır.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat, c.7 s.185</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d2f10c32e7a091db617f0afd5809f376">120-132 Hz. Peygambere Olan Benzerliği:</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b4b8fbf823d1982b6a26287c5ea8bc87"><strong>120-</strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin siması, Hz. Peygamber&#8217;in siması gibidir. Konuşması, tutum ve davranışı ve gidişatı tıpkı o Hazret gibidir.<br>Emirelmuminin İmam Ali (a.s), Hz. İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) baktıktan sonra ashabına şöyle buyurdular: <br>Allahu Teala Hüseyin&#8217;in soyundan; adı, Hz. Peygamber&#8217;in adı olan; zahiri ve ahlaki özellikleri tam olarak Peygamber&#8217;e benzeyen birisini zahir edecektir.&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.39 19. Hadis</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-30611c0e64074e2a4088de4b402f5282"><strong>121-</strong> Geniş ve dik alnı vakarını ve yüzünün güzelliğini artırdıkça artırmakta ve yüzündeki nur saç ve sakalının siyahlığını şuasının altına almaktadır.<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.36</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a69c9638ce519ce2944691fcb20e279f"><strong>122-</strong> Eğer cemal ve güzellik tam anlamıyla simada ve uzuvlarda tecelli edecek olsa idi Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) bu nazenin evladının sima ve uzuvlarında tezahür ettiği kadar olabilirdi.<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.36</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5d87a5522ffd19a3f2661c152b25855b"><strong>123-</strong>Boyu ne orantısız uzun ve nede yere yakın kısadır, orta ve mutedil boyludur.<br><strong>Muntah-al Amal c.2 s.481</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-47e2ee951adcb8973d537e705d3178e1"><strong>124-</strong>Yüzünün sağ tarafında, sırtında ve iki omuzunun arasında sol tarafa doğru ben vardır.<br><strong>Muntah-al Amal c.2 s.481, <strong>Bihar-ul Envar c.51 s.41</strong></strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b741b91806efe0e3ca05553b3c2c062e"><strong>125-</strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin yüzü al beyazıdır ama geceleri ihya etmesinden dolayı yüzünün rengi sarıya çalmaktadır. Gözleri siyah, kaşları bitişik ve burnunun orta tarafında hafif çıkıntı vardır. Dişleri aralıklı ve yüzü az etlidir. İki omuzunun arası geniştir; karnı ve kolları ise Emirelmuminin İmam Ali&#8217;nin karnı ve koluna benzemektedir. <br>Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında şöyle buyrulmuştur:<br>&#8220;Mehdi, cennet ehlinin tavusudur. Yüzü, bedenine nur vermişçesine ay gibi parlamaktadır.<br><strong>Muntah-al Amal c.2 s.481</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5697255ff7bfec0322997deecc46e8be"><strong>126-</strong>Bir defasında Hz. Emirelmuminin İmam Ali (aleyhisselam), Hz. İmam Hüseyin&#8217;e (aleyhisselam) bakarak buyurdular:<br> &#8220;Benim bu oğlum efendidir, Hz. Peygamber de kendisine efendi buyurmuştur. Çok yakın bir zamanda Allah, onun soyundan Peygamber ile aynı isme sahip olan birisini zahir edecektir ve o yaratılışta ve yüz benzerliğinde Peygamber&#8217;in benzeri olacaktır. O, insanların gaflet içinde olduğu, hakkın ayaklar altına alınıp öldürüldüğü ve zulmün her tarafı sardığı zaman zuhur edecektir. <br> Allah&#8217;a and olsun ki! Kıyam etmeyecek olursa boynunu vururlar. Gök ehli ve göklerin sakinleri onun kıyamı ile şad olacaklar.<br> O, uzun boylu, çıkık burunlu, zayıf butlu, aralıklı dişlidir ve yeryüzünü zulümle dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır.&#8221;<strong><br><strong>İsbat-ul Hudat</strong> c.3 s.238</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-836b36dc8198bfe36009ce7061892438"><strong>127- Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:<br></strong> &#8220;Benim evlatlarımdan olan Mehdi&#8217;nin yüzü ay gibi parlaktır. Yüzünün rengi Arapların yüz rengi ve beden yapısı İsrailoğullarının beden yapısı gibidir (iridir). O, Yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adalet ile dolduracaktır. Yer ve gök ehli ve havadaki kuşlar, onun hükümetinden razı olacaklar ve 20 yıl hükümet edecektir.<br><strong>El Mecalis-us Seniyye, Seyyid Muhsin Cebel Amulî s.5</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-03a948cefb3c4e08479b4fbc1ab90434"><strong>128-</strong>Birçok muhaddis ve tarihçi, Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyt&#8217;ten (a.s) ulaşan hadislere istinaden Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) sima ve diğer özelliklerini kendi kitaplarında yazmışlardır ve onlardan bazıları şunlardır:<br> &#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin siması/çehresi genç, buğday renkli, hilal kaşlı, iri ve siyah gözlü, geniş ve nurani alınlı, geniş omuzlu sağlam ve dik kemikli, iri el ve parmaklı, yanakları az etli, geceleri uykusuz kaldığı için sarıya çalan benizlidir. Sağ yanağında siyah bir ben ve kaslı pazuları vardır, saçları kulaklarının hizasında olacaktır.<br><strong>Muntahab-ul Eser s.185, A&#8217;yan&#8217;uş Şia c.2 s.44, Keşf&#8217;ul Ğumme c.2 s246</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-247fe4a6663c0a7c35f1b4c00675651a"><strong>129-</strong>Cafer b. Muhammed b. Malik, aralarında Ali b. Bilal, Ahmed b. Bilal, Muhammed b. Muaviye b. Hekim ve Hasan b. Eyyüb&#8217;ün de aralarında bulunduğu bir grup Şianın şöyle söylediklerini nakletmiştir. <br> &#8220;İmam&#8217;ın halefinin kim olduğunu öğrenmek için Hz. İmam Hasan&#8217;ın evine gitmiştik, orada kırk kişi vardı. Osman b. Said ayağa kalktı ve dedi ki: &#8220;Efendimiz! Sizin çok iyi bildiğiniz bir konuyu size sormak için buraya geldik.&#8221;<br>İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular: &#8220;Otur.&#8221; Daha sonra hiç kimse gitmesin buyurdu ve odadan çıktılar. Bir saat sonra yanında bir çocuk ile birlikte döndüler. O çocuk tıpkı bir ay parçası gibiydi. <br>İmam buyurdular: &#8220;Sizin İmamınız budur, kendisine itaat edin. Ama artık göremeyeceksiniz.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.2 s.311</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dab98ba3dfe90ac5cc77caf226ecd23c"><strong>130- </strong>Ebu Harun şöyle demiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;yi gördüm, yüzü 14 günlük ay gibi parlıyordu.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.20  </strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a1a87b677cf340a9da97e04e47c9d6d1"><strong>131-</strong> Ebu Besir şöyle demiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;a (a.s) arz ettim: &#8221; Efendim! Babanızdan Hz. İmam Mehdinin geniş göğüslü ve omuzlu olduğunu işittim.&#8221;<br>İmam buyurdular: &#8220;Eba Muhammed! Babam, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) zırhını giyindi kendisine büyük geldi, öyle ki yere değiyordu. Ben de giyindim bana da büyük geldi. Ama o zırh Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) bedenine tam olduğu gibi Kaim&#8217;e (a.s) de tam olacaktır. O zırhın etek kısmı kısadır ve görenler, her tarafının düğümlendiğini zannedecekler.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.3 s.440-520</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dfc8ca37dd9053c728fc3877233c67d2">Reyyan b. Saib şöyle demiştir:<br>Hz. İmam Rıza&#8217;ya (a.s) arz ettim ki: <br>&#8220;Efendim! Emir sahibi siz misiniz?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Ben İmam ve emir sahibiyim ama yeryüzünü hak ve adalet ile dolduracak olan emir sahibi ben değilim. Kaim, zuhur ettiği zaman genç görünümlü ama büyük yaşlı birisidir. Öylesine kuvveti vardır ki büyük ve köklü ağacı tuttuğu zaman kökünden söküp çıkarabilecektir. Dağların arasında feryat edecek olursa dağlar parçalanıp birbirinden kopar.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.48, İ&#8217;lam-ul Veri s.407, Keşf-ul Ğumme c.3 s.314</strong><br>Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular: <br>&#8220;Mehdi, benim evlatlarımdandır ve onun bedeni İsrailoğullarının erkeklerinin bedeni gibi sağlam ve güçlüdür.&#8221;<br><strong>El Melahim-u Vel Fiten s.142</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-577843cef38766d7f61d095a0d7e31cb"><strong>132-</strong>Eba Salt Hirevî şöyle demiştir:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2a72bd96f3da88d2251fda9206da16ac">Hz. İmam Rıza&#8217;ya (a.s) arz ettim: Hz. Kaim&#8217;in (a.s) zuhur edeceği zamandaki nişaneler nelerdir?<br>Buyurdular: &#8220;O, genç simalı ama büyük yaşlıdır. Görenler kırk yada kırktan daha az yaşının olduğunu düşünürler. Gece ve gündüzlerin gelip geçmesi, ömrü sona erinceye kadar onu yaşlandırmayacaktır.&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.52 s.285</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cec39444990f2349e60af5aca7c602ac">133- Sünni Kaynaklarından</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e11f805238d4d33f402a2023f85d8626">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin özelliklerinden bazıları şunlardır:<br>&#8220;Dünyanın tamamına hükümet edecektir.&#8221; <br>Sünni müfessirlerin büyüklerinden olan Kurtubî şöyle yazmıştır:<br>Sadece 4 kişi dünyanın tamamına hakim olmuşlardır. Onlardan 2 tanesi Kafirlerden olan Nemrut ve Baht Nasır, 2 ise müminlerden olan Süleyman b. Davud (a.s) ve Zülkarneyn (a.s)&#8217;dır. Çok yakında beşinci kişide Dünya&#8217;nın tamamına hakim olacaktır ve o, İslam Ümmetinden olan Hz. Mehdi (a.s)&#8217;dır.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Mekasid-Şeyh Bahai s.506-510</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5bebb8b18f52b55795d056b765755a7c">134-140 İmam Mehdi&#8217;nin Nişaneleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-342a6bc456fc84e8fdb2a97103f6a928"><strong>134-</strong>Hz. İmam Zeynelabidin-Seccad (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Bizim Kaimimiz de (a.s) 6 Peygamberin nişanesi vardır. <br>1- Hz Nuh&#8217;un (aleyhisselam) nişanesi,<br>2-Hz. İbrahim&#8217;in (aleyhisselam) nişanesi,<br>3-Hz. İsa&#8217;nın (aleyhisselam) nişanesi,<br>4-Hz. Musa&#8217;nın (aleyhisselam) nişanesi,<br>5-Hz. Eyyüb&#8217;ün (aleyhisselam) nişanesi,<br>6-Hz. Muhammed&#8217;in (aleyhisselam) nişanesi.<br>Hz. Nuh&#8217;tan (a.s) olan nişanesi, uzun ömürlü olmasıdır; Hz. İbrahim&#8217;den (a.s) olan nişanesi ise doğduğu yerin gizli olmasıdır. Hz. Musa&#8217;dan (a.s) olan nişanesi düşmandan olan korkudur, Hz. Musa (a.s) da düşmanın korkusundan Mısır&#8217;dan çıkıp Medyen&#8217;e gitmiş ve bir müddet gaybete çekilmiştir; Hz. İsa&#8217;dan (a.s) olan nişanesi ise insanların kendisinde ihtilafa düşmesi ve onunda insanlardan uzaklaşmasıdır. Hz. Eyyüb&#8217;ten (a.s) olan nişanesi sorun, sıkıntı ve beladan sonra zafere ve huzura kavuşmasıdır. Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) olan nişanesi ise kılıç ile kıyam etmesidir. &#8220;<br><strong>İ&#8217;lem-ul Veri s.290</strong><br> Bazı hadislerde Hz. Yusuf&#8217;tan da nişanesi olduğu buyurulmuştur ve o nişane, zindan ve maphus olmasıdır.<br>Hz. İmam Mehdi&#8217;de (a.s) bu nişanenin olmasından maksadın dost ve sevenlerinden uzak olmasıdır ki bu da birnevî maphus olmaktır.<br><strong>İ&#8217;lem-ul Veri s.304</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5a01bc597ed1680648b2c1d5488fe306"><strong>135-</strong> Hz. İmam Hüseyin (a.s) buyurdular:<br>Hiç kimsenin, Onu biatinin ve sanacağının altına çağırmaması için gözlerden saklı olacaktır.<br><strong>Bihar-ul Envar c.52 s.279</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-214b0b4a885be56e1f9132b7b17bc3d2">136- İmam Mehdi&#8217;nin Azamet ve Gücünün Büyüklüğü</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-71e5fef91a33d1d70570267612c241cf">Hz. İmam Rıza (as.) kendisinden rivayet edilen bir hadisin bir bölümünde şöyle buyurmuşlardır:<br>&#8220;Hz. Mehdi (Kaim) ihtiyar yaşta olmasına rağmen genç simaya sahiptir. Beden gücü o kadar çoktur ki yeryüzündeki en büyük ağacı tutup sökmek isterse söküp çıkaracak güçtedir. Dağların arasında bağıracak olursa/sesini yükseltecek olursa dağlardaki taşlar parçalanır. Musa&#8217;nın (a.s) asası ve Süleyman&#8217;ın (a.s) yüzüğü Ondadır.&#8221;<br><strong>Keşf-ul Ğumme c.3 s.445, İ&#8217;lem-ul Veri s.407</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-073b5db54d7fc21e68eef043b13935ff">137-Cennet Ona Müştaktır</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ee7b86177aa9de4a7eb51c9648e198f2">Hz. Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve alihi) buyurdular:<br>Cennet, benim Ehlibeytimden 4 kişiye müştaktır. Allah, onları seviyor ve bana da onları sevmemi emir buyurmuştur:<br>1-Ali b. Ebu Talib (a.s),<br>2-Hasan b. Ali (a.s),<br>3-Hüseyin b. Ali (a.s),<br>4-Mehdi (a.s), ki İsa b. Mesih (a.s) onun arkasında namaz kılacaktır.<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.103</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-aad841223f64220643fa5bcb1db81a8f">138-Cennet&#8217;in Efendisi</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-25791cc10928443b59df7c8769211625"><strong>138-</strong>Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular: <br>Biz Abdulmuttalipoğulları Cennet&#8217;in efendileriyiz. Onlar ben, kardeşim Ali, amcam Hamza, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi&#8217;dir (aleyhum selam)<br><strong>Keşf-ul Ğumme c.3 s.376, İsbat-ul Hudat c.7 s.103</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-898aa06270b3cc7827f838b53746910e">139-Cennet Ehlinin Tavusu</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c88f351687d2102c564a8aa5498cfb0d">Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular: <br>&#8220;Mehdi (a.s) Cennet ehlinin tavusudur.&#8221;<br><strong>Mecalis-us Seniyye s.5-Seyyid Muhsin Cemal Amulî</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-31247ef8182d50bdddf06ba99ebbb3ce">140-İmam Rıza&#8217;dan Hadis</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b56ddf9213828fbbc2167a5d18a7dff1">Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Mehdi (a.s), insanlara kendilerinden daha önceliklidir. İnsanlara, kendi baba ve annelerinden daha şefkatli ve Allahu Teala&#8217;ya karşı en mütevazi olandır. İnsanlara emir verdiği zaman kendisi herkesten daha önce onu yapar ve insanları bir şeyden men ettiği zaman kendisi herkesten daha çok ondan uzak durur.&#8221;<br><strong>İlzam-un Nasib s.10</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-76fd63e965a6e5bd9ded602ab13c5408">141- İmam Hüseyin (a.s) Buyruğu </h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-582478b8d6333aa287c7ee26e3ba19e8">Hz. İmam Hüseyin (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Kaim&#8217;in (a.s) rahat ve vakarlı, helal ve haramı bilen, herkesin ona muhtaç ama onun hiç kimseye ihtiyacının olmadığın göreceksiniz.&#8221;<br><strong>Gaybet-i Numanî S.127, Muntahab-ul Eser s.309</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b90b8221778386155bbcbef39c8cefb9"><strong>142-</strong>İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Lakabı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-269e6214c0513588d5fab5e21e27ea87"> İmamlarımızın her birisinin bir lakabı vardır. Mesela, Hz. Emirelmuminin&#8217;in (a.s), Aliyyel Murteza; İmam Hasan&#8217;ın (a.s), Müçteba; İmam Hüseyin&#8217;in (a.s), Seyyideş Şüheda lakapları olduğu gibi diğer İmamların lakapları ise sırasıyla Seccad, Bakır, Sadık, Kazım, Rıza, Taki, Naki ve Zekiyyul Askeri&#8217;dir. <br> Ama Hz. İmam Mehdi&#8217;nin kendisine mahsus-özel bir lakabı vardır ve o lakap kendisine yapacakları kıyamdan dolayı verilmiştir. Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) kendine has lakabı, Kaim&#8217;dir ve &#8220;Dünyada kıyam edecek olan kimse&#8221; demektir. Her İmamın bir sıfat ve özelliği öne çıkmıştır ve Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) öne çıkan özelliği ise Dünya&#8217;nın tamamında kıyam edecek olmasıdır. <br><strong>Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar c.1 s.273</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a255d01d3ce71cc360ec7b7840332970">143-Diğer Özellikleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b3310e919b75ba697f23389205b7f0da">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) hadislerde buyrulmuş olan bir takım diğer özellikleri ise şunlardır:<br><strong>1-</strong>Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) soyundan ve evladıdır.<br><strong>2-</strong>Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) ad ve künyesine sahiptir ve insanların arasında Hz. Peygamber&#8217;e (s.a.a) en çok benzeyen kimsedir.<br><strong>3-</strong>Hz. İmam Hüeyin&#8217;in (a.s) oğullarından dokuzuncu oğludur.<br><strong>4-</strong>Babasının adı Hasan&#8217;dır.<br><strong>5-</strong>Annesinin adı Nercis Hatun&#8217;dur.<br><strong>6-</strong>Onikinci ve son İmam&#8217;dır.<br><strong>7-</strong>Uzun-kısa ve büyük-küçük olmak üzere iki gaybet dönemi olacaktır.<br><strong>8-</strong>Ömrü çok uzundur.<br><strong>9-</strong>Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra onu hak ve adalet ile dolduracaktır.<br><strong>10-</strong>Doğumu gizlidir.<br><strong>11-</strong>Allah&#8217;ın düşmanlarını öldürecek ve yeryüzünü zulüm ve haksızlıktan arındıracaktır.<br><strong>12-</strong>Allah&#8217;ın dinini aşikar edecek ve yeryüzünün tamamına hakim kılacak ve kendisi de yeryüzünde hüküm sürüp hükümet edecektir.<br><strong>13-</strong>Kılıçla kıyam edecektir.<br><strong>14-</strong>Peyamberlere benzeyen yönleri vardır ve benzerliklerden bir tanesi de gaybette olmasıdır.<br><strong>15-</strong>Hz. Peygamberin (s.a.a) yolundan gidecektir.<br><strong>16-</strong>İnsanların ağır, çetin ve zor sınanmalarla sınanmasından sonra zahir olacaktır.<br><strong>17-</strong>İmam Mehdi (a.s) zuhur ettikten sonra Hz. İsa (a.s) gökten inecek ve o Hazret&#8217;in (a.s) arkasında namaz kılacaktır.<br><strong>18-</strong>Zuhurundan önce bidat, zulüm, günah ve fesat çoğalıp yayılacak.<br><strong>19-</strong>Zuhur ettiği zaman gökten O&#8217;nun ve babasının adıyla nida gelecek, bütün herkes bu nidayı duyacak ve bu şekilde İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhuru ilan edilmiş olacak.<br><strong>20-</strong>Zuhurundan önce nuthlar (fiyatlar) artacak, hastalıklar çoğalacak ve meydana gelecek büyük savaşlarda ölümler çok olacaktır.<br><strong>21-</strong>İmam Mehdi&#8217;nin zuhurundan önce Zekiyye Nefs ve Yemanî öldürülecektir, Beyda&#8217;da (Mekke ile Medine arasında bir yer) husuf olacak, Süfyanî ile Deccal çıkacak ve İmam Mehdi (a.s) onları öldürecektir.<br><strong>22-</strong>İmam Mehdi&#8217;nin zuhurundan sonra göklerin ve yerin bereketi zahir olacak, yeryüzü abad olacak ve yeryüzünde Allahtan başka hiçbir şeye tapılmayacaktır. <br><strong>23-</strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin ashabının sayısı 313 kişidir ve bir saat içinde İmam&#8217;ın huzurunda olacaklardır.<br><strong>24-</strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin bir çok mucizesi vardır ve bir çok kimse huzuruna çıkmaya müşerref olmuştur.<br><strong>Muntahab-ul Eser s.158</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0ef0d2fe2fcb293b7a15b2f039413631">144-Yakub&#8217;dan Rivayet:</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3a3841fc1254b540d1477bbd4e02f976">Yakub şöyle demiştir: <br>&#8220;Bir defasında Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) huzuruna müşerref olmuştum, İmam&#8217;ın sağ tarafında kapısına perde asılmış olan bir oda vardı, arz ettim: <br> &#8220;Efendim! Emir sahibi kimdir?&#8221;<br> Perdeyi kaldırmamı buyurdular. Perdeyi kaldırdığımda bir çocuğun olduğunu gördüm ve gelip İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) dizine oturdular. Sonra İmam Hasan Askerî (a.s) buyurdular:<br> &#8220;Sizin İmamınız budur.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.6 s.245</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1d336f725d1cd19318e6197b256a83b8">145-İmam&#8217;a Mektup</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4e8029f16f81790bfb7e7c6c5e275671">Şeyh Hurr-i Amuli şöyle yazmıştır:<br> &#8220;İbn-i Ebu Gaim Kazvinî, Şialara Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin evladının olmadığını söyleyip duruyordu. Bunun üzerine Şialar, Hz. İmam Mehdi&#8217;ye (a.s) bir mektup yazdılar. İmam&#8217;a mektup yazıldığı zaman İmam&#8217;ın cevabının mucize olması için mürekkep kullanılmadan, yazı olmayacak şekilde yazılıyordu. (Yani bir kağıdın üzerine mürekkep kullanılmadan yazı olmayacak şekilde yazılıyordu.) Hz. İmam Mehdi (a.s) bu mektubun cevabını ihsanda bulundular.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.360</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1c813051a5c0fb015d6396325060746b">146-İmam Özellikleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ef0f9201a350c531935e83e70db56e82">Hz. İmam Mehdi (a.s) 5 yaşına kadar (h.255 yılından h.260 yılına kadar-Hz. İmam Hasan Askeri (a.s)&#8217;ın şehadetine kadar) babasının yanında idi ama saklanıyordu. Bu müddet içerisinde İmam&#8217;ın ashabından ve İslam Ulemasından bir çok kimse Hz. İmam Mehdi&#8217;yi ziyaret etmişlerdir. <br>Hatta Çin, Buhara, Semerkant, Hindistan, Endülüs ve Avrupa ülkelerinden Samerra&#8217;ya gelen seçkin ve büyük bilginler ve vekilleri Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin izni ile Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) ziyaret etme şerefine nail olmuş, sorularını sormuş ve Hz. İmam Mehdi (a.s) de sorulan soruların tamamını teker teker cevaplandırmışlardır. <br><strong>Bu konu, Bihar-ul Envar kitabının 52. ve 53. cildinde geniş ve etraflı bir şekilde açıklanmıştır.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6f2dde8ecd1fd281712d0a9d98f84438">147-Peygamber (s.a.a) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-26581864383d5f2fc427fac652d74c28">Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:<br> &#8220;Benim oğullarımdan olan Mehdi, kırk yaşındadır (zuhur ettiği zaman kırk yaşında olan birisinin görünümünde olacaktır.) Yüzü yıldız gibi parlıyor, yüzünün sağ tarafında bir ben vardır. Sırtına iki kalın aba alacaktır ve beden yapısı İsrailoğulları&#8217;nın beden yapısı gibidir. Bütün hazineleri çıkaracak, müşrik ülkelerin tamamını fethedecek ve kendi hükümeti/yönetimi altına alacaktır.<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.185</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6ae5b74148093e2e50dc5c7f3244ffdb">148-İmam&#8217;ın Siması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-919d9db727a31f3239374efa1057da01">Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:<br>&#8220;Mehdi&#8217;nin burun yapısı uzun ve çekiktir, çok güzel simalı ve saçı alnının iki tarafına dökülmüştür.&#8221;<br><strong>El-Melahim-ul Fiten s.156</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b1dc318aee05b7222ff6e74c42f25c87">149-151 Bir Başka Özelliği</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-caae7e80027a02a0725787b921109834">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin özelliklerinden birisi şudur:<br> &#8220;İmam Mehdi (a.s) baba tarafından İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) soyundan anne tarafından ise İmam Hasan&#8217;ın (a.s) soyundandır çünkü Hz. İmam Muhammed Bakır&#8217;ın (a.s) annesi, Hz. İmam Hasan&#8217;ın (a.s) kızıdır.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.184</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-646b571d74abd5f95abd629d6ade5c0f"><strong>150-</strong> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin diğer bir özelliği ise Hz. İsa&#8217;nın (a.s) gökten inip arkasında namaz kılacak olmasıdır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c4b64125266895aca67dea6f1ce1fa16"><strong>151-</strong>Hz. İmam Mehdi (a.s) kıyam ve cihad,<strong><sup>1</sup></strong> ibadet ve teheccüd,<sup><strong>2</strong></sup> huşu ve huzu,<strong><sup>3</sup></strong> zühd,<sup><strong>4</strong> </sup>sabır,<strong><sup>5</sup></strong> adalet ve ihsan<strong><sup>6</sup></strong> ehlidir. İlim ve bilgide bütün herkesin üstündedir.<strong><sup>7</sup></strong> Kendisinde adalet, bereket ve paklıktan başka hiçbir şey yoktur.<strong><sup>8</sup></strong><br><strong>1-Mefatih-ul Cinan, İftitah Duası</strong><br><strong>2-Mikyal-ul Mekarim c.1 s.122</strong><br><strong>3-Uked-ud Dar s.158</strong><br><strong>4-Bihar-ul Envar c.52 s.354</strong><br><strong>5-Kemal-ud Din s.310</strong><br><strong>6-El Adl-ul Muntezer</strong><br><strong>7-Bihar-ul Envar c.51 s.151,<strong> Kemal-ud Din s.</strong>653<br>8-<strong>El-Melahim-ul Fiten  s.1</strong>08</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dff5350b7ca3af3973ed38ac98007f15">152-İmam Mehdi&#8217;nin Seçkin Ahlaki Özellikleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-122943929d8025736b8c5d661cba5653"> Hz. İmam Mehdi (a.s) Allah&#8217;ın bütün Peygamber ve Evsiyasının varisi olmasından dolayı her türlü cemal ve kemale son haddinde sahiptirler. İmam Mehdi (a.s) Allah&#8217;ın Peygamberlerinin ahlakına, Emirelmuminin Hz. İmam Ali&#8217;nin, Hz. Fatime&#8217;nin ve onların Mutahhar, Masum ve Allah&#8217;ın Hücceti olan evlatlarının üstün, emsalsiz ve idraki imkansız özelliklerinin tamamına sahiptirler. Bu özelliklerden bazılarını zikredeceğim ve bu özelliklerin bilinmesi esir olmayan hür insanların O Hazret ile birlikte yürümesini bahşedecektir.</p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6a701f167731568a481cd3f706daecd4">1-Büyük ve Kapsamı Geniş İlim</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0abe6a2436e7c04c519fbd310b8a26bc">Masumlar, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin ilmi hakkında şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;O, insanların en bilgilisi ve alimidir.&#8221;<br><strong>Muntahab-ul Eser s.309</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ccf048936bb7db439b603d6ceb7aa134">Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:<br> &#8220;Bitkilerin en iyi şekilde yeşerip yerden çıkması gibi Allahu Tebareke ve Teala&#8217;nın kitabının ve Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) sünnetinin ilmi de Mehdi&#8217;nin (a.s) kalbinden üreyip çıkmaktadır. Onu gördüğünüz zaman kendisine şöyle hitap edin: <br> &#8220;Ey Rahmetin ve Nübüvvetin Ehlibeyti ve Ey Risaletin ilim hazineleri ve risalatin sahipleri, selam olsun size.&#8221;<br><strong>Muntahab-ul Eser s.309</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-659b3af4385d160f163aacc1bd91a194">2-Zühd Ehli Olması ve Dünyaya Asla Temayül Etmemesi</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-64491f6395082cbabce5732cd831a948">Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Bizim Mehdimizin elbisesi, basit ve bedeni tırmalayan elbiseden ve yemeği de kuru ekmekten başka bir şey değildir.&#8221;<br><strong>Muntahab-ul Eser s.307</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-804cd0f2a3c4bf70925ce5d7e071202f">3-İnsanların Arasında Adaleti Hakim Edecek Olması</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eb358531b66d1d299142c2a7bd253884">Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:<br> &#8220;İster kötü işlerde olsun, ister iyi işlerde bizim Kaimimiz (a.s) sadece adalet ile iş yapacaktır, adaleti uygulayacaktır.&#8221;<br><strong><strong>Muntahab-ul Eser s.3</strong>10</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a2bbcb714f17a8133593c93759c07f15">4-Hz. Peygamber&#8217;in Sünnetini Uygulayacak Olması</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7cb0fdee9fb9ec69409885f095443b75">Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:<br> &#8220;Mehdi, bendendir. Adı, benim adımdır. Allahu Teala benim dinimi onun eli vesilesi ile koruyacak ve o, benim sünnetim üzerine iş yapacaktır.&#8221;<br><strong><strong><strong>Muntahab-ul Eser s.3</strong>10</strong></strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-68299dfa9a0d6aa522143b67057ac640">5-İmam&#8217;ın Cömertliği</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e220d5556889bb50134f37f91be2d8c5">Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:<br> &#8220;Onun (Mehdi&#8217;nin) yanına birisi gelecek ve kendisine bir şey vermesini isteyecektir. Bunun üzerine Mehdi, (a.s) onun taşıyabileceği kadar malı kendisine verecektir.<br><strong>Kenz-ul Ummal c.6 s.39, Yenaib-ul Meveddet s.431</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dd9e57a761a85f61c08b8b6bb992b52c">6-İmam&#8217;ın Dua ve İbadetleri</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3e9dfa7d7a10e84c2901b09c3a80824e">Hz. İmam Mehdi&#8217;den ulaşmış olan çok sayıdaki dua ve özel namazlar, O Hazret&#8217;in daima dua ve ibadet ile meşgul olduklarına delalet ettiği gibi Kurbullah&#8217;a ulaşmanın en önemli unsurunun ibadet ve dua olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır. <br> Hz. Peygamber&#8217;e (s.a.a) büyük vazife, Peygamberlik vazifesi verilmeden önce gece namazının kendisine emredilmesi/farz kılınması büyük ve önemli vazifeleri üstlenebilmek için ibadetin çok yapılmasının, namaza önem gösterilmesinin ve kulluk vazifelerine hassas olmanın şart olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre Hz. Mehdi&#8217;nin (a.s) böyle bir mesuliyeti üstlenip tevhid ve adaleti bütün dünyaya hakim kılabilmesi için asla kesilip ara verilmeden ibadet ve dua ehli olmalarını şart kılmaktadır.</p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-26312448a85234e64f40f93fe9368f33">7-İmam&#8217;ın Cesaret ve Korkusuzluğu</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1b1d8eea094986ac83fb95b5d4992d02">Dünyadaki bütün müşrik ve müstekbirlerin karşısına çıkabilmek ve yeryüzünde bulunan bütün tağuti düzenleri yıkabilmek, emsali olmayan yiğitlik ve cesareti gerekli kılmaktadır. <br>Bu kişinin Hz. İmam Hüseyin (a.s) gibi er ve yiğit ve Hz. Emirelmuminin İmam Ali gibi zırhının arkasının olmaması gerekir. <br>Tıpkı Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) savaş meydanında, emsali olmayan yiğitlikle savaşmasının Müslüman savaşçılara azim, güç ve korkusuzluk verdiği gibi İmam Mehdi&#8217;de (a.s) böyledir.</p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-18c1d34480c43a4d65737c663f257f6b">8-İmam&#8217;ın Sabır ve Mukavemeti</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7a323ac58e230df419f071283f2c9b0e"> Her insanın sabır ve mukavemetinin ölçüsünün kişiye gelen bela, sıkıntı ve zorluklar ile orantılı olması gerekir. Tarihin en sabırlı ve en mukavim insanları bela ve zorluklara yalnızca birkaç yıl dayanabilmişlerdir. Ama Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) 12 asırdır içinde bulunmuş oldukları sıkıntı, zorluk ve belaların, hiç kimsenin içinde bulundukları zorluk, sıkıntı ve belalar ile mukayese edilmesi mümkün değildir. Çünkü asırlar süren zorluk, sıkıntı ve belalar karşısında diz çökmemek için emsalsiz bir mukavemete sahip olmanın şart olmasının yanında, insanın üstlendiği vazife ve mesuliyetin türünün de mukavemet etmenin ölçüsünün üzerinde azim bir etkisi vardır. </p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8d8d58696eb32462e52ef0fff82d338c">153-157 İmam Mehdi&#8217;yi Tanımanın Önem ve Değeri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ebc18448e96a1fb78059d686e4d12711"><strong>153-</strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) tanımak, Allahu Teala&#8217;yı tanımanın en iyi yoludur.<br> &#8220;Allah&#8217;a ulaşmak isteyen kimsenin sizden (siz Ehlibeyt&#8217;ten) başlaması gerekir. Allah&#8217;ın tek ve eşi ve benzeri olmadığını kabul eden kimsenin, sadece sizin sözlerinizi/söylediklerinizi kabul etmesi gerekir ve Allah&#8217;ın kurbuna ulaşmayı isteyen kimsenin de size yönelmesi gerekir.&#8221;<br><strong>Ziyaret-i Camie-i Kebire, Hz. İmam Hadi (a.s)</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fd9ce0d60f59a43d860762354af99419"><strong>154-</strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;yi tanımak, onu sevmenin mukaddimesidir ve İmam Mehdi&#8217;yi sevmenin mukaddimesi de Allahu Teala&#8217;yı sevmenin mukaddimesidir.<br>Hz. İmam Ali Naki-Hadi (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Sizi seven, Allah&#8217;ı sevmiştir.&#8221;<br><strong><strong>Ziyaret-i Camie-i Kebire, Hz. İmam Hadi (a.s)</strong></strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7a74b3a100c1f4bb0fd771d4e953b895"><strong>155-</strong>İmam Mehdi&#8217;yi tanımak, cahiliyetin esaretinden kurtulmaktır. İmam-ı Zaman&#8217;ı tanımakla Din&#8217;i, Kur&#8217;an&#8217;ı ve İlahî marifetin tamamını tanımak mümkün olmaktadır ama İmam Mehdi&#8217;yi tanımadan ne dini ve Kur&#8217;an&#8217;ı tanımak, ne İslamî öğretileri anlamak ve ne de cehaletten kurtulabilmek mümkün değildir.<br>Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular:<br> &#8220;Zamanının İmamını tanımadan ölen kimse cahiliyet ölümü ile (yani dinsiz) ölmüş olur.&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.22 s.331</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-61a4f744bcc265edb5b4e077497edfdf"><strong>156-</strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;yi tanımak, hidayete ulaşabilmek için muhkem ve kopmaz bir ipe sarılmak ve delalete düşmekten kurtulmak demektir.<br> &#8220;Allahım! Kendi Hüccetini bana tanıt (tanımamı ihsanda bulun) eğer Hüccetini bana tanıtmayacak olursan dinimden çıkacağım (delalete düşeceğim)&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.53 s.18</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-814d6fdc2d8d62bca6316225f66a1270"><strong>157-</strong>Hz. İmam Hasan Askerî (a.s) buyurdular:<br> &#8220;Oğlum Muhammed (Mehdi aleyhi selam) Allah&#8217;ın benden sonraki Hüccetidir. Onu tanımadan ölen kimse cahiliyet ölümü ile ölmüş olur.&#8221;<br><strong>Vesail-uş Şia c.11 s.498</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5fa7ce3366d20cb7056d9d341e2ac469">158-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin İmameti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d8c88fb3ec3c34f5d8405966f3d847a6">Hz. İmam Ali Naki&#8217;nin vekillerinden birisi olan, Hasan b. Eyyub b. Nuh şöyle demiştir:<br> &#8220;Kendisinden sonraki İmam hakkında soru sormak için Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin huzuruna gitmiştik ve o Hazret&#8217;in huzurunda 40 kişi vardı. Osman b. Said (ki sonradan Hz. İmam Mehdi&#8217;nin vekili olmuştur) ayağa kalktı ve şöyle arz etti: <br> &#8220;Hakkında benden daha çok bilgi sahibi olduğunuz bir konu hakkında soru sormak istiyorum.&#8221;<br> İmam Hasan Askeri (a.s) oturmasını buyurdular. Sonra Osman b. Said gitmek istemişti ama İmam, hiç kimsenin ayrılmamasını buyurdular.<br> Hiç kimse ayrılıp gitmedi ve bir müddet geçtikten sonra İmam Hasan Askeri (a.s), Osman&#8217;ı çağırdı ve şöyle buyurdular:<br> &#8220;Buraya neden geldiğinizi size söylememi ister misiniz?&#8221;<br>Orada bulunanların tamamı İmam&#8217;dan buyurmalarını istediler.<br>Buyurdular:<br> &#8220;Buraya benden sonraki İmam&#8217;ın, Allah&#8217;ın Hücceti&#8217;nin kim olduğunu sormaya gelmişsiniz.&#8221;<br>Herkes, &#8220;Evet, doğrudur.&#8221; dediler.<br>Tam bu sırada ay parçası gibi nurlu ve tamamen İmam Hasan Askeri&#8217;ye benzeyen bir çocuk içeri girdiler.<br>Sonra İmam, o nuranî çocuğu göstererek şöyle buyurdular:<br> &#8220;Benden sonraki İmamınız ve benim yerime geçecek olan işte budur. Kendisine itaat edin ve benden sonra (bunun hakkında) ihtilafa düşmeyin! Eğer ihtilafa düşecek olursanız dininiz elinizden gidecek ve helak olacaksınız.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din s.435</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-23dfd1127d4ebb2d03a981303180f162">İmam Mehdi&#8217;nin Gaybeti Hakkında Yazılmış Olan Kitaplar</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6953fbc1ca23ab7409f486cffd01b114">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybeti hakkında yazılmış olan kitapların yazılma tarihlerine baktığımız zaman, üç gruba ayırabiliriz:<br> <strong>A-</strong>Hicri 260. yılında Hz. İmam Hasan Askerî (a.s)&#8217;ın şehid olduğu zamana kadar 11 İmam&#8217;ın hayatı boyunca yazılmış olan kitaplar,<br> <strong>B-</strong>Hicri 260 yılından Hicri 329 yılına kadar süren Gaybet-i Suğra döneminde yazılmış olan kitaplar.<br> <strong>C-</strong>Hicri 329 yılında başlayan Gaybet-i Kübra&#8217;nın başından günümüze kadar yazılmış olan kitaplar.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7e65a0d51472f2d7862ff9a36ab07f1d">A-11 İmam&#8217;ın Hayatı Döneminde Gaybet Hakkında Yazılan Kitaplar</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cc7630d423568c60f7a2cdfdbb458e7a">11 İmam&#8217;ın (a.s) tamamının hayatı döneminde İmamların ashab ve talebeleri gaybet hakkında 400 kitap yazmışlardır ve bunlara 400 temel ilke denilmektedir.<br> Bu müddet içinde yazılmış olan bu 400 kitap sonraki asırlarda (4. ve 5. asırlarda) Şia&#8217;nın rivayet kaynağının temelini oluşturmuştur. Bu kitapların bazılarında Hz. Peygamber&#8217;den ve İmamlardan hadisler nakledilerek Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybeti konusu açıklanmış ve tartışılmıştır.<br><strong>Kaynaklar: </strong><br><strong>Ez-Zeriatu ila Tesanuf-uş Şia c.2 s125-167, Şeyh Aga Bozorg Tahranî</strong><br><strong>El Kulliyatu Fi Ulum-ur Rical s.465-468, Cafer Subhanî</strong><br><strong>El Mebadi-ul Amme lil Fıkhil Caferî Haşim s.72-76</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dd15e5a1bdd93a5e26f623565466394b">Örnek olarak, İmam Muhammed Taki ve İmam Ali Naki&#8217;nin (a.s) vekilleri olan Ali b. Mehziyar&#8217;ın, <strong>El-Melahim </strong>ve<strong> El-Kaim</strong> kitabı; H.224 yılında vefat eden Hasan b. Mahbub&#8217;un, <strong>El-Meşiha </strong>kitabını ve Fazl b. Şazan&#8217;ın, <strong>El-Gaybet </strong>kitabını söyleyebiliriz.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-050e0a9d1fc504718947f25c8cc2f408"> Ali b. Mehziyar, Hz. İmam Muhammed Taki&#8217;nin (a.s) en önemli yardımcısı idi ve İmam (a.s), kendisini Ahvaz vekili olarak tayin etmişlerdi ve 10. İmam, Hz. İmam Ali Naki (a.s) da kendisini vekil olarak tayin etmişlerdi. Ali b. Mehziyar, <strong>El Melahim</strong> ve <strong>Kaim</strong> adında iki kitap ve yazmıştır ve bu kitaplarda Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybeti ve kılıç ile kıyam etmesi konusu işlenmektedir.<br><strong>Kaynak: Rical Şinasi s.191; El Fifristu lil Şeyh Tusî s.226</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6d783bbdb01156684d23b2c3cf709f3c">Hasan b. Mahbub kitabında gaybet meselesi hakkında, genellikle İmamlara ait olan konuları ele almıştır. Bu kitap hali hazırda olmamış olsa da bu kitapta olan konular İmamiyye Mektebinin kaynaklarında naklen vardır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-85c29d0573047c82b946e9b7d492b965">Fazl b. Şazan Nişaburî, İmamiyye Mektebinin meşhur alimlerinden bir tanesi idi ve Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) tarafından tekrim edilmiştir. Fazl b. Şazan da <strong>EL-Gaybet</strong> adında bir kitap yazmıştır. <br><strong>Kaynak: Muntahab-ul Eser </strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-da6f0fe4e7c33e617168dcd10a1619f4"> Fazl b. Şazan 11. İmam&#8217;ın şehadetinden 2 ay sonra dünyadan ayrılmış olmasına rağmen hem yazmış olduğu hadisler ve hem de Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) <strong>Kaim</strong> olduğuna inanmış olması çok önemlidir. Ondan sonra gelen Şeyh Tusî gibi alimler, eserlerini Fazl b. Şazan&#8217;ın kitabını esas alarak yazmışlardır. <br> Fazl b. Şazan&#8217;ın kitabı elde olmamasına rağmen Mir Levhi&#8217;nin yazmış olduğu, <strong>Kifayet-ul Mehdi fil Marifet-il Mehdi</strong> kitabı ile Mirza Hüseyin Nuri&#8217;nin yazmış olduğu <strong>Keşf-ul Estar </strong>kitabının, Fazl b. Şazan&#8217;ın kitabının yeniden yazılmış ve yazılarak teksir edilmiş hali olduğu uzak ihtimal değildir.<br> <strong>Kaynak: Ez-Zerie c.16 s.82; Muhtahab-ul Eser s.467</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-208d5d84d14700d9ab0c5e02760122d4">B- Gaybet-i Suğra Döneminde Yazılmış Olan Kitaplar (h.260-329)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c997f1dc8a173332a00840ac2f80fe1a"> Bu dönemde yazılmış olan eserler genel olarak h.k 260. yıldan önce yazılmış olan eserler temel alınarak yazılmıştır ve bu kitapların yazarları, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) bizzat liderlik ettiği ve gizli bir şekilde faaliyet gösteren alim ve fakihlerdir. Bu sebepten dolayıdır ki bu alim ve fakihler yazmış oldukları kitaplarda öylesine önemli bilgileri yazmışlardır ki onları, o dönemde yazılmış olan tarih kitaplarında bulabilmek mümkün değildir. Bu kitaplardan bazıları şunlardır:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c17d42adc8c0ee3d44836f6a5176c96f"><strong>1-İbrahim b. İshak Nehavendi&#8217;nin El Gaybet Kitabı:</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e9b7773612429fa6e93cccef4204f157">İbrahim b. İshak Nehavendi, Hicri Kameri 262. yılında 12. İmam&#8217;ın Bağdat temsilcisi olduğunu iddia etmiştir.<br><strong>Kaynak:Bihar-ul Envar c.51 s.300</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-04cd76c640a330fd4033d4c9e0d7df5e"><strong>2-Abdullah b. Cafer Humeyrî&#8217;nin El Gaybet-ul Hayret Kitabı</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e33edebf5a490ed77ee8c2bef07a271f">Abdullah b. Cafer Humeyrî&#8217;nin 10. ve 11. İmamın çok yakınlarından olması ve yine 12. İmam&#8217;ın Birinci ve İkinci naiplerinin yanında olması yazmış olduğu kitabı çok önemi kılmaktadır.</p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-94a73530fea99e0d56459b53a341a5de">3-Merhum Kuleynî&#8217;nin Usul-u Kafî Kitabı (El Hüccet başlığı)</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-15ad3ca9620d59f3ca021a979c32f72a"> Merhum Kuleynî&#8217;de (H.K 239) Usul-u Kafî Kitabının önemli bir bölümünü <strong>&#8220;El Hüccet&#8221;</strong> başlığı altında gaybet meselesine ayırmıştır. Kuleynî (r.a) bu bilgileri H.260 ile H.339 yılları arasında İmametin, genel durumunu ortaya koyduğu önemli bilgiler ışığında yazmış ve İmam&#8217;ın elçi ve naiplerinin çok önemli rolleri olduğunu ısrarla beyan etmişlerdir.<br> Merhum Kuleynî (r.a), İmamların (a.s), Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybeti hakkında buyurmuş oldukları hadisleri kayıt altına almış ve hadisleri Ehlibeyt Mektebi&#8217;nin kadim alimlerinden olan Hasan b. Mahbub (h.224), Abdullah b. Yakub Esferî (h.k250) ve Hasan b. Samae (h.k263) gibi işin ehli ve konuya hakim alimlerden naklederek kayıt altına almıştır. <br> Bunların haricinde bilgilerin asıl kaynağı, Hz. İmam Mehdi (a.s)&#8217;ın naipleri idi.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a32f1d94c370dfe927c3b5795441911b">C-Gaybet-i Kübra&#8217;nın Başından (h.329) Günümüze Kadar Yazılmış Olan Kitaplar</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-16ef9a27b32bfd2517e56fb000221e15">Hicri Kamerî 329 yılında başlayan Gaybet-i Kübra dönemi Ehlibeyt İmamiyye Mektebinin tarihinde yeni bir başlık açmıştır. Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybeti bir taraftan uzamakta ve diğer taraftan da ortaya çıkan yeni şüpheler, yeni kitapların yazılmasını gerekli kılmıştı. Bu sebeplerden dolayı da Şia uleması ve fakihleri işe koyulmuş, çok değerli ve ağır eserler ortaya koymuşlardır. Bu dönemde yazılmış olan paha biçilmez eserler şunlardır:</p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7bc3729134511708e63e174216815b13">1-El Gaybet-î Numanî (H.K 360)</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bf176270e8a40a214ff9610045a221bd">Numanî, adı Muhammed b. İbrahim b. Cafer&#8217;dir, Ebu Zeyneb olarak meşhur olmuştur. Numaniye şehrinin köylerinden birisindendir. Kendisi Bağdat şehrine hicret etmiş ve Kuleynî&#8217;den (h.k329) ve İbn-i Ukbe&#8217;den (h.332) hadis nakletme ilmini öğrenmiştir. Daha sonra Suriye&#8217;ye hicret etmiş ve Hicri 360 yılında orada vefat etmiştir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-be81c4ce2007c26f0d3e98991c61dc23"> Hicri 260 yılında 11. İmam&#8217;ın şehadetinden sonra Şiaların şaşkınlık içine girmesinden dolayı Numanî, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) ve İmamların (a.s) hadislerine dayanarak 12. İmam&#8217;ın gaybete çekilmesinin gerekliliği ve zaruretini <strong>El-Gaybet</strong> kitabını yazarak ispatlamıştır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dee05fc354a4726a49d070232879c2d7"> Numanî, bu konudaki verilerin büyük çoğunluğunu hiçbirinin akide ve inancına bakmadan kadim ulemadan almıştır. Bunlardan bazıları Hasan b. Mahbub (h.k224), Fazl b. Şazan (h.k260), Hasan b. Samae Vakıfî (h.k263), İbrahim İshak Nehavendi Gali (h.k286), Kuleynî (h.k329), Meşhur Zeydî Fakih İbn-i Ukde (h.k333) ve Mesudî&#8217;dir (h.k345). Bu ve bunlara benzer kadim ulema, Hz. İmam Mehdi (a.s) ve onun gaybeti hakkında kitap yazmış olan alimlerdir. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0437a41b627797b0d8e9d90282b88deb"> Numanî, Mesudî&#8217;den sonra İmamlara (a.s) ait olan hadislere yapmış olduğu tefsirleri bir araya toplamıştır. Bu hadisler, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Suğra ve Kübra olmak üzere iki gaybetinin olacağını ve Suğra gaybetin H.329 yılında Hz. İmam Mehdi&#8217;nin 4. naibinin vefat edip dünyadan ayrılmasına kadar süreceğini ve o tarihten itibaren Kübra gaybetin başlayacağını kesin bir şekilde ispatlamıştır.</p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4465d769b246281f2c2e9c81d5b9783d">2-Kemal-ud Din ve Temam-un Nimet, Şeyh Saduk (h.k381)</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e2f9f188817732674b900c6ddb82929e">Rical ilmi alimleri içinde 3 tane büyük rical ilmi alimi vardır ve onlar, &#8220;Ali b. Hüseyin ve iki oğlu Ebu Abdullah Hüseyin ve Ebu Cafer Muhammed Saduk&#8217;tur.&#8221;<br> Babaveyh, onun büyükbabasının adıdır. Ali b. Hüseyin Babeveyh Şeyh Saduk&#8217;tur ve İbn-i Babeveyh olarak meşhurdur. Amcası, Muhammed b. Musa b. Babeveyh&#8217;in kızı ile evlendi ama çocuk sahibi olamadı. Bu yüzden Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) naibi, Hüseyin b. Ruh&#8217;a ve onun aracılığı ile Allahu Teala&#8217;nın kendisine evlat vermesi için İmam&#8217;ın dua etmesini istedi.<br> Hz. İmam Mehdi (a.s) kendisine göndermiş olduğu mektupta bu eşinden çocuk sahibi olamayacağını ama çok yakın bir zamanda sahip olacağı Deylemli bir cariyeden Allah&#8217;ın kendisine iki fakih evlat vereceğini haber verdiler. Bu haberden sonra İbn-i Babeveyh&#8217;in Muhammed, Hasan ve Hüseyin adında 3 oğlu oldu, Hasan, ibadet ve zühd ile iştiğal ederken Muhammed ve Hüseyin iki büyük fakih oldular.<br><strong>El-Gaybeti Lit-Tusi s.188</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ecdf4701ebdb13a6a7abe3ba717f238a">İbn-i Babeveyh Hicri 4. asırda Şia&#8217;nın en büyük alimlerinden birisi idi ve bir çok değerli eserler kaleme almışlardır.<br> Merhum Muhaddis Kummî şöyle yazmıştır:<br> &#8220;İbn-i Babeveyh&#8217;in 300 civarında yazılı eseri vardır ve bu eserler fıkıh, usul, tefsir, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) ve Ehlibeyt&#8217;in siyeri, Ehlibeyt&#8217;in faziletlerinin delilleri, gaybet, gaybetteki İmam&#8217;ın zuhur nişaneleri, Mukaddes Meşahidin ziyaret adabı ve başka ülkelerdeki alimlerin sormuş oldukları sorulara verilen cevapları içermektedir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d95ef7ca71a5950025389c0a18b2cf73">Bu kitaplardan bazıları şunlardır:<br> Men La Yehzurul Fakih, Tevhid-i Saduk, Risale-i İtikad, Hisal, Kemal-ud Din, Uyun-u Ahbar Er-Rıza&#8230;<br> Hicri Kamerî 381 yılında vefat etti ve şimdi dahi İbn-i Babeveyh Mezarlığı olarak meşhur olan Rey şehrindeki kabristana defin edildi. Babası Ali b. Hüseyin&#8217;in kabri kum şehrindedir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5f229f14799cc3ccb1b4dade942f54ab"> Muhammed b. Ali b. Babeveyh&#8217;in, &#8220;Kemal-ud Din ve Temam-un Nimet&#8221; isimli kitabı Gaybet hakkındadır ve bu kitapta olan bilgilerin tamamı H.260 yılından önce yazılmış olan Şia&#8217;nın kaynak kitaplarına dayanmaktadır.<br><strong>Kemal-ud Din s.19</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b5d7b293a810a1d967348943763c3121">4-El Fusul-ul Aşere fil Gaybet-i vel İrşad, Şeyh Müfid (h.k413)</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5204dada31111c38337536efb0611721">Muhammed b. Muhammed b. Numan, Şeyh Müfid olarak meşhurdur. 12 İmam Şialarının taklid Mercii idi. Bu büyük alimin döneminde gaybet meselesi kelamî açıdan tartışılmaya başlandığı için Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybetini savunma istikametinde 5 makale yazmasının yanında &#8220;El Fusul-ul Aşere fil Gaybet-i vel İrşad&#8221; adında bir kitapta yazmıştır. Bu kitapta Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) h.260 yılından önceki gizli hayatı hakkında çok önemli bilgiler vardır. <br> Şeyh Müfid, El Fusul-ul Aşere fil Gaybet-i vel İrşad adlı kitabında hadis nakli konusunda Merhum Kuleynî ve Numanî&#8217;nin yolunda gitmiş ve her şeyden önce Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) var olduğunu ispatlamış ve daha sonra o Hazret&#8217;in ömrünün, diğer insanların ömründen neden daha uzun olduğunu açıklamışlardır.<br><strong>12. İmam&#8217;ın Siyasi Tarihi Kitabı s.26</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b0c32813f4117d345ef73d83fef29a03">5-El-Geybet, Şeyh Tusî (h.k460)</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eade02a49a6beccdcce855788960f970">Muhammed b. Hasan El Tusî (r.a) Şia&#8217;nın büyük alimlerinden birisidir. Kitaplarında Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybet meselesine yer vermesinin yanında bu konu hakkında çok önemli kaynaklardan olan <strong>&#8220;El-Gaybet&#8221;</strong> kitabını da yazmıştır. Bu kitaplarda hem hadislerle hem de akli delilller ile 12. İmam&#8217;ın, Hz. İmam Mehdi ve Kaim (a.s) olduğunu ve gaybette olması gerektiğini ispatlamıştır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8daa86b8a6fd7197524fc06f0dab7905"> Şeyh Tusî, bir takım Şia grupların Kaim&#8217;in Hz. İmam Ali b. Ebu Talib (a.s), Muhammed Hanefî, Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), Muhammed b. İsmail ve İmam Musa Kazım (a.s) olduğu iddialarını reddetmiştir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-264b041790b49101b4d4f2dfd0bf8ebf"> Şeyh Tusî (r.a), Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) 4 naip-vekilinin yapmış oldukları gizli faaliyet ve çalışmalar hakkında &#8220;Ahbar-ul Vukela-ul Arbaa&#8221; kitabında çok önemli bilgiler vermişlerdir.<br><strong>12. İmam&#8217;ın Siyasi Tarihi s.27</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a8aa4cb1762c76b937f82e2afe9edeeb">Gaybet Hakkında Yazılmış Rical Kitapları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d6e4eaa47864b7140a7ad4cdbdb330d3">Gaybet hakkında yazılmış olan diğer bir grup kitaplar ise rical kitaplarıdır. Bu kitaplar; ravilerin ve hadis toplayanların hayatı, itikadları ve siyasi eğilimleri yazılmış ve güvenilir olup olmadıklarından bahsedilmiştir. Bu kitaplardan bir tanesi <strong>&#8220;12. İmam&#8217;ın Siyasi Tarihi&#8221;</strong> kitabıdır. Bu kitap okuyucusuna İmamlarla vekillerinin, özelliklede Gaybet döneminde İmam Mehdi (a.s) ile vekillerinin ve o Hazret&#8217;in vekillerinin Şia alimleri ile ilişki ve irtibatlarının nasıl olduğunu anlatmaktadır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f5308c839797c1a2e33723fea63740b5"> 12. İmam&#8217;ın İmametine inanan alimler bu konu ile ilgili olarak Hicri 4 ve 5. asırlarda 4 kitap yazmışlardır ve o kitaplar şunlardır:</p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9802b925f79ff11e00e4f6de5d9afacd">1-Marifet-ul Nakilin Enil Eimmetis-Sadıkin, Keşi</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-941a9473a2e25a67cd1a1b5622b78798">Muhammed b. Ömer Keşi, Samerkand yakınlarında olan Keş ahalisindendir, aynı yerde Şia alimi olan Muhammed b. Mesud Samerkandi&#8217;den eğitim almış ve hayatının tamamını aynı şehirde geçirmiştir. Şeyh Tusî&#8217;nin yazdıklarına göre Hicri Kamerî 368 yılında vefat etmiştir. <br><strong>Rical-i Neşai s.288; El-Rical s.458</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9719031654ae33c76bbb744f12fafdf8"> Keşî vermiş olduğu bilgileri 53 ayrı raviden nakletmiş olduğu verilere dayanarak vermesine rağmen bilgisinin asıl kaynağı Ali b. Muhammed b. Kafibe Nişaburî&#8217;dir.<br><strong>Rical-i Neşai s.197</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-143dec22933761318532a6f6681b834d">2-Ahbar-i Marifet-u Rical, Şeyh Tusî </h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c42b5b3036297b3884b1b46f71a09d21"> Muhammed b. Ömer Keşi, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Gaybet-i Suğra döneminde yaşamıştır ve O Hazret&#8217;in Horasandaki vekilleri ile çok sıkı ilişki ve irtibat içinde idi.<br> Keşî&#8217;nin &#8220;Marifet-ul Nakilin Enil Eimmetis-Sadıkin&#8221; kitabı, (Şeyh Tusî gibi) alimler için çok önemli bir kaynak olmuştur ve Şeyh Tusî, o kitabı özet-hulase hale getirip &#8220;Ahbar-i Marifet-u Rical&#8221; adında kaleme almıştır.<br><strong>Külliyat-u fil İlm-il Rical, Allame Cafer Subhani s.52 </strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cbf96902abdd571ff905215ed6ea1b57">3-El Fihrist-ul Rical, Şeyh Tusî</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-95d5a5596a80ded070b0febedf76bded"> Şia ulemasının yazmış oldukları 4 kitaptan 2 tanesini, Şeyh Tusî&#8217;nin yazmıştır.  Merhum Şeyh Tusî (r.a), bu iki kitapta sahih ve muhkem deliller ile Gaybet-i Suğra döneminde İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) vekilleri ile ve o Hazret&#8217;in vekillerinin de Şia uleması ile nasıl ilişki ve irtibat kurduklarını okuyucularına ispatlamaktadır.<br><strong>12. İmam&#8217;ın Siyasî Tarihi s.29</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0bf6dbedf78478c14d43a61ba108cc27">4-Fihrist-i Musnefi Eş-Şia, Necaşî (h.k450)</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-54bf8ff2a8e50b499ff6e21567c87d1b"> Şia&#8217;nın rical hakkında yazılmış olan 4. kitabının sahibi Ahmed b. Ali Necaşî&#8217;dir. Necaşî, Kufe ehlindendir. Öğrenimini tamamladıktan sonra Bağdat&#8217;a gitmiş ve orada Şia&#8217;nın büyük alimlerinden olan ve Şialara liderlik yapan Seyyid Murteza&#8217;ya (h.k436) katılmıştır. <br> Necaşî, bu iki şehirde ellerinde Gaybet-i Suğra ile ilgili belge bulunan 45 Şii alim ile irtibat kurmuştur. Bu belgeler, İmametin muhtelif yönleri ile ilgili çok önemli bilgileri taşıyan belgelerdir.<br><strong><strong>12. İmam&#8217;ın Siyasî Tarihi s.29</strong></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-96c60c788940753dd2a2a8b85c0b02f5">Gaybet Hususunda İncelenmesi Gereken Genel Tarih Kitapları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-926bad28ce57186083c09cfa845f3353"> Gaybet konusu hakkında dikkate alınması ve incelenmesi gereken diğer bir grup kitap ise genel tarih hakkında yazılmış olan kitaplardır ve onlardan bazıları şunlardır:</p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c9548f85f911d206ff48d67ff4d0da4f">1-Taberi</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a2bbe7b821cdb9131de4b7695eeff3bd"> Taberî h.k 310 yılında, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Gaybet-i Suğra döneminde yaşamıştır. Tarihî Taberî olarak meşhur olan kitabının adı, <strong>&#8220;Tarihî El-Resul vel Muluk&#8217;tur&#8221;</strong> ve bu kitapta Hz. İmam Mehdi&#8217;nin vekillerinin faaliyetleri hakkında hiçbir bilgi yoktur. Durumun böyle olması İmam&#8217;ın naip ve vekillerinin faaliyetlerinin gizli olduğunun delilidir. Buna mukabil İsmailîler gibi diğer Şia grupların h.k 296 yılına kadar kurmuş oldukları hükümete kadar yapmış oldukları mücadele ve çalışmalara yer vermiştir. Ayrıca bu tür grupların Gaybet-i Suğra döneminde iktidar olabilmek için Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) Hz. İmam Mehdi (Kaim) hakkında buyurmuş oldukları hadislerin kaynağını ve onları nasıl kullandıklarını kitaplarında yazmışlardır.</p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d66a52a892b6789b6b7c7d1419f502df">2-Mesudî</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-995fc6405f6b40869f5855a4ab900513">H.k 346 yılında ölen Mesudî, Gaybet-i Kübra döneminde yaşamıştır. Mesudî kitabında Abbasîlerin Ehlibeyt İmamlarına ve onların taraftarlarına yapmış oldukları baskı ve zulümleri yazıp kayıt altına almış olması bu siyasetin, Gaybet olayının vuku bulmasındaki çok büyük etkisini ortaya koymaktadır. Bu hakikatler Mesudî&#8217;nin yazmış olduğu &#8220;<strong>Muruc-uz Zeheb</strong>&#8220;<strong>, </strong>&#8220;<strong>Et-Tesniyyetu vel Eşraf</strong>&#8221; <strong>ve </strong>&#8220;<strong>İsbat-ul Vasiyyet</strong>&#8221; kitaplarından açıkça elde edilmektedir.</p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a1c528c3d28846dba27d58c7569c65a2">3-İbn-i Esir</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ac5ff963ca844e0735ede91f18aced47"> H.k 630 yılında ölen İbn-i Esir, <strong>&#8220;El Kamil-u Fit-Tarih&#8221;</strong> kitabında Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) adlarına ve vekillerinin sayısı hakkında olan ihtilaflar hususunda çok önemli bilgiler vermektedir. Bu ihitlafların çıkmasında Gullatların ve Şelgamîlerin çok büyük rolünün olduğunu yazmıştır. </p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3deea3d1c3c3f52d45637d25d698ac2d">Son Asırda Yazılmış Olan Kitaplar</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1e3d9ec563b04c596df3ab10701821a6"> Bu kaynakların haricinde son asırda da Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybeti ve siyasi hayatı hakkında çok sayıda kitap yazılmıştır. Bu kitaplar, hem O Hazret&#8217;in siyasi hayatının nasıl olduğunu ve hem de vekillerinin yapmış oldukları gizli faaliyetlerin nasıl olduğu hakkına çok önemli ve hassas bilgiler vermektedir. Onlardan bazıları şunlardır:<br><strong>1- Muntahab-ul Eser Fi İsna Eşer, Ayetullah Safi Gulpeyganî<br>2-Tarih-ul Gaybet-i Suğra, Seyyid Muhammed Sadr<br>3-12. İmam&#8217;ın Siyasî Tarihi, Dr. Casım Hüseyin<br>4-Heyat-ul İmam Muhammed El Mehdi, Bakır Şerif El-Kureyşî</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5565242fc87d82cced8dd7d726d7f254">160-Gaybet-î Numanî</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ded77b15ae7ae01c520985e2bfe99074">Gaybet-i Numanî kitabı, Ebu Zeyneb adı ile meşhur olan Muhammed b. İbrahim b. Cafer b. Ebu Abdullah Numanî&#8217;nin yazmış olduğu kitaptır.<br> Numanî (r.a), İmamiyye Şiasının büyük alimlerinden olup <strong>&#8220;Usul-u Kafî&#8221;</strong> kitabının sahibi Kuleynî, İbn-i Ukde, Muhammed b. Ahmed Sefvanî ve <strong>&#8220;Murevvic-uz Zeheb&#8221;</strong> kitabının sahibi Mesudî ile aynı dönemde, Gaybet-i Suğra döneminde yaşamıştır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c7b57b8cb3a8389293b3a05be33f4e17"> Gaybet-i Numanî, en eski ve en güvenilir kitaplardan birisi olup Şia ulemasının yanında en değerli kitaplardan birisi olarak kabul edilmektedir. Bu değerli kitap hakkında Merhum Şeyh Müfid şöyle buyurmuştur:<br><strong> &#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybeti hakkında bilgi sahibi olmak isteyen kimse Gaybet-i Numanî kitabına müracaat etsin, en kapsamlı kitaptır.&#8221;</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2b0e7cf77eb25a5a8ca988e7d82468b1">Gaybet-i Numanî, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybeti ve 12 İmam&#8217;ın imametinin ispatı hakkında tek başına yeterlidir. Gaybetî Numanî, 26 babdan oluşmaktadır ve her bir bab kendi hakkında çok önemli ve hassas konuları açıklamaktadır. Bu babların herbirisinde nakledilmiş olan rivayetler Kur&#8217;an ayetleri ile desteklenmesinin yanında Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) ve O&#8217;nun tertemiz Ehlibeyti&#8217;nin hadisleri ile de teyit edilmektedir. Ayrıca bu kitapta yazılmış olan hadislerin çok büyük bir kısmı Sünni uleması tarafından kabul edilmiş ve kitaplarında yazılı olan hadislerdir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5c65714649fdf3812fb348d6033f16ff">161-İmam Mehdi (a.s) Hakkındaki Kitaplar</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a2c8f28772782e74873c65009d432f3f">Kitapnameî İmam Mehdi kitabında, O Hazet hakkında yazılmış olan kitapların tamamının isimleri fihrist olarak yazılmıştır. 1996 yılında 2 cilt olarak yayınlanmış olan bu kitapta 2000 bağımsız kitabın adı bulunmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9eceaa03e39f0c13512beea596f750c5">162-Sünni Ulemasının İmam Mehdi (a.s) Hakkında yazmış oldukları Kitaplar</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dafc9ac60fa011440cc6a4eb2b7847f7">Hali hazırda büyük Sünni alimlerin Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında yazmış oldukları 70 müstakil kitap elimizde bulunmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-37d5051e2845f3a563e8ebca9f7ca79a">163-Teşerrufat Kitapları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e9951a7127badd34f467242a2a197835"> Muasır ve önceki bilim adamları Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) huzuruna müşerref olanların olayları ile bir çok kitap yazmışlardır. Onlardan bazıları şunlardır:<br><strong>1-Tebsiret-ul Veli Fimen Rea Kaim El-Mehdi, Seyyid Haşim Behranî<br>2-Tezkiret-ut Talib Fimen Rea İmam El-Mehdiyyil Gaib, Meysem Irakî<br>3-Dar-us Selam Fimen Faze Be Selam-il İmam, Merhum Nuri<br>4-Bida-us Selam Fimen İçtemee Bil İmami, Seyyid Cemaleddin Muhammed Tabetabai<br>5-El Behçetu Fimen Faze Bi Lika El-Hücceti, Mirza Muhammed Naki İsfehanî<br>6-El-Ebkeriyyul Hisan, Ali Ekber Nihavendî</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-304934511466c689c3bcbd43ed24061d">164-İmam Mehdi&#8217;nin Hayatının Evreleri</h2>



<p> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin hayatı 3 evreden oluşmaktadır. Bunlar, &#8220;Gizlilik Dönemi, Gaybet-i Suğra, Gaybet-i Kübra&#8221; dönemleridir. İmam&#8217;ın zuhur ve zuhurundan sonraki dönemleri de O Hazret&#8217;in hayatının bölümlerinden sayılmaktadır ve bu 2 bölüm kelamî açıdan ele alınmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-81a70aba3e2be8762ab83dbc8adec0b7">165-Gizlilik Dönemi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1d3f76fc15a04b7772899b68d59660ab">Bu dönem, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) h.k 255 yılında doğmasından, babası Hz. İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) h.k 260 yılında şehit edilinceye kadar babasının yanında olduğu dönemdir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5569561c9ab73d687d75510766e3aac4">166-İmam Hasan Askeri (a.s) ve Gizlilik Dönemi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ddb8f5d80688482e1644c397231d6012">İmam Hasan Askeri (a.s), bu dönemde iki tane çok önemli ve hassas görevi yapmak ile görevli idi. <br>Bu vazifelerin ilki, oğlu Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) Abbasi halifelerinin şerrinden korumaktı; diğeri ise o Hazret&#8217;in olduğunu ispat edip 12. İmam olarak imametini ilan edip duyurmaktı. <br> Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) bu iki vazifeyi de en iyi ve olması gerektiği şekilde yapmışlardır. Hem o Hazret&#8217;i sarıp kuşatan çok büyük tehlikelerden korumuş ve hem de uygun olan bütün fırsat ve imkanları kullanarak dost ve yarenlerine tanıtmışlardır ama Abbasilerin uygulamış oldukları şiddetli baskı ve Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) ele geçirmek için almış oldukları sayısız ve şiddetli tedbirlerden dolayı O Hazret&#8217;in doğumundan sadece belirli bir kesim haberdar olmuştur ve onlardan bazıları:<br> &#8220;Ebu Haşim Caferî, Ahmed b. İshak ve 11. İmam&#8217;ın 2 halası Hz. Hekime Hatun ve Hz. Hatice Hatun&#8217;dur.&#8221;<br><strong>12. İmam&#8217;ın Siyasi Tarihi s.124</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ee093d291a88cb997f1064924ff88bc0">167-Ona Tabi Olun</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-50622d4f3d6ccb593d4a19284c37c119">Muaviye b. Hekim, Muaviye b. Eyyüb b. Nuh ve Muhammed b. Osman b. Ömerî şöyle nakletmişlerdir:<br> Şialardan 40 kişi Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) huzurunda bir arada idik. İmam Hasan Askeri (a.s) oğlunu bize gösterdi ve şöyle buyurdular:<br> &#8220;Benden sonraki İmamınız budur. Benim yerime bu geçecektir. Ona tabi olup itaat edin ve ondan kopup uzaklaşmayın, helak olursunuz dininiz heba olur. Şunu da bilin ki, bu günden sonra bir daha onu göremeyeceksiniz.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din s.435, Keşf-ul Ğumme c.2 s.527, Bihar-ul Envar c.52 s.25, Muntahab-ul Eser s.355-357</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ffbae61b72f85310f5a481ff881b796e">168-İmam Mehdi&#8217;nin Gizliliği </h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0e939cd1157f0e219548760e1e356a70">Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) oğlunu (Hz. İmam Mehdi&#8217;yi) koruyup muhafaza edebilmek için güvenilir ve emniyetli bir yere göndermişti. Tarihi belgeler Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) oğlunu ilk önce Samerra&#8217;da ve daha sonraları ise Medine&#8217;de güvenilir bir yerde sakladığını göstermektedir. Hz. İmam Mehdi (a.s), Medine de babası Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin büyükannesinin yanında yaşıyorlardı.<br><strong>12. İmam&#8217;ın Siyasi Tarihi s.124</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cf56fbe93fe981416616b87ce5302f4e">Şeyh Saduk şöyle nakletmiştir:<br> Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) oğlunu dünyaya geldikten 40 gün sonra gizli bir yere gönderdi ve daha sonraları annesine geri getirildi.<br><strong>Kemal-ud Din s.429</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a425d276a22dfc1331b8d79464d02453">Mesudî şöyle rivayet etmiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) h.259 yılında annesi Hudeysiye&#8217;ye hacca gitmesini söylediler ve o tarihten sonra Hudeysiye ve torunu, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) samimi dostlarından olan Ahmed b. Mutahhar ile birlikte Mekke&#8217;ye gittiler.<br><strong>İsbat-ul Vasiyyet s.247-253</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-07a91ea89bbdbec619c921beb3b83140"> Hac ibadetinin yapılmasından sonra Medine&#8217;ye gidip İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) orada saklamış olmaları kuvvetle muhtemeldir. <br><strong>12. İmam&#8217;ın Siyasi Tarihi s.124</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0fd874469fc3240f2200c620a95ccd7d">Bu İhtimali destekleyen bir takım rivayetler vardır:<br> Ebu Haşim Caferî, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;ye sordu:<br> &#8220;Sizin vefatınızdan sonra yerinize geçecek İmamı nerede arayalım?&#8221;<br>İmam buyurdular: &#8220;Medine&#8217;de&#8221;<br><strong>Usul-u Kafî c.1 s.328</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-95a9277dbad09acc62f0e59addc632c5">Hz. İmam Muhammed Takî&#8217;nin (a.s) buyurmuş oldukları şu sözde bu ihtimali doğrulmaktadır:<br> Soruldu: &#8220;Hz. Kaim&#8217;i (a.s) nerede arayalım?&#8221;<br> Buyurdular: &#8220;Medine&#8217;de (şehirde)&#8221;<br> Soruldu: &#8220;Hangi şehirde (hangi Medine&#8217;de)<br> Buyurdular: &#8220;Bizim bu şehrimiz de. (Bizim bu Medinemiz de) Bunun dışında bizim medinemiz/şehrimiz mi vardır?<br><strong><strong>12. İmam&#8217;ın Siyasi Tarihi s.124-125</strong><br></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-db4b70f51ad5db795573fb12857ccf0e">169-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Mekan ve Meskeni</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-01bf0b64dab934a53bbcf6daa471d6c1">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) hakkındaki tartışma konularından bir tanesi de o Hazretin yaşadığı ve sükunet ettiği yerdir. <br>Acaba İmam Mehdi (a.s) özel bir yerde mi yaşamaktadır? <br>Eğer özel bir yerde yaşıyorsa orası neresidir? <br>Eğer özel bir yerde yaşamıyorsa nasıl tanınmadan yaşayabiliyor?<br> Bu konuda elimizde muhtelif ve birbirinden farklı rivayet ve bilgiler bulunmaktadır ama bu hadislere geçmeden önce bir hususun açıklanması önem arz etmektedir ve o konu ise şudur:<br><strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybette olması şahsi bir mesele midir yoksa ilkesel bir konu mudur? <br></strong> Bir başka ifade ile diyecek olursak:<br>&#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin hiç bir şekilde ve hiç bir zaman insanlar ile irtibat içinde olmadığı bir hayatı mı vardır, acaba hiç kimsenin o Hazret&#8217;in yerini bulabilmesi mümkün değil midir? Yoksa o Hazret insanların içinde ve arasında hiç kimsenin kendisini tanımayacağı bir şekilde mi yaşamaktadır?&#8221;<br>Bu iki durumunda incelenip araştırılması gerekir?</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a1994c544e7b4fbfb36a8983fcee7b62"><strong>1-</strong>Bir takım hadislerde Hz. İmam Mehdi (a.s) için özel bir yaşam alanı belirtilmemiş ve o Hazret&#8217;in dağlarda ve çöllerde yaşadığı beyan buyurulmuştur:<br> Mesela Hz. İmam Mehdi (a.s), Mehziyar&#8217;ın oğluna şöyle buyurmuşlardır: <br> &#8220;Mehziyar&#8217;ın oğlu! Babam İmam Hasan Askeri (a.s) sarp dağlarda ve çetin çöllerde yaşamamı emretti ve benden söz aldı.&#8221;<br> <strong>El-Gaybetî Tusî s.266</strong><br> Bu türden olan hadislere göre Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) insanların kendisine ulaşamayacağı uzak ve çetin yerlerde ve hiç kimsenin o Hazretin yaşadığı yeri öğrenebilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Bu hadislere göre İmam&#8217;ın nerede ve hangi bölgede yaşamakta olduğu belli değildir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e3b4c48eb47144d16dcc0ed7a506d434"><strong>2-</strong>Bir takım rivayetlerde ise Hz. İmam Mehdi&#8217;nin yaşamakta olduğu bölge muayyen edilmiş ve hatta yaşamakta olduğu bölgenin hudutları da belirtilmiştir. <br>&#8220;Hadislerde Medine ve etrafı için &#8220;Rızva Dağı&#8221;, Mekke ve etrafı için ise &#8220;Zi Tuba&#8221; adları kullanılmıştır.&#8221;<br> <strong>El-Gaybet-i Tusî s.162; Bihar-ul Envar c.52 s.153; El-Kafi c.1 s340; El-Gaybet-i Numanî s.182</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-766cf518125f25a457d50d37f2496623"><strong>3-</strong> Üçüncü grup hadislerde yer alan hadisler de tıpkı birinci grup hadislerde olduğu gibi İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) yaşamakta olduğu yer belirtilmemekte ve ama tanınmayacak bir şekilde insanların arasında yaşadığı beyan buyrulmuştur. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b3225bc8f9c9ff7032772936a002e76b">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: <br> &#8220;Bizim Kaimimiz, Hz. Mehdi&#8217;nin Yusuf Peygamber ile de benzerliği vardır. Allahu Teala&#8217;nın Yusuf için yapmış olduğu şeyi Hücceti için de yapması inkar edilemez bir hakikattir. <br> Sahib-ez Zaman, hakkı elinden alınmış olan o mazlum; insanların arasında çarşı ve pazarlarda dolaşıyor, ayağını dostlarının evlerindeki yaygıların üzerine koyup oturuyor ama insanlar onu tanımıyorlar. Allahu Teala ona kendisini tanıtma iznini vereceği güne kadar bu böyle olacaktır. <br>Yusuf&#8217;un kardeşleri, Yusuf&#8217;a &#8220;Sen Yusuf&#8217;sun!&#8221; dedikleri zaman, &#8220;Evet, ben Yusuf&#8217;um!&#8221; dediği gibi.<br><strong><strong>El- Gaybetî lil Numanî s.18</strong>2</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-92d7750644b5fd1dc2591d5348efe4ce"> Bu hadis-i şerif Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybetinin ilkesel bir gaybet olduğunu, toplumun içinde olduğunu, insanlar ile ilişki ve irtibatının olduğunu, Dinî merasimlere ve Hac merasimlerine katıldığını ama tanınmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır ve bunun benzeri olaylar önceki zamanlarda da olmuştur.<br> Normal insanlar dahi bir müddet tanınmadan bir yerde yaşayabilirler; insanlarla git-geli olabilir ama hiç kimsenin onun aslında kim olduğunu bilmemesi mümkün olabilir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-edaf3bbee0046d8e6c10b18512d75792"><strong>Peki bu üç grupta olan hadisleri bir bütün olarak kabul edebilmek mümkün müdür?</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e11c6545595cbbafec8f15642277f423"> İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) normal ve sıradan bir yaşam tarzının olması akıl ve ananelere uygun olan yaşam şeklidir çünkü bu tür bir yaşam tarzı hassasiyet uyandırmadığı gibi o Hazret için de en rahat ve en doğal olan yaşam şeklidir. İmam&#8217;ın böyle bir hayatının olması, o Hazretin zamanının çoğunu yada özel günlerde Mekke&#8217;de olmasına ters düşmemektedir. <br> Yine kimi zamanlarda doğal yaşamın tehlikeli bir hale gelmesi ve gaybetin felsefesi ile çelişmesi de mümkündür. Bu durumda toplumdan ayrılıp uzak ve ıssız yerlere gitmesi tabii bir şeydir. Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s), İmam Mehdi&#8217;ye sarp dağlarda ve zor çöllerde yaşamasını emir buyurmuş olmasının sebebi bu tür durumlar olabilir. <br> Evet, birbirinden farklı olan bu üç hadis grubu, aslında birbiri ile zıt çelişkili hadisler değildir. Tanınmadan adı belirlenmiş bir yerde yaşamak mümkün olduğu gibi zaruret zamanlarında sarp dağlarda ve ulaşılması mümkün olmayan çöllerde yaşamak da, insanların arasında gizli ama doğal bir yaşamla yaşamakla da birbirileri ile çelişmemektedir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-732a1346fd11a2a0b2b6d6186d561b80">170-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Eş ve Çocukları</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e5689b2f267510132b6c2f0e52afab3b">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybetinin felsefesi dikkate alındığı zaman ki o Hazretin, gizli ve tanınmadan yaşaması gerekmektedir. Şöyle bir soru ile karşılaşılmaktadır:<br> Böyle bir durumda İmam&#8217;ın evlenmesi ve eş ve çocuk sahibi olması o Hazretin gaybetine uygun mudur?<br><br> Bu hususta elimizde bulunan kaynakların senetlerinde sıkıntı ve sorunların olmasından dolayı kesin bir netice ortaya koyamamaktayız. Bu durumda 3 ihtimal ortaya çıkmaktadır:<br><strong>1- Hz. İmam Mehdi (a.s) hiç evlenmemiştir.</strong><br><strong>2-Evlenmişlerdir ama çocukları yoktur.</strong><br><strong>3-Evlenmişlerdir ve çocukları vardır.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-79fbf59fdea80d01d6aba6e4aa0ebe62">1-İmam Mehdi (a.s) Hiç Evlenmemiştir</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2f3cb6acb979fc97eefa8cafe7fb705e">Birinci ihtimale göre, Hz. İmam Mehdi (a.s), Masum İmam olmasına rağmen İslam&#8217;ın önemli ilkelerinden bir tanesini terk etmiş olmaktadır ve İmam&#8217;ın böyle bir şeyi yapmış olması mümkün değildir ama bir başka açıdan bu meseleye bakıldığı zaman şu neticeye ulaşılmaktadır:<br> &#8220;Evlenmek önemli (mühim) bir mesele iken gaybet ise çok önemlidir (ehemdir), bu durumda mühimmi ehemme feda etmenin hiçbir sakıncası yoktur.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bd59e8dc828998b92df388911ed942a8">2-İmam Mehdi (a.s) Evlenmişlerdir ama Çocukları Yoktur</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7da8fe5ccc246865f0f627c1ecedeeab">İkinci ihtimale göre ise İmam, İslamın önemli ilkelerinden birisi olan evlilik ilkesini yerine getirmiş ama o Hazretin yerinin ve içinde bulunduğu durumun ortaya çıkmaması için çocukları olmamıştır. <br> Bu durumda da şu sıkıntı ile karşılaşılmaktadır:<br> &#8220;İmam&#8217;ın birisini kendisine eş olarak seçmiş olmaları durumunda İmam&#8217;ın eşinin ömrünün de tıpkı İmam&#8217;ın ömrü gibi uzun olması gerekir.&#8221;<br> Bunun böyle olduğuna dair elimizde hiçbir delil yoktur. <br>Eğer İmam&#8217;ın evlenmiş olduğu eşinin belli bir müddet sonra vefat ettiği ve İmam&#8217;ın bu şekilde İlahî emri yerine getirdiği ve eşinin ölümünden sonra da eşsiz ve çocuksuz yaşadığı durumu ortaya çıkmaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f1e261a38b18ab642f95400e4f3d7fa0">3-İmam Mehdi Evlenmişlerdir ve Çocukları Vardır</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ff28efe259aefed99a592034023fb12d">Üçüncü ihtimale göre ise İmam Mehdi (a.s) evlenmişlerdir ve çocuk ve torunları da vardır.<br> Bu ihtimal içinde kesin ve muhkem bir delil bulunmamaktadır, ayrıca İmam&#8217;ın çocuk ve torunları olacak olursa bunlardan birilerinin soylarının ve neseplerinin peşine düşme ihtimallerinin olmuş olması gaybet felsefesi ile çelişmektedir. <br> Bazı kimseler bir takım hadis ve duaları, bu üçüncü ihtimale delil olarak sunmaya çalışmış olsalar da onların ortaya koyduklarını delil olarak kabul etmek mümkün değildir.<br><strong>Çeşm Be Rah-e Mehdi s.251</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-356890427da9c1d265f07f8933969352">171-İmam Hasan Askeri&#8217;nin Vasiyetnamesi</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3bcc8c12bafa25ac9cd80a27cbb87af2"> İmam Hasan Askeri (a.s), oğlunu zalim hakim ve yöneticilerin tehlikesinden koruyabilmek için ona vasiyetinde yer vermedi ve gizli tuttu. İmam Hasan Askeri (a.s) bu hususta o kadar hassas ve dikkatliydi ki kimi zamanlar bir takım seçkin ashabına karşı da takiyye edip konuyu muğlak hale getiriyorlardı.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-54942891e028ce87cbf0654e85451c22">İbrahim b. İdris şöyle demiştir:<br> İmam Hasan Askeri (a.s) bana bir koyun göndermiş ve şöyle buyurmuşlardı: <br> &#8220;Bu koyun oğlumun akika kurbanıdır, onu kesip ailen ile birlikte yiyin.&#8221;<br>İmam&#8217;ın emrini yerine getirdikten bir müddet sonra huzurlarına müşerref olduğumda İmam, oğlunun dünyadan gittiğini buyurdular.<br> Bu olaydan sonra yine bir koyun göndermişlerdi ve yazmış oldukları mektupta şöyle buyuruyorlardı:<br> &#8220;Bu koyunu İmamın/Mevlan için akika et ve akrabalarınla birlikte birlikte yiyin.&#8221;<br> Bu olaydan sonra tekrar huzuruna müşerref oldum ama bu sefer hiçbir şey buyurmadılar.<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.22, İsbat-ul Hudat c.7 s.78, İsbat-ul Vasiyyet s.198</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c8f7f02279a852ef3eb0b5aab83a9940"> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) da vasiyetinde bu tür muhafazakarlık yapmış ve yerine 5 vasi tayin etmişlerdi ve onlar zamanın Abbasî halifesi Mansur, Medine Valisi Muhammed b. Selman, oğulları İmam Musa Kazım (a.s) ve Abdullah ile İmam Musa Kazım (a.s)&#8217;ın annesi Hamide Hatun idi.<br> <strong>El-Kâfi Kitabı El İşaret ve Nas Babı s.109</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e2998cbce0fd272c9bb6be6920c32725">172-İmam Mehdi&#8217;nin Babasına Cenaze Namazı Kılması</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6b96088c6ae3234c69997c11bf298aa6">Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) şehadetlerinden birkaç gün önce şiddetli bir halsizlik ve rahatsızlık içine girmişlerdi. Abbasi Halifesi durumdan haberdar olduğu zaman devletin üst düzey yöneticilerini bir grup tıbbi ekip ile birlikte İmam&#8217;ın evine gönderdi. Abbasi Halifesinin bunu yapmadaki gayesi İmam&#8217;ı tedavi etmenin yanında ortamı kontrol altına almak ve İmam&#8217;ın yerine geçecek kişi ile ilgili olarak şüpheli bir durumla karşılaşılması durumunda halifenin bilgilendirilmesi idi.<br><strong>Bihar-ul Envar c.50 s.328</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e11a1bb9e053cba8d1a60fb4794906ea">Nihayetinde Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) Hicri Kameri 260 yılının Rebiulevvel ayının 8. günü Samerra şehrinde Dünya&#8217;ya gözlerini kapadılar.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-97448abb3fe038b783ec7a158e17e5c0">Şeyh Mufid şöyle yazmıştır:<br> &#8220;Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) vefat haberi yayılınca Samerra şehri mateme girmiş ve bütün çarşı ve pazar yerleri kapatılmıştı. Haşimoğulları, Devlet görevlileri ve halk her taraftan akın akın İmam&#8217;ın evine gidiyorlardı, sanki kıyamet kopmuştu. İmam&#8217;ın cenaze işleri tamamlandıktan sonra Abbasi halifesi, Mutevekkil&#8217;in oğlu Ebu İsa&#8217;yı İmam&#8217;ın cenazesine namazı kılmakla görevlendirdi.<br> <strong>El-İrşad c.3 s.324, Usul-i Kafi c.1 s.505</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b0f6efb096ff247d4d4636f5351ca239">Bir başka rivayet ise şu şekildedir:<br> &#8220;Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) şehadetinden sonra cenaze işleri bitince İmam&#8217;ın kardeşi Cafer cenaze namazı kılmak için öne geçmişti ki topluluğun arasından çıkıp gelen bir çocuk, Cafer&#8217;i kenara iteleyip babasına cenaze namazı kıldılar.<br><strong>Kemal-ud Din s.475</strong><br>Bu iki rivayetten şunu anlamak mümkündür:<br> Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) cenazesine iki ayrı namaz kılınmıştır. Bunlardan bir tanesi toplu ve açıkça, diğeri ise gizli kılınmıştır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-484eb086dec494ad6c14b7eb0c3599c3">Ebul Edyan şöyle demiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin evine vardığım zaman cenazesinin kefenlenmiş olduğunu gördüm. Kardeşi Cafer, cenazeye namaz kılmak için öne geçti ama daha tekbir almadan bir çocuk çıkageldi ve Cafer&#8217;in elbisesinden tutup kenara çekti ve buyurdular:<br> &#8220;Amca! Sen kenara çekil! Babama cenaze namazı kılmaya senden daha çok liyakatliyim.&#8221;<br>Bunun üzerine Cafer, rengi kaçmış bir halde kenara çekildi.<br><strong>Kemal-ud Din s.475</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d94d7627d3a49908063a750618c579cc">Bu rivayetler, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s), babasının cenaze namazını İmam&#8217;ın evinde ve belirli kişilerle kıldığını ortaya koymaktadır; Mütevekkil&#8217;in oğlu olan Ebu İsa&#8217;nın İmam&#8217;a kıldırmış olduğu cenaze namazı ise resmi namaz olup İmam&#8217;ın kıldırmış olduğu namaz ile çelişir bir yönü yoktur.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-771f358875aebbbcc873c92071351fbd">173- Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Amcası (Cafer-i Kezzab) Yalancı Cafer</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a6b673a2d54cefd1386369908bfa53e8">Hz. İmam Ali Naki-Hadi&#8217;nin (a.s) Hasan (a.s), Hüseyin, Cafer, Muhammed ve Ali adlarında 5 oğlu vardı. Bu çocuklardan Cafer çok serkeşlik yaptığı için kendisine kezzab (yalancı) lakabı verilmiştir. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ff47c5b5e071a75a075a0d22eeec3d14">Hz. İmam Hadi (a.s), Cafer hakkında şöyle buyurmuştur:<br> &#8220;Cafer&#8217;den uzak durun! Kenan&#8217;ın Hz. Nuh (a.s) ile irtibatı ne ise Cafer&#8217;in de benimle olan ilişki ve irtibatı aynıdır.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-04f45e93373cb4b999520976fcf92f85">Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular:<br> &#8220;Benim ile Cafer&#8217;in durumu, Hz. Adem&#8217;in (as.) oğulları Habil ve Kabil&#8217;in durumu gibidir. Cafer beni öldürme imkanına sahip olmuş olsa idi kesinlikle öldürecekti ama Allah ona bu imkanı vermedi.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b9d323276b6b294f9a1c9367f152313f"> Cafer, imamet iddiasında bulunuyor ve babasından sonra İmam Hasan Askeri&#8217;nin değil, kendisinin İmam olduğunu söylüyordu. Öyle ki babasının irtihalinden sonra Abbasî Halifesinin yanına gitmiş ve şöyle demişti:<br> &#8220;Size 20.000 eşrefi göndereceğim ve karşılığında sizden, kardeşim Hasan&#8217;ı İmamet makamından azledip beni oturtmanızı rica ediyorum.&#8221;<br>Halife dedi:<br> &#8220;Sen çok ahmak birisin! İmamet, bizim elimizde olsa idi onu kendimize alırdık. İmam&#8217;ın kim olduğunu teşhis edebilenler ve Şialar, babandan ve kardeşinden görmüş oldukları mucizeleri senden görecek olurlarsa seni kendilerine İmam karar kılarlar. Bu durumda bizim yardımımıza ihtiyacın olmamış olur. Aksi durumda hiçbir zaman sana iman etmeyeceklerdir. <br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.322</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1f8fc12c92113dd180a1cc9ba41ce53f">174- Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Amcası (Cafer-i Kezzab) Yalancı Cafer</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a4f0595fec05168a1a82758a330ce1c4"> Cafer&#8217;in Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin imameti döneminde çıkarmış olduğu fitneler hiçbir sonuç vermedi ise de kardeşinin şehadetinden sonra yeniden sahneye çıktı ve kardeşinden sonra kendisinin İmam olduğunu iddia etti.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-610e29a2cb7af7ddfc5f5c540fbd48ff">Hz. İmam Hasan Askeri (a.s), insanların şüphe ve ikileme düşmesine ve Cafer&#8217;in, Hz. İmam Mehdi&#8217;ye çıkaracağı sorun ve sıkıntılara engel olabilmek için hayatının son anlarında Ebul Edyan adındaki ashabını çağırtıp kendisine şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Şu bir kaç tane mektubu alıp Medain şehrine götür ve şu kişilere ver. Mektupların cevabını alıp ayın 15. günü Samerra&#8217;ya geldiğin zaman benim evimden ağlama sesleri duyacak ve benim Dünya&#8217;dan gittiğimi anlayacaksın.&#8221;<br><strong> Ebul Edyan arz etti: <br></strong> &#8220;Canım size feda olsun! Sizin sözleriniz, şüphesiz ki hak ve doğrudur, buyurduğunuz gibi de olacaktır. Fakat sizden sonraki İmam kimdir?&#8221; <br><strong> İmam Hasan Askeri (a.s) buyurdular:<br></strong> &#8220;Yazmış olduğum bu mektupların cevabını senden isteyecek kimse İmamdır.&#8221; <br><strong>Ebul Edyan:</strong> &#8220;Sizden sonraki İmam&#8217;ın başka nişanesi nedir?&#8221;<br><strong>İmam buyurdular: </strong>&#8220;Benim cenazeme namaz kılacak kimse İmam&#8217;dır.&#8221;<br><strong>Ebul Edyan: </strong> &#8220;Sizden sonraki İmam&#8217;ın başka nişanesi nedir?&#8221;<br><strong>İmam buyurdular:</strong> &#8220;Keselerin içindeki altınlardan haber verir.&#8221;<br><strong>Ebul Edyan diyor ki:</strong> &#8220;İmam&#8217;ın ubuhetinin altında kalmıştım keselerden maksadının ne oduğunu soramadan kalkıp mektupları alıp İmam Hasan Askeri (a.s) ile vedalaştım ve Medain&#8217;e doğru yola çıktım.&#8221;<br>Mektupları sahiplerine verdim ve cevapların aldıktan sonra Samerra&#8217;ya geri döndüm. İmam&#8217;ın evine varmıştım ki feryat ve ağlama sesleri duydum ve İmam&#8217;ın Dünya&#8217;dan gittiğini anladım. <br> Bir grup insan Cafer-i Kezzab&#8217;ın etrafına toplanmış hem tebrik ediyorlar hem de başsağlığı veriyorlardı. <strong>Birisi Cafer-i Kezzab&#8217;ın yanına geldi ve dedi: </strong><br> &#8220;Kardeşinizin cenazesine gusül verildi buyurun, cenazeye namaz kılın. Cafer yerinden kalktı ve bir grup insanda ona eşlik ediyordu. <br> <strong>Kendi kendime dedim:</strong> &#8220;Dinsiz birisi insanlara İmam olacaksa bu, bu dinin başından beri boş olduğunu gösterir. Çünkü ben Cafer-i Kezzab&#8217;ı çok iyi tanıyordum, müptezel bir hayatı vardı, zevk ve sefa düşkünü idi, şarap içiyordu.&#8221; <br>Olayın nereye varacağını görmek için bende Cafer&#8217;in peşi sıra yürümeye başladım.&#8221; <br> Cenazenin yanına geldik, Cafer önde durdu ve onunla birlikte gelenler ise arkasında saf tuttular. <br>Kendi kendime iş buraya kadarmış dedim o esnada odada asılı olan beyaz bir perde vardı, aralandı ve nuranî bir çocuk göründü, Cafer&#8217;in elbisesinden tutup çekti ve buyurdular:<br><strong> &#8220;Amca kenara çekil! Babamın cenazesine namaz kılmaya ben, senden daha çok liyakatliyim.&#8221; <br></strong>Cafer donup kalmıştı, hiçbir şey diyemeden kenara çekildi.<br> O çocuk cenazeye namaz kıldıktan sonra giderken bana buyurdular: <br><strong>&#8220;Mektupların cevaplarını ver.&#8221;<br></strong> Allah&#8217;a hamd ve şükürler ettim çünkü Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) kendisinden sonraki İmam için buyurmuş olduğu nişanelerden iki tanesi zahir olmuştu. <br>Sonra Cafer&#8217;in yanına geldim ve o çocuğun kim olduğunu sordum.<br>Dedi: &#8220;Ben, ne onu önceden görmüştüm ne de tanıyorum.&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.322</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b717de50f420f513e3d12e7f31bab673">175-Kum Şehrinden Gelenler ve Cafer-i Kezzab</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0b00cf06bfa51ad8ab31c2c48db6e0cb">Ebu Edyan şöyle demiştir:<br> Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) şehadetinden bir gün sonra Kum şehrinden gelen bir grup insanı gördüm. 11. İmam&#8217;ın Dünya&#8217;dan gittiğini öğrenmiş ve onun yerine geçen Allah&#8217;ın Hüccetinin kim olduğunu soruyorlardı. Bazı kimseler, Cafer&#8217;in İmam olduğunu söyleyip ona yönlendirdiler.<br> Kum şehrinden gelen bu kimseler Cafer&#8217;in yanına gelip selam verdikten sonra şöyle dediler:<br> &#8220;İmam&#8217;a ait olan çok büyük meblağda para getirmişiz.&#8221;<br>Cafer onların getirmiş olduğu paraların alınmasını emretti ama onlar şöyle söylediler:<br> &#8220;Bizler Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin huzuruna vardığımız ve para getirdiğimiz zaman İmam paranın sahiplerinin adlarını, ne kadarının dinar ve ne kadarının dirhem olduğunu sahiplerinin adı ile birlikte bize buyuruyorlardı. Eğer siz, o Hazret&#8217;ten sonraki İmam iseniz getirdiğimiz paraların türünü, ne kadar olduğunu ve sahiplerinin adlarını söyleyin ki size teslim edelim.&#8221;<br> Cafer dedi:<br> &#8220;İnsanlar benden gaybtan haber vermemi istiyorlar, kardeşim gaybtan haber mi veriyordu?&#8221;<br>Kum ehli bunları duyunca parayı kendisine vermekten imtina ettiler.<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.322</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-29ab4b255fa6fd2dc5560bb54651ac54">176-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Yakalanma Emri</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-89ab6bd8bf2f51d62e0463da55cccce6">Cafer-i Kezzab, Abbasi Halifesi Mu&#8217;tamad&#8217;ın yanına gitti ve şöyle dedi:<br> &#8220;Kardeşim Hasan Askeri&#8217;nin bir oğlu vardır ve gelip babasının cenazesine namaz kıldı.&#8221;<br>Bunun üzerine Mu&#8217;tamad, Raik adındaki birisinin komutası altında İmam&#8217;ın evine yüz kişilik bir görevli birliği gönderdi. Bunlara hiç kimseden içeri girme izni almadan içeri girip bütün her tarafı aramalarını emretti. <br> Raik, emrindeki askerler ile birlikte İmam Hasan Askeri&#8217;nin evine baskın yapıp her tarafı aradıktan sonra beyaz perdenin asılı olduğu odaya girdiler. Perdeyi araladıklarında karşılarında bir deniz ve denizin üzerinde de bir çocuğun seccadesini açıp namaz kıldığını gördüler.<br> Raik, görevlilerden birine, gidip o çocuğu yakalamasını emretti ama o görevli ayağını atar atmaz suya battı ve boğuldu. Ardından bir başka görevliye gitmesini emretti ve o da ayağını atar atmaz suya battı, bağırarak yardım istedi ve onu kurtardılar. <br> O çocuk tam bir vakar içerisinde namazını bitirdikten sonra o görevlilerin gözlerinin önünden geçerek odadan çıktı.<br> Bütün herkes kuruyup-donup kalmıştı ve hiç bir kimse Hz. Hüccet b. Hasan İmam Mehdi&#8217;ye en küçük bir zarar dahi veremedi. Bu andan itibaren Hz. İmam Mehdi (a.s) gaybete çekildiler ve Gaybet-i Suğra (küçük gaybet) başlamış oldu.<br> <strong>Bihar-ul Envar c.51 s.322, Mecalis-us Seniyye c.5 s.728</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5ae21a02cf6091eac3af42a0f5e402f3">179-Cafer-i Kezzab</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8b0f5fe29e2a36ef2273ca699a53fab9">İmam Hasan Askeri&#8217;nin kardeşi olan Cafer, babasının ve kardeşinin aksi bir hayatın içinde idi. Hz. İmam Ali Naki-Hadi&#8217;nin (a.s) Cafer hakkında ashabından bazılarına şöyle buyurdukları rivayet olunmuştur: <br> &#8220;Oğlum Cafer&#8217;den uzak durun çünkü onun benim yanımdaki yeri, Hz. Nuh&#8217;un (a.s) oğlunun, babasının yanındaki yeri gibidir.&#8221;<br> <strong>Siret-ul Eimmet-ul İsna Eşer c.2 s.537, Haşim Huseynî</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-28c5b71f1033fab549ef4b43193db135">Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin şehadetinden sonra birçok yanlış işler yapmıştır, onlardan bir tanesi O Hazret&#8217;in cenazesine namaz kılmaya yeltenmesidir ki Hz. İmam Mehdi (a.s) elbisesinden tutup kenara çekmiş ve şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Amca, kenara çekil! Babama namaz kılmaya ben senden daha çok liyakatliyim.&#8221;<br><strong>Usul-u Kâfi c.1 s.505, Kemal-ud Din c.2 s.475</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ccf57ab778523e04c314c2530ee3e02b">Başka bir işi de, hem Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) değil kendisinin İmam olduğunu iddia etmiş ve hem de o Hazret&#8217;in şehadetinden sonra da İmam olduğunu iddia etmiş olmasıdır. Bu yalan iddialardan dolayı da tarihte Cafer-i Kezzab (Yalancı Cafer) olarak meşhur olmuştur.<br> Cafer&#8217;in yapmış olduğu bir diğer iş ise İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) mallarına el koymak istemesidir. Cafer kardeşinin varisi olmadığını tek varisin kendisi olduğunu söylüyordu ve Abbasi yönetimi de onun bu iddiası üzerine İmam&#8217;ın mallarının tamamını sahiplenmesine izin vermişti. <br> <strong>Usul-u Kâfi c.1 s.505</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5be5cc5e6bf668d6c9c5ab08f74954dd">Ayrıca yönetimi, Hz. İmam Mehdi&#8217;yi yakalamaları için tahrik ediyordu. <br> Hz. İmam Mehdi (a.s) Şialarından Muhammed b. Osman b. Said Ömerî&#8217;ye yazmış oldukları bir mektupta amcası Cafer&#8217;in ve oğullarının sonunda Hz. Yusuf&#8217;un (a.s) kardeşleri gibi tevbe ettiklerini buyurmuşlardır.<br><strong>Usul-u Kâfi c.1 s.176</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center">İmamet Hidayet Yıldızıdır</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cb10278538efd958250ec300ce39c7f0">178/179/180/181-Tarih, Kelam, İlmi ve Akıl Bakımından Dünya&#8217;nın Geleceği Aydınlıktır</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b6701c27e7ad99237e3170e87c69dce0">1-Dünya faciaya doğru gitmesine rağmen önümüzde parlak bir gelecekte vardır. Bunun delili ve isbatı da insanın tekamül yolunda ilerlemesidir çünkü toplum ilim ve fenden tutun refah ve imkanlarına kadar bütün her alanda ilerlemektedir. Bu durum, tekamül sevgisinin insanın özünde var olduğunu; maddi tekamüle doğru ilerlerken manevi tekamüle doğru da ilerlemektedir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d48ab28db53f903512dd6f972c06e003">2-Bu aleme hakim olan ve akıllara durgunluk veren düzen, bu dünyanın herhangi bir boyutunda meydana gelecek sapmanın/düzensizliğin birçok facianın meydana gelmesine sebep olacağını ortaya koymaktadır. Eğer insan beyninde küçük bir hücre iş yapmayacak olursa yada yeryüzü ile güneşin arasında hakim olan düzende çok küçük bir bozukluğun olması durumunda ne kadar büyük faciaların meydana geleceğini düşünmek bile çok zor ve çetin bir iştir. Buna göre bütünün çok küçük bir uzvu olan insanın isteyerek veya istemeyerek dahi olsa varlık aleminin düzenine teslim ve tabi olması ve her türlü karışıklık çıkarıp düzene karşı gelmekten içtinap edip uzak durması gerekir. Eğer böyle olacak olursa varlık alemine hakim olan düzen bizleri gelecekte doğru ve sahih bir toplumsal düzene kesinlikle götürecektir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-84886a3381b2e61eb87c55ef30055fef">3-Etki ve tepki/amel ve aksulamel ilkesini hatırlayalım. Meydana gelmiş ve kabul edilen temel toplumsal olaylar-hadiseler ve toplumlarda meydana gelmiş olan temel değişimler önceden yapılmış olan baskı ve zorbalıklardan dolayı meydana gelmiştir. Bu temel ilke bizlere şunu söylemektedir:<br> &#8220;Günümüz dünyasında meydana gelen baskılar, zulümler, savaşlar, haksızlık ve adaletsizlikler sonunda açıkça karşılığını bulacak ve günümüze hakim olan toplumsal düzeni yıkacak, yerine yeni bir beşeri düzen meydana getirecek ve bu düzende insanlar adaletin lezzetini tadacaklardır.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2074c26523196b3033779914c75d58ba">4-Toplumun olmazsa olmaz gereksinimlerinden bir tanesi ise insan hayatının ihtiyaç duyulan ve olması gereken bir seviyeye gelmesi gerektiğinin hissedilmesidir. Mesela günümüzde ulaşım ve nakliye araçlarının olması o kadar önemli ve hassas bir hale gelmiştir ki insanlar, trafik kurallarının şart ve olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduklarını anlamış ve kabullenmişlerdir. Burada da olduğu gibi bir gün insanlar, bütün Dünya&#8217;ya hakim olan zulüm, baskı, haksızlık ve silahlanma yarışmasından bıkıp Dünya&#8217;nın tamamına hakim olacak adaletli ve emniyetli bir yönetimin zaruretine inanıp kabulleneceklerdir. İşte o zaman bu değişim, dönüşüm ve inkılabın olması kaçınılmaz olacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0db206b9fa082ee48928c1df92883a0e">182- Hz. İmam Mehdi&#8217;nin İmamet ve Liderliği ve İslamî Kaynaklar</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1db9c3955d8bd3123b55728474b73735"><strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhuruna, imamet ve liderliğine iman etme meselesi hangi İslamî kaynaklarda açıklanmıştır?</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d68bd8a99f8899aa929cc502e16ca0d1"> Toplumun imam ve liderinin olması konusu, İslam dininin temel ilkelerinden bir tanesi olup Kur&#8217;anî öğretilerdendir. Bakara Suresinin 124. ayet-i kerimesinde Hz. İbrahim&#8217;in (a.s) bir takım ağır imtihanlarla sınandıktan sonra kendisine imamet makamı verildiği buyrulmuştur.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bd2e342c420f9a0ca4adcff35cc5fa9c">Şia ve Sünni kaynaklarında nakledilmiş olan mütevatir hadislerde ise imamet makamı, Allah tarafından İslam&#8217;ın Aziz Peygamberi&#8217;nin pak ve mutahhar Ehlibeytine verilmiş ve onlarla sınırlandırılmıştır. Bu İlahî takdire göre İslam Peygamberinin Ehlibeytinden masumluk ve ilim özellikleri gibi bir takım özelliklere sahip olanlar her dönem için insanların imamlık ve liderlik makamına seçilmişlerdir. Ancak böyle bir kişi Allah&#8217;ın Hücceti, Kur&#8217;an&#8217;ın dengi, insanlara yol gösteren ve din ve şeriatın koruyucusu olabilir. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c4f2699d4f582bc16981afa96f60df8a">İmamet, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) döneminden günümüze kadar olan ve Dünya&#8217;nın sonuna kadar olacak olan temel bir kural ve ilkedir. İmamet, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin izzet bahşeden zuhuru ile ve Dünya&#8217;ya hakim olacak olan tek bir adalet düzeni ile zahiri anlamda zirve noktaya ulaşacak ve o Hazretin zuhuru ile bütün istidatlar ortaya çıkacak, beşerin fikrî tekamülü en son haddine ulaşacak ve yer ve gökteki bütün nimetlerin ortaya çıkması ile Dünya hak, adalet, eşitlik, hayır ve bereket ile dolacaktır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-22f48a11895816334902261bf3252b5f">İslamî öğretiler, kurulacak olan yeni Dünya düzeninde adalet ve tevhidin hakimiyetini ortaya koymaktadır. Bu hakikat, Kur&#8217;an&#8217;ın bazı surelerinde buyrulmasının yanında, Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) elimize ulaşmış olan yüzlerce hadiste de beyan buyrulmuştur. Bu öğretilerde Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) soyundan; Hz. İmam Ali (a.s) ve Hz. Fatime&#8217;nin (s.a) evladı olduğu ve zuhuru ile Dünya&#8217;ya hak, adalet ve emniyetin hakim olacağı buyrulmuştur.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b84e94c54ebc0ef42127509672be99a4">Söylenmiş olunan İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhuruna inanmak, İslam&#8217;ın ilk dönemlerinde ki naslarda beyan olunmuş ve Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) elimize ulaşmış olan mutevatir hadislerde de bu mübarek ve kutsal olayın haberi verilmiş ve o Hazretin ümmetinden o günü beklemelerini istemişlerdir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-54e9458848aa26899b62e5032988283f">Zuhur meselesi, İslam dininin bütün Dünya&#8217;ya hakim olacağı yönünde verilmiş olan müjdelerden istinbat olmuş olsa da bunun anlamı yalnızca hadislerin mazmunundan anlaşılan ve elde edilen bir şey olduğuna delalet etmez çünkü var olan nasların tamamı zuhur meselesini en açık şekilde ortaya koymaktadır. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-138cfc05248efe4cb5d5036e6812730b">Zuhur inancını ortaya çıkaran şeyin, nas ve hadislerin kendisinin olduğunun anlaşılması ve açığa çıkması bizleri şu hakikate de götürmektedir: <br> &#8220;Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) sonra meydana gelmiş olan tarihi olaylarda bu inancın umumi olarak yayılmasında önemli rol oynamıştır çünkü bu inancın ortaya çıkmasının başlangıç noktası, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) kendi dönemidir ve bu hususta var olan hadislerin sayısı 1000 hadisin üzerindedir ki tefsir, hadis, tarih ve diğer kitaplarda mevcuttur. Bu sebepten dolayı da Sünni mektebinin önde gelen büyük alimleri zuhur konusunda müstakil kitaplar yazmışlardır.&#8221;<br> 12 asır önce yazılmış olan kitaplar, en büyük İslamî ilim merkezleri tarafından yazılmış ve bu kitaplarda Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) bizzat kendisinin Hz. İmam Mehdi&#8217;nin zuhurunu müjdeledikleri, Peygamberin ashabı, tabiin ve tabiinden sonra gelen kesimler tarafından haber verilmiştir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a4cee02b7315e9b0173ab5ba7dcbcb83">183-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Hakkaniyyeti</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c1961f5851747a645d6489c03856c97c">Merhum Hacı Mirza Zeynelabidin Şirvanî Bostanî, Seyahat kitabının 539. sayfasında şöyle yazmışlardır:<br> Hz. Vahib-ul Etaya (Allahu Teala), Hz. İmam Mehdi&#8217;ye tıpkı Hz. Yahya&#8217;ya (a.s) verdiği gibi daha çocuk iken hükümet vermiş ve küçük yaşta bütün yaratılmışların İmamı karar kılmıştır ve tıpkı Hz. İsa (a.s) gibi çocukken en yüksek makama çıkarmıştır. Şaşırtıcı olan Hz. Hızır&#8217;ın, Hz. İlyas&#8217;ın, Deccal&#8217;in ve Şeytan&#8217;ın yaşadığına inanan kimselerin, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin yaşadığını inkar etmeleridir. Oysa Hz. İmam Mehdi (a.s) önceki Peygamberlerden daha üstündür, nitekim o, mutlak Risalet ve Velayet sahibinin oğludur.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-34ca06baee40db27e70dceee0a449827"> Bundan daha şaşırtıcı olan ise şudur: <br> &#8220;Kendilerini ileri görüşlü ve ilim sahibi gören bir takım sofiler, Hindistan&#8217;da yaşayan bir takım Cuki, Murtaz ve Berhemnilerin az ve basit şeyler yiyip, nefislerine hakim olarak binlerce yıl yaşadıklarına iddia etmelerine  rağmen Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) varlığını inkar etmektedirler.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-28f83ae9431c12fa5fb965bf9c718672">Ben diyorum ki: &#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) varlığını inkar etmek, Allahu Teala&#8217;yı inkar etmektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-96dc4d9e5e67b55f31a2ea0a1b341851">184-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Zuhuruna İnanmak ve Mehdeviyyet İddiasında bulunanların Ortaya Çıkması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eed7babbe18a7faae26e08bfdff4472d">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin/Kurtarıcının (a.s) geleceğine inanmak, her zaman Mehdeviyyetcilerin doğmasına sebep olmuştur ama bir takım kimseler bu durumu Mehdeviyyet inancını ortadan kaldırmak için kullanmışlardır.<strong> Acaba bu insanların, Mehdeviyyet inancını ortadan kaldırmak için yapmış oldukları bu işleri kabullenebilmek mümkün müdür?</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-aefda38133bf3981ad57033d6493ac81">Bunu hiçbir şekilde kabul etmek mümkün değildir çünkü Mehdeviyyet inancının bir takım çekip uzatmalarla kabul edilmesi her alandaki doğru görüşlerin reddedilmesini beraberinde getirir ama bu güne kadar sayısız kimsenin İlahlık iddiasında yada kendilerini Allah&#8217;ın mahzarı, Allah ile birlikte kendisini muttahit ve Allah&#8217;ın kendilerinin özünde olduğunu iddia etmelerinin, Allah&#8217;a inanmaya hiçbir zarar vermediği gibi birilerinin de çıkarak Mehdeviyyet hakkında hakikatten uzak şeyleri söylemelerinin, hakikat olan Mehdeviyyet&#8217;e zarar verebilmesi mümkün değildir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cd5ac544200647797859b5752ffe5916"> Yine tarih boyunca bir çok kezzabın (yalancının) ortaya çıkıp Peygamberlik iddiasında bulunarak insanları saptırıp yoldan çıkartmalarının da Nübüvvet ilkesine hiçbir zararı olmamıştır. Her fikir ve düşüncede bu tür yaklaşımlar az yada çok meydana gelmektedir ama bu fikirlerin meydana gelmiş olması ana düşünceye hiçbir zaman zarar verememiştir. <br> Kısacası güzel ve cazibe anlamı olan her bir isim ve kelime, zıt anlamında kullanılacak olursa, mesela:<br>Bir haine emin, bir cahile alim, bir zalime adil, bir fasıka muttaki, denilecek olursa bunların hiçbirinin adil, emin, alim ve muttaki olanlara zarar verebilmesi mümkün değildir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c9574a2a1f4e6efda545ab45805d76ed"> 185-İçtimaî, İktisadî ve Siyasî Unsurların Dinî Tefekküratın Meydana Gelmesindeki Rolü</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-10771e7367342e64c1997075e5786bd4"> Dinî olmayan dünyevi görüş ve ideolojilerin tamamına göre meydana gelen bütün olayların tarih ve madde ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir ama dinî olan Dünya görüşü ve ideolojisine göre asıl olan şey vahiy, Peygamberlerin daveti ve insan fıtratının idrak etmiş olduklarıdır ki bunlara akıl, fıtrat, vahiy ve nübüvvetin hidayeti denilmektedir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-21af05d9b8f23ae854125ef30d646b51"> Dine göre meydana gelmiş ve ortaya çıkmış olan sapık yolların tamamı, madde ve tarihin ürünü ve insanın şahsi başkaldırışının; toplumsal kültür ve eğitiminin eksik ve natamam olmasının mahsulüdür. Ama buna karşılık dinî öğretilerin tamamı insan fıtratının özünde olan vahiy ve nübüvvetten kaynaklanmaktadır. Tarihin/zamanın geride kalmasının, beşerin sahip olduğu ilmin ve dünyevî (maddi) sebeplerin dinî öğretileri vücuda getirmesi mümkün değildir. Aksine ahiret hayatına Peygamberlerin risaletine ve İmamların imametine inanmak, tamamen insan aklının ve fıtratının ve Allah&#8217;tan gelmiş olan vahyin ortaya çıkardığı hak itikat ve inançtır.<br> Buna göre Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhur edeceğine olan itikat ve inancın meydana gelmesinde hiçbir toplumsal, siyasi ve iktisadi unsurun zerre kadar etkisi olmamıştır ve olmayacaktır. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7b718e601eba8610a1b2bc0efc42551e"> Bu inancı; Peygamberlerin, İlahî kitapların, Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a), Emirelmuminin Hz. İmam Ali&#8217;nin ve diğer 11 İmam&#8217;ın (a.s) buyurmuş oldukları sözler meydana ve vücuda getirmiştir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-33382a4d01aaa33bbf7500466b94e957"> Mehdeviyyet iddiasında bulunan yalancılar makamperestliklerinden ve siyasi hedeflerinden/maksatlarından dolayı böyle bir iddiada bulunmuşlarsa da bu yalancıların iddialarının kaynaklandığı ana sebepleri incelediğimiz zaman onları bu tür iddialarda bulunmaya iten şeyin çok önemli bir tahrifat fikri ve düşüncesinin olduğunu görmekteyiz. Allahu Teala&#8217;ya inanma ilkesinde de durum aynen böyledir. İnsanların kalbinde Allahu Teala&#8217;ya inanma ve itaat etme hakikati olmasına rağmen bir takım insanlar tarih boyunca ortaya çıkmış ve İlahlık iddiasında bulundukları gibi bir diğer kesim ise Peygamber olduklarını iddia etmişlerdir. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4c6b6c54cc0770110f1c4b06f1f6a2ca">Mehdeviyyet konusunu, İslam&#8217;ın Aziz Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a) tebliğ etmişti ve o Hazret&#8217;in ashabı, bunu bizzat o Hazret&#8217;in ağzından işitip insanlara aktarmışlardır bu yüzden bir takım kimseler, kendi muhtelif siyasi amaç ve hedeflerine ulaşabilmek için Mehdeviyyet&#8217;i kullanmış ve ondan suistifade etmişlerdir.<br> Eğer Mehdeviyyet meselesinin hakikati olmamış olsa idi bir takım kimseler onu tahrif edebilmek için bu kadar çırpınıp durmazlardı. Ama birilerinin Mehdeviyyet meselesini kendi çirkin ve alçak gayelerine ulaşmada kullanabilmek için bu kadar çırpınıp durmaları, bunun hak ve herkesin rahatlıkla kabul edebileceği bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cbb4b2637d06ff5440f9cae3fe4a6337">Tevhid inancının kahramanı Hz. İbrahim&#8217;in (a.s) olaylardan istifade ederek insanlara Allah&#8217;ı tanıtmış olduğu gibi olayların, insanları hakikate hidayet etmesi mümkündür.<br> Hz. İbrahim (a.s) akşam yıldızı gördüğü zaman, &#8220;Benim Rabbim budur&#8221; dedi ancak yıldız batıp görünmez olunca şöyle söylemiştir:  &#8220;Ben batıp yok olanları sevmiyorum.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cf06256c3d8f91e470a2d4dc0cdc8f1c">فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ الَّيْلُ رَاٰ كَوْكَبًاۚ قَالَ هٰذَا رَبّ۪يۚ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ<br><strong>Enam Suresi 76. Ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cfda37975831f6ad3d6afb9e33445be4"> Hz. İbrahim (a.s), yıldızın doğup batma olayını kullanarak insanlara yıldızın Rab olamayacağını öğretiyordu.  Daha sonra Ay&#8217;ın doğup battığını insanlara göstererek, Ay&#8217;ın da Rab olamayacağını öğretiyordu. Daha sonra Güneş&#8217;in de doğup battığını insanlara gösteriyor ve insanlara Güneş&#8217;in de Rab ve İlah olamayacağını ortaya koyuyordu.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0dc46c5772e1c731895553545547e34a"> Hz. İbrahim (a.s) bu şekilde şirk dolu inançlardan teberri ederek insanları, Alemlerin Yaratıcısı olan Allah&#8217;a hidayet etmiştir. Buna göre, olayların insanı/insanları hakikate ulaştırması mümkündür ama inancın hakikatlerinin olayların mahsulü olması mümkün değildir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2191b5a1abac4ff63939c073a422d974"> Zamanın geçmesi ve ilerlemesinin, insanların Hz. İmam Ali&#8217;ye ve evlatlarına olan inançlarının güçlenmesine ve Şia inancının yayılmasına sebep olduğu doğrudur. Ama birileri çıkıp da &#8220;Şialık ve Mehdeviyyet zamanın ilerlemesi ile meydana gelmiş ve yayılmıştır&#8221; diyecek olursa bu doğru ve hak söz değildir. Çünkü önceden söylemiş olduğumuz bir çok delil, bu iddianın yalan ve iftira olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-db6937cdc5ef3b94eec5b8f418f7009c">12 İmam (a.s) hakkında var olan ve tamamını Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) buyurmuş olduğu bilgilerin tamamının uydurma olduğunu hiç kimse söyleyemez çünkü bu sözlerin tamamı hem mutevatir hadislerdir ve hem de Ehlibeyt İmamlarına ve onların mekteplerine delalet ettiğine dair çok sayıda karine vardır. <br> Hz. Peygamber&#8217;in vermiş oldukları bu haberler, tıpkı Hz. Ammar b. Yasir&#8217;in (r.a) şehadeti hakkında vermiş oldukları şu haber gibidir:<br> &#8220;Ey Ammar! Seni zalim ve haktan çıkmış bir topluluk öldürecektir.&#8221;<br> <strong>Bihar-ul Envar c.18 s.129</strong><br> Bu hadisin, Muaviye ve Ordusunun, Hz. Ammar&#8217;ı (r.a) Sıffın Savaşında şehid etmesinden sonra söylendiğini hiç kimse iddia edemez. Çünkü Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) ashabı, Hz. Ammar (r.a) hakkında olan bu hadisi bu savaştan yıllar önce anlatıp naklediyorlardı.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-198ba5ab1a5f18c6a2b3708a4c3864d8">12 İmam&#8217;ın (a.s) İmamet meselesi de aynen bu şekildedir ve imamet meselesini Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) Hz. İmam Ali (a.s), Hz. İmam Hasan (a.s) ve Hz. İmam Hüseyin (a.s) nakletmişlerdir.<br> Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Benden sonra İmamların sayısı 12&#8217;dir ve onların ilki Ali b. Ebu Talib&#8217;tir, sonuncunun adı ise benim adımdır.&#8221;<br> <strong><strong>Bihar-ul Envar c.36 s.368-386</strong></strong><br>Bu olay Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) buyurmuş oldukları gibi gerçekleşmiştir ve hakikat bu iken bu hadislerin uydurma olduklarını söylemek kimin haddinedir?</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ec02a249295e216d36b1c7bdf2b6cca6">186-Dünya&#8217;nın Kurtarıcısı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c7923f2814148c3152b559cd4bc3c30d">Allame Tabatabai şöyle yazmıştır:<br> &#8220;İnsanoğlu yeryüzünde yaşamaya başladığı günden itibaren her daim saadete en yakın olan bir toplumsal hayatın olmasını arzulamıştır ve böyle bir günün geleceğini umut ederek adımlar atmıştır. İnsanoğlunun bu arzusu gerçeklemeyecek bir şey olsa idi, bunun insanın özünde olması ve bunun gerçekleşmesi için çalışması mümkün olmayacaktı. Çünkü yiyecek olmamış olsa idi, açlıkta olmayacaktı; su olmayacak olsa idi susamada olmayacaktı. Bu sebepten dolayı, Dünya&#8217;nın bir gün hak, adalet, barış ve huzur ile dolması ve insanoğlunun böyle bir Dünya&#8217;da yaşayıp kemal ve fazilet içinde yüzmesi kaçınılmaz bir zarurettir. Böyle bir dünya elbette ki insanların kendi elleri ile kurulacaktır ve beşeri dünyayı kurtaracak kimse de hadislerde haber verilen Hz. İmam Mehdi&#8217;dir (a.s).<br><strong>İslam&#8217;da Şia s.220</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4bfe40a60ff25563dbea1b7a2f3af4b7">187-Nas ve Mucize</h3>



<p>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) İmameti, hem nas hem de mucize yolu ile sabit olmuş ve ispatlanmıştır.</p>



<h4 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-91c208fb136c848dc5b5f5239c1df2e7">Nas</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c0b3f8db4d63b52d71137397cc20c50c">Şeyh Saduk, Kemal-ud Din kitabında sahih senetlerle Yusuf b. Abdurrahman&#8217;dan şöyle nakletmiştir:<br>Yusuf b. Abdurrahman dedi:<br> &#8220;Hz. İmam Musa Kazım&#8217;ın (a.s) huzuruna gittim ve arz ettim:<br> &#8220;Ey Allah Resulü&#8217;nün oğlu! Hak üzere kıyam edecek olan siz misiniz?&#8221;<br>Buyurdular: <br> &#8220;Ben de Kaim bil Hakk&#8217;ım ama Dünya&#8217;yı zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi onu, Allah&#8217;ın düşmanlarından temizleyip hak, adalet ve eşitlikle dolduracak olan Kaim, benim beşinci oğlumdur. Onun uzun bir gaybet dönemi olacaktır çünkü canından korkmaktadır.&#8221;<br> Onun gaybette olduğu bir dönemde insanların bir kesimi haktan çıkacak, diğer bir kesimi ise hakta sabit kalacaklardır. Bizim Mehdimizin gaybet döneminde bizim velayet ipimize sarılıp, bizim sevgimizden kopmayan ve düşmanlarımızdan bizar olan Şialarımız ne de bahtiyardırlar. Onlar, bizden ve biz de onlardanız.<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.361</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2aa59d2e97c5234488e7218c9dbfea98"><strong>Kemal-ud Din kitabının 376, 381 ve 409. sayfalarında olan diğer naslara müracaat edilebilinir. Ayrıca Şeyh Ali b. Muhammed b. Ali El Haraz Kummî, Kifayet&#8217;ul Eser fin Nessi Ela Eimmet-il İsna Eşer kitabında Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) İmametine açıkça delalet eden 170 hadis nakletmişlerdir ki bu hadisleri, Şia ve Sünni kaynaklarından alınmıştır.</strong></p>



<h4 class="wp-block-heading">Mucize</h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-afb8b34c653a9504a0949de4fc865a15">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) mucize ve kerametleri o Hazret&#8217;in İmametinin delil ve ispatıdır. Ali b. Muhammed Samiri&#8217;den şöyle nakledilmiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;ye Mektup yazdım ve kendisinden kefen istedim, mektubumun cevabında şöyle yazmışlardır:<br> &#8220;80 (veya 81) yılında ona ihtiyacın olacaktır.&#8221;<br>Ali b. Muhammed Samiri, İmam&#8217;ın buyurmuş oldukları yılda vefat etti ve vefat etmeden önce bir ay kendisine istemiş olduğu kefen gönderilmişti. <br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.501</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f2f5bdb1b21ce235243118d43b2ad8ea">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin apaçık mucizelerinden bir tanesi de insanların o Hazret vesilesi ile hacetlerine ulaşmalarıdır. Dermansız hastalıklara müptela olan hastalar, Cemkeran Mescidinde o Hazret&#8217;ten hacetlerini almışlardır. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0ecbae8e56ccebc5ebb36f3f4950be65"> Şeyh Saduk, Kemal-ud Din kitabında; Allame Meclisi, Bihar-ul Envar kitabında ve Mirza Hüseyin Nuri, Necm-us Sakıb kitabında bu mucizelerin bir kısmını nakletmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-30244d09068f17929d6b62b80eca76aa">188-İmam Mehdi&#8217;nin Varlığının İspatı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2f711ef4b36fff8c9d9862a302e259c2">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin vaad edilmiş bir lider ve beşeriyetin kurtarıcısı olduğu konusu, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) hadislerinde genel olarak ve Ehlibeyt&#8217;in (a.s) hadislerinde ise özel olarak beyan buyrulmuştur. Bu hadislerde konu en ufak bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklanmış ve tekid edilmiştir. Bu konu hakkındaki hadislerin Sünni kaynaklardaki sayısı 400 tane olmasına karşılık Şia kaynaklarında hadislerin sayısı 4000&#8217;in üzerindedir. Hz. İmam Mehdi&#8217;nin varlığı hakkında bu kadar hadis varken Müslümanların inanmış olduğu birçok İslam&#8217;ın bedihi konusu hakkında elimize bu kadar hadis gelmemiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-510a01259bb40b61a2f18243b6f05caf">189-Bütün Fırkalara Göre</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e04ff04f0b8311c18cd62dc891225719"> Hak, Sulh ve Adalet Ordusunun, Zalim ve batılın ordusuna mutlak galip geleceği, İslamî düşünce tarzının bütün Dünya&#8217;ya hakim olacağı ve bütün dünyanın mukaddes bir zatın eli ile ideal ve arzulanan bir insanî merkez haline geleceği fikrî bütün inananlarda vardır ve İslamî mütevatir hadis ve rivayetlerde o mukaddes kişiye Mehdi denilmektedir. Bir takım farklılıklar olmuş olsa dahi İslamî fırkaların tamamı bu inanca sahiptirler. <br><strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Kıyam ve İnkılabı s.6</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-14e3c155593432396f4f85ae32368174"> İslam Dininde, özellikle de Şia inancında Mehdeviyyet meselesi çok büyük bir felsefe olmasının yanında bir kurtarıcının geleceği fikri ve beklentisi, bir kavme, millete, bölgeye veya bir ırka ait olmadığı gibi bütün insanların ümit ettikleri ve olmasını bekledikleri bir hakikattir. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b3422cbf042fdb43d7a5b2f246afb1ae">Mehdeviyyet, bir kurtarıcının gelip sadece bir inancın yada ülke veya bölgenin yahut da sadece Müslümanların kurtarılması meselesi değildir!<br> Mehdeviyyet, bir kurtarıcının çıkıp bütün dünyayı ve bütün insanları, müptela oldukları zulüm ve haksızlıktan kurtarması ve onları, saadet ve huzura ulaştırması meselesidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6d0f5227ea19b533ae15897a953a5dba">190-Mehdeviyyet&#8217;in Felsefesi</h3>



<p>Bir takım kimselerin, ilim ve bilgi çağında beşeri tehdit eden bir tehlikenin olduğunu düşünmenin mümkün olmadığını, beşerin sapıp yoldan çıkmasına sebep olan unsurlardan bir tanesinin cehalet olduğunu düşünmesi mümkündür ama bu varsayım boş ve yanlış bir varsayımdır çünkü ilim ve bilgi çağında beşeri tehdit eden tehlikeler, Cahiliyye Döneminde beşeri tehdit eden tehlikelerden daha çok ve büyüktür. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4b3569b49c3127f8c5b87c5678c4eef1"> Ayrıca acaba insanın azıp yoldan çıkmasının tek sebebi cehalet ve bilinçsizlik midir?</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-68c1205dbf62f82c3f18489d10a27386">Elbette ki cehalet, insanın yoldan çıkmasının sebeplerinden bir tanesidir ama tek sebep değildir. İnsanoğlunun inhirafa düşmesinin en büyük nedenlerinin en önemlisi, kontrol edilip dizginlenemeyen istek ve arzularıdır ve bunlarda insandaki şehvet ve gazaptan meydana gelmektedir. <br> Daha fazlasını istemek, makam sahibi ve üstün olma peşinde olmak, zevk ve lezzet peşinde olmak, kısacası insanın kendi nefsine tapıyor olması, ilmin gelişmesi ile azalmaması bir tarafa, arttıkça artmış ve hızla artmaktadır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e0e58036a6ee2d151fc9107c9a667b56">William James Durant, &#8220;Felsefe&#8217;nin Tadı&#8221; adlı kitabın mukaddimesinde Makine Çağı&#8217;nın insanı hakkında şöyle yazmıştır:<br> &#8220;Bizler, makine bakımından güçlenmiş ve ilerlemişiz ama amaçlara ulaşma bakımından fakiriz. İlim çağının insanı, bu asırdan önceki insanlarla kendi hışım ve şehvetine esir olmada aynı durumdadır, aralarında hiç bir fark olmuş değildir. İlim, insanı heva ve hevesinden kurtaramadığı gibi insanların; Haccac, Cengiz, Nadir, Ebu Müslim ve Sezar olmasına da mani olamamıştır. İnsanlar bu özelliklerinin yanında fesat, nifak, ikiyüzlülük ve zahiren iyi olma görüntüsü vererek dünyayı yönetmektedirler. Önceki asırların insanları ile makine ve ilim çağının insanları arasındaki tek fark şudur:<br> &#8220;İlim, makine çağının inanlarının kolunu daha da uzatmış ve iki tarafı kesen kılıçları, kıtalar arası füze ve uçaklara dönüştürmüştür.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-982212f96aff4e7085be727f73d3b748">Bizler Müslüman ve Mümin olduğumuzdan dolayı dünyanın, Allah adında bir sahibi olduğuna kalbimizin en derinliklerinden inanmaktayız ve bu sebepten dolayı da Dünya&#8217;da meydana gelen hiçbir olay ve azim tehlike, &#8220;İnsanların yok edilmesi ve dünyanın yanıp küle çevrilmesi&#8221; gibi büyük tehlikeler, bizleri korkutmadığı gibi asırlar boyu bu Dünya&#8217;nın var olacağına ve yaşam yeri olacağına inanmaktayız. Biz, bizden sonra saylarını sadece Allah&#8217;ın bildiği kadar Müslüman&#8217;ın Dünya&#8217;ya geleceğini ve bu Dünya&#8217;da yaşayacağına inanmaktayız. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d36b34587c02a9847d395267cbcac659"> Evet, biz Müslümanlar hiçbir zaman beşerin ve Dünya&#8217;nın ömrünün sona geldiğine inanmamaktayız. Bu itminan ve inancı bize veren şey de Allah&#8217;ın Peygamberlerinin talim ve öğretileridir ve bizlerde bu inanca dayanarak yolumuza devam etmekteyiz. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-838a044f973e8e106aea380b2a903599"> Bizlere uzay boşluğunda büyük bir yıldızın hızla Dünya&#8217;ya doğru hareket ettiğini ve 8 ay sonra Dünya&#8217;ya çarpıp Dünya&#8217;yı yakarak küle çevireceğini söyleyecek olsalar, bilim adamlarının öngörülerine tam anlamıyla inanmakla birlikte hiçbir korkuya kapılmayız ve sahip olduğumuz köklü ve sarsılmaz iman ile yeni yeni yeşermekte olan beşeriyet bahçesinin bir olayın etkisi ile yok olacağına inanmayız. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fb0eea3a28abda2737f1f4225a5c2f69">Biz Müslüman ve Müminler, yeryüzünün bir tabiat olayı neticesinde yok olacağına inanmadığımız gibi, yine beşeriyetin de kendi eli ile yaptığı (icat etmiş oldukları) araç ve gereçlerle yok edilebileceğine de inanmıyoruz. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-46963a1f0528aedc14e0bbf264b3cae4"> Evet, bizler Peygamberlerin mektebinden almış olduğumuz manevi ilhamdan dolayı bunlara inanmıyoruz.<br>Acaba başkaları inanıyorlar mı?</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9d9399a0ca42c033c33b9e65e3674a58"> İçinde bulunduğumuz dönemde insanların tamamı, zayıflık ve güçsüzlük ile yoğrulmuş bir şaşkınlığın içindedirler. Hiç kimsenin istemediği bir savaşa doğru ilerlediğimizi ve bu savaşın insanların büyük çoğunluğunu yok edeceğini de biliyoruz. Ama insanlar bu hakikatin karşısında, böyle bir savaşın olmasına engel olmanın yerine, tıpkı yılanın karşısında donup kalan ve düşmanına boş boş bakan bir tavşan misali öylece bakmaktadırlar.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6c00bd62cb0b157107af6a913c31fda8">İnsaflı bakacak olursak, maddi ve zahiri şartlara göre değerlendiğimiz zaman, insanların böylesine büyük ve sonu olmayan karamsarlığın içinde olmaları normal ve olması gereken bir şeydir. Çünkü bütün herkese hakim olan bu karamsarlık ve ümitsizliği ortadan kaldırarak bunu, ümide tebdil edebilecek tek şey; manevi iman, gaybi yardımlara inanmak ve bu Dünya&#8217;nın, Allah adında bir sahibinin olduğuna inanmaktır. <br>Ancak bu inançlara sahip olan bir kimse şöyle diyebilirler: <br> &#8220;Beşerin saadet, refah ve kemali ile adalet, hürriyet ve emniyet dolu insanca bir yaşam, gelecektedir ve insanları beklemektedir.&#8221;<br> Bu karamsarlığın kabul edilmesi durumunda ise insanların durumu, çok muzhik bir gülünç hal alacaktır ki şu misale benzeyecektir:<br> &#8220;Eline bıçak alıp sallama gücüne erişen ve bıçağı eline alıp kendi kalbine saplayarak hayattan en küçük bir haz almayan çocuğun misali.&#8221;<br> Maddeci düşünce de yetişen birisi böyle düşünebilir ama Peygamberlerin İlahî mektebinde yetişmiş olan birisinin bu şekilde düşünmesi ve birkaç tane delinin Dünya&#8217;yı ve beşeriyeti yok edebileceğini düşünmesi mümkün değildir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ee62a42145b38bc44bc98a735e3b9540"> İlahî mektepte yetişen kimse ise şöyle düşünmekte ve söylemektedir:<br> &#8220;Dünya&#8217;nın çok büyük bir tehlike karşı karşıya olduğu doğrudur ama Allahu Teala, küçük bir şua ile insanları tehlikelerden kurtarmış olduğu gibi gaybtan bir kurtarıcı ve muslih gönderip akılları durdurduğu/şaşkına çevirdiği gibi yine bir kurtarıcı gönderip beşeriyeti kurtaracaktır. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-938a08ca1da11527f3f682ce0946121f">Bilinmesi gereken bir diğer husus ise şudur:<br>&#8220;Dünya&#8217;nın sonu gelmemiştir ve daha işin başındayız. Adalet, hak, akıl, hikmet, hayır, bereket, saadet, refah ve bütün Dünya halkının birleşip tek vücut olacağı hükümet, insanları beklemektedir. Bu yönetim salihlerin yönetimi olacaktır ve o hükümette en doğru olana karar verilecektir. <br> O yönetimde hak ve adalet ile hükmedilecek ve zulüm, sonsuza kadar ortadan kaldırılacaktır. Yollar, emniyetle dolacak; yeryüzü bağrındaki hazineleri ve bereketi dışarı atacak, fakirlik olmayacak ve insanlar, sadaka ve zekatlarını verecek fakir bulamayacaklardır. Allahu Teala, kitabında işte bunu, bu hakikati beyan buyurmuşlardır:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8c9237c8d70184503efe89f6ea7d814d"> وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّق۪ينَ <br> &#8220;Son, takva sahiplerinindir.&#8221;<br><strong> A&#8217;raf Suresi 128. ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4d5e8845c667fb156cb746dfbf5c138b">Bundan önceki dönemdeki zuhurlar, zorluk ve sıkıntılardan sonra olduğu gibi bu zuhur da zorluk ve sıkıntılardan sonra olacaktır.<br> Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) Nehcül Belağe&#8217;de, &#8220;Vahşet, korku ve savaşlarla dolu zor bir dönemden sonra aydınlık dolu kurtuluşun geleceğinin müjdesini vermişlerdir.&#8221;<br> Ve Allahu Teala da Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurmuştur:<br>وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ<br> &#8220;Hiç şüphesiz biz, Zebur&#8217;da Zikir&#8217;den (Tevrat&#8217;tan) sonra şöyle yazdık: &#8220;Hiç şüphesiz ki, yeryüzünde salih kullarım hükümet edeceklerdir.&#8221;<br><strong> Enbiya Suresi 105. ayet</strong><br><br> Yeryüzü, sonsuza kadar şehvet ve makam esirlerinin, zalim ve zorbaların elinde ve idaresi altında olmayacaktır. <br> Evet, Mehdevyiyet&#8217;in azim ve büyük felsefesi tam olarak budur. Bir takım zulüm, zorbalık ve olumsuzluklardan sonra aklın, cehalete; Tevhid&#8217;in şirke, imanın şüpheye, adaletin zulme ve saadetin şekavete galip geleceğinin adıdır Mehdeviyyet.<br><strong> İmdadhaye Gaybi Der Zindegiye Beşer s.95, Murtaza Mutahhari</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ec711d7e2553bf93ecdad597504816ca">  191-Abbasiler ve İmamet</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d0969daedee6eda0a26efe7ac822dc9a"> Abbasiler, ilk başlarda hilafeti elde etmenin kendileri için mümkün olmadığını bildikleri için Hz. İmam Ali&#8217;nin (a.s) evlatlarından ve halkın arasında itibar sahibi olan birisini öne çıkarmayı planladılar. <br> Hz. Emirelmuminin İmam Ali&#8217;nin (a.s) evlatlarından birisini öne çıkaracak ve hedeflerine ulaştıktan sonra da onu ortadan kaldıracaklardı. Bu iş için seçmiş oldukları kişi, Abdullah Mahz&#8217;ın oğlu Muhammed idi. Abdullah Mahz, hem anne ve hem de baba tarafından Hz. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) evlatlarından idi. <br> Abdullah Mahz, takva ve iman ehli birisi idi. Kendisi Peygamber&#8217;in (s.a.a) babasının adını taşırken oğlu da İslam Peygamberi&#8217;nin adını taşıyordu ve alnında da bir ben vardı. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6002ee20adcb64e5395e2794268ee973"> Abbasiler, hadislerde kıyam ederek zorbalığı ortadan kaldıracak kişinin adı, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) adı ve sırtında da ben olacağı buyrulmuş olduğu için Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) kıyam edecek olan evladının Abdullah Mahz&#8217;ın oğlu Muhammed olduğunu ve zuhur döneminin de bu dönem olduğunu iddia etmeye başladılar. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-91c6829d9d1510359a794218960ece2e">Ebul Ferec şöyle nakletmiştir:<br> &#8220;Abdullah Mahz ayağa kalktı ve hutbe okumaya başladı ve sonra insanları birlik olup kendi aralarından birisine biat ederek Allah&#8217;tan kendilerine Ümeyyeoğulları&#8217;nın karşısında zafer ihsanda bulunmasını istemeye davet etti.&#8221;<br> Sonra şöyle dedi:<br> &#8220;Ey İnsanlar! Hepiniz bu oğlumun Mehdi; Mehdi&#8217;nin ta kendisi olduğunu biliyorsunuz, ona biat edin.&#8221;<br> Mansur bunu duyar duymaz şöyle dedi:<br> &#8220;Doğru söylüyorsun, senin oğlun olan Muhammed&#8217;den daha iyi ve üstün kimse yoktur. Ey İnsanlar! Abdullah Mahz, doğru ve hak olanı söylüyor. Hepiniz onun oğluna (Muhammed&#8217;e) biat edin.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5a397ca370cdc8a489b1bc51daf5c3cb"> Bunun üzerine herkes, Mansur ve Abdullah&#8217;ın söylediklerinin doğru olduğunu söyleyerek Muhammed&#8217;e biat ettiler ve daha sonra, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ı (a.s) çağırmaları için birilerini İmam&#8217;a gönderdiler. <br>(Bazı rivayetlerde şöyle söylenmiştir: &#8220;Abdullah Mahz, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) çağrılmasına karşı çıktı ve şöyle dedi: &#8220;Cafer&#8217;i çağırmayın, o buraya geldiği zaman bunu kabul etmeyecek ve bütün planları bozacaktır.&#8221; Ama onun bu isteği kabul görmedi ve Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) çağrılması için adam gönderdiler.)</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-18a0fdcf75ae38bfe1ea591e7b884d2b"> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) içeri girdikten sonra Abdullah Mahz ayağa kalktı ve İmam ile kucaklaştıktan sonra kendi yanına oturttu ve sonra da önceden söylemiş olduğu sözleri tekrarladı ve şöyle dedi: <br> &#8220;Hepimizin bildiği gibi benim bu oğlum, Ümmet&#8217;in Mehdisidir. Herkes ona biat etti, sizde Ümmet&#8217;in Mehdisine biat edin.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b46121ec1af8770499e3043ef9ed6026">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: <br> &#8220;İslam Peygamberi&#8217;nin zuhurunu haber vermiş olduğu Mehdi&#8217;nin zuhur zamanı daha gelmiş değildir. Abdullah! Bu oğlunun Mehdi olduğunu düşünüyorsan hata yapıyorsun. Ne senin bu oğlun, Ümmetin Mehdisidir; ne de bu dönem, Ümmetin Mehdisinin zuhur dönemidir. <br> Siz, Ümmetin Mehdisi olduğu vehmiyle buna biat ediyorsanız ben biat etmiyorum, bu yalandır. O, Ümmetin Mehdisi değildir ve zaman da zuhur zamanı değildir. Ama siz, marufu emir, münkeri nehyetmek ve zulüm ile mücadele etmek için ona biat ediyorsanız bende biat ederim.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3b2db599ccba74a2b5badfcf8205ef00">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) duruşunu ve tavrını net bir şekilde ortaya koymuşlardır. <br> İmam;Marufu emretmek, münkeri nehyetmek ve zulümle mücadele etmek için kendilerine destek olmaya hazır olduklarını buyururken Muhammed&#8217;in Ümmet&#8217;in Mehdisi olduğunu kabul etmeyeceklerini net ve açık şekilde ortaya koymuşlardır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e7262d774716e5a2aa795d52e19f1f22"> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), Muhammed&#8217;in Mehdi olduğu iddiasının yalan olduğunu ve kendisine biat etmeyeceğini buyurması, Abdullah Mahz&#8217;ı kızdırmıştı. İmam, Abdullah&#8217;ın kızdığını görünce ona şöyle buyurdular:<br> &#8220;Abdullah! Sana söylüyorum. Senin oğlun Ümmetin Mehdisi olmadığının yanında biz Ehlibeytte başka sır bilgiler de vardır. Kimin halife olacağını ve kimin halife olamayacağını da biz biliyoruz. Senin oğlun halife olamayacak ve öldürülecektir.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-58923f1e8e8835710bc6a482dc73ff94">Ebul Ferec şöyle yazmıştır:<br>&#8220;Abdullah Mahz, bunları duyunca daha çok kızdı ve şöyle dedi:<br> &#8220;Hayır, sen inancının tersine/aksine konuşuyorsun. Benim bu oğlumun Ümmetin Mehdisi olduğunu, sen kendin de biliyorsun ama oğluma olan hasedinden dolayı böyle söylüyorsun.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-096a0bf508b2b996f5e14df57772969e"> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) eliyle Ebul Abbas Seffah&#8217;ın sırtına vurarak buyurdular:<br> &#8220;Bu ve kardeşleri halife olacaklar ama sen ve oğlun halife olamayacaksın.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0eb40ad3a1ec62b08822b10e3d6b9c24"> Daha sonra elini Abdullah&#8217;ın omuzuna koyup buyurdular: <br>&#8220;Ne sen, ne de çocukların halife olamayacaksınız, oğullarının ikisi de öldürülecektir.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b51ca476d6aba5867e41784b8745ef0d">İmam Cafer-i Sadık (a.s) ayrılırken Abdulaziz b. İmran&#8217;ın kolundan tutmuşlardı, yavaşça ona şöyle buyurdular:<br> &#8220;Sarı renkte elbise giyinmiş olanı (Mansur&#8217;u) gördün mü?&#8221;<br>Arz etti: &#8220;Evet, görüyorum.&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Allah&#8217;a and olsun ki! Biz, bunları ve olacakları biliyoruz. Abdullah&#8217;ın her iki oğlunu da o öldürecektir.&#8221;<br>Abdulaziz şaşırmıştı, kendi kendine şöyle dedi:<br> &#8220;Bugün ona biat ediyorlar, yarın onu nasıl öldürebilirler?&#8221;<br> İmam buyurdular:<br>&#8220;Evet Abdulaziz, onları öldürecekler!&#8221;<br>Abdulaziz diyor: <br>&#8220;İçimden şöyle geçirdim: &#8220;İmam Cafer-i Sadık, bütün bunları hasedinden dolayı söylemiş olabilir mi?&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ba4c481d22993edf5a7f7a505750d947">Abdulaziz daha sonra şöyle söylemiştir:<br> &#8220;Allah&#8217;a and olsun ki! Mansur&#8217;un, Abdullah Mahz&#8217;ın oğulları Muhammed ve Abdullah&#8217;ı öldürdüğünü kendi gözlerimle gördüm.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bf8d6144aefb4b9408b96244ce7a21aa"> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), Abdullah Mahz&#8217;ın oğlu Muhammed&#8217;i seviyordu ve Ebul Ferec bu hususta şöyle yazmıştır:<br> &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Abdullah Mahz&#8217;ın oğlu Muhammed&#8217;i gördükleri zaman gözlerinden yaş akıtarak şöyle buyuruyorlardı:<br> &#8220;İnsanlar, bunun hakkında aslı ve doğru olmayan şeyler söylüyorlar.&#8221;<br><strong>Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.151</strong> </p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5f8cd588da75c602510d318ab4c00f70">192-Tarihin Takamülü</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-910e77e37db1e1cda2433c7cfabafb70"> İnsan, yaratılış düzeni ile uyum içinde olmak olan takva yolunda hareket edecek olursa tabiat ile sulh içinde olur. Ama takva yolundan çıktığı zaman ise tıpkı bedende iş görmez ve vazifesini yapamaz hale gelmiş olan bir uzuv gibi olur ki bedenin diğer uzuvları, zaman içinde o iş göremez duruma gelmiş olan uzuv ile ilişki ve irtibatlarını kesip dışlarlar. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-406ebb06e6041f67d7e1cc284f2c1109"> Eğer birileri çıkıp tabiat (madde) ötesi unsurların tarihe dahil edilip edilmeyeceğine inanacak olursa bu mesele, ilmi açıdan tartışılabilecek bir mesele olur. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-91a418722d78cf9a48eef6020ef1c2d9">Yani tarihi; insanların ahlakî ve tekamül yolunda ilerleyen ve hayatları sürekli olarak yaratılış ve tabiat ile uyum içinde olan toplumlar ile bunların tam tersi istikamette hayata sahip olan toplumların, birinci yolda olanların aksine her açıdan çirkin, haksızlık ve zulüm dolu bir hayat sürüp sürmedikleri bakımından araştırmak ve incelemek mümkündür. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eb272f6f3e0f8a499952d9c8b6bab68b"> Günümüze tartışma konusu olan meselelerden bir tanesi şudur:<br> &#8220;Beşeri toplumun ulaşabilmek için ilerlemekte olduğu tekamül hedefi, hakikati olan bir tekamül müdür?&#8221;<br>Çünkü tabiat ile muayyen bir tekamüle doğru gitmektedir ve yanlış bir yola girmesi durumunda teadülden sapması kaçınılmaz olacaktır.&#8221;</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ae105354b2bc70aec4023302c99e69c4">193-Beşerin Geleceği</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2079d68be5bd5ab2c23e776a7d3dc0f5">İslam Peygamber&#8217;i (s.a.a), Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Size Mehdi&#8217;yi müjdeliyorum! O, insanlar ihtilafa düştüğü zaman zuhur edecek, yer ve gök ehli ondan hoşnut olacaklar. O, malı kamil bir şekilde taksim edecektir.&#8221;<br>Sordular:<br> &#8220;Ya Resulallah! Kamil bir şekilde taksim etmek ne demektir?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;İnsanlara eşit bir şekilde verecektir.&#8221;<br><strong>Muntahab-ul Eser 14. hadis</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d7370e1e71a1b826fabb582207c0fdf7"> Allahu Teala yeryüzünü hiçbir zaman sahipsiz koymamış ve koymayacaktır. İnsanoğlu ne zaman bir çıkmaza girdi ise Allah, bir insanın eli ile bütün insanları kurtarmıştır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e34801e5eeaab84a52ef2571e7c95b24">Günümüz aydınlarının insanoğlunun geleceği için ne kadar büyük bir karamsarlık içinde olduğunu biliyor musunuz?<br> Ayrıca zahiri duruma bakıldığı zaman, zahiri gidişat dikkate alındığı zaman bu karamsarlığın, yerinde bir karamsarlık olduğunu biliyor musunuz?</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c936018a7045e74d4e6330b91ea7f8a0"> Biz Müslümanlar, yüz yıl önce yaşamış insanlar gibi insanoğlunun yüz, bin, yüzbin yıl yaşayabileceğini ve insan soyunun tükenmeyeceğini ve Dünya&#8217;da da hayatın var olacağını söylüyor ama nimetin kadrini bilmiyoruz. Ama günümüz aydınlarının bir kesimi insanoğlunun sona gedliğini ve insan türünün yok olması gerektiğine inanıyorlar.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ba697015edf9518693aa6ef877fcef6d">Böyle bir karamsarlık bataklığının içinde olan bilginlerden birisi de Albert Einstein&#8217;dır ve şöyle söylüyor:<br>&#8220;Büyük ihtimal ile insan, şaşırtıcı bir beceri ile kendi soyunu sonlandıracak ve kendi kendini yok edecektir. Çünkü ulaşmış olduğu öldürücü üretimler, insan türünü yok edecek seviyeye ulaşmıştır. Eskiden durum böyle değildi. Eski dönemlerdeki ister en en tehlikeli kimseler olsun isterse de en sevilen kimseler, kendi dönemlerinin en büyük güç ve kudretine sahip olsalardı dahi hiçbir şey yapamıyorlardı. Yaptıkları en büyük şey, 50.000-100.000 insanı öldürmekti sonrasında duruyorlardı. Haccac b. Yusuf 30.000 kişiyi öldürmüştü bundan fazlasını öldürme gücüne sahip değildi. O dönemin uygarlığı bundan fazlasının yapılmasına izin vermiyordu. Kılıç ve cellat ile ne kadar insan öldürülebilirdi? 30 yıl hükümet eden birisi her gün 2-3 kişiyi öldürecek olsa dahi 30.000 kişiyi geçmez.<br> Vampir Rum İmparatoru Sezar, daha ne kadar cinayet işleme gücüne sahipti?<br> Fikri olarak cinayetkar olmuş olsaydı dahi yapabileceği en büyük iş, yüksek bir yere çıkarak &#8220;Şu şehri yakın!&#8221; diyecekti ve kendisine bağlı olanlarda Sezar&#8217;ın söylediği şehri yakacaklardı. Onlar da Dünya&#8217;nın tamamını ateşe verip yakma gücü var mıydı? Ayrıca onların yakmış oldukları şehirlerin hangisi (mesela) Tahran kadardı? Tahran kadar olması mümkün değildir. Onların sahip olduğu imkanlar, Tahran gibi büyük şehirleri yakıp yok etmek için yeterli değildi. Ama günümüzde beşeri uygarlık öylesine gelişip ilerlemiştir ki, bir Sezar çıkıp bir delilik yapacak olursa çok büyük insan topluluklarını yok edebilir.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ccd1c4320da3df22a479627cdf417d44"> Almanya Şansölyesi şöyle demiştir:<br> &#8220;3. Dünya savaşının çıkması durumunda bu savaşın galip ve mağlubu olmayacaktır. Şimdiye kadar meydana gelmiş olan savaşlarda sürekli olarak bir taraf galip ve diğer taraf ise mağlup oluyordu. Ama günümüzde, Dünya&#8217;nın en güçlü devletlerinin arasında bir savaş çıkması durumunda her iki tarafta yok olacağı için bu savaşın kazananı ve kaybedeni olmayacaktır.&#8221;</p>



<pre class="wp-block-verse has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9ae883f49637dc9aff0c3cbf0b19ef67"> Günümüzde Dünya'nın barut üzerinde olduğunu farz edecek olursak bu baruttan daha tehlikeli olan şey, basılacak olan bir kaç tane düğmedir. <br> Buna göre Dünya'nın geleceğine karşı karamsarlık içinde olanların haklı olmaları, kaçınılmaz bir hakikat olmaktadır. Bu zahiri durum esas alınacak olursa karamsar olmamak için hiçbir sebep ve gerekçe de yoktur. Ümitli olmak, çocuklarımızın doğal bir yaşam-hayat sürüp kendi çocuklarını ve torunlarını görmelerini ummalarının hiçbir haklı tarafı bulunmamaktadır. <br> Ama bu hakikatin içinde bizlere ufuk açan ve ümit veren tek bir şey vardır ve o da dinin vermiş olduğu ilhamdır, Kur'an şöyle buyurmaktadır:<br>اَلَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ<br>"Onlar gayba iman ederler."<br><strong>Bakara Suresi 3. ayet</strong></pre>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-422ed69f35b5c58a255e658604cecb50"> Geçmiş dönemlerde insanoğlu küçük yada orta ölçeklerde, kabile, şehir veya bölgesel olarak tehlikelerle yüz yüze kalmış ve Alemlerin Sahibi olan Allahu Teala, onları o tehlikelerden koruyup kurtarmıştır. Durum böyle olunca tehlike bütün Dünya&#8217;yı tehdit edecek olursa eskiden olduğu gibi yine Allah, lütfunu Dünya&#8217;dan ve insanlardan esirgemeyecektir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fafb910666e1e928c33ece8f32ffea07">Gandi şöyle demiştir:<br> &#8220;Avrupa deli ve mucit doludur. Mucitleri de delidir ve delice keşifler/buluşlar yapmaktadırlar.&#8221; </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b94692a313856f313e032f3e3c5826ba"> Din mantığından ve <strong>&#8220;Onlar gaybe iman ederler&#8221;</strong> mantığından elde etmiş olduğumuz bilgi ve veriler vardır ve bunlar, zahiri kurtarmak için değildir! Elde etmiş olduğumuz verilere göre, insanoğlu tamamen yok olmayacaktır. Geçmişte meydana gelmiş olan ve vuku bulmuş olan şeylerin tamamı, gelecekte meydana gelecek olan olayların mukaddimesidir. İnsanoğlunun geleceği vardır ve İslam Dini, o geleceğe aklın hakim olacağını beyan buyurmuştur.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4b5e024ef857da2c86d2f6c45580125e">Hadislerde şöyle buyrulmuştur:<br> &#8220;Hz. İmam Mehdi (a.s) zuhur edince Allah, lütuf ve ihsan elini insanların kafasına koyacağım&#8221; buyurmamıştır; Allahu Teala şöyle buyurmuştur: <br>&#8220;O dönemde insanlar, yitirmiş oldukları akıllarını bulacaklardır.&#8221;<br><strong>Muntahab-ul Eser Bab:1 Hadis:2</strong><br>Dolayısıyla şimdiye kadar yapmış oldukları akılsızlıkları yapmayacaklardır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-da9911200679e7e968a128105f0b60b7"> Yine şöyle buyrulmuştur:<br> &#8220;Ömürler uzayacak, insan sağlığı olması gereken en üst seviyede olacak ve her açıdan emniyet hakim olacaktır. Öyle ki vahşi hayvanlar bile sulh içinde yaşayacaklardır.<br><strong>Muntahab-ul Eser Bab:1 Hadis:2</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2fcb998af9c05ae1f462bccccdbe29a3">Ve yine şöyle buyrulmuştur: <br>&#8220;Yeryüzü bağrında olanları dışa vuracaktır.&#8221;<br><strong>Muntahab-ul Eser Bab:1 Hadis:78</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eb902071e940d6c224272cd3e320f325"> Yani yeryüzün bağrında sizin bilmediğiniz çok sayıda hazine vardır. Adamlar, bu kadar insanın çok olduğunu ve yeryüzünün bunu kaldıramayacağını söylüyorlar. Bu doğru değildir, Allah&#8217;ın yaratmış olduğu bu yeryüzünde bu nüfusun kat ve kat fazlası bolluk içinde yaşayabilir. <br>Zuhur döneminde yeryüzü bağrında olan hazineleri dışa vuracak ve gökyüzü ise bereketini yağdıracaktır. <br> Bizler bu tür konuları, dinin öğretilerini esas alarak incelediğimiz için günümüzün sözde aydınlarına ve ileri dünyasına baktığımız zaman şunu görmekteyiz:<br> &#8220;İçinde yaşamış olduğumuz Dünya ile Dinin bize müjdelemiş olduğu Dünya&#8217;nın arasındaki durumumuz, bir tünelden geçmekte olan insanın durumu gibidir. Tünel karanlık bir yer olduğu için yapay ışıklar ile aydınlatılır ve tünelden çıkıldığı zaman ise Dünya&#8217;yı nasıl bir ışığın aydınlattığı görülür. Bu gerçek ışığın aydınlatmış olduğu Dünya&#8217;da adalet ve hürriyet gerçek manada hakim olur. Tevhidin hakikati ortaya çıkar ve Dünya&#8217;yı, bütün karanlıkları sonsuza kadar yok edecek şekilde ortadan kaldırarak aydınlatır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-661e93f69169f66d53b8c4d09390d4f0">Kur&#8217;an şöyle buyurmaktadır:<br>اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ<br> &#8220;Bilin ki, Allah yeryüzünü öldükten sonra yeniden diriltir.&#8221;<br><strong>Hadid Suresi 17. ayet</strong><br> Evet, Kur&#8217;an ölmüş olan bu yeryüzünü bahar mevsimi geldiği zaman yeniden diriltecektir. <br>Bu Ayet-i kerimeyi tefsir eden hadislerde şöyle buyrulmaktadır:<br> &#8220;Bu ayette kastedilen şey sadece yeryüzünün toprağı değildir, beşerin toplumsal dünyası da aynı şekildedir. Bir gün fesadın bütün yeryüzüne hakim olduğunu gördüğünüz zaman, beşeri toplum ölmüş olur ama siz ümitsizliğe kapılmayın, önünüzde bahar vardır ve o bahar kesinlikle gelecektir.&#8221;<br><strong> &#8220;Onlar, gayba inanırlar.&#8221;</strong> buyruğunun da anlamı kısaca budur.<br>Yaratılışa ve gaybi yardımlara inanmak, iman etmek budur.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bd2313b347896ac050d8a4dff1050f06">194-Mehdeviyyet, Büyük Bir Evrensel Felsefedir</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1c117f3e777e949c04e71b9ac665baaa">Ey Mehdeviyyet&#8217;e İnananlar! Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki fikir ve düşüncelerimizi İslam Dininin emir ve buyruklarına uygun hale getirmeye çalışmalıyız! Çünkü meseleye inanan bizlerin kahrı ekseriyeti bu meseleyi çocuksu bir arzu yada kin ve intikam açısından bakmaktayız. <br> Bizler, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Allah&#8217;ın izni ile gelip, bizleri saadet okyanusuna sokmasını bekliyor gibiyiz ancak Mehdevîlik, bu değildir! <br>Mehdevîlik, çok büyük ve evrensel bir felsefedir. İslam Dini, evrensel bir din olduğu için Şialık (gerçek manada Şialık) da evrenseldir. Bu sebepten dolayı da Mehdeviyyet&#8217;i evrensel bir felsefe olarak görmemiz gerekir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7acfd9d8b70e6e37435f836782092197"> Kur&#8217;an şöyle buyurmaktadır:<br>وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ<br> &#8220;Biz Zebur&#8217;da, Zikir&#8217;den sonra (Tevrat&#8217;tan) yazdık ki, &#8220;Hiç şüphesiz ki, benim salih kullarım yeryüzünün hakimleri olacaktır.&#8221;<br><strong>Enbiya Suresi 105. ayet</strong><br> Bu ayette buyrulmuş olan şey, yeryüzünün tamamıdır; burada bir şehir, bölge veya ırk buyrulmuş değildir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-594029d21566de34bb3677eeb0dc727c">1-Herşeyden önce Dünya&#8217;nın gelecekte yok edilmeyeceğinin ümidini vermektedir. Bugün dünyada ve Batı uygarlığında insanlar öyle bir yere ulaşmışlardır ki, &#8220;İnsanın, kendi eli ile kazmış olduğu mezara girmesi için sadece bir atması gerektiği&#8221; fikri, hızla yayılmakta ve insanlara hakim olmaktadır. <br>Dünya&#8217;nın zahiri yapısına baktığımız zaman durumun böyle olduğunu biz de görüyoruz ama İslam Dini bizlere şöyle buyurmaktadır:<br> &#8220;İnsanoğlunun saadet dolu hayatı ileride başlayacaktır, bugün olanlar geçici şeylerdir.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7d2bb6c7ebb8feee97b97394cb2a7332">2-Gelecek olan zuhur dönemi, akıl ve adalet dönemidir. İnsan hayatı, üç dönemden oluşmaktadır:<br> 1-Çocukluk Dönemi: Bu dönem, oyun ve çocukça düşünme dönemidir.<br> 2-Gençlik Dönemi: Bu dönem, gazap ve şehvet dönemidir<br> 3-Aklî kemal ve yaşlılık dönemi: Bu dönem ise kazanılan tecrübelerden faydalanıldığı, duygulardan uzaklaşıldığı ve insana, aklın hükümet ettiği dönemdir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b67b0b206b6491fedbe0d183f4d515e8">Beşeri toplumda da durum aynen bu şekildedir, beşeri toplumun da içine girerek yaşaması ve sırasıyla kat etmesi gereken üç aşama vardır ve bunlar:<br> 1-Efsaneler Dönemi: Kur&#8217;an-i Kerim&#8217;de bu döneme, Cahiliyet dönemi denmektedir.<br> 2-İlim ve Hükümet Etme Dönemi: Bu dönem, şehvet ve gazap dönemidir. <br>Eğer dönüp bir bakacak olursak içinde bulunduğumuz dönemin neyin ekseni etrafında döndüğünü göreceğiz. Asrımız genel olarak şehvet ve gazap dönemi içindedir. Bizim yaşadığımız dönem, silahların ve bombaların (yani gazabın) ve sadece benim istediğim olmalıdır tefekkürünün (yani şehvetin) hakim olduğu dönemidir.<br> Üçüncü dönem ise Akıl dönemidir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dedd98534702529fe84e98225bc2449a">Ne zorbaların hükümetinin, ne gazabın ve ne de şehvetin olmadığı dönemin gelmesi gerekmiyor mu?<br> Marifetin, adaletin, sulhun, insaniyetin ve maneviyatın gerçek manada hakim olacağı bir dönemin gelmesi gerekmiyor mu?<br>Böyle bir dönemin gelmeyecek olması nasıl mümkün olabilir?<br> Allahu Teala&#8217;nın bu alemi yaratıp, insanı da mahlukatının (yaratılmışların) en üstünü olarak yaratmasına rağmen insanoğlunu üst dönemine girmeden bu dünyadan aniden alıp götürmesi nasıl düşünülebilir?<br> Bütün bunlar, Mehdeviyyet&#8217;in çok büyük bir felsefe olduğunu ortaya koymaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4fddd618354ad8b54327af851b57f579">195- Bir Tarihçinin Söyledikleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-47e082b124a564d6c45de7b42d0959f1"> Ebul Ferec İsfahi, emevi asıllı bir tarihçidir ve Şia da değildir. Mekatil-ut Talibiyyin adlı kitabında şöyle yazmıştır:<br> Zuhrî,<sup>1</sup> Zeyd b. Ali b. Hüseyin&#8217;in,<sup>2</sup> şehadet haberini aldığı zaman şöyle dedi:<br> &#8220;Bu Ehlibeyt, neden bu kadar acele ediyorlar? Onların Mehdisinin zuhur edeceği gün kesinlikle gelecektir.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-751af56c9f92514ac85706551ad28cff"> Bu sözler, Hz. Peygamber&#8217;in evlatlarından olan Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gelecek ve zuhur edecek olmasının ne kadar kesin ve şüphesiz bir mesele olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü Zuhrî&#8217;ye, Zeyd&#8217;in kıyam ve şehadet haberi verildiği zaman aklına gelen ilk şey, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhur ve kıyam meselesi olmaktadır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bf374379442ceb2dc281e5cd35bf53cf"> Zuhrî&#8217;nin bu sözlerinin hak olup olmaması ayrı bir konudur. Bu sözlerde açıklanmış olan en önemli husus, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) Ehlibeytinden olan birisinin kıyam edecek ve kıyamının başarıya ulaşacak olmasıdır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-23c96a41780a51e7db161ee374efbeff"><strong>Dipnotlar:</strong><br><strong>1-</strong>Zuhrî, Sünni akidesine sahiptir ve Zuhrî de tabiindendir. Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) sahabelerini gören kimselere tabiin denmektedir ve Zuhrî, kendi döneminin büyük alimlerinden biridir.<br><strong>2-</strong>Hz. İmam Zeynelabidin&#8217;in (a.s), Zeyd adındaki oğlu kıyam etmiş ve şehid edilmiştir. Zeyd&#8217;in nasıl birisi olduğu hakkında birbirinden farklı sözler söylenmişse de Şia rivayetlerinde İmamların, onun değerli biri olduğunu buyurdukları rivayet olunmuştur. <br> Usul-u Kâfi kitabında nakledilmiş olan bir hadiste Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s), Zeyd hakkında şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:<br> &#8220;Allah&#8217;a and olsun ki! Zeyd, şehid olarak Dünya&#8217;dan gitmiştir.&#8221;<br> Günümüzde Yemen&#8217;de yaşayan Zeydî Mezhebinin taraftarları, Hz. İmam Zeynelabidin&#8217;den (a.s) sonra Zeyd&#8217;in İmam olduğuna inanmaktadırlar.<br> Hz. Zeyd, iman ve takva ehli birisi idi ve bizim hadislerimizde buyrulmuş olduğu üzere marufu emir ve münkeri nehyetmek için kıyam etmiştir. Zeyd&#8217;in kıyamı, İmam olmak için yapılan bir kıyam değildir. Bu sebepten dolayı da Ehlibeyt Mektebi taraftarlarına göre Hz. Zeyd değerli ve salih bir kimsedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3eff3717795192ce535d8c39568fc3f4">196-İlimlerin Varisi (Sahibi)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8549fd22509f82c2abf6aa5de701b577"> Hz. İmam Mehdi (a.s), hem Peygamberlerin ve Evliyaullah&#8217;ın ve hem de Ehlibeyt&#8217;in (a.s) diğer fertlerinin tamamının varisidir. Böyle bir güce sahip olan Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s), Ceddi Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) evrensel İslam Dinini bütün Dünya&#8217;ya hakim edebilme güç ve kudretine sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.<br><strong>Ayetullah Cevad-i Amuli&#8217;nin Sözlerinden</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-518b69d620ced9be2e19a62dcc6e4594">197-Mehdeviyyet&#8217;in Tarihteki Etkisi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ad0fa460b25c04461af1c9c7cc6a8730"> Hz. İmam Mehdi (a.s) ve Mehdeviyyet hakkındaki ayet ve hadisleri bir kenara bırakıp, İslam Dini&#8217;nin vaad etmiş olduğu Mehdeviyyeti bir başka açıda ele almak mümkündür. <br><strong>Şöyle ki,</strong> <strong>&#8220;Mehdeviyyet, tarihi nasıl etkişlemiştir?&#8221;<br></strong> İslam tarihini incelediğimiz zaman, bu hususta Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) ve Emirelmuminin İmam Ali&#8217;den (a.s) elimize ulaşan hadislerin yanında hicri 1. asrın ikinci yarısından itibaren, Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki bilgilerin İslam tarihinin özünü oluşturduğunu görmekteyiz. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) bu meseleyi sıkça dile getirdikleri için bundan suistifadelerde olmuştur. Durumun böyle olması, Hz. Peygamber&#8217;in bu husustaki sözlerinin Müslümanların arasında geniş bir şekilde yayıldığının ve konuşulduğunun en açık delilidir. Aksi durumda birçok kimsenin bu meseleyi art niyetli olarak kullanmasına yer olmayacaktı.<br><strong>Seyr-i Der Tarih-i Eimme-i Ethar c.1 s.286</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-821ef34c805e92a0138073c4afb22328">198-Mehdeviyyet&#8217;in Tarihteki Etkisi </h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d732a258d3fdcc226e748af4eec31f63"> Mehdeviyyet&#8217;in tarih üzerindeki ilk etkisini, Ebu Ubeyd Es-Sakafi&#8217;nin oğlu Muhtar&#8217;ın, Hz. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) intikamını almak için başlattığı kıyamda görmekteyiz. Muhtar&#8217;ın siyasi kişiliğinin, Dinî kişiliğinin önünde olduğunda hiç şüphe yoktur, Muhtar&#8217;ın iyi yada kötü birisi olduğu konumuz dışındadır, bu yüzden Muhtar&#8217;ın bu yönü ile işimiz yoktur. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6ec0466cd34922152456a1a59ab4daf7"> Muhtar, hem Hz. İmam Hüseyin&#8217;in katillerinden intikam almanın çok önemli olduğunu biliyordu hem de içinde bulunduğu zamanın çok uygun bir zaman olduğunu biliyordu ama insanlar, bu işi onun liderliği altında yapmaya hazır değillerdi.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eb82693b6258631e7482cae08efcfd2d">Muhtar, Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in haber vermiş olduğu Vadedilmiş Mehdi meselesini, Emirelmuminin Hz. İmam Ali&#8217;nin (a.s) oğlu Muhammed Hanefiye ile mevzu edip ortaya attı çünkü Emirelmuminin İmam Ali&#8217;nin o oğlunun adı Muhammed idi ve Hz. Peygamber de (s.a.a) şöyle buyurmuşlardı:<br> &#8220;Kıyam edecek Mehdi&#8217;nin adı, benim adımdır.&#8221;<br>Ve bu sebepten dolayı da Muhtar şöyle diyordu:<br> &#8220;Ey İnsanlar! Ben Mehdi&#8217;nin temsilcisiyim! Ben, Peygamber&#8217;in haber vermiş olduğu Mehdi&#8217;nin temsilcisiyim.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-af2de58be6ae95f3571faa6f05f44ef1"> Şu hususun bilinmesi gerekir ki, Sadr-ı İslam&#8217;dan beri Hz. İmam Mehdi&#8217;nin zuhur zamanının ne zaman olduğu belirlenmiş değildir. Sadece bazı özel-has kimseler onun kimin oğlu olduğunu biliyordu. Hz. Mehdi (a.s) hakkında, Hz. Peygamber (s.a.a) O&#8217;nun kendi evlatlarından olduğunu ve kesinlikle zuhur edeceğini buyurmuş ama ne zaman olduğu açıklanmamıştır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-97dce58ea027f668b23e469980a19f82"> Muhtar bir müddet Mehdi&#8217;nin naibi-vekili adıyla siyaset yaparken Muhammed Hanefiye&#8217;nin kendisinin, Vadedilmiş Mehdi olduğu iddiasını kabul edip etmediği bahis konusu olmuştur. Bazı kimseler Muhammed Hanefiye&#8217;nin intikam alabilmek için bu iddiayı kabul ettiklerini söylemişlerse de bu ispatlanamamıştır. <br>Fakat Muhtar&#8217;ın, Muhammed Hanefiye&#8217;yi Vadedilmiş Mehdi olarak ilan etmesinde hiçbir şüphe yoktur ve Keysaniyye mezhebi de buradan doğmuştur.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e0cddbd89a8d16d2b471033f88855e7d">Keysaniyye Mezhebinin taraftarları, Muhammed Hanefiye&#8217;nin vefatından sonra şöyle söylüyorlardı:<br> &#8220;Hz. Mehdi, dünyayı eşitlik ve adalet ile doldurmadan ölmeyeceği için Muhammed Hanefiye ölmemiş, Rezva Dağında gaybete çekilmiştir.&#8221;<br><strong>Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.281</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-449c6deeb208a7534cb8f9749129387e">199-Mehdeviyyete İnanmanın Etkisi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cba40362e9408f747f96f821c69ba799"> Mehdeviyyet hakkında bilgi sahibi olmayanların bir bölümü, özellikle de Şia mektebi ve mezhebi hakkında  bilgisiz olan kimseler, bazı kitaplarda yazılmış olan bazı sözlerden Mehdeviyyet meselesinin Hicri  3. asırdan sonra meydana geldiği vehmine kapılmışlardır. Yani Mehdeviyyet&#8217;in Hz. İmam Hüccet b. Hasan El Mehdi&#8217;nin (a.s) doğumundan sonra gündeme geldiğini ileri sürmüşlerdir. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8c4e402f399d9bf250b5984dc912d439">Mehdeviyyet meselesinin açık bir şekilde beyan olunup olmadığını, ne zaman ve nasıl başlayıp söz konusu olduğunu kısaca açıklayacak olursak:<br> Mehdeviyyet meselesi, Kur&#8217;an da net ve açık bir şekilde &#8220;Kulli İlahi Müjde&#8221; halinde açıklanmıştır. Kur&#8217;an-i Kerim&#8217;i dikkatlice inceleyen bir kimse, bir çok Ayet-i kerime de Hz. İmam Mehdi&#8217;nin hem varlığını hem de gelecekte olması kesin bir İlahî irade ve takdir olduğunu açıkça görecektir. <br>Kur&#8217;an&#8217;ın bu husustaki ayetlerinden bir tanesi Enbiya Suresi&#8217;nin 105. Ayet-i kerimesidir:<br><strong>وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ<br> &#8220;Hiç şüphesiz biz, Zebur&#8217;da Zikir&#8217;den (Tevrat&#8217;tan) sonra şöyle yazdık: &#8220;Hiç şüphesiz ki, salih kullarım yeryüzüne hakim olacaktır.&#8221;</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b953deb75a87563630a75993da3e6349">Allahu Tebareke ve Teala bu ayet-i kerime de şöyle buyurmaktadır:<br> Biz daha önceleri Tevrat&#8217;ta yazmıştık, sonra da Zebur&#8217;da şöyle yazdık ve ilan ettik: &#8220;Salih kullarım kesinlikle yeryüzüne, yani Dünya&#8217;nın tamamına hakim olacaklardır.<br> Burada bir bölge, şehir veya bir ülke mevzu bahis değildir; burada, Dünya&#8217;nın tamam söz konusudur; hedef ve fikir, çok büyüktür ve Dünya&#8217;nın tamamıdır.<br> Yeryüzü sonsuza kadar zalim ve zorbaların yönetiminde ve elinde kalacak değildir. Bu, geçici bir süreliğine böyle olacaktır ve salihler, Dünya&#8217;nın tamamına hükümet edeceklerdir ve bu dönem, gelecekte muhakkak olacaktır.<br>Bu Ayet-i kerimenin anlamının bu şekilde olduğu hususunda en küçük bir şüphe dahi yoktur.<br><strong>Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.278</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-55381757ce35dbe53bfcb164b59a2a26">200-İlahî İlke (Sünnet)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-57650163208e3d524c7c1c623e39abc9"> Dünya&#8217;nın gidişatı mecrasından çıkmaya başladığı her zamanda Allahu Teala tabiat kanunları ile öngörülmesi mümkün olmayan ani bir değişiklik meydana getirmektedir. Evet Din, insanın gözlerini açmak ve insan aklını sırada olayların inhisarından kurtarmak için gelmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a0215f344b86d0732e1fd96608ed540b">201-İmam&#8217;ın Peşisıra</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-13568908364a25e37fc3d1dad1526b23">Ebu Reca Mısrî şöyle demiştir:<br> Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) irtihalinden sonra 2 boyunca İmam&#8217;ı aradım durdum ama ulaşamadım. 3. yıl Medine&#8217;nin Seriya mahallesinde İmam Hasan Askeri&#8217;nin oğlunu aramaya başladım. Ebu Ğanem, akşam kendisine misafir olmamı söyledi.<br> Oturmuş düşünüyor ve kendi kendime şöyle diyordum:<br> &#8220;3 yıldır arıyorum, bir İmam olsaydı görünürdü.&#8221; <br>Bu şekilde düşünürken sahibini görmediğim bir ses işittim, şöyle diyordu:<br> &#8220;Ey Nasır b. Abdurrabbeh! Mısır halkına sor, Allah Resulünü gördükten sonra mı kendisine iman ettiler?&#8221;<br>  Ben kendim dahi babamın adını bilmiyordum çünkü Medain şehrinde Dünya&#8217;ya geldiğim zaman babam vefat etmiş ve Nevfilî, beni yanına alıp Mısır&#8217;a götürmüştü ve Mısır&#8217;da büyümüştüm. <br> Bu sesi ve sözü duyduktan sonra hızlıca yerimden kalktım ve Ebu Ğanem&#8217;in evine gitmeden Mısır&#8217;a geri döndüm.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.250</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dc4a4c5f4f849a953734e620395ab427"> 202-Tarih&#8217;in Dilinden</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9158d6b57466af38687e08739cc89f8d"> İslam ümmetinin her kesimi (Şii-Sünni) nezdinde, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) döneminde hak olmayan ve isyankar halifenin, özel birimler oluşturarak o Hazreti ve ailesini her bakımdan kontrol altında tuttuğu bilinen bir hakikattir. <br> İmam&#8217;ın oğlunu bulabilmek için aile fertlerinin tamamı hem sıkı kontrol altında idiler hem de o Hazretin cariyelerinden bazıları hapis edilmişlerdi.<br> Zalim Halifenin, bu iş için görevlendirmiş olduğu kimselerden bir tanesi, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) öz kardeşi Cafer idi. <br> Cafer, İmamet hayalleri kurduğu için kardeşinin oğlunun ortadan kaldırılmasından sonra İmam olmayı planlamıştı. Ama Allah&#8217;ın gaybete çekme iradesi, gaybete çekilen Peygamberlerde muhakkak olduğu gibi o Hazret için de muhakkak oldu ve Hz. İmam Mehdi (a.s) gaybete çekildi.<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.46</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-38e84b19b6186ef64ffbb9a3f789e2e8"> 203-Hz. İmam Mehdi (a.s) Kesinlikle Vardır</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-934b40363b5a3470e7fc5d06c819bcdf"> Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) İsmail adında bir oğlu vardır ve İsmailiyye mezhebinden olanlar ona bağlı olanlardır. İsmail, Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) hayatta iken vefat etmiştir ve İmam oğlu İsmail&#8217;i çok seviyordu. <br> İsmail vefat edince cenaze işleri yapıldıktan sonra İmam, oğlunun cenazesinin yanına geldiler, oğlunun cenazesinin sarılmış olduğu kefeni açıp İsmail&#8217;in yüzünü ashabına göstererek, buyurdular:<br> &#8220;Bu, benim oğlum İsmail&#8217;dir, vefat etmiştir. Yarın onun Ümmetin Mehdisi olduğunu ve gaybete çekildiğini iddia etmeyin. Onun yüzüne bakın, kim olduğunu görün ve sonra, vefat ettiğine şahitlik edin.&#8221;<br> Evet, bütün bunlar Mehdeviyyet meselesinin en küçük bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde İslam ümmetinin nezdinde kesin olduğunu ortaya koymaktadır. </p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-00b4e6317d2006ff51fcd4fee0dd2db4">204-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Ömrünün Uzun Olması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a1c34313354974c726b50f6e0901ae04"> Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında sorulan sorulardan ve yapılan itirazlardan bir tanesi, o Hazretin ömrünün uzun olmasıdır. <br>&#8220;Bir insanın bu kadar uzun bir ömre sahip olup yaşaması nasıl mümkün olabilir?&#8221; denilmektedir.<br> Bu konunun aydınlığa kavuşması için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekir:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6c770f6444ba000b4ac04cda2581a434"><strong>1-</strong>İnsan hayatının belirli bir ölçü, sınır ve miktarı yoktur ve sınırı olmadığı içinde onu aşmanın mümkün olmadığı söylenemez. Şimdiye kadar hiçbir bilim insanı, &#8220;İnsanın bu Dünya&#8217;da yaşayabileceği süre, azami şu kadar yıldır ve yıla gelindiği zaman kesinlikle ölüp bu Dünya&#8217;dan gitmesi gerekir.&#8221; şeklinde bir söz söylemiş değildir.<br> Aksine hem önceki dönemlerin hem de günümüzün (hem Doğu&#8217;nun hem de Batı&#8217;nın) bilim adamları, insanoğlunun ömrünün sınırının olmadığını ve gelecekte insanın ölümü, önemli ölçüde geciktirebileceğini ve böylece de uzun yıllar Dünya&#8217;da yaşayabileceğini söylemiş ve söylemektedirler.<br> Bu ilmi veriler, bilim adamlarına başarıya ulaşma umudu verdiği için gece-gündüz araştırma ve deneyler yapmaktadırlar ve yapmış oldukları bu deneylerin büyük çoğunluğunda da başarıya ulaşmışlardır.<br> Bu araştırma ve deneyler, ölümünde diğer hastalılar gibi neden ve sebepleri olduğunu ve bu sebeplerin teşhis edilip önlenmesi halinde mevcut ortalama yaşam süresinden daha uzun yaşanabileceğini ortaya koymaktadır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-33af1cc8e28da02d09628bb75929079e"> <strong>2-</strong>Hayvan, bitki ve insan türünden bazı canlıların, türlerindeki diğer canlılara oranla daha uzun yaşadıkları keşfedilmiştir. Bu tür insanlar olduğunun bulunmuş olması, o türden olanlar için aşılması imkansız uzun hayat ve yaşam sınırlamasının olmadığının en açık delillerinden bir tanesidir. İnsanların büyük çoğunluğunun 100 yaşından sonra öldükleri doğrudur ama bunun böyle olması insanın 100 yıldan fazla yaşayamayacağına delil olmaz çünkü 100 yılın üzerinde yaşayan sayısız sayıda insan vardır ve bunların 120, 150, 180 yıl yaşamış olmaları, insanın Dünya&#8217;da yaşayacağı müddetin sınırı olmadığını ortaya koymaktadır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f04b1832ae60a8244c05ca25a2759538"><strong>3-</strong>Yaşlılık önlenemeyecek bir kader değildir, aksine tedavi edilmesi mümkün olan bir hastalıktır. Tıp ilmi bugüne kadar birçok hastalığın neden ve sebeplerini ve tedavi yollarını bulabildiği gibi gelecekte yaşlanmanın sebeplerini bulup, tedavi yollarını insanların hizmetine sunması da mümkündür. Birtakım bilim insanları gençlik iksirini bulmak için çırpınıp duruyorlar ve belli bir ölçüye kadar muvaffak da olmuşlardır. Bu başarılar, gelecekte insanların yaşlanmaya galebe edebileceklerini göstermektedir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-14a314282bcbff18750caf6e87cb3b87"> Hem söylemiş olduğumuz bu hususları hem de bilim adamlarının yapmış oldukları çalışmalarda elde etmiş oldukları sonuçları dikkate aldığımız zaman şu neticeye ulaşmaktayız:<br> &#8220;Beden yapısı bakımından kamil derecede olan; <br>bedenin temel uzuvları olan kalp, beyin, sinir sistemi, böbrek, akciğer ve midesi sağlam olan;<br>sağlık kurallarının tamamını bilen ve eksiksiz uygulayan;<br>yiyecek ve içeceklerin özelliklerini bilen ve faydalı olanları kullanan;<br>mikropların tamamını, bütün özellikleri ile birlikte tanıyan;<br>nelerin zehirli olduğunu bilip onlardan kaçınan;<br>bedenin ihtiyaç duyduğu yiyecek ve vitaminleri zamanında ve ölçüsünde bedene yükleyen;<br>anne ve babasından hiçbir kalıtsal hastalık taşımayan;<br>beden ve beynin tahrip ve çökmesine sebep olan kötü ahlak ve fikri ızdıraptan uzak duran;<br>ruh ve bedene hayat veren güzel ahlakın tamamına sahip olan kimse ve bütün bunların yanında ruhî ve cismî tedbiri kemal seviyesinde olan kimse, kendi hemtürlerinden ciddi ve kıyaslanamayacak derecede farklılıklara sahip olduğu için binlerce yıl yaşayabilir. İlim, bu şartlara sahip olan kimselerin çok uzun yıllar yaşamasının mümkün olduğunu ispatlamıştır.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a417645f7c90fe687d4faec57935e739"> Bu sebeplerden dolayı, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) uzun ömürlü olmasını imkansız olarak görmek mümkün olmadığı gibi ilim ve akıl bunun mümkün ve olması gereken bir ömür olduğunu ortaya koymaktadır.<br> Bunlardan daha önemli olan husus ise şudur:<br> &#8220;Bir kimsenin varlığı, alem için şart ve olmazsa olmaz zaruri olduğu zaman mutlak kudret sahibi olan Allahu Teala&#8217;nın bunu yapmasında (o kimsenin çok uzun bir hayat sürmesini irade etmesinde) ne tür bir sakınca olabilir? Bu iş, Allah&#8217;ın gücünün dışında mıdır ki olması imkansız olmuş olsun.&#8221;<br><strong>Dünya&#8217;nın Adaletçisi s.201</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9744a2741379aa28e6673db03ba9e91e">205-Murtaza Mutahhari&#8217;ye Göre İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Ömrü</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-055c5c00f3a8d79f9e2efdc3fcaef517"> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) konusu açıldığı zaman insanların bir çoğu şöyle söylemektedirler:<br> &#8220;Bir insanın 1200 yıl yaşaması mümkün müdür? Böyle bir şeyin olması tabiat kanunlarına aykırıdır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5e1e393cad021602503055f840e40da8">Bu fikre sahip olanlar, Dünya&#8217;da meydana gelen olayların tamamını tabiat kanunlarına (yani günümüz insanlarının sahip olduğu ilme) %100 uygun olduğunu sanıyorlar. Aksine tarih boyunca bütün canlıların (insanların, hayvanların ve bitkilerin) hayatında meydana gelen büyük değişimlerin tamamı normal olmayan değişimlerdir. <br> Acaba yeryüzünde canlıya dönüşen ilk nutfe tabiat-dünya ilmine uygun bir olay mıdır?<br>Yeryüzünde meydana gelen ilk hayat hangi doğal kanunlar ile açıklanabilir?</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-29d00cbbad27cf5a7227250df45d53d5"> Günümüz ilmine göre yeryüzü kırk milyar yaşındadır. Milyonlarca yıl önce bizim Dünyamız kızgın ve yakıcı bir küre idi ve burada hiçbir canlının yaşayabilmesi mümkün değildi. İlmi tahminlere göre milyarlarca yıl geçtikten sonra yeryüzünde ilk canlı vücuda gelebilmişti.<br> Günümüzün ilmi ise canlıların sadece canlıdan türediğini ve canlının, canlı olmayan bir şeyden türemesinin mümkün olmadığını söylemektedir. Ama ilim bugüne kadar yeryüzünde meydana-vücuda gelen ilk canlının, yani birleşip canlıya dönüşen ilk nutfenin nasıl birleşip de canlıya dönüştüğünü açıklayabilmiş değildir. İlk nutfenin birleşip vücuda gelmesi Dünya&#8217;da meydana gelen en büyük olaylardan bir tanesidir ama ilim, bugüne kadar bunu açıklayabilmiş değildir.<br>Bu hususta şöyle söylemektedir:<br> &#8220;Hayatı meydana getiren ilk nutfe-hücre gelişerek iki kısıma ayrılmaktadır ve bunlardan biri bitkisel, diğeri ise hayvani boyutlardır, birbirilerinden tamamen farklı özelliklere sahiptirler ama aynı zamanda birbirilerini tamamlamaktadırlar.<br>Şaşırtıcı olan husus ise şudur:<br> &#8220;Bitki olmayacak olursa hayvan vücuda gelemediği gibi hayvan olmadığı zamanda bitki var olamıyor. Bu durum özelliklede atmosferde olan gazların alınıp verilmesinde ve solunup dışarı çıkarılmasında böyledir.<br> Bu olayda meydana gelen başka büyük bir değişimdir fakat ilim ise bugüne kadar bunu dahi açıklayabilmiş değildir.<br> Nutfeden hayvani ve bitkisel boyutların nasıl meydana geldiği açıklanabilmiş değildir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-147e7c9991400c410b13b671a49cde7f">Burada şunu sormamız gerekir:<br> &#8220;Acaba vahyin inmesi sıradan bir olay mıdır? <br>Tabiat-Dünya ötesinden bir kimseye emir ve kuralların gelmiş olması bir insanın 1200 yıl yaşamış olmasından daha küçük bir şey midir&#8221;<br> İnsanın uzun yıllar yaşayabilmesi doğal bir olaydır ve bilim insanları bunun doğal ilkelerini bulmaya çalışıyorlar. Bilim insanları bir takım ilaçlarla insan ömrünü uzatmaya çalışmaktadırlar.<br> Şu halde kimse çıkıp, &#8220;Tabiat kurallarına göre insan bu Dünya&#8217;da 80-100 yıl yada 150-200 yıldan fazla yaşayamaz&#8221; diyemez.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-29f13e4e59141ce4afa282b8a3a25657"> İnsanların bedenini oluşturan hücrelerin hayati evrelerinin olduğu doğrudur ama sınırlı şartlar içinde geçerlidir. <br> Bir gün yapılacak bir keşif neticesinde, çok küçük bir şey ile insan ömrünün 500 yıla kadar yada daha fazlasına çıkartılabilmesi mümkün olacaktır ve bu insanın şüphe edeceği bir şey değildir. Bu, bu Dünya&#8217;da meydana gelmiş olan sıradan olaylar gibi bir olaydır. <br> Buna göre İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) ömrünün uzun olması ne tartışılacak bir meseledir ne de şüphe duyulacak bir olaydır.<br><strong>Seyr-i Der Sire-i Eimmei Ethar (a.s) c.1 s.267, Murtaza Mutahhari</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b462e473b37fe0a90bd5db7ca2b01425">206-Dikkat Çeken Bir Husus</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3afc00b443f0469ffa60f234fcec7aae"> Tarihi Mısır kazılarında yapılan kazı çalışmalarının birisinde Mısır Firavunlarının mezarında eski Mısır&#8217;dan kalma buğday başaklarından birisi bulunmuş ve bu buğday tanelerinde hayat olup olmadığının öğrenilmesi için buğday taneleri ekilmiş ve ekilen buğdaylar yeşerip ürün vermiştir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-145016f6b1e89e97e23f516cf04347e1"> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (canlar ona feda olsun) hayatını, bu buğday taneleri ile kıyasladığımız zaman, o Hazretin ömrünün bu buğday tanelerinin yaşı kadar dahi olmadığını göreceğiz. Ayrıca bu hususta bir çok akli ve nakli delillerde vardır.<br><strong>Binbir Nokta, Allame Hasanzade Amuli s.139</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-186314b49c674693fdf9a1ddedb7b004">207-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Ömrünün Uzun Olması </h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-aa669ec2f1e1b32dc9e2b750366a7cb4">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin ömrünün uzun olması hususunda birçok söz söylenmiştir; ama o hazretin ömrünün uzun olmasındaki en önemli faktör, Allahu Teala&#8217;nın iradesinin işin içinde olmasıdır. İlahi kitaplarla, özellikle de Kur&#8217;an-ı Kerim ile ilişkisi olan kimseler, alemde hem birçok olağan dışı işler olmuştur hem de birçok mucizeler, mucizeler meydana gelmiştir ve bunların tamamı Allahu Teala&#8217;nın sonsuz kudreti ile meydana gelmiştir. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-452e38267c46145d33097836ad073fed"> Örnek verecek olursak: Hud suresinin 37 ve 38. ayet-i kerimelerinde Hz. Nuh&#8217;un (a.s) uzun ömrünü; Enbiya suresinin 69. ayet-i kerimesinde ateşin Hz. İbrahim&#8217; (a.s) için soğuk ve etkisiz hale gelmesini; Kasas suresinin 33. Taha suresinin 20. ve Şuara suresinin 32. ayet-i kerimesinde Hz. Musa&#8217;nın (a.s) asasının ejderhaya dönüşmesini; Enbiya suresinin 91. ayet-i kerimesinde Hz. İsa&#8217;nın (a.s) babasız olarak dünyaya gelmesini ve Meryem suresinin 27 ve 34. ayet-i kerimelerinde ise o hazretin kundakta, beşikteyken konuşma meselelerini söyleyebiliriz.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d22feac5170d70636e025d0b3ca59789"> Allahu Teala sadece birkaç tane örnek verdiğimiz olağan dışı işleri yapmaya kadir olduğuna göre, Hüccetini de uzun yıllar yaşatmaya muktedirdir. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2f263681337b3ff18bf20d31d981ce1e">Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e baktığımız zaman birtakım kimselerin uzun yaşadıklarını ve yaşamakta olduklarını görmekteyiz:<br>Hz. Nuh&#8217;un (a.s) tufandan önce 950 yıl yaşadığı Ankebut suresinin 14. ayet-i kerimesinde buyurulmaktadır. Hz. Nuh (a.s) tufandan sonra da yaşamış ve tarih kitaplarında 2500 yıla kadar yaşadığı yazılmıştır. <br>Yahudilerin &#8220;Biz İsa&#8217;yı yakalayıp öldürdük&#8221; sözlerine karşılık Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurulmuştur: <br>&#8220;Allah onu göğe yükseltmiştir.&#8221; ve bu olay Nisa suresinin 158. ayet-i kerimesinde buyurulmuştur. <br> Ayrıca birçok hadiste Hz. İsa&#8217;nın yaşadığını, gökte olduğunu ve Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhurundan sonra yere inip o hazretin arkasında namaz kılacağı buyurulmuştur. <br> Bu sebepten dolayı da Hz. İmam Mehdi hakkında yazılmış olan kitapların büyük çoğunluğuna Muammerin (uzun ömürlü olanlar) adında ayrı bir bab-, başlık açılmıştır; açılmış ve uzun ömür sahiplerinin adları ve kim oldukları yazılmıştır. <br> Evet, tıp ilmi insan ömrünü 70, 80, 100 yıl ile sınırlamamaktadır. Aksine insan bedenini vücuda getiren uzuvların uzun bir hayat sahibi olacak şekilde yaratıldığını ortaya koymaktadır. İnsan ömrü ile diğer canlıların hayat süreleri üzerinde uzun ve kapsamlı araştırmalar yapmış olan bir bilim adamı, insan bedeninin binlerce yıl yaşayabilecek şekilde yaratıldığını ispatlamıştır.<br><strong>İlk Akademi ve Son Peygamber c.2 s.220<br></strong>Bir başka bilim adamı ise şöyle söylemiştir: <br>&#8220;İnsan için belirli ve sınırlı müddette bir hayat süresi düşünmek imkansızdır.&#8221; <br><strong>Muslihi Cihan s.67</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-839a3a425590ff5ee41cc775577d31eb">208-Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi&#8217;nin Dilinden Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Uzun Ömürlü Olması</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f2c2ae6558a2b2662a5080298ce9c33e"> Şia&#8217;nın muhalifleri, 12. İmam Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) şimdiye kadar yaklaşık olarak 1200 yıl yaşında olması gerektiğini ama böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylüyorlar. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-62716cc181c93c34adf8d47a06b28949"> Bu sözlerin sahipleri hakikati kabul etmekten uzaklaşmak için bunu söylemektedirler. Gaybette olan İmam hakkında Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in ve Ehlibeyt İmamlarının (a.s) buyurmuş oldukları sözlere müracaat edenler, gaybetteki İmam&#8217;ın yaşam şeklinin olağan dışı bir yaşam şekli olduğunu göreceklerdir. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c5faf99e429ce90460dcd449cda9e568">Olağan dışı olmak demek imkansız demek değildir ve ilim, olağan dışı olan şeyleri/olayları reddedebilmiş değildir. Çünkü bu dünyada olan ve iş yapan vesilelerin sadece biz insanların görebildiği ve tanıdığı vesilelerden ibaret olduğunu ve bunların haricinde vesilelerin olmadığını ispatlayabilmek mümkün değildir. Bu sebepten dolayı da bazı kimseler de bizlerin görüp bilmedikleri vesilelerin olmasından dolayı bin yıl ya da birkaç bin yıl yaşayabilmeleri mümkündür ve bunun reddedilebilmesi imkansızdır. <br> Bu sebepten dolayıdır ki tıp dünyası uzun yıllardır uzun yaşamanın yolunu bulma hususunda yapmış olduğu çalışmalarda çıkmaza girip ümitsizliğe düşmüş değildir. İlahi kitaplara sahip olan Müslümanların, Yahudi ve Hristiyanların bu tür sözleri söylemeleri çok şaşılacak şeydir. <br><strong>İslam&#8217;da Şiilik, Allame Tabatabai s.125</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b81f58c4ce45f675007095e2a41f3e20">209/210-Uzun Ömür Sahipleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ecef8295b2ec4ede7890e083c41dd51e">Mesudi, kendi kitabında uzun ömür sürmüş olan kimselerin bazılarını isim ve kaç yıl yaşadıkları ile birlikte yazmıştır:<br>Adem 930 yıl, Şis 912 yıl, Enuş 960 yıl, Kenan 920 yıl, Mehlail 700 yıl, Lut 732 yıl, İdris 300 yıl, Matuşalih 960 yıl, Lamek 790 yıl, Nuh 950 yıl, İbrahim 195 yıl, Keymers 1000 yıl, Cemşid 600 yıl ya da 900 yıl. Ömer İbn Amr Amir 800 yıl, Ad 1200 yıl. <br><strong>Mürevvic-uz Zeheb c.1 s.201</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-62d90411692478a1c5bc683d346571be">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: &#8220;Babam, dedemiz Hz. Resulullah&#8217;ın (sallallahu aleyhi ve alih) şöyle buyurduklarını buyurdular: <br>Ebul Beşer Adem 930 yıl, Nuh 2500 yıl, İbrahim 175 yıl, İbrahim oğlu İsmail 120 yıl, İbrahim oğlu İshak 180 yıl, İshak oğlu Yakup 120 yıl, Yakub oğlu Yusuf 120 yıl, Musa 126 yıl, Harun 133 yıl, Davud 110 yıl ki 40 yıl padişahlık yapmıştır ve Davud oğlu Süleyman da 712 yıl yaşamıştır.&#8221; <br><strong>Kemal-Din c.2 s.308-309</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-68a4b7d19d9f4206b036387c0e015ebe">211-Sahte Mehdiler</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4f19c3731232bc3e8bde4c4f49401dd1"> Mehdeviyyet ilkesi köklü bir ilkedir ve Sadr-ı İslam&#8217;ın kesin ve şüphesiz meselelerinden bir tanesiydi. Durum böyle olduğu için de geçmişte birçok sahte mehdiler türemiştir ve biz burada adları tarihte kayıt altına alınmış olan sahte mehdilerin bazılarını açıklayacağız:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-53243de954ddb89328df9c8b81355d2e">İnsanların bir kesimi Muhammed b. Hanefiyye&#8217;nin Mehdi olduğu vehmine kapılmışlardır ve onun ölmediğini, Redva Dağı&#8217;nda gaybete çekildiğini ve zuhur edip dünyayı hak ve adaletle dolduracağını söylemişlerdir. <br><strong>El Milel ven Nihel c.1 s.242; Fırak-uş Şia lil Nevbahtî s.255</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-82da4df1338a25b41af2fec74d66d334">Zeydiyye fırkasından olan bir kesim, Hasan oğlu Abdullah&#8217;ın oğlu Muhammed&#8217;i Mehdi görmüş ve zuhurunu beklemişlerdir. <br><strong>El Milel ven Nihel c.1 s.256; Fırak-uş Şia s.62</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ce70f73103e5b03bfccb9987c3172e19">Navusiye fırkası, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ı (a.s) Mehdi, yaşıyor ve gaybette kabul ediyorlar. <br><strong>El Milel ven Nihel c.1 s.273; Fırak-uş Şia s.67</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d696fd13d2b12e045a349962d15d5fa6">Vakfiyye fırkası, Hz. İmam Musa Kazım&#8217;ın (a.s) Mehdi olduğuna, gaybette olduğuna, zuhur edip dünyayı adaletle dolduracağına inanıyorlar. <br><strong>El Milel ven Nihel c.1 s.278; Fırak-uş Şia s.80-83</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9a56da11663a21cf4a9636ac50d1c9ee">İsmailiyye fırkasının bir bölümü, İsmail&#8217;in ölmediğini ve hayatta olduğunu, takiyye edildiği için gizlenildiğine inanmaktadırlar. <br><strong>El Milel ven Nihel c.1 s.279; Fırak-uş Şia s.67</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7455771fe820bf1bf618cc85800bfaad">Bakırıyye fırkası, Hz. İmam Muhammed Bakır&#8217;ın (a.s) Vaadedilmiş Mehdi olduğuna inanmaktadırlar. <br><strong>Tenbihat-ul Celile fi Keşfil Esraril Batile c.4 s.245</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1e6f7df413d3d239710dfb0dac1278e6">Muhammediyye fırkası, Hz. İmam Muhammed b. Ali Taki&#8217;nin (a.s) oğlu 10. İmam Hz. İmam Ali b.Muhammed Naki&#8217;nin (a.s) oğlu Muhammed&#8217;in Mehdi, hayatta ve gaybette olduğuna inanmaktadırlar. Oysaki İmam Hadi&#8217;nin oğlu Muhammed, İmam hayattayken vefat etmiştir. <br><strong>El Milel ven Nihel c.1 s.245</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a10f7c5fe79e077f88c73f1ee2ac2344">Cevaziyye fırkası, Hz. İmam Hüccet b. Hasan&#8217;ın (a.s) bir oğlunun olduğuna ve onun Mehdi olduğuna inanmaktadırlar. <br><strong>Tenbihat-ul Celile fi Keşfil Esraril Batile c.4 s.245</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0632b80608760a725654ccb96ccd0479">Haşimiye fırkasından ayrılan bir fırka Abdullah b. Harbî&#8217;nin hayatta, gaybette ve Mehdi olduğuna inanmaktadırlar. <br><strong>El Milel ven Nihel c.1 s.245</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ad0f488c6569f40412f10d2f048edafb">Mübareke fırkasından olan bir fırka Muhammed b. İsmail&#8217;in Mehdi ve gaybette olduğunu iddia etmişlerdir. <br><strong>El Milel ven Nihel c.1 s.279</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6500fb0bb5097bda6297edaaa2d5051e">Yezidiye fırkası Yezid&#8217;in göğe yükseldiğine ve zuhur edip dünyayı hak ve adaletle dolduracağına inanıyor. <br><strong>El Yezidiye li Demluci s.164</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-827de69ad0059b0b770bbc6b5d52fcf2">İsmailiye fırkası şöyle söylemektedir: <br>Hadislerde geleceği haber verilmiş olan Mehdi Muhammed b. Abdullah&#8217;tır ve o Mısır ve Fas bölgelerinde hükümet etmiştir. <br><strong>Ravzat-us Safa Tarihi c.4 s.181</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a1edd0f98165c9589ea380d2995408bf"> İmamiyye mektebinden olan bir fırka ise şu iddiada bulunmuşlardır:<br>Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) yaşıyor ve kıyam edecek olan Mehdi odur. Şimdilik gaybet dönemindedir ve vakti geldiği zaman zuhur edip dünyayı eşitlik ve adaletle dolduracaktır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-78f955f537a6b77375f4e47679683368"> Yine Ehlibeyt mektebinden olan İmamiyye mektebinden bir başka fırka ise şöyle inanmaktadırlar: <br>İmam Hasan Askeri (a.s) kıyam edecek olan Mehdidir. Ölmüştür ama dirilip kıyam edecektir çünkü kıyam etmenin anlamı öldükten sonra kıyam etmektir. <br><strong><strong>El Milel ven Nihel c.1 s.284; Fırak-uş Şia s.96-97</strong></strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5431c79d4297716e4adcee78c401b4a1">Ebu Müslim fırkası, Ebu Müslim Horasani&#8217;nin gaybetteki İmam olduğuna inanmaktadırlar. <br><strong><strong>Fırak-uş Şia s.47</strong></strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3b1bfad402a9757c5ac839674325de49"> Karamita fırkası Muhammed b. İsmail&#8217;in gaybete çekilen İmam olduğunu iddia ediyor ve onun Rum bölgesinde yaşadığına inanıyorlar. <br><strong>El Mehdiyyetu fil İslam s.170, <strong><strong>Fırak-uş Şia s.</strong></strong>72</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fdc16ada50c778e94b72268907c9fdd7">Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) Mehdi olduğuna inanan başka bir grup ise onun öldükten sonra diriltildiğini, o günden bu tarafa gaybette yaşadığını ve bir gün zuhur edip dünyayı hak ve adaletle dolduracağına inanmaktadırlar.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4a7c024e1668c314a8b328b10d8d51b7">212-Sahte Mehdiler</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-410de65446b0ea063623e57484003fdd"> 2. İmam Hz. İmam Hasan&#8217;ın (a.s) kendi adında (Hasan adında) bir oğlu vardı ve ona İkinci Hasan denilmektedir. İkinci Hasan, Hz. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kızı Fatime ile evlenmişti. Hasan ve Fatime&#8217;den Abdullah adında bir erkek çocuk dünyaya gelmiştir. Abdullah hem baba hem de anne tarafından Hz. İmam Ali (a.s) ve Hz. Fatime (s.a) torunu olduğu için kendisine Safkan Abdullah deniliyordu. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-77c00fc1944bbe1b0db04daea6f66feb"> Safkan Abdullah&#8217;ın Muhammed ve İbrahim adında iki oğlu vardı ve bu iki çocuk Emevi yönetiminin son dönemlerinde, h.k 130 yılında yaşamışlardır. Muhammed çok azamet sahibi birisi olduğu için kendisine Nefs-i Zekiye deniliyordu. Emevi döneminde İmam Hasan&#8217;ın soyundan olan sadat kıyam etmişlerdi ve Abbasiler dahi Abdullah&#8217;ın oğlu Muhammed&#8217;e biat etmişlerdi.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c4582773587af8d88847ae0e8e58fe34"> Abbasilerin Muhammed&#8217;e biat etmesinden sonra Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ı (a.s)&#8217;ı çağırtıp şöyle dediler:<br> &#8220;Sen de Hasaneyn Seyyidsin (İmam Hasan ve İmam Hüseyin&#8217;in soyundansın) Muhammed&#8217;e biat etmeni istiyoruz.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0604593ad6e185a22d2d9714144be305"> İmam Sadık (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Kıyam etmekteki maksadınız nedir? Marufu emretmek ve münkeri nehyetmek için kıyam ediyorsanız size destek olurum. Ama onun vaadedilmiş Mehdi olduğunu iddia ettiğiniz için kıyam ediyorsanız bilin ki; bu ümmetin Mehdisi, o değildir. Mehdi başka birisidir. Bu durumda ben sizin kıyamınızı kabul etmiyorum.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8e79ebc2fa3d0e72410f1038c0bacd21"> Abdullah&#8217;ın oğlu Muhammed&#8217;in hem adı Muhammed idi hem de omuzunda bir ben vardı ve bu sebepten dolayı da insanlar onun vaadedilmiş Mehdi olabileceğini söylüyorlardı ve bu sebepten dolayı da kendisine biat etmişlerdi. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eb947c41abe6c6d404c751eeb9d2c161">Mehdeviyyet meselesi Sadr-ı İslam&#8217;dan beri Müslümanların arasında o kadar meşhur ve kesin bir meseleydi ki birisi kıyam ettiği zaman eğer biraz da olsa salih birisiydi ise hemen Mehdi olduğu ilan ediliyor ve şöyle söyleniyordu: <br> &#8220;Bu kişi Hz. Peygamber&#8217;in (sallallahu aleyhi ve alih) haberini verdiği Mehdi&#8217;nin ta kendisidir. Eğer böyle olmamış olsaydı şunlar ve şunlar olmazdı.&#8221; <br><strong>Seyr-i Der Sirei Eimmei Ethar (a.s) c.1 s.286</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b19504c5d8901b84a71ee0194f610b57">213-Sahte Mehdiler</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-935f8d0d3880232107f492a2577e3632">​ Abbasi halifelerinden bir tanesinin adı Mansur oğlu Mehdidir. Abbasilerin 3. halifesidir ve Abbasilerin Mehdisi diye de meşhurdur. <br> Tarihçiler kendi kitaplarında Mansur&#8217;un siyasi kazanç ve çıkar sağlamak için oğlunun adını kasten Mehdi koyduğunu ve bu şekilde en azından insanların bir kesimini aldatmayı planladığını yazmışlardır.<br> Mekalit-ul Talibiyyun ve bazı diğer kitaplarda şöyle yazılmıştır:<br> Mansur özel yerlerde yakınlarına oğlunun Mehdi olduğunu söylemesinin yalan olduğunu ve bunu insanları aldatmak ve yanında tutabilmek için söylediğini itiraf ediyordu.<br>​Bir gün yakınlarından olan Müslim b. Katibe adında birisiyle karşılaşmıştı, ona şöyle dedi: <br>&#8220;Şu safkan Muhammed b. Abdullah neler söylüyor?&#8221; <br>Müslim dedi: &#8220;Muhammed b. Abdullah ümmetin Mehdisi olduğunu söylüyor.&#8221; <br>Mansur dedi: &#8220;Hayır, yalan konuşuyor. Ne o ümmetin Mehdisidir ve ne de benim oğlum.&#8221;<br>​<br> Hz. Peygamber&#8217;in (sallallahu aleyhi ve alihi) Hz. Mehdi hakkındaki hadislerinin hem çok olması hem de halkın genelinin arasında yaygın olmasından dolayı birileri çıkıp mehdilik iddiasında bulundukları zaman insanlar hiçbir araştırma yapmadan ve Hz. Mehdi&#8217;de olması gereken özelliklerin neler olduğunu öğrenmeden o yalanlara kanıp yalancı mehdilere tabi oluyorlardı.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c084b80c466c390b2ea8b5a13745eefb">214-Sahte Mehdiler</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3bd4134077888693365e2306b3b4bca5">Medine müftülerinden-fakihlerinden olan Muhammed b. Eclan, safkan Muhammed b. Abdullah&#8217;a biat etmişti. Abbasiler hilafeti ellerine aldıktan sonra Hasani Seyyidleri öldürmeye başladılar. Mansur halife olduktan sonra bu müftüyü çağırttı, Muhammed&#8217;e biat ettiğini tespit etmişti; azarlayıp kınadıktan sonra ellerini bağlattı ve dedi: <br> &#8220;Düşmana biat eden ellerin kesilmesi gerekir.&#8221;<br>Medine fakihlerine mektup yazılıp durumdan haberdar edilmelerinin üzerine Medine müftüleri toplanıp affedilmesini istediler ve Mansur&#8217;a şöyle dediler: <br> &#8220;Ey halife! Muhammed b. Eclan fakih ve hadis alimidir ve suç işlemiş değildir. Hz. Mehdi hakkındaki hadisleri görünce safkan Muhammed&#8217;in Ümmetin Mehdisi olduğunu zannettiği için ona biat etmiştir. Yoksa size düşman olduğu için ona biat etmiş değildir.&#8221;<br><br> İslam tarihine baktığımız zaman Mehdilik meselesinin çok önemli meselelerden bir tanesi olduğunu hemen görmekteyiz. Bu sebepten dolayı da İslam tarihinde meydana gelmiş olan olayların büyük bölümü, çok önemli bir mesele olan Mehdeviyyet meselesinden dolayı meydana gelmiştir. <br><br> İmamlarımızdan birçoğu şehit edilip dünyadan gittikleri zaman taraftarlarının bir kısmı ölmediğini, gaybete çekildiğini ve Mehdi olabileceğini söylüyorlardı. <br> Hz. İmam Muhammed Bakır, İmam Cafer-i Sadık ve İmam Musa Kazım (aleyhum selam) için de bu tür iddialarda bulunulmuştur. <br><strong>Seyr-i Der Sirei Eimmei Ethar (a.s) c.1 s.286</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9672ded922d63de135ee1189345ec38c">Kutsal Kitaplarda İmam Mehdi (a.s)</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b55c268435b3f22fb03bbf9dcdde8c7e">215- Varis</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ed8b9ae11d1761d687bc50aee584e582">Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurulmuştur: <br>وَعَدَ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دٖينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْناًؕ يَعْبُدُونَنٖي لَا يُشْرِكُونَ بٖي شَيْـٔاًؕ وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ<br>&#8220;Allah sizden inanıp salih amel yapanları, ondan önce nasıl yeryüzüne sahip ve hakim kıldıysa onları da kesinlikle yeryüzüne sahip ve hakim kılmayı ve onlara razı ve hoşnut olduğu dini nasip edip ve o dini bütün dinlerden üstün kılmayı ve korkularını emniyete tebdil etmeyi vaat etmiştir. Bana kulluk etsinler ve hiçbir şeyi bana eş-ortak tutmasınlar. Ve bundan sonra kim kafir olursa onlar buyruktan çıkanların, fasıkların ta kendileridir.&#8221; <br><strong>Nur Suresi/55<br></strong> Birtakım müfessirler bu ayet-i kerimenin; zuhur edip zulüm ve haksızlıkla dolan dünyayı hak ve adaletle dolduracağı mütevatir hadislerle haber verilmiş olan Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında indiğini ve ayet-i kerimede buyurulmuş olan &#8220;sizden iman edip salih amel işleyenler&#8221;den maksadın ise Hz. Peygamber ve Masum imamlar olduğunu söylemişlerdir. <br><strong>El Mizan Tefsiri (Tercümesi) c.15 s.218</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ed2c954ba701e54a81bd5f9a8bce7fc9">216-Kuranî (Kur&#8217;an kaynaklı) İnanç</h3>



<pre class="wp-block-verse has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d24dbfac9b1b2cdb29a10c7d0098b2e6"> Hak, barış ve adalet ordusunun zulüm ve batıla galebe edeceği inanç ve fikri Kur'an'dan kaynaklanmaktadır. Tevbe suresinin 33. ayetinde, Saf suresinin 9. ayeinde, Enbiya suresinin 105. ayetinde, Kasas suresinin 5. ve Araf suresinin 128. ayet-i kerimelerinde İslami imanın, salih amel ve takva sahiplerinin kesinlikle zafere ulaşıp sonsuza kadar zalim ve zorbaları ortadan kaldıracaklarını ve beşerin geleceğinin aydınlık olduğu buyurulmuştur. <br><strong>Hz. İmam Mehdi'nin (a.s) Kıyam ve İnkılabı, s.6</strong></pre>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-37a8770b72d8e18c16f47931954bc613">217-İslam&#8217;ın Evrensel Olması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5ce5fdecedbb3a65af64690c0fb4bc87"> İnsanların evrensel ticaret ve sanayi peşinde oldukları ve kendi ürünlerini evrensel yapmaya çalıştıkları gibi Kur&#8217;an da İslam&#8217;ın evrensel bir din olduğunu <strong>&#8220;O Kur&#8217;an bütün insanlar için zikirdir&#8221;,</strong> <strong>&#8220;O bütün alemler için uyarıcıdır&#8221;, &#8220;Bütün insanlar içindir&#8221; ve &#8220;Alemlerin tamamı için rahmettir&#8221;</strong> tabirleriyle beyan buyurmuştur.  <br> Kur&#8217;an-ı Kerim nazil olurken şöyle buyurulmuştur: <br> &#8220;Benim size getirmiş olduğum mesaj, evrensel bir mesajdır ve bu mesajın vaadedilmiş kişi olan Hazreti Mehdi&#8217;nin (a.s) eliyle gerçekleşmesi muhakkak olacaktır. <br><strong>Ayetullah Cevad-ı Amuli&#8217;nin Konuşmasından</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4315959f1a4fddef8145a935d9cf4782">218-Kur&#8217;an&#8217;ın Talimi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7acbaedc3b96489b398fcd9423d88ede"> Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Kûfe Mescidi&#8217;nde toplanmış ve çadırlar kurarak insanlara Kur&#8217;an&#8217;ı indiği şekilde öğretecek olan Şialarımı görür gibiyim.&#8221; <br><strong>El Gaybet-i Numani s.318<br></strong>Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Ali İbn Ebu Talib&#8217;in Şialarını görür gibiyim; ellerine Kur&#8217;an almış ve insanları eğitiyorlar.&#8221; <br><strong><strong>El Gaybet-i Numani s.318</strong></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d22554b5973c3b3dc05f2a129e097663">219-Kur&#8217;an ve Vaadedilmiş Olanın Müjdesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ff8e2a724f0f5c965cf417f01eda1650"> Dinin önderleri Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de olan birçok ayet-i kerimeden maksadın Hz. İmam Mehdi (a.s) olduğunu buyurmuşlardır. Birtakım kitaplarda Sünni ve Şii kaynaklarında yer alan hadislere istinaden Kur&#8217;an ayetlerinden 140 ayet-i kerimeden maksadın Hz. İmam Mehdi olduğu derlenip yazılmıştır. <br><strong>Sima-i İmam-ı Zaman</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b2e17a6257a2ade33f469df35124e38e">220- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<pre class="wp-block-verse has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0d5ca3e2532b2dbe0f9c9e3cde9a87fa"><strong>هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ<br>اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ<br>Bakara Suresi 2 ve 3. ayetler</strong><br>Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), "Huden lil muttakin" (Muttakilere hidayettir) ve "Ellezine yu'minune bil gayb" (Onlar gayba iman ederler) ayetlerinin tefsirinde şöyle buyurmuşlardır: <br>"Müttakiler, Hz. İmam Ali b. Ebu Talib'in(a.s)  Şialarıdır; gayb ise Hz. İmam Mehdi'dir (a.s)."<strong><br>Bihar-ul Envar c.51 s.52</strong></pre>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-306f1259df520a5746dd4440cdf27bb8">221- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dacbfa756508f7f89ff1bed3475de42d"><strong>وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَۙ<br></strong>&#8220;Andolsun ki mutlaka sizi birazcık korku ile, açlıkla, mal, can ve meyve azlığıyla sınayacağız. Müjdele sabredenleri.&#8221; <br><strong>Bakara Suresi/155<br></strong> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle buyurdular: <br>&#8220;Bizim Kaimimizin zuhurundan önce müminler için birtakım nişaneler olacaktır.&#8221; <br>Arz ettim: &#8220;Efendim, o nişaneler nedir?&#8221; <br>Buyurdular: &#8220;Korku ve vahşete sebep olacak olan tür tür hastalıklar, açlıklara sebep olacak olan fiyat artışları, ölümlerin artıp çoğalmasına sebep olacak olan kıtlıklar ve yağmurun yağmamasının sebep olacağı ürünlerdeki azlıklardır. O zaman da bize olan inançlarının üzerinde sağlam ve muhkem duranlara müjdeler ver.&#8221;<br>Sonra şöyle buyurdular: <br>&#8220;Ayet-i kerimenin tevili budur ve ilimde kök salmışların haricinde ayetlerin tevilini kimsenin bilmesi mümkün değildir. Ve ilimde kök salmışlar biziz.&#8221;<br><strong>Yenabi-ul Meveddet c.3 s.235</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-54f3f9a5d2f069d3daca0e412cb372a9">222- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a04e84b111ed916d4517537d41ed313d"><strong>اَفَغَيْرَ د۪ينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ<br></strong>&#8220;Allah&#8217;ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Göklerde ve yeryüzünde olanlar, istekleriyle ve zorla ona teslim olmuşlardır.&#8221; <br><strong>Âl-i İmran/83<br></strong> Hz. İmam Musa Kazım (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Bu ayet-i kerime, Hz. Kaim Mehdi (a.s) hakkında nazil olmuştur. O zuhur ettiği zaman İslam dinini dünyanın doğusundan batısına kadar bütün her yerdeki Yahudi, Hristiyan, dinsiz ve dinden çıkan ve kafirlerin önüne koyacaktır.&#8221; <br><strong>El Meheccet-ul Beyza s.50, İsbat-ul Hudat c.3 s.549</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4e646047f243187178905a8761bbff16">223- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-37129c50c25037c5d8bc9cb68b45feaa"><strong>وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّٖينُ كُلُّهُ لِلّٰهِۚ<br></strong>&#8220;Hiçbir fitne kalmayıncaya kadar ve din tamamıyla Allah&#8217;a münhasır oluncaya kadar onlarla savaşın.&#8221;<br><strong>Enfal/39 <br></strong> Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Bu ayetin tevil manasının zamanı daha gelmiş değildir. O zaman, bizim Kaimimizin kıyam ettiği zamandır.&#8221;<br><strong>Mecma-ul Beyan Tefsiri c.4 s.834</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1734c80873c726fce1455a1f713cfca8">224- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-86528e0bfe67214e4aac9dd00eb8b8c5"><strong>هُوَ الَّـذٖٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ<br></strong>&#8220;O, (Allah) müşrikler hoşlanmasalar da kendi dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulünü hidayet ve hak din ile gönderendir.&#8221; <br><strong>Tevbe/33<br></strong>Bu anlamı ifade eden diğer ayetler Fetih Suresi&#8217;nin 28. ayet-i kerimesi ile Saf Suresi&#8217;nin 9. ayet-i kerimesidir.<br> Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Bu ayet-i kerime Âl-i Muhammed&#8217;in (sallallahu aleyhi ve alihi) Kaimi zuhur edince muhakkak olacaktır.&#8221; <br><strong>Mecma-ul Beyan Tefsiri c.5 s.38</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-50c84bc10299aba5390fb04222e4aa62">225- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-169d556c0a29fee677cd66e170d8fa21"><strong>بَقِيَّتُ اللّٰهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ<br></strong>&#8220;İnanmışsanız Allah&#8217;ın ayırıp bıraktığı sizin için daha hayırlıdır.&#8221; <br><strong>Hud/86<br></strong> Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Mehdi (a.s) zuhur ettikten sonra söyleyeceği ilk söz bu ayet-i kerime olacaktır.&#8221; <br><strong>Bihar-ul Envar c.52 s.192</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a32b9247e3ab1ddc9212229cf9bccbca">226- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bbf23507260f340aa7c6fe1b2074d241"><strong>وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِۜ<br></strong>&#8220;Andolsun ki Musa&#8217;yı &#8216;Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah&#8217;ın günlerini an&#8217; diye delillerimizle gönderdik.&#8221; <br><strong>İbrahim/5<br></strong>Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Allah&#8217;ın günleri üç gündür ve onlar Hz. Kaim&#8217;in kıyam ettiği gün, rec&#8217;at ve kıyamet günleridir.&#8221;<br><strong>Yenabi-ul Meveddet c.3 s.242</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f400973df3290eb60966a9f04007be1f">227- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4f4b55956a1247837eb7cafc27d524e7">قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْن۪ٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ<br>قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَر۪ينَۙ<br>اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ<br>Dedi ki: &#8220;Rabbim, insanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver, yaşat beni.&#8221; <br>Buyurdu: &#8220;Sen kendisine süre verilenlerdensin. <br>Malum vakit gelip çatacağı güne kadar.&#8221; <br><strong>Hicr/36,37,38<br></strong> Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Malum vakit, Hazreti Kaim Mehdi&#8217;nin (a.s) kıyam edeceği gündür.&#8221;<br><strong>Muntahab-ul Eser s.220, Kemal-ud Din c.2 s.371</strong> </p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3aabdd94c27f1eaf226e458db4f2cbeb">228- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c9c25aabd230859afa8e8466d5f5ae85"><strong>وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَانًا<br></strong>&#8220;Haksız yere öldürülen kimsenin velisine hakkını alması için yetki verdik.&#8221; <br><strong>İsra/33<br></strong> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Hüseyin (a.s) mazlum-haksız yere öldürülmüştür; biz onun velileri ve kanının varisleriyiz. Bizim Kaimimiz Mehdi (a.s), Hüseyin&#8217;in akıtılan kanının intikamını almak için kıyam edecektir.&#8221; <br><strong>El Meheccet-ul Beyza s.128</strong><br>Yine şöyle buyrulmuştur: <br>&#8220;Mansur; Âl-i Muhammed&#8217;in (sallallahu aleyhi ve alihi) Kaim&#8217;i, Mehdi&#8217;dir. Zuhur ettiği zaman Hüseyin&#8217;in (a.s) dökülen kanının intikamını alacaktır.&#8221; <br><strong>Kamil-uz Ziyaret s.63</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0630088d3f36835be8f1fa689b6d6aa3">229- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-989fb2311c150227731ce18aaa33a70d"><strong>حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا<br></strong>&#8220;Nihayet kendilerine vaadedilen azabı ya da vakti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.&#8221; <br><strong>Meryem/75<br></strong>Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Bu ayette buyrulmuş olan vakitten maksat, Hz. Kaim Mehdi&#8217;nin (a.s) kıyam edeceği zamandır.&#8221; <br><strong>Usul-u Kafi c. 1 s.431 </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dc632d0644bf5d88876507c86f3a4e19">230- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-189fe06e0e51dcaf336a1e815c2659d4"><strong>وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ<br></strong>&#8220;Ve biz yeryüzünde zayıf bırakılanlara lütufta bulunmayı, onları önderler kılmayı ve yeryüzünü onlara miras bırakmayı dilemedeydik.&#8221;<br><strong>Kasas/5<br></strong> Hz. İmam Muhammed Bakır ve Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhimu selam) şöyle buyurmuşlardır: <br>&#8220;Bu ayet-i kerime, yalnızca ahir zamanda zuhur edecek olan Hz. Kaim Mehdi (aleyhisselam) hakkında nazil olmuştur.&#8221; <br><strong>El Burhan Tefsiri c.3 s.220 </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0592215b77e88b718bd98ee4796d0648">231- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3de2685464ebb73fc876404cad315498"><strong>قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ا۪يمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ<br></strong>&#8220;De ki: Fetih günü kafir olanlar imana gelseler de kendilerine faydası yoktur ve onlara mühlet verilmeyecektir.&#8221; <br><strong>Secde/29<br></strong>Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Fetih günü, Hz. Kaim-i Mehdi&#8217;nin (a.s) bütün dünyayı fethedeceği gündür.&#8221; <br><strong>El Meheccet-ul Beyza s.174, Muntahab-ul Eser s.470</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c0b0f3e014086864cbe342090001d0b7">232- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ff284e1aa76c39b14d403146d4835648"><strong>هُوَ الَّـذٖٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖؕ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖيداًؕ<br></strong>&#8220;O, öyle bir mabuddur ki Peygamberini doğru yolu göstermesi için hak-gerçek din ile bütün dinlere üstün olmak için göndermiştir; Allah&#8217;ın şahitliği yeterlidir.&#8221;<br><strong>Fetih/28<br></strong>Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) bu ayeti şöyle tefsir buyurdular: <br>&#8220;Bu ayet-i kerime bizim Kaimimiz Mehdi (a.s) hakkında nazil olmuştur.&#8221;</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a52e99ae0db36070580a5a38bac4b20f">233-Allah&#8217;ın Hücceti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-721f58f7183f915420b400a6c7903456"><strong>وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللّٰهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَؕ وَسَتُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۚ<br></strong>&#8220;De ki: Yapın, yapacağınızı! Muhakkak ki yaptıklarınızı Allah görüyor, Peygamberi de ve müminler de… Ve gizliyi de açığı da bilenin kapısına (hakimiyetine) gideceksiniz ve O, yaptıklarınızı size haber verecektir.&#8221; <br><strong>Tevbe/105<br></strong>Bu ayet-i kerimede buyrulmuş olan müminlerden maksat kimlerdir?<br>Allahu Teala&#8217;nın, Hz. Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve alihi) ile aynı düzey ve seviyede tuttuğu bu müminlerin, alemin batınından haberdar kimseler olduğunda hiçbir pak fikir sahibinin şüphe etmesi mümkün değildir.<br> &#8220;Bu müminler, insanların yapmış olduğu amel ve işleri gören kimselerdir.&#8221;<br> Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;a (a.s) &#8220;Bu müminler kimlerdir?&#8221; diye sorulduğu zaman şöyle buyurmuşlardır: <br> &#8220;Allahu Teala&#8217;nın bu ayette kastetmiş olduğu müminler bizleriz. İnsanların amellerini gören bizleriz.&#8221;<br><br> Evet, hem Kur&#8217;an-ı Kerim hem de hadisler, Allahu Teala&#8217;nın her dönem için göndermiş olduğu hüccetinin bütün insanlarla çok sıkı bir ilişki ve irtibatının olduğunu ortaya koymaktadır.<br> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), bu ayet-i kerimenin Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında olduğu hususunda şöyle buyurmuştur: <br> &#8220;Hz. İmam Mehdi (a.s) dört aylık olduğu zaman sağ kolunun pazısına şöyle yazıldı:<br><strong>وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًاۜ <br></strong> &#8216;Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır.&#8217; <br><strong>En&#8217;am/115<br></strong> Yani Allah&#8217;ın daveti; Hz. Peygamber&#8217;in ve masum İmamların gelmesiyle tamamlanmıştır.<br>Peygamber&#8217;in ve İmamların, insanların amellerini nasıl gördükleri hususunda birtakım hadisler de mevcuttur. <br> Hz. İmam Rıza (a.s) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: <br>&#8220;Allah&#8217;ın hüccetinin önünde nurdan bir direk vardır. Bu direk yerden başlayıp göğe kadar uzanmaktadır ve bu direğe baktığı zaman hem yaratılmışların tamamını hem de onların amellerini görmektedir. Allah&#8217;ın Hücceti, hüccet olduğu zaman Allah&#8217;ın emri bu nurdan direk ile kendisine inmektedir.&#8221;<br><br> Yani Allah&#8217;ın Hüccetleri; Allahu Teala&#8217;nın kaza ve kaderinin tamamını, alametlerini ve indirmiş olduğu bütün her şeyi görebilmektedir. Bir taraftan kavs-ı nüzulü, diğer taraftan da kavs-ı suudu görmektedir. Yani hem Allah katından aleme inenleri hem de dünyadan göğe yükselenleri görmektedir.&#8221;<br> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) dört aylık iken sağ kolunun pazısına bu ayet-i kerimenin yazıldığının buyrulduğu hadisin kastetmiş olduğu beden, mana alemindeki bedendir ve Hz. İmam Rıza (a.s) o bedeni görmektedir.<br><strong>Ayetullah İmam Kaşanî&#8217;nin Konuşmasından</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6fedd54d593ac1f9d8058e432ae4ddb5">234-Nur Ayeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a7c9ef18b7f12cfcb5a8a937b47f1e96">Emirel Müminin Hz. İmam Ali&#8217;nin (a.s), Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında nazil olduğunu buyurmuş olduğu ayetlerden bir tanesi şu ayet-i kerimedir.<br>Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular: <br><strong>اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌۜ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ي زُجَاجَةٍۜ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ<br></strong>&#8220;Nur, Kur&#8217;an&#8217;dır ve nur, Allah&#8217;ın adlarından bir adıdır. Allahu Teala Nur Suresi&#8217;nde şöyle buyurmuştur: <br>&#8216;Allah göklerin ve yerin nurudur. Nurunun misali içine kandil konan bir yere benzer. Orada bir kandil var. Kandil bir sırça içinde, sırçada sanki parıl parıl parlayan bir yıldız sanki&#8230;&#8217;<br><strong>Nur/35</strong><br>Sonra buyurdular: <br>&#8220;Kandil, Hz. Resulullah&#8217;tır (sallallahu aleyhi ve alihi). Misbah, onun vasisi ve vasileridir. Zucaceden maksat Fatime (aleyha selam) ve parlayan yıldızdan maksat ise yeryüzünü hak ve adaletle dolduracak olan Kaim-Mehdi&#8217;dir (a.s).&#8221;<br><strong>Mucem&#8217;u Ehadisi-l Mehdi (a.s) c.5 s.274</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a9c053184fad4a2594806a8cc034f19e">235-Bir Şüphenin Giderilmesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6def3a2e21e26dc6df18564bda208c61">Bazı kimseler insanları, özellikle de gençleri şüpheye düşürebilmek için şöyle diyorlar: <br>&#8220;Dünyanın zulüm ve haksızlık ile dolmasından sonra İmam Mehdi&#8217;nin zuhur edeceğini söylemiyor musunuz? <br>Öyleyse neden marufu emredip münkerden nehyediyorsunuz? <br>Neden İslam&#8217;ın düşmanları ile mücadele ediyorsunuz? <br>Bunları yapmayın ki fesat çoğalsın ve zulüm her tarafı sarsın, böylece İmam Mehdi (a.s) zuhur etsin.&#8221;<br> Bu şüphe, sinsi vesvesecilerin meydana getirmek istedikleri ve insanların bir kesimini müptela ettikleri şüphedir. <br>Bu hususta Nur Suresi&#8217;nin 55. ayet-i kerimesinde şöyle buyrulmuştur:<br><strong>وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْنًاۜ يَعْبُدُونَن۪ي لَا يُشْرِكُونَ ب۪ي شَيْـًٔاۜ وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ<br></strong>&#8220;Allah sizden inanıp iyi işler yapanlara, onlardan önce gelip geçenleri yeryüzüne sahip ve hakim kıldığı gibi, onları da mutlaka yeryüzüne sahip ve hakim kılmayı, onlara razı ve hoşnut oldukları dini nasip edip o dini bütün dinlerden üstün etmeyi, korkularını emniyete tebdil etmeyi vaad etmiştir. Bana kulluk etsinler ve hiçbir şeyi eş koşmasınlar. Ve bundan sonra kim kafir olursa o çeşit adamlardır buyruktan çıkanların ta kendileri.&#8221; <br><strong>Nur/55</strong><br>Allahu Teala bu ayet-i kerimede şunu buyurmaktadır: <br> <strong>Allah, salih kullarına vaad etmiştir:</strong> Yani bu dünyada bir inkılabın ve değişimin olmasını istiyorsanız, zalim çoğunluğun karşısında bu inkılabın öncüleri olan bir azınlığın olması ve durması gerekir. Bu inkılap için olması gerekli olduğu halde olmayan tek şey, salih amel ehlinin azlığıdır. Salih amel sahibi müminlerin sayısının artıp çoğalması gerekir ki Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhurunun ortamı vücuda gelebilsin.<br> Bu dünyada yeterli derecede olan şey, zaten zulüm ve haksızlıktır. Bugün dünyaya baktığımız zaman insanların ne tür zulüm ve ayrımcılık altında olduğunu görürüz. Bu sebepten dolayıdır ki inananların, zulmün artmasının değil, salih amel sahibi müminlerin sayısının artmasının peşinde olması gerekir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-708b2f63db895ddc61dc941f3a29cd43">236-Apaçık Bir Ayet</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a3454cd4d7b400added0614e985dbac0"><strong>وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْنًاۜ يَعْبُدُونَن۪ي لَا يُشْرِكُونَ ب۪ي شَيْـًٔاۜ<br></strong>&#8220;Allah sizden inanıp iyi işler yapanlara, onlardan önce gelip geçenleri yeryüzüne sahip ve hakim kıldıysa, onlarıda mutlaka yeryüzüne sahip ve hakim kılmayı ve onlara razı ve hoşnut oldukları dini nasip edip o dini bütün dinlerden üstün etmeyi, korkularını emniyete tebdil etmeyi vaad etmiştir. Bana kulluk edecek ve hiçbir şeyi bana eş-ortak koşmayacaktır.&#8221; <br><strong>Nur/55<br></strong>Bu ayet-i kerime, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhuruna en açık delil gösterilecek ayetlerden bir tanesidir. Ayetin beyanının haricinde Ehlibeyt&#8217;ten rivayet olunan ve hem Şia hem de birtakım Sünni kaynaklarında nakledilmiş olan hadislerde bu durum, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) kıyamı olarak tefsir olunmuştur.<br>Ayetin içeriği çok önemlidir ve Allahu Teala bu ayet-i kerimede iman ve salih amel sahibi olan kimselere dört şey vaad etmiştir:<br><strong>1-</strong>Onların yeryüzünün sahibi ve hakimi olacaklarının vaadi. <br> Yani yeryüzünde kurulacak olan İlahî yönetim, Allahu Teala&#8217;nın tayin etmiş olduğu bir liderin önderliğinde iman eden ve salih amel işleyen kişilerin eliyle kurulacaktır.<br><strong>2-</strong>Allah, göndereceği İlahî Hüccet ile razı ve hoşnut oldukları dini vermeyi ve o dini de bütün dinlerden üstün kılmayı vaad etmiştir.<br><strong>3-</strong>Allah&#8217;ın iman edip iyi işler yapanlara vermiş olduğu üçüncü vaad ise: Korkularını emniyete tebdil etme sözüdür. <br>Yani Allahu Teala göndereceği Hüccetinin eliyle dünyaya hakim olan güvensizliği kaldırıp yerine emniyet ve güveni hakim kılmayı vaad etmiştir.<br><strong>4-</strong>Allah&#8217;ın iman edip salih amel sahiplerine vermiş olduğu dördüncü söz ise şudur: <br>Yaratılışın yegane sebebi olan Tevhid ve Allah&#8217;ın kurbuna ulaşmak, bu lider, imam ve hükümet ile mümkün olacaktır.<br> Kur&#8217;an, Allah&#8217;ın müminlere bu sözleri verdiğini buyurmaktadır. Bu hakikat Kur&#8217;an&#8217;ın bazı diğer ayetlerinde de buyrulmuştur:<br> Biz sizden önceki mümin ve salih amel sahiplerine bu sözü verdiğimiz gibi size de vermişizdir. Geçmişteki mümin ve salihlerden maksat Hz. Peygamber&#8217;in (sallallahu aleyhi ve alihi) dönemidir ki, müminler yeryüzünün bir kesimine hakim olmuşlardır.<br><br> Bu ayetin tefsiri hakkında olan hadisler takriben bu hakikati beyan buyurmaktadır:<br> &#8220;Müslümanlar Mekke&#8217;den hicret edip Medine&#8217;ye geldikleri zaman özgür bir ortamdaydılar. Medine halkı Müslümanlara kucaklarını açtığı için de Medine şehri İslam&#8217;ın merkezi olmuştu. Müslümanların hicret edip Medine&#8217;ye gelmesi ve Medine halkının da onlara kucak açması İslam düşmanlarının tamamını birleştirmişti.<br> Şöyle diyorlardı: &#8220;Müslümanlar Mekke&#8217;de bizim kontrolümüz ve pençemiz altındaydılar; ama Medine&#8217;ye gitmeleri ve Medine halkının onlara kucak açması hükümet kurmalarına ve bizim için binlerce sorun çıkarmalarına sebep olacağı için İslam&#8217;a karşı ve düşman olan bütün herkesin birleşmesi ve tek vücut olması gerekir.&#8221; Ve böyle de oldu.<br><br> Bu ayetin şan-ı nuzulü hakkında şöyle söylenmiştir:<br>&#8220;Müslümanlar teyakkuz halinde oldukları dönemlerde silahları ile yatıyor ve silahları ile kalkıyorlardı. Bir gün İslam Peygamberi&#8217;ne (sallallahu aleyhi ve alihi) şöyle dediler: <br>&#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Ne zamana kadar bu şekilde yaşayacağız? Ne geceleri emniyet içindeyiz ne de gündüzleri.&#8221;<br>Bu olaydan sonra Nur Suresi&#8217;nin 55. ayeti nazil oldu ve Allahu Teala  ayet-i kerimede müminlere dört vaat verdiğini buyurdu. O vaatler şunlardır: <br><strong>1-</strong>Müminlerin yeryüzünün büyük bir bölümüne sahip olacakları.<br><strong>2-</strong>Burada ilahi bir hükümet kuracakları.<br><strong>3-</strong>Korkudan kurtulup emniyet içinde olacakları.<br><strong>4-</strong>Allah&#8217;a ihlas içinde kulluk ve itaat etme nimetine sahip olunacağı.<br><br> Hz. İmam Zeynelabidin (a.s), bu ayetin tefsiri hakkında olan -ve Şii ile Sünni müfessirlerin kendi tefsir kitaplarında kaydettiği- bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: <br>&#8220;Allah&#8217;a andolsun ki onlar, biz Ehlibeyt&#8217;in Şialarıdır.&#8221; <br> Sünnilerin meşhur alim ve müfessirlerinden olan Kurtubî de bu ayeti tefsir ederken Hz. İmam Zeynelabidin&#8217;in (a.s) bu buyruğunu nakletmiştir.<br> İmam Zeynelabidin (a.s) daha sonra şöyle buyurdular: <br>&#8220;Allahu Teala bunları bizden olan birinin eliyle yapacaktır ve o, bu ümmetin Mehdi&#8217;sidir. Her yerde emniyet olacaktır, İslam bütün dünyaya hakim olacaktır ve herkes tam bir emniyet içinde Allah&#8217;a kulluk ve ibadet edebilecektir. Allah onun, (Hz. Mehdi&#8217;nin) eliyle zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır.&#8221;<br> Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) daha sonra bu söylediklerine delil olarak, Hz. Peygamber&#8217;in (sallallahu aleyhi ve alihi) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: <br> &#8220;Dünyanın ömründen tek bir gün kalmış olsa dahi, Allah o günü benim Ehlibeyt&#8217;imden olan kişinin gelip zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan dünyayı hak ve adalet ile dolduracağı güne kadar uzatacaktır.&#8221;<br>Bu hadis birçok Sünni ve Şii kaynağında nakledilmiştir.<br><strong> Ayetullah Nasır Mekarim Şirazî&#8217;nin Konuşmasından</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-10254e10c9faf9818ad404deb9b61520">237-Mehdeviyyet Düşüncesinin Temeli-Kökü.</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-22864116d9acc98d92fcbf2f65471301">Mehdeviyyet fikrinin kökü ve temeli Kur&#8217;an&#8217;dır. <br>Kur&#8217;an; İslam&#8217;ın, imanın, salihlerin ve takva sahiplerinin kesin ve mutlak zaferini Tevbe Suresi&#8217;nin 33. ayetinde ve Fetih Suresi&#8217;nin 28. ayetinde açıkça buyurmuştur:<br><strong>هُوَ الَّـذٖٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ<br></strong>&#8220;O, öyle bir mabuddur ki müşrikler istemeseler de (zorlarına gitse de) Peygamberini insanları doğru yola sevk eden apaçık ve kesin deliller ile ve bütün dinlere üstün kılmak üzere gerçek din ile göndermiştir.&#8221; <br><strong>Tevbe/33</strong><br><strong>هُوَ الَّـذٖٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖؕ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖيداًؕ<br></strong>&#8220;O, öyle bir mabuddur ki Peygamberini doğru yolu göstermek üzere gerçek din ile, bütün dinlere üstün kılmak için göndermiştir ve Allah&#8217;ın şahitliği yeterlidir.&#8221; <br><strong>Fetih/28</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5c802849ae5a786a6ce49438c5405772">238- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dd2c4f7a6e27d32fa3293e154763cfb2">هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ <br>اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ<br> &#8220;(Bu kitap) takva sahiplerine hidayet eder. Onlar gaybe iman edenlerdir…&#8221;<br><strong>Bakara/2,3</strong><br>İslam Peygamberi (sallallahu aleyhi ve alihi) buyurdular: <br>&#8220;&#8230;Ondan (İmam Hasan Askeri a.s) sonra oğlu Muhammed İmam&#8217;dır. Ve o, kıyam edecek olan Mehdi ve Allah&#8217;ın Hüccetidir. Önce gözlere görünmeyecek ama sonradan zahir olacak ve zahir olduğu zaman da dünyayı zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır. Onun gaybeti döneminde sabırlı olanlar ne de bahtiyar kimselerdir! Onun sevgisinden çıkmayanlar ne de bahtiyar kimselerdir! Onlar, Allahu Teala&#8217;nın kitabında övdüğü ve haklarında; &#8220;(Bu kitap) takva sahiplerine hidayet eder. Onlar gaybe iman edenlerdir…&#8221; buyurduğu kimselerdir.&#8221; <br><strong>Yenabi-ul Meveddet c.3 s.274 </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-262c3278d22c91e3153a38cce178aedb">239- Kur&#8217;an ve İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d0b81d93e25e0fd7b5ac0e6942e186df"><strong>وَاَشْرَقَتِ الْاَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا<br></strong>&#8220;Ve yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlandı.&#8221;<br><strong>Zumer/69<br></strong> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Bizim Kaimimiz kıyam ettiği zaman, yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacaktır.&#8221; <br><strong>Aftab-ı Subh-i Mehdi s.14 </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dd87354cd08b69f15d81fe7fcf421096">240-İlahî İmtihan</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a1f5d38c756b555b3577521f08a1277a"><strong>وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ قَالَ اِنّٖى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًاۜ قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖىۜ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمٖينَ<br></strong>&#8220;Hani Rabbi, İbrahim&#8217;i birtakım kelimelerle sınamıştı da o da bunları tamamıyla yerine getirmişti. (Allah:) &#8216;Seni insanlara imam kılacağım&#8217; dedi. (İbrahim:) &#8216;Soyumdan da (imamlar çıkar)&#8217; deyince (Allah:) &#8216;Benim ahdim zalimlere ermez&#8217; buyurdu.&#8221; <br><strong>Bakara/124<br></strong>Mufazzal b. Ömer, Bakara Suresi&#8217;nin 124. ayet-i kerimesinin tefsiri hakkında şöyle söylemiştir: <br> Bu ayeti Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;a (a.s) sordum, buyurdular: <br> &#8220;Bu kelimeler, Hz. Adem&#8217;in (a.s) Allahu Teala&#8217;dan aldığı ve sonra onları söyleyerek tövbe edip bağışlanma dilediği kelimelerdir. Bu kelimeleri vesile kılarak tövbe ettiği için Allah tövbesini kabul etmiştir. <br>Hz. Adem (a.s) şöyle söyleyerek tövbe etmiştir: <br> &#8216;Allah&#8217;ım! Muhammed&#8217;in, Ali&#8217;nin, Fatime&#8217;nin, Hasan&#8217;ın ve Hüseyin&#8217;in hakkı hürmetine benim tövbemi kabul buyur.&#8221;<br> Ayette buyrulduğu gibi Allah, Hz. Adem&#8217;in tövbesini kabul etti ve şöyle buyurdu:<br>&#8220;Allah tevbeleri çok kabul eden ve Rahimdir.&#8221;<br>Mufazzal arz etti: &#8220;Ey Allah Resulü&#8217;nün oğlu! <br>Bu ayette buyrulmuş olan &#8216;ve onları tamamladı&#8217; ifadesinden maksat nedir?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Maksat şudur: Allah, Hz. İmam Hüseyin&#8217;in evlatları olan diğer dokuz İmamı da (Hz. Mehdi&#8217;ye (a.s) kadar) ona öğretti.&#8221; <br><strong>Nur-u Sakaleyn Tefsiri c.1 s.120, Menakıb-ı İbn-i El Magazili</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8795e59ba522aef865e960a34e84f55c">242-Zuhurun Kur&#8217;an&#8217;daki Nişaneleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-488ff1cf7eac682abb963b6f8210eee0">Muhammed b. Müslim şöyle demiştir: <br>&#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;tan (a.s) işittim, şöyle buyurdular: &#8220;Kaim&#8217;in (a.s) zuhurundan önce Allah&#8217;ın müminler için birtakım nişaneleri olacaktır.&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Efendim, canım size feda olsun, o nişaneler nelerdir?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;O nişaneleri Allah kitabında şöyle beyan buyurmuştur: <br><strong>وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَۙ<br></strong> &#8216;Andolsun ki mutlaka sizi birazcık korkuyla, açlıkla, mal, can ve ürün noksanlığıyla sınayacağız. Müjdele sabredenleri!&#8217; <br><strong>Bakara/155<br></strong> Yani Kaim&#8217;in (a.s) zuhurundan önce Allah siz müminleri birtakım korku, açlık, mal, can ve meyve (ürün) noksanlığıyla sınayacaktır. Korku, filanın oğullarının hükümetinin son döneminde insanlara salacakları korkudur. Açlık pahalılıktan; maldaki azlık, alışverişin olmamasından; candaki noksanlık ölümlerin artıp çoğalmasından ve meyvedeki noksanlık ise tarım ve ziraatın azalmasından dolayı olacaktır. Bu nişanelerin gerçekleştiği zaman sabredenleri müjdele!&#8221;<br>Daha sonra şöyle buyurdular: <br>&#8220;Ey Müslim&#8217;in oğlu Muhammed! Bu ayetin tevili bu şekildedir ve Allahu Teala şöyle buyurmuştur: <br>&#8216;Onun tevilini ancak Allah ve ilimde kök salmışlar bilirler.&#8217;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.554</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1fdf32b5ca85cd8a7971f8395c672202">243-Ayetlerin Gerçekleşmesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9269a3a3faa1f997c1a2d6daf4df52dd"><strong>يَوْمَ يَأْت۪ي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا ا۪يمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ ف۪ٓي ا۪يمَانِهَا خَيْرًاۜ<br></strong>&#8220;Rabbinin bazı delilleri geldiği gün; hiç kimseye, önceden iman etmemişse yahut imanından bir hayır kazanmamışsa o günkü imanı fayda vermez.&#8221;<br><strong>En&#8217;am/158<br></strong>Ebu Besir, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) En&#8217;am Suresi&#8217;nin 158. ayet-i kerimesini şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir:<br>&#8220;O günden maksat, bizim zuhur etmesi beklenen Kaimimiz (a.s)&#8217;dir. Ey Ebu Besir! Bizim Kaimimizin (a.s) Şiaları ne de bahtiyar kimselerdir! İmamlarının gaybette olduğu zaman zuhur etmesini beklerler ve zuhur edince de onun emirlerine tabi olurlar. Onlar Allah&#8217;ın sevdiği kullardır; ne kalplerinde korku vardır ne de üzüntü içindedirler.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.39</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-70431c5b7ca5d923818435778a8c7843">244-Yeryüzünün Diriltilmesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c7e993b6f14898af8501543e5db85bbd"><strong>اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ<br></strong>&#8220;Bilin ki Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. Andolsun ki akıl edesiniz diye size delillerimizi apaçık bildirdik.&#8221; <br><strong>Hadid/17<br></strong>Selam b. Müstenir, bu ayet-i kerimenin tefsirinde Hz. İmam Muhammed Bakır&#8217;ın (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br>Buyurdular: &#8220;Allah-u Teala yeryüzünü öldükten sonra bizim Kaimimiz (a.s) ile diriltecektir. Ölmekten maksat yeryüzündeki inkarcılıktır. Ve inkarcı ölüdür.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.584</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4c4a316335089961fbd0acf381b6d391">245-Bütün Dinlere Galip Etmek</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4eadde92512133a78c326d37ba2ce3cb"><strong>هُوَ الَّـذٖٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدٖينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّٖينِ كُلِّهٖۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ<br></strong>&#8220;O, öyle bir mabuddur ki müşrikler istemeseler de (zorlarına gitse de) Peygamberini insanları doğru yola sevk eden ve bütün dinlere üstün olmak üzere hak din ile göndermiştir.&#8221; <br><strong>Tevbe/33<br></strong> Ebu Besir, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) bu ayetin tefsirinde şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br>Buyurdular: &#8220;Allah&#8217;a andolsun ki, bu ayetin tevili henüz nazil olmuş değildir ve bizim Kaimimiz (a.s) zuhur etmedikçe de gerçekleşmeyecektir. Çünkü onun zuhuru, Azim-uş Şan olan Allah&#8217;ı inkar eden kâfirin ve İmam&#8217;a müşrik olanların hoşuna gitmeyecektir. Kafir ya da müşrik taşın bağrında saklanmış olsa dahi o taş dile gelecek ve şöyle diyecektir: <br>&#8216;Ey mümin! Benim bağrımda bir kafir vardır, onu öldür, onu öldür!'&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.589</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9c5de15dcf455659b2dd59d5c3c2f522">246-Kalbin Taşlaşması/Kararması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9409c8a09d605a8f7085e0ce87990502"><strong>وَلَا يَكُونُوا كَالَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْؕ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ</strong><br>&#8220;…Önceden kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar! Onlar uzun bir zamandan sonra kalpleri taşlaştı-karardı ve onların çoğu emirden çıkanlardır.&#8221; <br><strong>Hadid/16<br></strong>Semae ve diğerleri, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:<br>Buyurdular: &#8220;Bu ayet-i kerime bizim Kaimimizin (a.s) gaybeti hakkında inmiştir.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.585</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8f8b1af3d51ffe44dfccc80b927e4569">247-255 Bir Kur&#8217;an Ayeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-05afe0b60dc6cc5085af230aa0a5942c"><strong>وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّٖى جَاعِلٌ فِى الْاَرْضِ خَلٖيفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ فٖيهَا مَنْ يُفْسِدُ فٖيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّـحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّٖٓى اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ<br></strong>&#8220;Hani Rabbin meleklere: &#8216;Ben yeryüzünde mutlak bir halife yaratacağım&#8217; demişti. <br>Demişlerdi ki: &#8216;Orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Biz sana hamd etmekte, noksan sıfatlardan munazzah olduğunu söylemekte ve senin kutsallığını mukaddesliğini haykırmaktayız. <br>Rabbin dedi ki: &#8220;Ben sizin bilmediğinizi bilirim.&#8221;<br><strong>Bakara/30<br></strong>Bu ayet-i kerime genel olarak İlahi İmameti, özel olarak da Hz.  İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) yeryüzündeki mutlak evrensel Halifeliğini ve İmametini beyan etmektedir:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a2074944195b6396ead997f040391885"><strong>247-</strong>Allahu Teala&#8217;nın yaratılıştan önce halifeliği buyurmuş olması, hilafet meselesindeki hikmetin yaratılıştaki hikmetten daha önemli ve öncelikli olduğu hakikatini ortaya koymaktadır ve böyle olduğu için de hilafetle başlamıştır. Çünkü Allahu Teala hikmet sahibidir ve hikmet sahibi olanın da en önemli olan şeyi genel olan şeyin önüne geçirmesi gerekir.<br>Bu hususta Hz.  İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardır: <br>&#8220;Allah&#8217;ın Hüccetleri hem yaratılmışlar yaratılmadan önce vardı, hem yaratılmışlar yaratılınca vardı ve hem de yaratılmışlardan sonra vardı.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.7</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e12e7490e2bd68302795ec9e83814a6f"><strong>248-</strong> Allahu Teala Hz. Adem&#8217;i (a.s) kendisi için yeryüzünde halife kılmaya karar verdiği zaman, gök ehline ona itaat etmeyi farz kılmıştı; nerede kaldı yer ehline farz kılmamış olsun! <br>Yine Allahu Teala yarattıklarına, meleklere iman etmeyi farz kıldığı gibi, meleklerine de Allah&#8217;ın halifesine secde etmeyi farz kılmıştı. Yarattıklarının içinden sadece bir tanesi -ki o da cinlerden olan Şeytan&#8217;dı- Hz. Adem&#8217;e (a.s) secde etmekten imtina etti. Bu sebepten dolayı da Allah kendisine zillet, alçaklık ve helaket elbisesini giydirip kıyamet gününe kadar onu lanetinin içine aldı. <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.9</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c5a15d65bbc564730abfa50ab013d696"><strong>249-</strong> Bu ayet-i kerimede geçmiş olan cailun (karar kılmak) kelimesi, ötre ile kullanılmıştır ve Allahu Teala&#8217;nın sıfatlarından bir tanesidir. Allahu Teala bu sıfatını bu ayet-i kerimede kullanarak sadece kendisinin halife tayin edebileceğini, kendisinden başka hiç kimsenin halife tayin etme hakkının olmadığını buyurmuşlardır. <br>Bunun delili de şu ayet-i kerimedir: <br><strong>وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّٖي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَأٍ۬ مَسْنُونٍ<br></strong>&#8220;Rabbin meleklere demişti ki: Gerçekten de ben kuru, kokmuş balçıktan şekil ve suret verilmiş insan yaratacağım. <br><strong>Hicr/28</strong> <br>Bu ayet-i kerimede de &#8220;halikun&#8221; kelimesi ötre ile kullanılmıştır ve kendisini bu sıfatla sıfatlandırmıştır. Bunun anlamı ise şudur: <br> İnsanı topraktan yaratan sadece benim ve benden başka hiçbir kimsenin buna gücü yoktur. <br>Buna görekendisinin seçebileceğini söyleyen kimsenin de beşeri topraktan yaratabilmesi gerekir ve bu durumda Allah&#8217;tan başka hiç kimsenin halife, imam seçmeye ne liyakati vardır ne de hakkı. <br> İşin bir başka boyutu ise şöyledir: Melekler masum olmalarına; o kadar büyük azamet sahibi olmalarına rağmen imam seçme yetkisine sahip değillerdi. Allahu Teala&#8217;nın kendisi yeryüzündeki imamı, hücceti seçerek yarattıklarının tamamına şunu göstermiştir: <br> Meleklerim, tam anlamıyla masum ve pak olmalarına rağmen imamı seçme hakkına sahip değilken Allah&#8217;tan başka kim bu hakkı kendisinde görebilir?<br> Allahu Teala melekler hakkında şöyle buyurmuştur: <br>&#8220;Onlar Allah&#8217;ın değerli kullarıdır. Ne sözlerinde Allah&#8217;ın önüne geçerler ve ne de onun emirlerine itaatsizlik ederler. Allah&#8217;ın vermiş olduğu emirleri verdiği şekilde yerine getirirler. Hakikat böyleyken insan onca basiretsizliğine, cehalet ve itaatsizliğine rağmen nasıl olur da Allah&#8217;ın adına halife ve imam seçmeye kalkışıyor ve seçebiliyor?<br> Dinin, imamet haricindeki diğer hükümlerine; namaz, oruç, hac, zekat gibi diğer hükümlerine bakın. Allahu Teala bunların yapılıp yapılmamasını ya da nasıl yapılacağını belirtmeyi insanlara mı bırakmıştır? Elbette ki bırakmamıştır ve insanların bu emirlerin nasıllığı hakkında tek bir söz dahi söyleme, şekil ve kural koyma hakkları yoktur. Bu emirleri insana bırakmayan Allah, nasıl olur da bütün emirlerin, hükümlerin ve hakikatin tamamı olan hilafet ve imametin seçilme meselesini insanlara bırakabiliyor? <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.17-19</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e8bef7fee47ca36b922c9d4ef8ffef84"><strong>250-</strong>Bu ayet-i kerimede buyurulmuş olan halife kelimesinden maksat şudur: <br>Her dönem-asır için Allah&#8217;ın yeryüzünde sadece bir halifesi vardır. Buna göre bazı kelimelerin, &#8220;Allah&#8217;ın yeryüzünde birden fazla halifesinin olması mümkündür&#8221; sözü batıl ve gerçek dışı bir sözdür. <br> Bu ayette kullanılan &#8220;halife&#8221; kelimesi tekildir ve eğer Allah birden fazla imamın-halifenin olmasını irade etmiş olsaydı tekil kelime kullanmazdı. <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.19</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3f37b93302d55da3ff2d2ccb6e2cb635"><strong>251-</strong>Allahu Teala bu ayet-i kerimede &#8220;O zaman ki Rabbin meleklere dedi&#8221; cümlesinden Allah&#8217;ın, Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi ve alihi) sadece kendisini muhatap almış olması Allahu Teala&#8217;nın halifelik sistemini-emrini Hz. Peygamberin ümmeti için kıyamete kadar devam ettireceğinin en büyük delillerindendir. Çünkü yeryüzünün bir anlığına dahi olsa Allah&#8217;ın Hüccetinden mahrum-yoksun olması mümkün değildir. Eğer Allahu Teala&#8217;nın Peygamberin (s.a.a) şahsını muhatap almasından maksadı, imamet ve hilafetin kıyamete kadar süreceği olmamış olsaydı &#8220;senin Rabbin&#8221; şeklinde hitap etmesinin hiçbir hikmeti, anlamı olmazdı. O zaman &#8220;onların Rabbi&#8221; şeklinde hitap etmesi gerekirdi.<br> Ayrıca zamanın geçmesi Allah&#8217;ın geçmişteki hikmetini gelecek için yok etmez çünkü Allah adalet ve hikmet sahibidir ve yarattıklarının hiçbirisiyle yakınlık ve akrabalığı yoktur. <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.19-20</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-640b1d1db485235bedd55635d1de8f68"><strong>252-</strong>Allahu Tebareke ve Teala bu ayet-i kerimede hıyanet edenlerden olmaması için pak insanların haricinde hiç kimseyi halife karar kılmayacağını da buyurmuştur. Çünkü eğer Allahu Teala batınları pak olmayanları halife karar kılacak olursa kullarına hıyanet etmiş olur ve böyle olmayacağı için de şöyle buyurmuştur: <br><strong>وَاَنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي كَيْدَ الْخَٓائِن۪ينَ<br></strong>&#8220;Şüphe yok ki Allah, hainlerin düzenlerini, planlarını başarıya ulaştırmaz.&#8221; <br><strong>Yusuf/52<br></strong>Ayrıca bu buyruğu ile de Peygamberine uyarıda bulunmuştur: <br><strong>وَلَا تَكُنْ لِلْخَٓائِن۪ينَ خَص۪يمًاۙ<br></strong>&#8220;…ve hainleri savunma!&#8221;<br><strong>Nisa/105<br></strong> Allahu Teala&#8217;nın başkalarını men etmiş olduğu şeyleri kendisinin yapması nasıl mümkün olabilir? <br>Oysa yine Kendisi Yahudileri yapmış oldukları hilelerden dolayı kınamış ve onlara şöyle buyurmuştur:<br><strong>اَتَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ</strong><br> &#8220;İnsanlara iyilik etmelerini emrediyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz? Oysa kitabı okumaktasınız. Aklınız yok mu, düşünmez misiniz?&#8221; <br><strong>Bakara/44</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0594f2293f20e2af5cf5ef231dd7a0ec"><strong>253-</strong> Bu ayet-i kerimede aynı zamanda Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybetine delalet etmektedir. Çünkü ayette şöyle buyurulmuştur: <br> &#8220;Ben yeryüzünde bir halife karar kılacağım.&#8221;<br> Allahu Teala bu buyruğu ile bütün herkesin o halifeye inanmasını farz kılmıştır ama İblis bu emirden sonra sapık bir inançta olmayı seçti ve o inancını kalbinde sakladı ve bu sebepten dolayı da münafık oldu. <br> İblis dile getirmeden kalbinden Allah&#8217;ın seçmiş olduğu bu halifeyi kabul etmemeye ve ona karşı çıkmaya karar vermişti ve bu durum nifakın, münafıkların en çirkin ve en kötü türüdür. Münafıklığın en kötü hali kalpte olan ve asla dışarı vurulmayan münafıklık olduğu için İblis en çok rezil olan münafıktır. <br> Ama Allahu Teala seçmiş olduğu halifesini meleklerine haber verdiği zaman kalben ona tabi olmanın yanında ona müştak ve aşık oldular. <br> Melekler şeytanın seçmiş olduğu yolun tam zıttı bir yolda olmayı seçtikleri için de sahip oldukları makamın 10 kat daha üstündeki makama yükselirken İblis azaba müptela oldu ve bulunmuş olduğu makamdan zilletin dip noktasına düştü. <br>Bu olanlar şu hakikati ortaya koymaktadır:<br> Kalben itaat etmenin ve sevmenin çok büyük mükafat, sevap ve getirileri vardır. Zira kalben itaat eden ve seven kimse, hile ve komplo peşinde olmaz. <br>Hz. Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve alihi) şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Kişi mümin kardeşi için kalbinden ve gizlice dua ederse bir melek kendisine şöyle nida eder:<br> &#8216;Senin için ettiğin duanın iki katı vardır.&#8217; &#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.21-22</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8f357d2dc1548a63743c7642432af862"><strong>254-</strong>Allahu Teala&#8217;nın &#8220;ben yeryüzünde bir halife karar kılacağım&#8221; buyruğu birkaç açıdan Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybetine de delalet etmektedir. <br> Halifenin var edilmeden önceki gaybeti, gaybetin bütün tür ve çeşitlerinden daha derin bir gaybettir. Çünkü melekler bundan önce hiçbir halifeye şahit olmuş değillerdi. Ama biz insanlar Kur&#8217;an&#8217;ın ve mütevatir hadislerin haberini vermiş oldukları birçok halifeden haberdar durumdayız; melekler ise bunların hiçbirisinden haberdar değildi. <br>Bir başka husus ise şudur: <br>Halifenin melekler için gaybette olması Allah tarafından olmasına karşılık; Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybette olmasının nedeni İslam düşmanlarının o hazreti öldürmek istemeleridir. Buna göre Allah tarafından olan gaybetin melekler için ibadet olması ihtimali vardır. <br>Bu durumda Allah&#8217;ın düşmanlarının sebep olduğu gaybet için ne söylenebilir?</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-88591c0cea9fd947eddccff472809762">256-Gaybete İnanmak</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0b64b37723a3606d2230084859985ca3"><strong>255-</strong>Meleklerin Hz. Adem&#8217;e (a.s) secde etmeleri emrindeki sırrın ne olduğu sorulacak olursa cevabı şudur:<br> Allahu Teala; meleklere, Hz. Adem&#8217;e (a.s) tazim ederek o hazrete secde etmelerini emretmiştir ve onlara secde etmeleri emrini vererek bir hakikati kendilerinden saklamıştır.<br> O hakikat ise Allahu Teala&#8217;nın, Hüccetlerinin ruhlarını Hz. Adem&#8217;in soyunda karar kılmasıdır. Buna göre meleklerin yapmış oldukları o secde Allah için kulluk ve tapınma, Hz. Adem (a.s) için itaat ve Adem&#8217;in soyundan olacak olan Allah&#8217;ın Hüccetleri için de tazim ve tekrim secdesiydi. Ama İblis Hz. Adem&#8217;e (a.s) olan hasedinden dolayı o hazrete secde etmeyi reddetmiştir. <br> İblis&#8217;in Hz. Adem&#8217;e haset etmesinin nedeni ise Allahu Teala&#8217;nın hüccetlerinin ruhlarını kendi soyundan değil Hz. Adem&#8217;in (a.s) soyundan yaratmış olmasıydı. Bu sebepten dolayı da haset ederek secde etmeyi reddetti ve Allah&#8217;ın yolundan çıkarak sapık ve fasıklardan oldu. Allah&#8217;ın rahmetinden kovulup recim olması gaybeti inkar etmesini beraberinde getirmiş ve şöyle demiştir: <br> Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten, onu ise topraktan yarattın. İblis, Allah&#8217;ın kendisinden gizlemiş olduğu şeyi inkar etti ve zahirini müşahede ettiği Hz. Adem&#8217;in (a.s) bedeninin yapısını-zahirini gerekçe göstererek inkarcılardan oldu. Ama Hz. Adem&#8217;in (a.s) soyunda neyin saklı olduğunu ve taşımış olduğu o mutahhar ve azim ruhlardan dolayı meleklerin kıblesi olduğunu ve kendisine secde edilmesinin emrinin verildiğini biliyordu. <br> Buna rağmen İblis, Hz. Adem&#8217;in (a.s) soyunda olan o azim ve mutahhar ruhlara iman etmeyi ve onları tazim etmeyi reddetmiştir. Buna göre gaybette olan imama gaybetteyken iman eden kimseler, tıpkı Hz. Adem&#8217;e secde ederek Allah&#8217;a itaat eden melekler gibidirler. <br> Ama Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybet döneminde inkar edenler ise Allah&#8217;ın Hz. Adem&#8217;e secde etme emrine itaat etmeyen İblis gibidir. <br>Bunun böyle olduğunu Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) da buyurmuşlardır. <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.26-27</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-de4ea992a78afe1ef65d0e65d0b7b240">256-Gayba İnanmak</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2e36afb5fc5e5f9aabede045fa6298f4">الٓمٓۚ<br>ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ<br>اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ<br>Elif, lam, mim. Bu öyle bir kitaptır ki onda şüphe yoktur. Takva sahiplerine yol göstericidir. Onlar gayba inanırlar; namazı ikame ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan -bir kısmını- ihtiyaç sahiplerine harcarlar.<br><strong>Bakara/1,2,3</strong> <br> Allahu Teala dinin olmazsa olmaz boyutunun gaybete inanmak olduğunu açık ve net bir şekilde buyurmuştur. Gayba inanmak mümin için çok büyük mükafatları -her türlü ayıp, kusur ve korkudan uzaklaşmak gibi azim mükafatları- beraberinde getirmektedir.<br> Dünyaperestler çıkar ve ölüm korkusundan ötürü padişahlara itaat ederken gayba iman edenler bunlardan tam manası ile müberradırlar. <br> Bunun delili ise Allahu Teala&#8217;nın şu buyruğudur: <br> &#8220;Bizim azabımızın şiddetini gördükleri zaman dediler ki: Tek olan, eşi ve benzeri olmayan Allah&#8217;a iman ettik. Ama bizim azabımızı gördükleri zaman, ettikleri imanın onlara hiçbir faydası yoktur.&#8221;<br> Allahu Teala&#8217;ya iman edip tapanlar için gayba iman etmede çok büyük mükafatlar olduğu için Allah meleklerinin bu mükafatlardan mahrum kalmasını istememiştir. <br>Hadislerde şöyle buyurmuştur: <br>&#8220;Allahu Teala Hz. Adem&#8217;i (a.s) yaratmadan 700 yıl önce melekleri bundan haberdar etmiştir.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.36-37</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bfebe448ace4fbcef443dff9bda63070">257-Gaybtan Maksad Nedir</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f3972f7b6a71f96dc686913dab39290d">الٓمٓۚ<br>ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ<br>اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ<br>Yahya b. Ebul Kasım, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) &#8220;Elif, lam, mim. Bu öyle bir kitaptır ki onda şüphe yoktur. Takva sahiplerine yol göstericidir. Onlar gayba inanırlar, namazı ikame ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan bir kısmını ihtiyaç sahiplerine harcarlar.&#8221; ayetinin manası hakkında şöyle buyurduklarını söylemiştir: <br>İmam&#8217;a bu ayet-i kerimenin manasını sordum, buyurdular: <br> &#8220;Takva sahiplerinden maksat, Hz. İmam Ali&#8217;nin (a.s) şialarıdır. <br>Gayptan maksat ise Allah&#8217;ın gaybette olan Hüccetidir.<br>Bunun delili ise Allahu Teala&#8217;nın şu buyruğudur: <br>وَيَقُولُونَ لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّهٖۚ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّٰهِ فَانْتَظِرُواۚ اِنّٖي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرٖينَࣖ<br><br>&#8220;Ve Rabbinizden ona bir ayet (mucize, delil) indirilse olmaz mıydı?&#8217; derler. <br>De ki: Gayb yalnız Allah&#8217;ındır (Allah&#8217;a mahsustur.) Artık bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.&#8221;<br><strong>Yunus/20</strong><br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.36-37</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0ebfe4268a6947fc0532fd681a02e184">258-Kur&#8217;an Ayeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7a7de5c7b2145af94231e879410f1933"><strong>اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ<br></strong>Görmediler mi ki, gerçekten de Allah ram etti size; ne varsa göklerde ve ne varsa yerde, görünen ve gizli olan nimetlerini size yaydı, tamamladı? Ve insanlar içinde Allah hakkında mücadeleye girişen vardır. Bilgisi ve aydınlatıcı bir kitap yokken. <br><strong>Lokman/20<br></strong> Muhammed b. Ziyad Uzdi şöyle demiştir: <br>Efendim Hz. İmam Musa b. Cafer&#8217;e (a.s) bu ayet-i kerimede buyrulmuş olan &#8220;görünen-aşikar ve gizli nimetlerden&#8221; maksadın ne olduğunu sordum, şöyle buyurdular: <br> &#8220;Zahir-görünen nimetlerden maksat zahir olan İmamdır. Allah&#8217;ın gizli nimeti ise gaybette olan İmamdır. Arz ettim: Efendim, imamların içinde gaybette olan imam var mıdır? <br>Buyurdular: Evet, gaybette olacak olan bir imam vardır. Onun kendisi gaybette olacaktır ama yadı hiçbir zaman müminlerin kalbinden çıkmayacaktır. O imam, 12 imamın 12.&#8217;sidir. Allahu Teala zor işlerin tamamını onun için kolaylaştıracak. Yerin bağrındaki hazineleri onun için aşikar edecek. Her uzak olanı ona yakınlaştıracak. İnatçı zalimlerin tamamını onunla yok edecek ve her kovulmuş şeytanı onun eliyle yok edecektir. O hanımların efendisinin oğludur. Doğumu insanlardan gizli olacaktır. Ve onun öz adını, Allahu Teala zuhur edip zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan dünyayı hak ve adaletle doldurmasına izin verinceye kadar ağza alıp söylemek doğru değildir.<br> <strong>Kemal-ud Din c.2 s.57-58</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eb1a94b7562162425baa30b56edba2d0">259-Kur&#8217;an&#8217;da Zuhuru Beklemek </h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6114092a7bdc6c5b0c5e271646c91a82"><strong>هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَاْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَاْتِىَ رَبُّكَ اَوْ يَاْتِىَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَۜ يَوْمَ يَاْتٖى بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا اٖيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ فٖٓى اٖيمَانِهَا خَيْرًاۜ قُلِ انْتَظِرُٓوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ <br></strong>Hala kendilerine meleklerin inmesini, yahut Rabbinin, yahut da Rabbinden bazı delillerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı delilleri geldiği gün; hiç kimseye önceden iman etmemişse yahut da imanından bir hayır kazanmamışsa o günkü inanmasının-iman etmesinin hiçbir faydası olmaz. <br>De ki: &#8220;Bekleyin. Biz de bekleyenlerdeniz zaten. <br><strong>En&#8217;am/158 </strong><br> Ali b. Resab, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) bu ayetin &#8220;önceden iman etmemişse yahut imanından bir hayır görmemişse&#8221; cümleleri hakkında şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir: <br> &#8220;Delillerden-ayetlerden maksat, İmamlardır ve bazı ayet-delillerden maksat ise Kaim (a.s)&#8217;dır ve zuhur edeceği zaman kılıç ile kıyam edecektir. Bilin ki, daha önceden ona iman etmemiş olanların o gün iman etmelerinin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır! Kendisinden önceki babalarının gerçek imanı olmuş olsa dahi. <br><strong><strong>Kemal-ud Din c.1 s.37</strong></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c0e2631aa629efc6b9fe71d491d9337e">260-Kur&#8217;an Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1a223c21736e0003df184afd4d1208ad"><strong>فَلَٓا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِۙ<br> اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِۙ<br> وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَۙ<br> وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَۙ<br> اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرٖيمٍۙ</strong>  <br>Artık, andolsun dönüp kaybolan, doğup yürüyen ve burçlarına giren yıldızlara ve geçmeye başladığı zaman geceye ve ışıdığı zaman sabaha, şüphe yok ki Kur&#8217;an büyük bir elçinin sözüdür.<br><strong>Tekvir Suresi 15-19. ayetler</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5cf23366904bf824e1a7d52ab70b6830"> Ümmü Hani şöyle demiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Muhammed Bakır&#8217;ı (a.s) ziyaret ettim ve kedilerine bu ayet-i kerime&#8217;nin tevilinin ne olduğunu sordum, buyurdular:<br> &#8220;Maksat (hicri) 260. yılda görenlerin gözüne görünmeyecek olan İmam&#8217;dır. Sonra zifiri karanlıkların her tarafı sardığı bir gecede nurdan bir yıldız gibi doğacaktır. Onu görecek olursan gözlerin aydın olsun.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.594</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d7b9e20d3a65f9fb6f106363cfa09418">261-Kur&#8217;an Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5d663c91222c8d6d00e6f0e8a596234a"><strong>قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَٓاؤُ۬كُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْت۪يكُمْ بِمَٓاءٍ مَع۪ينٍ<br></strong>De ki: Haber verin bana, suyunuz tamamıyla batılıp çekilecek olursa artık kimdir size bir akarsu pınarı peydahlayacak olan?<br><strong> Mülk Suresi 30. ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-288cc28d5baccebd4a91866e8ccf2308">Ebu Besir, Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s)&#8217;ın bu ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br> &#8220;Bu ayet-i kerime, Hz. Kaim (a.s) hakkında inmiştir ve şunu buyurmaktadır: &#8220;İmamınız kayıp olacak olur ve O&#8217;nun nerede olduğunu bilmeyecek olursanız size kim, zahir ve görünen bir İmam gönderecektir ki, gökteki ve yerdeki haberleri ve Allahu Teala&#8217;nın helal ve haramlarını size ulaştırsın?<br>Allah&#8217;a and olsun ki bu ayetin tevil zamanı daha gelmiş değildir ama kesinlikle gelecektir.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.595</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c9d1cc248a778b38de1e9f6a4658064d"> Ali b. Cafer şöyle demiştir:<br> &#8220;Kardeşim İmam Musa Kazım&#8217;a arz ettim: &#8220;Bu ayet-i Kerime&#8217;nin tevili nasıldır?&#8221;<br>Buyurdular:<br>&#8220;İmamınız gaybette olduğu ve onu göremediğiniz zaman ne yapacaksınız?&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.43</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6fae1c236d0cd214d0f24d133e2073df">263-Kur&#8217;an ve İmamet</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1c2224796a959c881d4bceb9dff3c2d7"><strong>وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ قَالَ اِنّٖى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَامًاۜ قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖىۜ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمٖينَ<br></strong>&#8220;O zamanlar Rabbi, İbrahim&#8217;i bir takım sözlerle sınadı. O, bunları yerine getirip tamamlayınca dedi ki: &#8220;Ben seni, insanlara İmam karar kılacağım. İbrahim, &#8220;Soyumdan da imam karar kıl&#8221; dedi. Allah: &#8220;Benim ahdime zalimler ulaşamazlar.&#8221; dedi.<br><strong>Bakara Suresi 124. ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9e7288b8422e0f9f21bee55665cdaffb">Mufazzal b. Ömer Şöyle demiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;a (a.s) bu ayet-i kerimede buyrulmuş olan sözlerin neler olduğunu sordum, buyurdular:<br> &#8220;Hz. Adem&#8217;in (a.s) Rabbinden almış olduğu ve dili ile söylediği için Allahu Teala&#8217;nın tevbesini kabul ettiği sözlerdir ve o sözler şunlardır:<br> &#8220;Allahım! Muhammed&#8217;in, Ali&#8217;nin, Fatıma&#8217;nın, Hasan&#8217;ın ve Hüseyin&#8217;in hakkı hürmetine tevbemi kabul et&#8221;<br>Allahu Teala&#8217;da tevbesini kabul etti çünkü Allah, tevbeleri hemen kabul eden ve Rahim&#8217;dir.<br>Arz ettim: &#8220;Ey Resulullah&#8217;ın oğlu! Allahu Teala&#8217;nın ayette buyrulmuş olan &#8220;Ve onları tamamlayıca&#8221; buyruğundan maksat nedir?<br>Buyurdular: &#8220;Hz. Kaim (a.s) İmam Mehdi&#8217;ye kadar olan 12 İmam&#8217;ın tamamıdır ki, bu İmamların 9 tanesi İmam Hüseyin&#8217;in evlatlarındandır.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.40-41</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading">264-Asr Suresi </h2>



<p><strong>بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ<br>وَالْعَصْرِۙ</strong><br><strong>اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍۙ</strong><br><strong>اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ <br></strong>&#8220;Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;ın adı ile. And olsun zamana. Şüphe yok ki insan, kesinlikle zararda/ziyandadır. Sadece inanlar ve iyi işlerde bulunanlar ve birbirlerine gerçeği gözetmeyi ve sabretmeyi tavsiye edenler hariç.<br><strong>Asr Suresi</strong></p>



<p>Mufazzal b. Ömer şöyle demiştir:<br> &#8220;Allahu Teala&#8217;nın bu ayette buyurduklarını Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;a (a.s) sordum, şöyle buyurdular:<br>&#8220;&#8221;Zamandan&#8221; maksat Hz. Kaim&#8217;in (a.s) zuhur edeceği zamandır. <br>&#8220;Şüphesiz insan, kesinlikle zarar-ziyandadır&#8221; buyruğundan maksat, bizim düşmanlarımızdır. <br>&#8220;Sadece iman edenler&#8221; buyruğundan maksat, biz İmamlar&#8217;ın hakkında inmiş olan ayetlere inananlardır. <br>&#8220;Ve salih-iyi iş yapanlar&#8221; buyruğundan maksat, bu inançta olan kardeşleri ile birlik olup ayrılmayanlardır. <br>&#8220;Ve hakkı gerçeği öğütleyenler&#8221; buyruğundan maksat, insanlara İmameti öğütleyenlerdir. <br>&#8220;Ve sabrı öğütleyenler&#8221; buyruğundan maksat ise Gaybet Dönemi&#8217;nde bu inançtan çıkmayanlar/sapmayanlardır.<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.565</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f5d4b93f9d9044baf5caa8dfa4618fb0">265-Kur&#8217;an Tevili</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-13ab1769df40e8408e7c8015619b24bf">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8221; Zamanın cahillerinin bizim Mehdimize (a.s) yapacağı eziyetler, Cahiliye Dönemi&#8217;nin cahillerinin Peygamber&#8217;e (s.a.a) yapmış olduğu eziyetlerden çoktur, fazladır.&#8221;<br>Dedim: &#8220;Efendim! Nasıl olur?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Hz. Peygamber (s.a.a) gönderildiği zaman insanlar, taşa ve ağaca tapıyorlardı ama bizim Kaimimiz zuhur ettiği zaman insanlar, Ona karşı Kur&#8217;an&#8217;ı tevil edecekler.&#8221;<br><strong>El Gaybet-i lil Numanî s.322</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fd10082c486997f4705388341ddda046">266-İmam ve Kur&#8217;an</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d4d30a562cbf1396526fe9e4f8bf254c"><strong> وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَمَنْ قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّه۪ سُلْطَانًا فَلَا يُسْرِفْ فِي الْقَتْلِۜ اِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا<br></strong>&#8220;&#8230;Ve kim zulüm ile öldürülürse onun mirasçısına-velisine, öldürene karşı bir kudret ve salahiyet verdik. Ancak öldürmede aşırıya gidilmemeli. Şüphe yok ki, yardıma da mazhar kılınmıştır o.<br><strong>İsra Suresi 33. Ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-45e669485e6495ac577659f6f926bc5d">Bu ayet-i kerime, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;a (a.s) sorulduğu zaman şöyle buyurdular:<br> &#8220;Bu ayetin kast etmiş olduğu kimse, Kaim-i Â-li Muhammed (s.a.a)&#8217;dir. Kıyam ettiği zaman, Hz. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kanının intikamını alacak ve onun düşmanlarını öldürecektir. Eğer yeryüzündeki insanların tamamını öldürse dahi aşırıya gitmemiş olacaktır.&#8221;<br> &#8220;Öldürmede aşırıya gitmeyin&#8221; buyruğunun anlamı şudur: &#8220;O, aşırıya gitmek sayılacak hiçbir iş yapmayacaktır.&#8221;<br> Allah&#8217;a and olsun ki! Hz. Kaim (a.s), İmam Hüseyin&#8217;in katillerinin soyundan kalanların tamamını, dedelerinin ve babalarının yaptıklarından dolayı öldürecektir.&#8221;<br><strong>Kamil-uz Ziyaret s.63</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e5439f40b225ebd8140b429991fce2f6"> Uyun-u Ahbar&#8217;ur-Rıza kitabında Abdusselam b. Salih Herevî&#8217;den şöyle rivayet olunmuştur:<br> &#8220;Hz. İmam Rıza&#8217;ya (a.s) arz ettim: &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;tan (a.s) rivayet olunmuş olan bu hadis hakkındaki görüşünüz nedir?&#8221;<br>Şöyle buyurdular: &#8220;Doğrudur, öyledir.&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Efendim!<br> وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۚ<br> Hiçbir suçlu bir başkasının suçunu üstlenmez&#8221; ayet-i kerimesinin anlamı nedir?<br><strong>En&#8217;am Suresi 164. Ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-33af745b760636b9b005f863cdd46a99">Buyurdular: &#8220;Allahu Teala her zaman doğruyu buyurmuştur ama İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) katillerinin çocukları, babalarının yaptıklarından razı olanlar ve onunla övünenlerdir. Eğer Dünya&#8217;nın doğusunda olan birisi öldürülür ve Dünya&#8217;nın batısında olan bir başkası bu öldürülmeye sevinecek razı olacak olursa, Allah katında katilin katline ortaktır. Bu sebepten dolayı, Hz. Kaim (a.s) onların çocuklarını da öldürecektir.<strong><br>Uyun-u Ahbar&#8217;ur-Rıza c.1 s.72</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0876bc7970642c4171b4364a7f506591">267-Zerdüştlerin Müjdesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1cc7de627f51bd760e9c3ff5228aa299">Zerdüştlerin kutsal kitabında şöyle yazılıdır:<br>&#8220;Büyük kurtarıcı, dini Dünya&#8217;nın tamamına hakim kılacak, fakirliği yok edecek&#8230; ve Dünyadaki insanların tamamını aynı fikir ve düşüncede yapacaktır.&#8221;<br><strong>Câmasbnâme/121</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-15ac8f926db4a2a35f94108b123c0365">268-Zebur&#8217;un Zuhur Müjdesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dcf475bc1c480fe80f42191c99871626">Zebur&#8217;da şöyle yazılıdır:<br>&#8220;&#8230;Allah&#8217;ı bekleyenler, yeryüzünün sahipleri olacaklardır. Yeryüzü sonsuza kadar onların olacaktır.&#8221;<br><strong>Eski Ahit Mazmur 37. ayet, 9 ve 12,17 ve 18</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-aea27d31af452b565fdcea67b79ee414">269-Tevrat&#8217;ın Müjdesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-358265a95488f394d38f8c01eceb6cd0">Tevrat&#8217;ta şöyle yazılıdır:<br>&#8220;&#8230; Ezilmişlerin arasında adalet ile hüküm verecektir ve hak olduğu şekilde yeryüzündeki ezilmişlere hükümet edeceklerdir. Kaplan, dana ile birlikte uyuyacak ve kuzu ile aslan birlikte dolaşacaktır ve onları, küçük bir çocuk güdecektir.&#8221;<br><strong>Tevrat 11.bölüm 2. ve 10. Ayet</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2abaa57281e7318db736cefa0ac964e8">270- İncil&#8217;in Zuhur Müjdesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ac8ddaf70a4832d715832055541c75e6"> İncil&#8217;de şöyle yazılmıştır:<br>&#8220;Efendisin gelmesini bekleyen kimse gibi kemerlerinizi bağlayın ve çıralarınızı (ışıklarınızı) yakın.. O gelip kapınızı çaldığı zaman hemen açın. Çünkü o, sizin beklemediğiniz bir vakitte gelecektir.&#8221;<br><strong>Luka İncili 12. Bölüm 35-36. ayetler</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1e7138481b2d1db58ed01eb8e18d44ba">271-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin Kutsal Kitaplardaki Adları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-76855f5c391e79f3f8283d45921cad0c">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) kutsal kitaplardaki ve Dünya üzerinde var olan inançlardaki adlarından bazıları şunlardır:<br>Hz. İbrahim&#8217;in suhufundaki adı, <strong>Sahip&#8217;tir.</strong><br>Zebur&#8217;da, <strong>Kaim;</strong> <br>Terkum dilinde olan Tevrat&#8217;ta, <strong>Kaydmu;</strong> İbranice Tevrat&#8217;ta, <strong>Meşii (Büyük Mehdi);</strong> <br>İncil&#8217;de <strong>Son Mehmid;</strong><br>Zerdüşt&#8217;ün Zemzeminde <strong>Sonsuz Allah&#8217;ın Suruşu</strong>.<br>Zend Pazendlerin kitabındaki adları, <strong>Behram ve Sonsuz Allah&#8217;ın Kulu.</strong><br>Hinduların Bin Mektubundaki adı, <strong>Lendbetava.</strong><br>Armafis&#8217;de geçen adı, <strong>Şemahil.</strong><br>Sonsuzlar kitabındaki adı, <strong>Hurand.</strong><br>Firengiler&#8217;in kitabındaki adı, <strong>Kutsal-Mübarek.</strong><br>Mecusilerin kitabındaki adı, <strong>Hosrov.</strong><br>Peygamber&#8217;in izi kitabındaki adı, <strong>Hakkın, Mizani.</strong><br>Borzin Azer Fersiya&#8217;nın kitabındaki adı, <strong>Perviz.</strong><br>Romalıların Kubdus kitabındaki adı, <strong>En Büyük Firdevs.</strong><br>İlahî Sahifedeki adı, <strong>Hakk&#8217;ın Özü.</strong><br>Kutsal Sahifedeki adı, <strong>Lisan-us Sıdk ve Simam-ul Ekber. </strong><br>Kendral kitabındaki adı, <strong>Bakiyyetullah.</strong><br>Kentere kitabındaki adı, <strong>Katii.</strong><br>Didberahime kitabındaki adı, <strong>Mansur.</strong><br>Şakmuni kitabındaki adı,<strong>Ayakta duran.</strong><br>Rigveda&#8217;nın kitabındaki adı, <strong>Vişnu&#8230;</strong><br><strong>Ez-Zamun Nasih c.1 s.481, Necm-us Sakib 2. Bab s.85</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b4c2bd714924b62ad9f8e005fbb550e2">272-Kudsi Hadislerde İmam Mehdi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e371920c911b7fb75adc26da446251d8">Allahu Teala şöyle buyurmuştur: <br> &#8220;Ey Resulüm! Senin ve senin soyundan olan Hüccetlerim ile kullarıma rahmetimi indiriyorum. Ama sizin Kaiminiz ile arzımı tesbih, takdis, tekbir, tehlil ve İlahlığımın yüceltilmesi ile abad edecek ve onun eli ile Tevhid&#8217;in sözünü yüceltip kafirlerin sözünü yok edeceğim. Onun eli ve kendi ilmim ile arzın tamamına ve kullarımın kalplerine yeniden hayat vereceğim ve saklı olan olan hazinelerimin tamamını kendi iradem ile ona zahir edeceğim.<br> Kendi iradem ile kalplerde olan gizli ve saklılardan haberdar edeceğim ve benim dinimi ve emirlerimi yayıp hakim kılması için meleklerim ile ona yardım edeceğim. o benim Hüccetimdir ve benim kullarımı hidayet edecek hak Hidayetcidir.<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.66</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f3b436a3f4f71e96908d602c606269da">273-Kudsi Hadislerde İmam Mehdi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e02034563f706b5360cf7ad36f45d307">Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s), Hz. İmam Mehdi&#8217;ye (a.s) Kaim-i Â-li Muhammed (s.a.a) adının verilmesi hakkında şu hadis-i kudsiyi rivayet etmiştir:<br> &#8220;Ceddim, Hz. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) şehadetinden sonra, melekler feryad edip ağlayarak Allahu Teala&#8217;ya şöyle arz ettiler:<br> &#8220;Ey Rabbimiz! Senin seçmiş olduğun ve seçmiş olduğunun oğlunu ve seçmiş olduğun İmam&#8217;ı (Hüccetini) öldürmelerini af edecek misin?&#8221;<br> Allahu Teala onlara şöyle buyurdu:<br> &#8220;Ey Benim Meleklerim! Sakin olun! İzzetime ve celalime and olsun ki, uzun bir zaman sonra da olsa onlardan intikam alacağım.&#8221;<br>İmam Muhammed Bakır (a.s) daha sonra şöyle buyurdular: <br> &#8220;Allahu Teala bunları buyurduktan sonra, Hz. İmam Hüseyin&#8217;den (a.s) sonra onun evlatlarından İmam olacak olan İmamları meleklere gösterdi ve melekler sevindiler. Bu İmamların içinde bir İmam, kıyamda durmuş ve namaz kılıyordu; onu göstererek buyurdu:<br> &#8220;O&#8217;nun (Kaim&#8217;in: Ayakta duranın) eli ile Hüseyin&#8217;in katillerinden intikam alacağım.&#8221;<br> <strong>Bihar-ul Envar c.51 s.29</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f1aa44ca8803b84308817f7ab23ac7dd">274-Kudsi Hadislerde İmam Mehdi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1b67215baa70c6420abc0e4b6161dedc"> Miraciye hadisinde şöyle buyrulmuştur:<br> &#8220;Allahu Teala şöyle buyurdu:<br> &#8220;Rüzgarları onun emrine vereceğim; sert bulutlar, ona ram edecek ve her yolla onu göklere yükselmeye muvaffak edeceğim.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.256, Bihar-ul Envar c.52 s.37</strong><br> Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur:<br> &#8220;&#8230;Hz. Mehdi (a.s) ateş ve nurdan olan, sesten daha hızlı bineklere binecek ve dilediği göğe çıkacaktır&#8230;&#8221;<br><strong>Hurşid-i Mağrib s.39, Muhammed Rıza Hekimî</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d48935ee5e081afa1f55618272fe467d">Hadislerde İmam Mehdi</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3f4407e85ca5cb0b8b84b747a59195fe">275-Ümmetin İmamı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7081ec852128a77ed18141618ade2957">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Bu üç sıfat ve özelliğe sahip olmayan hiç kimse ümmete İmam olamaz.<br><strong>1-</strong>Kendisinden önceki İmam&#8217;dan sonra insanların en üstünü olmalıdır.<br><strong>2-</strong>Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) silahına sahip olması gerekir.<br><strong>3-</strong>Kendisinden önceki İmam&#8217;ın onu açık ve aleni bir şekilde kendisinin vasisi olduğunu ilan etmesi gerekir.<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.402</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fe0506e516c77b9b1d3adb3e48d990ac">276-Hakk&#8217;ın Sözü</h3>



<p>Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) vefalı yarenlerinden olan Osman b. Said şöyle demiştir:<br>&#8220;Bir keresinde Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) huzurunda idik, İmam&#8217;ın yarenlerinden birisi o Hazrete şöyle arz etti: &#8220;Efendim! Mutahhar babalarınızdan şöyle nakledilmiştir: &#8220;Yeryüzü asla Hüccetsiz kalmaz ve zamanının İmamını tanımadan kimse cahiliye ölümü ile ölmüş olur.&#8221; Bu husustaki nazarınız nedir?&#8221;<br>İmam Şöyle buyurdular:<br> &#8220;Evet, bu söz, hak ve doğrudur.&#8221;<br>Sordu: &#8220;Ey Resulullah&#8217;ın oğlu! O halde sizden sonraki Hüccet kimdir?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Benden sonraki İmam ve Hüccet, oğlum Muhammed&#8217;dir. Onu tanımadan ölen kimse, cahiliye ölümü ile ölmüş olur. Bilin ki, onun gaybet dönemi olacaktır ve o dönemde cahiller, sapıtıp yoldan çıkacak ve batıl ehli ise helak olacaktır. Onun gaybette olduğu dönemde onun zuhuru için vakit verenler yalancılardır. O, gaybet dönemi sona erince zuhur edecektir. Kufe&#8217;nin ve Necef&#8217;in başının üstünde dalgalanan beyaz bayrakları görür gibiyim.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.409</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1350a477dd72279d2d23dec61d919c25">277-Hz. Peygamber&#8217;in Halifeleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9f2e6e6e7c96673b22f2b7d15bdedd7d"> Hz. İmam Rıza (a.s) babalarından, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br>&#8220;Miraca çıkarıldığım zaman şöyle dedim: &#8220;Ey benim Rabbim! &#8230;Bunlar, benim haliflerim ve benden sonraki İmamlar mıdır? Nida geldi: &#8220;Bunlar, senden sonrası için kullarıma seçmiş olduğum dostlarım ve sevdiklerimdir. Senden sonraki Halifelerim ve en üstün kullarım bunlardır. İzzet ve celalime and olsun ki! Dinimi onlarla yükselteceğim ve onların sonuncusu ile yeryüzünü günahkar ve isyancılardan temizleyeceğim ve onu, Doğu&#8217;dan Batı&#8217;ya kadar bütün Dünya&#8217;ya hakim kılacağım.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.366, Uyun-u Ahbar-ur Rıza c.1 s.262</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d84a0a9173735ab494e51b3251834bba">278-Allah&#8217;ın Hücceti&#8217;nin Olmasının Zarureti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a4428c0a5c315fa070a43f442d3cf6be"> Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s), Allah&#8217;ın Hüccetlerinin olmasının zarureti hakkında şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Allah&#8217;ın arzının, Allah&#8217;ın Hücceti olmadan ayakta durması -varlığını sürdürebilmesi- mümkün değildir.<br><strong>Nehcül Belağe, Kısa sözler 147 numaralı söz</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fc94d5cabe3dab757cea1b1578256c17">Hz. İmam Ali b. Muhammed Naki (a.s) şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Allah&#8217;ın arzının, Allah&#8217;ın Hücceti olmadan varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir ve Allah&#8217;a and olsun ki, Allah&#8217;ın (bu dönemdeki) yeryüzündeki o Hücceti benim!&#8221;<br><strong>Usul-u Kafi c.1 s.179</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-40a200ccb2ce38d3dc20f5a504280d5d"> İmamlarımızdan (aleyhum selam) elimize ulaşmış olan dualarda mükerrer defa Hüccet kelimesinin kullanıldığını görmekteyiz. O dualardan birisi şöyledir:<br> &#8220;Allahım! Beni, Hüccetinin marifetine ulaşanlardan karar kıl! Eğer sen bana Hüccetini tanıtmayacak olursan sapıp dinimden çıkarım.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.512</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9c2876d5da2288afeeb4f9e52572b64b">Zuhur&#8217;un Haberi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8dc02d4047bf9f15b9f77698cc371c55">Cabir, Hz. İmam Muhammed Bakır&#8217;ın (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br> &#8220;Mehdi (a.s), yatsı vaktinde Mekke&#8217;de zuhur edecektir ve zuhur ettiği zaman Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) bayrağı, gömleği ve kılıcı yanında olacaktır. Ayrıca açıkça nurdan nişaneleri olacaktır. Yatsı namazını kıldıktan sonra yüksek sesle şöyle diyecektir: &#8220;Ey İnsanlar! Allah&#8217;ı ve Allah&#8217;ın huzuruna çıkarılacağınız günü size hatırlatıyorum. Allah, hüccetini tamamlamıştır. Ona hiçbir şeyi ortak koşmamanız, Onun ve Peygamberinin emirlerine itaat etmeniz, Kur&#8217;an&#8217;ın ihya ettiğini ihya etmeniz ve Kur&#8217;an&#8217;ın ortadan kaldırdıklarını ortadan kaldırmanız, hidayet yoluna yardım etmeniz ve ona karşı muin, nasır ve takvalı olmanız için Peygamberlerini ve kitaplarını göndermiştir.<br> Dünya&#8217;nın sonu yakınlaşmıştır. Ben sizi Allah&#8217;a ve Resulü&#8217;ne davet ediyorum. Allah&#8217;ın kitabına amel edin, batılı yok edip sünneti ve şeriatı ihya edin.&#8221;<br> Daha sonra sayıları, Bedir ashabının sayıları kadar olan 313 ashabı ile birlikte önceden kararlaştırmadan birleşip zuhur edecektir. <br> Onlar, gecelerin korkanları, gündüzün aslanlarıdırlar. Allah onun eli ile Hicaz topraklarını fethedecek, zindanlarda olan Haşimoğullarını kurtaracak ve siyah bayraklarla Kufe&#8217;ye girecektir. Sonra Dünya&#8217;nın dört bir tarafına İmam Mehdi&#8217;ye biat almaları için ordular gönderecektir. Onlar, gittikleri yerlerde zulüm ve haksızlıkları ortadan kaldıracak, şehirler ve ülkeler onun için hazır hale getirecektir. Konstantiniye&#8217;yi o fethedecektir.<br><strong>El Melahim-u vel Fiten s.48</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6af5f1695606928ae2923735045b02cb">280-Sünni Kaynaklarında Hz. İmam Mehdi (a.s)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-76221e81636052702b7f4e3b26fa5ddb"> İbn-i Ebil Hadid:<br> &#8220;Ahir-i Zaman&#8217;da Ehlibeyt&#8217;ten birisi çıkacak dini, hak ve adaleti aşikar kılacaktır. Müslümanlar ona tabi olacaklar ve bütün Dünya&#8217;ya hakim olacak olan o kişinin adı, Mehdi&#8217;dir.<br><strong>İbn-i Haldun Mukaddimesi s.362</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8237ad9f5430f200e423b983817a5d29">281-İmam&#8217;ın Olmasının Lüzumu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0334a6a7670ad78eb522acd05602267c"> Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:<br> &#8220;Ey Ebu Hamza! Sizden birisi birkaç fersah yol gitmek istediği zaman kendisine bir yol (adres) gösteren bulmaktadır. Sen, göklerin yolunu, yerlerin yolundan daha çok bilmiyorsun, öyle ise kendine bir yol gösteren ve kılavuz bul.&#8221;<br><strong>Usul-u Kafi c.1 s.261</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-50a4854b3ed9ead2147c53831ff012d2">282- İmam Rıza&#8217;dan Bir Hadis</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b466b5de62d59eda7498577bca41bd53">Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:<br> &#8220;Hz. İmam Mehdi (a.s), insanların en bilgilisi, en hekimi, en takvalısı, en sabırlısı, en çok bağışlayanı ve en çok kulluk ve ibadet edenidir. Gözleri uyusa da kalbi her daim uyanıktır. Melekler her daim kendisi ile konuşmaktadır&#8230; Duaları her zaman kabul olur ve bir taşa dahi nifrin edecek olsa taş ikiye ayrılır.&#8221;<br><strong>İlzam-un Nasib s.9</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1cb9266b486e34de8f0f412c51da60b3">283- İki Açık Nişane</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dfc5e30bc73133bad0e1f7ffd8f49e32">Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Mehdi&#8217;nin (a.s) apaçık nişaneleri vardır ve o, nişaneler ile tanınır. Onlardan bir tanesi sonsuz ilme sahip olması ve diğeri ise duasının her zaman kabul olmasıdır.&#8221;<br><strong>Uyun-u Ahbar-ur Rıza c.1 s.170 </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-edbf5f43bd88a71c6b4b45736e0be6b3">284-Sınırı Olmayan Bilgi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f92ddab3c240ffc413a09338882505ed">Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurdular:<br> &#8220;Mehdi&#8217;nin (a.s) ilmi bütün herkesin ilminden daha çok ve rahmeti, bütün herkesin rahmetinden daha fazladır.&#8221;<br><strong>El Gaybet-i Numani s.114, Bihar-ul Envar c.51 s.115, Muntahab-ul Eser s.309</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4c0f0f0c152176d1a22589e732270c32">285-Babam Ona Feda Olsun</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-392e4e5a2a05c848a6303c2a70067f6b">Hz. İmam Musa Kazım (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Hz. Mehdi&#8217;nin (a.s) yüzünün rengi çok fazla gece ibadeti ve teheccüt etmesinden dolayı sarıya çalmaktadır. Geceleri, secde ve rüku halinde geçirip yıldızların doğup batmasına riayet eden ona, babam feda olsun.<br> Allah yolunda kınayanların kınamasından asla etkilenmeyen Mehdi&#8217;ye, babam feda olsun. O, zifiri karanlıkların hidayet ışığıdır. Allah&#8217;ın emri ile kıyam edecek olan Mehdi&#8217;ye, babam feda olsun.&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.86 s.81</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-42084486dba00a6171ff56d1d1cb039c">286-Allah Karşısında Huşu İçinde</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-378bbfd622a648dd7e90a3d4266306d2">Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:<br> &#8220;Hz. Mehdi (a.s), kartalının kanadının karşısında ezik olduğu gibi Allah&#8217;ın karşısında eziklik içindedir.&#8221;<br><strong>Ukad-ud Durer s.158</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-644b45d018dd97dec1f016e5d85bea67">Başka bir hadislerinde ise şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Mehdi (a.s), Allahu Teala&#8217;ya karşı en çok huzu ve huşu içinde olandır.&#8221;<br><strong>Ez Zamm-un Nasıb s.10</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-281e77ca251448599397468bc8a76c25">287-İyiliklerde Aceleci</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8932f95d9687e885bc671644dba6d167">Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Mehdi (a.s), iyiliklerde ve mücadelede çok acelecidir.&#8221;<br><strong>Cemal-ul Usbuu s.310, Sahife-i Mehdeviyye s.290</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a90127fb8aec36f5db3a966396b8f2ec">288-İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Faziletleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-27f2d696bfc4326443fd24c6928db53c">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:<br> &#8220;Mehdi (a.s), Hz. Musa&#8217;nın (a.s) kemaline, Hz. İsa&#8217;nın (a.s) azametine ve Hz. Eyyub&#8217;un (a.s) sabrına sahiptir.&#8221;<br><strong><strong>Uyun-u Ahbar-ur Rıza c.1 s.36</strong></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c3e8db03b68f7fbfc38473e5c5e50855">289-İmamsız Dünya Yok Olur</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9dcc2efd590ee31dfb17ce4b5b1c3b34"> Ebu Hamza şöyle demiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;a (a.s) sordum: &#8220;İmam olmadan yeryüzü var olabilir mi?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;İmam olmayacak olursa yeryüzü yok olur.&#8221;<br><strong>Usul-u Kafi c.1 s.334</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8c25c65a763b048a698322969b87266a">290-Allah&#8217;ın Kullarına Gazabı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d9209373f83faf0a2633c85860b21fa0"> Veşa şöyle demiştir: &#8220;Hz. İmam Rıza&#8217;ya sordum: &#8220;Yeryüzü İmamsız olur mu?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Hayır, olmaz.&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Efendim, &#8220;Allah, kullarına gazap etmedikçe yeryüzünün İmamsız kalmayacağını bize söylüyorlar.&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Yeryüzü, İmamsız olamaz, yeryüzünde İmam olmayacak olursa yeryüzü yok olur.&#8221;<br><strong>Usul-u Kafi c.1 s.334</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a6e9212bde3173a158b2e47fd417bb87">291- Sünni Kaynaklarında İmam</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bb667ad3a19d202634dfe509473469bb">Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:<br> &#8220;Benim evlatlarımdan, adı benim adım olan birisi Arablara hakim olmadan, yeryüzü dağılıp son bulmayacaktır.&#8221;<br><strong>Sahih-i Tirmizi c.9 s.74</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-91a4c8a2ab57fa002b3f95c37ab4195c">292-İkrar ve İnkar</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-33d83b095a6162afc6dada3bbdde5d5e">Safvan b. Mervan, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br> &#8220;İmamların tamamını kabul edip Mehdi&#8217;yi kabul etmeyen kimsenin durumu, Peygamberlerin tamamını kabul edip Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.a) Peygamberliğini kabul etmeyen kimsenin durumu gibidir.&#8221;<br>Arz ettiler: &#8220;Ey Allah Resulü&#8217;nün Oğlu! Sizin evlatlarınızdan olan Mehdi kimdir?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Beşinci oğlumun oğludur. Sizden gizli ve saklı olacaktır ve (saklı olduğu dönemde) onun adını anmanız doğru değildir.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.3</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-489288c77144e0e0f21fd1665c9d35b3">293-Üç Muhammed</h3>



<p>Ebu Hişam, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br> &#8220;İmamların içinden adları Muhammed, Ali ve Hasan olan İmamlar, peş peşe gelecektir, onların dördüncüsü Kaim-ul Mehdi (a.s)&#8217;dır.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.4</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1b5759859e5f10f2c36c18e951f73b45">294-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bc6dfa3efa35f2afc3fb6aa3d12fcd0e"> Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s), Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) şöyle buyurduklarını rivayet etmişlerdir: <br>&#8220;Dünya&#8217;nın ömrü bir gün kalmış olsa dahi Allah, benim Ehlibeytimden birisini çıkartacaktır ve o, Dünya&#8217;yı zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır.&#8221; <br><strong>Sahih-i Ebu Davud c.2 s.207</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0e27b6c15050859b7482137e11940307">295-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-583f42a2a055f35729b23aefc6eb6d0f">Ebu Said şöyle demiştir: &#8220;Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular: <br>&#8220;Bizim Mehdimiz açık alınlı ve ince burunludur, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adalet ile dolduracaktır ve yedi yıl hükümet edecektir.&#8221; <br><strong>Sahih-i Ebu Davud c.2 s.208</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8ec25dc2c05d61092f549078f8f559c7">296-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi </h3>



<p>Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: <br>&#8220;Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdular: &#8220;Vadedilmiş Mehdi, Ehlibeyttendir ve Allahu Teala, Onun kıyam etmesinin şartlarını bir gecede vücuda getirecektir.&#8221; <br><strong>Sahih-i İbn-i Mace c.2 s.519</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-001239bf0ced2c7729af5322b5ab85d3">297-Sünni Kaynaklarında İmam Mehdi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-643d7e4387194958837db940d8cf6be9">Ebu Said, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: <br>&#8220;Yeryüzü, zulüm ve haksızlıkla dolacaktır, sonra benim Ehlibeytimden birisi çıkacak, yedi yada dokuz yıl hükümet edecek ve yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracaktır.&#8221;<br> <strong>Mesned-i Ahmed c.3 s.38</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-226ab7e002ddde344c2d76294207c17f">298-İmam Mehdi&#8217;nin Zuhuru Müslümanların Arasında En Çok Meşhur Olan Meselelerdendir</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9cd9c25d83ce12e5bcf97db5e1f296d6">Ahir-i zamanda, Hz. Peygamber&#8217;in Ehlibeytinden bir kişinin çıkıp dini, bütün Dünya&#8217;ya hakim edeceği; hakkı ve adaleti, bütün Dünya&#8217;ya hakim kılacağı ve ülkelerin tamamına hükümet edeceği Müslümanların arasında en çok bilinen ve meşhur olan meselelerden bir tanesidir. <br><strong>İbn-i Haldun Mukaddimesi s.311</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0ad572a42ebcca898a9a23d770e964ae">299-Belanın Defi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-73fbf2d16442bc3bc57ea484b66093a8">Hz. İmam Mehdi (a.s) şöyle buyurmuşlardır: <br>&#8220;Allahu Teala, benim ile ailemden ve Şialarımdan belayı def edecektir.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.441</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a5aebd68da3f8acb88d815f39de78e69">300-Hizmet Etme Arzusu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4e6fe2e107d3efdfd188d549c9805c10">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurdular: <br>&#8220;Onun (Hz. İmam Mehdi&#8217;nin) döneminde olmuş olsaydım ömrümün tamamını ona hizmet etmekle geçirirdim.&#8221; <br><strong>Gaybet-i Numani s.245</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-aba7981f8a31cfbb3415201aab52b0e4">301-Kitap ve Sünnet İlmini Bilmek</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e1e41c241332ba895268b76237f9cbc5">Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Bitki, toprakta kök saldığı gibi Allah&#8217;ın kitabının ve Peygamber&#8217;in (s.a.a) sünnetinin ilmi de bizim Mehdimizin kalbinde kök salmıştır.&#8221; <br><strong>Bihar-ul Envar c.52 s.317, Muntahab-ul Eser s.309</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8e5f352b7cba74ddb2b93d9cd1260b77">302-Sünni Hadislerinde İmam</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-641ebbb48a3b16105cfec95fbbfc855f">Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Semre&#8217;den şöyle nakleder:<br>&#8220;Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) şöyle buyurduklarını kendi kulaklarım ile duydum:<br> &#8220;Benden sonraki Halifelerimin sayısı 12&#8217;dir ve onların tamamı Kureyşten&#8217;dir.&#8221;<br><strong>Ahmed b. Hanbel Müsnedi c.5 s.92</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b274fc1433a0eb761fa5e1123dff86e5"> Bu hadis, Yenaib-ul Mevedde&#8217;nin hadisinde şu şekildedir:<br> &#8220;Benden sonraki Halifelerimin sayısı 12 tanedir ve onların tamamı Haşimi&#8217;dir.&#8221;<br>Bu hadis, mütevatir seviyesinde rivayet edilmiştir ve bu hadisin mütevatir bir hadis olduğunu hadis ilmi sahiplerinin tamamı itiraf etmişlerdir.<br><strong><strong>Ahmed b. Hanbel Müsnedi c.5 s.92</strong></strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0fc262cd759b0b504b2cfa7e64df16f5">Ahmed b. Hanbel, bu hadisi mezkur haliyle 34 ayrı senet ile Cabir b. Semre&#8217;den rivayet etmiştir.<br> Hem Sünni hem de Şia kaynaklarında olan bu hadisin doğruluğunda hiçbir şüphe olmamasına rağmen önemli olan husus şudur:<br><strong>Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) bu 12 kişiden maksadı kimlerdir?</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e98f2e1875535173d5cd3e802360b229"> Ümeyyeoğlu halifelerini kast etmiş olmaları mümkün değildir çünkü onların sayısı 12 değil 15&#8217;tir.<br>Mesudî, Murevvic&#8217;uz Zeheb isimli kitabında Ümeyyeoğlu halifelerinin isimlerini şu şekilde yazmıştır:<br> &#8220;<strong>1-</strong>Ebu Süfyan&#8217;ın oğlu Muaviye,<br><strong>2-</strong>Muaviye&#8217;nin oğlu Yezid,<br><strong>3-</strong>Yezid&#8217;in oğlu Muaviye,<br><strong>4-</strong>Hakem&#8217;in oğlu Mervan,<br><strong>5-</strong>Mervan&#8217;ın oğlu Abdulmelik,<br><strong>6-</strong>Abdulmelik&#8217;in oğlu Velid,<br><strong>7-</strong>Abdulmelik&#8217;in oğlu Süleyman,<br><strong>8-</strong>Abdulaziz&#8217;in oğlu Ömer,<br><strong>9-</strong>Abdulmelik&#8217;in oğlu Yezid,<br><strong>10-</strong>Velid&#8217;in oğlu Yezid,<br><strong>11-</strong>Abdulmelik&#8217;in oğlu Hişam,<br><strong>12-</strong>Abdulmelik&#8217;in oğlu Yezid&#8217;in oğlu Velid,<br><strong>13-</strong>Abdulmelik&#8217;in oğlu Yezid&#8217;in oğlu Velid&#8217;in oğlu Yezid,<br><strong>14-</strong>Abdulmelik&#8217;in oğlu Yezid&#8217;in oğlu Velid&#8217;in oğlu İbrahim,<br><strong>15-</strong>Mervan Muhammed El Hammar&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cfc09a716e8f6b4e61596606140c9202">Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) maksadının Abbasî halifeleri olmadığı da kesin ve açıktır çünkü Abbasi Halifelerinin sayısı 12 değil sayısı 37&#8217;dir. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-52c30ef08d3988aad84366643c5b26d6"> Ümeyyeoğullarının ve Abbasilerin haricinde halife olanların sayısı ise 6&#8217;dır ve yine 12&#8217;ye ulaşmamaktadır, bunlar ise 4 Halife, Hz. İmam Hasan (a.s) ve Zubeyr&#8217;in oğlu Abdullah&#8217;tır.<br>Bu sebepten dolayı da Hz. Peygamber&#8217;in buyurmuş oldukları bu halifelerin kimler olduğunun belirlenip  açıklığa kavuşturulması gerekir çünkü Allah&#8217;ın Resulü (s.a.a) hem boş söz hem de muamma şeyler söylemekten beri ve uzaktır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ce1c6d7318556baeacd87d2895840c67">Şia inancına göre Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) bu hadiste buyurmuş oldukları 12 Halife&#8217;den maksatları, Hz. İmam Ali b. Ebu Talib (a.s) ve 11 evladıdır. Sünni kaynaklarında rivayet olunmuş olan hadislerde maksadın, 12 Ehlibeyt İmamı olduğuna delalet etmesine rağmen Sünni alimlerin kendi kitaplarında yazılı olan bu hadisleri dikkate almamış olmaları yada o açık hadisleri başka bir şekilde tevil ederek muhtelif anlamlar çıkarmaya kalkışmaları çok şaşırtıcıdır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-686c3994f3f0f89c4a49c8ae57d04102"> Muhammed b. İbrahim Hammui Şafi, Abdullah b. Abbas&#8217;tan şöyle nakletmiştir:<br> &#8220;Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular: &#8220;Benim vasi ve halifelerim, Allah&#8217;ın benden sonrası için kullarına seçmiş olduğu Hüccetler, 12 kişidir ve onların ilki, benim kardeşim ve sonuncusu ise benim oğlumdur.&#8221;<br>Sordular: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resul&#8217;ü! Senin kardeşin kimdir?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Ali b. Ebu Talib&#8217;tir.&#8221;<br>Sordular: &#8220;Ya Resulallah! Senin oğlun kimdir?<br>Buyurdular: &#8220;O, Mehdi&#8217;dir. Dünya&#8217;yı zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra hak ve adalet ile dolduracak olan kimsedir.&#8221;<br><strong>Feraid-us Simteyn c.2 s.312 H.562</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3dff5df524e23536d2c6c06e3fa9998e">Hafız Süleyman Kunduzi Hanefi, bu hadisi Yenabi-ul Meveddet kitabında naklettikten sonra 12 Halife&#8217;den maksadın kimler olduğunu Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) kendisinin açıkladığını ve onların, Ali b. Ebu Talib (a.s) ve 11 evladının (aleyhum selam) olduğunu yazmıştır.<br><strong>Yenabi-ul Meveddet s.487</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-85cf56db85745963cd38b41febb54f35">Hafız Süleyman Kunduzi Hanefi, kitabında şöyle yazmıştır:<br> &#8220;Bir takım muhakkıklar şöyle söylemişlerdir: &#8220;Zamanın şerhi ve mekanda vücuda gelmiş olan şartlar, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) 12 Halife&#8217;den maksadının kendi itreti (Ehlibeyti) olduğunu ortaya koymuştur. Sahabeden olan halifeler bu hadisin kapsamı içine girmemektedirler çünkü onların sayısı 12&#8217;den azdır. Yine Emevi halifelerini de kapsamamaktadır çünkü onlarında sayısı 12&#8217;den fazladır.<br><strong>Yenabi-ul Meveddet s.446</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-826016c4aab4d1b0fd509d986dd5def7">303-Nasıl Bir Mehdi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-592be136a598bfe7f6ccee9b73cce028">Sünni Ulemasının, Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki görüşleri şu şekildedir:<br>&#8220;Bizler türsel Mehdi&#8217;ye inanıyoruz.&#8221;<br> Bir başka ifade ile şöyle söylemekteler:<br> &#8220;Hz. Mehdi (a.s) hakkında Hz. Peygamber&#8217;İn buyurmuş oldukları hadislerin tamamını kabul ediyoruz ama onun daha doğup Dünya&#8217;ya gelmediğini ve kim olduğunun bilinmediğini; gelecekte doğacağını ve büyüdükten sonra kıyam edip Dünya&#8217;nın tamamına hükümet edeceğini, Hz. Fatıma&#8217;nın (s.a) soyundan ve Hz. İmam Hüseyin&#8217;in evlatlarından olduğunu söylüyoruz.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8965364d054579729c4527bd13dec68d">Şebravi Şafii şöyle demiştir:<br> &#8220;Şialar; hakkında çok sayıda sahih hadisin olduğu Mehdi&#8217;nin, Hasan Askeri&#8217;nin oğlu olduğuna ve ahiri zamanda zuhur edeceğine inanmaktadır. Ama doğrusu şudur: &#8220;Mehdi, daha doğmuş değildir, ileriki zamanlarda doğacak ve büyüyecektir ve O, kerim olan Ehlibeytten&#8217;dir.&#8221;<br><strong>El-İthaf s.180</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-90f4adcf1d2e4a2d9be9a3b953f85b32">İbn-i Ebil Hadid, Nehcül Belağe&#8217;nin 16. Hutbesinin şerhinde şöyle söylemiştir:<br> &#8220;Hadis alimlerinin büyük çoğunluğu Mehdi&#8217;nin Hz. Fatime&#8217;nin soyundan olduğuna inanmaktadırlar ve biz Mutezile fırkası da bunu inkar etmiyor ve kendi kitaplarımızda bunun böyle olduğunu açıkça kabullenmişiz. Ama bizim inancımıza göre o daha doğmuş değildir, sonradan doğup Dünya&#8217;ya gelecektir.<br><strong>Nehcül Belağe Şerhi c.1 s.281 ve c.7s.59</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6a1d1f0f3602412cfdb0f5eab9b37dd7">  Şunu söylemek gerekir ki, Sünni uleması, bu iddialarını isbatlayacak tek bir tane dahi ayet yada hadisi, delil olarak ortaya koyabilmiş değillerdir. Bu inanç hiçbir delile dayanmadan Sünnilerin arasında meşhur olmuştur. Bu inanç, Ehlibeytin dışlanmasının ve İslamî Hilafetin gasp edilmesinin neticelerinden sadece bir tanesidir.<br> Bu delilsiz iddiaya rağmen Sünni kaynak kitaplarında olan bir çok hadis, Şia kaynaklarında olan hadislerle aynı neticeyi vermektedir. O hadislerde şöyle denilmektedir.<br> &#8220;Vaad edilmiş Mehdi (a.s) 12 İmam&#8217;ın 12.&#8217;si, Hz İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) dokuzuncu evladı, Hz. İmam Rıza&#8217;nın dördüncü ve Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) tek oğludur.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-16b270622fedd957c0f4f841b0f88a13"> Sünni kaynaklarındaki hadislerde şöyle denilmektedir:<br> &#8220;Hz. Mehdi (a.s), Hicri Kameri 255. yılının Şaban ayının 15. günü Samerra şehrinde Dünya&#8217;ya gelmiştir ve annesi, Nercis Hatun&#8217;dur.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-64465610a746bbd852206c1f3b20da5a"> Bütün bunlar, Şia ve Sünnilerin Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında hiçbir ihtilaflarının olmadığını; her iki fırkanın da Şahsi Mehdi&#8217;ye inandığını; Ehlibeytin dışlanması ile birlikte Emevi ve Abbasi yönetimlerinin karanlık dönemlerinin, Sünni ulemasının kendi kitaplarında yazmış oldukları hakikatleri yayıp hakim ederek Şialar gibi Şahsi Mehdi&#8217;ye inanmalarına mani olduğunu ortaya koymaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b97347dc539c344f164c0c99a9510b13">304-Türsel Mehdeviyyet</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2ea0ed4b58ca7507c94c63fe28293fa6">Ariflerin bazıları türsel Mehdeviyyet&#8217;e inanmış ve inanmaktadırlar. Şöyle ki, her asır ve dönem için hidayet etme özelliklerine sahip olan bir Mehdinin var olması gerektiğine inandıkları için şöyle söylemekteler:<br> &#8220;Hidayetçinin olmadığı hiçbir asır yoktur ve her asrın hidayetçisinin hangi soydan olduğunun da, ne tür özellikler taşıdığının da hiçbir önemi yoktur.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d8fd36cd37dc6570268d75af7c24ac82"> Ama hak mekteb olan Şia mektebi, Mehdeviyyet&#8217;in türsel değil, şahsi olduğuna inanmaktadır. Yani bu ümmetin ve bütün ümmet ve milletlerin Mehdisi sadece bir kişidir ve onun hangi soydan olduğu, anne ve babasının kimler olduğu, nerede doğup Dünya&#8217;ya geldiği, nerede gaybete çekildiği ve zuhur nişanelerinin neler olduğunun yanında fiziki özellikleri de açıkça bilinmektedir.<br><strong>El Mev&#8217;ud s.10, 11 ve 50</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8700d8370ffd79c26ec2fc7ec2649a37">305-Herkesin Kabulü</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ae0e30e437fa6439eff5f375b9dec541"> İbn-i Haldun&#8217;un dönemine kadar, Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki hadislerin doğru olmadığını tek bir tane dahi olsun hiçbir İslam alimi söylemiş değildir. Bütün alimler, o hadislerin hak ve doğru olduğunu kabul etmişlerdir. İhtilaf etmiş oldukları meseleler olmuş olsa da bu ihtilalar, &#8220;Mehdi bu mudur, yoksa o mudur?&#8221; gibi cüz&#8217;i konularda olmuştur. Yada &#8220;Mehdi, Hz. İmam Hasan&#8217;ın mı (a.s) yoksa İmam Hüseyin&#8217;in mi (a.s) evlatlarındandır?&#8221; gibi meselelerde ihtilaf etmişlerdir? Ama bu ümmetin bir Mehdisi olduğu, Peygamber&#8217;in (s.a.a) ve Hz. Zehra&#8217;nın (s.a) evladı olduğu ve işinin de zulüm ve haksızlıkla dolan Dünya&#8217;yı hak ve adalet ile doldurmak olduğu hususunda ihtilaf ettikleri hiçbir mesele yoktur.<br><strong>Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.289</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0ce82cf961cdfd2c793aa7e098643fc6">306-Sünni Dünyasında Mehdeviyyet İnancı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-338448f58f65ea61c8a4ea03865f4f35"> Mehdeviyyet meselesinin Şia&#8217;ya munhasır bir konu olmadığını öğrenmek isteyenlerin, Mehdilik iddiasında bulunanların sadece Şiaların içinden mi çıktığına yoksa Sünnilerin arasından da Mehdilik iddiasında bulunanların çıkıp çıkmadıklarına iyice bakmak gerekir. Gerçek şudur ki Sünnilerin içinden çıkıp Mehdilik iddiasında bulunanların sayısı oldukça fazladır. Onlardan bir tanesi de Sudanlı Mehdi olarak tanınan kişidir. Bu kişi Sudan&#8217;da ortaya çıkıp Mehdi olduğunu iddia etti ve bir topluluk oluşturmuştu ve bu topluluk bir asra yakın bir müddet varlığını sürdürmüş sonra da dağılıp yok olmuştur.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0dc6613ad0b6f54e6c1971294b9a231d"> Bu kişinin Mehdilik iddiasında bulunduğu bölge Sünni bölgesi olmasına rağmen Mehdilik inancının çok yaygın olmasından dolayı hem kendisini, Mehdi ilan edebilmiş hem de taraftarları, uzun bir müddet kendilerine toplum içinde bir yer bulabilmişlerdir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9fe5247a5b9242cbc79bba8fcd938167">Müslüman ülkelerin tamamında her dönem çok sayıda Mehdilik iddiasında bulunanlar olmuş ve vardır. Hindistan ve Pakistan&#8217;da doğup yayılan Kadrîler, bu iddia ile doğmuşlardır. Hadislerde de hem yalancı Mehdilerin, hem de uydurma Deccallerin her dönemde, yerde ve çok sayıda ortaya çıkacağı haber verilmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2295978a5756a6093c7e9201a16dcf3f">307-Allah&#8217;ın Yeryüzündeki Hücceti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d95dcf357e4bd5237b9ad4b7e9fd3694">Nehcül Belağe kitabında, Emirelmuminin Hz. İmam Ali&#8217;den (aleyhisselam) bir takım sözler vardır ve Ayetullah Burucerdi (rahmetullah aleyh), o sözlerin mütevatir sözler olduğunu beyan buyurmuşlardır.<br> Kumeyl b. Ziyad En-Nehaî, Emirelmuminin Hz. İmam Ali&#8217;nin (a.s) kendisi ile yapmış oldukları o uzun konuşmada şöyle buyurduklarını söylemiştir:<br> Kumeyl şöyle söylüyor:<br> &#8220;Bir gece Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) benim elimden tuttu ve çöle götürdüler. (Bu olayın Kufe şehrinde meydana gelmiş olması muhtemeldir.)<br> Çöle vardığımız zaman çok derin bir ah çekti ve sonra kalbinde yığılı olan dertleri anlatmaya başladılar.<br> &#8220;Ey Kumeyl! İnsanlar üç gruba ayrılıyorlar: Ya Rabbani (bilgindirler), ya mutaallimdirler yada pislik sivrisinekleri gibidirler.<br>Ey Kumeyl! Ben, bildiklerimi kendisine anlatabileceğim liyakat sahibi birisini bulamıyorum.<br>Bir takım kimseler iyi olmakla birlikte ahmaktırlar. İnsanların bir kesimi zeki ama din ve diyanetten uzaktırlar; dini, dünyevî hedeflerine ulaşma vesilesi karar kılmıştır.&#8221; <br>Mevlam Hz. Emirelmuminin (a.s) insanları sınıflandırdıktan sonra kendisinin yalnızlığından şikayetçi olarak buyurdular:<br> &#8220;Ey Kumeyl! Ben yalnızlık içindeyim, tek başımayım, kalbimdeki sırları kendisine anlatacağım ehil birisini bulamıyorum.&#8221;<br>Sonra şöyle buyurdular:<br> &#8220;Allahım! Evet doğrudur, senin arzın hiçbir zaman Hüccetsiz olmayacaktır. O Hüccetin ya zahirdir yada gözlerden gizli ve kayıp.&#8221;<br><strong>Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.279</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7a628a112f04795110ce59a230a541ea">308-Mehdeviyyet Hakkındaki Hadisler</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a2aa792fc22944088ed78155ee19bfb3">Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybeti, zuhuru ve kuracağı hükümet ile ilgili açıklama yapmış mıdır?<br>Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında olan hadisler, Şiaların nakletmiş olduğu hadislerden ibaret olmuş olsa idi, bu konuda şüphe sahibi olanların şu soruyu sorma hakları olurdu:<br> &#8220;Hz. Mehdi meselesi eğer gerçek bir mesele olmuş olsaydı bunu İslam Peygamberi&#8217;nin açıklaması gerekirdi ve eğer onu, İslam Peygamberi açıklamış olsaydı sadece Şialar değil, Müslüman fırkaların tamamının rivayet etmesi gerekirdi.&#8221;<br> Bu sorunun cevabı çok açıktır. Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkındaki Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) buyurmuş olduğu hadisleri, sadece Şialar rivayet etmiş değildir. Sünni kaynaklarında da bu konu hakkında rivayet edilmiş olan hadisler, Şia kaynaklarında olan hadislerden fazla olmasa da az da değildir. Bu konu hakkında yazılmış olan kitaplara bakıldığı zaman bunun, böyle olduğu görülecektir.<br><strong>Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.278</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-10cb6126e07d41076719a44c044586bf">309-Mütevatir Hadis</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-25116859750a80b0ef26b3464e605a1c">Hem Şia hem de Sünni alimleri, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) şu buyruğunun mütevatir olduğunda hem fikirdirler ve bu hususta tek bir kişinin dahi itirazı yoktur.<br> Buyurdular: &#8220;Dünya&#8217;nın ömründen tek bir gün dahi kalmış olsa Allah, o günü benim evlatlarımdan olan o kişinin zuhur etmesine kadar uzatacaktır.&#8221;<br> İslam Peygamberi (s.a.a) şunu buyurmuşlardır: &#8220;Hz. Mehdi (a.s), Allah&#8217;ın kesin ve olmaması imkansız olan kazalarındandır ve Dünya&#8217;nın yok olmasına sadece bir gün kalsa da bunun olması gerekir.&#8221; <br> Bu hadis, hem Şiaların hem de Sünnilerin müşterek rivayet etmiş oldukları hadislerden bir tanesidir.<br><strong>Seyr-i Der Sire-i Eimme-i Ethar (a.s) c.1 s.270</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5c39fed02c2ded99881f24abd0858dd1">310-İmam&#8217;ın Gayb İlmine Sahip Olması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ae94072e691d51ca48d01631b4b806bd"> Muhammed b. Şazan şöyle demiştir:<br> Hz. İmam Mehdi&#8217;ye ulaştırılmak üzere bir miktar para (humus) getirilmişti, 500 dirhemden 20 dirhem azdı. O şekilde göndermek istemedim, kendimden 20 dirhem koyup Muhammed b. Cafer&#8217;e gönderdim ve kendimden ekleme yaptığımı yazmadım. Muhammed b. Cafer, onun makbuzunu bana gönderdiği zaman üzerine şöyle yazılmıştı:<br> &#8220;500 dirhem bana ulaştı, onun 20 dirhemi sana aitti.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.240</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-06e53a678cc0157cc2082ef38dfaa316">311-Kadir Gecesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-05eed452a7a44181b676bb2093603137">  Kadir Gecesi, zamanın İmamı&#8217;nın gecesidir, Melekler o gece İmam&#8217;a inip, takdiratın tamamını İmam&#8217;a takdim ederler. Masum İmamlarımız (a.s), Kadir Gecesi hakkında şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Bu gecede melekler, bir yıl içinde olacak olan mukadderatın tamamını, Zaman&#8217;ın mutlak Hüccetine getirip takdim ederler.&#8221;<br><strong>Usul-u Kafi-Hüccet Kitabı</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7f3bc44392a5fbe9e33d2c90694fb543">312-İmam&#8217;ın Olması Kesin ve Olmazsa Olmazdır</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-22e8d1457aa6dfda9c625b9012468cb0"> Hadiste şöyle buyrulmuştur:<br> &#8220;Yeryüzünde sadece 2 kişi kalmış olsa onların birisi, kesinlikle İmam ve Allah&#8217;ın Hücceti&#8217;dir.&#8221;<br><strong>Usul-u Kafi c.1 s.179</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c042e26e7c388c255919efff63442e11">313- İmam&#8217;ın İlm-i Gaybı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-40105ce603c4e83fd91cd4a782c45cac"> İshak b. Yakub şöyle demiştir:<br>&#8220;Şeyh Ömerî&#8217;nin kendisinden duydum şöyle diyordu: &#8220;Şehirlerin birisinde, yanında İmam&#8217;ın malı olan birisi ile karşılaştım. Bu adam humusunu İmam&#8217;a göndermiş ama İmam, göndermiş olduğu humusu kendisine geri göndermiş ve şöyle yazmıştır:<br> &#8220;Amcaoğullarının 400 dirhem hakkı bu paranın içindedir, onu çıkar.&#8221;<br> Bu adam şaşkınlık içinde malının ve mülkünün muhasebesini yapmaya başlamış ve kullanmış olduğu tarlalardan birisinin amcaoğullarına ait olduğunu ve onun hakkından bir kısmını kendilerine verdiğini ama geri kalan kısmı vermediğini ve vermesi gereken meblağın İmam&#8217;ın buyurmuş olduğu gibi 400 dirhem olduğunu görmüş. Buyrulmuş olan meblağı çıkardıktan sonra geri kalanı İmam&#8217;a göndermiş ve İmam, kabul etmiştir.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.240-241</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ad0a053c5535efc88db1fec4b1254399">314-Gökten Gelen Ses</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-02543ba7717fc707a1eed88713fa6eae">Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:<br> &#8220;Gökten, &#8220;Hak, Â-li Muhammedin&#8217;dir (s.a.a)&#8221; nidası geldiği zaman, Mehdi (a.s) zuhur edecektir, onun adı dillerden düşmeyecek ve insanlar, sevinç içinde ondan başka hiçbir şeyi konuşmuyor olacaklardır.&#8221; <br><strong>El Melaimu vel Fiten s.42</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f19c23e5afb43871654646a286c1719b">315- Günlerden Maksat Nedir</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0d927ff563170260ddd56c1b22038dc2">Hz. İmam Ali Naki Hadi (a.s) buyurdular:<br> &#8220;Günlerden maksat bizleriz. Gökler ve yer, bizim olmamızdan dolayı ayaktadır. Cumartesi, Resulullah&#8217;ın; Pazar, Emirelmuminin Hz. İmam Ali&#8217;nin; Pazartesi, İmam Hasan ve İmam Hüseyin&#8217;in; Salı İmam Zeynelabidin, İmam Muhammed Bakır ve İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın; Çarşamba İmam Musa Kazım, İmam Ali Rıza, İmam Muhammed Taki ve benim; Perşembe oğlum Hasan&#8217;ın ve Cuma günü ise oğlum Hasan&#8217;ın oğlunun adınadır/günüdür ki, hakkın peşinde olanların tamamı onun etrafında toplanacaktır. O zulüm ve haksızlıkla dolan Dünyayı hak ve adalet ile dolduracaktır. Evet günlerden maksad bunlardır. Dünya&#8217;da iken bunlara düşmanlık yaparsanız onlar, ahirette size düşmanlık yapacaklardır.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.79</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5381d4efc22b665989502674ceeed695"> 316-On Dört Nur</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-21de5137ebf88d65690441d389f3243b">Mufazzal b. Ömer şöyle demiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: &#8220;Allahu Teala kullarını yaratmadan 14.000 (on dört bin) yıl önce 14 nur yarattı ve o nurlar, bizim ruhlarımızdı.&#8221;<br>Dediler: &#8220;Ey Allah Resulü&#8217;nün oğlu! 14 ruhun sahipleri kimlerdir?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin&#8217;in evlatlarından olan İmamlar. Onların sonuncusu Kaim&#8217;dir (a.s), gaybetinin sona ermesinden sonra kıyam edecek ve zulüm ve haksızlıkla dolan Dünya&#8217;yı hak ve adalet ile dolduracaktır.&#8221;<br><strong><strong>Kemal-ud Din c.2 s.7</strong></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9e05111729f569f74947b1aff41187de">317-Cahiliyet Ölümü</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-af4312b341bac0046c3d4fb219efb68c">Muhammed b. İsmail, Hz. İmam Rıza&#8217;nın (a.s) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:<br> &#8220;Bir İmamı olmadan ölen kimse cahiliyet ölümüyle ölmüş olur.&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Bir İmamı olmadan ölen kimse cahiliyet ölümüyle mi ölmüş oluyor?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Evet, o kişi vakıf, kafir, nasibi ve müşriktir.&#8221;<br><strong><strong>Kemal-ud Din c.2 s.</strong>585</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3c303226332193430875559a40343cbe">318-Uzun Ömürlü Olmak</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c55409dd9ba1caf6aac6e1939b7496d3">Saide b. Cubeyr dedi:<br>&#8220;Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) şöyle buyurdular: &#8220;Bizim Kaimimizde (a.s) Hz. Nuh&#8217;un sünneti vardır ve o sünnet, uzun ömürlü olmaktır.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.310</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f4325995c6d7c8bd9b2f49166f1fc438">319-İmam&#8217;ın Şahsını ve Sıfatlarını Tanıyıp Bilmek</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4544af1aad825acb237fc4dc82a2c221">Abdullah b. Kudame dedi ki:<br> &#8220;Hz. İmam Musa Kazım (a.s) buyurdular: &#8220;Dört şeyde şek-şüphe eden kimse Allah&#8217;ın kitaplarının tamamını inkar etmiş olur. Onlardan bir tanesi İmam&#8217;ın marifetidir ki, her dönemin İmamı&#8217;nın şahsı ve sıfatları ile tanınması gerekir.&#8221;<br> <strong>Kemal-ud Din c.2 s.216</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6ca580096cf6372dc14f32a6bb1f4ca4">320-İmam&#8217;ı Tanımanın Önemi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e118bf0e8dc74e5e27f86e20a3f21fa7"> Fuzeyl b. Yesar, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir, buyurdular:<br> &#8220;İmamını tanımadan ölen kimse cahiliyet ölümü ile ölmüş olur ve insanların, İmamlarını tanımama mazeretleri kabul olmayacaktır.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.124</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cf260ab8cd1f1c5bc7d907842eccd674">321-İkrar ve İnkar</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-599cf63126d5a85ffca0cc0016bb6362">Safvan b. Mihran şöyle rivayet etmiştir: <br> &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: &#8220;İmamlarını tamamını ikrar/kabul edip Hz. Mehdi&#8217;yi inkar eden kimse, Peygamberlerin tamamını kabul edip Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.a) Peygamberliğini inkar eden kimse gibidir.&#8221;<br>Arz ettiler: &#8220;Ey Allah Resulü&#8217;nün oğlu! Sizin evlatlarınızdan olan Mehdi kimdir?<br>Buyurdular: &#8220;7. İmam&#8217;ın evlatlarından olan 5. İmam&#8217;dır. İnsanların gözünden saklı olacak ve o dönemde adını anmak doğru değildir.&#8221;<br><strong><strong>Kemal-ud Din c.2 s.</strong>122</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-aa66a3111ea2c7a0a3b46d889fc7938e">322-İmam Mehdi&#8217;yi İkrar Etmek</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7651ef7248a78745490fa997ff7f3054">Hz. İmam Muhammed Taki (a.s) buyurdular:<br> &#8220;&#8230;Onun uzun bir gıybet dönemi olacaktır. İhlas sahipleri zuhur etmesini bekleyecek, şüphe ehli ise onu, inkar edecek, adıyla alay edecekler.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.378</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b947b2293ff9cfcc11faf92b6ef1f7f1">323-Mümin ve Müslüman</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6d3ffdf576996d6bf58d7c156867a440"> Aban b. Teğallub şöyle demiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;a (a.s) arz ettim: &#8220;İmamları tanıyan ama zamanının İmamını tanımayan kimse mümin olur mu?<br>Buyurdular: &#8220;Hayır, mümin değildir.&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Müslüman mıdır?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Evet, Müslüman&#8217;dır.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.185</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9e766d837cea3b6e809326b7dc057e56">324-Hz. İmam Mehdi Hakkında Olan Hadislere Genel Bakış</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-29203cf615bff7910c35946ac4cf9049"><strong>1-</strong>İmamların sayısı 12&#8217;dir ve onların ilki Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) ve sonuncusu ise Hz. İmam Mehdi (a.s)&#8217;dır. <strong>92 Hadis</strong><br><strong>2-</strong>İmamlar 12 kişidir ve onların sonuncusu Hz. İmam Mehdi (a.s)&#8217;dır. <strong>94 Hadis</strong><br><strong>3-</strong>İmamların sayısı 12&#8217;dir ve onların 9 tanesi Hz. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) soyundandır ve onların sonuncusu Hz. Kaim (a.s)&#8217;dır. <strong>107 Hadis</strong><br><strong>4-</strong>Mehdi, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) itretindendir. <strong>389 Hadis</strong><br><strong>5-</strong>Mehdi, Hz. İmam Ali&#8217;nin (a.s) evladıdır. <strong>214 Hadis </strong><br><strong>6-</strong>Mehdi, Hz. Fatıma&#8217;nın (s.a) evlatlarındandır. <strong>192 Hadis</strong><br><strong>7-</strong>Mehdi, Hz. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) evlatlarındandır. <strong>148 Hadis</strong><br><strong>8-</strong>Mehdi, Hz. İmam Zeynelabidin&#8217;in (a.s) evlatlarındandır. <strong>185 Hadis</strong><br><strong>9-</strong>Mehdi, Hz. İmam Muhammed Bakır&#8217;ın (a.s) evlatlarındandır. <strong>103 Hadis</strong><br><strong>10-</strong>Mehdi, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) evlatlarındandır. <strong>103 Hadis</strong><br><strong>11-</strong>Mehdi, 6. İmam&#8217;ın evlatlarındandır. <strong>99 Hadis</strong><br><strong>12-</strong>Mehdi, Hz. İmam Musa Kazım&#8217;ın (a.s) 5. evladıdır. <strong>101 Hadis</strong><br><strong>13-</strong>Mehdi, Hz. İmam Rıza&#8217;nın (a.s) 4. evladıdır. <strong>98 Hadis</strong><br><strong>14-</strong>Mehdi, Hz. İmam Muhammed Taki&#8217;nin (a.s) 3. evladıdır. <strong>90 Hadis</strong><br><strong>15-</strong>Mehdi, Hz. İmam Ali Naki-Hadi&#8217;nin (a.s) evlatlarındandır. <strong>90 Hadis</strong><br><strong>16-</strong>Mehdi, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) oğludur. <strong>145 Hadis</strong><br><strong>17-</strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin babasının adı, Hasan&#8217;dır. <strong>148 Hadis</strong><br><strong>18-</strong>Mehdi, Peygamber&#8217;in (s.a.a) adının ve künyesinin sahibidir. <strong>47 Hadis</strong><br><strong>Muntahab-ul Eser, Ayetullah El Uzma Safi Gülpeygani</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4fffbf117caae33ce84c6bc24df7d7a1">325-Hz. Peygamber (s.a.a) Miraca Çıktığı Zaman</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b323f9a4a5df439e9c9f48f702505cca">Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s), Hz. Peygamber&#8217;in şöyle buyurduklarını buyurmuşlardır: <br>&#8220;Miraca çağrıldığım zaman, Rabbim bana şöyle buyurdular: &#8220;Ya Muhammed! Yeryüzüne baktım ve onların içinden seni seçtim ve Peygamberim karar kıldım. Kendi ismimden sana ad koydum, &#8220;Ben Mahmud&#8217;um, sen ise Muhammed&#8217;sin.&#8221;<br> Sonra tekrar yeryüzüne baktım ve onların içinden Ali&#8217;yi seçtim ve onu, sana vasi ve halife karar kıldım. Ali&#8217;nin hem kızının kocası hem de senin çocuklarının babası olmasını irade ettim ve ona kendi ismimden verdim, &#8220;Ben, Aliyyul A&#8217;layım o ise Ali&#8217;dir.&#8221;<br> Fatıma&#8217;yı, Hasan ve Hüseyin&#8217;i sizin -ikinizin- nurundan yarattım ve onların velayetlerini meleklerime sundum. Onların velayetini kabul edenler, bana en yakın olanlardır.<br> Ya Muhammed! Eğer kulum bana ibadet etmekten eskimiş ve çürümüş bir deri şekline gelmiş halde, ama onların velayetlerini kabul etmeden bana gelecek olursa onu ne cennetime sokacağım ne de arşımın gölgesinin altına alacağım.<br> Ya Muhammed! Onları görmek ister misin?<br>Arz ettim: Evet, Ey benim Rabbim! Görmek istiyorum.&#8221;<br>Buyurdu: &#8220;Başını yukarı kaldır.&#8221;<br> Başımı kaldırıp yukarı baktığım zaman, Ali&#8217;nin, Fatıma&#8217;nın, Hasan&#8217;ın, Hüseyin&#8217;in, Ali b. Hüseyin&#8217;in, Muhammed b. Ali&#8217;nin, Cafer b. Muhammed&#8217;in, Musa b. Cafer&#8217;in, Ali b. Musa&#8217;nın, Muhammed b. Ali&#8217;nin, Ali b. Muhammed&#8217;in, Hasan b. Ali&#8217;nin ve Muhammed b. Hasan&#8217;ın nurlarını gördüm.<br> Kaim&#8217;in nuru, onların nurunun ortasında idi ve parlak bir yıldız gibi parlıyordu.<br>Arz ettim: &#8220;Ey benim Rabbim! Bunlar kimlerdir?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Bunlar, İmamlardır ve Kaim ise benim helalimi helal ve haramımı haram kılacak olan İmam&#8217;dır. Ben, onunla düşmanlarımdan intikam alacağım. O, beni sevenlerin dostudur ve senin Şialarının kalplerini, inkarcı ve kafirlerin zulümatından kurtaracak kimsedir. Lat ve Uzza&#8217;yı çıkarıp ateşte yakacak kimsedir. Bu ikisinin o gün çıkaracağı fitne, Samiri&#8217;nin çıkardığı fitneden daha büyük ve daha ağırdır.<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.473-474</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8df844d9c266fe521c5f7a397d29f5af">326-Peygamberlerin Sünneti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-43fa6ba13dbb0b2334ec5646ee7e0431">Ebu Besir şöyle rivayet etmiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: &#8220;Bizim Kaimimizde 4 Peygamber&#8217;in 4 ayrı sünneti vardır. Hz. Musa&#8217;dan (a.s) olan sünneti, korku ve beklemedir. Hz. Yusuf&#8217;tan (a.s) olan sünneti, zindandır. Hz. İsa&#8217;dan (a.s) olan sünneti, onun öldüğünü söyleyecek olmalarıdır; oysa o ölmemiştir, hayatta ve yaşamaktadır. Hz. Resul-i Ekrem Muhammed&#8217;den (s.a.a) olan sünneti ise kılıçtır.<br><strong><strong>Kemal-ud Din c.1 s.</strong>302-303</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b1efc83d5d2ba6498351f81f20cd6312">327-Peygamberlerin Sünneti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3e3e12e8f1cc07b113cbff0947b1da63">  &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Bizim Kaimimizde Peygamberlerin sünnetleri vardır. Hz. Musa&#8217;nın (a.s) korku ve ümit sünnetine sahiptir. Hz. Yusuf&#8217;tan (a.s) sahip olduğu sünneti, kardeşlerinin onun ile alış veriş yapıp konuşmalarına rağmen onu tanımamalarıdır. Hz. İsa&#8217;dan (a.s) olan sünneti, seyahat etmesi ve Hz. Muhammed&#8217;den (s.a.a) olan sünneti ise kılıçtır.<br><strong><strong>Kemal-ud Din c.1 s.</strong>56</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-55105e456936c9f998cf775fdfaa7e33">328- İsrailoğullarının Müslümanları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6eec19709775de198a5cf7efe1d73a7d"> İslam şehirlerinden birisi olarak bilinen Bağdat&#8217;ta birisi bana şöyle dedi:<br>&#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybeti çok uzadı ve bu durum insanların şaşkınlıklarının çok artmasına ve İmamet ahdinden çıkmalarına sebep oldu. Nasıl olacak?<br> Ona şöyle dedim: Geçmiş ümmetler için olan şeylerin İslam ümmeti içinde olması gerekir. Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) rivayet olan bir çok hadiste o Hazret şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Hz. Musa (a.s), Allah&#8217;ın mikatına gitmişti ve 30 gün sonra dönecekti, Allahu Teala 10 gün uzattı ve 40 güne tamamladı.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a46710f8f2b364b1dda6268de4f69f22">Bu olay, Kur&#8217;an-i kerimde şu şekilde beyan buyrulmuştur:<br><strong>وَوٰعَدْنَا مُوسٰى ثَلٰثٖينَ لَيْلَةً وَاَتْمَمْنَاهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مٖيقَاتُ رَبِّهٖٓ اَرْبَعٖينَ لَيْلَةًۚ وَقَالَ مُوسٰى لِاَخٖيهِ هٰرُونَ اخْلُفْنٖي فٖي قَوْمٖي وَاَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِـعْ سَبٖيلَ الْمُفْسِدٖينَ<br></strong> &#8220;Musa ile 30 geceyi vaad etmiştik, vadeyi 10 gece daha katarak tamamlamıştık. Ve böylece Rabbi&#8217;nin tayin ettiği müddet 40 geceyi bulmuştu. Musa, kardeşi Harun&#8217;a &#8220;Kavmim içinde benime yerime geç, halifem ol, onları düzene koy ve bozguncuların yoluna uyma demişti.&#8221;<br><strong>A&#8217;raf Suresi 142. Ayet</strong><br><strong>وَاِذْ وٰعَدْنَا مُوسٰٓى اَرْبَع۪ينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِه۪ وَاَنْتُمْ ظَالِمُونَ<br></strong> &#8220;Biz, vaktiyle Musa&#8217;ya 40 gecelik vade verdik. Sonra siz, o yokken tuttuğunuz buzağıya bağlandınız. Siz, böyle zulmediyordunuz.&#8221;<br><strong>Bakara Suresi 51. Ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-555a6d31431bc631084c5ec280efabce"> Bu şekilde Hz. Musa&#8217;nın (a.s) vermiş olduğu dönme zamanı 10 gece gecikince o kısa müddeti çok uzun bir zaman saydılar, kalpleri kararıp taşlaştı. Allah&#8217;ın ve Hz. Musa&#8217;nın emrinden çıktılar, Hz. Musa&#8217;nın yerine tayin etmiş olduğu halifesi Hz. Harun&#8217;u dinlemediler. Onu öylesine güçsüz bir hale getirdiler ki neredeyse öldüreceklerdi. Sonra ses çıkaran ölü bir buzağıya tapmaya başlayıp, Allah&#8217;a tapınmayı terk ettiler. <br> Samiri, onlara şöyle diyordu: &#8220;Bu buzağı, sizin ve Musa&#8217;nın rabbidir.&#8221;<br>Harun, onlara nasihat edip buzağıya tapmaktan men ediyor ve şöyle diyordu:<br>&#8220;Ey insanlar! Siz buzağı ile imtihan oldunuz ama sizin Rabbiniz, Rahman&#8217;dır, bana uyun ve benim emirlerime uyun.&#8221;<br>Ama dediler: &#8220;Ey Harun! Biz, Musa geri dönmedikçe buzağıya tapmaktan el çekmeyeceğiz.&#8221;<br>Ama Musa (a.s), gazaplı ve üzgün bir şekilde kavminin arasına döndüğü zaman şöyle dedi: &#8220;Ben yokken, benden sonra ne de çirkin işler yapmışsınız? Rabbinizin emrinin önüne geçmişsiniz. Sonra Tevrat&#8217;ın yazılarını (levhalarını) yere koyup, kardeşinin kafasından kendisine doğru çekti.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-23a6d2b5342a0d4264952eff9271667f">Bu olay, Kur&#8217;an-i kerimde şu şekilde beyan buyrulmuştur:<br><strong>وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى<br></strong>Allah buyurdu ki: “Ey Musa! Seni halkından aceleyle ayrılmaya sevk eden neydi?”<br><strong>قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَرٖي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى<br></strong>Şöyle cevap verdi: “Onlar arkamdan geliyorlar ve ben, Ey Rabbim! Benden daha çok hoşnut olasın diye daha çok acele ettim.”<br><strong>قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ<br></strong>Şüphe yok ki, biz de senden sonra kavmini sınadık ve Samiri onları yoldan çıkardı.”<br><strong>فَرَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِهٖ غَضْبَانَ اَسِفًاۚ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًاۜ اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِدٖى<br></strong>Bunun üzerine Mûsâ öfkeli bir halde ve hayıflanarak kavmine döndü. Şöyle dedi: “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Çok mu uzun süre sizden ayrıldım? Yoksa Rabbinizin gazabının farz olmasını mı dilediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?”<br><strong>قَالُوا مَٓا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْنَٓا اَوْزَارًا مِنْ زٖينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِىُّۙ<br></strong>Şöyle cevap verdiler: “Sana verdiğimiz sözden kendimize malik olarak caymadık biz. Fakat şu kavmin (Mısır halkının) ziynet eşyalarını almıştık, onları erisin diye ateşe attık; böyle telkin etti Samiri”<br><strong>فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَؕ<br></strong>O, onlara bir buzağı heykeli yapmıştı ki böğürmedeydi. O ve ona uyanlar “İşte sizin de mabudunuz Musa’nın da mabudu, budur. Fakat Musa, bunu unuttu” dediler.<br><strong>اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاًࣖ<br></strong>Peki görmüyorlar mıydı ki onlara bir söz söyleyemiyordu bu heykel, onlara ne bir zarar verebiliyordu ne de bir fayda!<br><strong>وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِهٖۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُونٖي وَاَطٖيعُٓوا اَمْرٖي<br></strong>And olsun ki, Harun onlara daha önce söylemişti: “Ey kavmim! Şüphesiz ki, siz bununla sınanmaktasınız; Şüphesiz ki, Rabbiniz Rahman&#8217;dır. Bana uyun ve emrime itaat edin” demişti.<br><strong>قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفٖينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى<br></strong>Ama onlar dediler: “Musa dönüp aramıza gelinceye kadar bu heykele tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”<br><strong>قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ<br>اَلَّا تَتَّبِعَنِؕ اَفَعَصَيْتَ اَمْرٖي<br></strong>Musa dedi ki: “Ey Harun! Bunların doğru yoldan saptıklarını görünce sana ne mani oldu? Bana uymadın, yoksa isyan mı ettin?”<br><strong>قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتٖي وَلَا بِرَأْسٖيۚ اِنّٖي خَشٖيتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلٖي<br></strong>Şöyle dedi: “Ey anam oğlu! Sakalımı başımı bırak benim. Gerçektende &#8220;Sözüme tam uymadın ve İsrailoğulları’nın arasına ayrılık saldın!&#8221; diyeceğinden korktum.”<br><strong>قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ<br></strong>Musa sordu: “Sen ne diye bu işi işledin Ey Samiri?”<br><strong>قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهٖ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ لٖي نَفْسٖي<br></strong>Samiri dedi: “Ben onların görmediklerini gördüm, Sana gelen elçi meleğin izinden bir avuç toprak aldım ve eriyen külçeye attım onu. Nefsim bu işi bana hoş gösterdi.”<br><strong>قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذٖي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًؕ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً<br></strong>Musa dedi: “Git! Senin Dünya hayatındaki cezan (sana yaklaşan biri olduğu zaman ona) &#8220;Yaklaşma, dokunma bana&#8221; demektir. Ve bir de sana değişmesi imkansız azap vaad edilmiştir. Kulu olduğun ma&#8217;buduna bak ve gör! Biz onu yakacağız ve sonra da kaldırıp parçalarını denize atacağız!”<br><strong>اِنَّـمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَؕ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً<br></strong>Sizin mabudunuz ancak Allah’tır, O’ndan başka tapılacak yoktur ve onun ilmi-bilgisi her şeyi kuşatmıştır.<br><strong>كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْراًۚ<br></strong>İşte böylece geçmişlerin ahvalinden bir kısmını sana hikaye etmekteyiz ve şüphe yok ki sana katımızdan bir de Kur’an verdik.<br><strong>Taha Suresi 83. ayetten 99. ayete kadar</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bf1cbbb3efafcce9b6b4525840a3fa1d">Evet, bu ümmetin cahil ve basiretsizlerinin, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybetinin uzamasını bahane edip hiçbir delil ortaya koymadan mekteplerinden çıkmaları, şaşılacak bir şey değildir. Bunlar, Allahu Teala&#8217;nın buyruklarından ve şu buyruğundan nasiplenmemiş kimselerdir, buyurdular: <br><strong>اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِ كْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّۙ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْؕ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ<br></strong>&#8220;İman edenlerin Allah&#8217;ı anmaları ve Kur&#8217;an&#8217;dan inen şeyleri kalplerini yumuşatması ve bu şekilde tamamıyla korkup itaat etmeleri ve önceden kendilerine, kitap verilenlere benzememeleri vakti daha gelmedi mi? Onların peygamberleri ile araları uzayıp açılınca kalpleri katılaştı ve çoğu buyruktan, emirden çıktılar.&#8221;<br><strong>Hadid Suresi 16. ayet</strong><br> Bağdatlı adam dedi: &#8220;Bu, Kur&#8217;an&#8217;ın hangi ayetinde buyrulmuştur?&#8221;<br>Dedim: &#8220;Bakara Suresi&#8217;nin ilk ayetlerinde şöyle buyrulmuştur: <br><strong>الٓمٓۚ<br>ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ<br>اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ<br></strong>Elif, Lam, Mim. O öyle bir kitaptır ki onda şüphe yoktur. Takva sahiplerine yol göstericidir. Onlar gayba inanırlar.&#8221;<br><strong>Bakara Suresi 1,2 ve 3. ayetler</strong><br> Bu ayet-i kerimede buyrulmuş olan gaybdan maksat, Hz. İmam Mehdi&#8217;dir.<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.34-36</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-db9e2e048ec383a5192e4a5404404de1">329- Cabir b. Abdullah&#8217;ın Hadisi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2252d46162df74c87de5288ea87321cc">Ebu Besir, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir, buyurdular: <br>&#8220;Babam, Cabir b. Abdullah Ensari&#8217;ye buyurdular: &#8220;Sana soracağım bir sorum var, ne zaman yalnız olursun?&#8221; <br>Arz etti: &#8220;Efendim, siz ne zaman buyurursanız.&#8221;<br> İmam Muhammed Bakır (a.s) onunla bir yere geçti ve buyurdular: &#8220;Ey Cabir! Hz. Resulullah&#8217;ın kızı, annem Fatime&#8217;nin (s.a) elinde gördüğün levha neydi? Ve annem Fatıma (aleyha selam) onda yazılı olanlar hakkında sana ne buyurdular?&#8221;<br> Cabir dedi: &#8220;Allah&#8217;ı şahit tutarak söylüyorum. Allah&#8217;ın Resulü&#8217;nün (s.a.a) döneminde Hz. İmam Hüseyin&#8217;in veladetlerini tebrik etmek için anneniz Fatime&#8217;nin huzuruna müşerref oldum. Annenizin elinde yeşil bir levha vardı ve ben onun zümrüt olduğunu düşündüm. Onun üzerinde parlak ve nurdan yazılar vardı, tıpkı güneş gibi parlıyordu. <br>Arz ettim: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü&#8217;nün kızı! Annem ve babam size feda olsun. Bu levha nedir? <br>Buyurdular: &#8220;Bu levhayı Allahu Teala Resulü&#8217;ne hediye etmiştir, onda babamın, kocamın, iki oğlumun ve onlardan sonraki vasi evlatlarımın adları yazılıdır. Allah&#8217;ın Resulü onu, sevinmem ve mutlu olmam için bana vermişlerdir.<br> Sonra annemiz o levhayı bana verdi ve ben okudum, sonrada bakarak aynısını yazdım. <br>İmam Bakır (a.s) buyurdular: &#8220;Onu bana gösterebilir misin?&#8221; <br>Cabir: &#8220;Evet, Ey Allah&#8217;ın Resulü&#8217;nün oğlu&#8221; dedi. <br>Ve babamla birlikte Cabir&#8217;in evine gittiler. <br>Cabir ince bir deriye yazılmış olan levhayı babama getirdi. Babam buyurdular: &#8220;Ey Cabir! Sen kendi yazdıklarını kontrol et ve ben onu sana okuyacağım. Cabir yazdıklarını kontrol ediyordu ve babam da ona yazılı olanları okuyordu. Allah&#8217;a hamd olsun ki, tek bir harf farkı dahi yoktu. <br>Cabir dedi: &#8220;Allah&#8217;a and içerek söylüyorum, o levhada şöyle yazılıydı:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-90506d2469744bebddb08738a9be0990">&#8220;<strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong> <br> Bu kitap, Aziz ve Hekim olan Allah tarafından; nuru, elçisi, hicabı ve delili olan Muhammed&#8217;e yazılmış ve alemlerin Rabbi tarafından, Ruhul Emin ile gönderilmiştir.<br> Ey Muhammed! Benim adlarını tazim et ve nimetlerimin şükrünü yerine getir. Ve ilahlığımı inkar etme. <br> Ben eşi ve benzeri olmayan tek Allah&#8217;ım. Benden başka ilah yoktur. Cebbarları ezen, müşrikleri yok eden, zalimleri alçaltan, hesap gününün yargıcı benim. <br> Ben eşi ve benzeri olmayan tek Allah&#8217;ım. Benim fazlımdan başkasına ümit bağlayanları ve benden başkasının adaletinden korkanları şiddetli azabımın içine koyacağım. <br> Göndermiş olduğum Peygamberlerden zamanı dolan peygamberlerin yerine vasi tayin etmediğim hiçbir peygamberim yoktur. Seni peygamberlerimin en üstünü ve senin vasini de vasilerin en üstünü karar kıldım. <br> Babasının dönemi sona erince Hasan&#8217;ı kendi ilmimin hazinesi; Hüseyin&#8217;i vahyimin madeni karar kıldım, şehadeti ona ikramda bulunup saadeti onun yaptığı işe bağladım. O şehitlerin en yücesi ve en faziletlisidir. Benim tam sözüm odur ve kamil hüccetim ondadır. Onun itreti ile mükafat verip azap ediyorum. Onun ilk itreti (evladı) ibadet edenlerin efendisi ve ondan önceki evliyamın ziynetidir. Ve onun oğlunun adı, dedesinin adı Muhammed&#8217;dir; ve o benim ilmimi yarıp ortaya çıkaran ve hikmetimin madenidir. Ondan sonraki Cafer&#8217;dir. Ve onda şek-şüphe edenler helak olacaktır. Onu kabul etmeyen beni kabul etmemiştir ve bu benim hak sözümdür. Bu şekilde Cafer&#8217;in makamının büyüklüğünü kutluyorum ve kendisini sevenlerinin, şialarının ve yarenlerinin yanında sevindirip şad ediyorum. <br> Ondan sonrası için genç oğlu Musa&#8217;yı seçtim ki vasilik ipim kopmasın. Hüccetim asla gizli kalmasın ve evliyam hiçbir zaman bedbaht olmasın. Onlardan birisini inkar eden nimetimi inkar etmiş olur. Kitabımdaki ayetlerden birisini değiştiren kimse bana iftira etmiş olur. Vay olsun; kulum, dostum ve seçmiş olduğum hüccetim olan Musa&#8217;nın müddeti sona erdiği zaman iftira ve inkar edenlere! 8. İmam&#8217;ı-Hücceti inkar eden kimse, benim hüccetlerimin tamamını inkar eden ve yalanlayan kimsedir. <br> Ali, benim velim ve yardım edenimdir. O, risaletin yükünü omuzlarına yüklediğim şevket ve kudret ile sınayacağım kimsedir. Onu azgın mütekebbir öldürecektir ve benim salih kulum Zülkarneyn&#8217;in kurduğu şehirde kullarımın en kötüsünün yanına defin olacaktır. Onun gözünü halifesi olan oğlu Muhammed ile aydınlatmak bana farzdır. <br> Muhammed ilimlerin sahibi, hikmetin madeni, sırlarımın olduğu yer ve yarattıklarımın tamamına gönderdiğim hüccetimdir. Cenneti onun yeri karar kıldım. Tamamı ateş ehli olan 70 yakını için yaptığı şefaati kabul ettim ve onun saadetini benim velim, hüccetim ve nasırı olan oğlu Ali ile devam ettireceğim. <br> Ali mahlukatımın (yarattıklarımın) içindeki şehidim ve vahyimin emanetdarıdır. Ondan insanları benim yoluma davet eden ve ilmimin hazinesi olan Hasan&#8217;ı zahir edeceğim. <br> Ve sonra bütün alemlere olan rahmetimi, hüccetlerimin silsilesini, Hasan&#8217;ın oğlu ile tamamlayacağım. Onda Musa&#8217;nın kemali, İsa&#8217;nın azameti ve Eyyüb&#8217;ün sabrı vardır. Benim dostlarım onun döneminde tahkir edilecekler. Başları kesilip hediye edilecektir, tıpkı Deylem Türklerinin başlarının kesilip hediye edildiği gibi. Onları öldürecekler, ateşte yakacaklar ve onlar da korku ve vahşet içinde olacaklar. Yeryüzü onların kanı ile boyanacak, kadınlarının feryat ve figanları yükselecektir. Onlar benim gerçek dostlarımdır ve ben onların eliyle her türlü kör fitneyi ve zulmü yok edeceğim. Zorluk ve sıkıntıları ortadan kaldıracağım. Sırtlarındaki ağır yüklerden ve vurdukları zincirlerden kurtaracağım. <br> Onlar Allah&#8217;ın salavat ve rahmetinin içinde olanlardır ve onlar gerçek hidayet olmuşlardır.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6f6c62872d79a90651833c3efb23e9fe"> Abdurrahman b. Salim şöyle demiştir: <br>&#8220;Ebu Besir dedi: Hayatının tamamının içinde sadece bu hadisi duymuş olsan sana yeterlidir. Bu hadisi ezberle ve ehli olmayandan sakla.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.569-574</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-de617dfaf9fef99a266a0901ab326094">330- Ateşten Oklar: Şehab-i Sakib</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5bc7b5caf030e68cc52b81579abd983c">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) babaları kanalıyla Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in şöyle buyurduklarını buyurmuşlardır: <br> &#8220;Mehdi benim evlatlarımdandır. İsmi, benim ismim ve künyesi de benim künyemdir. Yaratılış ve huy bakımından insanların arasında bana en çok benzeyen odur. Onun şaşkınlık veren gaybeti olacaktır ve insanlar sapıtıp dinlerinden çıktıktan sonra, şihab-i sakıb (yaydan fırlayan ateşten ok) gibi gelecek ve yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır.<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.536</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-07cca12ea78be93a6b459bafa07fd72a">331-İmamların Zahir ve Batınları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-82b87f25ab3d6c40c244c78183722ca4">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) babaları kanalıyla Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:<br>&#8220;Allahu Teala günlerin içinden cuma gününü, ayların içinden Ramazan ayını, gecelerin içinden Kadir gecesini, peygamberlerinin tamamının içinden beni, ailemin içinden Ali&#8217;yi seçmiş ve onu, vasilerin tamamının efendisi ve en üstünü karar kılmıştır. Ali&#8217;nin soyunun içinden Hasan ve Hüseyin&#8217;i ve Hüseyin&#8217;in hanedanının içinden de onun vasi olan evlatlarını seçti. Onlar, Kur&#8217;an&#8217;ı sapıkların tahrifinden, batıl ehlinin yanlış yakıştırmalarından ve sapıkların tevilinden korurlar. Onların dokuzuncusu Kaimleridir ve o, onların hem zahir ve hem de batınlarıdır. <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.526</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6a42fcde8d2ce5b6a5cbe7f3356ae392">332-Gayb-i İlim</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-745c4a7a85c57f1b5b28d53e58468a12">Kamil b. İbrahim dedi: <br>&#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s), Hz. İmam Hasan&#8217;ın evinde gördüm, dört yaşlarında idi ve yüzü güneş gibi parlıyordu. Sıkıntılarımın cevabını ben sormadan buyurdular.&#8221; <br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.383</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-84856420fbfdb50bda9aa94d4df379ec">333-Di&#8217;bil&#8217;in Şiirleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f73f3f440c2d773765b52596aabbc832">Dibil b. Ali Huzai, Hz. İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzurunda şiirlerini okuduğu zaman şiirinin sonunda şu iki mısrayı da okudu:<br><strong>Hurucun İmamun La Muhalde Vakii: O hazretin kıyamı kesindir. <br>Yekumu ela İsmillahi vel Berekati: Allah&#8217;ın adı ve bereketi ile kıyam edecektir. </strong> <br>Hz. İmam Rıza (a.s) bunları duyunca hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar ve bir müddet sonra buyurdular: <br> &#8220;O İmamı tanıyor musun?&#8221;<br>Arz etti: &#8220;Hayır tanımıyorum ama siz İmamlardan birisinin kıyam edip yeryüzünü hak ve adaletle dolduracağını duymuşum.&#8221;<br> İmam buyurdular: <br>&#8220;Benden sonra oğlum Muhammed İmamdır, ondan sonra oğlu Ali, Ali&#8217;den sonra oğlu Hasan ve Hasan&#8217;dan sonra oğlu Hüccet İmam&#8217;dır. O, Kaimdir. Gıybet dönemi olacaktır ve gıybet döneminde gelmesini beklemek gerekir ve geldiği zaman ona itaat edilmesi gerekir. Yeryüzünü hak ve adaletle dolduracak olan odur. Zuhur zamanı belli değildir, fakat babalarım aniden/defaten zuhur edeceğini haber vermişlerdir.<br><strong>Yenabi-ul Meveddet c.2 s.197</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e2755414da618fc69977bd3b6b38e48c">334-Zuhur&#8217;un Haberi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9582b5750e73e6c0186619648870950d">Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Ahir-i zaman döneminde zorluk, sıkıntı ve insanların cehalet içinde olduğu dönemde Allahu Teala bir kişiyi zahir edecek, melekleri ile ona yardım edecek, yarenlerini koruyup muhafaza edecek, ayetleri ve nişaneleri ile kendisine yardım edecek ve yeryüzü ehlinin tamamına galip kılacaktır. O yeryüzünü hak, adalet, nur ve burhan (delil) ile dolduracaktır. Enine ve boynuna şehirlerin tamamı kendisine baş eğecektir. Öyle ki ne iman etmeyen bir kafir kalacaktır ve ne de ıslah olmamış bir fasık.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.49</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bb131c923ccf97af672edb4e01c59602">335-Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4291588b0efec850d89e19f435c8d816">Hz. Fatime (s.a), Hz. İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) şöyle buyurdular: <br>&#8220;Sen dünyaya geldiğin zaman, Allah&#8217;ın Resulü teşrif buyurdular ve seni kucaklarına alıp şöyle buyurdular: Ey Fatime, Hüseyin 9 imamın babasıdır. Onun soyundan salih İmamlar olacaktır ve onların dokuzuncusu Kaim&#8217;dir. <br>(Bunun gibi üç başka hadis daha vardır.)<br><strong>İsbat-ul Hudat c.2 s.552</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a75105ed0982cb7750ff03bb992c5292">336-İlahi İmtihan</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-829fa2f7cb9b13e976d86b73f6b4c112">İbn-i Abbas, Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:<br>Buyurdular: &#8220;Ali b. Ebu Talib benden sonraki imam ve ümmetime olan halifemdir. Ve yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracak olan Kaim, onun evlatlarındandır. Beni müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderen Allah&#8217;a and olsun ki, onun gıybette olduğu dönemde ona olan inançlarında sapa sağlam kalacak olanlar kibrit-i ahmer&#8217;den (kırmızı kibritten) daha nadir bulunurlar. <br>Bu sırada Cabir b. Abdullah El-Ensari ayağa kalktı, ileri gelerek dedi: &#8220;Ya Resulullah! Senin evlatlarından olan Mehdi gıybette mi olacaktır? <br>Buyurdular: Evet, Allah&#8217;a and olsun ki öyle olacaktır ve bu şekilde müminler tanınacak ve inkarcılar yok edilecektir. <br>Ey Cabir! Bu iş Allah&#8217;ın işlerinden bir iş ve Allah&#8217;ın sırlarından bir sırdır ve kullarına gizli ve saklıdır. Bunda asla şüphen olmasın. Zira Allah&#8217;ın işlerinde şüphe etmek kafirliktir.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.2 s.552</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ce32e0d8b95e3b578dd4309e0ab034ed">337-Hz. İmam Ali&#8217;nin Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-aae77270a21de6101e8d39aa6cee4d44">Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Bizden olan vadedilmiş Mehdi kesinlikle gelecektir. Ahir zamanda zuhur edecektir. Hiçbir millette ondan başka vadedilmiş bir Mehdi yoktur.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.148</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4fdeea7fbafe04e018bb0573ff5dfc3d">338-Hz. İmam Ali&#8217;nin Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ed5bb75f7e969e39a0e439cd2d0de632">Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Mehdi, Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) Ehlibeytinden&#8217;dir ve Medine&#8217;de Dünya&#8217;ya gelecektir. Hicret yeri ise Beyt-ul Makdes&#8217;tir. Mehdinin sakalı gür, gözleri siyah, dişleri parlaktır. Yüzünde iri ve görünür ben vardır. Omuzunda ise Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) omzunda olan nişane vardır.&#8221;<br><strong>El Melahimu vel Fiten s.57</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ddc81eded2e87dbdeb585b08d17b1714">339-Mehdi&#8217;nin Varlığı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ededcd06584172ab2beb775e0e983c99">Ebu İshak Hemedani şöyle demiştir: <br>&#8220;Bizim güvenilir ve itimat ehli ashabımızdan birisi, Emirel Müminin Hz. İmam Ali&#8217;nin (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: <br>&#8220;Ey Rabbim, sen yeryüzünü hüccetsiz bırakmazsın. O hüccetin zahir, görünür olduğu gibi korku içinde gizli de (gözlerin tanıyamadığı da) olabilir. Böyle olması gerekir, ki hüccet ve delillerin yok olmasın.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.562</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-125323723600a009e5db57f62e908920">340-Hz. İmam Ali&#8217;nin Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a961698a071523bb15a87ab5c4486c47">Esbağ b. Nebate şöyle demiştir: <br>&#8220;Emirelmuminin Hz. İmam Ali&#8217;nin (a.s) huzuruna müşerref oldum. O Hazret düşünceye dalmış ve parmağı ile yere bir şeyler çiziyordu.<br>Arz ettim: &#8220;Ya Emirelmuminin! Neden düşünceye dalmışsınız? Neden yere çizgiler çiziyorsunuz? Yoksa yeryüzüne ve yeryüzüne halifelik yapmaya rağbet-istek içinde misiniz?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Hayır! Allah&#8217;a and olsun ki, bir gün dahi olsa ne dünyaya ve ne de dünyaya halifelik yapmaya rağbet içinde olmadım. Benim soyumdan ve benim 11. evladım olan -doğacak- oğlumu düşünüyorum. O, Mehdi&#8217;dir. Yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracaktır. Onun şaşkınlığa düşürecek gıybeti olacaktır; kimi topluluklar sapıtıp yoldan çıkacaklar ve kimi topluluklar da o gıybette hidayet olacaklardır.&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Ya Emirelmuminin! Böyle bir şey olacak mıdır?&#8221; <br>Buyurdular: &#8220;Evet! O, dünyaya geldiği zaman gıybet içinde olacaktır. Sen bunu nasıl bilebilirsin? <br>Ey Esbağ! Onlar, bu ümmetin en iyileridirler ve bu itretin en iyileri ile birliktedirler.&#8221;<br> Arz ettim: &#8220;Ondan sonra ne olacaktır?&#8221;<br> Buyurdular: &#8220;Sonra Allah&#8217;ın istediği her şey olacaktır. O Allah&#8217;ın irade, gaye ve hedefidir.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.538-539</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fe6037e8f7c208c563149477b9090488">341-Hz. İmam Hasan’ın (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8c15e3840358bbaf2a7801d64cc5776d">Hz. İmam Hasan b. Ali (a.s) buyurdular:<br>“Resulullah&#8217;tan sonraki Hidayet İmamları 12 tanedir ve onların dokuzu kardeşim Hüseyin&#8217;in (a.s) evlatlarıdır ve bu ümmetin Mehdi’si, hidayetçisi de onların içindedir.”<br>(Bu hususta 4 ayrı hadis daha vardır.”<br><strong>İsbat-ul Hudat c.2 s.555</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b8fb2a6b04cde72b81024d51c162ea10">342-Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-49aced0d0e38349550c2bf8d3650a626">Hz. İmam Hüseyin b. Ali (a.s) buyurdular:<br>“12 İmam bizdendir. Onların ilki Ali b. Ebu Talib, sonuncusu ise benim hak üzerine kıyam edecek dokuzuncu oğlumdur.<br>Allahu Teala onun varlığının hürmetine ölmüş olan yeryüzünü yeniden diriltecektir ve müşrikler istemese dahi Allah onunla dinini bütün dinlere muzaffer kılacaktır.<br>Mehdi (a.s), bir müddet gözlere görünmeyecektir. Onun gıybetinde insanların bir bölümü dinden çıkacaktır. Fakat başka bir kesim dinde sabit kalacak ve bu uğurda zorluk ve sıkıntılara düşeceklerdir.<br>Onları kınamak maksadı ile kendilerine şöyle denilecektir: “Akideniz (inancınız) doğru olsaydı İmamınız kıyam ederdi. İmamınız ne zaman kıyam edecektir?<br>Ama bilin ki gaybet döneminde düşmanların yalanlama ve eziyetlerine tahammül edenler, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yanında kılıcı ile savaşanlar gibidir.<br>(Bu hususta Hazreti İmam Hüseyin&#8217;in 13 başka hadisi daha vardır.)<br><strong>Bihar-ul Envar c. 51 s. 133; İsbat-ul Hudat, c.2 s.333-339</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4fde3ab5ba6b9cbcd0226dc9a05a975d">343-Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dd20bc3d0098ab555bcfee382ef840d9">Abdurrahman b. Selit şöyle demiştir:<br>“Hz. İmam Hüseyin (a.s) buyurdular: 12 Hidayetçi (Mehdi) biz Ehlibeyttendir. Onların birincisi Emirel Müminin İmam Ali (a.s), sonuncusu ise benim dokuzuncu oğlumdur. O, hak üzerine kıyam edecektir ve Allahu Teala onun eliyle yeryüzünü hak ve adalet ile dolduracak ve onun eliyle dinini müşrikler istemese dahi diğer dinlerin-fikirlerin tamamına galip kılacaktır.<br>Onun için, gıybet dönemi olacaktır ve o dönemde kimileri mürtet olacak ve kimileri de dinlerinde sapa sağlam bir şekilde kalacaktır ve mürtet olanlar onlara şöyle diyecektir:<br>“Eğer doğru söylüyorsanız o vaadin ne zaman olacağını da söyleyin.”<br>Bilin ki gıybet döneminde yapılan zulüm ve yalanlamalar karşısında dimdik duranlar, tıpkı kılıçları ile Resulullah&#8217;ın yanında cihat eden ve ona yardım eden mücahitler gibidir.”<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.584</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-75e67084291306d7f82380138b43e70f">344-Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-35db37e93371b7110179a8276e943e72">&nbsp;Hz. İmam Ali b. Hüseyin (a.s) buyurdular:<br>“Bizim Kaimimizin doğumu insanlara gizli/saklı olacaktır. <br>Öyle ki diyecekler: “Asla doğmamış, dünyaya gelmemiştir.” <br>Onun gıybette saklı olmasının nedeni kıyam ettiği zaman hiç kimsenin biatının altında olmamasıdır.”<br>(Hz. İmam Seccad&#8217;dan (a.s) bu hususta 10 hadis daha vardır.)<br><strong>&nbsp;Bihar-ul Envar c.51 s.135</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c367768dea2748974737de97241629c3">345-Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-91d008da7edc7b5cf09a4c0764abe25c">Amr b. Sabit şöyle demiştir:<br>“Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) buyurdular: “Kaimimizin gıybeti döneminde bizim velayetimiz üzerinde sağlam bir şekilde baki kalan kimseye Allahu Teala, Bedir ve Uhud şehitlerinden bin şehidin sevabını verecektir.”<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.592</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ddb728f3f936694777e50051fbefe788">346-Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-70d9d2dd29f588dcc72298214a71c9bd">Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s), Aban b. Tağallub’a şöyle buyurdular:<br>“İmamet, Allah&#8217;ın Resulünden (s.a.a) bize ulaşan bir ahddir. Hz. Peygamber’den (s.a.a) sonraki İmamların sayısı 12&#8217;dir ve bunların 9&#8217;u, Hz. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) soyundandır. Mehdi de (a.s) bizdendir ve ahir-i zamanda dini koruyup muhafaza edecektir.”<br>(Bu hususta Hz. İmam Muhammed &nbsp;Bakır’dan (a.s) 62 hadis vardır.)<br><strong>&nbsp;Bihar-ul Envar c.51 s.143 İsbat-ul Hudat, c.6 s.404</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e6c8969a3e39d9c4a45268c67926952a">347-Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-47dfc05c3ddf17da3dfa8b6bd151301b">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:<br>&nbsp;“Bilin ki eğer ben, o günü (zuhur gününü) görecek olsaydım şüphesiz, canımı o emrin sahibine feda ederdim.<br><strong>El Gaybet-i Numani s.145.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-876a4f675b28efa922ecea40a90cc9c6">348-Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1267fd904b23d07feb549c231c31a130">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:<br>“İmamların tamamına inanan ama Mehdi&#8217;nin varlığını inkar eden kimse, peygamberlerin tamamını kabul eden ama Hz. Resul-i Ekrem&#8217;i (s.a.a) inkar eden kimse gibidir.<br>Arz ettiler: “Ey Allah Resulü&#8217;nün oğlu! Mehdi (a.s) kimin evlatlarındandır?”<br>Buyurdular: “Yedinci İmamın (İmam Musa Kazım&#8217;ın) beşinci evladıdır. Onun gıybet dönemi olacaktır ve o dönemde adını anmanız caiz değildir.”<br>(Bu hususta Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;tan (a.s) 123 başka hadis daha vardır.)<br><strong>İsbat-ul Hudat, c.2 s.559</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-90d726b2965bc28559490cc612131dc5">349-Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-268022f219092a060716cee18bdafbb6">Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) &nbsp;yarenlerinden bir grup İmam’ın huzuruna müşerref olduklarında o hazreti yerde oturmuş ve şiddetle ağlayarak şöyle söylediğini duydular:<br>“Ey benim Efendim, senin gıybetin gözlerimden uykuyu almış, kalbimden huzuru söküp atmış ve beni dertten derde sokmuştur.”<br>İmamın yarenlerinden birisi arz etti: “Ey benim Efendim! Allah gözlerinizi ağlatmasın. Gözlerinizden sel gibi yaşın akmasına sebep olan şey nedir?”<br>&nbsp;Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) derinden bir ah çekti, bedeni titremeye başladı ve sonra buyurdular:<br>“Vay olsun sizin halinize. Bugün sabahleyin Cifr kitabını okuyordum ve Kaimimizin hayatını düşünüyordum. Gözlere görünmeyecek, gıybete çekilecek. Gıybeti uzun sürecektir. Ömrü çok uzun olacak ve bu müddet içinde müminler, ağır ve çetin imtihanlarla sınanacaklar. Gıybetinin uzun olmasından dolayı çoğu dinlerinden çıkıp mürtet olacaklar&#8230; Onların ahvalini okuyunca sarsıldıkça sarsıldım ve üzüntü, gam ve keder dağları üzerime yıkıldı.<br><strong>El Gaybet-i Tusi s.105, Muntahab-ul Eser s.259</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ffaa960a1ceb13c54d2b0e7af34045a7">350-Mümin ve Kafir</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bb9b2846a6a84e0debf2d5af3bf0a7c7">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s), babaları kanalıyla Hz. Resulullah&#8217;ın şöyle buyurduklarını, buyurdular:<br>“Benden sonra 12 İmam gelecektir ve onların ilki Ali b. Ebu Talib, sonuncuları ise Kaim’dir. Onlar benim halifelerim, vasilerim, evliyam ve Allah&#8217;ın benden sonrası için ümmetime seçtiği hüccetlerdir. Onları kabul edenler mümin, inkar edenler kafirdir.<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.487</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a30d016b01f15d0011158906a5a781cb">351-İlahî Vaad</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-726f3aff7fbd7ae1ef40c37ca5d33f5b">Ali b. Riab şöyle demiştir: <br>“Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: Hz. Fatıma (s.a), Hz. İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) hamile kaldığı zaman Hz. Resulullah (s.a.a) kendisine şöyle buyurdular: “Allahu Teala sana bir erkek evlat verecektir. Adı, Hüseyin&#8217;dir ve benim ümmetim onu öldürecektir.”<br>Hz. Fatıma (s.a) bunları duyunca ağlamaya başladı.”<br>Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdular: “Allahu Teala&#8217;nın onun için bana vaadi vardır.”<br>Hz. Fatıma (s.a) sordu: “O vaat nedir?”<br>Buyurdular: “Allahu Teala Hüseyin&#8217;den sonraki imamları, Hüseyin&#8217;in soyundan karar kıldığını vaat etti.” <br>Hz. Fatıma (s.a) dedi: “Şimdi razı oldum.”<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.130</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2c3c6d6f5504af57a2b969b8410fbbe6">352-Takva ve Dine Sarılmak</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5d02d539c3eea9eed08bd3e0e99c8c11">Hani Tammar şöyle demiştir. <br>&#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık buyurdular:<br>Hz. Mehdi&#8217;nin-bu emrin sahibinin (a.s) gıybeti olacaktır, her kulun takvaya bürünmesi ve dinine sarılması gerekir.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.21</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3f14a3d766ed1c6f594e323ebc6d6179">353-Cifr Kitabı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-216251b0a1f9f497da14cb19b40e1738">Südeyr şöyle demiştir: Ben, Mufazzal İbn Ömer, Ebu Besir ve Aban İbn Tağallup hep birlikte efendimiz İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) huzuruna müşerref olduk. İmam&#8217;ın üzerinde yakasız ve kısa kollu Hayberi bir cübbe vardı. Toprağa oturmuş ve evladı ölmüş ana gibi ağlıyordu. İçini yakan acı yüzüne vurmuştu. Gözlerinden yaş akıtıyor ve şöyle diyordu: Benim efendim, senin gaybetin gözlerimden uykumu almış, yatağımı daraltmış ve kalbimi söküp benden almıştır. Ey benim efendim, senin gaybetin üzüntümü faciaya dönüştürmüştür. Birinden sonra bir diğerini yitirmek tamamını ve sizi yok etmiştir. Ben gözlerimden sineme akan gözyaşlarımı ve geçmişin yüreğimi yakan musibetlerinin acısını artık hissetmiyorum. Gözlerimin önünde canlanan tek şey, her sıkıntıdan daha büyük, daha can yakan, daha zor ve en meçhul olan şey senin gazabınla birbirine karışmış olan sıkıntı ve musibetlerin musibetlerdir.<br>Südeyr şöyle demiştir: İmam&#8217;ı bu halde görmek görmenin şaşkınlığı akıllarımızı başımızdan aldı. O vahşet dolu hüzün, o vahşet ve hüzün dolu olay kalplerimizi parçalamıştı. İmam&#8217;ın günün büyük ve çetin musibetine duçar olduğunu düşündük. Dedim: Ey yaratılmışların en üstününün en üstünü olanının oğlu, Allah gözlerini ağlatmasın. Gözlerinizi böyle ağlatan şey nedir? Size bu matemi farz eden hal nedir?<br>İmam Cafer-i Sadık (a.s) öyle bir öyle derin bir nefes aldı ki deruni zahir oldu ve korkuları katlanıp arttırdı. Sonra buyurdular: Vay sizin halinize. Bugün sabahleyin Cifr kitabına bakıyordum. Cifr kitabı, Allahu Teala&#8217;nın kıyamet gününe kadar olacak olan menaya, ölümlerin nasıl ve nerede olacağı, ilim ile belaların nasıl ve ne zaman olacağının ilmini, olan bütün her şeyin ve olacak olan her şeyin ilmini karar kıldığı bir kitaptır. Allahu Teala bu kitabı Hazreti Muhammed&#8217;e (s.a.a) ondan sonra gelen imamlara tahsis etmiştir ve ondan sonra gelen imamlara tahsis etmiştir. Aleyhimüsselam.<br>Bu kitaptaki bazı bölümlere bakıyordum. Bizim kaim&#8217;imizin (a.s) doğumunu, gaybetini, zuhurunun gecikmesini, ömrünün uzun olmasını, ömrünün uzun olmasını, müminlerin içine düşecekleri belaları, müminlerin kalplerinde şüphenin meydana gelmesini, gaybetin uzamasından dolayı mürtet olup dinden çıkmalarını ve boyunlarında olan İslam aidiyetinden kopmalarını gördüm. Allahu Teala şöyle buyurmuştur: Her insanın amelini boynuna astık. Kıyamet gününe karşısına açılmış olan bir kitap çıkaracağız. İsra 13. Bu kitap insanın yazmış olduğu ameldir ve amelden maksat ise velayettir. Bunlara baktıkça kalbim daraldıkça daraldı ve hüzün bana galebe etti. Kemaluddin cilt 2 sayfa 31-33.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bc9c1ec22ed660ccbaef369a7c8460ad">354-Peygamberlerin Sünneti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c8f4fef410c7d014b93e2f8873d6f9e6">Ebu Besir, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın şöyle buyurduğunu söylemiştir:<br> &#8220;Geçmiş Peygamberlerin tamamının sünnetleri ve onlar için meydana gelmiş olan gaybetlerin tamamı kılı kılına ve nalı nalına (aynıları, bir nokta kadarı dahi eksik olmadan) biz Ehlibeyt&#8217;İn (a.s) Kaim&#8217;i için de meydana gelecektir.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.21 </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">355-Hz. İmam Musa Kazım (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-18adbde4853a5717741310d4582a6ed5">Yunus b. Abdurrahman, Hz. İmam Musa Kazım&#8217;a (a.s) sordu:<br>&#8220;Hak olan Kaim sen misin?&#8221;<br> Buyurdular: &#8220;Ben hak Kaimim. Ama yeryüzünü Allah&#8217;ın düşmanlarından temizleyip hak ve adaletle dolduracak olan Kaim, benim beşinci oğlumdur. Öldürülmekten korktuğu için uzun bir müddet gıybette kalacaktır. Onun gıybeti döneminde insanların bir kesimi dinlerinden çıkacak, diğer bir kesimi ise inançlarının üzerinde kalacaklardır. Zamanlarının İmamı gıybette olduğu zaman bizim velayetimize sarılan; bizim sevgimizde ve düşmanlarımızla olan düşmanlıklarında muhkem ve ciddi olanlar, ne de bahtiyar ve mutludurlar. Onlar bizdendirler ve bizler de onlardanız. Onlar bizim İmam olmamıza razı oldular ve bizler de onların Şialıklarından hoşnuduz. Ne mutlu onlara! Allah&#8217;a and olsun ki, onlar cennetin üst derecelerinde bizimle birlikte olacaklardır. <br>(Bu hususta Hz. İmam Musa Kazım&#8217;dan (a.s) 7 diğer hadis daha vardır.) <br><strong>Biharul Envar c.51 s.151, İsbat-ul Hudat c.6 s.417.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ffa974bf038ae6a60a16a4159b06aeec">356-Hak Üzere Kıyam Edecek</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-97a5864b48e41de2574939780736fb07">Yunus b. Abdurrahman şöyle demiştir: <br>&#8220;Hz. İmam Musa Kazım&#8217;a (a.s) arz ettim: Ey Allah Resulü&#8217;nün oğlu! Hak üzere kıyam edecek olan siz misiniz? <br>Buyurdular: Ben hak üzere kıyam edenim ama yeryüzünden Allah&#8217;ın düşmanlarını temizleyecek ve onu zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi hak ve adaletle dolduracak olan kaim benim beşinci oğlumdur. Onun uzun bir gıybet dönemi olacaktır. Çünkü kendi canından korkmaktadır. Onun gıybeti döneminde insanların bir kesimi mürtet olup dinlerinden çıkacak, diğer bir kesimi ise dinlerinde sabit kalacaklardır.<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.43-44</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d3ca4e268d8ddeb948ed06e8cb869840">357-Hz. İmam Rıza&#8217;nın (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-16e382949e064644439935f356058d4d">Hz. İmam Ali Rıza (a.s), Reyyan b. Salt&#8217;ın &#8220;Emir sahibi sen misin?&#8221; sorusunun cevabında şöyle buyurdular:<br> &#8220;Ben emir sahibiyim ama yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak olan emir sahibi ben değilim. Gördüğünüz gibi ben güç ve kudret sahibi değilim. Bu halimle ben nasıl o emir sahibi olabilirim? <br> Ahd eden Kaim, ihtiyarların yaşında ama gençlerin şeklinde ve gücünde zahir olacaktır. O kadar güçlü ve kuvvetli olacaktır ki yeryüzündeki en büyük ağaca dahi elini uzatacak olsa onu kökünden söküp çıkaracaktır. Büyük dağların arasında nara edecek olursa dağlardaki büyük kayalar kopup aşağı yuvarlanacaktır. Hz. Musa&#8217;nın (a.s) asası, Hz. Süleyman&#8217;ın (a.s) yüzüğü ondadır. O İmam, benim dördüncü oğlumdur. Ve Allah, irade ettiği zamana kadar onu gözlerden saklayacaktır ve irade ettiği zaman zahir edecektir. Ve o da zulüm ile dolmuş olan dünyayı hak ve adalet ile dolduracaktır.&#8221;<br>(Bu hususta Hz. İmam Rıza&#8217;dan (a.s) 18 hadis vardır.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.43-44</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-98be73b69281b580a61a6a941242cf6a">358-Cismi ve Adı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b77a939bb135efe617116b82c49a4a91">Reyyan İbn Salt dedi: &#8220;Hz. İmam Rıza&#8217;ya (a.s), Hz. Kaim&#8217;i (a.s) sordular, buyurdu: <br>&#8220;Cismi görülmeyecek ve adı dillerde olmayacaktır.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.59</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6b23447dc6e6c74304ff4905ac3a59cf">359-Korku ve Fitne</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cec19cb07a06825fbb18d1f307efbb6e">Hasan b. Mahbub, Hz. İmam Rıza&#8217;nın (a.s) kendisine şöyle buyurduğunu söylemiştir. <br>&#8220;Kesinlikle büyük, çetin ve korkunç bir fitne olacaktır. Öyle ki o fitne olduğu zaman her türlü samimiyet ve sevgi ortadan kalkacaktır. O fitne Şiaların benim üçüncü evladımı yitirdikleri (Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) şehit edildiği), gök ve yer ehlinin ve kalbi yananların tamamının ona ağladığı zamandır.&#8221;<br><strong> Kemal-ud Din c.2 sayfa 59.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fe4953a9d2f295a093b8e5ea27b352f3">360-Dört Fitne</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ab459915f6ca44248b300da3ae803483">İbn-i Menzel şöyle demiştir: <br>&#8220;Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) şöyle buyurdukları bize ulaştı:<br> &#8220;Ümmetim dört fitne ile karşılaşacaktır. Birinci fitne olduğu zaman diyecek ki bu fitne beni helak edecektir. İkinci fitne olduğu zaman da bu fitne beni helak edecek diyecektir. Üçüncü fitne olduğu zaman, bu fitne ne zaman bitecek diyecektir. Dördüncü fitne ise, bu ümmetin görünen zahir İmama sahip olmadığı zaman meydana gelecektir. Bu dönemde liderlik kimi zamanlar şu kimsenin, kimi zamanlar ise şu kimsenin elinde olacaktır.&#8221;<br><strong>El Melahimu vel Fiten s.3</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1884aa7a49750390292c990ff05b1495">361-Savaş ve Katliam</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b2610a31d452071c6df5c1bdb979831c">Hz. Resulullah (s.a.a) buyurdular: <br>&#8220;Benden sonra dört fitnenin içine gireceksiniz:<br>Birinci fitnede kanlar helal sayılacak, öldürmeler çoğalacak. <br>İkinci fitnede hem kanlar hem de mallar helal sayılacak, katliamlar ve yağmalar çoğalacaktır. <br>Üçüncü fitnede insanların kan, mal ve namusları helal sayılacaktır ve bu fitnede katliam ve yağmanın yanında insanların namusunun emniyeti de olmayacaktır. <br>Dördüncü fitnede insanlar kör ve sağır olacaklar. Tıpkı denizde alabora olan gemideki insanların sığınakları olmadığı gibi hiç kimsenin sığınağı olmayacaktır. Fitne Şam&#8217;dan yükselecek, Irak&#8217;ı içine alacak ve Hicaz adasının eli ayağı ona bulaşacaktır. Sıkıntılar insanların belini kıracaktır. Hiç kimse neden ve niçin diyemeyecektir. Bir taraf da sönse başka bir taraftan alevlenecektir.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.5 s.371</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-163e5b8f45c34ad595acd691378ab9ea"> Hz. İmam Rıza (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Zuhurdan önce aralıksız durmadan ve peş peşe katliamlar olacaktır.&#8221;<br><strong>El Gaybet-i Numani s.271</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-409e54443fb42648b740507ca70aebe7"> Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular: <br>İnsanların üçte biri katledilmedikçe, üçte biri ölmedikçe ve geriye insanların üçte biri kalmadıkça Mehdi zuhur etmeyecektir. <br><strong>El Melahim vel Fiten s.58 </strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-085356f5ba628ed291fbc5ee9607291e">Muhammed b. Müslim, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) şöyle buyurduklarını söylemiştir: <br>&#8220;İnsanların üçte ikisi ortadan gitmedikçe Mehdi (a.s) zuhur etmeyecektir.&#8221;<br>Arz ettiler: &#8220;İnsanların üçte ikisi öldürüldüğü zaman geriye ne kadar insan kalacaktır?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Üçte birinizin hayatta kalmasına razı değil misiniz?&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.655.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-592da8e5c252de6299f6e5f5b86acada">362-Fitnelerden Sonra Düzelme</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6a2ef9459da9870afbf825dac73e80df"> İbn-i Zebrin dedi: <br>&#8220;Ali b. Ebu Talib&#8217;in (a.s) şöyle buyurduğunu kendisinden duydum: <br>&#8220;Dört fitne olacaktır ve sonunda Allahu Teala Peygamber&#8217;in (s.a.a) itretinden birisini zahir edecek ve onun eliyle ıslah edecektir.&#8221;<br><strong>El-Melahim ve&#8217;l-Fiten sayfa 4.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5143389592b810363e852f42c8aa50cd">363-İnsanların Arasındaki Fitne</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f91655d1b5c7aa61d6ceef4c85d23f77"> Hz. Resulullah (s.a.a) buyurdular: <br>&#8220;İnsanların arasında öyle bir fitne çıkacaktır ki kişi komşusunu, kardeşini ve amcasınınoğlunu öldürecektir.<br>Sordular: &#8220;O insanların aklı başlarında olacak mıdır?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;O dönemin insanlarının çoğunun aklı kendilerinden alınacak ve onların yerini az akıllılar alacaktır. Ve onlardan her birisi kendisinin kişilik ve itibar sahibi olduğuna inanacaktır.&#8221;<br><strong> El-Melahim ve&#8217;l-Fiten, sayfa 5.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-76e57baa093fdac59d9dd231b5fd4aed">364-Hz. İmam Muhammed Taki (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8cf045ea7221f21254da28b78cbb06bd">Hz. İmam Muhammed Taki (a.s) Abdülazim El-Hasani&#8217;ye (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Bizim Kaimimiz, gıybeti döneminde zuhurunun beklenilmesi ve zuhurunda emrine itaat edilmesi gereken vaad edilmiş Mehdi&#8217;dir. O, benim üçüncü oğlumdur. Muhammed&#8217;i (s.a.a) peygamber olarak gönderen ve bizi, İmamet makamına seçmiş olan Allah&#8217;a and olsun ki, dünyanın ömründen sadece bir gün dahi kalmış olsa dahi o günü, Mehdi&#8217;nin zuhur edip yeryüzünü ve hak ve adaletle doldurmasına kadar uzatacaktır. Kelim&#8217;i olan Musa&#8217;nın (a.s) işini de bir gecede düzeltmişti. Musa (a.s), eşine ateş getirmeye gitmişti ama peygamberlik ve resullük makamına çıkarılmış olarak geri döndü.&#8221;<br>Sonra şöyle buyurdular: &#8220;Zuhuru beklemek, bizim Şialarımızın en üstün amelidir.&#8221;<br>(Bu hususta Hz. İmam Muhammed Taki&#8217;den (a.s) 5 başka hadis daha vardır.)<br><strong> Bihar-ul Envar c.51 s.156, İsbat-ul Hudat c.6 s.420.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a29ca8829bae5c3431b2c2f45a9289d3">365-Kadir Gecesine İman Etmek</h3>



<p>Hz. İmam Muhammed Taki (a.s), babalarının kanalıyla Hz. Emirelmuminin İmam Ali&#8217;den (a.s) şöyle rivayet etmiştir, buyurdular:<br>&#8220;Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: &#8220;Kadir gecesine iman edin. Çünkü Kadir gecesi Ali b. Ebu Talib ve ondan sonra da onun 11 oğlu içindir.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.525.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-89243c2a1271e82ebb2d0b995ea1683c">366-Hz. İmam Ali Naki&#8217;nin (a.s) Buyruğu</h3>



<pre class="wp-block-verse has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-81bb591d773d38904dca6686e6752034"> "Hz. İmam Ali Naki (a.s) buyurdular: <br>"Benden sonraki İmam, oğlum Hasan'dır ve ondan sonra ise oğlu İmam'dır. O adaleti ve eşitliği ile Dünya'nın tamamını dolduracak olan kimsedir." <br>(Bu hususta Hz. İmam Ali Naki'den (a.s) 5 ayrı hadis daha vardır.)<br><strong> Daadkuster-i Cihan sayfa 59.</strong></pre>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2b02082414bdabb1020ba07597ccaf5b">367-Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) Buyruğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eaff45db964d97a442e4ac40ec13a5dd">Hz. İmam Hasan Askeri (a.s), Musa b. Cafer Bağdadi&#8217;ye şöyle buyurdular:<br> &#8220;Benim halifem hakkında sizi ihtilafa düşmüş görüyorum. Bilin ki, Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) sonraki imamların tamamının imametini kabul ettiği halde benim oğlumun imametini inkar eden kimse, tıpkı Allah&#8217;ın peygamberlerinin tamamının peygamberliğini kabul edip Allah&#8217;ın Resulü Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.a) peygamberliğini inkar eden kimse gibidir. Oysa Hz. Resul-i Ekrem&#8217;i (s.a.a) inkar etmek demek, peygamberlerin tamamını inkar etmek demektir. Bizden olan son İmam&#8217;a itaat etmek demek tıpkı ilk İmam&#8217;a itaat etmek gibidir. Bilin ki, oğlumun gıybeti o kadar uzun olacaktır ki, insanlar İmamlarının hayatta olduğu hususunda şüpheye düşeceklerdir. Sadece Allahu Teala&#8217;nın imanlarını koruyup muhafaza etmiş olduğu kimseler hariç.&#8221;<br>(Bu hususta Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;den 21 hadis daha vardır.)<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 c.160, İsbat-ul Hudat c.6 c.427.</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7820c326ecbc1b8e21ef9920c9edb7f1">Güneş&#8217;in Gaybeti <br>(Bulut&#8217;un Ardındaki Güneş)</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-text-align-left has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d894eb959d704b843eb9c3c9aecb9ffd">368-İmam Mehdi&#8217;nin Gaybeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-70e75bbad65ef8fe81f8683bfc4563a4">​Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s.) buyurdular:<br>​&#8221;Bizim Kaimimizin iki gaybeti olacaktır. Bunların biri uzun, diğeri ise kısadır. Kısa gaybet döneminde onun yerini sadece özel şiaları bilecektir. İkinci gaybet döneminde ise onun yerini, onun dininde olan hizmetlilerinin haricinde hiç kimse bilmeyecektir.&#8221;<br><strong>Mizan-ul Hikmet c.8 s.117</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c679e023376b576002669941eab305ec">369-Hakta İhlas</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1b722ff00edc5bcb223d7dfa889a4683">​Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s.) buyurdular:<br> &#8220;Bizim Kaimimizin gaybeti; hak, kendi ihlası içinde ortaya çıkıncaya ve ihlaslı müminlerin, ihlaslı olmayanlardan ayrılacağı zamana kadar uzayacaktır. Çünkü pak olmayan hayata sahip olanların, Hz. Kaim&#8217;in devleti kurulduğu zaman kendilerini münafıkça müminlerin arasına sokmalarından korkulmaktadır. Bunun olmaması için Kaim&#8217;in kıyamından önce onların (müminlerden) ayrılmaları gerekir.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din s.356</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ed4feef8a06ed1d47901a925d6aa5899">370-İlahi Sırlar Gaybetin Delilidir</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f13bf46be16d38cece937c490ea90a1d">​Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybeti, ilahi sırlardan bir sırdır. Bu sırrın hikmetinin ne olduğu insanlara gizlidir ve ne olduğu o İmam&#8217;ın zuhuru ile ortaya çıkacaktır. <br>Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) Cabir&#8217;e şöyle buyurdular:<br>​&#8221;Ey Cabir! Bu ilahi iş, Allah&#8217;ın sırlarından bir sırdır ve Allah&#8217;ın kullarından gizlenmiştir.&#8221; <br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.71</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1c16d70306874f6edff7d6a928e695d6">371-Zor Gaybet</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-24c4728f6c74bbf627567109df5667a5">​Hz. İmam Sadık (a.s) buyurdular:<br>​&#8221;Hiç şüphesiz bu emrin sahibi için bir gaybet vardır. Onun gaybeti döneminde dinini muhafaza edebilen kimse, dikenli ağacı çıplak eliyle soyabilen kimse gibidir. Hanginiz o ağacın dikenini elinde tutma gücüne sahiptir?&#8221; <br><strong>El-Gaybet lit Tusi s.75</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7f5b7bbabcb5913f37485605a874dc0c">372-İlahi Sırlar Gaybetin Delilidir</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-32342c67825574cf555f020b190dbe6b">​Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurdu:<br>​&#8221;Hiç şüphesiz Sahib-ul Emr için kaçınılmaz-kesin bir gaybet dönemi olacaktır. O gaybet döneminde batıl peşinde olan herkes kesinlikle şüpheye düşecektir. Bize gaybetin hikmetini açıklama izni verilmemiştir. Hz. Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybetinin hikmeti, ondan öncekilerin gaybetinin hikmetiyle aynıdır ve zuhurdan sonra aydınlanacaktır. Tıpkı Hz. Hızır&#8217;ın (a.s) erkek çocuğunu öldürmesinin ve yıkılmak üzere olan duvarı yeniden yapmasının hikmetinin, Hz. Musa&#8217;ya (a.s.) açıklanması ile birbirlerinden ayrılmaları gibi. Gaybet, Allah&#8217;ın emirlerinden bir emir, onun sırlarından bir sırdır.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.482,Muntahab-ul Eser s.266-267, Bihar-ul Envar c.51 s.91</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5557ee974e26bf79b2798d9a8a747072">373-İmtihan Olup Salihlerin Seçilip Ayrılması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2d7c0e52baf5ef883a49923654849f83">​ Bazı rivayetlerde şöyle buyrulmuştur: <br>&#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybete çekilmesinin nedeni, insanların onun gaybeti ile imtihan olmaları ve salihlerin elenip ayrılmalarıdır.<br> Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:<br>​&#8221;Allah&#8217;a andolsun ki ben ve bu iki oğlum (İmam Hasan ve İmam Hüseyin -a.s-) şehit olacağız. Ve Allahu Teala ahir-i zamanda benim evlatlarımdan birini bizim kanımızın intikamını alması için gönderecektir. Onun bir gaybet dönemi olacaktır ki bununla insanlar imtihan olacak ve yoldan çıkmışlar seçilip ayrılacaklardır.<br>Öyle ki cahiller şöyle diyecekler:<br>&#8220;Allah&#8217;ın Muhammed&#8217;in Ehlibeyt&#8217;i ile hiçbir işi yoktur ve onları kendi başlarına bırakmıştır.&#8221;<br><strong>Gaybet-i Numani s.141</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ac69aa05e025a2969761feadb168b3cd">374-İmtihan ve Salihlerin Seçilip Ayrılması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-58976accf748b09eecf0ede44e5c7b82">​Hz. İmam Hüseyin (a.s) buyurdular:<br>​&#8221;Hz. İmam Mehdi (a.s) için bir gaybet dönemi vardır ve bu gaybet döneminde bazı kimseler dinden çıkacak, bazı kimseler ise dinlerinde baki kalacaklardır. Bu gaybet döneminde düşmanların çıkarmış oldukları zorluklara katlanan ve karşı koyan kimselere Allah, sanki Peygamber&#8217;in (s.a.a.) yanında düşmanlarıyla savaşmış kimse gibi çok ve büyük mükafatlar verecektir.&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.133</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d5eeebec6b301a93bd95a04f95bce900">375-İmtihan Olunma ve Salih Kulların Seçilip Ayrılması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a75b1440600f3ad4b204a4abb6991987">​Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s), &#8220;Ferec ne zaman gerçekleşecektir?&#8221; sorusuna şu cevabı verdi:<br>​&#8221;Şialar, şiddetli İlahî imtihanlarla imtihan olmadıkça ferec ve zuhur gerçekleşmeyecektir. <br><strong>Bihar-ul Envar c.52 s.133</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-04a535e1af24698bb88a15e2b4e79f23">376-Salihlerin İmtihan Olup Ayrılmaları</h3>



<p>​Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s.) buyurdular:<br>​&#8221;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybete çekilecek olması, Şia&#8217;nın imtihanıdır.&#8221; <br><strong>Usul-u Kafi c.1 s.337</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-377d10aa4eef648395863efde51e88de">377-Salihlerin İmtihan Olup Ayrılması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fc067ecc741eec74a31d9b7c725e8332">​Hz. İmam Musa Kazım (a.s) buyurdular:<br>​&#8221;Bu gaybetin kendisi, Allahu Teala&#8217;ya kul olanların imtihanıdır.&#8221; <br><strong>El-Gaybet lit Tusi s.204</strong> <strong>Usul-u Kafi c.1 s.336</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-83938308d18a3c1431e5c6551ae44a45">378-İnsanların Zalim Olmaları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d5da217a1ca831d61205b8979148f913">​ Bazı hadislerde Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybetinin sebebi, insanların zalim olmaları olarak açıklanmıştır.<br>​Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) Kufe Mescidinde şöyle buyurdu:<br>​&#8221;Allah&#8217;ın arzı hiçbir zaman hüccetsiz kalmaz. Fakat insanlar, zulmetmeleri ve aşırıya gitmelerinden dolayı Allah&#8217;ın Hücceti&#8217;nin vücudundan mahrum kalacaklardır.&#8221; <br><strong>Gaybet-i Numani s.141</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-26c48e1675dc48fb95463e98c286e097">379-Dünyanın Hazır Olmaması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bdf1981074a0610e866e62a7c86305c3">​ Allah&#8217;ın Hüccetlerinin sonuncusu olan, beşeriyetin içinde bulunduğu Dünya&#8217;yı zulümden kurtaracak ve İslam dinini diğer din ve inançların tamamına galip ve hakim kılacak olan Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhur edebilmesi için Dünya ortamının hazır olması gerektiğinde hiçbir şüphe yoktur. <br> Bu sebepten dolayı, zuhurun gerçekleşebilmesi için ortamın o Hazret&#8217;in gelişine hazır hale gelmesi gerekir.<br>Dünya&#8217;nın böyle bir zuhura hazır olmamasını gaybetin sebeplerinden saymak mümkündür.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-52086fcc0b41492f4c3d45c48e014cef">380-Zamanın Tağutlarının Biati Altında Olmamak</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cfbc769704d83519651d3e70da384b3d">​ Bazı rivayetlerde şöyle denilmiştir: <br>&#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) gaybette olmasının sebep ve hikmeti şudur: <br>O Hazret&#8217;in gaybette olması gerekir ki hiçbir yöneticinin biati altında olmamış olsun ve zuhur ettiği zaman hür bir şekilde yapacaklarını yapabilsin. Nitekim önceki İmamlar takiyye ederek kendi zamanlarının yönetimlerini tanımışlardı ama Hz. İmam Mehdi (a.s) takiyye etme emrine/iznine sahip değildir. <br>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) biat etmeyecek olmasından dolayı biat altında olmamasının tek yolu, gaybette olmasıdır.<br>​Hz. İmam Hasan (a.s) şöyle buyurduLAR:<br>​&#8221;Biz Ehlibeyt İmamlarının her biri takiyye ederek kendi dönemlerinin zalim ve tağut yönetimlerinin biati altında olduk. Sadece arkasında Hz. İsa b. Meryem&#8217;in (a.s) namaz kılacağı Hz. Mehdi (a.s), hiç kimsenin biati altında olmayacaktır. <br> Allahu Teala, onun doğumunun gizli olmasını ve kıyam edeceği zamana kadar gaybette olmasını takdir etti ki hiçbir yöneticinin biati altında olmamış olsun.&#8221;<br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.132</strong></p>



<p>​Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) buyurdular:<br>​&#8221;O, hiç kimsenin biati altında değildir.&#8221;<br><strong><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.13</strong>5</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-36c35f69c1038cd3f63d0a23d31e7d85">Hz. İmam Ali Rıza (a.s) buyurdular:<br>​&#8221;Kılıçla kıyam ettiği zaman üzerinde hiçbir biat olmayacaktır.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.480</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-46ae494141ad788fe8e7ee6d55681c2b">381-Zamanın Tağutlarının Biati Altında Olmaması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bf54b92d9df8299d8e7b2c1dcc795edc">​Hz. İmam Mehdi (a.s), İshak b. Yakub&#8217;un, Muhammed b. Osman Amri aracılığıyla kendisine yazmış olduğu mektubun cevabında şöyle buyurmuştur:<br>​&#8221;Gaybetin nedeni hakkında şunu söylemem gerekir ki, Allahu Teala Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurmuştur:<br><strong>يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَسْـَٔلُوا عَنْ اَشْيَٓاءَ اِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْۚ <br></strong>&#8216;Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi üzecek şeylere dair soru sormayın.&#8217; <br><strong>Maide Suresi/101 <br></strong>Hiç şüphesiz benden önce yaşayan babalarımın her biri, bir zalim hakimin biati altındaydı. Takiyye gereği o zalimlerle savaşmadıklarını söylüyorlardı; çünkü en küçük savaş imkanına dahi sahip değillerdi. Ama ben kıyam ettiğim zaman hiçbir zalim yöneticinin biati altında olmayacağım.&#8221;</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b49e54ef48b8d88b29bc9a42feaa948d">382-İmam Mehdi&#8217;nin Hayatta Kalabilmesi (Öldürülmemesi)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-19041cc18d102e2f854fbe811d9ff50f">​ İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) hayatta kalabilmesi ve öldürülmemesi gaybetin bir başka sebebidir. <br>Allahu Teala, Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) gaybete çekerek canını düşmanlarının şerrinden korumuştur. Eğer İmam gaybete çekilmemiş olsaydı, o Hazret&#8217;in kanına susamış olan Abbasi halifesi Mu&#8217;temed, onu da tıpkı mutahhar babaları gibi şehit edecek ve yeryüzünde Allah&#8217;ın hücceti kalmayacaktı. <br>Bu hususta masum imamlarımızdan çok sayıda hadis rivayet olunmuştur.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9fa0cf96e044d8bdc3564a7f47b54772">383-İmamın Canının Korunması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4086c2db1206259465871b3d6671619b">​Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) buyurdular:<br>​&#8221;Bizim Kaimimiz kıyam etmeden önce gaybette olacaktır.&#8221;<br>​Ravi sordu: &#8220;Bunun sebebi nedir?&#8221;<br>​Buyurdular: &#8220;Öldürülme korkusu vardır.&#8221; <br><strong>Gaybet-i Tusi s.203</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8035a05debf7bf385e13c276e74fb00b">384-İmamın Canının Korunması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4d98e3227d5b8ac3b6229cf6154e7072">​Şeyh Tusi, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) gaybette olmasının felsefesi hakkında birtakım hadisler naklettikten sonra şöyle yazmıştır:<br>​ &#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybette olmasının felsefesi hakkında buyrulmuş olan hadislerden elde edilen hususlardan, Şiaların sınanıp imtihan edilmesi g.b konular gaybetin sebep ve felsefeleri değildir; gaybetin Şialar için netice ve sonuçlarıdır. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybette olmasının asıl sebep ve felsefesi, düşmanlar tarafından öldürülme korkusudur.&#8221; <br><strong>Gaybet-i Tusi s.203</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-15fa1fdeb03acb1b921a72807e015a9e">385-Gaybet Asrı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-96acd377fa8bcebc95cd9ef2dbcae588">​ Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) gaybette olmasının sebeplerinden bir tanesi, zamanın tağutlarının hiçbirinin biati altında olmamasıdır. Çünkü İmam Mehdi (a.s) hiçbir sultana karşı takiyye etmekle görevlendirilmemiştir. <br> O Hazret, hiçbir zalim yönetim ve yöneticinin idaresi altında olmamış ve olmayacaktır. Allah tarafından uhdesine verilen vazifeler mucibince dini icra edecektir.<br>​Hasan b. Fazzal şöyle demiştir:<br>​Hz. İmam Ali Rıza (a.s) buyurdular:<br>​&#8221;Üçüncü oğlumun (İmam Hasan el-Askeri&#8217;nin -a.s.-) vefatından sonra Şialarımın her yerde imamlarını aradıklarını görüyor gibiyim; ama onu bulamıyorlar.&#8221;<br>​Arz ettim: &#8220;Gaybette olmasının sebebi nedir?&#8221;<br>​Buyurdular: &#8220;Kılıcı ile kıyam ettiği zaman hiç kimsenin biati altında olmaması içindir.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.480</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-305b75567d6203e29ca07cf7a5cf9e59">386-Gaybetin Felsefesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-58bfc4647fc8a3b4d023309563a17f7f">​ Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybette olmasının nedenlerinden bir tanesi, Allahu Teala&#8217;nın o Hazret&#8217;i gaybette tutarak öldürülmekten korumasıdır. Çünkü eğer İmam gaybete çekilmeyip insanların arasında kalacak olsaydı ilk gün öldürülecekti. Bugün de aynı tehlike mevcuttur. Eğer Hz. İmam Mehdi (a.s.) vaadedilmiş olan zuhur gününden önce ortaya çıkacak olursa kesinlikle öldürülecektir.<br>​Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s.) yarenlerinden olan Zurare bu hususta şöyle söylemiştir:<br>​&#8221;Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:<br>​&#8221;Beklenen İmam (bizim Kaimimiz), kıyam etmeden önce bir müddet gözlere görünmeyecektir.&#8221;<br>​Arz ettim: &#8220;Bunun sebebi nedir?&#8221;<br>​Buyurdu ki: &#8220;Canından korkacaktır.&#8221; <br><strong>Usul-u Kafi c.1 s.337</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-26636ad51fe0750257110958df5b91e4">387-İmtihanın Zorluğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b40f98654922e7e3a7aeab147291f438">​Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybete çekilmesi ile yapılacak imtihan -sınama- en zor ve çetin sınamalardandır; zorluğu iki ayrı kısma ayrılmaktadır:<br><strong>​1-</strong>Gaybetin olmasından dolayı meydana gelecek olan zorluk ve sıkıntılardır çünkü gaybetin uzun sürmesinden dolayı insanların büyük çoğunluğu şek ve şüpheye düşecektir.<br>​<strong>2-</strong>Gaybet döneminde meydana gelecek olan sıkıntı ve zorluklar. İnsanları savuracaktır. Öyle bir hale gelinecektir ki imanı koruyabilmek ve dinde baki kalabilmek zorlaşacak, insanların imanı tehlikelerle yüz yüze kalacaktır.<br><strong>Muntahab-ul Eser s.171-177</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-412eb81dff69916483b7096c29542055">388-İnsanların Sınanması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fa1ec20971cacab8e2c0459dd07820ca">​Hz. İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyurdular:<br>​&#8221;Benim beşinci oğlum gaybete çekildiği zaman dininize sahip çıkın ve hiç kimsenin sizi dininizden çıkarmasına izin vermeyin. O kaçınılmaz olarak gaybete çekilecektir ve müminlerin bir kesimi imandan çıkacak-döneceklerdir. Allah onun gaybeti ile kullarını sınayıp imtihan etmektedir.&#8221; <br><strong>Usul-u Kafi c.1 s.337</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-927fbb1b253511f9e7d25d02da934683">389-İnsanların Sınanması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-080a7bf7e9e93c4b75449f072046cc99">​ Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybette olmasının hikmetlerinden bir tanesi insanların sınanıp imtihan edilmesidir. Bu dönemde, sağlam imana sahip olmayanların batınları zahir olacak ve şüphe tufanına tutulacaklardır. Fakat iman kalplerine yerleşip kök salmış olanlar, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) zuhurunu beklemenin vermiş olduğu kuvvet ile sıkıntı ve zorluklara mağlup olmayacak ve bu sebepten dolayı Allah katında büyük derecelere ulaşacaklardır. <br><strong>Sire-i Pişvayan s.670</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-93c9a8e083cdcc07aab63385d80ea162">390-72 Fırka</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-16fc70c2e9f0fd1f4971026908627228">​İslam&#8217;ın aziz Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a.) buyurdular:<br>​&#8221;İsrailoğulları 72 fırkaya ayrıldı, benim ümmetim de 72&#8217;si batıl biri hak, 73 fırkaya ayrılacaktır ve biri hariç tamamı cehennem ehlidir.&#8221;<br>​Sordular: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Nâciye (kurtulan) fırka hangi fırkadır?&#8221;<br>​Buyurdu ki: &#8220;O fırka, bana ve benim Ehlibeytime tabi olan fırkadır.&#8221;<br><strong>El-Melahimu vel Fiten s.129-148</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">391-Evrensel Vaat</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-94e806a0023a61bf6c4e50545582bdab">​ Mehdeviyyet hakkındaki en önemli konu, Allahu Teala&#8217;nın dini iki kısma ayırması ve bunların bir kısmının sorumluluğunu insanlara vermesi, diğer kısmının sorumluluğunu ise İlahi vaat (söz) olarak kendi uhdesine almasıdır. <br> Allahu Teala&#8217;nın sorumluluğunu insanlara bırakmış olduğu kısım karşısında, insanların bazıları vazifelerini yapıp yerine getirirken, diğerleri ise oralı bile olmamaktadırlar. Bu durum her dönemde olduğu gibi günümüzde de böyledir. Allahu Teala insanları, kendi saadet ve şekavetleri hususunda hür yaratmıştır ve insanlar, yapmış olduklarının karşılığını mükafat ya da ceza olarak ahirette alacaklardır.<br>​Allahu Teala dinden, sorumluluğunu insanlara vermiş olduğu hususları Hadîd Suresinde şöyle beyan buyurmuştur:<br><strong>لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ<br></strong>​&#8221;Andolsun ki biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki insanlar adaleti yerine getirsinler…&#8221;<br><strong>Hadid Suresi 25. Ayet</strong><br>​Dünya hayatının ferdi, içtimai, iktisadi ve siyasi; kısacası her alanında adaleti uygulama işi insanlara bırakılmıştır. Ama insanların bir kesimi bunu yaparken diğerleri adaletin yanından dahi geçmemektedir.<br> Allahu Teala Kur&#8217;an&#8217;da şöyle buyurmaktadır:<br><strong>وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ <br></strong>​&#8221;De ki: Hak Rabbimizdendir. Dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin…&#8221; <br><strong>Kehf Suresi 29. Ayet</strong><br><strong>اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبٖيلَ اِمَّا شَاكِراً وَاِمَّا كَـفُوراً<br></strong>​&#8221;Şüphesiz biz onu (insanı) bir yola koyduk; o bu yolu, ya şükrederek yada nankörlük ederek kat eder.&#8221; <br><strong>İnsan Suresi 3. Ayet<br>وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ<br></strong>​&#8221;Biz ona (insana) iki apaçık yol gösterdik.&#8221;<br><strong>Beled Suresi 10. Ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3039c6177c24668714eb23c5f63b8537">​Allahu Teala&#8217;nın dinden kendi uhdesine almış olduğu kısmı ise, evrensel vaat (söz) olarak beyan buyurmuştur. <br> Kur&#8217;an&#8217;da birkaç yerde bütün maarifin mebdeinin, Allahu Teala olduğu beyan buyrulmuştur, buyuruyor:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1be2f7ba3ed0fabd616c9cf34e7140be"><strong>يُر۪يدُونَ اَنْ يُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللّٰهُ اِلَّٓا اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ<br></strong>​&#8221;Allah&#8217;ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.&#8221; <br><strong>Tevbe Suresi 32. Ayet</strong><br> <strong>هُوَ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ </strong><br><strong><strong>كَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يدًا</strong><br></strong>​&#8221;Allah&#8217;a ortak koşanlar hoşlanmasalar da dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderdi, Şahid olarak Allah yeter.&#8221;<br><strong>Tevbe Suresi 33. Ayet </strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-71ffc42bdf78487234a477e18e1a0e07">​Allahu Teala, kendi sorumluluğuna (uhdesine) almış olduğu kısım için &#8220;kamil ve adil olabilmeniz için ya da bu hususlarda bir yere ulaşabilmeniz için katımdan size kitap gönderdim&#8221; buyurmuyor! <br>Allahu Teala&#8217;nın buyurmuş olduğu şey şudur: <strong>&#8220;Kendi dinimi kendi elimle dünyanın tamamına hakim kılmak için kendi katımdan kitap gönderdim.&#8221;<br></strong>​ &#8220;Ben dinimi sizin elinizle dünyanın tamamına hakim kılmak için Kur&#8217;an&#8217;ı göndermiş değilim. <br><strong>&#8220;Li Yuzhihrehu ela&#8217;d dini kullihi&#8221;</strong> Yani dini kendi elimle Dünya&#8217;nın tamamına hakim kılmak için gönderdim. Eğer insanların eliyle hakim kılmayı irade etmiş olsaydı, <strong>&#8220;Li Tuzhirehu ela&#8217;d dini kullihi&#8221;</strong> buyurması gerekirdi.&#8221;<br> Yani siz insanların eli ile dini dünyanın tamamına hakim kılmak mümkün değildir. Çünkü siz insanların kiminizin derunî, kiminizin ise birunî sıkıntı ve problemleri vardır. Ve bazılarınız taammüden (bilinçli olarak) yanlış yolda gidiyorsunuz.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8733a246d7949542a2e2b99e9f8c1623">Kur&#8217;an bunlarla ilgili şöyle buyurmaktadır:<br><strong>قَالُوا رَبَّـنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْماً ضَٓالّ۪ينَ<br></strong>​&#8221;Onlar da şöyle derler: Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk.&#8221;<br><strong>Mu&#8217;minun Suresi 106. Ayet<br></strong>(Yani bilerek ve isteyerek senin yolundan çıktık.)</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4bc473aedb41d8959b4f01d6d623628f">Diğer kimseler ise kendilerini koruyabilecek durumdadırlar; fakat isyankarların isyanı, onların kendilerini korumalarına mani olmaktadır. Kur&#8217;an bunlar hakkında şöyle buyurmuştur:<br><strong><strong>رَبَّنَا أَخْرِجْنَا</strong> مِنْ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ اَهْلُهَاۚ<br></strong>​&#8221;…Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan bu memleketten çıkar…&#8221; <br><strong>Nisa Suresi 75. Ayet</strong><br>​ Evet; dünyanın insanın eliyle adaletle dolup gülistan olmasına engel olan şeylerin bazıları derunî (insanın kendisinden kaynaklanan), bazıları ise birunî (hariçte olan) sıkıntı, zaaf ve sorunlardır. <br>Bunlar insanların adaleti hakim kılmasına engel olmaktadır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d17f0597aa30cfb4b9506353fd904cdc">​Hakikat böyle olduğu için de Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:<br><strong>لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ<br></strong>​&#8221;Peygamberlerimin hedefini gerçekleştirmeyi, benim kendim bizzat kendi uhdeme almışım ve kendim gerçekleştireceğim.&#8221;<br><strong>Tevbe Suresi 32. Ayet</strong><br><strong>هُوَ الَّذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ<br></strong>​&#8221;O öyle bir Allah&#8217;tır ki dinini bütün dinlere hakim kılmak için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderdi&#8221;<br><strong>Tevbe Suresi 33. Ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f0dfcb78453f480c26b84628c6e35000">​Allahu Teala, dinini bütün dinlere kendisinin hakim kılacağını İlahî bir vaat olarak insanlara vaad etmiştir ve bu vaadini gerçekleştirmesine engel olabilecek her türlü derunî ve birunî zaaftan münezzehtir. <br>Allahu Teala mutlak alim olduğu için derunî zaaftan münezzehtir. <br>Allah; mutlak adil, mutlak kadir, mutlak hakim, mutlak rauf ve rahimdir. <br>Birunî zaafı da yoktur çünkü alemlerin tamamı O&#8217;nun emirlerini uygulamak için her daim hazır ve amade haldedir. Tekvinî alemde Allah&#8217;a karşı koyabilecek hiçbir şey yoktur:<br><strong>وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ<br></strong>​&#8221;Göklerin ve yerin orduları Allah&#8217;ındır…&#8221; <br><strong>Fetih Suresi 4. Ayet</strong><br><strong>وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ<br></strong>​&#8221;…Rabbinin ordularını kendisinden başka hiç kimse bilmez…&#8221; <br><strong>Müdessir Suresi 31. Ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a6472b1817dbbd065e6cecb6f6522e6d">Emirelmuminin Hz. İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuşlardır:<br>​&#8221;Ey insanlar! Bilin ki uzuvlarınız, O&#8217;nun orduları ve askerleridir. Allah&#8217;ın dini, vahyi, emir ve hükümleriyle savaşmaya kalkışmayın.&#8221;<br><strong>Nehcül Belağe 199. Hutbe</strong><br> Allah Teala, bir kimseyi cezalandırmak istediği zaman ona hariçten başka askerler göndermesi gerekmez. Çünkü insanın uzuvlarının tamamı Allah’ın askerleridir.<br>​Onu kendi eli, kendi dili, kendi sözü ve kendi ayağı ile yakalar ve asla gitmemesi gereken yere gönderir; söylememesi gereken bir sözü söyler ve atmaması gereken bir imzayı attırır ve helak olur.<br>​Allah Teala bizlerin yolunu kapatmak isterse dilimiz, elimiz, ayağımız, gözümüz ve diğer uzuvlarımızla yolumuzu kapatır. Uzuvlarımız Allah’ın askerleridir ve Allah&#8217;ın dışarıdan asker göndermesi gerekmez.<br>​Ey Allah’ın kulları! Bilin ki uzuvlarınız Allah’ın askerleridir. Allah’ın emirleri, ilkeleri ve vahiy hükümleri ile savaşmayın.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5b42c0037ba595678a8ffe7cd99e643f">Etrafınıza bakın! Yanlış yolda olmakta ısrar eden ve öğüt verenlerin öğüdüne kulaklarını tıkayan-kabul etmeyen kimselerin; ağızlarından çıkan tek bir cümle ile ya da adım atıp bir yere giderek kendilerini nasıl rezil ettiklerini görün.<br>​ Bu, Allah’ın o kimseyi kendi dili ve kendi ayağı ile cezalandırmasıdır; Allah’ın o kişinin yolunu kendi dili ve ayağı ile kapatmasıdır. Çünkü alemlerin tamamı ve onda olan ne varsa her şey, Allah’ın emirlerinin uygulandığı bir karargah ve o emirleri uygulayan askerleridir.<br>​ Bu, Allah’ın mutlak kudretinin zerre kadarlık bir tecellisidir; bunun üstünde kendisinin, Zatı’nın mutlak gücü vardır. Evet, hiçbir şeyin Allah’ın iradesinin gerçekleşmesine mani olması mümkün değildir. Kendisi de şöyle buyurmuştur:<br><strong>اِنَّمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَيْـًٔا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ<br></strong>​“Bir şeyi dilediği zaman O’nun emri, o şeye sadece &#8216;Ol!&#8217; demektir; o da hemen oluverir.”<br><strong>Yasin Suresi 82. Ayet</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-51a30cfd91503936687ca49fb72fc70d">&#8220;Ben bu dini sizden bazılarınız tabi olup, bazılarınız da tabi olmayasınız diye göndermedim. Dinimi, kendim dilediğim o zaman da kendi ellerimle Dünya&#8217;nın tamamına hakim kılacağım.&#8221; Bu ilke, Allah&#8217;ın ilkelerinden bir diğeridir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c5db6705f0e567f398506f79f0e47793">​Bir başka ilke ise şudur: Allah&#8217;ın Resulü Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a), hayatı boyunca hem Kur&#8217;an ve İtreti&#8217;nin konusunu hem de Mehdeviyyet meselesini her ortamda açıklayıp beyan buyurmuşlardır.<br>​Hz. Peygamber (s.a.a), meşhur sahabelerinden olan Cabir b. Abdullah El-Ensari&#8217;ye şöyle buyurdular:<br>&#8220;Ey Cabir! Benim irtihalimden sonra yaşayacaksın. Torunum Zeynelabidin&#8217;in oğlunu göreceksin. Onun adı benim adımla aynıdır ve Şialarımızın 5. imamıdır. Onu gördüğün zaman benim selamımı kendisine ilet ve sonra de ki: &#8216;Ceddin Resulullah dedi ki: Mehdi senin evladındır.'&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4970049046de85656263bd136ff85359">Cabir b. Abdullah, hayatının sonlarına doğru gözleri görmez olmuştu. Medine sokaklarında dolaşıyor ve Hz. Peygamber’in insanlara ulaştırmasını istediği konuları halka anlatıyordu. Her yerde ulaştırdığı mesajlardan biri de şuydu; diyordu ki:<br>​“Ey insanlar! Çocuklarınızı Resulullah’ın Ehlibeyti&#8217;nin sevgisi üzerine terbiye edin, yetiştirin. Çocuklarınızı Ali&#8217;nin (a.s) evlatlarının sevgisi üzerine yetiştirin. Çocuklarınıza Ehlibeyti (a.s.) tanıtın; fazilet, keramet, şefaat ve mucizelerini öğretin.”<br>​ Cabir, Medine sokaklarını teker teker dolaşıyor ve halka, çocuklarını Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyti&#8217;nin sevgisi üzerine yetiştirmelerini söylüyordu.<br>​Nihayetinde Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) huzuruna ulaştı ve dedesi Resulullah’ın (s.a.a) selamı ile mesajını kendisine arz etti. <br> Bu olay, Hz. Peygamber’in (s.a.a), tarihin her dönemi için insanları bir taraftan Kur&#8217;an ve Ehlibeyti ile; diğer taraftan Mehdeviyyet ile aşina edebilmek için izlemiş olduğu bir yoldur. <br>Bu şekilde tarihin her döneminde yaşayan insanları, olması kesin olan İlahî iradeden haberdar ediyorlardı.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5e25928758e73927c9b90312b9370ad7">Allahu Teala dinini Hz. Resulullah’ın (s.a.a) eliyle ihya ettiği gibi dinin özünü de yine O Hazret’in eliyle yerleştirmiş ve sarsılmaz hale getirmiştir.<br>Allahu Teala, Hz. Peygamber&#8217;e buyurdular:<br><strong>وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰىۚ<br></strong>​“&#8230; (Ok&#8217;u) attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı.” <br><strong>Enfal Suresi 17. Ayet </strong><br>​&#8221;Hak dini sen zahir etmedin, onu Allah zahir etti.&#8221;<br> Hz. İmam Mehdi de (a.s) Allah Teala’nın gaybi kudretiyle dini dünyanın tamamına hakim kılacaktır; tıpkı Hz. Peygamber’in (s.a.a), Allah’ın gaybi kudretiyle aziz İslam’ı; şirk, küfür, nifak ve inkarın hakim olduğu coğrafyalara hakim ettikleri gibi.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7a2caf65dc06c10d5f1bbb4d3cff66a4">Müminlerin Emiri Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:<br>“Peygamber (s.a.a) geldikleri zaman dünyanın bir kesimine şüphe, bir kesimine putperestlik, geri kalan kesimine ise inkar ve inançsızlık hakimdi.”<br><strong>Nehcül Belağe 1. Hutbe</strong><br>​Evet, kim ne derse desin, aziz İslam dininin dünyanın tamamına hakim olacağı müjdesi kesindir.<br><strong>اللّٰهُ اِلَّٓا اَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ<br></strong>​“Kafirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlayacaktır.” <br><strong>Tevbe Suresi 32. Ayet</strong><br><strong>لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ۙ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ<br></strong>“Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar da Allah, dinini bütün dinlere hakim kılacaktır.”<br><strong>Tevbe Suresi 33. Ayet</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6fd4a6c049794ffed0e8b0a541f4c17d">392-Terk Edilmiş, Yalnız ve Garip</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-362a9d929ab6ffa67851ab0227b02606">​ Hadislerde Hz. İmam Mehdi’den (a.s) söz edildiği zaman şöyle buyrulmaktadır:<br>​“Ey çöllerde yapayalnız kalan! Ey yalnız ve garip olan!”<br>​Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:<br>​“İnsanların en çaresizi, bizim oğlumuz olan vaat edilmiş Mehdi’dir.”<br><br>​Peki, İmam Mehdi’nin (a.s) çaresiz olmasının sebebi nedir? <br>Müslümanların içinde bulundukları sorun ve sıkıntılar; meydana gelen olumsuzluklar ve bizlerin işlemiş olduğu günahlar O Hazret’i çaresiz bırakmakta ve o da bunlar karşısında çaresizlik içinde Allah Teala’dan yardım dilemektedir.<br><strong>​Ayetullah İmamı Kaşani</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5952987c8f48499805c343563da62be6">393-İmam Mehdi’nin Tanınmaması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fa5399a61975680673965b8e8d81f5b3">​Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:<br>​“Bu ümmet, Allah Teala’nın Hz. Yusuf’a yaptığını kendi hüccetine yapmasını nasıl inkar edebilir? Sizin sahibiniz, hakkı elinden alınmış bir mazlumdur. Hükümetin sahibi, insanların arasında dolaşıyor; çarşı, pazar ve evlerine gidiyor ama insanlar onu tanımıyorlar. Allah Teala’nın kendisini tanıtmasına izin vereceği güne kadar bu böyle devam edecektir. Tıpkı Hz. Yusuf’un kardeşleri, ‘Sen Yusuf musun?’ diye sorduklarında, ‘Evet, ben Yusuf’um’ demesine izin verildiği gibi…”<br><strong>Gaybet-i Numani s.162</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7342f0fc6e126e57dc3fe7ed576b914b">394-Gaybet Döneminde İmam Mehdi’nin Vekili</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6ca1cb55954327ec67620697876a45ea">​Davud b. Kasım Caferi şöyle demiştir:<br>​Hz. İmam Hadi (a.s) buyurdular:<br>“Benim halefim oğlum Hasan’dır. Benim halefim olan oğlumun halefine karşı tutumunuz nasıl olacaktır?”<br>​Arz ettim:<br>“Canım size feda olsun! Bunu sormanızın sebebi nedir?”<br>​Buyurdular:<br>“Çünkü onu göremeyeceksiniz ve adını anmanız doğru olmayacaktır.”<br>​Arz ettim:<br>“Öyleyse onu nasıl anacağız?”<br>​Buyurdular:<br>“Onu ‘Âl-i Muhammed’in (s.a.a) Hücceti’ diye anın.”<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.76</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-841d4c4c4a9809fbdd8c83a861be1509">395-İmam Mehdi’nin Adını Söylemek Caiz Değil Midir?</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-30eda27028e492cd3a062868d1aae397">​Bizim dönemimizde Hz. İmam Mehdi’nin (a.s) adını “Muhammed b. Hasan El-Askeri (a.s)&#8221; olarak anmak caizdir. <br><strong>Ayetullah Nasır Mekarim Şirazi, Kavaid-ul Fıkhiyye s.124<br></strong>​Ehlibeyt (a.s) mektebinin büyük alimlerinden olan Ali b. İsa Erbili, Keşf-ul Ğumme kitabının 3. cildinin 438. sayfasında şöyle demiştir:<br>​“Hz. İmam Mehdi’nin (a.s), Muhammed olan adının söylenmesi, o dönemde takiyye gereği yasaklanmıştır ama günümüzde anılmasında bir sakınca yoktur.”</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-50e09ebfd422fde7db130372d538a384">396-Gaybet Şekli</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-50147e88e704a705f8b8db4379ff87d5">​Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) buyurdular:<br>​“Oğlum Mehdi, asla görünmeyecek şekilde gaybete çekilecektir ve İslam’ın sadece ismi, Kur’an’ın ise sadece cismi kaldığı zaman gelecektir. O zaman Allah ona kıyam iznini verecek; İslam’ı onunla güçlendirip hakim kılacaktır.”<br><strong>İsbat-ul Vasiyyet c.7 s.52</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-aa364e3bb9614818b4883dc120677926">397-Gaybet İçin Hazırlanmak</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7391a2d88bbd612478787411dcb103e5">​Mesudî, İsbat-ul Vasiyyet kitabında şöyle yazmıştır:<br>​Hz. İmam Hadi (a.s), insanlarla çok az görüşüyordu ve ashabının önde gelenleri haricinde hiç kimseyle ilişki ve irtibat kurmuyordu. İnsanlarla görüştüğü zamanlarda ise genellikle perdenin arkasından onlarla konuşuyor ve bu şekilde Şialarını gaybet dönemine hazırlamaya çalışıyorlardı.<br><strong>İsbat-ul Vasiyyet s.206</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bc653a56415570db920914c12326d339">398-Cahil Sözü</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-529f5818fd39063143498e5e4b863259">​Esbağ b. Nebate şöyle nakletmiştir:<br>​Müminlerin Emiri Hz. İmam Ali (a.s) buyurdular:<br>​“Uyanık olun ve bilin ki Mehdi, öyle bir şekilde gaybete çekilecektir ki cahiller şöyle diyecekler:<br>&#8220;Allah’ın Muhammed&#8217;in (s.a.a) Ehlibeytine hiçbir ihtiyacı yoktur.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Vasiyyet c.6 s.393</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7ce706eaa60c6b8229ad10d52e647029">399-İnkar Etmeyin</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0283f3d9cd999d988a4fe29f2268c82b">​Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:<br>​“İmamınızın gaybete çekildiği haberini aldığınız zaman inkar etmeyin.”<br><strong><strong>İsbat-ul Vasiyyet c.6 s.</strong>350</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bc0f791433522f8c458b1e094cb640bb">400-Gaybet&#8217;in Meşhurluğu</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-76d70ba96ea58e83017debcda0a65d28">Ehlibeyt imamlarının 12&#8217;ncisi olan Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) gaybeti, Sadr-ı İslam&#8217;dan beri her dönemde hem İslam&#8217;ın aziz Peygamberi, hem Hz. Emirel Muminin İmam Ali ve hem de diğer imamlar (salavatullahi aleyhim) tarafından her zaman Müslümanlara açıklanmış ve haber verilmiştir.<br>​ Bu konu o kadar meşhur ve bilinen bir meseleydi ki İslam bilginleri, hadis ravileri ve Ehlibeyt&#8217;in yarenlerinin bir kısmı; Hz. İmam Mehdi&#8217;nin babasının ve dedesinin (aleyhum selam) dünyaya gelmesinden önce o Hazretin gaybeti hakkında kitaplar yazmış, gaybet hakkında olan hadis ve rivayetleri, kitaplarında kayıt altına almışlardır. Bunların kimler oldukları rical ilmi kitaplarında vardır ve biz onlardan bazılarının ismini vereceğiz:<br><strong>1-Ali b. Hasan b. Muhammed Taki Tahiri:</strong> Bu zat, Hz. İmam Musa Kazım&#8217;ın (aleyhisselam) yarenlerindendir ve gaybet hakkında bir kitap yazmıştır. Bu büyük fakih ve alim, herkesin güvendiği bir zat idi. <br><strong>Rical-i Neccaşi, s.193; Rical-i Şeyh Tusi, s.357<br></strong>​<strong>2-Ali b. Ömer A&#8217;rec Kufi: </strong>Hz. İmam Musa Kazım&#8217;ın (a.s) ashabındandır ve gaybet hakkında kitap yazmıştır. <br><strong>Rical-i Neccaşi, s.194</strong><br><strong>3-​İbrahim b. Salih Anmati:</strong> Hz. İmam Musa Kazım&#8217;ın (a.s) ashabındandır ve gaybet hakkında kitap yazmıştır. <br><strong>Rical-i Neccaşi, s.28</strong><br><strong>4-​Hasan b. Ali b. Ebu Hamza: </strong>Hz. İmam Rıza&#8217;nın (aleyhisselam) döneminde yaşamıştır ve gaybet hakkında bir kitap yazmıştır. <br><strong>Rical-i Neccaşi, s.28</strong><br><strong>​5-Abbas b. Hişam Naşiri Esedi:</strong> Hz. İmam Rıza&#8217;nın (aleyhisselam) özel ve has yarenlerindendir. Hicri Kameri 220 yılında vefat etmiştir ve gaybet hakkında bir kitap yazmıştır. <br><strong>Rical-i Neccaşi, s.215; Rical-i Şeyh Tusi, s.384<br>​6-Ali b. Hasan b. Faddal: </strong>Hz. İmam Ali Hadi ve Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (aleyhimüsselam) has ve güvenilir yarenlerindendir ve gaybet hakkında kitap yazmıştır.<br><strong>Rical-i Neccaşi, s.195; Rical-i Şeyh Tusi, s.219<br>​7-Fazl b. Şazan: </strong>Hz. İmam Hadi ve Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (aleyhimusselam) has yarenlerinden olan büyük fakih ve mütekellim Fazl b. Şazan, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) gaybeti hakkında kitap yazan bir başka bilgindir ve Hicri Kameri 260 yılında vefat etmiştir. <br><strong>Rical-i Neccaşi, s.235; Rical-i Şeyh Tusi, s.420</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ecb2868e358fe5e8d951dc81046aa65e">401-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin İki Gaybeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a1f57111eb9e7483f2eb6cb3f38f2b9c"> İshak b. Ammar, Hz. İmam Sadık&#8217;ın (aleyhisselam) şöyle buyurduklarını söylemiştir:<br>​&#8221;Bizim Kaimimizin (aleyhisselam) kısa ve uzun iki gaybeti olacaktır. Birinci gaybet (kısa gaybet) döneminde has ve özel Şiaları onun yerini bileceklerdir fakat ikinci gaybet (uzun gaybet) döneminde ise özel dinî dostlarının haricinde hiç kimse onun yerini bilmeyecektir.&#8221; <br><strong>İsabt-ul Hudat c.7 s. 69, Bihar-ul Envar c.52 s.155</strong> </p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6c8aac0a976ae49a680647a7e641987f">402-Peygamber&#8217;in (s.a.a) Gaybeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-add6fd975f6730a89e9261c06ba1f8b4">Medine&#8217;nin şeyhlerinden şöyle rivayet olunmuştur:<br>​Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve alihi) vefat ettiği zaman Ömer b. Hattab insanların karşısına geçti ve şöyle dedi: <br> &#8220;Allah&#8217;a andolsun ki Muhammed (sallallahu aleyhi ve alihi) ölmemiştir, gaybete çekilmiştir. Tıpkı Hz. Musa&#8217;nın (aleyhisselam) gaybete çekildikten sonra zahir olup ortaya çıktığı gibi o da zahir olacaktır.&#8221;<br>​ Bu sözünü o kadar tekrarladı ki insanlar onun aklını yitirdiğini, delirdiğini düşünmeye başladılar. İnsanlar söylediklerinden şaşırmış bir şekilde onun etrafını sarmışlardı.<br>​Derken Ebubekir geldi ve şöyle dedi: <br>&#8220;Ey Ömer, bu söylediklerini ve içtiğin antları bırak! Allahu Teala kitabında bizlere şöyle buyurmaktadır: <br><strong>اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَؗ<br></strong>&#8216;Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler.&#8217; ,<br><strong>Zumer Suresi 30. Ayet </strong><br>​Ömer dedi: &#8220;Ey Ebubekir, bu ayet Allah&#8217;ın kitabında mıdır?&#8221;<br>​Ebubekir dedi: &#8220;Evet, Allah şahit olsun ki Muhammed ölmüştür.&#8221;<br>&#8220;Ömer Kur&#8217;an hafızı değildi.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.62</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8826ee9b502c1d6c1f6c5a113fbebb67">403- Hz. İdris&#8217;in (a.s) Gaybeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e754f83b4155069a6c646cbbd236ccac">​İbrahim b. Ebu Bilad babasından, Hz. İmam Muhammed Bakır&#8217;ın (aleyhisselam) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br>​ Hz. İdris&#8217;in peygamberliğinin başlarında zalim bir kral hükümet ediyordu. Kral bir gün atına bindi ve dolaşmaya çıktı. Bir mümine ait yemyeşil ve abad bir yeri gördü; orayı çok beğendi. Vezirine buranın kime ait olduğunu sordu. Vezir, oranın kralın kullarından mümin bir kula ait olduğunu söyledi.<br>​Kral o yerin sahibini huzuruna çağırdı ve sahip olduğu o yeri kendisine hibe etmesini söyledi. <br>Adam: &#8220;Benim ailemin ona ihtiyacı senden daha çoktur&#8221; dedi.<br>​Kral: &#8220;Fiyatını söyle ve parasını al&#8221; dedi.<br>​Adam: &#8220;O yeri ne hediye ederim ne de satarım. Bu fikrinden vazgeç&#8221; dedi.<br>​ O mümin kişinin söylediği bu sözler kralı çok sarsmış ve gazaplandırmıştı. Gazaplı bir halde ailesinin yanına gitti. Kralın Ezrak soyundan bir karısı vardı (Ezrak, mavi gözlü demektir; kralın eşinin Rumi bir köle olduğu anlaşılmaktadır). Kral kendisini çok seviyor ve karşılaşmış olduğu sorunlarda onunla istişare ediyordu.<br>​Kral mekanına gidip tahtına oturduktan sonra karısını çağırdı; kendisine yapılan saygısızlık hakkında konuşmak istiyordu. Karısı içeri girdiğinde kralı gazaplı gördü ve şöyle dedi: <br>&#8220;Ey bizim kralımız! Sizi gazaplandıran şey nedir? Bir şey yapmadan önce söyler misiniz?&#8221;<br>​Kral, görmüş olduğu yeri ve yerin sahibi ile arasında geçenleri anlattı.<br>​Karısı dedi ki: &#8220;Ey bizim efendimiz! Bu iş, güç ve kudreti olmayanlar için önemli bir iştir. Onu sebepsiz yere öldürmek istemiyorsan bu işi yapmayı ben üstleniyorum. O yeri haklı bir sebeple o kişinin elinden alıp sizin emrinize vereceğim. Ortaya koyacağım sebep, insanların önüne koyacağınız delil olacaktır.&#8221;<br>​Kral dedi: &#8220;Nasıl yapacaksın?&#8221;<br>​Karısı yanıt verdi: &#8220;Benim Ezrak soyumdan arkadaşlarım vardır. Onları gönderip o kişiyi aldıracağım; sizin huzurunuza getirip dininizden çıktığına dair aleyhinde şahitlik yapmalarını söyleyeceğim. Bu şekilde siz hem onu öldürebilecek hem de yerini elinden alabileceksiniz.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dd59b135d2aaf245fd435bc280eae406">Kral karısına planını uygulamasını söyledi ve bunun üzerine adam getirildi. Aleyhinde yapılan şahitliklerden dolayı kral tarafından öldürüldü ve sahip olduğu o yere el koyuldu.<br>​Bu iş Allahu Teala&#8217;yı gazaplandırmıştı. Peygamberi Hz. İdris&#8217;e (aleyhisselam) o zalim kulunun yanına gidip kendisine şöyle söylemesini vahyetti:<br><strong>​&#8221;Neden sahip olduklarına razı olmadın ve benim mümin kulumu öldürdün? Ona ait olan yeri elinden aldın ve ailesini muhtaç yaptın? İzzetime andolsun ki ahirette senden çetin intikam alacağım. Dünyada ise krallığını elinden alacağım, şehrini harabeye çevireceğim, izzetini zillete dönüştüreceğim ve karının bedenini de köpeklere yem edeceğim. Ey bedbaht! Benim halim olmam seni aldatmıştır!&#8221;</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-787fc0c0f036c70c7189dc01a685a2d6">​Hz. İdris (aleyhisselam) kralın yanına gitti. Kral tahtında oturmuştu, etrafını ise yarenleri sarmıştı. Allahu Teala&#8217;nın vahyini noktasına kadar Kral&#8217;a ilettikten sonra Kral dedi: &#8220;Ey İdris, bana üstünlük taslama; hemen çık ve git!&#8221;<br>Daha sonra karısını çağırdı ve Hz. İdris&#8217;in (aleyhisselam) söylediklerini karısına anlattı.<br>​Karısı dedi: &#8220;İdris&#8217;in söyledikleri seni korkutmasın. Ben adamlarımı gönderip onu öldürteceğim ve bu şekilde İdris&#8217;in Rabbi&#8217;nin söylediklerinin yalan ve boş olduğunu ortaya koyacağım.&#8221;<br>​Kral yapmasını söyledi. Hz. İdris&#8217;in (aleyhisselam) dünyaya esir olmayan yarenleri vardı; onlarla toplanıyor ve istişare ediyorlardı. Toplandılar ve bu toplantıda Hz. İdris (aleyhisselam), Allahu Teala&#8217;nın indirmiş olduğu vahiy ile ilahi mesajı o zalim krala ulaştırdığını haber verdi. Bu durum, Hz. İdris&#8217;in kral tarafından öldürülmesine sebep olacağından dolayı yarenleri korkmuştu.<br>​Zalim kralın karısı, Ezrak boyundan oluşan 40 kişilik bir timi Hz. İdris&#8217;i (aleyhisselam) öldürmeleri için gönderdi. Tim, o Hazret&#8217;in yarenleriyle toplandıkları yere gitti fakat onu bulamayıp geri döndü. Hz. İdris&#8217;in (aleyhisselam) yarenleri bu timi görünce, Allah&#8217;ın Peygamberi&#8217;ni öldürmeye geldiklerini anladılar. O Hazret&#8217;i arayıp bulduktan sonra şöyle dediler: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Peygamberi, zalim kral seni öldürecektir, tedbirli ol. Bugün seni öldürmek için 40 kişi gelmişti, bu şehirden ayrıl.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-535718fb5f9bd8768fe7bc273b4e28f4">​Hz. İdris (aleyhisselam) aynı gün yarenlerinden birkaç kişiyle birlikte şehrin dışına çıktı. Seher vakti Rabbi ile raz-ı niyaz etti ve şöyle dedi: &#8220;Ey Rabbim! Beni o zalimin yanına gönderdin, ben de gittim ve senin mesajını ona ilettim. Ama o beni öldürmeye karar vermiştir, bana ulaştığı takdirde öldürecektir.&#8221;<br>​Allahu Teala şöyle vahyetti: &#8220;Şehirden çık ve ondan uzak dur! İzzetime andolsun ki onun hakkında vermiş olduğum hükmümü uygulayacağım, senin ona söylediklerinin tamamını gerçekleştireceğim.&#8221;<br>Hz. İdris dedi: &#8220;Ey Rabbim! Senden bir dileğim vardır.&#8221;<br>​Allahu Teala buyurdu: &#8220;Dileğini iste, isteyeceğin şey kabul olundu.&#8221;<br>​Arz etti: &#8220;Ey Rabbim! Ben senden isteyinceye kadar o şehre, etrafına ve onlarda olan hiçbir şeye yağmur yağdırma.&#8221;<br>​Buyurdu: &#8220;Ey İdris! Bu durumda şehir harabeye döner ve halkı açlığa ve zorluğa müptela olur.&#8221;<br>​Arz etti: &#8220;Ey Rabbim! Şehir yıkılsa ve halkı zorluk ve sıkıntıya müptela olsa dahi yağmurunu yağdırma.&#8221;<br>​Buyurdu: &#8220;Ey İdris! İstediğini verdim. Sen isteyinceye kadar yağmur yağdırmayacağım. Ben sözünde en iyi şekilde duran kimseyim.&#8221;<br>​Hz. İdris (aleyhisselam), Allahu Teala&#8217;dan kendisi isteyinceye kadar o şehre ve etrafına yağmur yağdırmama isteğinde bulunduğunu ve Allah&#8217;ın da bu isteğini kabul ettiğini yarenlerine haber verdi ve onlara şöyle buyurdu: &#8220;Ey müminler! Bu şehirden ayrılıp başka şehre gidin.&#8221;<br>​Hz. İdris&#8217;in (aleyhisselam) 20 kişi olan yarenleri de o şehirden çıkıp diğer şehirlere dağıldılar. Hazreti İdris&#8217;in (aleyhisselam) Allah&#8217;tan istediği şey şehir halkı arasında yayılmaya başlamıştı. O Hazret&#8217;in kendisi de bir dağın tepesindeki bir mağarada saklanıyordu. Hz. İdris (aleyhisselam) gündüzleri oruç tuttuğu için Allahu Teala kendisine yemek getirmesi için bir melek görevlendirmişti.<br>​Zalim kraldan sonra başka bir günah ehli o şehirde ortaya çıkmıştı. Hz. İdris&#8217;in (aleyhisselam) şehirden ayrılmasının üzerinden 20 yıl geçmiş ve bir damla dahi yağmur yağmamıştı. Şehir halkı çok büyük sıkıntı ve zorluklara müptela olmuşlardı. Çok zor şartlar altında, uzak şehirlerden yiyecek getirmeye çalışıyorlardı. Sıkıntı ve zorluklar zirve haline gelince şehir halkından bir grup bir araya toplanıp dediler: &#8220;İçinde bulunduğumuz bu belanın sebebi, İdris&#8217;in kendisi isteyinceye kadar bu şehre yağmur yağdırmamasını Allah&#8217;tan istemesidir. İdris&#8217;in nerede olduğunu bilmiyoruz ama onun Rabbi, ondan çok daha rahimdir.&#8221;<br>​Bu konuşmadan sonra işlemiş oldukları günahlardan dolayı tövbe etmeye ve Allahu Teala&#8217;dan kendilerini affedip yağmur göndermesini istemeye karar verdiler. Siyah elbiseler giyindiler, kendi elleri başlarına kül yağdırıp ağlayıp sızladılar ve Allah&#8217;tan kendilerini bağışlayıp affetmesini istediler.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-11a53bdd57e7f9d51b6e7c676312eda5">​Bunun üzerine Allahu Teala Hazreti İdris&#8217;e şöyle vahyetti:<br><strong>​&#8221;Ey İdris! Senin şehrinin halkı tövbe edip ağlayıp sızlayarak benim huzuruma geldiler. Ben Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;ım, tövbeleri kabul eder ve ve işlenen günahları affederim. Onları rahmetimin içine almaya karar verdim. Ama onların istediği yağmuru yağdırmama engel olan tek şey, senin benden istediğin dileğindir; benden, sen isteyinceye kadar onlara yağmur göndermememi istemiştin. Ey İdris! Şimdi benden iste ve ben de onların feryatlarına cevap verip kendilerine yağmur göndereyim.&#8221;<br></strong>Hz. İdris dedi: &#8220;Ey Rabbim! Bunu yapmanı senden istemeyeceğim.&#8221;<br>​Allahu Teala buyurdu: &#8220;Ey İdris! Bunu sen benden istemedin mi? Ben de senin dileğini kabul etmiştim. Şimdi yapmanı istediğim şeyi neden kabul etmiyorsun?&#8221;<br>Hz. İdris yine dedi: &#8220;Ey Rabbim! Bunu senden istemeyeceğim.&#8221;<br>​Bunun üzerine Allahu Teala, Hz. İdris&#8217;e yemek götürmekle görevlendirmiş olduğu meleğe yemek götürmemesini emretti. Hz İdris (aleyhisselam) gecenin bir vaktine kadar yemeğinin gelmesini bekledi ama yemeği gelmedi. Hüzün, üzüntü ve açlık dermanını elinden almıştı. Ellerini kaldırıp Rabbini çağırdı ve şöyle dedi: &#8220;Ey benim Rabbim! Canımı almadan önce rızkımı kestin.&#8221;<br>​Bunun üzerine kendisine şu vahiy geldi: <strong>&#8220;Ey İdris! Sana bir gün yiyecek vermedim ve sen böyle üzüldün. Ama şehrinin halkının 20 yıldır içinde bulundukları açlık ve zorluklar karşısında asla üzülmedin. Onlara rahmetimi göndermemi benden istemeni söylediğim zaman da bunu yapmadın, benden rahmetimi onlara göndermemi istemedin. Bunun üzerine ben de seni açlıkla terbiye ettim ve senin acizliğin, tahammülsüzlüğün zahir oldu. Şimdi olduğun yerden çık ve kendi rızkını kendin ara; rızkını bulma işini senin kendi becerine bıraktım.&#8221;</strong><br>​Bunun üzerine Hz. İdris (aleyhisselam) olduğu yerden çıktı ve açlığını giderebilmek için yollara düştü. Bir şehrin yakınlarına geldiği zaman bir evden dumanların yükseldiğini gördü; o eve doğru gitti. Yaşlı bir kadın pişmesi için sacın üzerine iki ekmek koymuştu. Yaşlı kadına dedi: &#8220;Açlıktan dermansızım. Bana yiyecek bir şey verebilir misin?&#8221;<br>​Kadın dedi: &#8220;Ey Allah&#8217;ın kulu! İdris&#8217;in duası elimizde fazla bir şey bırakmadı.&#8221; <br>Sonra bu iki ekmekten başka hiçbir şeyinin olmadığına dair and içti ve ekledi: &#8220;Gidip başka şehirlerdeki insanlardan rızkını-yiyecek iste.&#8221;<br>​İdris dedi: &#8220;Ölmeyeceğim kadar bana yiyecek ver ki ayaklarımın üzerinde durup rızık arayabileyim.&#8221;<br>​Kadın dedi: &#8220;İki ekmeğimiz vardır; bunun birisi benim, diğeri ise oğlumundur. Kendi yiyeceğimi sana verecek olursam ben öleceğim, oğlumun yiyeceğini verirsem o ölecek. Sana verebileceğimiz hiçbir şey yoktur.&#8221;<br>​Hazreti İdris dedi: &#8220;Oğlun küçüktür, ölmemesi için yarım ekmek yeterlidir. Onun ekmeğinin yarısı ile de ben hayatta kalırım.&#8221;<br>​Bunun üzerine kadın, kendi payına düşen bir ekmeği yedi; oğlunun ekmeğini ise bölüp yarısını Hz. İdris&#8217;e verdi. Kadının oğlu eve gelip Hz. İdris&#8217;in kendi ekmeğini yediğini görünce o kadar üzüldü ki kalbi durdu ve öldü.<br>​Kadın dedi: &#8220;Ey Allah&#8217;ın kulu! Oğlumun üzüntüden ölmesine sen sebep oldun!&#8221;<br>Hazreti İdris dedi: &#8220;Dur, sabırlı ol! Ben Allah&#8217;ın izniyle onun ruhunu geri getireceğim.&#8221;<br>​Sonra çocuğun her iki kolundan tuttu ve şöyle dedi: &#8220;Ey bu çocuğun bedeninden çıkan ruh! Ben Allah&#8217;ın peygamberi İdris&#8217;im, çocuğun bedenine geri dön!&#8221;<br>​Ve ruh çocuğun bedenine geri döndü. Kadın, o Hazret&#8217;in &#8220;Ben Allah&#8217;ın peygamberi İdris&#8217;im&#8221; dediğini ve oğlunun ruhunun geri geldiğini görünce: &#8220;Şehadet ederim ki sen Allah&#8217;ın peygamberi İdris&#8217;sin!&#8221; diyerek dışarı çıktı ve haykırmaya başladı: &#8220;Ey insanlar! Size kurtuluşu müjdeliyorum, İdris sizin şehrinize geri dönmüştür!&#8221;​</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c6831f5c67936de8cd5aa8a56b7fada8"> Hz. İdris (aleyhisselam) o evden ayrıldı ve zalim kralın sarayının olduğu yere gitti. Ev yerle bir olmuştu. Şehrin halkı etrafına toplanıp dediler: &#8220;Ey İdris! 20 yıldır açlık ve sıkıntı içindeyiz. Bize acımayacak mısın? Allah&#8217;tan bizlere yağmur yağdırmasını iste.&#8221;<br>​Dedi ki: &#8220;Bu şehrin halkının tamamı, hem eski ve hem de yeni zalimlerin tamamı yalın ayak gelip bunu benden istemedikleri müddetçe yapmayacağım.&#8221;<br>​Bu haber yeni zalime ulaştırılınca, Hz. İdris&#8217;i huzuruna getirmeleri için 40 adamını gönderdi. <br>Hz. İdris&#8217;e gelip: &#8220;Yönetici bizi, seni alıp kendi huzuruna götürmemiz için gönderdi&#8221; dediler. <br>Bunun üzerine Hz. İdris onlara beddua (nifrin) etti ve tamamı orada öldü.<br>​Yöneticiye bu haber ulaştığında, bu sefer 500 kişilik bir birlik gönderdi. <br>Bunlar Hz. İdris&#8217;in yanına geldikleri zaman dediler: &#8220;Ey İdris! 20 yıldır bizi açlık ile öldürdün, şimdi de nifrinin ile mi öldürüyorsun? Bize acımayacak mısın?&#8221;<br>​Hz. İdris dedi: &#8220;Ben onun yanına gitmeyeceğim. Hem o hem de şehir halkının tamamı yalın ayak yanıma gelmedikleri müddetçe Allah&#8217;tan size yağmur göndermesini istemeyeceğim.&#8221;<br>​Nihayetinde herkes yalın ayak olarak Hz. İdris&#8217;in karşısına geldi ve Allah&#8217;tan kendilerine yağmur göndermesini istemesi için yalvardılar. <br>Bunun üzerine Hz. İdris (aleyhisselam): &#8220;Şimdi evet&#8221; dedi. Sonra Allah&#8217;tan bu şehre ve etrafındaki beldelere bol yağmur yağdırmasını istedi.<br>​Hz. İdris&#8217;in bu duasından hemen sonra o şehrin ve etrafındaki şehirlerin üstü bulutlarla örtüldü ve yağmur yağmaya başladı. Yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki insanlar boğulmaktan korkmaya başladılar. <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.254-265</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e5f71baffdc4c78b1c454ab44a68a575">404-Hz. Salih&#8217;in (a.s) Gaybeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ee674257f56e9f038d22cbfc5a7e396c">Zeyd Şahham, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (aleyhisselam) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br>​Hz. Salih (aleyhisselam) gaybete çekildiği zaman güzel boylu, gür sakallı, orta zayıflıkta ve orta boyluydu; fakat kavminin arasına döndüğü zaman kimse onu tanıyamadı. Halkının arasına döndüğü zaman insanlar üç gruba ayrılmıştı:<br>​<strong>1-Fikirlerinden asla dönmeyen inkârcılar,<br>​2-Şek ve şüphe ehli olan kimseler,<br>​3-İman ve yakin ehli olanlar.</strong><br>​ Hz. Salih (aleyhisselam) döndüğü zaman ilk olarak şek ve şüphe ehlinin yanına gitti; onlar kendisine şöyle dediler: &#8220;Allah senden razı olmasın! Salih senin gibi değildi.&#8221;<br>​Sonra inkarcıların yanına gitti ama onlar şiddetle kendisinden uzak durdular.<br>​Daha sonra iman ve yakin ehlinin yanına gitti ve onlara: &#8220;Ben Salih&#8217;im&#8221; dedi. Onlar ise Hz. Salih&#8217;e şöyle dediler: &#8220;Bizi şüpheden kurtaracak bir haber ver. Elbette ki bizim, Allahu Teala&#8217;nın istediği kimseyi istediği şekle sokacağına inancımız vardır. Ama bizlere haber verilmiştir ve Hud&#8217;un (a.s) nişanelerini de araştırmışız. Gelen kişinin Kaim olduğu, bir ilahi haber vermesiyle ortaya çıkacaktır.&#8221;<br>​Hz. Salih dedi: &#8220;Ben deveyi (nakeyi) size çıkartan Salih&#8217;im.&#8221;<br>​Dediler: &#8220;Doğru söyledin; biz bunu okumuş ve araştırmıştık. Peki, o devenin nişaneleri nedir?&#8221;<br>​Hazreti Salih dedi: &#8220;Bir gün suyu o içerdi, bir gün de siz içerdiniz.&#8221;<br>​Dediler: &#8220;Allah&#8217;a ve senin getirdiklerine iman ettik.&#8221;<br>​Allahu Teala bu hususta şöyle buyurmuştur: <br>&#8220;Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, küçük görülüp ezilen insanlara dediler ki: &#8216;Siz Salih&#8217;in Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu (sahiden) biliyor musunuz?&#8217; Onlar da: &#8216;Biz şüphesiz onunla gönderilene inananlardanız&#8217; dediler.&#8221; <br><strong>A&#8217;raf Suresi 75. Ayet</strong><br>​Büyüklük taslayanlar (müstekbirler), o inkâr edenler ile şek ve şüphe içinde olanlardı. <br>İman edenlere dediler ki: &#8220;Biz sizin inandığınıza inanmıyoruz.&#8221;<br>​Ravi diyor ki: <br>Arz ettim: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü&#8217;nün oğlu! Onların arasında Salih&#8217;i tanıyan var mıydı?&#8221;<br>​Buyurdular: &#8220;Allahu Teala, yeryüzünü insanları Allah&#8217;a götürecek alimlerden mahrum kılmaktan münezzehtir. O insanlar Hz. Salih&#8217;in zuhur etmesinden sonra sadece 7 günü ne yapacaklarını bilmeden geçirdiler ki, o müddet de imamlarını tanıyamadıkları müddetti. Ama ellerinde olan Allah&#8217;ın dinine amel ediyorlardı ve birlik içindeydiler. <br>Hz. Salih (a.s) zahir olduktan sonra ise Hz. Salih&#8217;in etrafında toplandılar. <br>Bizim Kaimimiz Hz. Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) misali de Hazreti Salih&#8217;in (aleyhisselam) misali gibidir.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.271-273</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0436e7bd0eb79352925b5dea8c549fb8">405-Hz. Yusuf&#8217;un Gaybeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8b6bba30d9515964d00e6746bdf2594d">Südeyr, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (aleyhisselam) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br>​&#8221;Hz. Kaim-Mehdi&#8217;de (aleyhisselam) Hz. Yusuf&#8217;un sünneti vardır.&#8221;<br>​Arz ettim: &#8220;Efendim, Hazretin kendisinden mi yoksa gaybetinden mi haber vereceksiniz?&#8221;<br>​Buyurdular: &#8220;Bu insanlar; Yusuf&#8217;un kardeşlerinin peygamber evlatları olduklarını, Kardeşleri olan Yusuf ile ticaret yaptıklarını, onu sattıklarını ve Yusuf &#8216;Ben Yusuf&#8217;um, bu da kardeşim (Bünyamin)&#8217;dir&#8221; deyinceye kadar tanımadıklarını inkar ve reddetmezken, Allahu Teala&#8217;nın zamanın bir döneminde Hüccetini insanlardan gizlemesini neden inkar ediyorlar? <br> Yusuf (aleyhisselam) bir dönem Mısır&#8217;ın hükümdarı oldu ve babası ile arasında yürüyerek 18 günlük mesafe vardı. Allahu Teala irade etmiş olsaydı, onun yerini babasına gösterebilirdi. Allah&#8217;a andolsun ki, Yakup ve çocukları müjdeyi aldıktan sonra 9 gün içinde Mısır&#8217;a ulaştılar!<br>​Öyleyse bu insanların, Allah&#8217;ın Hz. Yusuf&#8217;a yaptığı şeyin aynısını kendi Hücceti için yapmasını inkar etmelerinin sebebi nedir? <br> Tanınmadan onların arasında olabileceğini, çarşı pazarlarında dolaşabileceğini, yaygılarına ayağını basacağını ve Allah&#8217;ın kendisine izin verdiği zamanda tıpkı Hz. Yusuf gibi kendisini tanıtacağını neden inkar ediyorlar? <br> Allah, Hazreti Yusuf&#8217;a kendisini tanıtma izni verdiği zaman onlara dedi ki: &#8216;Sizler cehalet içinde olduğunuz zaman Yusuf&#8217;un ve kardeşinin başına neler getirdiğini biliyor musunuz?&#8217; <br>Dediler: &#8216;Sen Yusuf musun?&#8217; Dedi: &#8216;Ben Yusuf&#8217;um ve bu da benim kardeşimdir.'&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.287-288</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-182a5ac9f3450c1d14a7123d573527ad">406- Hz. Musa&#8217;nın (a.s) Gaybeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0982d2add19567da166774414d6de6de">Abdullah b. Sinan, Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (aleyhisselam) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:<br>​Buyurdular: &#8220;Bizim Kaimimizde (a.s) Hazreti Musa b. İmran&#8217;ın bir sünneti vardır.&#8221;<br>​Arz ettim: &#8220;Efendimiz, o sünnet nedir?&#8221;<br>​Buyurdular: &#8220;Dünyaya gelmesi gizli olacak ve kavmine görünmeyecektir.&#8221;<br>​Arz ettim: &#8220;Hazreti Musa&#8217;nın gaybeti kaç yıl sürdü?&#8221;<br>​Buyurdular: &#8220;28 yıl.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.302</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c7a4c942255144c9b5afd2ebe022da76">407-Gaybette Olmak İmam&#8217;ın Varlığının Farz Oluşuna Aykırıdır</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4afbd1043337d87e4614bcfae2eed447">Şia&#8217;nın muhalifleri şöyle diyorlar:<br>​&#8221;Şialar dinin hükümlerinin açıklanması ve insanların hak ve hakikate hidayet olabilmesi için imamın olmasının farz olduğuna inanıyorlar. Ama imamın gaybette olması bu amaca ters ve aykırıdır. Çünkü insanların gaybette olan ve kendisine hiçbir şekilde ulaşılamayan bir imamdan hiçbir şekilde istifade edebilmeleri mümkün değildir. Eğer Allahu Teala beşeri dünyayı ıslah etmesi için bir imam göndermeyi irade edecek olursa lüzum anında onu yaratabilir; bu sebepten dolayı da zamanından binlerce yıl önce o imamı yaratmasının hiçbir lüzumu yoktur.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6a02998256cd489cc0d0bd77a01f415a"><strong>​Cevap:</strong><br>​&#8221;Bu türden eleştiri ve itirazlarda bulunan kimseler imametin hakikatini anlayamamış kimselerdir. İmamet meselesini açıkladığımız zaman, imamın vazifesinin yalnızca insanların zahiri hidayetleri ve onlara marifetin şeklini öğretmek olmadığını; bunların haricinde amellerin ve işlerin batıni liderlik ve velayetine de sahip olduklarını söylemiştik.<br>​ Buna göre insanların manevi hayatlarını tanzim etme ve amellerin hakikatini Allah&#8217;a yönlendirme vazifesininde imamın vazifesi olduğunu söylemiştik. Hakikat böyle olduğu için de imamın hazır ya da gaybette olmasının, onun bu vazifesini yapmasına hiçbir zararı yoktur. Çünkü imamlar batıni yol ile insanların kendilerine ve ruhlarına hakimiyet kurmaktadırlar.<br><strong>İslam&#8217;da Şia s.131, Allame Tabatabai</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a3374acf38e97eeb8371fd306d32b59e">408-409-410- Bulutun Arkasındaki Güneş</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7203fe15611d48f59735bb126f485dfc">Hz. İmam Mehdi (aleyhisselam), İshak b. Yakub&#8217;a yazmış olduğu mektupta şöyle buyurmuştur:<br>​&#8221;İnsanların benim gaybetim döneminde benden istifade etmeleri, tıpkı bulutların arkasında olan güneşin ışığından yararlanmak gibi olacaktır.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.483</strong><br>​ Bulutların ardında-arkasında olan güneş hakkında insanların nasıl bir tutum ve beklenti içinde oldukları hakkında şunlar söylenmiştir:<br> <strong>408-</strong>İnsanlar bulutların arkasında olan güneşin ışığından daha fazla istifade edebilmek için onun bir an önce çıkmasını sabırsızlıkla bekledikleri gibi, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) gaybeti döneminde o Hazretin Şiaları ve sevenleri de aynı beklenti içindedirler.<br>​<strong>409-</strong>Hz. İmam Mehdi (aleyhisselam) hakkında bu kadar ayet ve hadislerin olmasının yanında, o Hazre&#8217;in kendisinin ortaya koymuş olduğu sayısız mucize ve işe rağmen onun varlığını inkar etmek; bulutların arkasında olan güneşin varlığını, eseri görülmesine rağmen kendisi görünmediği için inkar etmekle aynı şeydir.<br>​<strong>410-</strong>Güneş belli bir süreliğine bulutların arkasında olduğu zaman nurunun-ışığının yapması gereken aydınlatma ve diğer işleri yaptığı gibi, İmam da gaybet perdesinin arkasında olduğu zaman velayet nuru ile alemlerin tamamını aydınlatmaktadır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-83209f8f33b8ae37c1e2e7789a969f90">​Ehlibeyt (aleyhimu selam) hadislerinde şöyle buyrulmuştur:<br>​&#8221;Masum İmam&#8217;ın nuru olmayacak olursa yeryüzü ve onda olan bütün her şey yok olur. İmam, yer ehlinin emanıdır.&#8221;<br><strong>Kuleynî, El-Kâfî c.1 &#8220;Yeryüzünün Hüccetsiz Kalmayacağı Babı&#8221; Hadis No: 10; Şeyh Saduk, Kemal-ud Din c.1 s.201-210</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-522c8a09257b245ad2d4291b4e842123">411-Marifet Hicabı Tanınma Örtüsü</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c649ab3dfd30bbcd9c8013a4cbb443fb">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s.) buyurdular: <br>&#8220;Bu emrin sahibinde (Hz. İmam Mehdi&#8217;de a.s) peygamberlerin sünneti vardır. Hz. Musa&#8217;nın, Hz. İsa&#8217;nın, Hz. Yusuf&#8217;un ve Hz. Muhammed&#8217;in (sallallahu aleyhi ve alihi) sünneti vardır. Hz. Musa&#8217;dan (a.s.) olan sünneti; korku içinde olması ve fırsatın gelmesini beklemesidir. Hz. İsa&#8217;dan (a.s.) olan sünneti; Hz. İsa hakkında söylenenlerin onun için de söylenecek olmasıdır. Hz. Yusuf&#8217;tan (a.s.) olan sünneti; saklı olması, Allahu Teala&#8217;nın onunla insanların arasına perde çekmesidir. Öyle ki insanlar onu görecek ama tanımayacaklar. Hz. Muhammed&#8217;den (sallallahu aleyhi ve alihi) olan sünneti ise şudur: Onun hidayetiyle hidayet edecek ve onun sünnetiyle hüküm verecektir.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c. 2 s.351<br></strong>​ Bu ve buna benzer hadislere göre Hz. İmam Mehdi (a.s)&#8217;ı, sıradan insanlar bile görmekte ama tanımamaktadırlar. <br> Bu hakikatin ortaya koymuş olduğu netice şudur: <br> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin tanınmasına engel olan şey, insanların gözlerine ve kalplerine çekilmiş olan perdedir; yoksa İmam&#8217;ın perdelenmiş olması değildir. İnsanların göz ve kalplerine Allah tarafından çekilmiş olan perde kaldırıldığı zaman, herkes gördüğü ama tanımadığı o imamı tanıyabilecektir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9ed6151d5c6b4bcc2e924d26ed4512bf">412-​Her Zaman Bizimle Birliktedir</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9c8e6e6d899eb732a8dd18f673954e68">Nudbe Duası&#8217;nı okuduğumuz zaman ona şöyle arz ediyoruz: <br>&#8220;Canıma andolsun ki sen, her daim bizim aramızda olan saklanılansın! <br>Canıma andolsun ki sen, bizden asla uzak olmayan uzak olansın!&#8221; <br><strong>Mefatih-ul Cinan<br></strong> Bu iki hayat veren cümle, O Hazretin her daim sevenleri ve Şiaları ile birlikte olduğunu ortaya koymaktadır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8d9fb26e3f9fdf652441ef880cf34054">413-​İmam Mehdi Kalplerden Değil, Gözlerden Saklıdır</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4e4cacf0be5b824b120f6fa8e70e4d5c">Ravi diyor: <br>&#8220;Hz. İmam Musa Kazım&#8217;a (a.s.) Lokman suresinin 20. ayet-i kerimesini sordum. <br>Buyurdular: &#8220;Allahu Teala&#8217;nın açık ve aşikar nimetinden maksat, zahir olan imam; gizli ve saklı nimetinden maksat ise saklı ve zahir olmayan imamdır.&#8221;<br>Arz ettim: &#8216;Bizim imamlarımızdan gaybette olacak imamımız var mıdır?&#8217; <br>Buyurdular: &#8216;Evet, yüzü insanların gözüne saklı olacaktır ama kendisi her zaman müminlerin kalbinde olacaktır.&#8221; <br><strong>Muntahab-ul Eser s.239<br></strong>​ Bu hadiste &#8220;insanların gözleri&#8221; ile &#8220;müminlerin kalpleri&#8221; tabirinin kullanılmış olması, müminlerin hem diğer insanlara olan üstünlüklerini hem de müminlerin gaybet meselesine farklı açıdan baktıklarını ortaya koymaktadır. Sıradan insanlar için önemli olan şey gözleriyle görmeleridir; gözleriyle görmedikleri hiçbir şeye inanmadıkları için kalpleri gaybette olan İmam&#8217;dan etkilenmemektedir ve kalpleri de etkilenmediği için İmam&#8217;a tabi olmayı akıllarına dahi getirmiyorlar. Müminler için önemli olan şey kalp gözü olduğu için kalp gözleriyle İmam&#8217;ı görmektedirler ve ona inanıyorlar. Kafalarında olan gözleriyle imamlarını görmüyor olmalarına rağmen kalp gözleriyle gördükleri için tutum ve davranışları velayet rengiyle renklenmektedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6debd39a0c0bd8e55836dcf010579c19">414-Gerçek Din Hizmetlilerinin Gaybetteki Yerini Bilmesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4b542c73c3ebec6f532d968a2583fa5f">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Hz. Kaim-Mehdi&#8217;nin (a.s) iki gaybet dönemi olacaktır. Onların bir tanesi kısa, diğeri ise uzun gaybettir. Birinci gaybet döneminde has Şiaların haricinde hiç kimse onun yerini bilmeyecektir; ikinci gaybet döneminde ise O Hazretin yerini sadece gerçek din hizmetlilerinin haricinde hiç kimse bilmeyecektir.&#8221; <br><strong>Usul-u Kafi c.1 s.141<br></strong>​ Bu hadis-i şerifin açıklamış olduğu hakikat şudur:<br> Gaybet, velayete mahrem olmayan kimselerin gözlerine çekilmiş olan bir perdedir. Eğer Şialar gerçek manada Şia ve İmamlarının gerçek yarleri olabilecek olurlarsa İmamlarının gaybetteki yerinden haberdar olmalarına izin verilir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-76dbc2b6950eda27454ed8ea2c9d374a">415-Zalimlerin Yaşam Yerlerinden Uzak Durması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-221f74a5d90aaff940b4873858f3785c">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Bu emrin sahibi (Hz. İmam Mehdi a.s) için kesinlikle gaybet dönemi olacaktır, gaybet döneminde kesinlikle kenara çekilecektir. Medine yaşanılacak en iyi yerdir ve gaybet döneminde 30 kişi hiçbir korku içinde olmayacaktır.<br><strong>Usul-u Kafi c.2 s.140</strong><br> Bu rivayetlerde, gaybet döneminde Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) yanında yakın yarenlerinden 30 kişi olacağı haber verilmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a5a406009823853b0a0fb33bc30d59f5">416-Tanınmamak</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ee328febaa099330a71659de39ffd426">&#8220;Allah&#8217;a andolsun ki, bu emrin sahibi size görünmeyecektir ve o kadar meçhul kalacak, tanınmayacaktır ki onun öldüğünü ve uçurumlardan düşüp yok olduğunu söyleyecekler.&#8221; <br><strong>Usul-u Kafi c.2 s.138</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a1d752bb71aeca1dcbdc40a9d72c8ccf">417-İmam Mehdi&#8217;nin Çarşı-Pazarlarda Dolaşması ve İnsanların Yaygılarına Ayak Basması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-95e4b3032ed364e317ce71faf971cc72">Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Hz. Yusuf&#8217;un (a.s) kardeşlerinin tamamı peygamberlerin evlatları ve torunlarıydılar; bunun haricinde onunla yüz yüze gelmelerine, konuşmalarına ve alışveriş yapmalarına rağmen kendisi &#8216;Ben Yusuf&#8217;um ve bu da benim kardeşimdir&#8217; deyinceye kadar onu tanımadılar. Peki bu nifrin olunmuş (lanetlenmiş) ümmet Allahu Teala&#8217;nın kendi hücceti olan 12. İmam&#8217;a, Hz. Yusuf&#8217;a yaptığının aynısını yapmasını ve bir müddet onu görmelerine rağmen tanımamalarını nasıl inkar edebilirler? <br>Bu ümmet Allahu Teala&#8217;nın kendisine zuhur etme izni verinceye kadar hüccetinin tanınmadan bu insanların çarşı ve pazarlarında gezmesine, yaygılarına ayak basmasına izin vermesini nasıl inkar edebilirler?&#8221; <br><strong>El-Kafi c.1 s.134</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a513497810e0df771a9a40545e7f9294">418-İnsanların Halinden Haberdar Olmak</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-56d5088a154e470e84b61e26b5d94126">Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s), Kufe Mescidi&#8217;nin minberinde hutbe okuduktan sonra Allah&#8217;ın hüccetleri hakkında konuşma yapıp buyurdular: <br> &#8220;Allah&#8217;ın hüccetleri ya aşikardırlar ama itaat olunmuyorlar ya da gizlidirler ve aşikar olmaları bekleniyor. Eğer Allah&#8217;ın hüccetleri, insanların gözlerinden saklı olsalar dahi onların insanların hal ve durumlarına olan ilim ve bilgileri asla kesilmez. Aksine onların ilkeleri insanların kalplerine hakimdir ve onlara amel ederler.&#8221; <br><strong>El-Kafi c.2 s.139</strong><br>​Hz. İmam Mehdi (a.s.) bu hususta şöyle buyurmuşlardır: <br>&#8220;Sizin hiçbir haberiniz bize saklı değildir. Sizin her halinizden haberdarız.&#8221; <br><strong>El-İhticac&#8217;u Lit-Tabersi s.121</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-74de990bfd01c3de2469857fb9386dec">419-Masumların (a.s) İnsanları Gaybet Dönemine Hazırlaması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-609d0e9ffc341406ec33644a79339e0c"> Gaybet ve Mehdiyet konuları Müslümanların, özelliklede Şiaların arasında kökleri çok eskiye dayanan konulardır ve hem Hz. Peygamber&#8217;den (sallallahu aleyhi ve alihi) hem de Ehlibeyt&#8217;ten (a.s.) ulaşan hadisler ışığında bu hakikate ulaşmışlardır. Müslümanların, özellikle de Şia mektebinin kaynakları bu konular hakkındaki hadislerle doludur ve büyük alimlerimizden Şeyh Tusi (rahmetullahi aleyh) bu hususta şöyle söylemiştir: <br> &#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybetinden çok önceleri babalarının vermiş oldukları haberler hem O Hazret&#8217;in imametine delalet etmektedir hem de onun gaybetinin olacağını, gaybetinin nasıl olacağını, ne tür ihtilafların ve olayların meydana geleceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu hadislerde Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) kısa ve uzun olmak üzere iki gaybet döneminin olacağı, kısa gaybetin süresinin belli, uzun gaybetin süresinin ise belli olmadığı buyurulmuştur.<br><strong>El-Gaybet s.101, Şeyh Tusi</strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6b57e6403100de0f68ad05ac157b2344">Suğra (KISA) GAYBET VE ÖZEL TEMSİLCİLER</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5d13476f7bad77efd24bbda024fc78f0">420-Kısa (Suğra) Gaybet</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a18d067cb3a0a222300a82d65b9d941f">Hicri Kameri 260 yılında Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) şehit edilmesi ile Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) kısa gaybet dönemi başladı; 70 yıl sürdü ve Hicri 329 yılında sona erdi. <br> Bu gaybet dönemine kısa sürdüğü için &#8220;Suğra Gaybet&#8221; adı verilmiştir ve bu kısa gaybet döneminin en önemli özelliklerinden bir tanesi, Şiaların uzun (büyük) gaybet dönemine hazırlanmasıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e0d67be602912b5fdf2bfc41a8afea02">421-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Gaybet Döneminin Başlaması </h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6e18fe2ed33e7b72ea93209c98c243d9">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin gaybet döneminin başlaması hakkında İslam bilginleri farklı görüşlere sahiptirler:<br> <strong>1-</strong>Bir takım İslam alimi, gaybetin &#8220;Serdab olayı&#8221; ile başladığına inanmaktadırlar. Yani Abbasi Halifesi Mu&#8217;temid&#8217;in görevlendirdiği birlik İmam&#8217;ı yakalamak için evine saldırdıkları zaman gaybet başlamıştır. Bu görüş temelden yanlış bir görüştür. Çünkü Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybeti, Abbasi Halifesi&#8217;ne ait birliklerin Serdab&#8217;a saldırmasından önce başlamıştı.<br>​<strong>2-</strong>Aralarında Şeyh Müfîd&#8217;in de olduğu bir takım alim ise Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) kısa (küçük) gaybetinin dünyaya gelmesiyle başladığına inanmaktadırlar. <br><strong>El-İrşad c.2 s.340<br></strong> Bu görüş meşhur olan görüşe terstir ve Ehlibeyt mektebinin alimlerinin büyük çoğunluğu bu görüşü kabul etmemektedir.<br>​<strong>3-</strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) gaybet dönemi, babası Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) şehit edilmesiyle başlamıştır ve ilk vekili ise Osman b. Said&#8217;dir. Bu kısa gaybet dönemi h.k 260 yılının Rebiülevvel ayının 8. günü başlamış ve Hicri 329 yılının Şaban ayının 15. günü son vekili Ali b. Muhammed Samiri&#8217;nin vefatı ile 69 yıl sonra son bulmuştur. <br><strong>Tarih-ul Gaybet-i Suğra s.345</strong><br> Bu görüş, İmamiyye fırkasının alimlerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği görüştür. <br><strong>Hayat-ul İmam Mehdi s.114-115, Bakır Şerif</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2957a5c67c264c050652f62fbfca2819">422-Bir Sorunun Cevabı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-76535bb839f50b0dfe0ea19bca0b8658">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gizlilik dönemleri, kısa gaybet dönemi midir?<br> Hayır, görünmediği her dönem Suğra Gaybeti&#8217;nden sayılmaz. Çünkü Suğra Gaybeti, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) İmamet döneminin başlaması ve vekillerinin olması ile başlaması gereken gaybet dönemidir. İmam Mehdi&#8217;nin ilk vekili, Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) şehit edilmesi ile tayin edilmiş ve dört vekilinin sonuncusu olan Ali b. Muhammed Samiri&#8217;nin Hicri 329. yılının Şaban ayının 15. günü vefat etmesiyle son bulmuştur.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-363a6caf1904b7f277090abb427b1d03">423- Suğra (Kısa) Gaybet Döneminin Özellikleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-92a30ffbb7d6a00b6f4b004e1a367e52"><strong>1-</strong>Kısa gaybet dönemi sınırlıdır ve altmış dokuz (69) yıl sürmüştür. Bu gaybet süresinin sınırlı ve kısa olmasından dolayı &#8220;Suğra&#8221; (küçük-kısa gaybet) adı verilmiştir.<br> Seyyid Muhammed Sadr (r.a) bu hususta şöyle yazmıştır: <br>&#8220;Bazı kimselerin küçük gaybet döneminin 74 yıl olduğunu söyledikleri nakledilmiştir. Bu sözün sebebi, kasti olabileceği gibi Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Hicri Kameri 255 yılında doğmasından sonra herkes tarafından görülmemesi de olabilir ama kasti olarak söylenmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü O Hazretin babasının döneminde herkes tarafından görülmemiş olmasını küçük gaybetten sayabilmek mümkün değildir. Çünkü Hz. İmam Mehdi (a.s) babasının döneminde İmamet makamında değildi; babasının şehadetinden sonra bu sorumluluğu üstlenmiştir.&#8221; <br><strong>Tarih-ul Gaybet-i Suğra s.341</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3624683eba6a79bb9710733d38706af2"><strong>2-</strong>Küçük (Suğra) gaybet döneminde Hz. İmam Mehdi (a.s) bütün gözlerden saklı değildi. Özel-has vekilleri ile irtibat içinde olmasının yanında, İmam&#8217;ın vekilleri bazı kimselerin O Hazret ile görüşmelerini organize ediyorlardı. <br><strong>El-Gaybet s.216, Şeyh Tusi</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3194debd848589bac4c388abdb9c190b"><strong>3-</strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s), Suğra (kısa) gaybet döneminde dört tane özel vekili olmuştur ve onların her birisi için özel vekillik hükmü vermiş ve onlarda birbirinin ardı sıra vekillik görevlerini yerine getirmesinin yanı sıra, her bir vekil kendisi için vekiller tayin etmişlerdir. Bu dönemin bitiminden sonra hiçbir zaman İmam&#8217;ın özel vekilleri olmuş değildir. Kısa gaybet dönemi sonrası için vekillik hususunda İmamlarımız (a.s) şöyle buyurmuşlardır: <br> &#8220;Vekillik şartlarını taşıyan herkes Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) vekili olabilir.&#8221;<br>Bu dönem Müçtehitlerin liderlik dönemidir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ef6b81a0be8db4fbdfaaee5ad7cdccff"><strong>4-</strong>Küçük (Suğra) gaybet döneminde İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) gören kimselerden bazılarının O Hazreti tanımaları mümkün iken, Kübra (büyük) gaybet döneminde O Hazreti görebilen kimselerin tanımaları mümkün değildir. <br><strong>Ali Gaffarzade, İmam Mehdi&#8217;nin Özel Vekillerinin Hayatı s.33<br></strong> Bazı seçkin kimselerin O Hazreti görüp tanımalarına izin verilmiş olsa dahi bunu açıklama iznine sahip değillerdir. <br><strong>Mecelle-i Havza s.70, 71, 72, 122</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0b3869a2c3896e78dddf93b7ed7ee41e">424-Toplumun Suğra Gaybet Döneminde İçinde Bulunduğu Siyasi, İçtimai ve Fikri Vaziyet</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-246406348d234759c8e09c4f89a4c8c3">Küçük (kısa) gaybet dönemi hakkında doğru ve kapsamlı bilgiye ulaşabilmek ve Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybete çekilmesinin nedenlerini öğrenebilmek için Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) dönemindeki siyasi, içtimai ve fikri durumun nasıl olduğunu derinlemesine analiz etmek gerekir.<br>Abbasilerin hilafeti 5 asırdan (Hicri Kameri 132-656) uzun sürmüştür ve tarihçiler Abbasilerin hilafet tarihini dört döneme ayırmışlardır <br><strong>El-Asr&#8217;ul Abbasi s.46-47</strong><br><strong>1. Dönem:</strong> Farsların nüfuz dönemi <strong>Tarih-i İslam, Tarih-i Ayyaşi</strong><br><strong>2. Dönem:</strong> Türklerin nüfuz dönemi <strong>Tarih-i İslam, Tarih-i Ayyaşi</strong><br><strong>3. Dönem:</strong> Farslardan olan Babeyhoğullarının dönemi <strong>Tarih-i İslam</strong><br><strong>4. Dönem:</strong> Selçuklu Türklerinin nüfuz dönemi <strong>Tarih-i İslam, Mucma-ul Buldan</strong><br><br> Bizim konumuz olan dönem Abbasilerin 2. dönemidir. Bu dönemde siyasi açıdan yönetim merkezi Bağdat&#8217;tan Samarra şehrine taşınmıştır. Samarra şehri h.k 220 yılında Abbasi Halifesi Mu&#8217;tasım tarafından yeni başkent ilan edilmiş, aynı yıl içinde yapımına/inşasına başlanmış ve bir yıl sonra, 221 yılında taşınıp Samarra şehri hilafetin merkezi yapılmıştır. <br> Samarra şehri 279 yılına kadar 59 yıl hilafetin başkenti olarak kalmış ve bu müddet içinde önemli ölçüde gelişmiştir. Fakat Mutasım&#8217;ın hilafetinin bitiminden sonra yeniden Bağdat&#8217;a taşınmış ve bu taşınmadan sonra hızla harabeye dönüşmüştü ve Hz. İmam Ali Naki (a.s) ile İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) mezarlarının olduğu mekan ve Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybete çekildiği yerlerin haricinde harabeye dönüşmeyen hiçbir yer kalmamıştı.<br> Bu dönemin en önemli özelliklerinden bir tanesi, Türklerin hilafetin her alanına, özellikle de orduya sızmış olmalarıdır. Bazı tarihçiler Abbasilerin Türklere yönelmesinin en önemli nedeninin Farsların nüfuz ve kontrolünden kurtulmak olduğunu yazmışlardır <br><strong>El-Asr&#8217;ul Abbasi Es-Sani s.10</strong><br> Türklerin en üstün özelliği savaşçı olmalarıydı; devlet yönetimi ve siyasi alanlarda üstünlükleri yoktu. Buna karşılık Abbasilerin hem kifayetsiz hem de lezzet kurbanı ve ayyaş olmaları, Türklerin her alana nüfuz edip kontrolü ellerine almalarına sebep olmuştu.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c60f20be1655d1ce25a2878dd3d3ac9f">Bu dönemde insanlar ekonomik ve mali açıdan mahrumlar ve zenginler olmak üzere iki kısma ayrılıyordu. Fikri bakımdan ise bu dönemin en büyük özelliği, Mütevekkil&#8217;in Mutezile düşüncesinden çıkıp hadis ehline yönelmesiydi. Yani Mutezile tefekkürü şiddetle baskı altına alınıyor ve onun yerine Ehli Sünnet vel Cemaat son sürat güçlendiriliyordu.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-60e88e15762c4d65a7427e4db00e78eb"> Burada sorulması ve cevabının öğrenilmesi gereken soru şudur: &#8220;Abbasilerin 2. döneminde Şiaların durumu nasıldı ve ne yapıyorlardı?</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3b932e5831862a75fd00354695f7842c">Bu dönemde fikri açıdan Şialar seçkin bilginlere sahiptiler. Bu alimler Masum İmamların (a.s) eğitip yetiştirmiş oldukları öğrenciler idiler. Hem ilkeler kendilerine öğretilmiş hem de Ehlibeyt&#8217;in itikat ve fıkıh alanında yazılmış olan 400 kitaba (yazılı kaynağa) sahiptiler.<br> Bu dönem siyasi açıdan çok hassas ve karışık bir dönem idi. Ehlibeyt İmamları (a.s) muhasara ve kuşatma altındaydılar ve takiyye etmelerine rağmen daha fazla kontrol ve baskı altına tutulmak için Medine&#8217;den alınıp Samarra&#8217;ya getiriliyorlardı. Şiaların İmamlarına ulaşmaları hem çok zor hem de çok tehlikeli bir hal almıştı. Mücadelenin aşırı derecede zorlaştığı ve imkansızlaştığı bu dönemde Şialar gizli vekillik sistemi ile mücadele ediyorlardı. Bu sistem öylesine karışık ve etkili bir sistemdir ki derinlemesine ve etraflı bir şekilde analiz edilmediği müddetçe nasıl bir sistem olduğunun anlaşılması mümkün değildir.<br> Masum İmamlar (a.s) bu dönem içinde kurmuş oldukları gizli ilişkiler ile hem bu teşkilatın yayılmasını hem de Şiaların güç kazanmasını sağlıyorlardı.<br> İmamların bu dönemde yapmış oldukları bir başka iş ise Abbasi yönetiminin zayıflatılması ve onların yapmış oldukları zulümlerin azaltılabilmesi için Alevî ayaklanmalarını teşvik edip desteklemeleriydi.<br>İçtimai bakımdan Şialar şiddetli baskı ve zulüm altındaydılar. Abbasi halifelerinin mal varlıklarına el koymasının yanında Şiaların canlarının da hiçbir değeri yoktu. Kendilerine hiçbir önemli makam verilmemesinin yanında aşırı baskı altında tutuluyorlardı. Buna rağmen bazı Şialar yeri ve zamanı geldiği zaman vazifelerini yapabilmek için takiyye ederek önemli makamlara gelebilmişlerdi.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-043cb2acc017dfbdf7177337f4c31c3a">425-Özel Vekiller</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6e94a647feb46707aaafaf53492a1348"> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) kısa gaybet döneminde insanlar İmam&#8217;ın tayin etmiş olduğu özel naipler, vekiller vasıtasıyla İmam ile irtibat kurabiliyor, soru ve sorunlarını ulaştırıp cevaplarını alabiliyorlardı. Kimi zamanlarda da vekillerin aracılığıyla özel gruplar İmam&#8217;ın huzuruna çıkabiliyorlardı. <br><strong>Kemal-ud Din s.434, 479<br></strong>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) özel vekillerinin sayısı 4&#8217;tür ve tamamı Şia&#8217;nın en meşhur alimlerinden olan bu vekiller, şunlardır:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-938812fd879c6f20d35c5d4d6953f8b6"><strong>1-Osman b. Said:</strong> Hicri Kameri 260 yılından 267 yılında vefat edinceye kadar İmam Mehdi&#8217;nin ilk özel vekili olmuştur. Bazı tarihçiler H. 265 yılında vefat ettiğini yazmışlardır. <br><strong>12. İmam&#8217;ın Gaybetinin Siyasi Tarihi s.156</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a161a9a3496f069d25f821673b89c755"><strong>2-Ebu Cafer Muhammed b. Osman:</strong> 1. vekilin vefatı ile vekil tayin edilmiş ve Hicri 305 yılına kadar bu vazifeyi yapmıştır.<br><strong>3-Ebul Kasım Hüseyin b. Ruh Ev-Nevbahti: </strong>Hicri 305 yılından 326 yılına kadar vekillik görevi yapmıştır.<br><strong>4-Ebul Hasan Ali b. Muhammed Es-Samuri: </strong>Hicri 326&#8217;dan 329 yılına kadar özel vekillik yapmıştır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ae592d6238d4629cb84ec64234016d6c">426- Dört Vekil</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-23ea3d02d740c31ec5abbceaa22a221b">Yukarıda söylemiş olduğumuz gibi Hz. İmam Mehdi (a.s) Suğra Gaybeti dönemi boyunca 4 özel vekil tayin etmiştir. Bu vekiller, İmam&#8217;ın emir ve isteklerini Şialara ulaştırdıkları gibi Şiaların soru, istek ve arzularını  da İmam&#8217;a iletiyor ve İmam&#8217;dan aldıkları cevabı kendilerine ulaştırıyorlardı. İmam Mehdi (a.s) cevaplarını kendi elleriyle yazmış oldukları mektup/yazı ile veriyorlardı. <br> Merhum Allame Meclisi, İmam&#8217;ın kendi el yazısı ile yazdıkları yazılı cevapların tamamını Biḥar-ul-Envar hadis kitabında toplamışlardır.<br>İmam&#8217;ın 4 vekilinin yapmakla mükellef oldukları vazifelerden bazıları şunlardır:<br>1-İmam&#8217;ın adını ve yerini saklı tutmak.<br>2-İmam&#8217;a ait olan malları almak ve dağıtmak.<br>3-Şiaların fıkhi ve itikadi sorularına cevap vermek.<br>4-Yalandan vekillik/naiplik iddiasında bulunanlar ile mücadele etmek&#8230;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8fac22a598a55c2398d6073dfbcca1e0">Rivayetlerde adı söylenmiş olan Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) 2. vekili olan Ebu Cafer Muhammed b. Osman, İmam&#8217;ın 1. vekili olan Osman b. Said&#8217;in oğludur. Babasının hayatı döneminde Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) kendisinin vekil olacağını haber vermiş ve babası Osman b. Said&#8217;in vefatından sonra Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) emriyle vekillik şerefine nail olmuştur. <br>Şiaların tamamı onun adalet, liyakat ve emanetdarlığında görüş birliği içindedirler.<br> Hz. İmam Mehdi (a.s), babası Osman b. Said&#8217;e önemli dini meseleler hakkında yazmış olduğu el yazısı türünün/şeklinin aynısı ile onun döneminde yazıp onun aracılığıyla Şialarına ulaştırıyordu ve Şialar da ondan başka hiç kimseyi Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) naibi olarak görmüyorlardı. <br>Ayrıca Muhammed b. Osman&#8217;dan bu hususta birçok nişane ve keramet naklolunmuştur.<br> 4 özel naip arasında naiplik görevini en uzun müddet yapan naiptir ve 40 yıl Ehlibeyt İmamlarının naibi-temsilcisi olmuşlardır. <br>Hz. İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmuşlardır: <br> &#8220;Osman b. Said ve oğlu Muhammed b. Osman, bunların her ikisi de güvenilir kimselerdir. Size ulaştırdıkları her şeyi bizden ulaştırmışlardır.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ff87771f741af64bb356bb5986fc9637"> İlk naip olan Osman b. Said&#8217;in vefatından sonra Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) muhatap aldığı ilk kişi, oğlu Muhammed b. Osman&#8217;dır. Babasının vefatından dolayı kendisine başsağlığı buyurduğu mektupta kendisinin özel naip olarak tayin edildiğini buyurmuşlardır.<br> Muhammed b. Osman&#8217;ın naiplik döneminde (Hicri 265-305) birtakım kimseler Şiaların arasında şöhrete ulaşabilmek ve onlar tarafından Hz. İmam Mehdi&#8217;ye (a.s) gönderilen malları ele geçirebilmek için kendilerinin naip/temsilci olduklarını ilan etmişlerdir. Muhammed b. Osman&#8217;ın naiplik döneminde yapmış olduğu en önemli işlerden birisi bunların yalanlarını ortaya çıkarmak ve Şiaların bu kimselere güvenmemesini sağlamaktır. Muhammed b. Osman&#8217;ın kendi naipliğinin doğruluğunu ortaya koymak için yapmış olduğu işlerden birisi İmam&#8217;ın mektup ve diğer yollarla yardımıyla gizliden ve gaipten haber vermektir.<br> Muhammed b. Osman&#8217;ın naiplik döneminin uzun olmasından dolayı Hz. İmam Mehdi (a.s) hakkında birçok hakikati doğumundan-gaybete çekilmesine kadar açıklama fırsatına sahip olmuştur. Hz. İmam Mehdi (a.s) ile ilgili muhtelif konular hakkında kendisinden rivayet edilmiş konular vardır.<br> Ayrıca onun rivayet etmiş olduğu hadisler, Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) çocukluk döneminde defalarca görmesinin yanında İmamet döneminde de defalarca İmam&#8217;la görüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır.<br> Ravi şöyle demişti: <br> &#8220;Muhammed b. Osman kendisi için bir mezar yeri kazmış ve tahtalarını dahi hazırlamıştı. Bunun nedenini kendisine sorduğum zaman dedi: <br>&#8220;Ölümün sebepleri vardır.&#8221; <br>Bunu yapmasının nedenini tekrar sordum. Dedi ki: <br>&#8220;Kendimi hazırlamam emredildi.&#8221; Ve bu konuşmadan iki ay sonra vefat etti.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6ee633be6e40b3b6a5fb3aa3ed74e344"> Ebu Cafer Muhammed b. Osman, Hicri Kameri 305 yılında Cemaziyelevvel ayının sonunda vefat etti ve Kufe yolu üzerinde annesinin mezarının yanına, kendi evinin olduğu yere defnedilmiştir. <br><strong>12. İmam&#8217;ın Gaybetinin Siyasi Tarihi s.183; El Gaybet-i Tusi s.362; Kemal-ud c.2 s.521</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5731611afb321e43b0cb761c216eff2b">427-Naiplerin Sayısı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-06a91ecb149c9e6d48648d36e2170fa0">Naiplerin sayısı hakkında ihtilaf vardır. <br>Seyyid b. Tavus, Rabi-uş Şia adlı kitabında onların adlarının şöyle olduğunu yazmıştır:<br>&#8220;<strong>1-</strong>Ebu Haşim Davud b. Kasım, <br><strong>2-</strong>Muhammed b. Ali b. Bilal, <br><strong>3-</strong>Osman b. Said, <br><strong>4-</strong>Muhammed b. Osman Amrî El-Ahvazî, <br><strong>5-</strong>Ahmed b. İshak, <br><strong>6-</strong>Ebu Muhammed El-Vecney, İ<br><strong>7-</strong>İbrahim b. Mehziyar, <br><strong>8-</strong>Muhammed b. İbrahim. <br><strong>Rical-u Lilebu Ali, s.312</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5f0d3831c09e2063275c7567b0c391a5">Şeyh Tusi ise Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) vekillerinin şunlar olduğunu yazmıştır:<br>Bağdat&#8217;tan: Amrî ve oğlu, Haciz, Bilalî ve Attar.<br>Kufe&#8217;den: Asımî.<br>Ahvaz&#8217;dan: Muhammed b. İbrahim b. Mehziyar.<br>Kum&#8217;dan: Ali b. İshak, Ahmed b. İshak.<br>Hemedan&#8217;dan: Muhammed b. Salih.<br>Rey&#8217;den: Esedî.<br>Azerbaycan&#8217;dan: Kasım b. Alaa.<br>Nişabur&#8217;dan: Muhammed b. Şazan.<br><strong>İsbatul- Hudat c.7 s.294</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c4221594ec4eae0b83447daadaf33a1c">Fakat bu vekillerin içinden dört naibin naiplikleri meşhurdur ve adları şu şekildedir:<br>1-Osman b. Said, <br>2-Muhammed b. Osman, <br><strong>3-</strong>Hüseyin b. Ruh ve<br><strong>4-</strong>Ali b. Muhammed Samuri<br>Aynı zamanda bu naiplerin diğer şehirlerde naipleri vardır. <br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.362</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ff66cb9aa41144d5f5b23c0eaeb1b25a">428-Vekillein Sayısı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-df810978e23411ea1fd46927a04d1e1f">Merhum Şeyh Saduk (rahmetullahi aleyh) Kemal-ud-Din kitabında şöyle yazmıştır: <br> &#8220;Irak ehlinden bir kişi humsun İmam payını Hz. İmam Mehdi&#8217;nin vekili Osman b. Said&#8217;e götürmüştü. Osman b. Said almayı kabul etmedi ve getiren kişiye şöyle dedi: <br> &#8220;Bunun içinde 400 dirhem amcazadelerinin hakkı vardır. Önce onu çıkarıp ayır.&#8221; <br> Irak&#8217;tan gelen adam bu sözler karşısında şaşırıp kalmıştı. Malı hesaplamaya başladı ve elinde bulunan tarlalarda amcaoğullarının hakkının olduğunu anladı. Onların payının ne kadar olduğunu hesapladığı zaman ise 400 dirhem ettiğini gördü. Onların payına düşen 400 dirhemi ayırdıktan sonra getirdiği parayı Osman b. Said&#8217;e takdim etti ve o da kabul etti. <br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.326</strong> <strong>İsbatul- Hudat c.7 s.302</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-19e65c27307e86381c038c36c529e407">429-Özel Vekillerin Faziletlerinden</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-63262b477a910c62b9d3e62152308ed0">Ahmed b. İbrahim b. Muhalled şöyle demiştir: <br>&#8220;Bir gün Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) has naiplerinden olan Ali b. Muhammed Es-Samuri hiçbir şey yokken şöyle dedi: <br>&#8220;Allah, Ali b. Babeveyh Kummî&#8217;ye rahmet etsin.&#8221;<br> Orada bulunanlar onun bu sözü söylediği zamanı-tarihi yazıp kayıt altına aldılar. Daha sonra Ali b. Babeveyh&#8217;in o sözün söylendiği gün vefat ettiği haberini aldılar. Ali b. Muhammed Samurî Hicri Kameri 329 yılında vefat etmiştir. <br><strong>Bihar-ul Envar c.51 s.360</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6ca7af246321e6e51ba2842f306b0106">430-Muhammed b. Osman</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8f81146f94a4f7f98c732879e27233a3">Muhammed b. Osman, babası Osman b. Said&#8217;in vefatından sonra Hz. İmam Mehdi (a.s.) tarafından özel naiplik makamına getirilen ikinci naiptir.<br> Şeyh Tusi (rahmetullahi aleyh) onun hakkında şöyle yazmıştır: <br>&#8220;Muhammed b. Osman ile babası, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) özel naiplerinden idiler ve O Hazretin yanında büyük değer ve makama sahiptiler.&#8221; <br><strong>Muntehal Makal s.305, Tenkihul Makal c.3 s.149</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ae69c3d3cbc812cadf75a713a41bb7c4">Mamkani ise şöyle yazmıştır: <br>&#8220;Muhammed b. Osman&#8217;ın azamet ve büyüklüğü İmamiyye fırkasında sabit ve kesindir; bunu ispat etmek için hiçbir delile gerek yoktur. Öyle ki babasının hayatta olduğu dönemde Hz. İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) vekili olmasının yanında Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) temsilciliğini de yapıyordu.&#8221; <br><strong>Rical-u Lil Mamkani c.3 s.149</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bcfffd0d6d0c1e5543c08bad1aabf738">431-İmam ile Halkın Arasındaki Aracı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-53ba804c2c5b5db81692db86f7f33679"> Küçük gaybet dönemini ve naiplerin zamanını idrak eden alimlerden bir tanesi olan Muhammed b. İbrahim b. Cafer Numanî&#8217;dir. Bu büyük alim, kendisinin El-Gaybet adındaki kitabında özel naiplerin olduğunu kabul ettikten ve gaybet ile ilgili hadisleri naklettikten sonra şöyle yazmıştır:<br>&#8220;Küçük gaybet döneminde belli ve meşhur kimseler, İmam ile insanların arasında aracılık yapıyordu. Bunların vesilesiyle birtakım hastalar şifa buluyor ve Şiaların içinde bulundukları sorundan kurtulma reçeteleri veriliyordu. Ama halihazırda küçük gaybet dönemi sona ermiş, büyük gaybet dönemi başlamıştır.&#8221; <br><strong>El-Gaybet Numanî S.81</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2768cff1fafa4c1a06f59596f54e7a70">432-Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Duası</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4cc3d038363cc01773cec8053afe0820">Merhum Şeyh Saduk (r.a) şöyle yazmıştır: <br>Muhammed b. Ali Esvedî şöyle nakletmiştir: <br> &#8220;Ali b. Hüseyin b. Babeveyh, benden Hz. İmam Mehdi&#8217;nin özel naibi/vekili olan Hüseyin b. Ruh&#8217;tan, Allahu Teala&#8217;nın kendisine bir erkek evlat vermesi için Hz. İmam Mehdi&#8217;den dua etmesini istemesini rica etmişti. Ben onun isteğini Hüseyin b. Ruh&#8217;a ilettim. <br>Üç gün sonra Hüseyin b. Ruh bana şöyle dedi: <br>Hz. İmam Mehdi (a.s) kendisi için dua etti ve şöyle buyurdular:<br> &#8220;Allahu Teala yakında kendisine bir erkek evlat ihsanında bulunacaktır ve onun vesilesiyle insanlar İlahî berekete ulaşacaklardır.&#8221; <br>Aynı yıl bir erkek evlat sahibi olduktan sonra onun haricinde başka evlatları da oldu.<br>Merhum Şeyh Saduk (rahmetullahi aleyh) bu olayı naklettikten sonra şöyle yazmıştır: <br> &#8220;Muhammed b. Ali Esvedî, Muhammed b. Hasan b. Ahmed&#8217;in derslerine gidip gelirken beni gördüğü zaman, ilmi kitapları okumaya ve öğrenmeye büyük isteğimin olduğunu bildiği için şöyle diyordu: <br>&#8220;Senin ilim öğrenmeye bu kadar istekli olman şaşılacak bir şey değildir çünkü Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s.) duasının bereketiyle dünyaya gelmişsin.&#8221; <br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.180</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5da5f788c88d1979fb0ed10cf7670bb7"> Adamın birisi Hüseyin b. Ruh&#8217;un vekilliği hususunda şüphe içindeydi. Mürekkep kullanmadan kuru bir kalem ile bir mektup yazıp Hz. İmam Mehdi&#8217;ye gönderdikten birkaç gün sonra, Hz. İmam Mehdi (a.s) Hüseyin b. Ruh ile mektubun cevabını gönderdi.<br><strong>Kemal-ud Din c.7 s.240</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1d149918b70cb50360b813dfcbb3476f">433-Dördüncü Vekil</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-289d0a0d9a15aaf4ec45223fd8e7c2e9">Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) 4. vekili, Şeyh Ebul Hasan Ali b. Muhammed Samurî&#8217;dir.<br> Seyyid b. Tavus onun hakkında şöyle yazmıştır:<br> &#8220;O zat, Hz. İmam Hadi (a.s) ve Hz. İmam Hasan Askeri (a.s)&#8217;a da hizmet etmişlerdi. Bu iki İmam kendisine birçok yazılar, mektuplar yazmışlardır ve Ali b. Muhammed Samuri, Şia&#8217;nın önde gelen güvenilir bir simasıdır.&#8221;</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7c9a3180e16b1766b1de368de9b8d71a">434-Allah Her Şeye Kadirdir</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9f1b07baaa814cf86650af6d5a624d7f">Ebu Said şöyle demiştir: <br> &#8220;Hz. İmam Hasan (a.s), Muaviye ile sulh (savaşmama) anlaşması imzalamasından sonra insanlar İmam&#8217;ın huzuruna geliyorlardı ve onlardan bazıları İmam&#8217;ı bu anlaşmadan dolayı eleştiriyorlardı.<br>İmam Hasan (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Vay olsun sizin halinize! Ne yaptığımı biliyor musunuz? Yapmış olduğum bu iş, Şialarım için üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır. Benim, Allah Resulü&#8217;nün apaçık buyruğu ile sizlere itaati farz olan İmam ve Cennet gençlerinin iki efendisinden biri olduğumu bilmiyor musunuz?&#8221;<br>Dediler: &#8220;Biliyoruz.&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Hz. Hızır&#8217;ın yıkılan duvarı inşa etmesi, gemiyi delmesi ve genç çocuğu öldürmesinin, hikmetini bilmediği için Hz. Musa&#8217;yı (a.s) gazaplandırdığını biliyor musunuz? Oysa Allah, hikmet üzerine bunları yapmasını buyurmuştu. Acaba bizim –Ehlibeyt İmamlarının arasında– arkasında Hz. İsa&#8217;nın (a.s.) namaz kılacağı Hz. Kaim (İmam Mehdi a.s) haricinde, İmamların tamamının zamanlarının isyankar yöneticilerinin biati altında olacağını bilmiyor musunuz? Allah, O&#8217;nun doğduğu günü saklı tutacak ve kendisi, hiç kimsenin biati altında olmaması için zuhur edeceği güne kadar gözlerden gizli kalacaktır. O, kardeşim Hüseyin&#8217;in (a.s) soyundan dokuzuncu torunudur ve Allah gaybet döneminde O&#8217;nun ömrünü uzatacaktır. Sonra ise kendi kudretiyle O&#8217;nu kırk yaşından daha küçük yaştaki bir genç suretinde zuhur ettirecek ve bununla Allah&#8217;ın her şeye kadir olduğunu gösterecektir.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.1 s.581, 582</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-aa4013c6d574a95dc61916cf182c35e1">435-Ebu Sehl Nuvbahti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-67102f6f6909b6c745acf9b364079dae"> İsmail b. Ali b. İshak b. Nuvbahti, 37 kitap ve risale yazmış meşhur bir alim ve Şia&#8217;nın muhalifleriyle amansız münazaralar yapan bir bilgedir. <br><strong>Nuvbahti Hanedani s.122-123</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-40c286bd7d64077003821aead97bea3b">Bazı kimseler Ebu Sehl Nuvbahti&#8217;ye şöyle sordular: <br>&#8220;Nasıl oldu da vekillik görevi Şeyh Ebul Kasım Hüseyin b. Ruh&#8217;a verildi de sana verilmedi?&#8221;<br>Dedi ki: &#8220;İmamlar, bu makama kimi getireceklerini herkesten daha iyi bilirler. Ben düşmanlarla irtibatı olan ve onlarla tartışmalar yapan birisiyim. Eğer ben Ebul Kasım&#8217;ın bildiği sırları bilmiş olsaydım, düşmanlarla tartışırken İmam&#8217;ın varlığı hakkında ortaya koyacağım kesin deliller, O Hazretin yerinin ortaya çıkmasına sebep olabilirdi. Ama eğer Ebul Kasım, İmam&#8217;ı elbisesinin altına saklamış olsaydı, etini makasla doğrasalar dahi O&#8217;nun yerini kimseye söylemezdi.&#8221;<br><strong>El Gaybet s.391, Şeyh Tusî</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e0d009f83a0d33702812c0f42cc660a4">436-Küçük Gaybetin Süresi </h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-12d17568f946fba10d30e839c13cdb49">Merhum Şeyh Müfid (rahmetullahi aleyh) Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) küçük gaybetinin O Hazretin doğumu ile başladığına inanıyor ve bu hususta şöyle demiştir:<br> &#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin küçük gaybet dönemi, O Hazretin dünyaya gelmesiyle başlamış ve Şiaların her zaman kendisiyle irtibat içinde oldukları özel temsilcilerinin sonuncusunun vefatı ile son bulmuştur. Buna göre O Hazretin küçük gaybet dönemi 74-75 yıl sürmüştür.&#8221;<br> Merhum Şeyh Müfîd&#8217;in böyle inanmasına sebep olan şey, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) doğumundan babasının şehadetine kadar geçen 5 yıllık süre içinde sıklıkla insanların arasında ortaya çıkmaması ve toplumsal olarak açık bir ilişki içinde olmamasıdır.<br><strong>El-İrşad c.2 s.340</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f291f439f4e55d43f72bdb8e1b1d6c4b">437-Serdab Olayı</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8cbf190204ce122a691e9556bb415e0b">Hz. İmam Mehdi (a.s) nerede ve nasıl gaybete çekildi? <br>Babasının evinin serdabında mı gaybete çekildi ve halen de orada mıdır?<br> Bu hususta Şia&#8217;ya birçok töhmet atılmış ve şöyle söylenmiştir: <br> &#8220;Şia, Abbasi yönetiminin Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) ele geçirebilmek için babasının evine saldırdığına, bu sırada evin serdabında olan Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gözlere görünmez olduğuna, bugüne kadar aç ve susuz bir şekilde orada yaşadığına ve günü geldiği zaman oradan zuhur edeceğine inanmaktadır.&#8221;<br> Bu töhmetler o kadar yayılıp meşhur olmuştur ki, O Hazrete &#8220;Serdabın Sahibi&#8221; dahi denilmektedir. <br> Oysa Şia kaynaklarında ve kitaplarında gaybetin serdapta gerçekleştiğine dair bir bilgi dahi geçmemektedir. Bu mesele daha çok muhalif kaynaklarda yer almakta ve Şia&#8217;ya bir saldırı aracı olarak kullanılmaktadır. <br><strong>Muntahab-ul Eser s.372</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-49b71bfc8b1c460f0475a19f41deb9ba"> Onlar, Şiaların serdapta İmamlarını aradıklarına ve bu sebepten dolayı O&#8217;nun zuhurunu orada beklediklerine inanmaktadırlar. Eğer Şia kaynaklarına bakma zahmetine katlanmış olsalardı, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) doğduğu günden itibaren saklı bir hayat yaşadığını ve babasının şehadetinden sonra Küçük Gaybet döneminin resmen başladığını göreceklerdi.<br> Hz. İmam Mehdi (a.s), babasının mutahhar naaşına namaz kıldıktan ve defin ettikten sonra eve girmiş ve o andan sonra hiç kimse kendisini görmüş değildir. <br><strong>Hayat-ul İmam Mehdi (a.s) s.155-120</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b505c88601616c3708e90393b77382ac"> Şia kaynaklarında yer alan sahih hadislere göre Hz. İmam Mehdi (a.s) insanların arasında yaşamakta, pazarları gezmekte ve her yıl Hac mevsiminde Hac ibadetini eda etmektedir; ancak insanlar O&#8217;nu şahsen tanımamaktadırlar. <br><strong>Usul-u Kafi c.1 s.337, Kemal-ud Din c.2 s.440</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6ecb7af8f7d91d9b64296057296bfeec">Rivayetlerde konu edilen ev, kadınlar ve erkekler bölümü olarak iki ayrı kısımdan ibaretti ve bu bölümlerin altında, sıcak havalarda kalınan bir serdab vardı.<br> Şialara göre hem bu ev hem de evin serdabı, hem İmamlarımızın yaşamış olduğu hem de İmam Ali Naki (a.s) ve İmam Hasan Askeri&#8217;nin (a.s) Allah&#8217;a ibadet ettikleri ev olduğu için değerli ve saygı gösterilmesi gerekir. Bir toplumun liderine ait olan bir mekana veya bir şeye saygı gösterilmesi makul ve doğal bir şeydir.<br> Bütün dinlerde ve inançlarda da durum böyledir. Bu sebepten dolayı Şialar, hem kutsal yerlerin ve şehirlerin saygın bir şekilde korunmasını savunmakta hem de bu tür yerlerin Nur Suresi 36. ayetinde buyrulmuş olan &#8220;Allah&#8217;ın zikrinin yükseldiği evler&#8221; olarak kabul edilmektedir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2392c929095a1eb8eb91cc0021e03804"> <strong>Hakikat şudur:</strong> <br> Hem Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Samarra şehrindeki serdapta gaybete çekildiği hem de orada yaşadığı iddiaları yalan ve iftiradan öte bir şey değildir ve Şianın büyüklerinin hiçbirisinin böyle bir görüşü yoktur. </p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-07c71e3c439a15372c458b92e2c65ac1">Gaybet-i Kübra/Büyük Gaybet</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ae76af3dc5a6d0dc13192198c6d992aa">438-Büyük Gaybet</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c7327522afd00990b0e62ef48a8ebd48">​Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) hayatının üçüncü kısmı (bölümü) suğra-küçük gaybetinden sonra başlayan büyük-kübra gaybet dönemidir. <br> Küçük/kısa gaybet döneminden sonra başlayan bu dönem, günümüzde devam etmekte olup zuhur şartlarının oluşacağı zamana kadar, yani insanların o Hazretin liderliğini ve kuracağı evrensel hükümeti kabullenecekleri zamana kadar devam edecektir.<br> İmamın hayatının bu evresi; insanların en büyük imtihan ve sınamaya tabi tutuldukları, müminlerin elendikleri ve imanlarının ölçüsünün ne olduğunun önlerine koyulduğu dönemdir. <br> Bu uzun dönemde gaybet perdesinin arkasında olan Hz. İmam Mehdi (a.s) tıpkı bulutların arkasında olan güneş gibi gaybet perdesinin arkasından nurunu yaymaktadır.<br><strong>Bihar-ul Envar c.52 s.93</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-161ede3d4ec65e8fdedb993a9005d1ea">439-Naipliğin Türleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-264a41cb4e4c28e469171d022af36d05">​ Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybeti döneminde iki çeşit naiplik görevi vardır:<br><strong>1-</strong>Küçük-kısa gaybet döneminde olan özel naiplik-vekillik<br><strong>2-</strong>Büyük-uzun gaybet döneminde olan genel naiplik-vekillik.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-90580dd70db9a65911191a8c8f4d10f8">Hz. ​İmam Mehdi (a.s), küçük gaybet dönemindeki bazı kimseleri özel temsilcileri olarak seçmiş ve onların adlarını ve kim olduklarını açıklamıştır ve vekillerin her birisi kendilerinden önceki temsilci tarafından insanlara bildirilmiştir.<br><strong>​ Genel naiplikte ise:<br></strong> İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) kendisi tarafından belirlenmiş olan birtakım kural ve ilkeler geçerlidir. Buna göre bu özellik ve şartların tamamına sahip olan kimse İmam&#8217;ın naibi ve olarak kabul edilmekte ve İmam&#8217;ın vekili olarak insanlara din ve dünya işlerinde liderlik yapmaktadırlar.<br> Bu makam ve bu vekillik, bizzat İmam Mehdi (a.s) tarafından şartlara sahip olan alimlere verilmekte olan makam ve temsilciliktir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3191002f86f5e3bab44606631d2bb8ea">​ Şeyh Tusi, Şeyh Saduk ve Şeyh Tabersi, İshak b. Ammar&#8217;dan şöyle nakletmişlerdir: <br>İshak b.  Ammar dedi ki: <br>&#8220;İmamımız (Mevlamız) Hz. İmam Mehdi (a.s), Şiaların gaybet döneminde yapmaları gereken vazifeler hakkında şöyle buyurdular:<br>​&#8221;Meydana gelecek hadise ve olaylarda bizim hadislerimizi sizlere söyleyenlere müracaat edin. Onlar benim size tayin etmiş olduğum hüccetimdir ve ben de Allah&#8217;ın onlara tayin etmiş olduğu hüccetim.&#8221;<br><strong>El-İhticac c.2 s.28</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-787bcfaaeaadf5b2eee3c5744036ce79">​ Şeyh Tusi (rahmetullahi aleyh) El-İhticac kitabında Hz. İmam Sadık&#8217;ın (a.s) bir hadisin içinde şöyle buyurduklarını nakletmiştir:<br>​&#8221;Avam halkın; nefislerine ve dinlerine hakim olan, arzu ve isteklerine uymayan ve İmamlara bağlı olan her fakihe taklit etmesi gerekir, şarttır.&#8221;<br><strong>El-İhticac c.2 s.459</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ba40ee90af5019d76da7de1d4c7c2009"> Bu ve bunun gibi hadislere göre Kübra (büyük) gaybet döneminde Müslümanların yapmaları gereken işler, Veliyyi Fakihe bırakılmıştır ve vazifelerin onun görüşü ve emri doğrultusunda yapılması gerekir. Müçtehitlerin fetva, hüküm ve kazavet makamları, İmamların döneminde meydana gelmiş olmasına rağmen bu dönemde resmiyet kazanmıştır ve Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhur dönemine kadar devam edecektir; o Hazretin zuhurundan sonra ise yönetim ve hakimiyet her zaman doğrudan Allah&#8217;ın hüccetlerinin elinde olacaktır. <br>(Bu hakikate Âl-i İmran Suresi&#8217;nin 140. ayet-i kerimesinde işaret olunmuştur.)<br><strong>Bihar-ul Envar c.52 s.312, Kemal-ud Din c.1 s.256</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7b06f33b1449d29fc3d49139a280dfa4">440-Genel Naiplik </h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-266464cfc0a984b6b1d5c22f658e66d4">​ Genel naiplik makamı görevi, İmamlar tarafından, özellikle de Hz. İmam Mehdi (a.s) tarafından şartları taşıyan müçtehitlere, fakihlere verilmektedir. <br> Sahip olunması gereken özellik ve şartların neler olduğunu İmam tarafından bizzat belirlenmiştir. Buna göre bu şart, sıfat ve özelliklere sahip olan müçtehitler, İmam&#8217;ın özel temsilcileridirler.<br>​ Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) ikinci özel temsilcisi Muhammed b. Osman aracılığı ile İshak b. Yakub&#8217;a göndermiş oldukları mektupta şöyle buyurmuşlardır:<br>​ &#8220;Gelecekte meydana gelecek olan olay ve hadiselerde bizim hadislerimizi size rivayet eden kimselere başvurun. Çünkü onlar, Allah&#8217;ın hücceti olan benim sizin için tayin ettiğim hüccetlerimdir.&#8221;<br><strong><strong>Kemal-ud Din c.2 s.</strong>483</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1c5469a9e14dcf199a538922b160be3b">441-Ehlibeytin Yönetimi/Hükümet Etmeleri</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f06a6cb1155de24a5f212db645619449"> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:<br>&#8220;Bu iş (biz Ehlibeytin hükümeti) bütün kesimler, insanlara hükümet etmedikçe gerçekleşmeyecektir. Bu olduktan sonra bizim Kaimimiz (a.s) kıyam edip hakkı ve adaleti hakim kılacaktır.&#8221;<br><strong>El-Gaybet Lin Numanî  s.274                                                                                                                                                                                </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-717ce709a0950b5f28973f720d0178fb">442-Her Kesimin Hükümet Etmesi</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-97ddf89030a3c0c35c8de20b08783427">&#8220;​Hiçbir hanedanın hükümeti baki kalmayacaktır. Tamamı bizim hükümetimizden önce iktidar olacaklar.<br><strong>El-Gaybet Lin Numanî  s.472                                                                                                                                                                                </strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1691bbc63e1cd79f26789b6e5815ca0f">443- Gaybet Döneminde Kıyam Etmenin Yasak Olması</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fb3508de0e23c534248c358dacdbf4e3">Hürr Amuli&#8217;nin (rahmetullahi aleyh) &#8220;Vesail-uş Şia kitabında&#8221; ve Şeyh Nuri&#8217;nin (rahmetullahi aleyh) &#8220;Müstedrekul Vesail&#8221; kitabında nakletmiş oldukları bazı rivayetler, gaybet döneminde kıyam etmenin yasak olduğu yönündedir. <br> Bu rivayetlerin bazılarında zuhurdan önce her türlü kıyam, başkaldırı ve bayrak açmanın yasak olduğu ve bunu yapan kimsenin ise tağut olduğu söylenmiştir.<br><br>​ Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Hz. Kaim&#8217;in (aleyhisselam) kıyamından önce kaldırılan her bayrağın sahibi tağuttur ve Allah&#8217;tan başkasına tapmaktadır.&#8221;<strong>Vesail-uş Şia, c.11, s.37</strong><br><br>​ Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s) ise şöyle buyurmuşlardır: <br>&#8220;Hz. Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) kıyamından önce bayrak kaldıran kimse tağuttur.&#8221;<br><strong>Müstedrekul Vesail c.11 sayfa 34</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2ec6a9756a42e92268162d0551bd0f67">​ Allah&#8217;ın hududunu aşan, çiğneyen ve insanların Allah&#8217;ın hükümetinin yerine, kendisinin hükümetini kabul etmesini isteyen kimseye tağut denilir. Nakletmiş olduğumuz bu iki hadiste buyurulmuş olan &#8220;tağut&#8221; kelimesi ve &#8220;Allah&#8217;tan başkasına tapıyor&#8221; cümlesine baktığımız zaman maksadın; Allah&#8217;ın, Allah&#8217;ın Resulü&#8217;nün ve İmamların karşısında bayrak açmak ve Allah&#8217;ın hükümetinin karşısında bir yönetim kurup kendi isteklerini toplumda gerçekleştirmek isteyen kimselerin kastedilmiş olduğunu açıkça görmekteyiz.<br><br> Buna göre salih bir kişinin Allah&#8217;ın emir ve hükümlerini hakim edebilmek için bayrak açıp kıyam etmesine tağut diyebilmek mümkün değildir. Çünkü böyle bir kimsenin yapmış olduğu kıyam, Hz. Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) kıyamının karşısında yapılmış bir kıyam olmamasının yanında, onun yolunda ve onun için açılmış bir bayrak ve yapılmış bir kıyamdır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b1884d5fcf31a910a52a9706777e3cca">​ Bu sözümüzün delili masum İmamın buyruğudur, Hz. İmam Muhammed Bakır (aleyhisselam) buyurdular: <br> &#8220;وَإِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَحَدٍ يَدْعُو إِلَى أَنْ يَخْرُجَ الدَّجَّالُ إِلَّا سَيَجِدُ مَنْ يُبَايِعُهُ، وَمَنْ رَفَعَ رَايَةَ ضَلَالَةٍ فَصَاحِبُهَا طَاغُوتٌ&#8221;<br> Ve şüphesiz ki Deccal&#8217;in çıkması için çağrıda bulunan hiç kimse yoktur ki kendisine biat edecek birini bulmasın ve kim bir sapkınlık bayrağı kaldırırsa onun sahibi tağuttur.<br><strong>Furu-u Kafi c.8 s.297</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4725afc74554942635b368c2e8bbb8b1">Bu hadiste Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s), bayrak kaldıran/kıyam eden kimsenin sapıklığa götürecek olması halinde tağut olduğunu buyuruyorlar.<br>​Bunu destekleyen bir başka hadis ise İsa b. Kasım&#8217;ın kendi kitabında nakletmiş olduğu bir başka hadistir. Ve İmam bu hadisinde kıyamları iki kısma ayırmaktadır:<br>​<strong>1-</strong>Liderlerin insanları kendilerine çağırdığı kıyamlar.<br>​<strong>2-</strong>Hakkı ihya ve batılı yok etmek için yapılan kıyamlar.<br> ​İmam bu hadisinde ikinci türden olan kıyamları destekliyor. <br>İmam (a.s), Zeyd b. Ali&#8217;nin ve onun kıyamı gibi olan kıyamları desteklerken taraftarlarına şu mesajı veriyorlar:<br><strong>&#8220;Delalete düşmemek için her kıyamın Zeyd&#8217;in kıyamı gibi olduğunu düşünmeyin.</strong><br> Sizi, yapacağı kıyama katılmaya çağıran kimselerin kıyam yapmaktaki hedeflerinin ne olduğuna bakın ve &#8220;Zeyd de kıyam etmiştir&#8221; demeyin!<br> Zeyd, alim ve doğru sözlü birisiydi. Ve sizi asla kendisi lider olmak için kıyama, kıyam etmeye çağırmış değildi.<br> Sizi, Hz. Muhammed&#8217;in (sallallahu aleyhi ve alihi) Ehlibeyt&#8217;inin razı olduğu bir işe çağırmıştır. Kazanmış olsaydı ahdine vefa edecekti. Çünkü o, Ümeyyeoğullarının tağuti düzenini yıkmak için kıyam etmiştir.<br>​ Fakat bugün kıyam eden kişi Muhammed b. Abdullah sizi başka bir şeye çağırıyor ve bizler, onun kıyamını kabul etmediğimizi söylüyoruz. O bugün bize bağlı değil ki yarın sancağını dalgalandırdığı zaman bize bağlı olsun. <br><strong>Vesail-uş Şia c.11 s.35<br></strong>​ Bu rivayette görüldüğü gibi İmam (a.s), Zeyd b. Ali&#8217;nin ve onun gibilerin kıyamını hak için yapılmış olmasından dolayı desteklerken, Muhammed b. Abdullah&#8217;ın kıyamını ise kendi liderliği için yapmış olmasından dolayı kınamaktadır. <br><strong>Mekatil-ut Talibin, Ebul Ferec İsfahani, s.157-165</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a013302d55b5de0f112d63d0d5816b95">Bu görüşün doğruluğunun bir başka kanıtı ise İmam&#8217;ın (a.s), Hüseyin b. Ali&#8217;nin Harun Reşid&#8217;in kardeşi Hadi&#8217;nin hükümetine/yönetimine karşı yapmış olduğu kıyamı desteklemeleridir. <br> Dolayısıyla Zeyd b. Ali&#8217;nin ve Hüseyin b. Ali&#8217;nin yapmış oldukları kıyamlarla birlikte bu türden olan kıyamları tağut görmek mümkün değildir.<br> ​Bunların ötesinde birçok hadise göre her türlü kıyamı tağut görmek cihadı, emr-i bi&#8217;l-maruf ve nehy-i an&#8217;il-münkeri emreden hadislere, Hz. Resulullah&#8217;ın ve Ehlibeyt İmamlarının (salavatullah aleyhim) sünnetine zıt ve aykırıdır. Ve bundan dolayı her türlü kıyamın tağut olduğunu söyleyen rivayetler itibarsız rivayetlerdir.<br>​ Ortaya koymuş olduğumuz delillerden şu sonuca ulaşmaktayız: <br> Kıyamı başlatan kimselerin yapmış olduğu kıyamlardan maksatları kendilerinin iktidara gelmeleri ve lider olmaları olacak olursa o kıyam tağuttur. Fakat kıyam eden kimse salih olur ve Masum İmama niyabetten kıyam edip, hükümet kuracak olursa hem kıyamı yapan kimsenin taut ve hem de kıyamın kendisinin tağutî olduğunu düşünmek kesinlikle mümkün değildir.<br>​ Birtakım kıyamların yasaklanması hakkında olan rivayetler ise o kıyamların, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) zuhurundan önce yapıldığında başarıya ulaşmasının mümkün olmamasından dolayı buyurulmuştur.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5a788ac55c91c7bc196123c78d76b4d7">Bu rivayetlerde, başarıya ulaşması mümkün olmayan kıyamların yapılmasının meşru olmadığının buyurulmasının yanında aslında bu tür işleri kabul etmediği söylenmiştir. <br>Hz. İmam Zeynelabidin (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Allah&#8217;a and olsun ki, Hz. Mehdi&#8217;nin kıyamından önce bizim hiçbirimiz kıyam etmeyeceğiz. Eğer böyle olursa bu durum yavrularının kanatları gelişmeden yuvasını terk eden kuşun durumuna benzer. Yavrularını alır ve onlarla oynar.&#8221; <br><strong>Vesail-uş Şia c.11 s.36, Mustedrek-ul Vesail c.11 s.37<br></strong>​ Birtakım kimseler yukarıdaki rivayete dayanarak şu sonuca ulaşmışlardır: <br> &#8220;Zuhurdan önce İslami yönetim kurmak maksadıyla kıyam etmenin sonuç vermeyeceğinin yanında Ehlibeyt&#8217;i üzecek ve onlara sorun çıkaracak olmasından dolayı, zuhurdan önce İslami yönetim kurmak için kıyam etmekten uzak durulması gerekir.&#8221;<br>​ Fakat yukarıdaki rivayeti ve benzerlerini bu iddiaya delil göstermek birkaç açıdan yanlıştır. Çünkü bu rivayet, kıyam yapmanın özünü reddetmemektedir. Aksine kıyamın zaferle sonuçlanmayacağını söylemektedir. Eğer kıyamın özünü reddetmiş olsaydı Hz. İmam Hüseyin&#8217;in (as.s) Yezid&#8217;e karşı yapmış olduğu kıyamı, Zeyd b. Ali&#8217;nin ve Hüseyin b. Ali Şehid-i Fahh&#8217;ın da kıyamlarını reddetmiş olmaları gerekirdi. Oysa bu ve buna benzer rivayetler, kıyamın özünü reddeden ve yasaklayan rivayetler değildir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b2ed59556f7d4be1b9c3e4cdc9480f1a">Sıffın savaşında Muaviye&#8217;nin öldüğü haberi yayılmış ve bu haber insanların sevinmesine sebep olmuştu. Emirel Müminin İmam Ali (aleyhisselam) insanların sevindiğini gördükleri zaman onlara şöyle buyurdular:<br>&#8220;Canım elinde olan Allah&#8217;a and olsun ki insanlar Muaviye&#8217;nin yanında yer alıncaya kadar o ölmeyecektir.&#8221; Arz ettiler: &#8220;Öyleyse neden onunla savaşıyorsun?&#8221; <br>Buyurdular: &#8220;Allah&#8217;a karşı vazifemi yapmak istiyorum.&#8221; <br><strong>Biharul Envar c.41 s.298</strong><br><br>Başka bir rivayette ise şöyledir: <br>&#8220;Şam&#8217;dan Kufe şehrine gelen bir adam Muaviye&#8217;nin öldüğünü söyledi. <br>Emirel Müminin (aleyhisselam) buyurdular: &#8220;Öldüğünü gördün mü?&#8221; <br>Adam dedi: &#8220;Evet, kendi ellerimle kabrine toprak attım.&#8221; <br>Buyurdular: &#8220;Bu adam yalan söylüyor.&#8221;<br>Sordular: &#8220;Ya Emirel Müminin, onun yalan söylediğini nereden biliyorsun?&#8221; <br>Buyurdular: &#8220;Muaviye şunları ve şunları yapmadan ölmeyecektir.&#8221; <br>(Muaviye&#8217;nin iktidar döneminde yapacaklarını sıraladılar.)<br> Sordular: &#8220;Öyleyse onunla savaşmanın sebebi nedir?&#8221; <br>Buyurdular: &#8220;Hakkı tamamlamak ve vazifemi yapmak için çalışıyorum.&#8221; <br><strong>Biharul Envar c.41 s.298</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-679c158761fb570753e91fd77878b0a7">​Bu rivayet, şunu ortaya koymaktadır: <br>Müslüman kimsenin güzel ve istenilen sonuca ulaşmayı beklemeden vazifesini yapması gerekir.<br> Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) gaybeti döneminde İslami yönetimin kurulması için çalışmanın meşru olmadığına delil olarak gösterilen bir başka grup rivayet ise, insanların sessiz kalmaya ve hiçbir çalışma içinde olmamaya çağıran rivayetlerdir. <br>Bu türden olan rivayetler, zuhurun nişaneleri ortaya çıkmadan, insanların her türlü mücadele ve kıyam etmesine engel olan rivayetlerdir.<br>​Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) şöyle buyurdular: <br>&#8220;Ey Sudeyr, evinde otur ve yaşamana bak. Gece ve gündüzler sakin olduğu müddetçe sen de sakin ol. Süfyanî&#8217;nin çıktığını haber aldığın zaman çık ve yaya olarak da olsa bize gel.&#8221;<br><br>​Bir başka rivayette ise şöyle buyurmuşlardır: <br> &#8220;Kıyamdan önce beş şeyin olması gerekir: Gökten sesin gelmesi, Süfyanî&#8217;nin çıkması, Süfyanî&#8217;nin ordusunu Beyda denilen yerde yerin yutması, Nefs-i Zekiye&#8217;nin öldürülmesi ve Yemani&#8217;nin çıkması.&#8221;<br><strong>Vesail-uş Şia c.11 s.36</strong><br><br>​Ömer b. Hanzala şöyle demiştir:<br> Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;a sordum: &#8220;Siz Ehlibeyt hanedanından birisi, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) kıyamından önce kıyam edecek olursa, bizim ona katılmamız gerekiyor mu?&#8221; <br>Buyurdular: &#8220;Hayır.&#8221;<br>​Hz. İmam Muhammed Bakır (aleyhisselam) Cabir&#8217;e şöyle buyurdu: <br>&#8220;Ey Cabir, sana söyleyeceğim bu nişanelerin olduğunu görünceye kadar metanetini koru ve hiçbir iş yapma. O zamana kadar yaşamayacağını bilmemene rağmen bunları sana söylüyorum. Filanoğullarının arasında ihtilaf çıkacaktır. Gökten bir nida gelecektir ve Şam tarafından bir ses yükselecektir.&#8221;<br><strong>Mustedrek-ul Vesail c.11 s.38</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1ac6cb6cfce084e1abe18417843ed527"> Bu rivayetler hakkında şöyle söylenmiştir: <br>Bu rivayetlere amel etmek yalnızca Südeyre, Ömer b. Hazala&#8217;ya ve Cabir&#8217;e farz değildir. Bütün herkesin üzerine farzdır. Buyurulmuş olan nişanelerin meydana gelmesinden sonra Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) zuhur etmesine kadar hiçbir kimsenin kıyam etmemesi ve diğer insanların da yapılan kıyamlara katılmaması gerekir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-219d6442bb2657138e993fe81580ba6a"><strong>Cevap: </strong>Bu hükmün bütün herkes ve her zaman geçerli olabilmesi için bizim ve insanların kıyam eden kimse ya da kimselerin yapmış olduğu kıyamdaki maksadının İmamın maksadına ters ve zıt olduğunu bilmesi gerekir. <br> Yukarıdaki rivayetlere baktığımız zaman kıyam eden kimsenin böyle bir hedefinin olduğunu bilmediğimiz zaman, aksini yapmamamız gerektiğini görmemizin yanında bu rivayetlerin kendilerine söylenmiş olan kimselerin özelliklerini de göz önüne almalıyız.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e71359c49fb6bf7b71c7b958171ac919">​<strong>Örnek olarak Südeyr hakkında söylememiz gerekir ki: </strong>Hem tarihe hem de rivayetlere baktığımız zaman Südeyr&#8217;in, duygularının aklına galebe ettiği bir kişi olduğunu görmekteyiz. Südeyr, İmamın kıyam edip İslamî yönetim kurmasının imkanlarının var olduğuna inandığı için her an İmam&#8217;ın kıyam etmesini bekliyordu. <br> Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) bu hadislerinde Südeyr&#8217;e zahiri anlamda kıyam etmesinin ve İslami yönetimi kurmasının mümkün olmadığını buyurduktan sonra Südeyr&#8217;e ve onun gibilerine evde oturmalarının daha iyi olduğunu buyurmuşlardır.<br>​ Söylemiş olduğumuz bu sözlerin delili, yine Südeyr&#8217;in Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;tan nakletmiş olduğu bir başka hadistir, şöyle demiştir: <br> &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) huzuruna müşerref oldum ve arz ettim: &#8220;Allah&#8217;a and olsun ki oturmak sizin şanınıza aykırıdır.&#8221; <br>Buyurdular: &#8220;Neden ey Südeyr?&#8221; <br>Arz ettim: &#8220;Sizin bu kadar taraftar ve yareniniz vardır. Allah&#8217;a and olsun ki eğer Emirel Müminin Ali&#8217;nin (aleyhisselam) bu kadar taraftarı olmuş olsaydı Teym ve Adiy kabileleri hilafete tamahlanamazlardı.&#8221; <br>Buyurdular: &#8220;Onların sayısı ne kadardır?&#8221; <br>Arz ettim: &#8220;100 bin, belki 200 bin.&#8221; <br>Buyurdular: &#8220;200 bin kişi mi?&#8221; <br>Arz ettim: &#8220;Evet, 200 bin, belki de dünyanın yarısı.&#8221;<br>​İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) bir müddet sessiz kaldıktan sonra buyurdular: &#8220;Benimle birlikte Yenbee&#8217;ye (Medine&#8217;nin dışında bir yer) gelir misin?&#8221; <br>Oraya vardığımızda İmam bir çocuğun otlatmakta olduğu birkaç tane buzağıya baktı ve sonra buyurdular<br> &#8220;Bu buzağıların sayısı kadar taraftarım-şiam olmuş olsaydı kesinlikle kıyam ederdim.&#8221; <br>Südeyr şöyle demiştir: Onları saydım, sayıları sadece 17 taneydi. <br><strong>Usul-u Kafî c.2 s.242</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3b18fbdae7537b26e402240c0a68d412">Bu türden olan rivayetler Südeyr&#8217;in anlam kapasitesini ortaya koymaktadır. Ayrıca yukarıdaki hadiste buyurulmuş olan Şia&#8217;dan maksat sadece Şia olduklarını söyleyenler değildir. Asıl maksat şehadete kadar İmam&#8217;ın yanında olan ve hiçbir koşulda İmamdan ayrılmayan kimselerdir ve o dönemde böyle kimselerin sayısı oldukça azdı.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-685f3361b716888e8e3b7a90bc05e74b"> ​Bir başka rivayette ise Musalla b. Henis şöyle demiştir: <br>&#8220;Abdüsselam&#8217;ın, Südeyr&#8217;in ve diğer kişilerin mektubunu Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;a götürmüştüm. Daha siyah bayrak sahipleri (Ebu Müslim Horasani) kıyam etmemiş ve Abbasilerin hükümeti ortaya çıkmış değildi.<br>O mektuplarda şöyle yazılmıştı: &#8220;Bizler hilafetin size verilmesini düşünüyoruz. Sizin bu husustaki düşünceniz nelerdir?&#8221; <br> Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) hışım içinde mektupları yere fırlattı ve buyurdular: <br>&#8220;Ben onların İmam&#8217;ı değilim. Onlar Süfyanî&#8217;nin öldürülmesi gerektiğini bilmiyorlar mı?&#8221; <br><strong>Vesail-uş Şia, c.11 s.38</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1e660e2914c0b8729eaac0ff5370dbe2">Bu rivayetin ortaya koyduğu şey şudur: <br> &#8220;Sudeyr ve arkadaşları, Ebu Müslim Horasani&#8217;nin asıl maksadından haberdar olmadıkları için onun, hilafetin İmam&#8217;a geçmesi için kıyam ettiğini düşünüyorlardı. Oysa Ebu Müslim Horasani zahiren insanların Haşimoğullarından birisine bağlı olmaya çağırmasına rağmen İbrahim Abbasî tarafından Horasan bölgesini kendisine bağlamakla görevlendirilmişti. Ve İbrahim&#8217;in öldürülmesinden sonra insanları, kardeşi Abdullah Saffah&#8217;ın hilafetini kabul etmeye çağırıyordu.<br>​ Buna göre Südeyr&#8217;in sahip olduğu özellikleri beyan eden yukarıdaki ve benzeri diğer rivayetlere bakarak gaybet döneminde Şiaların tamamının evde oturmaları gerektiği sonucuna ulaşamayız. <br> Çünkü o rivayetler Sudeyr&#8217;in sahip olduğu özelliklerden dolayı, onun kendisine özel olarak buyrulmuş olan emirlerdir.<br>​ Bunların haricinde emri bil maruf, nehyi anil münker, Allah yolunda cihat etmek ve zalim yönetim ve yöneticilere karşı yapılması gereken mücadele hakkında var olan onca ayet, hadis ve akli delillere rağmen gaybet döneminde evde oturup susmanın ayet, hadis ve akla aykırı olduğu ortaya çıkmaktadır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-18034d5dc6453bfdab0da11cdcdb8e57">Ömer b. Hanzala&#8217;nın rivayeti de tıpkı Sudeyr&#8217;in rivayet etmiş olduğu hadis gibi özel bir mesele ve durum için buyrulmuş olan bir hadistir. <br> Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam), Hanzala ve onun gibi kimselerin Ehlibeyt&#8217;ten birtakım Seyyitlerin yaptığı ya da yapmak istedikleri kıyamlara katılmalarını yasaklamaktadır.<br> Yani İmamın burada koymuş olduğu yasak, belirli kişiler için koyulmuş olan yasaktır ve bu yasak, bütün Şialara her dönem için koyulmuş olan bir yasak değildir.<br>​ Ayrıca bu rivayetin içinde kıyam eden kişinin Mehdi olduğunu iddia ettiği, aynı rivayetin içinde buyrulmaktadır ve Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) zuhurun nişanelerini sayarak &#8220;Mehdi olduğunu iddia edenlerin&#8221; iddialarını reddetmiş ve insanlara şunu öğretmiştir: <br> &#8220;Ehlibeytten kim olursa olsun bu nişaneler olmadan kıyam ederse o kimse Vaadedilmiş Hz. Mehdi (aleyhisselam) değildir.&#8221; <br> Bu tür hadislerin buyrulmuş olmasının bir diğer sebebi ise Ehlibeytten olan bazı Seyyitlerin, Vaadedilmiş Mehdi olduklarını iddia ederek kıyam edip bu İlahî emri, kendi menfaatleri için kullanmalarına engel olabilmektir.<br> İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) bunları buyurarak Südeyr, Ömer b. Hanzala ve Cabir gibilerinin aldanıp onların tuzağına düşmemeleri için yapmış olduğu özel bir uyarıdır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7331f2579edf4c41f56be38fac82dfb6">Gaybet döneminde İslamî yönetimin kurulmasının gayrı meşru olduğuna delil olarak gösterilen, çalışmanın ve faaliyet göstermenin caiz olmadığını söyleyen rivayetlerin bazılarında şöyle denilmektedir:<br> &#8220;Zuhur muhakkak olmadan Müslümanların kendisini sıkıntı ve zorluklara sokarak zalimlerin yönetimini yıkmaya ve adaleti hakim kılmaya çalışmaları caiz değildir.&#8221; <br> Ya da şöyle denilmektedir: <br>&#8220;Gaybet döneminde eğer insan, cihad etmeyi aklından geçirecek olsa dahi ona cihat sevabı verilir.&#8221;<br>​Ali b. Ebu Talib (aleyhisselam) buyurdular: <br>&#8220;Yere yapışarak belalara sabredin. İsteklerinizi gerçekleştirmek için ne ellerinizi ve ne de kılıçlarınızı hareket ettirin. Ve Allah&#8217;ın (kendisi için) acele etmediği şeyde acele etmeyin. Sizden Allah&#8217;ı, Resul&#8217;ünü ve Ehlibeyt&#8217;ini tanıyarak yatağında ölen kimse şehit ölmüş olur. Onun mükafatını Allah&#8217;ın kendisi bizzat verecektir. Yapmaya niyetlendiği her hayırlı iş tıpkı Allah yolunda kılıç sallaması gibidir. Bilin ki her şeyin olacağı bir zaman vardır.&#8221; <br><strong>Nehcul Belağe 233. hutbe<br></strong>​ Hz. Resulullah (sallallahu aleyhi ve alihi), Hz. İmam Ali&#8217;ye (aleyhisselam) buyurdular: <br>&#8220;Büyük ve heybetli dağları delmek, yıkılma zamanı gelmeyen yönetimleri devirmekten daha kolaydır.&#8221; <br><strong>Vesail-uş Şia c.11 s.38</strong><br>​Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) buyurdular: <br>&#8220;Toz ve toprağın zararını, onu kaldıran/savuran görür. Ehlileşmeyen gururlu atlar yok olacaktır.&#8221; <br>Arz ettim: &#8220;Efendim, ehlileşmeyen gururlu atlar kimlerdir?&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Onlar acele edenlerdir. Onlar gözler önünde olan ya da kendileri ile ilişki içinde olunan kimselerdir.&#8221; <br>Sonra buyurdular: &#8220;Ey Ebu Merhef! Hiç Allah&#8217;ın kendileri için bir kurtuluş karar kılmadığı halde canlarını Allah yolunda koyan topluluk gördün mü? Evet, Allah&#8217;a and olsun ki Allah onlarla kurtuluş karar kılmıştır.&#8221; <br><strong>Furu-u Kafi c.8 s.273 Vesail-uş Şia c.11 s.36-37</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9747f445d3e25c4b036878af0f0db93c"><strong>Cevap: </strong>Emirel Müminin Hz. İmam Ali&#8217;nin (aleyhisselam) buyurmuş olduğu bu yer özel ve istisnai bir yerdir. Çünkü cihat etmek, önceden hazırlıkların yapılması gereken işler türünden bir iştir. Ve hiçbir hazırlık yapılmadan başlanacak olursa acı sonuçlanmasında hiçbir kimsenin en küçük bir şüphesi yoktur. Ve Emirel Müminin İmam Ali&#8217;nin (aleyhisselam) yukarıdaki hutbede buyurmuş olduğu hakikat bundan başka hiçbir şey değildir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7d3e725878a3a9fdaeed4496cfb981b9">​ İbn-i Ebi&#8217;l-Hadid, Hz. Emirel Müminin&#8217;in (aleyhisselam) bu cümlelerinin tefsirinde şöyle demiştir: <br> Hz. İmam Ali (aleyhisselam) buyurmuş olduğu bu sözlerle Kufelilerin Şamlılarla savaşmasının önüne geçmeye çalışmasını çıkarmak mümkün değildir. Çünkü o Hazret Kufe ehlinin Şam ehli ile savaşmada göstermiş oldukları gevşekliklerden dolayı her zaman kınamasının yanında Hz. İmam Ali&#8217;nin (aleyhisselam) yarenlerinden bazıları, Kufe ehlinden olan birtakım grupların fitne ve fesadın meydana gelmesindeki rollerini açıklayıp ifşa etmişlerdir. <br> Hz. İmam Ali (aleyhisselam) da iç karışıklığın çıkmasını engel olabilmek ve onların çıkarmak istedikleri fitnenin önüne geçebilmek için buyurdular: &#8220;Evlerinizde oturun ve belalar karşısında sabırlı olun.&#8221; <br><strong>Şerh-i Nehcul Belağe, İbn-i Ebi&#8217;l-Hadid c.13 s.113</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-511ed6c24f886cbff77741a7eca55bab"> nİnsanları cihada, fitne ve fesat ile mücadele etmeye teşvik edebilmek için o kadar konuşma yapan ve sözler söyleyen Hz. İmam Ali&#8217;nin (a.s) insanlara zulüm karşısında harekete geçmemelerini ve sabırlı olmalarını söylemesi nasıl mümkün olabilir? </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0f2d52ccc38cf666fb7c620c555d5206"> Konuşmalarının birisinde şöyle buyurmuşlardır:<br> &#8220;Düşmanın oklarının hedefi olduğunuz için yüzünüz kara olsun. Onlar size saldırıyorlar ama siz hiçbir şey yapmıyorsunuz. Onlar sizinle savaşıyorlar ama siz onlarla savaşmıyorsunuz. Allah&#8217;ın hududu çiğneniyor, Allah&#8217;a karşı günah işleniyor ve sizler buna razı oluyorsunuz.&#8221; <br><strong>Nehcul Belağe 5. Hutbe <br></strong>​ Hz. Resul-i Ekrem&#8217;den (s.a.a) rivayet edilmiş olan ikinci hadiste İslam&#8217;ın Aziz Peygamberi (s.a.a), padişahlara karşı koymanın hiçbir sonuç vermeyeceğini buyurmuyorlar! Çünkü Sadr-ı İslam&#8217;da Müslümanların, birçok bölgesel ve evrensel gücü mağlup etmelerinin bilinmesinin yanında; asrımızda da İslam İnkılabı&#8217;nın birçok zalim ve tağuti güçleri mağlup ederek zafere ulaştığını görmekteyiz.<br>​ Diğer taraftan bu hadislerin hiçbirisi zalimlerle mücadele etmeyi yasaklamak için söylenmiş değildir. <br> Eğer böyle olmuş olsaydı Emirel Müminin Hz. İmam Ali&#8217;nin (a.s) Ebu Süfyan oğlu Muaviye&#8217;ye ve Hz. İmam Hüseyin&#8217;in de (a.s) Muaviye&#8217;nin oğluna karşı yaptıkları kıyam ve mücadelenin doğru olmaması gerekir.<br> ​İslam&#8217;ın Aziz Peygamberi bu sözleri ile zalimlere karşı verilmesi gereken mücadelenin ağır büyük bir iş olduğunu ve bu mücadele için gerekli olan her türlü imkana ulaşmanın şart olduğunu buyurmaktadırlar. <br> Dağları yarıp parçalamak kolay bir iş olmadığı ve güç ve zamana ihtiyaç olduğu gibi yönetimlerini sağlam temeller üzerine oturtan zalim ve zorba yönetimlerle mücadele etmek için de imkan ve zamana ihtiyaç vardır. Ayrıca zalimlere karşı verilmesi gereken mücadelede zafere ulaşmak için fazla ümit ve imkan olmaması halinde dahi, zulüm ve fesat ile mücadele etmenin insanların asıl vazifesi olduğu unutulmamalıdır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e3245e2fe2e1361267242277c6198e59">Üçüncü​ rivayetten şunu anlamaktayız: Birtakım kimseler Ümeyyeoğullarına karşı kıyam ettikleri için tağuti Ümeyye rejimi onların peşine düşmüştü. Ebu Merheb de hükümetin, kendisini yakalamasından korkuyordu. Ve imam onu içine düşmüş olduğu korkudan kurtarmak için bunları buyurmuşlardır.<br> İmam bir taraftan onu korkudan kurtarmak istiyor ve diğer taraftan ise şu hakikati ortaya koyuyordu: <br> &#8220;Duygularına kapılıp kıyamda acele davranmanın akıbeti mağlup ve helak olmaktır.&#8221;<br>​ Evet, hangi açıdan bakılırsa bakılsın bu hadislerin hiçbirisi ne düşmanın saldırısı karşısında savunma yapmayı yasaklamaktadır ve ne de imkan ve şartların olması durumunda İslami yönetimi kurmayı men etmektedir. Bu hadislerde buyrulmuş olan <strong>&#8220;acele etmeyin&#8221; </strong>buyruğundan maksat, zulmü kabullenmek ve zalimlerin dine, dini ilkelere ve insanların iffet ve namusuna hakimiyet kurmasına razı olmak değildir; maksat tek hak düzen olan dini düzenin kurulmasında tedbirsiz ve aceleci olmamaktır.<br>​ Şia mektebinde olanlar, Hz. Peygamber&#8217;in (sallallahu aleyhi ve alihi) buyurmuş oldukları hadislere istinaden Ehlibeyt&#8217;ten olan bir kişinin çıkıp hem insanlığı kurtarmasını ve hem de evrensel İslam devletini kurmasını bekliyor ve bunu muhtelif şekillerle beklediklerini ortaya koyuyorlardı. <br> Bu sebepten dolayı da kimi zamanlar Masum İmamlara kıyam etmedikleri ve zalimlerin burnunu kırmadıkları için itiraz ediyorlardı.<br>​ Bu itirazı yapmalarındaki ana sebep:<br>&#8220;İslam Peygamberi&#8217;nin (s.a.a), Ehlibeyt imamlarından birisinin kıyam edip zulüm ve haksızlıkları bitireceğini buyurmuş olmalarıydı.&#8221;<br> İmamlar ise insanların bu beklentileri karşısında şöyle buyuruyorlardı: <br> &#8220;Sizin bu isteğinizin zamanı gelmiş değildir. O kıyamın birtakım nişaneleri vardır ve o nişaneler meydana gelmeden Allah&#8217;ın vaadi olan, &#8220;Hz. Mehdi Kıyamı&#8221; adı ile kıyam etmek doğru değildir.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cc477eb1f847fb900138288c9c7f5b92"> İmamların bu hadislerde buyurmuş oldukları hakikat budur ve taraftarlarına zulme teslim olmalarını ve zulmü kabullenmelerini buyurmuyorlar. <br> İmamların bu sözleri buyurmalarındaki maksatları, Şiaları, her kıyama &#8220;Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) kıyamı&#8221; diye sarılmamaları hususunda uyarmak istemeleridir.&#8221;<br> Bu hadisler, Allah&#8217;ın salih kullarının ortamı Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) evrensel İslam devletine hazırlamak için zalimlerle mücadele eden İslami yönetim kurmalarını hiçbir şekilde men etmemektedir.<br>​ Hakikat bu şekilde olmasına rağmen birtakım hadisler genel olarak her dönemde Şialara takiyye etmeyi emrederken birtakım hadisler ise gaybet döneminde takiyye etmelerini emir buyurmuştur.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bf818c5d7270e68e7103bc6489bcd841">​ Hz. İmam Rıza (aleyhisselam) şöyle buyurmuşlardır: <br>&#8220;Günahlardan uzak durmayanların dini, takiyye etmeyenlerin ise imanı yoktur. Hiç şüphesiz Allah katında en üstün olanınız takiyyeyi en iyi bileninizdir.&#8221; <br>Sordular: &#8220;Ey Allah Resulü&#8217;nün oğlu! Ne zamana kadar takiyye etmemiz gerekir?&#8221; <br>Buyurdular: &#8220;Bizim Kaimimizin (Hz. İmam Mehdi&#8217;nin) kıyam edeceği zamana kadar. Bizim Kaimimizin zuhur edeceği zamana kadar takiyye etmeyen kimse bizden değildir.&#8221; <br><strong>Vesail-uş Şia, c.11 s.466<br></strong>​ Mufazzal&#8217;ın, Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam)&#8217;dan nakletmiş olduğu hadiste de İmam, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) zuhur edeceği zamana kadar takiyye etmeleri gerektiğini buyurmaktadır.&#8221;<br><strong>Vesail-uş Şia, c.11 s.467</strong><br> ​Bazı kimseler bu ve buna benzer hadislere dayanarak siyasi hareketler başlatmanın ve zalim yönetimlerle mücadele etmenin caiz olmadığını söylemişlerdir. <br> Düşman ile mücadele edildiği zaman takiyye edilmesi ve işlerin gizli ve örtülü yapılmasında elbette ki hiçbir şüphe yoktur, olmazsa olmazdır. Ama takiyye adını kullanarak Allah&#8217;ın farz kılmış olduğu toplumsal vazifeleri Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) zuhuruna kadar yapmamak, İslam&#8217;ın kabul ettiği ve edeceği bir şey değildir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3773f4b88a3d3a8d2e72f634030a8713"> İslam dini mal, can ve namusun tehlikede olması durumunda ve hakkı açıkça izhar etmenin hiçbir şekilde olumlu sonucunun olmayacağı hallerde şartların normale döneceği zamana kadar takiyye etmeye ve Allah&#8217;ın yapılmasını farz kılmış olduğu vazifeleri gizli yapmaya izin vermiştir.<br>​ Burada söylenmesi ve bilinmesi gereken önemli bir husus ise şudur: <br> Kimi yer ve zamanlarda canın ya da dinin korunması için takiyye etmek şart iken kimi yer ve zamanlarda ise takiyye etmek dinin yok olmasına ve İslam toplumunun saptırılıp yoldan çıkarılmasına sebep olmaktadır. <br> Dinin ve Müslümanların tehlikede olduğu yerlerde susmak ve takiyye etmek haramdır. Bu durumlarda Emri bil marufun, nehyi anil münkerin ve her türlü fedakarlığın yapılıp şehadetin dahi seçilmesi şarttır.<br>​ Buna göre takiyye etmek marufu emretmeyi, münkeri nehyetmeyi, mücadele etmeyi ve zalimlere karşı koymayı terk etmek demek değildir!<br> Aksine Müslümanların önüne şu hakikati koymaktadır: <br> &#8220;Müslümanların bir taraftan en ciddi ve şiddetli bir şekilde vazifelerini yaparken diğer taraftan da imkan dahilinde kendisinin ve diğer Müslümanların mal ve canlarını korumaları gerekir.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-53e47cf8ec6a4a807c582dac7f3b61b4">​Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: <br>&#8220;Takiyye, müminin zırhı ve miğferidir.&#8221; <br><strong>Vesail-uş Şia, c.11 s.461-465</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2dcc78cdf696d6a65e1b6153b838e3bf">​ Hepimiz, zırh ve miğferin kapıları kapalı kilitli evlerde değil savaş ve çatışma meydanlarında kullanıldığını biliyoruz. Bir takım sözde Muntezirler (zuhuru bekleyenler) takiyyenin ne demek olduğunu açıklarken onun zahiri ve sözlü olarak zalim yönetimlerin kabul edilmesi olduğunu söylüyorlar.<br>​ Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) takiyyenin anlamının ne demek olduğu hakkında Ebu Hamza Sumali&#8217;ye şöyle buyurmuşlardır: <br> &#8220;Allah&#8217;a and olsun ki, eğer sizi Allah&#8217;ın düşmanı olan zalim yönetimlerle mücadele etmede yardıma çağıracak olursak takiyyeye sarılacak ve davetimizi reddedeceksiniz. Siz, takiyyeyi babalarınızdan ve annelerinizden daha çok seviyorsunuz. Ama bizim Kaimimiz (aleyhisselam) kıyam ettiği zaman sizin yardımınıza ihtiyaç duymayacak ve nifak ehli olduğunuz için çoğunuza had uygulayacaktır.&#8221; <br><strong><strong>Vesail-uş Şia, c.11 s.4</strong>82</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-44d51f8f6dbab5380e8c6ed9121e74bc">Hz. İmam Cafer-i Sadık (aleyhisselam) takiyyeden bu anlamı çıkarmanın münafıklığın nişanelerinden olduğunu ve Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (aleyhisselam) zuhur ettikleri zaman onlara münafık muamelesi yapacağını buyuruyor ve Şialarını uyarıyorlar.<br>​ Söylenmiş olan hadislerden çıkarılan yanlış hükümlere vermiş olduğumuz cevapların haricinde Ehlibeyt&#8217;ten (aleyhimusselam) ulaşan birtakım hadislerde Alevilerin (Ehlibeyt&#8217;in evlatlarının) ve Alevi olmayanların yapmış oldukları bir çok kıyamın Ehlibeyt tarafından onaylandığını da görmekteyiz. Yine Şiaların alimlerinin ve önde gelen büyüklerinin katıldığı nice kıyamlar da vardır ve bu hadisler o hadislerin ne anlamda söylendiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.<br> ​Mesela Muhammed b. İdris Es-Serair kitabında şöyle nakletmiştir: <br> &#8220;Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s) huzurunda kıyam konusu açıldı ve orada bulunanlardan birisi İmam&#8217;a Ehlibeyt&#8217;ten olan bazı kimselerin yaptıkları kıyamları sordu, İmam buyurdular: <br>&#8220;Hz. Muhammed&#8217;in Ehlibeyti&#8217;nin (sallallahu aleyhi ve alihi) soyundan birileri kıyam ettikçe ben ve Şialarım her daim hayır içindeyiz. O Hazretin (Hz. Muhammed&#8217;in) Ehlibeyti&#8217;nin evlatlarından birisinin kıyam etmesini ve benim de onun ailesinin ihtiyaçlarını gidermiş olmamı çok seviyor ve istiyorum.&#8221; <br><strong>Es-Serair c.3 s.569, Vesail-uş Şia c.11 s.39, Bihar-ul Envar c.46 s.172</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1eea9e5be89139c64aeb89c9eafa28ce"> Dindarların övüldüğü ve dindarların ateşi avuçlarının içinde tutmalarına gibi benzetmelerin yapıldığı hadislerde böyledir. <br> Gaybet döneminde yaşayan gerçek Müslümanlar, uhdelerinde bulunan vazifelerin ağırlığı ve onların değer ve makamlarının azameti hakkında buyurulmuş olan hadislerde gaybet döneminde silahlı mücadelenin yasaklandığını beyan ettiği söylenen hadislerden bu anlamı çıkarmanın mümkün olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.<br>​ Rivayet olunan başka bir hadiste Allah&#8217;ın Resulü (s.a.a) ashabına şöyle buyurmuşlardır: <br> &#8220;Sizden sonra öyle kimseler geleceklerdir ki onların her birisinin değeri ve makamı sizden 50 kişinin sahip olduğu değer ve makamdan daha büyük olacaktır.&#8221; <br>Arz ettiler: &#8220;Ey Allah&#8217;ın Resulü! Bizler Bedir, Uhud ve Huneyn&#8217;de seninle birlikte savaştık ve bizim hakkımızda Kur&#8217;an ayetleri inmiştir. (Onlar nasıl bizden üstün olabilirler?)&#8221;<br>Buyurdular: &#8220;Onların omuzlarındaki sorumluluklara ve içinde bulundukları sıkıntı ve belalara sizin tahammül edebilmeniz mümkün değildir.&#8221; <br><strong>Bihar-ul Envar c.52 s.135<br></strong>​ Hz. İmam Zeynel Abidin&#8217;den (aleyhisselam) rivayet edilmiş olan bir hadiste ise İmam gerçek Şiaların alacağı sevabın, 1000 Uhud ve Bedir şehidinin sevabını alacaklarını buyurmuşlardır. <br><strong>Bihar-ul Envar c.52 s.135</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-72770b77a6f912a83a3336a50d12c6c1">Gaybet döneminde Bedir, Uhud ve Huneyn şehitlerinin aldığı sevabın 1000 katını ve Sadr-ı İslam Müslümanlarından 50 tane Müslümanın ulaşabildiği makama tek başına ulaşacak olan kimdir?</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2fc045abf1ded7536aa14dc94a2e58e6">Acaba bunlar susup bir kenara çekilen ve yalnızca namaz kılıp oruç tutanlar mıdır? <br> Elbette ki o büyük makama ulaşacaklar, bu kimseler değildir ve bunda en küçük bir şüpheye dahi yer yoktur.<br> ​Bu azim makamlara ulaşacak olanlar, uhdelerindeki İlahi toplumsal vazifeleri hakkıyla yapabilenler ve tıpkı Sadr-ı İslam&#8217;daki Müslümanlar gibi zulüm ve haksızlıklarla amansız bir şekilde mücadele edenlerdir.<br>​ Eğer böyle olmayacak olursa avucunun içinde ateşi tutma pahasına imanı korumanın; Bedir, Uhud ve Huneyn şehitlerinin 1000 tanesinin ulaştığı sevaba ve Sadr-ı İslam müslümanlarının 50 tanesinin ulaştığı makama tek başına ulaşacağını beyan eden hadisler anlamsız sözlerden başka hiçbir şey olmazdı. Söylemiş olduğumuz bu kadar hakikatin haricinde İslam&#8217;ın Aziz Peygamberi (s.a.a) Müslümanların yapacakları kıyamlarda başarılı olacaklarını buyurmuşlardır.<br>Ve buyurdular:<br> &#8220;Benim ümmetimden bir kesim her daim kıyam edecek ve muzaffer olacaklardır. Bu kıyamlar, kıyamet gününe kadar devam edecektir.&#8221; <br><strong>Kenz-ul Ummal c.14 s.334, Sahih-i Müslim c.3 s.524</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0f8c5ab571ada350f460faa8c37e43df">​Bir başka hadiste ise şöyle buyurmuşlardır: <br>&#8220;Bu din her zaman baki kalacaktır ve Müslümanların bir kesimi kıyamet gününe kadar her zaman kıyam edip savaşacaklardır.&#8221; <br><strong>Sahih-i Müslim Hadis No:1922</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5ab386ed4bb223e11fdcaf7e65c3b86c">​Bu hususta bilinmesi gereken diğer bir ise şudur: <br>&#8220;Yapılmış olan ve İmamların onaylamasına mazhar olmuş kıyam ve inkılaplardan bazıları şunlardır: <br><strong>1- </strong>Hz. Zeyd&#8217;in Kıyamı<br><strong>2-</strong>Hüseyin b. Ali (Şehid-i Fahh&#8217;ın) Kıyamı<br><strong>3-</strong>Muhtar b. Ebu Ubeyd Sakafi&#8217;nin Kerbela şehitlerinin intikamını almak için Emevi yönetimine karşı yapmış olduğu kıyam<br><strong>4-</strong>Tevvabinlerin Kıyamı ve&#8230;<br>​Bu konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenlerin <strong>&#8220;Çeşm-i Be Rah-i Mehdi (a.s)&#8221;</strong> kitabına müracaat etmeleri gerekir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ab2e11ffe468fd562a051f7bd3a2b217">444-Gaybet Döneminde Yönetim Kurmak Masum İmamın Sınırlarını İhlal Etmek Midir?</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cdfbfa14e0617cae6135c9747f73ee80">Bazı kimseler şöyle söylüyorlar:<br>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) gaybeti döneminde İslamî yönetim kurmak, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) yetki alanına girmektir.<br>Bu nazariyenin meydana gelmesinin sebebi:<br>&#8220;İslamî yönetim kurma işinin yalnızca masum İmam&#8217;a ait olduğu için Masum İmamların haricinde hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur&#8221; düşüncesi ve &#8220;Masumların haricinde birilerinin harekete geçip İslamî yönetim kurması durumunda o yönetime tabi olmanın caiz olmadığı&#8221; düşüncesidir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0ecc8cbf0ce3866199ac1acd71da153f">Bu nazariye iki ayrı bölümden meydana gelmektedir:<br>1-İslami yönetimin kurulmasının sadece Masum İmam&#8217;ın elinde olması.<br>2-Masum olmayan kimselerin hata ve yanlış yapmaları mümkün olduğu için İslamî yönetim kurmaları halinde onlara tabi olmanın caiz olmaması.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d7aec8c2ca7b5d5049367cc1ab3fb947"> Bu nazariyenin reddi hususunda söylediklerimiz, &#8220;Ehlibeyt mektebinin alim ve fakihlerinin büyük çoğunluğu, gaybet döneminde şartlara haiz-sahip fakihlerinin İslamî yönetim kurmakla muvazzaf olduklarına hükmetmişlerdir.&#8221;<br>İslamî yönetim kuran kişinin masum olma şartı sadece İmam&#8217;ın hazır olduğu zamanlarda geçerlidir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8b8f609fe8126e962de6de8785f5397d">Cevahir-ul Kelam kitabında şöyle yazılmıştır:<br>&#8220;Masum İmam, birinden zekatını vermesini ister ama kişi, zekatını İmam&#8217;a vermekten imtina eder ve başka bir kişiye verirse zekatı vermemiş olur. Bu kişi dünyadan gidecek olursa onda kalan maldan zekatın verilmesi gerekir.&#8221;<br>Yazar kitabında bu hükmü yazdıktan sonra &#8220;Medarik&#8221; kitabının yazarına şu cevabı vermiştir:<br>&#8220;Bu hükmün masum İmamın hazır olmadığı zamanlarda (gaybette olduğu zaman) geçerli olmadığı görüşü anlamsız ve mesnetsizdir.<br><br>Fakihin hükümet etme delilleri; özellikle de İshak b. Yakub&#8217;a yazılmış olan emirnamede fakihler, itaat edilmesi hepimizin üzerine farz olan Ulul Emr zümresinden sayılmıştır.<br><strong>Cevahir-ul Kelam c.15 sayfa 421</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1a44cf16a5d1a2c63a1b113c74b9c2b2"> Önceki, sonraki ve günümüzün fakihlerinin çoğunluğu İshak b. Yakub&#8217;a gönderilmiş olan emriname ile Velayet-i Fakih&#8217;in olduğuna hüküm vermişlerdir. <br> Bazı fakihler ise hem fakih ve hem de Velayet-i Fakih hükmü için Ömer b. Hanzala&#8217;nın sözünü delil olarak olarak görmüşlerdir. <br>Muhakkık Kerkükî, Velayet-i Fakih&#8217;in olduğu hususunda çok sayıda hadis olduğunu beyan ettikten sonra şöyle demiştir: <br> &#8220;Velayet-i Fakih&#8217;in olduğunu beyan eden çok sayıda rivayet fakihlerin genel naip olduğunun delilleridir. <br><strong>Muhakkık Kerkukî Resaili c.1 s.142</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-22e9a595742e71d025ba0fb7653aa1a0">Muhakkık Kerkukî başka bir yerde ise Seyyid Murtaza, Elemul Huda, Şeyh Tusi ve Allame Hilli gibi alimlerin yaptıklarının ve tutumlarının yukarıdaki iddianın bir başka delili olduğunu yazmışlardır. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9b2cbe1b70639595707b77931b55e734">Cevahir kitabının yazarı Hacı Ağa Rıza Hemedani ve birçok büyük alimin Velayet-i Fakih hakkındaki görüşleri şöyledir: <br> &#8220;Fakihlerin fıkhi meselelerdeki inançları Velayet-i Fakih&#8217;in olduğu ve itaat edilmesinin kesin ve şüphesiz bir temel ilke olduğu istikametindedir.<br><strong>Belağet-ul Fakih c.3 s.234, Bahrul Ulum; Cevahir-ul Kelam c.21 s.359, Misbah-ul Fakih (Humus bölümü) s.160-161 </strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e8e6bdd6068fc5b3ff0d5b5204fc292b">Burada bilinmesi gereken çok önemli bir konu ise şudur: <br> &#8220;Fakihin hata yapma ihtimallerinin olması, ona itaat edip emirlerinin yapılmamasına emel değildir çünkü Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s), Malik-i Eştere tam ve eksiksiz yetkiler vererek kendisini yönetici yapmış ve insanlara da ona itaat etmelerini emir buyurmuştur.<br><strong> Nehc-ul Belağe 38. mektup</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-06517bfc169047f1d804c1a02141a560"> Yine Malik-i Eşter&#8217;i kendi ordusuna komutan yapmış ve ordusunun iki komutanına şöyle buyurmuştur: <br> &#8220;Onun emirlerini dinleyin ve yerine getirin; (onu) kendinize zırh ve siper karar kılın çünkü onda ne korku vardır ne de bedeni titrer. <br><strong>Nehc-ul Belağe 13. mektup</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-731d7d230a46c2d6e2510e38881cf3f2"> Şia fakihleri bunları ve bunlar gibi olan bir çok hakikati delil kabul etmiş ve adil fakihin hükümet ve yönetimine itaat edip bağlı kalınmasına hüküm-emir vermişlerdir. <br> Velayet-i fakih meselesi akli bir meseledir:<br> &#8220;İnsanlar okulların, fabrikaların ve diğer yerlerin yönetimine masum olmayan kimseleri getiriyorlar ve orada olanlara, bu kişilere itaat edip emirlerinin yerine getirilmesini söylüyorlar. Oysa o yerlerin başını getirilmiş olan kimselerin her zaman yanlış yapma ve ihanet etmeleri mümkündür.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dc603aba26ac249a2eb95d7d22d8db3f"> Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s), valiliklere liyakat sahibi kimseleri getirmeye çalışıyordu ama ne asla yanlış yapmayacak ne de hiçbir zaman ihanet etmeyecek kimseleri seçip yönetici yapması mümkün değildi. Öyle ki görevlendirilmiş olduğu kimselerden bazıları ihanet dahi etmişlerdir. <br><strong>Tenbih-ul Ümmet s.77-78.</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8d01b8990b9d51e7ae2d3ddcccbb4d35"> Söylemiş olduğumuz bu ve bunlar gibi birçok temel ilke ve hakikatten dolayı Şia mezhebinin (İmam Humeyni (rahmetullah aleyh) gibi) büyük fakihleri gaybet döneminde İslami yönetimin kurulmasını farz görmektedirler. <br> Bu fakihlere göre bir fakihin İslami yönetim kurması halinde insanların tamamının o yönetime tabi olması, itaat etmesi farzdır.<br> İslamî devletin kıyam etmenin haricinde hiçbir yol ve şekilde kurulması mümkün olmayacak olursa herkesin bu kıyama katılması farzdır. <br> Eğer bunlara rağmen İslam devletinin kurulması mümkün olmayacak olursa yine insanların yapması gereken vazife ortadan kalkmaz; İslam&#8217;ın emir ve ilkelerinin mümkün olduğu kadar uygulamaları da farzdır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-55d56e85357ed0dac6180039586b748f">Buraya kadar söylediklerimizin ortaya koyduğu hakikat şudur:<br> &#8220;Müminlerin, zuhuru ve Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhur edip evrensel İslami yönetim kurmasını beklemeleri hiçbir şekilde zuhur ve kıyamdan önce harekete geçip İslamî yönetimin kurulmasını yasaklamadığı gibi insanların ve ortamın zuhura ve evrensel İslamî yönetime hazırlanması ise şart ve gereklidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f9fcb9f527700ed22aaa97f0ec1f9997">445-Gaybet Dönemi ve İslamî Yönetim</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fa321190b8a509f6f5e3122e57523363">Gaybet döneminin en önemli ve temel konuları; İslami yönetim, zuhuru beklemek ve bunların birbirleriyle olan ilişkileridir. <br> Şia ulemasının fakihlerinin büyük çoğunluğu gaybet döneminde İslami yönetimin kurulmasını şart ve adalet sahibi fakihlerin bu şartı gerçekleştirmeleri gerektiğini ve onlardan bir tanesinin bu emri yerine getirmesi halinde herkesin ona tabi olması gerektiğine inanmaktadırlar. <br> Bu büyük çoğunluğun karşısında sadece küçük bir azınlık İslamî yönetimi kurmanın masum imama mahsus-has bir iş olduğuna ve bu sebepten dolayı da gaybet döneminde İslamî yönetimin kurulmasının caiz olmadığına inanmaktadırlar. <br> Bu görüş ilk başlarda fıkhî görüş ayrılığı olmasına rağmen günümüzde siyasî hale dönüş dönüşmüştür. <br> Bu grubun İran&#8217;daki meşru hareketine karşı çıkan Ayetullah Horasani&#8217;yi, Ayetullah Mezerani ve Allame Naimi başta olmak üzere birçok büyük fakihe karşı amansız bir şekilde saldırmalarının asıl nedeni gaybet döneminde İslami yönetim kurulmasının caiz olmadığına inanmalarıdır. <br> Bu fikir, zalim yöneticilerin aleyhinde olmadığı ve ulaşmak istedikleri hedef olduğu için her zaman desteklenmiş ve yayılması için büyük sermayeler harcanmıştır. <br> Zamanla güç kazanmış ve İslam İnkılabıdan önce organize olmuş bir güç haline getirilmiştir. Bu fikrin taraftarları, &#8220;Bizim vazifemiz susmak ve İmamın zuhur etmesini beklemektir.&#8221; diyerek İslam İnkılabının taraftarlarına karşı şiddetli bir mücadele başlatmışlardır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2ce9b4468994cc069bb35d199469f7b9">446-Gaybet Dönemi ve İslamî Yönetim</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-22f401f0152a1216d7599f6e76732259">Kübra-büyük gaybet döneminde insanların İslami yönetimin kurulması için ve hak ve adaletin hakim olması için çalışması caiz olmanın yanında en önemli farzlardandır. <br> Büyük (Kübra) gaybetin üzerinden 1000 yıldan fazla bir zaman geçmiştir. Bunun ne kadar zaman sonra zuhur ile sonuçlanacağını Allah&#8217;ın haricinde hiç kimse bilmemektedir. <br>Acaba o güne kadar insanların İslami yönetime ve hak ve adaletin uygulanmasına ihtiyaçları yok mudur? <br>-Kesinlikle ihtiyaç vardır ve İslam&#8217;ın ilkelerinin uygulanmasının Hz. Peygamberin (s.a.a) ve masum İmamların (a.s) hazır oldukları dönemlerde uygulanması gerektiğini düşünmek hem akla hem de Kur&#8217;an&#8217;a aykırıdır. <br> Böyle bir iddiada bulunmak, masumun hazır olmadığı dönemlerde İslam&#8217;ın uygulanmasının şart olmadığını ortaya koymaktan başka hiçbir şey değildir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0342cd081fc1d4c5f0aab6b0626e3532">447-Gaybet Döneminde Şia&#8217;nın Fıkıh Merkezleri ve İlmi Havzaları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6f1015d1bbbbec7f16da0f4dd4033bcb">Kübra-büyük gaybetin başlarında Bağdat şehri, fıkıh ve fakihlik merkeziydi. <br>Fakat h.k 448 yılında Şeyh Tusi&#8217;nin (rahmetullahi aleyh) Necef şehrine gitmesinden sonra bir asır içinde Necef şehri fıkhın ve fakihlerin merkezi haline geldi. <br>Necef şehrinin yanında Halep şehri de Murtaza&#8217;nın talebelerinden olan &#8220;Selar&#8221; adıyla meşhur olan alim tarafından (h.k Ö.463) ilim merkezi haline getirilmişti. <br>Halep şehri Hicri 8. asrın ortalarına kadar ilim merkezi olarak kalmıştır ve bu merkezin yetiştirmiş olduğu alimlerden bir tanesi El Gaybet kitabının yazarı Seyyid Ebul Mekarim b. Zühre&#8217;dir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e4ac98c78bcb43ebbd49a36f6b9d8e82"> Necef Fıkıh Merkezi, bir asır boyunca Şeyh Tusi&#8217;nin görüşlerini takip ettikten sonra zayıflamaya başladı ve bunun yerini İbn-i İdris Hilli&#8217;nin içtihadı aldı ve İbn-i İdris Hilli, fıkıh merkezini Irak&#8217;ın Hille şehrine taşıdı ve Hille şehri, Şia&#8217;nın fıkıh merkezi haline geldi. <br> Hem Muhakkık Hilli ve hem de Allame Hilli, Şeyh Tusi&#8217;den sonra yeni Şia fıkhının temellerini atan alimlerdirler. <br> Bu alimler, Şia fıkhını duraklama döneminden çıkarmış, geliştirerek Şeyh Mufid&#8217;in yolunun devam etmesini sağlamışlardır. <br> Hille şehrinden sonra Cebel-i Amul şehrinin Şii bölgesi, yeni Şia fıkıh merkezi haline gelmiştir. Bu merkezin iki önemli alimi Şehid-i Evvel ve Şehid-i Sani&#8217;dir ve Şeyh Mufid&#8217;in fıkhını Cebel-i Amul&#8217;a getirerek güçlü bir ilim ve fıkıh merkezi oluşturmuşlardır. <br> Cebel-i Amul şehrinin fıkıh ve ilim merkezi haline gelmiş olmasının Şia yönetim olan Safevi Devletine ve İsfahan ve Necef ilim havzalarının gelişmesine çok büyük katkıları olmuştur. <br> Merhum Mukaddes Erdebilî (rahmetullahi aleyh) bu dönemde Necef havzasını yeniden canlandırmış ve bu canlılık günümüzde de devam etmektedir. <br> Kum İlimler Merkezi h.k 1. asırdan itibaren İbn-i Babaveyh Kummî, Muhammed b. Kuliyye ve merhum Şeyh Abdülkerim Hairi (rıdvanullah aleyhim) gibi büyük alim ve fakihler tarafından Şia&#8217;nın ilim ve fıkıh merkezi haline getirilmiştir. <br><strong>Fıkh-ı Şia ve Tarih-u Teşri-i El-İslam</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fd55fc914f49dd2753e2ebe98247851d">Şehid Mutahhari şöyle yazmıştır: <br> Tarih boyunca her zaman, özellikle de Safevi yönetiminden sonra İran&#8217;ın Hemedan, Şiraz, Yezd, Kaşan, Tebriz, Zencan, Kazvin, Tus gibi büyük şehirlerinin yanında İran&#8217;ın birçok şehrinde ilim ve fıkıh merkezleri kurulmuştur ama bunların hiçbirisi Kum, İsfahan ve kısa bir müddetliğine Kaşan havzaları gibi birinci dereceye yükselmiş değillerdir. <br><strong>İslam ve İran&#8217;ın Mütekabil Hizmetleri c.2 s.125-126</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6737acb0c7c04264973a9cdf0948c91b">448-Hak Halife </h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-800aedd9a0f1e7eca837a1e52f18a80d"> Hz. İmam Mehdi (a.s) gaybettedir. Hak halife ve mutlak Veliyullahtır. Evliyaullah&#8217;ın sonuncusu, vasilerin vasisi, dünyanın kurtarıcı lideri, en büyük inkılapçı ve en a&#8217;zam muhlistir. <br> Zuhur ettiği zaman Kabe&#8217;ye yaslanacak, eline Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) sancağına alacak, Allah&#8217;ın dinini diriltecek ve emir ve hükümlerini dünyanın tamamına hakim kılacaktır. <br>Kılıç ile zuhur edecek, zulüm ve haksızlıkla dolan dünyayı hak, adalet ve eşitlikle dolduracaktır.<br><strong>Hurşid-i Mağrib s.29</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-158294476fa80026d20d5d8c25bd8a06">449-15 Şaban</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-16c2e7dd1ad75a6201708daa27f72d6c"> 15 Şaban, Allahu Teala&#8217;nın kendi vilayeti için seçmiş olduğu son hüccetinin varlıkları ile dünyayı şereflendirdikleri gündür. <br> Allah&#8217;ın rahmetini alemlere ulaştıran son vesilesi olan Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) melekut aleminden nasut aleme geldiği gündür. Allahu Tebareke ve Teala&#8217;ya bizlerin doğumunu, büyümesini, eğitim ve terbiye olmasını Alemlerin Serveri Hz. Muhammed Mustafa&#8217;nın (s.a.a) ve onun mutahhar Ehlibeyti&#8217;nin (a.s) vadisinde karar kıldığı ve hayatımızı onların yolu, itaati ve sevgisinde karar kıldığı için sonu olmayan ilmi, gücü ve ihatesi kadar hamd ve şükrediyoruz.<br> Mehdeviyyet, asırlar boyunca hakkın peşinde olanların yok edilmek istenilen; varlıklara hayat suyu veren; kederle dolu kalpleri ümit, şevk ve heyecanla dolduran; derin ölüm uykularından ve her türlü esaret perdesini parçalayan İlahî mektebin adıdır. <br> Bu mektebin ilk adı, Muhammed Mustafa&#8217;nın (s.a.a) risaleti, Ali b. Ebu Talib&#8217;in (a.s) velayeti ve Hz. Fatime-i Zehra&#8217;nın (a.s) ismeti; son adı ise Mehdeviyyet&#8217;tir..<br>Mehdeviyyet, yani Hz. İmam Muhammed b. Hasan El-Mehdi&#8217;nin (a.s) yolunda olmak demek; Allah&#8217;tan başka hiçbir kimsenin hakimiyetini kabul etmemek, yeryüzünde hiçbir şekilde zulüm ve haksızlığın olmasını kabul etmemek, izzet ve haysiyet yoksunu zelillerin yeryüzünde olmasını ve insanlara tahakküm etmesini kabul etmemektir.<br>Mehdeviyyet mektebinde/Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) yolunda ve izinde olan kişilerde olması gereken özelliklerden bazıları şunlardır:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-997bbd8a08a9e97e86d0dc15b867114a"><strong>1-</strong>Her türlü günah ve çirkin işten uzak olmak.<br><strong>2-</strong>Marifet ve bilgi sahibi olmak.<br><strong>3-</strong>Muhabbet ve sevgi ehli olmak.<br><strong>4-</strong>Basiretli olmak.<br><strong>5-</strong>Her bakımdan yardım eden olmak.<br><strong>6-</strong>Vefadar olmak.<br><strong>7-</strong>Fedakar olmak.<br><strong>8-</strong>Yalnızca Allah&#8217;ın ipine sarılmak.<br><strong>9-</strong>Hedef, niyet ve maksadın yalnızca Allah için olması.<br><strong>10-</strong>Allah yolunda sabırlı ve metanetli olmak.<br><strong>11-</strong>Allah yolunda çalışmak ve mücadele etmek.<br><strong>12-</strong>Her türlü fikri inhiraftan arınmış olmak.<br> Bu özellikler, Masum İmamın (Hz. İmam Cafer-i Sadık&#8217;ın (a.s)) buyurmuş olduğu Nudbe duasında değinilmiş olan özelliklerden bazılarıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1091081f238e6f251669a05e528713ce">450-Şia&#8217;nın Özel Anlamları</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d4f64de8f308a3726d5e88fe1b29ec7a"> Bizlerin çocukluğumuzda öğrenmiş olduğumuz önemli konulardan bir tanesi Şialığın özel anlamlarıdır. Ve o anlamların bir tanesi de zuhuru beklemek-İntizar-ı Ferec&#8217;tir.<br> Ehlibeyt (a.s) mektebinden olup da bu hadisi duymayan hiç kimsenin olmaması gerekir:<br><strong>&#8220;Benim ümmetimin en faziletli ameli kurtuluşu -Hz. Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhur ve kıyamını- beklemesidir.&#8221;</strong> <br>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) kurtuluş zuhurunu beklemenin ne anlama geldiğinin bilinmesine rağmen, onun ibadetlerin en üstünü ve en faziletlisi sayılmasının nedeni nedir? <br> O hazretin zuhurunu beklemenin onun varlığı ile ne tür bir ilişkisi vardır ki ibadetlerin en üstünü sayılmıştır? <br> Mukaddes Ehlibeyt mektebi ile ilişkili olan insanların aklına bu soruların gelmesi mümkündür. Bunun sebeplerinden bir tanesi, içinde yaşamakta olduğumuz dönemin, şüpheler dönemi olmasıdır. Bu sebepten dolayıdır ki hiçbir konunun ve sorunun zamanının geçtiğini, onları konuşmanın gereksiz olduğunu düşünmememiz gerekir. Elbette ki hayatını Ehlibeyt mektebinin içinde geçiren ve her türlü ilim ve marifete ulaşmış olan kimseler için birçok konu ve mesele tekrar olmuş olabilir. Fakat her türden tehlikelerle karşı karşıya kalan, gerekli olan ilim ve marifete ulaşmamış oldukları için inançlarını sağlam temeller üzerine oturtamamış olan kimselerin, özellikle de gençlerin, İslam&#8217;ın ve mukaddes velayet mektebinin hangi tehlikelerle karşı karşıya olduğunu bilmeleri mümkün değildir. <br> Bu sebepten dolayı konuyu kısaca da olsa açıklamadan önce, imamet konusu hakkındaki, özellikle de Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) imameti, gaybeti ve zuhuru hakkında sahip olduğumuz bilgileri yenilememiz gerekir.  <br> Bizler dağınık olarak birçok konu ve mesele duyuyor ve onların tek tek doğru olduğunu düşünüyoruz. Ama bunların birbirleriyle olması gereken gerçek ilişkilerinin neler olduğunu anlayabilmek için ilave bir çaba ve çalışmanın içinde olmamız gerekir. <br> <strong>Mesele şudur: </strong>İmamın gelmesinin, gönderilmesinin sebebi nedir? İmamların sayısının 12 olmasının, bu imamlardan 11 İmamın birbirlerinden sonra gelmelerinin, yaşamalarının sebebi nedir? Ve İmamların 12&#8217;ncisinin gaybette olmasının ve kendisinden önceki 11 İmam gibi insanların kendisini görebilecekleri şekilde halkın içinde olmamasının hikmeti nedir?</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-96fb4e041d4b7440fa323a6b0abd28b5">12. İmam gaybette olduğu için bizimle ne tür bir ilişki içindedir? Ve bizlerin onunla irtibat kurması nasıl mümkün olacak ve böyle bir dönemde yapmamız gereken vazifeler nelerdir? <br> Bunların cevabını öğrendikten sonra sıra İntizar-ı Ferece (kurtuluş zuhurunu beklemeye) gelmektedir. Bu durumda zuhuru beklemenin ne demek olduğunu ve zuhuru beklerken yapmamız gereken vazifelerin neler olduğunu bilmemiz gerekir. Bunların olabilmesi için de imamet ve zuhurun gayesini, Allahu Teala&#8217;nın imam tayin etmesinin nedenlerini, tayin etmiş olduğu imamın gaybete çekilmesinin sebeplerini, kendisine ne zaman zuhur izninin verileceğini ve imamın zuhur etmekteki gayesinin ne olduğunu bilmemiz gerekir.<br><br> Bizler bu mektebe inanmış ve bu mektebin emirlerini yapmaya çalışan kimseler olarak bu soruların her birisi için akıllarımızda bir tür cevap vardır. Fakat Allahu Teala&#8217;nın imameti takdir etmesinin ve imamları göndermesinin hikmeti şudur: <br> Allahu Teala son peygamber olan İslam&#8217;ın Aziz Peygamberini (s.a.a.) mebus edip gönderdiler ve insanların kıyametin kopacağı güne kadar geçecek olan zaman içinde kemale ulaşabilmeleri için İslam Peygamberinin vasi ve halifeleri olarak İmamları göndermeyi irade buyurmuştur. Bu imamlar Hz. Peygamber&#8217;e (s.a.a.) nazil olan peygamberlik vahyini almadan, o hazretin başlatmış olduğu hareketi tamamlamakla görevlidirler.<br> Hakikat bu şekilde olduğu için de Gadir-i Hum günü Allahu Teala Hz. Resul-i Ekrem&#8217;e (s.a.a.) şu ayet-i kerimeyi indirerek, Allah&#8217;ın tayin etmiş olduğu İmamın gönderilmesi ile dinin kemale ulaştığını buyurmuştur: <br><strong>اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ<br></strong>&#8220;Bugün (Peygamberden sonraki ilk vasi, halife ve imamın ilan edilmesi ile) dininizi tamamladım.&#8221; <br><strong>Maide/3 </strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-836d15c3d7754c0d80ea58920bb914fe">İmametin karar kılınmasının felsefesi dinin kemale ulaştırılmasıdır ve imamet olmamış olsaydı din kemale ulaşmayacaktı. Allahu Teala kendi irade ve ilminde dinin kemale ulaşması için 12 Masum İmamın olmasını gerekli kılmıştır. Allahu Teala tekvini olarak bu şekilde olmasını irade ettiği için bu makama ulaşacak olan kimsenin de kemale ulaştırma özelliğinin olması gerekir. Yani Allahu Teala aniden bir kimseyi peygamber ya da imam olarak görevlendirmiş değildir. O kimsenin tekamül ettirme özelliğine sahip olması gerekir.<br>Velayet meselesinde de veli karar kılınan kimsenin bedenî ve ruhî bakımdan vahyi ve vahiy ilmini idrak edebilme kapasitesini miras alması gerekir ki imam olabilsin. Bu da herkesin imam-halife olamayacağını ortaya koymaktadır. Allahu Teala Hz. Zehra&#8217;nın (a.s) evlatlarına bu istidadı vermiştir ve onun 11 evladı imam olma istidadına sahiptirler. Yani Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a.) makamı gibi bir makama, nübüvvet ve vahyi idrak etme istidadına sahip oldukları için Allah tarafından imam karar kılınmışlardır. Allahu Teala bu istidadı Hz. Zehra&#8217;nın (a.s) 11 evladına vermeyi irade etmiş olmasından dolayı da Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) peygamberlerin sonuncusu olmuştur.<br> Allah&#8217;a hamd ve senalar olsun ki biz Şialar/Ehlibeyt (a.s) mektebinin taraftarları, 1. İmam ve Velayetin Şahı Emirü&#8217;l-Müminin Hz. İmam Ali&#8217;nin ve diğer 10 mutahhar evladının (a.s) İslam&#8217;ın hak ve gerçek öğretilerini nesillere ulaştırabilmek için asırlar boyu nice katlanılması imkansız zahmetlere katlandıklarını, dağları dahi parçalayıp darmadağın edecek musibetlere tahammül ettiklerini çok iyi biliyoruz. Ama ne yazık ki onların almış oldukları tedbirleri ve önümüze koymuş oldukları kurtuluş yollarını uygulamayı bir tarafa bırakın, üzerlerinde düşünüp tefekkür dahi edemedik. Ama bizlerin bütün bu sorumsuzluk ve ihmalkarlıklarımıza rağmen onların yapmış oldukları işlerin ve almış oldukları tedbirlerin neticesinde İslami maarif ve hak fırka olan Şiilik, Ehlibeyt mektebiyle dünyanın tamamına yayılmıştır.<br><br> İmamların bu hedefi gerçekleşti, fakat masum imamın eliyle kurulması gereken adalet hükümeti gerçekleşmedi. Adalet hükümetinin gerçekleşmesi için meydana gelmesi gerekli olan iki şarttan bir tanesi olan masum imamın yapması gereken vazifeler her imam tarafından yapılırken; insanların yerine getirmeleri gereken/şart olan, &#8220;toplumun adalet yönetimini istemesi ve meydana gelebilmesi için yapmaları gereken şartlar&#8221; yapılmamıştır. Çünkü adil İslamî yönetimin kurulması vazifesi, yalnızca masum imama farz kılınmış değildir; insanlara da farz kılınmış İlahî bir vazifedir. <br><br> İmam tek bir kişidir ve milyonlarca kişiden oluşan bir toplumu gaybî bir güce sahip olmadan yönetmesi düşünülemez. <br> Dünyada her işin mucize ile yapılması, yaratılış felsefesine aykırıdır ve dünya işlerinin tamamında mucize istisnai bir olaydır. Bu sebepten dolayıdır ki insanlar adil İslami yönetime hazır oldukları ve bunun meydana gelebilmesi için vazifelerini yaptıkları zaman, vazife üstlenip adil İslamî yönetimi kurmak, imamın yapmaktan uzak durması imkansız olan vazifesi olmaktadır. <br> Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) Nehcü&#8217;l-Belağa&#8217;daki hutbelerinde bu hakikati şu şekilde beyan buyurmuşlardır:<br><strong> &#8220;İnsanların bana olan hücumu (yönelişi ve ısrarı) ve biat etmeleri olmamış olsaydı onlara imam olmamı şart kılan bir şey olmazdı. Bunlar olduğu için hükümet etmeyi (gasp edilerek elinden alınmış olan hilafeti)kabul ettim.&#8221; </strong><br> Emirel Müminin Hz. İmam Ali (a.s) Şıkşıkıyye hutbesinde insanların kendisine yönelmelerinin ve adalet hükümetini kurmasını istemelerinin şiddetini şöyle buyurmuşlardır: <br><strong> &#8220;İnsanların bana olan hücumu o kadar şiddetliydi ki neredeyse Hasan ve Hüseyin (a.s) ayaklarının altında eziliyorlardı.<br> İnsanlar böylesine bir izdiham ile bana biat ettiler ve ben etrafımda böylesine yardımcıları gördüğüm zaman vazife üstlenmekten uzak duramazdım. Zalimlerin karşısında durma vazifesi, herkesten önce alimlerin vazifesidir ve zalimlerin gasp ettiklerini ellerinden almak ve onların zulümlerine son verebilmek için yanımda bu kadar çok yardımcının olduğunu gördüğüm için onlara liderlik etmek ve adalet yönetimini kurmak üzerime farz oldu.&#8221; </strong><br><br> İzdiham yaratarak Emirel Müminin Hz. İmam Ali&#8217;ye (a.s) adalet hükümetini kurması maksadıyla yardıma gelen insanların o Hazrete nasıl ve ne kadar yardım ettiğini de çok iyi biliyoruz. Onun 4 yıl 9 ay süren hükümetinde üç büyük savaş çıkardılar. Ve Hz. İmam Ali&#8217;den sonra sıra diğer imamlara (a.s) geldiği zaman o topluluktan eser kalmamıştı. Bunun çok önemli sebepleri vardır, fakat yeri burası olmadığı için onlara girmeyeceğim.<br> Ancak içinde bulunduğumuz durumu dikkate alarak şu soruyu sormak istiyorum: <br>&#8220;O dönemin insanlarının yerinde bizler bu halimizle olmuş olsaydık Hz. İmam Ali&#8217;den (a.s) sonraki imamların yanında olur muyduk ve kalır mıydık? Çünkü o günün insanlarının müptela oldukları musibetlere bizler de müptelayız. Ayrıca bizim bazı alanlardaki halimiz onların zahirî hallerinden daha düşmancadır.&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-76cd10aa127fd888fbcb9db52c77a1b2">Herkes külahını önüne koyacak olursa. Allahu Teala&#8217;nın saçlarının bir telinin dahi alemlerin tamamından daha değerli olan İmamları bizi kurtarmaları için birbirinin peşi sıra göndermesine rağmen bizim onlara neler yaptığımızı görecektir. <br> Bizler Allah&#8217;ın değil, kendimiz İmam seçmek istiyoruz. <br>Demokratik olmak istiyoruz ve bu isteğimizin neticesinin ne olduğu önümüzdedir. <br> Allah&#8217;ın 11 Hüccetine bunlar yapıldıktan sonra sıra 12. ve son Hüccete geldi ama ona yapılacak olanlar damutahhar babalarına yapılanların aynısı olacaktı. Zaman ve insanlar değişmedikleri gibi daha da kötü ve zalim oldukları için Allahu Teala Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Rahmet-i Vasie olan vücudunu, insanların imamın vücudundan açıkça yararlanma liyakatine ulaşacakları zamana kadar kendi sırrı haline getirdi. <br> Bunun böyle olacağını Allahu Teala hem kitabında ve hem de alemlerin Sserveri olan Resulü Hz. Peygamber (s.a.a) ile önceden haber vermişti. <br> Allahu Teala, son hüccetinin vücudunu insanların görmesini, tanınmasını ve ulaşmasını yasakladıktan sonra insanlık asırlar boyudur bela okyanuslarının içinde boğulmakta ve o ilahi kurtarıcıya ulaşabilmek için ne yaptıysa ve yapıyorsa da ulaşamamaktadırlar. Sebebi ise imamın mukaddes vücudunun aralarında olmasının liyakatine ulaşmamış olmalarıdır. Bu liyakate ulaştıkları ve İlahî adalet hükümetinin kurulmasını gerçek anlamda istedikleri zamana kadar da bu mahrumiyetin meydana getirmiş olduğu bela ve musibetlerin içinde boğulmaya devam edeceklerdir.<br> <br> Bu dönemin ne zaman olduğu; Allahu Teala&#8217;nın, hazinesi olan Hz. İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) ne zaman göndereceği açıklanmamış bir sırdır. <br> Bunun böyle olması hikmetten yoksun bir hadise değildir. Eğer o İlahî kurtarıcının geleceği zaman önceden haber verilmiş olsaydı, insanlar o hadisenin gelmesi için ihtiyari olarak yapmaları gereken işleri yapmayacak, kendilerini hazır hale getirmeyeceklerdi.<br> Çünkü İmam Mehdi (a.s) geldiği zaman Allah&#8217;ın yardımı ve izniyle her şeyi yapacak ve sorunların tamamını yeryüzünden yok edecektir. <br> Bu bir hakikattir ve insanların geneline vazifeleri hatırlatıldığı zaman bu türden sözleri söylemektedirler. Allahu Teala insanların ihtiyari olarak ve isteyerek doğru yolu bulmalarını, o yolda yürümelerini ve herkesin gücü ölçüsünde bu yolda zahmet çekmesini irade etmiştir.<br><br> İmam&#8217;ın varlığının ve gaybette olmasının felsefesi bizim önümüze şu hakikati koymaktadır: <br>Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) varlığından kurtuluşumuz için istifade edebilmemiz için yapmamız gereken iş ve vazifeler nelerdir?<br><br> Kurtuluşumuz için yapmamız gereken en önemli işlerden bir tanesi de Hz. Resul-i Ekrem&#8217;e ve Ehlibeyti&#8217;ne mütevesil olmaktır. Bizler o Hazretlere mutevesil olduğumuzda onlar da bizlere dua etmektedirler. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehlibeyti kapısına gidip kendilerinden bir şey isteyen hiç kimseyi reddetmezler.<br><br> Tevessül etmenin, dua etmenin haricinde ayrı bir yol olduğu hiç kimsenin aklına gelmemesi gerekir. Tevessül etmek, güçlü bir dua ile Allah&#8217;ın kapısına gitmektir. <br>Hz. Peygamber&#8217;e ve onun Ehlibeytine tevessül eden kimse Allah&#8217;ın haricinde hiçbir kapıya gitmeyen kimsedir. Çünkü onların tek gayesi, insanlara Allah&#8217;ı tanıtmak ve Allahu Teala&#8217;dan aldıkları rahmeti insanlara ulaştırmaktır. <br> Tevessül eden kimse, Allah&#8217;tan başka hiçbir kimsenin kapısına gitmeyen ve Allah&#8217;ın kapısına giderken de Hz. Peygamber&#8217;in ve onun itretinin azametine sarılarak sağlam, ciddi ve güçlü giden kimsedir. <br>Sağlam ve güçlü olması da onların kendisine dua etmiş olmalarıdır.<br> Tevessül, insanı bireysel ferece/kurtuluşa ulaştıran vesiledir. <br>Ve Allahu Teala&#8217;nın, Peygamberi&#8217;nin ve onun itretinin etmiş olduğu duaların hürmetine bireysel kurtuluşa ulaştırmış olduğu kimsenin, evrensel kurtuluşu gerçekleştirecek olan Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) zuhuru için vazife üstlenmemesi düşünülemez.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-67ebac0d711bc46083d6a9482dbe3e91">451- Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Kontrolü </h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-31a2d7a1683e7503f40ac94e0a285368"> Hz. İmam Mehdi (a.s) dünyadadır, hayattadır ve her yerde hazır ve nazırdır. <br>Hazır ve nazır olmayan bizim kendimiziz. Eğer kimi yer ve zamanlarda birtakım yerlerde hazır olabiliyorsak kendi dar ve kısır hesaplamalarımızla oluyoruz ama bilmemiz gerekir ki, bizleri ve yaptıklarımızı görüyorlar. Ehlibeyt&#8217;in (a.s), işlerimizi ve onlarla olan ilişkilerimizi onaylayacak şekilde yapmamız ve düzenlememiz gerekir. Öyle bir halde olmamız gerekir ki işlerimiz ve hedeflerimiz onların iş ve hedefleriyle aynı olması ve kendimizde onların yanlarında olmamız gerekir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d1527d2667134530d8499d2f706868af">452-Gaybette Olan İmamdan Faydalanmak</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-83c96f217edb3b801d1df8ca1bed9a2c"> Hadislerde Hz. İmam Mehdi (a.s) için uzun bir gaybet dönemi olacağı buyrulmuştur. <br> Bu hadisler şu soruyu akıllara getirmektedir: <br>&#8220;İnsanların gaybette olan İmamdan istifade edebilmeleri, yararlanmaları nasıl mümkün olabilir?&#8221;<br> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) kendisinden rivayet edilen birçok hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: <br><strong>&#8220;Bulutların arkasında olan güneşten nasıl faydalanılıyorsa gaybette olan İmamdan da öyle istifade edilmektedir.&#8221;</strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f9163dec98688631098c83c9f3a46f18"> Fakat onun gece ve gündüzü birbirinden farklıdır ve bulutların arkasında olan güneş gecenin karanlığını yok edip ortadan kaldırmaktadır.<br>Yine bulutların arkasında olan güneş, o bölgede olan bitkilerin yeşermesine, meyvelerin olgunlaşmasına ve insanlar, bulutların arkasında olan güneşin gölgesinin altında hayatlarını idame etmektedirler. <br>Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s)&#8217;ın buyurmak istedikleri şey şudur: </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-01d0b6b5ee254283fac1289c33e63ac2"> İmam gaybet perdesinin arkasında olsa dahi İslam dünyası onun tam ve gerçek nüfuzunun altındadırlar. Hz. İmam Mehdi (a.s), <strong>&#8220;Be yumnihi ruzigel vera be yucudihi&#8230; Sebbetul arzu ves semau:</strong> <strong>Onun varlığının hürmetine yaratılmışların tamamı rızıklanmaktadırlar ve onun varlığının hürmetine yeryüzü ve gökler sabit kalmaktadır&#8221;</strong> olduğu için özel-has Şia ve dostlarına has lütufları vardır.<br> Müminlerde kimi zamanlar çok özel bir hal meydana gelmektedir:<br>Allahu Teala ile münacat etmek için gece namazı kılmak ya da diğer önemli işleri yapmak için can atmaktadırlar. İşte bu anlar, Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) kalplere özel lütufta bulunduğu zamandır. Bu iş bir tür tekvini velayettir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7d6263a3482edf8988b767fe9f30fa1b">453-Sınanma ve Gaybet</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c0cda40c128442021263fc3e534ab3d3"> Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular:<br> İmamınız, hidayet edeniniz olmadığı ve sizden bazılarınızın bazılarından teberri ettiği zaman haliniz nice olacaktır? O zaman sınanacağınızı, eleneceğinizi bilin. O zaman kılıçlar çekilecek, sabahleyin yönetimi eline alan akşam olduğu zaman yönetimden düşürülüp öldürülecektir.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.24-25</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c7e8078b70276d7d90ab90bfc166c830">454-Gaybetin Hikmeti</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d9b23e27da726c638dd8beed6469c1d7"> Abdullah b. Fazl Haşimi şöyle demiştir: <br>Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: &#8220;Bu emrin sahibinin uzun bir gaybet dönemi olacak. Ve batılın peşinde olan bütün herkes o dönemde şüpheye düşecektir.&#8221;<br>Arz ettim: &#8220;Canım size feda olsun, böyle olmasının sebebi nedir?&#8221; <br>Buyurdular: O sebepleri açıklama iznine sahip değiliz. <br>Arz ettim: O gaybetin hikmeti nedir? <br>Buyurdular: Onun gaybete çekilecek olmasının hikmeti, ondan önce gaybete çekilen Allah&#8217;ın hüccetlerinin gaybete çekilmelerindeki hikmet ile aynıdır. Hz. Hızır&#8217;ın (a.s) kayığı delmesinin, erkek çocuğu öldürmesinin ve yıkılmakta olan duvarı yeniden yapmasının hikmetini Hz. Musa&#8217;ya (a.s) sonradan açıklandığı gibi, Hz. Kaim&#8217;in (a.s) gaybette olmasının hikmeti de onun zuhurundan sonra açıklanacaktır. Hz. Musa (a.s) da olanların hikmetinden haberdar değildi, ayrılacakları zaman öğrendi.&#8221;<br><strong>Kemal-ud Din c.2 s.234-235</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c2595d0f1f3cf5fe2379c2432a61e999">455-Kıyama Davet</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a4afac1fb794e7d72d8b4f331c0776ce">İsa b. Kasım şöyle demiştir: <br>Hz. İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular: <br>&#8220;Her zaman kendinize dikkat edin, kendinize mukayyet olun ve takvalı olmaktan uzaklaşmayın. Allah&#8217;a andolsun ki, eğer insan koyunlarını otlatması için bulduğu çobandan daha iyi bir çoban bulacak olursa önceki çobanı bırakıp bulduğu bilinçli ve tecrübeli olan çobanı işe alır. Eğer sizin iki canınız olmuş olsaydı, bir canınızla mücadele edip tecrübe kazanır ve diğer canınızla da kazandığınız tecrübeden istifade ederdiniz. Ama hakikat böyle değildir ve her insanın sadece bir canı vardır. Bu sebepten dolayı çok iyi düşünmeniz ve en iyi ve doğru olan yolu seçmeniz gerekir.<br> Buna göre, eğer bizlerden (Peygamberin Ehlibeyti) birisi çıkıp sizi kıyam etmeye ve ayaklanmaya davet edecek olursa, onun kıyamının sebebinin ne olduğu hususunda çok iyi düşünmeniz ve araştırmanız gerekir. &#8220;Zeyd b. Ali de kıyam etmiştir&#8221; demeyin. <br> Zeyd b. Ali bilge, alim ve doğru sözlü idi; insanları kendi imamlığına davet etmiyordu; aksine biz Ehlibeytin razı olduğu ve kabul ettiği kişinin imametine davet ediyordu. Zafere ulaşabilecek olsaydı kesinlikle emaneti sahibine teslim edecekti. O saltanat düzenini yıkmak için kıyam etmişti. Sizin vazifeniz, kıyam eden kişinin sizi neye çağırdığını bilmenizdir ve o şeyi Ehlibeytin kabul edip etmedikleridir. <br> Kıyam eden kişinin hedefi bizim razı olduğumuz hedefte değilse kıyamına da razı değiliz. Böyle bir kimse zafere ulaşmadan bize karşı olan ve muhalefet eden kimsedir ve zafere ulaşıp bayrağını dalgalandıracak olursa kesinlikle bize muhalefet edecek ve bize itaat etmeyecektir. <br> Fatime&#8217;nin (s.a) evlatlarının tamamının liderliğinde hemfikir oldukları ve onu sizin için imam ve lider olarak kabul ettikleri kimsenin davetini kabul edin. <br> Recep ayı olduğu zaman Allah&#8217;ın yardımına koşun. Gecikecek olursanız Şaban ayında yardımına koşmanızın sakıncası yoktur. Ramazan ayının orucunda ailenizin yanında olmak istemeniz sizin için hayırlı olabilir. Ama alamet ve nişane görmek isterseniz, Sufyani&#8217;nin çıkması nişane olarak yeterlidir.&#8221;<br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.49</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e540db488aa9964b39f1b02a3f41e09b">456-İslamî Yönetim</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8c795a7c56d15b93f65ff04c6a3fa3bb"> İslam dininin cihat, savunma, yargı, hukuki, medeni, ceza; fesat ve haksızlık ile mücadele, topluma adaletin hakim edilmesi gibi birçok siyasi ve içtimai kanun, hüküm ve programının uygulanabilmesi için İslam Dini, İslami yönetimin kurulmasını şart ve gerekli kılmaktadır. <br> Mukaddes kanun koyucu, bu türden kanun ve ilkeleri koyarken bunları uygulayacak olan kimseye (İslamî yönetimin başında olan kimseye) özel lütuf ve ihsanlarda bulunmuştur.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c0508d8fe4a2fe65d2c535b2e0f432fc">457-Yeşil Ada (Hadra Adası)</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a85d78db6f0bcffa9be62bff514aa1cc"> Yeşil Ada, Hadra Adası. Bazı kimseler İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) Hadra Adasında yaşadığını öne sürerek o Hazret&#8217;in evlatlarıyla birlikte örnek İslami bir yönetim kurduğunu yaymaya çalışmaktadırlar. Ama yapılmış olan kapsamlı araştırmalar böyle bir adanın var olmadığı, uydurulmuş bir efsaneden ibaret olduğu kesin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Allame Meclisi (r.a) Bihar&#8217;ul-Envar kitabında bu masalı naklettikten sonra şöyle yazmıştır: &#8220;Hadra Adası masalını güvenilir kitaplarda bulamadığım için burada ayrı bir başlık altında anlatıyorum.&#8221;<br>Şeyh Ağa Bozorg-i Tahrani (rahmetullah aleyh) de bu masalın hayal ürünü ve uydurma olduğunu söylemişlerdir. Bu söylediklerimizin haricinde Hadra Adası masalı çelişkilerle dolu bir masal olduğu için kabul edilmesi mümkün değildir. Ayrıca rivayetlerin silsilesinde kendilerine itimat edilmesi imkansız olan tanınmamış kimseler vardır.<br>Ayetullah İbrahim Emini (r.a) &#8220;Dadguster-i Cihan&#8221; kitabında şöyle yazmıştır: <br>Hadra Adası masal ve romandır. Çünkü; <br><strong>1-</strong>Sağlam ve güvenilir kaynağa dayanmamaktadır. Bu masal, bilinmeyen el yazması olan bir kitapta yer almaktadır ve Allame Meclisi o kitapta yazılmış olanları güvenilir kitaplarda bulamadığını yazmıştır.<br><strong>2-</strong>Masal çelişki ve zıtlıklarla doludur. <br><strong>3-</strong>Bu masalda Kur&#8217;an&#8217;ın değiştirildiği iddia edilmiştir; bu iddianın hiçbir şekilde kabul edilebilmesi mümkün değildir.<br>Ayetullah Emine&#8217;nin haricinde, aralarında Ayetullah Şeyh Muhammed Takî Şuşterî, Ayetullah Şeyh Ağa Bozorg-i Tahranî ve Ayetullah Şeyh Cafer Kaşiful Gıta&#8217;nın da bulunduğu çok sayıdaki büyük alim, Hadra Adası masalının efsane ve uydurma olduğunu yazmış ve söylemişlerdir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-162bf5b3c26150c2b1842aceb710d6bc">Hadra Adası Hikayesi: H.k 690 yılında Ali b. Fazıl Mazenderanî&#8217;nin Hadra Adası&#8217;na götürülmesi hakkında anlatılan hikayede, Hadra Adası&#8217;nın Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) ailesinin ve çocuklarının yaşadığı yer olduğu söylenmiştir. Bu hikayeyi İsbat-ul-Hudat kitabında olduğu şekilde nakledeceğim:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4d4052f01db70e737ff9c419cb6a0ab3"> &#8220;Allame Meclisi, Bihar&#8217;ul-Envar kitabında, Yahya b. Fazl&#8217;ın Risalet-ul Bahrul Eaz vel Ceziret-ul Hadra kitabından Ali b. Fazl Mazenderanî&#8217;den nakletmiş olduğu çok uzun bir hadiste şöyle yazıldığını nakletmiştir: <br> Batı&#8217;daki (İspanya) şehirlerinden birisine girdim; Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) şehrinden birtakım kimseler de binekleriyle o şehre geldiler. Onlardan bir tanesi yaşlı bir adam idi. <br>Beni görünce dedi: &#8220;Senin adın nedir? Zannedersem senin adın Ali&#8217;dir.&#8221; <br>Dedim: &#8220;Evet, benim adım Ali&#8217;dir.&#8221;<br>Dedi: &#8220;Babanın adı nedir? Zannedersem babanın adı Fazıl&#8217;dır.&#8221; <br>Dedim: &#8220;Evet, babamın da adı Fazl&#8217;dır ama sen benim ve babamın adını nasıl bildin?&#8221; <br>Dedi: &#8220;Senin adını ve özelliklerini bana söylediler ve Hadra Adasına kadar senin yanında olacağım.&#8221;<br> Çok sevinmiştim. Birlikte sahile gittik. On altıncı gün beyaz suya ulaştık. <br>Sordum: &#8220;Burası neresidir?&#8221; <br>Dedi: &#8220;Bu Beyaz Deniz&#8217;dir, Orası ise Hadra Adası&#8217;dır. Etrafını saran bu beyaz su, Allah&#8217;ın hikmetiyle düşman gemilerinin ve deniz araçlarının adaya yaklaşmalarına, İmama ulaşmalarına engel olmaktadır.&#8221; <br>Sonra adaya girdik ve mescide gittik. Şemsettin adında bir kişiyi gördüm. Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) torunlarından olduğunu söylüyordu. Biraz konuştuktan sonra kendisine şöyle söyledim: &#8220;İmam Mehdi&#8217;yi (a.s) gördün mü?&#8221;<br>Dedi: &#8220;Hayır, görmedim ama babam İmamın sesini duyduğunu ama kendisini görmediğini söylüyordu. Dedem ise hem imamın kendisini görmüş ve hem de sesini duymuştur.&#8221;<br> Bu konuşmalardan sonra o Seyyid ile birlikte şehrin dışına çıktık ve yaşlı bir adamla karşılaştık. Seyyid&#8217;e bu adamın kim olduğunu sordum. <br>Dedi: &#8220;Karşıda olan o dağın ortalarında bir yerde hürrem ve abad bir yer vardır. Orada bir çeşme vardır ve o çeşmenin olduğu yerde bir kabile yaşamaktadır. Bu zat, arkadaşı ile birlikte o kabileye hizmet etmektedir. Ben her hafta cuma günü sabahleyin oraya gidiyor, İmamın huzuruna çıkıyorum.&#8221; <br> (Bu hadisin ilk bölümünde Hz. İmam Mehdi&#8217;nin (a.s) sesinin duyulup kendisinin görülmediği söylenirken, burada İmamın huzuruna müşerref olduğunu söylemektedir.)<br>İki rekat namaz kılıyorum. Sonra önümde yemek buluyorum. O yemeğin içinde bir hafta boyunca yapmam gereken işler yazılmaktadır. O listeyi alıyorum ve hafta boyunca yazılanları yapıyorum. <br>Ali b. Fazl daha sonra şöyle söylemiştir: &#8220;Hizmetçilerden beni de İmamın huzuruna götürmelerini istedim ama mümkün olmadığını söylediler. Arkadaşım bana döndü ve seni vatanına geri götürme emri geldi. Benim ve senin bu emre karşı çıkmamız doğru olmaz.&#8221; dedi. <br><strong>İsbat-ul Hudat c.7 s.371</strong><br>Ali b. Fazl kendi kıssasını Fevaid-uş Şemsiye kitabında etraflı bir şekilde yazmıştır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-792344140dab28cc0130e700836e576f">460-Allame Hasanzade Amulî&#8217;nin Ağzından Hadra Adası</h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-edfa55492d4c5c073d0fe5cac3e18b96"> Merhum Hacı Nurî&#8217;nin Hadra Adası hakkında rivayet etmiş olduğu sözler hakkında Allâme Şa&#8217;rânî şöyle buyurmuşlardır: <br> Hadra Adası günümüzde de vardır ve Endülüs ülkesine bağlıdır. Bütün adalar gibi bu ada da yemyeşil bir adadır. Bu adayı diğer adalardan ayıran özellik, Fâtımi Mehdi&#8217;nin yaşadığı yer ve hükümetinin başkenti/payitahtı olmasıdır. Fâtımi Mehdi&#8217;nin buraya gelmesinden sonra bu ada dillerden düşmez oldu. Ama birtakım cahil raviler, Fâtımi Mehdi&#8217;yi Hz. İmam Mehdi&#8217;ye (a.s) dönüştürdüler ve o Hazret&#8217;in Hadra Adası&#8217;nda yaşadığını iddia etmeye başladılar. Bu adayı Bermuda Üçgen Adası ile ilişkilendirmeye çalıştılar. <br> Bermuda Üçgen Adaları hakkında da çok şey söylenmiş ve ne yazık ki birtakım kimseler duymuş oldukları bazı şeyleri din ve inanç olarak insanların önüne koymaktadırlar.<br> Oysa İslam Dini ve islamî itikatların tamamı delil ve akıl üzerine bina olmuştur.<br> &#8220;Onlara de ki: Eğer doğru söylüyorsanız delillerinizi ortaya koyun.&#8221;<br><strong>Bakara Suresi 111. ayet</strong><br>Allahu Teala, Ayetullah Rafii&#8217;nin makamını yüceltsin. Bu büyük alim insanların İlahî Hüccet&#8217;e muhtaç oldukları hakkında buyrulmuş olan hadisler hakkında o hadislerden bir tanesi:<br>&#8220;Yeryüzünde Allah&#8217;ın Hücceti olmayacak yeryüzü yok olur.&#8221;<br> Hz. Bakiyyetullah&#8217;ın varlığı, Allah&#8217;ın sırlarından bir sır olduğu için olması şart ve olmazsa olmazdır ve varlık aleminin insan-ı kamilden müstefiz olmadan varlığını sürdürmesi mümkün değildir. <br>(Konunun devamı için Der Asiman-ı Marifet kitabına müracaat edilebilir.)<br><strong> Allame Hasanzade Amuli, Der Asiman-ı Marifet, sayfa 161.</strong></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-mehdi/">İmam Mehdi (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-mehdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Hasan Askerî (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:47:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=175</guid>

					<description><![CDATA[<p>İMAM HASAN ASKERİ&#8217;NİN DOĞUMU Peygamber&#8217;den (s.a.a) sonra İslâm&#8217;ın on birinci önderi İmam Ebu Muhammed Hasan b. Ali el-Askerî (a.s), hicrî kamerî 232 senesinde Samarra&#8217;da dünyaya gelmiştir. Babası onuncu İmam Hz.&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/">İmam Hasan Askerî (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b4667a74b29e964172a700f843024736">İMAM HASAN ASKERİ&#8217;NİN DOĞUMU</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-52dbe2a80ed7f49105047e33b7a3dc66">Peygamber&#8217;den (s.a.a) sonra İslâm&#8217;ın on birinci önderi İmam Ebu Muhammed Hasan b. Ali el-Askerî (a.s), hicrî kamerî 232 senesinde Samarra&#8217;da dünyaya gelmiştir. Babası onuncu İmam Hz. Hâdi (a.s) ve annesi Susen adıyla da bilinen Hudeyse Hatun&#8217;dur.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-865082a7331e3f1ffa81ef09cf66a8bc">İmam (a.s) Samarra&#8217;da Askeriyye<sup><strong>1</strong></sup> adındaki bir mahallede ikamet ettiği için Askerî lakabıyla meşhur oldu. İmam&#8217;ın diğer meşhur lakapları, Zeki ve Naki&#8217;dir. Künyesi ise Ebu Muhammed&#8217;dir.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2fdfa5d4d2f3c5ee2a9679499ab91b0b">Onuncu İmam şahadete ulaştığında, Hasan Askerî (a.s) yirmi iki yaşlarında idi. Babasından sonra imamet süresi altı yıl ve değerli ömrü yirmi sekiz yıldır. Hicrî 260 senesinde, yirmi sekiz yaşlarında şahadete ulaştı. Tek evlat ve vasisi, varlığının nuru, gaybet bulutu ardında gizli olan ve Allah Teala irade ettiğinde kıyam ve zuhur ederek yeryüzünü zalimlerden temizleyecek ve âlemi adaletle dolduracak olan, Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) sonuncusu, on ikinci önder, emir sahibi ve zamanın imamı Hz. Hüccet b. Hasan el-Mehdi&#8217;dir. Canlarımız onun bastığı toprağa feda olsun!</p>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;yi (a.s) görenler, onu şöyle tarif etmişlerdir: &#8220;Buğday tenli, iri gözlü, güler yüzlü, uzun boylu, heybetli ve azametli idi.&#8221;<br>
On Birinci İmam (a.s), altı Abbasî halifesi; Mütevekkil, Muntasır, Mustain, Mu&#8217;tezz, Muhtedi ve Mu&#8217;temid&#8217;in halifelik zamanlarında yaşadı ve Mu&#8217;temid&#8217;in döneminde şahadete ulaştı.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Bu mahalle Abbasî hükümetinin Türklerden oluşan ordularının karargâhı olduğu için Askerîyye adıyla anılıyordu. Tetimmetu&#8217;l-Muhtasar Fî Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 1, s. 348.</li>



<li>Biharu&#8217;l-Envar, c. 50, s. 235-239 ve 325.</li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAMET DÖNEMİ</h2>



<p>Masum İmamlar&#8217;ın her biri, kendi vasilerini tanıtırken yalnızca On İkinci İmam&#8217;a kadar bütün İmamlar&#8217;ın isimlerini açıklayan umumî rivayetlerle yetinmeyerek, meselenin müphem kalmaması ve hüccetin tam ve sağlıklı olması için kendilerinden sonraki İmam&#8217;ı Ehlibeyt dostu Müslümanlara açıkça tanıtıyorlardı. Bu konuda, İmam Hasan Askerî (a.s) hakkında bir çok rivayet nakledilmiştir; biz onlardan bir kısmına değiniyoruz:</p>



<p>1- Ebu Haşim el-Caferî -Şia&#8217;nın güvenilir ravilerinin büyüklerinden ve İmamlar&#8217;ın has dostlarından- şöyle anlatır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>İmam Hâdi&#8217;nin huzuruna çıktığımda, buyurdu ki: <strong><em>&#8220;Benim vasim, oğlum &#8216;Hasan&#8217;dır; vasimin vasisine nasıl davranacaksınız?!&#8221;</em></strong><br>
    Ben: <em>&#8220;Canım sana feda olsun; bir gizlilik mi var?!&#8221;</em> diye sorduğumda, İmam: <strong><em>&#8220;Evet, onun şahsını göremeyeceksiniz ve ismini anmanız da caiz değildir.&#8221;</em></strong> buyurdu.<br>
    <em>&#8220;Öyleyse onu nasıl analım?&#8221;</em> dediğimde, <strong><em>&#8220;Âl-i Muhammed&#8217;in Hücceti, diye anınız.&#8221;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>1</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>2- Sagar b. Ebu Dülef şöyle diyor: İmam Hadi&#8217;nin (a.s) şöyle buyurduğunu duydum:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Benden sonra İmam, oğlum Hasan ve Hasan&#8217;dan sonra oğlu Kaim&#8217;dir. O, zulüm ve kötülükle dolduktan sonra yeryüzünü adalet ile dolduracaktır.&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>3- Nevfelî der ki:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>İmam Hâdi (a.s) ile birlikte evinin bahçesinde idik. Oğlu Muhammed önümüzden geçti. Ben İmam&#8217;a şöyle arz ettim: <em>&#8220;Size feda olayım, sizden sonra İmam bu mudur?&#8221;</em><br>
    İmam şöyle cevap verdi: <strong><em>&#8220;Hayır, benden sonra İmamınız Hasan&#8217;dır.&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>4- Yahya b. Yesar der ki:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>İmam Hâdi (a.s) dünyadan göçmeden dört ay önce oğlu İmam Hasan Askerî&#8217;ye (a.s) vasiyet ederek, onun imamet ve hilafetine işaret etti. Beni, Şiîlerinden ve özel dostlarından bir grubu da buna şahit tuttu.<sup><strong>4</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>5- Ebu Bekir Fehfekî, İmam Ebu&#8217;l-Hasan Hâdi&#8217;nin (a.s) kendisine şöyle yazdığını der:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Oğlum Ebu Muhammed (İmam Hasan Askerî -a.s-) Peygamber sülalesi arasında yaratılış açısından, en dürüst ve mantık açısından onların en kuvvetlisi, evlatlarımın en aydınıdır. O, benim vasim olacaktır. İmamet ve ahkâmımızın silsilesi neticede gelip ona varır. O hâlde şimdiye kadar bana sorduğun her şeyi ona sor; muhtaç olduğun her şey onun yanındadır.&#8221;</em></strong><sup><strong>5</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Kemalu&#8217;d-Din, Şeyh Saduk, s. 381. İmam Kaim&#8217;in (a.s) isminin anılması hususunda ulema arasında fetva ihtilafı vardır. Şeyh Ensarî, Molla Muhammed Kâzım Horasanî ve Seyyid Muhammed Kâzım Yezdî gibi son dönem fakihleri ve büyük âlimlerden bazıları İmam&#8217;ın (a.s) adının anılmasını mekruh, Şeyh Tusî ve Şeyh Müfid gibi geçmiş dönem âlimlerden bazısı da mutlak haram bilmişlerdir. Hacı Nurî ve Muhakkik Damad gibi bazı âlimler de yalnızca alenî toplantılarda haram bilmişlerdir. Geniş bilgi için Necmu&#8217;s-Sakıb, s. 48&#8217;e bakınız.</li>



<li>Kemalu&#8217;d-Din, Şeyh Saduk, s. 383.</li>



<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 315.</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, s. 370.</li>



<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 318.</li>
</ol>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM HASAN ASKERİ ZAMANINDA ABBASI HÜKÜMETİ</h2>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) altı yıllık kısa imameti, üç Abbasi halifesi Mu&#8217;tezz, Muhtedi ve Mu&#8217;temid&#8217;in iktidar dönemlerine rastlar.</p>



<p>Mu&#8217;tezz, amcası oğlu Mustain&#8217;in yerine geçti ve İmam Hadi (a.s) Mu&#8217;tezz iktidarı döneminde şahadete ulaştı. Bir grup Alevî de yine bu zalim halifenin hilafeti döneminde zehirletilerek şehit oldu. Mu&#8217;tezz bir defasında kardeşi Mueyyed&#8217;i zindana attırdı ve ona kırk sopa vurdurdu. O da kendisini veliahtlıktan azledip kurtuldu. İkinci kez yine onu zindana attığında Türklerden bir gurubun onu kurtarmak istediğini öğrenince, öldürmelerini emretti. Muayyed&#8217;i zehirli bir yorgana sararak iki tarafını bağladılar ve ölünceye kadar öyle kaldı. Sonra cesette işkence eseri olmadığını, kendi eceliyle öldüğünü göstermek için, sarayın fakih ve kadılarını, cesedi görmeye davet ettiler!<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Mu&#8217;tezz&#8217;in hükümeti döneminde, Hicaz&#8217;da kıyam eden Alevilerden Cafer-i Tayyar ve Akil b. Ebu Talip soyundan gelen yetmişi aşkın kişiyi esir alarak Samarra&#8217;ya getirdiler.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) dostları bu halife zamanında baskı ve ıstırap içinde idiler. Bazıları İmam&#8217;a (a.s) mektup yazarak durumlarını şikâyet ettiler. İmam&#8217;da (a.s) cevap olarak: <strong><em>&#8220;Üç gün sonra kolaylık ve özgürlük gerçekleşecektir.&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup> buyurdu. İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi de oldu. Şahsi çıkarlarını Mu&#8217;tezz&#8217;de bulamayan Abbasî sarayındaki Türk orduları başkaldırdılar ve kendisini halifelikten azletmeye mecbur ettiler. Daha sonra onu bir mahzene kapattılar ve öylece orada öldü.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>Mu&#8217;tezz&#8217;den sonra Muhtedi hilafete geçti. Bu zalimin, münafıkça hareketleri vardı. Zahirde zahitlik gösterileri yapıyor ve ayyaşlıktan kaçınıyordu; şarkıcı ve dansöz kadınları kendisinden uzaklaştırmak, diğer kötü işleri yasaklamak ve mazlumların yardımına koşmak gibi göstermelik uygulamaları vardı. Ancak bir süre sonra İmam Hasan Askerî&#8217;yi (a.s) zindana attırdı ve hatta öldürtmeye karar verdi. Ama ecel ona bu fırsatı tanımadı ve Allah onu helâk etti. Muhtedi zamanında Alevîlerden bir grup kıyam etti; onlardan bazıları zindana düştü ve orada can verdi.</p>



<p>Ahmed b. Muhammed der ki:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Muhtedi, köle ve Arap olmayanları öldürmeğe başladığı zaman İmam Hasan Askerî&#8217;ye (a.s) şöyle yazdım: <em>&#8220;Onu bizlerden uzaklaştıran Allah&#8217;a hamdolsun. Onun, sizi tehdit ettiğini ve &#8216;Vallahi, Âl-i Muhammed&#8217;i yeryüzünden yok edeceğim!&#8217; dediğini duydum.&#8221;</em> İmam mübarek el yazısıyla cevaben buyurdu ki: <strong><em>&#8220;Ne kadar kısadır onun ömrü! Beş gün sonra zillet ve hakirlikle öldürülecektir.&#8221;</em></strong></p>



<p>Ve İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi oldu.<sup><strong>5</strong></sup> Muhtedi de Türk ordularının isyanıyla öldürüldü ve onun yerine Mu&#8217;temid geçti.<sup><strong>6</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>Mu&#8217;temid&#8217;in de, diğer geçmişleri gibi zulüm ve ayyaşlıktan başka bir işi yoktu. Ayyaşlık ve eğlencede o kadar ileri gitmişti ki, yavaş yavaş saltanat işlerine kardeşi Muvaffak musallat oldu ve bütün işleri ele geçirdi. Öyle ki, Mu&#8217;temid pratikte tamamen pasifti ve yalnızca isim olarak halifeydi.</p>



<p>Muvaffak&#8217;ın ölümünden sonra oğlu Mu&#8217;tazad amcasının yetkilerini vekâleten devraldı. Sonunda hicri 279&#8217;da Mu&#8217;temid öldü ve Mu&#8217;tazad resmen onun yerine geçti.<sup><strong>7</strong></sup></p>



<p>Mu&#8217;temid&#8217;in iktidarı döneminde, İmam Hasan Askeri (a.s) şehit edildi ve Alevilerden bir grup da öldürüldü. Onlardan bazılarını çok feci bir şekilde öldürüyorlar, hatta öldürdükten sonra cesetlerine müsle<sup><strong>8</strong></sup> yapıyorlardı.<strong><sup>9</sup></strong> Tarihçiler, Mu&#8217;temid döneminde yarım milyon civarında insanın öldürüldüğünden ve çok sayıdakinin de yaralandığından söz ederler.<strong><sup>10</sup></strong></p>



<p>Velhasıl halkın Ehlibeyt İmamları&#8217;na ilgisi ve onların zalim halifelerle uyuşmazlıkları, halife sultanların, imametin nuranî silsilesine hep kin beslemelerine ve onlara kötü davranmalarına sebep oluyordu. İmam Hasan Askerî de (a.s) aziz masum babaları gibi hükümetin devamlı eziyet ve denetimi ile karşı karşıyaydı.</p>



<p>İmam (a.s), Muhtedi&#8217;nin hükümeti döneminde bir kere Salih b. Vasıf&#8217;ın zindanına götürüldü. Salih b. Vasıf, emri altındakilerin en kötülerinden iki kişiyi İmam&#8217;a (a.s) eziyet etmeleri ve İmam&#8217;ı sıkı denetlemeleri için görevlendirdi. Ama onlar İmam&#8217;ın (a.s) ibadetlerinin etkisi altında kaldılar.<strong><sup>11</sup></strong></p>



<p>Bir keresinde de İmam&#8217;ı Nihrir&#8217;in zindanına götürdüler. O cellât huylu da İmam&#8217;a (a.s) eziyet ediyor ve azarlıyordu. Bir gün Nihrir&#8217;in karısı onu: <em>&#8220;Allah&#8217;tan kork! Sen evinde kimin olduğunu biliyor musun?&#8221;</em> diyerek azarladı ve İmam&#8217;ın ibadet ve yüceliğini beyan ederek: <em>&#8220;Ona yaptığın zulümlerden dolayı senin için korkuyorum.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Nihrir: <em>&#8220;Vallahi onu yırtıcı hayvanların önüne atacağım.&#8221;</em> dedi ve üst makamlardan izin aldıktan sonra İmam&#8217;ı parçalayacaklarından şüphesi olmaksızın İmam&#8217;ı (a.s) yırtıcı hayvanların önüne attı. Bir müddet sonra İmam&#8217;ın durumunu görmeye geldiğinde, onun namaz kıldığını ve etrafının yırtıcı hayvanlarla sarılı olduğunu, ancak ona hiç dokunmadıklarını gördü. Bunun üzerine İmam&#8217;ı evine götürmelerini emretti.<strong><sup>12</sup></strong></p>



<p>Mu&#8217;temid de hilafeti döneminde İmam Hasan Askerî&#8217;yi (a.s) ve kardeşi Cafer&#8217;i, Ali Cerin&#8217;in yanında hapsettirdi. Devamlı İmam&#8217;ın (a.s) durumunu haber alıyordu, ona İmam&#8217;ın gündüzleri oruç tutup geceleri ise namaz ve diğer ibadetlerle meşgul olduğunu rapor ediyorlardı.</p>



<p>Yine bir gün Ali Cerin&#8217;den İmam&#8217;ın (a.s) durumunu sordu. Öncekine benzer bir rapor alınca: <em>&#8220;Şimdi derhal onun yanına git ve selâmımı ona ulaştır ve seninle birlikte evine gitmesini söyle.&#8221;</em> diye emretti. Ali Cerin der ki:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Zindana gittim&#8230; İmam (a.s) elbisesini giyinmiş ve hareket etmeye hazırlanmıştı. Beni görünce, gitmek için kalktı. Emîr&#8217;in mesajını ulaştırdım. İmam (a.s) bir bineğe bindi, ama hareket etmedi. Neden durduğunu sordum. Buyurdu ki: <strong><em>&#8220;Cafer&#8217;in gelmesini bekliyorum.&#8221;</em></strong> <em>&#8220;Emîr sizin serbest bırakılmanızı emretti, Cafer hakkında bir şey söylemedi.&#8221;</em> dedim. <strong><em>&#8220;Emîr&#8217;in yanına git ve ona, bizim bir evden (aileden) dışarı çıktığımızı söyle. Eğer ben yalnız olarak gitsem ve Cafer yanımda olmazsa, Emîr&#8217;in kendisine gizli olmayan şeyler başına gelecektir!&#8221;</em></strong> buyurdu.<br> Ali Cerin, Halife&#8217;nin yanına gidip döndü ve dedi ki: <em>&#8220;Emîr diyor ki: Ben Cafer&#8217;i sizin hatırınız için serbest bırakıyorum. Ben onu size ve kendine ettiği hıyanetten dolayı zindana attırmıştım.&#8221;</em><br> Daha sonra Cafer&#8217;i serbest bıraktı ve o da İmam&#8217;la (a.s) birlikte evine geri döndü.<strong><sup>13</sup></strong></p>
</blockquote>



<p>Halifelerin hükümeti ve onların İmam&#8217;a (a.s) davranışları hakkında naklettiğimiz kısa ve öz bilgilerden, İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) çok zor ve müşkül bir dönemde yaşadığı, hükümetlerin İmam&#8217;ı (a.s) sıkı denetimde bulundurup defalarca zindana attırdıkları anlaşılmaktadır. Hatta zindanda olmadığı vakitlerde dahi İmam&#8217;ın evine gidiş gelişlerin kontrol edilişine, Şiîlerin ve İmam&#8217;ı seven herkesin onunla rahatça irtibat kuramamasına ve bazı Şiîlerin Alevîlere yardım için İmam&#8217;ın (a.s) evine doğru yola koyulmalarına tarih şahittir. Keşfu&#8217;l-Gumme&#8217;de şöyle okumaktayız:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>İmam Hasan Askerî (a.s) zamanında Alevîlerden birisi bir geçim yolu bulmak için Samarra&#8217;dan Cebel şehirlerine<strong><sup>14 </sup></strong>doğru hareket ediyordu. Yolda Helevan (Pol-i Zehab) ahalisinden, İmam&#8217;ı (a.s) sevenlerden birisi ile karşılaştı. O kişi, Alevî şahsa şöyle sordu:<br> &#8211; <em>Nereden geliyorsun?</em><br> &#8211; <em>Samarra&#8217;dan.</em><br> &#8211; <em>Acaba falan mahalle ve falan sokağı tanıyor musun?</em><br> &#8211; <em>Evet.</em><br> &#8211; <em>Hasan b. Ali&#8217;den haberin var mı?</em><br> &#8211; <em>Hayır.</em><br> &#8211; <em>Niçin Cebel&#8217;e geldin?</em><br> &#8211; <em>Geçimimi sağlamak için.</em><br> &#8211; <em>Benim elli dinarım var, onu al, benimle Samarra&#8217;ya gel ve beni Hasan b. Ali&#8217;nin (a.s) evine götür.</em><br> Alevî kabul etti ve onu İmam&#8217;ın (a.s) evine götürdü.<strong><sup>15</sup></strong></p>
</blockquote>



<p>Bu hadiseden, İmam&#8217;ın (a.s) hapis dışındaki durumunu, hükümet kontrolünün ne derece olduğunu ve çok sıkı bir denetim altında tutulduğunu anlamak mümkündür. Hatta halkın rahatlıkla İmam&#8217;la görüşemediği müşahede edilmektedir. Ancak çok ihtiyatlı ve tedbirli davranarak İmam&#8217;ın huzuruna çıkabiliyorlar ve görüşebiliyorlardı. Alevîlerin ve yakın akrabalarının durumu da bundan farksızdı; onlar dahi İmam&#8217;la (a.s) fazla temas kuramıyorlardı.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s. 252.</li>



<li>Murucu&#8217;z-Zeheb, c. 4, s. 91.</li>



<li>Biharu&#8217;l-Envar, c. 50, s. 251.</li>



<li>Murucu&#8217;z-Zeheb, c. 4, s. 91-95; Tetimmetu&#8217;l-Muntaha, s. 254.</li>



<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 324.</li>



<li>Tetimmetu&#8217;l-Muntaha, s. 254-258.</li>



<li>Tetimmetu&#8217;l-Muntaha, s. 268; Murucu&#8217;z-Zeheb, c. 4, s. 140-142.</li>



<li>Müsle yapmak; ölünün el, ayak, kulak ve burun gibi azalarını kesmek.</li>



<li>Mekatilu&#8217;t-Talibiyyin, s. 685-690.</li>



<li>Murucu&#8217;z-Zeheb, c. 2, s. 120.</li>



<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 324; Mehcu&#8217;d-De&#8217;vat, Seyyid İbn Tavus, s. 274; Biharu&#8217;l-Envar, c. 50, s. 330.</li>



<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 324-325.</li>



<li>Mehcu&#8217;d-De&#8217;vat, Seyyid b. Tavus, s. 275.</li>



<li>İran&#8217;ın batısında Hemedan ve Kazvin&#8217;e kadar uzanan dağlık bölge.</li>



<li>Keşfu&#8217;l-Gumme, c.3,s307</li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM&#8217;IN ŞAHSİYETİ VE AHLÂKÎ ÖZELLİKLERİ</h2>



<h3 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) Azamet ve Fazileti</h3>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) ahlâkî faziletleri ve manevî kemalleri, sadece dostlarının değil, düşmanlarının da onun azamet ve yüceliğini itiraf etmelerine sebep olmuştu. Hasan b. Muhammed el-Eş&#8217;arî, Muhammed b. Yahya ve diğerleri şöyle rivayet etmişlerdir:</p>



<p>Ahmed b. Abdullah b. Hakan, Kum kentinin arazi ve haraç (vergi) işleri sorumlusu idi. Bir gün onun meclisinde Alevîler ve onların inançları söz konusu oldu. Kendisi de Ehlibeyt&#8217;in yolundan sapmış inatçı Nasibîlerden<sup><strong>1</strong></sup> olan Ahmet sözlerinin arasında şöyle dedi:</p>



<p><em>&#8220;Ben Samarra&#8217;da Alevîlerden kendi ailesi ve Haşimoğulları arasında, Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali er-Rıza (İmam Hasan Askerî -a.s-) gibi iyi tavırlı, vakarlı, iffetli, asaletli, fazilet ve azametli birisini görmüş veya tanımış değilim. Ailesi onu kendi yaşlı ve saygınlarından önde tutuyorlardı. Ordu komutanları, vezirler ve halk arasında da durum böyle idi.</em></p>



<p><em>Bir gün babamın<strong><sup>2</sup></strong> yanındaydım. Kapıcılar Ebu Muhammed b. Rıza (İmam Hasan Askerî&#8217;nin -a.s-) geldiğini bildir-diler. Babam yüksek sesle: &#8216;İçeriye buyur edin!&#8217; dedi. Ben kapıcıların babamın yanında İmam&#8217;ı künyesi ile anmalarına hayret ettim. Çünkü babamın yanında, Halife veya Halife&#8217;nin yerine gelecek olan kimsenin ya da Halife&#8217;nin, künyesi<sup><strong>3</strong></sup> ile anılmasını emrettiği kimsenin dışında başkasını künyesi ile anmazlardı.</em></p>



<p><em>Bir müddet sonra buğday renkli, güzel vücutlu, güzel yüzlü, uzunca boylu, genç, heybetli ve azametli birisi içeriye girdi. Babam onu görünce, ayağa kalktı ve onu karşılamak için birkaç adım ilerledi. Ben, babamın Haşimoğulları veya ordu komutanlarından birine böyle davrandığını hatırlamıyorum. Babam kolunu onun boynuna atarak yüzünü ve omzunu öptü ve elinden tutarak her zaman namaz kıldığı yere oturttu. Kendisi de onun yanında ona karşı oturdu ve sohbet etmeye başladı. Babam konuşurken ona karşı: &#8216;Size feda olayım!&#8217; tabirini kullanıyordu.</em></p>



<p><em>Ben, bütün bu gördüklerimden dolayı hayretler içindeydim. O sırada kapıcılardan birisi ansızın gelerek: &#8216;Muvaffak geldi.&#8217; dedi. Genellikle Halife Muvaffak geleceği zaman, ondan önce kapıcılar ve ordunun hususi komutanları gelir ve Muvaffak gelip gidinceye kadar evin kapısından babamın meclisine kadar iki sıra hâlinde dururlardı.</em></p>



<p><em>Babam devamlı Ebu Muhammed&#8217;e ilgi gösteriyor ve onunla sohbet ediyordu. Gözleri Muvaffak&#8217;ın hususi kölelerine ilişince, İmam&#8217;a (a.s): &#8216;Size feda olayım, isterseniz gidiniz.&#8217; dedi ve Muvaffak&#8217;ın onu görmemesi için İmam&#8217;ın iki sıranın ardından götürülmesini istedi. İmam ayağa kalktı, peşinden babam da kalkıp İmam&#8217;la kucaklaştı. Sonra İmam gitti.</em></p>



<p><em>Ben babamın kapıcılarına ve kölelerine: &#8216;Babamın yanında künyesi ile andığınız ve babamın böyle davrandığı kişi kimdi?&#8217; diye hayretle sordum. &#8216;O, Alevîlerden Hasan b. Ali diye çağrılan ve İbnu&#8217;r-Rıza<sup><strong>4</strong></sup> diye bilinen bir zattır.&#8217; dediler. Hayretim daha da arttı.</em></p>



<p><em>O gün akşama kadar merak ve endişe içinde kaldım. Babam akşam namazından sonra oturup Halife&#8217;ye bildirmesi gereken raporları ve işleri incelemeyi âdet edinmişti. Babam namazı kılıp oturdu, ben de yanına gidip oturdum. Yanında hiç kimse yoktu. Babam şöyle sordu:</em><br> &#8211; <em>Ahmed, bir işin mi var?</em><br> &#8211; <em>Evet baba, izin verirseniz söyleyeyim!</em><br> &#8211; <em>Söyle.</em><br> &#8211; <em>Baba, sabahleyin o kadar saygı gösterdiğin ve &#8216;Sana feda olayım!&#8217; diyerek hitap ettiğin; kendini, ananı ve babanı feda ettiğin o adam kimdi?</em><br> &#8211; <em>Oğlum! O, Rafizîlerin<strong><sup>5</sup></strong> İmam&#8217;ı, İbnu&#8217;r-Rıza diye meşhur Hasan b. Ali&#8217;ydi.</em></p>



<p><em>Sonra bir an sustu, ben de sustum. Daha sonra dedi ki:</em><br>
&#8211; <em>Oğlum, hilafet eğer Abbasîlerin elinden çıkacak olursa, Haşimoğulları&#8217;ndan ondan başka hiç kimse bu makama lâyık değildir. Bu da onun fazileti, iffeti, zahitliği, ibadeti, iyi ahlâk ve üstünlüğü sebebiyledir. Eğer onun babasını görmüş olsaydın, ne kadar faziletli ve değerli olduğunu anlardın!</em></p>



<p><em>Duyduğum sözlerle korku ve düşüncem arttı; babama olan öfkem daha da çoğaldı. Artık İmam&#8217;ın hakkında sorup soruşturmak ve bu çevrede araştırma yapmaktan başka mühim bir işim olmayacaktı. Onu Haşimoğulları, ordu komutanları, kâtipler, kadılar, fakihler ve sorduğum herkesin yanında, büyüklük, kıymet ve yüceliğin nihayetinde buldum. Herkes onu iyi olarak anıyor ve kendi aile ve büyüklerinden üstün biliyordu.</em></p>



<p><em>Böylece İmam&#8217;ın (a.s) ne kadar yüce bir insan olduğunu anlamıştım. Çünkü hem dost ve hem düşmanları arasında onun hakkında iyilik ve hürmetten başka bir ifade kullananı görmedim.&#8221;</em><sup><strong>6</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Nasibî: Masum İmamlar&#8217;la (a.s) düşmanlık ve muhalefet eden kimseye denir.</li>



<li>Ahmed&#8217;in babası Ubeydullah b. Hakan; Abbasî Hükümeti&#8217;nin Samarra&#8217;daki önemli şahsiyetlerindendir</li>



<li>Araplar arasında şahıslara saygıdan dolayı künyesi ile anmak adettir. Şahsı yalın ismiyle çağırmak saygısızlık addedilirdi.</li>



<li>İmam Rıza&#8217;dan (a.s) sonra o günkü toplumda ve Abbasî hükümeti sarayında sonraki İmamlara, yani İmam Cevad, İmam Hâdi ve İmam Hasan Askerî&#8217;ye (a.s), İmam Rıza&#8217;ya (a.s) mensup olduklarından saygı için İbnu&#8217;r-Rıza diye hitap ederlerdi.</li>



<li>Peygamber (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;ne düşman olanlar, Şiîlere Rafizî derlerdi.</li>



<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 318.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) Zühdü</h3>



<p>Birtakım meseleleri sormak için İmam&#8217;ın (a.s) huzuruna giden Kâmil Medenî der ki:</p>



<p>İmam&#8217;ın huzuruna vardığımda, üzerinde beyaz ve yumuşak bir elbise olduğunu gördüm. İçimden: <em>&#8220;Allah&#8217;ın velisi yumuşak ve güzel elbiseler giyiniyor ve bize kardeşlerimiz ile yardımlaşmayı emredip böyle elbiseler giymememizi öğütlüyor, bu ne biçim iştir?&#8221;</em> dedim.</p>



<p>İmam içimden geçenleri okumuşçasına tebessüm ederek elbisesinin kollarını sıvadı. Yumuşak elbisesinin altında siyah ve kaba bir iç çamaşırı giymiş olduğunu gördüm. Sonra şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Kâmil! Bu (kaba ve siyah elbise) Allah için, bu ise (yumuşak elbise) sizin içindir.&#8221;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Biharu&#8217;l-Envar, c.50 s.253</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İki Muhtaç</h3>



<p>Muhammed b. Ali b. İbrahim b. Musa b. Cafer (a.s) şöyle der:</p>



<p>Bir ara pek fakir düşmüştük. Babam: <em>&#8220;Cömert ve bağışlayıcı lakabıyla meşhur olan bu kişinin (İmam Hasan Askerî&#8217;nin -a.s-) yanına gidelim.&#8221;</em> dedi. Ben: <em>&#8220;Onu tanıyor musun?&#8221;</em> diye sordum. Babam: <em>&#8220;Hayır, onu görmüş değilim.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Birlikte yola koyulduk. Yolda babam dedi ki: <em>&#8220;Emretse de 200 dirhem elbise için, 200 dirhem borçlarım için ve 100 dirhem de diğer masraflar için ihtiyaç duyduğumuz 500 dirhemi verseler keşke!&#8221;</em></p>



<p>Ben de kendi kendime: <em>&#8220;Keşke bana da 100 dirhemi binek almam, 100 dirhemi masraflarım ve 100 dirhemi de elbise için toplam 300 dirhem verse de Cebel&#8217;e<sup><strong>1</strong></sup>gitsem.&#8221;</em> dedim.</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) evine vardığımızda, hizmetçisi dışarı çıkarak: <em>&#8220;Ali b. İbrahim ve oğlu Muhammed içeri girsinler.&#8221;</em> dedi. Biz içeri girip selâm verdik. İmam babama: <strong><em>&#8220;Ey Ali! Ne oldu ki, şimdiye kadar yanımıza gelmedin?&#8221;</em></strong> buyurdu. Babam cevap verdi: <em>&#8220;Bu hâlimle sizinle görüşmeye utanıyordum efendim.&#8221;</em> Dışarı çıktığımız zaman İmam&#8217;ın kölesi yanımıza geldi ve babama bir kese para vererek dedi ki: <em>&#8220;Bu 500 dirhemdir; 200 dirhem elbise için, 200 dirhem borçlarını ödemen için ve 100 dirhem de diğer masrafların için.&#8221;</em> Bir kese de bana vererek dedi ki: <em>&#8220;Bu 300 dirhemin 100 dirhemi binek satın alman için, 100 dirhemi elbise için ve 100 dirhemi de diğer masrafların için! Cebel&#8217;e gitme, Sevra&#8217;ya<sup><strong>2</strong></sup> git&#8230;&#8221;</em><strong><sup>3</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İran&#8217;da Hamedan&#8217;dan Kazvin&#8217;e kadar uzanan dağlık bölge.</li>



<li>Irak&#8217;ta bir yerin adı. </li>



<li>Usul-i Kafi, Ahundi baskısı c.1 s.506</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) İbadeti</h3>



<p>İmam Hasan Askerî (a.s) değerli babaları gibi, Allah&#8217;a ibadete pek düşkün ve bu konuda tam bir örnek idi. Namaz vakti geldiğinde, hemen işini bırakır ve namaza başlardı.</p>



<p>Ebu Haşim Caferî der ki:</p>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) huzuruna girdim. İmam (a.s) bir şeyler yazıyordu, namaz vakti gelince yazıyı bir kenara bırakıp namaz için kalktı.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) ibadetinin keyfiyet ve niceliği, başkalarını Allah&#8217;ı anmaya sevk ediyordu ve bazen haktan sapmışları değiştiriyor, yola getiriyordu. İmam (a.s), Salih b. Vasıf&#8217;ın zindanında olduğu zaman, Abbasîlerden bazıları zindancıdan İmam&#8217;a (a.s) sert davranmasını istediler; o da memurlarının en kötülerinden iki kişiyi bu iş için görevlendirdi. Ama o iki kişi İmam&#8217;la görüştükten sonra tamamen değiştiler ve bambaşka birileri oldular. İbadet ve namazda yüce derecelere ulaştılar.</p>



<p>Zindancı o ikisini çağırdı ve dedi ki: <em>&#8220;Yazıklar olsun size! Bu kişi hakkında yaptığınız nedir?&#8221;</em> Onlar: <em>&#8220;Biz, gündüzleri oruç tutan, geceleri ibadetle meşgul olan, ibadetten başka şeyle meşgul olmayan ve bakışları, vücudumuzun titremesine ve kontrolümüzü kaybetmemize sebep olan kimse hakkında ne söyleyelim!?&#8221;</em><sup><strong>2</strong></sup> diye karşılık verdiler.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Biharu&#8217;l-Envar, c.50 s.304</li>



<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s.324</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Müslümanları Hakikate İletmesi</h3>



<p>İbn Sabbağ el-Malikî gibi Ehlisünnet âlimlerinden bazıları Ebu Haşim Caferî&#8217;den naklen şöyle rivayet ederler:</p>



<p>Samarra&#8217;da şiddetli bir kıtlık başladı. Zamanın halifesi Mu&#8217;temid halka istiska (yağmur isteme) namazı kılmalarını emretti. Halk üç gün peş peşe namaz için, namaz kılınacak yere gittiler ve ellerini duaya kaldırdılar; ama yağmur yağmadı. Dördüncü gün Hıristiyan piskoposlarının lideri Patrik, Hıristiyanlar ve rahiplerle birlikte çöle gitti. Bu rahiplerden birisi ellerini göğe kaldırır kaldırmaz bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı. Ertesi gün Patrik yine aynı işi tekrarladı. O gün o kadar yağmur yağdı ki artık millet yağmurun durmasını istedi.</p>



<p>Bu durum Müslümanların çoğunda hayret, İslâm&#8217;a karşı şüphe ve Hıristiyanlığa temayüle yol açtı. Bu, Halife için utanılacak bir durumdu. Halife, birini İmam Hasan Askerî&#8217;yi (a.s) çağırmak üzere gönderdi. İmam&#8217;ı zindandan çıkarıp getirdiler. Halife&#8217;yle İmam arasında şu konuşma geçti:</p>



<p>&#8211; <em>Haktan sapmış ceddinin ümmetini kurtar!</em><br>
&#8211; <strong><em>Patrik ve rahiplerden yarın salı günü yine çöle gitmelerini iste!</em></strong><br>
&#8211; <em>Halk yağmur istemiyor. Çünkü yeteri kadar yağmur yağdı; bu durumda çöle gitmenin ne faydası olabilir ki?</em><br>
&#8211; <strong><em>İnşallah, şüpheler ortadan kalkacaktır!</em></strong></p>



<p>Halife&#8217;nin emriyle Patrik ve rahipler salı günü çöle gittiler. İmam Hasan Askerî de (a.s) halkın oluşturduğu büyük bir toplulukla birlikte çöle gitti.</p>



<p>Hıristiyanlar ve rahipler yağmur istemek için ellerini gökyüzüne kaldırdılar, gökyüzü bulutlandı ve yağmur yağdı. O sırada İmam (a.s) bir rahibi göstererek onun ellerini tutmalarını ve parmaklarının arasında sakladığı şeyi çıkarmalarını emretti. Onu yakaladılar ve parmaklarının arasında siyah bir insan kemiği buldular.</p>



<p>İmam (a.s) kemiği alarak bir bez parçasına sardı ve rahibe: <strong><em>&#8220;Şimdi yağmur iste.&#8221;</em></strong> buyurdu. Rahip yine ellerini gökyüzüne kaldırıp yağmur istedi; ama yağmur yağmadı. Tersine bulutlar çekildi ve güneş göründü.</p>



<p>Herkes bu işe pek şaşırmıştı. Halife, İmam&#8217;a (a.s): <em>&#8220;Bu ne kemiğidir?&#8221;</em> diye sordu.</p>



<p>İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Bu bazı peygamberlerin kabirlerinden alınan bir kemiktir. Bir peygamberin kemiği göründüğü zaman yağmur yağıverir.&#8221;</em></strong> diye cevap verdi.</p>



<p>Oradakiler İmam&#8217;ı (a.s) methettiler ve bunu denedikleri zaman, meselenin gerçekten İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi olduğunu gördüler.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İhkaku&#8217;l-Hak, c.12 s.464. Bu hadisi, Ehlisünnet&#8217;in büyük âlimlerden altı kişi daha nakletmiştir.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Iraklı Filozofun İrşadı</h3>



<p>Iraklı materyalist bir filozof olan İshak Kindî bir kitap yazmaya koyuldu ve zannınca Kur&#8217;ân&#8217;da tenakuz olduğunu ispatlamaya çalıştı. Bu gayeyle toplumdan uzaklaşıp bir kenara çekilerek evinde tek başına bu iş ile meşgul oldu.</p>



<p>Öğrencilerinden birisi bir gün İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) huzuruna gitmişti. İmam ona şöyle dedi: <strong><em>&#8220;Aranızda üstadınızı giriştiği bu beyhude çabadan vazgeçirtebilecek akıllı birisi yok mu?&#8221;</em></strong> O da: <em>&#8220;Biz onun öğrencileriyiz, bu veya diğer işlerde ona nasıl itiraz edebiliriz?!&#8221;</em> dedi. İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Sana söyleyeceğim şeyi ona ulaştıracak mısın?&#8221;</em></strong> buyurdu. Olumlu yanıt alınca, şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Onun yanına git ve onunla dostluk kur, arkadaşlık et ve ona, yapmak istediği bütün işlerde yardım et. Sonra da: &#8216;Bir sorum var, sorabilir miyim?&#8217; de. O soru sormana izin verecek. O zaman de ki: &#8216;Bizzat Kur&#8217;ân&#8217;ı söyleyen senin yanına gelse, acaba sözünden maksadının senin zannettiğin manadan başka bir mana olduğuna ihtimal verir misin?!&#8217; O zaman sana: &#8216;Olabilir.&#8217; diye cevap verecektir. Çünkü eğer Kindî bir konuya dikkatini verirse, onu anlar. Olumlu cevap verdiği zaman de ki: &#8216;Kur&#8217;ân&#8217;ın maksadının senin söylediğin şey olduğuna nasıl yakin ettin?! Kur&#8217;ân&#8217;ı söyleyen belki de senin ulaştığından başka bir şeyi kastetmiş olabilir ve sen kelime ve deyimleri onun kastı dışındaki bir şeyde kullanıyor olabilirsin!'&#8221;</em></strong></p>



<p>Adam, İshak Kindî&#8217;nin yanına gitti ve İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi ona şefkat gösterdi ve sonunda soruyu sordu. Kindî soruyu tekrarlamasını istedi. (Soruyu tekrarlayınca,) düşünceye daldı ve neticede onu lügat ve mantık açısından olumlu buldu.</p>



<p>Kindî, öğrencisini yemine vererek: <em>&#8220;Bu soruyu sormak nereden aklına geldi?&#8221;</em> diye sordu. O da: <em>&#8220;Öylesine aklıma geldi, sordum.&#8221;</em> dedi. Kindî: <em>&#8220;Sen ve senin gibilerin aklına böyle bir sorunun gelmesi mümkün değil!&#8221;</em> diye karşı çıktı ve <em>&#8220;Söyle bu soruyu nereden getirdin?&#8221;</em> diye üsteledi.</p>



<p>Öğrenci: <em>&#8220;Ebu Muhammed (İmam Hasan Askerî -a.s-) bana böyle emretti.&#8221;</em> dedi. Kindî: <em>&#8220;Şimdi doğruyu söyledin, böyle bir sorunun o sülaleden başkasından olması mümkün değil.&#8221;</em> dedi ve yazdığı şeyleri ateşe atarak yaktı.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Menakib, İbn Şehraşub, c. 3, s. 525.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">BİRKAÇ SORUYA CEVAP</h3>



<h4 class="wp-block-heading">1. Soru ve Cevabı</h4>



<p>Ebu Haşim Caferî der ki:</p>



<p>Bir kişi İmam&#8217;a (a.s): <em>&#8220;Niye yoksul kadın mirastan bir hisse ve erkek ise iki hisse almakta?&#8221;</em> diye sordu. İmam buyurdu ki:</p>



<p><strong><em>&#8220;Çünkü kadın cihat etme ve masrafları karşılamakla sorumlu değil ve yine yanlışlıkla öldürülen birinin kan parasını ödemek erkek için gerekli olduğu hâlde, kadın için bir şey yoktur.&#8221;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Ben içimden: <em>&#8220;Bu soruyu İbn Ebi&#8217;l-Avca&#8217;nın da İmam Sadık&#8217;a (a.s) sorduğunu ve aynı cevabı aldığını duymuştum.&#8221;</em> diye geçirdim. Bu sırada İmam Hasan Askerî (a.s) bana dönerek şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Evet, bu İbn Ebi&#8217;l-Avca&#8217;nın sorusudur ve soru bir olunca, bizim cevabımız da birdir. Önceki İmam&#8217;ın karşılaştığı şeyle sonraki İmam da (a.s) karşılaşır. Bizim birincimiz ve sonuncumuz ilim ve makamda eşittir. Allah Resulü ve Ali&#8217;nin, salât ve selâm üzerlerine olsun, fazilet ve imtiyazları ise sabittir.&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup></p>



<h4 class="wp-block-heading">2. Soru ve Cevabı</h4>



<p>Hasan b. Zarif, İmam Hasan Askerî&#8217;ye (a.s) şöyle yazdı: <em>&#8220;Allah Resulü&#8217;nün (s.a.a) Hz. Ali (a.s) hakkında buyurduğu: &#8216;Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlasıdır.&#8217; buyruğunun manası nedir?&#8221;</em> İmam, bu soruya verdiği cevapta şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Resulullah&#8217;ın maksadı, ümmetin ihtilaf ve tefrikayı düştüğü zamanlarda Allah&#8217;ın hizbi (ve hak izleyicileri) tanınsın diye Ali&#8217;yi imamete atamaktı.&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup></p>



<h4 class="wp-block-heading">3. Soru ve Cevabı</h4>



<p>Herevî der ki: Esbat&#8217;ın oğullarından birisi bana şöyle dedi:</p>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;ye (a.s) bir mektup yazdım ve dostları arasındaki ihtilafı bildirdim. İhtilafları gidermesi için ondan bir delil (keramet/mucize) göstermesini istedim. Yine, Fars bölgesine yolculuğa çıkma niyetinde olduğumu da yazdım. İmam cevabımda şöyle yazdı:</p>



<p><strong><em>&#8220;Doğrusu aziz ve yüce Allah, akıllı kimse ile beraberdir; hiç kimse peygamberlerin sonuncusu ve gönderilmiş elçilerin efendisi Peygamber&#8217;in (s.a.a) getirdiği mucize ve alametlerden daha fazlasını gösteremez. Böyle iken yine de kavmi ona: &#8216;Sihirbaz ve yalancıdır.&#8217; dediler; o ise hidayet edilebilecekleri hidayet etti. Yalnız şu var ki, mucize halkın çoğunun susmasına ve sakinleşmesine sebeptir ve bu da, Allah Teala bize izin verdiği zaman konuştuğumuz ve konuşmamızı engellediğinde de sustuğumuz içindir.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Eğer Allah hakkın aşikâr olmasını istemeseydi, peygamberleri müjde vermeye ve korkutmaya teşvik etmezdi. Allah&#8217;ın elçileri zayıf ve kudretli zamanlarında hakkı aşikâr ettiler ve bazen de Allah emrini tamamlaması ve hükmünü tasdik etmesi için konuştular.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Halk ise birkaç kısımdır: Bir grubu aydın ve sıratta kurtuluşa erişmiş, hakka ulaşmış, İslâm&#8217;ın usul ve füruuna bağlıdır. Bunlar, iki taraflı ve şüpheci değillerdir; başka bir sığınak da aramazlar.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;İkinci grup, hakkı ehlinden almazlar. Bu grup denizde yolculuğa çıkan, deniz dalgalandığı zaman telaşa kapılan ve sakinleştiği zaman da sakinleşen kişilere benzer.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Üçüncü gruba ise şeytan musallat olmuştur. Çekememezlik yüzünden hak ile muhalefet etmeye ve batıl vasıtasıyla hakkı yok etmek için çalışmaya başlamışlardır. (Doğru yoldan uzaklaşıp) sağa, sola gidenleri bırak; çoban istediği zaman sürüyü çok az bir çaba ile toplayacaktır.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Dostlarımızın ihtilaflarından bahsettin. Azamet ve yücelik yeterli delil olsa, şüphesiz hüküm ve hilafet mevkiinde olan, (yani Masum İmam) karar alıp emretmeye daha liyakatlidir. Sen emrin altındakilere iyi davran, esrarımızı açıklamaktan ve mevki, makamı arzulamaktan çekin ki, bu ikisi insanı helâke sürükler.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Yine Fars tarafına yolculuk etmek istediğini bildirdin. İnşallah sağlık ve emniyetle Mısır&#8217;a girersin. Dostlarımızdan güvenilir kimselere selâmımı ulaştır ve onlara ilâhî takvayı, sakınmayı ve emanetleri eda etmeyi emret. Onlara, bizim sırlarımızı açıklayanların bizimle savaşmakta olduklarını bildir.&#8221;</em></strong></p>



<p>[İsbat&#8217;ın oğlu] der ki: Ben: <em>&#8220;İnşallah sağlık ve emniyetle Mısır&#8217;a girersin.&#8221;</em> cümlesini okuduğum zaman ne anlama geldiğini anlayamadım. Bağdat&#8217;a geldim. Fars&#8217;a gitmek istiyordum; ama bu istek gerçekleşmedi. Ben de Mısır&#8217;a gittim. O zaman İmam&#8217;ın (a.s) niye: <em>&#8220;Mısır&#8217;a girersin.&#8221;</em> buyurduğunu anlamış oldum.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<h4 class="wp-block-heading">4. Soru ve Cevabı</h4>



<p>Muhammed b. Hasan b. Meymun der ki:</p>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;ye (a.s) bir mektup yazarak fakirlik ve yoksulluktan şikâyet ettim, sonra da kendi kendime: <em>&#8220;İmam Sadık (a.s): &#8216;Bizim ile fakirlik, bizden başkasıyla tokluktan hayırlıdır ve bizim ile öldürülmek, bizim düşmanlarımız ile yaşamaktan daha iyidir!&#8217; buyurmamış mıdır?&#8221;</em> dedim.</p>



<p>İmam (a.s) bu mektubun cevabında şöyle yazdı:</p>



<p><strong><em>&#8220;Bizim dost ve sevdiklerimizin günahları çoğaldığı zaman, aziz ve yüce Allah onları fakirlik ve yokluk vasıtasıyla noksanlık ve günahtan kurtarır. Aynı zamanda günahlarından çoğunu affeder ve bağışlar. Kendi kendine de söylediğin gibi bizimle fakirlik, düşmanlarımız ile zengin olmaktan iyidir ve biz, sığınanlara sığınağız, bizden basiret arayanlara nuruz ve bize sarılanlara bekçiyiz. Bizi seven, yüksek kalede (Allah&#8217;a yakınlık) bizim iledir ve bizden sapan ateşe gidecektir.&#8221;</em></strong><sup><strong>5</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Hata ile öldürülen kimsenin kan parasını katilin âkile akrabaları ödemelidirler. Akile; katilin kardeşlerine, amcalarına, kardeş oğullarına, amcaoğullarına, babası ve çocuklarına denir.</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, Necef baskısı, s. 374.</li>



<li>Keşfu&#8217;l-Gumme, Tebriz baskısı, c. 3, s. 303.</li>



<li>Keşfu&#8217;l-Gumme, Tebriz baskısı, c. 3, s. 293-294.</li>



<li>Keşfu&#8217;l-Gumme, Tebriz baskısı, c. 3, s. 300.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İMAM&#8217;IN KUM&#8217;DAKİ BÜYÜK ŞİA ÂLİMLERİNDEN BİRİNE YAZDIĞI MEKTUP</h3>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) ashabıyla yazışmalarının örneklerinden biri, Şia büyüklerinden olan Ali b. Hüseyin b. Babeveyh el-Kummî&#8217;ye yazmış olduğu mektuptur. Mektubun metni şöyledir:</p>



<p><strong><em>&#8220;Rahman ve rahim olan Allah&#8217;ın adıyla. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah&#8217;a mahsustur. İyilik, takvalılar için; cennet, muvahhitler için ve ateş, kâfirler içindir. Düşmanlık yalnızca zalimler için olup onlardan başkası için değildir ve yaratanların en iyisi olan Allah&#8217;tan başka ilah yoktur. Allah&#8217;ın salât ve selâmı mahlûklarının en hayırlısı Muhammed&#8217;e ve onun pak sülalesine olsun.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;a hamd ve senadan sonra&#8230; Ey büyük ve güvenilir zat ve izleyicilerimizin fakihi Ebu&#8217;l-Hasan Ali b. Hüseyin Kummî! Allah seni kendisinin razı olduğu şeyde muvaffak etsin ve soyundan iyi evlatlar ihsan etsin! Sana, Allah huzurunda takvalı olmayı, namaz kılıp zekât vermeyi tavsiye ediyorum. (Zira zekât vermeyen kimsenin namazı kabul edilmez.) Sana halkın hatasını affetmeni, öfkeni içine gömmeni, akrabalarına iyilik etmeni ve kardeşlerin arasında beraberliği sağlamanı; iyi ve kötü günlerinde onların ihtiyaçlarını gidermek için çalışmanı, şahısların akılsızlıkları ve cahillikleri karşısında sabırlı olmanı, dinde engin ve derin bakışlı olmanı, işlerinde sebat göstermeni, Kur&#8217;ân ile aşina olmanı, iyi ahlâk sahibi olup iyiliği emredip kötülükten nehyetmeni tavsiye ederim. Yüce Allah: &#8216;Onların toplanıp gizlice konuşmalarının çoğunda fayda yoktur; ancak kim sadakayı, iyiliği ve insanların arasını bulmayı emrederse onun sözünde hayır vardır.&#8217; buyurmaktadır.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Kötülük ve çirkinliklerin tümünden kaçın! Gece (teheccüt) namazını kıl! Doğrusu Resul-i Ekrem (s.a.a) Ali&#8217;ye (a.s) bunu önemle tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur: &#8216;Ey Ali! Gece namazı kıl, gece namazı kıl, gece namazı kıl! Gece namazını hafife alan bizden değildir (bizim sünnetimize uymamıştır).'&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Öyleyse sana tavsiye ettiğim şeyleri yerine getir ve yapmanı emrettiğim şeyi, Şiîlerin de yapmalarını emret! Sabırlı ve tahammüllü olup zuhuru bekle! Doğrusu Resul-i Ekrem buyurmuştur ki: &#8216;Ümmetimin amellerinin en hayırlısı zuhuru beklemektir.&#8217; Bizim Şiîlerimiz, oğlum (İmam Mehdi -a.s-) zuhur edinceye kadar daima kederli ve hüzünlü olacaklar; ama o zuhur edince, zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra yeryüzünü adaletle dolduracaktır.&#8221;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p><strong><em>&#8220;Ey kendisine itimat ettiğim yüce kişi Ebu&#8217;l-Hasan! Sabret ve Şiamıza sabretmesini emret! Doğrusu kullarını mirasçı kıldığı yeryüzü, Allah&#8217;ındır ve sonunda iyilik sakınanlar içindir. O&#8217;nun selâmı, rahmeti ve bereketleri senin ve bütün Şiîlerimizin üzerine olsun! Ve &#8216;Allah bize yeter, ne güzel vekil, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır!'&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İlâhî ahkâma bağlı takvalı bir Müslüman, fasit bir çevrede, zalimler karşısında, zorluk ve güçlüklere tutulur ve zor şartlar altında daima dinini korumaya çalışır. Bunun için tahammül etmek gerekir ve İmam&#8217;ın (a.s) zuhuru hususunda umutlu olmak lazım gelir. Ama güçsüzlük ve ümitsizlik galip gelirse, kişi doğru yoldan sapar.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed baskısı, s. 161.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">KERAMETLERİ VE GAYB ÂLEMİ İLE İRTİBATI</h3>



<p>İmam Hasan Askerî de (a.s) değerli babaları gibi Allah Teala, melekler ve gayb âlemi ile özel bir irtibatta olup dünyevî ilimlerin ötesine ve imametin şanlarından olan velâyete sahip idi. Ulemanın kitap ve rivayetlerinde onun keramet ve gaybden verdiği haberlere dair birçok rivayet zikredilmiştir.</p>



<p>Onlardan da birkaç numune nakletmekle yetiniyoruz:</p>



<h4 class="wp-block-heading">1. Keramet</h4>



<p>Ebu Haşim Caferî der ki:</p>



<p>Bir gün Ebu Muhammed (İmam Hasan Askerî&#8217;nin -a.s-) huzuruna gittim, ondan bir parça gümüş alarak yüzük yapıp teberrüken kullanmak istedim. Fakat oturduktan sonra ne isteyeceğimi unuttum! Gitmek için ayağa kalkınca, İmam (a.s) bana bir yüzük vererek buyurdu ki:</p>



<p><strong><em>&#8220;Sen gümüş istiyordun, biz yüzük verdik. Böylece gümüşü yüzük yapmak için vereceğin parayı da kazanmış oldun! Ey Haşim, helal olsun, afiyetle kullan!&#8221;</em></strong></p>



<p>Ben: <em>&#8220;Efendim, şahadet ederim ki siz Allah&#8217;ın velisi ve benim imamımsınız ve size itaati dinimin bir parçası bilirim.&#8221;</em> dediğimde, İmam:</p>



<p><strong><em>&#8220;Allah sana mağfirette bulunsun ey Ebu Haşim!&#8221;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<h4 class="wp-block-heading">2. Keramet</h4>



<p>Şeblencî, Nur&#8217;ul-Ebsar adlı eserde Ebu Haşim Caferî&#8217;nin şöyle dediğini nakleder:</p>



<p>Ben dört kişiyle birlikte Salih b. Vasıf&#8217;ın zindanında idim. İmam Hasan Askerî (a.s) ve kardeşi Cafer içeri girdiler. Biz İmam&#8217;a (a.s) hizmet etmek için etrafına toplandık. Zindanda Alevîlerden olduğunu iddia eden Benî Cemh kabilesinden birisi de vardı. İmam (a.s) bize:</p>



<p><strong><em>&#8220;Eğer sizin aranızda sizden olmayan kimse olmasaydı, size buradan kurtuluşun vaktini söylerdim.&#8221;</em></strong> buyurdu ve Cemh kabilesinden olan o şahsa işaret ederek dışarı çıkmasını istedi. Adam dışarı çıkınca, İmam (a.s) bize:</p>



<p><strong><em>&#8220;Bu şahıs sizden değil, ondan sakının; söylediğiniz şeyler hakkında halife için rapor hazırlamıştır ve onu şimdi elbisesinde saklamaktadır.&#8221;</em></strong> buyurdu. Bizden birisi onun üzerini aradı. Elbisesine gizlediği raporu bulduk. Raporda bizim hakkımızda önemli ve çok tehlikeli şeyler yazmış olduğunu gördük.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<h4 class="wp-block-heading">3. Keramet</h4>



<p>Muhammed b. Rebi eş-Şeybanî der ki:</p>



<p>Ahvaz&#8217;da Senevîlerden (iki tanrıya tapanlar) birisi ile sürekli tartışıyorduk. Sonra Samarra&#8217;ya gittim. Senevînin sözleri beni etkilemişti. Ahmed b. Hasib&#8217;in evinde oturmuştuk. İmam Hasan Askerî (a.s) bir resmî merasimden dönüyordu. Bana baktı ve parmağıyla işaret ederek:</p>



<p><strong><em>&#8220;(Allah) birdir, birdir; O&#8217;nu bir bil!&#8221;</em></strong> buyurdu. Bunun üzerine bayıldım.<sup><strong>3</strong></sup></p>



<h4 class="wp-block-heading">4. Keramet</h4>



<p>İsmail b. Muhammed der ki:</p>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) evinin kapısı önünde oturmuştum. İmam (a.s) dışarı çıkınca ona yaklaşarak fakirlik ve yoksulluktan şikâyet ettim ve bir dirhem dahi param olmadığına yemin ettim!</p>



<p>İmam: <strong><em>&#8220;İki yüz dinarını toprağa gömdüğün hâlde yemin mi ediyorsun?&#8221;</em></strong> buyurdu. Sonra da: <strong><em>&#8220;Bunu, sana bir şey vermemek için söylemedim.&#8221;</em></strong> dedi ve kölesine dönerek: <strong><em>&#8220;Yanındakileri ona ver!&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Köle bana yüz dinar verdi. Allah&#8217;a şükür ettim ve geri döndüm. İmam:</p>



<p><strong><em>&#8220;O iki yüz dinarı, ona çok ihtiyaç duyduğun bir sırada kaybetmenden korkarım.&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Ben dinarları gizlediğim yere gittim. Onları yerinde buldum. Yerlerini değiştirerek hiç kimsenin bulamayacağı bir şekilde sakladım. Bu olay üzerinden bir müddet geçti, dinarlara ihtiyacım oldu. Onları gömdüğüm yerden almaya gittiğimde bulamadım. Bu bana pek ağır geldi. Sonra, oğlumun onların yerini bulup götürdüğünü anladım. İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi ben o paralardan hiçbir hayır görmedim.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<h4 class="wp-block-heading">5. Keramet</h4>



<p>Muhammed b. Ayyâş der ki:</p>



<p>Birkaç kişiyle birlikte İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) kerametleri konusunda sohbet ediyorduk. Orada bulunan Nasibîlerden biri dedi ki: <em>&#8220;Ben bir kâğıda mürekkepsiz bir yazı yazacağım, eğer İmam bunun cevabını verebilirse, hak olduğunu kabul ederim.&#8221;</em></p>



<p>Biz aklımıza takılan birtakım meselelerimizi bir kâğıdın üzerine yazdık. Nasibî de yazmak istediğini mürekkepsiz olarak başka bir sayfaya yazdı. Onu da diğer mektuplarla birlikte İmam Hasan Askerî&#8217;ye (a.s) gönderdik. İmam (a.s) bizim sorularımızın cevabını yazdı. Nasibîye ait olan sayfanın üzerine de Nasibînin ve onun anne-babasının isimlerini yazmıştı. Nasibî şahıs bunu görünce bayılıverdi. Ayıldığı zaman hakka inandı ve ondan sonra İmam&#8217;ın (a.s) Şiîleri arasında yer aldı.<sup><strong>5</strong></sup></p>



<h4 class="wp-block-heading">6. Keramet</h4>



<p>Ömer b. Ebu Müslim der ki:</p>



<p>Kapı komşum olan Semi el-Mesmeî bana çok eziyet ediyordu. İmam Hasan Askerî&#8217;ye (a.s) bir mektup yazarak Allah Tealâ&#8217;ya beni onun eziyetlerinden kurtarması için dua etmesini rica ettim. İmam (a.s) mektubumun cevabında buyurdu ki:</p>



<p><strong><em>&#8220;Seni yakında gelecek kurtuluşla müjdeliyorum; sen zikredilen komşunun evinin sahibi olacaksın.&#8221;</em></strong></p>



<p>Bir ay sonra o adam öldü, ben de onun evini satın aldım. Böylece İmam&#8217;ın (a.s) bereketi ile o evi kendi evime ekledim.<sup><strong>6</strong></sup></p>



<h4 class="wp-block-heading">7. Keramet</h4>



<p>Ebu Hamza der ki:</p>



<p>Defalarca İmam&#8217;ın (aralarında Türk, Rum, Deylemî ve Rus&#8217;un da bulunduğu çeşitli milletlerden olan) kölelerle kendi dilleri ile konuştuğunu gördüm. Bu işe çok şaşırdım ve kendi kendime: <em>&#8220;İmam Medine&#8217;de dünyaya geldiği hâlde nasıl olur da çeşitli dillerle konuşur?&#8221;</em> dedim. İmam, bana dönerek buyurdu ki:</p>



<p><strong><em>&#8220;Doğrusu aziz ve yüce Allah, kendi hüccetini diğer yaratıklarından ayrı tuttu ve ona her şeyi tanımayı bahşetti. İmam olan birisi çeşitli dilleri, soyları ve vakaları bilir. Eğer böyle olmasaydı, İmam ile başkaları arasında hiçbir fark kalmazdı.&#8221;</em></strong><sup><strong>7</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Usul-u Kâfi, c. 1, s. 512.</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, s. 373; Nuru&#8217;l-Ebsar, Kahire baskısı, s. 183; el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, İbn Sabbağ el-Malikî, s. 286, biraz farkla.</li>



<li>Keşfu&#8217;l-Gumme fi Ma&#8217;rifeti&#8217;l-Eimme, c. 3, s. 305.</li>



<li>İhkaku&#8217;l-Hak, c. 12, s. 470; Fusulu&#8217;l-Muhimme, İbn Sabbağ el-Malikî, s. 286&#8217;dan naklen.</li>



<li>Menakıb, Necef baskısı, c. 3, s. 538.</li>



<li>Keşfu&#8217;l-Gumme, c. 3, s. 302.</li>



<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 322</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İMAM&#8217;IN ASHABINDAN BAZILARI</h3>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) hareketleri sınırlandırılmış olması ve topluma hâkim olan baskılar yüzünden özel dostları pek fazla değilse de, İmam&#8217;ın feyizlerinden yararlanan kişiler ilâhî ve takvalı âlimler arasında yer almaktadırlar. Biz özetle onlar-dan birkaçını tanıtacağız:</p>



<h4 class="wp-block-heading">Ahmed b. İshak-ı Eş&#8217;arî el-Kummî</h4>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) yakın ve özel dostlarından, Kum ahalisinin büyüklerinden idi. Kum ahalisinin sorularını İmam&#8217;a (a.s) iletiyor ve cevap alıyordu. İmam Cevad (a.s) ve İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) zamanlarında yaşamış ve o iki İmam&#8217;dan da hadis rivayet etmiştir.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Ahmed bin İshak, Hüseyin b. Ruh&#8217;a (İmam Mehdi&#8217;nin Küçük Gaybet dönemindeki üçüncü naibi) bir mektup yazdı ve hacca gitmek için izin istedi. İzin verildi ve onun için bir bez parçası da gönderildi. Ahmed: <em>&#8220;Bana ölüm haberim verildi.&#8221;</em> dedi. Hac seferinden dönerken de Helevan&#8217;da (şimdi-ki Pol-i Zehab) vefat etti.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>Sa&#8217;d b. Abdullah, Ahmed b. İshak&#8217;ın vefatı hakkında şöyle der:</p>



<p>Helevan&#8217;a (Pol-i Zihab) üç fersah kala vücudunu şiddetli bir ateş bastı ve çok kötü hastalandı. Öyle ki, biz artık ondan ümidi kestik. Helevan&#8217;a geldiğimiz zaman bir kervansarayda konakladık. Ahmed: <em>&#8220;Beni bu akşam yalnız bırakın!&#8221;</em> dedi. Herkes gitti. Sabaha doğru kendi kendime düşünüyordum. Gözümü açtığımda Mevlam İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) hizmetçisi Kâfur&#8217;un şöyle dediğini duydum:</p>



<p><strong><em>&#8220;Allah, iyilikle karşılık versin, ağıtınıza beğenilmiş mükafatla musibetinizi telafi etsin.&#8221;</em></strong> Sonra da şöyle ekledi: <strong><em>&#8220;Arkadaşınız Ahmed&#8217;in gusül ve kefen işleri yapıldı. Kalkın ve onu defnedin. Doğrusu İmamınızın yanında, Allah&#8217;a yakınlığı dolayısıyla o, hepinizden daha değerlidir.&#8221;</em></strong> Bunları söyledikten sonra da gözden kayboldu.<sup><strong>3</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Tenkihu&#8217;l-Mekal, c. 1, s. 50.</li>



<li>​İhtiyar-u Marifetu&#8217;r-Rical, s. 557.</li>



<li>​Munteha&#8217;l-Amal, s. 297.</li>
</ol>



<h4 class="wp-block-heading">Ebu Haşim Davud b. Kasım el-Caferî</h4>



<p>Hz. Cafer-i Tayyar&#8217;ın soyundan1 olan Ebu Haşim, soyunun ve Bağdat ahalisinin ileri gelenlerindendi. İmamlar&#8217;ın yanında büyük bir mevkii vardı. O, İmam Cevad&#8217;ın, İmam Hâdi&#8217;nin ve İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) zamanlarında yaşamış ve Küçük Gaybet döneminin başlarında İmam-ı Zaman&#8217;ın (a.s) naip ve temsilcilerinden olmuştur.</p>



<p>Ebu Haşim, Ehlibeyt İmamları&#8217;na çok yakındı, onların samimi ve özel dostlarından sayılırdı. İmamlar&#8217;dan birçok rivayet nakletmiş ve bir de kitap yazmıştır. Şiî büyüklerinden bir kısmı da o kitaptan hadis rivayet etmişlerdir.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>Ebu Haşim asil, cesaretli ve korkusuz birisiydi. Yahya b. Ömer ez-Zeydî&#8217;nin<strong><sup>3</sup></strong> kesik başını Bağdat Valisi Muhammed b. Abdullah b. Tahir&#8217;in yanına götürdükleri zaman bazıları onu bu zaferden dolayı tebrik ediyordu. Ebu Haşim, Vali&#8217;nin yanına gitti ve korkusuzca ona hitaben dedi ki:</p>



<p><em>&#8220;Emîr! Seni öyle bir şeyden dolayı tebrik etmeye geldim ki, eğer Resulullah (s.a.a) hayatta olsaydı, bunun için yas tutardı!&#8221;</em></p>



<p>Vali, Ebu Haşim&#8217;in bu anlamlı sözüne cevap veremedi.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Camiu&#8217;r-Ruvat, c. 1, s. 307. Davud İbni&#8217;l-Kasım b. İshak b. Abdullah b. Cafer b. Ebu Talib&#8230;</li>



<li>​Tenkihu&#8217;l-Mekal, c. 1, s. 412-413. Ayrıca Biharu&#8217;l-Envar&#8217;ın, dokuz, on ve on birinci İmamların (a.s) hayatından bahseden cildine müracaat edilsin.</li>



<li>​Yahya, zahit ve cesur Alevîlerdendi. Abbasî hükümeti zamanında kıyam etti ve öldürüldü.</li>



<li>​Kamusu&#8217;r-Rical, c. 4, s. 59.</li>
</ol>



<h4 class="wp-block-heading">Abdullah b. Cafer el-Himyerî</h4>



<p>Kum ahalisinin büyüklerinden ve İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) temiz ashabındandır. Başta &#8220;Kurbu&#8217;l-İsnad&#8221; olmak üzere büyük Şiî ulema ve fakihlerin ilgisini çekmiş olan birçok kitap yazmıştır.</p>



<p>Cafer, 290&#8217;lı yıllarda Kûfe&#8217;ye gitti. Kûfe halkı fırsattan istifade ederek ondan hadis öğreniyordu.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Tenkihu&#8217;l-Mekal, c. 2, s. 174.</li>
</ol>



<h4 class="wp-block-heading">Ebu Amr Osman b. Said el-Amrî</h4>



<p>İmam Mehdi&#8217;nin (Allah zuhurunu çabuklaştırsın) Küçük Gaybet dönemindeki ilk naibi idi. Değerli ve güvenilir bir insandı. İmam Hâdi, İmam Hasan Askerî ve İmam Mehdi&#8217;nin (üzerlerine selâm olsun) büyük ashaplarından ve vekillerinden idi. On iki yaşından itibaren İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) huzurunda yetişmiş, halk ile İmam Hadi, İmam Hasan Askerî ve İmam Mehdi (üzerlerine selâm olsun) arasında rabıta, vasıta olmuştur. Bazen de ondan birtakım kerametler zuhur etmiştir.</p>



<p>Yukarıda işaret ettiğimiz gibi, İmam Mehdi&#8217;nin (a.f) özel naiplerinin ilkidir ve önceden de söylediğimiz gibi, İmam Hâdi (a.s) ile İmam Hasan Askerî (a.s) halkı, şerî meseleler ve ahkamı öğrenmeleri için ona gönderiyorlardı. İmam Hâdi (a.s) ve İmam Hasan Askerî (a.s) ayrı ayrı onun hakkında şöyle buyurmuşlardır:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ebu Amr (Osman b. Said) benim için emin ve güvenilir birisidir. Naklettiği şeyi benden nakletmiştir ve sizlere ulaştırdığını da benden ulaştırmıştır.&#8221;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Tenkihu&#8217;l-Mekal, c. 2, s. 245; Kamusu&#8217;r-Rical, c. 6, s. 245.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İMAM HASAN ASKERİ&#8217;NİN ŞAHADETİ</h3>



<p>Abbasî halifeleri ve Abbasî iktidarının temsilcileri, Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) on iki kişi olduğunu ve on ikincilerinin gaybetten sonra zuhur edip zalimlerin tezgâhlarını yıkıp, onların batıl hükümetlerine son vereceğini ve dünyayı adaletle dolduracağını duymuşlardı.</p>



<p>Bundan haberdar olmaları, özellikle son zamanlarda (İmam Hadi ve İmam Hasan Askerî zamanlarında) halifeleri endişelendirdi. Bu sebeple İmam Hasan Askerî&#8217;yi (a.s) sıkı bir gözetimde bulunduruyor ve onun evlâdının olmasını istemiyorlardı.</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) bütün hareketlerini çeşitli yollarla gözaltına almışlardı. Hatta defalarca zindana attılar, sonunda gittikçe halkın İmam&#8217;a ilgisinin arttığını gördüler. Zindanın, baskı ve denetlemenin ters teptiğini gören Mu&#8217;temid daha fazla dayanamadı ve İmam&#8217;ı öldürmeye karar vererek gizlice zehirledi. İmam (a.s) hicrî 260 rebiyülevvelin sekizinde şahadet şerbetini içti. (Allah&#8217;ın salât ve selâmı ona ve tertemiz babalarına olsun!)</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) toplum üzerindeki etkisi ve özellikle Şiîlerin ve Alevîlerin isyana kalkışma ihtimalinin getirdiği tasa ile Mu&#8217;temid, İmam&#8217;ın (a.s) zehirleniş haberinin açığa çıkmasından çok korkuyordu. Bu yüzden, mümkün olan her vesile ile cinayetini örtmeye çalışıyordu.</p>



<p>İbn Sabbağ el-Malikî, <em>&#8220;el-Fusulu&#8217;l-Muhimme&#8221;</em> adlı eserinde Abbasî sarayından Abdullah b. Hakan adındaki birisinden naklen şöyle yazar:</p>



<p><em>&#8220;&#8230; İmam Ebu Muhammed Hasan b. Ali el-Askeri dünyadan göçtüğü zaman Abbasî halifesi Mu&#8217;temid, bizi hayrete düşüren bir hâle girdi. Böyle bir şeyi, -iktidar koltuğuna oturmuş onca güç sahibi- Halife&#8217;den ummuyorduk. Ebu Muhammed hastalandığı zaman, Halife&#8217;nin has adamlarından sayılan ve tamamı fakihlerden oluşan beş kişi, evde olup biten her şeyi kendisine rapor etmesi için Mu&#8217;temid&#8217;in emriyle İmam&#8217;ın (a.s) evine gönderildi. İmam&#8217;ın yanında kalmaları için birkaç hastabakıcı da gönderilmişti. Ayrıca gece-gündüz İmam&#8217;ın (a.s) yanına gidip, durumu gözaltında bulundurmaları için Halife, Gazi b. Bahtiyar&#8217;a güvenilir on kişiyi İmam&#8217;ın evine göndermesini emretti.&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;İki veya üç gün sonra İmam&#8217;ın durumunun kötüleştiğini ve iyileşme imkânının çok az olduğunu Mu&#8217;temid&#8217;e bildirdiler. Mu&#8217;temid gece-gündüz İmam&#8217;ın (a.s) evinde kalmalarını emretti. Bunun üzerine İmam (a.s) dünyadan göçünceye kadar İmam&#8217;ın (a.s) evinde kaldılar. İmam&#8217;ın ölüm haberi yayılınca Samarra şehri mateme gömüldü. Baştan ayağa feryat ve inilti ile doldu. Çarşı-pazar tatil oldu. Dükkânlar kapandı. Daha sonra Haşimoğulları, divandakiler, ordu komutanları, şehir kadıları, şairler, şahitler ve diğerleri defin töreni için yola çıktılar. Samarra o gün kıyamet sahnesini andırıyordu. Cenaze defne hazır olduğunda Halife, İmam&#8217;ın namazını kıldırması için kardeşi İsa b. Mütevekkil&#8217;i gönderdi. Cenazeyi namaz kılınması için yere bıraktıkları zaman İsa cenazeye yaklaştı ve İmam&#8217;ın yüzünü açarak Alevilere, Abbasîlere, gazilere, kâtiplere ve şahitlere gösterdi ve dedi ki:&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;Bu tabiî ölüm ile dünyadan göçen Ebu Muhammed el-Askerî&#8217;nin cesedidir. Halife&#8217;nin hizmetçilerinden falanca ve falancı buna şahit idiler!!&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Sonra cenazenin yüzünü örttü ve cenaze namazı kıldı, daha sonra defnetmek için götürmelerini emretti. Ebu Muhammed Hasan b. Ali&#8217;nin (a.s) vefatı Samarra&#8217;da hicrî 260 yılının rebiyülevvel ayının sekizinde, cuma günü vuku buldu ve evlerindeki babasının defnedildiği odaya defnedildi.&#8221;</em><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Bütün bunlardan, İmam&#8217;ın (a.s) toplumda nasıl bir konuma sahip olduğu ve hükümetin neden endişelendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca Halife&#8217;nin, İmam&#8217;ın (a.s) zehirlendiğinin ve öldürüldüğünün açığa çıkmasından korkması ve önceden hazırladığı mizansenle İmam&#8217;ın (a.s) şahadetini tabiî bir ölüm gibi göstermeye çalışması da, buna dair göstergelerden biridir.</p>



<p>Evet, zalimler, zalim saltanatlarını Masum İmamlar&#8217;ın varlığından ötürü tehlikede görüyorlardı. Bu yüzden nurlarını söndürmek için onları mümkün olduğu kadar toplumdan uzak tutmaya çalışıyorlardı. Sonunda onları öldürmeye teşebbüs ediyor ve öldürüyorlardı.</p>



<p>Abbasi halifesi Mu&#8217;temid, İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) şahadetinden sonra görünürde İmam&#8217;ın (a.s) mirasını annesi ve kardeşi Cafer arasında bölüştürerek Şiîleri sonraki İmam&#8217;ın (a.s) varlığından ümitsizliğe düşürmek için İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) hiç evladı olmadığı yolunda çaba harcadı. Öte yandan da gizlice görevlendirdiği adamlarına mümkün olan her yolla araştırma yapmaları ve İmam&#8217;dan (a.s) bir evlat ele geçirirlerse yakalayıp getirmeleri emrini verdi.</p>



<p>Halife&#8217;nin memurları İmam&#8217;ın (a.s) ailesine çok baskı yaptılar; ama İmam Mehdi&#8217;yi (a.f) ele geçiremediler. Allah Teala onu korudu ve zalimlerin tuzağından kurtardı.</p>



<p>Her ne kadar İmam Hücceti&#8217;bni&#8217;l-Hasan el-Mehdi (a.s) zalimlerin kötülüklerinden korunmak için halkla açıkça görüşmemiş, umumdan gizlenmiş ve ilâhî emir ile gaybeti seçmişse de, küçük yaşında defalarca o İmam&#8217;ı (a.f) gören Şiîler ve İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) has dostları olmuş ve onun varlığından emin olmuşlardır. İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) vefatında da İmam Mehdi (a.f) babasının evinin bahçesinde belirmiş, İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) cenaze namazını kıldırmak isteyen amcası Cafer&#8217;i kenara itmiş ve kendisi cenaze namazını kıldırmıştır.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Bütün Küçük Gaybet boyunca da Şiîler, İmam&#8217;ın (a.s) naipleri vasıtasıyla onunla irtibat hâline idiler. İmam (a.s) da naipleri vasıtasıyla Şiîlerden gelen soruları cevaplıyordu. Naipler aracılığıyla görülen birçok keramet gitgide İmam&#8217;ı (a.s) sevenlerin itikat ve inançlarını kuvvetlendiriyordu.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Fusulu&#8217;l-Muhimme, Necef baskısı, s. 298.</li>



<li>Kemalu&#8217;d-Din, Ahundî baskısı, s. 475.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İMAM HASAN ASKERÎ&#8217;DEN VECİZ SÖZLER</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Hayatta mutedil ol ve israftan, aşırılıktan kaçın!</strong><sup><strong>1</strong></sup></li>



<li>İmam&#8217;ın çocukluk yıllarında, birisi onun ağladığını ve diğer çocukların oyun oynamakla meşgul olduklarını gördü. İmam&#8217;ın diğer çocuklarda olup da kendisinde olmayan bir oyuncak için ağladığını zannederek İmam&#8217;a (a.s): <em>&#8220;Sizin için oyuncak alayım mı?&#8221;</em> dedi. İmam cevap verdi: <strong><em>&#8220;Ey aklı az insan, biz oyun oynamak için yaratılmadık ki!&#8221;</em></strong> <em>&#8220;Öyleyse niçin yaratıldık?!&#8221;</em> diye soran adama:<strong><em>&#8220;İlim ve ibadet için.&#8221;</em></strong> diye karşılık verdi İmam. Adam: <em>&#8220;Bunu neye dayanarak söylüyorsun?&#8221;</em> diye sorunca da şöyle cevap verdi:<br><strong><em>&#8220;Kur&#8217;ân&#8217;da: &#8216;Acaba sizi boş yere yarattığımızı ve bize dönmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz?!&#8217; buyuran aziz ve yüce Allah&#8217;ın kelamına dayanarak!&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup><br>  </li>



<li><strong>Tartışma ve cedele girişme; haysiyetin gider. Şaka yapma, sana karşı cesarette bulunulur.</strong><sup><strong>3</strong></sup></li>



<li><strong>Karşılaştığın herkese selâm vermek ve meclisin aşağısında oturmak, alçakgönüllülüktendir.</strong><sup><strong>4</strong></sup></li>



<li><strong>Kalpler şen olduğu zaman onları ilim ve hikmet ile doldurun; kederli olduğu zaman ise, onları kendi hâllerine bırakın.</strong><sup><strong>5</strong></sup></li>



<li><strong>Kederli kimsenin yanında neşeli olmak, edepten değildir.</strong><sup><strong>6</strong></sup></li>



<li><strong>Alçakgönüllülük, haset edilmeyecek bir nimettir.</strong><sup><strong>7</strong></sup></li>



<li><strong>Her kim Müslüman kardeşine gizli olarak nasihatte bulunursa, onu yüceltmiş olur. Her kim de ona açıktan ve başkalarının yanında nasihat ederse, onu kötülemiş olur.</strong><sup><strong>8</strong></sup></li>



<li><strong>Başkalarında beğenmediğin şeylerden kaçınman, kendini eğitmen için yeterlidir.</strong><sup><strong>9</strong></sup></li>



<li><strong>Yüz güzelliği, zahirî güzellik; akıl güzelliği ise batinî güzelliktir.</strong><sup><strong>10</strong></sup></li>



<li><strong>Allah&#8217;a ulaşmak için çıkılacak yolculuk öyle bir yolculuktur ki, geceleyin yol gitmekten (bütün gece sabaha kadar uyanık kalıp ibadet etmekten) başka bir şey ile gerçekleşmez.</strong><sup><strong>11</strong></sup></li>



<li><strong>Pislikler (Kötülükler) bir evde toplanmıştır; o evin anahtarları da yalandır.</strong><sup><strong>12</strong></sup></li>



<li><strong>Cömertliğin belli bir miktarı vardır, fazlası israftır.</strong><sup><strong>13</strong></sup></li>



<li><strong>İhtiyatın belli bir miktarı vardır; onun dışına çıkmak korkaklıktır.</strong><sup><strong>14</strong></sup></li>
</ol>



<ol class="wp-block-list">
<li>İhkaku&#8217;l-Hak, c. 12, s. 473.</li>



<li>İhkaku&#8217;l-Hak, c. 12, s. 473.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160-161.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160-161.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160-161.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160-161.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160-161.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160-161.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160-161.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160-161.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160-161.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160-161.</li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, Meşhed, s. 160-161.</li>
</ol>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/">İmam Hasan Askerî (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Ali Naki (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-naki/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-naki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:46:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Caferî Şiîlerin onuncu İmamı, İmam Ebu&#8217;l-Hasan Ali en-Nakî el-Hâdi (a.s), hicrî 212 yılının zilhicce ayının on beşinde1 Medine&#8217;nin çevresinde bulunan ve &#8220;Surya&#8221; denilen yerde dünyaya gelmiştir.2 Babası dokuzuncu İmam, Cevad&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-naki/">İmam Ali Naki (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Caferî Şiîlerin onuncu İmamı, İmam Ebu&#8217;l-Hasan Ali en-Nakî el-Hâdi (a.s), hicrî 212 yılının zilhicce ayının on beşinde<strong><sup>1</sup></strong> Medine&#8217;nin çevresinde bulunan ve &#8220;Surya&#8221; denilen yerde dünyaya gelmiştir.<strong><sup>2 </sup></strong>Babası dokuzuncu İmam, Cevad (a.s) ve değerli annesi Semane adında faziletli ve takvalı bir cariyedir.<strong><sup>3</sup></strong></p>



<p>Onuncu İmam&#8217;ın en meşhur lakapları Nakî ve Hâdi&#8217;dir. İmam&#8217;a, &#8220;Ebu&#8217;l Hasan es-Salis/Üçüncü Ebu&#8217;l-Hasan&#8221; da denmektedir.<strong><sup>4 </sup></strong></p>



<p>İmam Hâdi&#8217;yi görmüş olanlar diyorlar ki: İmam (a.s) orta boylu, kızıla çalan beyaz tenli, iri gözlü, yayvan kaşlı, iç açıcı ve güler yüzlü bir çehreye sahipti.<sup><strong>5</strong></sup></p>



<p>İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) hayatı, Abbasî halifelerinden yedisinin hükümetleri dönemine rastlamaktadır. İmamet makamına ulaşmadan önce Memun, Memun&#8217;un kardeşi Mu&#8217;tasım ve İmamet makamına ulaştıktan sonra ise Mu&#8217;tasım&#8217;ın hükümeti devam etmiş, sonra Mu&#8217;tasım&#8217;ın oğlu Vasık, Vasık&#8217;ın kardeşi Mutevekkil, Mutevekkil&#8217;in oğlu Muntasır, Muntasır&#8217;ın amcası oğlu Mustain ve Mutevekkilin diğer oğlu Muizzin&#8217;in döneminde yaşamış, Mu&#8217;tazz&#8217;ın döneminde ise şehit olmuştur.<strong><sup>6</sup></strong> </p>



<p>Mütevekkil&#8217;in hükümeti döneminde, o zalimin emriyle İmam Hâdi&#8217;yi (a.s) Medine&#8217;den Abbasîlerin hükümet merkezi olan Samarra&#8217;ya götürdüler ve ömrünün sonuna kadar da orada kaldı.<strong><sup>7 </sup></strong></p>



<p>İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) çocukları, on birinci İmam Hasan Askerî (a.s), Hüseyin, Muhammed, Cafer ve bir de Aliye isminde kızı vardı.<strong><sup>8</sup></strong> </p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.355,el-İrşad, Şeyh Mufid, s.301</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.355,el-İrşad, Şeyh Mufid, s.301</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.355,el-İrşad, Şeyh Mufid, s.301</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.355, Şiî ravilerinin terminolojisinde, &#8220;Ebu&#8217;l-Hasan el-Evvel/Birinci Ebu&#8217;l-Hasan es-Sânî/İkinci Ebu&#8217;l-Hasan&#8221; sekizinci İmam Ali b. Musa Rıza&#8217;dır (a.s).</li>



<li>Muntaha&#8217;l-A&#8217;mal, s.243</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.355; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.307; Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s.218-251</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.355; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.307; Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s.218-251</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.366</li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">Halifelerin Davranışı</h2>



<p>Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;nin zalim ve gasıp halifelere karşı sürekli muhalefet ve mücadeleleri, İslâm ve Şia tarihinin iftihar dolu sayfalarında nakledilmektedir. Değerli İmamlarımız, zalimlerle uzlaşmaksızın adaletin savunmaları nedeniyle sürekli zalim yöneticileri ve onların zorba valilerini öfkelendirmişlerdir. Şia İmamlarının, insanları hidayet etme, hakkı ihya etme, mazlumu savunma, zulüm ve fesatla mücadele etme yolunda hiçbir fırsatı kaçırmayacaklarını bilen gasıp halifeler kendilerini bu hidayet, irşat ve direniş silsilesi karşısında sürekli tehlikede görüyorlardı.</p>



<p>   Komplo ve düzenbazlıkta Emevî zalimlerini aratmayan ve İslâm hilafeti adına saltanat süren Abbasî halifeleri, gasıp geçmişleri gibi, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;ni (a.s) ezmek ve lekelemek konusunda ellerinden gelen hiçbir şeyi artlarına koymuyorlardı. Ne pahasına olursa olsun Müslümanların gerçek önderlerinin çehresini ters yüz göstermek, insanlara yanlış tanıtmak, çeşitli desiselerle o yüce insanları önderlik makamından uzak tutmak ve halkın onlara ilgisini yok etmek istiyorlardı.</p>



<p>   Abbasî halifesi Memun&#8217;un bu hedefe ulaşmak için başvurduğu hileleri, kendini meşru göstermek, önderlik makamını ele geçirmek ve imamet güneşini gizlemek için düzenlediği komploları İmamlarla Halifelerin tarihlerini bilenlere gizli değildir. Biz sekizinci ve dokuzuncu İmamların hayatlarında bunun bazı bölümlerine değinmiştik. </p>



<p>Nübüvvet ve imamet ailesi hakkındaki bu komploları ve planları Memun&#8217;dan sonra Mu&#8217;tasım sürdürdü. Bu nedenle İmam Cevad&#8217;ı (a.s) gözaltında bulundurup kontrol etmek ve sonunda da öldürmek amacıyla Medine&#8217;den Samarra&#8217;ya getirtti. Ve yine bazı Alevîleri (Abbasîlerin resmi elbisesi olan) siyah elbise giymedikleri bahanesiyle zindana attı. Bunlar da zindanda ya öldüler (veya öldürüldüler).<sup><strong>1 </strong></sup>(Mekatilu&#8217;t-Talibiyyin, s.589)</p>



<p>Mu&#8217;tasım, Hicret&#8217;in 227. senesinde Samarra&#8217;da ölünce,<strong><sup>2</sup></strong> yerine oğlu Vasık geçti. O da, babası Mu&#8217;tasım ve amcası Memun&#8217;un siyasetini sürdürdü. </p>



<p>Vasık da İslâm adına (!) hilafet süren diğerleri gibi ayyaş ve sarhoş biriydi, bu işinde aşırıya bile kaçıyordu. Hatta daha fazla lezzet almak için özel ilaçlar bile alıyordu. Nihayet aldığı o ilaçlar hicrî 232 senesinde Samarra&#8217;da ölümüne neden oldu.<strong><sup>3</sup></strong></p>



<p>Vasık&#8217;ın Alevîlere karşı davranışı sert değildi. Bu nedenle onun zamanında Alevîler ve Ebutaliboğulları Samarra&#8217;da toplandılar ve bir müddet nispeten rahat yaşadılar. Fakat Mütevekkil&#8217;in döneminde tekrar dağılmak zorunda kaldılar.<strong><sup>4</sup></strong></p>



<p>Vasık&#8217;tan sonra Abbasîlerin en çirkin ve en cani çehrelerinden biri olan kardeşi Mütevekkil, halifelik makamına oturdu. İmam Hâdi (a.s) hayatının uzun bir bölümünü Mütevekkil döneminde yaşamış ve değerli ömrünün dört küsür yılı onun zamanında geçmiştir. Bu süre İmam (a.s) ve izleyicilerinin hayatının en zor dönemi sayılmaktadır. Çünkü Mütevekkil Abbasî halifelerinin en inkârcısı, en kötüsü ve en reziliydi. Müminlerin Emiri Hz. Ali&#8217;ye (a.s), ailesine ve izleyicilerine karşı büyük bir kin besliyordu. Onun hükümeti döneminde Alevîlerden bir grup zehirlenmiş, öldürülmüş veya ülkenin dört bir yanına sürgün edilerek dağıtılmıştır.<strong><sup>5</sup></strong></p>



<p>Mütevekkil uydurma rüyalar naklederek halkı, kendi zamanında ölmüş olan Muhammed b. İdris el-Şafiîyi izlemeye teşvik ediyor<strong><sup>6</sup></strong> ve böylece onların Ehlibeyt İmamları&#8217;na (a.s) yönelmelerini engellemek istiyordu. Hicrî 236 yılında şehitler efendisi İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mezarını ve onun etrafındaki yapıları yerle bir etmelerini, yerinde ekin ekmelerini ve halkın onun mezarını ziyaret etmelerini engellemelerini emretti.<strong><sup>7</sup></strong></p>



<p>Mütevekkil, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) türbesinin kendine karşı bir üs hâline gelmesinden, insanların onun şahadet ve mücadelesinden ilham alıp zulüm sarayına karşı kıyam etmelerinden endişeleniyordu. </p>



<p>Fakat şehitler efendisinin Şiîleri ve sevenleri hiçbir şartta onun türbesini ziyaret etmekten çekinmediler. Hatta Mütevekkil&#8217;in, on yedi defa Hz. Hüseyin&#8217;in (a.s) mezarını yıktığı, ziyaretçilerini tehdit ettiği ve türbenin etrafına iki gözetleme kulesi yaptığı, fakat bütün bu cinayetlere rağmen yine de halkı şehitler efendisi İmam Hüseyin&#8217;i (a.s) ziyaret etmekten alıkoyamadığı rivayet edilmiştir. Ziyaretçiler çeşitli zarar ve işkencelere rağmen yine gidip onun türbesini ziyaret ediyorlardı.<sup><strong>8</strong></sup></p>



<p>Mütevekkil&#8217;in öldürülmesinden sonra Şiîler, Alevîlerin yardımıyla İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mezarını yeniden yaptılar.<sup><strong>9</strong></sup></p>



<p>Mütevekkil&#8217;in, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mezarını yıktırması Müslümanları öfkelendirdi. Bağdat halkı duvarlara ve mescitlere Mütevekkil&#8217;e karşı sloganlar yazıyor ve şiirlerle onu kınıyorlardı. Aşağıdaki şiir bunun bir örneğidir:</p>



<p><em>Billahi Ümeyye zulümle katlettiyse<br> Peygamber&#8217;inin kızının oğlunu mazlumca,<br> Şimdi aynısını yapıyor amcaoğulları.<br> Billahi bu Hüseyin&#8217;in yıkılmış kabridir<br> Sanki katle ortak olmadıkları için üzgündürler<br> Kabri yıkarak Ümeyye&#8217;ye uyuyorlardır</em><sup><strong>10</strong></sup></p>



<p>Evet, dönemin propaganda araçları ellerinde olmayan, minber, mescit ve hitap yerlerini Abbasî hükümetinin yardakçılarının elinde gören halk itiraz ve öfkelerini ancak böyle dile getirebiliyorlardı.</p>



<p>Meşhur ve kendilerini sorumlu gören şairler de bu yeteneklerini kullanarak Mütevekkil&#8217;e karşı etkili şiirler okumakla halkı Abbasîlerin cinayetlerinden haberdar ediyorlardı. Mütevekkil de kendine karşı yükselen itiraz ve muhalefet seslerini susturmak için elinden gelen hiçbir cinayeti esirgemiyor, kendisiyle uzlaşıp işbirliği yapmayan ulema, şair ve diğer kesimleri acımasızca ezerek çok çirkin bir şekilde öldürüyordu.</p>



<p>Arap edebiyatında çok meşhur olan Şiî şair ve edip İbn Sıkkît, Mütevekkil&#8217;in çocuklarının da öğretmeniydi. Bir gün Mütevekkil, iki çocuğu Mu&#8217;tazz ve Mueyyid&#8217;i göstererek İbn Sıkkît&#8217;e: <em>&#8220;Senin yanında bu ikisi mi daha sevimlidir, yoksa Hasan ve Hüseyin mi?&#8221;</em> diye sordu.</p>



<p>İbn Sıkkît hemen şu cevabı verdi: <em>&#8220;Emirü&#8217;l-Müminin Ali&#8217;nin kölesi Kanber, senden ve iki oğlundan daha üstündür!&#8221;</em></p>



<p>Bu cevap üzerine Mütevekkil yaralı bir ayı gibi adeta çıldırdı ve İbn Sıkkît&#8217;in dilinin ensesinden çıkartılmasını emretti. Böylece o şecaat ve şeref örneği 58 yaşında şehadet mertebesine ulaştı.<sup><strong>11</strong></sup> Allah&#8217;ın, temiz ve özgür kişilerin selâmı onun üzerine olsun.</p>



<p>Mütevekkil, Müslümanların beytülmalini zayi etme, har vurup harman savurma konusunda da diğer halifeler gibi pek cömert davranıyordu. Tarih kaynaklarında onun çeşitli saraylar yaptırdığı ve sadece günümüzde Samarra şehrinde hâlâ kalıntıları bulunan &#8220;Mütevekkil Kulesi&#8221; için bir milyon yedi yüz bin dinar harcadığı anlatılır.<sup><strong>12</strong></sup> Mütevekkil böyle israflar yaparken Alevîler ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti öyle sıkıntı çekiyorlardı ki, Medine&#8217;de bir grup Alevî kadının namaz kılabileceği doğru dürüst bir elbisesi bile yoktu. Sadece bir tek eski ve yıpranmış bir elbisesi vardı; onu da namaz kılarken sırayla kullanıyor, ayrıca yün eğirerek geçimlerini sağlıyorlardı. Mütevekkil ölünceye kadar onlar böyle içler acısı durum içerisindeydiler<strong><sup>13</sup></strong></p>



<p>Mütevekkil&#8217;in Emir&#8217;ül-Müminin Hz. Ali&#8217;ye (a.s) karşı kin ve düşmanlığı, onu inanılmaz bir alçaklık ve rezalete sürüklemişti. Mütevekkil, Ehlibeyt düşmanları ve Nasibîlerle düşüp kalkıyordu; kirli kalbini teskin etmek için bir soytarıya karşısında çirkin ve utanç verici hareketler yaptırarak Emirü&#8217;l-Müminin Ali (a.s) ile alay etmesini emretmişti. Kendisi de onun hareket ve edalarını seyrederek şarap içiyor, sarhoş hâliyle kahkahalar atıyordu!<sup><strong>14</strong></sup></p>



<p>Mütevekkil&#8217;den böyle hareketleri görmek hiç de şaşırtıcı değildi. Asıl şaşırtıcı ve acı olan, böyle çirkin ve rezil maymunları, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) halifesi, İslâm&#8217;ın ululemri ve Müslümanların hâkimi bilerek gerçek İslâm&#8217;a ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) tertemiz Ehlibeyt&#8217;ine sırt çevirip bunlara uyanların durumuydu! İnsanların bu kadar sapabilmeleri gerçekten hayret vericidir!</p>



<p>Evet, Mütevekkil&#8217;in işlemiş olduğu sadistçe cinayetler öyle bir noktaya varmıştı ki, kendisi bile bazen bunu itiraf ediyordu! Veziri Feth b. Hakan bir gün onu düşünceli görünce yalakalık ederek: <em>&#8220;Neden düşüncelisin? Vallahi yeryüzünde hiç kimse senden daha güzel ve daha iyi bir yaşama sahip değildir.&#8221;</em> der.</p>



<p>Mütevekkil şöyle karşılık verir: <em>&#8220;Geniş evi, iyi eşi, bol geliri ve malı-mülkü olan, bizi tanımadığı için eziyet edemediğimiz ve bize muhtaç olmadığı için de tahkir edemediğimiz kimsenin yaşamı benden daha iyidir!&#8221;</em><sup><strong>15</strong></sup></p>



<p>Mütevekkil&#8217;in, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;ne karşı eziyet ve baskıları öyle bir hadde vardı ki, Ehlibeyt İmamları&#8217;nı (a.s) sevmek ve izlemek suçuyla halka işkence ediyor ve cezalandırıyordu. İşte bu nedenle Ehlibeyt&#8217;in (a.s) işi çok zorlaşmıştı.</p>



<p>Mütevekkil, Ömer b. Ferh er-Rahcî&#8217;yi Mekke ve Medine valisi yaptı. O, halkı Ebutaliboğulları&#8217;na bağış ve ihsan etmekten alıkoyuyor ve bu işi sıkı bir şekilde denetliyordu. Bunun üzerine halk da can korkusundan Alevîleri savunmayı ve onlara yardımcı olmayı bıraktı. Böylece Ali Oğulları daha da zor günler yaşadılar.<sup><strong>16</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Mekatilu&#8217;t-Talibiyyin, s. 589    </li>



<li>el-Muhtasar-u fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 1, s. 34    </li>



<li>Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s. 229-231    </li>



<li>Mekatilu&#8217;t-Talibiyyin, s. 593    </li>



<li>Mekatilu&#8217;t-Talibiyyin, s. 597    </li>



<li>Tarih-i Hulefâ, s. 251-252    </li>



<li>Tarih-i Hulefâ, s. 341    </li>



<li>Mekatilu&#8217;t-Talibiyyin, s. 597-599; Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s. 240&#8217;tan sonrası    </li>



<li>Mekatilu&#8217;t-Talibiyyin, s. 599    </li>



<li>Tarih-i Hulefâ, s.347</li>



<li>Tarih-i Hulefâ, Suyutî, s. 347-348; Tetimmetu&#8217;l-Muhtasar-i fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 1, s. 342; el-Muhtasar-u fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 2, s. 41 (İbn Sıkkît&#8217;in nasıl şehit olduğu konusunda diğer görüşler de vardır.)    </li>



<li>Tarih-i Yakubi, s. 491    </li>



<li>Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s. 238    </li>



<li>Tetimmetu&#8217;l-Muhtasar-i fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 2, s. 338    </li>



<li>Tarih-i Hulefâ, Suyutî, s. 353    </li>



<li>Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s. 238    </li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Hâdi&#8217;nin Samarra&#8217;ya Davet Edilmesi</h3>



<p>Zalim halifeler, Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) toplumdaki etkilerini gördükleri ve halkın o yüce zatlara yönelme endişesi duydukları için onları kendi hâllerine bırakmalarının imkânsızlığı çok açık bir şekilde ortadaydı. Mütevekkil&#8217;in, bütün geçmişlerini saran bu korku dışında, Ali Oğulları&#8217;na karşı duyduğu kin ve nefret de muhalefet ve baskılarını artırması için başka sebepti. Bu nedenle de İmam Hâdi&#8217;yi (a.s) Medine&#8217;den getirip kendi yakınında gözaltında bulundurmaya karar verdi.</p>



<p>Mütevekkil, hicrî 243 yılında İmam&#8217;ı (a.s) saygılı bir şekilde Medine&#8217;den Samarra&#8217;ya sürgün edip kendisinin askerî karargâhının yanında bir eve yerleştirdi. İmam Hâdi (a.s) hayatının sonuna kadar, yani Hicret&#8217;in 254. yılına kadar o mahallede kaldı. Mütevekkil sürekli İmam&#8217;ı (a.s) sıkı bir şekilde gözaltında bulunduruyor ve denetliyordu. Ondan sonraki halifeler de onu şehit oluncaya kadar öylece göz hapsinde tuttular.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) sürgüne gönderilme olayı şöyledir:</p>



<p>Mütevekkil&#8217;in döneminde Medine&#8217;de askerî işleri üstlenen ve halka namaz kıldıran Abdullah b. Muhammed adında bir adam İmam&#8217;a (a.s) eziyet ediyor, Mütevekkil&#8217;in yanında onun aleyhinde konuşuyordu. İmam Hâdi (a.s) bundan haberdar olunca Mütevekkil&#8217;e bir mektup yazarak Abdullah b. Muhammed&#8217;in yalan ve düşmanlığını hatırlattı ona. Bunun üzerine Mütevekkil İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) mektubuna cevap yazıp onu saygıyla Samarra&#8217;ya davet etmelerini emretti. Mütevekkil&#8217;in İmam&#8217;a (a.s) yazdığı mektup şöyledir:</p>



<p><em>&#8220;Bismillahirrahmanirrahim. Gerçekten de emîr sizin makamınızı bilip akrabalığınızı gözetmekte ve hakkını eda etmeyi gerekli görmektedir. Emîr, Abdullah b. Muhammed&#8217;i sizin hakkınızdaki cehaleti, saygısızlığı ve sizi suçlamasından dolayı Medine&#8217;deki makamından azletmiştir. Emîr, sizin bu suçlamalardan münezzeh olup, söz ve davranışlarınızda iyi niyetli olduğunuzu ve kendinizi suçlanma pozisyonuna düşürecek davranışlarda bulunmadığınızı biliyor. Abdullah b. Muhammed&#8217;in yerine Muhammed b. Fazl&#8217;ı atamış ve ona size karşı saygı gösterip ikramda bulunmasını, emir ve görüşlerinize itaat etmesini emretmiştir; ancak Emîr dört gözle sizi bekliyor ve sizinle ahdini yenilemek istiyor. O hâlde eğer siz de onunla görüşmeyi ve yanında kalmayı istiyorsanız aileniz, dostlarınız ve hizmetçilerinizden istediğinizi seçip uygun bir zamanda bize geliniz. Yolculuk zamanı, yol arasında konaklayacağınız yerler ve güzergâhı seçmek hepsi sizin isteğinize göre olacaktır. Eğer isterseniz emîrin arkadaşı, ordusuyla birlikte nasıl uygun görürseniz sizinle birlikte hareket etsin. Ona, size itaat etmesini emrettik; o hâlde Emîr&#8217;le görüşünceye kadar Allah&#8217;tan hayır talebinde bulun. Onun yanında kardeşleri, çocukları, ailesi ve akrabalarından hiçbiri sizden daha aziz değildir. Vesselam.&#8221;</em></p>



<p>Şüphesiz İmam Hâdi (a.s) Mütevekkil&#8217;in kötü niyetinden haberdardı; fakat Samarra&#8217;ya gitmekten başka çaresi yoktu. Çünkü Mütevekkil&#8217;in davetini reddetmek, laf taşıyan müfsitler için bir belge olur, Mütevekkil&#8217;i daha fazla tahrik eder ve eline uygun bir bahane verirdi. İmam&#8217;ın (a.s), Mütevekkil&#8217;in uğursuz niyetini bildiği ve bu yolculuğa mecbur kaldığı için çıktığının delili, daha sonra Samarra&#8217;da: <strong><em>&#8220;Beni Medine&#8217;den zorla Samarra&#8217;ya getirdiler.&#8221;</em></strong> şeklindeki buyruğudur.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>Her halükârda, İmam (a.s) mektubu aldıktan sonra Samarra&#8217;ya doğru hareket etti. Bu yolculukta Yahya b. Herseme de onunla birlikteydi. Samarra&#8217;ya ulaştıklarında Mütevekkil, İmam&#8217;ın (a.s) aynı gün şehre girmesine izin vermedi; onu dilencilerle sefillerin bulunduğu &#8220;Hanu&#8217;s-Saalik&#8221; adındaki uygun olmayan yerde tutmalarını emretti. İmam (a.s) o gün orada kaldı. Mütevekkil daha sonra onun için başka bir ev hazırlayarak oraya yerleştirdi. Görünüşte İmam&#8217;a (a.s) saygı gösterirken, gizlice onu zayıf düşürmeye ve kötülemeye çalışıyordu. Fakat buna gücü yetmiyordu.<sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>Salah b. Said şöyle diyor:</p>



<p>İmam Hadi Hanu&#8217;s-Saalik&#8217;e geldiği gün huzuruna giderek: <em>&#8220;Size feda olayım; bu zalimler her şeyde sizin nurunuzu söndürmek ve sizi küçük düşürmek istiyorlar. Bu yüzden sizi sefil kişilerin kaldığı bu kervansaraya indirdiler.&#8221;</em> dedim.</p>



<p>Bunun üzerine İmam (a.s) parmağıyla bir noktaya işaret ederek: <strong><em>&#8220;Ey Said! Şuraya bak!&#8221;</em></strong> buyurdu!</p>



<p>Ben İmam&#8217;ın (a.s) işaret ettiği noktaya bakınca, orada meyve dolu, içinden ırmaklar akan, el sürülmemiş tertemiz inciler gibi huriler ve hizmetçiler bulunan süslenmiş bağlar gördüm. Bu manzaraya çok şaşırdım.</p>



<p>Bunun üzerine İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Biz nerede olursak olalım, bunlar bizim içindir. Ey Said&#8217;in oğlu! Biz Hanu&#8217;s-Saalik&#8217;te değiliz.&#8221;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>İmam Hâdi (a.s) Samarra&#8217;daki ikameti döneminde çok ıstıraplar çekti. Özellikle Mütevekkil tarafından sürekli tehdit ve eziyetlere maruz kaldı. İmam bu dönemde sürekli tehlikeyle karşı karşıyaydı. Aşağıda değineceğimiz örnekler İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) Samarra&#8217;daki durumunun ciddiyetini, onun zalim tağutlar karşısında istikamet, direnç ve büyük tahammülünü gösteriyor:</p>



<p>Sagar b. Ebu Dülef şöyle diyor:</p>



<p>İmam Hâdi&#8217;yi (a.s) Samarra&#8217;ya getirdiklerinde durumunu sormak için yanına gittim. Mütevekkil&#8217;in kapıcısı Zerrafi beni görünce içeri girmemi emretti. Sonra: <em>&#8220;Niçin geldin buraya?&#8221;</em> diye sordu. Ben: <em>&#8220;Hayır bir iş için.&#8221;</em> dedim.</p>



<p>Bana: <em>&#8220;Otur.&#8221;</em> demesi üzerine oturdum; fakat korkuyordum. İçimden, <em>&#8220;(İmam&#8217;ın ziyaretine gelmek ve böyle tehlikeli bir işe girişmekle) hata ettim.&#8221;</em> dedim.</p>



<p>Zerrafi etrafındaki insanları uzaklaştırdı. Yalnız kalınca:</p>



<p><em>&#8211; Ne işin var; neden geldin buraya?</em> dedi.</p>



<p>Ben yine:</p>



<p><em>&#8211; Hayır bir iş için geldim,</em> dedim.</p>



<p>Zerrafi:</p>



<p><em>&#8211; Galiba efendinin durumunu sormak için geldin,</em> dedi.</p>



<p>Dedim ki:</p>



<p><em>&#8211; Benim efendim kimdir ki? Benim efendim Halife&#8217;dir!</em></p>



<p>Zerrafi:</p>



<p><em>&#8211; Sus,</em> dedi, <em>senin efendin hak üzeredir. Korkma! Ben de seninle aynı inançtayım ve onu imam bilmekteyim.</em></p>



<p>Bunun üzerine Allah&#8217;a şükrettim. Sonra Zerrafi:</p>



<p><em>&#8211; Onun yanına gitmek istiyor musun?</em> dedi.</p>



<p>Ben:</p>



<p><em>&#8211; Evet,</em> dedim.</p>



<p><em>&#8211; O hâlde postacının dışarı çıkması için biraz bekle,</em> dedi.</p>



<p>Adam dışarı çıkınca kölesine: <em>&#8220;Bunu, o Alevînin hapsedildiği hücreye götür; onun yanına bırakarak geri dön.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) huzuruna girince, onun bir hasırın üzerinde oturduğunu ve önünde bir mezar kazılmış olduğunu gördüm. Selâm verdim. İmam: <strong><em>&#8220;Otur.&#8221;</em></strong> buyurdu. Oturduktan sonra: <strong><em>&#8220;Niçin geldin?&#8221;</em></strong> diye sordu.</p>



<p><em>&#8220;Hâl ve hatırınızı sormak için geldim.&#8221;</em> dedim. Sonra kazılmış olan o mezara bakarak ağladım. İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Ağlama; şimdilik bana hiçbir zarar ulaşmayacaktır.&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Ben Allah&#8217;a şükrettim. Sonra bir hadisin anlamını sordum; İmam (a.s) sorumu cevapladı ve daha sonra şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Beni bırakıp dışarı çık. Seni emniyette görmüyorum; sana bir zarar gelmesinden endişeleniyorum.&#8221;</em></strong><sup><strong>5</strong></sup></p>



<p>Ehlisünnet&#8217;in ileri gelen âlimlerinden İbn Cevzî şöyle yazıyor:</p>



<p>Bir defasında Mütevekkil&#8217;in yanında, &#8220;İmam&#8217;ın evinde Kum&#8217;daki Şiîlerinden gelen silah, yazılar ve diğer şeyler var ve sizin hükümetinize karşı saldırıya hazırlanıyorlar.&#8221; diye İmam Hâdi&#8217;yi çekiştirdiler. Mütevekkil bir grubu onun evine gönderdi. Onlar geceleyin İmam&#8217;ın (a.s) evine saldırdılar. Fakat bir şey bulamadılar. O sırada İmam&#8217;ı (a.s) yalnız başına bir odaya çekilmiş ve kapıyı kendi üzerine kapmış bir hâlde buldular. Üzerinde yünden bir elbise vardı; ince kumlar üzerinde oturmuş, Allah&#8217;a ibadet edip Kur&#8217;ân okuyordu.</p>



<p>İmam&#8217;ı (a.s) o hâliyle Mütevekkil&#8217;in yanına götürüp: <em>&#8220;Evinde bir şey bulamadık; kıbleye doğru oturup Kur&#8217;ân okuduğu hâlde gördük onu.&#8221;</em> dediler.</p>



<p>Mütevekkil, İmam&#8217;ı (a.s) görünce, onun azamet ve heybeti karşısında elinde olmaksızın ona saygı gösterip yanında oturttu, sonra elindeki şarap kadehini ona sundu. İmam (a.s) yemin ederek: <strong><em>&#8220;Benim etim, kanım böyle bir şeye karışmamıştır; beni muaf gör.&#8221;</em></strong> diye buyurması üzerine Mütevekkil bundan vazgeçip, <em>&#8220;O hâlde bir şiir oku!&#8221;</em> dedi.</p>



<p>İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Ezberimde az şiir var.&#8221;</em></strong> buyurduysa da, Mütevekkil: <em>&#8220;İlla da okuyacaksın.&#8221;</em> diye ısrar edince, şu şiirleri okudu:</p>



<p><em>&#8220;Bâtû alâ guleli&#8217;l-ecbâli tahrisuhum<br>
Gulbu&#8217;r-ricâli femâ eğnethumu&#8217;l-gulelu<br>
Ve&#8217;stenzelû ba&#8217;de izzin an maâgilihim<br>
Fe ûdiû huferen yâ bi&#8217;se mâ nezelû<br>
Nâdâhum min ba&#8217;di defnihim Eyne&#8217;l-esâviru ve&#8217;t-tîcânu ve&#8217;l-hulelu<br>
Eyne&#8217;l-vucûhu&#8217;l-letî kânete munaameten<br>
Min dûnihâ tudrebu&#8217;l-estâru ve&#8217;l-kilelu<br>
Fe efsaha&#8217;l-kabru anhum hîne sâlehum<br>
Tilke&#8217;l-vucûhu aleyhe&#8217;d-dûdu tentakılu&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;İnsanlar korunmak için dağ tepelerine tırmandılar.<br> Yiğit kişilerdi, ama o tepeler fayda etmedi onlara, yenildiler.<br> Yüceldiler, sonra düşürüldüler; çukurlara (mezarlara) yerleştiler.<br> Ne de kötü yerlerdi onlara, yerleştikleri yerler (mezarlar)!<br> Gömülüp gittiler; sonra da bir feryat eden, artlarından bağırdı:<br> &#8216;Nerede bilezikleri, taçları, süslü iftihar edilen elbiseleri, tahtları?&#8217;<br> &#8216;Ne oldu o nazla nimetlerle beslenen ve süslenen yüzler? Hani vaktiyle perdelerle gizlenirdi?&#8217;<br> Kabir bu soruyu onun yerine şöyle cevaplar:<br> &#8216;Şimdi o yüzlerde oynaşıp dolaşmaktadır kurtlar.'&#8221;</em></p>



<p>İmam Hadi&#8217;nin (a.s) bu şiiri öyle bir etki bıraktı ki, Mütevekkil kendini tutamayıp şiddetle ağladı. Gözyaşlarından sakalı ıslanmıştı; o an mecliste olanlar da ağladılar. Mütevekkil şarap sofrasını toplamalarını emretti. Sonra İmam&#8217;a dört bin dirhem sunarak saygıyla evine gönderdi.<strong><sup>6</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, İbn Sabbağ el-Malikî, s. 283    </li>



<li>Biharu&#8217;l-Envar, c. 50, s. 129    </li>



<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 313-314; el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, İbn Sabbağ el-Malikî, s. 279-281; Nuru&#8217;l-Ebsar, Şeblencî, s. 182    </li>



<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 313    </li>



<li>Biharu&#8217;l-Envar, c. 50, s. 194-195    </li>



<li>İhkaku&#8217;l-Hak, c. 12, s. 454; Tetimmetu&#8217;l-Muhtasar-i fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 1, s. 347, biraz farkla; el-Muhtasar-u fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 2, s. 44</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın Evine Düzenlenen Diğer Bir Saldırı</h3>



<p>Bathaî adında alçak bir adam Mütevekkil&#8217;in yanına giderek ona: <em>&#8220;İmam Hâdi mal, silah ve adam hazırlamış, size karşı kıyam etmek istiyor.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Bunun üzerine Mütevekkil, kapıcısı Said&#8217;e piyade ordusundan bir grup savaşçıyla ansızın İmam&#8217;ın (a.s) evine baskın yaparak bulduğu mal ve silahları alıp kendisine getirmesini emretti.</p>



<p>Said diyor ki: Geceleyin insanlar uykudayken bir grup savaşçıyla yanımıza merdiven alıp İmam&#8217;ın evine gittik. Evinin üzerine çıkıp kapıyı açtık. Mum, lamba ve meşale yakarak içeri daldık. Evin her tarafını, bütün köşe-bucağını aradık. Fakat evde biri mühürlenmiş büyük ve (dinarla) dolu, diğeri ise içinde az bir miktar (dinar) iki kese para ve eski bir kılıfta duvara asılmış olan bir kılıçtan başka bir şey bulamadık.</p>



<p>İmam bir hasırın üzerinde durmuş namaz kılıyordu; sırtında yün bir cübbe, başında da bir takke vardı; bizim saldırımızı umursamadı bile. İki kese (parayı) ve kılıcı alarak Mütevekkil&#8217;in yanına götürüp: <em>&#8220;İmam&#8217;ın evinde mal ve silah olarak ancak bunları bulduk.&#8221;</em> dedik ve olayı kendisine anlattık.</p>



<p>Mütevekkil (dinarla) dolu olan kesenin üzerinde annesinin mührünü görünce annesini çağırıp durumu sordu. Annesi: <em>&#8220;Sen hastayken, Allah sana şifa verirse kendi malımdan Ebu&#8217;l-Hasan&#8217;a (İmam Hâdi&#8217;ye -a.s-) on bin dinar vermeyi adamıştım. Böylece parayı bu kesede ona gönderdim. Bu mühür de bana aittir.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Diğer kesede de, Mütevekkil&#8217;in daha önce İmam&#8217;a gönderdiği beş yüz dinar vardı. Mütevekkil daha önce verdiği beş yüz dinara beş yüzünü daha ekleyerek Said&#8217;e: <em>&#8220;İki keseyle kılıcı İmam&#8217;a geri götür ve bizim tarafımızdan kendisinden özür dile.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Said diyor ki: Ben onları geri götürerek: <em>&#8220;Emîr sizden özür diliyor; daha önce vermiş olduğu beş yüz dinara beş yüzünü daha ekleyerek size gönderdi. Beni de affetmenizi istirham ediyorum. Ben memurum; Emîr&#8217;in emrine itaatsizlik etme gücüne sahip değilim.&#8221;</em> dedim.</p>



<p>Bunun üzerine İmam şöyle buyurdu:</p>



<p><strong>&#8220;&#8230;Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir.&#8221;</strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Sonunda Mütevekkil&#8217;in rezil hükümeti son buldu ve oğlu Muntasır&#8217;ın tahrikiyle ordusundan bir grup Türk onu, veziri Feth b. Hakan&#8217;la birlikte şarap içip ayyaşlık yaparken öldürüp<strong><sup>2</sup></strong> dünyayı onun alçak vücudundan temizlediler.</p>



<p>Muntasır, Mütevekkil&#8217;in öldürüldüğü gecenin sabahında hilafete geçti ve babasının bazı saraylarını yıkmalarını emretti.<sup><strong>3</strong></sup> O, Alevîlere eziyet etmiyor, onlara yumuşak davranıyor, şefkat gösteriyordu. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mezarını ziyaret etmelerine izin veriyor, onlara iyilik ve ihsanda bulunuyordu.<strong><sup>4</sup></strong> Yine Fedek&#8217;i İmam Hasan ve İmam Hüseyin&#8217;in evlatlarına geri vermelerini, Ebutaliboğulları&#8217;na ait olan vakıfları onlara bırakmalarını emretti.<sup><strong>5</strong></sup></p>



<p>Muntasır&#8217;ın hilafet dönemi altı ay kadar kısa sürmüş, hicrî 248 yılında vefat etmiştir.<strong><sup>6</sup></strong> Ondan sonra amcası oğlu ve Mu&#8217;tasım&#8217;ın torunu Mustain hilafete geçmiş, o da kendinden önceki halifelerin yolunu takip etmiştir. Onun hilafeti döneminde de bir grup Alevî kıyam etmiş ve öldürülmüştür.</p>



<p>Mustain, ordusundaki Türk askerlerin ayaklanması karşısında direnemedi ve isyancılar Mu&#8217;tazz&#8217;ı zindandan çıkararak ona biat ettiler. Mu&#8217;tazz&#8217;ın işleri büyüyünce Mustain onunla barışmaya razı oldu. Mu&#8217;tazz ise görünüşte onunla barışıp onu Samarra&#8217;ya davet ettikten sonra yolda öldürmelerini emretti.<sup><strong>7</strong></sup> Mustain bazı akrabaları ve Türk kumandanlarını beytülmali har vurup harman savurma hususunda serbest bırakmıştı.<strong><sup>8</sup></strong> Yine Ehlibeyt İmamları&#8217;na karşı çok kötü davranıyordu ve bazı rivayetlere göre İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) bedduasına uğrayarak helak olmuştur.<sup><strong>9</strong></sup></p>



<p>Mustain&#8217;den sonra, Mütevekkil&#8217;in oğlu ve Muntasır&#8217;ın kardeşi Mu&#8217;tazz hilafete geçti. Onun da Alevîlere karşı davranışı çok kötüydü. Onun hilafeti döneminde Alevîlerden bir grup kılıçla veya zehirlenerek öldürüldü. İmam Hâdi (a.s) de onun döneminde şehit oldu.</p>



<p>Mu&#8217;tazz sonunda Türk kumandanları ve diğerlerinin isyanıyla karşılaştı ve isyancılar onu kenara çekip iyice dövdükten sonra bir bodruma atıp kapısını üzerine kapadılar ve orada can verdi.<sup><strong>10</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İhkaku&#8217;l-Hak, c. 12, s. 452-453; el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, İbn Sabbağ el-Malikî, s. 281-282, biraz farkla; Şuarâ Suresi, 227    </li>



<li>Tetimmetu&#8217;l-Muhtasar-i fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 1, s. 341-342    </li>



<li>Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s. 243    </li>



<li>Tetimmetu&#8217;l-Muhtasar-i fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 1, s. 344    </li>



<li>Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s. 244    </li>



<li>Tarih-i Yakubî, c. 2, s. 493; Tetimmetu&#8217;l-Muhtasar-i fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 1, s. 344    </li>



<li>el-Muhtasar-u fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 2, s. 42-44    </li>



<li>el-Muhtasar-u fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 2, s. 42-43; Tarih-i Yakubî, c. 2, s. 499; Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s. 246    </li>



<li>Biharu&#8217;l-Envar, c. 50, s. 249    </li>



<li>Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s. 252-254; el-Muhtasar-u fi Ahbari&#8217;l-Beşer, c. 2, s. 45</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İMAM HÂDİ&#8217;NİN HAREKETLERİNİN SINIRLANMASI VE ŞEHADETİ</h3>



<p>İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) hayatına göz atan her araştırmacı, onun, hayatı boyunca acı verici bir kısıtlanma ve bağnazlıkla karşı karşıya olduğunu görür. Elbette bu durum onun dönemine has değildi; Emevî ve Abbasîlerin bütün dönemlerinde -çok sınırlı dönemler dışında- durum böyleydi. Gasıp halifeler, toplum ve toplumun çıkarlarını görmezden geliyorlar ve halkı kendi hedeflerine ulaşmak için bir vesile olarak görüyorlardı.</p>



<p>Zalim halifelerin hükümeti döneminde öyle bir korku ve dehşet hâkimdi ki, halk zorba yöneticilere karşı kıyam ederek masum Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) önderliğinden yararlanıp gerçek İslâm hükümetini kurma cesaretini gösteremiyordu. İşte bu nedenle ümmetle imamın ilişkisi çok sınırlıydı.</p>



<p>Daha önce değindiğimiz gibi dönemin yönetimi İmam Hâdi&#8217;yi (a.s) zor ve güç kullanarak Medine&#8217;den o günün hilafet merkezi olan Samarra&#8217;ya getirip sıkı bir şekilde gözaltında tuttu. Fakat buna rağmen İmam Hâdi (a.s) bütün ıstırap ve kısıtlamalara göğüs gerip hiçbir zaman zalimlerle en küçük bir işbirliğine razı olmadı. Açıktır ki, İmam&#8217;ın (a.s) ilâhî şahsiyeti, toplumsal konumu ve yine aleyhteki mücadelesi ve halifelerle işbirliği yapmaması, zalim yöneticiler için endişe ve korku kaynağıydı. Abbasîler bundan sürekli rahatsızlık duyuyorlardı. Sonunda tek çarenin, Allah&#8217;ın nurunu söndürmekte ve onu öldürmekte olduğunu gördüler.</p>



<p>Böylece İmam Hâdi (a.s) de değerli babaları gibi kendi eceliyle ölmedi; Abbasî halifesi Mu&#8217;tazz&#8217;ın hilafeti döneminde<sup><strong>1</strong></sup> Hicret&#8217;in 254. yılında, recep ayının üçüncü günü zehirlenerek öldürüldü ve Samarra&#8217;da, kendi evinde toprağa verildi.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>Mu&#8217;tazz ve etrafındakiler, İmam&#8217;ın cenaze merasimine katılarak kendilerini onun dostları ve onu sevenlerden göstermek, insanları aldatarak cinayetlerini örtbas etmek istiyorlardı. Ancak biz Şiîlere göre masum imamın cenaze namazını ancak masum bir imam kılabilir. İşte bu nedenle İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) cenazesini dışarı çıkarmadan önce değerli oğlu İmam Hasan Askerî (a.s) şehit olan babasının cenaze namazını kıldırdı<strong><sup>3</sup></strong> ve cenaze dışarı çıkarıldıktan sonra da Mu&#8217;tazz, Ebu Ahmed caddesinde İmam&#8217;ın cenaze namazını kıldırması için kardeşi Ahmed b. Mütevekkil&#8217;i gönderdi.</p>



<p>İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) cenaze törenine kalabalık bir halk kesimi katıldı. Kalabalık arttıkça arttı, ağlama ve feryat sesleri yükseldikçe yükseldi. Törenden sonra cenazeyi İmam&#8217;ın kendi evine geri getirip orada toprağa verdiler.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>Allah&#8217;ın salât ve selâmı onun, tertemiz babalarının ve evlatlarının üzerine olsun!</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Nuru&#8217;l-Ebsar, Şeblencî, s. 183; Envaru&#8217;l-Behiyye, s. 150    </li>



<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 314; İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s. 355; Envaru&#8217;l-Behiyye, s. 150    </li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, s. 151    </li>



<li>Tarih-i Yakubî, c. 2, s. 503, Beyrut basımı</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İMAM HÂDİ&#8217;NİN MUCİZELERİ VE GAYBLA İLİŞKİSİ</h3>



<p>Diğer Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) hayatlarını anlatırken vurguladığımız gibi, Masum İmamlar sahip oldukları masumiyet ve imamet makamından dolayı Allah Teala ve gayb âlemi ile özel bir ilişkiye sahiplerdi. Onların da peygamberler gibi imamet makamları ve Allah Teala ile ilişkilerini teyit eden mucize ve kerametleri vardı. Gerektiğinde o yüce zatların ilâhî ilim ve güçlerinin örnekleri -Allah&#8217;ın izniyle- zuhur ediyor, izleyicilerini eğitmeye ve imanlarını güçlendirmeye neden oluyor ve yine hak üzere olduklarını gösteren apaçık bir delil ve hüccet sayılıyordu.</p>



<p>İmam Hâdi&#8217;den (a.s) de, tarih ve hadis kitaplarında kaydedilen bir çok keramet ve mucizeler görülmüştür; fakat onların hepsini nakletmek için müstakil bir kitaba ihtiyaç vardır; biz kısaca geçmek istediğimizden burada birkaç örnekle yetineceğiz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Çocuk Yaşta İmamet ve Önderlik</h3>



<p>Daha önce de değindiğimiz gibi İmam Hâdi (a.s) değerli babasının şehadetinden sonra sekiz yaşında imamet makamına ulaştı. Bunun kendisi bile en açık keramet ve mucizelerden sayılmaktadır. Çünkü sırf ilâhî bir makam ve mevki olan böyle önemli bir makam ve sorumluluğu üstlenmek, değil çocukların, hatta olgun kişilerin bile taşıyacağı bir iş değildir. Şia ulema ve muhaddislerinin Ehlibeyt İmamları&#8217;ndan (a.s) her birinin şehadetinden sonra çeşitli meselelerde bir sonraki imama müracaat ettikleri ve hatta onu denedikleri, yine Alevîlerle İmam&#8217;ın akrabalarından olgun yaşlardaki kişilerin sürekli İmam&#8217;ın evine gidip geldikleri ve onunla irtibatlı oldukları göz önünde bulundurulduğunda, Allah&#8217;ın irade ve teyidi; yine masumiyet, ilâhî ilim ve güç olmaksızın bir çocuğun bu makam ve mevkii üstlenmesi, bütün soruları doğru bir şekilde cevaplaması, sorunlar karşısında insanlara mükemmel bir önderlik etmesi imkânsızdır. Sıradan insanların bile, küçük yaştaki normal bir çocuğu bilinçli ve aydın bir imamdan ayırt edebilecekleri açıkça ortadadır.</p>



<p>Nitekim İmam Cevad (a.s) da böyle bir duruma sahipti. Onun hayatı bölümünde, ilâhî imamet makamının peygamberlik gibi insana Allah tarafından verildiğini ve bunun yaşla hiçbir ilgisi olmadığını açıklamıştık.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Abbasî Halifesi Vasık&#8217;ın Ölüm Haberini Vermesi</h3>



<p>Hayran Esbatî şöyle diyor:</p>



<p>Irak&#8217;tan Medine&#8217;ye gidip İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) huzuruna çıktım. İmam:</p>



<p><strong><em>&#8211; Vasık&#8217;tan ne haber?</em></strong> diye sordu.</p>



<p>Ben:</p>



<p><em>&#8211; Size feda olayım, sağlık ve sıhhat içerisindeydi. Irak&#8217;tan daha yeni geldiğim için benim bu konuda diğerlerinden daha fazla bilgim var,</em> dedim.</p>



<p>İmam:</p>



<p><strong><em>&#8211; Halk onun öldüğünü söylüyor,</em></strong> buyurdu.</p>



<p>İmam bunu söyleyince, &#8220;halk&#8221;tan maksadının kendisi olduğunu anladım. Sonra bana:</p>



<p><strong><em>&#8211; Cafer (Mütevekkil) ne yaptı?</em></strong> buyurdu. Ben:</p>



<p><em>&#8211; Zindandaydı; durumu çok kötüydü,</em> dedim. İmam buyurdu ki:</p>



<p><strong><em>&#8211; O, halife olacak.</em></strong></p>



<p>Daha sonra:</p>



<p><strong><em>&#8211; Peki İbn Zeyyat ne yapıyor?</em></strong> diye sordu.</p>



<p><em>&#8211; Halk onun yanındaydı; her yerde onun emri geçerliydi,</em> karşılığını verdim.</p>



<p>Bunun üzerine şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8211; Riyaset onun için uğursuzdur.</em></strong></p>



<p>Sonra biraz sessiz kaldı; peşinden buyurdu ki:</p>



<p><strong><em>&#8211; Takdir ve ilâhî hükümleri uygulamaktan başka bir çare yoktur. Ey Hayran! Bil ki, Vasık öldü, yerine Cafer b. Mütevekkil geçti ve İbn Zeyyat da öldürüldü.</em></strong></p>



<p>Ben:</p>



<p><em>&#8211; Size feda olayım, bu olay ne zaman oldu?!</em> diye sordum.</p>



<p>İmam:</p>



<p><strong><em>&#8211; Senin oradan ayrılmandan altı gün sonra,</em></strong> karşılığını verdi.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Bu konuşmadan birkaç gün sonra Mütevekkil&#8217;in elçisi Medine&#8217;ye geldi ve olayın İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) buyurduğu gibi olduğunu gördük.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 309; el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, İbn Sabbağ el-Malikî, s. 279, biraz farkla; Nuru&#8217;l-Ebsar, Şeblencî, s. 182    </li>



<li>el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, İbn Sabbağ el-Malikî, s. 279; İhkaku&#8217;l-Hak, c. 12, s. 451</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Türkçe Konuşmak</h3>



<p>Ebu Haşim Caferî şöyle diyor:</p>



<p>Vasık&#8217;ın ordusunun kumandanı &#8220;Boğa&#8221;, bedevî Arapları yakalamak için Medine&#8217;den geçtiği sırada ben de Medine&#8217;deydim. İmam Hâdi (a.s) bize: <strong><em>&#8220;Gidip, bu Türk&#8217;ün teçhizatını görelim.&#8221;</em></strong> buyurdu. Bunun üzerine dışarı çıkarak bekledik. Tepeden tırnağa donanmış ordu gelip yanımızdan geçti. Türk kumandan gelince, İmam onunla birkaç kelime Türkçe konuştu. Bu sohbetten sonra kumandan atından inip İmam&#8217;ın atının ayağını öptü.</p>



<p>Ben o Türk kumandanı Allah adına yemine vererek: <em>&#8220;Sana ne dedi?&#8221;</em> diye sordum.</p>



<p>Türk kumandan: <em>&#8220;Bu adam, peygamber midir?&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Ben: <em>&#8220;Hayır.&#8221;</em> dedim.</p>



<p>Türk kumandan: <em>&#8220;Beni, çocukken kendi bölgemizde çağırdıkları ismimle çağırdı; oysa şimdiye kadar hiç kimse benim bu ismimi bilmiyordu.&#8221;</em> dedi.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.359</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Yırtıcı Hayvanların Uysallığı</h3>



<p>Ehlisünnet ulemasından Şeyh Süleyman Belhî el-Kunduzî, Yenabiu&#8217;l-Mevedde adlı kitabında şöyle yazmaktadır:</p>



<p>Mesudî şöyle nakletmiştir: Mütevekkil&#8217;in emriyle üç tane yırtıcı hayvanı getirip sarayının bahçesine bıraktılar. Sonra İmam Hâdi&#8217;yi (a.s) sarayına davet etti. İmam saray bahçesine girince sarayın kapılarını kapamalarını emretti. Fakat o yırtıcı hayvanlar İmam&#8217;ın (a.s) etrafında dönüyor, ona karşı saygı gösteriyorlar, İmam da elbisesinin koluyla onları okşuyordu.</p>



<p>Daha sonra İmam Mütevekkil&#8217;in yanına çıkarak bir süre onunla konuşup aşağı indi. İmam saraydan çıkıp gidinceye kadar yırtıcı hayvanlar yine ona karşı aynı hareketleri sergilediler. Daha sonra Mütevekkil, İmam için büyük bir hediye gönderdi.</p>



<p>Mütevekkil&#8217;e: <em>&#8220;Amcan oğlu (İmam Hadi -a.s-) yırtıcı hayvanlara böyle davrandı; sen de aynı hareketi yapsana!&#8221;</em> dediler.</p>



<p>Mütevekkil: <em>&#8220;Siz beni öldürmek mi istiyorsunuz?!&#8221;</em> dedi ve sonra bu olayı kimseye söylememelerini emretti.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İhkaku&#8217;l-Hak, c.12, s.451-452</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Hâdi&#8217;nin Heybet ve Azameti</h3>



<p>Eşter Alevî şöyle diyor:</p>



<p>Babamla birlikte Mütevekkil&#8217;in evindeydik. Ben, henüz küçük bir çocuktum. Ebutaliboğulları, Abbasoğulları ve Caferoğulları&#8217;ndan bir grup da oradaydı. O sırada İmam Hâdi (a.s) geldi. Bunun üzerine oradaki herkes İmam&#8217;a saygı göstermek için atından aşağı indi. İmam içeri girdi. Oradaki bazıları bazılarına: <em>&#8220;Neden bu genç için bineğimizden inelim? Ne bizden daha üstün ve ne de yaşça bizden büyüktür. Vallahi, onun için bineğimizden aşağı inmeyeceğiz.&#8221;</em> dediler!</p>



<p>(O sırada orada olan) Ebu Haşim Caferî dedi ki: <em>&#8220;Hayır vallahi! Onu gördüğünüz zaman saygı göstermek için tam bir alçaklıkla ineceksiniz.&#8221;</em> Çok geçmeden İmam, Mütevekkil&#8217;in evinden dışarı çıktı; oradakilerin gözü İmam&#8217;a ilişince hepsi aşağı indiler. Ebu Haşim: <em>&#8220;Aşağı inmeyeceğiz, demiyor muydunuz?!&#8221;</em> dediğinde, <em>&#8220;Vallahi, kendimizi tutamadık ve elimizde olmaksızın atımızdan aşağı indik.&#8221;</em> dediler.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.360</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İçindekileri Haber Vermek ve Kabul Olunan Dua</h3>



<p>İsfahan&#8217;da Abdurrahman adında bir Şiî yaşıyordu. Ona, <em>&#8220;Neden bu mezhebi seçtin ve İmam Hâdi&#8217;nin imametine inandın?&#8221;</em> diye sorduklarında şöyle dedi:</p>



<p>Onda gördüğüm bir keramet için. Ben yoksul bir kişiydim. Fakat etkili bir dilim ve cesaretim olduğu için İsfahan halkı bir yıl bir konuda şikâyette bulunmak için bir grupla birlikte beni Mütevekkil&#8217;in yanına gönderdiler. Bir gün Mütevekkil&#8217;in evinin dışındayken, Ali b. Muhammed b. Rıza&#8217;yı çağırmalarını emretti. Ben oradakilerden birine: <em>&#8220;Halife&#8217;nin çağırdığı bu adam kimdir?&#8221;</em> diye sordum.</p>



<p>Birisi: <em>&#8220;Alevî bir adamdır; Rafızîler onu imam bilmektedirler.&#8221;</em> dedi ve daha sonra şöyle ekledi: <em>&#8220;Halife onu öldürmek için çağırtmış olabilir.&#8221;</em> Ben içimden: <em>&#8220;Bu Alevî gelip de onu görünceye kadar yerimden hareket etmeyeceğim.&#8221;</em> dedim. Bir süre sonra bir atlının Mütevekkil&#8217;in evine doğru hareket ettiğini gördüm. Halk, ona saygı göstermek için güzergâhının iki tarafında sıraya geçmiş, ona bakıyordu. Gözlerim ona ilişince, sevgisi kalbimi sardı ve içimden Mütevekkil&#8217;in ona bir zarar vermemesi için dua etmeye başladım. O, halkın arasından geçerken atının yelesine bakıyordu; sağa sola dikkat etmiyordu. Bense sürekli onun için dua ediyordum. Tam benim yanımdan geçerken tüm yüzüyle bana dönerek: <strong><em>&#8220;Allah senin duanı kabul etti; sana uzun ömür verdi; mal ve çocuklarını artırdı.&#8221;</em></strong> dedi.</p>



<p>Bu sözü duyunca, beni titreme tuttu ve arkadaşlarımın ortasına düşüverdim. Arkadaşlarım: <em>&#8220;Ne oldu?&#8221;</em> diye sordular. Ben: <em>&#8220;Hayırdır.&#8221;</em> dedim ve başka bir şey söylemedim. İsfahan&#8217;a dönünce Allah Teala bana çok miktarda mal verdi. Bugün evimdeki mallarımın değeri binlerce dirheme ulaşmaktadır; evimin dışındakileri ise hesaba katmıyorum. On çocuğum oldu, yaşım da yetmişi geçti. Ben, kalbimde geçenleri bilen ve hakkımda duası kabul olan kişinin imametine inanıyorum.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.141-142</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Komşunun Sorununu Halletmesi</h3>



<p>Samarra&#8217;da İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) komşusu olan Yunus Nakkaş sürekli İmam&#8217;ın huzuruna çıkarak ona hizmet ediyordu. Bir defasında titrer vaziyette İmam&#8217;ın huzuruna gelerek:</p>



<p><em>&#8220;Efendim! Aileme iyi davranmanızı vasiyet ediyorum.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>İmam: <strong><em>&#8220;Bir şey mi oldu?&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Yunus: <em>&#8220;Ölüme hazırlanmışım.&#8221;</em> dedi!</p>



<p>İmam tebessüm ederek: <strong><em>&#8220;Neden?&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Yunus dedi ki: <em>&#8220;Musa b. Boğa (Abbasîlerin güçlü kumandanlarından ve saray ricallerinden) bana, üzerine bir şey işlemem için paha biçilmez bir yüzük taşı verdi. Ben bu taşın üzerine istediği şeyi işlemek isteyince, taş ikiye bölündü. Yarın yüzük taşını ona teslim etmem gerekiyor. Musa b. Boğa da ya bana bin kırbaç vurduracak veya öldürecektir!&#8221;</em></p>



<p>İmam: <strong><em>&#8220;Evine dön; yarına kadar hayır ve iyilikten başka bir şeyle karşılaşmayacaksın.&#8221;</em></strong> diye buyurdu.</p>



<p>Ertesi günü sabahın ilk vakitlerinde Yunus tüm vücudunu titreme sardığı hâlde İmam&#8217;ın huzuruna gelerek: <em>&#8220;Musa b. Boğa adam göndermiş yüzüğü istiyor.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>İmam: <strong><em>&#8220;Onun yanına var; hayırdan başka bir şey görmeyeceksin.&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Yunus: <em>&#8220;Efendim! Ona ne söyleyeyim?&#8221;</em> diye sordu.</p>



<p>İmam tebessüm ederek: <strong><em>&#8220;Onun yanına var ve sana verdiği haberi dinle; hayır göreceksin.&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Yunus gitti ve güler yüzle dönüp İmam&#8217;a dedi ki: <em>&#8220;Efendim! Onun yanına vardığımda bana: &#8216;Küçük kızlarım bu yüzük taşı için kavga ettiler; bunu ikiye bölebilir misin? Bu işe karşılık seni zengin ederim.&#8217; dedi.&#8221;</em></p>



<p>İmam Hâdi (a.s) Allah&#8217;a şükredip Yunus&#8217;a: <strong><em>&#8220;Ona ne dedin?&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Ben: <em>&#8220;İzin ver biraz düşüneyim, bakalım bu işi nasıl yapabiliriz.&#8221;</em> dedim.</p>



<p>İmam: <strong><em>&#8220;İyi cevap vermişsin.&#8221;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.125-126</li>
</ol>



<ol class="wp-block-list">
<li></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Ebu Haşim&#8217;e Yardımcı Olması</h3>



<p>Ebu Haşim Caferî şöyle diyor:</p>



<p>Bir defasında kötü bir fakirliğe yakalanmıştım. İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) huzuruna çıktım. Müsaadesiyle oturduktan sonra bana: <strong><em>&#8220;Ey Eba Haşim! Allah&#8217;ın sana verdiği nimetlerin hangisinin şükrünü yerine getirebilirsin?&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Ben ne diyeceğimi bilemedim, sustum. Bunun üzerine İmam&#8217;ın kendisi şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Allah sana iman nasip ederek onunla bedenini cehennem ateşinden korumuş. Sana sağlık ve selametlik vermiş ve kendisine itaat etmen için yardımcın olmuş. Sana kanaat lütfederek de haysiyetini hıfzetmiştir.&#8221;</em></strong></p>



<p>Sonra şöyle devam etti:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Eba Haşim! Sana bu kadar nimet veren kimseden bana şikâyette bulunacağını bildiğim için bunları söyledim. Ben sana yüz dinar (altın) vermelerini emrettim; onu al.&#8221;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.129</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İMAM HADİ&#8217;NİN SÖZLERİNDE İMAMET</h3>



<p>On İki İmamımızdan her biri (Allah&#8217;ın selâmı sürekli onların kutlu nurlarına olsun) sadece ümmetin önderi, İslâm ve Kur&#8217;ân hükümlerinin açıklayıcıları değil, Şia kültüründe masum imam; Allah&#8217;ın yeryüzündeki nuru, âlemdeki bütün varlıklara hakkın en mükemmel hücceti, varlık âleminin odak noktası, Allah&#8217;la kulları arasındaki feyiz vasıtası, tabiat ötesi kemallerin aynası, insanî faziletlerin en üstün kalesi, bütün hayır ve iyiliklerin mecmuası, Allah Teala&#8217;nın ilim ve kudretinin tecelli merkezi, Allah&#8217;a ulaşan insanın en mükemmel örneği; hata, unutkanlık ve yanlıştan korunan, melekût, gayb âlemi ve meleklerle ilişki içerisinde olan, dünya ve ahiretteki olmuş ve olacakları bilen kimse, Allah&#8217;ın sırlarının mahzeni ve peygamberlerin bütün kemallerinin mirasçısıdır.</p>



<p>Evet, Hz. Muhammed (s.a.a) ve Ehlibeyti, varlık âleminin ekseni ve odak noktasıdır. Onların değerli velayetlerinin sultası, enbiya ve elçilerin velayetinin üstündedir. Öyle ki, bunu onlardan başkasının anlaması mümkün değil. Allah Teala bunu Resulullah (s.a.a) ve onun masum Ehlibeyti&#8217;ne has kılmış, bu makama tamah eden hiç kimsenin ulaşmasına da imkân tanımamıştır.</p>



<p>Masum İmamlar&#8217;ın makam ve mevkisiyle ilgili söylediklerimiz ve bunlardan çok daha fazlası Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in apaçık nassı, Peygamber efendimiz ve Ehlibeyti&#8217;nin muteber rivayetleriyle ispatlanabilir. Bu mevzu, Şia mektebinin ileri gelenlerinin kitap ve sözlerinde incelenip açıklanmıştır. Bu kitap ise, özetliği esas aldığından, konunun etraflı şekilde irdelenmesine ve ilgili delillerin aktarılmasına elverişli değil.</p>



<p>İmamet semasının onuncu güneşi, efendimiz İmam Ebu&#8217;l-Hasan el-Hadi (a.s) biz Şiîlere minnet ve lütufta bulunarak &#8220;Camia Ziyareti&#8221; adlı ziyaretteki ender ve derin anlamlı buyruklarında, ruhu eğitimde, maarifte sözü zirveye ulaştırmış; bilim denizinden, imamet silsilesinin gerçek dostlarının üzerine inci ve mercan yağmuru yağdırmış; İmam&#8217;ın hakikatine yakışır şekilde değil, bizim akıllarımızın kapasitesince Allah Teala&#8217;nın ender meyvelerinden bir miktar bizlere sunmuştur.</p>



<p>Canımız onun temiz toprağına feda olsun! O İmam (a.s) ki, sözlerinin parlak nuruyla biz yer küresi sakinlerini Allah Teala&#8217;nın yüce semasıyla tanıştırmış ve bu susuz kulları Allah Teala&#8217;nın cennetteki Kevser kaynaklarına yönlendirmiştir.</p>



<p>Evet, aziz imam Hz. Hâdi (a.s), izleyicilerinden birinin ricası üzerine ona, masum Ehlibeyt İmamları&#8217;nı ziyaret etmek için birtakım sözler öğretmiştir. Onun hayatından bahsettiğimiz bu yazımızda gerçekte bir &#8220;imamet ve imamı tanıma&#8221; fihristi olan bu ziyarete değinmeden edemeyeceğiz.</p>



<p>Ulemanın bazı ileri gelenleri, bu ziyareti en iyi ziyaret bilmişlerdir. Hicrî 381 yılında vefat etmiş olan merhum Şeyh Saduk gibi yüce bir şahsiyet, bunu &#8220;Men Lâ Yehzuruhu&#8217;l-Fakih&#8221;<sup><strong>1</strong></sup> ve &#8220;Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza&#8221;<sup><strong>2</strong></sup> adlı kitaplarında; hicrî 460&#8217;da vefat etmiş olan Şeyh Tusî de &#8220;Tehzibu&#8217;l-Ahkâm&#8221;<sup><strong>3</strong></sup> adlı kitabında nakletmişlerdir. Kötü<strong><sup>4</sup></strong> Bu ziyaretin akıcılığı, yüce anlamı, ondan yayılan bilim ve marifetin kendisi bu ziyaretin asaletini, bunu söyleyenin bilgisinin yüceliğini ortaya koymaktadır.</p>



<p>Şimdi İmamımız Hz. Hâdi&#8217;nin (a.s) parlak ruhunu selâmlayarak bu ziyareti naklediyor ve tercümesini sunuyoruz.<sup><strong>5</strong></sup></p>



<p>Ehlibeyt İmamları yolunun izleyicilerinin, bu Şia maarifinin hazinesinin parlak cevherinden gaflet etmemeleri, ister değerli İmamlarımızın türbelerinde, ister diğer yerlerde onları ziyaret ederken bu nurlu sözlerle ziyaret etmeleri ümidiyle&#8230;</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Men Lâ Yehzuruhu&#8217;l-Fakih, c. 2, s. 609, Tahran-Mektebetu&#8217;s-Saduk baskısı (Şeyh Saduk Men Lâ Yehzuruhu&#8217;l-Fakih adlı kitabının baş tarafında şöyle yazıyor: &#8220;Ben bu kitapta kendisiyle fetva verdiğim, kendimle Rabbim arasında şerî hüccet bildiğim şeyi zikrediyorum.&#8221; c. 1, s. 3, Tahran basımı)    </li>



<li>Uyûn-u Ahbâri&#8217;r-Rızâ, c. 2, s. 277, Tahran-Menşurat-i A&#8217;lemî baskısı    </li>



<li>Tehzîbu&#8217;l-Ahkâm, c. 6, s. 95, Tahran basımı    </li>



<li>Allâme Meclisî bu ziyaret hakkında şöyle diyor: &#8220;Camia ziyareti senet bakımından en sahih ziyaret; metin, fesahat ve belagat açısından en üstün ziyarettir.&#8221; Bihâru&#8217;l-Envâr, c. 102, s. 144. Birinci Meclisî (Allâme Meclisî&#8217;nin babası) ise şöyle diyor: &#8220;Emirü&#8217;l-Müminin Ali&#8217;nin (a.s) türbesinde karşılaştığım bir mükaşefede İmam Mehdi&#8217;nin (ruhumuz ona feda olsun) huzuruna çıkıp yüksek sesle Camia Ziyareti&#8217;ni okudum. Ziyaret bittikten sonra İmam: &#8216;Güzel bir ziyarettir.&#8217; buyurdu.&#8221; Birinci Meclisî daha sonra şöyle diyor: &#8220;Ben çoğu zaman bu ziyareti okuyorum; bu ziyaretin İmam Hâdi&#8217;den (a.s) olduğunda, İmam Mehdi (a.f) tarafından onaylandığında bir şüphe yoktur. Onun metni, ziyaretlerin en kâmil ve en iyisidir.&#8221; Ravzatu&#8217;l-Muttakîn, c. 5, s. 451.  Merhum Hace Nurî şöyle yazıyor: &#8220;Seyyid Ahmed Reştî hac yolculuğunda Hz. Mehdi&#8217;nin (a.f) huzuruna çıkma şerefine nail oldu. O, ona nafile (sünnet) namazlarını kılmasını, Aşura ve Camia ziyaretlerini okumasını tavsiye etti ve ona: &#8216;Siz neden nafile namazlarını kılmıyorsunuz? Nafile, nafile, nafile! Neden Aşura Ziyareti&#8217;ni okumuyorsunuz? Aşura, Aşura, Aşura! Neden Camia Ziyareti&#8217;ni okumuyorsunuz? Camia, Camia, Camia!&#8217; buyurdu.&#8221; Necmu&#8217;s-Sâkıb, s. 342-343.    </li>



<li>Ulemadan birçokları Camia Ziyareti hakkında çeşitli şerhler yazmışlardır. Biz bu ziyaretin tercümesinde birkaç şerhten, özellikle Tabibzade diye meşhur olan Hacı Mirza Muhammed Ahmedabadî İsfehanî&#8217;nin &#8220;Şems-i Tâli&#8217;a&#8221; adlı kitabından yararlandık.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Camia Ziyareti</h3>



<p>Musa b. Abdullah en-Nahaî şöyle diyor: İmam Ali en-Nakî&#8217;ye (İmam Hâdi a.s) <em>&#8220;Ey Resulullah&#8217;ın torunu! Sizden birinizin mezarını ziyaret ettiğimde okumam için bana açık ifadeli ve öz anlamlı bir ziyaret duası öğretin.&#8221;</em> dedim. Bunun üzerine İmam Ali en-Nakî (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;(Ziyaret için) guslettikten sonra İmamlar&#8217;ın hareminin eşiğine ulaştığında, dur ve kelime-i şahadeti söyle; yani, &#8216;Eşhedu en lâ ilahe illallah, vahdehu lâ şerike leh ve eşhedu enne Muhammeden sallallahu aleyhi ve âlihi abduhu ve resuluh.&#8217; de. İçeri girip mezarı gördüğünde, tekrar dur ve otuz defa &#8216;Allah-u Ekber&#8217; de. Sonra kısa adımlar atarak vakarlı bir hâlle biraz daha ilerle, sonra durup tekrar otuz defa &#8216;Allah-u Ekber&#8217; de. Sonra mezara yakın bir yerde durarak kırk defa daha &#8216;Allah-u Ekber&#8217; de ve böylece yüz tekbiri tamamla ve sonra şöyle de:&#8221;</em></strong></p>



<p>السَّلامُ عَلَيْكُمْ يَا أَهْلَ بَيْتِ النُّبُوَّةِ، وَمَوْضِعَ الرِّسالَةِ، وَمُخْتَلَفَ الْمَلائِكَةِ، وَمَهْبِطَ الْوَحْيِ، وَمَعْدِنَ الرَّحْمَةِ، وَخُزَانَ العِلْمِ، وَمُنْتَهَى الْحِلْمِ، وَأَصُولَ الْكَرَمِ، وَقادَةَ الْأُمَمِ، وَأَوْلِيَاءَ النَّعَمِ، وَعَناصِرَ الأَبْرَارِ، وَدَعَائِمَ الْأَخْيَارِ، وَسَاسَةَ الْعِبَادِ، وَأَرْكَانَ الْبِلادِ، وَأَبْوابَ الأيمَانِ، وَأَمَناءَ الرَّحْمَنِ، وَسُلَالَةَ النَّبِيِّينَ وَصَفْوَةَ الْمُرْسَلِينَ، وَعِتْرَةَ خِيَرَةِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ</p>



<p>Selâm olsun size ey Peygamber&#8217;in Ehlibeyt&#8217;i, risaletin karargâhı, meleklerin uğradığı kimseler, vahyin iniş yeri, rahmet madeni, ilim hazinelerinin kaynakları, hilmin nihayeti, bağışın kökü, ümmetlerin yöneticileri, iyilerin cevheri, seçkinlerin direği, kulların önderleri, beldelerin temel taşları, iman kapıları, Rahman&#8217;ın eminleri, Peygamber&#8217;in öz soyu, ilâhî elçilerin göz nuru ve resullerin yakınları! Allah&#8217;ın rahmet ve bereketleri sizin üzerinize olsun!</p>



<p>السَّلامُ عَلَى أَئِمَّةِ الْهُدَى، وَمَصابيح الدُّجى، وَأَعْلَامِ التَّقَى، وَذَوِي النَّهَى وَأُولِي الْحِجَى، وَكَهْفِ الْوَرَى، وَوَرَثَةِ الْأَنْبِيَاءِ، وَالْمَثَلِ الْأَعْلَى، وَالدَّعْوَةِ الْحُسْنَى وَحُجَجِ اللَّهِ عَلَى أَهْلِ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَالْأُولَى وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ</p>



<p>Selâm olsun hidayet imamlarına, karanlıkların nurlarına, takvanın parlak nişanelerine, kâmil akıl ve bilinç sahiplerine, halkın sığınaklarına, peygamberlerin vârislerine, üstün örneklere, güzel davetçilere, Allah&#8217;ın dünya ve ahiret ehline ve ilk mahlûklara olan hüccetlerine! Allah&#8217;ın rahmet ve bereketleri onların üzerine olsun!</p>



<p>السَّلامُ عَلى مَحالِّ مَعْرِفَةِ اللهِ، وَمَسَاكِنِ بَرَكَةِ اللَّهِ، وَمَعَادِنِ حِكْمَةِ اللَّهِ، وَحَفَظَةِ سِرِّ اللَّهِ، وَحَمَلَةِ كِتابِ اللهِ، وَأَوْصِياءِ نَبِيِّ اللَّهِ، وَذُرِّيَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ</p>



<p>Selâm olsun Allah&#8217;ı tanımanın yollarına, Allah&#8217;ın bereketinin odaklarına, Allah&#8217;ın hikmetinin kaynaklarına, Allah&#8217;ın sırlarının koruyucularına, Allah&#8217;ın kitabının muhafızlarına, Peygamber&#8217;in vasilerine ve Allah Resulü&#8217;nün soyuna! Allah&#8217;ın rahmet ve bereketleri onların üzerine olsun!</p>



<p>السَّلامُ عَلَى الدُّعَاةِ إِلَى اللهِ، وَالأدلاء عَلَى مَرْضاتِ اللَّهِ، وَالْمُسْتَقَرِّينَ فِي أَمْرِ الله، والتامينَ في مَحَبَّةِ اللهِ، وَالْمَخْلِصِينَ في تَوْحِيدِ اللَّهِ، وَالْمُظْهِرِينَ لَأَمْرِ اللَّهِ وَنَهْيِهِ، وَعِبَادِهِ الْمُكْرَمِينَ الَّذِينَ لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِأَمْرِهِ يَعْمَلُونَ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وبركاته</p>



<p>Selâm olsun insanları Allah&#8217;a davet edenlere, Allah&#8217;ın razı olduğu şeylerin yolunu gösterenlere, Allah&#8217;ın emirleri hususunda kararlı olanlara, Allah sevgisi tam olanlara, Allah&#8217;ın tevhidinde ihlâslı olanlara, emir ve nehiylerini aşikâr kılanlara ve emrine uyup O&#8217;ndan önce bir şeyi dile getirmeyen yüce kullara! Allah&#8217;ın rahmet ve bereketleri onların üzerine olsun!</p>



<p>السَّلامُ عَلَى الأَئِمَّةِ الدُّعاةِ، وَالْقَادَةِ الْهُدَاةِ، وَالسَّادَةِ الْوُلاةِ، وَالدَّادَة الْحُمَاةِ، وَأَهْلِ الذِّكْرِ وَأُولِي الْأَمْرِ، وَبَقِيَّةِ اللَّهِ وَخِيَرَتِهِ وَحِزْبِهِ وَعَيْبَة عِلْمِهِ وَحُجْتَهُ وَصِراطِهِ وَنُورِهِ وَبُرْهَانِهِ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ</p>



<p>Selâm olsun (Hakk&#8217;a) davet eden imamlara, hidayetçi olan önderlere, koruyucu ve destekçi velilere, zikir ehline, emir sahiplerine, Allah&#8217;ın yeryüzünde seçtiği halifelerine, seçkin kıldıklarına, O&#8217;nun hizbine, ilim çeşmelerine, hüccetine, sıratına, nuruna ve burhanına! Allah&#8217;ın rahmet ve bereketleri onların üzerine olsun!</p>



<p>أَشْهَدُ أَنْ لا إِلهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لا شَريكَ لَهُ كَمَا شَهِدَ اللَّهُ لِنَفْسِهِ وَشَهِدَتْ لَهُ مَلائِكَتُهُ وَأُولُو الْعِلْمِ مِنْ خَلْقِهِ، لا إلهَ إِلا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ الْمُنْتَجَبُ، وَرَسُولُهُ الْمُرْتَضى، اَرْسَلَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ</p>



<p>Allah&#8217;ın kendi hakkında şahadet ettiği gibi ben de şahadet ederim ki, Allah&#8217;tan başka bir ilâh yoktur; O, tektir ve ortağı yoktur. Nitekim melekler ve ilim sahibi kulları da buna tanıklık etmekteler. O&#8217;ndan başka bir ilâh yoktur; O güçlü ve hikmet sahibidir. Ve şahadet ederim ki, Muhammed O&#8217;nun seçkin kulu ve beğenilmiş elçisidir. Onu hidayet ve hak din üzere ve bütün dinlere galip gelsin diye göndermiştir; müşrikler bunu istemese de.</p>



<p>وَأَشْهَدُ أَنَّكُمُ الأَئِمَّةُ الرَّاشِدُونَ الْمَهْدِيُّونَ الْمَعْصُومُونَ الْمُكَرَّمُونَ الْمُقَرِّبُونَ الْمُتَّقُونَ الصَّادِقُونَ الْمُصْطَفَوْنَ الْمُطِيعُونَ اللَّهِ، الْقَوَّامُونَ بِأَمْرِهِ، الْعَامِلُونَ بارادَتِهِ، الْفَائِزُونَ بِكَرامَتِهِ، اصْطَفَاكُمْ بِعِلْمِهِ، وَارْتَضاكُمْ لِغَيْبِهِ، وَاخْتَارَكُمْ لِسِرِّهِ،وَاجْتَبَاكُمْ بِقُدْرَتِهِ، وَأَعَزَّكُمْ بِهُداهُ، وَحَصَّكُمْ بِبُرْهَانِهِ، وَالتَجَبَكُمْ لِنُورِهِ، وَأَيَّدَكُمْ بِرُوحِهِ، وَرَضِيَكُمْ خُلَفَاءَ فِي أَرْضِهِ، وَحُجَجاً عَلَى بَرِيَّتِهِ، وَأَنْصاراً لِدِينِهِ، وَ حَفَظَةً لسرِّهِ، وَخَزَنَةً لِعِلْمِهِ، وَمُسْتَوْدَعاً لِحِكْمَتِهِ، وَتَرَاجِمَةً لِوَحْيِهِ، وَأَرْكَانَا لِتَوْحيده وَشُهَدَاءَ عَلى خَلْقِهِ، وَأَعْلاماً لِعِبَادِهِ، وَمَناراً في بِلادِهِ، وَأَدِلاءَ عَلى صراطه، عَصَمَكُمُ اللهُ مِنَ الزَّلَلِ، وَآمَنَكُمْ مِنَ الْفِتَنِ، وَطَهَّرَكُمْ مِنَ الدَّنَسِ، وَاذْهَبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ وَطَهَّرَكُمْ تَطْهِيراً</p>



<p>Yine şahadet ederim ki, sizler değer ve hidayet sahibi, masum, Allah&#8217;a yakınlaştırılmış, muttaki, sadık, seçkin ve O&#8217;na itaat eden, O&#8217;nun emrini tamamen yerine getiren, O&#8217;nun iradesine uyan, ikramını kazanan raşit imamlarsınız. Allah sizi bilerek seçmiş, gayb bilgisi için size razı olmuş, sırrı için sizi seçmiş ve kendi kudretiyle sizi beğenmiştir. Kendi hidayetiyle size izzet kazandırmış ve kendi burhanıyla (mucize ve kerametleriyle) sizi özgün kılmış, kendi nuru için sizi seçmiş ve kendi ruhuyla sizi desteklemiştir. Yeryüzünde sizlerin halife, kullarına hüccet ve dinine yardımcı olmanızı; sırrını koruyanlar, ilmini taşıyanlar ve hikmetinin eminleri, vahyinin açıklayıcıları, tevhidinin erkânı, yaratıklarına şahitler, kullarına nişaneler, beldesinde ışık ve yoluna deliller olmanızı istemiştir. Allah sizleri sürçmelerden korumuş ve fitnelerden amanda kılmış, kirlerden temizlemiş ve her türlü pisliği sizlerden uzaklaştırmış, sizleri tertemiz kılmıştır.</p>



<p>فَعَظْمْتُمْ جَلَالَهُ، وَأَكْبَرْتُمْ شَأْنَهُ، وَمَجَّدْتُمْ كَرَمَهُ، وَأَدَمْتُمْ ذِكْرَهُ، وَوَكَدْتُمْ ميثَاقَهُ، وَأَحْكَمْتُمْ عَقْدَ طَاعَتِهِ، وَنَصَحْتُمْ لَهُ فِي السِّرِّ وَالْعَلَانِيَةِ، وَدَعَوْتُمْ إِلَى سَبِيلِهِ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ، وَبَذَلْتُمْ الفُسَكُمْ فِي مَرْضَاتِهِ، وَصَبَرْتُمْ عَلَى مَا أَصابَكُمْ فِي جَنْبِهِ، وَأَقَمْتُمُ الصَّلاةَ، وَآتَيْتُمُ الزَّكَاةَ، وَأَمَرْتُمْ بِالْمَعْرُوفِ، وَنَهَيْتُمْ عَنِالْمُنْكَرِ، وَجَاهَدْتُمْ فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ حَتَّى أَعْلَنْتُمْ دَعْوَتَهُ، وَبَيْنَتُمْ فَرَائِضَهُ، وَأَقَمْتُمْ حُدُودَهُ، وَنَشَرْتُمْ شَرَابِعَ أَحْكامِهِ، وَسَنَنْتُمْ سُنَتَهُ، وَصِرْتُمْ فِي ذَلِكَ مِنْهُ إِلَى الرِّضا، وَسَلَّمْتُمْ لَهُ الْقَضَاءَ، وَصَدَّقْتُمْ مِنْ رُسُلِهِ مَنْ مَضَى</p>



<p>Siz de O&#8217;nun yüceliği karşısında tazim ettiniz, şanını yüce bildiniz, nimetini övdünüz, O&#8217;nu sürekli andınız, ahdini muhkemleştirip kulluk bağını sağlamlaştırdınız, O&#8217;nun rızası için açık ve gizlide müminlerin hayrına çalıştınız, hikmet ve güzel öğütle O&#8217;nun yoluna çağırdınız. O&#8217;nun rızası yolunda nefsinizden geçtiniz ve O&#8217;nun muhabbeti uğruna uğradığınız meşakkatlere sabrettiniz. Namazı dosdoğru kılıp zekâtı verdiniz, iyiliği emredip kötülükten sakındırdınız. Allah uğruna hakkıyla cihat edip O&#8217;nun davetini ilan ettiniz. Farzlarını açıkladınız ve hadlerini (şer&#8217;î hüküm ve cezaları) ikame ettiniz, belirlenen hükümlerini beyan ettiniz, sünnetine uydunuz, rızasına yöneldiniz, kaza ve takdiri O&#8217;na bıraktınız ve geçmiş peygamberlerini tasdik ettiniz.</p>



<p>فَالرَّاغِبُ عَنْكُمْ مارِقٌ، وَاللَّازِمُ لَكُمْ لاحِقٌ، وَالْمُقَصِّرُ فِي حَقَّكُمْ زَاهِقٌ، وَالْحَقُّ مَعَكُمْ وَفِيكُمْ وَمِنْكُمْ وَإِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ أَهْلُهُ وَمَعْدِنُهُ، وَمِيرَاثُ النُّبُوَّةِ عِنْدَكُمْ، وَايَابُ الْخَلْقِ إِلَيْكُمْ، وَحِسَابُهُمْ عَلَيْكُمْ، وَفَصْلُ الْخطَاب عِنْدَكُمْ، وَآيَاتُ اللَّهِ لَدَيْكُمْ، وَعَزَائِمُهُ فِيكُمْ، وَنُورُهُ وَبُرْهَانَهُ عِنْدَكُمْ، وَأَمْرُهُ إِلَيْكُمْ، مَنْ والاكُمْ فَقَدْ والى الله، وَمَنْ عاداكُمْ فَقَدْ عَادَ اللهُ، وَ مَنْ أَحَبَّكُمْ فَقَدْ أَحَبَّ اللَّهُ، وَمَنْ أَبْغَضَكُمْ فَقَدْ أَبْغَضَ اللَّهُ، وَمَنِ اعْتَصَمَ بِكُمْ فَقَدِ اعْتَصَمَ بِاللَّهِ</p>



<p>Öyleyse sizi bırakıp başkasına yönelen azar, size sarılan hakka kavuşur, hakkınızı çiğneyen ise zevale uğrar. Hak sizinledir ve sizdedir, sizdendir ve size yöneliktir; siz hakkın sahibi ve kaynağısınız. Peygamberlik mirası sizin yanınızdadır, halkın dönüşü sizedir ve onların hesabı sizin üzerinizdedir. Hakkı batıldan ayırtacak kesin hüküm sizdedir ve Allah&#8217;ın nişaneleri sizin yanınızdadır. O&#8217;nun kat&#8217;î hükümleri sizde, O&#8217;nun nuru ve açık delili sizin yanınızdadır, emri size yöneliktir. Size dost olan Allah&#8217;a dost olur ve size düşman kesilen Allah&#8217;a düşman kesilir. Sizi seven Allah&#8217;ı sever, size karşı kin besleyen Allah&#8217;a kin besler. Size sarılan, gerçekte Allah&#8217;a sarılır.</p>



<p>انْتُمُ الصِّرَاطُ الأَقْوَمُ، وَشُهَدَاءُ دَارِ الْفَناءِ، وَشُفَعَاءُ دَارِ الْبَقَاءِ، وَالرَّحْمَةُ الْمَوْصُولَةُ، وَالآيَةُ الْمَحْزُونَةُ، وَالأمانَةُ الْمَحْفُوظَةُ، وَالْبَابُ الْمُبْتَلَى بِهِ النَّاسُ، مَنْ أَتَاكُمْ نَجا، وَمَنْ لَمْ يَأْتِكُمْ هَلَكَ، إِلَى اللَّهِ تَدْعُونَ، وَعَلَيْهِ تَدُلُّونَ، وَبِهِ تُؤْمِنُونَ، وَلَهُ تُسَلِّمُونَ، وَبِأَمْرِهِ تَعْمَلُونَ، وَإِلى سَبِيلِهِ تُرْشِدُونَ، وَبِقَوْلِهِ تَحْكُمُونَ، سَعَدَ مَنْ والاكُمْ، وَهَلَكَ مَنْ عاداكُمْ، وَخابَ مَنْ جَحَدَكُمْ، وَضَلَّ مَنْ فَارَقَكُمْ، وَفَازَ مَنْ تَمَسَّكَ بِكُمْ، وَأَمِنَ مَنْ لَجَا إِلَيْكُمْ، وَسَلَّمَ مَنْ صَدَّقَكُمْ، وَهُدِئَ مَنِ اعْتَصَمَ بِكُمْ، مَنِ اتَّبَعَكُمْ فَالْجَنَّةُ مَأْواهُ، وَمَنْ خَالَفَكُمْ فَالنَارُ مَثْوَايَهُ، وَمَنْ جَحَدَكُمْ كَافِرٌ، وَمَنْ حارَبَكُمْ مُشْرِكٌ، وَمَنْ رَدَّ عَلَيْكُمْ فِي أَسْفَلِ دَرْكَ مِنَ الْجَحِيمِ</p>



<p>Sağlam yol ve fena yurdunun şahitleri ve beka yurdunun şefaatçileri sizsiniz. Kesintisiz rahmet, korunmuş nişane, mahfuz emanet ve insanların imtihan edildikleri kapı sizsiniz. Kim size geldiyse kurtuldu ve her kim size gelmediyse helâk oldu. Siz, Allah&#8217;a doğru çağırıyorsunuz ve O&#8217;na yönlendiriyorsunuz, O&#8217;na iman edip O&#8217;na baş eğiyorsunuz, O&#8217;nun emrine uyup yoluna halkı irşat ediyorsunuz ve O&#8217;nun sözüyle hüküm veriyorsunuz. Sizinle dostluk bağı kuran saadete erer, size düşman olan kurtuluş yüzü görmez. Sizi inkâr eden hüsrana uğrar, sizden ayrı düşen sapıklığa duçar olur. Size sarılan kurtulur, size sığınan güven kazanır. Sizi tasdik eden selamete kavuşur, size uyan hidayete erişir. Size tâbi olanın cennettir yeri. Size karşı gelenin cehennemdir yurdu. Sizi inkâr eden küfre sapar, sizinle harbeden şirke düşer, sizi reddeden cehennemin en alt tabakasında yer alır.</p>



<p>أَشْهَدُ أَنْ هَذَا سَابِقٌ لَكُمْ فِيمَا مَضى، وَجَارٍ لَكُمْ فِيمَا بَقِيَ، وَأَنْ أَرْواحَكُمْ وَنُورَكُمْ وَطِينَتَكُمْ وَاحِدَةٌ، طَابَتْ وَطَهُرَتْ بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ، خَلَقَكُمُ اللَّهُ أَنْوَاراً فَجَعَلَكُمْ بِعَرْشِهِ مُحْدِقِينَ حَتَّى مَنَّ عَلَيْنَا بِكُمْ، فَجَعَلَكُمْ فِي بُيُوتِ اَذِنَ اللَّهُ أَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ، وَجَعَلَ صَلَواتِنَا عَلَيْكُمْ وَمَا خَصَّنَا بِهِ مِنْ وَلَا يَتِكُمْ طِيبًا لِخَلْقِنا، وَطَهَارَةً لَأَنْفُسِنَا، وَتَزْكِيَةً لَنَا، وَكَفَّارَةً لِذُنُوبِنَا، فَكُنَا عِنْدَهُ مُسَلِّمِينَ بِفَضْلِكُمْ، وَمَعْرُوفِينَ بِتَصْدِيقِنَا إِيَّاكُمْ، فَبَلَغَ اللَّهُ بِكُمْ أَشْرَفَ مَحَلَّ الْمُكَرَّمِينَ، وَأَعْلَى مَنازِلِ الْمُقَرَّبِينَ، وَارْفَعَ دَرَجاتِ الْمُرْسَلِينَ، حَيْثُ لا يَلْحَقُهُ لا حِقِّ، وَلَا يَفُوقُهُ فَائِقٌ، وَلَا يَسْبِقُهُ سَابِقٌ، وَلا يَطْمَعُ فِى إِدْراكِهِ طامع، حَتَّى لا يَبْقَى مَلَكَ مُقَرَّبٌ، وَلَا نَبِيٍّ مُرْسَلٌ، وَلَا صِديقٌ وَلا شَهِيدٌ، وَلا عالِمٌ وَلا جَاهِلٌ، وَلَا دَنِيٌّ وَلَا فَاضِلٌ، وَلَا مُؤْمِنٌ صالِحٍ، وَلا فَاجِرٌ طَالِحٍ، وَلا جَبَارٌ عَنِيدٌ، وَلَا شَيْطَانٌ مَرِيدٌ، وَلَا خَلْقَ فِيما بَيْنَ ذَلِكَ شَهِيدٌ إِلَّا عَرَّفَهُمْ جَلالَةَ أَمْرِكُمْ، وَعِظَمَ خَطَرِكُمْ، وَكِبَرَ شَأْنِكُمْ وَتَمَامَ نُورِكُمْ، وَصِدْقَ مَقَاعِدِكُمْ، وَثَبَات مَقامِكُمْ، وَشَرَفَ مَحَلَّكُمْ وَمَنْزِلَتَكُمْ عِنْدَهُ، وَكَرَامَتَكُمْ عَلَيْهِ، وَخَاصَّتَكُمْ لَدَيْهِ، وَقُرْبَ مَنْزِلَتِكُمْ مِنْهُ</p>



<p>Şahadet ederim ki, bu ilâhî irade (ve makam) sizin için önceden vardı, bundan sonra da var olacaktır. Şahadet ederim ki, sizlerin ruhlarınız ve nurlarınız birdir; tertemiz ve paksınız ve hep birbirinizdensiniz. Allah sizleri nurlar olarak yarattı ve arşının etrafına yerleştirdi. Sonra Allah bizlere sizinle minnet ve ihsanda bulundu. Böylece sizi yücelmesini ve kendi isminin anılmasını istediği evlere yerleştirdi. Bizim size salât göndermemizi ve velayetinizle bize has kıldığı nimetini; yaratılışımız için esenlik, nefsimiz için temizlik, bizler için arınma ve günahlarımız için kefaret kıldı. Böylece bizler Allah indinde sizlerin faziletlerini itiraf edenler olduk ve sizlerin ilâhî makamını tasdik edenler olarak tanındık. Sonra Allah sizi kimsenin ulaşamayacağı, üstünlük taslayamayacağı (üstüne çıkamayacağı), kimsenin yarışamayacağı ve erişmeyi arzu edemeyeceği yüce varlıkların bulunduğu yerin en üstün mertebesine ulaştırdı, yakınlaştırılanların en mükemmel makamına eriştirdi ve elçilerin en yüce derecesine çıkardı. Öyle ki, sizin imamet makamınızın yüceliğini, mevkiinizin azametini, şanınızın üstünlüğünü, nurunuzun tamlığını, menzilinizin güzelliğini, makamınızın değişmezliğini, yerinizin şerefini, Allah indindeki mertebenizi, O&#8217;nun yanındaki değerinizi, O&#8217;na olan özelliğinizi ve O&#8217;na yakınlığınızı tanımayan, bilmeyen hiçbir yakınlaştırılmış melek, gönderilmiş peygamber, sıddık, şehit, âlim, cahil, mümin, facir, inat eden tağut, azgın şeytan ve bunların arasında yer alan bir mahlûk kalmış olmasın.</p>



<p>بابي انْتُمْ وَأُمَى وَأَهْلي وَمالى وَاسْرَتِى أُشْهِدُ اللَّهُ وَأُشْهِدُكُمْ أَلَى مُؤْمِنٌ بِكُمْ وَبِمَا آمَنْتُمْ بِهِ، كَافِرٌ بَعَدُوِّكُمْ وَبِمَا كَفَرْتُمْ بِهِ مُسْتَبْصِرٌ بِشَأْنِكُمْ وَبِضَلَالَةِ مَنْ خالَفَكُمْ، مُوالِ لَكُمْ وَلاَوْلِيَائِكُمْ، مُبْغِضَ لَأَعْدائِكُمْ وَمُعَادِ لَهُمْ، سِلْمٌ لِمَنْ سالَمَكُمْ، وَحَرْبٌ لِمَنْ حارَبَكُمْ، مُحَقِّقَ لِمَا حَقَّقْتُمْ، مُبْطِلٌ لِمَا أَبْطَلْتُمْ، مُطِيعٌ لَكُمْ، عارف بِحَقِّكُمْ، مُقِرٌّ بِفَضْلِكُمْ، مُحْتَمِلٌ لِعِلْمِكُمْ، مُحْتَجِبٌ بِذِمَّتِكُمْ، مُعْتَرِفَ بِكُمْ، مُؤْمِنٌ بِايَا بِكُمْ، مُصَدِّقٌ بِرَجْعَتِكُمْ، مُنْتَظِرٌ لِأَمْرِكُمْ، مُرْتَقِبْ لِدَوْلَتِكُمْ، آخِدٌ بِقَوْلِكُمْ، عَامِلٌ بِأَمْرِكُمْ، مُسْتَجِيرٌ بِكُمْ، زَائِرٌ لَكُمْ، لَائِةٌ عَائِدٌ بِقُبُورِكُمْ، مُسْتَسْفِعٌ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلٌ بِكُمْ، وَمُتَقَرِّبٌ بِكُمْ إِلَيْهِ، وَمُقَدِّمُكُمْ أَمَامَ طَلِبَتِي وَحَوَائِجِي وارادتي في كُلِّ أخوالي وَأُمُورى مُؤْمِنٌ بِسِرْكُمْ وَعَلَانِيَتِكُمْ وَشَاهِدِكُمْ وَغَائِبِكُمْ وَأَوْلِكُمْ وَآخِرِكُمْ، وَمُفَوِّضٌ فى ذلِكَ كُلِّهِ إِلَيْكُمْ وَمُسَلَّمٌ فِيهِ مَعَكُمْ، وَقَلْبِي لَكُمْ مُسَلِّمْ، وَرَأَبِي لَكُمْ تَبَعٌ، وَنُصْرَتِي لَكُمْ مُعَدَّةٌ حَتَّى يُحْيِيَ اللَّهُ تَعَالَى دِينَهُ بِكُمْ، وَيَرُدَّكُمْ فِي أَيَّامِهِ، وَيُظْهِرَكُمْ لِعَدْلِهِ، وَيُمَكِّنكُمْ فِي أَرْضِهِ</p>



<p>Babam ve annem, ailem, malım ve yakınlarım size feda olsun! Allah&#8217;ı ve sonra sizleri şahit kılıyorum ki, ben size ve sizin inandıklarınıza iman etmişim, sizin düşmanınıza karşıyım ve sizin reddettiğiniz şeyleri reddediyorum. Sizin makamınızı tanıyorum, size karşı gelenlerin sapıklıkta olduklarını biliyorum. Sizin ve dostlarınızın dostuyum, düşmanlarınızın düşmanıyım. Sizinle barış içinde olanla barışığım, sizinle savaşanla savaşırım. Sizin hak bildiğinizi hak bilirim, batıl bildiğinizi batıl bilirim. Size itaat ediyorum, hakkınızı tanıyorum ve faziletinizi ikrar ediyorum. İlminizi taşıyorum, ahdinize bağlıyım, makamınıza inanıyorum, dönüşünüze inanıyorum, ric&#8217;atinize iman ediyorum, emrinizi bekliyorum, devletinizin arzusundayım, sözünüze bağlıyım, emrinize göre amel ediyorum. Sizlere iltica etmişim, ziyaretinize gelmişim, kabrinize sığınmışım. Sizi Allah azze ve celle indinde kendime şefaatçi kılmışım, sizin hürmetiniz için Allah&#8217;a yakın olmak istiyorum. Her zaman her işimde kendi hacetlerimin, isteklerimin reva olması için sizleri (Allah huzurunda) aracı kılmışım. Sırrınıza ve aşikâr makamınıza iman etmişim. Sizlerin hazır olanınıza da, gaip olanınıza da; birincinize de, sonuncunuza da inanmışım ve bütün işleri sizlere havale etmişim, bütün hâllerimde sizlere boyun eğmişim ve kalbim sizlere teslim olmuştur. Görüşüm size tâbidir ve yardımım sizin için hazırdır. Ta ki Allah, sizin vasıtanızla dinini ihya etsin ve sizleri kendi istediği günlerde geriye getirsin ve adaleti ikame etmek için sizleri yeryüzünde galip kılsın.</p>



<p>فَمَعَكُمْ مَعَكُمْ لا مَعَ غَيْرِكُمْ آمَنْتُ بِكُمْ وَتَوَلَّيْتُ آخِرَكُمْ بِمَا تَوَلَّيْتُ بِهِ أَوَّلَكُمْ، وَبَرِئْتُ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ مِنْ أَعْدَانِكُمْ وَمِنَ الْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَالشَّيَاطِينِ وَحِزْبِهِمُ الظَّالِمِينَ لَكُمُ الْجَاحِدِينَ لِحَقِّكُمْ، وَالْمَارِقِينَ مِنْ وِلايَتِكُمْ، وَالْعَاصِينَ لارثكُمُ السَّاكَينَ فِيكُمُ الْمُنْحَرِفِينَ عَنْكُمْ، وَمِنْ كُلِّ وَلِيجَة دُونَكُمْ وَكُل مُطَاع سِوَاكُمْ، وَمِنَ الْأَئِمَّةِ الَّذِينَ يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ، فَتَبْتَنِيَ اللَّهُ أَبَداً ما حَبيتُ عَلَى مُوالاتِكُمْ وَمَحَبَّتِكُمْ وَدِينِكُمْ، وَوَفْقَنَى لِطَاعَتِكُمْ، وَرَزَقَنى شَفَاعَتَكُمْ، وَجَعَلَنِي مِنْ خيارِ مَوالِيكُمْ التَّابِعِينَ لِما دَعَوْتُمْ إِلَيْهِ، وَ جَعَلَنِي مِمَّنْ يَقْتَصُّ آثَارَكُمْ، وَيَسْلُكُ سَبِيلَكُمْ، وَيَهْتَدَى بِهُداكُمْ وَيُحْشَرُ فِى زُمْرَتِكُمْ، وَيَكِرُّ فِي رَجْعَتِكُمْ، وَيُمَلْكُ فِي دَوْلَتِكُمْ، وَ يُشَرِّفُ فِي عَافِيَتِكُمْ، وَيُمَكِّنُ فِي أَيَّامِكُمْ، وَتَقِرُّ عَيْنُهُ غَدًا بِرُؤْيَتِكُمْ</p>



<p>Ben sizinleyim, sizinle beraberim, sizden başkasıyla değilim. Sizlere inanmışım ve sonuncunuzu da ilkinizi sevdiğim gibi seviyorum. Sizin hakkınızı inkâr eden, velayetinizden çıkan ve mirasınızı gasp eden, sizler hakkında şüpheye düşen ve sizden ayrılan düşmanlarınızdan, batıldan, tağuttan, şeytanlardan ve onların zalim hiziplerinden uzağım, Allah&#8217;a sığınıyorum. Sizin dışınızda her vasıta ve önderden, ateşe çağıran imamlardan da uzağım. Allah&#8217;tan istiyorum ki, yaşadığım müddetçe beni sizin velayetiniz, muhabbetiniz ve dininiz üzerine sabit kılsın; size itaat etmeye beni muvaffak etsin ve sizin şefaatinizi bana nasip etsin. Beni sizin dostlarınızın seçkinlerinden, sizin davetinize uyanlardan, sizin izinizi takip edenlerden, yolunuzdan gidenlerden, hidayetinizle hidayet bulanlardan, zümrenizde haşrolanlardan, dönüşünüzde dönenlerden (ric&#8217;at), devletinizde güç ve mevki kazananlardan, huzur döneminizde saygı görenlerden, sizin günlerinizde muktedir kılınanlardan ve sizi görmek şerefine kavuşmakla gözü aydınlananlardan etsin!</p>



<p>بِأَبِي أَنْتُمْ وَأُمِّى وَنَفْسِي وَأَهْلِي وَمالى مَنْ أَرَادَ اللَّهُ بَدَأَ بِكُمْ، وَمَنْ وَحْدَهُ قَبِلَ عَنْكُمْ، وَمَنْ قَصَدَهُ تَوَجَّهَ بِكُمْ، مَوالِي لا أَحْصَى ثَنانَكُمْ وَلَا أَبْلُغُ مِنَ الْمَدْحِ كُنْهَكُمْ وَمِنَ الْوَصْفِ قَدْرَكُمْ، وَأَنْتُمْ نُورُ الأَخْيَارِ وَهُدَاةُ الْأَبْرَارِ وَحُجَجُ الْجَبَارِ، بِكُمْ فَتَحَ اللَّهُ وَبِكُمْ يَحْتِمُ، وَبِكُمْ يُنَزِّيلُ الْغَيْثَ، وَبِكُمْ يُمْسِكُ السَّمَاءَ أَنْ تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ، وَبِكُمْ يُنَفِّسُ الْهَمَّ وَيَكْشِفُ الضُّرَّ، وَعِنْدَكُمْ مَا نَزَلَتْ بِهِ رُسُلُهُ، وَهَبَطَتْ بِهِ مَلَائِكَتُهُ وَإِلَى جَدِّكُمْ.</p>



<p>و في زيارة لأمير المؤمنين (عليه السلام) فعوض وَإِلى جَدَّكُمْ وَ قُل:</p>



<p>وَإِلى أَخِيكَ بُعِثَ الرُّوحُ الأمينُ آتَاكُمُ اللهُ ما لَمْ يُؤْتِ أَحَداً مِنَ الْعَالَمِينَ، طَأْطَأَ كُلُّ شريف لِشَرَفِكُمْ، وَبَخَعَ كُلُّ مُتَكَبِّرٍ لِطَاعَتِكُمْ، وَخَضَعَ كُلُّ جَبَّارٍ لفَضْلِكُمْ، وَذَلَّ كُلُّ شَيْءٍ لَكُمْ، وَأَشْرَقَتِ الْأَرْضُ بِنُورِكُمْ، وَفَازَ الْفَائِزُونَ بولايَتِكُمْ، بِكُمْ يُسْلَكُ إِلَى الرِّضْوانِ، وَعَلَى مَنْ جَحَدَ وِلَا يَتَكُمْ غَضَبُ الرَّحْمَنِ</p>



<p>Babam, annem, nefsim, ailem ve malım sizlere feda olsun! Allah&#8217;ı isteyen sizinle başlar, O&#8217;nu birleyen (tevhidi) sizden öğrenir, O&#8217;na yönelmek isteyen sizin kapınıza gelir. Ey benim mevlalarım! Sizin güzelliklerinizi söylemekle bitiremem, methetmekle hakikatinize varamam, vasfınızı söylemekle değerinizi açıklayamam. Sizler seçkinlerin nurusunuz, iyilerin hidayete eriştirenlerisiniz ve Allah&#8217;ın hüccetlerisiniz. Allah sizinle yaratılışı başlatmış ve sizinle de bitirecektir. Sizin sebebiyetinizle Allah yağmur yağdırır ve sizin hürmetinize Allah göğün yere düşmesini önler; meğer kendi izni olsun. Sizin hürmetinize Allah zorlukları giderir ve müşkülleri bertaraf eder. Elçilerin indirdiği ve meleklerin getirdiği hükümler sizin yanınızdadır.</p>



<p>Ruhu&#8217;l-Emin (Cebrail) sizin ceddinize (Hz. Ali&#8217;nin a.s ziyaretinde &#8220;ceddinize&#8221; yerine &#8220;kardeşine&#8221; kelimesi söylenilir) inmiştir Allah hiç kimseye vermediği makamı size vermiştir. Şeref ve mertebesi yüce olan herkes sizin şeref ve yüceliğiniz karşısında boyun eğmiştir, her büyük size itaat etmiştir, her güçlü sizin faziletinize teslim olmuştur ve her şey size boyun eğmiştir. Yeryüzü sizin nurunuzla aydınlanmış ve kurtuluşa erenler sizin velayetinizle kurtuluşa ermişlerdir. Sizin vasıtanızla Allah&#8217;ın rızasına kavuşulur ve sizin velayetinizi inkâr edene Allah gazap eder.</p>



<p>بِأَبِي أَنْتُمْ وَأُمِّى وَنَفْسِي وَأَهْلِي وَمالى، ذِكْرُكُمْ فِي الذَّاكِرِينَ، وَأَسْمَاؤُكُمْ فِي الأَسْمَاءِ، وَأَجْسَادُكُمْ فِي الْأَجْسَادِ، وَأَرْواحُكُمْ فِي الْأَرْواحِ، وَانْفُسُكُمْ فِي النَّفُوسِ، وَآثَارُكُمْ فِي الْأَثَارِ، وَقُبُورُكُمْ فِي الْقُبُورِ، فَمَا أَحْلَى أَسْمَاتَكُمْ وَأَكْرَمَ انْفُسَكُمْ، وَأَعْظَمَ شَانَكُمْ، وَأَجَلَّ خَطَرَكُمْ، وَأَوْفَى عَهْدَكُمْ، وَأَصْدَقَ وَعْدَكُمْ، كَلامُكُمْ نُورٌ وَأَمْرُكُمْ رُشْدٌ وَوَصِيَّتُكُمُ التَّقْوَى، وَفِعْلُكُمُ الْخَيْرُ، وَعَادَتْكُمُ الأحْسانُ، وَسَجِيَّتُكُمُ الْكَرَمُ، وَشَانَكُمُ الْحَقُّ وَالصِّدْقُ وَالرِّفْقُ، وَقَوْلُكُمْ حُكْمٌ وَحَتْمٌ، وَرَأَيْكُمْ عِلْمٌ وَحِلْمٌ وَحَزْمٌ إِنْ ذُكِرَ الْخَيْرُ كُنْتُمْ أَوَّلَهُ وَأَصْلَهُ وَفَرْعَهُ وَمَعْدَنَهُ وَمَأْوَاهُ وَمُنْتَهَاهُ</p>



<p>Babam, annem, kendim, ailem ve malım size feda olsun! Sizin anınız diğer anılarla, isimleriniz diğer isimlerle, bedeniniz diğer bedenlerle, ruhunuz diğer ruhlarla, eserleriniz diğer eserlerledir ve kabirleriniz diğer kabirlerin yanı başındadır. Oysa sizin isimleriniz ne tatlıdır, nefisleriniz ne değerli ve makamınız ne büyük, mertebeniz ne yüksek, ahdiniz ne sağlamdır ve vaadiniz ne de doğrudur. Kelamınız nur, emriniz olgunluk, vasiyetiniz takvadır. İşiniz hayır, adaletiniz ihsan, yaratılışınız kerem ve büyüklük; şanınız hak, doğruluk ve yumuşaklıktır. Sözünüz kesin hükümdür, görüşünüz ilim, hilim ve kesin bilgidir (yakindir). Hayırdan söz edildiğinde siz onun başı, kökü, dalı, kaynağı, barınağı ve sonucusunuz.</p>



<p>بِأَبِي أَنْتُمْ وَأُمِّى وَنَفْسِي كَيْفَ أَصِفُ حُسْنَ ثَنَائِكُمْ، وَأَحْصَى جَمِيلَ بَلَائِكُمْ، وَبِكُمْ أَخْرَجَنَا اللَّهُ مِنَ الذُّلِّ وَفَرَّجَ عَنَا غَمَرَاتِ الْكُرُوبِ، وَأَنْقَذَنَا مِنْ شَفَا جُرُفِ الْهَلَكَاتِ وَمِنَ النَّارِ، بِأَبِى أَنْتُمْ وَأُمِّى وَنَفْسِي بِمُوالاتِكُمْ عَلَّمَنَا اللَّهُ مَعَالِمَ دِينِنَا، وَأَصْلَحَ مَا كَانَ فَسَدَ مِنْ دُنْيَانَا، وَبِمُوالاتِكُمْ تَمَّتِ الْكَلِمَةُ، وَعَظُمَتِ النَّعْمَةُ، وَأئْتَلَفَتِ الْفُرْقَةُ، وَبِمُوالاتِكُمْ تُقْبَلُ الطَّاعَةُ الْمُفْتَرَضَةُ، وَلَكُمُ الْمَوَدَّةُ الْوَاجِبَةُ، وَالدَّرَجَاتُ الرَّفِيعَةُ، وَالْمَقَامُ الْمَحْمُودُ، وَالْمَكَانُ الْمَعْلُومُ عِنْدَ اللَّهِ عَزَّوَجَلَّ، وَالْجَاهُ الْعَظِيمُ، وَالشَّأْنُ الْكَبِيرُ، وَالشَّفَاعَةُ الْمَقْبُولَةُ، رَبَّنَا آمَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ، رَبَّنَا لا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ، سُبْحَانَ رَبِّنَا إِنْ كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولاً</p>



<p>Babam, annem ve nefsim size feda olsun! Sizi nasıl öveyim ve karşılaştığınız güzel imtihanları nasıl sayayım? Allah sizin sayenizde bizi zilletten çıkardı, kederlerimizi giderdi, helâk olmanın ve ateşin eşiğinde iken bizi kurtardı. Babam, annem ve kendim size feda olayım! Allah sizin velayetinizin sayesinde bize dinin nişanelerini öğretti ve dünyadaki bozukluklarımızı düzeltti. Sizin dostluğunuz sayesinde büyük tevhit nimeti tamamlandı ve tefrika yerine kaynaşma oldu. Sizin velayetiniz sebebiyle farz itaatler kabul olur ve Kur&#8217;ân-da vacip kılınan dostluk size aittir. Yüksek dereceler, övülmüş makam, Allah azze ve celle indinde belirlenmiş yer, büyük mertebe ve kabul olan şefaat size aittir. Ey Allah&#8217;ım! Biz, nazil ettiğine iman ettik ve Resul&#8217;üne uyduk; öyleyse bizi tanıklardan yaz! Ey Rabbimiz! Bizi hidayet ettikten sonra kalbimizi batıla doğru eğme, kendi indinden bize rahmet ihsan et; gerçekten sen çok bağışlayansın. Rabbimiz her türlü eksiklikten uzaktır, Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşir.</p>



<p>يَا وَلِيَّ اللَّهِ إِنَّ بَيْنِي وَبَيْنَ اللَّهِ عَزَّوَجَلَّ ذُنُوباً لا يَأْتِي عَلَيْهَا إِلَّا رِضَاكُمْ، فَبِحَقِّ مَنِ ائْتَمَنَكُمْ عَلَى سِرِّهِ وَاسْتَرْعَاكُمْ أَمْرَ خَلْقِهِ وَقَرَنَ طَاعَتَكُمْ بِطَاعَتِهِ، لَمَّا اسْتَوْهَبْتُمْ ذُنُوبِي وَكُنْتُمْ شُفَعَائِي، فَإِنِّى لَكُمْ مُطِيعٌ، مَنْ أَطَاعَكُمْ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ، وَمَنْ عَصَاكُمْ فَقَدْ عَصَى اللَّهَ، وَمَنْ أَحَبَّكُمْ فَقَدْ أَحَبَّ اللَّهَ، وَمَنْ أَبْغَضَكُمْ فَقَدْ أَبْغَضَ اللَّهَ</p>



<p>Ey Allah&#8217;ın velisi! Benim Allah azze ve celleye karşı işlediğim öyle günahlar var ki, sizin rıza ve hoşnutluğunuz olmasa asla bağışlanmaz. Öyleyse sizi kendi sırrına emin kılan, halkın işlerinde sizi önder kılan, itaatinizi kendi itaatiyle yan yana yapan Allah&#8217;ın hakkı hürmetine, benim günahlarımı bağışlamasını isteyin ve benim şefaatçilerim olun! Ben size itaat edenim; kim size itaat etse, Allah&#8217;a itaat etmiş olur ve kim de size karşı gelse, Allah&#8217;a karşı gelmiş olur. Sizi seven, Allah&#8217;ı sevmiş olur ve size buğzeden, Allah&#8217;a buğzetmiş olur.</p>



<p>اللَّهُمَّ إِنِّى لَوْ وَجَدْتُ شُفَعَاءَ أَقْرَبَ إِلَيْكَ مِنْ مُحَمَّدٍ وَأَهْلِ بَيْتِهِ الْأَخْيَارِ الأَئِمَّةِ الأَبْرَارِ لَجَعَلْتُهُمْ شُفَعَائِي، فَبِحَقِّهِمُ الَّذِي أَوْجَبْتَ لَهُمْ عَلَيْكَ أَسْأَلُكَ أَنْ تُدْخِلَنِي فِي جُمْلَةِ الْعَارِفِينَ بِهِمْ وَبِحَقِّهِمْ، وَفِي زُمْرَةِ الْمَرْحُومِينَ بِشَفَاعَتِهِمْ، إِنَّكَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ، وَصَلَّى اللَّهُ عَلَى مُحَمَّدٍ وَآلِهِ الطَّاهِرِينَ وَسَلَّمَ تَسْلِيماً كَثِيراً، وَحَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ</p>



<p>Allah&#8217;ım! Eğer ben Muhammed ve onun seçkin ve beğenilmiş Ehlibeyti&#8217;nden sana daha yakın olan birisini bilseydim, kesinlikle onu sana şefaatçi kılardım. Öyleyse üzerine bir hak olarak aldığın onların hakkı hürmetine senden istiyorum ki, beni, onları ve onların haklarını tanıyanlardan kıl ve onların şefaatiyle merhamete kavuşanlardan eyle! Sen merhametlilerin en merhametlisisin. Allah&#8217;ın çok salât ve selâmı Muhammed ve onun pak Ehlibeyti&#8217;ne olsun! Allah bize yeter, O ne güzel vekil ve sahiptir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İMAM HADİ&#8217;NİN (A.S) ÖĞRENCİLERİ</h3>



<p>İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) döneminde hâkim olan baskı ve zulüm ortamı, halkın ondan yararlanma imkânını büyük bir oranda sınırlandırmasına rağmen, bazı Kur&#8217;ân ve Ehlibeyt öğretilerine gönül verenler, kendi kapasiteleri miktarınca o İmam&#8217;dan feyiz alıp yüce iman ve marifet derecelerine ulaşabilmişlerdir.</p>



<p>Şeyh Tusî, İmam Hâdi&#8217;den (a.s) rivayet eden 185 kişinin ismini sıralamaktadır. Bunların arasında parlak çehrelere rastlamaktayız. Aşağıda onlardan bazılarını kısaca tanıtmaya çalışacağız:</p>



<p><strong>Abdulazim Hasanî</strong></p>



<p>Ravi ve âlimlerin ileri gelenlerindendir. Takvada büyük bir makama sahipti. Altıncı, Yedinci ve Sekizinci İmamlar&#8217;ın (a.s) büyük ashabından bazılarını görmüştür. İmam Cevad ve İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) de meşhur öğrencileri ve hadis ravilerinden sayılmaktadır.</p>



<p>Sahib b. Abbad şöyle yazıyor:</p>



<p><em>&#8220;Abdulazim Hasanî din işlerinde bilinçli ve Kur&#8217;ân hükümlerini iyi bilen bir kimseydi.&#8221;</em><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Ebu Hammad Razî de şöyle diyor:</p>



<p><em>&#8220;İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) huzuruna gidip kendisine bazı meseleleri sordum. Huzurundan ayrılmak istediğimde:&#8221;</em> <strong><em>&#8220;Bir sorunla karşılaştığın zaman Abdulazim Hasanî&#8217;ye sor ve benim selâmımı da ona ulaştır.&#8221;</em></strong> <em>&#8220;buyurdu.&#8221;</em><sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>İman ve marifet konusunda öyle bir dereceye ulaşmıştı ki, İmam Hâdi (a.s) ona: <strong><em>&#8220;Sen bizim gerçek dostlarımızdansın.&#8221;</em></strong> buyurmuştur.<sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>Bir defasında inançlarını İmam&#8217;a sundu ve İmam Hâdi (a.s) de onun inançlarını tasdik etti. Bu konuda kendisi şöyle diyor:</p>



<p>Mevlam İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) huzuruna çıktım. Beni görünce: <strong><em>&#8220;Merhaba ey Ebu&#8217;l-Kasım! Sen gerçekten bizim dostlarımızdansın.&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Ben: <em>&#8220;Ey Resulullah&#8217;ın oğlu!&#8221;</em> dedim, <em>&#8220;Dinimi size sunmak ve sizin rızanız doğrultusundaysa, Allah Teala&#8217;yla buluşuncaya kadar onda sebat etmek istiyorum.&#8221;</em></p>



<p>İmam: <strong><em>&#8220;Söyle.&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Bunun üzerine şöyle dedim:</p>



<p><em>&#8220;Ben, Allah Teala&#8217;nın bir ve tek olduğuna, hiçbir şeyin O&#8217;nun benzeri olmadığına, iptal ve teşbihten uzak olduğuna inanıyorum.<sup><strong>4</strong></sup> Allah Teala ne cisimdir, ne suret; ne arazdır, ne cevher. O, cisimleri ve süratleri yaratan, araz ve cevherleri vücuda getiren, her şeyin eğiticisi, sahibi, karar kılanı ve yoktan var edenidir. Ben inanıyorum ki Muhammed (Allah&#8217;ın salât ve selamı onun ve Ehlibeyti&#8217;nin üzerine olsun) Allah&#8217;ın kulu, peygamberi ve son elçisidir; kıyamete kadar artık peygamber gelemeyecektir. Onun şeriat ve dini bütün din ve şeriatlerin sonuncusudur; kıyamete kadar ondan sonra başka bir şeriat gelmeyecektir. Ben inanıyorum ki, Muhammed&#8217;den (s.a.a) sonra onun halifesi Emirü&#8217;l-Müminin Ali b. Ebu Talip&#8217;tir. Sonra Hasan, sonra Hüseyin, sonra Ali b. Hüseyin, sonra Muhammed b. Ali, sonra Cafer b. Muhammed, sonra Musa b. Cafer, sonra Ali b. Musa, sonra Muhammed b. Ali ve sonra da sensin.&#8221;</em></p>



<p>O sırada İmam Hâdi (a.s): <strong><em>&#8220;Benden sonra da oğlum Hasan&#8217;dır.&#8221;</em></strong> buyurdu, <strong><em>&#8220;Hasan&#8217;ın oğluna karşı halkın durumunu nasıl görüyorsun?&#8221;</em></strong></p>



<p>Ben: <em>&#8220;Ey Mevlam! O nasıl biridir ki?&#8221;</em> diye arz ettim.</p>



<p>İmam şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Çünkü o, gözlere görülmeyecektir. Kıyam edinceye kadar adını anmak caiz değildir. Zulümle dolduktan sonra yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracaktır.&#8221;</em></strong></p>



<p>Daha sonra şöyle devam ettim:</p>



<p><em>&#8220;Onların dostunun Allah&#8217;ın dostu, düşmanlarının ise Allah&#8217;ın düşmanları, onlara itaatin Allah&#8217;a itaat ve onlara itaatsizliğin ise Allah&#8217;a itaatsizlik olduğunu kabul ediyorum. İnanıyorum ki miraç, kabirde sorgu-sual ve cevap, cennet ve cehennem, sırat ve mizan haktır, gerçekleşecektir. Kıyamet günü gelip çatacaktır ve bunda bir şüphe yoktur; Allah Teala ölüleri diriltecektir. İnanıyorum ki, dinin farzları velayetten sonra namaz, zekât, oruç, hac, cihat, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktır.&#8221;</em></p>



<p>Bunun üzerine İmam şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Ebu&#8217;l-Kasım! Allah&#8217;a andolsun ki, bu Allah Teala&#8217;nın kulları için beğendiği dindir. Bu din üzere sebat göster! Allah Teala dünya ve ahirette seni sözünde sabit kılsın!&#8221;</em></strong><sup><strong>5</strong></sup></p>



<p>Tarih ve rivayetlerden anlaşıldığı üzere Hz. Abdulazim, zamanın hükümeti tarafından takip altına alınınca, tehlikeden korunmak için İran&#8217;a gidip Rey şehrine yerleşiyor. Hayatı hakkında yazılan eserlerde şöyle deniyor:</p>



<p>Hz. Abdulazim, dönemin Sultanından kaçarak Rey şehrine gidip Sukketu&#8217;l-Mevali&#8217;de (köleler veya ileri gelenler mahallesi) Şiîlerden birinin evinin bodrum katına yerleşti. Orada gündüzleri oruç tutup geceleri namaz kılıp ibadetle meşgul olurdu. Bazen gizlice evden dışarı çıkıp şu an mezarının karşısında olan -ve İmamzade Hamza&#8217;nın (a.s) mezarı olarak bilinen- mezarı ziyaret ediyor ve <em>&#8220;O, Musa b. Cafer&#8217;in (a.s) evlatlarındandır.&#8221;</em> diyordu. Hz. Abdulazim o evde böyle bir hayat sürdürüyordu. (Onun Rey şehrinde yaşadığı) haberi gittikçe Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;nin izleyicilerine ulaştı ve böylece onların çoğu onu tanıdılar. Şiîlerden biri rüya âleminde Resul-i Ekrem&#8217;i (s.a.a) gördü. Hz. Peygamber (s.a.a), Abdulazim&#8217;in şu anda defnedilmiş olduğu yeri işaret ederek ona buyurdu ki:</p>



<p><strong><em>&#8220;Evlatlarımdan birini Sukketu&#8217;l-Mevali&#8217;ye getirip Abdulcabbar b. Abdulvehhab&#8217;ın bağındaki elma ağacının yanına defnedecekler.&#8221;</em></strong></p>



<p>O adam giderek o arsayı ve elma ağacını sahibinden satın almak istedi. Arsa sahibi: <em>&#8220;Neden bu arsayı ve ağacı satın almak istiyorsun?&#8221;</em> diye sordu.</p>



<p>Adam gördüğü rüyayı anlatınca, arsa sahibi: <em>&#8220;Ben de buna yakın bir rüya gördüm.&#8221;</em> dedi ve sonra ağacın yerini ve bağın tümünü orada defnedilmeleri için Hz. Abdulazim ve Şiîlere vakfetti.</p>



<p>Bir süre sonra Hz. Abdulazim hastalanarak vefat etti. Onu yıkamak için elbiselerini çıkardıklarında, cebinde soyunun yazılı olduğu bir mektup buldular.<sup><strong>6</strong></sup></p>



<p>Hz. Abdulazim, İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) imameti döneminde vefat etti. Muhammed b. Yahya el-Attar&#8217;ın naklettiği rivayette onun şahsiyetinin ne denli yüce olduğunu görmekteyiz:</p>



<p>İmam Hâdi (a.s), huzuruna gelen Rey halkından bir kişiye: <strong><em>&#8220;Neredeydin?&#8221;</em></strong> diye sordu.</p>



<p>Adam: <em>&#8220;İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mezarını ziyarete gitmiştim.&#8221;</em> diye arz etti.</p>



<p>Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Bil ki, eğer sizin şehrinizdeki Abdulazim&#8217;in mezarını ziyaret etmiş olsaydın, İmam Hüseyin&#8217;in kabrini ziyaret etmiş gibi olurdun.&#8221;</em></strong><sup><strong>7</strong></sup></p>



<p>Hz. Abdulazim, Ehlibeyt İmamları dönemindeki Şia&#8217;nın en güvenilir ulema ve ravilerinden sayılmaktaydı. Müellifler arasında yer alan bu büyük zatın, Emirü&#8217;l-Müminin Ali&#8217;nin (a.s) hutbeleriyle ilgili bir kitap ve &#8220;Yevm ve Leyle&#8221; adında bir başka kitap yazdığı da rivayet edilmiştir.<sup><strong>8</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Abdulazim Hasenî, s. 31    </li>



<li>Abdulazim Hasenî, s. 24    </li>



<li>el-Emalî, Şeyh Saduk, 54. Oturum, s. 204    </li>



<li>İptal, Allah&#8217;ı hiç saymak; teşbih ise yaratılmışları O&#8217;na eş ve benzer bilmektir.    </li>



<li>el-Emalî, Şeyh Saduk, 54. Oturum, s. 204    </li>



<li>Camiu&#8217;r-Ruvat, c. 1, s. 460    </li>



<li>Abdulazim-i Hasenî, s. 63    </li>



<li>Abdulazim-i Hasenî, s. 63</li>
</ol>



<p><strong>Hüseyin b. Said el-Ahvazî</strong></p>



<p>İmam Rıza, İmam Cevad ve İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) ashabından olup bu üç imamın üçünden de hadis rivayet etmiştir. Kûfe&#8217;nin yerlisidir; fakat kardeşiyle birlikte Ahvaz&#8217;a, oradan da Kum&#8217;a gitmiş ve orada vefat etmiştir.</p>



<p>Hüseyin b. Said fıkıh, adap ve ahlâk konusunda otuz kitap yazmıştır. Onun kitapları ulema arasında meşhurdur.</p>



<p>Birinci Meclisî onun hakkında şöyle diyor: Onun güvenilir olması ve rivayetlerine uyulması hakkında ulemanın ittifak ettiğini görmekteyiz.</p>



<p>Merhum Allâme de onun hakkında şöyle buyurmuştur: O, güvenilir bir kişi olup ulemanın ileri gelenlerinden ve kadri yüce bir zattı.</p>



<p>Merhum Şeyh Tusî de şöyle yazıyor:</p>



<p>Hüseyin b. Said, ilmî makam ve mevkii dışında halkı irşat ve hidayet etme konusunda da çaba harcayan bir kişiydi. İshak b. İbrahim el-Hudaynî ve Ali b. Reyyan&#8217;ı İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzuruna göndermiş, onların hak mezhep Şiîlikle tanışmalarına sebep olmuştur. Onlar ondan hadisleri dinliyor, onun hizmetleri sonucu maarifleri öğreniyorlardı. Yine Abdullah b. Muhammed el-Hudaynî&#8217;yle diğer kişileri İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzuruna götürüp İslâm öğretileriyle tanıştırdı; bunun sonucu onlar yüce makamlara eriştiler ve İslâm&#8217;a hizmetlerde bulundular.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Tenkihu&#8217;l-Mekal, c. 1, s. 329; Kitab-u İhtiyar-i Marifeti&#8217;r-Rical, s. 551</li>
</ol>



<p><strong>Fazl b. Şazan Nişaburî</strong></p>



<p>Büyük ve güvenilir bir kişi, yüce bir fakih ve güçlü bir kelam âlimiydi. Muhammed b. Ebu Umeyr ve Safvan b. Yahya gibi Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) ashabının en üstününden bir grubunu görmüş, yaklaşık elli yıl onlarla muaşerette bulunmuş ve onlardan istifade etmiştir.</p>



<p>Bu konuda kendisi şöyle diyor:</p>



<p><em>&#8220;Hişam b. Hakem ölünce onun yerine Yunus b. Abdurrahman geçti ve o da öldükten sonra muhaliflere cevap verme konusunda yerine Sekkak geçti. Şimdiyle onların yerine ben geçtim.&#8221;</em><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Merhum Şeyh Tusî onu, İmam Hâdi (a.s) ve İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) ashabından saymıştır. Bazı rical âlimleri de onu İmam Hâdi&#8217;nin (a.s) ashabından saymakla birlikte İmam Cevad (a.s) ve İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) de ashabından saymışlardır.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>Fazl b. Şazan çok sayıda kitap yazmıştır. Başta, hicri kamerî 1392&#8217;de Tahran Üniversitesi tarafından basılmış olan kelam ilmi ve hadis ashabının inançlarının tahlili konusundaki &#8220;el-İzah&#8221; olmak üzere, 180 kitap yazdığı söylenmiştir.</p>



<p>Fazl b. Şazan&#8217;ın söz ve eserleri ulemanın ileri gelenleri tarafından dikkate alınmış, ravileri kabul veya reddetmede onun sözüyle yetinmişlerdir. Merhum Kuleynî, onun görüşlerinden bir kısmını &#8220;el-Kâfi&#8221; adlı kitabında dikkate alarak beyan etmiştir. Aynı şekilde Merhum Şeyh Saduk ve Şeyh Tusî onun sözlerine çok önem vermişlerdir. &#8220;Camiu&#8217;r-Ruvat&#8221; kitabının yazarı şöyle diyor:</p>



<p>O, ashabımızın -Şiîlerin- reisi ve ileri gelenidir. O, hakkında bir şey söyleyemeyeceğimiz kadar yüce bir kişidir.</p>



<p>Fazl b. Şazan bir yolculukta On Birinci İmam&#8217;ın huzuruna çıkmış. İmam&#8217;ın huzurundan ayrılmak istediğinde şahsen yazmış olduğu bir kitap elinden yere düşmüş. İmam, onu alıp baktığında ona rahmet dileyerek şöyle buyurmuştur:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ben aralarında Fazl b. Şazan olan Horasan halkına gıpta ediyorum.&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>Başka bir rivayette ise şöyle geçer:</p>



<p>Onun &#8220;el-Yevmu ve&#8217;l-Leyle&#8221; kitabını İmam Hasan Askerî&#8217;ye (a.s) gösterdiklerinde, İmam ona üç defa rahmet okuduktan sonra: <strong><em>&#8220;Buna uyulması yakışır.&#8221;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>Büyük şehit Kadı Nurullah Şuşterî, Fazl b. Şazan hakkında şöyle yazıyor:</p>



<p>O, mütekellimlerin ileri gelenlerinden, büyük müfessir ve muhaddislerden, fazilet sahibi fakih ve müçtehitlerden; Kur&#8217;ân karileri, nahivciler ve lügatçilerin en meşhurlarındandır.<sup><strong>5</strong></sup></p>



<p>Fazl b. Şazan, Nişabur&#8217;da yaşıyordu. Abdullah Tahir onu Şiîlik suçuyla onu sürgün ettiğinde o Beyhak&#8217;a gitti. Haricîler Horasan&#8217;da isyan edince, Fazl onların korkusundan orayı terk etti; ancak yolculuğun sıkıntıları sonucu hastalandı ve İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) döneminde vefat etti. Günümüz Nişabur&#8217;unun altı buçuk kilometre uzaklığındaki eski Nişabur&#8217;da defnedilen bu yüce zatın mezarı, Şiîlerin ziyaretgâhıdır.<sup><strong>6</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Munteha&#8217;l-Mekal, s. 242; el-İzah kitabının mukaddimesi, üniversite basımı, s. 3    </li>



<li>el-İzah&#8217;ın mukaddimesi, s. 9 ve 86    </li>



<li>Camiu&#8217;r-Ruvat, c. 2, s. 5    </li>



<li>Munteha&#8217;l-Mekal, s. 24; el-İzah&#8217;ın mukaddimesi, s. 87    </li>



<li>el-İzah&#8217;ın mukaddimesi, s. 2    </li>



<li>Muntehe&#8217;l-Mekal, s. 242; el-İzah&#8217;ın mukaddimesi, s. 48 ila 52</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İMAM HADİ&#8217;DEN VECİZ SÖZLER</h3>



<p>Kitabımızın bu bölümünde o aziz ve yüce İmam&#8217;ın velayetine sımsıkı sarılmak için buyruklarından birkaçını teberrüken nakletmemiz yerinde olacaktır:</p>



<p>1- İmam Hâdi (a.s) değerli babaları kanalıyla Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) şöyle rivayet eder:</p>



<p><strong><em>&#8220;İman, kalplerin kabul edip amellerin tasdik ettiği; İslâm ise, dile dökülen ve nikâhı helal kılan şeydir.&#8221;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>2- <strong><em>&#8220;Kendini beğenen kimseye öfkelenen çok olur.&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>3- <strong><em>&#8220;Şakalaşmak ve boş işlerle uğraşmak, aptal ve cahil kişilerin işidir.&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>4- <strong><em>&#8220;Kim dostluk ve iyi niyetini sana sunarsa, sen de itaatini ona sun ve onu kabul et.&#8221;</em></strong><sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>5- <strong><em>&#8220;Kendini küçümseyip değer vermeyenin kötülüğünden güvencede olma.&#8221;</em></strong><sup><strong>5</strong></sup></p>



<p>6- <strong><em>&#8220;Dünya bir pazardır; bir grup onda kâr eder, diğer bir grup ise hüsrana uğrar, zarar eder.&#8221;</em></strong><sup><strong>6</strong></sup></p>



<p>7- <strong><em>&#8220;Her kim Allah&#8217;tan korkarsa, başkaları da ondan korkar. Her kim Allah&#8217;a itaat ederse, başkaları da ona itaat eder. Her kim Yaratan&#8217;a itaat ederse, yaratılanların öfkesinden endişelenmez.&#8221;</em></strong><sup><strong>7</strong></sup></p>



<p>8- <strong><em>&#8220;Halîm (yumuşak huylu) zalim, bu huyundan dolayı bağışlanabilir.&#8221;</em></strong><sup><strong>8</strong></sup></p>



<p>9- <strong><em>&#8220;Haklı olan aptal kişi, aptallığından dolayı hak oluşunun nurunu söndürebilir.&#8221;</em></strong><sup><strong>9</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Murucu&#8217;z-Zeheb, c. 4, s. 85    </li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, s. 143    </li>



<li>Envaru&#8217;l-Behiyye, s. 143    </li>



<li>Tuhefu&#8217;l-Ukul, Beyrut basımı, s. 358    </li>



<li>Tuhefu&#8217;l-Ukul, Beyrut basımı, s. 358    </li>



<li>Tuhefu&#8217;l-Ukul, Beyrut basımı, s. 358    </li>



<li>Tuhefu&#8217;l-Ukul, Beyrut basımı, s. 357    </li>



<li>Tuhefu&#8217;l-Ukul, Beyrut basımı, s. 358    </li>



<li>Tuhefu&#8217;l-Ukul, Beyrut basımı, s. 358</li>
</ol>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-naki/">İmam Ali Naki (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-naki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Muhammed el-Taki (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/muhammed-el-taki/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/muhammed-el-taki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatime-i Zehra Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:45:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=170</guid>

					<description><![CDATA[<p>İMAM CEVAD&#8217;IN (A.S) DOĞUMU ​Ehlibeyt İmamları&#8217;nın sekizincisi İmam Rıza&#8217;nın (a.s) kırk küsur yaşında olmasına rağmen daha bir çocuğunun olmaması, Şiîleri endişelendiriyordu. Çünkü Resul-i Ekrem (s.a.a) ve geçmiş İmamlar&#8217;dan ulaşan rivayetlere&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/muhammed-el-taki/">İmam Muhammed el-Taki (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">İMAM CEVAD&#8217;IN (A.S) DOĞUMU</h2>



<p>​Ehlibeyt İmamları&#8217;nın sekizincisi İmam Rıza&#8217;nın (a.s) kırk küsur yaşında olmasına rağmen daha bir çocuğunun olmaması, Şiîleri endişelendiriyordu. Çünkü Resul-i Ekrem (s.a.a) ve geçmiş İmamlar&#8217;dan ulaşan rivayetlere göre, Dokuzuncu İmam&#8217;ın Sekizinci İmam&#8217;ın oğlu olduğuna inanıyorlardı. İşte bu nedenle Allah Teala&#8217;nın İmam Rıza&#8217;ya (a.s) bir çocuk vermesini dört gözle bekliyor, hatta bazen İmam&#8217;ın huzuruna giderek Allah Teala&#8217;nın kendisine bir oğul vermesi için dua etmesini istiyorlardı. İmam ise onları teselli ederek şöyle buyuruyordu:</p>



<p>​&#8221;Allah Teala bana, benim mirasçım ve benden sonra imam olacak bir oğul verecektir.&#8221; (Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.15; Uyunu&#8217;l-Mu&#8217;cizat, s.107)</p>



<p>​Nihayet hicrî kamerî 195 yılı recep ayının onunda İmam Muhammed Taki (a.s) dünyaya geldi. (Diğer bir görüşe göre, İmam, ramazan ayından dünyaya gelmiştir.) Adı &#8220;Muhammed&#8221;, künyesi &#8220;Ebu Cafer&#8221; ve en meşhur lakapları &#8220;Taki&#8221; ve &#8220;Cevad&#8221; idi.​</p>



<p>İmam&#8217;ın doğumu Şia toplumu için sevinç kaynağı olup, iman ve itikatlarının güçlenmesine sebep oldu. Çünkü İmam&#8217;ın geç dünyaya gelmesi nedeniyle bazı Şiîler şüpheye kapılabilirdi; İmam&#8217;ın dünyaya gelmesiyle bu şüphe giderildi. ​İmam Cevad&#8217;ın annesinin ismi Sebike&#8217;dir; fakat İmam Rıza (a.s) ona Hayzeran adını vermişti. Bu değerli kadın, ahlakî erdemlerde kendi döneminin en üstün kadınlarından olan ve bir rivayette belirtildiğinde göre Resulullah (s.a.a) tarafından &#8220;Hayretu&#8217;l-İma&#8221; (cariyelerin en üstünü) olarak nitelenen Resulullah&#8217;ın (s.a.a) eşi Mariya Kıbtiyye&#8217;nin akrabalarındandır. Bu değerli kadın, İmam Rıza&#8217;nın (a.s) evine gelmeden önce İmam Musa b. Cafer (a.s) onun bazı özelliklerini açıklamış ve yarenlerinden biri olan Yezid b. Suleyt vasıtasıyla ona selam göndermiştir. (Usul-u Kâfî, c.1, s.315)</p>



<p>***</p>



<p>İmam Rıza&#8217;nın (a.s) kız kardeşi Hâkime hatun şöyle diyor:</p>



<p>   İmam Muhammet Taki (a.s) dünyaya gelirken, kardeşim benden Hayzeran&#8217;ın yanında olmamı istedi. Bebek doğumunun üçüncü gününde gözlerini gökyüzüne açtıktan sonra sağa-sola bakıp: &#8220;Eşhedu enlâ ilâhe illallah ve eşhedu enne Muhammeden Resulullah&#8221; dedi. Ben böyle hayret verici bir olayı görünce, korkuyla yerimden kalkarak kardeşimin huzuruna koşup gördüklerimi anlattım. Bunun üzerine İmam: &#8220;Ondan, bundan sonra göreceğin hayret verici olaylar şimdiye kadar gördüklerinden çok daha fazla olacaktır.&#8221; (Menakıb, c.4, s.394) buyurdu.</p>



<p>Ebu Yahya San&#8217;anî şöyle diyor: </p>



<p>   Bir gün İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzurundayken daha küçük yaşta olan İmam Cevad&#8217;ı (a.s) İmam&#8217;ın yanına getirdiler. İmam buyurdu ki: </p>



<p>&#8220;Bu öyle bir bebektir ki, Şia için bundan daha mübarek bir bebek dünyaya gelmemiştir.&#8221; (Envaru&#8217;l-Behiyye, s.125; Usul-u Kâfî, c.1, s.321; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.299)</p>



<p>İmam&#8217;ın bu buyruğunun sebebi, daha önce değindiğimiz nokta olabilir. Çünkü İmam Cevad&#8217;ın (a.s) dünyaya gelmesi; Şîilerin, İmam Rıza&#8217;nın (a.s) yerine geçecek İmam olmadığı konusundaki endişelerini giderip imanlarını şek ve şüpheye bulaşmaktan kurtardı.</p>



<p>Nevfelî şöyle diyor: </p>



<p>   İmam Rıza (a.s) Horasan&#8217;a giderken: &#8220;Bana bir emriniz var mı?&#8221; diye arz ettim kendisine.</p>



<p>   İmam Rıza (a.s): &#8220;Benden sonra oğlum Muhammed&#8217;i izle; ben geri dönmeyeceğim bir yolculuğa çıkıyorum.&#8221; buyurdu. (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.216) </p>



<p>İmam Rıza&#8217;nın (a.s) kâtibi olan Muhammed b. Ebu Abbad şöyle diyor:</p>



<p>   İmam Rıza (a.s) oğlu Muhammed&#8217;i (a.s) künyesiyle anardı. *Araplar, bir kişiye saygı için onu künyesiyle çağırırlar.* (İmam Cevad&#8217;dan -a.s- bir mektup ulaşınca:) &#8220;Ebu Cafer bana şöyle yazmıştır&#8230;&#8221; buyururdu ve (İmam Rıza&#8217;nın -a.s- emriyle) Ebu Cafer&#8217;e mektup yazdığımda, ona saygıyla hitap ederdi. İmam Cevad&#8217;dan (a.s) gelen mektuplar da çok beliğ ve güzeldi. </p>



<p>Yine Muhammed b. Abbad şöyle diyor:</p>



<p>   İmam Rıza&#8217;nın (a.s) şöyle buyurduğunu duydum: </p>



<p>&#8220;Benden sonra Ebu Cafer benim vasim, ailem arasında halifem olacaktır.&#8221; (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.240)</p>



<p> Muammer b. Hallad diyor ki:</p>



<p>   İmam Rıza (a.s) bazı konuları dile getirdiği zaman şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8220;Bunları benden duymanıza ne gerek var?&#8221; Şu Ebu Cafer&#8217;i kendi yerime oturttum. (Bir sorunuz ve probleminiz varsa o cevaplayacaktır.) Biz öyle bir aileyiz ki çocuklarımız -hakikatleri,marifet ve ilimleri- tamamen babalarından miras alırlar.&#8221; (Usul-u Kâfî, c.1, s.321; el-İrşad, Şeyh Mufid, 298) </p>



<p>Bu sözle, imametin bütün ilim ve makamlarının bir önceki imamdan sonraki imama intikal ettiği kastedilmiştir. Bu ise sadece İmamlara hastır, onların diğer çocukları böyle değillerdir.</p>



<p>   Hayranî, babasından şöyle nakleder:</p>



<p>    Horasan&#8217;da İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzurundayken biri: &#8220;Sizin başınıza bir bela gelecek olursa, kime müracaat edelim?&#8221; diye sordu.</p>



<p>  İmam: &#8220;Oğlum Ebu Cafer&#8217;e.&#8221; buyurdu.</p>



<p>  Bu soruyu soran kişi İmam Cevad&#8217;ın (a.s) yaşını yeterli görmediğinden (bir çocuk nasıl imam olabilir, diye düşündüğünden) olacak ki, İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p> &#8220;Allah Hz. İsa&#8217;yı yaş olarak Ebu Cafer&#8217;den daha küçük olduğu halde peygamber yaptı.&#8221; (Usul-u Kâfî, c.1, s.322; el-İrşad, Şeyh Mufid, 299) </p>



<p>Abdullah b. Cafer şöyle diyor:</p>



<p>Savfan b. Yahya ile birlikte İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzuruna gittik. O zaman üç yaşında olan İmam Cevad da oradaydı. İmam&#8217;a: &#8220;Siz bir olayla karşılaşacak olursanız yerinize kim geçecek?&#8221; diye sordum.</p>



<p> İmam, Ebu Cafer&#8217;i (İmam Taki&#8217;yi -a.s-) göstererek &#8220;Bu oğlum.&#8221; buyurdu. ben: &#8220;Bu yaşta mı?&#8221; dedim. İmam: &#8220;Evet, bu yaşta.&#8221; buyurdu. &#8220;Allah Teala, İsa&#8217;yı üç yaşında bile değilken kendine hüccet kıldı.&#8221; (Kifayetu&#8217;l-Eser, s.324; Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.35. (Bu rivayetin son cümlesi anlam olarak nakledilmiştir.) </p>



<h2 class="wp-block-heading">İmameti</h2>



<p>İmamet de peygamberlik gibi Allah Teala&#8217;nın seçkin ve lâyık kullarına lütfettiği ilâhî bir bağıştır; bu bağışta yaşın hiçbir rolü yoktur. Küçük yaştaki bir çocuğun peygamberlik ve imamet makamına geçmesini imkânsız bilenler, galiba bu semavî ve ilâhî konuları normal şeylerle karıştırmış ve onlarla bir sanmıştırlar.</p>



<p>   Hâlbuki kesinlikle öyle değildir. İmamet ve nübüvvet Allah Teala&#8217;nın istek ve iradesine bağlıdır ve Allah Teala bunları, sınırsız ilmiyle böyle bir makama lâyık olduklarını bildiği kullarına bahşeder. Dolayısıyla bazen bazı maslahatlardan dolayı Allah Teala bütün ilimleri küçük yaştaki bir çocuğa verip onu küçük yaşına rağmen peygamberlik veya imamet makamına atayabilir. </p>



<p>   Dokuzuncu İmam Hz. Cevad (a.s), sekiz veya dokuz yaşlarında yüce imamet makamına ulaşmıştır.</p>



<p>   Mualla b. Muhammet şöyle diyor:</p>



<p>      İmam Rıza&#8217;nın (a.s) şehadetinden sonra İmam Cevad&#8217;ı (a.s) gördüm. Şiîlere anlatmak için İmam&#8217;ın boyuna, endamına dikkatle baktım. O sırada İmam oturarak şöyle buyurdu: </p>



<p>    &#8220;Ey Mualla! Allah Teala peygamberlikte olduğu gibi imamet konusunda da delil getirerek: &#8216;Yahya&#8217;ya çocuk yaşta peygamberlik verdik.&#8217; buyurmuştur.&#8221; (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.306) </p>



<p>Muhammed b. Hasan b. Ammar şöyle diyor:</p>



<p>İki yıl Medine de Ali b. Cafer&#8217;in huzuruna gidiyordum. Bu süre içerisinde o, kardeşi İmam Musa b. Cafer&#8217;den (a.s) duyduğu rivayetleri bana söylüyor, ben de yazıyordum. Bir gün Mescid-i Nebi&#8217;de onun yanına oturmuştum. O sırada İmam Cevad geldi. Ali b. Cafer, cüppesini almadan yalın ayak koşarak İmam&#8217;ın elini öpüp saygı gösterdi.</p>



<p>  İmam ona: &#8220;Amcacığım! Otur, Allah sana rahmet etsin.&#8221; buyurdu. Ali b. Cafer: &#8220;Efendim! Siz ayakta olduğunuz hâlde nasıl oturayım?&#8221; diye arz etti.</p>



<p>  Ali b. Cafer dönüp gidince arkadaşları: &#8220;Sen onun babasının amcası olduğun hâlde ona böyle saygı mı gösteriyorsun?!&#8221; diyerek onu kınadılar.</p>



<p>  Ali b. Cafer: &#8220;Kesin sesinizi!&#8221; dedi, Aziz ve Celil Allah -elini sakalında gezdirerek- bu beyaz sakalı imamete lâyık görmeyip bu genci lâyık görerek imam kıldığı hâlde, onun faziletini inkâr mı edeyim?! Sizin bu söylediklerinizden Allah&#8217;a sığınırım; ben O&#8217;nun kuluyum.&#8221; (Usul-u Kâfî, c.1, s.322) </p>



<p>Ömer b. Ferec diyor ki:</p>



<p>   İmam Cevad (a.s) ile Dicle nehrinin kıyısında durmuştuk. Ben ona: &#8220;Şiîleriniz, sizin Dicle suyunun ağırlığını bildiğinizi iddia ediyorlar.&#8221; dedim.</p>



<p>Bunun üzerine İmam: &#8220;Allah Teala Dicle suyunun ağırlığını bir sivrisineğe bildirme gücüne sahip midir?&#8221; diye sordu. </p>



<p>Ben: &#8220;Evet, Allah Teala&#8217;nın buna gücü yeter.&#8221; dedim.</p>



<p>İmam: &#8220;Ben Allah katında sivrisinek ve O&#8217;nun birçok yaratığından değerliyim.&#8221; buyurdu. (Biharu&#8217;l-Envar, c.5, s.100; Uyunu&#8217;l-Mu&#8217;cizat, s.113) </p>



<p>Ali b. Hassan el-Vasıtî şöyle diyor: </p>



<p>Yanıma birkaç tane oyuncak alarak (İmam çocuk olduğu için) İmam&#8217;a (a.s) hediye edeyim, dedim! (İmam&#8217;ın huzuruna çıktım. Halk sorularını soruyor, İmam da cevaplıyordu.) Soruları bittikten sonra çıkıp gittikleri zaman İmam da kalkıp gitti. Ben gidip hizmetçisi vasıtasıyla İmam&#8217;la görüşmek için izin alarak içeri girdim. Selâm verdim. İmam selâmımı aldı; fakat rahatsız görünüyordu. Benim oturmama izin vermedi. İleri çıkarak öfkeyle bana baktı ve şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8220;Allah Teala beni oynamak için yaratmamıştır; benim oyunla ne işim var?!&#8221;</p>



<p>Beni affetmesini istedim. İmam da kabul edip beni affedince dışarı çıktım. (Delailu&#8217;l-İmame, s.212; Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.59) </p>



<p>***</p>



<p>Peygamberlerin en hayret verici özellikleri, onların ders okumuş olmamaları, ilimlerini beşerden değil de bizzat eşsiz ve benzersiz olan Allah&#8217;tan, O&#8217;nun ezelî zatından almış olmalarıdır.</p>



<p>    Semavî önderlerde olan bu özellik (ders almaya ve eğitim görmeye ihtiyaçlarının olmayışı), risalet ve ilâhî sorumluluklarda yaşın bir önemi olmadığının kanıtıdır. Aslında beşerin hidayeti için Allah&#8217;ın teyidi ve istediği olduktan sonra insanın her yaşta nübüvvet, önderlik ve insanları hidayet etme görevine gelmesi mümkündür. Nitekim bazıları orta yaşlarda, bazıları daha ileri yaşlarda, bazıları gençlikte ve hatta çocuklukta bu yüce makama ermişlerdir. Bu ise, sadece Allah&#8217;ın dilemesi ile mümkündür, O&#8217;nun iradesi dışında bu makama ulaşmak imkânsızdır. Allah&#8217;ın dilemesinde de, yaşın hiçbir önemi yoktur. Çünkü O dilediğini yapar.</p>



<p>    Nitekim Kurân-ı Kerim&#8217;in tanıklığıyla Hz. Yahya&#8217;nın çocuklukta, Hz. İsa&#8217;nın da beşikte peygamber olduklarını görmekteyiz. </p>



<p>Ey Yahya azim ve kuvvetle kitabı al (dedik). Ona çocukken peygamberlik verdik. (Meryem Suresi, 12)</p>



<p>   Meryem, çocuğuna işaret etti. &#8220;Nasıl olur da beşikteki çocuk konuşur?&#8221; dediler. (İsa:) &#8220;Şüphe yok ki, dedi, ben Allah&#8217;ın kuluyum, bana kitap vermiştir ve beni peygamber yapmıştır.&#8221; (Meryem Suresi, 29-30)</p>



<h5 class="wp-block-heading"></h5>



<p>Dolayısıyla, Allah&#8217;ın iradesiyle çocuk yaşta imamet makamına ulaşan bazı temiz şahsiyetlerin imametlerini eleştiren muhaliflerin bu hareketleri onların cehalet ve bilinçsizliklerinden kaynaklanmaktadır. Bizim burada söylediklerimiz ve yine Ku&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in ayetleri göz önünde bulundurulduğunda, akılsızlar dışında kimse, İmam Cevad (a.s) neden sekiz dokuz yaşında imamete ulaşmıştır, diye itiraz edemez.</p>



<p>   İmam Ebu Cafer Muhammed b. Ali el-Cevad (a.s) değerli babasının şehadetinden sonra, geçmiş İmamların buyrukları ve sekizinci İmam&#8217;ın da tayiniyle yeryüzünde Allah&#8217;ın hilafet ve imamet sorumluluğunu üstlenmiş, yaşının küçük olması nedeniyle düşmanlar ve akılsızlar birçok defa kendisini imtihan etmişlerdir. Fakat o yüce zatın ilimlerinin tecellisi öyle göz alıcıydı ki, onun imametini teyit etmek için Hz. Yahya ve Hz. İsa&#8217;nın peygamberliğini değil, gerçekte onların peygamberliklerini teyit etmek için onun imametini tanık göstermek gerekir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Mucize ve Gaybî Haberlerden Bir Kısmı</h2>



<h3 class="wp-block-heading">Adı Ahmed</h3>



<p>1- İmam Rıza&#8217;nın (a.s) şehadetinden sonra Bağdat ve diğer şehirlerin ulema ve fakihlerinden seksen kişi hac ibadetini eda etmek için Mekke&#8217;ye gitti. Yol üzerinde İmam Cevad (a.s) ile görüşmek için de Medine&#8217;ye uğrayarak İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) o sırada boş olan evine indiler&#8230;</p>



<p>   Küçük yaşta olan İmam Cevad (a.s) onların meclisine girdi. Muvaffak isminde birisi onu oradakilere tanıtınca saygıyla ayağa kalkıp selâm verdiler. Sonra İmam&#8217;a çeşitli sorular sordular; o da hepsine cevap verdi. Bunun üzerine oradakilerin hepsi (onda imamet belirtilerini görüp imametine daha fazla emin oldular,) sevindiler. İmam&#8217;ı (a.s) övüp hakkında dua ettiler. </p>



<p>   Onlardan İshak adındaki biri diyor ki: ben de İmam&#8217;a sormak için bir mektuba on soru yazdım ve içimden, İmam sorularımı cevaplandırırsa ondan, hamile olan eşimin erkek çocuk doğurması için Allah&#8217;a dua etmesini isteyeceğim, dedim. Meclis uzadı; sürekli İmam&#8217;a (a.s) soru soruyorlar, o da cevap veriyordu.</p>



<p>   Ben, mektubumu yarın gelip İmam&#8217;a veririm diye gitmek için ayağa kalktım. İmam beni görünce: &#8220;Ey İshak! Allah benim duamı kabul etti. Oğlunun ismini Ahmed koy.&#8221; buyurdu. </p>



<p>   Bunun üzerine ben: &#8220;Allah&#8217;a şükürler olsun, şüphesiz bu Allah&#8217;ın hüccetidir.&#8221; dedim. İshak memleketine dönünce, Allah Teala ona bir erkek çocuk verdi ve çocuğun adını Ahmed koydu. (Uyunu&#8217;l-Mu&#8217;cizat, s.109, özetle) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Kefen</h3>



<p>2- İmran b. Muhammed el-Aş&#8217;erî şöyle diyor:</p>



<p> İmam Cevad&#8217;ın (a.s) huzuruna çıktım. İşlerimi yaptıktan sonra, &#8220;Ummu&#8217;l-Hasan size selâm gönderdi ve elbiselerinizden birini rica etti.&#8221; dedim. Bunun üzerine İmam: &#8220;Onun buna ihtiyacı kalmadı.&#8221; buyurdu. Ben İmam&#8217;ın ne demek istediğini anlamadan geri döndüm. Nihayet İmam&#8217;ın huzuruna çıkmadan on üç veya on dört gün önce Ummu&#8217;l-Hasan&#8217;ın öldüğünü haber aldım. (Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.43; Haraic-i Ravendî, s.237) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Yeten Para</h3>



<p>Ahmed b. Hadid şöyle diyor:</p>



<p>Bir grupla hac ibadetini eda etmek için Mekke&#8217;ye gidiyorduk. Haramîler yolumuzu kestiler. (mallarımızı aldılar) Medine&#8217;ye ulaştığımızda, bir sokakta İmam Cevad ile görüştüm, evine gidip durumu anlattım. İmam bana bir elbise ve bir miktar para getirmelerini emretti ve sonra buyurdu ki: &#8220;Hırsızlar arkadaşlarından ne kadar almışlarsa, bu paradan o kadar ver onlara.&#8221; buyurdu. Ben o parayı bu şekilde bölüştürdükten sonra İmam&#8217;ın verdiği paranın tam Haramîlerin aldığı miktarda olduğunu gördüm.  (Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.44, Ravendî&#8217;nin Haraic&#8217;inden naklen) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Elbise</h3>



<p>4- Muhammed b. Sehl el-Kummî şöyle diyor: Mekke&#8217;de konaklamıştım. Medine&#8217;ye gidip İmam Cevad&#8217;ın (a.s) huzuruna çıktım. İmam&#8217;dan bir elbise rica etmek istiyordum. Fakat ayrılıncaya kadar bir türlü ricamı söyleyemedim. Bunun üzerine istediğimi bir mektup yazarak bildireyim, dedim ve alıp yazdım. Sonra Mescid-i Nebi&#8217;ye gittim. Orada iki rekât namaz kılıp Allah Teala&#8217;dan yüz defa hayır diledikten sonra mektubu İmam&#8217;a göndermek kalbime ilham olursa göndermeye, aksi durumda yırtıp atmaya karar verdim. Öyle yaptım ve içimden mektubu İmam&#8217;a göndermemek geçti. Ben de mektubu yırtıp Mekke&#8217;ye doğru yola koyuldum. O sırada elinde bir mendil, içinde de bir elbise bulunan bir kişinin kâfilede beni aradığını gördüm. Beni bulunca: &#8220;Mevla&#8217;n bu elbiseyi sana gönderdi&#8230;&#8221; dedi. (Haraic-i Ravendî, s.237, Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.44)</p>



<h3 class="wp-block-heading">Ağacın Meyve Vermesi</h3>



<p>5- Memun, İmam Cevad&#8217;ı (a.s) Bağdat&#8217;a götürüp kızını onunla evlendirdi. Fakat İmam (a.s) Bağdat&#8217;ta kalmayıp eşiyle birlikte Medine&#8217;ye döndü.</p>



<p>   İmam Medine&#8217;ye hareket edince, insanlardan bir grup vedalaşmak için İmam&#8217;ı (a.s) şehrin dışına kadar uğurladılar. Akşam namazının vakti girince eski camisi olan bir yere vardılar. İmam (a.s) akşam namazını kılmak için o camiye gitti. Caminin avlusunda o zamana kadar meyve vermeyen bir sedir ağacı vardı. İmam su isteyip ağacın dibinde abdest aldı ve cemaatle akşam namazını kıldırdı. Sonra dört rekât nafile namazı kılıp şükür secdesi yaparak insanlarla vedalaşıp gitti. O gecenin sabahı o ağaç iyi bir meyve verince halk bu olaya çok şaşırdı. (bk. Nuru&#8217;l-Ebsar, Şeblencî, s.179; İhkaku&#8217;l-Hak, c.12, s.424; Usul-u Kâfî, c.1, s.497; el-irşad, Şeyh Mufid, s.304 ve Menakıb, c.4, s.390) Merhum Şeyh Mufid yıllar sonra kendisinin bu ağacı gördüğünü ve onun meyvesinden yediğini nakletmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Rıza&#8217;nın (a.s) Şehadet Haberini Verişi</h3>



<p>6- Ümeyye b. Ali şöyle diyor:</p>



<p>İmam Rıza (a.s) Horasan&#8217;dayken ben Medine&#8217;de kalıyor, İmam Cevad&#8217;ın (a.s) evine gidip-geliyordum. Normalde İmam&#8217;ın akrabaları ona selâm vermek için geliyorlardı. Bir gün cariyesine: &#8220;Onlara (akraba kadınlarına) matem tutmaya hazırlanmalarını söyleyin.&#8221; buyurdu. Ertesi gün İmam yine onlara matem tutmak için hazırlanmalarını hatırlattı. &#8220;Kimin için?&#8221; diye sorduklarında: &#8220;Yeryüzündeki insanların en üstünü için.&#8221; buyurdu. </p>



<p>   Bir süre sonra imam Rıza&#8217;nın (a.s) şehadet haberi geldi ve İmam Cevad&#8217;ın (a.s): &#8220;Matem için hazırlanın.&#8221; buyurduğu zaman İmam Rıza&#8217;nın Horasan&#8217;da şehit olduğu anlaşıldı. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, s.334) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Kadı&#8217;nın İtirafı</h3>



<p>7- Nübüvvet ve imamet ailesinin düşmanlarından olan Kadı Yahya b. Eksem şöyle diyor:</p>



<p>   Bir gün Resulullah&#8217;ın (s.a.a) kabrinin yanında İmam Cevad&#8217;ı (a.s) görünce, çeşitli konularda onunla tartıştık; İmam hepsini cevapladı. Ben. &#8220;Sizden birşey sormak istiyorum; fakat utanıyorum.&#8221; dedim.</p>



<p>   İmam: &#8220;Sen sormadan ben cevabını vereyim. Sen İmam&#8217;ın kim olduğunu sormak istiyorsun.&#8221; buyurdu.</p>



<p>Ben: &#8220;Evet, vallahi bunu sormak istiyordum.&#8221; dedim.</p>



<p>İmam: &#8220;Benim.&#8221; buyurdu.</p>



<p>Ben: &#8220;peki bunun için bir deliliniz var mı?&#8221; diye sordum. O sırada İmam&#8217;ın elinde ki asa konuşmaya başlayarak: &#8220;O, benim mevla&#8217;m, bu zamanın imamı ve Allah&#8217;ın hüccetidir.&#8221; dedi. (Usul-u Kâfî, c.1, s.353; Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.68) </p>



<p>Komşuyu Kurtarmak</p>



<p>8- Ali b. Cerir şöyle diyor: </p>



<p> Biz İmam Cevad&#8217;ın (a.s) huzurundaydık. İmam&#8217;ın (a.s) evinden bir koyun kaybolmuştu. Komşulardan birini o koyunu çalmakla suçlayarak çeke çeke İmam&#8217;ın huzuruna getirdiler.</p>



<p>   İmam: &#8220;Eyvahlar olsun size! Bırakın onu; koyunu o çalmamıştır. Koyun şimdi falancanın evindedir; gidip getirin.&#8221; buyurdu. Gidip koyunu İmam Cevad&#8217;ın (a.s) buyurduğu evde bulunca, ev sahibini hırsızlık suçuyla yakaladılar; adamı dövüp elbisesini yırttılar. Fakat adam koyunu çalmadığına dair yemin ediyordu.</p>



<p>   Onu İmam&#8217;ın yanına getirdiler. İmam: &#8220;Eyvahlar olsun size! Bu adama zulmettiniz. Koyunun kendisi onun evine girmişti; onun ise bundan haberi dahi yoktu.&#8221; buyurdu.</p>



<p>   Sonra da adamın gönlünü almak ve yırtılan elbisesini telafi etmek için ona bir miktar para verdi. (Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.47, Haraic-i Ravendî&#8217;den naklen) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Hapisteki Adamın Kurtuluşu</h3>



<p>9- Ali b. Halid şöyle diyor: </p>



<p>Samarra&#8217;da, bir adamı eli-kolu bağlı Şam&#8217;dan getirip orada zindana attıklarını ve peygamberlik iddiasında bulunduğunu haber aldım. Bunun üzerine zindana giderek zindancıya hoş davranıp sohbet ettikten sonra beni o adamın yanına götürdüler. Ben onun akıllı ve şuurlu bir kişi olduğunu görünce, olayın ne olduğunu sordum kendisine.</p>



<p>   Adam dedi ki: &#8220;Şam&#8217;da, Şehitler Efendisi Hüseyin b. Ali&#8217;nin (a.s) mübarek başının asıldığı söylenen yerde (&#8220;Re&#8217;su&#8217;l-Huseyn/Hüseyin&#8217;in Başı&#8221; diye meşhur olan bir yerdir) ibadet ediyordum. &#8220;Bir gece zikirle meşgulken karşımda duran bir adamın bana: &#8216;Ağaya kalk!&#8217; dediğini gördüm. Ayağa kalkıp onunla birlikte birkaç adım yürüdük. Ansızın Kûfe Mescidi&#8217;nde olduğumuzu gördüm. Bana: &#8216;Bu mescidi tanıyor musun?&#8217; diye sordu. ben: &#8216;Evet, Kûfe Mescidi&#8217;dir.&#8217; dedim. Orada namaz kılıp dışarı çıktık. Yine biraz yürüdükten sonra, Medine&#8217;de Mescid-i Nebi&#8217;de olduğumuzu gördüm. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) kabrini ziyaret ettik ve mescitte namaz kıldıktan sonra dışarı çıktık. Biraz daha yürüdük. Bu defa gördüm ki, Mekke&#8217;de, Kâbe&#8217;deyiz. Tavaf edip dışarı çıktık. Biraz daha yürükten sonra kendimi Şam&#8217;da önceki yerimde buldum; o adam da gözden kayboldu.&#8221; </p>



<p>   &#8220;Bu gördüklerime şaşırıp kaldım. Bu olay üzerinden bir yıl geçtikten sonra yine aynı adam geldi ve önceki yıl yapmış olduğumuz yolculuğu aynen tekrarladık. Fakat bu defa ayrılmak istediğinde, kendisini tanıtması için onu Allah adına yemin verdim. Bunun üzerine: &#8220;Ben Muhammed b. Ali b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib&#8217;im&#8217; dedi.&#8221;</p>



<p>   &#8220;Ben bu olayı bazı kişilere anlattıktan sonra haber Mu&#8217;tasım&#8217;ın veziri Muhammed b. Abdulmelik ez-Zeyyat&#8217;a ulaştı. O da beni eli-kolu bağlı buraya getirip zindana atmalarını emretti. Peşinden de benim peygamberlik iddiasında bulunduğumu yaydılar halka.&#8221;</p>



<p>   Ali b. Halid diyor ki:</p>



<p>Ona: &#8220;Gerçeği bilmiyorsa, öğrenmesi için Zeyyat&#8217;a yazmamı ister misin?&#8221; dedim. Adam: &#8220;Yaz.&#8221; dedi. ben olayı Zeyyat&#8217;a yazdım. Zeyyat benim mektubumun arkasına şöyle yazdı: &#8220;Ona de ki, kendisini bir gecede Şam&#8217;dan Kûfe&#8217;ye, oradan Medine ve Mekke&#8217;ye götüren, sonra tekrar geri getiren kişiden kendisini zindandan kurtarmasını istesin.&#8221; </p>



<p>   Ben bu cevaba üzüldüm. Ertesi gün mektubun cevabını kendisine bildirmek, onu sabırlı olmaya davet etmek için zindana gittim. Fakat zindancı, bekçiler ve diğer birçok kişilerin rahatsız ve endişeli olduklarını gördüm. &#8220;Ne oldu?&#8221; diye sorunca, dediler ki: &#8220;Peygamberlik iddiasında bulunan adam dün gece zindandan çıkıp gitmiş! Nasıl gittiğini, yerin dibine mi girdiğini, yoksa göğe mi çıktığını anlayamıyoruz!&#8221; Ne kadar aradılarsa da ondan bir eser bulamadılar. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s. 304; İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s. 332; İhkaku&#8217;l-Hak, c.12, s.427; el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.289) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Ebu Salt&#8217;ın Kurtuluşu</h3>



<p>10- İmam Rıza&#8217;nın (a.s) yakın ashabından olan ve İmam Rıza&#8217;nın (a.s) şehadetinden sonra Memun&#8217;un emriyle zindana atılan Ebu Salt el-Herevî şöyle diyor: </p>



<p>   Bir yıl zindanda kaldım; içim sıkıldı. Bir gece uyanık kalıp dua ve ibadetle meşgul oldum. Resulullah (s.a.a)      ve Ehl-i Beyti&#8217;ni şefaatçi kılıp Allah Teala&#8217;ya onların hakkına tevessül ederek yalvardım. Daha duam bitmeden İmam Cevad&#8217;ın (a.s) zindanda benim yanımda olduğunu gördüm. İmam bana:  &#8220;Ey Eba Salt! Sıkıldın mı?&#8221; buyurdu. Ben: &#8220;Vallahi evet.&#8221; dedim. İmam: &#8220;Ayağa kalk.&#8221; dedi ve ardından elini zincirlerime vurdu. Zincirler çözüldü. Elimden tutarak zindandan dışarı çıkardı. bekçiler beni gördükleri hâlde İmam&#8217;ın kerametiyle konuşamadılar. İmam beni dışarı çıkardıktan sonra: &#8220;Allah&#8217;ın güvencesiyle git.&#8221; buyurdu, &#8220;Bundan sonra hiçbir zaman Memun&#8217;u görmeyeceksin. O da seni görmeyecek.&#8221; Gerçekten de İmam&#8217;ın buyurduğu gibi oldu. (Muntaha&#8217;l-Amal, İmam Rıza&#8217;nın (a.s) Hayatı, s.67; Uyun-u Ahbar, c.2, s.247; Biharu&#8217;l-Envar, c. 49, s.303) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Mu&#8217;tasım&#8217;ın Meclisinde</h3>



<p>11- İbn Ebu Davud (İbn Ebu Davud: Memun, Mu&#8217;tasım, Vasık ve Mütevekkil&#8217;in döneminde Bağdat kadılarından biriydi.) ile samimî olan Zerkan şöyle diyor: Bir gün İbn Ebu Davud&#8217;u, Mu&#8217;tasım&#8217;ın meclisinden dönerken üzgün olduğunu gördüm. Neden üzgün olduğunu sorunca, dedi ki: &#8220;Bugün yirmi yıl önce ölmüş olmayı arzuladım.&#8221; dedi! Ben: &#8220;Neden, ne oldu ki?&#8221; diye sordum. &#8220;Ebu Cafer&#8217;in -İmam Cevad- Mu&#8217;tasım&#8217;ın meclisinde başıma getirdiği bela yüzünden.&#8221; dedi! &#8220;Neden, ne oldu ki?&#8221; diye sorunca da şöyle dedi: </p>



<p>   &#8220;Biri hırsızlık yaptığını itiraf etti ve halifeden -Mu&#8217;tasım hakkında ilâhî hükmü uygulayarak kendisini temizlemesini istedi. Halife tüm fakihleri topladı. Muhammed b. Ali&#8217;yi (İmam Cevad -a.s-) de çağırdı. Bizden: &#8216;Hırsızın eli nereden kesilmelidir?&#8217; diye sordu.&#8217; Ben: &#8216;Bilekten&#8217; dedim. Mu&#8217;tasım: &#8216;Hangi delille?&#8217; diye sordu. Ben: &#8216;Çünkü teyemmüm ayetinde: &#8216;Yüzünüze ve ellerinize mesh edin.&#8217; (Mâide Suresi, 5) buyurmaktadır. Burada elden maksat dirsektir.&#8217; dedim.&#8221; </p>



<p>&#8220;Bu konuda fakihlerden bir grup da benim görüşümü savunup, hırsızın eli bilekten kesilmelidir, diyorlardı. Fakat bir grup da: &#8216;dirsekten kesilmelidir.&#8217; dediler. Mu&#8217;tasım onların delilini sorunca: &#8216;Abdest ayetinde: &#8216;yüzünüzü ve dirseklerle birlikte ellerini yıkayın.'(Mâide Suresi, 6) buyurmaktadır. Bu ayette elden maksat bilektir.&#8217; dediler.&#8221;</p>



<p>   &#8220;Mu&#8217;tasım daha sonra Muhammed b. Ali&#8217;ye (İmam Cevad -a.s-) dönerek: &#8220;&#8216;Bu konuda sizin görüşünüz nedir?&#8217; diye sordu. Muhammed b. Ali: &#8216;Bunlar görüş belirttiler; beni muaf görün.&#8217; dedi. Fakat Mu&#8217;tasım ısrar etti ve görüşünü söylemesi için yemine verdi. Bunun üzerine Muhammed b. Ali şöyle dedi: Yemine verdiğin için görüşümü söylüyorum. Bunlar yanılıyorlar; çünkü hırsızın sadece parmakları (Maksat dört parmaktır; çünkü başparmak kesilmemelidir.) kesilmeli, geri kalan kısmına dokunulmamalıdır.&#8221;  </p>



<p>&#8220;Mu&#8217;tasım: &#8216;Bunun delili nedir?&#8221; diye sorunca şöyle dedi: Çünkü Resulullah (s.a.a) secdenin; yüz (alın), iki elin ayası, iki diz ve iki ayak (ayaktaki iki büyük parmak) olmak üzere yedi uzuvla yapılması gerektiğini buyurmuştur. Dolayısıyla hırsızın eli bilekten veya dirsekten kesilecek olursa, secde etmek için eli kalmaz. Ve yine Allah teala: &#8216;Secde yerleri Allah&#8217;a hastır. Allah ile birlikte bir başkasına dua etmeyin.&#8217; (Ayetin orijinalinde geçen ve çoğulu &#8220;Mesacid&#8221; olan &#8220;mescid&#8221; veya &#8220;mesced&#8221;, secde yeri anlamındadır. Allah&#8217;ın Beyt&#8217;i, camiler ve secdeye gidildiğinde alnın değdiği zemin, secde yerleri olduğu gibi, alın ve kendileriyle secde ettiğimiz diğer altı uzuv da secde yeri sayılmaktadır. İşte bu nedenle bu rivayette &#8220;el-mesacid&#8221;, kendisiyle secde yapılan yedi uzuv olarak tefsir edilmiştir. Şeyh Saduk da &#8220;Fakih&#8221; adlı kitabında &#8220;el-mesacid&#8221; kelimesini, yedi secde uzvu olarak yorumlamıştır. Bu anlamı; Said b. Cübeyr, Zeccac ve Ferra&#8217;dan da nakledilmiştir.</p>



<p>Yine dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, eğer &#8220;el-mesacid&#8221; kelimesinin yedi uzuv olarak tefsir edilmesi yanlış olsaydı, Mu&#8217;tasım&#8217;ın meclisindeki fakihler kesinlikle İmam&#8217;ın bu sözünü eleştirirlerdi. Mu&#8217;tasım&#8217;ın kendisinin de Arap olup &#8220;el-mesacid&#8221; kelimesinin anlamını anladığını dikkate alarak, İmam&#8217;ın buyurduğu mana yanlış olsaydı, Mu&#8217;tasım da itiraz ederdi. Dolayısıyla meclisteki fakihlerin hiçbiri buna itiraz etmediklerine ve Mu&#8217;tasım&#8217;ın kendisi de İmam&#8217;ın yorumunu beğenip ona uygun davrandığına göre, onların da &#8220;el-mesacid&#8221; kelimesinden maksat kendileriyle secde edilen yedi uzuv olduğu veya bu kelimenin bir anlamının böyle olduğunu kabul ettikleri anlaşılmaktadır. -bk. Tefsir-i Safî, c.2, s.752; Tefsir-i Nuri&#8217;s-Sekaleyn, c.5, s.440; Tefsir-i Mecmau&#8217;l-Beyan, c.10, s.372) buyuruyor. Allah&#8217;a has olan bir şey de kesilmez. (Tefsir-i Ayyaşî, c.1, s.319; Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.5) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Evlilik Komplosu</h3>



<p>İmam Rıza&#8217;nın (a.s) hayatını anlatırken dedik ki: Abbasî halifesi Memun&#8217;un toplumdaki bozuklukları düzeltmek, Alevîlerin isyanını önlemek ve yine Şiîlerle İranlıların sevgisini kazanmak için kendisini Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehl-i Beyt&#8217;ini (a.s) sevenlerden göstermeye çalıştı. Veliahtlığını İmam Rıza&#8217;ya (a.s) zorla tevdi ederek; böylece hem bu amacına ulaşmak, hem de İmam&#8217;ı (a.s) yakınında bulundurarak gözaltında tutmak istedi. </p>



<p>   Diğer taraftan, Abbasîler Memun&#8217;un bu metodundan ve yine hilaftin Abbasîlerden Alevîlere intikal etmesi ihtimalinden çok rahatsız ve öfkeliydiler. İşte bu nedenle karşı çıktılar; Ama İmam Memun tarafından zehirlenerek şehit edilince, rahatladılar ve sevinerek Memun&#8217;a yöneldiler.</p>



<p>   Memun İmam&#8217;ı (a.s) çok çabuk ve gizlice zehirledi ve toplumun bu cinayetten haberi olmamasına özen gösterdi. Cinayetini örtmek için görünüşte üzülüp matem tutuyordu; hatta üç gün İmam&#8217;ın (a.s) mezarının başında kalıp tuzla ekmek yiyor, yas tuttuğunu gösteriyordu. Fakat bütün bu örtbas ve riyakârlıklara rağmen sonunda Alevîler İmam&#8217;ın (a.s) katilinin Memun olduğunu anladılar; dolayısıyla çok rencide olup ona karşı kin güttüler. Memun tekrar hükümetini tehlikede görünce, bu tehlikeyi defetmek için erken davranarak İmam Cevad&#8217;a karşı sevgi şefkat göstermeye başladı ve bundan daha iyi yararlanmak için kendi kızını İmam ile evlendirdi. Böylece veliahtlığını İmam Rıza&#8217;ya (a.s) zorla tevdi etmekle ulaşmak istediği hedefe bu evlilikle de ulaşmak istediği hedefe bu evlilikle de ulaşmaya çalıştı.</p>



<p>   İşte bu nedenle hicrî 204 yılında, İmam Rıza&#8217;nın (a.s) şehadetinden bir yıl sonra İmam Cevad&#8217;ı (a.s) Medine&#8217;den Bağdat&#8217;a getirterek kızı Ummu&#8217;l-Fazl&#8217;ı onunla evlendirdi. </p>



<p>   Reyyan b. Şebib şöyle diyor: Abbasîler Memun&#8217;un, kızını İmam Cevad&#8217;la (a.s) evlendirmeye karar verdiğini öğrenince, bu hareketle hükümetin Abbasîlerin elinden çıkmasından ve İmam Rıza&#8217;nın (a.s) dönemindeki durumun tekrarlanmasından endişelendiler. İşte bu nedenle Memun&#8217;un yanına giderek bu işe itiraz ettiler ve onu bu işten vazgeçmesi için yemine verdirip dediler ki:</p>



<p>-&#8230;Sen yakın ve uzak geçmişte Alevîlerle aramızda geçenleri biliyorsun ve yine senden önceki halifelerin onları sürgün ve tahkir ettiğinden de haberin var. Biz daha önce veliahtlığını Rıza&#8217;ya bıraktığın için endişelenmiştik; fakat Allah bu sorunu giderdi. Şimdi seni Allah adına yemine veriyoruz, bizi tekrar üzme ve bu evlilikten vazgeç; kızını bu evliliğe lâyık olan Abbasîlerden biriyle evlendir.</p>



<p>   Memun onlara şöyle cevap verdi:</p>



<p>&#8211; Sizinle Alevîler arasında geçen olaylara sizler neden oldunuz ve insafla bakacak olursanız, onlar sizden daha lâyıktırlar. Benden önceki halifelerin Alevîlere yaptıkları da, akrabalık bağlarını kesmekti. Ben ise bundan Allah&#8217;a sığınırım; Rıza&#8217;yı kendime veliaht ettiğim için de pişman değilim. Ben ondan hilafeti kabul etmesini istedim; fakat o kabul etmedi ve Allah&#8217;ın takdiri gerçekleşti Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali (İmam Cevad -a.s-) hakkında da şunu söyleyeyim ki, onu, küçük yaşına rağmen ilim ve fazilette herkesten üstün olduğu için kızımla evlendirmek istiyorum. Onun bu üstünlüğü için kızımla evlendirmek istiyorum. Onun bu üstünlüğü gerçekten insanı şaşırtmaktadır. Bu mevzunun benim için aydınlığa kavuştuğu gibi, herkes için aydınlığa kavuşmasını ve benim görüşümün doğru olduğunu (onun kızımla evlenmeye lâyık olduğunu) anlamalarını umarım.&#8221;</p>



<p>   Abbasîler: </p>



<p>&#8211; Bu genç her ne kadar seni hayrete düşürmüşse de daha yaşı küçüktür, ilim ve bilgi edinmemiştir. Edep öğrenmesi ve din bilgileriyle tanışması için biraz bekleyin, daha sonra istediğini yapın, dediler.</p>



<p>   Memun onlara şöyle cevap verdi:</p>



<p>   &#8211; Yazıklar olsun size! Ben bu genci sizlerden daha iyi tanıyorum. O öyle bir ailedendir ki, ilimleri ilâhîdir ve öğrenmeye ihtiyaçları yoktur. Onun babaları hiçbir zaman din bilgisi ve edep konusunda insanlara ihtiyaç duymamışlardı. İsterseniz sözlerimin ne kadar doğru olduğunu öğrenmek için onu imtihan edin.</p>



<p>   Abbasîler bunun üzerine:</p>



<p>   &#8211; Bu iyi bir öneridir, dediler; onu imtihan edeceğiz. Sizin huzurunuzda ondan fıkhî bir soru soracağız; doğru cevap verirse, artık itiraz edemeyiz ve böylece halifenin görüşünün doğru olduğunu herkes anlayacaktır; fakat eğer cevap veremezse, sorunumuz hallolacak (yani siz bu evlilikten vazgeçeceksiniz).</p>



<p>   Memun:</p>



<p>   &#8211; Ne zaman isterseniz onu imtihan edebilirsiniz, dedi. </p>



<p>   Abbasîler, zamanın kadısı Yahya b. Eksem&#8217;e müracaat ederek, İmam Cevad&#8217;a bilemeyeceği bir soru sorması durumunda kendisine büyük bir ödül vereceklerini vaat ettiler. Yahya kabul ettikten sonra da Memun&#8217;un yanına dönerek bu iş için bir gün belirlemesini istediler. Memun bir gün tayin etti; herkes o günde toplandı. Memun meclisin baş tarafında İmam Cevad için yer ayırmalarını emretti. İmam içeri girip kendisi için ayrılmış olan yere oturdu. Yahya b. Eksem de onun karşısına oturdu; diğerleri de kendi yerlerini aldılar ve Memun gelip İmam&#8217;ın (a.s) yanına oturdu.</p>



<p>   Yahya b. Eksem Memun&#8217;a:</p>



<p>   &#8211; Ebu Cafer&#8217;e bir soru sormama izin verir misiniz? dedi. </p>



<p>Memun:</p>



<p>   &#8211; Onun kendisinden izin al, dedi.</p>



<p>   Yahya, İmam&#8217;a dönerek: &#8220;Canım size feda olsun! Size bir soru sorabilir miyim?&#8221; dedi.</p>



<p>   İmam: &#8220;İstiyorsan sorabilirsin.&#8221; buyurdu.</p>



<p>   Yahya: &#8220;Canım size feda olsun! İhram hâlinde avlanan (Hac veya umre için ihrama giren kişiye bazı şeyler haram olur; avlanmakta bunlardan biridir. Bu meselenin ayrıntıları &#8220;Hac Amelleri&#8221; kitabında zikredilmiştir.) kişi hakkında ne buyuruyorsunuz?&#8221; dedi.</p>



<p>   Bu soruya İmam şöyle cevap verdi:</p>



<p>      Bu meselenin birçok şekli vardır. Harem&#8217;in dışında mı, içinde mi avlanmıştır? Bu işin haram olduğunu biliyor muydu, bilmiyor muydu? Avlanmasında kasıt var mıydı, yoksa rastgele mi oldu? Köle miydi, hür müydü? Küçük müydü, büyük müydü? Bu işi ilk defa mı yapıyordu, yoksa defalarca işlemiş miydi? Avlandığı hayvan uçan kuş muydu, dört ayaklı hayvanlardan mıydı? Avlanmasından dolayı pişman olmuş mu, yoksa suçunda ısrar ediyor mu? Gece mi avlanmış, gündüz mü? İhramı hac ihramı mıydı, umre ihramı mıydı? </p>



<p>   Yahya b. Eksem o zaman daha yaklaşık dokuz yaşında olan İmam Cevad&#8217;ın (a.s) sorusunu bu şekilde açmasına şaşırıp kaldı. Çehresinde acizlik ve yenilgi belirtileri belirdi. Dili tutulmaya başladı, öyle ki oradakilerin hepsi İmam&#8217;ın ilmî gücünü ve Yahya&#8217;nın yenildiğini anladı.</p>



<p>Bunun üzerine Memun: &#8220;Bu nimetten dolayı ve görüşüm doğru çıktığı için Allah&#8217;a şükürler olsun!&#8221; dedi. Sonra da Abbasîlere dönerek: &#8220;İnkâr ettiğiniz şeyi gördünüz mü?&#8221; dedi.</p>



<p>   Memun bu mecliste İmam&#8217;a kızıyla evlenmesini önerdi ve ondan nikâh hutbesini okumasını istedi. İmam (a.s) da kabul ederek hutbenin başında şöyle buyurdu: </p>



<p>    Allah&#8217;a hamdolsun, nimetini itiraf ederek. Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur. O&#8217;nun birliği konusunda halis niyete sahip olarak. Allah&#8217;ın salât ve selâmı yaratıklarının en üstünü Muhammed&#8217;e ve onun Ehl-i Beyti&#8217;nden olan seçkin kişilerin üzerine olsun. </p>



<p>   Şüphesiz Allah&#8217;ın, insanları helal vasıtasıyla harama muhtaç kılmaması -ve evlenmeyi emrederek-: &#8220;İçinizden bekârları ve köle ile cariyelerinizden iyileri evlendirin ve fakirlik nedeniyle evlenmelerine engel olmayın. Eğer yoksul iseler, Allah, lütfüyle bağışta bulunur ve onları zengin eder. Allah(&#8216;ın mülkü) geniştir. O, (her şeyi) bilendir.&#8221; buyurması, O&#8217;nun kullarına karşı lütfündendir.</p>



<p> Daha sonra İmam (a.s) Hz. Zehra&#8217;nın (s.a) mihrine denk bir mihir (beş yüz dirhem) tayin ederek Memun&#8217;un kızıyla evlenmeyi kabul ettiğini belirtti. Memun kızından taraf nikâh akdini okudu, İmam Cevad (a.s) da kabul etti. Daha sonra Memun&#8217;un emriyle oradakilere göz alıcı hediyeler verip sofralar açtılar. Halk yemek yiyip dağıldı. Sadece Memun&#8217;un yakınları ve saray erkânından bir grup kaldı. Memun İmam&#8217;dan (a.s) &#8220;İhram hâlinde avlanma&#8221; ile ilgi sorunun çeşitli şekillerini kendisinin açıklamasını istedi. İmam da (a.s) kabul ederek onu ayrıntılı bir şekilde açıkladı&#8230;(İmam&#8217;ın (a.s) bu soruya verdiği geniş cevap hadis kitaplarında kaydedilmiştir.)</p>



<p>   Memun cevabı duyunca İmam&#8217;ı (a.s) çok övdü ve bu defa İmam&#8217;dan Yahya b. Eksem&#8217;e bir soru sormasını rica etti. İmam (a.s) Yahya&#8217;ya dönerek: &#8220;Sorayım mı?&#8221; buyurdu. </p>



<p>   İmam&#8217;ın (a.s) karşısında yenik düşen ve İmam&#8217;ın ilmî yüceliğinin karşısında dehşete kapılan Yahya: &#8220;Siz bilirsiniz, Canım size feda olsun; bilirsem cevabını veririm, bilmezsem sizden istifade eder, öğrenirim.&#8221; dedi.</p>



<p>  Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: </p>



<p>   Bir adam günün başında bir kadına bakarsa, bu bakışı da haram olursa, kuşluk çağında o kadına, aynı adam helal olsa da öğleyin yine haram olsa, derken ikindi üstü yine helal olup, akşamleyin haram olsa, yatsı çağı aynı kadın aynı adama helal, geceleyin haram, gün ışırken helal olsa, buna ne dersin?Aynı kadın, aynı adama nasıl haram oluyor, nasıl helal oluyor?! Bunu bildir.</p>



<p>Yahya: &#8220;Vallahi!&#8221; dedi, &#8220;bu soruya cevap verecek bilgiye sahip değilim; eğer lütfeder cevaplarsınız, itifade eder faydalanırız.&#8221; </p>



<p>   İmam (a.s) ona şöyle buyurdu:</p>



<p>         O kadın, birisinin cariyesiydi; günün başında ona namahrem olan bu kadına baktı ve bu bakış haramdı. Kuşluk vakti onu sahibinden satın alır; bakması da helal olur. Öğle vakti onu azat eder; haram olur. İkindistü nikâhlar; helal olur. Akşam zihar hükmüne uyar, (Zihar, cahiliye döneminde talak sayılıyordu ve kadınla erkeğin birbirlerine ebedî olarak haram olmasına neden oluyordu. İslâm&#8217;da onun hükmü değişerek sadece haram olmayı ve kefaret vermeyi gerektirdi.</p>



<p>    Zihar; bir erkeğin, karısına, senin sırtın, anamın veya kız kardeşimin ya da kızımın sırtına benziyor demesi; karısını, anası, yerine koymasıdır. Bu durumda karısının tekrar kendisine helal olması için kefaret vermesi gerekir. Bu hükmün ayrıntılarını ilmihâllerde bulabilirsiniz.) kadın kendisine haram olur; yatsı vakti kefaret veriri helal olur. Geceleyin bir talakla boşar, haram olur; gün ışırken eşine geri döner, o zaman da helal olur.</p>



<p>   Memun hayretle oradaki akrabalarına dönerek: &#8220;Sizin aranızda böyle bir soruya bu şekilde cevap verebilecek veya bir önceki meselenin cevabını bilen bir kişi var mı?&#8221; diye sordu. </p>



<p>Onlar: &#8220;Hayır vallahi.&#8221; dediler&#8230; (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.299; Tefsir-i Kummî, s.169; İhticac-ı Tabersî, s.245; Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.74-78, özetle) </p>



<p>Dikkat edilirse, Memun&#8217;un bütün dostluk tezahürü ve riyakârlıklarının asıl hedefinin; bu evlilikten siyasî çıkar sağlamak olduğu ve özellikle de şu hedefler peşinde olduğu rahatlıkla görülebilir:</p>



<p>    1- Kızını İmam&#8217;ın (a.s) evine göndererek sürekli ve dikkatli bir şekilde İmam&#8217;ı gözaltında bulundurmak, yaptığı iş ve girişimlerinden haberdar olmak. (Memun&#8217;un kızı da gerçekten babasının kendisine verdiği ispiyonculuk vazifesini yerine getirmiştir; tarihi belgeler de buna şahittir.)</p>



<p>    2- Bu evlilikle, İmam&#8217;ı (a.s) kendisinin fısk-u fücur dolu sarayıyla ilişkilendirmek ve İmam&#8217;ı (a.s) eğlence ve fısk-u fücura çekmek; böylece İmam&#8217;ın (a.s) yüceliğini zedelemek, onu halkın gözünde değerli masumiyet ve imamet makamından düşürüp rezil etmek. </p>



<p>    3- Muhammed b. Reyhan şöyle diyor: Memun her ne kadar İmam Cevad&#8217;ı (a.s) fısk-u fücura çekmeye çalıştıysa da başaramadı. İmam&#8217;ın evlilik merasimini düzenlediği mecliste her birinin elinde mücevherlerle dolu bir kadeh olan yüz tane güzel cariyeye, İmam (a.s) içeri gelip yerine oturduğunda onu karşılamaya gitmelerini emretti. Onlar da kendilerine emredileni yaptılar; fakat İmam (a.s) onlara iltifat etmeyip bu hareketiyle bu gibi şeylerden nefret ettiğini gösterdi.</p>



<p>   4- Aynı mecliste çalgı çalıp şarkı söylemesi için bir adamı getirdiler. Fakat adam çalgısına başlar başlamaz İmam (a.s): &#8220;Allah&#8217;tan kork!&#8221; diye haykırdı. Çalgıcı, İmam&#8217;ın (a.s) maneviyatının derinliği, ilâhî gücünden kaynaklanan sert emri karşısında çalgı aletini elinden düşürdü ve hayatının sonuna kadar artık çalgı kullanmak için ellerinden yararlanamadı. (Usul-u Kâfi, c.1, s.494; Biharu&#8217;l-Envar, s.50, s.60)</p>



<p>5- Değindiğimiz gibi bu evlilikle Alevîlerin kendine karşı itiraz ve isyan etmelerini engellemeyi ve kendisini onların dostu göstermeyi amaçlıyordu.</p>



<p>6- Bu hareketle halkı aldatmak istiyordu. Nitekim bazen şöyle diyordu: &#8220;Ben, Ebu Cafer&#8217;in kızımdan bir çocuğunun olması ve dolayısıyla Resulullah&#8217;ın (s.a.a) ve Ali b. Ebu Talib&#8217;in soyundan olan bir çocuğun dedesi olmak için bu evliliği istedim&#8221; (Tarih-i Yakubî, c.2, s.454) </p>



<p>    Ama ne mutlu ki Memun&#8217;un bu hilesi de sonuç vermedi; çünkü kızı asla çocuk doğurmadı. İmam Cevad&#8217;ın (a.s), onuncu İmam Hz. Hadi (a.s), Musa Muberka, Hüseyin, İmran, Fatıma, Hatice, Ümm-ü Külsüm, Hâkime adındaki evlatlarının tamamı değerli eşi, güzel ahlâklı bir cariye olan Semane-i Mağribiyye hatundan dünyaya gelmişlerdir. (Muntaha&#8217;l-A&#8217;mal, c.2, s.235, Tuhfetu&#8217;l-Ezhar&#8217;dan naklen. (Muhaddis Kummî bu kitabın aynı sayfasında şöyle yazıyor: Kum tarihinden, Zeyneb, Ümm-ü Muhammed ve Memune&#8217;nin de İmam Cevad&#8217;ın (a.s) kızlarından oldukları anlaşılmaktadır. Şeyh Mufid de İmam&#8217;ın (a.s) kızları arasında &#8220;Emame&#8221; adında bir kızdan bahsetmiştir.)</p>



<p>Genel olarak Memun&#8217;un ısrarla gerçekleşmesini istediği bu evlilik, tamamen siyasî bir evlilikti. Dolayısıyla bu evlilik müreffeh bir yaşamı beraberinde getirmesine rağmen değerli babaları gibi dünyaya itina etmeyen İmam (a.s) için hiçbir değer taşımıyordu; aksine Memun&#8217;la bir arada yaşamak İmam için ıstırap dolu zoraki bir hayat idi. </p>



<p>     Hüseyin Mekkarî şöyle diyor:</p>



<p>             Bağdat&#8217;ta İmam Cevad&#8217;ın (a.s) huzuruna çıkıp yaşamını görünce, içimden: &#8220;İmam (a.s) bu müreffeh hayata ulaştıktan sonra artık hiçbir zaman Medine&#8217;ye dönmez.&#8221; dedim. İmam (a.s) bir süre başını öne eğdi; sonra üzüntüden yüzünün rengi sararmış olduğu bir hâldeyken şöyle buyurdu:</p>



<p>      Ey Hüseyin! Benim yanımda Resulullah&#8217;ın (a.s) hareminde arpa ekmeği ve kaya tuzu yemek, bu gördüğün şeyden daha sevimlidir. (Haraic-i Ravendî, s.208; Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.48)</p>



<p>İşte bu nedenle İmam (a.s) Bağdat&#8217;ta kalmayıp eşi Ümmü&#8217;l-Fazl ile beraber Medine&#8217;ye döndü ve hicrî 220 yılına kadar orada kaldı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) Şehadeti</h2>



<p>Memun, hicrî 218 yılında öldü ve ondan sonra yerine kardeşi Mu&#8217;tasım oturdu. Mu&#8217;tasım, hicrî 220 yılında İmam&#8217;ı (a.s) yakından gözetim altında bulundurmak için Medine&#8217;den Bağdat&#8217;a getirtti ve daha önce de dediğimiz gibi hırsızın elinin nerden kesilmesi gerektiğini belirtmek için düzenlenen meclise İmam&#8217;ı (a.s) da davet etti. Bu mecliste Bağdat kadısı İbn Ebu Davud ve diğerleri mahcup oldular. Bu olaydan birkaç gün sonra İmam&#8217;a (a.s) kin besleyen ve İmam&#8217;ı (a.s) kıskanan İbn Ebu Davud, Mu&#8217;tasım&#8217;ın yanına giderek şöyle dedi:</p>



<p>            Sizin hayrınızı istediğim için şu noktayı hatırlatmayı gerekli görüyorum: Birkaç gün önceki                        olayda bilginler, hükümet erkânı ve memleketin yüksek makamlarının huzurunda siz, Müslümanlarının bir   bölümünün halife olarak tanıdığı Ebu Cafer&#8217;in (İmam Cevad) fetvasını, diğerlerinin fetvasına tercih ettiniz.    Bu haber halk arasında yayıldı ve onun izleyicileri için bir delil olarak algılandı.</p>



<p>İçinde İmam Cevad&#8217;a (a.s) karşı her türlü düşmanlığı besleyen Mu&#8217;tasım, İbn Ebu Davud&#8217;un bu sözlerinden daha fazla tahrik oldu ve İmam&#8217;ı (a.s) ortadan kaldırmaya karar verdi. Nihayet uğursuz kararını gerçekleştirip, hicrî 220 yılında İmam&#8217;ı (a.s) zehirleterek şehit etti.</p>



<p>     İmam Ebu Cafer el-Cevad&#8217;ın (a.s) tertemiz cenazesi Bağdat&#8217;ta, Kureyş mezarlığındadeğerli dedesi İmam Musa b. Cafer&#8217;in mezarının yanı başında toprağa verildi. (bk. el-İrşad, Şeyh Mufid, s.307; İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.338; Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.6; Muntaha&#8217;l-Amal, c.2, s.234. İmam Cevad&#8217;ın (a.s) şehadet yılı, ayı ve gününde diğer görüşler de vardır; biz bu görüşleri zikretmedik.) Allah&#8217;ın salât-u selâmı ona ve tertemiz babalarının üzerinde olsun!</p>



<p>   Bu iki değerli İmam&#8217;ın mezarının bulunduğu yer şimdi Kazimeyn diye meşhur olup, eskiden beri Müslümanlarının ziyaretgâhıdır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Cevad&#8217;ın (a.s) Öğrencileri</h2>



<p>Masum İmamlarımız, Resul-i Ekrem (s.a.a) gibi sürekli halkın eğitim ve öğretimiyle uğraşıyorlardı; her zaman kılavuzluk etmeyi ve onların söz ve davranışları, hâl ve hareketleri, insanlarla ilişkileri ve hatta günlük yaşamlarının her bölümü kendileriyle bağlantıya geçen kişileri eğitmekteydi. Her kim dilediği zaman onların yanına gitseydi, (Ancak çoğu zaman zalim yöneticiler, halkın bu yüce insanlarla irtibata geçmesini engelliyorlardı.) onların ahlâk ve bilgilerinden yararlanabilirdi. Sorular için de bir had ve sınır söz konusu değildi; insanlar her tür sorun ve sorularını soruyor, cevap alıyorlardı.</p>



<p>     Böyle bir medresenin, peygamberler ve İmamların mektebi dışında hiçbir yerde tek örneğinin dahi olmadığı gerçeği çok açık bir şekilde ortadadır. Böyle bir mektebin özellik ve verimliliğin ne kadar göz alıcı ve çekici olduğu da açıktır. Bu nedenle Emevî ve Abbasî halifeleri, halkın bu özelliklerin farkına varmaları hâlinde ilâhî önderlere ve hak imamlara yöneleceklerini, bu durumda da gasıp hükümetlerinin tehlikeye gireceğini çok iyi biliyorlardı. Dolayısıyla ellerinden geldiği kadar insanların, İslâm&#8217;ın gerçek önderleriyle serbest bir şekilde bağlantı kurmalarını önlemeye çalışıyorlardı.</p>



<p>   Sadece İmam Muhammed Bâkır&#8217;ın (a.s) döneminde Ömer b. Abdulaziz&#8217;in biraz daha insaflı hükümet etmesi ve İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) döneminde de Emevî hükümetinin yıkılmak üzere olup Abbasî hükümetinin de daha güçlenmemiş olması nedeniyle, halk bir kaç yıl o iki değerli İmam&#8217;dan (a.s) serbest bir şekilde yararlanabildi. İşte bu nedenle İmam Sadık&#8217;ın (a.s) öğrencilerinin sayısın dört bin kişiye ulaştığı hâlde (Rical-i Şeyh Tusî, s.142 342) diğer dönemlerde bazı Ehlibeyt İmamları&#8217;nın ashap, öğrenci ve ravilerinin çok az olduğunu görmekteyiz. Örneğin, İmam Cevad&#8217;ın (a.s) ashabı, öğrencileri ve rivayet nakledenleri yaklaşık yüz on kişiyi bulmaktadır. (Rical-i Şeyh Tusî, s.397 409) Bu da İmam&#8217;ın döneminde halkın kendisiyle bağlantısının ne kadar sınırlı olduğunu göstermek için yeterlidir sanırım.</p>



<p>    Buna rağmen bu sınırlı sayıdaki kişiler arasında çok parlak çehrelere rastlamaktayız. Örnek olarak onlardan bazılarını aşağıda sunuyoruz: </p>



<h3 class="wp-block-heading">1- Ali b. Mehziyar</h3>



<p>İmam Cevad&#8217;ın (a.s) özel ashabı ve vekillerinden olmakla birlikte İmam Rıza ve İmam Hadî&#8217;nin (a.s) de ashaplarından sayılmaktadır. Çok ibadet ederdi. Uzun secdeler sonucu alnı nasır bağlamıştı. Güneş doğarken secdeye gider, bin mümin hakkında dua edip bitirmeyinceye kadar başını secdeden kaldırmaz ve Allah Teala&#8217;dan onlar hakkında kendisi için istediği şeyleri vermesini dilerdi. </p>



<p>     Ahvaz&#8217;da yaşayan Ali b. Mehziyar, otuzdan fazla kitap yazmıştır (el-Kunye ve&#8217;l-Elkab, c.1, s.424). İman ve amel konusunda onun ulaştığı yüce makamın beyanında İmam Cevad&#8217;ın (a.s) şu yazısı yeterlidir sanırız:​</p>



<p>     Bismillahirrahmanirrahim. Ey Ali! Allah sana hayırlı mükâfatlar versin, seni cennete yerleştirsin, her iki dünyada alçalmaktan korusun, ahirette de bizimle haşretsin! Ey Ali! Ben seni hayırseverlik, itaat, ihtiram, hizmet ve sana farz olan şeyleri yapmak konusunda denedim. Hiç kimseyi senin gibi bulmadığımı dersem, bu sözümün doğru olacağını umarım. Allah, seni Firdevs cennetleriyle mükâfatlandırsın. Senin sıcak, soğuk, gece ve gündüzlerdeki hizmetlerin bize saklı değildir. Allah Teala&#8217;dan, kıyamet günü herkesin toplandığı sırada seni herkesin gıpta edeceği özel rahmetine has kılmasını niyaz ediyorum. &#8220;Şüphesiz O duayı duyandır.&#8221; (el-Gaybet, Şeyh Tusî, s.225; Biharu&#8217;l-Envar, c.50, s.105)</p>



<h3 class="wp-block-heading">2- Ahmed b. Muhammed b. Ebu Nasr el-Bezentî </h3>



<p>   Küfe halkından, İmam Rıza ve İmam Cevad&#8217;ın (a.s) özel ashabındandı. Bu iki masum İmam&#8217;ın yanında özel bir yeri olan Ebu Nasr el-Bezentî birkaç kitap yazmıştır. &#8220;el-Câmi&#8221; adlı kitabı bunlardan biridir. Onun fakihliği bütün Şia uleması tarafından kabul edilmekte ve tamamen güvenilir bir kişi bilinmektedir. (Mu&#8217;cemu Ricali&#8217;l-Hadis, c.2, s.237; Rical-i Keşî, s.558) </p>



<p>​     Bu yüce kişi İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzuruna çıkan o diğer üç kişiden biridir ki, İmam (a.s) ona özel bir sevgi ve saygı göstermiştir. (Bu olay, elinizdeki kitabın İmam Rıza&#8217;ya (a.s) ait bölümde anlatılmıştır.)</p>



<h3 class="wp-block-heading">3- Zekeriya b. Âdem</h3>



<p>Zekeriya, Kum ahalisindendir. Kum şehrinde olan mezarı şimdi bile çok meşhurdur. İmam Rıza&#8217;nın (a.s) da yakın ashabından sayılmaktadır. İmam Cevad (a.s) onun hakkında dua etmiş, onu kendisinin sadık yarenlerinden saymıştır. (Rical-i Keşî, s.503)​    </p>



<p>    Bir defasında İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzuruna çıktığında, İmam (a.s) akşamın başından sabaha kadar onunla gizlice konuşmuştur. (Muntahu&#8217;l-Amal, İmam Rıza&#8217;nın (a.s) Hayatı bölümü, s.85) Yine: &#8220;Yolum uzaktır, sürekli sizin huzurunuza gelemiyorum; dinimin hüküm ve öğretilerini kimden öğreneyim?&#8221; diye soran birine: &#8220;Din ve dünya konusunda güvenilir bir kişi olan Zekeriya b. Âdem&#8217;den.&#8221; şeklinde cevap vermiştir. (Rical-i Neccaşî, s.595)</p>



<h3 class="wp-block-heading">4- Muhammed b. İsmail b. Bezî&#8217;</h3>



<p>İmam Kâzım, İmam Rıza ve İmam Cevad&#8217;ın (a.s) ashabından olup Şia&#8217;ya göre güvenilir kişilerden biridir. Salih, dürüst ve ibadet ehli bir kişiydi; çeşitli kitaplar yazmış ve aynı zamanda Abbasîlerin sarayında çalışmıştır. (Rical-i Keşşî, s.254) Bu konuda İmam Rıza (a.s) ona şöyle buyurmuştur:</p>



<p>​       Allah&#8217;ın zalimlerin sarayında öyle kulları vardır ki onların vasıtasıyla delilini açığa çıkarmaktadır. Onlara şehirlerde güç vererek onlar vasıtasıyla dostlarını, velilerini zalimlerin zulmünden korur ve Müslümanların işlerini yoluna koyar. Onlar, tehlike anlarında ve kötü olaylarda müminlerin sığınaklarıdır. Şiilerimizden sıkıntısı ve ihtiyacı olanlar onlara yönelir, sıkıntı ve ihtiyaçlarının giderilmesini onlardan isterler. Allah Teala bu kişiler vasıtasıyla müminlerin zalimler karşısındaki korkusunu giderir. Onlar gerçek müminler ve Allah&#8217;ın yeryüzündeki eminleridirler. Kıyamet sahrası onların nuru ile aydınlanır. Vallahi, cennet onlar için ve onlar da cennet için yaratılmıştır. Cennet onlara mübarek olsun!</p>



<p>​İmam (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: &#8220;Sizden hanginiz isterse, bütün bu makamlara ulaşabilir.&#8221;​</p>



<p>Muhammed b. İsmail: &#8220;Canım size feda olsun! Hangi makamlara?&#8221; diye sorunca, İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p>   Zalimlerle birlikte olup Şiilerimizi sevindirmek suretiyle bizi sevindirmek makamına. (Yani bir kürsü ve makama kurulunca, hedefiniz müminlerden zulüm ve haksızlığı gidermek olsun.)​</p>



<p>İmam (a.s) son olarak da Abbasî sarayının vezirlerinden olan Muhammed b. İsmail&#8217;e: &#8220;Ey Muhammed! Sen de onlardan ol.&#8221; buyurdu. (Rical-i Neccaşî, s.255) </p>



<p>​  Hüseyin b. Halid şöyle diyor:​</p>



<p>       Bir grupla birlikte İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzurundayken, Muhammed b. İsmail b. Bezi&#8217;den söz açıldı. İmam (a.s): &#8220;Sizin aranızda onun gibi birinin olmasını istiyorum.&#8221; buyurdu. (Rical-i Neccaşî, s.255)​</p>



<p> Muhammed b. Ahmed b. Yahya şöyle diyor:​</p>



<p>    Muhammed b. Ali b. Bilal ile birlikte Muhammed b. İsmail b. Bezi&#8217;nin kabrini* ziyarete gittik. (*Onun kabri, Mekke yolu üzerinde &#8220;Feyd&#8221; denilen yerdedir. bk. Tuhfetu&#8217;l-Ahbab, Muhaddis Kummî, s.317) Muhammed b. Ali kabrin baş tarafında kıbleye doğru oturarak şöyle dedi: Bu kabrin sahibi İmam Cevad&#8217;dan (a.s) bana şöyle rivayet etti: &#8220;Kim mümin kardeşinin kabrini ziyaret ederek kabrin yanında kıbleye doğru oturup elini mezara bırakarak yedi defa Kadir Suresi&#8217;ni okursa, kıyamet gününün büyük figanından, dehşet ve korkusundan güvende olacaktır.&#8221; (Rical-i Keşşî, s.564)​ </p>



<p>Muhammed b. İsmail b. Bezi diyor ki:​ İmam Cevad&#8217;dan (a.s), gömleklerinden birini kendime kefen yapmam için bana göndermesini rica ettim. Bunun üzerine İmam bana bir gömlek gönderdi ve onun düğmelerini almamı emretti. (Rical-i Keşşî, s.245 ve 564)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Cevad&#8217;dan (a.s) Veciz Sözler</h2>



<p>​Masum İmamlar&#8217;ın bilgi güneşinin bir ışını olan sözleri, Allah kulları için apaçık ve güvenilir bir kılavuz sayılmaktadır. Çünkü o yüce kişiler her türlü hata, sapma ve yanlış düşünceden masumdurlar. Onların kılavuzlukları sadece bir boyuta yönelik değil, insanın tüm varlık boyutlarını kapsamaktadır. Yine belli bir kitleye de has değil, bütün kesimleri insanî kemale doğru yönlendirmekte, bütün aşamalarda fıtratları uyandırmaktadır.​</p>



<p>    Şimdi dokuzuncu önder İmam Ebu Cafer Muhammed b. Ali el-Cevad&#8217;ın (a.s) buyruklarından bazı örnekler nakledelim. Ümidimiz, bu buyrukların bize de yararlı olup ışık tutmasıdır:​ </p>



<p>1- Kim Allah&#8217;a dayanarak insanlara ihtiyaç elini uzatmazsa, insanlar ona ihtiyaç duyar ve kim de Allah&#8217;tan çekinir ve takvalı olursa, halk onu sever. (Nuru&#8217;l-Ebsar, s.180)​</p>



<p>2- İnsanın kemali, akıllı oluşundadır. (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.290)​</p>



<p>3- Yiğitliğin kemali, insanın hiç kimseye kendisi için hoşlanmadığı bir şekilde davranmamasıdır. (Nuru&#8217;l-Ebsar, s.180)​</p>



<p>4- Vakti gelmeyen işi yapmayın, aksi durumda pişman olursunuz; uzun arzulara kapılmayın; çünkü bu iş kalbin katılaşmasına neden olur. Zayıflarınıza merhamet edin ve onlara merhamet etmekle Allah&#8217;ın merhametini isteyin. (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.292)​</p>



<p>5- Kötü bir işi iyi sayan kimse, o işe ortak olur. (Nuru&#8217;l-Ebsar, s.180)</p>



<p>​6- Zulmü işleyen, zulme yardım eden ve zalimin zulmüne rıza gösteren, (o zulmün günahında) ortaktırlar. (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.291)​</p>



<p>7- Mümin kardeşine gizli bir yerde öğüt veren onu süslemiş olur, ona açıkta ve başkalarının yanında öğüt veren ise onun (toplumsal çehresini) kötülemiş olur. (Nuru&#8217;l-Ebsar, s.180)​</p>



<p>8- Kalple Allah&#8217;a yönelmek, uzuvları amele zorlamaktan daha etkilidir. (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.289)</p>



<p>​9- Zalime adaletin uygulanacağı gün, onun için mazlumun zulme uğradığı günden daha zordur. (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.291)​</p>



<p>10- (Kıyamet günü) Müslüman&#8217;ın amel defterinin başyazısı, güzel ahlâktır. (Nuru&#8217;l-Ebsar, s.180)​</p>



<p>11- Üç şey insanı Allah&#8217;ın rızasına götürür: Allah&#8217;tan çok bağışlanma dilemek, insanlara yumuşak davranmak ve çok sadaka vermek. Her kimde de şu üç haslet olursa, pişmanlık duymaz: İşlerde acele etmemek, işlerde başkalarına danışmak ve -danıştıktan sonra- bir işi yapmaya karar verdikten sonra Allah&#8217;a tevekkül etmek. (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.291)​</p>



<p>12- Fasıktan bir şey umanın en küçük cezası, umduğu şeyden mahrum olmasıdır. (Nuru&#8217;l-Ebsar, s.181)​</p>



<p>13- Allah&#8217;tan başkasından bir şey umanı Allah o kişiye bırakır. Bilgisi olmadan bir işi yapan kimsenin bozdukları düzelttiklerinden daha çok olur. (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.289)​</p>



<p>14- İyilik yapanların iyilik yapmaya ihtiyaçları, iyilik yapılanlardan daha fazladır. Çünkü iyilik onların mükâfat kazanmasına, kıvanç duymasına ve halk arasında güzel anılmalarına neden olur. Dolayısıyla bir kişi bir iyilik yaptığı zaman, herkesten önce kendisine iyilik yapmış olur. (Nuru&#8217;l-Ebsar, s.180)</p>



<p>​15- İffet, fakirliğin; şükür, zenginliğin; sabır, belanın; tevazu, soyluluğun; fesahat, sözün; kaydetmek, rivayetin; insanlara kanat açmak, ilmin; edep, aklın; güler yüzlülük, bağışın; minnet etmemek ve başa kakmamak, iyiliğin; huşu namazın ve boş işleri terk etmek de, takvanın ziynetidir. (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.291)​</p>



<p>16- Kim Allah&#8217;a güvenir ve ona tevekkül ederse, Allah onu bütün kötülüklerden kurtarır ve bütün düşmanlardan korur. (Nuru&#8217;l-Ebsar, s.181)​</p>



<p>17- Din, izzet; ilim, servet ve susmak, nurdur. Hiçbir şey bidat gibi dini yok etmez. Hiçbir şey tamah gibi kişileri bozmaz. İyi ve liyakatli yönetici vasıtasıyla insanlar ıslah olur ve Allah&#8217;a dua ile belalar giderilir. (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.290)</p>



<p>​18- Bir musibet karşısında sabretmek, insanla alay etmek isteyen düşman için musibettir. (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.180)</p>



<p>​19- Bakıcısı Allah olan bir kişi hiç zayi olur mu ve Allah tarafından takip edilen bir kişi kurtulabilir mi?! (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.289)​</p>



<p>20- Kısa bir cümlede kendisine kapsamlı bir nasihatte bulunmasını isteyen kişiye şöyle buyurdu:​</p>



<p>        Kendini dünyada rezil edecek ve ahirette azaba uğratacak işlerden koru. (İhkaku&#8217;l-Hak, c.12, s.439, Vesiletu&#8217;l-Mal&#8217;dan naklen. Yine el-Fusulu&#8217;l-Muhimme ve Nuru&#8217;l-Ebsar kitaplarından naklettiğimiz 19 rivayet, İhkaku&#8217;l-Hak kitabında, c.12, s.428-439&#8217;da bu iki kitaptan naklen kaydedilmiştir.)</p>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/muhammed-el-taki/">İmam Muhammed el-Taki (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/muhammed-el-taki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Rıza (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-riza/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-riza/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatime-i Zehra Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:44:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=168</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğumu Hicrî 147 yılında zilkade ayının 11&#8217;inde Medine&#8217;de, İmam Musa b. Cafer&#8217;in (a.s) evinde babasından sonra iman, ilim ve imamet sahnesinin tarihini yaratan bir çocuk geldi. (Usul-u Kâfi, c.1, s.486,&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-riza/">İmam Rıza (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Doğumu</h2>



<p>Hicrî 147 yılında zilkade ayının 11&#8217;inde Medine&#8217;de, İmam Musa b. Cafer&#8217;in (a.s) evinde babasından sonra iman, ilim ve imamet sahnesinin tarihini yaratan bir çocuk geldi. (Usul-u Kâfi, c.1, s.486, İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.302; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.285; Kamusu&#8217;r-Rical, c.11, s.31) &#8220;Rıza&#8221; lakabıyla meşhur olacak olan bu çocuğa &#8220;Ali&#8221; ismini verdiler.</p>



<p>Değerli annesi Necme (Necme Hatun&#8217;un diğer ismi de Tuktem&#8217;dir); akıl, iman, takvada zamanının en seçkin kadınlarındandı. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.302) </p>



<p>   Esasen tertemiz imamlarımızın hepsi, en üstün babaların soyundan olup tertemiz, faziletli ve üstün kadınların kucağında büyümüşlerdir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Rıza&#8217;nın (a.s) İmameti</h2>



<p>İmam Rıza (a.s) hicrî 183 yılında, İmam Musa Kâzım (a.s) Harun&#8217;un zindanında şehadetinden sonra 35 yaşında ilahî İmamet makamına ulaşıp ümmetin önderlik sorumluluğunu üzerine aldı.</p>



<p>   İmam Rıza (a.s)&#8217;da diğer Ehlibeyt İmamları (a.s) gibi Resulullah (s.a.a) tarafından İmam olarak tayin edilmiş ve babası İmam Kâzım (a.s) tarafından tanıtılmıştır.</p>



<p>   İmam Musa Kâzım (a.s) tutuklanıp zindana atılmadan önce sekizinci İmamın ve kendisinde sonra yeryüzünde Allah&#8217;ın hüccetinin kim olduğunu belirtmiş, böylece izleyicilerinin ve hak peşinde olanları karanlıkta kalmamalarını, hak ve hakikatten sapmamalarını sağlamıştır.</p>



<p>   Mahzumî bu konuda şöyle diyor: İmam Musa b. Cafer (a.s) bizi yanına çağırtarak: &#8220;Sizi neden çağırttığımı biliyor musunuz?&#8221; buyurdu.</p>



<p>   Biz: &#8220;Hayır!&#8221; dedik.</p>



<p>   İmam (a.s): &#8220;Sizin, (İmam Rıza&#8217;ya -a.s- işaret ederek) bu oğlumun benim vasim ve halifem olduğuna tanık olmanızı istedim&#8230;&#8221; buyurdu. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.304) </p>



<p>   Yezid b. Sulayt ise şöyle diyor: Umre yapmak için Mekke&#8217;ye gitmiştik. Yolda İmam Kâzım&#8217;la (a.s) karşılaştık; İmam&#8217;a: &#8220;Burayı tanıyor musunuz?&#8221; diye sorduk.</p>



<p>   İmam: &#8220;Evet!&#8221; buyurdu, &#8220;Sen de tanıyor musun?&#8221;</p>



<p>Ben: &#8220;Evet&#8221; dedim, &#8220;Babamla birlikte sizinle ve sizin babanız İmam Cafer Sadık&#8217;la (a.s) burada görüşmüştük. O sırada diğer kardeşleriniz de vardı yanınızda. Babam İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) şöyle arz etti: &#8220;Anam-babam size feda olsun; siz hepiniz bizim tertemiz imamlarımızsınız; hiç kimse ölümden kaçamaz. Bana bir şey söyleyin ki, sapmamaları için diğerlerine anlatayım.&#8221;</p>



<p>İmam Cafer Sadık (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu:</p>



<p>    Ey Ebu Ümare! Bunlar benim oğullarımdır, (size işaret ederek) büyükleri ise budur. O; ilim, anlayış ve bağış sahibidir; İnsanların ihtiyaç duyduğu şeyler hakkında yeterli ilim ve bilgisi var ve yine insanların ihtilaf ettikleri din ve dünya işlerini bilmektedir; güzel ahlâka sahiptir. O, Allah&#8217;ın kapılarından bir kapıdır&#8230;</p>



<p>Sonra İmam Musa Kâzım&#8217;a (a.s) şöyle arz ettim: &#8220;Anam-babam size feda olsun; siz de babanız gibi beni bu konuda bilgilendirin. (kendinizden sonraki İmamı tanıtın.)&#8221;</p>



<p>    İmam (a.s), İmametin ilâhî bir makam olduğunu ve Allah tarafından seçilmesi gerektiğni açıkladıktan sonra şöyle buyurdu:</p>



<p>Benden sonra İmamet, Ali b. Ebu Talib ve Ali b. Hüseyin&#8217;le aynı ismi taşıyan oğlum Ali&#8217;ye geçecek.</p>



<p>  O dönemde İslâm toplumuna büyük bir baskı ortamı hâkimdi İşte bu nedenle İmam Kâzım (a.s) buyruğunun sonunda Yezid b. Suleyt&#8217;e şöyle diyor:</p>



<p>&#8220;Ey Yezid! bu söylediklerim, yanında bir emanet olarak kalsın. Bunu, samimiyetlerine emin olmadığın kimselerin yanında anlatma.</p>



<p>Yezid b. Suleyt diyor ki: İmam Musa b. Cafer&#8217;in (a.s) şehadetinden sonra İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzuruna çıktım. Daha ben bir şey söylemeden, İmam: &#8220;Ey Yezid! Bizimle umreye geliyor musun?&#8221; buyurdu.</p>



<p>Ben: &#8220;Anam-babam size feda olsun! Siz bilirsiniz; fakat yol harçlığım yok.&#8221; dedim.</p>



<p>İmam (a.s): &#8220;Yol masraflarını ben karşılayacağım.&#8221; buyurdu. </p>



<p>Böylece İmam (a.s) ile birlikte Mekke&#8217;ye doğru hareket ettik. İmam Sadık ve İmam Kâzım&#8217;la (a.s) buluştuğumuz yere vardığımızda, İmam Musa b. Cafer&#8217;le (a.s) görüşmemizi ve ondan duyduklarımı anlattım kendisine. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, s.305; Usul-u Kâfi, c.1, s.316)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Rıza&#8217;nın (a.s) Ahlâkı</h2>



<p>Tertemiz kılınan İmamlarımız, halk arasında ve halkla birlikte yaşıyor, hâl ve hareketleriyle halka yaşam, temizlik ve fazilet dersi veriyordu. Onlar diğerleri için olgu ve örnektiler. Sahip oldukları yüce imamet makamı, onları diğer insanlardan ayırmakta, yeryüzünde Allah&#8217;ın seçkin kulları ve hüccetleri olmalarını sağlamaktaydı. Buna rağmen, toplumda kendilerine bir ayrıcalık tanımaz, halktan ayrılmaz, dokunulmazlık, zorba ve zalim kişiler gibi kendileri için özel bir alan oluşturmaz, hiçbir zaman halkı küçük görmez ve köleliğe sürüklemezlerdi.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>İbrahim b. Abbas şöyle diyor: Hiçbir zaman İmam Rıza&#8217;nın (a.s) konuşurken birine haksızlık ettiğini, sözünü kestiğini görmedim. İhtiyacını giderebileceği hiçbir fakiri boş çevirmedi; başkalarının yanında ayaklarını uzatmazdı, hizmetçilerinden hiçbirine kötü söz söylemezdi. Kahkahayla gülmez, sadece tebessüm ederdi. Yemek için sofra açılınca tüm ev halkını, hatta kapıcı ve seyisi de kendi sofrasına oturtur, birlikte yemek yerlerdi. Gecenin büyük bir kısmını uyanık geçirir ve çok az uyurdu. Bazı geceler uyanık kalır, ibadetle sabahlardı. Çok oruç tutar, özellikle her ayın üç gününün orucunu hiç kaçırmazdı. (Galiba maksat her ayın ilk ve son perşembe ile orta çarşambasıdır. Ehlibeyt İmamları (a.s): &#8220;Ramazan ayı dışında, her ayın bu üç gününde oruç tutan kimse, bütün yıl boyunca oruç tutmuş gibi olur.&#8221; buyurmuşlardır) Çok hayır işler, gizlice infak ederdi; daha çok gecenin karanlığında fakirlere gizli olarak yardım ederdi. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, s.314)</li>



<li>Muhammed b. Ebu İbad şöyle diyor: &#8220;İmam (a.s), yazın hasırda ve kışın da kilimde otururdu. -evde giydiği- elbisesi kaba ve sertti; fakat umumî toplantılara katıldığı zaman -normal ve güzel elbiseler giyer- süslenirdi.&#8221; (İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, s.315)</li>



<li>Bir akşam İmam&#8217;ın (a.s) misafiri vardı. Sohbet esnasında lambada bir sorun oldu. İmam&#8217;ın (a.s) misafiri lambanın sorununu gidermek için elini uzattıysa da, İmam (a.s) bırakmadı ve bu işi kendisi yaparak şöyle buyurdu: &#8220;Biz misafirlerimizi çalıştırmayız.&#8221; (Usul-u Kâfî, c.6, s.283) </li>



<li>Bir defasında İmam&#8217;ı (a.s) tanımayan bir kişi hamamda İmam&#8217;dan (a.s) kendisini keselemesini istedi. İmam (a.s) kabul ederek adamı keselemeye başladı. Orada olan diğer kişiler İmam&#8217;ı (a.s) adama tanıtınca, adam mahcup olup özür diledi; fakat İmam (a.s) onun özür dilemesini önemsemeden  keselemeye devam ediyor ve &#8220;önemi yok.&#8221; diyerek adama teselli veriyordu. (Menakıb, c.4, s.362) </li>



<li>Adamın biri İmam&#8217;a (a.s): &#8220;Vallahi babalarının fazilet ve üstünlüğü bakımından yeryüzünde hiç kimse size ulaşamaz.&#8221; diye arz etti. <br> İmam (a.s): &#8220;Onlara üstünlük kazandıran takvaları ve onları saygın kılan şey ise, Allah&#8217;a itaatleridir.&#8221; buyurdu. (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.174)</li>



<li>Belh ahalisinden bir kişi şöyle diyor: Horasan yolculuğunda İmam Rıza (a.s) ile birlikteydim. İmam (a.s) bir gün sofrasını açarak kendisiyle birlikte yemek yemeleri için bütün hizmetçileri, köleleri, zencileri sofrasına oturtmuştu. Ben İmam&#8217;a (a.s): &#8220;Sana feda olayım! Bunların başka sofrada oturmaları daha uygun olmaz mı?&#8221; diye arz ettim. Fakat İmam (a.s): &#8220;Sus; herkesin Allah&#8217;ı bir, anne ve babası birdir; mükâfat ise amellerledir.&#8221; buyurdu (Usul-u Kâfî, c.8, s.330) </li>



<li>İmam&#8217;ın hizmetçisi Yasir şöyle diyor: İmam Rıza (a.s) bize: &#8220;Yemek yediğiniz bir sırada sizin başınızın üzerinde dursam bile -sizinle bir işim olsa- yemeğiniz bitinceye kadar kalkmayın.&#8221; buyurmuşu. İşte bu nedenle çoğu zaman İmam (a.s) bizi çağırdığında, &#8220;Yemek yiyorlar.&#8221; dendiğinde, İmam (a.s) da: &#8220;bırakın yemeklerini bitirsinler.&#8221; buyururdu. (Usul-u Kâfî, c.6, s.298) </li>



<li>Bir defasında yabancı biri İmam&#8217;ın (a.s) huzuruna çıkarak selâm verdi ve şöyle dedi: &#8220;Ben sizin, babalarınızın ve dedelerinizin dostlarındanım; hac yolculuğundan döndüm; yol harçlığım tükendi. Mümkünse memleketime gidebilmem için bana bir miktar para verin; memleketime ulaşınca sizden taraf fakirlere o miktarda sadaka veririm. Ben fakir biri değilim, ancak yolculukta muhtaç duruma düştüm.&#8221; İmam (a.s) yerinden kalkıp bir odaya giderek iki yüz dinar getirdi; elini kapının üzerinden o adama uzatarak ona hitaben şöyle buyurdu: Bu iki yüz dinarı al, kendine yol harçlığı yap ve onunla teberrük edin. Bu parayı benden taraf fakirlere sadaka vermen de gerekmez. Adam dinarı alıp gittikten sonra İmam O odadan dışarı çıkarak gelip yerine oturdu. Oradakiler: &#8220;Neden dinarları verirken adamın sizi görmesini istemediniz?&#8221; diye sorduklarında, İmam (a.s): &#8220;Onun yüzünde beliren isteme mahcubiyetini görmemek için&#8230;&#8221; buyurdu. (Menakıb, c.4, s.360) Masum Ehlibeyt İmamları (a.s) izleyicilerini terbiye ve onlara kılavuzluk etme konusunda sadece sözle yetinmiyor, onların amel ve hareketlerine de ciddi bir şekilde hareket ediyor, yaşamlarındaki hatalarını onlara hatırlatıyorlar; böylece hem onların doğru yola gelmelerini, hem de gelecekte diğer insanların ders almalarını sağlıyorlardı.</li>



<li>İmam Rıza&#8217;nın (a.s) ashabından olan Süleyman Caferî şöyle diyor: </li>
</ul>



<p>   Bazı işler için İmam&#8217;ın (a.s) huzurundaydık. İşimiz bittikten sonra İmam&#8217;ın (a.s) huzurundan ayrılıp gitmek isteyince, İmam (a.s): &#8220;Bu gece bizde kalın.&#8221; buyurdu. Biz de İmam&#8217;la (a.s) birlikte evine gittik. Akşamdı; İmam&#8217;ın (a.s) hizmetçileri duvar örüyorlardı. İmam onların arasındaki bir yabancıyı görünce: &#8220;Bu kimdir?&#8221; diye sordu.</p>



<p>  Hizmetçiler: &#8220;Bize yardım etmek için gelmiş; işi karşılığında ona bir ücret vereceğiz.&#8221; dediler.</p>



<p>  İmam (a.s): &#8220;Ücretini belirlediniz mi?&#8221; diye sordu.</p>



<p>  Hizmetçiler: &#8220;Hayır.&#8221; dediler &#8220;Ne versek kabul edecek.&#8221;</p>



<p>  Bu söz üzerine İmam (a.s) öfkelendi. Ben İmam&#8217;a (a.s): &#8220;Sana feda olayım, kendinizi üzmeyin.&#8221; diye arz ettim.</p>



<p>İmam (a.s) Şöyle buyurdu: </p>



<p>   Ben defalarca bunlara birinin ücretini belirlemeden, aranızda anlaşmadan getirip çalıştırmayın, dedim. Anlaşma yapmadan ve ücreti belirtilmeden çalışan bir kişiye ücretinin üç misli fazla da verseniz yine az verdiğinizi düşünecek; fakat anlaştıktan sonra anlaştığınız miktarı verirseniz, anlaşmaya uyduğunuz için sevinir. Bu durumda belirttiğiniz miktardan biraz fazla verecek olursanız, az bile olsa fazla verdiğinizi düşünür ve teşekkür eder. (Usul-u Kâfî, c.5, s.228) </p>



<ul class="wp-block-list">
<li>İmam Rıza&#8217;nın (a.s) ashabının ileri gelenlerinden olan Ahmed b. Muhammed b. Ebu Nasr el-Bezentî şöyle nakleder:</li>
</ul>



<p> İmam&#8217;ın (a.s) ashabından üç kişiyle birlikte huzuruna çıkıp bir süre yanına oturduk. Dönmek istediğimiz zaman İmam (a.s) bana: &#8220;Ey Ahmed! Sen otur.&#8221; buyurdu.</p>



<p>    Yanımdaki adamlar gittiler; Ben İmam&#8217;ın (a.s) huzurunda kaldım. İmam&#8217;a (a.s) birtakım sorular sordum, o da cevap verdi. Böylece gecenin bir bölümü geçti. Kalkıp gitmek isteyince İmam (a.s): &#8220;Gidiyor musun, yoksa bizim yanımızda kalacak mısın?&#8221; buyurdu. </p>



<p>   Ben: &#8220;Siz nasıl buyurursanız öyle yapacağım; kal derseniz kalırım, git derseniz kalkıp giderim.&#8221; dedim.</p>



<p>   İmam (a.s), bir çarşafa işaret ederek: &#8220;Kal, bu da yatağın.&#8221; diye buyurdu.</p>



<p>  Sonra da kalkarak kendi odasına gitti. Ben sevincimden secdeye kapanarak şöyle dedim: &#8220;Allah&#8217;ın hücceti ve Peygamberlerin ilimlerinin mirasçısı huzuruna vardığımız birkaç kişi içinden bana bu kadar ilgi gösterdi; bundan dolayı Allah&#8217;a şükürler olsun!&#8221; </p>



<p>    Daha secdeden kalkmadan İmam&#8217;ın (a.s) benim bulunduğum odaya döndüğünü fark ederek ayağa kalktım. İmam (a.s) benim elimi sıkarak şöyle buyurdu: </p>



<p>Ey Ahmed! Emirü&#8217;l-Müminin Ali (a.s) -özel ashabından olan- Sa&#8217;saa b. Suhan&#8217;ın ziyaretine gitti. Ayrılmak için ayağa kalkınca, şöyle buyurdu: &#8220;Ey Sa&#8217;saa! Senin ziyaretine geldiğim için kardeşlerine karşı övünme. (Seni ziyaret etmem onlara karşı üstünlük taslamana neden olmasın) Allah&#8217;tan kork ve takvalı ol. Allah için mütevazi ve alçakgönüllü ol; böyle yapacak olursan Allah seni yükseltecektir.&#8221; (Mu&#8217;cemu&#8217;r-Ricali&#8217;l-Hadis, c.2, s.237, s.588) </p>



<p>İmam (a.s) bu hareket ve buyruğuyla, hiçbir şeyin kendini yetiştirme, nefsini eğitme ve salih amelin yerini dolduramayacağını ve hiçbir özellikle kibirlenmemek gerektiğini, hatta, İmam&#8217;a (a.s) yakınlık, lütuf ve inayeti bile başkalarına karşı övünme, gururlanma ve üstünlük taslama vesilesi olmaması gerektiğini vurgulamaktadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın Hilafet Sistemine Karşı Tutumu</h2>



<p>   İmam Ali b. Musa er-Rıza&#8217;nın (a.s) imameti Harun Reşid ve onun iki oğlu Emin ve Memun&#8217;un hilafeti dönemine rastlamaktadır. Bunun on yılı Harun&#8217;un hilafetinin sonlarında, beş yılı Emin&#8217;in hilafetinde ve beş yılı da Memun&#8217;un hilafeti dönemindedir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Harun Dönemi</h3>



<p>İmam Rıza (a.s), İmam Kâzım&#8217;ın (a.s) şehadetinden sonra imamet ve davetini açıkça ilan etmiş ve korkmadan ümmete önderlik etmiştir. Harun&#8217;un döneminde toplumun siyasî ortamı öyle bozuktu ki İmam&#8217;ın (a.s) en samimî bazı ashabı bile bu açıklık ve korkusuzluğundan dolayı ona bir zarar gelmesinden endişe ediyordu.</p>



<p>    Safvan b. Yahya şöyle diyor: </p>



<p>   İmam Rıza (a.s) babasının şehadetinden sonra öyle şeyler buyurdu ki, biz canının tehlikeye girmesinden endişelenerek: &#8220;Çok önemli bir konuyu açığa vurdunuz; biz bu tağutun -Harun- size bir zarar vermesinden korkuyoruz.&#8221; dedik.</p>



<p>Fakat İmam (a.s): &#8220;İstediği kadar uğraşsın; bana bir zarar veremez.&#8221; buyurdu. (Usulu Kâfî, c.1, s.487)</p>



<p>Muhammed b. Sinan şöyle diyor:</p>



<p>Harun&#8217;un hilafeti döneminde İmam Rıza&#8217;ya (a.s): Harun&#8217;un kılıcından kan damladığı hâlde siz herkese bu işinizi (imametinizi) ilan edip babanızın yerine oturdunuz!&#8221; diye arz ettim.</p>



<p>İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p>   Beni bu konuda pervasızlaştıran Resulullah&#8217;tır (s.a.a); &#8220;Ebu Cehil başımdan bir kıl dahi koparabilirse, ben peygamber değilim!&#8221; buyurmuştur. Ben de, Harun başımdan bir kıl koparabilirse İmam değilim, diyorum.&#8221; (Usul-u Kâfî, c.8, s.257) </p>



<p>Nihayet İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi de oldu. Çünkü Harun hiçbir zaman İmam&#8217;a (a.s) zarar verme fırsatını bulamadı. İran&#8217;ın doğusunda karışıklıklar meydana gelince, bizzat ordusuyla birlikte Horasan&#8217;a gitmek zorunda kaldı ve yolda hastalanarak hicrî 193 yılında Tus&#8217;ta öldü ve böylece İslâm ve Müslümanlar onun şerrinden ve alçak varlığından kurtuldular. </p>



<h3 class="wp-block-heading">Emin Dönemi</h3>



<p>Harun&#8217;dan sonra hilafet konusunda Emin ile Memun arasında büyük bir ihtilaf çıktı. Harun kendisinden sonra Emin&#8217;i halife olarak tayin etmiş, ondan sonra da Memun&#8217;un halife olacağına ve yine Emin&#8217;in hilafeti döneminde Horasan eyaleti yönetiminin tamamen Memun&#8217;un elinde olacağına dair kendisinden taahhüt almıştı. Fakat Emin hicrî 194 yılında kardeşi Memun&#8217;u veliahtlıktan azlederek yerine oğlu Musa&#8217;yı veliaht tayin etti. (Tarih-i İbn-i Esir, c.6, s.227) Nihayet Emin&#8217;le Memun arasında çıkan kanlı çarpışmalardan sonra Emin hicrî 194 yılında öldürüldü ve hilafete Memun geçti.</p>



<p>   İmam Rıza (a.s) bu süre içerisinde hilafet sarayının çatışmalarından ve birbiriyle uğraşmalarından yararlanarak rahat bir şekilde izleyicilerini bilinçlendirip, onların eğitim ve öğretimiyle ilgilendi. </p>



<h3 class="wp-block-heading">Memun Dönemi</h3>



<p>Memun, Abbasî halifelerinin en bilgini ve en kurnazı idi. Eğitim görmüştü; fıkıh ve diğer ilimler hakkında bilgi sahibiydi. hatta âlimlerle tartışmaya girer, münazara ederdi. Elbette zamanın ilimlerinden haberdar olması, onun insanlık dışı siyasetlerini daha ileri götürmesine sebep olmuştu. Dine ve İslâm&#8217;a bağlı bir kişi değildi asla; ayyaşlık, fısk-u fücur ve diğer çirkin amellerde önceki halifelerden eksik kalır bir yanı yoktu. Geçmiş halifelerden onu ayıran tek fark; fazla ihtiyatlı davranması, gösteriş ve riyakârlıkla da halkı daha fazla aldatmasıydı. Hükümetinin temellerini sağlamlaştırmak için fakihlerle de oturur kalkar, dinî konular üzerinde bahsederdi.</p>



<p>Memun&#8217;un, Kadı Yahya b. Eksem gibi zalim, rezil ve iğrenç bir kişi ile samimî olması, oturup kalkması; onun ne denli dinsiz, fasık, rezil biri olduğunun en güzel kanıtıdır. Yahya b. Eksem, toplumda kalemin yazmaktan bile utandığı çirkin amelleri işlemekle meşhurdu. Memun&#8217;un kurmuş olduğu samimiyet öyle bir hadde ulaştı ki, bu adam onun &#8220;cami, hamam ve gülistan arkadaşları&#8221; arasına girmişti. Bundan daha kötüsü ise, onu İslâm ümmetinin &#8220;baş kadılığı&#8221;na atayıp devlet işlerinde de onunla meşveret etmesi ve görüş alışverişinde bulunmasıydı! (bk. Memun&#8217;un hilafeti ve Yahya b. Eksem&#8217;in tarihini anlatan tarih kitapları. Murucu&#8217;z-Zeheb, Mes&#8217;udî ve Tarih-u İbn Hallikan kitaplarını bunlardan sayabiliriz.) </p>



<p>   Memun döneminde ilim ve bilgi görünüşte yayılıyor ve ulema hilafet merkezine davet ediliyordu. Memun&#8217;un ulema ve bilginleri teşvik etmesi, ilim sahiplerinin ona doğru yönelmesine neden oluyordu. Ders, sohbet ve tartışma toplantıları düzenleniyordu. Zira o dönemde ilmî müzakereler canlı bir pazara sahipti.</p>



<p>Ayrıca Memun bazı işlerle İmam&#8217;a (a.s) ve taraftarlarına kendini iyi gösterip sevdirmeye çalışıyordu. Örneğin, Hz. Ali&#8217;nin (a.s), Resulullah&#8217;ın (s.a.a) halifesi olmaya diğerlerinden daha lâyık olduğunu söyler; Muaviye&#8217;ye açıkça lanet ederdi. Hz. Fatıma&#8217;dan (s.a) gasp edilen Fedek arazisini Alevîlere (Hz. Ali&#8217;nin soyundan gelenlere) iade etmiş ve ahirde Alevîlere eğilim ve sevgi göstermekteydi. (el-İmam&#8217;r-Rıza, Muhammed Cevad Fazlullah, s.91, Suyutî&#8217;nin Tarih-i Hulefas&#8217;ından naklen, s.284-308)</p>



<p>   Esasen Memun, Harun&#8217;un davranış ve cinayetlerinin halk üzerindeki olumsuz ve kötü etkisini dikkate alarak hilafet merkebine binebilmek ve orada kalabilmek için öncelikle halkı razı etmek, inkılâp ve ayaklanma etkenlerini yok etmek istiyordu. İşte bu nedenle, mevcut durum; onun eksiklik ve hoşnutsuzlukları giderip işleri düzeltmeye çalıştığını ve diğer halifelerle farklı olduğunu göstermesini gerektiriyordu.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Rıza&#8217;nın (a.s) Veliahtlığı</h2>



<p>Tertemiz Ehlibeyt İmamları (Allah&#8217;ın selâmı üzerlerine olsun) kendilerine has kılınan imamet ve masumiyet makamı ve ilahî bir bağış ve imametin gereği olan ilim ve hikmet sebebiyle, yine Allah Teala&#8217;nın özel teyit ve onayı ile kendi asırlarının zaruret ve özelliklerinin herkesten daha çok bilincinde olup, her dönemde önderlik metodunu herkesten iyi biliyorlardı. Bu gerçek, hakiki ve saptırılmamış İslâm dinine inanan, imamın Allah Teala&#8217;nın emri ve Allah Resulü&#8217;nün (s.a.a) buyruğu ile tayin edildiğini kabul edenler için apaçık ve inkâr edilmez bir şeydir.</p>



<p>Ehlibeyt İmamları&#8217;nın tarihi, o yüce zatların ilim ve ilahî görüşlerini ortaya koyan olaylarla doludur. İmamlar, toplum ve kendi asırlarının tüm boyutlarıyla ilgili bu derin bilinçleri nedeniyle ve yine varlık âleminin gerçeklerini bilip onlarda haberdar olmaları ve kıyamete kadar vuku bulacak olayları bilmeleri sebebiyle, ince davranışlarıyla kendi asırlarının olaylarına karşı ve ilâhî hedefleri ilerletmek için en dakik metotlardan yararlanıyorlardı. </p>



<p>Sekizinci önder İmam Ali b. Musa er-Rıza (a.s), Abbasîlerin yüz karası hilafetlerinin zirvede olduğu bir dönemde yaşıyordu. Çünkü Abbasîler silsilesinin Harun ve Memun&#8217;dan daha büyük padişahları yoktur. Diğer taraftan Abbasoğulları&#8217;nın Ehlibeyt İmamları&#8217;na karşı, özellikle İmam Rıza&#8217;nın (a.s) döneminden itibaren başlayıp devam eden siyasetleri, nifak ve gösteriş ile birlikte hile ile dolu bir siyasetti. Onlar, imamet ailesinin kanına susamış olmalarına rağmen Ali taraftarlarının ayaklanmasından güvende kalmak ve Şiîlerle İranlıların gönlünü elde etmek için Alevîlerle (Emirü&#8217;l-Müminin Ali&#8217;nin evlatlarıyla) çok samimî bir ilişkileri olduğunu aksetmeye ve böylece kendi meşruiyetlerini temin etmeye çalışıyorlardı. Bu hilekâr siyasetin, Memun&#8217;un hükümetini döneminde zirveye ulaştığını görmekteyiz.</p>



<p>İmam Rıza (a.s), Memun&#8217;un bu aldatıcı hareketi karşısında zekice bir davranışla hem Memun&#8217;un isteğine ulaşmasını engelleyecek, hem de geniş İslâm beldelerinin hakka yaklaşmalarını, İslâmın gerçek hilafetinin Allah ve Resulü (s.a.a) tarafından sadece Ehlibeyt İmamları&#8217;na bırakıldığını ve bu makama onlardan başka kimsenin layık olmadığını anlamalarını sağlayacak bir metot izledi. </p>



<p>   Diğer Ehlibeyt İmamları&#8217;nın tarihlerini anlatırken söylediğimiz gibi, Emevî ve Abbasî halifeleri genellikle Ehlibeyt İmamları&#8217;nı (a.s) gözaltında tutup insanların onlarla bağlantıya geçmesini engelliyor, böylece onların tanınıp bilinmesini önlemeye çalışıyorlardı. Dolayısıyla Ehlibeyt İmamları&#8217;ndan biri, kendi beldesinde meşhur olup dillere destan olur olmaz hemen zehirletilerek öldürülüyordu.</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) zorla veliahtlığı kabul etmesi, onu kabul etmemek hükmünde olan bir takım şartlar içermekteydi. Ancak bu olayın uzak ve yakın İslâm beldelerinde herkes tarafından bilinmesi; yine Memun&#8217;un, İmam&#8217;ın (a.s) ümmetin önderi ve hilafete daha lâyık olduğunu itiraf ettiği, İmam&#8217;dan (a.s) hilafeti kabul etmesini istemesine rağmen İmam&#8217;ın (a.s) kabul etmediği ve Memun&#8217;un ısrarı sonucu birtakım şartlarla veliahtlığı kabul ettiği şeklinde halkın arasında yayılması, İmam&#8217;ın (a.s) metodunun yararına Memun&#8217;un siyasetinin başarısız olmasına sebep oldu. İmam Rıza&#8217;nın (a.s) veliahtlığının sonuçlarından biri, kuşkusuz geniş İslâm toplumunun kimin bu işe daha lâyık olduğunu anlamasıydı. İşte Memun kendi ameliyle bu hakikatı bizzat itiraf etmiş oldu.</p>



<p>Yine bu doğrultuda, İmam Rıza (a.s) Medine&#8217;den Merv&#8217;e kadar İslâm beldelerinin çeşitli şehirlerinde insanlarla karşılaşmış ve o dönemde toplu irtibat araçlarına sahip olmamaları nedeniyle birçok şeylerden habersiz olan Müslümanlar onunla görüşerek hakkı görmüşlerdir. Bunun olumlu etkileri üzerinde oldukça fazla bahsedilmelidir. </p>



<p>   Bunun bir örneğini Nişabur şehrinde iştiyaklı insanların İmam&#8217;a (a.s) doğru akın etmelerinde ve merv&#8217;deki bayram namazında apaçık bir şekilde görmekteyiz. </p>



<p>   Yine bu alanda, Merv&#8217;de İmam Rıza (a.s) ile tartışan çok sayıdaki çeşitli düşünür ve âlimlerin onunla tanışmaları, İmam&#8217;ın büyük ilmi, Memun&#8217;un yenilgisi ve İmam&#8217;ı (a.s) tahkir etme yönündeki komplolarının etkisiz hâle getirilmesi de diğer örneklerdendir. Bütün bunları İmam&#8217;ın (a.s) siyasetinin olumlu etkilerinden kabul etmemiz gerekiyor ki, bunun kendisi başlı başına ayrıntılı bir şekilde incelenmelidir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Olayın Aslı</h3>



<p>Memun, kardeşi Emin&#8217;i ortadan kaldırıp hilafet makamına kurulduktan sonra kendini birtakım hassas şartların içinde buldu; çünkü özellikle Abbasîlerin hükümet merkezi olan Bağdat&#8217;ta, Emin&#8217;in hilafetini isteyen ve Memun&#8217;un Merv&#8217;deki hükümetini kendi çıkarlarına uygun görmeyen Abbasîlerin, taraftarları arasındaki konumu şiddetli bir şekilde sarsılmıştı.</p>



<p>   Diğer taraftan da Alevîlerin ayaklanması onun hükümeti için ciddi bir tehdit sayılıyordu. Çünkü hicrî 199 yılında, halk arasında sevilen ve saygın Alevîlerden olan Muhammed b. İbrahim Tabataba, Ebu&#8217;s-Seraya&#8217;nın yardımıyla kıyam etmiş, bir grup Alevî de Irak ve Hicaz da ayaklanmıştı. </p>



<p>   Alevîler Memun ile Emin arasında çıkan savaş nedeniyle bozulan düzenden ve oluşan zaaftan yararlanıp bazı şehirleri ele geçirmişlerdi. Kûfe&#8217;den Yemen&#8217;e kadar hemen her taraf karışıktı. Memun ancak büyük çabalarla bu ayaklanmaları bastırabildi (bk. Mekatilu&#8217;t-Talibiyyin, Ebu&#8217;l-Ferec İsfahanî ve Tetimmetu&#8217;l-Munteha ve diğer tarih kitapları) </p>



<p>   Öte yandan İranlılar da Alevîlerin yardımına koşabilirlerdi; çünkü İranlılar hilafetin şer&#8217;î açıdan Emirü&#8217;l-Müminin Ali&#8217;nin (a.s) hakkı olduğuna inanıyorlardı. İlk başta Abbasîler de Emevî saltanatını yıkmak için İranlıların, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;ne ve Ali Oğulları&#8217;na besledikleri bu sevgiden yararlandılar. </p>



<p>   Kurnaz ve hilekâr bir kişi olan Memun, hilafet veya veliahtlık makamını İmam Rıza (a.s) gibi birine bırakarak hükümetinin sarsılan temellerini sağlamlaştırmayı plânladı. O, bu hareketle Alevîlerin gönlünü alarak kıyamlarını yatıştırmayı ve İranlılara da kendi hilafetini kabul ettirmeyi tasarlıyordu.</p>



<p>   Hilafet veya veliahtlık makamının İmam Rıza&#8217;ya (a.s) bırakılmasının siyasî bir taktik olduğu açıkça ortadadır. Yoksa hükümet için kendi kardeşini öldüren, özel hayatında hiçbir fısk-u fücürdan çekinmeyen bir kişinin, ansızın dönüş yaparak hilafet ve saltanatı bırakması düşünülemez. Memun&#8217;un bu hilesinin en açık delili ise, İmam&#8217;ın (a.s) ondan bunu kabul etmeyişidir. Çünkü eğer Memun söz ve davranışlarında samimî olsaydı, İmam (a.s), kendisinden başka hiç kimsenin lâyık olmadığı hilafet makamına geçmekten çekinmezdi.</p>



<p>   Tarih sayfalarında ki diğer tanıklar da, Memun&#8217;un kötü niyetini apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bunlardan birkaçına örnek olarak değinelim:</p>



<p>1- Memun, bütün işleri gözaltında tutup kendine raporlaması için İmam Rıza&#8217;nın (a.s) başına bir casus dikmişti. Bu da Memun&#8217;un İmam&#8217;a (a.s) karşı düşmanlığını, imansızlığını ve kötü niyetini ortaya koymaktadır.</p>



<p>   Rivayetlerde şöyle geçer: </p>



<p>   Hişam b. İbrahim el-Raşidî, İmam Rıza&#8217;nın (a.s) en yakın adamlarındandı ve İmam&#8217;ın (a.s) işleri onun elinde dönüyordu. Fakat İmam&#8217;ı (a.s) Merv&#8217;e getirdikleri zaman Hişam, Memun&#8217;un veziri Fazl b. Sehl Zu&#8217;r-Riyaseteyn&#8217;le bağlantıya geçti. Böylece hiçbir şeyi gizlemeyip her şeyi onlara haber veriyordu. Memun da onu İmam&#8217;ın genel ilişkiler sorumlusu yaptı.</p>



<p>  Hişam sadece kendi istediği kişileri İmam&#8217;ın (a.s) yanına sokuyordu; İmam&#8217;a (a.s) baskı yapıp sıkıntıda bırakıyordu. Böylece İmam&#8217;ın (a.s) dost ve izleyicileri kendisini ziyaret edemiyorlardı. Hişam, İmam&#8217;ın evinde konuştuğu her şeyi Memun ve Fazl b. Sehl&#8217;e rapor ediyordu. (Hayat-u İmami&#8217;r-Rıza (a.s), Cafer Murtaza Huseynî, s.213-214; Biharu&#8217;l-Envar, c.49; s.139; Müsned-i İmami&#8217;r-Rıza (a.s), c.1, s.77-78; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.153)</p>



<p>2- Ebu Salt, Memun&#8217;un İmam Rıza&#8217;ya (a.s) karşı düşmanlığıyla ilgili olarak şöyle diyor:</p>



<p>    İmam Rıza (a.s) bilginlerle müzakere edip onlara üstünlük sağlayınca halk: &#8220;Vallahi hilafete Memun&#8217;dan daha lâyıktır o.&#8221; demeye başladı. Casuslar da bu konuşmaları Memun&#8217;a iletiyorlardı. (Hayat-u İmami&#8217;r-Rıza (a.s), s.214; Biharu&#8217;l-Envar, c.49, s.390; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.239) </p>



<p>3- Cafer b. Muhammed b. Eş&#8217;as, İmam&#8217;a (a.s) Horasan&#8217;da Memun&#8217;un yanında olduğu dönemde mektuplarını başka birinin eline geçmemesi için okuduktan sonra yakmasını söyledi. İmam (a.s) da onun içinin rahat olması için: &#8220;Mektuplarını okuduktan sonra yakıyorum.&#8221; buyurdu. (Hayat-u İmami&#8217;r-Rıza (a.s), s.214; Keşfu&#8217;l-Gumme, c.3, s.92; Müsned-i İmami&#8217;r-Rıza, c.1, s.178; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.219)</p>



<p>4- İmam Rıza (a.s) görünüşte Memun&#8217;un yanında ve veliaht olduğu dönemlerde Amed b. Muhammed el-Bezentî&#8217;ye şöyle cevap yazmıştı:</p>



<p>&#8230;Benimle görüşmek için izin istemişsin; şunu bil ki, benim yanıma gelmek zordur; bunlar şimdi benim için işleri sıkı tutuyorlar ve şimdilik gelmen imkânsızdır; ancak yakında görüşme imkânı bulacaksın inşallah (Hayat-u İmami&#8217;r-Rıza (a.s), s.215; Rical-i Mamakanî, c.1, s.97 ve Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.212) </p>



<p>5- Hepsinden daha açığı, Memun&#8217;un kendisi bazen bazı yakınlarının yanında İmam Rıza (a.s) hakkındaki gerçek hedeflerini itiraf edip kötü niyetini açıkça dile getirmiştir. </p>



<p>   Memun, saray adamlarından olan Humeyd b. Mihran&#8217;a ve veliahtlığı İmam Rıza&#8217;ya (a.s) bırakması nedeniyle kendisini kınayan Abbasîlerden bir gruba şöyle cevap verdi:</p>



<p>    Bu adam bizden gizli ve uzaktaydı; halkı kendisine davet ediyordu. Biz ise onu kendimize veliaht ederek halkı bize davet etmesini, saltanatımızı ve hilafetimizi tanımasını istedik. Böylece ona gönül verenlerin, onun iddia ettiğinin onda olmadığını anlamalarını, bu işin (hilafetin) onun değil, bize has olduğunu anlamasını göstermeyi amaçladık. Onu kendi hâline bırakacak olsaydık, halkı bize karşı bastıramayacağımız bir şekilde ayaklandırmasından, karşısında duramayacağımız bir durum oluşturmasından endişeleniyorduk. (Hayat-u İmami&#8217;r-Rıza (a.s), s.364; Şerh-u Mimiyye-i İbn Füras, s.196; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.170; Biharu&#8217;l-Envar, c.49, s.183; Müsnedi İmam Rıza, s.2, s.96)</p>



<p>Dolayısıyla, Memun hilafet ve veliahtlığı İmam Rıza&#8217;ya (a.s) iyi niyetli bırakmamış, bu siyasî oyunda başka hedefler gütmüştü. O, bir taraftan İmam&#8217;ı (a.s) kendine uydurup, onun takva ve kutsallığını gölgelemek, değerini düşürmek istiyordu. Diğer taraftan eğer İmam (a.s), hilafet veya veliahtlığı Memun&#8217;un istediği şekilde kabul edecek olsaydı, Memun&#8217;un lehine sonuçlanacaktı. Çünkü eğer İmam (a.s) hilafeti kabul edecek olsaydı, Memun kendisinin veliaht olmasını şart koşarak hükümet ve hilafetini meşrulaştıracak ve sonra da gizlice ve hileyle İmam&#8217;ı (a.s) ortadan kaldıracaktı. Aynı şekilde İmam Rıza (a.s) hilafeti değil de veliahtlığı kabul edecek olsaydı, yine Memun&#8217;un hükümetini onaylayarak hayatını sürdürecekti.</p>



<p>   Ancak İmam (a.s) gerçekte üçüncü yolu seçti. Zorla veliahtlığı seçmesine rağmen kendine has bir metotla öyle şekilde hareket etti ki, Memun kafasında tasarladığı İmam&#8217;a (a.s) yaklaşmak ve kendi hükümetini meşrulaştırmak yönündeki  hedeflerine ulaşamadı ve böylece hükümetinin tağut düzeni olduğu herkes tarafından anlaşılmış oldu.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Medine&#8217;den Merv&#8217;e</h2>



<p>Dediğimiz gibi, Memun siyasî amaçlarına ve sürekli aralarında bir çok yiğit, bilgili ve takvalı kişiler bulunan, toplumun ve özellikle İranlıların eğilim gösterdiği Alevîlerin gönlünü kazanmak, Ayrıca kendini Alevî ve İmam Rıza&#8217;yı (a.s) sevenlerden göstermek için İmam Rıza&#8217;yı (a.s) Merv&#8217;e getirmeye karar aldı. Memun bu rolü öyle Sinsice oynuyordu ki, buna bazı temiz ve saf Şiîler bile aldanıyordu. İşte bu yüzden İmam Rıza (a.s) Memun&#8217;un bu gösteriş ve riyakârlığından etkilenebilecek bazı yarenlerine şöyle buyurdu:</p>



<p>   Onun sözlerine Aldanmayın! Allah&#8217;a andolsun ki, beni Memun öldürecektir; Fakat ben vakti gelinceye kadar sabretmek zorundayım. (Biharu&#8217;l-Envar, c.49, s.189)</p>



<p>Memun, İmam Rıza&#8217;yı (a.s) kendine veliaht yapmak için hicrî 200 yılında Medine&#8217;den Merv&#8217;e getirmelerini emretti. (Usul-u Kâfî, c.1, s.498 ve Muntehe&#8217;l-Amal)</p>



<p>Memun&#8217;un özel elçisi Recâ b. Ebu Dahhak şöyle diyor:</p>



<p>Memun beni Medine&#8217;ye gidip Ali b. Musa Rıza&#8217;yı (a.s) Merv&#8217;e getirmekle görevlendirdi. Bana gece-gündüz Onu göz önünde bulundurmamı ve bu işi başkasına bırakmamamı emretti. Ben, Memun&#8217;un emri gereğince Medine&#8217;den Merv&#8217;e kadar yol boyunca ondan ayrılmadım. Allah&#8217;a andolsun ki Allah katında ondan daha takvalı, ondan daha çok Allah&#8217;tan korkan ve ondan daha fazla Allah&#8217;ı zikreden birini görmedim. (Biharu&#8217;l-Envar, c.49, s.91; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.178) Medine&#8217;den Merv&#8217;e kadar hangi şehre girdiysek, şehrin halkı huzuruna gelerek dinî sorular soruyor ve o da doyurucu cevaplar veriyordu, onlara değerli babaları kanalıyla Resulullah&#8217;a (s.a.a) ulaşan rivayet zincirleri ile birçok hadis aktarıyordu. (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.181 182) </p>



<p>Ebu Haşim Caferî şöyle diyor:</p>



<p>Recâ b. Ebu Dahhak İmam&#8217;ı (a.s) Ahvaz güzergâhından Merv&#8217;e götürüyordu. İmam&#8217;ın (a.s) geldiğini öğrenince Ahvaz&#8217;a gelerek huzuruna çıkıp kendimi tanıttım. Bu, Onu ilk görüşümdü. Yaz mevsiminin en sıcak dönemiydi; İmam (a.s) da hastaydı; bana: &#8220;benim için bir tabip getir.&#8221; buyurdu. </p>



<p>Tabibi getirdiğim zaman İmam (a.s) ona bir bitkiyi tavsif etti. Tabip:</p>



<p> -Sizden başka bu bitkiyi tanıyan hiç kimseyi tanımıyorum; bu bitki hakkında bu bilgiyi Nereden aldınız? Bu bitki bu mevsimde ve buralarda bulunmaz, dedi. </p>



<p>İmam (a.s):</p>



<p>-Öyleyse şeker kamışı getirin, buyurdu. </p>



<p>Tabip:</p>



<p>-Şeker kamışını bulmak şu bahsettiğiniz bilgiyi bulmaktan daha zordur; Bu mevsimde şeker kamışı bulmak imkânsızdır, dedi.</p>



<p> İmam (a.s) buyurdu ki:</p>



<p>-Her iki bitkide bu mevsimde sizin bölgenizde vardır. Ardından Ebu Haşim&#8217;e işaret ederek şöyle dedi:</p>



<p> bununla Göle Doğru gidin; Gölü geçtikten sonra büyük bir harmanla karşılaşacaksınız. O semte doğru hareket edin. Orada bir zenci ile karşılaşacaksınız. O adamdan şeker kamışı ile bitkinin yerini sorun.</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu yere giderek şekerkamışı bulup getirdik; İmam (a.s) bunun üzerine Allah&#8217;a şükretti.</p>



<p>Tabip:</p>



<p>-Bu adam kimdir? diye sordu bana.</p>



<p>-Peygamberlerin efendisinin (Hz. Muhammed&#8217;in) oğludur, dedim.</p>



<p>Tabip:</p>



<p>-Peki Peygamberlerin ilim ve esrarını biliyor mu? diye sordu.</p>



<p>-Evet, dedim. Ondan böyle şeyler gördüm; fakat o peygamber değildir.</p>



<p>Tabip:</p>



<p>-Peki, Peygamber&#8217;in (s.a.a) vasisi midir? dedi.</p>



<p>Ben de:</p>



<p>-Evet, Peygamber&#8217;in vasilerinden biridir, dedim.</p>



<p>Bu olay Recâ b. Dahhak&#8217;a ulaşınca kendi arkadaşlarına:</p>



<p>&#8220;İmam burada kalacak olursa, halk ona yönelecektir.&#8221; dedi ve bu yüzden hemen hareket ederek İmam&#8217;ı (a.s) Ahvaz&#8217;dan uzaklaştırdı. (Biharu&#8217;l-Envar, c.49, s.118)</p>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Rıza (a.s) Nişabur&#8217;da</h3>



<p>İmam Rıza&#8217;nın (a.s), Nişabur&#8217;da dedesinin evine konuk olduğu kadın şöyle diyor: </p>



<p>    İmam Rıza (a.s) Nişabur&#8217;a geldi ve Laşaba diye bilinen Batı mahallesinde Dedem Pesende&#8217;nin evine konuk oldu. Dedeme &#8220;Pesende (beğenilmiş)&#8221; denilmesinin nedeni, İmam Rıza&#8217;nın (a.s) onu beğenerek evine gelmesidir. İmam (a.s), mübarek elleriyle bahçemize bir badem fidanı Dikti. İmam&#8217;ın bereketi ile bu Fidan bir yıl içerisinde olgunlaşıp meyve verdi. Öyle ki halk Bu ağacın bademinden şifa diliyordu ve bu ağacın bademinden şifa amacıyla yiyen her hasta iyileşiyordu. (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.131) </p>



<p>İmam Rıza&#8217;nın (a.s) yakın yarenlerinden olan Ebu Salt el-Herevî şöyle diyor:</p>



<p>   İmam Ali b. Musa er-Rıza (a.s) ile birlikteydim. Kül renginde bir katırın üzerinde Nişabur&#8217;dan ayrılıp gitmek isteyince, Muhammed b. Rafi, Ahmed b. Hars, Yahya b. Yahya, İshak b. Raviye ve bir grup ulema etrafını sardılar. İmam&#8217;ın (a.s) katırının yularını tutarak: &#8220;Tertemiz babalarının hürmetine bize babanızdan duyduğunuz bir hadis söyleyin.&#8221; dediler. </p>



<p>   İmam Rıza (a.s) tahtırevandan başını dışarı çıkararak şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8220;Allah&#8217;ın salih kulu babam Musa b. Cafer, Babası Cafer b. Muhammed Sadık&#8217;tan, Peygamberlerin ilimlerini yaran babası Muhammed b. Ali&#8217;den, babası Ali b. Hüseyin Zeynelabidin&#8217;den, babası cennet gençlerinin efendisi Hüseyin&#8217;den, babası Ali b. Ebu Talib&#8217;den, Resulullah&#8217;tan, Cebrail&#8217;den, Allah Tebarek ve Teala&#8217;dan bana şöyle nakletti: Gerçekten ben Allah&#8217;ım! benden başka İlâh yoktur. O hâlde bana ibadet edin! Sizden kim samimî olarak: &#8216;Allah&#8217;tan başka İlâh yoktur.&#8217; diye şahadet ederse benim sağlam kaleme girer ve kim de benim sağlam kaleme girerse, azabımdan emin olur.&#8221; (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.132 133) </p>



<p>Başka bir rivayette, o topluluğun içerisinde bulunan İshak b. Rahevehy&#8217;den şöyle nakledilmektedir:</p>



<p>     İmam (a.s): &#8220;Allah Teala: &#8216;Allah&#8217;tan başka İlâh yoktur, sözü benim sağlam kalemdir; kim benim sağlam kaleme girerse azabımdan kurtulur.&#8217; buyurdu.&#8221; dedikten sonra merkebiyle biraz ilerledi ve sonra bize dönerek şöyle buyurdu: &#8220;Ancak bunun birtakım şartları vardır ve bu şartlardan biri benim.&#8221; (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.134) (yani azaptan güvende olmaya neden olan Allah&#8217;ın birliğine inanmanın birtakım şartları vardır ve benim imametimi [ve Ehlibeyt İmamları&#8217;nın velâyetini] kabul etmek, bu şartlardan biridir.)</p>



<p>Diğer tarih kitaplarında ise şöyle nakledilmiştir:</p>



<p>    İmam Rıza (a.s) bu hadisi buyurduğu zaman, Nişabur halkı (Nişabur, o dönemde Horasan&#8217;ın büyük şehirlerinden birisiydi. Çok kalabalık ve bayındır bir yerdi; bu şehir daha sonra Moğolların saldırısında yerle bir edildi.) İmam&#8217;ı (a.s) görme şevkiyle toplanmış ve çok kalabalık olmuşlardı. Feryat ve ağlamalarından dolayı ta öğlene kadar hadis söyleme imkânı olmadı. Halkın önde gelenleri ve kadılar: &#8220;Ey İnsanlar! Dinleyin; Ehlibeyt&#8217;i inciterek Resulullah&#8217;ı (s.a.a) incitmeyin; susun&#8230;&#8221; diyorlardı. Sonunda İmam Rıza (a.s) halkın iştiyakı arasında yukarıdaki hadisi buyurdu ve yirmi dört bin kişi İmam&#8217;ın sözlerini yazmaya koyuldu. (Biharu&#8217;l-Envar, c.49, s.127) </p>



<p> Harevî şöyle diyor: </p>



<p> İmam Rıza (a.s) Nişabur&#8217;dan çıktı ve Dehsorh köyünde (Dehsorh, Şerifabad&#8217;ın yaklaşık 3 km. ve Meşhed şehrinin yaklaşık 39 km. uzaklığında bir köydür. bk. Muntahab-i Tevarih, s.544) kendisine: &#8220;Öğle oldu, namaz kılmayacak mısınız?&#8221; diye sordular. İmam (a.s) merkebinden aşağı inip su istedi. Ama bizim yanımızda su yoktu. İmam (a.s) mübarek eliyle yeri eşti ve oradan bir su kaynamaya başladı. O sudan İmam (a.s) ve beraberindeki herkes abdest aldı. Bu suyun çıktığı yer, günümüzde de belli ve bilinmektedir. (Biharu&#8217;l-Envar, c.49, s.125; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.135)</p>



<p>   Senabad&#8217;a ulaştığı zaman halkın taşlarından kap yaptıkları bir dağa yaslanarak: &#8220;Allah&#8217;ım! Halkı bu dağdan yararlandır ve bu dağdan yonttukları kaplara bırakılan şeylere bereket ver.&#8221; buyurdu. Sonra o dağın taşından kendisine kazan getirmelerini ve yemeğini o kazanın dışında başka bir şeyde pişirmemelerini emretti. (Meşhed&#8217;in meşhur hediyelerinden sayılan kaplar ve diğer eşyalar, bu dağın taşlarından yapılmakta ve günümüzde de bu yapım sürdürülmektedir. Meşhed halkının geneli İmam&#8217;ın (a.s) bu dağ hakkındaki duasından ve onun bereketinden haberdardır.) İmam az yemek yerdi. (Biharu&#8217;l-Envar, c.49, s.125; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.135) </p>



<p>   Sonra Tûs şehrinde Humeyd b. Kahtabe et-Taî&#8217;nin evine inip Harun Reşid&#8217;in defnedildiği kubbenin altına girdi. (Günümüzde İmam Rıza&#8217;nın (a.s) türbesinin bulunduğu yerdir.) Sonra Harun&#8217;un mezarının bir tarafına bir çizgi çizerek şöyle buyurdu:</p>



<p>    Burası benim toprağımdır; ben burada defnedileceğim. Yakında Allah Teala burayı Şiîlerime ve beni sevenlere ziyaretgâh kılacaktır&#8230; (Biharu&#8217;l-Envar, c.49, s.125; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.135-136)</p>



<p>Sonunda İmam Rıza (a.s) Merv&#8217;e ulaştı ve Memun onu başkalarından ayırarak özel bir eve yerleştirip çok saygı gösterdi. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.290) </p>



<h2 class="wp-block-heading">Memun&#8217;un Önerisi </h2>



<p>İmam Rıza (a.s) Merv&#8217;e geldikten sonra Memun: &#8220;Ben hilafetten çekilip bu işi size bırakmak istiyorum; bu konuda sizin görüşünüz nedir?&#8221; diye mesaj gönderdi. İmam (a.s) kabul etmeyince, Memun bu defa: &#8220;İlk önerimi kabul etmediniz; o hâlde veliahtlığımı kabul etmek zorundasınız.&#8221; diye haber gönderdi. İmam (a.s) bu öneriyi de kesin bir ifadeyle reddetti. Memun İmam&#8217;ı (a.s) yanına çağırtarak onunla baş başa konuştu. O sırada Fazl b. Sehl Zu&#8217;r-Riyaseteyn de onların yanındaydı. Memun: &#8220;Ben hilafet ve Müslümanların işini size bırakmak istiyorum.&#8221; dedi. İmam kabul etmedi. Memun veliahtlık önerisini yeniledi; fakat İmam (a.s) yine kabul etmekten sakındı.</p>



<p>Memun: &#8220;Ömer b. Hattab kendisinden sonra hilafet için altı kişilik bir şûra oluşturdu. Onlardan biri sizin dedeniz Ali b. Ebu Talib&#8217;di. Ömer, onlardan kim muhalefet ederse, başını vurmalarını emretti. Şimdi sizin benim bu isteğimi kabul etmekten başka bir seçeneğiniz yoktur; bundan başka bir çare göremiyorum.&#8221; dedi. Memun bu sözüyle üstü kapalı bir şekilde İmam Rıza&#8217;yı (a.s) ölümle tehdit etti. İmam Rıza (a.s) veliahtlığı kabul etmek zorunda kalınca, şöyle buyurdu:</p>



<p>  Ben emir ve nehiyde bulunmamak, mütfü ve kadı olmamak, birini makamından azletmemek ve birini göreve atamamak, hiçbir şeyi değiştirmemek şartıyla veliahtlığı kabul ediyorum. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.290)</p>



<p>Memun, İmam&#8217;ın (a.s) tüm şartlarını kabul etti ve böylece veliahtlığı ona zorla kabul ettirerek halkı kendine davet etmesini engellemeyi, Alevîleri ve Şiîleri yatıştırmayı ve kendi hükümetinin temellerini sağlamlaştırmayı amaçlıyordu.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Rıza (a.s) Neden Veliahtlığı Kabul Etti?</h3>



<p>1- Reyyan b. Salt şöyle diyor: İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzuruna çıkıp şöyle dedim: &#8220;Ey Resulullah&#8217;ın (s.a.a) oğlu! Bazıları sizin; dünyadan kaçınan, dünya nimetlerine meyil göstermeyen biri olduğunu hâlde Memun&#8217;un veliahtlığını kabul ettiğinizi söylüyorlar!&#8221;</p>



<p>Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p>Bu işin, benim hoşlanmadığım ve istemediğim bir iş olduğuna Allah şahittir. Veliahtlığı kabul etmekle öldürülmek arasında kalınca, kabul etmek zorunda kaldım&#8230; Allah&#8217;ın peygamberi Yusuf&#8217;u bilmiyor musunuz? Mısır azizinin hazinedarlığını kabul etmek zorunda kalınca, onu kabul etti. Ben de veliahtlık makamını zorla kabullenmeye mecbur edildim. Ayrıca bu işe, ancak onun dışında olan biri gibi girdim (öne sürdüğüm şartlarla bu işin dışında kaldım). Bunu Allah&#8217;a şikayet ediyor ve O&#8217;ndan yardım diliyorum. (İlelu&#8217;ş-Şerayi, s.227 228; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.138) </p>



<p>2- Muhammed b. Arafe şöyle diyor: İmam Rıza&#8217;ya (a.s): &#8220;Ey Resulullah&#8217;ın (s.a.a) oğlu! Neden veliahtlığı kabul ettiniz?&#8221; diye sordum. İmam buyurdu ki:</p>



<p>   Ben, dedem Ali&#8217;nin altı kişilik şûraya katılmak zorunda kaldığı gibi buna mecbur edildim. (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.141) </p>



<p>3- İmam&#8217;ın (a.s) hizmetçisi Yasir şöyle diyor: İmam Rıza&#8217;nın (a.s), veliahtlığı kabul ettikten sonra ellerini gökyüzüne doğru kaldırıp şöyle dediğini gördüm:</p>



<p>   Allah&#8217;ım! Sen, bunu istemeyerek ve zorla kabul ettiğimi biliyorsun. O hâlde kulun ve peygamberin Yusuf&#8217;u Mısır azizliğini kabul etmesinden dolayı yargılamadığın gibi, bu işten dolayı beni de yargılama. (Emali, Şeyh Saduk, s.72) </p>



<p>4- İmam Rıza (a.s), kendisinin veliaht olarak tayin edilmesine sevinen özel ashabından birine şöyle buyurdu:</p>



<p>Sevinme! Bu iş olmayacak ve bu şekilde kalmayacaktır. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.292) </p>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Rıza&#8217;nın (a.s) Tutumu</h3>



<p>İmam Rıza (a.s) görünüşte ve sözde veliahtlığı kabul etti; ancak hiçbir sorumluluk üstlenmedi, hiçbir işe karışmamayı şart koşarak da pratikte bu görevi kabul etmediğini gösterdi. Memun ise İmam&#8217;ın (a.s) koştuğu şartları kabul etmesine rağmen bazı işleri İmam&#8217;a (a.s) yüklemeye ve onu kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışıyordu. Ama İmam (a.s) sert bir şekilde karşı çıkıyor ve hiçbir şekilde onunla işbirliğine yanaşmıyordu.</p>



<p>Muammer b. Hallad öyle diyor: İmam Rıza (a.s) bana şöyle nakletti:</p>



<p>Memun bana: &#8220;Güvenilir adamlarından bazılarını tanıt da, bana karşı ayaklanan şehirlerin valiliğini onlara bırakayım.&#8221; dedi.</p>



<p>Ben ise ona şöyle dedim: &#8220;Kabul ettiğin şartlara bağlı kalırsan, ben de sözüme bağlı kalırım. Ben bu işi emir ve nehiyde bulunmamak, hiç kimseyi bir işe atayıp azletmemek, senin müşavirin olmamak şartıyla kabul ettim. Vallahi hilafet benim düşünmediğim bir şeydir; zaten benim ölümüm senden önce olacaktır. Medine&#8217;de olduğum zaman merkebime binerek gidip geliyordum. Halk ihtiyaçlarını bana sunuyor, ben de yerine getiriyordum. Onlarla ben amca-yeğen gibiydik (birbirine bağlı kişiler gibi samimiydik); mektuplarım şehirlerde kabul edilir, saygı duyulurdu. Sen, bana Allah&#8217;ın vermiş olduğu nimetten fazlasını vermiş değilsin. Bana herhangi bir şeyi vermek istesen eğer, o da Allah&#8217;ın bana verdiği bir nimettir.&#8221;</p>



<p>Memun bunun üzerine: &#8220;Ben sözüme bağlıyım.&#8221; (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.164) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Veliahtlık Merasimi</h3>



<p>İmam Rıza (a.s) açıklandığı şekliyle veliahtlığı kabul ettikten sonra, Memun bunu halka bildirip siyasî olarak bundan yararlanmak, riyakârca bir tutumla bu işten dolayı çok sevinçli ve memnun olduğunu göstermek için perşembe günü saray adamlarına bir kutlama meclisi düzenledi Fazl b. Sehl de dışarı çıkarak halka, Memun&#8217;un İmam Rıza (a.s) hakkındaki niyetini ve İmam&#8217;ın (a.s) veliahtlığını ilan ederek Alevîlerin her zamanki gibi yeşil elbiseler giyip perşembe günü İmam&#8217;a (a.s) biat etmeye gelmelerini duyurdu.</p>



<p>   Belirtilen günde bütün saray erkânı, ordu kumandanları, kadılar ve diğer kesimler yeşil elbiseler giyerek hazır oldular. Memun gelip yerine oturdu. İmam (a.s) için de özel bir yer ayırmışlardı. İmam (a.s) da yeşil elbise giymiş, başına sarığını sarmış ve kılıç kuşanmış olduğu hâlde gelip oturdu. Memun, oğlu Abbas&#8217;ın İmam&#8217;a (a.s) biat eden ilk kişi olmasını emretti. İmam (a.s), tersi yüzüne, iç tarafı ise biat eden kişiye doğru bakacak şekilde elini kaldırdı.</p>



<p>Memun: &#8220;Biat için elini aç.&#8221; dedi.</p>



<p>İmam (a.s): &#8220;Resulullah böyle biat ederdi.&#8221; buyurdu.</p>



<p>Sonra halk, İmam&#8217;ın (a.s) eli herkesin elinin üstünde olduğu hâlde biat etti. Bu merasimde para keseleri dağıtıldı, hatipler ve şairler İmam&#8217;ın (a.s) fazileti ve Memun&#8217;un yaptığı bu iş hakkında konuşma yapıp şiir okudular.</p>



<p>   Daha sonra Memun İmam Rıza&#8217;ya (a.s): &#8220;Siz de bir hutbe okuyup konuşma yapsaydınız!&#8221; dedi.</p>



<p>   İmam Rıza (a.s), Allah&#8217;a hamd ve sena ettikten sonra, oradakilere hitaben şöyle buyurdu:</p>



<p>    Bizim Resulullah&#8217;tan (s.a.a) taraf sizin üzerinizde bir hakkımız vardır. Sizin de bizim üzerimizde  Resulullah&#8217;tan (s.a.a) taraf bir hakkınız vardır. Sizler bize karşı olan hakkınızı yerine getirdiğiniz zaman, bizim de sizin hakkınızı yerine getirmemiz ve eda etmemiz gerekir.</p>



<p>İmam Rıza (a.s) bu merasimde, bunun dışında bir şey söylemedi.</p>



<p>Memun, dirhemlerin İmam Rıza (a.s) adına sikke olarak bastırılmasını emretti. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.291 292)</p>



<h2 class="wp-block-heading">Bayram Namazı Kıldırmak</h2>



<p>Bir bayram günü Memun İmam&#8217;a (a.s) bayram namazında imamlık yapmayı kabul edip, namazı kıldırması için haber gönderdi. İmam (a.s): &#8220;Seninle aramızdaki anlaşmanın şartlarını biliyorsun; beni namaz kıldırmaktan mazur gör.&#8221; diye cevap verdi.</p>



<p>   Memun: &#8220;Bu işten maksadım, halkın emin olup sizin faziletinizi bilmeleridir.&#8221; dedi! </p>



<p>   Elçi, Memun&#8217;la İmam (a.s) arasında bu şekilde birkaç defa gidip geldi. Memun çok ısrar edinde, İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p>     Ben daha çok beni bu işten muaf görmenizi istiyorum. Anlaşılan kabul etmiyorsunuz. Eğer ben bu işi yapmak zorunda isem, o zaman bayram namazını kıldırmak için evden Resulullah ve Emirü&#8217;l-Müminin Ali gibi çıkacağımı bilmiş olasınız.</p>



<p> Memun kabul ederek: &#8220;İstediğiniz gibi çıkın.&#8221; dedi. Sonra ordu kumandanlarının, saray erkânının ve genel olarak halk tabakasının bayram sabahı İmam&#8217;ın (a.s) evinin önünde toplanmalarını emretti.</p>



<p> Bayram sabahı güneş doğmadan, cadde ve sokaklar iştiyaklı halkla dolup taştı. Hatta kadınlarla çocuklar da gelip İmam Rıza&#8217;nın (a.s) evinin önünde dışarı çıkmasını beklediler. Ordu kumandanları da ordularıyla birlikte atlarına binmiş, İmam&#8217;ın (a.s) evinin önünde durmuşlardı.</p>



<p>  Güneş doğmuştu. İmam Rıza (a.s)gusül aldı, elbiselerini giydi, pamuktan dokunmuş beyaz renkli sarığını başına koydu; bir ucu göğsüne sarktı, diğer ucunu ise omuzlarından arkaya attı; güzel kokular süründü, eline asasını aldı ve yanındakilere: &#8220;Benim yaptıklarımı aynen yapın.&#8221; diye buyurarak yola çıktı.</p>



<p>  Ayak yalın, paçalar yaklaşık dizlere kadar çemrenmiş bir hâlde birkaç adım yürüdü. Sonra başını göğe doğru kaldırıp tekbir getirdi. İmam&#8217;ın (a.s) beraberindekiler de tekbirlerde İmam&#8217;a (a.s) eşlik ettiler&#8230; Bahçe kapısına ulaşınca, İmam (a.s) durdu.</p>



<p>  Ordu komutanları İmam&#8217;ın hâlini görünce, hemen atlarından indiler, ayakkabılarını çıkardılar ve yalın ayak toprak üzerinde durmaya başladılar. </p>



<p>  İmam Rıza (a.s) kapının önünde tekrar tekbir getirince, kalabalık halk kitlesi de ona iştirak etti, tekbir getirdi. Öylesine muhteşem ve yüce bir sahne oluştu ki, sanki gök ve yer İmam&#8217;la (a.s) birlikte tekbir getiriyordu. Bu sahne, Merv halkının tamamını heyecana boğdu. Herkes ağlıyor ve feryat ediyordu.</p>



<p>Fazl b. Selh bu durumu görünce, hemen gidip Memun&#8217;a durumu haber verdi ve &#8220;Ey Emir! Rıza bu şekilde namaz kılmaya giderse, fitne çıkar; halk ayaklanır; biz canımızın tehlikeye girmesinden endişeleniyoruz; onu geri çevirseniz daha iyi olur.&#8221; dedi.</p>



<p> Memun, İmam&#8217;a (a.s): &#8220;Size zahmet verdik; sizin zahmet ve meşakkate düşmenizi istemeyiz asla. Geri dönün lütfen! Daha önce namaz kıldıran kimse, yine halka namaz kıldırsın.&#8221; diye haber gönderdi.</p>



<p> Bunun üzerine İmam Rıza (a.s) ayakkabılarını getirmelerini istedi. Sonra ayakkabılarını giyip merkebine binerek evine döndü. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.213-214; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.148-149) </p>



<p> Bu hareket üzerine halk, Memun&#8217;un kendilerini aldatmak istediğini, İmam&#8217;ın (a.s) hakkında yaptığı her şeyin sadece riyadan ibaret olduğunu, onun bu hareketleriyle siyasî manevralar yaptığını ve bunun dışında herhangi bir hedef gütmediğini anlamış oldu.  </p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın İlmî Münazaraları</h2>



<p>Memun&#8217;un İmam Rıza&#8217;ya (a.s) karşı uyguladığı başka siyasî komploları da vardı. İmam&#8217;ın toplumdaki yüce makamından rahatsız olan Memun, ilminden yararlanma bahanesiyle İmam&#8217;ı (a.s) rencide etmek ve yenilgiye uğratarak halkın gözünden düşürmek için âlimlerin onunla münazara etmelerini ve tartışma yapmalarını istiyordu.</p>



<p>   Bunun için gerekli ortamı oluşturup İmam ile kendisinin güvendiği bilginleri karşı karşıya getiriyordu. Bütün çabası, İmam&#8217;ı (a.s) yenilgiye uğratıp küçük düşürmekti. Aklınca toplumun İmam&#8217;a (a.s) karşı sevgisini azaltacak, İmam&#8217;ı (a.s) halkın gözünde düşürecek ve önemsiz biri olduğunu yansıtmış olacaktı.</p>



<p>Fakat Memun&#8217;un bu hilesi de tutmadı. İmam&#8217;ın daha da bir yücelmesi, Memun&#8217;un da alçalıp daha da bir mahcup olması dışında hiçbir işe yaramadı. </p>



<p>   Her ilmî toplantıda İmam&#8217;ın (a.s) ilâhî ilim güneşi daha çok parlıyordu; her defasında Memun gibi hilekâr, düzenbaz yarasaları kıskançlık ateşi yakıp kavuruyor ve gözlerini kör ediyordu. </p>



<p>   Yaklaşık bin yıl önce yaşamış büyük Şia fakih ve muhaddisi Şeyh Saduk şöyle diyor:</p>



<p>     Memun çeşitli sapık gruplardan olan kelamcıları davet ediyor, İmam&#8217;a (a.s) duyduğu kin ve kıskançlıktan  dolayı onların İmam&#8217;a (a.s) üstün gelmesini ve galebe çalmasını diliyordu. Fakat İmam (a.s) her kimle münazara yapsa, karşısındaki kişi onun (a.s) fazilet ve üstünlüğünü itiraf edip İmam&#8217;ın (a.s) istidlali (delilleri) karşısında teslim oluyordu. (Biharu&#8217;l-Envar, c.49, s.175 176) </p>



<p>Nefvelî şöyle diyor: Memun, Fazl b. Sehl&#8217;e Caselik, Re&#8217;su&#8217;l-Calut, Sabiînin ileri gelenleri, Hürbüzlerin büyüğü, Zerdüşt âlimleri, Nestas-i Rumî ve mütekellimler/kelamcılar (Caselik, Hristiyan papazların reisi, Patrik; Resul Calut, Yahudi bilginlerinin reisi, Hahambaşı; Saibiîn, meleğe tapanlar veya yıldızperestler ya da nübüvvet ve herhangi bir şeriata inanmayanlar; Horboz, &#8220;Horbod&#8221;un Arapça&#8217;sı olup ateşperestlerin tapınağının hizmetçisi ve kadılar; Nestas, Romalı tabip; Mütekellim ise, akait ilminde uzman olan kişiler demektir.) gibi çeşitli fırkaların önde gelen simalarını bir araya toplamasını emretti; Fazl da onları topladı.</p>



<p>   Memun, İmam&#8217;a (a.s) hizmetçisi Yasir vasıtasıyla haber gönderdi; eğer isterse bu inançların ileri gelenleriyle konuşup tartışabilir diye bildirdi. İmam (a.s) da: &#8220;Yarın geleceğim.&#8221; buyurdu. Yasir dönünce İmam (a.s) bana: &#8220;Ey Nevfelî! Sen Iraklısın; Iraklılar da zeki olurlar. Memun&#8217;un, müşrikleri ve değişik inanç sahiplerini çağırıp toplamasından ne anlıyorsun?&#8221; diye sordu.</p>



<p>  Ben: &#8220;Sana feda olayım, sizi imtihan edip bilgi seviyenizi öğrenmek istiyor.&#8221; dediğimde, İmam (a.s): &#8220;Onların benim delilimi çürütmelerinden korkuyor musun?&#8221; buyurdu. </p>



<p>  Ben: &#8220;Hayır vallahi, kesinlikle böyle bir endişem yok; ben Allah&#8217;ın sizi onlara galip kılacağını umuyorum.&#8221; dedim. </p>



<p>  İmam (a.s): &#8220;Ey Nevfelî! Memun&#8217;un bu hareketinden ne zaman pişman olacağını öğrenmek istiyor musun?&#8221; buyurdu.</p>



<p>Ben: &#8220;Evet.&#8221; diye arz ettiğimde, İmam (a.s) buyurdu ki: </p>



<p>        Ben Tevrat&#8217;a inanlara Tevrat&#8217;la, İncil&#8217;e inananlara İncil&#8217;le, Zebur&#8217;a inananlara Zebur&#8217;la, Saibiîn&#8217;e kendilerinin konuştuğu İbranice ile, diğerlerine de kendi delil ve dilleriyle cevap verdiğim zaman, herkese galip gelip delillerini çürütmem sonucu kendi inanç ve sözlerinden vazgeçip bana yöneldikleri zaman, Memun oturduğu makamın onun hakkı olmadığını anlayacak ve işte o zaman pişman olacaktır. </p>



<p>İmam (a.s) daha sonra: &#8220;La havle ve la kuvvete illa billahi&#8217;l-Aliyyi&#8217;l-Azim/Ulu ve Yüce Allah&#8217;tan başka güç ve kudret sahibi yoktur.&#8221; dedi. </p>



<p>Ertesi gün sabahleyin İmam (a.s) onların meclisine gitti. Yahudi âlimi hahambaşı dedi ki:</p>



<p>   Biz senden Tevrat, İncil, Davud&#8217;un Zebur&#8217;u, İbrahim ve Musa&#8217;nın Suhuf&#8217;u dışında verdiğin hiçbir cevabı kabul etmeyeceğiz. (Hahambaşı Yahudi olup İncil&#8217;e inanmadığı hâlde onun hakkında bilgi sahibiydi. Onun için bu yolla da İmam&#8217;ı (a.s) Hristiyanların karşısında imtihan etmek istiyordu. Bu nedenle İmam&#8217;ın (a.s) İncil&#8217;le de cevap vermesini istedi.) </p>



<p>İmam Rıza (a.s) onun bu şartını kabul etti ve Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.a) peygamberliğini ispatlamak için onlara Tevrat, İncil ve Zebur&#8217;dan ayrıntılı deliller getirdi; onlar da İmam&#8217;ı (a.s) onayladılar. Sonra İmam diğerleriyle tartıştı. Herkes sustuktan sonra da şöyle buyurdu: &#8220;Ey topluluk! Sizin aranızda muhalif ve sorusu olan varsa, korkmadan ve çekinmeden sorsun.</p>



<p>Bunun üzerine kelam ilminde ve tartışmada eşsiz bir kişi olan İmran es-Sabî şöyle dedi:</p>



<p>Ey bilgin kişi! Eğer kendin sormamızı istemeseydin sormazdım. Ben Kûfe, Basra, Şam ve Cezire&#8217;ye gidip oradaki mütekellimlerle tartıştım; fakat bana Allah&#8217;ın birliğini ispatlayacak birini bulamadım.</p>



<p>İmam Rıza (a.s) Allah&#8217;ın birliğini ispatlamak için ayrıntılı bir delil getirince, (İmam Rıza&#8217;nın (a.s) o mecliste sunduğu ayrıntılı ve derin delil Tevhid-i Saduk kitabında zikredilmiştir.) İmran ikna oldu ve dedi ki:</p>



<p>        Efendim! Anladım ve gerçekten Allah&#8217;ın böyle olduğuna, Muhammed&#8217;in Allah&#8217;ın kulu olduğuna ve onu insanları hidayet etmek için hak dinle gönderdiğine tanıklık ediyorum.</p>



<p>Sonra kıbleye doğru dönerek secde edip Müslüman oldu.</p>



<p>Mütekellimler İmran es-Sabî&#8217;nin sözlerini duyunca artık bir şey sormadılar.</p>



<p> Günün son vakitlerinde Memun kalkarak İmam&#8217;la (a.s) birlikte eve gitti ve halk da dağıldı. (Tevhid-i Saduk, s.427-429 ve İsbatu&#8217;l-Hidaye, c.6, s.45-49)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Rıza&#8217;nın (a.s) Şehadeti</h2>



<p>Memun hedeflerine ulaşmak için hiçbir şeyden geri kalmadı; ama İmam&#8217;ın (a.s) azamet, yücelik ve halkın ona karşı olan ilgisinde en ufak bir azalma olmadı. Aksine bu alaka günden güne daha da arttı. İmam&#8217;ın (a.s) toplumsal kişiliğini lekelemek için o kadar çaba sarf etmesine rağmen şahsiyet ve saygınlığının daha da yüceldiğini anlayınca, sonun da İmam&#8217;ı (a.s) öldürmeye karar verdi. </p>



<p>   Her geçen gün İmam&#8217;ın (a.s) hak üzere olduğu, Memun&#8217;un ise hilebazlığı açığa çıkıyordu. Diğer yandan Abbasîler ve taraftarları, Memun&#8217;un veliahtlığı İmam Rıza&#8217;ya (a.s) bırakmasından rahatsızdılar. Hatta durum öyle bir hadde vardı ki, sırf muhalefet etmek için Bağdat&#8217;ta İbrahim b. Abbas&#8217;a biat etmişlerdi. Birkaç yönden Memun&#8217;un hükümeti tehlikeye düşmüştü. Bunun için Memun hem İmam&#8217;dan (a.s) kurtulmak, hem de Abbasîler ve taraftarlarının rızasını kazanmak maksadı ile gizlice İmam&#8217;ı (a.s) zehirleyip ortadan kaldırdı. İmam&#8217;ın şehadetinden sonra Memun, Abbasîlere şöyle yazdı:</p>



<p>    Siz, &#8220;Veliahtlık makamını neden Ali b. Musa Rıza&#8217;ya bıraktın?&#8221; diye beni eleştiriyordunuz; haberiniz olsun ki o öldü; o hâlde bana itaat edin. (Tarih-i Taberî, c.11, s.1030; el-Bidayet-u ve&#8217;n-Nihaye, c.10, s.149, Hayat-u İmami&#8217;r-Rıza, s. 349&#8217;dan naklen.) </p>



<p>Memun, İmam Rıza&#8217;nın (a.s) taraftar ve izleyicilerinin onun şehadetinden haberdar olmalarını engellemeye, hile ve riyakârlıkla cinayetini gizlemeye ve İmam&#8217;ın (a.s) kendi eceliyle öldüğünü söylemeye çalıştı. Ancak gerçeği gizleyemedi; zira İmam&#8217;ın (a.s) özel ashap ve yakınları işin içyüzünü öğrenmişlerdi.</p>



<p>   İmam Rıza&#8217;nın (a.s) yakın ashabından olan Ebu Salt el-Harevî, İmam&#8217;la (a.s) Memun arasında geçenleri ve İmam&#8217;ın (a.s) şehadetini açıklamıştır.</p>



<p>   Ahmed b. Ali el-Ensarî şöyle diyor: Ebu Salt&#8217;tan: &#8220;Memun görünüşte İmam&#8217;a saygı gösterip onu kendisine veliaht tayin etmesine rağmen nasıl onu öldürmeye kalkışabilir?&#8221; diye sordum. Ebu Salt şöyle cevap verdi:</p>



<p>   Memun, İmam Rıza&#8217;nın (a.s) azamet ve yüceliğini görünce, ona saygı ve sevgi gösterdi. İmam&#8217;ın (a.s) dünyaperest olduğunu halka göstermek ve gözden düşürmek için kendine veliaht tayin etti.</p>



<p>   Bunlarla İmam&#8217;ın (a.s) takva ve dünyadan sakınma tavrına bir zarar gelmediğini, halkın onda maneviyattan başka bir şey görmediğini, bu nedenle halk arasında makam ve faziletinin günden güne arttığını gördü.</p>



<p>   Bu defa da ilmî müzakerelerde birinin İmam&#8217;a galip gelmesi, böylece İmam&#8217;ın (a.s) bilgiler karşısında ilmî olarak yenik düşmesi ve nihai olarak da ilmî açıdan eksikliğinin halka duyurulması için çeşitli şehirlerden bazı mütekellimleri bir araya topladı.</p>



<p>Ancak Yahudi, Hristiyan, Ateşperest, Sâbiî, Berehmenler, mülhit ve dehrîler ve yine Müslüman fırkalardan kim İmam&#8217;la (a.s) tartıştıysa, İmam ona üstünlük sağladı ve delilinin üstünlüğünü itiraf ettirdi. </p>



<p>Böyle olunca halk: &#8220;Vallahi&#8221; dediler, &#8220;İmam, hilafete Memun&#8217;dan daha layıktır.&#8221;</p>



<p>Memun&#8217;un casusları bu haberleri ona bildiriyor ve o da bu haberi duyunca, öfkeleniyordu. Kıskançlık ateşi körükleniyordu.</p>



<p>Yine İmam (a.s), Memun karşısında hakkı söylemekten çekinmiyordu. Birçok kere Memun&#8217;un hoşlanmadığı şeyleri dile getirmişti. Bu da Memun&#8217;un İmam&#8217;a (a.s) karşı kin ve öfkesinin artmasına neden olmuştu.</p>



<p>   Memun İmam&#8217;a (a.s) karşı çeşitli hile ve desiselerle herhangi bir sonuç alamayacağını anlayınca, İmam Rıza&#8217;yı (a.s) gizlice zehirlemeye karar verdi. (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.241) </p>



<p>İmam Rıza (a.s) ile birlikte olan ve cenaze törenine katılan Ebu Salt şöyle diyor:</p>



<p>Merv&#8217;den Bağdat&#8217;a dönerken, Tus&#8217;ta Memun İmam&#8217;ı (a.s) zehirli üzümle zehirleyip öldürdü. (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.2, s.245)</p>



<p> İmam Rıza&#8217;nın (a.s) tertemiz cenazesi, daha önce Harun&#8217;un defnedildiği kubbenin altında, Harun&#8217;un mezarının önüne defnedildi.</p>



<p>   İmam Rıza (a.s) hicrî 203 yılında safer ayının sonunda, elli beş yaşında şehadet makamına ulaştı.</p>



<p>  Allah&#8217;ın, peygamberlerin, temiz ve salih kulların selâmı onun kutlu ruhuna olsun.</p>



<p>   Tarihin sessiz kalması ve tahrif edilmesi, Memun gibi bazı zalimlerin cinayetlerinin boyutlarının gelecek nesil için doğru-dürüst bir şekilde aşikâr olmamasına neden oldu.</p>



<p>Memun rezillik ve hilekârlıkla sonunda İmam&#8217;ı (a.s) zehirleyerek öldürmekle kalmadı, ona bağlı olan kişiler, önde gelen Alevîler ve İmam&#8217;a (a.s) sadık kalan Şiîlerden birçoğunu da ya ortadan kaldırdı ya da çeşitli şehirlere, dağlara ve çöllere sürdü.</p>



<p>Onlara karşı izlenen kötü davranış ve baskılar, o saygın kimselerin her birinin bir kenara kaçıp gizlenmesine ve adsız-sansız köşe bucak saklanmasına sebep oldu. Sonunda bazıları şehadet şerbetini içti, bazıları da kimliği bilinmeden yaşayıp göçüp gittiler.</p>



<p>Onlardan birçoğunun hayatı hakkında bazı Şiîler tarafından yazılıp korunanlar dışında herhangi bir bilgi mevcut değildir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Rıza&#8217;dan (a.s) Veciz Sözler</h2>



<p>Burada bereketlenmek, İmam Rıza&#8217;nın (a.s) ilminden yararlanmak için onun bazı buyruklarını zikrediyoruz:</p>



<p>1- Kişi, dilinin altında saklıdır; söz söylediğinde açığa çıkar, bilinir. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.291–294)</p>



<p>2- Bir işi yapmadan önce onun hakkında iyice düşünmek, seni pişmanlık duymaktan korur. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.291–294)</p>



<p>3- Kötü insanlarla oturup kalkmak, iyi kişilere karşı kötü zanda bulunmaya neden olur. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.291–294)</p>



<p>4- Allah kullarına karşı düşmanlık etmek, ahiret için ne de kötü bir azıktır! (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.291–294)</p>



<p>5- Kendi makam ve yerini bilen bir kişi helâk olmaz. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.294–305)</p>



<p>6- Hediye, kalplerden kinleri giderir. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.294–305)</p>



<p>7- Kıyamet günü bana en yakın olanınız, ahlâkı en güzel olanınız ve ailesine karşı iyi davrananınızdır. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.285–290)</p>



<p>8- Müslüman&#8217;a ihanet eden bizden değildir. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.285–290)</p>



<p>9- Mümin öfkelendiği zaman, öfkesi onu haktan uzaklaştırmaz. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.285–290) </p>



<p>10- Allah boş konuşmaya, malı har vurup harman savurmaya ve (yersiz) çok soru sormaya öfke duyar. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.285–290)</p>



<p>11- Halka sevgi göstermek, aklın yarısıdır. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.285–290)</p>



<p>12- İşlerin en zoru üçtür: Kendi aleyhine tamamlansa da hakkı söylemek, her durumda Allah&#8217;ı anmak, mümin kardeşlerin malında eşit kılmak (malı yardımla bulunmak). (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.285–290)</p>



<p>13- Cömert kişi, başkalarının kendisinin hazırladığı yemekten yemeleri için onların kendisi için hazırladığı yemekten yer. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.294–305)</p>



<p>14- Kur&#8217;ân, Allah&#8217;ın buyruğudur; onu bırakmayın ve hidayeti ondan başkasında aramayın; aksi durumda saparsınız. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.294–305)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Rıza&#8217;nın (a.s) Bazı Sorulara Cevapları</h2>



<p>1- Allah nasıl ve nerededir?</p>



<p>  Böyle düşünmek, kökten yanlıştır. Zira mekân Allah&#8217;ın yarattığı bir şeydir; O&#8217;nun için mekân söz konusu olamaz. Niceliği O yaratmıştır, kendisi nicelikten ve terkipten münezzehtir. O hâlde Allah Teâlâ nicelik ve mekânla tanınmaz, duyu organlarıyla hissedilmez; hiçbir şeyle mukayese edilip hiçbir şeye benzetilmez.</p>



<p>2- Allah Teala ne zaman meydana gelmiştir?</p>



<p>    Ne zaman yoktu ki, meydana geldiği zamanı söyleyeyim.</p>



<p>3- Evrenin hâdis olduğuna (sonradan yaratıldığına) deliliniz nedir?</p>



<p>   Sen yoktun, sonra meydana geldin; senin, kendini yaratmadığını ve senin gibi birisinin de seni yaratmadığını biliyorsun.</p>



<p>4- Allah&#8217;ı bize tavsif eder misiniz?</p>



<p>   Allah&#8217;ı kıyasla tavsif eden, sürekli yanılgı ve sapkınlık içerisindedir; onun söylediği söz de çirkindir. Ben Allah&#8217;ı zihnimde O&#8217;ndan bir suret ve şekil tasarlamadan kendisini tanıtıp tavsif ettiği gibi tavsif ediyorum.Allah hislerle idrak edilemez. O, insanlarla mukayese edilmez. Benzetilmeden bilinir, tanınır. Makamının yüceliğine rağmen herkese yakındır.</p>



<p>O&#8217;na eş, benzer koşulmaz. Kendi yarattıklarıyla örneklendirilmez, onlara benzetilmez. Yargısında kimseye zulmetmez&#8230; Ayet ve nişanelerle tanınır. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s. 10-47) </p>



<p>5- Yeryüzü imam ve hüccetsiz kalır mı?</p>



<p>   Yeryüzü bir an göz açıp kapatıncaya kadar dahi imam ve hüccetsiz kalsa, tüm ehlini yutar. </p>



<p>6- Hz. Mehdi’nin (a.f) zuhuru hakkında bir açıklama yapar mısınız?</p>



<p>   Zuhuru beklemenin, zuhurun bir parçası olduğunu bilmez misiniz?</p>



<p>  Adam: &#8220;Bilmiyorum; bana öğretin.&#8221; demesi üzerine şöyle buyurdu:</p>



<p>  Evet, zuhuru beklemek zuhurun bir parçasıdır. ​( Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.10)</p>



<p>7- İman ve İslam nedir?</p>



<p>   Bâkırü’l-Ulum buyurmuştur ki: &#8220;İman, İslam’dan yüksek bir derecedir, takva ise imandan üstün bir derecedir, yakin de takvadan üstte bir mertebedir. Halk arasında yakinden daha az bir şey taksim edilmemiştir.&#8221; (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.258)​</p>



<p>8- Yakin nedir?</p>



<p>   Allah Teala’ya tevekkül etmek, O’nun irade ve isteği karşısında teslim olmak, O’nun kazasına razı olmak, işlerini Allah’a bırakmak (ve O’ndan maslahat dilemek). (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.258)​</p>



<p>9- Amelleri yok eden kendini beğenmişlik nedir?</p>



<p>   Kendini beğenmenin dereceleri vardır; ondan bazısı şöyledir: Çirkin bir iş insanın gözüne güzel ve çekici görününce onu iyi sanır, ondan memnun olur, iyi bir iş yaptığını sanır. Ve yine kul Rabbine iman eder ve sonra bu işinden dolayı Allah’a minnet eder; oysa minnet etmek Allah’ın hakkıdır! (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.285)</p>



<p>10- Hz İbrahim&#8217;in (a.s) kalbinde şüphe olduğu için mi, &#8220;Kalbim mutmain olsun diye.&#8221; arz etti?</p>



<p>   Hayır; İbrahim’in yakini vardı; fakat yakininin artmasını diliyordu. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.315)</p>



<p>​11- İnsanlar Emirü’l-Müminin Ali’nin (a.s) faziletini, Resulullah’ın (s.a.a) yanındaki makam ve mevkisini bildikleri hâlde, neden ondan uzaklaşıp başkalarına yöneldiler?</p>



<p>   Çünkü Emirü’l-Müminin Ali, Allah ve Resulü ile savaş hâlinde olanların; onların babalarını, kardeşlerini, amcalarını, dayılarını ve yakınlarından birçoklarını öldürmüştü. Bu da onların Ali’ye karşı kin besleyip düşmanlık gütmelerine neden olmuştu. Bu nedenle Ali’nin onların önder ve velisi olmasını istemiyorlardı. Ancak başkaları Resulullah’ın yanında ve düşmanla cihat konusunda Emirü’l-Müminin Ali’nin makam ve mevkiine sahip olmadıklarından, onlara karşı bu his ve düşmanlıkları yoktu. İşte halkın Emirü’l-Müminin Ali’den uzaklaşıp başkalarına yönelmelerinin nedeni budur. (Müsned-i İmam Rıza, c.1, s.81)</p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-riza/">İmam Rıza (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-riza/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Musa Kâzım (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatime-i Zehra Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:43:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=166</guid>

					<description><![CDATA[<p>Veladeti Hicrî 128 yılı safer ayının yedisinde Medine ile Mekke arasında bulunan Ebva köyünde dünyaya geldi. Adı Musa, meşhur künyesi Ebu&#8217;l-Hasan ve Ebu İbrahim, lakapları ise Kâzım, Sâbir ve salih&#8217;tir.&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/">İmam Musa Kâzım (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Veladeti</h2>



<p>Hicrî 128 yılı safer ayının yedisinde Medine ile Mekke arasında bulunan Ebva köyünde dünyaya geldi. Adı Musa, meşhur künyesi Ebu&#8217;l-Hasan ve Ebu İbrahim, lakapları ise Kâzım, Sâbir ve salih&#8217;tir.</p>



<p>   Halk arasında hacetlerin kapısı (Babu&#8217;l-Hevaic) olarak meşhurdur. Sorunların giderilmesi noktasında İmam&#8217;a tevessül etmenin faydası tecrübeyle sabit olmuştur.</p>



<p>   Annesinin adı Humeyde&#8217;dir. İmam Cafer Sadık (a.s) onun hakkında: &#8220;Humeyde, bütün pisliklerden temizlenmiştir.&#8221; buyurmuştur.</p>



<p>   İmam Cafer Sadık (a.s), dinî mesele ve ahkâmla ilgili bilgileri öğrenmek için diğer kadınları Humeyde Hatun&#8217;a yönlendirirdi.</p>



<p>   Bu mübarek çocuk dünyaya geldiğinde, İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) haber verdiler. İmam şöyle buyurdu: &#8220;Yüce Allah, bana yaratıkların en üstünü olan bir çocuk verdi.&#8221;</p>



<p>Humeyde Hatun. İmam&#8217;a: &#8220;Bu çocuk dünyaya geldiğinde ellerini yere koydu ve başını göğe kaldırdı.&#8221; dediğinde, İmam: &#8220;Resulün veladetinin alametidir. (Peygamber de dünyaya geldiğinde böyle yapmıştı.) Ondan sonra dünyaya gelen her İmam böyledir.&#8221; diye buyurdu. </p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Kâzım ve Abbasî Hükümeti</h2>



<p>İmam Musa b. Cafer el-kâzım (a.s), dört yaşındayken zalim Emevî hükümeti yıkıldı.</p>



<p>Emevîlerin Arap ırkçılığı, yağmacılık, zorbalık, zulüm ile sürdükleri siyasetleri, hükümetlerinin İran karşıtı girişimleri öz Muhammedî İslam&#8217;ın adilane hükümetini isteyen halkın, özellikle de İranlıların Ali Oğulları&#8217;na yönelişini ve Ali yönetimi gibi bir yönetime eğilimini kötüye kullanarak  hakkı hak sahibine ulaştırmak adına Ebu Müslim Horasanî&#8217;nin yardımıyla Emevîleri yıktılar. Fakat altıncı İmam Cafer b. Muhammed es-Sadık (a.s) yerine Ebu&#8217;l-Abbas Seffah (çok kan döken) Abbasî&#8217;yi hilafet makamına geçirdiler. (Emevî karşıtı inkılâp öncüleri, Alevîlerin yerine Abbasîleri iktidara getirip hilafetin asıl merkezine dönmesini engellemekle büyük bir hainlik gerçekleştirdiler. Ebu Seleme ve Ebu Müslim ilk başta insanları Ali Oğulları&#8217;na (Ali Oğulları) davet ediyorladı. Fakat başından beri perde arkasında Abbasîlerin saltanat sarayının temelini oluşturuyorlardı. İşte bu nedenle İmam Cafer Sadık (as), siyasetteki düşüncesiyle onların sözlerine ehemmiyet vermemişti. Onların kendisine yardım etmek için kıyam etmedikleri ve kafalarında daha farklı şeyler tasarladıklarını bildiği için, sözlerini önemsememişti. bk. el-Milel ve ve&#8217;n-Nihel, Şehristanî, c.1, s.154, Mısır baskısı; Tarih-i Yakubî, c.3, s.89; Biharu&#8217;l-Envar, c.11, s.42, Kumpanî baskısı.)</p>



<p>Böylece hicrî kamerî 132 yılında hilafet ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vasiliği kisvesinde zulüm, zorbalık ve ikiyüzlülükte Emevîlerden hiçbir eksiği olmayan, hatta birçok noktada onlardan da ileri giden yeni bir padişahlık sülalesi iş başına geçti. Şu farkla ki: </p>



<p>   Emevî saltanatı pek uzun sürmedi; ama Abbasîler hicrî kamerî 757 yılına kadar, yani 524 yıl Bağdat&#8217;ta hilafet adıyla saltanat sürdüler.</p>



<p>   İşte yedinci İmam Musa Kâzım (a.s), Ebu&#8217;l-Abbas Seffah, Mansur Devanikî, Hâdi, Mehdi ve Harun&#8217;un zulüm ve baskılarına maruz kalarak onların saltanat dönemlerinde yaşamıştır.</p>



<p>   Bunlaran (Mansur&#8217;dan Harun&#8217;a kadar) her biri, İmam&#8217;ın (a.s) ruhuna ve bedenine ellerinden geldiği kadar zulüm ve baskı uyguladılar. Bunlar bir yana İmam&#8217;ın gam, keder ve üzüntülere bürünmesi için bu zorba ve alçak kişilerle aynı havayı teneffüs etmesi bile yeter de artardı. Eğer yapmadıkları bir şey kalmış ise, o da istemedikleri için değil, yapamadıkları içindir.</p>



<p>   Ebu&#8217;l-Abbas Seffah hicrî 136 yılında öldü. Yerine kardeşi Mansur Devanikî geçti. O, Bağdat şehrini inşa etti; Ebu Müslim Horasanî&#8217;yi öldürdü ve hilafetini sağlama aldı. Daha sonra Ali Oğulları&#8217;nı öldürmekten, zindana atıp işkence yapmaktan ve mallarını gasp etmekten bir an bile geri durmadı. Başta İmam Cafer Sadık (a.s) olmak üzere bu soyun ileri gelenlerinin çoğunu öldürdü.</p>



<p>   Kan dökücü, hilekâr, aşırı kıskanç, cimri, hırslı ve vefasız bir kişiydi. Onun, ömür boyu zahmetlere katlanarak hilafet makamına ulaştıran Ebu Müslim&#8217;e karşı tarihe darbımesel (atasözü) olarak geçmiştir.</p>



<p>   İmam Kâzım (a.s) değerli babası şehit edildiğinde, yirmi yaşındaydı. Otuz yaşına kadar Mansur&#8217;un ıstırap, korku ve vahşet saçan hükümetine karşı mücadele ederken, bir yandan da taraftarlarına çekidüzen veriyor, onların işleriyle ilgileniyordu. </p>



<p>   Mansur hicî 158 yılında ölünce, hükümete oğlu Mehdi geçti. Abbasî halifesi Mehdi&#8217;nin siyaseti, halkı aldatmak ve hilekârlık üzerine kurulmuştu.</p>



<p>   Çoğunu İmam Kâzım&#8217;ın Şiîlerinin oluşturduğu ve babası Mansur tarafından hapse atılan siyasi tutukluların az bir grubu dışında hepsini serbest bırakarak el konulan mallarını onlara geri verdi. Fakat sürekli onları gözaltında bulunduruyor ve kalbinden onlara karşı büyük bir düşmanlık besliyordu. Hatta şiirlerinde Alevîleri kötüleyen (Ali Oğulları) şairlere büyük bağışlar veriyordu. Örneğin bir defasında Beşşar b. Burd&#8217;e yetmiş bin dirhem ve Mervan b. Ebu Hafs&#8217;a yüz bin dirhem verdi.</p>



<p>   Şarap içme, ayyaşlık yapma ve zamparalık konusunda bir hayli rahattı. Oğlu Harun&#8217;un düğünde elli milyon dirhem harcamıştı. Müslümanlara ait olan beytülmalı har vurup harman savurmakta da üstüne yoktu. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.1, s.439-445)</p>



<p>   Mehdi&#8217;nin hükümeti döneminde İmam&#8217;ın (a.s) şöhreti her tarafa yayıldı; fazilet, takva, bilgi ve önderlik semasında dolunay gibi parladığı için insanlar gruplar hâlinde gizlice gelerek o ezelî feyiz kaynağından manevî susuzluklarını gideriyorlardı. </p>



<p>   Mehdi&#8217;nin casusları tüm bu olup bitenleri ona bildiriyorlardı. Mehdi, hilafetinin tehlikeye girmesinden endişelendiği için İmam&#8217;ı (a.s) Medine&#8217;den Bağdat&#8217;a getirerek zindana atmalarını emretti.</p>



<p>Ebu Halid Zubaleî şöyle naklediyor:</p>



<p>    Bu emir üzerine İmam&#8217;ı (a.s) getirmek için Medine&#8217;ye giden hükümet görevlileri dönüşte, onunla birlikte Zubale&#8217;de benim evime misafir oldular.</p>



<p>  İmam küçük bir fırsatı değerlendirerek, Mehdi&#8217;nin adamlarının fark etmeyecekleri şekilde, bana kendisi için bir şeyler satın almamı emretti. Ben çok üzgündüm. İmam&#8217;a: &#8220;Bu kan dökücü adama gitmenizden dolayı başına bir bela gelmesinden endişeleniyorum.&#8221; diye arz ettim. İmam (a.s): &#8220;Benim ondan bir korkum yoktur; sen falan gün, filan yerde beni bekle.&#8221; buyurdu. </p>



<p>  Nihayet İmam Bağdat&#8217;a gitti; ben de ıstırap içerisinde o günün gelip çatması için günleri sayıyordum. İmam&#8217;ın buyurduğu gün gelip yetişince hemen koşup belirttiği yere gittim. Çok ıstıraplıydım; en küçük bir sesle yerimden sıçrıyor ve üzerlik gibi bekleyiş ateşinde yanıyordum. Artık yavaş yavaş ufuk kızıl renge bürünüyor ve güneş gece zindanına düşüyordu. Ansızın uzakta bir karartının belirdiğini gördüm. İçimden uçup ona doğru koşmak geçiyordu.  Fakat karartının İmam olmamasından ve sırrımın faş olmasından endişeleniyordum.</p>



<p>  Yerimde kaldım. İmam yaklaştı; bir katıra binmiş geliyordu. Mübarek keskin gözleri bana ilişince: &#8220;Ey Ebu Halid! Şüphe etme.&#8221; buyurdu ve sonra şöyle devam etti: &#8220;İleride beni bir kez daha Bağdat&#8217;a götürecekler; işte o zaman artık geri dönmeyeceğim.&#8221;</p>



<p>Ne yazık ki İmam&#8217;ın buyurduğu gibi oldu. (Biharu&#8217;l-Envar, c.48, s.71-72. Ayrıca bkz. İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera Taberî, İlmiyye İslamiyye basımı, s.295, biraz farkla)</p>



<p>Evet, bu defa Mehdi, İmam&#8217;ı (a.s) Bağdat&#8217;a getirip zindana atınca, rüyada Ali b. Ebu Talib&#8217;in (a.s) kendisine hitaben şu ayeti okuduğunu gördü: </p>



<p> Demek işbaşına gelecek olursanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak, rahimleri (akrabalık bağlarını) koparacaksınız, öyle mi? (Muhammed Suresi, 22) </p>



<p>Rabi diyor ki: </p>



<p>Gece yarısı Mehdi beni çağırmak üzere gönderdi. Korkarak hemen yanına koştum. Oraya vardığımda, Mehdi&#8217;nin: &#8220;Demek işbaşına gelecek olursanız&#8230;&#8221; ayetini okumakta olduğunu gördüm</p>



<p> Beni görünce, &#8220;Git Musa b. Cafer&#8217;i zindandan çıkar, benim yanıma getir.&#8221; dedi. Ben gidip İmam&#8217;ı getirdim. Mehdi yerinden kalktı ve İmam&#8217;ın yüzünü öperek yanına oturttu; sonra gördüğü rüyayı anlatmaya başladı.</p>



<p>Ardından İmam&#8217;ı (a.s) derhal Medine&#8217;ye götürmelerini emretti.</p>



<p>Rabi devamla diyor ki:</p>



<p>Ben bunun üzerine, bir engel çıkmasından endişelenerek o gece İmam&#8217;ın yol hazırlıklarını yaptım ve İmam sabahın erken saatlerinde Medine&#8217;ye doğru hareket etti. (Tarih-i Bağdad, c.13, s.30-31)</p>



<p>İmam Musa Kâzım (a.s) Medin&#8217;de Abbasî sarayının sıkı baskısına rağmen halkı irşat etmek, eğitim ve öğretim vermekle meşguldü. Hicrî 169 yılında Mehdi&#8217;nin ölmesi sonucu saltanat tahtına oğlu Hâdi oturuncaya kadar bu baskı devam etti.</p>



<p>Ancak Hâdî, babasının tersine açık bir şekilde Ali Oğullarına karşı kötü davranıyordu. Hatta babasının onlara vermiş olduğu maaşı bile kesmişti.</p>



<p>Onun için en utanç verici leke, acı Fahh olayına neden oluşudur.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Fahh Olayı</h2>



<p>Medine Alevîlerinden Hüseyin b. Ali, Abbasî yönetiminden ve onların bitmek bilmeyen zulümlerinden gına gelmişti. İmam Musa Kâzım&#8217;ın rızasını alarak (Makatilu&#8217;t-Talibiyyin, s.447) Halife Hâdî&#8217;ye karşı kıyam edip yaklaşık üç yüz kişiyle Medine&#8217;den Mekke&#8217;ye doğru hareket etti.</p>



<p>  Derken Hâdî&#8217;nin ordusu fahh adı verilen bir bölgede hepsini kuşatarak hepsini öldürdüler ve böylece Kerbela faciasına benzer bir facia onların da başına geldi.</p>



<p>Şehitlerin başlarını bedenlerinden ayırarak Medine&#8217;ye getirdiler ve içlerinde İmam Kâzım&#8217;ın (a.s) da bulunduğu Ali Oğulları&#8217;ndan bir grubun olduğu mecliste sergilediler. Bu manzara karşısında hiç kimseden bir ses çıkmadı. Ancak İmam Musa Kâzım (a.s), Fahh kıyamının önderi Hüseyin b. Ali&#8217;nin başını görünce şöyle buyurdu: </p>



<p>&#8220;İnna lillah ve inna ileyhi raciun (Biz Allah&#8217;tanız ve O&#8217;na dönücüleriz).&#8221;</p>



<p>Vallahi Müslüman ve dürüst bir kişi olduğu hâlde şehit edildi. Çok oruç tutar, geceyi çokça ibadetle geçirir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırdı. Ailesinde onun gibi biri yoktu. (Makatilu&#8217;t-Talibiyyin, Mısır baskısı, s.453) </p>



<p>Hâdi, siyasî ahlak dışında, kişisel özellikler bakımından da sapık, şarap içen, zevk-u sefa düşkünü biriydi.</p>



<p>Bir defasında Yusuf Saykal&#8217;a güzel sesle okuduğu birkaç beyitlik şiir için, bir deve yükü kadar dirhem ve dinar vermişti. (Tarih-i Taberî, c.10, s.592, Liden basımı) İbn Dab adında biri şöyle diyor:</p>



<p>   Bir gün Hâdi&#8217;nin yanına gittiğimde şarap içmekten ve uykusuzluktan dolayı gözlerinin kızardığını gördüm. Benden, şarap hakkında bir kıssa istedi; ben de şiir kalıbında bir şeyler söyledim. Hâdi okuduğum şiirleri yazdı ve bana kırk bin dirhem verdi. (Tarih-i Taberî, c.10, s.593, Liden basımı)</p>



<p>Meşhur bir Arap müzik bilimcisi İshak Mevsılî: &#8220;Hâdi yaşasaydı, evlerimizin duvarını altınla yapmamız gerekecekti.&#8221; diyor. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.1, s.458)</p>



<p>Hâdi, hicrî 170 yılında öldü ve ondan sonra İslam padişahlığına Harun geçti. (Tarih-i Yakubî, c.2, s.407, Beyrut basımı)</p>



<p>O zaman İmam Musa Kâzım (a.s) kırk iki yaşındaydı.</p>



<p>Harun&#8217;un dönemi, Abbasîlerin güç, kudret, yağmalama ve zorbalıkların zirvesiydi.</p>



<p>Harun, biat merasimi bittikten sonra, İranlı Yahya Bermekî&#8217;yi vezir seçti ve bütün işler, atamalar, azletmeler konusunda ona tam yetki verdi. O zamanın geleneğine göre bu yetkiyi desteklemek için de kendi yüzüğünü ona verdi. (Tarih-i Taberî, c.10, s.603) Kendisi de beytülmali şarap içmek, zamparalık yapmak, mücevherler satın alıp har vurup harman savurmak ve zevk-u sefa sürmek için sorumsuzca zayi etmekle meşguldü.</p>



<p>İki veya dört yaşındaki bir koyunun bir dirheme satıldığı o dönemde beytülmal geliri beş yüz milyon iki yüz kırk bin dirhemdi. Hayatu&#8217;l-İmam, c.2 s.29) O, bu büyük geliri harcamaya koyuldu. Okuduğu bir methiye karşısında Eşça adında bir şaire bir milyon dirhem verdi. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.39). Şair Ebu&#8217;l Atahiye&#8217;ye ve müzisyen Musulî&#8217;ye bir kaç beyit şiir ve birazcık saz çalıp şarkı söylemelerine karşı yüz bin dirhem ve yüz takım elbise verdi. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.32)</p>



<p>Harun&#8217;un sarayında çok güzel sesli ve çalgıcı kadınlar toplanmıştı. Ayrıca o zamanın çeşitli saz ve çalgı aletleri de vardı orada. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.62) Harun mücevherlere çok ilgi duyardı; bir defasında bir yüzük satın almak için yüz bin dinar ödedi. (el-İmamet ve&#8217;s-Siyase, c.2) </p>



<p>Mutfağının günlük masrafı on bin dirhemdi ve bazen onun için otuz çeşit yemek hazırlanıyordu. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.39)</p>



<p>Harun bir gün deve etinden bir yemek getirmelerini istedi. Yemek gelince Cafer Bermekî şöyle dedi: </p>



<p>-Halifemiz kendisine getirilen bu yemeğin kaç paraya mal olduğunu biliyorlar mı?</p>



<p>-Üç dirhem</p>



<p>-Hayır vallahi, şimdiye kadar dört bin dirhem harcanmıştır bunun için. Çünkü Halife ansızın deve eti isterse, hazır olsun diye bir süredir her gün bir deve kesiyorlardı. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.40)</p>



<p>Harun kumar oynadığı gibi bolca şarap da içiyordu. Hatta bazen bu işi meclisinde hazır olan insanlarla birlikte yapıyordu. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.70) Bütün bunlara rağmen halkı aldatmak için gösteriş olarak bazı İslâmî şiarları da yapmaktan geri kalmıyordu. Hacca gidiyor ve bazen bazı vaazlarda kendisine vaaz ve nasihat etmesini söyleyip, ardından ağlıyordu.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) Tutumları</h2>



<p>Harun, Ali Oğulları&#8217;nın Abbasî hükümeti karşısında sert direniş göstermelerinden çok rahatsız oluyordu. Bu yüzden, mümkün olan her yolla onları ezmeye veya toplumda küçük düşürmeye çalışıyordu. Vicdanlarını satmış saray şairlerine, Ali Oğulların&#8217;ı hicvetmeleri için büyük paralar veriyordu. Örneğin, Mansur Nemirî&#8217;yi Ali Oğullarını hicvetmek için okuduğu bir kasideye karşılık istediği her şeyi alsın diye beytülmal hazinesine götürmelerini emretti. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.72) </p>



<p>   Bütün Bağdat Alevîlerini Medine&#8217;ye sürgün etti; onlardan büyük bir grubunu kılıçla veya zehirleterek öldürdü. (Mekatilu&#8217;t-Talibiyyin, s.463-497)</p>



<p>Hatta halkın İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mezarını ziyaret etmelerinden bile rahatsızlık duyuyordu; onun için mezarı ve etraftaki evleri yıkmalarını ve o temiz mezarın yanı başında yeşeren sedir ağacını kesmelerini emretti. Hâlbuki daha önce Resulullah (s.a.a) üç defa: &#8220;Allah, sedir ağacını kesene lanet etsin!&#8221; buyurmuştu. (el-Emali, Şeyh Tusî, s.206, taş basımı)</p>



<p>Şüphesiz İmam Musa Kâzım (a.s), İslâm ile hiç bir ilgisi olmayan böylesine zalim, fasık bir kişinin ve babalarının hükümetine razı olmazdı. İşte bu nedenle Fahh kıyamına rıza gösteriyor ve yine bu nedenle Şiîleriyle sürekli gizlice bağlantı kuruyor, zamanın zalim hükümeti karşısında her birinin konum ve tutumunun nasıl olması gerektiğini belirtiyordu. Örneğin, bir defasında ashabından Savfan b. Mehran&#8217;a şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8211; Sen, develerini Harun&#8217;a kiraya vermeni saymazsak, her açıdan iyi bir kişisin.</p>



<p>Savfan dedi ki:</p>



<p>&#8211; Ben onları hac yolculuğu için kiraya veriyorum ve kendim de develerle birlikte gitmiyorum.</p>



<p>İmam (a.s) buyurdu ki: </p>



<p>&#8211; Bu nedenle, içinden, develerinin zayi olmamasını ve senin kiranı vermesi için Harun&#8217;un en azından Mekke&#8217;den dönünceye kadar sağ kalmasını istemiyor musun?</p>



<p>Savfan dedi ki:</p>



<p>&#8211; İstiyorum.</p>



<p>İmam (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8211; Kim zalimlerin sağ kalmasını isterse, o da onlardan sayılır. (Rical-i Keşşî, s.440-441. İmam&#8217;ın değerli babası İmam Cafer Sadık (a.s) da Yunus b. Yakub&#8217;a: &#8220;Onlara camii inşa etmek konusunda bile yardım etme.&#8221; buyuruyor. Vesailu&#8217;ş-Şia, c.12, s.120-130.)</p>



<p>Bazı durumlarda kimilerine Harun&#8217;un sistemindeki makamlarını korumalarını emretmişse de, siyasî açıdan böyle uygun gördüğü içindi. Bazen o vahşet, terör ve baskı hükümetinde varlıkları Şiîleri için yararlı olabilecek bazı kişileri görevlendiriyor; aynı zamanda, onlar vasıtasıyla da hükümetin Alevîlere karşı hazırladığı bazı plânlardan  da haberdar oluyordu. Öyle ki Ali b. Yaktin, Harun&#8217;un sarayındaki makamından istifa etmek istediği zaman İmam Kâzım (a.s) buna izin vermedi.</p>



<p>İmam (a.s) hiçbir şekilde, hatta onların elinde tutsak olduğu zamanlarda bile bu zalimlerle uzlaşmaya yanaşmıyordu:</p>



<p>   İmam (a.s) zindan da tutuklu olduğu bir gün Harun, Yahya b. Halid&#8217;i zindana göndererek: &#8220;Musa b. Cafer af dileyecek olursa, onu serbest bırakırım.&#8221; dedi; fakat İmam (a.s) bunu kabul etmedi. (el-Gaybet, Şeyh Tusî, taş basımı, s.21) </p>



<p>   İmam Musa Kâzım (a.s) en kötü şartlarda, tutuklu olduğu zamanlarda da uzlaşmaya yanaşmayan, mücadeleci ve yiğit tavrını değiştirmeden direnişini sürdürüyordu.</p>



<p>   Bir defasında zindandan Harun&#8217;a yazdığı mektuptaki sözlerine dikkat edilirse, ne kadar direnişçi bir ruh, ne denli hayranlık veren yiğitlik, ne denli görkemli inanç, ne muhteşem azim ve akide sahibi olduğu görülür:</p>



<p>   &#8230;Hiçbir gün bana, senin huzur ve rahatlık içinde olman kadar zor geçmiyor. Ama ikimiz de sonu olmayan ve zalimlerin zarara uğrayacağı güne doğru yola koyulmuşuz; sen o güne dek öyle kal&#8230; (Tarih-i Bağdad, c.13, s.32)</p>



<p><br>Evet, işte bu yüzden Harun, İmam&#8217;ın (a.s) varlığına tahammül edemiyordu. Harun&#8217;un İmam Musa Kâzım&#8217;ı (a.s) sadece halkın gönlünde kurduğu tahttan dolayı kıskanarak zindana atmasına inanmak saflık olur.</p>



<p>O, emniyet görevlileri vasıtasıyla İmam&#8217;ın (a.s) Şiîleriyle kendisinin sürekli gizlice görüştüklerini öğrenmiş ve yine İmam&#8217;ın (a.s) zemini uygun gördüğü zaman şahsen kıyam ederek veya yarenlerinden birine kıyam emri vererek kendi hükümetini yıkacağını çok iyi biliyordu. Diğer taraftan böyle yorulmak bilmez bir ruha sahip olan İmam&#8217;ın (a.s) en küçük bir uzlaşma yoluna gitmeyeceğinin, birkaç gün görünüşte elini elinin üzerine koymasının susmak değil, aksine darbe indirmek için uygun bir yer kollamak amacıyla taktik gereği yapılan bir bekleme olduğunun farkındaydı. </p>



<p>   Bu nedenle erken davranarak son derece aldatıcı bir şekilde ve arsızlıkla Resulullah&#8217;ın (s.a.a) mezarını yanı başında durarak hilafeti gasp etmesinden, yaptığı zulümlerden, halkın malını yağmalayıp yemesi ve hilafet düzenini saltanata dönüştürmesinden utanmadan İmam&#8217;a hitaben şöyle diyor:</p>



<p>   Ya Resulullah! Oğlun Musa b. Cafer hakkında almış olduğum karardan dolayı özür diliyorum. Ben kalben onu zindana atmak istemiyorum; fakat senin ümmetin arasında savaş çıkıp kan dökülmesinden endişelendiğim için bunu yapmak zorundayım!</p>



<p>Sonra da, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) mezarının yanı başında ibadetle meşgul olan İmam&#8217;ı (a.s) tutuklayarak Basra&#8217;ya götürüp zindana atmalarını emretti.</p>



<p>   İmam Musa Kâzım (a.s) Basra valisi İsa b. Cafer&#8217;in zindanında bir yıl kaldı. Bu süre zarfında İmam&#8217;ın seçkin özellikleri onun üzerinde müthiş bir etki bıraktı. Bundan dolayı Harun&#8217;a: &#8220;İmam&#8217;ı benden alın; aksi takdirde onu serbest bırakacağım.&#8221; şeklinde bir mektup yazdı.</p>



<p>   Bunun üzerine Harun&#8217;un emriyle İmam&#8217;ı (a.s) Bağdat&#8217;a götürüp Fazl b. Rabi&#8217;nin yanında zindana attılar. Ondan sonra bir süre Fazl b. Yahya&#8217;ya teslim edildi; sonra da Sindi b. Şahik&#8217;in zindanına intikal edildi.</p>



<p>    İmam&#8217;ın bu şekilde sık intikal ettirilişinin nedeni şuydu: Harun her defasında zindancılardan İmam&#8217;ı (a.s) ortadan kaldırmalarını istiyor ama hiçbiri buna yanaşmıyor ve kabul etmiyordu. Nihayet son zindancı, yani Sindi b. Şahik, Harun&#8217;un emriyle İmam&#8217;ı zehirledi ve İmam (a.s) şehit olmadan önce Şiîlerin ileri gelenlerinden bir grubu toplayarak onlardan İmam Musa Kâzım&#8217;a (a.s) bir suikastta bulunulmadığına ve zindanda kendi eceliyle öldüğüne tanıklık etmelerini istedi. Sindi b. Şahik bu hileyle Abbasî hükümetini İmam&#8217;a (a.s) karşı işledikleri cinayetten temize çıkarmayı ve aynı zamanda İmam&#8217;ın (a.s) taraftarlarının muhtemel ayaklanmasını önlemeyi amaçlıyordu. (el-Gaybet, Şeyh Tusî, s.22-25, taş basımı) </p>



<p>   Fakat İmam&#8217;ın (a.s) uzak görüşlülüğü onları rezil etti. Şahitler gelip İmam&#8217;ı görünce, İmam zehrin şiddetine, bedeninin zayıf ve durumunun çok kötü olmasına rağmen şahitlere şöyle buyurdu:</p>



<p>    Beni dokuz tane hurmayla zehirlediler; yarın bedenim yeşile dönecek ve ertesi gün dünyadan göçeceğim. (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.1, s.97)</p>



<p> Nihayet o yüce İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi de oldu.</p>



<p> İki gün sonra, hicrî 183 yılı recep ayının 25&#8217;inci (Usul-u Kafî, c.1, s.486; Envaru&#8217;l-Behiyye, s.97) günü gökyüzü mateme büründü. Yeryüzü, bütün müminler, özellikle de gerçek önderlerini kaybeden Şiîler bu acı dolaydan yas tuttular.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Münazara ve İlmî Tartışmaları</h2>



<p>   Yüce Ehlibeyt (a.s) İmamları (a.s) ilahî ilimleriyle kendilrinden sorulan her soruya doğru, tam ve soran kişinin anlayacağı şekilde cevap verirlerdi. Onlarla ilmî tartışmaya giren herkes, düşmanları da dâhil onların karşısında kendi acizliklerini; o yüce kişilerin ise geniş, kapsamlı ve üstün ilimlerini itiraf etmek zorunda kalırdı.</p>



<p>    Bir gün Harun Reşid, İmam&#8217;ı (a.s) Medine&#8217;den Bağdat&#8217;a getirerek onunla tartışmaya oturdu:</p>



<p>Harun:</p>



<p>-Size, bir süredir zihnimde dolaşıp duran ve şimdiye kadar hiç kimseye sormadığım bazı soruları sormak istiyorum. Bana, sizin hiçbir zaman yalan söylemediğinizi söylediler; o hâlde bana doğru cevap verin!</p>



<p>İmam (a.s)</p>



<p>&#8211; Eğer açıklama konusunda serbest isem, sorunuzu bildiğim kadarıyla sizi anlatırım.</p>



<p>&#8211; Görüşünüzü açıklama konusunda serbestsiniz. İstediğiniz şeyi söyleyebilirsiniz. Benim ilk sorum şu: Biz ve siz bir ağacın gövdesinden olduğumuz hâlde neden siz ve diğer insanlar, Ebu Talib Oğulları&#8217;nın, Abbas Oğulları&#8217;ndan üstün olduğuna inanıyorsunuz? Hâlbuki Abbas ve Ebu Talib ikisi de Peygamber&#8217;in amcalarıydı ve peygamber&#8217;le akrabalık açısından hiçbir farkları yoktu.</p>



<p>İmam (a.s):</p>



<p>&#8211; Biz Peygamber&#8217;e sizden daha yakınız.</p>



<p>&#8211; Nasıl?</p>



<p>&#8211; Çünkü babamız Ebu Talib, Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) babasıyla bir anne ve babadandırlar; fakat Abbas, Peygamber&#8217;in babasının üvey kardeşiydi (sadece anne tarafından kardeşlerdi).</p>



<p>&#8211; Diğer bir sorum ise şudur: Neden siz, Peygamber&#8217;den miras aldığınızı iddia ediyorsunuz? Oysa Resulullah (s.a.a) vefat edince, amcası Abbas (bizim babamız) hayattaydı; fakat diğer amcası olan Ebu Talib (sizin babanız) ölmüştü ve açıktır ki, amca hayatta oldukça, miras amcaoğluna ulaşmaz? </p>



<p>&#8211; Görüşümü açıklamada serbest miyim?</p>



<p>&#8211; Konuşmamızın başında serbestsiniz demiştim.</p>



<p>&#8211; İmam Ali b. Ebu Talib (a.s) şöyle buyuruyor: &#8220;Çocuk olduğu zaman anne, baba, karı ve kocadan başkası miras alamaz; insanın çocuğu olduğu zaman ku&#8217;ân&#8217;da da, rivayetlerde de amcanın miras aldığı belirtilmemiştir.&#8221; O hâlde amcayı baba gibi bilenler, bunu kendilerinden söylüyorlar ve sözlerinin bir dayanağı yoktur. (Dolayısıyla Resulullah&#8217;ın kızı hz. Zehra (s.a) oldukça amcası Abbas miras alamaz.)</p>



<p>   Ayrıca, Resulullah&#8217;ın Ali hakkında şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: &#8220;Ali sizin en üstün hüküm veren kadınızdır.&#8221; ve yine Ömer b. Hattab&#8217;dan şöyle nakledilmiştir: &#8220;Ali hüküm verenlerin en üstünüdür.&#8221;</p>



<p>   Ve bu cümle Ali için ispatlanmış olan kapsamlı bir sözdür; çünkü Resulullah&#8217;ın (s.a.a), ashabını kendileriyle övdüğü Kur&#8217;ân ilmi, ahkâm ilmi, mutlak ilim gibi ilimlerin tümü ve hükümler, İslâm yargısının manası ve mefhumunda bir araya toplanmıştır. Dolayısıyla, &#8220;Ali hüküm vermede herkesten üstündür.&#8221; dediğimiz zaman, onun bütün ilimlerde diğerlerinden üstün olduğunu kastetmiş oluyoruz.</p>



<p>O hâlde, Ali&#8217;nin: &#8220;Kişinin çocuğu olduğu zaman amcası ondan miras alamaz.&#8221; şeklindeki buyruğu bir delildir, onu kabul etmemiz gerekir. Ali: &#8220;Amca, baba hükmündedir.&#8221; dememiştir; zira Resulullah&#8217;ın buyruğu gereğince ali din hükümlerini diğerlerinden daha iyi biliyor.</p>



<p>&#8211; Diğer bir sorum da şudur: Neden halkın sizi Resulullah&#8217;a nispet vererek size: &#8220;Resulullah&#8217;ın çocukları&#8221; demesine izin veriyorsunuz? Hâlbuki sizler Ali&#8217;nin çocuklarısınız;  çünkü herkes kendi babasına tâbidir (annesine değil); Resulullah ise sizin annenizin babasıdır.</p>



<p>&#8211; Eğer Resulullah hayatta olsaydı ve senin kızını isteseydi, kızını ona verir miydin?</p>



<p>&#8211; Subhanallah! Neden vermeyeyim? Hatta bu durumda bütün Araplara, Acemlere ve Kurey&#8217;şe karşı övünürdüm bile.</p>



<p>&#8211; Fakat peygamber dirilseydi, benim kızımı istemezdi ve ben de kızımı ona veremezdim.</p>



<p>&#8211; Neden?</p>



<p>&#8211; Çünkü (anne tarafından olsa bile) o benim babamdır; fakat senin baban değildir. (Öyleyse ben Resulullah&#8217;ın (s.a.a) çocuğu olduğumu söyleyebilirim.)</p>



<p>&#8211; O hâlde neden siz kendinizi Resulullah&#8217;ın zürriyeti (soyu) sayıyorsunuz? Hâlbuki zürriyet kızdan değil, oğuldan sürer gider.</p>



<p>&#8211; Beni bu soruyu cevaplamaktan muaf tut.</p>



<p>&#8211; Hayır, cevap vermek ve Kur&#8217;an&#8217;dan da delil getirmek zorundasınız.</p>



<p>&#8211; İmam (a.s):</p>



<p>&#8211; &#8220;&#8230;Ve onun soyundan Davud&#8217;a, Süleymana, Eyyub&#8217;a, Yusuf&#8217;a, Musa&#8217;ya ve Harun&#8217;a da yol göstermiştik. biz güzel davrananları böyle ödüllendiririz. Zekeriya&#8217;ya, Yahya&#8217;ya, İsa&#8217;ya, ve İlyas&#8217;a da (yol göstermiştik). (En&#8217;âm Suresi, 84) </p>



<p>Şimdi bu soruma cevap verin: Bu ayette İsa, İbrahim&#8217;in soyu sayılmıştır. Acaba İsa baba tarafından mı İbrahim&#8217;e mensuptur, anne tarafından mı?</p>



<p>&#8211; Kur&#8217;an&#8217;ın apaçık nassında da vurgulandığı gibi İsa&#8217;nın babası yoktu. </p>



<p>&#8211; O annesi tarafından onun soyu sayılmıştır; biz de annemiz Fatıma (s.a) tarafından Peygamber&#8217;in soyundan olduğumuzu söylemekteyiz. Bu konuda başka bir ayet de okuyayım mı?</p>



<p>&#8211; Okuyun!</p>



<p>&#8211; Mubahele (lanetleşme) ayetini okuyacağım: Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra gönülden lanetleşelim de, Allah&#8217;ın laneti Yalancıların üzerine dileyelim!&#8221; (Âl-i İmrân Suresi, 61)</p>



<p>Hiç kimse Resulullah&#8217;ın Necran Hristiyanlarıyla mubahele etmeye giderken kendisiyle birlikte Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin&#8217;den başkasını gçtürdüğünü iddia etmemiştir. O hâlde bu ayetteki &#8220;Oğullarımız&#8221; kelimesinden maksat Hasan ve Hüseyin&#8217;dir. Oysa onların nesepleri anne tarafından Peygambere ulaşmaktaydı ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) kızının çocuklarıydılar.</p>



<p>Harun:</p>



<p>&#8211; Bizden bir şey istemiyor musunuz?</p>



<p>İmam (a.s):</p>



<p>&#8211; Hayır, evime dönmek istiyorum. </p>



<p>&#8211; Bu konuda düşünmem gerek&#8230; (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.1, s.81, Kum basımı; ihticac, Tabersî, Necef, Taş baskısı, s.211-213; Biharu&#8217;l-Envar, c.48, s.125-129) </p>



<h2 class="wp-block-heading">İbadeti</h2>



<p>İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) Allah Teala&#8217;yı özel tanıyışı, Rabbiyle manevî ünsiyeti ve tertemiz Ehlibeyt İmamları&#8217;na (a.s) has olan zatî nuranîliği; bütün bunların hepsi onu sıcak bir ibadete ve Allah Teala&#8217;yla âşıkane bir raz-u niyaza sevk ediyordu.</p>



<p>   İmam (a.s) ibadeti, Allah Teala&#8217;nın Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de yaratılışın hedefi olarak tanıttığı gibi biliyor ve toplumsal işleri bittiğinde hiçbir şeyi ibadetle eşit tutmuyordu. Harun&#8217;un emriyle zindana atıldığı zaman şöyle buyuruyordu: </p>



<p>    Allah&#8217;ım! Uzun bir zamandan beridir sana ibadet etmem için bana boş zaman sağlamanı diliyordum. Şimdi duamı kabul ettin; o hâlde bundan dolayı sana hamd olsun. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.1, s.140; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.281, az farkla) </p>



<p>  Bu sözler, İmam&#8217;ın (a.s) zindana düşmeden önce toplumsal işlerle ne kadar çok meşgul olduğunu da göstermektedir aslında.</p>



<p>***</p>



<p>İmam (a.s), Rabi&#8217;nin zindanında olduğu dönemlerde, Harun bazen zindanın içini görebileceği dama çıkar ve zindana bakardı. Her defasında elbise gibi bir şeyin zindanın bir köşesine düştüğünü, yerinden hiç hareket etmediğini görürdü. Bir defasında: &#8220;O elbise kimindir?&#8221; diye sorduğunda, Rabi: &#8220;Elbise değil. Zamanın büyük bir bölümünü secdede ve Allah&#8217;a ibadette geçiren Musa b. Cafer&#8217;dir o.&#8221; dedi.</p>



<p>Bunun üzerine Harun: &#8220;Gerçekten o Haşimoğulları&#8217;nın çok ibadet eden kişilerinden biridir.&#8221; dedi.</p>



<p>   Rabi: &#8220;O hâlde neden zindanda o kadar baskı yapmalarını emrediyorsun?&#8221; diye sorunca, Harun: &#8220;Heyhat; bundan başka bir çarem yok benim.&#8221; şeklinde karşılık verdi. (Hayatu&#8217;l-İmam Musa b. Cafer, c.1, s.140; el-irşad, Şeyh Mufid, s.281, az farkla)</p>



<p>    Bir defasında, Harun ay parçası gibi güzel bir cariyeyi İmam&#8217;a (a.s) hizmetçi olarak gönderdi. Fakat içinden de, İmam ona eğilim gösterecek olursa, bunu ona karşı bir propaganda malzemesi olarak kullanmayı tasarlıyordu. İmam (a.s) cariyeyi getiren kişiye: &#8220;Siz bu hediyelerle ümitlenip onlarla övünüp duruyorsunuz. Hâlbuki bu hediyeye ve benzeri şeylere hiç ihtiyacım yok benim.&#8221; buyurdu. Harun bu söze öfkelenerek adama: &#8220;Cariyeyi zindana götür ve İmam&#8217;a: &#8216;Biz seni kendi rızanla zindana atmadık.&#8217; de.&#8221; dedi. (Yani bu cariyenin zindanda kalması da senin rızana bağlı değildir.)</p>



<p>   Çok geçmeden cariyeyle İmam&#8217;ın (a.s) durumunu gözetlemek için görevlendirilen Harun&#8217;un casusları, cariyenin vaktinin çoğunu secde hâlinde geçirdiğini haber verdiler. Harun: &#8220;Vallahi Musa b. Cafer onu büyülemiştir.&#8221; dedi.</p>



<p>   Sonra cariyeyi çağırıp durumu ondan sordu. Cariyenin ağzından İmam&#8217;ı (a.s) öven sözlerden başka bir şey çıkmadı. Harun, görevlisine cariyeyi kendi yanında tutmasını ve bu olaydan kimseye bir şey söylememesini istedi. Cariye, İmam&#8217;ın (a.s) şehadetinden bir kaç gün önce ölünceye kadar sürekli ibadet hâlindeydi. (Menakıb, İbn Şehraşub, Kum baskısı, c.4, s.297, biz özetle naklettik.)</p>



<p>***</p>



<p>İmam (a.s) şu duayı çok okuyordu:</p>



<p>Allahumme innî es&#8217;eluke&#8217;r-rahete inde&#8217;l-mevt ve&#8217;l-afve inde&#8217;l-hisab.</p>



<p>Allah&#8217;ım! Ben ölüm anından senden rahatlık ve hesap anında ise bağışlanma diliyorum. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.277)</p>



<p>***</p>



<p>Çok güzel Kur&#8217;ân okurdu; sesini duyan herkes ağlardı; Medine halkı ona &#8220;Zeynu&#8217;l-Muteheccidin&#8221; (teheccüd edenlerin/geceyi ibadetle geçirenlerin ziyneti) lakabını vermişlerdi. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.279)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) Hilmi, Affediciliği ve Sabrı</h2>



<p>İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) eşsiz hilmi, sabrı ve affı başkaları için bir örnektir.</p>



<p>   İmam&#8217;ın isminden sonra &#8220;Kâzım&#8221; lakabının yer alması, onun bu özelliğini göstermekte, öfkesini yenip af ve sabrını ortaya koymaktadır.</p>



<p>   Abbasîler, İslâm ülkesinin dört bir yanında baskılar kurarak halkın malını beytülmal diye alıyorlar, zevk-u sefa sürüyorlar ve onları har vurup harman savuruyorlardı. Bundan dolayı halkın genelinde fakirlik vardı ve her tarafı yoksulluk kaplamıştı. Halkın çoğunun kültür seviyesinin düşük olması, Abbasîlerin Alevî karşıtı propagandalarının revaçta olmasına ve saf insanların zihnini bulandırmasına yetiyordu. Bazıları cehaletleri yüzünden İmam&#8217;a (a.s) öfkeleniyordu. İmam, güzel ahlâkıyla onları teselli ediyor, edep ve metanetiyle de onları eğitiyordu.</p>



<p>   Medine&#8217;de yaşayan ikinci Halife&#8217;nin çocuklarından biri İmam&#8217;a (a.s) eziyet ediyor ve bazen İmam&#8217;ı (a.s) gördüğünde çirkin sözler söyleyip hakarette bulunuyordu.</p>



<p>   İmam&#8217;ın (a.s) yarenlerinden bazıları da onu ortadan kaldırmayı öneriyorlar, fakat İmam (a.s) sert bir şekilde onları bu işten alıkoyuyordu.</p>



<p>   Bir gün İmam (a.s) onu Medine dışındaki tarlasının yerini sordu. Sonra bir merkebe binerek oraya gitti. Adamın tarlada olduğunu görünce, merkebiyle birlikte tarlaya girdi. Adam bunu görünce: &#8220;Ekinlerimi ezme!&#8221; diye bağırmaya başladı. Fakat İmam (a.s) onun bağırmasını önemsemeyerek  bineğinin üzerinde onun yanına gitti. (Bu iş o adamı yola getirmek için yapıldığından, İmam&#8217;a (a.s) göre caiz ve hatta yapılması gerekli bir şeydi.) Adamın yanına varınca, merkebinden inerek güler yüzle ve saygılı bir şekilde ona şöyle sordu:</p>



<p>&#8211; Bu tarla için ne kadar harcadın?</p>



<p>Adam:</p>



<p>&#8211; yüz dinar.</p>



<p>İmam (a.s):</p>



<p>&#8211; Ne kadar kâr edeceğini sanıyorsun?</p>



<p>Adam:</p>



<p>&#8211; Gaybı bilmem ben.</p>



<p>İmam (a.s):</p>



<p>&#8211; Ne kadar kazanmayı umuyorsun, dedim.</p>



<p>Adam:</p>



<p>&#8211; İki yüz dinar.</p>



<p>İmam (a.s) ona üç yüz dinar verdi ve şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8211; Ziraatın de senin olsun; Allah umduğun şeye ulaştıracaktır seni.</p>



<p>Adam yerinden kalkarak İmam&#8217;ın (a.s) başını öpüp kendisinin kusurunu ve yaptığı hakaretleri affetmesini istedi. İmam (a.s) tebessüm ederek geri döndü.</p>



<p>Ertesi gün, adam mescitte oturduğu sırada İmam (a.s) içeri girdi.</p>



<p>   Adam İmam&#8217;ı (a.s) görür görmez şöyle dedi:</p>



<p>&#8211; Allah risaletini kime vereceğini daha iyi bilir. (İmam Musa b. Cafer&#8217;in gerçekten İmamete lâyık olduğuna işaret etmek istiyordu.) </p>



<p>Bunun üzerine arkadaşları hayretle:</p>



<p>&#8211; Olay nedir; daha önce onun hakkında kötü şeyler söylüyordun? dediler.</p>



<p>Adam yine İmam&#8217;ın (a.s) hakkında dua edince, arkadaşları onunla kavga etmeye başladılar.</p>



<p>Bunun üzerine İmam (a.s), daha önce o adamı öldürmeyi düşünen yarenlerine şöyle buyurdu:</p>



<p>    Hangisi daha güzel; sizin yapmak istediğiniz mi, yoksa benim davranışımla onu yola getirmem mi? (Tarih-i Bağdad, c.13, s.28; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.278)</p>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Kâzım&#8217;ın (a.s) Cömertliği </h3>



<p>İmam Musa Kâzım (a.s) dünyaya hedef olarak bakmıyordu. Bir mal elde edecek olsaydı, onunla bir hizmette bulunup perişan bir kişiyi yatıştırmak, bir açı doyurmak, bir çıplağı giydirmek isterdi.</p>



<p>   Muhammed b. Abdullah el-Bekrî şöyle diyor:</p>



<p>    Malî bakımdan çok kötü bir duruma düşmüştüm. Bir miktar borç para bulmak için Medine&#8217;ye girdim. Fakat hangi kapıyı çaldıysam, borç para bulamadım. Çok yorulmuştum. İçimden Ebu&#8217;l-Hasan Musa b. Cafer&#8217;in (a.s) huzuruna gidip durumumu ona anlatayım, dedim. Sora sora İmam&#8217;ın Medine etrafındaki köylerin birinde, bir tarlada çalışırken buldum. İmam (a.s) beni ağırlamak için yanıma gelip benimle yemek yedi.</p>



<p>  Yemekten sonra: &#8220;Benimle bir işin mi vardı?&#8221; diye sordu. Ben durumu anlattım kendisine. İmam (a.s) yerinden kalkarak tarlanın bir köşesindeki bir odaya gitti; bir süre sonra üç yüz dinar altın getirip bana verdi. Ben isteğime ulaştıktan sonra merkebime binerek geri döndüm. (Tarih-i Bağdad, c.13, s.28) </p>



<p>Yaşı doksanı bulan İsa b. Muhammed şöyle diyor:</p>



<p>   Bir yıl kavun, salata ve kabak ekmiştim. Toplama zamanı yaklaşınca, çekirgeler bütün mahsulümü yok etti ve ben bu nedenle yüz yirmi dinar zarar ettim. O günlerde Hz. İmam Musa Kâzım -a.s- sanki bütün Şiîlerin tek tek durumunu gözetiyormuş gibi benim yanıma geldi. Selâm vererek durumumu sordu; Ben: &#8220;Siz bereketli bir kişisiniz; tarlama gelip dua edin.&#8221; dedim. İmam (a.s) gelerek dua etti ve sonra şöyle buyurdu: </p>



<p>   Resulullah&#8217;tan şöyle rivayet edilir: &#8220;Zarara uğrayan mal ve mülkünüzden geriye kalana yapışın.&#8221;</p>



<p>  Ben o tarlayı suladım ve Allah Teala öyle bir bereket verdi ve öyle bir mahsul verdi ki, onları on bine sattım. (Tarih-i Bağdad, c.13, s.29)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Kâzım&#8217;ın İmametinin İncelenmesi</h2>



<p>İmamlarımız, İmam&#8217;ı; ilmî, dinî ve siyasî mercii insanlara tanıtırken, bunu siyasî bakımdan istismar etmek isteyenlerin bir dayanakları olmasın diye ve yine gerçek Şiîlerin hakiki imam ve önderi tanımaları için her zaman kendilerinden sonraki İmamın ismini apaçık bir şekilde söylerlerdi.</p>



<p>İşte bu nedenle İmam Musa Kâzım (a.s) hakkında da, saygıdeğer babası açıklama yapmış, Abbasîlerin zulüm ve baskı temelleri üzerine kurulan hükümetinin nefes aldırmaz baskılarına rağmen birçok yerde kendisinden sonra İmam Musa Kâzım&#8217;ın İmam olduğunu apaçık beyan etmiştir. Bu sözlerden birkaçını örnek olarak aşağıya alıyoruz:</p>



<p>   1- Ali b. Cafer (a.s) şöyle diyor: Babam İmam Cafer Sadık (a.s), özel ashabından bir gruba şöyle dedi:</p>



<p>Oğlum Musa hakkındaki tavsiyemi kabul edin; çünkü o, bütün çocuklarımdan ve benden geri kalan herkesten üstündür. O benden sonra halife ve Allah&#8217;ın bütün kullarına hücceti olacaktır. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Verra, Tabersî, s.291, İlmiyye İslamiyye baskısı; İsbatu&#8217;l-Hudat, c.5, s.486) </p>



<p>2- Ömer b. Eban şöyle diyor: İmam Cafer Sadık (a.s), kendisinden sonraki imamları andı. Ben oğlu İsmail&#8217;in ismini zikrettim. Fakat İmam Şöyle buyurdu:</p>



<p>   Hayır! Vallahi bu iş bizim elimizde değil; Allah&#8217;ın yetkisindedir. (Besairu&#8217;d-Derecat, s.471, yeni baskı; İsbatu&#8217;l-Hudat, c.5, s.484)</p>



<p>3- İmam Cafed Sadık&#8217;ın (a.s) en seçkin öğrencilerinden biri olan Zürare şöyle diyor: İmam&#8217;ın (a.s) huzuruna çıktım; o sırada sağ tarafında evlatlarının efendisi Musa&#8217;nın (a.s) ve karşısında ise bir cenazenin olduğunu -oğlu İsmail&#8217;in cenazesi- gördüm. &#8220;İmam (a.s) bana: &#8220;Ey Zürare! Git Davud Rıkkî, Hamran ve Ebu Basir&#8217;i buraya getir.&#8221; Buyurdu.</p>



<p>   Ben gidip onları getirdim. Başkaları da gelince otuz kişi olduk ve oda ağzına kadar doldu.</p>



<p>   İmam (a.s) Davud Rıkkiî&#8217;ye: &#8220;Cenazenin üzerindeki bez parçasını aç.&#8221; Buyurdu. Davud İmam&#8217;ın (a.s) emrini yerine getirdi. Daha sonra İmam (a.s) şöyle buyurdu: </p>



<p>  &#8220;Ey Davud! Bak bakalım İsmail ölü mü, diri mi?&#8221; </p>



<p>Davud: &#8220;Ölmüştür efendim.&#8221; Dedi.</p>



<p>İmam (a.s) oradaki herkese cenazeyi gmsterdi ve herkes İsmail&#8217;in öldüğüne tanıklık etti.</p>



<p>Daha sonra şöyle buyurdu: &#8220;Allah şahit olsun (ki halkın yanılmaması için bu kadar çaba gösterdim).&#8221; Sonra İmam&#8217;ın (a.s) emri üzerine cenazeyi yıkayıp kâfur sürerek kefenlediler. Kefenledikten sonra yine Mufaddal&#8217;a: &#8220;Onun yüzünü aç.&#8221; Buyurdu.</p>



<p>Mufaddal İmam&#8217;ın (a.s) emrini yerine getirince: &#8220;Diri midir, yoksa ölmüş mü?&#8221; Diye sordu. Mufaddal: &#8220;Ölmüş.&#8221; Dedi. Yine ordaki herkesten aynı soruyu sordu; onlar da aynı cevabı verdiler. İmam (a.s) tekrar buyurdu: </p>



<p>   Allah&#8217;ım! Sen şahit ol; fakat buna rağmen yine Allah&#8217;ın nurunu söndürmek isteyen bir grup İsmail&#8217;in İmam okduğunu söz konusu edecek.</p>



<p>Sonra oğlu Musa&#8217;ya işaret ederek şöyle buyurdu: </p>



<p>Bir grup istemese de, Allah kendi nurunu teyit edecektir. </p>



<p>İsmail&#8217;i defnettikten sonra İmam (a.s) oradakilerden: &#8220;Burada defnedilen kimdi?&#8221; Diye sordu. Onlarda: &#8220;İsmail&#8217;di.&#8221; Dediler. İmam (a.s) tekrar: &#8220;Allah&#8217;ım! Sen şahit ol.&#8221; Buyurdu. Sonra oğlu Musa&#8217;nın elinden tutarak şöyle buyurdu:</p>



<p>Allah yeryüzünü ve ondaki varlıkları teslim almaya (kıyamete) kadar bu oğlum hak üzeredir, hak da onunladır, hak ondadır. (Gaybet-i Numanî, taş baskısı, s.179; Biharu&#8217;l-Envar, c.48 s.21)</p>



<p>4- Mansur b. Hazim şöyle diyor: </p>



<p>   İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s): &#8220;Anam-babam size feda olsun; her gün canlar ölmümle karşılaşmaktadır. Eğer sizin başınıza da böyle bir şey gelecek olsa, İmamımız kim olacak?&#8221; Diye sordum. İmam (a.s), elini oğlu Ebu&#8217;l-Hasan Musa&#8217;nın sağ omzuna koyarak: &#8220;Bana bir şey olacak olursa, bu oğlum sizin İmamınız olacaktır.&#8221; Buyurdu. İmam o zaman beş yaşındaydı ve İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) diğer oğlu Abdullah da -ki daha sonra bazıları onun İmamlığına inandılar- o mecliste bizimle birlikteydi.</p>



<p>5- Şeyh Mufid (r.a) şöyle diyor:</p>



<p> Mufaddal b. Ömer, Muaz b. Kesir, Abdurrahman b. Haccac, Feyz b. Muhtar, Yakub b. Sirac, Süleyman b. Halid ve Savfan el-Cemmal gibi İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) yarenlerinin ileri gelenlerinden bir grup ve uzamasın diye isimlerini saymadığımız diğerleri, İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) İmam Cafer Sadık&#8217;tan (a.s) sonra İmamet makamına geçmesi konusunu gündeme getirmişlerdi ve yine bu mevzu, fazilet ve takvalarında şüphe olmayan İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) kardeşlerinden İshak ve Ali&#8217;den de rivayet edilmiştir. (El-İrşad, Şeyh Mufid, s.270)</p>



<p>Bütün bu açıklama ve vurgularla Şia ve İmam Cafer Sadık&#8217;la (a.s), irtibat içerisinde olan kimseler, babası hayattayken ölen İsmail&#8217;in veya ismi Muhammed olan İsmail&#8217;in oğlunun ya da diğer oğlu Abdullah&#8217;ın değil, oğlu Ebu&#8217;l-Hasan Musa b. Cafer el-Kâzım&#8217;ın (a.s) İmam olduğunda şüphe etmemişlerdir. Bütün bunlara rağmen, İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) şehadetinden sonra bir grup, oğlu İsmail&#8217;in veya İsmail&#8217;in oğlunun veya Abdullah&#8217;ın İmam olduğuna inanarak kendileri için tayin edilen apaçık yoldan saptılar.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın Öğrencileri ve İmam&#8217;dan Eğitim Alanlar</h2>



<p>İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) ilim ve davranışları Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) ve tertemiz babalarının ilim ve amelinin yansımasıydı. Bütün ilim ve kemal susamışları, onun mektebinin kaynağından sususuzluklarını gideriyorlardı. İnsanları öyle yetiştiriyordu ki, onun mektebinden ders alanlar çok kısa bir zamanda ilim ve amelde çok yüce bir makama ulaşabiliyorlardı.</p>



<p>   Yaklaşık yirmi yaşındayken değerli babası şehadet makamına ulaştı. Babasının öğrencileri ve mektebinde eğitilenlerin çoğu ona yönelerek yaklaşık otuz yıldan fazla kendisinden istifade ettiler. (İmam Cafer Sadık (a.s) hicrî kamerî 148 yılında ve İmam Kâzım (a.s) ise183 yılında şehadete ulaşmıştır. Şimdi bu mektepte eğitim alanlardan bazılarının kısaca hayatlarına değinelim:</p>



<h3 class="wp-block-heading">İbn Ebu Umeyr</h3>



<p>İbn Ebu Umeyr, hicrî 217 yılında vefat etmiş, üç İmamı (İmam Kâzım, İmam Rıza ve İmam Cevad) görmüştür. Döneminin meşhur âlimlerinden ve Ehlibeyt İmamları&#8217;nın yarenlerindendi. Ondan, çeşitli konularda çok sayıda rivayet ulaşmıştır elimize. Onun yüce makamı Şiîlerin ve Sünnîlerin dillerinden düşmez olmuştu. Her iki kesim arasında güven duyulan bir kişi olmuştu. Ehlisünnet ulemasından olan Cahiz onun hakkında şöyle yazıyor:</p>



<p>    İbn Ebu Umeyr her konuda döneminde tekti. (Muntaha&#8217;l-Makal, s.254, taş baskısı)</p>



<p>Fazl b. Şazan şöyle diyor:</p>



<p>   bazı kişiler, hâkim sisteme İbn Ebu Umeyr&#8217;in bütün Irak Şiîlerinin ismini vermesini istedi. Fakat o isimleri vermedi. Bunun üzerine elbisesini çıkararak iki hurma ağacı arasına asıp yüz kırbaç vurdular. Ayrıca ona yüz bin dirhem malî zarar da verdiler. (Rical-i Keşşî, s.591) </p>



<p>İbn Bukeyr şöyle diyor:</p>



<p>   İbn Umeyr&#8217;i zindana attılar; zindanda birçok eziyetler çekti ve bütün serveti elinden alındı. (Rical-i Keşşî, s.590) Zindana atılıp eziyetler gördüğü sıralarda onun yazdığı hadis kitapları da yok oldu.</p>



<p>Şeyh Mufid şöyle yazıyor:</p>



<p>   İbn Ebu Umeyr on yedi yıl zindana atıldı ve bütün mallarını kaybetti. Adamın biri ona on bin dirhem borçluydu. İbn. Ebu Umeyr&#8217;in servetini kaybettiğini duyunca, evini satarak onun parasını hazırlayıp getirdi.</p>



<p>  İbn Ebî Umeyr: &#8220;Bu parayı nereden aldın? Bir miras mı ulaştı sana yoksa bir hazine mi buldun?&#8221; diye sordu.</p>



<p>  Adam: &#8220;Evimi sattım!&#8221; dedi.</p>



<p>İbn Ebî Umeyr: &#8220;İmam Cafer Sadık (a.s) bana: &#8216;Kişinin içinde oturduğu, dolayısıyla temel ihtiyacı olan ev, borçtan müstesnadır.&#8217; buyurdu. Bu yüzden, bu paraların bir dirhemine bile ihtiyacım olmasına rağmen kabul edemem.&#8221; dedi (el-ihtisas, Şeyh Mufid, Tahran basımı, s.86) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Savfan b. Mihran</h3>



<p>Savfan b. Mihran, ulemanın ileri gelenlerinin rivayetlerine önem verdikleri güvenilir ve temiz kişilerdendir. Ahlâk ve davranışlarında öyle bir makama ulaştı ki, İmam (a.s) tarafından teyit edildi.</p>



<p>   Daha önce de değindiğimiz gibi, İmam&#8217;dan, zalimlere yardım edilmemesi ve onlara her türlü yardımdan sakınılması gerektiğini duyunca, Harun&#8217;a kiraya vermiş olduğu develeri, bu vesileyle zalime yardım etmiş olmamak için sattı. (Rical-i Keşşî, s.440 441)</p>



<p>Savfan b. Yahya</p>



<p>Savfan b. Yahya, İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) ashabının ileri gelenlerindendi. Şeyh Tusî, onun hakkında şöyle yazıyor: </p>



<p>Savfan, muhaddislerin yanında dönemin en güvenilir ve en takvalı insanı sayılıyordu. (el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.109, 1380 Necef baskısı)</p>



<p>Savfan, İmam Rıza&#8217;yı (a.s) da görmüş ve İmam&#8217;ın yanında yüce bir makam ve mevki edinmiş, (el-Fihrist, Neccaşî, s.148, Tahran baskısı) İmam Cevad (a.s) da onu överek: &#8220;Allah ondan razı olsun; hiçbir zaman ben ve babama muhalefet etmedi.&#8221; diye buyurmuştur. (Rical-i Keşşî, s.502) </p>



<p>İmam Musa Kâzım (a.s) şöyle buyuruyor:</p>



<p>Çobansız bir sürüye saldıran ki yırtıcı kurdun verdiği zarar, makam sevgisinin Müslümana verdiği zarardan daha fazla değildir. Fakat bu Savfan, dünya ve makama düşkün değildir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Ali b. Yaktin</h3>



<p>Ali b. Yaktin, hicrî kamerî 124  yılında Kûfe&#8217;de dünyaya gelmiştir. (el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.117) Şiî olan babası, İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) kendi malından gönderiyordu. Mervan onu takip altına alınca kaçmak zorunda kaldı. Bunun peşinden eşi ile Ali ve Abdullah ismindeki iki oğlu Medine&#8217;ye gittiler. Emevî saltanatı yıkılıp Abbasî hükümetinin kurulması üzerine Yaktin ortaya çıkıp eşi ve iki oğluyla birlikte Kûfe&#8217;ye geri döndü. (el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.117) </p>



<p>    Ali b. Yaktin, Abbasîlerle yakın bir bağlantı kurdu ve Abbasî hükümetinin bazı önemli makamlarını ele geçirdi. O dönemde Şiîlerin sığınağı ve yardımcısı olup onların sıkıntılarını gideriyordu.</p>



<p>  Harun Reşid, Ali b. Yaktin&#8217;i kendisine vezir seçince, Ali b. Yaktin, onların işlerine iştirak etme konusunda İmam Kâzım&#8217;ın (a.s) görüşünü sordu.</p>



<p>İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p>    Bir şey yapmaya mecbur kalırsan, yakınlarımızın mallarından sakın. </p>



<p>Ravi diyor ki: &#8220;Ali b. Yaktin bana: &#8216;Görünüşte malları Şiîlerden alıyordum, fakat daha sonra gizlice onları iade diyorum.&#8217; dedi.&#8221; (Usul-u Kâfî, s.110)</p>



<p>Bir defasında İmam Musa Kâzım&#8217;a (a.s) şöyle yazdı:</p>



<p>&#8220;Sultanın işlerine tahammülüm kalmadı; Allah beni size feda etsin, müsaade ederseniz bu işten çekilmek istiyorum.&#8221;</p>



<p>İmam (a.s), ona şöyle cevap yazdı:</p>



<p>   İşinden çekilmene izin vermiyorum; Allah&#8217;tan kork! (Kurbu&#8217;l-Esnad, s.126, taş baskısı)</p>



<p>Ve yine bir defasında ona şöyle buyurdu:</p>



<p>Bir şeyi taahhüt edersen, ben de senin için üç şeyi taahhüt ederim. Benim taahhüt edeceğim üç şey şunlardır: Kılıçla öldürülmeyecek, fakirlik görmeyecek ve zindana düşmeyeceksin.</p>



<p>Ali b. Yaktin: &#8220;Benim taahhüt edeceğim şey nedir?&#8221; diye sorunca, İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p>Bizim dostlarımızdan birisi sana gelirse, ona ikramda bulunmanı istiyorum. (Rical-i Keşşî, s.433) </p>



<p>Abdullah b. Yahya el-Kahilî şöyle diyor:</p>



<p>   Bir gün İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) huzurundaydım. O sırada Ali b. Yaktin İmam&#8217;a (a.s) doğru geliyordu. İmam (a.s) yarenlerine şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8220;Kim Resulullah&#8217;ın (s.a.a) ashabından birini görmek istiyorsa, bize doğru gelen şu adama doğru baksın!&#8221;</p>



<p>Oradakilerden biri: &#8220;Öyleyse o cennetliktir, değil mi?&#8221; diye sordu.</p>



<p>İmam (a.s): &#8220;Ben onun cennetlik olduğuna tanıklık ediyorum.&#8221; buyurdu. (Rical-i Keşşî, s.431) </p>



<p>Ali b. Yaktin İmam&#8217;ın (a.s) emirlerini yerine getirme konusunda hiçbir şekilde kusur etmiyor, gevşek davranmıyordu. İmam neyi emretseydi, hikmetini bilmese bile hemen yerine getirirdi.</p>



<p>   Bir defasında Harun Reşid, Ali b. Yaktin&#8217;e hediye olarak bazı giysiler verdi. Onların arasında göz alıcı, pahalı bir cüppe vardı. Ali b. Yaktin o elbiselerle cüppeyi başka mallar da ekleyerek İmam Musa Kâzım&#8217;a (a.s) gönderdi. İmam (a.s) o cüppe dışında bütün malları kabul etti ve Ali b. Yaktin&#8217;e: &#8220;Yakında bu cüppeye ihtiyacın olacak, onu kendi yanında sakla ve kimseye verme.&#8221; diye yazdı.</p>



<p>   Ali b. Yaktin, İmam&#8217;ın (a.s) o elbiseyi neden geri gönderdiğini anlayamadı. Fakat buna rağmen onu sakladı. Birkaç gün sonra Ali b. Yaktin kendisiyle içli-dışlı olan bir kölesine öfkelenerek onu dışarı attı. Ali b. Yaktin&#8217;in İmam Musa Kâzım&#8217;a (a.s) karşı sevgi beslediğini ve İmam&#8217;a (a.s) elbise gönderdiğini bilen köle, Harun&#8217;un yanına giderek bildiklerini anlattı. Harun öfkelenerek: &#8220;Bu konuyu araştıracağım; dediğin gibi olursa, onu öldüreceğim.&#8221; dedi. Derhal Ali b. Yaktin&#8217;i çağırtıp: &#8220;Sana verdiğim şu cüppe nerededir?&#8221; diye sordu. </p>



<p>   Ali b. Yaktin: &#8220;Ona koku sürüp özel bir yerde sakladım.&#8221; dedi</p>



<p>   Harun: &#8220;Hemen onu buraya getir!&#8221; dedi. </p>



<p>Ali b. Yaktin hizmetçilerinden birinin göndererek elbiseyi getirtip Harun&#8217;un önüne koydu. Harun elbiseyi görünce, yatıştı ve Ali b. Yaktin&#8217;e: &#8220;Elbiseyi götür yerine bırak; kendin de selametle geri dön;bundan böyle senin hakkında hiç kimsenin çekiştirmesini kabul etmeyeceğim.&#8221; dedi ve sonra o köleye bin kırbaç vurmalarını emretti. köle beş yüz kırbaç yedikten sonra can verdi. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.275)</p>



<p>Ali b. Yaktin, hicrî kamerî 182 yılında, İmam Musa b. Cafer (a.s) zindandayken vefat etti. (Rical-i Keşşî, s.430) Onun kaleme aldığı bazı kitapları vardı. Şeyh Mufid ve Şeyh Saduk onlardan bazılarının isimlerini kaydetmişlerdir. (el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.117) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Müminu&#8217;t-Tak (Müminu&#8217;t-Tak&#8217;ın dükkanı, Kûfe&#8217;de bir tavanın altında yer aldığı için ona bu isim verilmiştir.)</h3>



<p>   Künyesi Ebu Cafer olan Muhammed b. Ali b. Nu&#8217;man&#8217;ın lakabı Müminu&#8217;t-Tak&#8217;tır. İmam Cafer Sadık ve İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) yanında yüce bir makama sahipti. İmam onu ashabının ileri gelenleri arasında saymıştır. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.135, 239 ve 240) </p>



<p>    Müminu&#8217;t-Tak, hangi bir muhalifle tartışsaydı, ona galip gelirdi.</p>



<p>   imam Cafer Sadık (a.s) ilmî gücü ve istidadı olmayan bazı yarenlerini kelamî tartışmalara girmekten alıkoyarken, Müminu&#8217;t-Tak&#8217;ın bu tartışmalara girmesini tavsiye ediyordu.</p>



<p>   İmam Cafer Sadık (a.s) onun hakkında Halid&#8217;e şöyle buyurmuştur:</p>



<p>     Tak sahibi, halkla tartışır ve bir doğan gibi avın üzerine iner. Oysa senin kanatlarını yolacak olurlarsa, kesinlikle uçamazsın. (Rical-i Keşşî, s.186) </p>



<p>İmam Cafer Sadık (a.s) şehadet mertebesine ulaşınca, Ebu Hanife, kinayeli bir üslupla Müminu&#8217;t-Tak&#8217;a: &#8220;İmam&#8217;ın öldü!&#8221; dedi. Mümiu&#8217;t-Tak bu söze karşı hemen: &#8220;Fakat senin imamına zamanın belli olan gününe kadar mühlet verilmiştir.&#8221; dedi (Rical-i Keşşî, s.187) Yani senin imamın Allah Teala&#8217;nın Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de hakkında: &#8220;Haydi, dedi, sen ertelenmişlerdensin! o bilinen vaktin gününe kadar!&#8221; (Hicr Suresi, 38) buyurduğu şeytandır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Hişam b. Hakem</h3>



<p>Hişam b. Hakem tartışma, münazara ve kelam ilminde bir dahiydi. Bu konuda diğerlerinden üstündü. İbn Nedim şöyle yazıyor: </p>



<p>    Hişam, Şiî mütekellimlerinden olup imamet hakkında tartışmayı tüm detay ve incelikleriyle ortaya koyan bir kişiydi. O, kelam ilminde uzman ve hazır cevap biriydi. (el-Fihrist, İbn Nedim, s.263, Mısır baskısı)</p>



<p>Hişam çok sayıda kitap yazmış, çeşitli din ve mezheplerin önderleriyle ilginç tartışmalar yapmıştır.</p>



<p>  Yahya b. Halid el-Bermekî, Harun Reşid&#8217;in huzurunda Hişam&#8217;a:</p>



<p>&#8211; Hakkın iki zıt kutupta olması mümkün müdür? diye sordu.</p>



<p>Hişam: </p>



<p>&#8211; Hayır, dedi.</p>



<p>Yahya:</p>



<p>&#8211; iki kişi bir konuda ihtilaf edince ikisi de hak üzere veya ikisi de batıl ya da biri hak diğeri batıl değil midir? dedi.</p>



<p>Hişam dedi ki:</p>



<p>&#8211; Evet, bu konuda ancak bu üç şık düşünülebilir; fakat birinci şık imkânsızdır; çünkü her ikisinin de hak üzere olması imkânsızdır.</p>



<p>Bunun üzerine Yahya şöyle sordu:</p>



<p>&#8211; bir din hükmünde ihtilafa düşen kişilerden her ikisinin de hak üzere olması imkânsızsa, o hâlde Resulullah&#8217;ın (s.a.a) mirası üzerinde ihtilafa düşerek Ebubekir&#8217;in yanına giden Ali ve Abbas&#8217;tan hangisi hak üzereydi?</p>



<p>Hişam:</p>



<p>&#8211; Bu konuda hiçbirisi hatalı değildir, dedi. Onların bu kıssasının Kur&#8217;ân&#8217;da da örneği vardır. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de Hz. Davud&#8217;un kıssasında iki meleğin tartışarak Davud&#8217;un (a.s) yanına gelip ondan aralarındaki ihtilafı halletmesini istediler. Acaba bu iki melekten hangisi hak üzereydi?</p>



<p>Yahya dedi ki:</p>



<p>&#8211; İkisi de hak üzereydiler; aralarında bir ihtilaf yoktu. Onların ihtilafları şeklîydi ve bu hareketle Hz. Davud&#8217;un dikkatini bir şeye çekmek istiyorlardı. (Hz. Davud&#8217;la (a.s) iki meleğin kıssası Sâd Suresi, 21 ve 26. ayetlerde zikredilmiştir. Bunun açıklamasını tefsir kitaplarında bulabilirsiniz.) </p>



<p>Hişam:</p>



<p>&#8211; Ali&#8217;yle (a.s) Abbas&#8217;ın ihtilafı da böyleydi; dedi. Onların arasında bir ihtilaf yoktu. Onlar sadece Ebubekir&#8217;e yaptığı hatayı bildirmek için böyle yaptılar. Onlar böylece Ebubekir&#8217;e: &#8220;Kimse Peygamberin mirasçısı olamaz.&#8221; sözünün doğru olmadığını ve kendilerinin Peygamberden miras aldıklarını anlatmaya çalıştılar.</p>



<p>Yahya şaşırarak cevap veremedi. Bunun üzerine Harun Reşid, Hişam&#8217;ı övdü. (el-Fusulu&#8217;l-Muhtare, Seyyid Murtaza, s.26, Necef baskısı, (özetle) </p>



<p>Yunus b. Yakub şöyle diyor:</p>



<p>Aralarında Hamran b. A&#8217;yen, Müminu&#8217;t-Tak, Hişam b. Salim, Tayyar ve Hişam b. Hakem de bulunan İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s)  ashabından bir grup İmam&#8217;ın (a.s) yanında olduğu bir sırada İmam genç yaştaki Hişam&#8217;a: &#8220;Amr b. Ubeyd&#8217;e ne yaptığını ve ona neler sorduğunu anlatmak istemez misin?&#8221; buyurdu. </p>



<p>Hişam: &#8220;Sizden utanıyorum; sizin huzurunuzda konuşamıyorum!&#8221; dedi.</p>



<p>İmam (a.s): &#8220;Size emrettiğimiz zaman emrimizi yerine getirin.&#8221; buyurdu!</p>



<p>Bunun üzerine Hişam şöyle dedi:</p>



<p>Amr b. Ubeyd&#8217;in, Basra mescidinde oturup halka konuşma yaptığını duymuştum. Bu konu bana ağır geldi. Cuma günü Basra&#8217;ya gidip mescide girdiğimde Amr b. Ubeyd&#8217;in mescitte oturduğunu ve halkında etrafını sarıp ondan bazı konuları sorduklarını gördüm. Kalabalığı yarıp onun yanına oturduktan sonra: &#8220;Ey bilgili kişi! Ben yabancı bir adamım. Müsaade ederseniz bir soru sormak istiyorum!&#8221; dedim.</p>



<p>Amr izin verince ben:</p>



<p>&#8211; Acaba senin gözün var mı? diye sordum.</p>



<p>Amr:</p>



<p>&#8211; Ey çocuğum! bu ne biçim bir soru? dedi.</p>



<p>&#8211; Ben böyle soracağım dedim.</p>



<p>Amr:</p>



<p>&#8211; Her ne kadar aptalca bir soruysa da, olsun, yine de sor, dedi.</p>



<p>Ben yine sordum:</p>



<p>&#8211; Gözün var mı?</p>



<p>&#8211; Evet.</p>



<p>&#8211; Onunla neyi görüyorsun?</p>



<p>&#8211; Renkleri ve şekilleri.</p>



<p>&#8211; Burnun var mı?</p>



<p>&#8211; Evet.</p>



<p>&#8211; Onunla ne yapıyorsun?</p>



<p>&#8211; Kokuları alıyorum.</p>



<p>&#8211; Ağzın var mı?</p>



<p>&#8211; Evet.</p>



<p>&#8211; Onunla ne yapıyorsun?</p>



<p>&#8211; Yemekleri tadıyorum.</p>



<p>&#8211; Peki, beynin var mı?</p>



<p>&#8211; Evet, var.</p>



<p>-Peki, onunla ne yapıyorsun?</p>



<p>&#8211; Onunla uzuvlarıma gelen her şeyi teşhis ve ayırt ediyorum.</p>



<p>&#8211; Bu uzuvların, senin bu duyu merkezine olan ihtiyacını gidermiyor mu?</p>



<p>&#8211; Hayır!</p>



<p>&#8211; Nasıl olur bu? Hâlbuki senin bütün uzuvların sapasağlamdır!</p>



<p>&#8211; Bu uzuvlarım, bir şeyde şüphe ettiği zaman şüpheyi giderip yakin edinmek için beyin ve duyu merkezine müracaat ederler.</p>



<p>&#8211; O hâlde Allah Teala beyin ve duyu merkezini bu uzuvların şüphelerini gidermek için yaratmıştır, değil mi?</p>



<p>&#8211; Evet.</p>



<p>&#8211; Öyleyse kesinlikle beyin ve duyu merkezine ihtiyacımız var, değil mi?</p>



<p>&#8211; Evet.</p>



<p>&#8211; Allah Teala senin uzuvlarında doğruyla yanlışı ayırt edecek bir imam koymuşken, Bütün bu insanları ihtilaf ve şüphe anında kendisine müracaat edecekleri bir İmam olmadan kendi hâllerine mi bırakmıştır?!!</p>



<p>Amr b. Ubeyd sustu ve bir şey söylemedi. Sonra bana dönerek:</p>



<p>-Nerelisin? dedi. </p>



<p>&#8211; Kûfeliyim, dedim.</p>



<p>&#8211; Öyleyse sen Hişam&#8217;sın, dedi.</p>



<p>Sonra beni alıp kendi yerine oturttu ve ben kalkıncaya kadar da bir şey söylemedi.</p>



<p>İmam Cafer Sadık (a.s) tebessüm ederek: &#8220;Bu istidlali sana kim öğretti?&#8221; diye sordu.</p>



<p>Hişam: &#8220;Ey Resulullah&#8217;ın (s.a.a) torunu!&#8221; dedi, &#8220;Kendiliğinden dilime aktı.&#8221;</p>



<p>Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p>Ey Hişam! Allah&#8217;a andolsun ki, bu istidlal İbrahim ve Musa&#8217;nın Suhufu&#8217;nda yazılmıştır. (Rical-i Keşşî, s.271 273; Usul-i Usul-u Kâfî, c.1, s.196, biraz farkla; Murucu&#8217;z-Zeheb, Mesudî, içeriğe zarar vermeyecek fazla bir farkla. &#8216;Bir şükran ifadesi olarak şunu da belirtelim ki, bu yazının hazırlanıp düzenlenmesinde Merhum Kâzım Kureyşî&#8217;nin Hayatu&#8217;l-İmami&#8217;l-Kâzım adlı eseri esas alınmıştır&#8217;)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Kâzım&#8217;ın(a.s) Şehadeti</h2>



<p>İmam Musa Kâzım (a.s), hicrî kamerî 183 yılı recep ayının beşinde, Bağdat&#8217;ta, Sindi b. Şahik&#8217;in zindanına zehirlenip şehadete ulaştı.</p>



<p>   İmam Musa&#8217;nın (a.s) pak kabri, Bağdat&#8217;ın &#8220;Kureyş kabirleri&#8221; bölgesinde (şimdiki Kazimeyn) bulunmaktadır. Hâlihazırda Şiî ve Ehlisünnet Müslümanlar bu türbeyi ziyaret etmektedirler.</p>



<p>   Hatib, &#8220;Tarih-u Bağdad&#8221; adlı eserinde Ali b. Hallal&#8217;dan şöyle nakletmektedir:</p>



<p>   Allah şimdiye kadar, İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) kabrine tevessül ederek bertaraf edilmeyen hiçbir belayı bana vermemiştir. Bir belaya duçar olduğumda ne zaman bu İmam&#8217;a tevessül etsem, Allah ya o belayı üzerimden kaldırmış ya da ona katlanmayı bana kolaylaştırmıştır.</p>



<p>***</p>



<p>Allah&#8217;ın selâmı o hak İmam&#8217;ın üzerine olsun; o, önderlik, ilahî özelliklerde insanların en üstünüydü. Yeryüzünde insanlar var olduğu sürece şehitlerin ve özgür insanların dilinden ona selâm olsun.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Kâzım&#8217;dan Veciz Sözler</h2>



<p>1- Alçakgönüllülük; insanların sana nasıl davranmasını istiyorsan, onlara öyle davranmaktadır. (Vesailu&#8217;ş-Şia, c.2, s.456, eski baskı)</p>



<p>2- Allah&#8217;a yaklaşmanın en iyi vesilesi; O&#8217;nu tanıdıktan sonra namaz kılmak, ana-babaya iyilikte bulunmak, kıskançlığı, kendini beğenmişliği ve başkalarına karşı övünmeyi bırakmaktır. (Tuhefu&#8217;l-Ukul)</p>



<p>3- Kim ihanet eder de bir şeyin kusurunu bir Müslüman&#8217;dan gizlerse veya başka bir yolla onu aldatır ve hile yaparsa, Allah&#8217;ın lanetini hak etmiş olur. (Müstedrekü&#8217;l-Vesail, c.2, s.455)</p>



<p>4- Allah&#8217;ın en kötü kulu. ikiyüzlü ve iki dilli olan kimsedir. Din kardeşinin karşısında onu över, ondan uzaklaştığı zaman ise, onun hakkında kötü şeyler söyler veya Müslüman kardeşine bir nimet verildiğinde onu kıskanır, bir sıkıntıya düştüğünde ise ona yardım etmez. (Müstedrekü&#8217;l-Vesail, c.2, s.102)</p>



<p>5- Kim dünyaya âşık olursa, kalbinden ahiret korkusu çıkar. (Ain-i Zindegi, s.131)</p>



<p>6- İşlerin en iyisi orta hâlli olanıdır. (Biharu&#8217;l-Envar, c.48, s.154)</p>



<p>7-Mallarınızı zekât vererek koruyunuz (Biharu&#8217;l-Envar, c.48, s.150)</p>



<p></p>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/">İmam Musa Kâzım (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Caferi Sadık (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatime-i Zehra Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:42:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Cafer-i Sadık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=164</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şia tarihi, her biri yaşadığı dönemde toplumun kurtuluş gemisi ve yolunu yitirenlerin meşalesi işlevini gören büyük insanların çehresini anlatan görkemli sayfalarla doludur. Tahrife uğramayan asıl islâm, Sakife&#8217;den İslâm İnkılabı&#8217;nın yemyeşil&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/">İmam Caferi Sadık (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p id="block-bb0f05a8-45d1-48ab-ac14-ea9be5a7b25a">Şia tarihi, her biri yaşadığı dönemde toplumun kurtuluş gemisi ve yolunu yitirenlerin meşalesi işlevini gören büyük insanların çehresini anlatan görkemli sayfalarla doludur.</p>



<p id="block-aecd7b6c-6448-4177-a1a2-6fe70a9aa8e1">Tahrife uğramayan asıl islâm, Sakife&#8217;den İslâm İnkılabı&#8217;nın yemyeşil ovalarına ulaşıncaya kadar, daima bu büyük insanların çehresinde tecelli olmuştur. Bu insanların köklü bilim ve erdem ağacı; hakka ve hakikate âşık olan ve Allah&#8217;ı, İslam&#8217;ı ve Muhammed&#8217;i (s.a.a), asilerden ve zalimlerden beri bilen kimseler için huzur buldukları gölgelik olmuştur daima.</p>



<p id="block-ce123a89-7de0-49c5-96f3-1d6ff56893e4">Şia&#8217;nın ufkunda aşkla parlayan göz alıcı yıldızlar silsilesi, Selman&#8217;la Ebuzer&#8217;den başlayıp Mirza Şirazî ve İmam Humeyni gibi hürriyet âşıklarına kadar uzanır. İnanç ve amelleri daima billur gibi akan bu pınarların vahiy ve nübüvvet deryasının güçlü dalgaları olduğunu, bu ümit ve fedakârlık iftiharlarının imamet ve ismet bağının gülleri olduğunu bilmeyen var mıdır?</p>



<p id="block-fbb96c94-e218-497a-9467-07a49ba18e65">Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yolunun devamını kendi kanlarıyla koruyup güçlü omuzlarında Kur&#8217;an ve tevhit güneşini taşıyan Peygamber ailesinin pak İmamları, İslâm&#8217;ın kurtuluşunun en üstün faktörleri ve o&#8217;nun tarihinin haramilerînin yağmasından koruyan en güçlü nedenler olagelmiştir. Kör olan veya kendi gözünü inkâr edenden başka hiç kimse Muhammedî islâm&#8217;ın yaralı alnındaki bu büyük ve parlak gerçeği inkâr edemez. İslâm düşmanları ve cehalet küfrünün mütevellilerinin sapanlarından fırlayan her taş ve onların namlusundan çıkan her kurşun, şu veya bu şekilde İslâm&#8217;ı hedef alan her saldırı unsuru sonunda ya Şia İmamları&#8217;nın göğsüne inmiştir ya da onların sadık izleyicilerinin tepesine.</p>



<p id="block-b4d00f8d-5b7c-43e8-b8be-9edb7db4a897">İslâm&#8217;ın sapasağlam kalması ve uzun asırlarının yolcularının, küfür ve zulüm dikenlerinden korunarak gerçek islâm pınarına ulaşması için Ehlibeyt&#8217;in pak imamları her tehlikeye karşı kendilerini siper etmişlerdir. Bu yolun yolcularının pınara nasıl ulaştığına da bütün dünya şahit oldu; düşman her caniliğe başvurduğu halde bu pınar, gönül ehline asla gizli-saklı kalmadı.</p>



<p id="block-519e6824-52a3-4fea-ac0a-0dde8f4509e0">İmamet semasının parlak güneşlerinin altıncısı olan İmam Cafer Sadık (a.s), yaşadığı şartların gereğince bu silsilenin en parlak yıldızı konumunda oldu. Daha önce Hüseynî şeref ve şecaat, yüce İslâm dinini nasıl kendi kanıyla yıkayıp kendi kanıyla suladıysa, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ilminin ışığı da İslâm&#8217;ı öylesine bir nurla aydınlatıp ihya etti.</p>



<p id="block-2f100903-47a4-45d2-9633-227cea211e1f">Caferî mezhebinden olan müslümanlar için büyük bir övünç ve iftihar kaynağıdır bu. Zira İslâm dini, Hz. muhammed&#8217;in islâm&#8217;ı ise, onun mesajını en mükemmel şekilde İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kanında ve onun beyanını da yine Resulullah&#8217;ın evladı olan İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) eğitim sisteminde aramak gerekir.</p>



<p id="block-d0e950db-7e81-488d-98d9-081426bf9dfb">Hz. Muhammed (s.a.a) soyunun doğru sözlü, doğru özlü güven kaynağı olan Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) Ehlibeyt âşıklarının iman ve akidesi üzerinde ki hakkı; tıpkı İmam Ali&#8217;nin (a.s) cihadı, İmam Hasan&#8217;ın barışı, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kanı ve Hz. Fatımatu&#8217;z-Zehra&#8217;yla Hz. Zeyneb&#8217;in (s.a) kanlı gözyaşlarının hakkı kadar büyük ve inkar edilmezdir. Eğer İslâm, Fatımatu&#8217;z-Zehra&#8217;nın uğruna ağladığı şeyse, o zaman Müslüman&#8217;ım diyen kimse elbette ki, İmam Cafer Sadık&#8217;ın yolunu izlemeli, onun mezhebinden olmalıdır. Yok, eğer İslâm, gasp kürsüsünde kurulup böylece Resulullah&#8217;ın (s.a.a) biricik Fâtıma&#8217;sının (s.a) öfkesine neden kılınan şeyse, bunun Muhammedî İslâm&#8217;la uzaktan yakından hiçbir ilgisinin olmadığı ve böyle bir şeye İslâm adına boyun eğmenin İslâm&#8217;a saygısızlık ve onursuzluk sayılacağı bilinmelidir.</p>



<p id="block-24f12e90-ff62-4fca-b7ad-469f8b1db350">Gerçek bir Müslüman, böyle bir onursuzluğa eğilmemeyi elbette ki bir övünç addeder. Zira kendi Peygamber&#8217;inin ailesini dışlayan bir islâm, İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) İslâm&#8217;ı değildir ve bizim de İslâm&#8217;ımız olamaz elbet!</p>



<p id="block-de32894f-059f-4b95-8123-cb38ba38cee6">Resulullah&#8217;ın (s.a.a) sevgili torunu İmam Cafer b. Muhammed (a.s) başlattığı ilmî hareketle islâm ilimlerinin ufkunu öyle bir aydınlattı ki, halife sultanların komploları, marifet nurlarının dört bir yanı aydınlatmasına engel olamadı. Nitekim ondan bir nesil sonra, Ehlibeyt&#8217;in (a.s) sekizinci nuru olan İmam Ali b. Musa Rıza (a.s) Nişabur&#8217;a girdiğinde, on binlerce Müslüman coşku ile onu karşılamakta ve âlimler bu büyük Ehlibeyt İmamından (a.s) bir tek söz, bir tek hadis duyabilmek için birbirleriyle yarışmaktaydı.</p>



<p id="block-01100a40-5d57-4e1c-a374-10fb6837f910">Bu başarıyı, İmam Zeynelabidin&#8217;in (a.s) Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) ailesinden esir alınan diğer Kerbela mağdurlarıyla birlikte Şam&#8217;a götürülmesi ve hilafet sarayının propagandaları sonucu Şamlıların onları &#8220;İslâm&#8217;a kılıç çeken kâfirler&#8221; zannetmesi olayıyla kıyaslayıp Şam&#8217;la Nişabur arasındaki mesafeyi de dikkate alıcak olursak, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ilmî hareketinin kısa zamanda nerelere kadar yayıldığını ve ne derece etkili olduğunu anlamamız kolaylaşacaktır.</p>



<p id="block-b31a450b-1348-4214-8c11-f87324ec48e5">İmam Sadık&#8217;ın (a.s) yaydığı ilim ve fazilet sofrası o kadar cömertçe ve genişti ki, sadece taraftarları değil, muhalifleri bile ondan faydalanmakta, nasiplenmekteydi.</p>



<p id="block-3f7dae16-6ed9-4dcf-9b20-714bd9d3aff1">Ehlisünnet&#8217;in ilk fıkıh İmam&#8217;ı olan Ebu Hanife&#8217;nin, en büyük iftiharının İmam Cafer Sadık&#8217;tan (a.s) aldığı iki yıllık eğitim olduğu herkesçe bilinmektedir. Bizzat kendisi bu iki yılının onun fıkıh konusunda edindiği bilincin ana temeli teşkil ettiğini vurgular ve &#8220;Eğer o iki yıl olmasaydı, Numan (Ebu Hanife) helâk olurdu.&#8221; der. (et-Tuhfetu&#8217;l-İsna Aşeriyye, s.8, el-İmamu&#8217;s-Sadık adlı eserden naklen, c.1, s.70)</p>



<p id="block-77974ddd-3e1f-486d-953c-ac31b2c382ff">Hz. Muhammed (s.a.a) soyunun nadidesi İmam Sadık&#8217;ın (a.s) okulunda yetişen öğrenciler, çeşitli bilim dallarında ve bütün İslâmî ilimlerde, tarihin en seçkin bilginleri unvanını almışlardır. Zürare&#8217;yle Muhammed b. Müslim fıkıhta, Hişam&#8217;la Müminu&#8217;t-Tak akait ve kelamda, Mufaddal ve Safvan maarif ve irfanda, Cabir b. Hayyan matematik ve fen bilimlerinde ve adını sayfalara sığdıramayacağımız daha yüzlerce seçkin bilim adamı, İslâmî ve pozitif bilimlerde erişilmez zirveler ve bilim dallarının temelini atan nadide isimler olarak geçmiştir tarihe.</p>



<p id="block-b9d3e293-4bc6-4668-9009-b2f052e79070">İmam Sadık&#8217;ın (a.s) Allah vergisi ilminin bugün Avrupalıları da hayrette bırakmış, aradan 13 asır geçtiği hâlde batılı bilim adamları, İmam&#8217;ın ilim eğitimi konusunda geniş inceleme ve çalışmalar başlatıp sayısız kitaplar yazmışlardır.</p>



<p id="block-d55bf0e6-bbf9-4412-9daf-4017236bf7ee">Bütün bunlar, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ilim deryasından birer katredir sadece; zira gün ışığından bir huzmenin, güneşi tarife yetmeyeceğini aklıselim sahipleri bilir.</p>



<p id="block-29feba7d-e507-4297-9c9e-4e2fc0653589"> Güneşi öven kişi, kendini övmektedir,<br>&#8220;İki gözüm var benim, görüyor&#8221; demektedir. </p>



<pre id="block-e41b447b-5a37-4cd6-b999-058c2b7a06da" class="wp-block-preformatted">                   <br><br>﻿</pre>



<h2 class="wp-block-heading" id="block-5ba25203-f5d2-432f-8bfd-1b76cd21707c">İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) Doğumu ve Bazı Kişisel Özellikleri</h2>



<h3 class="wp-block-heading" id="block-449c91da-94ad-4fb8-8774-5ec02cffd303">Doğumu</h3>



<p id="block-ea0747f3-93d5-4313-a68d-aeca9945890a">Hicrî 83. yılı rebiyülevvel ayının 17. günü Medine&#8217;de dünyaya geldi. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, s.266)</p>



<p id="block-aebb472b-e4a3-4642-89ae-ef96bad34ed3">Adı Cafer, künyesi Ebu Abdullah, lakabı Sadık&#8217;tır.</p>



<p id="block-fcb4092f-f8c2-4f61-ace6-d4c0d5e53a78">Babası İmam Muhammed Bâkır (a.s), annesi de Ümmü Ferve Hatun&#8217;dur. İmam (a.s), annesini anlatırken: &#8220;İmanlı, takvalı ve pek iyilikseverdi.&#8221; der. (Usul-u Kâfi, 1/472)</p>



<p id="block-1e5c17bd-4d94-4ede-b6b4-146e8922c62f">Hz. Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) 65 yıllık ömrünün 34 yılını imam olarak sürdürdü (Hicrî 114-Hicrî 148).</p>



<p id="block-bbe65975-fff2-47f1-8426-44bf35f9bac1">İmam Sadık&#8217;ın (a.s) imameti döneminde iktidardaki halife sultanlar Hişam b. Abdulmelik, Velid b. Yezid b. Abdulmelik, Yezid b. Velid, İbrahim b. Velid ve Emevîlerin ünlü içki düşkünü &#8220;Ayyaş Mervan&#8221;&#8216;la, Abbasi halife sultanlarından Seffah&#8217;la Mansur Devanikî&#8217;dir. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, s.266. Hişam Hicrî 105&#8217;te halife olup tahta geçmiş ve Mansur Devanikî hicrî 158&#8217;te ölmüştür. bk. Tetimmetu&#8217;l-Munteha, Muhaddis Kummî.)</p>



<p id="block-fe1ba0e1-4d31-489e-94ac-9a8ac4e1377d">Yedisi erkek, üçü kız olan çocukları; İmam Musa Kazım (a.s), İsmail, Abdullah, Muhammed dîbac, İshak, Ali Arızî, Abbas, Ümmü Ferve, Esma ve Fatıma&#8217;dır. (el-irşad, Şeyh Müfid, s.266; Menakıb, 4/280)</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="block-667fcb5c-6508-4eed-9d83-5f9a27b7f955">İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) Ahlâkı</h3>



<p id="block-b7c395cb-cd35-4511-8c2d-513905969761">Ehlibeyt İmamları yaşadıkları dönemlerde İslâm ahlâkının en mükemmel birer örneği olmuşlardır. Şiîlerine: &#8220;İnsanları dilinizle değil, güzel amel ve davranışlarınızla islâm&#8217;a davet edin.&#8221; buyuran İmam Sadık&#8217;ın (a.s) bizzat kendi hayatı da baştanbaşa İslâmî değerleri yansıtan bir ışık demeti gibidir. İslâm kanun ve hükümlerine uymada kimse onlardan daha ileride değildi. Bir iyiliği tavsiye edecek olsalar, önce ve herkesten fazla kendileri uygularlardı onu. İnsanları sakındırdıkları bir kötü ameli kendileri asla yapmazdı. Nitekim bütün bunlar nedeniyledir ki, eğitip yetiştirdikleri insanlar, onların yaşamının her köşesinden iman ve amel dersi almışlar, onların yolunu izleyip kişiliklerini örnek alarak birer gerçek mümine dönüşmüşler, böylece her biri yaşadığı devirde topluma örnek olup birer numune olmuşlardı.<br>Ehlibeyt&#8217;in (a.s) nuru İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) davranış ve ahlakından bazı kesitleri aşağıya aktarıyoruz:</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-270b459b-7fd6-4182-a5ac-549ab6947acf">İş ve Çalışma</h4>



<p id="block-a1c6d9d0-f1b1-4cd7-a757-cc029230f0d7">Abdulali şöyle anlatır:<br> Çok sıcak bir yaz günü İmam Sadık&#8217;ın (a.s) Medine çevresindeki yoldan çalışmaya gittiğini gördüm:<br> &#8220;Canım size feda!&#8221; dedim &#8220;Siz Allah&#8217;ın en sevgili kulu ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) biricik evladısınız. Bu sıcakta çalışmanızın ve kendinizi bunca zahmete düşürmenizin nedenini söyler misiniz?&#8221; Bana şöyle bir bakıp: &#8220;Senin gibilerine muhtaç olmamak için helâl rızk peşindeyim.&#8221; buyurdu. (Usul-u Kafî, 5/74; Biharu&#8217;l-Envar, 47/55) <br>Ebu Amr Şeybanî anlatıyor:<br>  İmam Sadık&#8217;ı (a.s), sırtında sert bir elbise ve elinde kürekle, bağda çalıştığını gördüm; bütün vücudu ter içinde kalmıştı. &#8220;Canım size feda; küreği verin,  ben çalışırım; siz biraz dinlenin.&#8221;dedim. İmam (a.s) cevaben: &#8220;Rızk kazanmak için günün sıcağına tahammül etmeyi severim.&#8221; buyurdu. (Usul-u kafî, 5/76; Biharu&#8217;l-Envar, 47/57)<br> </p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-13ac7d3b-8acf-4cd6-ad35-1de08eb5a359">Ticaret ve Adaletli Kâr</h4>



<p id="block-33932bbc-11be-4763-9300-3b3a9ae1b178">İmam Cafer Sadık (a.s), yarenlerinden Müsadif&#8217;e bin dinar vererek ticaret yapması için Mısır&#8217;a gönderdi. Müsadif bu parayla mal alıp onları Mısır&#8217;a götürmek üzere bir grup tüccarla yola çıktı. Yolda, Mısır&#8217;dan gelen bir kervanla karşılaştılar. Götürdükleri genel tüketim malı hakkında Mısır piyasasını sorduklarında, malın Mısır piyasasında bulunmadıklarını öğrendiler. Kervandaki bütün tüccarlar yüzde yüz kârdan aşağı satmama kararı aldılar ve bu kararı uyguladılar. Dönüşte Müsadif tam bin dinar kârla İmam&#8217;ın yanına gidip iki keseyi onun önüne koydu ve &#8220;Canım size feda!&#8221; dedi, &#8220;Keselerden biri verdiğiniz sermaye, diğeriyse kârdır!&#8221;</p>



<p id="block-f194f73d-6471-467b-b15d-cf978ff9e95d">İmam (a.s) bu kadar kârı nasıl kazandığını sorunca, Müsadif olayı anlatarak, satış konusunda diğer tüccarlarla nasıl anlaştığını anlattı ve götürdükleri malın Mısır&#8217;da karaborsa olduğu için fazla kâr ettiklerini söyledi.</p>



<p id="block-639ee330-1d19-40e5-8647-d75cc213acf3">İmam (a.s) şaşırmıştı. Şöyle buyurdu:</p>



<p id="block-5d879505-9585-48c6-ae3c-a67637e7a6ad">Subhanallah! mısır&#8217;daki Müslüman kardeşlerinizin zararına olacağını bildiğiniz hâlde aranızda iki kar kâr etmeden mal satmamaya çalıştınız ha?!</p>



<p id="block-1955a041-c888-4069-ab9c-8ce8ce725b71">Sonra da, önündeki keselerden birini alıp: &#8220;Sadece sana verdiğim sermayeyi geri alıyorum.&#8221; buyurdu ve ekledi:</p>



<p id="block-c99d56b7-c52f-4698-aea5-1393d87b5404">Bu şekilde insafsızlıkla edinilen bir kârı kabul edemem ben! Ey Müsadif! Bil ki, helâl yoldan para kazanmak pek zordur! (Usul-u Kafî, 5/161; Biharu&#8217;l-Envar, 47/59)<br>﻿</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-a2558261-adf9-4063-b483-07bd0d0c8eb6">İhtilafları Giderme Bütçesi</h4>



<p id="block-ccbce69c-70d5-4ded-919c-cb9bddeb938f">Adamın biriyle yakınlarının arasında miras konusunda anlaşmazlık vardı. Derken iş kavgaya vardı. Bu sırada İmam&#8217;ın (a.s) öğrencilerinden Mufaddal oradan geçmekteydi. Kavgayı yatıştırıp tarafları kendi evine götürdü. Aralarındaki ihtilafı 400 dirhemle giderip işi tatlıya bağladı ve parayı da kendisi ödedi.</p>



<p id="block-1d5d9853-2a13-43a5-ada9-dfe2bfd00042">Sonra taraflara: &#8220;Ödediğim para benim değil, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) malından ödenmiştir. İmam (a.s) Ehlibeyt dostları arasında ihtilaf olursa, bunu gidermemi emretti bana!&#8221; dedi. (Usul-u Kâfi, 2/209)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-6803a264-dcea-4b39-a9f0-a0faf858b54c">İmam (a.s) ve Şarap Sofrası</h4>



<p id="block-44fa2d62-a61d-4b38-8841-1de0294d68fd">Harun b. Cehm öyle anlatır:</p>



<p id="block-7faa31e7-3f6c-4df6-85ed-7810cba94e41">kûfe yakınlarında, Mansur Devanikî&#8217;nin İmam Sadık&#8217;ı (a.s) zorla ikamete mecbur ettiği hiyre şehrindeydik. Ordu mensuplarından biri, araların da İmam&#8217;ın da (a.s) bulunduğubir grubu şölene davet etti.</p>



<p id="block-0c66dbd4-f46a-4fae-b8f5-22a26e238f7f">Davetlilerden biri yemekte su isteyince, bir kadeh şarap verdiler elinde. Bunu gören İmam (a.s) hemen sofradan kalkarak: &#8220;Resulullah (s.a.a) şarap içilen sofrada oturan kimsenin, Allah&#8217;ın rahmetinden uzak ve melun olduğunu buyurmuştur.&#8221; dedi ve orayı terk etti. (Usul-u Kâfi, 6/268; Biharu&#8217;l-Envar, 47/39)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-70fe4a52-7907-4811-9709-d7a9c11612be">İçki İçilmesine Engel Oluyor</h4>



<p id="block-a5ce9771-0101-4fc1-a043-a145cd2899b2">Halife Mansur&#8217;un emriyle beytülmalın kilitleri açılmış, herkese bir şeyler veriliyordu. Bu sırada Şegranî adlı biri payını almak istedi. Ama kendisini tanıyıp kimliğini onaylayacak birini bulamıyordu. Dedelerinden biri, Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından bizzat azat edilmiş bir köle olduğundan Şegranî&#8217;yi de herkes, &#8220;Resulullahın azatlı kölesi&#8221; lakabıyla tanırdı. Şegranî bununla övünür, bunu Resulullah&#8217;a (s.a.a) ve Ehlibeyt&#8217;ine yakınlığının delili sayardı.</p>



<p id="block-d6818d11-ca05-4582-91ac-fba485656c6c">Kendisini tanıyacak birilerini ararken İmam Sadık&#8217;ı (a.s) gördü, hemen koşup durumunu anlattı. İmam (a.s) ona beklemesini söyleyip gitti ve çok geçmeden elinde Şegranî&#8217;nin payıyla döndü. Parayı verirken elini Şegranî&#8217;nin omzuna koyup sevgi ve şefkat bir dolu sesle buyurdu ki:</p>



<p id="block-338c37a0-f51c-4508-87ef-76915b8b6bc2">Ey Şegranî, iyi şeyler yapmak herkes için iyidir; hele kendisini bizim yakınımız sayan ve Resulullah&#8217;a (s.a.a) yakınlığıyla tanınan senin yapman çok daha iyi ve güzeldir. Aynı şekilde kötü iş de, kim yaparsa kötüdür; ama sözünü ettiğim yakınlığın sebebiyle, maazallah senin yapman çok daha kötüdür.</p>



<p id="block-6f68d9f7-17af-43ad-820a-01c778b486cc">İmam (a.s) bunu söyledikten sonra sevgiyle gülümseyip oradan ayrıldı. Şegrani bunları duyunca, İmam&#8217;ın (a.s) onun sırrına agâh olduğunu, yani içki içtiğini bildiğini anlamıştı!</p>



<p id="block-8ea39f33-0cb3-468b-a587-08d72131be14">Evet, İmam (a.s) onun içki içtiğini bildiği hâlde bunu görmezden gelip ona yardımcı olmuş, sonra da sevgi ve şefkatle ve onu kırmamaya özen göstererek, hatasını anlamasını sağlamıştı. Şegranî de utanmış, mahcup bir hâlde oradan ayrılmıştı. (Biharu&#8217;l-Envar, 47/349, İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera ve Menakıb&#8217;dan naklen Envaru&#8217;l-Behiyye, İbn Cevzî&#8217;nin Tezkere&#8217;de Zemahşerî&#8217;nin Rebiu&#8217;l-Ebrar eserinden naklen. Biz bunu, şehit Mutahharî&#8217;nin Dastan&#8217;ı Rastan&#8217;ından (doğruların öyküsü), c.1, s. 174&#8217;ten aktardık.)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-62c7d3a1-09ef-4854-9078-53cb0a038026">Köleyi Azat Etmenin Şartı</h4>



<p id="block-c9c342f6-167f-4a57-a407-58b4bed18c15">İbrahim b. Bilal anlatır: İmam Sadık&#8217;ın (a.s) azat ettiği kölelerinden birinin azatlık belgesini okuduğumda, çok şaşırdım. Belgede şöyle yazıyordu:<br>Cafer b. Muhammed bu köleyi yüceler yücesi Rabbi&#8217;nin rızası ve hoşnutluğu için azat etmekte olup ondan namaz kılması, zekât vermesi, haccetmesi, ramazanda oruç tutması, Allah&#8217;ın dostlarını sevmesi ve O&#8217;nun düşmanlarından uzak durmasından başka hiçbir ücret ve karşılık beklemez!<br>Bu belgeyi 3 kişi mühürleyip şahit olarak onaylamıştı. (Usul-u Kâfi, 6/181; Biharu&#8217;l-Envar, 47/44)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-0365985b-0cea-45ff-892f-2fd9878e2db2">Allah&#8217;a Şükredip Yaratıcısnı Tanıyan Fakir İle İmam</h4>



<p id="block-be9626f8-732f-411c-9343-15196288e107">Misma&#8217; b. Abdulmelik şöyle anlatıyor: Mina&#8217;da İmam Sadık&#8217;la (a.s) oturmuş üzüm yiyorduk. Bir dilenci gelip yardım istedi, İmam (a.s) bir salkım üzüm vermek istedi, ama adam almayıp: &#8220;Paranız varsa para verin.&#8221; dedi. İmam (a.s) &#8220;O zaman Allah versin!&#8221; buyurdu. Dilenci dönüp gitti. Birkaç adım sonra geri dönüp: &#8220;O üzümü ver.&#8221; dedi; ama bu defa da İmam: &#8220;Allah versin İnşallah!&#8221; diyerek üzümü vermedi.</p>



<p id="block-123c515c-4a02-4ea2-ab16-d4c0e0489be0">Bu sırada bir başka dilenci çıkageldi. İmam ona üç üzüm tanesi verdiği hâlde, adamcağız memnuyiyetle alıp: &#8220;Âlemlerin rabbine şükürler olsun, bana rızk verdi!&#8221; dedi. imam (a.s) bu defa ona bir avuç dolusu üzüm verdi. Adam yine şükredip: &#8220;Alemlerin rabbine hamdolsun!&#8221; dedi. İmam bunu duyunca: &#8220;Hele dur&#8221; dedi ve hizmetçisine: &#8220;Yanında ne kadar para var?&#8221; diye sordu. Sanırım 20 dirhem para vardı, hepsini alıp dilenciye verdi. Adam yine şükredip. &#8220;Hamt Allah&#8217;a mahsustur.&#8221; dedi, &#8220;Ya Rabbim! Bu nimetin senden olduğunu bilirim. Sen birsin, teksin, eşin ortağın yoktur!&#8221;</p>



<p id="block-fb384539-1437-4a26-be8d-355b3c635cfe">İmam (a.s) yine onun gitmesini engelleyerek: &#8220;biraz dur.&#8221; dedi. ve sırtında ki gömleği çıkarıp ona verdi ve giymesini istedi. Dilenci pek sevinmişti, gömleği giyinip: &#8220;Bana elbise verip giydiren Rabbime şükürler olsun!&#8221; dedi neşeyle. Sonra da İmam&#8217;a (a.s) dönüp: &#8220;Allah sizden razı olsun, hayır görürsünüz inşallah!&#8221; diye teşekkür etti. Sanırım bu defa da sadece Allah&#8217;a şükretmekle ve İmam&#8217;a (a.s) duada bulunmasaydı, İmam (a.s) yine ona bir şeyler vermeye devam edecekti. (Usul-u Kâfi, 4/49)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-e5bdf68d-0056-4ef1-9dd1-3e489864fc19">İmam&#8217;ın (a.s) İbadeti</h4>



<p id="block-a8d2ad2c-421f-4f1d-a18f-36349ffff34e">Malik b. Enes şöyle anlatır:<br>İmam Sadık (a.s) her zaman ya oruç tutar ya namaz kılar ya da zikirle meşgul olurdu. Devrini en büyük abitleri ve zahitleri arasındaydı. Çok hoş sohbet ederdi, çok hadis naklederdi, onun meclisleri pek faydalı olurdu. &#8220;Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur&#8230;&#8221; diyerek bir hadis aktarmaya başladığında, yüzünün rengi değişirdi.<br>Bir hac yolculuğunda birlikteydik. ihrama girdiği sırada hâli değişti &#8220;Lebbeyk&#8221; diyemiyordu adeta, kendisinden geçecek gibiydi. Hatta bu hâli nedeniyle bir ara neredeyse bineğinden düşecek gibi oldu. &#8220;Ey Resulullah&#8217;ın (s.a.a) oğlu, &#8216;lebbeyk&#8217; de, bunu söylemek zorundayız!&#8221; dedim.<br>&#8220;Nasıl lebbeyk diyeyim?&#8221; dedi, &#8220;Rabbimin: &#8216;La lebbeyk&#8217; diye cevap vermesinden korkuyorum!&#8221; (Biharu&#8217;l-Envar, 47/16, Hisâl, İlelu&#8217;ş-Şerâyi, Emâli ve Menakıb&#8217;dan naklen)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-7cc97698-91c3-4cea-afad-8ecfd2015a81">Allah Karşısında Teslimiyet</h4>



<p id="block-0d530819-cab4-4e53-a3ea-701775e41e05">İmam Sadık&#8217;ın (a.s) yârenlerinden kuteybe şöyle anlatır: İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) hasta oğlunu ziyarete gitmiştik. İmam&#8217;ı (a.s) evin önünde gördüm, mahzundu, pek üzgün gözüküyordu. Çocuğun halini sordum. &#8220;Vallahi, ölmek üzere!&#8221; dedi, sonra da içeri girdi. Biraz sonra dışarı çıktığında rahatlamış gibiydi. Çocuk iyileşmiş olmalıydı. Tekrar çocuğun durumunu sorduğumda, &#8220;Rabbine kavuştu.&#8221; dedi. Hayretle &#8220;Canım size feda!&#8221; dedim, &#8220;Hayattayken onun için pek üzgündünüz, şimdi üzgün değil misiniz?&#8221; Şöyle buyurdu:</p>



<p id="block-b3bc094f-ee38-40e8-b67a-1de93c41a55c">Biz öyle bir aileden geliyoruz ki, bir musibetten önce üzgün ve tedirgin olur, ama Rabbimizin takdiri vaka bulduğunda da O&#8217;na tam bir rızayla teslimiyet gösteririz! (Usul-u Kâfi, 3/225; Biharu&#8217;l-Envar, 47/49)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-7db0a93b-8a59-41d1-b47f-f120760a029b">Sabır ve Tevekkül</h4>



<p id="block-da95a564-fec9-4d7e-bea2-a4012ce81dfc">Hafs b. Ebu Ayşe şöyle rivayet eder:<br>İmam Cafer sadık (a.s) hizmetçisini bir iş için yollamıştı. Hizmetçi epey gecikince, İmam (a.s) onun peşinden gitti ve onu bir köşede uyurken buldu! İmam (a.s) yanı başında oturup bir yelpazeyle onu serinletmeye başladı. Hizmetçi uyandığı zaman da şöyle buyurdu.</p>



<p id="block-6acd4cb7-c065-45ab-a246-dde48fcfae3e">Vallahi, uyuman için hem gece ve hem gündüz sana ait değildir. Gece senin ama gündüzün bizimdir! (Menakıb, 4/274; Usul-u Kâfi, 2/112)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-1b0ec9cd-6ba3-4da5-b10c-3dfa2b3ca89c">Muhtaçlara Yardım</h4>



<p id="block-cf68fa92-49cb-46f3-90ce-0d990dfdf356">Mualla b. Huneys der ki:</p>



<p id="block-10ba7ed6-4856-4067-b7e5-4f5958106f1b">Yağmurlu bir gece de İmam Sadık&#8217;ın (a.s) Benî Saide&#8217;nin gölgeliğine doğru. Dilencilerle yoksulların sığındığı büyük bir çardaktı burası. İmam&#8217;ı (a.s) takip ettim. Sırtında taşıdığı torbadan bir şey düştü. İmam: &#8220;Allah&#8217;ım! yere düşen o şeyi bize geri ver!&#8221; buyurdu. İleri çıkıp selâm verdim. &#8220;Mualla, sen misin?&#8221; dedi. &#8220;Evet. Canım size feda olsun, benim!&#8221; dedim. Ortalık karanlıktı. &#8220;El yordamıyla bir bak bakalım, yere düşen şeyi bulabilecek misin?&#8221; buyurdu. Aradım, birkaç ekmek bulup İmam&#8217;a (a.s) geri verdim; yanında ki büyük torbaya koydu. Torbanın ekmek dolu ve çok ağır olduğunu fark edince: &#8220;Efendim, izin verirseniz torbayı ben taşırım.&#8221; dedim. &#8220;Hayır.&#8221; buyurdu, &#8220;Bunu benim yapmam gerekiyor; ama istersen benimle gelebilirsin!&#8221;</p>



<p id="block-b10b7664-63c3-48ed-83c9-69834567e69c">Birlikte yürümeye devam ettik. Benî Saide gölgeliği denilen yere varınca İmam, uyumakta olan her garibanın elbisesinin altına bir veya iki ekmek bıraktı, kimseyi unutmamıştı. Ekmekler bitince geri döndük. Yolda: &#8220;Canım efendim!&#8221; dedim, &#8220;Bunlar Şianız mıydı?&#8221; şöyle buyurdu: &#8220;Eğer Şiamız olsalardı, daha fazla yardım ederdik.&#8221; (Usul-u Kâfi, 4/8; Sevabu&#8217;l-Amal, s.173; Biharu&#8217;l-Envar, 47/20)<br>Hişam b. Salim de şöyle anlatır:</p>



<p id="block-ec5456de-b8c9-403c-ad1e-dc7c88763594">İmam Sadık (a.s) geceleri ekmek, et ve para dolu büyük bir torbayı sırtlayıp Medine&#8217;nin yoksullarına gider ve torbasındakileri onlar arasında paylaştırırdı. Onlar, İmam&#8217;ın (a.s) kim olduğunu bilmez, onu tanımazlardı. İmam&#8217;ın (a.s) şehadetinden sonra bu yardımın kesildiğini görünce, geceleri kendilerine yiyecek taşıyan o meçhul iyilik meleğinin İmam Cafer Sadık olduğunu anladılar. (Usul-u Kâfi, 4/8 ve Biharu&#8217;l-Envar, 47/38)</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="block-35da490f-8fa5-4bc2-b510-9d17b77df74c">İmam Cafer Sadık (a.s) ve Yöneticiler</h2>



<p id="block-a9e9fa05-01c7-439d-b184-0fadf0b6e272">İmam Sadık (a.s) hicrî 83&#8217;te Emevî zulmünün 5. halife sultani olan zalim Abdulmelik b. Mervan döneminde dünyaya geldi. Hişam b. Abdulmelik dönemine rastlayan hicrî 114&#8217;te sevgili babası İmam Bakır&#8217;ın şehadetinden sonra 31 yaşındayken imamet görevini üstlendi.</p>



<p id="block-e36d9cae-1c4a-41ea-bd57-101c7e1ffdd0">İmam&#8217;ın (a.s) doğumundan, Emevîlerin yıkılışına kadarki hicrî 132&#8217;ye kadar iktidarda bulunan halife sultanlar ve iktidar süreleri şöyledir:</p>



<p id="block-707b4cb1-6ab5-4112-9583-4c448e7cf4ba">1- Abdulmelik b. Mervan, hicrî 65-68. Abdulmelik öldüğünde İmam (a.s) 3 yaşındaydı. <br>2- Velid b. Abdulmelik: 9 yıl 8 ay.<br>3- Süleyman b. Abdulmelik: 3 yıl 3 ay.<br>4- Ömer b. Abdulaziz: 2 yıl 5 ay.<br>5- Yezid b. Abdulmelik: 4 yıl 1 ay.<br>6- Hişam b. Abdulmelik: 20 yıl. (Bunun yaklaşık 12 yılı İmamet dönemine rastlar.)<br>7- Velid b. Yezid b. Abdulmelik: 1yıl.<br>8- Yezid b. Velid b. Abdulmelik: 6 ay.<br>9- İbrahim b. Velid b. Abdulmelik: 2 veya 4 ay.<br>10- Mervan el-Himar: 5 yıldan birkaç ay fazla.</p>



<p id="block-c47273a6-56e1-4a74-8f8a-5f860a667fd7">Mervan el-Himar&#8217;ın Abbasîlere yenilip öldürülmesiyle hicrî 132&#8217;nin zilhicce ayında zalim Emevî iktidarı son bulmuştur. (el-İmamu&#8217;s-Sadık, 1/34-37; Tetemmetu&#8217;l-Munteha, s.57-104)</p>



<p id="block-277b2c77-26f3-4fa2-b24a-2b2d1c701687">İslâm tarihinin en karanlık sayfalardan biri olan 100 yıllık Emevî iktidarı boyunca İslâm ümmeti, bu zalim iktidarın iğrenç emellerine alet edildi ve ümmet adeta alaya alındı. Halka zerrece değer verilmedi. Başta Resulullah&#8217;ın (s.a.a) sevgili ailesi olmak üzere bütün Müslümanlar. Emevî iktidarı boyunca olmadık zulüm ve baskılara uğradılar.</p>



<p id="block-7a02b594-575a-4237-94fd-7fe49d9f1985">Emevî iktidarının zulüm zincirinin halkalarından olan Abdulmelik, halka yaptığı bir konuşmada: &#8220;Beni takva, dürüstlük ve dindarlığa davet etmeye kalkışanın kellesini uçururum!&#8221; demiş. (el-Kamil, İbnî Esir, 4/521-522) ve onun ölümünden sonra tahta geçen Velid de: &#8220;Bize muhalefet edeni öldürürüz, muhalefet edemeyip susanı da suskunluk derdi öldürecektir.&#8221; tehdidinde bulunmuştu. (Tarih-i Taberî, 8/1178, Londra basımı)</p>



<p id="block-62938ee9-3ed6-4983-8fe9-21d2c4d2e05f">Aslında Emevîler, dinsiz ve zındık bir aileydi, İslâm&#8217;ın ilk günlerinden başlayarak Hz. Resulullah (s.a.a) ve onun getirdiği İslâm dinine karşı en kötü düşmanlığı onlar beslemiş, bu kin ve düşmanlıklarını daima sürdürmüşlerdir. Daha sonra gelişen olaylar ve özellikle de Bedir ve Uhud gazvelerinden sonra Emevîler Resulullah&#8217;a (s.a.a) ve Emirü&#8217;l-Müminin İmam ali&#8217;ye (a.s) karşı intikam yemini edip her fırsatta bu kini kusmanın yollarını aradılar.<br>İslâm&#8217;ı ortadan kaldırmak ve Hz. Resulullah (s.a.a) ile onun mübarek ve sevgili Ehlibeyti&#8217;ne düşmanlık etmek için akla gelmedik komplo, oyun ve caniliklere başvurmaktan çekinmediler.</p>



<p id="block-51b2468a-0efa-4853-bc54-acd7d0c27e6e">Hicret&#8217;in 40. yılından sonra, Emirü&#8217;l-Müminin İmam ali&#8217;nin (a.s) şehadeti ve Muvaiye&#8217;nin iktidarı ele geçirmesinin ardından İslâm dünyası fiilî olarak Emevîlerin eline geçmiş ve onların zulmüne ve İslâm&#8217;ı bozmaya çalışan icraatlarına seyirci kalmayıp muhalefet eden Şiî müslümanları akla gelmez baskı ve işkencelere maruz bırakmıştır.</p>



<p id="block-09ca4d8d-d3e5-427f-803b-d8e8b639640c">Emevî sultanların günlük siyasî uygulamalarından biri, Hz. Ali&#8217;ye (a.s) minberlerde küfretmek olmuştur. Kerbela katliamı ve cennet gençlerin efendisi İmam hüseyin (a.s) ve evlatlarının alçakça şehit edilmesi, bu kötü ve zalim hanedanın işlediği cinayetlerin doruğu sayılır. Kerbela faciasından önce ve sonra da Emevîler, birçok Alevi&#8217;yi (imam ali&#8217;nin (a.s) soyundan gelen Müslümanlar) ve Şiîlerin önde gelen büyüklerinin çoğunu sırf Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;ni savundukları için acımasızca katletmiş, birçoğunu da yer altı zindanlarında inanılmaz şartlar altında yılarca tutsak etmişlerdir.</p>



<p id="block-fb9aa827-06bd-4e65-8308-f6171e5b9d2a">Ehlibeyt&#8217;in 4. imamı Hz. Seccad&#8217;ın oğlu Zeyd (r.a), Hişam b. Abdulmelik döneminde alçakça şehit edildi. Zeyd&#8217;in naaşı Hişam&#8217;ın emriyle yıllarca darağıcında asılı kaldı, ceset tamamen çürüdükten sonra ağaçtan indirilip yakıldı ve külleri rüzgârda savruldu.</p>



<p id="block-b3aaf425-2a49-436b-a6bc-ebebbd992351">Kerbela hadisesi ve bu facianın ardından Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) halkı aydınlatma ve bilinçlendirme çalışmaları, İslâm ümmetinin Emevî hanedanının gerçek yüzünü tanıyıp bu zulüm düzeninden nefret duymasında çok etkili olmuştu.</p>



<p id="block-2529a305-263b-4f65-a697-29c9522890c9">Zeyd&#8217;in şehadeti halkın Emevîlere duyduğu kini doruğa çıkarmış, Emevîlerin zulüm, ayyaşlık ve dinsizliğinden iyice bunalan Müslüman toplumu bir patlamanın eşiğine getirmiştir. Nitekim hicrî 132&#8217;de Emevilerin zulüm düzeni yıkılıp yerle bir oldu ve bunu fırsat bilen Abbasİler, kendilerine haktan yana bir görünüm vererek iktidarı ele geçirdi.</p>



<p id="block-7bbf42ff-e3b3-4018-b2ba-89f9a9d7ce2b">Diğer Ehlibeyt İmamları gibi imam Sadık da (a.s) hayatı boyunca gizli veya açık şekilde zalimlerle savaştı ve bu cümleden olmak üzere EmevÎlerle de mücadele etti. Emevîlerin uyguladığı onca baskı ve kısıtlamalara rağmen her fırsatta halkı aydınlatıp bilinçlendirdi, Hakk&#8217;a ve hakikate gönül verenlere yol gösterip gerçek İslâm&#8217;ı anlatıp öğretti.</p>



<p id="block-63017056-5da1-4896-8dbc-00e2cb41e0ce">Hişam. b. Abdulmelik&#8217;in halife olduğu yıllardan birinde, İmam Sadık (a.s) sevgili babası İmam bâkırla (a.s) hacca gitmiş ve bu haccında yaptığı etkili bir konuşmada Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibet&#8217;inin (a.s) İmamet ve liderliği konusunda şöyle buyurmuştu:<br>Muhammed&#8217;i (s.a.a) hak üzere gönderen ve bizi onunla onurlandıran Rabbimize hamd ederiz. Biz Ehibeyt, Allah&#8217;ın yarattıkları arasında seçmiş ve yeryüzünde kendi temsilcisi kılmış olduğu kullarıyız. Bize uyan kurtuluşa erer, bize düşmanlık eden helâk olur. (Delailu&#8217;l-İmame, Şiî olan Taberî, s.104-106, Necef 2. baskı)</p>



<p id="block-22a2c8c0-dec1-47c3-8580-d279416caa3f">İmam&#8217;ın (a.s) bu sözleri Hişam&#8217;a ulaştırıldı. Hişam hacıların dönüşünden sonra Medine&#8217;deki valisine, İmam Bâkır (a.s) ve oğlu İmam Sadık&#8217;ı (a.s) Şam&#8217;a göndermesini emretti. Şam da bu iki İmam ile zalim Hişam arasında ilginç olaylar yaşandı.</p>



<p id="block-63e1b162-3c8e-4874-a6ad-57745bb89598">İmam Bâkır (a.s) ve İmam Sadık&#8217;ın (a.s) bu karanlık ve baskı dolu dönem boyunca İslâm ümmetine verdikleri en büyük hizmet, İslâm bilimlerini öğretme ve ümmeti yetiştirme yolunda başlattıkları muazzam &#8220;İlmi hareket&#8221;ti. Onların sorumluluk ve takva sahibi fakihlerle âlimler yetiştirmesi sonucu Kur&#8217;ân ve İslâm dini iktidardaki güçlerin saptırmalarından uzak bir şekilde İslâm beldelerinin dört bir yanında öğrenilip anlaşılmış, İslâm hükümleri ihya edilmiş, akidevî sapmalar önlenmiş ve gerçek İslâm çizgisi korunabilmiştir. Bu tür mücadele tarzı, bilinen anlamdaki diğer mücadele ve savaş tarzından çok daha zor ve karmaşıktır aslında. </p>



<p>Bu iki büyük İmam&#8217;ın gayret ve çalışmaları sonucu, Emevîlerin bir asır süren zulüm ve baskılarına ve İslâm&#8217;ı ortadan kaldırma girişimlerine rağmen din ve maneviyatın temel sütunları başarıyla korunabilmiştir. Oysa bilindiği üzere Emevîler, İslâm&#8217;ı tarihten silmek ve İslâm ümmetini tekrar cahiliye dönemindeki inanç durumuna döndürebilmek için çok uğraştılar ve görünüşte bu yolda bazı başarılar da elde ettiler. Ama Ehlibeyt İmam&#8217;larının (a.s) aralıksız çaba ve çalışmaları sayesinde, özellikle inançlı ve cesur âlimler yetiştirip İslâm toplumunu bilinçlendirme konusundaki ince yöntemleri sonucunda, Emevîler iğrenç emellerine ulaşamadılar ve İslâm&#8217;ın temellerin yıkmaya yönelik çabaları akamete uğradı.</p>



<p>   Sonunda zalim Emevî devleti yıkıldı ve yerine Abbasî devleti kuruldu,</p>



<p>   Resulullah&#8217;ın (s.a.a) amcası Abbas b. Abdulmuttalib&#8217;in soyundan geldikleri için bu adla anılan Abbasîler, başlangıçta, sözde kerbela şehitlerinin intikamını almak ve Emevî zulmüne son vermek için istediklerini iddia ederek halkı kendi taraflarına çektiler. Özellikle İranlı Müslümanların İmam Ali&#8217;ye (a.s) ve onun evlatlarına besledikleri sevgiyi istismar ederek, iktidarı Emevîlerden alıp ehil olana vereceklerini söylemek suretiyle Horasanlı Ebu Müslim&#8217;in ve onun etrafına toplanan İranlı müslümanların yardımıyla Emevîleri devirdiler. Ancak halifeliği, o zamanki Ehlibeyt İmam&#8217;ı olan İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) bırakacakları yerde, son anda çark ederek kendi tekellerine aldılar.</p>



<p>    Emevîlerin tersine, Abbasîler kendilerini çok dindar ve Müslüman&#8217;mış gibi gösteriyor ve bu görünümü bozmamaya özen gösteriyorlardı. Kendilerinin Resulullah&#8217;ın (s.a.a) akrabası olduklarını, bu nedenle de Peygamber&#8217;in vârisleri olmaya herkesten daha fazla hakları bulunduğunun ve İslâm&#8217;i hilafete herkesten daha lâyık olduklarının propagandasını yapıyorlardı. </p>



<p>   Bunun yalan olduğunu, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) gerçek vârislerinin ve halifelerinin aslında onun pak Ehlibeyti&#8217;nin İmamları olduğunu herkesten iyi bildikleri için, iktidarı ele geçirir geçirmez onlar da tıpkı Emevî asilerin yaptığını yaparak İmam Sadık&#8217;la (a.s) Şiasına baskı politikası uygulamaya başladılar. Kendilerine dindar süsü verip Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yakınları olduklarını söyleyerek ele geçirdikleri iktidarı kaybetmemek için mümkün olan her yolu deneyerek halkı Ehlibeyt İmamlar&#8217;ından uzak tutmaya çalıştılar. </p>



<p>    Emevîlerin yıkıldığı hicrî 132&#8217;den, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) şehit edildiği hicrî 148&#8217;e kadar Ebu Abbas el-Saffah ve Mansur Devanikî adlı iki Abbasî sultanı, kendilerini halife ilan ettiler. İlk Abbasî halifesi olan Seffah 4 yıl iktidarda kaldı; ikinci halife Mansur ise 22 yıl boyunca yani İmam Sadık&#8217;ın (a.s) şehadetinden 10 yıl sonrasına kadar saltanatını sürdürdü. (Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s.110, 113, 147)</p>



<p>   Bütün bu süre boyunca, özellikle Mansur döneminde İmam Cafer Sadık (a.s) çok sıkı bir tâbi tutulmuş ve yoğun baskılara maruz bırakılmış, hatta bazen halkla görüşmesi engellenmişti.</p>



<p>   Harun b. Harice şöyle anlatır:</p>



<p>      Şiîlerden biri, bir celsede 3 talakla kadını boşamanın hükmünü (Şia fıkhında, bir celsede üç boşanma ardı ardına yapılamaz; batıldır. Geniş bilgi için ilgili fıkıh kitaplarına bakınız.) İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) sormak istiyordu. Bu amaçla İmam&#8217;ın (a.s) bulunduğu yere gitmek istedi; ama Abbasî halifesi, İmam&#8217;la (a.s) görüşülmesini yasaklamıştı. İmam&#8217;la nasıl görüşebileceğini düşünürken, eski elbiseler içinde salatalık satan seyyar bir satıcıya gözü ilişti. Hemen ona gidip bütün salatalıkların hepsini satın aldı. Adamın elbiselerini de ödünç alarak seyyar satıcı kılığında İmam&#8217;ın evine yaklaştı.</p>



<p>    İmam&#8217;ın hizmetkârı salatalık almak için onu çağırmış, böylece eve girip İmam&#8217;la (a.s) görüşmeyi başarmıştı. İmam (a.s) bu hilesini beğenerek: &#8220;İyi bir yöntem seçmişsin.&#8221; dedi ve sorusunu sormasını istedi. Soruyu dinledikten sonra: &#8220;Aynı zamanda ardı ardına üç talak olmaz, batıldır.&#8221; buyurdu. (Biharu&#8217;l-Envar, 47/171, Ravendî&#8217;nin Haraic&#8217;inden naklen) </p>



<p>Mansur Devanikî, İmam (a.s) ve diğer Alioğulları (Aleviler) ile Şiîlere karşı hiçbir baskı ve işkenceyi uygulamaktan çekinmiyor, Emevîlerin yöntemini uyguluyordu. Sedir ve Abdusselâm b. Abdurrahman gibi, İmam&#8217;ın (a.s) nice yakın adamlarını hapse attı. İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ashabının büyükleri arasında sayılan Mualla b. Huneys&#8217;i şehit ettirdi. İmam Hasan&#8217;ın (a.s) evlatlarından olup Alevîlerin büyüklerinden sayılan Abdullah b. Hasan&#8217;ı bir bahaneyle Irak&#8217;a sürgüne gönderdi ve orada hapse attırıp sonra da şehit ettirdi. (Câmiu&#8217;r-Ruvat, 1/350-457 ve 2/247; Tuhfetu&#8217;l-Ahbab, s. 179; Mumtehe&#8217;l-Amal, 1/195)</p>



<p>   Bir yandan bu cinayetleri işlerken, diğer bir yandan da tam bir münafıklık sergiliyor ve kendisini Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) gerçek halifesi gibi göstererek halkın sevgisini kazanabilecek her hileye başvuruyor; kendisini din ve şeriat düşkünü bir yönetici olarak gösteriyordu. dahası, kendisini Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;ne mensupmuş gibi göstermeye büyük çaba harcıyor, böylece Resulullah&#8217;ın (s.a.a) gerçek vasileri ve halifeleri olan Ehlibeyt İmamları&#8217;nın yerini almayı planlıyordu. Çünkü Müslümanların, Resulullah&#8217;ın Ehlibeyti&#8217;ni ne kadar çok sevdiğini biliyordu. Nitekim Abbasîler, Müslüman halkın Ehlibeyt&#8217;e beslediği sevgiyi kullanarak iktidarı ele geçirmiş ve kendilerini Ehlibeyt&#8217;in savunucuları gibi göstererek Emevîleri yıkma yolunda halkın desteğini alabilmişlerdi.</p>



<p>  Mansur, bir Arefe günü yaptığı konuşmada şöyle diyordu:  <br>    Ey insanlar! Biliniz ki ben, Allah tarafından yeryüzünde padişahlık etmekteyim. Sizi O&#8217;nun yardımıyla yönetmekteyim. Ben Allah&#8217;ın haznedarıyım ve beytülmal benim elimdedir. O&#8217;nun rızasına göre davranır ve O&#8217;nun rızasına göre bölüştürürüm! Beytülmalden birine lütufta bulunucak olsam, bu da yine O&#8217;nun izniyle olur! Allah Teala beni kendi haznesinin anahtarı kılmıştır; dilediği zaman beni açarak size lütufta bulunur!&#8230; (Tarihu&#8217;l-Hulefa, s.263; el-İmamu&#8217;s-Sadık, 5/45)<br>Bir başka konuşmasında da Horasan halkına şöyle hitap ediyordu: </p>



<p>   Ey Horasanlılar! Allah bizim hakkımızı ortaya çıkardı ve Resulullah&#8217;tan kalan mirasımızı (halifeliği) bize geri verdi! hak yerini buldu; Allah nurunu zahir, sevdiklerini aziz kıldı ve zalimleri yok etti!&#8230; (Murucu&#8217;z-Zeheb, 3/301)</p>



<p>Mansur, kitleyi aldatmaya yönelik bu oyunlarıyla kendisine dindar süsü veriyor ve kötülük, küfür ve münafıklıkta Emevîlerden hiç geri kalmayan iğrenç yüzünü bu sahte görünümün ardında gizliyordu. </p>



<p>   Diğer taraftan, zorla ve tehditle de olsa İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) görünüşte onayını almaya, böylelikle de halkın tepkisini çekmemeye çalışıyordu. Ancak İmam (a.s) onu hiçbir zaman onaylamadığı gibi her fırsatta halkı aydınlatmış, onun ve Abbasîlerin gerçek yüzünü anlaşılmasını sağlamıştır. </p>



<p>   İmam&#8217;ın (a.s) yarenlerinden biri: &#8220;Maddi açıdan zor durumda bulunan biri biz Şiîlerden birine (Abbasîler) tarafından teklif gelir ve ücret karşılığından onlara ev yapmamız veya su kanalı açmamız istenirse, ne yapalım?&#8221; diye sorduğunda, İmam şu cevabı vermiştir:</p>



<p>Karşılığında çok dolgun bir ücret de verseler şahsen ben, onlar (Abbasîler) için bir düğüm atmaya veya bir çizgi çizmeye bile razı değilim. Çünkü zalimlere yardımcı olanlar, Allah Teala kulları arasında bir hükme varıncaya kadar kıyamet günü ateşte yanacaklardır. (Vesailu&#8217;ş-Şia, 12/129; Usul-u Kâfi ve Tehzib&#8217;den iktibasla)</p>



<p>Fakihler konusunda da şöyle buyurmuştur:</p>



<p>Fakihler, Peygamber&#8217;in eminleridirler, sultanlara yöneldiklerini (iktidardakilere meylettiklerini, onlarla sıkı-fıkı olduklarını) görürseniz, onlardan şüphelenin ve böylelerine güvenmeyin! (Keşfu&#8217;l-Gumme, 2/412; el-İmamu&#8217;s-Sadık, 3/21, Hilyetu&#8217;l-Evliya&#8217;dan naklen.)</p>



<p>İmam (a.s) kimi zamanda mektuplarında veya görüşmelerinde, Mansur&#8217;u sarih bir dille uyarıyor, kınıyordu. Bir defasında Mansur İmam&#8217;a (a.s) bir mektup yazıp: &#8220;Neden herkes gibi sen de beni görmeye gelmiyorsun?!&#8221; diye sordu. İmam (a.s) mektuba şu cevabı yazdı:</p>



<p>Senden korkmamızı gerektirecek bir dünyalığımız olmadığı gibi, sana umut besleyebileceğimiz bir maneviyat ve dindarlık da görmüyoruz sende. Ne seni gelip kutlayacağımız bir nimet içindesin, ne de kendini, gelip sana teselli vermemizi gerektirecek bir musibet içinde görmektesin. Bu durumda neden seni ziyaret edelim ki?!</p>



<p>Mansur mektuptaki kınamayı örtbas edebilmek için; &#8220;Gelip bana nasihatte bulunun.&#8221; diye yazdı. İmam (a.s) şu cevabı verdi:</p>



<p>  &#8220;Dünyayı seven, sana nasihat etmez; ahiretini düşünen de sana gelmez!&#8221; (Keşfu&#8217;l-Gumme, 2/488; Biharu&#8217;l-Envar, 47/184)</p>



<p>Mansur&#8217;un bulunduğu bir mecliste İmam&#8217;ın da oturmuş olduğu bir gün, bir sinek ilginç bir şekilde Mansur&#8217;a musallat oldu. Ne yapsa kurtulamıyor, o kovdukça sinek hemen gelip yine yüzüne konuyordu. Mansur sineği kovmaya çalışırken öfkeyle: &#8220;Allah şu sineği neden yarattı sanki?!&#8221; diye çıkıştı İmam&#8217;a (a.s). İmam hiç beklemeden şu cevabı verdi:</p>



<p>&#8220;Zalimlerle zorbaları aciz kılıp küçük düşürmek için!&#8221; (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.236)</p>



<h3 class="wp-block-heading">Medine Valisinin Karşısında</h3>



<p>Abdullah b Süleyman et-Temimî şöyle anlatır:</p>



<p>Abdullah b. Hasan b. el-Hasan&#8217;ın oğulları İbrahim&#8217;le Muhammed, Abbasî iktidarı tarafından şehit edildikten sonra Mansur Devanikî yakın adamlarından Şeybe b. Gaffal&#8217;ı Medine&#8217;ye vali tayin etti.</p>



<p>Şeybe, Medine&#8217;de bir cuma hutbesinde şöyle konuştu:</p>



<p>&#8230;.Ali b. Ebu Talib, Müslümanlar arasında ihtilaf yarattı. İman ehliyle savaştı ve iktidarın, ehline geçmesine engel olup onu hep kendisi için istedi. Ama Allah onu iktidardan mahrum bıraktı. Ondan sonra onun evlatları da bozgunculukta onun yolunu izler oldular ve şimdi iktidar peşindeler! oysa onlar iktidara lâyık değiller! Zaten bu yüzden her tarafta öldürülmekte, kendi kanlarına boyanmaktadırlar!</p>



<p>Şeybe&#8217;nin bu küstah ve iftira dolu sözleri Medine ahalisini pek rahatsız etmiş, ama korkudan hiç kimse bir şey söylememişti. Herkes susuyordu. Bu sırada, sırtında yün elbise olan biri cesaretle yerinden doğrularak cesaretle yerinden doğrularak şöyle dedi: </p>



<p>   Allah&#8217;a hamt eder, O&#8217;nun son elçisi ve bütün resullerinin baş tacı olan Muhammed&#8217;le diğer bütün Peygamberlere salât-u selam göndeririz! Söylediğin iyi vasıflara gelince; biz onlara lâyık bir aileyiz, söylediğin kötülükler ve çirkinliklerse, ancak sana ve Mansur&#8217;a yakışır!</p>



<p>Sonra, yüzünü cemaate dönerek sözlerini sürdürdü:</p>



<p>   Kıyamette kimin amellerinin daha boş ve herkesten daha ziyankâr olacağını bildireyim mi size?! Ahiretini, başkalarının dünyasına satan kimsedir o! Şu fasık vali de böyle biridir işte! (Çünkü kendi ahiretini Mansur&#8217;un dünyasına satmıştır.)</p>



<p>Cemaat sakinleşmişti. vali hiçbirşey söylemeden sessizce camiden çıktı. Dışarıya çıkınca, adamlarına: &#8220;Halifenin valisinin karşısında karşısında hiç çekinmeden öyle konuşan o adam kimdi?&#8221; diye sordu. İmam Cafer Sadık (a.s) olduğunu söylediler. (el-Emali, Şeyh Tusî, s.31; Biharu&#8217;l-Envar, 47/165)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Sadık ve Zeyd bin Ali</h2>



<p>Ehlibeyt İmamları&#8217;nın dördüncüsü Hz. Seccad&#8217;ın (Zeynelabidin -a.s-) oğlu olan zeyd, İslam tarihinin önemli simalarından ve Şia&#8217;nın bilim, takva ve fazilette en parlak şahsiyetlerdendir.</p>



<p>  Zeyd, Emevîlerin en dehşet ve karanlık dönemlerin de yiğitçe kıyam etti, cesaretle savaştı ve bir Mümine yaraşır bir onurla ve şerefle şehit düştü. Zeyd&#8217;in (r.a) baştanbaşa nur ve takva dolu hayatı ve onun yepyeni bir tarih yaratan şanlı kıyamı ve nihayet onur ve iftihar dolu şehadeti, İmamet ailesinde onun babasından ve kardeşinden aldığı eğitim ve terbiyenin en güzel belgesidir. </p>



<p>   İslâm âlimleri, Hz. Zeyd&#8217;in (r.a) ilim, takva fazilet ve büyüklüğü konusunda müttefiktirler. Ehlibeyt imamları (a.s) defalarca Hz. Zeyd&#8217;in fazilet ve yiğitliğini övmüşlerdir. Nitekim Zeyd hakkındaki rivayetler o kadar çoktur ki, Şeyh saduk (r.a) Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza adlı ünlü eserinin bir babını bu rivayetlere ayırmıştır. (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, 1/248)</p>



<p>    Şeyh Müfid şöyle der:</p>



<p>  Zeyd (r.a) İmam Seccad&#8217;ın (a.s) İmam Bâkır (a.s) dışındaki bütün evlatlarından üstün ve ileridir. Son derece dindar, takvalı, abid, fakih, bağışlayıcı ve cesurdu. İnsanları iyiliğe çağırır, kötülükten men ederdi. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.251)</p>



<p>   Ebu Carud şöyle der:</p>



<p>Medine&#8217;de bulunduğum günlerde ne zaman Zeyd&#8217;i sorsam, kur&#8217;an&#8217;la meşgul olduğunu söylerlerdi. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.251),</p>



<p>Hişam şöyle der:</p>



<p>   Halid b. savfan, Zeyd&#8217;den söz ediyordu. Onu nerede gördüğünü sordum. &#8220;Kûfe köylerinden birinde&#8221; dedi. Onu nasıl bulduğunu sordum &#8220;Allah korkusuyla pek ağlayan biri olarak gördüm onu!&#8221; dedi. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.251) </p>



<p>Şeyh Müfid şöyle anlatır:</p>



<p>Şia içinde bir grup (Zeydiler) Zeyd&#8217;in, babasından sonra imam olduğuna inanırlar. Bu inancın nedeni, onun silahlı kıyamda bulunması ve halkı açıkça Hz. Muhammed&#8217;in Ehlibeyti&#8217;ne (a.s) uymaya devam etmesidir. İşte bu, bazılarınca onun İmametinin ilanı olarak telakki edilmesine yol açtı. Oysa gerçek bu değildi; Zeyd asla İmamet iddasında bulunmamıştır. Babasından sonra imamın, sevgili kardeşi Bâkıru&#8217;l-Ulum (a.s) olduğunu biliyordu. İmam Bâkır (a.s) da vefatından önce İmam Sadık&#8217;ın (a.s) olduğunu açıklamıştır. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.251) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Zeyd&#8217;in Kıyamı</h3>



<p>Zeyd, Halid b. Abdulmelik&#8217;i şikayet etmek için Şam&#8217;a Emevî sultanı Hişam b. Abdulmelik&#8217;i görmeye gitti. Ancak Hişam, Zeyd&#8217;i küçük düşürmek için onu sarayına kabul etmedi. Zeyd, şikayetini yazılı olarak Hişam&#8217;a bildirip ondan uygulamasını istediyse de, Hişam yine aldırmayıp Zeyd&#8217;in mektubunun altına: &#8220;Geldiğin yere dön.&#8221; notunu düştü. Zeyd: &#8220;Vallahi geri dönmeyeceğim.&#8221; dedi ve Hişam&#8217;dan görüşmek için vakit alıncaya kadar Şam&#8217;dan ayrlmadı. Sonunda Hişam ona vakit vermiş, ama Şam&#8217;ın ileri gelenlerini de davet ederek Zeyd&#8217;i sürekli oyalamalarını ve onu kendisinden uzak tutmaya özen göstermelerini tembihlemişti.<br>   Zeyd, Hişam&#8217;ın bulunduğu meclise girer girmez hemen konuşmaya başlayarak Hişam&#8217;a hitaben şöyle dedi:<br>   Allah&#8217;ın kulları arasında, takvaya davet edilmeyecek kadar büyük kimse yoktur ve takvaya davet etmeyen kimseden daha aşağılığı da yoktur! Ben seni takvalı olmaya ve Allah&#8217;tan korkup O&#8217;nun dinine uymaya davet ediyorum!<br>Hişam, kırıcı ve alaycı bir ses tonuyla: &#8220;Senin asıl amacın halife olmak!&#8221; dedi, &#8220;Kendini halifeliğe pek uygun görüyorsun; ama buna lâyık değilsin ve alt tarafı bir cariyenin oğlusun!&#8221;<br>Zeyd soğukkanlılıkla şöyle dedi: <br>   Peygamberlikten daha üstün bir makam olmadığını bilmez misin?! İbrahim&#8217;in (a.s) oğlu İsmail (a.s) gibi bazı peygamberler de cariyeden dünyaya gelmiştir. Eğer cariyeden dünyaya gelmek bir kusur olsaydı, bil ki İsmail&#8217;e asla peygamberlik görevi verilmezdi! Peygamberlik mi daha üstündür sence, yoksa halifelik mi?! Kaldı ki ecdadı Resulullah (s.a.a) ve İmam Ali (a.s) olan biri için, annesinin cariye olup olmaması nasıl kusur telakki edebilir?! <br>Bu yerinde cevap, Hişam&#8217;ı çok öfkelendirmişti. hışımla yerinden kalkıp, Zeyd&#8217;in hemen dışarı çıkarılmasını emretti. Zeyd dışarı çıkarken: &#8220;kılıcın acısını dayanılmaz bilip korkanlar, zilletle yaşamaya mahkumdurlar!&#8221; dedi.<br>Zeyd&#8217;in bu sözünü Hişam&#8217;a aktardıklarında, Hişam onun Emevîlere karşı kıyam edeceğini anladı. Saray erkânına şöyle dedi: &#8220;Siz, Ali&#8217;nin soyu kurumuş, mahvolmuş diyordunuz. Yemin ederim ki Zeyd gibilerinin olduğu bir ailenin soyu kurumaz!&#8221;<br><br>Zeyd, Şam&#8217;dan kûfeye döndü. Olayı duyan Şiîler etrafına toplanarak ona biat ettiler. sadece kûfe&#8217;den biat edenlerin sayısı 15 bini bulmuştu; Medain, Basra, Vâsıt, Horasan, Rey, Musul ve diğer şehirlerden de çok sayıda Müslüman onlara katılmıştı.<br>Bunu gören Zeyd kıyam etti. (Umdetu&#8217;t-Talib, s.228)<br><br>Savaş başladığında, Zeyd&#8217;e biat edenlerin çoğu namertçe onu yalnız bırakıp kaçtı. Zeyd, çok az sayıda adamı kaldığı hâlde savaştan kaçmadı ve beklenmedik bir yiğitlikle çarpıştı. Ancak savaşta alnına isabet eden bir ok nedeniyle birkaç gün sonra şehit oldu. Allah&#8217;ın ve meleklerin selâmı bu yiğit ve fedakar müminin üzerine olsun. Zeyd&#8217;in şehadeti hicret&#8217;in 120 veya 121. yılı safer ayına rastlar.<br><br>   Zeyd&#8217;in adamları onun cesedini bir nehrin yatağına gömüp üzerinden su geçirseler de, düşman mezarın yerini bulmakta gecikmedi ve aşağılık bir girişimle o büyük şehidin mübarek naşını mezarından çıkarıp bedeninden ayırdıkları başını Şam&#8217;a göndererek Hişam&#8217;a takdim ettiler. Sonra başsız bedenini, Hişam&#8217;ın emriyle kûfe şehrinin çöplüğünde darağacına astılar. Bu mübarek beden, birkaç yıl tıpkı şehadet sancağı gibi darağacında asılı kaldı. Nihayet bizzat Emevî sultanı Hişam&#8217;ın emriyle şehidin pak naşını darağacından indirip yaktılar ve küllerini rüzgara savurdular. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.252; Umdetu&#8217;t-Talib, s.230; Muntehe&#8217;l-Amal, 2/34) Zira zalimler, Zeyd&#8217;in başsız vücudundan da korkmaktaydılar.</p>



<p>   Zeyd&#8217;in şehadet haberi imam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) ulaştığında hüzne boğuldu; duyduğu keder yüzünden okunuyordu. Zeyd&#8217;le birlikte savaşıp onun safında şehit düşenlerin aileleri arasında paylaştırılması için Ebu Halid Vâsıtî&#8217;ye 1000 dinar verdi. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.252)</p>



<p> Fudayl Ressan şöyle anlatır:</p>



<p> Zeyd&#8217;in şehadetinden sonra İmam Sadık&#8217;ın (a.s) huzuruna vardım. Söz Zeyd&#8217;den açılınca, İmam şöyle buyurdu:</p>



<p>   Allah amcama rahmet etsin. Mümin ve arifti. (bizim İmametimize inanırdı); bilge, dürüst ve doğru sözlüydü. Eğer savaşta galip gelseydi vefa ederdi. (Rical-i Mamaganî, 1/468; Rical-i Keşşaf&#8217;tan iktibasla) </p>



<p>Yani Zeyd, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) hilafeti için mücadele ediyordu ve savaşı kazanması hâlinde onun İmam ve hak halife olduğunu ilan edecekti.</p>



<p>   İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) bu sözleri, Zeyd&#8217;in aslında İmam&#8217;ı (a.s) hilafete geçirmek için kıyam ettiğini apaçık ortaya koymaktadır. Zeyd, İmam Bâkır&#8217;la İmam Sadık hazretlerinin İmametini kabul etmiş bir mümindi. </p>



<p>   Ehlibeytin 8. nuru İmam Rıza (a.s) sultan Memun&#8217;a şöyle der:</p>



<p>   Zeyd, Âl-i Muhammed&#8217;in âlimlerindendi. Allah rızası için öfkelendi, Allah&#8217;ın yolunda şehit oldu. Babam Musa b. Cafer (a.s), babası Cafer b. Muhammed&#8217;in (a.s) şöyle buyurduğunu söylerdi: Allah, amcam Zeyd&#8217;e rahmet eylesin. İnsanları Ehlibeyt&#8217;e itaate çağırıyordu. Savaşı kazansaydı, yaptığı davete sadık kalacaktı. (yani iktidarı İmam&#8217;a bırakacaktı.) Zeyd kıyam için benimle meşverette bulundu: &#8216;Amcacığım, eğer öldürülmeye ve cesedinin asılmasına razıysan, kıyam et.&#8217; dedim.&#8221; </p>



<p>Memun: &#8220;Zeyd İmam olduğunu iddia etmiyor muydu yani?&#8221; diye sorunca, İmam: &#8220;Hayır, o halkı Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;nin İmametine davet ediyordu.&#8221; Buyurdu. (Rical-i Mamaganî, 1/468; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, 1/249)</p>



<p>Şeyh Saduk (r.a) Zeyd b. Ali&#8217;nin (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet eder:<br>Yeryüzü var oldukça, Âli Muhammed&#8217;en biri mutlaka İmam ve yeryüzünde Allah&#8217;ın halifesi olarak bulunacaktır. Bu zamanda da Allah&#8217;ın yeryüzünde ki hücceti, kardeşimin oğlu Cafer b. Muhammed&#8217;dir; ona uyan asla sapmaz, ona karşı çıkan da asla hidayet bulmaz! (Biharu&#8217;l-Envar, 47/19; Şeyh Saduk, el-Emali&#8217;den iktibasla)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Sadık (a.s) Münazaraları</h2>



<p>Emevîlerin son yılları ve Abbasî iktidarının ilk dönemlerinde İmam Sadık (a.s) bu iki hanedanın iktidar ve koltuk kavgasıyla birbirine düşmesi nedeniyle geçici bir süre için de olsa rahat bir nefes alabilmiş, ilmî ve dinî çalışmalarını genişletebilme fırsatı bulmuştur. İşte bu süreçte Medine, binlerce ilim aşığının İmam Sadık&#8217;ın (a.s) din ve bilim derslerine akın edip çeşitli bilim dallarında İmam&#8217;dan eğitim alma fırsatı bulduğu büyük bir üniversiteye dönüşmüştür.</p>



<p>    İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ilmî ve dinî kariyeri, bütün İslam beldelerinde dillere destandı. Bu nedenle çoğu zaman çok uzak diyarlardan Medine&#8217;ye akın eden araştırmacı ve bilim adamları, İmam&#8217;ın derslerine katılıp Resulullah&#8217;ın (s.a.a) bu nadide evladının Allah vergisi İlim deryasından faydalanmaktaydı. Hatta gayrimüslim bilim adamları uzak yollardan gelip İmam Sadık&#8217;ın (as) ilmî münazara ve oturumlarına katılıyordu. Çeşitli din ve farklı inançlara mensup bu bilim ve din adamlarıyla İmam Sadık (a.s) arasındaki ilmî tartışmalar ve İmam&#8217;ın cevapları, İslâm tarihinin ilk yüzyıllarıyla ilgili sayfaların en ilgi çekici olanıdır. </p>



<p>   İmam (a.s); zamanı, mekânı, soru soranın dinini ve ilmi kapasitesini ve onun olaylara yaklaşım tarzı gibi ince faktörleri dikkate alarak muhataplarına cevaplar vermiştir. Nitekim İmam&#8217;ın verdiği cevapların bazısı, sadece tartışma tarafının delillerini çürütmeye veya onun öne sürdüğü mantıktaki zaafları açığa çıkarmaya matuftur. bazı cevaplarsa muhatabını daha derin ve dikkatli düşünmeye sevk edici olup, onun zihnini ve bilincini uyandırmaya yöneliktir. Muhatabın ilmî kariyeri ve kapasitesi ölçüsünde fevkalade ilmî ve felsefî cevaplar vermiştir.</p>



<p>   İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ilmî münazara ve oturumları ve bunlarda verdiği cevapların tamamını bir araya getirebilmek için ciltler dolusu kitap yazmak gerekir. binaenaleyh biz burada unlardan bir kısmını örnek alarak aktaracak ve özellikle gençler için anlaşılması daha kolay olan örneklere yer vereceğiz. Bu bahsin sonunda da İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) tevhit konusunda öğrencisi Mufaddal&#8217;a yazdırdıklarını içeren &#8220;Tevhid-i Mufaddal&#8221; adlı eserden bazı iktibaslarda bulunacağız.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İbn Ebi&#8217;l- Avca ile Münazara </h3>



<p>Ebu Mansur, bir arkadaşından şöyle rivayet eder: </p>



<p>O zamanın ünlü materyalistlerinden sayılan ve &#8220;dehriyyun&#8221; adıyla bilinen dinsizlerden İbn Ebi&#8217;l-Avca ve Abdullah b. Mukaffa&#8217;yla Mecidu&#8217;l-Haram&#8217;da oturmuş, Kâbe&#8217;yi tavaf edenleri seyrediyorduk. İbn Mukaffa tavaf etmekte olan hacıları göstererek: &#8220;Şunları görüyor musun?&#8221; dedi ve biraz ileride oturan İmam Sadık&#8217;ı (a.s) gösterip: &#8220;Bak, bir tek şu büyük adam dışında, hiçbiri insan denmeye lâyık değildir!&#8221; dedi. İbn Ebi&#8217;l-Avca: &#8220;Bunca insan arasında neden sadece onun insan olduğunu söylüyorsun?&#8221; diye sorunca, aralarında şu konuşma geçti:<br>-Çünkü onda, başkalarında görmediğim bir bilgi, insanlık ve erdem var.<br>-Buna inanmam için onunla bizzat kendim konuşmalıyım.<br>-Bunu tavsiye etmem; aksi taktirde seni tamamen değiştirmesinden korkarım. (Seni materyalist inançtan koparıp Müslüman edebilir!)<br>-Hiç sanmam! onunla konuşursam, söylediklerinin doğru olmadığının anlaşılmasından korkuyorsun aslında!<br>-Madem böyle düşünüyorsun, git onunla konuş o hâlde! Ama elinden geldiğince dikkatli ol ve seni etkilemesine izin verme. Söyleyeceklerini iyi hesaplayıp konuş, her kelimeyi ölçüp biç, fikrini kendi sözleriyle çürütecek şeyler söylememeye dikkat et!<br><br>Bu konuşmadan sonra İbn Ebi&#8217;l-Avca, İmam&#8217;la görüşmek için bizden ayrıldı. Biraz sonra geri döndüğünde: &#8220;Ey Mukaffa&#8217;nın oğlu!&#8221; dedi heyecan ve hayretle, &#8220;Sen onun insan olduğunu söylemiştin; ama ben onun bildiğimiz anlamda bir insan türü olmadığına yemin edebilirim! Şu yeryüzü yuvarlağında, dilediği zaman cismiyle yaşayan tek kişi varsa, odur!&#8221;<br> <br> İbn Mukaffa şaşkınlıkla: &#8220;Neden&#8221; diye sordu, &#8220;Neden ki?&#8221; <br> İbn Ebi&#8217;l-Avca dedi ki:<br> Onun yanına gidip oturdum. Etrafındakiler gidince, ikimiz kaldık.<br>Ben daha hiçbir şey söylemeden o konuşmaya başladı ve tavaf etmekte olanları göstererek şöyle dedi:<br> Eğer din konusu bunların dediği gibiyse ve Allah ve ahiret günü diye bir şey varsa -ki vardır ve haktır- o zamanlar onlar doğru yoldadır demektir. Bu durumda siz saadeti yakalamayacak ve helâk olacaksınız! yok eğer sizin dediğiniz gibiyse, -ki kesinlikle öyle değildir, zira Allah vardır ve kıyamet haktır- o zaman Müslümanlarla sizin durumunuz eşit demektir! <br> (yani ahirete inanan bir Müslüman için bu durumda da kaybedecek bir şey söz konusu değildir. Çünkü Farz-ı muhal; ahiret ve din hak olmazsa ve bir hesap günü bulunmazsa dahi Müslümanların zarar edeceği bir şey olmaz ve bu durumda sizlerle aynı durumda olurlar!) <br> Ben şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak: &#8220;Aman efendim, neler söylüyorsunuz?&#8221; dedim, bizim inancımız onların inancından farklı değil ki, biz de Müslümanız!&#8221;<br>Adeta içimi okurcasına dedi ki:<br>Sizinle onların inancı aynı olur mu hiç?! Onlar kıyamete, ölümden sonra diriltileceklerine, hesaba çekileceklerine, Allah&#8217;ın ceza veya ödülüne mazhar olacaklarına, yani yaratıcılarının göğün sahibi olan yüce Allah olduğuna ve ve göklerin ancak O&#8217;nunla mamur olduğuna inanıyorlar; oysa siz göğü, kimselerin bulunmadığı bomboş bir virane gibi görmektesiniz! <br><br> Onun Allah&#8217;tan söz etmesini fırsat bilerek kendi düşüncelerimi açıklayarak şöyle dedim: &#8220;Eğer mesele onların dediği gibiyse, o zaman Allah neden kendisini açıkça kullarına gösterip onları ibadete davet etmiyor? Böylece kullar arasında da bu ihtilaflar ortadan kalkmaz mı? Neden kendisini kullarından gizleyip <br>onlara peygamber gönderiyor?! Bizzat kendisi gelse, kulları üzerinde daha etkili olmaz mı?&#8221;<br>Ben susunca, o: &#8220;Bunu söylerken haksızlık etmiyor musun?&#8221; diyerek şöyle ekledi:</p>



<p>   Kudretini senin kendi varlığında apaçık göstermekte olan birinin, kendisini senden gizlediğini söylersin?! Daha önce var olmadığın hâlde var edilmen, küçükken büyümen, onca zayıflıktan sonra güçlenip serpilmen, sağlıklıyken hastalanman ve hastalandıktan sonra yine sağlıklı hâle gelebilmen, öfkeden sonra sevinmen ve memnun olduğun bir zamanda öfkeye kapılabilmen, neşeden sonra üzüntü, üzüntüden sonra neşe duyabilmen, düşmanlıktan sonra dostluğun ve dostluğundan sonra düşmanlığın, azimli ve iradeliyken gevşeyip azmini yitirmen ve gevşekken azim ve irade bulman; bıkkınlıktan sonra istemen ve istedikten sonra bıkkın olman, isteksizlikten sonra eğilim duyman ve eğilimden sonra isteksizlik duyabilmen, umutsuzluğundan sonra umut ve umuttan sonra umutsuzluk yaşayabilmen, zihninde olmayan ve hatırlayamadığın bir şeyi hatırlayıp farkına varman ve zihninde var olduğu ve bildiğin bir şeyin zihninden silinmesi ve onu unutman&#8230; [İşte bunların hepsinde Allah kendi kudretini sana göstermiştir.] </p>



<p>Evet, benim varlığımda olan ve inkâr edemediğim İlahî yaratılışı ve Allah&#8217;ın kudretinin varlığımdaki iz ve etkilerini ardı ardına böylece sıralayıp durdu. Öyle ki, bir an Allah benimle onun arasında belirip aşikar olacak sandım! (Usul-u Kâfi, 1/74, Tevhid kitabı, 2. hadis)</p>



<h3 class="wp-block-heading">Abdullah Deysanî İle Münazara</h3>



<p>Allah&#8217;a inanmayan Abdullah Deysanî, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) evine gitti ve ondan kendisine Allah&#8217;ın varlığını ispat etmesini istedi. İmam: &#8220;Adın ne?&#8221; diye sorunca Deysanî hiçbir şey söylemeden kalkıp gitti. Arkadaşları, adını neden söylemediğini sorduklarında: &#8220;Adımın Abdullah (Allah&#8217;ın kulu) olduğunu söyleseydim, &#8216;Kulu olduğun şu Allah kimdir ki sen ona kulluk etmedesin?&#8217; diye soracaktı.&#8221; dedi.</p>



<p>Arkadaşları: &#8220;Haydi tekrar ona git.&#8221; dediler, &#8220;Bu defa adını sormamasını iste ondan!&#8221; </p>



<p>Deysanî onların söylediğini yapıp tekrar İmam&#8217;a gitti ve &#8220;Bana Allah&#8217;ı ispatla, ama ismimi sorma.&#8221; dedi. </p>



<p>İmam (a.s) oturmasını söyledi.</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) küçük çocuğu o sırada elindeki yumurtayla oynuyordu. İmam (a.s) çocuğun elindeki yumurtayı alarak şöyle dedi:</p>



<p>   Ey Deysanî! Bu, kalın kabuğu olan sağlam bir kaledir! Sağlam kabuğunun altında ince bir zar vardır; o ince zarın içinde eriyik hâlde saydam bir altınla, saydam bir gümüş, iç içe bulunur ki, asla birbirine karışmaz ve birbiriyle karışmadan öylece iç içe kalırlar. ne sağlıklı bir şey içinden çıkıp sağlıklı ve sağlam olduğunu bize haber verebilir, ne de onu bozabilecek bir şey içine sızıp içindeki bir bozulmadan bizi haberdar edebilir. Erkek mi, yoksa dişi mi yaratıldığı kesinlikle belli değildir. Şu hâliyle yarılıp açılıyor ve içinden çok güzel renkler çıkıyor. Bunca hayret verici özelliklerin, birisi tarafından yaratılmış olduğunu düşünmüyor musun?</p>



<p>Deysanî bir süre sustu ve düşünceye daldı; sonra başını kaldırıp: &#8220;Şehadet ederim ki eşi ve benzeri olmayan Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur; şehadet ederim ki Muhammed O&#8217;nun kulu ve elçisidir; şehadet ederim ki siz insanlara Allah&#8217;ın hücceti ve imamısınız. Ben geçmişimden pişmanlık duyuyor ve tövbe ediyorum!&#8221; (Usul-u Kâfi, Tevhid kitabı,1/79, 4. hadis)</p>



<h3 class="wp-block-heading">Bir Zındık İle Münazara</h3>



<p>Hişam şöyle anlatır: Bir zındık İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) bazı sorular sorup sonra da: &#8220;Allah nedir?&#8221; diye sordu. İmam (a.s) şöyle buyurdu: -O, her şeyden başka, her şeyin tersine bir şeydir. Bu sözden amacım, bu sözün içeriğini ispatlamak ve O&#8217;nun, bir şey olmanın hakikatiyle bir şey olduğunu söylemektir. [Yani O, gerçekten var olan bir şeydir.] Cismi olmaksızın, şekli olmaksızın, algılanmaksızın, duyulmaksızın, beş duyu organıyla hissedilmeksizin, düşünce ve hayale sığmaksızın bir şeydir O. Yokluk ve tükenişi olmadığı için O&#8217;ndan bir şey eksilmez, zamanın geçmesi O&#8217;ndan bir değişime neden olmaz!</p>



<p>-Yani O&#8217;nun duyduğunu ve gördüğünü mü söylemek istiyorsun?</p>



<p>-Evet, O duyar ve görür. Duymak için hiç bir uzvu olmaksızın &#8220;duyan&#8221;dır ve görmek için hiç bir aracı olmaksızın &#8220;gören&#8221;dir. O! Bizatihi kendisi duyar ve bizatihi kendisi görür. Bunu söylerken, O&#8217;nunla &#8220;kendi&#8221;sinin iki ayrı şey olduğunu kastetmiyorum. Bundan amacım, teşbihte bulunarak meselenin anlaşılmasını sağlamaktır. Binaenaleyh, diyorum ki O, bütün varlığıyla &#8220;duyan&#8221;dır. Bunu söylerken de O&#8217;nun varlığının &#8220;bütün&#8221;ü ve &#8220;parçaları&#8221; olduğunu kastetmiyorum; bu tabiri kullanarak senin meseleyi kavrayabilmeni amaçlıyorum. Binaenaleyh zat ve manada hiçbir ihtilaf olmaksızın duyan, gören, bilen ve bilgi sahibi olandır O! </p>



<p>-O hâlde O nedir?</p>



<p>O, Rab ve mabuttur. O, Allah&#8217;tır. Rab ve Allah derken &#8220;r&#8221;, &#8220;a&#8221;, &#8220;b&#8221;, ve &#8220;a&#8221;, &#8220;l&#8221;, &#8220;a&#8221; ve &#8220;h&#8221; harflerini kastetmiyorum; bütün varlıkları yaratan, onları dizip koşandır demek istiyorum. Bu harfleri kullanırken maksadım; &#8220;Allah&#8221;, &#8220;Rahman&#8221;, &#8220;Rahim&#8221;, &#8220;Aziz&#8221; ve diğer isimlerle anılan manadır. O kendisine tapılan İlâhtır, Aziz&#8217;dir, Celil&#8217;dir ve şanı pek yücedir! </p>



<p>-Ama düşünebildiğimiz ve aklımıza gelen her şey birer mahlûktur aslına!</p>



<p>-Eğer öyle olsa, tevhide inanma yükümlülüğümüz kalkar. Çünkü düşünüp akıl edemeyeceğimiz bir şeye karşı sorumluluğumuz olmaz! Ancak, biz diyoruz ki; Duyu yoluyla düşünebildiğimiz, duyuyla sınırlı olan ve duyularımızda bir benzerini tasavvur edebileceğimiz bir şekli olan şey mahlûktur ve yaratılmıştır. Binaenaleyh varlığın yaratıcısını ispat etmek istiyorsak, Allah&#8217;a yakıştırılamayacak iki şeyden O&#8217;nun uzak olduğunu bilmemiz gerekir: Birincisi O&#8217;nun inkârıdır; O&#8217;nun inkâr etmek de, varlığını reddetmek demektir. İkincisiyse teşbih ve benzetmedir; zira benzeme, ancak aşikâr ve görünür olan bir takım parça, bileşim ve terkiplerden meydana gelmiş bulunan &#8220;mahlûkat&#8221;a mahsus bir özelliktir. O hâlde &#8220;Yaratan&#8221; yüce Allah&#8217;ın ispatı kaçınılmazdır. Çünkü yaratıklar O&#8217;na muhtaçtır ve her şey &#8220;yaratılmış&#8221;tır; onları yaratansa, onlardan tamamen farklı ve onların dışına bir şeydir; onlar gibi değildir. Çünkü onlar gibi olan şey, onlarda apaçık belli olan terkip ve karışımda da onlara benzeyecektir; daha önceden var olmamaları ve sonradan meydana gelen  şeyler olmaları konusunda da ona benzer olacaktır. Küçükten büyüme, siyahlıktan beyaza geçme, güçlüyken güçsüz hâle gelme gibi konularda onlara benzemesi gerekecektir. Böylece bunlar gibi mahlûkata ait nice özelliklerde onlara benzemesi icap edecektir ki, bütün bu özellikleri tek tek burada saymamıza gerek yok sanırım! </p>



<p>-Allah&#8217;ı ispatladığın takdirde, gerçekte O&#8217;nun için belli bir sınır ve kısıt/had tanımış olursun!</p>



<p>-Hayır, O&#8217;nun için asla bir kısıt ve sınır tanımış olmayız. Yaptığımız şey, O&#8217;nun varlığını ispatlamaktır sadece! İspatla red arasında hiçbir mertebe yoktur.</p>



<p>-O&#8217;nun varlığı var mıdır?</p>



<p>-Evet. Zaten hiçbir şey varlığının dışında başka şeylerle ispat edilemez!</p>



<p>-Niceliği ve niteliği de var mıdır?</p>



<p>-Hayır. Çünkü nitelik ve nicelik sıfat açısındandır ve bir şeyin nitelik ve niceliğini beyan edebilmek için onu ihata etmek (her şeyiyle kavrayıp kuşatarak hâkim olmak gerekir) gerekir. Oysa yüce Allah&#8217;ın ispatında iki yolu dışlamak gerekir. Biri O&#8217;nun varlığını reddedip yok olduğunu farz etmek (tatil), diğeri de O&#8217;nu başka şeylere benzetip diğer varlıklarla kıyaslamak (teşbih). Çünkü O&#8217;nu reddeden kimse, O&#8217;nun varlığını inkâr etmiş, O&#8217;nu yok saymış ve ilâhlığını görmezden gelmiş olur. O&#8217;nu başkalarıyla kıyaslayıp onlara benzetmeye çalışan kimse de O&#8217;nu, ilahlık ve yaratıcılığa lâyık olmayan &#8220;yaratılmış&#8221;ların sıfat ve özelliklerine sahip bir şey olarak ispatlamış olur. O hâlde O&#8217;nda, O&#8217;nun dışında hiçbir şeyde olmayan bir nitelik vardır ki, kimsenin ihata edemeyeceği ve kendisinden başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir niteliktir bu.</p>



<p>-O, kendi varlığını eşyaya karıştırarak diğer varlıklarla birlikte bir şey yapar mı?</p>



<p>-O, başka varlıklarla karışmak ve onlarla birlikte olarak birlikte bir şeyler yapmaktan münezzehtir! Çünkü bu, çünkü bu, ancak başka şeylerle temasa geçip birlikte olduğunda -örneğin uzuvlarıyla ve vücutlarıyla- bir iş yapan, bir şeyi gerçekleştiren yaratılmışların özelliğidir. Oysa yüce Allah&#8217;ın iradesi ve meşiyeti, her şeye egemendir, istediği her şeyi [iradesiyle] yapar. (Usul-u Kâfi, Tevhid kitabı, 1/83 6. hadis)</p>



<h2 class="wp-block-heading">Mufaddal&#8217;ın Tevhit Risalesi</h2>



<p>Bu risale insanın ve evrenin yaradılışı, Yüce Allah&#8217;ın ispatı, O&#8217;nun ilim, kudret ve hikmeti gibi konularda çok değerli bilgiler içeren bir eserdir. İmam Cafer Sadık (a.s) bunları dört oturumda Mufaddal&#8217;a anlatmış, o da İmam&#8217;ın müsaadesiyle yazıp bir araya getirmiştir. </p>



<p>Allâme Meclisî ve diğer bazı büyük âlimler tarafından tercüme edilen ve defalarca basılan bu değerli eser,(Ali Asker Fakihî&#8217;nin özet tercümesi defalarca basılmıştır. Her kesimden insan için fevkalâde faydalar içermektedir. Yüce Allah&#8217;ın ayet ve hikmetleri üzerinde tefekkür edip tevhit hakkında kafa yoran herkes için faydalı olabilecek ve zevkle mütalaa edilecek bir eserdir. </p>



<p>Seyyid ibn Tavus, &#8220;Keşfu&#8217;l-Muhce&#8221; adlı eserinde oğluna bu kitabı mütalaa etmesini tavsiye etmekte (Seyyid ibn Tavus, &#8220;Keşfu&#8217;l-Muhce&#8221; adlı eserinde oğluna bu kitabı mütalaa etmesini tavsiye etmekte (Keşfu&#8217;l-Muhcacce, s.9) ve bir başka yerde de: &#8220;Yolculuğa çıkan kimsenin mutlaka yanında bulundurması gereken kitaplardan biri, Mufaddal&#8217;ın Tevhid kitabıdır.&#8221; demektedir. (Emanu&#8217;l-Ahtar, s.78)</p>



<p>Bu değerli eseri kısaca tanıttıktan sonra bazı bölümlerinden özetle iktibasta bulunmamızın faydalı olacağına inancındayız. Mufaddal diyor ki:</p>



<p>Güneş batarken Mescidu&#8217;n-Nebi&#8217;de oturmuş, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yüceliğini düşünüyor ve yüce Allah&#8217;ın ona ne kadar büyük bir onur, izzet ve iftihar nasip etmiş olduğu üzerinde tefekkür ediyordum. Bu sırada, o zamanın ünlü dinsizlerinden olan İbn Ebi&#8217;l-Avca mescide girip, sesini duyabileceğim bir yerde yakınıma oturdu. Çok geçmeden arkadaşlarından biri çıkageldi ve onun yanına oturdu. İkisi de, Hz. Resulullah&#8217;la ilgili şeyler konuştular. Bu konuşmanın ardından, söz evrenden ve yaratılıştan açıldı; evrenin hiç bir yaratıcısı olmadığını, doğada her şeyin kendiliğinden meydana geldiğini ve bunun öteden beri böyle gelmiş ve böyle de gidecek olduğunu söylediler! </p>



<p>   Allah&#8217;ın rahmetinden uzak kalmış bu iki kişinin saçmalıklarını duyunca, kendime hâkim olamayıp: &#8220;Ey Allah&#8217;ın düşmanları!&#8221; diye haykırdım, &#8220;Sizi en iyi şekilde yaratan ve çeşitli evrelerden geçirerek şimdiki hâlinize gelmenizi sağlayan Rabbinizi inkâr edip dinden çıktınız ve zındık oldunuz! Biraz olsun kendi yaradılışınıza bakar, duyum ve hislerinize kulak verirseniz, Yüce Allah&#8217;ın sayısız delillerini bizzat kendi varlığında görür; O&#8217;nun kudret ilim ve hikmetinin delillerinin kendi varlığınızda bulunduğunun farkına varırsınız!&#8221;</p>



<p>   İbn Ebi&#8217;l-Avca: &#8220;Behey adam!&#8221; dedi, &#8220;Eğer sen kelâmcılardan (çeşitli inançlar konusunda bilgili olup iyi tartışabilenlerden) isen, seninle onların yöntemiyle konuşurum. Bu durumda bizi ikna edersen sana uyar, dediğini yaparız. Eğer onlardan değilsen, seninle muhatap olmamızın bir faydası yok! Ama eğer Cafer b. Muhammed es-Sadık&#8217;ın izleyicilerinden isen bilesin ki, o bizimle asla böyle konuşmaz ve bu şekilde hakaret etmez bize! Senin bu duyduklarını defalarca bizden duymuş, ama bize asla hakaret etmemiş ve cevabımızı verirken haddi aşmamıştır o. O sakin, metin, ve pek akıllıdır, asla öfke ve kızgınlığa kapılmaz, asla kontrolünü kaybetmez! Bizim sözlerimizi ve delillerimizi sabırla dinler. aklımıza gelen her şeyi söyleriz ve tam onu alt ettiğimizi sandığımız bir sırada kısa bir cevap ve az bir sözle bizim bütün delillerimizi çürütüp inandığı gerçeği bize ispatlar ve ona verecek bir cevap bulamayız. Şimdi, eğer onun ashabından isen, ona yaraşır şekilde konuş bizimle!&#8221;</p>



<p>üzgün bir şekilde camiden ayrıldım. İslâm ve Müslümanların bu dinsiz ve zındıkların zihinlerde yarattığı şüphelerden ne zararlar çektiğini düşünüyor, kendi yaratıcılarını inkâr etmelerine içerliyordum. Çok sevdiğim İmam Cafer Sadık&#8217;ı (a.s) ziyarete gittim. Beni görür görmez: &#8220;Neyin var?&#8221; diye sordu, o dinsizlerden duyduklarımı anlattım. Şöyle buyurdu:</p>



<p>Dünyanın, hayvanların, yırtıcı hayvanların, böceklerin, kuşların, insandan dört ayaklılara varıncaya kadar bütün canlıların, bitkilerin, meyveli ve meyvesiz ağaçların, yenir ve yenilmez bitkilerin yaradılışında Yüce Allah&#8217;ın takdir ettiği hikmetlerden bir kısmını anlatacağım sana. İbret almak isteyenler bunlardan ibret alacak, Müminlerin ilmi ve marifeti artık pekişecek, kâfirlerle dinsizler şaşkınlık içinde kalacak, söyleyecek söz bulamayacaklar. Yarın sabah buraya gel.</p>



<p>Bu muazzam bir fırsattı, sevinçten ne diyeceğimi bilemiyordum. Eve gidip sabırsızlıkla bekledim. O gece çok uzun geldi bana.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Birinci Oturum</h3>



<p>sabahleyin İmam&#8217;ın (a.s) evine gittim, izin isteyip ayakta bekledim. İmam&#8217;la birlikte bir odaya geçtik, oturur oturmaz: &#8220;Mufaddal!&#8221; buyurdu, &#8220;Galiba dün gece senin için çok uzun geçmiş?&#8221;</p>



<p>Hayretle: &#8220;Evet efendim.&#8221; dedim. İmam (a.s) konuşmaya başladı:</p>



<p>Ey Mufaddal! İlk olarak Allah vardı ve O&#8217;ndan önce hiçbir şey yoktu. O bakidir, varlığının sonu ve sınırı yoktur. Hamd ve övgü, bize ilham lütfunda bulunana mahsustur; şükür ve sena, ilimlerin en yüce mertebesini ve onurun zirvesini bize lütfedene hastır. O ki tüm yarattıkları arasında bizi ilmiyle seçkin kıldı ve hikmetiyle bizi onlara şahit kıldı.</p>



<p>(Söz buraya geldiğinde, Mufaddal, bunları yazmak için İmam&#8217;dan izin istediğini, onun da izin verdiğini ve kendisinin bunları yazdığını söyleyerek İmam&#8217;ın -a.s- sözlerini şöyle sürdürdüğünü anlatır:)</p>



<p>Ey Mufaddal! Evrenin yaratıcısının varlığında şüpheye düşenler, kâinattaki şaşırtıcı gerçeklerden habersizdirler. Yüce Allah&#8217;ın denizdeki, karadaki ve havadaki mahlûkatıyla ilgili hikmetlerini idrak etmekten aciz bir zekâları vardır. Bilgi ve düşüncedeki zayıflıkları nedeniyle inkâr yoluna gitmiş, basiretlerinin zayıflığı nedeniyle inatlaşma ve yalanlama hatasına düşmüşlerdir. Derken işi inkâra kadar vardırmış ve &#8220;Varlıkların bir yaratıcısı yoktur!&#8221; diyecek hadde gelmişlerdir. Şu kâinatın belli bir yaratıcısı olmadığı ve olayların belli hesap, ölçü, hikmet ve tedbirlerle vuku bulmadığı iddiasına girmişlerdir.</p>



<p>Yüce Allah, onların vasıflandırdığından çok daha öte ve yücedir! Allah, onları rahmetinden uzak kılsın! Bunca açık ve net hakikatı bırakıp da nerelere gitmekte bunlar?</p>



<p>Sapma, körlük ve şaşkınlıkta, gayet mamur ve dayalı-döşeli mükemmel binadaki körlere benziyor hâlleri. en güzel halıların döşendiği, akla gelebilecek her çeşit yiyecek, içecek, giyecek ve kısacası insanoğlunun ihtiyaç duyabileceği her şeyin bulunduğu, her şeyin en doğru şekilde ve en ince hesaplarla temin edilip yerli yerine konulduğu böyle bir binada o körler, dilediklerince dolaşma serbestîsine sahipler. İstedikleri gibi gidip geliyor, ama kör oldukları için ne odaları, ne de içindekileri göremiyorlar ve bilemiyorlar. Bu arada elleri-ayakları bir şeye takılacak olsa, o şey aslında tam olması gerektiği yere konulmuş olduğu hâlde onlar bunu bilmedikleri, ona hiçbir ihtiyaçları olmadığını sandıkları ve onun ne amaçla orada bulunduğunu bilmedikleri için, bu cehaletlerinden dolayı sinirlenip binaya da, binayı inşa edip döşeyene de yakışık olmayan sözler edip duruyorlar. </p>



<p> Evet, kâinatın yaratıcısının mükemmel yaratışından bihaber olup varlık âlemindeki muazzam tedbir ve kemali inkâr edenler tıpkı o körler gibidir. Zira bu inkârcıların zekâsı, yaratılan şeylerin sebep, fayda ve niteliğini kavrayıp anlayamadığından, bu dünyada şaşkın ve cahilce gezinip durmakta; yaradılış düzenindeki muazzam tertip, disiplin, sağlamlık, güzellik ve yerindeliği idrak edemediklerinden dolayı, sebebini bilmedikleri ve neye yaradığını anlayamadıkları bir şeyle karşılaştıklarında inkârcılığa gitmekte ve o güzellik ve kemali bir hata ve gereksizlik sanmaktadırlar!..</p>



<p>Ardından İmam (a.s) birinci oturumda insanın yaradılışı ve bu yaradılıştaki çeşitli hikmetleri etraflıca anlatarak Allah&#8217;ın nimetlerine değiniyor. Bu geniş bahsi bu özetle kapatarak, ikinci oturuma geçiyoruz:</p>



<h3 class="wp-block-heading">İkinci Oturum</h3>



<p>   &#8230;Ey Mufaddal! Hekim ve kadir olan Allah&#8217;ın tedbiri üzerinde düşün. Yırtıcı hayvanlarla av hayvanlarına bir bak. Onlara nasıl keskin ve sivri dişler verdiğini, sağlam ve sert pençeler ve büyük ağızlar verdiğini ve bunların, onların dünyasıyla ne kadar uyumlu ve yerinde olduğunu gör. Keza, etobur olan ve avcı kuşlara gayet uygun gagalar ve pençeler verilmiştir.</p>



<p>Eğer yüce Allah otla beslenen hayvanlara bu pençeleri vermiş olsaydı, ihtiyaçları olmayan bir şey vermiş olacaktı onlara. Çünkü onlar avlanmaz ve et de yemezler! yırtıcı hayvanlara da geniş tırnaklar vermiş olsaydı, onlara hiç yaramayacak ve avlanmak için ihtiyaçları olan silahı onlardan esirgemiş sayılacaktı!</p>



<p>   Yüce Allah&#8217;ın bu iki tür hayvan grubuna, onların yaşamlarını sürdürebilmeleri için en uygun şeyleri verdiğini ve her birini, ihtiyacı olan şeyle donattığını görmez misin?</p>



<p>   Dört ayaklı hayvanların yaradılışına bak ve dünyaya geldikten hemen sonra annelerinin peşinden nasıl gittiklerini ve insan yavrusu gibi tutulup kaldırılmaya, eğitilip yetiştirilmeye hiç ihtiyaçları olmadığını gör. Çünkü insan annesinin, çocuk eğitimi ve bakımı konusundaki bilgisi ve keza bunları yerine getirebilmek için gerekli olan geniş avuçlu ve uzun parmaklı eller gibi gereçlere, dört ayaklı hayvanların anneleri sahip değildir. Bu nedenledir ki, yüce Allah, dört ayaklı hayvanların yavrularına, dünyaya gelir gelmez, hiçbir eğitimci ve bakıcıya gerek kalmaksızın büyüyüp gelişmesi ve kendisi için en doğru olanı yapabilecek kapasiteye kavuşarak kemale ermesini mümkün kılmıştır.</p>



<p>   Tavuk, keklik, sülün vb türden birçok kuşun civcivleri yumurtadan çıktıktan birkaç saat sonra yürümeye ve yem arayıp yemeye başlar. Yumurtadan çıktıktan sonra bu kabiliyeti taşımayan ve büyüyüp gelişmesi zaman alan güvercin türü zayıf kuşların civcivleri içinse, yüce Allah başka bir tedbirde bulunmuş ve onların annelerine civcivlerine karşı daha fazla şefkat ve sevgi duygusunun yanı sıra bir de kursak vermiştir. Güvercin, kursağında biriktirdiği yemi getirip yavrusunun ağzına döker ve kanatlanıp yuvadan uçuncaya kadar onu böylesine sevgiyle besler. Bu nedenle de yüce Allah, bu tür kuşlara, tavuk türlerindeki gibi fazla civciv vermez. Böylece güvercin, az sayıdaki yavrularını besleyebilir ve onların telef olmasını engeller. Gördüğün gibi, Allah Teala her biri için gerekli olan en uygun tedbiri takdir etmiş, onları en güzel yaradılışla yaratmıştır&#8230;</p>



<p>İkinci oturumun üzerinde de bu kadarla iktifa eiyoruz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Üçüncü Oturum</h3>



<p>&#8230;Sesler, bazı cisimlerin havada sürtüşmesi sonucu meydan gelir ve hava, bu sesleri bizim işitme duyumuza ulaştırır. İnsanlar bütün gün boyu, hatta gecenin belli bir kısmını konuşmakla geçirmektedirler. Bütün bu sesler ve konuşmalar havada kalacak olsaydı, insanların durumu çok zor olur. Muhtemelen kâğıttan çok, havayı değiştirmek ve hava üretmek zorunda kalırlardı. Çünkü konuşurken kullanılan kelimeler ve sesler, yazılanlardan çok daha fazladır&#8230;</p>



<p>Binaenaleyh yüceler yücesi bilge ve hekim olan Allah, havayı görünmeyen yumuşacık bir kâğıt gibi yaratmıştır. Sesler ve konuşmalar bu hava sayesinde bize ulaşmakta, sonra da bu ses ve konuşmaların havadaki izleri silinmekte ve hava tekrar yeni sesleri kaydedebilecek beyaz bir kâğıt gibi yepyeni olmakta; ama bu işlem nedeniyle asla yıpranıp eskimemektedir!</p>



<p>  Hikmetleri üzerine düşünecek olursan, ibret almak için sırf şu hava bile yeter aslında! Çünkü her şeyden önce, vücudun yaşamasını sağlar. Havayı içine teneffüs edip alman diri kalmana, aldığın havayı geri boşaltman da vücudunun sıhhat bulmasına yarar. Hava, sesleri uzaklardan taşıyıp getirir. Güzel kokuları dört bir yana ulaştırır. Rüzgârın estiği taraftan daha fazla ses ve güzel kokuların geldiğini görmez misin? Keza, dünyanın düzen ve maslahatında etkin faktörler olan sıcaklık ve soğukluğu taşıyan da, yine havadır&#8230;</p>



<p>Bilge ve hikmet sahibi yüce Allah&#8217;ın, çeşitli ağaç türlerindeki muazzam yaradılış sırlarında tefekkür et. Ağaçlar yılda bir kez ölürler; ama onlara hayat veren ısıları içlerinde gizli kalır ve meyveler için gerekli hammaddeleri üretmeye başlayıp hazırlar ve bahar gelince tekrar dirilip hareketlenir ve türlü meyveler sunar sana. Her meyve kendine has belli bir zamanda hazırlanıp sunulur; misafirlikte leziz yiyecek ve tatlıların belli aralıklar ve özel zaman aralarında takdim edilmesi gibi tıpkı. </p>



<p>   Tomurcuğa duran ağaçların ellerindeki hediyeleri nasıl cömertçe takdim ettiğine bir bak. Bağlarda, bahçelerde güzelim güllerle reyhanların, fulyaların, yaseminlerin adeta dilediğini kopar dercesine sana nasıl ellerini uzattıklarını gör. </p>



<p>   Ey insan! Eğer aklın varsa, neden kendi haddini bilmezsin sen? Zekân varsa eğer, bunca nimeti sana lütfeden velinimetini neden tanımaz, O&#8217;na neden teşekkür etmezsin? Bağlarda, bostanlarda, dağlarda ve vadilerde senin için bunca yiyecek, içecek, meyve, türlü sebzeler ve rengârenk çiçekler hazırlayıp sunan rabbine şükredip teşekkürde bulunacağına neden O&#8217;na isyan etmekte, bunca lütuf ve bağışını görmezden gelip inkâra kalkışmakta ve O&#8217;nu tanımazdan gelmektesin?!</p>



<p>Şu narda gizli olan o sırlara ve suçları bağışlayıcı o yüce Yaradan&#8217;ı onu nasıl yarattığına baksana! Narın içinde, içyağından minik tepecikler kurmuş, o tepeciklerin dört bir yanına nar tanelerini inciler gibi birbirine yapıştırmıştır. O tanelerin adeta elle ve özenle yan yana dizildiğini sanırsın. Taneleri birkaç bölüme ayırmış ve her bölümü de bir zarla örtmüştür. Bu zar o kadar ince ve hassastır ki insanın aklını hayran bırakır. Bunların hepsini de kalınca ve sağlam bir kabukla örtüp korumuştur. Bu dakik ve hassas yaradılışta, fevkalâde şaşırtıcı incelikler vardır. Narın içi sadece tanelerle dolu olsaydı, o tanelerin beslenebilecekleri bir yol yoktu. Bu nedenle o içyağı gibi kabuklar tanelerin arasına yerleştirilmiş ve taneleri bunların üzerine ekmiştir. İşte bu yolla o taneler beslenebilmektedir. Bu zarif tanelerin bozulup çürümemesi için de, narın içindeki o ince zarları perde gibi, tanelerin üzerine çekmiştir. tanelerin, sıcağa, soğuğa, güneşe vb. dış etkenlere karşı korunarak taptaze kalabilmesi için de, daha kalın ve ilgin yapıya sahip bir başka sağlam kabuğu da hepsinin üzerine gerip onları korumuştur. Bütün bu saydıklarım, narın yaradılışındaki şaşırtıcı sayısız hikmet ve inceliklerde sadece birkaçıdır&#8230;</p>



<p>Üçünü oturumdan da bu kadar nakletmekle yetiniyoruz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Dördüncü Oturum</h3>



<p>&#8230;Şimdi bazı cahillerin Yüce Allah&#8217;ı, O&#8217;nun yaratışını, takdir ve tedbirini inkâr için bir vesile olarak kullandığı ve gerçekleşmelerinin hiçbir hikmet ve geçerli nedene dayanmadığını zannettikleri doğal felaketlerle hastalıklardan söz edelim biraz. kolera, veba ve benzeri türü salgın hastalıklarla, ekinleri ve meyveleri telef eden dolu ve çekirge akını gibi felaketler. Bunların cevabı açıktır. Şu evrenin ve dünyanın işlerini düzenleyen belli bir yaratıcısı olmasa, bu tür bela ve felaketler böyle ara sıra değil, daima ve çok daha fazla vuku bulurdu. Mesela göklerin ve yerin düzeninin bozulması, yıldızların yeryüzüne düşmesi veya bütün yeryüzünün suların altında kalması veya güneşin bir daha doğmaması, pınarların kuruması ve su kaynaklarının tamamen tükenip yeryüzünün susuz kalması veya havanın hareketini yitirmesi ve hiç rüzgar esmemesi veya her şeyin çürüyüp bozulması, denizlerle okyanusların kabarıp yeryüzündeki bütün canlıları yutması gerekirdi. Keza, veba ve çekirge akını gibi şu doğal afetler ve salgın hastalıkların kısa bir süre vuku bulması, sürekli ve kalıcı olmaması, sadece bazı zamanlarda meydana çıkarak çabucak çekilmesi ve bütün dünyayı bir anda mahvedecek kadar sürmemesi tesadüf müdür sahi?</p>



<p>   Böylesine büyük ve hepten yok edici afetlerden dünyanın korunduğunu görmez misin? Sadece bazı zamanlar insanların kendisine gelmesi ve korkup kendilerine bir çeki düzen vermeleri ve ibret almaları için vuku bulmakta, sonra da çabucak bitmekte ve bitişi rahmet olmaktadır.</p>



<p>   İnsanların başına gelen tatsız olaylarla felaketler konusunda dinsizler: &#8220;Eğer dünyanın şefkatli merhametli bir yaratıcısı varsa, bu felaketler ne demek oluyor?&#8221; diye sorarlar. Bunlar, insanoğlunun dünyadaki yaşamının hep öyle sürmesi ve hiçbir zaman zorluk ve sıkıntı yaşamaması gerektiğini zannederler. Oysa eğer böyle olsa ve insanoğlunun yaşamı sıkıntı, zorluk ve felaketten kesinlikle arıtılmış bulunsaydı, insanlardaki bozulma, ahlâksızlık ve şerler o kadar artardı ki, ne dünyaları kurtulurdu, ne ahiretleri. Nitekim naz-u nimete kavuşan ve her türlü refah içinde rahat bir hayat sürdürenlerden bazıları öylesine kendilerini kaybedip küfrana batıyorlar ki, adeta insan olduklarını, Allah&#8217;ın kulu olduklarını unutuyor ve sıkıntı, zorluk ve felaket denilen şeylerin bir gün onların da kapısını çalabileceğine ihtimal dahi vermez oluyorlar. neticede hiçbir zayıfın elinden tutmaz, yoksula yardım etmez, hiçbir zavallıya acımaz, düşenin elinden tutmaz, acısı olan birinin acısını paylaşmaz, kimseye acımaz ve kimseyi umursamaz bir hâle geliveriyorlar! </p>



<p>Ama insanlar bir sıkıntıya düştükleri, acı çektikleri veya bir derde müptela oldukları zaman cahil ve gaflet içindekilerin çoğu uyanıp kendisine geliyor ve işledikleri birçok günah ve hatadan dönüveriyorlar.</p>



<p>Bu bela ve acıların hiç olmaması gerektiğini düşünen ve bundan hoşlanmayanlar aslında tıpkı tatsız ve acı ilaçları içmekten rahatsız olan ve kendileri için zararlı, ama pek sevdikleri lezzetli şeylerden mahrum bırakılmalarına öfkelenen çocuklar gibidirler. Okula gitmeyi, ders çalışmayı hiç sevmez, bütün gün oynayıp boşuna vakit geçirmeye bayılır, diledikleri her şeyi yapmak, canlarının çektikleri her şeyi yiyip-içmek isterler. Oyun ve serserilikle vakit geçirmenin dinleri ve dünyaları için ne kadar zararlı olduğunu, lezzetli ama zararlı yiyecek ve içeceklerin onları ne gibi hastalıklara düşürebileceğini; okuyup tahsil etmenin, ilim ve edep öğrenmenin kendilerine nasıl güzel gelecek bir hazırlayabileceğini, acı da olsa gerekli ilaçları kullanmanın sıhhat ve şifayla sonuçlanacağını bilmez, idrak edemezler.</p>



<p>Nice dertler vardır ki, huzur ve mutluluktur sonrası! Nice acılar vardır ki, pek tatlı sonlar getirir beraberinde!&#8230; (Tevhid-i Mufaddal adlı eser, Allame Muhammed Bâkır Meclisî, Biharu&#8217;l-Envar, 3/138)</p>



<p>İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) anlattığı ve Mufaddal b. Ömer&#8217;in yazdığı Tevhit Risalesi&#8217;nin özetinden ibaret olan konumuzu burada noktalıyoruz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Gayb Dünyasıyla İrtibatı</h2>



<p>Resulullah&#8217;ın (s.a.a) hak vasileri ve onun Allah vergisi ilminin vârisleri olan Ehlibeyt İmamları (a.s), Yüce Allah&#8217;ın resulleri ve kimi evliyasına bağışlamış olduğu bazı nadide özelliklere sahiptirler. bu özelliklerden biri de, gayb âlemiyle irtibatlı olma ve hayalle vehimden tamamen uzak olan ve tıpkı peygamberlerin vahyi gibi her nevi yalan ve sahtekârlıktan berî bulunan özel gayb ilimlerine vâkıf olmaktır.  </p>



<p>   Ancak şu noktayı hemen belirtelim ki, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vasileri olan Ehlibeyt İmamları (a.s), peygamber değildirler ve asla yeni bir din getirmemişlerdir. Bilakis onlar, peygamberler zincirinin son mübarek halkası olan Hz. Resul-ü Ekrem&#8217;in (s.a.a) getirmiş olduğu İslam dininin en sadık savunucuları olmuş ve İslâm ümmetine liderlik ve İmamet etmişlerdir. Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) şu hadis-i şerifi, onların mezkûr konumunu en konumunu en güzel ibareyle açıklamaktadır:</p>



<p>    Ya Ali! Harun Musa için hangi konumdaysa, sen de benim için o konumdasın. Sadece şu farkla ki, benden sonra peygamber yoktur!</p>



<p>İslâmî rivayet ve kaynaklarda Ehlibeyt İmamları&#8217;nın, doğaüstü ilimleriyle ilgili sayısız olaylar ve örnekler kayıtlıdır. Garazı olmayan bilinçli hiçbir Müslüman, onların bu özelliğinden şüphe etmemiş ve o büyük velilerin, derin ilahî bilgiyle donatılmş olduklarını teyit etmişlerdir. Nitekim gerekli gördükleri zaman insanların hidayete kavuşması amacıyla gaybî bilgilerinden bir nebzesini aşikâr ettikleri bilinmektedir. Burada, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) genellikle toplumdan saklamayı tercih ettiği özel bilgi ve gaybî ilmiyle birkaç örnek aktarmamızın yeterli olacağını sanıyoruz:</p>



<p>1-Zeyd b. Ali&#8217;nin (a.s) şehadetinde sonra büyük oğlu Yahya gizlice İran&#8217;a gitti ve bir süre sonra İran&#8217;ın doğusunda bir grup Müslümana liderlik ederek zalim Emevî halifesine karşı kıyama girişti, zulüm düzeniyle yiğitçe çarpıştı ve kahramanca şehit düştü. Babası Zeyd gibi onun da mübarek naşını darağacına astılar. Yıllarca darağacında asılı kalan naşı, Ebu Müslim&#8217;in kıyamından sonra onun tarafından darağacından indirilip saygıyla toprağa verildi.</p>



<p>Yahya&#8217;nın Horasan&#8217;a doğru gittiği günlerde, hac yolculuğundan dönmekte olan ve Medine&#8217;de İmam Cafer Sadık&#8217;la (a.s) görüşmüş bulunan mütevekkil b. Harun adlı bir Şiî Müslüman, yolda Yahya&#8217;yla karşılaştı. Selâmlaştıktan sonra Mütevekkil, Yahya ile arasında şu konuşmanın geçtiğini anlatır:</p>



<p>-Ey Mütevekkil, nereden geliyorsun?</p>



<p>-Hac&#8217;dan.</p>



<p>-Ailem, amcaoğullarım ve İmam Sadık&#8217;tan ne haber?</p>



<p>Olanları anlattım ve babası Zeyd&#8217;in şehadetinin herkesi hüzne boğduğunu söyledim. Onaylarcasına başını sallayarak şöyle dedi:</p>



<p>-Amcam Muhammed b. Ali (İmam Bâkır -a.s-) babama akıbetinin nasıl olacağını ve başına neler geleceğini söylemişti. sahi, amcaoğlum Cafer b. Muhammed&#8217;i gördün mü?</p>



<p>-Evet.</p>



<p>-Benim hakkımda bir şey söyledi mi?</p>



<p>-Evet.</p>



<p>-Ne söylediğini anlatır mısın?</p>



<p>Ne diyeceğimi bilemiyordum. Üzgün bir şekilde:</p>



<p>-Ondan duyduklarımı size anlatmam çok zor, dedim.</p>



<p>-Benim ölümden korktuğumu mu sanıyorsun, dedi kırgınca. İmam&#8217;ın benim için ne söylediğini bilmek istiyorum!</p>



<p>-Babanız gibi sizin de şehit edileceğinizi ve tıpkı naşınızın onun gibi asılacağını haber verdi.</p>



<p>Yahya, Mütevekkil&#8217;le biraz daha sohbet etti. Sonra yanındaki Sahife-i Seccadiye nüshasını Mütevekkil&#8217;e emanet edip onu Medine&#8217;ye götürmesini ve oradaki bir yakınına vermesini tembihleyerek: &#8220;Vallahi Amcaoğlum İmam Sadık (a.s) şehit düşeceğimi haber vermemiş olsaydı, benim için çok değerli olan bu Sahife-i Seccadiye nüshasını sana emanet etmezdim! Ama onun verdiği bir haberin hak olduğunu bilirim ben; çünkü bu tür haber ve bilgiler, atalarından ulaşmıştır ona!&#8221; dedi. (Muntehe&#8217;l-Amal, İmam Seccad&#8217;ın (a.s) hayatı bölümünde; Yahya b. Zeyd&#8217;in Maktal adlı eseri, Sahife-i Seccadiye&#8217;nin mukaddimesinde) Çok geçmeden İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) önceden haber verdiği olay vuku buldu ve herşey tıpkı onun söylediği gibi oldu!</p>



<p>2-Safvan b. Yahya şöyle anlatır: Cafer b. Muhammed b. Eş&#8217;as bir gün bana: &#8220;Aramızda pek bahsi edilen bir mevzu olmadığı ve hakkında başkalarının bildiği şeyleri biz bilmediğimiz ve başkaları kadar tanımadığımız hâlde, neden Şiî olduğumuzu biliyor musun?&#8221; diye sordu. bilmediğimi söyleyince, şöyle anlattı:</p>



<p>Bir gün Mansur Devanikî babamdan çok özel bir görev için becerikli ve güvenilir bir adam istedi. Babam da dayısını önerdi. Mansur, babamın dayısını çağırtarak ona yüklüce bir para veriyor ve bu parayla Medine&#8217;ye gidip Abdullah b. Hasan b. el-Hasan ve araların da Cafer b. Muhammed&#8217;in de bulunduğu akrabalarıyla görüşmesini, onlara kendisinin Horasan&#8217;dan gelen bir garip olduğunu, orada çok güvenilir Şiîlerin bulunduğunu ve onlara para gönderdiğini söyleyip bu paraları belirlendiği meblağlarda aralarında paylaştırmasını ve parayı aldıklarına dair de onlardan kendi el yazılarıyla birer makbuz almasını istiyor. Babamın dayısı söyleneni yapıp bir süre sonra geri dönüyor. Mansur onu çağırtıp yaptıklarını anlatmasını isteyince: &#8220;Hepsiyle görüşüp paraları da söylediğiniz üzere onlara verip makbuz da aldım.&#8221; diyor, &#8220;Ancak, sadece Cafer b. Muhammed hariç. O, Mescidu&#8217;n-Nebi&#8217;de namaz kılıyordu, arkasında oturup namazını bitirmesini bekledim. Namazını bitirince daha ben ağzımı açıp tek kelime etmediğim hâlde o adeta aklımdan geçenleri okurcasına bana dönüp: &#8216;Allah&#8217;tan kork!&#8217; dedi, &#8216;Peygamber&#8217;in Ehlibeyti&#8217;ni aldatmaya kalkışma ve Mansur&#8217;a da Allah&#8217;tan korkmasını ve Ehlibeyt&#8217;e oyun oynamaktan vazgeçmesini söyle!&#8217; dedi. </p>



<p>Ben olayı bilmiyormuş gibi davranarak: &#8220;Anlamıyorum efendim, ne demek istiyorsunuz?&#8221; diye sorunca, beni yakınına çağırdı ve sizinle aramızdaki gizli konuşmaları ve bana verdiğiniz görevleri en ince ayrıntılarıyla anlattı. duyduklarıma inanamıyordum, o ırada sanki bizim yanımızdaymış gibiydi! (Usul-u Kâfi, 1/475; Besariu&#8217;d-Derecat, s.245; Menakıb, 4/220, Biharu&#8217;l-Envar, 47/74; Haraic-i Ravendi&#8217;den iktibasla)</p>



<p>3- Ebu Basir şöyle anlatır: İmam Sadık&#8217;ın (a.s) huzurundaydım, Mualla b. Huneys&#8217;ten söz açıldı. İmam: &#8220;Ey Ebu Basir!&#8221; dedi, &#8220;Mualla hakkında sana söyleyeceklerim var şimdilik gizli kalsın!&#8221; buyurdu. </p>



<p>&#8220;Baş üstüne efendim, gizli kalır!&#8221; dedim. Bunun üzerine: &#8220;Mualla, Davud b. Ali&#8217;nin onun başına getireceği şey vuku bulmadan kendisi için takdir edilen yüce makama ulaşamayacaktır!&#8221; buyurdu.</p>



<p>Davud&#8217;un ona ne yapacağını sordum. &#8220;Onu çağırtıp boynunu vurduracak. Bununla da yetinmeyip onun cansız bedenini darağacında sallandıracak ve bu iş gelecek yıl vuku bulacaktır!&#8221; buyurdu.</p>



<p>Bir yıl sonra Davud b. Ali Medine valiliğine atandı ve ilk işi Mualla b. Huneys&#8217;i çağırmak oldu. Ondan, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) Şiîlerinin vermesini istedi. Mualla boyun eğmeyince, onu öldürmekle tehdit etti. Mualla: &#8220;Beni ölümle mi tehdit ediyorsun be adam!&#8221; diye haykırdı, &#8220;İmam Sadık&#8217;ın Şiîlerini hemen şuracıkta, elimin altında olsalar da söylemem sana! Beni öldürmen durumunda ise beni mutlu, kendini de yazık etmiş olursun!&#8221; </p>



<p>Davud da onu şehit etti. (Biharu&#8217;l-Envar, 47/129; Menakıb. 4/225)</p>



<p>4- Ali b. Hamza şöyle anlatır: Emevî devletinin bir memurlarından bir genç ile arkadaştım. Kendisini İmam Sadık&#8217;la (a.s) görüştürmemi rica etti. Onu İmama götürdüm. &#8220;Canım size feda olsun!&#8221; dedi, &#8220;Ben Emevîlere çalışıyorum ve bu yoldan epey de para kazandım.&#8221; </p>



<p>İmam (a.s) onunla biraz konuştu. dedikleri özetle şuydu:</p>



<p>Emevîlerin sizin gibi adamları olmasa, bizim hakkımızı böyle ayaklar altına alamazlardı. Eğer başkaları onlara yardım etmeyip onları yalnız bıraksalardı, hiçbir şey yapamazlardı!&#8221; </p>



<p>Genç adam: &#8220;Canım efendim, benim için bir kurtuluş yolu var mıdır?&#8221; diye sordu.</p>



<p>İmam: &#8220;Evet! Söylersem, yapacak mısın?&#8221; buyurdu.</p>



<p>Genç: &#8220;Tabii!&#8221; dedi.</p>



<p>İmam: &#8220;Bu yolda kazandıklarını asıl sahiplerine geri ver. Sahiplerini tanımadığın miktarları da sadaka olarak ver. Bunu yapabilirsen, ben de seni cennetle müjdeler, bunu garantilerim!&#8221; buyurdu.</p>



<p>Genç adam başını yere eğip biraz düşündükten sonra: &#8220;Canım size feda olsun, söylediğiniz gibi yapacağım!&#8221; dedi. </p>



<p>Bu genç, bizimle kûfe şehrine geldi ve nesi var nesi yoksa, hatta elbiselerini bile sahiplerine geri verdi. Sahibini bulamadıklarını da sadaka olarak fakirlere dağıttı. Kısa zamanda o kadar yoksullaştı ki, biz ona elbise alıp geçimini sağlar olduk. Birkaç ay sonra hastalandı. Onu ziyarete gittiğim günlerden birinde, durumunun pek ağır olduğunu gördüm; can vermek üzereydi. Güçlükle gözlerini açıp bana baktı ve &#8220;İmam Sadık verdiği sözü tuttu, vallahi ahdini yerine getirdi!&#8221; dedi ve can verdi.</p>



<p>Onu toprağa verdikten kısa bir süre sonra kûfe&#8217;den döndüm. İmam&#8217;a (a.s) uğrayıp kendisini gördüm. Beni görür görmez: &#8220;Andolsun ki o gence verdiğim söz yerine getirildi ve ben ahdime vefa ettim.&#8221; dedi! Hayretten ne diyeceğimi şaşırmıştım. &#8220;Canım size feda!&#8221; dedim, &#8220;Doğru söylüyorsunuz! O da aynı şeyi söyledi çünkü bana!&#8221; (Biharu&#8217;l-Envar, 47/138; Menakıb. 4/130)</p>



<p>5- Sedir Sayrafî şöyle anlatır: İmam Cafer Sadık (a.s) için emanet edilen bir para benim yanımdaydı. Emaneti verirken Şiîlerin Ehlibeyt İmamları (a.s) hakkında anlattıklarının doğru olup olmadığını anlamak için bir dinarını vermeyip sakladım. İmam (a.s) hemen: &#8220;Ey Sedir! Emanetin hepsini vermedin; ama bunu bizden koptuğun için yapmış değilsin!&#8221; dedi. &#8220;Canım size feda! Mesele nedir, ne oldu ki?&#8221; diye sordum. &#8220;Bizi denemek için emanetten birazını alıkoymuşsun!&#8221; buyurdu. </p>



<p>&#8220;Canım size feda!&#8221; dedim, &#8220;Doğru söylediniz! Şiîlerinizin sizin için söylediklerinin hak olduğuna bizzat tanık olmak istedim.&#8221; İmam buyurdu ki:</p>



<p>Gerekli her şeyi bizim bildiğimizi bilmez misin? Peygamberlerin ilmi bizim yanımızda mahfuzdur, hepsi bizde toplanmıştır; bizim ilmimiz peygamberlerin ilmidir!&#8221; (Menakıb. 4/227; Biharu&#8217;l-Envar, 47/130)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) Yarenleri ve Öğrencileri</h2>



<p>Daha önce de belirttiğimiz gibi, Emevîlerle Abbasîler, Ehlibeyt İmamlarını (a.s) çok sıkı şekilde gözaltında tutuyor, hatta bazen onların halkla görüşmesini bile engelliyorlardı. Ancak Emevîlerin son dönemleri ve Abbasî iktidarının ilk yıllarında bu ikisi arasındaki iktidar kavgası nedeniyle Ehlibeyt İmamları (a.s) bir nebze de olsa rahat bir nefes alabilmiş ve işte bu dönem, ilim âşıklarının İmam Bâkır&#8217;la İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) ilim, bilim ve feyiz deryasından yararlanmaları şansını doğurmuştur.</p>



<p>İmam&#8217;ın ilim deryasından feyiz almak isteyen din ve bilim âşıklarının ona duyduğu sevgi ve güven, en zor şartlar ve en hafakanlı dönemlerde bile onların bir şekilde yolunu bulup İmam&#8217;a ulaşmalarını ve sorularına cevap bulabilmelerini sağlıyordu. </p>



<p>İmam Sadık&#8217;ın (a.s) çeşitli dinî ve pozitif bilim dallarında yetiştirdiği öğrencilerin çoğu, giderek bu dalda zamanın en büyük hocasına dönüşmüş ve bu bilimlerin yayılmasını sağlamışlardır. Şeyh Tusi, Rical kitabında, İmam Sadık&#8217;tan (a.s) ders alan veya İmam&#8217;dan rivayette bulunan dört bin isim sayar. Çeşitli bilimlerin halka ulaşması ve insanların kemale ermesi yolunda ciddi emekler sarf edip büyük adımlar atan  bu isimlerden üçünü örnek alarak özetle tanıtalım:</p>



<h3 class="wp-block-heading">Hamran b. A&#8217;yen Şeybanî</h3>



<p>Hamran&#8217;ın aile fertleri, genellikle Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) özel Şiası ve yakın dostlarıydı. Hamran&#8217;la kardeşi Zürare, çağlarının en seçkin fakihi ve bilim adamı konumunda olmuş ve İmam Bâkır&#8217;la İmam Sadık&#8217;ın (a.s) en sadık yârenleri arasında yer almışlardır.</p>



<p>İmam Sadık (a.s): &#8220;Hamran b. A&#8217;yen imanlı biridir ve yemin ederim ki dininden asla dönmez!&#8221; buyurmakta ve &#8220;Hamran, cennet ehlidir.&#8221; demektedir. (Rical-i Keşşaf, s.176)</p>



<p>Zürare şöyle anlatır: Gençliğimin ilk yıllarıydı. Medine&#8217;ye gittim, sonra da oradan Mekke&#8217;ye geçip hac mevsiminde Mina&#8217;ya çıktım. Mina&#8217;da İmam Bâkır&#8217;ın (a.s) çadırına giderek selâm verdim. Selâmımı alınca, karşısına oturdum. &#8220;A&#8217;yen&#8217;in oğullarından mısın?&#8221; diye sordu. &#8220;Evet, adım Zürare!&#8221; dedim. </p>



<p>&#8220;Onlara benzerliğinden seni tanıdım.&#8221; buyurdu ve kardeşim Hamran&#8217;ın hacca gelip gelmediğini sordu. &#8220;Hayır, gelmedi; ama size selâm gönderdi.&#8221; dedim. </p>



<p>&#8220;Aleykum Selâm&#8221; diyerek şöyle ekledi: &#8220;O, gerçek müminlerdendir ve asla dininden vazgeçmeyecektir! onu gördüğünde, benden selâm söyle!&#8221; (Rical-i Keşşaf, s.178)</p>



<p>Bir başka rivayette bizzat Hamran, İmam Bâkır&#8217;dan (a.s): &#8220;Acaba ben de sizin Şianız sayılır mıyım ?&#8221; diye sorduğunu ve İmam&#8217;ın (a.s): &#8220;Evet, vallahi sen dünya ve ahirette bizim Şiamızdansın.&#8221; buyurduğunu söyler. (Rical-i Keşşaf, s.462)</p>



<p>Esbat b. Salim şöyle anlatır: İmam Musa b. Cafer (a.s) şöyle buyurdu: </p>



<p>Kıyamette bir ses duyulur ve &#8220;Allah&#8217;ın peygamberi Muhammed b. Abdullah&#8217;ın havarileri (en yakın ashabı) olup ahdine vefa gösteren ve inançlarından asla taviz vermemiş olanlar nerede?&#8221; diye sorulur. Selman, Mikdad ve Ebuzer ayağa kalkarlar. Sonra tek tek Ehlibeyt İmamları&#8217;nın en yakın ashabını sorarlar. Onlar da ayağa kalkarlar. Derken sıra beşinci ve altıncı İmamların yakın ashabına gelir. Abdullah b. Şerik Âmirî, Zürare b. A&#8217;yen, Bureyd b. Muaviye, Muhammed b. Müslim, Ebu Basir Muradî, Abdullah b. Ebu Ya&#8217;fur, Âmir b. Abdullah, Hucr b. Zayide ve Hamran b. A&#8217;yen ayağa kalkarlar. (Rical-i Keşşaf, s.10)</p>



<p>Savfan şöyle anlatır:</p>



<p>Hamran, dostlarıyla sürekli ilmî toplantılar yapar ve Ehlibeyt İmamları&#8217;ndan hadis naklederdi. Arkadaşları, Ehlibeyt İmamları dışında bir başkasından hadis rivayet edecek olsalardı, kabul etmez ve onları uyarırdı. Bu uyarıyı üç kez tekrarladığında ve onların dikkate almadıklarını gördüğünde, o toplantıyı terk ederdi. (Rical-i Keşşaf, s.179)</p>



<p>Yunus b. Yakub: &#8220;Hamran, kelâm (akait) ilmini çok iyi bilirdi.&#8221; der. (Tuhfetu&#8217;l-Ahbab, s.77)</p>



<p>Hişam b. Salim şöyle anlatır:</p>



<p>Bir grup ashabıyla birlikte İmam Sadık&#8217;ın (a.s) huzurundaydık. Bir Şamlı içeriye girdi. İmam (a.s) ne istediğini sorunca, &#8220;Her sorunun cevabını bildiğini duydum ve senden bazı sorular sormaya geldim!&#8221; dedi. İmam sorularının ne hakkında olduğunu sorunca da, &#8220;Kur&#8217;ân hakkında.&#8221; dedi. İmam (a.s) onunla Hamran&#8217;ın ilgilenmesini söyleyince, Şamlı adam: &#8220;Ben Hamran&#8217;la değil, seninle tartışmaya geldim buraya!&#8221; dedi. İmam (a.s): &#8220;Hamran&#8217;ı yenebilirsen, beni yenmiş sayılırsın.&#8221; buyurdu.</p>



<p>Şamlı adam da, Hamran&#8217;a dönüp ona sorular sormaya başladı. Sorduğu bütün sorulara en mükemmel cevapları alınca, soru sormaktan yorulup münazaradan çekildi.</p>



<p>İmam (a.s): &#8220;Hamran&#8217;ı nasıl buldun?&#8221; diye sordu. Şamlı: &#8220;Pek bir üstatmış!&#8221; dedi, &#8220;Sorduğum her şeyin cevabını bildi!&#8221;  (Rical-i Keşşaf, s.276)</p>



<h3 class="wp-block-heading">Abdullah b. Ebu Ya&#8217;fur</h3>



<p>İmam Sadık&#8217;ın (a.s) en yakın ashabındandı. İmam&#8217;a karşı fevkalade saygılı ve itaatkârdı. Bu da, onun İmamet makamını gereğince kavramış olmasından kaynaklanıyordu. Bir gün İmam&#8217;a (a.s): &#8220;Siz bir narı ikiye böler ve yarısının haram, yarısının helal olduğunu söylerseniz, bir yarısının helal ve diğer yarısının haram olduğuna şehadet ederim!&#8221; dedi. </p>



<p>İmam (a.s) iki kez: &#8220;Allah&#8217;ın rahmeti senin üzerine olsun!&#8221; buyurdu. (Rical-i Keşşaf, s.249; Mu&#8217;cem-i Ricalu&#8217;l-Hadis, 1/103)</p>



<p>Abdullah bir ara nadir görülen bir hastalığa yakalandı. Bazen pek acı çektiği için hekimler şarabın iyi geleceğini söylemişlerdi. İmam&#8217;la görüştüğünde meseleyi açarak doktorların şarabı önerdiğini söyledi. İmam (a.s) buyurdu ki: </p>



<p>Sakın şarap içme! Şarap haramdır ve bu tavsiye, sana şarap içirmeye çalışan şeytanın telkinidir. Onun telkinine kapılmaz ve onu dinlemeyecek olursan, senden ümidini keser ve seni bırakır!</p>



<p>Bunun üzerine İbn Ebu Ya&#8217;fur kûfe&#8217;ye döndü. Hastalığı tekrar nüksetti ve eskisinden çok daha ağır bir hâl aldı. Onun durumunu gören yakınları şarap getirip içmesini istedilerse de: &#8220;Yemin ederim ki, bir damla dahi almayacağım ağzıma ondan!&#8221; diyerek reddetti. Birkaç gün öylece yatakta kaldı ve çektiği acıya dayandı. Bir süre sonra Yüce Allah ona öyle bir şifa verdi ki, hayatı boyunca bir defa hastalandığı görülmedi. (Rical-i Keşşaf, s.247, özetle)</p>



<p>İbn Ebu Ya&#8217;fur, İmam Sadık (a.s) döneminde vefat etmiştir. İmam (a.s), Mufaddal b. Ömer&#8217;e yazdığı bir mektupta şöyle diyordu:</p>



<p>Ey Mufaddal! Allah&#8217;ın selâmı onun üzerine olsun, İbn Ebu Ya&#8217;fur&#8217;a yaptığım tavsiyeleri sana da yapıyorum. O -ki Allah&#8217;ın selâmı onun üzerine olsun- Allah&#8217;a, Peygambere ve yaşadığı çağın İmam&#8217;ına ahdini yerine getirmiş olarak şu dünyadan göçtü. Allah&#8217;ın rahmetine mahzar olmuş, günahları affedilmiş olarak vefat etti. Allah&#8217;ın selâmı onun ruhuna olsun! Bizim zamanımızda Rabbine, Peygamberine ve zamanının İmam&#8217;ına ondan daha itaatkâr olanı yoktu. Yüce Allah onu rahmetine alıp da ruhunu kabzedip cennete intikal ettirinceye kadar da öyle kaldı!&#8230;  (Rical-i Keşşaf, s.249)  </p>



<h3 class="wp-block-heading">Mufaddal b. Ömer el-Cu&#8217;fî </h3>



<p>İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) ashabının ileri gelenlerinden, seçilmiş yakın dostlarından ve güvenilir büyük fakihlerdendir. (Camiu&#8217;r-Ruvat, 2/258) İmam&#8217;ın en yakın adamlarından biri sayılır ve İmam&#8217;ın bazı özel işleriyle bizzat ilgilenirdi. (Camiu&#8217;r-Ruvat, 2/258) </p>



<p>   Medine&#8217;ye gelen bir grup Şiî, İmam&#8217;dan (a.s) dinî meselelerini sorabilecekleri birini kendilerine tanıtmasını istediler. İmam (a.s) istedikleri zaman kendisine müracaat edebileceklerini söyledi. Yine de bir başkasını da tanıtmasına yönündeki ısrarlarına karşı: &#8220;Mufaddal&#8217;a gidip ondan sorabilirsiniz.&#8221; buyurdu, &#8220;Onun her dediğini kabul edin; çünkü o, haktan başka söz söylemez!&#8221; (Rical-i Keşşaf, s.327)</p>



<p>İmam sadık (a.s) Mufaddal&#8217;a tevhit hakkında özel dersler vermiş ve Mufaddal da bunları &#8220;Mufaddal&#8217;ın Tevhid Risalesi&#8221; adlı bir kitapta bir araya toplamıştır. Daha önceki bölümde bu değerli eserden bazı kesitleri özetle aktarmıştık. Bu özel dersler, onun İmam (a.s) yanındaki ilmî mevkiini ve İmam&#8217;ın (a.s) onu ne kadar sevdiğini göstermektedir.</p>



<p>İmam Cafer Sadık (a.s) Mufaddal&#8217;ı o kadar severdi ki bir gün: &#8220;Ey Mufaddal! Allah&#8217;a yemin ederim ki seni ek severim; seni seveni de severim ben!&#8221; buyurdu. (Biharu&#8217;l-Envar, 47/395; Şeyh Müfid&#8217;in el-ihtisas adlı eseri, s.216)</p>



<p>İmam Musa Kazım (a.s) da Mufaddal hakkında: &#8220;Mufaddal benim sırdaşımdır, gönlüm onunla rahat bulur.&#8221; buyurmuş (Tuhfetu&#8217;l-Ahbab, s.376) ve o dünyadan göçtüğünde de: &#8220;Allah ona rahmet etsin! babamdan sonra babaydı benim için; şimdi rahat ve huzur içindedir artık!&#8221; buyurmuştur. (Tuhfetu&#8217;l-Ahbab, s.376)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) Şehadeti</h2>



<p>Abbasî halifelerin en zalim ve rezillerinden olan; zorbalık, hile ve baskıcı kişiliğiyle tanınan Mansur Devanikî İmam Sadık&#8217;ı (a.s) sürekli sıkı şekilde gözaltında tutuyor, casusları vasıtasıyla İmam&#8217;ın (a.s) her hareketini denetlemeye çalışıyordu. Sırf eziyet etmek ve birkaç defasında da şehit etmek niyetiyle İmam&#8217;ı Medine&#8217;den Şam&#8217;a getirtmiş; ama henüz ilahî takdirin vakti dolmadığından, hiçbirinde başarılı olamamış ve iğrenç emelini gerçekleştirememişti.</p>



<p>Ehlibeyt&#8217;in yedinci İmam&#8217;ı İmam Musa Kâzım (a.s) şöyle buyurur:</p>



<p>Bir defasında Mansur babamı öldürtmek için yanına çağırttı ve bu iş için kılıç vb. gibi gerekli teçhizatı bile hazırlattı. Sarayda ki yakın adamlarından Rabi&#8217;e de: &#8220;Cafer b. Muhammed içeri girdiğinde, ben onunla konuşurken iki elimi çırparsam, hemen onun boynunu vur!&#8221; diye talimat verdi. İmam içeri girdiğindeyse, Mansur onu görür görmez heybetinden etkilenip gayri ihtiyari ayağa kalktı ve onu güler yüzle karşılayıp: &#8220;Borçlarınızı ödemek için sizi buraya kadar çağırdım!&#8221; dedi. Sonra da İmam&#8217;ın ailesinin ve akrabalarının durumunu sordu ve Rebi&#8217;e dönüp: &#8220;Üç gün sonra Cafer b. Muhammed&#8217;i ailesine ulaştırın.&#8221; dedi (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, 1/304; Biharu&#8217;l-Envar, 47/167)</p>



<p>Ne var ki, şöhreti bütün İslâm beldelerine yayılan ve herkesçe sevilen İmam&#8217;ın (a.s) varlığı, Mansur&#8217;u şiddetle rahatsız ediyordu. Sonunda hicrî kamerî 148&#8217;in şevval ayında onu zehirletti ve İmam Sadık (a.s) şevval&#8217;in 25. günü, 65 yaşında şehit düşerek dâr-ı bekaya göçtü. Mübarek naşı, Cennet-i Baki mezarlığında sevgili babası imam Bâkır&#8217;ın (a.s) yanına defnedildi. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.266; Usul-u Kâfi, 1/472; Cennetu&#8217;l-Hulud, s.27)</p>



<p>Ehlibeyt (a.s) şairlerinden Ebu Hüreyre el-lclî, İmam&#8217;ın şehadetinde söylediği şu ağıtla İmam&#8217;ın sevenlerini gözyaşına boğmuştur:</p>



<p>Onun mübarek naşı omuzlar üzerinde mezarlığa götürülürken,</p>



<p>Dedim: &#8220;Değerli birini toprağa vereceğinizi biliyor musunuz?&#8221; </p>



<p>Yazık, dağlar gibi yüce birini dorukta görüp,</p>



<p>Sonra da toprağın altına girerken seyretmek!</p>



<p>Seher vakti üzerine toprak atılacak onun</p>



<p>Hâlbuki bizim başımıza toprak dökülmesi gerek! (Muntehe&#8217;l-Amal, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) hayatı bölümü, s.47)</p>



<p>Evet, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) şehadetiyle İslâm ve insanlık tarihi nadide bir cevheri kaybetmiş oldu. O değerli İmam&#8217;ın soyundan gelen altıncı İmam olmasaydı, &#8220;Yeryüzü bir daha böyle bir cevher görmeyecek!&#8221; demek, mübalağa olmayacaktı.</p>



<p>Allah&#8217;ın meleklerin, salihlerin ve müminlerin selâmı onun üzerine olsun.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın son vasiyeti</h3>



<p>İmam Sadık&#8217;ın (a.s) yakın ashabından olan Ebu Basir şöyle anlatır:</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) şehadetinden sonra, eşi Ümmü Humeyde&#8217;ye başsağlığı dilemek için evine gittik. İmam&#8217;ın (a.s) matemiyle hepimiz ağlıyorduk. Ümmü Humeyde Hatun şöyle buyurdu: &#8220;Ey Ebu Basie! İmam&#8217;ın son nefeslerinde burada olsan pek şaşardın. Son demlerinde göz kapaklarını zorlukla aralayıp bütün akrabalarının baş ucunda toplanmasını istedi. Herkes geldiğinde, onlara şöyle bir baktıktan sonra şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8220;Namazı hafife alanlar, bizim şefaatimize kavuşamayacaktır.&#8221; (el-İmalî, Şeyh Saduk, s.290; Vesailu&#8217;ş-Şîa, 3/17)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Sadık&#8217;tan (a.s) Veciz Sözler</h2>



<p>Bahsimizi noktalarken, kalplerimize ışık tutup imanımızı pekiştirmesi ve amellerimize yön vermesi umuduyla İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) mübarek buyruklarından birkaçını aşağıda aktarıyoruz:</p>



<p>1- Bir Müslüman kardeşi, bir işi için müracaat ettiğinde onun işi için uğraşan kimse, Allah yolunda cihat etmiş gibidir. (el-Müstedrek, 2/407)</p>



<p>2-Allah Teala: &#8220;İnsanlar benim ailem gibidir; onlara iyilikte bulunup sorunlarının çözülmesi için uğraşanlar, benim yanımda daha azizdirler.&#8221; buyurmaktadır. (Usul-u Kâfi. 2/199)</p>



<p>3-İnsanlara faydalı olabilecek bütün ilim şu dört şeydedir: 1-Rablerini tanımaları 2-Allah&#8217;ın kendilerine ne nimetler verdiğini ve nasıl davrandığını görmeleri 3-Rablerinden kendilerinden istediğini ve O&#8217;na karşı vazifelerinin ne olduğunu bilmeleri 3-Neyin onları, dininden uzaklaştıracağını bilmeleri! (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.265) </p>



<p>4-Şu dört şey, peygamberlerin huyudur: iyilik etmek, cömertlikte bulunmak, sorunlar karşısında sabır ve direnç göstermek, müminlerin hak ve hukukunu riayet etmek. (Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.375) </p>



<p>5- Mümin iki korku arasındadır: Rabbinin, eski günahlarından ötürü ona ne yapacağını bilmediği ve ne tür günahlar işleyip, ne tür tehlikelere düşeceğini bilemediği geleceği. Bu nedenle de mümin korkuyla geceleyip korkuyla sabahlar. İşte (Allah) korku(sun)dan başka şey onu ıslah etmez! (Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.377)</p>



<p>6-Şu üç haslete sahip olmadıkça hiç kimse iman hakikatinin kemaline varamaz: Dinde idrak ve basiret, geçimde doğru bir denge tutturmak, sıkıntı ve zorluklara karşı sabır ve direniş göstermek. (Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.324)</p>



<p>7- Üç kişi üç yerde beli olur: Sabırlı insan öfke anında, yiğit savaşta, kardeş ihtiyaç anında. (Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.316)</p>



<p>8-Her şehrin ahalisi din ve dünya işleri için şu üç kişiye daima muhtaçtır: 1) Takva sahibi, bilgili ve Allah&#8217;tan korkan fakih. 2) Halkın itaat ettiği iyiliksever yönetici. 3) Güvenilir doktor. (Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.237)</p>



<p>9- Bütün iyiliklerin kökü biziz; bütün iyilikler bizim dallarımızdan ve budaklarımızdanır. Tevhit, oruç, öfkeyi yenmek, kötülük edeni affetmek, düşküne ve yoksula acımak, komşularla ilgilenmek, erdemli ve üstün insanların erdem ve üstünlüğünü itiraf etmek gibi şeyler iyiliktir.</p>



<p>   Bizim düşmanlarımızsa, tüm şer ve kötülüklerin köküdürler, bütün kötülükler onların dalları-budaklarıdır. Yalan, cimrilik, ispiyonculuk, eş-dostla ilişkiyi kesmek, faizcilik, yetimin malını yemek, Allah&#8217;ın tayin ettiği sınırları çiğnemek, gizli veya açık cinayet işlemek, zina, hırsızlık gibi şeylerde kötü ve çirkindirler.</p>



<p>   Kendisini bizden ve bizim Şiîlerimizden biri bildiği hâlde düşmanlarımızın, dallarına-budaklarına yapışan kimse, yalan söylemektedir. (el-İmamu&#8217;s-Sadık, 3/138)</p>



<p></p>



<p><br></p>



<p><br></p>



<p><br></p>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/">İmam Caferi Sadık (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Muhammed Bakır (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:42:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=162</guid>

					<description><![CDATA[<p>DOĞUMU VE KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ Doğumu İmam Ebu Cafer Bâkır el-Ulum; Resulullah&#8217;ın (s.a.a) pak Ehlibeyti&#8217;nin beşinci imamı olup Hicret&#8217;in 57. yılında, recep ayının ilk günene denk gelen cuma günü Medine&#8217;de dünyaya&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/">İmam Muhammed Bakır (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">DOĞUMU VE KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ</h2>



<h3 class="wp-block-heading">Doğumu</h3>



<p>İmam Ebu Cafer Bâkır el-Ulum; Resulullah&#8217;ın (s.a.a) pak Ehlibeyti&#8217;nin beşinci imamı olup Hicret&#8217;in 57. yılında, recep ayının ilk günene denk gelen cuma günü Medine&#8217;de dünyaya geldi.<sup><strong>1</strong></sup> Adı Muhammed&#8217;dir. Künyesi Ebu Cafer ve lakabı &#8220;ilimleri yarıp açan&#8221; anlamına gelen &#8220;Bâkır el-Ulum&#8221;dur.</p>



<p>Dünyaya geldiği sırada, Ehlibeyt&#8217;in bu kutlu bebeğini muazzam ve görkemli bir nur halesi sarmıştı. Diğer Ehlibeyt İmamları gibi o da tertemiz ve sünnetli olarak dünyaya geldi.</p>



<p>İmam Bâkır (a.s), hem anne, hem de baba tarafından Resulullah&#8217;a (s.a.a), İmam Ali&#8217;ye (a.s) ve Hz. Fatıma&#8217;ya (s.a) ulaşır. Zira babası, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) oğlu İmam Zeynelabidin (a.s), annesi ise İmam Hasan-ı Müçteba&#8217;nın (a.s) kızı, Ümmü Abdullah Hatun&#8217;dur.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>İmam Bakır&#8217;ın (a.s) ilmî ve dinî büyüklüğü dillere destandı. Ne zaman Haşimoğulları, Alioğulları ve Fâtımaoğulları&#8217;ndan söz açılacak olsa, İmam Bâkır bütün bu cesaret, büyüklük ve kutsiyetin yegâne vârisi olarak anılır; hem Haşimî, hem Alevî, hem de Fatımîlerin en mükemmel timsali olarak bilinirdi. Belâgati en mükemmel bilen, en dürüst, en yakışıklı, en nurlu ve en cömert sıfatlar, İmam Bâkır&#8217;ın (a.s) öne çıkan bazı özellikleridir. Bu büyük insanın eşsiz kişiliğini anlatan bir olayı aktaralım:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Hz. Resulullah (s.a.a), pek sevdiği sahabelerinden Cabir b. Abdullah Ensarî&#8217;ye (r.a) şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Cabir! Sen hayatta kalacak ve Ebutalib oğlu Ali&#8217;nin oğlu Hüseyin&#8217;in oğlu Ali&#8217;nin oğlu Muhammed&#8217;i göreceksin. Tevrat&#8217;ta adı &#8216;Bâkır&#8217; olarak geçen bu oğluma benim selâmımı ilet!&#8221;</em></strong></p>



<p>Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vefatından sonra tıpkı buyurduğu gibi Cabir uzun bir ömür yaşadı. Bir gün İmam Zeynelabidin&#8217;i (a.s) ziyarete gittiğinde, henüz çocuk yaşta olan İmam Bakır&#8217;ı (a.s) gördü. Ona biraz yürümesini söyleyip, dikkatle süzdü ve <em>&#8220;Kâbe&#8217;nin Rabbine yemin ederim ki bu çocuk Peygamber&#8217;in tam bir kopyasıdır, tıpatıp ceddine benziyor!&#8221;</em> dedi. İmam Seccad (a.s): <strong><em>&#8220;Benden sonra imam olacak olan oğlum Muhammed Bakır&#8217;dır bu!&#8221;</em></strong> buyurdu. Bunu duyan Cabir, hemen yerinden doğrulup küçük Muhammed Bakır&#8217;ın ayağına sarılıp öptü ve <em>&#8220;Canım sana feda, ey sevgili Resulullah&#8217;ın oğlu!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Ceddin Resulullah&#8217;ın selâmını getirdim sana! Onun selâmını al!&#8221;</em></p>



<p>Küçük yaştaki İmam Bakır&#8217;ın (a.s) gözleri doldu ve <strong><em>&#8220;Yerler ve gökler var oldukça, Allah&#8217;ın Resulü sevgili dedeme ve onun selâmını bana ileten sana selâm olsun ey Cabir!&#8221;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>3</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Misbahu&#8217;l-Müteheccid, Şeyh Tusî, s.557</strong>. </li>



<li><strong>Ümmü Abdullah hakkında İmam Sadık (a.s): &#8220;İmanlı, takvalı ve iyiliksever bir kadındı.&#8221; buyurmuştur. bk. Tevarihu&#8217;n-Nebi ve&#8217;l-Al, Tusterî, s.47. </strong></li>



<li><strong>Emâli, Şeyh Saduk, s.213</strong></li>
</ol>
</blockquote>



<h3 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) İlmi</h3>



<p>Diğer İmamlar gibi İmam Bakır&#8217;ın (a.s) ilmi de, ceddi Resulullah&#8217;tan (s.a.a) emanet kalan vahiy pınarından kaynaklanıyordu. Ehlibeyt&#8217;ten hiç kimse herhangi bir medreseye gitmiş, herhangi bir hocadan ders almış değildir. Bu konuda birkaç örnek zikredelim:</p>



<p>Cabir b. Abdullah, İmam Bâkır&#8217;a gidip ondan ders alır ve daima: <em>&#8220;Ey ilimleri yarıp açan!&#8221;</em> derdi, <em>&#8220;Şahadet ederim ki sen, şu çocuk yaşında Allah vergisi bir ilme sahipsin!&#8221;</em><strong><sup>1</sup></strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Abdullah b. Ata el-Mekkî şöyle derdi:</p>



<p><em>Âlimlerin, İmam Bâkır&#8217;ın (a.s) yanında küçük ve aciz kaldıkları kadar, başka kimsenin yanında o kadar küçük ve aciz kaldıklarını görmedim. Halkın nazarın-da büyük bir ilmî kariyere sahip olan Hakem b. Uteybe, İmam Bakır&#8217;ın (a.s) yanında, hocasının önünde diz çökmüş bir talebe gibi dururdu.</em><strong><sup>2</sup></strong></p>
</blockquote>



<p>İmam Bakır&#8217;ın (a.s) manevî kişiliği ve ilmî kariyeri o kadar büyük ve çarpıcıydı ki, Cabir b. Yezid el-Cu&#8217;fi, ondan bir hadis rivayet ederken: <em>&#8220;Vasilerin vasisi ve enbiyanın ilminin vârisi Muhammed b. Ali b. Hüseyin buyurdu ki&#8230;&#8221;</em> diye başlardı.<strong><sup>3</sup></strong></p>



<p>Adamın biri Abdullah b. Ömer&#8217;e bir soru sordu. Abdullah bilemedi ve eliyle İmam Bakır&#8217;ı (a.s) işaret edip: <em>&#8220;Şu çocuktan sor ve aldığın cevabı bana da söylemeyi unutma!&#8221;</em> dedi. Adamcağız gidip İmam&#8217;a (a.s) sordu. İstediği cevabı alınca, Abdullah b. Ömer&#8217;e de aktardı. Abdullah: <em>&#8220;Bu ailenin ilmi, Allah vergisidir!&#8221;</em> dedi.<strong><sup>4</sup></strong></p>



<p>Ebu Basir şöyle rivayet eder: İmam Bakır&#8217;la (a.s) Medine Camii&#8217;ne girdik. İnsanlar gidip geliyordu. İmam: <strong><em>&#8220;Şunlara sor bakalım, beni görebiliyorlar mı?&#8221;</em></strong> buyurdu. Önüme her çıkana: &#8220;Ebu Cafer&#8217;i gördün mü?&#8221; diye soruyor, olumsuz cevap alıyordum. Hâlbuki İmam onun tam karşısında duruyordu; ama hiçbiri onu göremiyordu! Bu sırada İmam&#8217;ın gerçek dostlarından olan ve gözleri görmeyen Ebu Harun camiye girdi. Ebu Harun&#8217;a: &#8220;Ebu Cafer&#8217;i gördün mü bugün?&#8221; diye sordum. <em>&#8220;İşte ya! Yanında durmuyor mu?!&#8221;</em> diye cevap verdi. Hayretten küçük dilimi yutacaktım: &#8220;Nereden bildin bunu?!&#8221; diye sordum. <em>&#8220;Bilmeyecek ne var?&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;O parlayan bir nurdur!&#8221;</em><strong><sup>5</sup></strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Yine Ebu Basir anlatır: İmam Bâkır (a.s) Medine&#8217;ye gelen bir Afrikalı Müslüman&#8217;dan, oradaki Şiîlerden olan Râşid adlı Müslüman&#8217;ı sordu. Adam: <em>&#8220;İyidir, efendim.&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Size de selâm söyledi!&#8221;</em> İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Aleykum Selam&#8221;</em></strong> buyurdu, <strong><em>&#8220;Allah ona rahmet eylesin, iyi insandı!&#8221;</em></strong> Adamcağız hayretle: <em>&#8220;O niye? Öldü mü ki?!&#8221;</em> diye sordu. İmam: <strong><em>&#8220;Evet.&#8221;</em></strong> deyince, adamcağız daha da şaşırarak: <em>&#8220;Ne zaman?!&#8221;</em> diye sordu, İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Sen yola çıktıktan iki gün sonra!&#8221;</em></strong> diye buyurunca, adam şaşkınlıkla: <em>&#8220;Vallahi&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Hasta filan değildi hâlbuki!&#8221;</em> İmam (a.s) <strong><em>&#8220;Herkes hastalıktan mı ölür?!&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Bu sırada Ebu Basir, söz konusu merhumun kim olduğunu sorunca, İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Bizim dostlarımızdan ve Şiîlerimizdendi. Yanınızda, bizim için sizleri gören gözler ve duyan kulaklar olmadığını mı sanırsınız?! Ne büyük yanılgı! Allah&#8217;a yemin olsun ki, yaptığınız hiçbir şey bize gizli değildir! O hâlde daima yanınızda bulunduğumuzu bilin ve kendinizi iyi işler yapmaya alıştırıp hayır ehlinden olun ki, bu özelliklerle tanınıp bilinesiniz! Bilin ki ben, Şiîlerimin ve evlatlarımın böyle olmasını istiyorum!&#8221;</em><sup>6</sup></strong></p>
</blockquote>



<p>Bir başka ravi şöyle anlatıyor: Kûfe şehrinde bir kadına Kur&#8217;ân dersi veriyordum. Bir gün onunla şakalaştım. Aradan uzun bir zaman geçmişti. Bir gün İmam Bakır&#8217;ı (a.s) görmeye gittiğimde: <strong><em>&#8220;Gizlice bile olsa günah işleyene Allah Teala ilgi göstermez; o kadına ne söyledin?&#8221;</em></strong> dedi. Utancımdan elimle yüzümü kapatıp tövbe ettim. </p>



<p>İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Bir daha tekrarlama.&#8221;</em></strong> buyurdu.<strong><sup>7</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>İlelu&#8217;ş-Şerayi, Şeyh Saduk, c. 1, s.222. Kum basımı. </strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.246. Ahundî basımı. </strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.246. Ahundi basımı. </strong></li>



<li><strong>Menakıb, İbn Şehraşub, 3/329, Necef basımı. </strong></li>



<li><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 46/243, Haraic Ravendî&#8217;den naklen.</strong></li>



<li><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 46/243, Haraic Ravendi&#8217;den naklen. </strong></li>



<li><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 46/247, Haraic Ravendî&#8217;den naklen.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Bakır&#8217;ın (a.s) Ahlâkı</h3>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Medine&#8217;de yaşayan Şamlı biri vardı. Sık sık İmam&#8217;ın (a.s) evine gidip gelir ve hep şöyle derdi:</p>



<p><em>&#8220;Yeryüzünde senden daha fazla düşman olduğum kimse yok, senden ve ailenden nefret ediyorum. Allah&#8217;a, Peygamber&#8217;e ve müminlerin emirine (dönemin halifesine) itaatin, sana düşmanlığı gerektirdiği inancındayım. Evine gidip geliyorsam, senin değerli bir edip ve hoşsohbet biri olmandandır!&#8221;</em></p>



<p>İmam (a.s) onun bu sözlerine rağmen ona daima yumuşak ve dostça davranırdı. Çok geçmeden Şamlı adam hastalanıp yatağa düştü. Ölüm döşeğinde vasiyetini ederken, cenaze namazını İmam Bakır&#8217;ın (a.s) kıldırmasını söyledi.</p>



<p>Gece yarısına doğru yakınları onun öldüğünü gördüler. Vasiyet ettiği yakını, İmam&#8217;la konuşmak için sabahleyin camiye gittiğinde, İmam&#8217;ın sabah namazını kılmış, Allah&#8217;ı zikirle meşgul olduğunu gördü.<strong><sup>1</sup></strong> İmam Bâkır (a.s) namazlardan sonra, tesbihat ve zikirleri ihmal etmemeye sürekli özen gösterirdi.</p>



<p>Şamlının vasisi İmam&#8217;a (a.s) yaklaşıp: &#8220;<em>Efendim! Falancayı tanırdınız, dün gece vefat etti ve cenazesini sizin kıldırmanızı vasiyet etti.</em>&#8221; dedi. </p>



<p>İmam: <strong><em>&#8220;O ölmedi.&#8221;</em></strong> buyurdu, <strong><em>&#8220;Benim gelmemi bekleyin, acele etmeyin.&#8221;</em></strong></p>



<p>Sonra ayağa kalkıp abdestini tazeledi ve iki rekât namaz kıldı, namazdan sonra dua etti ve secdeye kapandı, gün ışıyıncaya kadar öylece secdede kaldı. Güneş doğduktan sonra Şamlının evine gitti, başucunda oturup ona ismiyle seslendi. Adam cevap verince, İmam onu doğrultup duvara yaslanmasına yardımcı oldu. Biraz şerbet getirmelerini söyleyip adamcağıza şerbet içirdi. Adamın kendisine gelmesini sağladıktan sonra ona soğuk yiyecekler vermelerini söyleyerek oradan ayrıldı. Kısa bir süre sonra Şamlı adam iyileşip İmam&#8217;ın (a.s) yanına geldi ve bir mecliste otururken: <em>&#8220;Şahadet ederim ki, sen Allah&#8217;ın insanlara hücceti, delilisin!&#8221;</em><strong><sup>2</sup></strong></p>
</blockquote>



<p>O dönemin ünlü tasavvufçularından Muhammed b. Münkedir şöyle anlatır:</p>



<p><em>Çok sıcak bir günde, Medine dışına çıkmıştım. Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Hüseyin&#8217;i (İmam Bâkır) gördüm. Yanında kölesi veya akrabası olduğunu sandığım iki kişiyle birlikte tarladan dönüyordu. &#8220;Kureyş&#8217;in büyüklerinden böyle bir zatın, günün bu saatinde bile dünya peşinde koşması yakışmaz, şuna bir öğüt vereyim.&#8221; diyerek yanlarına yaklaşıp selâm verdim. İmam terler içindeydi, selâmıma hızlı bir sesle cevap verdi. &#8220;Allah iyiliğinizi versin!&#8221; dedim, &#8220;Sizin gibi biri günün bu saatinde, şu sıcakta dünya peşinde koşar mı? Bu hâlinizle ölüm gelip çatsa sizi nasıl bulur, hiç düşündünüz mü?&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;Vallahi&#8221;</em></strong> dedi, <strong><em>&#8220;Şu anda ölüm gelse, Allah&#8217;a itaat hâlinde bulur beni. Zira ben şu anda sana ve başkalarına muhtaç olmamak için çalışmakla meşgulüm. Ölümden, ancak günah işleyen korkar!&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Allah&#8217;ın rahmeti sana olsun ey büyük insan!&#8221;</em> dedim, <em>&#8220;Ben sana öğüt veririm sanmıştım; ama sen bana iyi bir öğüt verdin ve bilgilendirdin!&#8221;</em><strong><sup>3</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Namazdan hemen sonra okunan dua ve yapılan zikir ve tesbihata &#8220;takibat&#8221; denir. </strong></li>



<li><strong>Emali, Şeyh Tusî, s.261. </strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, Ahundi basımı, s.247.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM (A.S) VE EMEVÎLER</h2>



<p>Bir imam için, halkın arasında olmak ile inzivaya zorlanıp evinde oturmak arasında hiçbir fark yoktur. Zira imamet de peygamberlik gibi Allah vergisi bir makamdır ve insanlar kendi reylerine uyarak kafalarına göre birine biat edemezler. Biat etseler bile, biat ettikleri bu kişi sırf bu biat ile imamlık vasfını kazanamaz.</p>



<p>İktidarı gasp edip Ehlibeyt&#8217;in hakkını çiğneyenler, hâlâ İmam&#8217;ın (a.s) üstün makamına imreniyor ve gerçekte Ehlibeyt İmamları&#8217;na ait olması gereken hilafet ve iktidar gücünü ellerinde tutabilmek için her vesileye başvurup, akla gelmedik cinayetler işlemekten çekinmiyorlardı.</p>



<p>İmam Bakır&#8217;ın (a.s) imamet döneminin bir kısmı, Emevî sultanı Hişam b. Abdulmelik&#8217;in zulüm iktidarı devrine rastlar. Diğer zalim Emevî sultanları gibi Hişam da biliyordu ki, zahirî hilafet ve iktidarı gasp ve zorbalıkla ele geçirmiş olsalar da, halkın gönlündeki tahtı asla ele geçiremeyecek ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) mübarek Ehlibeyti&#8217;nin (a.s) gönüllere taht kurmasını engelleyemeyeceklerdi.</p>



<p>Ehlibeyt İmamları&#8217;nın manevî ve ilmî büyüklüğü karşısında kimi zaman düşmanları bile saygıyla eğiliyor, onlara duydukları hayranlığı gizleyemiyorlardı.</p>



<p>Bir hac mevsiminde Hişam, hac ziyaretinde bulunuyordu. İmam Bâkır&#8217;la (a.s) oğlu İmam Sadık da (a.s) hacılar arasındaydı. Bir gün İmam Sadık (a.s) hacıların toplandığı çok büyük bir kalabalığa hitaben yaptığı bir konuşmada şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Muhammed&#8217;i (s.a.a) hak üzere gönderen ve bizi onunla onurlandıran Rabbimize hamdolsun! Biliniz ki biz Ehlibeyt; Allah&#8217;ın yarattıkları arasında seçilmişler olup O&#8217;nun yeryüzündeki temsilcileri ve halifesiyiz. Bize itaat eden kurtuluşa erer, bize karşı çıkan helâk olur!&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>İmam Sadık (a.s) daha sonra bir toplantıda şunları anlatmıştı:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Benim bu konuşmamı Hişam&#8217;a iletmişler, bize karşı orada hiçbir tepki göstermemiş ve Şam&#8217;a dönmüş. Biz de o sırada Medine&#8217;ye dönmüştük. Medine&#8217;deki valisine, babamla beni hemen Şam&#8217;a göndermesini emretti.&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;Şam&#8217;a ulaştığımızda Hişam, kasten bizi üç gün bekletti ve sarayına almadı. Dördüncü gün bizi aldılar. Hişam tahtta oturmuş, etrafındaki dalkavuklarının ok talimini seyrediyordu. Babamı görünce ona adıyla hitap ederek:&#8221;</em> <em>&#8220;Gel, kendi kabilenin büyükleriyle sen de ok at bakalım!&#8221;</em> <em>&#8220;dedi.&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;Babam:&#8221;</em> <strong><em>&#8220;Ben yaşlandım, ok atma zamanım geçti. Beni mazur gör!&#8221;</em></strong> <em>&#8220;diye karşılık verdi.&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;Ama Hişam ısrarından vazgeçmeyip yemin etti ve babamı ok attırmadan bırakmayacağını söyleyerek yanındaki ihtiyar Emevî&#8217;den, yayını babama vermesini istedi.&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;Babam büyük bir yay aldı, oku yerleştirip attı. İlk ok tam hedefe isabet etmiş, herkes şaşırmıştı. İkinci bir ok alıp yayına yerleştirdi, yayı çekip bıraktı ve ikinci ok, birinci oku ortasından ikiye bölerek tam hedefe sapladı. Oradakiler hayret dolu sesler çıkarıyor, herkes:&#8221;</em> <em>&#8220;Nasıl olur?! Pek yaman atıcıymış!&#8221;</em> <em>&#8220;diyerek babamı övüyorlardı. Babam tam dokuz ok attı ve attığı her ok, bir öncekini yararak hedefe saplandı. Dokuzuncu okta Hişam kendisini tutamayarak heyecanla yerinden fırlayıp:&#8221;</em> <em>&#8220;Bravo Ebu Cafer!&#8221;</em> <em>&#8220;dedi,&#8221;</em> <em>&#8220;Sen Arap&#8217;ın da, acemin de en usta okçusuymuşsun! Ok atamayacak kadar yaşlandığını nasıl söylersin sen?!&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;<strong>İşte bu sırada Hişam, babamı öldürtmeye karar verdi. Başını öne eğip düşünmeye başladı. Biz de önünde öylece durmuş bekliyorduk. Bekleyiş uzayınca babam öfkelendi; öfkelendiğinde göğe bakar, öfkelendiği belli olurdu. Hişam, babamın öfkelendiğini görünce, hemen ayağa kalkıp bize yaklaştı ve babamı kucaklayıp iltifatlarla tahtının sağına oturttu. Babama iltifatlar yağdırarak:&#8221;</strong></em> <em>&#8220;Kureyş senin gibi bir büyüğü olduğu sürece Arap&#8217;a ve aceme karşı iftiharla övünebilir!&#8221;</em> <em>&#8220;dedi,&#8221;</em> <em>&#8220;Aferin doğrusu! Böylesine mükemmel atıcılığı kimden, ne zaman öğrendin sen?&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;Babam:&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;Bilirsin her Medineli biraz ok atmasını bilir; gençliğimde ben de atıcılıkla biraz uğraştım ve sonra bıraktım. O günden bu yana ilk ok atışım oldu bu!&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;dedi. Hişam:&#8221;</em></strong> <em>&#8220;Kendimi bildim bileli böyle usta bir atıcı görmedim doğrusu!&#8221;</em> <em>&#8220;dedi,&#8221;</em> <em>&#8220;Ve hatta yeryüzünde bu sanatta senden daha usta biri olabileceğini sanmıyorum! Oğlun Cafer de senin gibi ok atabiliyor mu?!&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;Babam dedi ki:&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;Biz Ehlibeyt&#8217;e mükemmellik miras kalmıştır! Allah&#8217;ın Resulü&#8217;ne indirdiği ve &#8216;</em>Bugün size, dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm&#8217;ı seçip beğendim.<sup>1<em>&#8216;</em></sup><em> buyurduğu kemal ve tamlıktır bu. Bilesin ki, bu işlere tamamen vakıf olan biri yeryüzünde daima vardır ve yeryüzü böyle birinden hiçbir zaman mahrum olmayacaktır!&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Bunları duyan Hişam&#8217;ın gözleri öfkeyle büyümüş, suratı öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. Başını öne eğip kendisini kontrol etmeye çalıştı, sonra başını kaldırıp:&#8221;</em> <em>&#8220;Biz ve siz Abdumenafoğulları&#8217;ndan olduğumuza göre soyca eşit değil miyiz?&#8221;</em> <em>&#8220;diye sordu.&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;İmam:&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;Evet.&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;buyurdu,&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;Ama Allah Teala, başkalarına vermediği some özellikleri bize verdi!&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Hişam:&#8221;</em> <em>&#8220;Allah, Peygamber&#8217;i Abdumenafoğulları&#8217;ndan ve siyahı-beyazıyla bütün insanlar için göndermedi mi? Bizim Peygamber&#8217;den sonra artık peygamber gelmeyeceğine ve siz (Ehlibeyt) de peygamber olmadığınıza göre bu ilim nasıl size miras kalabilir?!&#8221;</em> <em>&#8220;dedi. İmam şöyle cevap verdi:&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah Teala Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Resulullah&#8217;a (s.a.a): &#8216;Sana vahiy inmeden, Kur&#8217;ân okumak için dilini oynatma.&#8217; buyurmaktadır.<sup>2</sup> Bu ayette de açık bir şekilde belirtildiği üzere Peygamber&#8217;in dili tamamen Allah&#8217;ın emrindedir. İşte bu dilin sahibi, başkalarına vermediği bazı özellikleri bize vermiş ve bu nedenle kardeşi Ali&#8217;ye (a.s) öyle sırlar vermiştir ki, onları ondan başkasına söylememiştir. Nitekim yüce Allah, Kur&#8217;ân&#8217;da Peygamber&#8217;e &#8216;Sana vahiy edilen şeyler ve senin sırlarını, duyup öğrenen bir kulak vardır.&#8217; buyurmaktadır. Peygamber (s.a.a) de Ali&#8217;ye (a.s): &#8216;Allah&#8217;tan, bunun senin kulağın olmasını dilerim.&#8217; buyurdu. Ali (a.s) de Kûfe&#8217;de yaptığı bir konuşmada şöyle diyor: &#8216;Resulullah bana ilmin bin kapısını açtı ki, her birinden bin kapı daha açıldı bana.&#8217; Yüce Allah nasıl sevgili Peygamber&#8217;ine özel bazı kemaller verdiyse, Peygamber (s.a.a) de Ali&#8217;yi (a.s) seçip kimseye öğretmediği şeyleri öğretti ona. Bizim ilmimiz işte o kaynaktan gelir ve bu mirası alan sadece bizleriz, bizden gayrisi değil!&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Hişam:&#8221;</em> <em>&#8220;Ali gaybı bildiğini iddia ederdi.&#8221;</em> <em>&#8220;dedi,&#8221;</em> <em>&#8220;Oysa Allah gaybın ilmini kimseye öğretmiş değildir!&#8221;</em> <strong><em>&#8220;Babam da:&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;Yüce Allah, Peygamber&#8217;ine öyle bir kitap gönderdi ki, geçmiş ve gelecekteki her şey, kıyamete kadar vuku bulacak her şey onda beyan edilmiştir. Nitekim Kur&#8217;ân&#8217;da: &#8216;Sana, her şeyi beyan edip açıklayan bir kitap indirdik.&#8217; <sup>3</sup>buyrulmaktadır. Yine bir başka ayette: &#8216;Her şeyi kitapta apaçık belirttik.&#8217; <sup>4</sup>denilmekte. Bir diğer ayette ise: &#8216;Bu kitapta açıklayıp belirtmemiş bulunduğumuz hiçbir şey yoktur.&#8217; <sup>5</sup>buyrulmaktadır. Allah Teala, Resulü&#8217;ne, Kur&#8217;ân&#8217;ın bütün sırlarını Ali&#8217;ye öğretmesini emretti ve bu nedenle de Resulullah (s.a.a) ümmetine: &#8216;Ali, yargıda hepinizden bilgedir.&#8217; dedi!&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;cevabını verdi.&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Hişam susmuş, söyleyecek söz bulamamıştı&#8230; Ardından İmam (a.s) saraydan ayrıldı.&#8221;</em><sup><strong>6</strong></sup></p>
</blockquote>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Mâide Suresi, 3</strong></li>



<li><strong>Kıyamet Suresi, 16</strong></li>



<li><strong>Nahl Suresi, 89 </strong></li>



<li><strong>Yâsîn Suresi, 12</strong></li>



<li><strong>En&#8217;âm Suresi, 37</strong></li>



<li><strong>Delailu&#8217;l-İmame, Şiî olan Taberî, s.104-106, Necef, 2. baskı, özet alıntı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM&#8217;LA MUHALİFLERİNİN İLMÎ TARTIŞMASI</h2>



<p>Abdullah b. Nâfi&#8217;, Müminlerin Emiri Hz. Ali&#8217;ye (a.s) düşmandı ve <em>&#8220;Yeryüzünün ulaşabileceğim herhangi bir noktasında, Ali&#8217;nin Nehrevan&#8217;da Haricîlerle savaşıp onları öldürmekte haklı olduğunu ispatlayabilecek biri çıktığını bilirsem, kesinlikle onun yanına giderim!&#8221;</em> diyordu.</p>



<p>Bir gün ona: <em>&#8220;Sence Ali&#8217;nin oğulları da mı ispatlayamaz bunu? (Onların yanına da mı gidersin?)&#8221;</em> dediklerinde: <em>&#8220;Ali Oğulları arasında âlim mi var?&#8221;</em> diye sordu. <em>&#8220;İşte bu bile senin cehaletini gösterir.&#8221;</em> dediler ona, <em>&#8220;Ali&#8217;nin (a.s) soyundan bilge ve âlim insanların var olmaması mümkün mü?&#8221;</em> Ali Oğulları&#8217;nın bilgesinin o sırada kim olduğunu sordu. İmam Bâkır (a.s) olduğunu söylediler.</p>



<p>Bir süre sonra Abdullah, birkaç adamıyla birlikte Medine&#8217;ye gelip İmam Bâkır&#8217;la (a.s) görüşme isteğini iletti&#8230;</p>



<p>İmam (a.s) hizmetkârlarından birine, onun ağırlanıp misafir edilmesini ve yol yorgunluğunu attıktan sonra, ertesi gün kendisiyle görüşebileceğini söyledi.</p>



<p>Ertesi günün sabahı Abdullah, İmam&#8217;ı görmeye gitti. İmam (a.s), ensar ve muhacirlerin soyundan olan tüm evlatlarını da bu görüşmeye çağırmıştı. İmam (a.s) kızıl bir elbise giymiş, ay ışığı misali parlayan gözleri ve güzel yüzüyle insanların dikkatini çekmişti. Sözlerine besmele ve hamdüsenayla başlayıp şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Hamt; mekânı var eden, her şeye nicelik veren ve her ana varlık bağışlayan Allah&#8217;a mahsustur. Hamt O Allah&#8217;a mahsustur ki, kendisine ne uyku gelir, ne de uyuklama. Göklerde ve yerlerdekilerin hepsi O&#8217;nundur&#8230; (Ayete&#8217;l-Kürsî&#8217;nin sonuna kadar.)&#8221;</em></strong><br>
    <strong><em>&#8220;Şahadet ederim ki, Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur ve Muhammed (s.a.a) O&#8217;nun seçkin kulu ve resulüdür. Hamt, bizi nübüvvetle onurlandırıp velâyetle seçkin kılan Allah&#8217;a mahsustur. Ey ensar ve muhacir evlatları! Ebu Talib oğlu Ali&#8217;nin (a.s) bir faziletini bileniniz varsa, söylesin!&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Orada bulunanların her biri İmam Ali&#8217;nin (a.s) üstünlüğünü ve ona özgü üstün faziletlerini aktardı. Sıra Hayber hadisine geldi. Dediler ki:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Hayber Savaşı&#8217;nda Resulullah (s.a.a) Yahudilerle savaşa girmişti. &#8216;Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki, o Allah&#8217;ı ve Resulü&#8217;nü sever, Allah ve Resulü de onu. Yahudilerin kalesini Allah&#8217;ın izniyle fethetmedikçe dönmez. Savaştan asla kaçmayan bir cengâverdir o!&#8217; buyurdu. Ertesi gün sancağı İmam Ali&#8217;ye verdi. O gün inanılmaz yiğitlikler gösterip Yahudileri tam bir hezimet ve bozguna uğratarak, fethedilmesi imkânsız bilinen kaleleri Hayber&#8217;i fethetti.&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Bu sırada İmam Bâkır (a.s) Abdullah b. Nâfi&#8217;ye: <strong><em>&#8220;Bu hadis hakkında ne düşünüyorsun?&#8221;</em></strong> diye sordu.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Abdullah: <em>&#8220;Hadis doğrudur.&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Ama Ali daha sonra, Haricileri haksız yere öldürmüş ve kâfir olmuştur!&#8221;</em><br>
    İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Anan yasını tutsun. Allah Ali&#8217;yi sevdiğini söylerken, o sırada, daha sonraları Ali&#8217;nin Haricîleri öldüreceğini biliyor muydu, bilmiyor muydu? Eğer bilmiyordu dersen, küfre girmiş olursun!&#8221;</em></strong> buyurdu.<br>
    Abdullah: <em>&#8220;Biliyordu elbet!&#8221;</em> dedi.<br>
    İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Sence yüce Allah, Ali&#8217;yi O&#8217;na itaat ettiği için mi, yoksa itaatinden çıktığı ve günaha girdiği için mi seviyordu?!&#8221;</em></strong> buyurdu.<br>
    Abdullah: <em>&#8220;Tabi ki itaat ettiği için Allah onu seviyordu.&#8221;</em> dedi.</p>
</blockquote>



<p>(Bu cevap şu anlama gelmekteydi: Eğer Ali (a.s) gelecekte bir günah işleyecek olsa, yüce Allah bunu bileceğinden, Ali&#8217;yi sevmezdi. Haricîleri öldüreceğini biliyordu ve bu bilgi ile Allah İmam Ali&#8217;yi seviyordu. O hâlde Harici isyancıların öldürülmesi hak bir davranıştır ki bu, Haricîlere karşı yapılan savaşın gerçekte Allah&#8217;a itaat olduğunu gösterir.)</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Kalk o zaman! Ali&#8217;nin hak üzere olduğunu sen de kabul ettin işte!&#8221;</em></strong> dedi.<br>
    Abdullah ayağa kalkıp hakkın batıldan ayrılması manasında şu ayeti okudu: <em>&#8220;Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar.&#8221;</em><sup><strong>1</strong></sup><br>
    Sonra da: <em>&#8220;Allah, elçiliğini hangi aileye vereceğini daha iyi bilir!&#8221;</em><sup><strong>2</strong></sup> diyerek İmam&#8217;ın (a.s) haklılığını kabul ettiğini açıkladı.<sup><strong>3</strong></sup></p>
</blockquote>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Bakara Suresi, 187. </strong></li>



<li><strong>En&#8217;âm Suresi, 124. </strong></li>



<li><strong>Usul-u Kâfi, 7/349-351.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM BAKIR&#8217;IN (A.S) EMRİYLE İLK İSLÂM AKÇESİ BASILIYOR<sup><strong>1</strong></sup></h2>



<p>Hicrî 1. yüzyılda kâğıt sanayisi Rumların elindeydi. Kâğıt imal eden Mısır Hıristiyanları da Rumlar gibi kâğıdın üzerine &#8220;Baba-Oğul-Kutsal Ruh&#8221; yazılı bir amblem basıyorlardı.</p>



<p>Emevî sultanı Abdulmelik çok zeki biriydi. Bu kâğıtların üzerindeki amblemde bir şeyler yazılı olduğunu sezerek yazının Arapça&#8217;ya çevrilmesini istedi. Meseleyi anlayınca, Müslüman bir memleket olan Mısır&#8217;da, Hıristiyanlığın propagandası sayılacak ürünler üretilmesine öfkelenerek Mısır Valisi&#8217;ne derhal bir ferman gönderip, bundan böyle kâğıtların üzerindeki misyoner propagandasının kaldırılıp, onun yerine: &#8220;Şahadet ederim ki Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur, Allah birdir!&#8221; ibaresinin yazılması direktifini verdi. Ayrıca, diğer İslâm beldelerindeki valilere de birer ferman göndererek üzerinde Hıristiyanlığın şirk propagandasını taşıyan bu kâğıtların hemen toplatılıp imha edilmesini ve yeni kâğıtlar üretilmesini istedi.</p>



<p>Üretilen yeni kâğıtların üzerindeki ambleme kelime-i tevhit yazılmış ve bu yeni kâğıtlar bütün İslâm beldelerine gönderilmişti. Kısa zamanda yeni kâğıtlar Rum diyarına da ulaştı ve Roma İmparatoru, Abdulmelik&#8217;e bir mektup yazarak şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Bilirsin ki kâğıt sanayisi Roma amblemiyle birlikte yaşamıştır. Eğer senin yaptığın doğruysa, senden önceki bütün İslâm halifeleri hata etmiş demektir. Eğer onların yaptığına doğru diyorsan, o hâlde sen hatalısın.<strong><sup>2</sup></strong> Sana güzel hediyeler gönderiyorum, umarım hediyelerimi kabul eder, kâğıdın yeniden eski amblemiyle basılmasına izin verirsin. Bu bizi memnun edecektir!&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Abdulmelik gönderilen hediyeleri kabul etmeyerek Roma İmparatoru&#8217;nun elçisine: &#8220;Getirdiğin mektuba cevap verilmeyecektir.&#8221; dedi.</p>



<p>İmparator ikinci kez elçi göndererek hediyeleri iki katına çıkardı ve şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Sanırım gönderdiğim hediyeleri az bulduğun için kabul etmedin.&#8221;</em><br>
    <em>&#8220;Bu defa hediyelerimi iki katına çıkardım. Onlarla birlikte, önceki isteğimi de kabul etmeni bekliyorum!&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Abdulmelik tekrar hediyeleri reddederek mektubu cevapsız bıraktı.</p>



<p>Roma İmparatoru iyice öfkelenmişti, yazdığı üçüncü mektupta şöyle diyordu:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Gönderdiğim hediyeleri tekrar reddetmiş, mektubumu da cevapsız bırakmışsın. İstediğim şeyi yapmadın. Bu defa hediyeleri kat kat artırıyorum. Yemin ederim ki bu kez de isteğimi yerine getirmeyip kâğıdın eski amblemiyle basılması emrini vermezsen, hazinemde ne kadar altınla gümüş varsa, hepsini eritip akçe bastıracak ve üzerlerine de Peygamberinize hakaret dolu ibareler koyduracağım! Akçe basımı tekniğinin sadece bizim elimizde olduğunu bilirsin. Kendi Peygamberine hakaret yazılı akçeleri gördüğün zaman utancından boncuk boncuk terler dökeceksin! Böyle olmasını istemiyorsan hediyeleri kabul et ve isteğimi de yerine getir, böylece ilişkilerimiz de eskisi gibi iyi olur.&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Abdulmelik tehdit ve şantaj dolu mektubu okuyunca ne yapacağını şaşırdı:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Benden daha talihsiz kimse yoktur.&#8221;</em> dedi,<br>
    <em>&#8220;Allah Resulü&#8217;ne (s.a.a) hakaret edilmesine neden olacak kadar bahtsızmışım meğer!&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Danışmanlarına ve ileri gelen bütün Müslüman bilim adamlarına akıl danıştıysa da hiçbir çıkar yol bulamadı. Danışmanlarından biri şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Aslında bunun çözümünün mümkün olduğunu siz de biliyorsunuz; ama buna kendiniz yanaşmıyorsunuz nedense!&#8221;</em><br>
    Abdulmelik: <em>&#8220;Ne söylüyorsun be adam!&#8221;</em> diye haykırdı, <em>&#8220;Neymiş o, söyler misin?!&#8221;</em><br>
    Adam: <em>&#8220;Bu işi Ehlibeyt&#8217;in Bakır&#8217;ı çözer!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Bütün ilimleri yarıp açan değil mi o?!&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Abdulmelik pek sevinmişti, danışmanı haklıydı! Hemen Medine valisine bir emirname gönderip İmam Bakır&#8217;ı (a.s) Şam&#8217;a göndermesini, ona saygıda kusur edilmemesini istedi.</p>



<p>Bu arada, İmam varıncaya kadar İmparator&#8217;un elçisini göndermeyip Şam&#8217;da tuttu.</p>



<p>Olayı Hişam&#8217;dan dinleyen İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Sakin ol. Roma İmparatoru, Resulullah konusundaki tehdidini asla gerçekleştirmeyecektir! Bilesin ki, Allah Teala izin vermeyecektir buna! Bu işin çözüm yolu ise pek kolaydır! Müslüman zanaatkârları buraya getir ve onlara akçe basmalarını söyle; akçenin bir yüzüne Tevhit Suresi&#8217;ni, diğer yüzüne de Resulullah&#8217;ın (s.a.a) mübarek ismini yazdır. Böylece İslâm beldelerindeki Roma akçeleri kendiliğinden geçersiz olacaktır!&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Sonra da, akçelerin nasıl basılacağı konusunda teknik bilgiler verdi ve akçelerin ağırlıklarını belirleyerek on dirhemlik akçelerin üç çeşit ve yedişer miskal<strong><sup>3</sup></strong> olmasını, akçenin basıldığı şehrin adıyla basım tarihinin de akçe üzerinde belirtilmesini emretti.</p>



<p>Abdulmelik, İmam&#8217;ın Bakır&#8217;ın (a.s) emirlerini hemen uygulatarak bütün İslâm beldelerine ferman gönderip bundan böyle İslâm akçesinin geçerli olacağını duyurdu ve Roma akçelerinin toplatılıp yeni İslâm akçeleriyle değiştirilmesini istedi.</p>



<p>Bu işlemler tamamlandıktan sonra İmparator&#8217;un elçisini çağırıp olanları anlattı ve onu geri gönderdi.</p>



<p>Haber İmparator&#8217;a ulaştığında, sarayda velvele kopmuştu. Danışmanları tehdidini gerçekleştirmesini önerdilerse de İmparator şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Ben Abdulmelik&#8217;i ürkütmek ve kızdırmak istedim; ama artık bunun yararı yok, çünkü İslâm beldelerinde Roma akçesi geçmiyor artık!&#8221;</em><sup><em><strong>4</strong></em></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Bazı âlimlere göre bunu İmam Seccad&#8217;ın önerisiyle İmam Bakır yapmıştır, yani emri veren İmam Seccad&#8217;dır (a.s). bk. İkdu&#8217;l-Mümir, c.1. </strong></li>



<li><strong>Rum Kayser&#8217;i bu şekilde onun taassubunu kışkırtarak kâğıtların eski haliyle bastırılmasını istiyordu. </strong></li>



<li><strong>İmam Bakır üç çeşit akçe bastırdı: Birinci dirhem 1 miskâldi ve 10 dirhem 10 miskâldi. İkinci dirhemlerin 10&#8217;u 6 miskal ve üçüncü dirhemlerin 10&#8217;u 5 miskaldi. Böylece bu üç çeşit dirhemin 30&#8217;u, 21 miskal etmiş oluyordu ki bu da piyasadaki Roma akçelerine eşdeğerdi. Nitekim 21 miskal ağırlığındaki 30 Rum dirhemini veren Müslümanlar, aynı ağırlıkta 30 yeni İslâm dirhemi almışlardır. </strong></li>



<li><strong>el-Mehasin ve&#8217;l-Musâvi, Beyhaki, 2/232-236, Mısır basımı; Hayatu&#8217;l-Heyevan, Demîrî, taş basımı s.24, özetle iktibas.</strong>     <strong><em>Bir hatırlatma: Bu tarihî olayda, Rum akçesi karşısında ilk İslâm akçesinin İmam Bakır (a.s) tarafından basılıp yayıldığı geçmektedir.Bilindiği üzere ilk İslâm akçesini basıp dağıtan İmam Ali&#8217;dir (a.s) ve akçeler Basra&#8217;da basılmıştır. İmam Bakır (a.s) dönemindeki akçe olayını bu ilk hareketin uzantısı ve genişletilip mükemmelleştirilmiş bir devamı olarak değerlendirmek gerekir. Geniş bilgi için bk: Gayetu&#8217;l-Ta&#8217;dil, Serdar Kâbulî, s.16</em></strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM BAKIR&#8217;IN (A.S) ASHABI</h2>



<p>İmam Muhammed Bakır&#8217;ın (Allah&#8217;ın ve meleklerinin selâmı onun üzerine olsun) ilmî derslerinde pek çok değerli ve büyük bilim adamı yetiştirdiği bilinmektedir. Bunlardan birkaçını aktaralım:</p>



<p><strong>Eban b. Tağlib:</strong> Ehlibeyt&#8217;in üç imamıyla görüşmüş, İmam Zeynelabidin, İmam Muhammed Bakır ve İmam Cafer Sadık&#8217;tan (üzerlerine selâm olsun) ders almıştır.</p>



<p>Eban, çağının en ünlü ilim adamları arasında yer alırdı; tefsir, hadis, fıkıh, kıraat ve lügat bilimlerinin üstadı oldu. Eban ilimde öyle bir dereceye vardı ki, İmam Bâkır (a.s) ona: <strong><em>&#8220;Medine camiinde otur ve insanlara fetva ver.&#8221;</em></strong> buyurdu, <strong><em>&#8220;Zira senin gibi bir Şiîmizi halkın görmesini isterim!&#8221;</em></strong></p>



<p>Eban, ne zaman Medine&#8217;ye gelecek olsa, diğer üstatların ders halkaları boşalır, bütün öğrenciler ona koşardı. Mescid-i Nebevî&#8217;de Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) hutbe okuduğu yer ona ayrılırdı.</p>



<p>Eban&#8217;ın vefat haberi İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) ulaştığında: <strong><em>&#8220;Vallahi bu haber kalbimi hüzne boğdu!&#8221;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p><strong>Zürare:</strong> Şia uleması, İmam Muhammed Bakır&#8217;la İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) yetiştirdiği âlimlerden altısının çok özel olduğunu belirtmişlerdir. Bunlardan biri de Zürare&#8217;dir. Bizzat İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Bureyd b. Muaviye, Ebu Basir, Muhammed b. Müslim ve Zürare olmasaydı, Şiîliğin temel prensipleri olan peygamberlik mirası ve eserleri yok olur giderdi. Onlar, Allah&#8217;ın helâl ve haramlarına vakıf ve bu işin eminleridirler!&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Bir başka yerde de şöyle buyurur:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Bureyd, Zürare, Muhammed b. Müslim and Ahvel, hayatta ve mematta benim için en sevgili insanlardır!&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Zürare, İmam Sadık&#8217;a (a.s) o kadar bağlıydı ki, İmam (a.s) onun canını koruyabilmek için hakkında eleştirici bir tavır takındı, ondan hoşlanmıyormuş gibi görünüp kendisine gizlice şu mesajı gönderdi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Bir süre seni eleştireceğim, senin canını korumak için bunu yapmak zorundayım. Çünkü düşman, bizi sevenlere eziyet etmeye başladı. Sen de bizim yakın dostlarımız arasında olmakla ünlüsün. Bu nedenle seni eleştiriyormuş gibi bir tavır içinde olmamız gerekiyor.&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Zürare; kıraat, fıkıh, kelam, şiir ve Arap edebiyatında pek ileriydi; erdemi ve dindarlığı yüzünden okunabiliyordu.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p><strong>Kumeyt el-Esedî:</strong> Çok ünlü bir şairdi. Ehlibeyt&#8217;i (a.s) savunma yolunda çok etkili ve anlamlı şiirleri vardır. Zulüm iktidarını eleştirdiği şiirleri öylesine etkileyici ve çarpıcıydı ki, Emevî halifeleri tarafından sürekli ölümle tehdit ediliyordu.</p>



<p>O dönemlerde gerçekleri söylemek ve hele Resulullah&#8217;ın Ehlibeyti&#8217;ni savunmak çok büyük tehlikeleri beraberinde getirdiği ve iktidarı karşısına almak sayıldığı için, ancak çok cesur ve gözü pek insanlar bu muhalefete girişebiliyordu.</p>



<p>İşte Kumeyt, Emevî iktidarı döneminde bu cesareti gösterip ölümden korkmadan gerçekleri haykırabilen istisna çehrelerden biridir. Her fırsatta hakkı söyler, Emevîlerin zulüm düzenini ifşa ederek Müslüman halkın gerçekleri anlamasını sağlamaya çalışırdı.</p>



<p>Kumeyt, bazı şiirlerinde Emevîler karşısında Ehlibeyt İmamları&#8217;nı (a.s) şöyle tanıtır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;O adil İmamlar, Emevîler gibi insanla hayvanı aynı kefeye koymazlar. Onlar Abdulmelik, Velid, Süleyman, Hişam ve benzeri Emevîlerin yaptığı gibi minbere çıktıklarında kendilerinin asla amel etmediği şeyleri cemaate söylemezler. Emevîler Resulullah&#8217;ın sözlerini söylemekte; ama iş amel etmeye gelince, cahiliye dönemindekilerin yaptıklarını yapmaktadırlar.&#8221;</em><sup><strong>3</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>Kumeyt, İmam Bâkır&#8217;a (a.s) hayrandı, onun yoluna baş koymuş bir Müslüman&#8217;dı. Bir gün İmam&#8217;a (a.s) yazdığı bir methiyesini okurken İmam, Kâbe&#8217;ye dönüp üç kez: <strong><em>&#8220;Ya Rabbim!&#8221;</em></strong> buyurdu, <strong><em>&#8220;Kumeyt&#8217;e rahmet eyle onu bağışla.&#8221;</em></strong> Sonra Kumeyt&#8217;e: <strong><em>&#8220;Senin için ailemden yüz bin dirhem topladım!&#8221;</em></strong> buyurdu. Kumeyt: <em>&#8220;Vallahi ben para-pul istemem!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Yüceler Yücesi Rabbimin vereceği ecri umuyorum ben! Sizden tek dileğim, giydiğiniz gömleklerden birini bana hediye etmenizdir!&#8221;</em> İmam (a.s) bu istek üzerine gömleğini Kumeyt&#8217;e verdi.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>Bir başka gün, İmam&#8217;ın (a.s) huzurundayken, İmam dönemin şartlarından duyduğu sıkıntıyı yansıtarak şu şiiri okudu:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p> <em><strong>İnsanların, kendilerine sığınarak rahatladığı mert yiğitler gitti <br> Kimse kalmadı, kıskançlarla kötülerden gayrı!</strong></em></p>
</blockquote>



<p>Kumeyt, hemen şu beyitle karşılık verdi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p> <em>Ama o yiğit mertlerden biri hâlâ yeryüzünde yaşıyor.</em><br> <em>Tüm mahlûkun hayran olduğu yiğit insan, o da sensin elbet!</em><sup><strong>5</strong></sup></p>
</blockquote>



<p><strong>Muhammed b. Müslim:</strong> Ehlibeyt Mektebi&#8217;nin fakihlerinden ve İmam Bakır&#8217;la İmam Sadık&#8217;ın (a.s) yarenlerindendi. Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi İmam Sadık (a.s) onun, peygamberliğin izlerini varlıklarında koruyan dört kişiden biri olduğunu söylemiştir. Muhammed, Kûfeli idi. Ama İmam Bakır&#8217;ın (a.s) ilim deryasından faydalanabilmek için Medine&#8217;ye gelmiş ve kırk yıl burada kalmıştır.</p>



<p>Abdullah b. Ebu Ya&#8217;fur şöyle anlatır: &#8220;İmam Sadık&#8217;a (a.s) benden sorulan bazı soruların cevabını bilemediğimi ve kendisine de ulaşamadığımı söyleyip bu durumda ne yapmam gerektiğini sordum, İmam (a.s) Muhammed b. Müslim&#8217;i tavsiye ederek: <strong><em>&#8216;Neden ondan sormuyorsun?&#8217;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>6</strong></sup></p>



<p>Kûfe&#8217;de bir gece vakti kadının biri Muhammed b. Müslim&#8217;in kapısını çalıp: <em>&#8220;Gelinim öldü, karnında bir bebeği var, ne yapacağız?!&#8221;</em> diye sordu telaşla.<br>
Muhammed b. Müslim: <strong><em>&#8220;İmam Bâkır&#8217;ın buyruğu üzere bu durumda annenin karnını yarıp bebeği alır ve sonra anneyi defnedersiniz!&#8221;</em></strong> dedi ve kadına:<br>
<em>&#8220;Beni nasıl buldunuz?&#8221;</em> diye sordu.<br>
Kadın: <em>&#8220;Önce Ebu Hanife&#8217;ye gittim, bu konuyu bilmediğini söyleyip size gelmemi ve aldığım fetvayı kendisine de iletmemi istedi.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Ertesi gün Muhammed b. Müslim Kûfe Camii&#8217;nde Ebu Hanife&#8217;nin bu olayı anlatarak kendi adına fetva vermekte olduğunu gördü. Hafifçe öksürdü, onu gören Ebu Hanife: <em>&#8220;Allah sana rahmet eylesin. Bırak da yaşayalım!&#8221;</em> dedi.<sup><strong>7</strong></sup></p>
</blockquote>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Camiu&#8217;r-Ruvat, 1/9. </strong></li>



<li><strong>Camiu&#8217;r-Ruvat, 1/117 ve 324-325.</strong></li>



<li><strong>eş-Şia ve&#8217;l-Hakimun, s.128. </strong></li>



<li><strong>Sefinetu&#8217;l-Bihar, 2/496. </strong></li>



<li><strong>Muntehu&#8217;l-Amal, 2/7, h.k. 1372 basımı. Maksat, Peygamber&#8217;in yolunu gerçek anlamda izlemenin, yüzlerine verdiği nur ve ruhlarına kazandırdığı büyüklüktür. (Çev.) </strong></li>



<li><strong>Tuhfetu&#8217;l-Ahbab, Muhaddis Kummi, s.351; Camiu&#8217;r-Ruvat, 2/194. </strong></li>



<li><strong>Rical-ı Keşşi, s.162, Meşhed Üniversitesi basımı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM BAKIR&#8217;IN (A.S) ŞAHADETİ</h2>



<p>Ehlibeyt&#8217;in beşinci imamı Bakır el-Ulum (a.s), Hicret&#8217;in 114 yılı zilhiccesinin 7. günü zalim Emevî halifesi Hişam b. Abdulmelik tarafından zehirletilerek şehit edildi. Şehit olduğunda, 57 yaşındaydı.</p>



<p>Şehit olacağı günün akşamı, oğlu İmam Sadık&#8217;ı (a.s) çağırarak şöyle buyurdu:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Bu gece bu fani dünyadan göçüp sevgili Rabbime kavuşacağım. Biraz önce babamı gördüm; bana çok leziz bir şerbet verdi, içtim. Bana Rabbime kavuşacağım ve ebediyet âlemine göçeceğim müjdesini verdi.&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Ertesi gün bu ilim deryasını Baki Mezarlığı&#8217;nda, İmam Seccad&#8217;la İmam Hasan&#8217;ın (a.s) yanına defnettiler. Allah&#8217;ın ve meleklerinin selâmı onun üzerine olsun.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Usul-u Kâfi, 1/469; Besairu&#8217;d-Derecât, s.141, taş basımı; Tevarihu&#8217;n-Nebi ve&#8217;l-Al, Tusterî, s.40; el-Envaru&#8217;l-Behiyye, Muhaddis Kummi, s.69, taş basımı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM BAKIR&#8217;AN VECİZ SÖZLER</h2>



<p>Bu ilim deryasından birkaç veciz sözle bu bahsi noktalıyoruz:</p>



<p>1- <strong><em>&#8220;Yalan, imanı bozar.&#8221;</em></strong></p>



<p>2- <strong><em>&#8220;Mümin insan; korkak, hırslı ve cimri olmaz.&#8221;</em></strong></p>



<p>3- <strong><em>&#8220;Dünya hırsı taşıyan kimse, tıpkı ipek böceğine benzer.&#8221;</em></strong><br>
<strong><em>&#8220;Etrafındaki kozayı ördükçe, içinden çıkması daha da zorlaşır.&#8221;</em></strong></p>



<p>4- <strong><em>&#8220;Mümine kötü söz söylemekten sakının.&#8221;</em></strong></p>



<p>5- <strong><em>&#8220;Müslüman kardeşini sev; kendin için istediğini onun için de iste, kendin için istemediğini onun için de isteme.&#8221;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>6- <strong><em>&#8220;Bir Müslüman, diğer Müslüman kardeşini görmek veya ondan bir şey istemek için onun evine gelir ve o da evde olduğu hâlde onu karşılamaz, onu görmek için dışarı çıkmaz veya onu içeri almazsa, bu insan, Allah&#8217;a kavuşup O&#8217;nun huzuruna çıkıncaya kadar sürekli Allah&#8217;ın lanetine uğrar.&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>7- <strong><em>&#8220;Şüphesiz Allah, sabırlı, onurlu ve haysiyetli insanı sever.&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>8- <strong><em>&#8220;İnsanlara öfkelenmekten sakınan kimseye, yüce Allah kıyamet azabı göstermez.&#8221;</em></strong><sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>9- <strong><em>&#8220;İyiliğe çağırıp kötülükten sakındırmayı kusur ve ayıp sayanlar, kötü insanlardır.&#8221;</em></strong><sup><strong>5</strong></sup></p>



<p>10- <strong><em>&#8220;Biliniz ki yüce Allah, evine giren düşmanla savaşmayan kimseye düşman olur.&#8221;</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Birinci hadisten altıncı hadise kadar; Vesailu&#8217;ş-Şia, 8/572, 6/23, 11/318, 8/611, 8/548. </strong></li>



<li><strong>Usul-u Kâfi, 2/365. </strong></li>



<li><strong>Usul-u Kâfi, 2/112. </strong></li>



<li><strong>Usul-u Kâfi, 2/305. </strong></li>



<li><strong>Usul-u Kâfi, 5/57. </strong></li>



<li><strong>Vesailu&#8217;ş-Şia, 11/91.</strong></li>
</ol>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/">İmam Muhammed Bakır (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Zeynelabidin (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:41:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=160</guid>

					<description><![CDATA[<p>İMAM SECCAD&#8217;IN DOĞUMU VE ÖZELLİKLERİ Doğumu Adı, Ali ve en meşhur lakapları, Zeynelabidin ve Seccad&#8217;dır. Hicretin 38. yılı1, cemaziyülevvelin ortasında Medine&#8217;de dünyaya geldi. Babası şehitler efendisi İmam Hüseyin (a.s) ve&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/">İmam Zeynelabidin (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">İMAM SECCAD&#8217;IN DOĞUMU VE ÖZELLİKLERİ</h2>



<h3 class="wp-block-heading">Doğumu</h3>



<p>Adı, Ali ve en meşhur lakapları, Zeynelabidin ve Seccad&#8217;dır.</p>



<p>Hicretin 38. yılı<sup><strong>1</strong></sup>, cemaziyülevvelin ortasında Medine&#8217;de dünyaya geldi. Babası şehitler efendisi İmam Hüseyin (a.s) ve annesi de Şehribânu Hatun&#8217;dur.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Mesaru&#8217;ş-Şia, Şeyh Müfid s.34, h. 1315 basımı.</strong></li>



<li><strong>Usul-i Kâfi, c. 1, s.467, Ahundî basımı.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Ahlakî Özellikleri</h3>



<p>1- İmam Seccad&#8217;ın (a.s) akrabalarından biri bir grup insanın yanında ona yakışmayan sözler sarf etti ve çekip gitti. İmam Seccad (a.s) orada bulunanlara hitaben şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Onun dediği sözleri duydunuz. Şimdi benimle gelmenizi ve benim ona vereceğim cevabı duymanızı istiyorum.&#8221;</em></strong></p>



<p>Orada bulunanlar şöyle dediler: &#8220;Sizinle geliriz fakat o adam size o sözleri söylediğinde biz ve siz onun cevabını verseydik daha iyi olmaz mıydı?&#8221;</p>



<p>İmam Seccad (a.s) sabretmelerini söyleyerek onlarla birlikte o adamın evine doğru yola koyuldu, yolda müminlerin sıfatlarını açıklayan bir ayeti okumakta ve şöyle buyurmaktaydılar:</p>



<p><strong><em>&#8220;Onlar&#8230; öfkelerini yenerler ve insanların kusurlarını bağışlarlar. Hiç kuşkusuz Allah iyilik yapanları sever.&#8221;</em>1</strong></p>



<p>Oradakiler bunu duyunca imamın oraya o adamın yaptığının karşılığını vermek için gitmediğini anladılar.</p>



<p>Adamın evine vardılar ve imam onu çağırtarak şöyle demelerini istedi: &#8220;<em><strong>Ona Ali b. Hüseyin&#8217;in geldiğini söyleyin.&#8221;</strong></em></p>



<p>Adam imamın ona yaptığının karşılığını göstermek için geldiğini zannetti ve buna hazırlıklı olarak dışarı çıktı.</p>



<p>İmam şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Kardeşim! Sen biraz önce bana geldin ve bana bazı sözler söyledin. Söylediğin sıfatlar bende varsa Allah&#8217;tan beni affetmesini istiyorum. Fakat eğer bende bunlar yoksa Allah&#8217;tan seni affetmesini diliyorum.&#8221;</em></strong></p>



<p>İmamın bu büyüklüğü ve yumuşaklığı adamı utandırdı ve adam öne çıkarak imamı alnından öptü ve şöyle dedi: &#8220;Söylediklerimin size değil kendime daha çok yakıştığını itiraf ediyorum.&#8221;<strong><sup>2</sup></strong></p>



<p>2- İmam Sadık (a.s) şöyle buyururlar:</p>



<p>Medine&#8217;de palyaçoluk yaparak milleti güldüren bir soytarı vardı. Bu adamın kendisi şöyle derdi: &#8220;Ben bu ana dek Ali b. Hüseyin&#8217;i (a.s) güldürmeyi başaramadım.&#8221; Bir gün bu soytarı; imamın yanından geçerken onun abasını sırtından çekerek alır ve gider. İmam onun bu çirkin davranışına aldırmaz. İmamın yanındakiler abayı ondan alır ve geri getirirler. İmam: &#8220;<em><strong>Bu adam kim?</strong></em>&#8221; diye sorar. Orada bulunanlar: &#8220;Bu insanları güldüren bir soytarıdır.&#8221; diye cevap verirler. İmam Seccad (a.s) şöyle buyurur:</p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ın öyle bir günü vardır ki, o günde boş işler yapan ve boş konuşanlar, yaptıkları işlerin zarardan başka bir şey olmadığını anlayacaklardır.&#8221;</em><sup>3</sup></strong></p>



<p>3- Zeyd b. Üsame ölüm döşeğindeydi. İmam Seccad (a.s) onu ziyarete geldiler. Zeyd ağlıyordu. İmam: <strong><em>&#8220;Neden ağlıyorsun?&#8221;</em></strong> diye sordular. Zeyd dedi ki: <em>&#8220;On beş bin dinar borcum var ve malvarlığım bunu ödemeye yetmiyor.&#8221;</em> İmam şöyle buyurdu: <strong><em>&#8220;Ağlama, senin borcunu ödemek bana aittir, hepsini ödeyeceğim.&#8221;</em></strong> Öyle de oldu ve İmam (a.s) onun bütün borcunu ödedi.<strong><sup>4</sup></strong></p>



<p>4- İmam Seccad (a.s) geceleri Medine yoksullarına ve fakirlerine kendini tanıtmadan gizlice yiyecek götürür ve onlara mali yardımda bulunurdu. Ancak onun ölümünden sonra, onlara gizlice yiyecek getirenin Ali b. Hüseyin (a.s) olduğunu anladılar. Yine onun ölümünden sonra yüz yoksulun onun tarafından idare edildiği ve kendilerinin onu tanımadığı anlaşıldı.<strong><sup>5</sup></strong></p>



<p>5- İmam Seccad&#8217;ın (a.s) kız kardeşinin çocuklarından biri şöyle der:</p>



<p><em>&#8220;Annem daima bana dayım Ali b. Hüseyin (a.s) ile muaşerette bulunmamı tavsiye ederdi. Onun yanına her vardığımda yeni bir şeyler öğrenirdim; bazen onun Allah&#8217;ın huzurundaki korkusu ve alçakgönüllülüğü bende kalbî bir korku ve alçakgönüllülük uyandırırdı, bazen de onun sonsuz ilminden faydalanırdım.&#8221;</em><strong><sup>6</sup></strong></p>



<p>6- İmam Bakır (a.s) şöyle buyururlardı:</p>



<p><strong><em>&#8220;Babam namaz esnasında padişahın önünde duran bir köle gibi dururdu. Allah korkusundan titrer, rengi uçar ve namazını, kılacağı son namazmış gibi eda ederdi.&#8221;</em><sup>7</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Âl-i İmrân Suresi, 134.</strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.240, Ahundi basımı.</strong></li>



<li><strong>Emali, Şeyh Saduk, s.133.</strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.242, Ahundî basımı.</strong></li>



<li><strong>Tezkiretu&#8217;l-Havas, İbn Cevzî, s.184, Ferhad Mirza Basımı.</strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.238, Ahundî basımı.</strong></li>



<li><strong>el-Hisal, Şeyh Saduk, s.517, Gaffari basımı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM SECAD&#8217;IN AZAMETİ</h2>



<p>Emevî padişahlarından Abdülmelik&#8217;in oğlu Hişam, Hac mevsiminde Mekke&#8217;ye gelmişti. Tavaf sırasında kalabalıktan Hacerü&#8217;l-Esved&#8217;e ulaşamayınca, bir köşede oturup, tavaf edenleri seyretmek zorunda kaldı. Tam bu sırada dördüncü İmam Zeynelabidin (a.s) Mescidü&#8217;l-Haram&#8217;a geldi ve tavafa başladı. Halk İmamı görünce ona yol açtı ve İmam gayet rahat bir şekilde Hacerü&#8217;l-Esved&#8217;e ulaştı, istilam<strong><sup>1</sup></strong> etti. Hişam, İmam&#8217;ın bu azamet ve büyüklüğünü ve halkın ona gösterdiği saygıyı görünce fevkalade rahatsız oldu. Bir Şamlı Hişam&#8217;a: <em>&#8220;İnsanların bu kadar saygı gösterdiği bu adam kim?&#8221;</em> diye sordu.</p>



<p>Hişam Şamlıların İmam&#8217;a ilgi duymasını önlemek için: <em>&#8220;Onu tanımıyorum.&#8221;</em> diye cevap verdi.</p>



<p>Orada meşhur şairlerden Ferezdak da bulunuyordu, Hişam&#8217;ın bu tavrı karşısında dayanamayıp: <em>&#8220;Ben onu tanıyorum.&#8221;</em> dedi ve İmamı metheden uzun bir kaside söyledi.</p>



<p>Ferezdak&#8217;ın bu güzel ve imamı hakkıyla tanıtan şiiri Hişam&#8217;ı vahşi bir hayvana çevirdi ve derhal Ferezdak&#8217;ın tutuklanıp hapsedilmesi için emir verdi.</p>



<p>İmam Seccad (a.s) Ferezdak&#8217;ın hapse girdiğini öğrenince ona  bir miktar &#8220;sıle&#8221;(şair ve ediplere okuduğu övgü şiirleri için verilen armağan)gönderdi. İhlas sahibi Ferezdak bu parayı geri çevirerek İmama şöyle bir mesaj gönderdi: <em>&#8220;Ben o şiiri Allah ve peygamberi için söyledim.&#8221;</em> İmam (a.s) onun ihlâsı ve doğruluğunu tasdik etti ve o parayı tekrar Ferezdak&#8217;a gönderip ona; Allah rızası için armağanı almasını ve ahiret ödülünün de mahfuz olduğunu bildirdiler. Ayrıca ona şöyle denilmesini istediler:</p>



<p><strong><em>&#8220;Biz iyilik ve ihsan soyundanız, bağışladığımız bir şeyi geri almayız.&#8221;</em></strong> Ferezdak gönderilen sıleyi<strong><sup>2</sup></strong> aldı ve bundan memnun oldu.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>İstilam: El veya dudakla dokunmak.</strong></li>



<li><strong>Sıle: Şair ve ediplere okudukları övgü şiirlerinden dolayı verilen armağan.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM MÜSLÜMANLARI UYANDIRIYOR</h2>



<p>Şüphesiz İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) Ehlibeyti&#8217;nin esir alınmasının, İmam&#8217;ın (a.s) kıyamının hedefine ulaşmasında büyük payı vardır. Zira onlar bu esaret yolculuğunda Kerbela faciasını büyük bir sabır ve metanetle anlatmasalardı ve halk onları yakından görüp dinlemeseydi şüphesiz İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) şahadeti asla amacına ulaşamaz; Emevîler ve özellikle de Yezid bu derece rezil ve rüsva olmazdı.</p>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ailesi diğer alışılagelmiş esirlerin tam tersine ve o zamanki halkın tasavvurunun aksine (ki onlar İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ailesinin yenildiğine inanıyordu) kendilerini muzaffer ve düşmanı yenilgiye uğramış olarak tanıtıyorlardı. Onların hedefi daima Allah&#8217;ın rızasını kazanmak olduğundan bunda şahadet veya yenilgi de bir zaferdi ve onlar Yezid ve Yezid taraflarının acınacak, zavallı ve yenik bir güruh olduğunu halka açıklıyorlardı.</p>



<p>Kerbela faciasında İmam Zeynelabidin (a.s) ve Hz. Zeyneb-i Kübra (s.a) halkı bilinçlendirmede en büyük rolü oynamıştır.</p>



<p>İmam Seccad (a.s), babası şehit edilirken hastaydı ve bu hastalık tabiidir ki, bir süre onun vücudunda tesirini göstermişti. Babasıyla yarenlerinin şahadeti de onu fevkalade üzmüş ve kedere boğmuştur. Fakat bütün bu üzüntüler onu bir lahza dahi vazifesini yapmaktan geri bırakmamış ve her fırsatta halkı uyandırmaya çalışmıştır.</p>



<p>Kûfe&#8217;de Hz. Zeynep (s.a) ve kardeşi Fatıma-i Suğra&#8217;nın ateşli konuşmalarını duyan halk utançla ağlıyor ve çığlıklar atıyordu. Bu sırada İmam Zeynelabidin (a.s) halka susmasını söyleyince herkes sustu. İmam Allah-u Teala&#8217;ya hamd-ü sena ve Peygamber-i Ekrem&#8217;e (s.a.a) salât-u selamdan sonra şöyle buyurdular:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey insanlar! Ben Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib&#8217;im! Ben malı yağmalanmış, ailesi esir alınıp buraya getirilmiş bir insanın oğluyum; ben Fırat&#8217;ın kenarında şehit edilen ve kimsenin kanını dökmeyen ve boynunda kimsenin hakkı bulunmayan o büyük insanın oğluyum.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Ey İnsanlar! Allah aşkına babama sizler mektup yazıp onu Kûfe&#8217;ye çağırmadınız mı? O size geldikten sonra da onu öldürmediniz mi?&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Ey insanlar! O büyük günde peygamberin yüzüne nasıl bakacaksınız? O zaman Peygamber sizlere: &#8216;Benim soyumu, ailemi öldürdünüz ve bana olan saygınızı bozdunuz, o halde sizler benim ümmetimden değilsiniz.&#8217; diyecektir.&#8221;</em></strong></p>



<p>İmam Seccad&#8217;ın (a.s) bu sözleri Kûfe halkında büyük bir tufan yarattı. Ağlama sesleri duyulmaya başladı. Kûfe halkı hüngür hüngür ağlıyor ve birbirlerini suçlayarak; &#8220;Sizler artık helak oldunuz ve bunu bilmiyorsunuz.&#8221;<strong><sup>1 </sup></strong>diyorlardı.</p>



<p>İmam böylece uyuyan vicdanları uyandırdı, Kerbela faciasının dehşetini insanların önünde tasvir etti ve Kûfelilere yaptıkları cinayeti anlattı.</p>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ailesini İbn Ziyad&#8217;ın sarayına götürdüler. İbn Ziyad İmam Seccad&#8217;ı (a.s) gördüğünde onun kim olduğunu sordu:</p>



<p><em>&#8220;Ali b. Hüseyin&#8217;dir.&#8221;</em> dediler.</p>



<p>İbn Ziyad: <em>&#8220;Ali b. Hüseyin&#8217;i Allah öldürmedi mi?!&#8221;</em> diye sorunca, İmam şöyle cevap verdi:</p>



<p><strong><em>&#8220;- Bir kardeşim vardı ve onun da adı Ali idi, onu öldürdüler.&#8221;</em></strong></p>



<p>İbn Ziyad dedi ki: <em>&#8220;- Hayır, Allah onu öldürdü.&#8221;</em></p>



<p>İmam şöyle buyurdu: <strong><em>&#8220;- Allah, kimseyi öldürmez, ancak ölüm vaktinde canları alır&#8230;&#8221;</em><sup>2</sup></strong></p>



<p>İbn Ziyad öfkeyle: <em>&#8220;Benim önümde hâlâ cevap verme güç ve cesaretini kendinde buluyorsun demek?&#8221;</em> diyerek mağrur bir edayla askerlerine imamın katledilmesini emretti.</p>



<p>Bu sırada Hz. Zeyneb-i Kübra (s.a) öfkeyle ayağa kalkarak: <strong><em>&#8220;Sen bizden hiç kimseyi sağ bırakmadın, Ali b. Hüseyin&#8217;i (a.s) öldüreceksen beni de onunla birlikte öldürmelisin.&#8221;</em></strong> dedi.</p>



<p>İmam Seccad (a.s) Hz. Zeyneb&#8217;e (s.a) hitaben: <strong><em>&#8220;- Siz ona bir şey söylemeyin ben onun cevabını veririm.&#8221;</em></strong> dedi. Daha sonra İbn Ziyad&#8217;a dönerek şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Ziyad&#8217;ın oğlu! Beni ölümle mi tehdit ediyorsun ve korkutmaya çalışıyorsun? Bilmez misin ki ölüm bizim âdetimiz ve şahadet kerametimizdir.&#8221;</em><sup>3</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>el-İhticac, Tabersî, s. 166, Necef h. 1350 basımı.</strong></li>



<li><strong>Zümer Suresi, 42.</strong></li>



<li><strong>el-Luhuf, İbn Tavus, s.144, h.1317 basımı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">ŞAM ŞEHRİNDE</h2>



<p>Şam&#8217;da, İmam&#8217;ı (a.s) iple Ehlibeyt&#8217;ten birkaçına bağlı olarak Yezid&#8217;in sarayına getirdiler.</p>



<p>İmam büyük bir cesaret ve yüreklilikle Yezid&#8217;e hitaben şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Yezid! Resulullah bizi böyle eli kolu bağlı bir hâlde görürse, sizin hakkınızda ne düşüneceğini zannediyorsunuz?&#8221;</em></strong></p>



<p>Bu kısa ve kesin söz orada bulunanları öylesine etkiledi ki, oradakilerin hepsi hüngür hüngür ağlamaya koyuldu.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Müslümanlardan biri şöyle anlatır:</p>



<p>&#8220;Şam&#8217;daydım, Âl-i Muhammed&#8217;in (s.a.a) esirlerini getirdiler. Şam pazarındaki caminin kapısının önünde, genelde diğer esirlerin toplandığı yere oturttular.&#8221;</p>



<p>Şamlı bir ihtiyar öne çıkarak şöyle dedi: <em>&#8220;Sizi helâk eden Allah&#8217;a şükürler olsun; böylece fitneyi ortadan kaldırdı.&#8221;</em></p>



<p>Ve bu kabilden olmak üzere daha birçok kötü sözler sarf etti.</p>



<p>İhtiyar adamın sözleri son bulduğunda, İmam Zeynelabidin (a.s) ona hitaben şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Söylediklerini dinledim. Yüreğinde ne düşmanlık ve kin varsa kustun. Şimdi de sen beni dinle.&#8221;</em></strong></p>



<p>İhtiyar:</p>



<p><em>&#8211; Konuş,</em> dedi.</p>



<p>İmam buyurdu ki:</p>



<p><strong><em>&#8211; Acaba hiç Kur&#8217;ân okudun mu?</em></strong></p>



<p><em>Okudum,</em> dedi ihtiyar adam.</p>



<p>İmam:</p>



<p><strong><em>O hâlde: &#8220;De ki ey Peygamber, ben yaptığım işe (peygamberlik) karşılık sizden Ehlibeyt&#8217;imi ve yakınlarımı sevmeniz dışında hiçbir şey istemiyorum.&#8221; ayetini okudun mu?!</em><sup>2</sup></strong></p>



<p><em>&#8211; Evet, okudum,</em> dedi.</p>



<p>İmam şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8211; İşte Peygamber&#8217;in Ehlibeyt&#8217;i ve yakınları bizleriz!</em></strong></p>



<p>Sonra da şöyle ekledi:</p>



<p><strong><em>&#8211; &#8220;Akrabaya hakkını ver.&#8221; ayetini de okudun mu??</em><sup>3</sup></strong></p>



<p><em>&#8211; Evet, okudum,</em> deyince İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Allah Teala&#8217;nın, Peygamberi&#8217;ne: &#8216;onların hakkını ver&#8217; diye buyurduğu akrabası bizleriz.&#8221;</em></strong></p>



<p>Adam ne diyeceğini bilemiyordu. Hayretle:</p>



<p><em>&#8220;Gerçekten onlar sizler misiniz?&#8221;</em> diye sordu.</p>



<p>İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;- Evet. Humus ayetini okudun mu?<sup>4 </sup>&#8216;Bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerin beşte biri, muhakkak Allah&#8217;ın, Resul&#8217;ün ve yakınlarınındır.&#8217; denilmekte&#8230;&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Evet, okudum.&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;- Burada da geçen yakınlar bizleriz. Ey Şamlı! Peki, Tathir Ayeti&#8217;ni okudun mu?<sup>5</sup> Hani Allah Teala: &#8216;Ey Ehlibeyt, gerçekten Allah, sizden kiri, günahı ve çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.&#8217; buyuruyor ya&#8230;&#8221;</em></strong></p>



<p>Yaşlı adam ellerini göğe kaldırdı ve üç kez şöyle dedi:</p>



<p><em>&#8220;Allah&#8217;ım tövbe ettim. Allah&#8217;ım, Peygamber&#8217;in soyuna yaptığım düşmanlıktan dolayı tövbe ediyorum ve onları öldürenlerden nefret ediyorum ben. Evet, ben bundan önce de Kur&#8217;ân okumuştum; fakat bu gerçeklerden habersizdim.&#8221;<sup><strong>6</strong></sup></em></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tezkiretu&#8217;l-Havas, s.149. Ferhad Mirza basımı.</strong></li>



<li><strong>Şûrâ Suresi, 23.</strong></li>



<li><strong>İsrâ Suresi, 26.</strong></li>



<li><strong>Enfâl Suresi, 41.</strong></li>



<li><strong>Ahzab Suresi, 33.</strong></li>



<li><strong>el-İhticâc, Tabersî, s.167, Necef h. 1350 basımı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM ŞAM CAMİİNDE</h2>



<p>Yezid, Şam&#8217;daki merkez camiinde bir hatibe minbere çıkmasını, Emirü&#8217;l-Müminin Hz. Ali (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) hakkında kötü sözler söylemesini emretti. Hatip minbere çıktı, Yezid ve Muaviye&#8217;yi övüp İmam Ali ve İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) karşı küfür dolu çok kötü bir konuşma yaptı.</p>



<p>İmam Seccad (a.s) da orada bulunuyordu. Yüksek sesle şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Yazıklar olsun sana, ey Hatip! Yaratıcının gazabına karşılık yaratılmışın (Yezid&#8217;in) hoşnutluğunu satın aldın. Öyleyse cehennemde kurulacağın yere şimdiden hazırlan.&#8221;</em></strong></p>



<p>Daha sonra Yezid&#8217;e dönerek şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Şu ağaçların üzerine çıkmama izin verir misin? Bazı sözler söylemek istiyorum ki, bu sözler Allah&#8217;ın rızasını içerdiği gibi şu oturanlar için de ecir ve sevap sebebi olur.&#8221;</em></strong></p>



<p>Yezid önce bunu kabullenmedi; fakat orada bulunanlar Israr ettiler. Yezid: <em>&#8220;Eğer o minbere çıkacak olursa, ben ve Ebu Süfyan soyunu rezil etmeden inmeyecektir.&#8221;</em> dedi.</p>



<p><em>&#8220;O ne söyleyebilir ki?!&#8221;</em> dediler.</p>



<p>Yezid: <em>&#8220;O öyle bir soydandır ki, ona bilgiyi ana sütüyle içirmişlerdir.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Halk ısrar edince, Yezid mecbur kabul etti ve Imam (a.s) minbere çıktı. Allah&#8217;ı övüp Peygamber&#8217;e selâm gönderdikten sonra şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ebedî ve ezelî olan Rabbime şükürler olsun. İlki olmayan ilk, sonu olmayan sondur O. Bütün mahlûkatın yok olmasından sonra O, baki ve kalıcıdır.<sup>1</sup>&#8220;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Ey insanlar!&#8230; Allah bize ilim, sabır, cömertlik, fesahat (güzel konuşma), cesaret ve müminlerin kalbinde sevgiyi vermiştir&#8230; Seçilmiş peygamber Muhammed (s.a.a) bizdendir. es-Sıddik (Ali) bizdendir. et-Tayyar (Cafer) bizdendir. Seyyidü&#8217;ş-Şüheda Hamza bizdendir. Peygamber&#8217;in sevgili iki torunu Hasan ve Hüseyin bizdendir&#8230;<sup>2</sup>&#8220;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Ben Mekke&#8217;nin ve Mina&#8217;nın çocuğuyum. Ben Zemzemin ve Safa&#8217;nın çocuğuyum. Ben Hacerü&#8217;l-Esved&#8217;i mübarek abasında taşıyarak yerine koyan o kutlu insanın oğluyum.<sup>3</sup> Ben ihram bağlayıp tavaf edenlerin, sa&#8217;y yapanların ve hac yapanların en hayırlısının çocuğuyum. Ben Mescid-i Haram&#8217;dan bir gece vakti Mescid-i Aksa&#8217;ya yürütülenin oğluyum.<sup>4</sup> Ben, Celil olan Allah&#8217;ın vahyetmek istediğini vahyettiğinin oğluyum. Ben Kerbela&#8217;da katledilen Hüseyin&#8217;in oğluyum. Ben Muhammed Mustafa&#8217;nın oğluyum. Ben Fatımatu&#8217;z-Zehra&#8217;nın oğluyum. Ben Haticetü&#8217;l-Kübra&#8217;nın oğluyum. Ben kanlara boyanmışın oğluyum&#8230;<sup>5</sup>&#8220;</em></strong></p>



<p>Cemaat heyecan içinde İmam&#8217;ı dinliyordu. İmam söylediği her sözle soyunun yüceliğini ve İmam Hüseyin&#8217;in şahadetinin manasının derinliğini gözler önüne seriyordu. Artık yavaş yavaş gözlerde yaşlar birikmeye ve hıçkırıklar boğazlarda düğümlenmeye başlamıştı ve aniden ardı ardına her taraftan hıçkırık sesleri yükselmeye başladı. Bunu gören Yezid korktu, İmam&#8217;ın konuşmasını engellemek için müezzine ezan okumasını emretti.</p>



<p>Müezzinin, <strong>&#8220;Allah-u Ekber&#8221;</strong> sesi ortalığı çınlattı. Tekbir sesini duyan İmam şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Evet, Allah-u Ekber; Allah korkup çekindiğim her şeyden büyük, her şeyden aziz ve her şeyden üstündür.&#8221;</em></strong></p>



<p>Müezzin: <strong>&#8220;Eşhedu en la ilahe illallah&#8221;</strong> deyince, İmam (a.s) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Evet, şahadet ederim tüm şahadet edenlerle birlikte ki, O&#8217;ndan başka bir mabut ve Rab yoktur.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>&#8220;Eşhedu enne Muhammede&#8217;r-Resulullah&#8221;</strong> sözü müezzinin ağzından dökülürken bütün başlar aşağıdaydı. Cemaat ezanı ve İmam&#8217;ın verdiği cevapları dinliyordu. Ancak Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.a) adı gelince, gözler İmam&#8217;a kilitlendi. Gözyaşları bir perde teşkil ederken gözler İmam&#8217;ın çehresinde Peygamber&#8217;i arıyordu âdeta&#8230;</p>



<p>İmam başından sarığını çıkardı ve şöyle seslendi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey müezzin! Sözünü ettiğin Muhammed aşkına birazcık dur.&#8221;</em></strong></p>



<p>Müezzin susmuştu; ancak cemaat ondan da suskundu. Yezid&#8217;in rengi uçmuştu, çaresizdi; ezan da İmam&#8217;ı susturmayı başaramamıştı.</p>



<p>İmam Yezid&#8217;e dönerek şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Yezid! Bu Muhammed senin deden midir, yoksa benim deden mi? Eğer senin deden olduğunu iddia edersen, kuşkusuz yalan söylemiş olursun. Eğer</em></strong> <em><strong>benim</strong></em><strong><em> dedem olduğunu söylersen, o zaman, şöyle sorarım: &#8216;Niçin onun Ehlibeyt&#8217;ini, babamı öldürdün, malını yağmalattın ve ailesini utanmadan esir aldın?!'&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Yezid! Bize bunları yaptıktan sonra, hiçbir şey olmamış gibi kalkıp Muhammed&#8217;i Allah&#8217;ın peygamberi kabul edip, kıbleye dönüp namaz kılarsın öyle mi? Yazıklar olsun sana! Kıyamette dedem ve babam sana düşman olacaktır&#8230;&#8221;</em></strong></p>



<p>Yezid çaresiz kalmıştı, öfkeyle müezzine kamet okumasını emretti. Fakat bu durumdan cemaat o kadar rahatsız olmuştu ki, içlerinden bir kısmı namaz kılmadan camiyi terk etmişti.<sup><strong>6</strong></sup></p>



<p>Bu yolculukta İmam&#8217;ın (a.s) hutbelerinin ne kadar tesirli, etkili olduğunu tarih ispat etmiştir. Nitekim Yezid Şam&#8217;da İmam Seccad&#8217;ı (a.s) öldürmeyi plânlamıştı; fakat bunu başaramadı. İmam ve Ehlibeyti&#8217;ne dokunamadan hepsini göstermelik bir saygı ve ikramla Medine&#8217;ye geri göndermek zorunda kaldı.</p>



<p>Bu olaydan kısa bir süre sonra Irak&#8217;ta ve Hicaz&#8217;da Emevî rejimine karşı kıyamlar başladı. Binlerce insan şehitler efendisi İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) intikamı için kıyam etti.</p>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ailesinin esir alınması olayı ve onların etrafındaki insanlarla olan konuşmaları ve özellikle de İmam Seccad&#8217;ın (a.s) her fırsatta Kerbela olayını ve Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;ne yapılan zulmü açıklaması, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) şahadetinin hedefine ulaşmasını sağlamış oldu.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Kamilu&#8217;z-Ziyarat, Şeyh Behai, 2/300.</strong></li>



<li><strong>Nefsu&#8217;l-Mehmum, Muhaddis Kummî, s.284, İslâmiyye basımı.</strong></li>



<li><strong>Âmu&#8217;l-Fil olayından 35 yıl sonra Haceru&#8217;l-Esved&#8217;in Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından yerine konulması.</strong></li>



<li><strong>Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) Miracı</strong></li>



<li><strong>Kamilu&#8217;z-Ziyarat, Şeyh Behai, 2/300.</strong></li>



<li><strong>Kamilu&#8217;z-Ziyarat, Şeyh Behai, 2/300.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">HASTA İMAM(!)</h2>



<p>Tarihi iyi bilmeyen bazıları dördüncü İmam&#8217;ın (a.s) adına &#8220;hasta&#8221; lakabını da ekler ve İmam&#8217;ın daima hasta ve hâlsiz olduğunu zannederler. Onun için de zihinlerinde soluk benizli ve hâlsiz bir imam tasavvur ederler. Fakat gerçekler bunun tam tersidir. İmam&#8217;ın hayatını bilenler, onun hayatında sadece çok kısa bir zaman içinde ve babasının şahadeti sırasında Kerbela&#8217;da hasta olduğunu ve gerçekte büyük Allah&#8217;ın onu bu hastalıkla Kerbela faciasından koruduğunu ve böylece Yezid&#8217;in adamlarının ona zarar vermesini önlediğini bilirler. Böylece İmamet vazifesinin devamı ve İslâm ümmetinin geleceği garanti altına alınmış oldu.</p>



<p>Şimdi İmam&#8217;ın hastalığı konusunda birkaç rivayet aktaralım:</p>



<p>Şeyh Müfid&#8217;in el-İrşad adlı eserinde şöyle geçer:</p>



<p>Şimr bir grup askerle Kerbela&#8217;da İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ailesinin bulunduğu çadırlara saldırdığı sırada, Ali b. Hüseyin hasta yatağında yatıyordu.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Tezkiretü&#8217;l-Havas&#8217;ta şöyle yazar:</p>



<p>Ali b. Hüseyin&#8217;i (a.s) hasta olduğu için öldürmediler.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>Tabakat&#8217;ta ise şöyle geçer:</p>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) şahadetinden sonra Şimr, Ali b. Hüseyin&#8217;e (a.s) doğru geldi. Ali, ağır hastaydı. Şimr, yanındakilere, onu da öldürün emrini verdi. Oradakilerden biri dedi ki: &#8220;Suphanallah, savaşa katılmayan ve hasta olan bu genci ne diye öldürelim?!&#8221; Bu sırada Sa&#8217;d oğlu Ömer geldi ve &#8220;Bu kadınlarla bu hastaya dokunmayın.&#8221; dedi.<sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>Bazıları da İmam Seccad&#8217;ın (a.s) hastalığının veya hastalığının etkisinin Kûfe&#8217;ye gidişine kadar sürdüğünü yazarlar.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>Kerbela&#8217;da geçen bu birkaç gün dışında hiçbir tarih kaynağında İmam Seccad&#8217;ın (a.s) ömrünün sonuna dek veya ömrünün çoğunda hasta olduğu geçmiyor. Hz. İmam Seccad&#8217;ın (a.s) da diğer İmamlar gibi ömrünün sayılı günlerinde hasta olduğu ve ömrünün sonuna kadar sağlıklı yaşadığına dair sağlam belgeler vardır.<sup><strong>5 </strong></sup>Bu belgelerde, İmamet görevini tamamen sağlıklı bir şekilde sürdürdüğü bildirilmiştir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid. s.226.</strong></li>



<li><strong>Tezkiretu&#8217;l-Havas, s.183, Ferhad Mirza basımı.</strong></li>



<li><strong>Tabakaat, 5/157, Liden basımı.</strong></li>



<li><strong>Luhuf, İbn Tavus, s.128, h. 1317 basımı</strong></li>



<li><strong>Usul-i Kafi, 7/56</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM SECCAD VE DÖNEMİNDEKİ YÖNETİCİLER</h2>



<p>İmam Seccad (a.s) bütün İmameti boyunca zalim yöneticilerle karşı karşıya kaldı; Yezid, Abdullah b. Zübeyr, Mervan b. Hakem, Abdülmelik b. Mervan ve Velid b. Abdulmelik gibi zalim sultanlar halifelik adı altında İslâm ümmetine musallat olmuşlardı.</p>



<p>Söz konusu dönemin şartlarına daha iyi vakıf olabilmek için halife lakaplı bu zalim sultanların caniliklerinden bazılarını kısaca aktarmamız faydalı olacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Yezid b. Muaviye</h3>



<p>Cennet gençlerinin efendisi İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) Kerbela&#8217;da şehit edilmesinden sonra Medine halkından bir grup Hicret&#8217;in 62. yılında Şam&#8217;a giderek Yezid&#8217;i yakından görüp onun açıkça şarap içtiğini, köpekle oynadığını ve bütün gününü günah ve zevk-ü sefayla geçirdiğini gördüler. Bu grup Medine&#8217;ye dönerek gördükleri korkunç gerçeği şehrin ahalisine anlattılar. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) alçakça katledilmesinden dolayı kalpleri nefretle dolu olan Medine halkı, Yezid aleyhine büyük bir isyan başlattı.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Yezid, bu kıyamı bastırmak için gaddarlığıyla meşhur olan Müslim b. Ukbe komutasında büyük bir orduyu Medine&#8217;nin üzerine saldı.</p>



<p>Sözde halife olan Yezid&#8217;in katiller sürüsü, Hz. Peygamber&#8217;in yadigarı olan kutsal Medine&#8217;yi tam üç gün boyunca yağmaladılar, acımasızca birçok sahabeyi ve sahabe evlatlarını kılıçtan geçirip katliam yaptılar. Neticede bu katliamda on bin masum, günahsız insanın canına kıyıldı. Bu caniler, Medine halkının namusuna dahi tecavüz etmekten çekinmediler.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>el-Kamil, İbn Esir, 4/103.</strong></li>



<li><strong>el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, İbn Kesir, 8/221</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Muaviye b. Yezid</h3>



<p>Hicretin 64. yılında Yezid&#8217;in ölümüyle birlikte oğlu Muaviye tahta geçip hilafetini ilan etti. Ancak kısa bir süre sonra (40 gün veya bir başka rivayete göre 3 ay sonra) minbere çıkıp tahttan çekildiğini açıkladı.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>el-Kamil, İbn Esir, 4/130.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Abdullah b. Zübeyr ve Mervan b. Hakem</h3>



<p>Yezid&#8217;in ölümüyle birlikte yıllardır halifeliği ele geçirmek için fırsat kollayan Abdullah b. Zübeyr, Mekke&#8217;de bir isyan başlatarak Hicaz, Yemen, Irak ve Horasan ahalisinden biat aldı. Bu sırada Muaviye b. Yezid&#8217;in tahttan feragatiyle Şam&#8217;daki iktidar da el değiştirmiş ve Mervan b. Hakem çeşitli komplolarla iktidarı ele geçirerek Abdullah b. Zübeyr&#8217;le mücadeleye başlamıştı. Mervan hile ve desiseyle Şam ve Mısır&#8217;ı ele geçirdiyse de kısa süre sonra öldü ve yerine oğlu Abdulmelik tahta çıktı.<strong><sup> 1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tarihu&#8217;l-Hulefa, Suyuti, s.212.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Abdulmelik b. Mervan</h3>



<p>Hicri 65. yılda tahta geçen Abdulmelik iktidardaki konumunu güçledirdikten sonra Şam ve Mısır&#8217;da egemenliğini güçlendirdi, Hicri 73. yılda Abdullah b. Zübeyr&#8217;i Mekke&#8217;de bir kuşatmayla ele geçirip öldürttü.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<p>Abdulmelik çok acımasız, cimri ve zalimdi. Bir gün Said b. Müseyyib&#8217;e <em>&#8220;Ben öyle bir hale geldim ki, iyilik yapmaktan hiç hoşlanmıyor ve kötülük işlemekten hiç rahatsızlık duymuyorum!&#8221;</em> dedi. Said cevaben <em>&#8220;Belli ki, kalbin tamamen ölmüş senin.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Abdullah b. Zübeyr&#8217;i öldürttükten sonra bir hutbesinde halka <em>&#8220;Beni dindarlığa ve takvalı olmaya davet edecek olanın kellesini uçururum, bilmiş olun!&#8221;</em> dediği çok meşhurdur.<strong><sup>2</sup></strong></p>



<p>Abdulmelik&#8217;in İslâm tarihinde işlediği en büyük caniliklerden biri Haccac b. Yusuf Sakafi&#8217;yi Basra ile Kûfe&#8217;ye vali tayin etmesiydi. Katil ruhlu Haccac, Emevî iktidarının en kan dökücü ve en aşağılık çehrelerinin başında gelir. Kan dökmekten hoşlanan bir sadist olan Haccac, vali olur olmaz halka akıl almaz işkencelerde bulunmuş, kendisine itiraz eden herkesi acımasızca öldürmüş, hatta birçoğunun ailesine bile kıymıştır. Bu sadist ruhlu adam özellikle Hz. Ali&#8217;yi (a.s) sevenleri ve onun Şia&#8217;sı olan müminleri takibe almış ve iktidarı boyunca yüz yirmi bin Müslüman&#8217;ı acımasızca katletmiştir.<sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>Abdulmelik İmam Seccad&#8217;ı (a.s) sıkı bir takibe almıştı. İmam&#8217;a (a.s) baskıda bulunmak ve İmam&#8217;ı küçük düşürmek için fırsat kolluyordu.</p>



<p>İmam Seccad (a.s) azat ettiği cariyelerinden biriyle evlenmişti. Casusları vasıtasıyla bunu haber alan Abdulmelik, hemen İmam&#8217;a bir mektup yazarak onu küçük düşüren ifadeler kullanıp şöyle dedi:</p>



<p><em>&#8220;Azat ettiğin cariyenle evlendiğini duydum. Halbuki Kureyş&#8217;in tanınmış kadınları ile evlenseydin, senin için iftihar ve gurur kaynağı olurlardı. Onlardan asil ve liyakatli evlatlar edinirdin. Ama sen o kadınla evlenerek kendini düşünmediğin gibi, çocuklarına da büyük insanlar olmanın yolunu tıkamış oldun. Vesselam.&#8221;</em></p>



<p>İmam, bu hakaret dolu mektuba şu cevabı yazdı:</p>



<p><strong><em>&#8220;Mektubunu aldım. Cariyemle evlendiğim için beni kınıyor ve Kureyş&#8217;in ünlü kadınlarıyla evlenmiş olsaydım bunun bana iftihar vesilesi olacağını ve onların bana temiz ve büyük çocuklar verebileceğini yazıyorsun. Oysaki hiç kimsenin büyüklük ve iftihar konusunda Allah Resulü&#8217;nden (s.a.a) daha üstün olmadığını bilmeliydin.&#8221;</em></strong> <em>(yani: Biz peygamberlerin ailesiyiz ve kendileriyle evlenmemiz halinde bize daha fazla onur kazandırabilecek ve bizden daha üstün olan hiçbir aile yoktur.)</em></p>



<p><strong><em>&#8220;Bilesin ki, Allah&#8217;ın dininde temiz ve dürüst olanın kişiliğine hiçbir şey halel ve zarar getirmez. Yüce Allah bütün kötülük ve noksanlıkları sadece İslâm vasıtasıyla ortadan kaldırmıştır.&#8221;</em></strong> <em>(yani bir insanın büyük ve asil olması için Müslüman ve mümin olması yeterlidir. Bu durumda fakir veya köle olması hiçbir şeyi değiştirmez ve böyle biriyle evlenmenin de hiçbir sakıncası yoktur.)</em><strong><sup>4</sup></strong></p>



<p>Abdulmelik bir keresinde, hem imama hakarette bulunup onu küçük düşürebilmek ve hem de halk arasında korku ve dehşet yaratıp muhaliflerine gözdağı verebilmek amacıyla İmam Seccad&#8217;ı (a.s) çok zor şartlarda ve gözetim altında Şam&#8217;a getirip aynı yöntemlerle Medine&#8217;ye geri gönderdi.<strong><sup>5</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>el-Kamil, İbn Esir, 4/348 ve sonrası.</strong></li>



<li><strong>el-Kamil, İbn Esir, 4/521-522.</strong></li>



<li><strong>el-Kamil, İbn Esir, 4/587.</strong></li>



<li><strong>Usul-i Kâfi, 5/344.</strong></li>



<li><strong>Tezkiretu&#8217;l-Havas, s.183.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Velid b. Abdulmelik</h3>



<p>Hicri 86. yılda Abdulmelik&#8217;in ölmesiyle birlikte oğlu Velid onun yerine oturdu. Velid de zulüm ve ahlaksızlıkta babasından geri kalır değildi. Celaleddin Suyuti onun hakkında: &#8220;Velid son derece zalim ve zorba biriydi.&#8221; diye yazar.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<p>Velid tahta oturduğunda yaptığı ilk konuşmada, tam bir diktatörlük örneği sergileyerek şöyle dedi:</p>



<p><em>&#8220;Kim bana karşı çıkarsa, onu ben öldüreceğim; karşı çıkmayıp susanı ise, suskunluğunun derdi öldürecektir.&#8221;</em><sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>Halk arasındaki saygınlığıyla şöhret bulan İmam (a.s) zamanındaki diğer diktatörler gibi Velid&#8217;i de korkutuyordu. Zira İmam&#8217;ın manevi ve ilmi yönünün gücü karşısında kendisini çaresiz hissediyordu. Sonunda insanların İmam&#8217;ın etrafında toplanıp ona karşı kıyam etmesinden korkan Velid, İmam&#8217;ı zehirleterek şehit etti.<strong><sup>3</sup></strong></p>



<p>Hz. İmam Seccad&#8217;ın (a.s) İmamet dönemine baktığımızda, birtakım toplumsal buhranların varlığı ve zalim yöneticilerin sıkı baskıları altında bulunması ayrıca mücahit, imanlı ve fedakâr dostların olmayışı yüzünden İmamın mümtaz öğrenciler yetiştirme, ilmi ve ahlakî eserler neşretmekten başka bir çaresinin olmadığını görürüz.</p>



<p>Bir gün Mekke yolunda haccetmek için giderlerken kervandakilerden biri İmam&#8217;a (a.s) dönerek şöyle bir itirazda bulundu: &#8220;Cihadı zorluğundan dolayı terk ettin de kolay bir ibadet olan haccı mı seçtin?&#8221; İmam (a.s) o şahsa hitaben şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Eğer etrafımda imanlı ve fedakâr insanlar bulsaydım cihadı ve mücadeleyi hacca tercih ederdim.&#8221;</em><sup>4</sup></strong></p>



<p>Ebu Ömer Nehdî İmam Seccad&#8217;dan (a.s) şöyle rivayet eder: <em>&#8220;<strong>Bizim Mekke ve Medine&#8217;de yirmi yarenimiz bile yoktur.&#8221;</strong><sup><strong>5</strong></sup></em></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tarihu&#8217;l-Hulefa, Suyutî, s.223.</strong></li>



<li><strong>Tarih-i Taberî, 8/1178, Liden basımı.</strong></li>



<li><strong>Menakıb, İbn Şehraşub, 3/311, Necef basımı.</strong></li>



<li><strong>el-İhticac, Tabersî, s.171, Necef h.1350 basımı.</strong></li>



<li><strong>Nehcu&#8217;l-Belaga Şerhi, İbn Ebi&#8217;l-Hadid, 4/104, 20 ciltlik baskısı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM, MÜSLÜMAN HALKI EĞİTİYOR</h2>



<p>Kerbela olayından sonra, İmam Seccad (a.s) Medine&#8217;ye döndü. İmam&#8217;ın burada başlattığı çalışmalardan biri, hadislerin ve İslâmî ilimlerin belli bir grup tarafından yayılması ve Müslümanların eğitimi idi.</p>



<p>Şeyh Tusî, İmam Seccad&#8217;ın (a.s) ashabından veya ondan hadis rivayet eden yüz yetmiş kişinin adından söz eder<sup><strong>1</strong></sup> ki, biz bunlardan dördünün adını açıklamakla yetineceğiz:</p>



<p>1- Said b. Müseyyeb: Dördüncü imam, Hz. Seccad (a.s) onun hakkında şöyle buyurmuştur:</p>



<p><strong><em>&#8220;Said, geçmiştekilerin yaptıklarını herkesten daha iyi bilen ve kendi zamanında anlayışı herkesten daha çok olandır.&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>2- Ebu Hamza es-Sumalî: Sekizinci imam, Hz. Ali Rıza (a.s) onun hakkında şöyle buyurmuştur:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ebu Hamza kendi zamanının Selman&#8217;ıdır.&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>3- Said b. Cübeyr: İlimde o kadar ilerlemişti ki, onun hakkında şöyle denilirdi:</p>



<p><em>&#8220;Yeryüzünde ilimde Cübeyr&#8217;in oğluna başvurmayacak kimse yoktur.&#8221;</em><sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>Said b. Cübeyr&#8217;i yakalayıp Haccac es-Sakafi&#8217;ye götürdüler. Haccac dedi ki:</p>



<p>&#8211; <em>Sen, Şakî b. Kesir&#8217;sin, Said b. Cübeyr değilsin.</em><sup><strong>5</strong></sup></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Annem daha iyi bildiği için bana Said adını koymuş.</em></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Ebubekir ve Osman hakkında ne düşünüyorsun, onlar cehennemde mi yoksa cennette midirler?</em> diye sordu. (Bu soruyla Said&#8217;i öldürmeye bahane bulmak istiyordu.)</p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Cennete gidecek olursam, cennetlikleri ve eğer cehenneme gidecek olursam, cehennemlikleri tanıyacağım.</em></p>



<p>Haccac yine sordu:</p>



<p>&#8211; <em>Halifeler hakkında ne biliyorsun?</em></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Ben onların vekili değilim,</em> dedi ve aralarında şu konuşma geçti:</p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Halifelerden hangisini daha çok seviyorsun?</em></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Yaratıcının en çok hoşnut olduğu kimseyi.</em></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Hangisinden daha çok hoşnuttur?</em></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Bunu, ancak sırları ve saklı olanları bilen Allah bilir.</em><sup><strong>6</strong></sup></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Neden gülmüyorsun?</em></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Topraktan yaratılan ve ateşe atılma korkusu olan bir yaratık nasıl gülebilir?</em></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>O zaman biz nasıl sevinçliyiz ve gülebiliyoruz?</em></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>İnsanların kalbi aynı değildir.</em></p>



<p>Haccac mücevherler getirilmesini ve Said&#8217;e sunulmasını emretti. Bunu gören Said dedi ki:</p>



<p>&#8211; <em>Bu serveti kıyamette zorluklardan kurtulmak için topladıysan, seni kınayamam; zira kıyamet öylesine korkunçtur ki, anneler emzirdikleri çocuklarını unuturlar. O hâlde çokça servet toplamanın hiçbir faydası yoktur; ancak temiz ve halis olan miktarı hariç.</em></p>



<p>Haccac içki sofrası ve çalgı aletlerinin getirilmesini emredince, Said ağlamaya başladı.</p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Seni nasıl öldürmemi istersin?</em> diye sordu.</p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Sen nasıl istersen, öyle yap,</em> dedi, <em>Allah&#8217;a andolsun ki sen beni nasıl öldürürsen, Allah da öteki dünyada seni o şekilde öldürecektir.</em></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Seni affetmemi ister misin?</em> diye sorunca, Said:</p>



<p>&#8211; <em>Affedilecek bir durum varsa o ancak Allah&#8217;tandır, senden asla bağışlanma dilemem,</em> diye cevap verdi.</p>



<p>Haccac Said&#8217;in öldürülmesi için gerekli olanın yapılmasını emretti. Bunun üzerine Said şu ayeti okudu:</p>



<p>&#8211; <em>&#8220;<strong>Gerçek şu ki, ben, bir muvahhit olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim.</strong>&#8220;</em><sup><strong>7</strong></sup></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Onun yüzünü kıbleden çevirin,</em> deyince, Said:</p>



<p>&#8211; <em>&#8220;<strong>Doğu da Allah&#8217;ındır, batı da. Nereye dönerseniz dönün, Allah&#8217;a dönmüş olursunuz.&#8221;</strong></em><sup><strong>8</strong></sup> dedi.</p>



<p>Haccac Said&#8217;in yüzünün yere yatırılmasını emredince, Said şöyle dedi:</p>



<p>&#8211; <em>&#8220;<strong>Sizi topraktan yarattık, toprağa geri vereceğiz ve sizi bir kere daha topraktan çıkaracağız</strong>.&#8221;</em><sup><strong>9</strong></sup></p>



<p>Haccac, başının bedeninden ayrılmasını emredince Said:</p>



<p>&#8211; <em>Eşhedü enla ilahe illallahu vehdehu la şerikeleh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluh,</em> diyerek şöyle ekledi: <em>&#8220;Allah&#8217;ım, benden sonra onu hiç kimseye musallat etme!&#8221;</em></p>



<p>Böylece Said b. Cübeyr&#8217;in tertemiz kanı Haccac&#8217;ın emriyle döküldü.<sup><strong>10</strong></sup></p>



<p>Said b. Cübeyr, İmam Seccad&#8217;ın gerçek izleyicilerindendi ve İmam onu çok severdi. Haccac&#8217;ın onu öldürmesinin asıl nedeni de onun İmam&#8217;a olan bağlılığıydı.<sup><strong>11</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Rical, Şeyh Tusî, s.81 ve sonrası.</strong></li>



<li><strong>Rical, Keşşaf, s.119, Meşhed Üniversitesi baskısı.</strong></li>



<li><strong>Rical, Keşşaf, s.485, Meşhed Üniversitesi baskısı.</strong></li>



<li><strong>Menakıb, İbn Şehraşub, 3/311.</strong></li>



<li><strong>Şaki b. Kesir; zavallı oğlu zavallı ve Said b. Cübeyr; mesut oğlu mesut demektir. Haccac, bu</strong> <strong>kinayeyle Said&#8217;i aşağılamak istemiştir.</strong></li>



<li><strong>Rical, Keşşaf, s.119.</strong></li>



<li><strong>En&#8217;âm Suresi, 89.</strong></li>



<li><strong>Bakara Suresi, 115.</strong></li>



<li><strong>Tâhâ Suresi, 55.</strong></li>



<li><strong>Ravzatu&#8217;l-Cennat, 2. eski baskı, s.310.</strong></li>



<li><strong>Rical, Keşşaf, s.119.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM SECCAD VE SAHİFE-İ SECCADİYE</h2>



<p>İnsanın duaya, Allah&#8217;tan yardım istemeye ve O&#8217;nu çağırmaya olan ilgisi ve tutkusu fıtrîdir. İnsan her umudunu yitirdiğinde, Allah&#8217;a ellerini açarak O&#8217;ndan yardım dilemekte, O&#8217;nun sonsuz rahmetine sığınmakta ve ne isteyecekse O&#8217;nden istemektedir. Böylece insanın vicdanı ve yüreği tüm zorluklardan sıyrılıp durulmakta, ıstırap ve endişeler azalmakta ve ruhu sarsılmaz bir ipe sarılmaktadır.</p>



<p>Psikologlar ve insanın manevî yönünü inceleyen bilginler, duanın insanın ruhsal gıdası olduğunu ve yorgun canları dirilttiğini belirtirler. Dua, insanın maneviyatını tedavi eder ve zorlukların verdiği baskıyı azaltarak insanı yeniden hayata bağlar.</p>



<p>İslâm&#8217;da, insanı hidayet eden bu fıtrî bulgudan faydalanılarak beşeriyetin talim ve terbiyesi yönünde önemli adımlar atılmıştır. İslâm önderleri geride bıraktıkları dualarda, birtakım gerçek ve sahih maarif ve inançları bizlere öğretmiş ve insanda olan birtakım menfi duygu ve hastalıklara şifa olacak yollar önermişlerdir. </p>



<p>Alimlerden biri bu konuda şöyle buyurur:</p>



<p><em>İslâm&#8217;ın en büyük ilmî ve terbiye hazinesi, Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) ve Masum İmamlar&#8217;dan günümüze ulaşan dualardır. Zira tevhit ve ilahiyat, nübüvvet ve imamet, hükümet ve yönetim nizamı, ahlâk ve medenî hukuk, ahkâm ve muhtelif adapların hepsi bizlere bırakılan bu dualarda vardır. Bizlere bırakılan bu dualar bir hazine ve bir ilim deryasıdır; bir üniversitedir. Fikrî, ruhî ve içtimaî yönden Müslümanları geliştirip ilerleten bu eğitimi görmeden bir Müslümanın İslâmî şahsiyeti asla kemale ermez.</em></p>



<p>Önderlerimizden bize kalan dualardan biri, dördüncü imam Hz. Zeynelabidin&#8217;den (a.s) kalan Sahife-i Seccadiye&#8217;dir ki, dualar arasında güneş gibi parlamaktadır.</p>



<p>Tefsirü&#8217;l-Cevahir&#8217;in yazarı olan Ehlisünnet âlimine Kum İlmî Havzası&#8217;ndan bir adet Sahife-i Seccadiye gönderildiğinde, o zat bu kitap hakkında şöyle yazdı:</p>



<p><em>&#8220;Kitabı büyük bir saygıyla aldım ve onu eşsiz bir kitap olarak buldum. Onda olan ilim, maarif ve hikmeti hiçbir yerde bulamadım. Gerçekten nübüvvet ve Ehlibeyt&#8217;ten kalan böylesi değerli bir mirası şimdiye dek tanımamamız büyük bir bahtsızlıktır.&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;Ben onu dikkatle okudukça görüyorum ki, o, mahlûkun kelamından yüksek ve Halik&#8217;ın kelamından da aşağıdadır. Gerçekten de ne kerim bir kitaptır. Allah sizi bu hediyeye karşılık ödüllendirsin ve sizleri başarılı kılsın.&#8221;</em><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Bu kitabı daha iyi tanımak için içinde bulunan duaların fihristini sıralayacak ve daha sonra da bunlardan bazılarını tercüme edeceğiz:</p>



<p>1- Allah&#8217;a Hamd ve Sena İle İlgili Duası<br><br>2- Resulullah&#8217;a (s.a.a) Salât ve Selâm İle İlgili Duası<br><br>3- Arş&#8217;ı Taşıyan ve Tüm Mukarrep Meleklere Salât İle İlgili Duası<br><br>4- Peygamberlere Tâbi Olan ve Onları Tasdik Edenlere Salâtını İçeren Duası<br><br>5- Kendisi ve Velayetine İnanan Dostları Hakkındaki Duası<br><br>6- Sabah ve Akşam Vakitlerinde Okuduğu Dua<br><br>7- Zor Bir İşle Karşılaştığında veya Başına Üzücü Bir Hadise Geldiğinde ve Musibet Zamanlarında Okuduğu Dua<br><br>8- Sevilmeyen Şeyler, Kötü Ahlâk ve Çirkin İşlerden Allah&#8217;a Sığınmakla İlgili Duası<br><br>9- Yüce Allah&#8217;tan Bağışlanma Dilemeye Müştak Olma Hakkındaki Duası<br><br>10- Yüce Allah&#8217;a Sığınmakla İlgili Duası<br><br>11- Güzel Akıbet İstemiyle İlgili Duası<br><br>12- Günahları İtiraf ve Yüce Allah&#8217;a Dönüş (Tövbe) İstemi Hakkındaki Duası<br><br>13- Hacetleri Yüce Allah&#8217;tan İsteme Hakkındaki Duası<br><br>14- Haksızlığa Uğradığı veya Zalimlerden Hoşlanmadığı Bir Davranış Gördüğü Zaman Okuduğu Dua<br><br>15- Hastalandığı veya Bir Musibet ve Belâyla Karşılaştığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>16- Günahlarının Bağışlanması ve Kusurlarının Affedilmesi İçin Yalvardığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>17- Şeytan&#8217;dan Söz Edildiğinde Ondan, Onun Düşmanlığından ve Tuzaklarından Allah&#8217;a Sığınınca Okuduğu Dua<br><br>18- Korktuğu Bir Durum Kendisinden Uzaklaştığı ve İstediği Şeye Çabuk Ulaştığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>19- Kuraklıktan Sonra Yağmur Talebiyle İlgili Duası<br><br>20- Yüce Erdemler ve Beğenilen Davranışlarla İlgili Duası<br><br>21- Bir Şey İçin Üzüldüğü ve Günahlardan Dolayı Tasalandığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>22- Sıkıntılı, Meşakkatli ve İşlerin Zorlaştığı Zamanlarda Okuduğu Dua<br><br>23- Allah&#8217;tan Afiyet ve Şükrünü İstediği Zaman Okuduğu Dua<br><br>24- Anne ve Babası Hakkındaki Duası<br><br>25- Çocukları Hakkındaki Duası<br><br>26- Komşuları ve Dostlarını Andığında Okuduğu Dua<br><br>27- Sınır Bekçileri Hakkındaki Duası<br><br>28- Yüce Allah&#8217;a İltica Ederek Okuduğu Dua<br><br>29- Geçim Sıkıntısı Çektiğinde Okuduğu Dua<br><br>30- Borcu Ödemekte Allah&#8217;tan Yardım İsteme Hakkındaki Duası<br><br>31- Tövbe ve Tövbe İstemiyle İlgili Duası<br><br>32- Gece Namazının Ardından Günahları İtiraf Hususunda Kendisi İçin Dua<br><br>33- Allah&#8217;tan Hayırlı Olanı İsteme Hakkındaki Duası<br><br>34- Musibete Uğradığı veya Günah Sebebiyle Kötü Duruma Düşen Birini Gördüğü Zaman Okuduğu Dua<br><br>35- Dünya Ehline Bakınca Okuduğu Kaza ve Kadere Rıza Hakkındaki Duası<br><br>36- Bulutlara ve Şimşeğe Baktığı ve Gök Gürültüsünü Duyduğu Zaman Okuduğu Dua<br><br>37- Allah&#8217;ın Şükrünü Yerine Getirmekten Aciz Olduğunu İtiraf Ettiğinde Okuduğu Dua<br><br>38- Kulların Haklarından Dolayı Allah&#8217;tan Özür Dileme ve Ateşten Kurtuluş İsteme Hakkındaki Duası<br><br>39- Allah&#8217;tan Af ve Rahmet Dileme Hakkındaki Duası<br><br>40- Birinin Ölüm Haberini Aldığı veya Ölümü Hatırladığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>41- Ayıpların Örtülmesi ve Günahlardan Korunma İstemiyle İlgili Duası<br><br>42- Kur&#8217;ân&#8217;ı Hatmettiğinde Okuduğu Dua<br><br>43- Hilâle Baktığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>44- Ramazan Ayı Girdiğinde Okuduğu Dua<br><br>45- Ramazan Ayıyla Vedalaştığında Okuduğu Dua<br><br>46- Ramazan Bayramı Günü Bayram Namazını Kıldıktan Sonra Ayağa Kalkıp Kıbleye Yönelerek ve Cuma Günü Okuduğu Dua</p>



<p>47-Arefe Günü Okuduğu Dua</p>



<p>48- Kurban Bayramı Günü Cuma Günü Okuduğu Dua</p>



<p>49- Düşmanların Hilelerinin Def&#8217;i ve Şerlerinin Geri Çevrilmesi Hakkındaki Duası</p>



<p>50- Allah&#8217;tan Korkma Hakkındaki Duası</p>



<p>51- Allah&#8217;a Yalvarıp Yakarma ve Düşkünlüğünü Dile Getirme Hakkındaki Dua</p>



<p>52- Yüce Allah&#8217;a Yalvarırken Israrcı Olma Hakkındaki Duası</p>



<p>53- Yüce Allah Karşısında Zelillik İtirafıyla İlgili Duası</p>



<p>54- Üzüntülerin Giderilmesini İsteme Hakkındaki Duası</p>



<p>Sahife-i Seccadiye&#8217;ye Arapça ve Farsça birçok şerhler yazılmıştır. Merhum Allâme Şeyh Ağa Bozorg-i Tahranî değerli ez-Zeria kitabında<sup><strong>2</strong></sup> Sahife-i Seccadiye&#8217;ye yazılan yaklaşık yetmiş şerhin adını zikretmiştir.</p>



<p>Bu şerhlerin arasından, Seyyid Alihan-ı Kebir&#8217;in<sup><strong>3</strong></sup> şerhi ve onun kısaltılmış özeti &#8220;Telhis er-Riyaz&#8221; adıyla basılmıştır. Yine geçmişte birçok Şiî âlimi, Sahife-i Seccadiye&#8217;nin birden fazla tercümesini gerçekleştirmiştir.</p>



<p>Son zamanlarda çağdaş yazarlardan bazıları Sahife-i Seccadiye&#8217;yi Farsçaya tercüme etmişlerdir ki, biz aşağıda bu tercümelerden basılmış olanlarını sizlere sıralayacağız:</p>



<p><strong>1-</strong> Merhum Hacı Şeyh Ebu&#8217;l-Hasan Şe&#8217;ranî&#8217;nin tercümesi</p>



<p><strong>2-</strong> Merhum Hacı Şeyh Mehdi İlâhî Gumşeî</p>



<p><strong>3-</strong> Feyzü&#8217;l-İslâm&#8217;ın tercümesi</p>



<p><strong>4-</strong> Cevad Fazıl&#8217;ın tercümesi</p>



<p><strong>5-</strong> Sadr-ı Belağî&#8217;nin tercümesi</p>



<p>Burada, Sahife-i Seccadiye&#8217;deki dualardan bazılarını aktarmamızın yararlı olacağını düşünüyoruz.</p>



<p>Sekizinci duada şöyle geçer:</p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Hırsın kabarmasından, öfkenin sersemliğinden, hasedin galebesinden, sabrın zayıflığından, kanaatin azlığından, huyun kötülüğünden, şehvetin azmasından, bağnazlığın sultasından, nefsin tutkusuna uymaktan, hidayete karşı çıkmaktan, gaflet uykusundan, zorluklara düşmekten, batılı hakka yeğlemekten, günahlara ısrarla devam etmekten, günahı küçümsemekten, itaati büyük görmekten, zenginlerin övünmesinden, fakirleri hor görmekten, elimizin altındakilere kötü davranmaktan, bize iyilik yapanlara teşekkürü terk etmekten, zalime yardımcı olmaktan, mazlumu yalnız bırakmaktan, hakkımız olmayan bir şeyi istemekten ve bilgiyi gerektiren konularda bilgisiz konuşmaktan sana sığınırım.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Birini aldatma düşüncesini taşımaktan, amellerimizden dolayı kendimizi beğenmişlikten, uzun arzularla kendimizi avutmaktan sana sığınırız.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;İçimizin kötülüğünden, küçük günahı önemsememekten, Şeytan&#8217;ın bizi kuşatmasından, zamanın başımıza dert açmasından ve sultanın bizi ezmesinden sana sığınırız.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Saçıp savurmaktan ve yetecek kadar rızkı bulamamaktan sana sığınırız.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Düşmanları sevindirecek bir durumdan, denklerimize muhtaç olmaktan, sıkıntılı geçimden ve (ahirete götürecek bir) azık olmaksızın ölmekten sana sığınırız.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;En büyük teessüften (kıyamette duyulacak pişmanlıktan), en büyük musibetten (din hususunda duyarsız olmaktan), en acı bedbahtlıktan (ahireti dünyaya satmaktan), dönülecek yerin kötülüğünden (cehenneme varmaktan), sevaptan mahrum kalmaktan ve azaba duçar olmaktan sana sığınırız.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve rahmetinle beni ve kadın erkek tüm müminleri bütün bunlardan koru. Ey merhametlilerin en merhametlisi!&#8221;</em></strong></p>



<p>Yirminci duada da şöyle okumaktayız:</p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve benim imanımı en kamil iman, yakinimi en üstün yakın kıl; niyetimi niyetlerin, amelimi amellerin en güzeline ulaştır.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Lütfunla niyetimi halis kıl; katındakine (rahmetine) yakinimi doğrult; kudretinle bozulan durumumu düzelt.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve beni meşgul edecek sorunların çözümünde bana yet. Yarın hesabını soracağın şeylerle uğraştır beni. Günlerimi yaratılışımın amacı olan ibadetle geçirmemi sağla. Beni zenginleştir; rızkımı bol eyle. Rızkı beklemekle beni imtihan etme. Beni aziz kıl; kibre duçar eyleme; sana kul olmaya muvaffak eyle. Kulluğumu, ibadetimi kendini beğenmişlikle fasit etme. Benim elimle insanlara hayır ulaştır; başa kakarak onu batıl etmeme engel ol. Yüce huyları bana ihsan et ve övünmekten beni koru.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve beni insanların gözünde bir derece yükselttiğinde kendi gözümde bir derece düşür. Bana insanlar arasında açık bir izzet verdiğinde kendi yanımda aynı ölçüde gizli bir zillet ver.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl-i Muhammed&#8217;e salât eyle ve beni (başka hiçbir şeyle) değiştirmeyeceğim güzel bir hidayet, asla vazgeçmeyeceğim hak bir yöntem ve şüphe etmeyeceğim doğru bir niyet ile faydalandır. Ömrüm sana itaatle geçtiği sürece beni yaşat. Ömrüm Şeytan&#8217;ın otlağı olduğunda, öfkene yakalanmadan, gazabın kesinleşmeden ruhumu al.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Ayıplandığım kötü hasletimi ıslah et; kınandığım çirkin huyumu güzelleştir ve eksik olan güzel sıfatımı tamamla.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl-i Muhammed&#8217;e salât eyle ve düşmanların bana olan buğzunu muhabbete, zulüm ehlinin hasedini sevgiye, iyilerin kötü zanlarını güvene, yakınların düşmanlığını dostluğa, akrabaların kötü davranışlarını iyiliğe, dostların ilgisizliğini yardıma, müdara edenlerin zahirî dostluklarını gerçek dostluğa, muaşeret edenlerin yüz ekşitmelerini güler yüzlülüğe ve zalimlerden korkmanın acılığını emniyet tatlılığına dönüştür.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve bana zulmedene karşı kendimi müdafaa edecek bir el, bana husumet edene karşı kendimi savunacak bir dil, bana inat edene karşı bir zafer, bana hile yapana karşı bir hile, beni ezene karşı bir güç, beni yerene karşı yalanlama cesareti, beni tehdit edene karşı bir esenlik ver bana. Ve beni doğru yola davet edene itaat etmeye, gerçeği gösterene uymaya muvaffak eyle.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve beni, beni aldatana karşı dürüst ve samimî davranmaya; beni terk edene iyilikle karşılık vermeye; benden esirgeyeni, bağışla ödüllendirmeye; benimle ilişkisini keseni, ilişkide bulunmakla mükafatlandırmaya; gıybetimi edene, güzellikle anmakla muhalefet etmeye ve iyiliğe teşekkür edip kötülüğe göz yummaya muvaffak eyle.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve adaleti yaymada, öfkeyi yutmada, kin ve adaveti söndürmede, ayrılıkçıları birleştirmede, kırgınların arasını bulmada, iyilikleri ortaya çıkarmada, kötülükleri gizlemede, yumuşak huylulukta, alçakgönüllülükte, güzel muaşerette, ağırbaşlılıkta, insanlarla iyi geçinmede, erdemlere doğru koşmada, (her hâlükârda) iyilik etmeyi yeğlemede, insanların kabahatini yüzlerine vurmamakta, müstahak olmayana bağışta bulunmamakta, güç de olsa hakkı söylemede, çok da olsa iyi söz ve fiillerimi az bulmada, az da olsa kötü söz ve işlerimi çok bulmada salihler gibi olmaya, onların süsüyle süslenmeye, muttakilerin ziynetini kuşanmaya muvaffak eyle beni&#8230;&#8221;</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Sahife-i Seccadiye, Farsça tercümesi, Ahundî baskısı, son kısım.</strong></li>



<li><strong>ez-Zeria, 13/345 ve sonrası.</strong></li>



<li><strong>H. 11. yy. Şia bilginlerinden.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">EŞSİZ BİR HUKUK RİSALESİ</h2>



<p>İmam Seccad&#8217;dan (a.s) yadigar kalan fevkalâde kıymetli eserlerden biri de, dünyada bir başka benzeri bulunmayan ünlü &#8220;Hukuk Risalesi&#8221; veya &#8220;Hak-Hukuk Manifestosu&#8221;dur. Büyük Şia âlimlerinin eski kaynak eserlerinde kayıtlı bulunan bu risalenin tamamı, bugün &#8220;Tuhefu&#8217;l-Ukul&#8221; adlı bir kitapta toplanmış, özet hâli de &#8220;Men Lâ Yehzuruhu&#8217;l-Fakih&#8221;, &#8220;Hisâl&#8221; ve &#8220;Emâli&#8221; adlı eserlerde derlenmiştir. Bu eşsiz eserden bazı bölümlerin yaklaşık mealini aşağıya aktarıyoruz:</p>



<p><strong><em>Yüce Allah&#8217;ın hakkı: Yüce Allah&#8217;ın senin üzerinde olan hakkı, O&#8217;na tapman ve O&#8217;na hiçbir şeyi ortak koşmamandır. İhlâsla bu işi yaptığında Allah, dünya ve ahiret işlerinde sana yeterli olmayı taahhüt eder.</em></strong></p>



<p><strong><em>Nefsin hakkı: Kendi üzerinde olan kendi hakkın ise, vücudunu tamamıyla Allah&#8217;ın itaatine vermendir.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Organların Hakları:</h3>



<p><strong><em>1- Dilin (senin üzerinde olan) hakkı, onu çirkin sözden koruyup güzel söze âdet ettirmen, yararsız boş boş sözleri terk etmendir. İnsanlara iyilik edip onlar hakkında güzel söz söylemendir.</em></strong></p>



<p><strong><em>2- Kulağın (senin üzerinde olan) hakkı, gıybet ve (haram konuşma, müzik vb. gibi) dinlenmesi haram olan şeyleri dinlemekten onu uzak tutmandır.</em></strong></p>



<p><strong><em>3- Gözün (senin üzerinde olan) hakkı, helâl olmayan şeye (namahreme ve bazı filmler gibi) onu kapaman ve onun bakışıyla ibret almandır.</em></strong></p>



<p><strong><em>4- Elin (senin üzerinde olan) hakkı, onu helâl olmayan şeylere doğru uzatmamandır.</em></strong></p>



<p><strong><em>5- Ayakların (senin üzerinde olan) hakkı, onlarla sana helâl olmayana doğru gitmemendir. O ayaklarla Sırat üzerinde duracaksın; öyleyse kayarak seni ateşe düşürmemesine dikkat et.</em></strong></p>



<p><strong><em>6- Karnın (senin üzerinde olan) hakkı, onu harama kap yapmaman ve doymaktan fazla yememendir.</em></strong></p>



<p><strong><em>7- Fercin (tenasül organının) senin üzerinde olan hakkı, onu zinadan koruman ve ona bakılmasını önlemendir.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Amellerin Hakları:</h3>



<p><strong><em>1- Namazın (senin üzerinde olan) hakkı şudur: Bilmelisin ki, namaz Allah&#8217;ın huzuruna çıkmaktır; sen bu hâlde Allah&#8217;ın karşısında duruyorsun. Bunu bildiğin takdirde, kendi küçüklüğünün farkında olan, ilâhî nimetlere meyleden, korkan, ümitli, miskin ve yalvarıp yakaran, sükûnet hâlinde huzurunda bulunduğu kimseye tazim eden, bir kulun makamında olur ve kalbinle namaza yönelir ve onun sınırlarını korur ve haklarını yerine getirirsin.</em></strong></p>



<p><strong><em>2- Haccın hakkı, Allah&#8217;a doğru bir misafirlik, günahlarından O&#8217;na koşman, tövbenin kabul vesilesi ve onun Allah&#8217;ın üzerine farz kıldığı farizayı yerine getirmek olduğunu bilmendir.</em></strong></p>



<p><strong><em>3- Orucun, senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki oruç, Allah&#8217;ın, seni cehennem ateşinden koruması için, diline, kulağına, gözüne, fercine, karnına çektiği bir perdedir. Eğer orucu terk edecek olursan bu örtüyü yırtmış olursun.</em></strong></p>



<p><strong><em>4- Sadakanın senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki sadaka, senin Rabbinin katındaki azığın ve şahide ihtiyacı olmayan emanetindir. Bunu bildiğinde, gizli verdiğin emanete, açıkta verdiğin emanetten daha emin olacaksın. Şunu bilesin ki sadaka belâları ve hastalıkları dünyada senden uzaklaştırır ve ahirette ateşi senden savar.</em></strong></p>



<p><strong><em>5- Kurbanlığın hakkı şudur: Onunla sadece Allah&#8217;ı irade etmen ve onun yaratıklarını kastetmemendir. Sadece Allah&#8217;ın merhametine kavuşmayı isteyerek Onunla karşılaşacağın gün ruhunun azat olmasını istemendir.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Öğretmen ve Öğrenci Hakları:</h3>



<p><strong><em>1- İlmiyle seni eğiten üstadın senin üzerindeki olan hakkı; ona tazim etmen, meclisini muhterem (ve ganimet) sayman, sözlerini iyice dinleyip ona dikkat etmendir; sesini ona karşı yükseltmemen; kendisinden bir şey hakkında sorana o cevap vermedikçe cevap vermemendir. Onun huzurunda kimseyle konuşmaman, onun huzurunda kimsenin gıybetini yapmamandır; onun hakkında kötü bir şey söylendiğinde onu savunman, ayıplarını örtmen, iyiliklerini açıklamandır; onun düşmanıyla bir arada oturmaman, onun dostuyla düşman olmamandır. Bunları yaptığında, Allah&#8217;ın melekleri şahit olurlar ki sen, insanlar için değil de, ismi yüce olan Allah için onun huzuruna gitmiş ve onun ilmini öğrenmişsin.</em></strong></p>



<p><strong><em>2- İlmin için sana tâbi olan kimsenin (öğrencinin) senin üzerindeki hakkı şudur: Bilmelisin ki, yüce Allah sana verdiği ilim ve yüzüne açtığı hikmet hazineleri ile seni onlara veli kılmıştır. Eğer onların öğretiminde iyi davranır ve onlara karşı kötü davranmaz haksızlık etmezsen Allah kendi lütfünü sana artırır. Ama ilmini halka esirger veya onlar senden ilim isteyince kötü davranırsan, sana verdiği ilim izzetini alması ve kalplerdeki mevkiini düşürmesi, yüce Allah&#8217;a hak olur.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Eşinin Hakları:</h3>



<p><strong><em>Eşinin hakkı şudur: Bilmelisin ki, Allah onu (senin için) bir sükûnet, huzur ve üns vesilesi kılmıştır. Bunun Allah tarafından sana bir nimet olduğunu bilmelisin. Bu yüzden ona değer vermeli ve ona şefkatli davranmalısın. Senin onun üzerindeki hakkın daha büyük olsa bile, onun senin üzerindeki hakkı ona merhametli davranmandır. Çünkü o senin elinde bir esir gibidir. Onun yiyeceğini ve elbisesini temin etmelisin ve cahilce davranışları da olursa bunu da affetmelisin.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Akrabaların Hakları:</h3>



<p><strong><em>1- Annenin senin üzerindeki hakkı şudur: Bilmelisin ki o, hiç kimsenin diğerini taşımadığı bir yerde (karnında) seni taşımıştır. Hiç kimsenin başkasına vermediği kendi yüreğinin meyvesinden (kanıyla ve sütüyle) sana yedirmiş ve seni seve seve bütün azalarıyla korumuştur. Aç kalıp seni doyurmaya, susuz kalıp sana su vermeye, çıplak kalıp seni giydirmeye güneşte kalıp seni gölgede tutmaya, uykusuz kalarak seni tatlı tatlı uyutmaya sıcak ve soğuktan seni korumaya özen göstermiştir. Tüm bunlara karşı şükran borcunu yerine getirmeye Allah-u Teala&#8217;nın yardımı ve tevfiki olmaksızın gücün yetmez.</em></strong></p>



<p><strong><em>2- Babanın senin üzerindeki olan hakkı şudur: Bilmelisin ki baban, senin kökündür ve sen ise onun dalı. Kendinde hoşuna giden bir şey gördüğünde, bil ki baban bu nimetin köküdür. Bu nimet değerince Allah&#8217;a hamt ve şükret.</em></strong></p>



<p><strong><em>3- Evladının senin üzerindeki hakkı şudur: Bilmelisin ki evladın, senin vücudunun bir parçasıdır. Dünyada tüm hayır ve şerriyle sana mensuptur. Onu güzel terbiye etmekten, Rabbine yönlendirmekten, senin ve kendisi için olan hususlarda (Allah&#8217;ın emirlerine) itaatkâr olması için ona yardımda bulunmaktan sorumlusun. Bu hususta ona iyiliğinden dolayı Allah&#8217;ın sevabına nail olur ve kötülüğünden dolayı Onun cezasına uğrarsın. Öyleyse ona güzel terbiye vermekle kendini süsle.</em></strong></p>



<p><strong><em>4- Kardeşinin senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki o, senin kolun, izzetin ve kudretindir. Öyleyse onu, Allah&#8217;a karşı isyan etmek için bir araç ve Allah&#8217;ın yaratıklarına zulüm eden kimselere bir yardımcı kılma! Düşmanına karşı ona yardım etmeyi ihmal etme! Ona nasihat etmekten de geri durma! Allah&#8217;a itaat ederse, bu ne güzel! Ama Allah&#8217;ın emrine itaat etmezse, Allah-u Teâla senin nezdinde, kardeşinden daha üstün ve daha aziz olmalıdır.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Halkın ve İnsanların Hakları:</h3>



<p><strong><em>1- Sana iyilik edenin senin üzerindeki hakkı, ona teşekkür etmen, iyiliğini anman, hakkında güzel sözler yayman ve Allah ile kendi aranda onun için halisane dua etmendir. Böyle yaptığında, gizlide ve açıktan ona teşekkür etmiş olursun. Eğer bir gün de yaptığı iyiliği telafi etmen mümkün olursa telafi et.</em></strong></p>



<p><strong><em>2- Cemaat imamının senin üzerindeki hakkı şudur: Bilmelisin ki, cemaat imamı seninle Allah arasında elçi olmuş ve Rabbinin huzuruna çıkmanda temsilci olmayı üzerine almıştır. O, seni temsilen konuşuyor, sen onu temsilen değil. O senin için dua ediyor, sen onun için değil. O senin hakkında istekte bulunuyor, sen onun hakkında değil. Allah&#8217;ın huzurunda durmak ve senin hakkında O&#8217;ndan istekte bulunmak zahmetini o üstlenmiştir, sen onun hakkında değil. Bunların herhangi birinde kusur olursa, o suçludur, sen değil. Eğer eksiksiz yaparsa, sen onunla ortak olursun. Senin ona karşı bir iyilik ve minnetin yoktur. Cemaat imamı kendisini aracı kılıp seni korumuştur; namazıyla da namazını korumuştur. Öyleyse bunun ölçüsünde ona teşekkür et.</em></strong></p>



<p><strong><em>3- Birlikte oturduğun kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: Ona karşı yumuşak ve alçakgönüllü olmalısın. Konuşurken ona da hak tanımalısın ve ondan müsaade almaksızın onun yanından kalkmamalısın! Eğer o senin yanına gelmişse, senin iznin olmadan kalkabilir. Onun sürçmelerini unutmalısın ve iyiliklerini hatırlamalısın. Ona hayırlı sözden başka bir şeyi söylememelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>4- Komşunun senin üzerindeki hakkı gıyabında onu (haklarını) korumalısın. Huzurunda ona saygı göstermelisin. Mazlum olursa, ona yardımda bulunmalısın. Ayıplarını örtmelisin. Nasihatini dinlediğini bilsen, gizlice ona nasihat etmelisin. Çetinlikte onu yalnız bırakmamalısın. Hatalarından vazgeçmelisin. Suçlarını bağışlamalısın. İyi bir şekilde onunla muaşeret etmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>5- Arkadaşının senin üzerindeki hakkı şudur: Lütuf ve insaf üzere onunla arkadaşlık yapmalısın. Sana değer verdiği gibi, sen de ona değer vermelisin; bu işte senin önceliğin olmalı. Eğer o seni geride bırakır ve senden daha fazla sana değer verirse, onu ödüllendirmeli; ona karşı en az onun kadar şefkatli olmalısın. Bir günaha yeltenmesi hâlinde onu engelleyip vazgeçirmeli ve ona rahmet kaynağı olmalı, sıkıntı ve azap aracı olmamalısın.</em></strong></p>



<p><strong><em>6- Ortağın senin üzerindeki hakkı: Gıyabında sorunlarını halletmen, huzurunda onu riayet etmen, onun görüşünü bilmeden kendi görüşünle bir iş yapmaman. Onun malını koruman ve önemli veya önemsiz olan her şeyde ona hıyanet etmemendir. Zira yüce Allah&#8217;ın eli, iki ortak birbirlerine hıyanet etmedikçe onların üzerindedir.</em></strong></p>



<p><strong><em>7- Malının senin üzerindeki hakkı şudur: Onu ancak helâl yoldan elde etmelisin ve sadece yerinde harcamalısın. Seni övmemesi (zahmetlerinin kadrini bilmemesi) muhtemel olan bir kimseyi (yani vârisi) o malda, kendine tercih etmelisin. Onu Allah&#8217;ın itaati yolunda harca ve cimrilik yapma yoksa zenginliğine rağmen hasret ve pişmanlık sana kalır.</em></strong></p>



<p><strong><em>8- Alacaklının senin üzerindeki hakkı şudur: Eğer zengin isen borcunu ödemelisin. Ama eğer elin darda olursa, onu tatlı bir dille razı etmelisin ve geri çevirmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>9- Kendisiyle oturup kalktığın kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: Onu aldatmamalısın, ona hile yapmamalısın ve onunla ilgili olarak Allah&#8217;tan korkmalısın.</em></strong></p>



<p><strong><em>10- Aleyhine dava açan kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: Aleyhine açtığın dava hak olursa, onun yararına ve kendi aleyhine tanıklık etmelisin. Ona zulmetmeyerek hakkını tam olarak ödemelisin. Şayet batıl bir şeyi iddia ederse, ona yumuşak davranmalı, yumuşaklıktan başka ona karşı bir tavır sergilememelisin ve onunla ilgili olarak Rabbini sana karşı gazap ettirmelimisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>11- Aleyhine dava açtığın kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: İddia ettiğin şey hak olursa, mümkün olduğu kadar onunla yumuşak konuşmalısın. Hakkını inkâr etmelisin. Şayet davanda haksız isen, yüce Allah&#8217;tan korkarak tövbe etmeli ve davadan vazgeçmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>12- Seninle istişare eden kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: Eğer doğru ve yararlı bir fikrin var ise, onu söylemelisin. Eğer kendi görüşün olmazsa, bilen birine onu kılavuzluk etmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>13- İstişare ettiğin kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: Bir konuda aynı görüşü paylaşmadığınızda onu suçlamamalısın. Eğer görüşü sana uygun ve isabetli olursa, yüce Allah&#8217;a hamdedersin.</em></strong></p>



<p><strong><em>14- Nasihat isteyenin senin üzerindeki hakkı şudur: Hayırseverlik üzere nasihatte bulunmalısın. Tavrın şefkat ve yumuşaklık üzere olmalıdır. Ona öğüt verip nasihatte bulunman, yumuşak ve iyi davranmandır.</em></strong></p>



<p><strong><em>15- Nasihat edenin senin üzerindeki hakkı şudur: Ona karşı yumuşak ve mütevazı olmalısın. Nasihatlerini anlaman için kalbini ona verip sözlerini iyice dinlemelisin. Nasihatleri hakka uygun olursa, buna karşı Allah&#8217;a hamdetmelisin. Nasihatlerini hakka uygun bulmadığında ise, ona şefkatli olup suçlamamalısın ve bilmelisin ki o hata etmiştir. Bundan dolayı onu sorgulamamalısın. Ama (geçmişini bildiğinden dolayı) suçlanmaya müstahak olursa, o zaman onun hiçbir emrine itina göstermemelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>16- Büyüğün senin üzerindeki hakkı şudur: Yaşlılığı ve İslâm&#8217;da önceliğinden dolayı ona saygı göstermelisin ve çekişmelerde ona karşılık vermelimisin. Yolda ondan ileri geçmemeli ve onun önünde yürümemelisin. Ona saygısızlık yapmamalısın; o seni saymazlıktan gelirse, tahammül etmelisin&#8230;</em></strong></p>



<p><strong><em>17- Küçüğün senin üzerindeki hakkı; öğretiminde ona şefkatli olman, kusurlarını affetmen, hatalarını örtmen ona yumuşak davranman ve yardım etmendir.</em></strong></p>



<p><strong><em>18- Senden bir şey isteyenin senin üzerindeki hakkı şudur: İhtiyacı miktarınca ona bağışta bulunmalısın.</em></strong></p>



<p><strong><em>19- İstekte bulunduğun kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: İstediğin şeyi verirse, kabul edip teşekkür etmelisin ve iyiliğini bilmelisin. Vermediği takdirde de mazeretini kabul etmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>20- Allah için seni hoşnut eden kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: İlk önce Allah&#8217;a hamdetmeli ve daha sonra ona teşekkür etmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>21- Sana kötülük eden kimsenin senin üzerindeki hakkı, onu affetmendir. Eğer onu affetmenin zarar vereceğini bilsen ondan hakkını almalısın. Allah buyuruyor ki: &#8220;</em>Kim zulme uğradıktan sonra nüsret bulursa (hakkını alırsa), artık onlar için aleyhlerinde (onları suçlu saymaya) bir yol yoktur.<em>&#8220;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p><strong><em>22- Dindaşlarının senin üzerindeki hakkı şudur: Kalbinde onlara karşı esenlik arzusunu taşımalı, onlara karşı merhametli olmalısın. Kötü hareketlerde bulunanlarıyla iyi geçinmeli, samimiyet kurarak onları ıslah etmeye çalışmalısın. İyi olanlarına ise, teşekkür etmelisin. Onlara eziyet etmemelisin. Kendin için istediğini onlar için de istemeli, kendine istemediğini onlara da istememelisin. Büyüklerini baba, gençlerini kardeş, yaşlı kadınlarını annen ve küçüklerini evlat yerine koy.</em></strong></p>



<p><strong><em>23- Zimmet ehlinin senin üzerindeki hakkı şudur: Allah&#8217;ın ahdine bağlı kaldıkları sürece onlara haksızlık etmemelisin.</em></strong></p>



<p>İmam Zeynelabidin (a.s) hicrî 95. yılı muharreminin 25. günü 57 yaşındayken, baştanbaşa mücadele, acı, dert, çile ve görülmemiş bir direnç ve azimle geçen hayatına veda etmiş ve zalim Emevî sultanı halife (!) Velid b. Abdulmelik&#8217;in emri ve Hişam b. Abdulmelik&#8217;in eliyle zehirlenerek şehit edilmiştir.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>Mübarek türbesi Medine&#8217;deki Cennetü&#8217;l-Bâki mezarlığında, İmam Hasan Müçteba&#8217;nın (a.s) yanı başında olup Medine&#8217;ye giden Ehlibeyt-i Resulullah (s.a.a) âşıklarının her gün akınına uğramaktadır.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Şûrâ Suresi, 41.</strong></li>



<li><strong>Menakıb, İbn Şehraşub, 3/311.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center">FEREZDAK KASİDESİ </h2>



<h3 class="wp-block-heading">Ferezdak Kasidesinin Arapçası</h3>



<p>Bu muazzam kasidenin Arapça orijinalini aktardıktan sonra, Türkçe tercümesini sunacağız. Kasidenin Arapça orijinali şöyle:</p>



<pre class="wp-block-verse"><em>يا سَائِلِي أَيْنَ حَلَّ الْجُودُ وَالْكَرَمُ<br>عِنْدِي بَيَانُ إِذَا طَلَابُهُ قَدِمُوا<br><br>هَذَا الَّذِي تَعْرِفُ الْبَطْحَاءُ وَطْأَتَهُ<br>وَالْبَيْتُ يَعْرِفُهُ وَالْحِلُّ وَالْحَرَمُ<br><br>هَذَا ابْنُ خَيْرِ عِبَادِ اللهِ كُلِّهِمْ<br>هَذَا التَّقِيُّ النَّقِيُّ الطَّاهِرُ الْعَلَمُ<br><br>هَذَا الَّذِي أَحْمَدُ الْمُخْتَارُ وَالِدُهُ<br>صَلَّى عَلَيْهِ إِلَهِي مَا جَرَى الْقَلَمُ<br><br>لَوْ يَعْلَمُ الرُّكْنُ مَنْ قَدْ جَاءَ يَلْثِمُهُ<br>لَخَرَّ يَلْثِمُ مِنْهُ مَا وَطَى الْقَدَمُ<br><br>هَذَا عَلِيٌّ رَسُولُ اللهِ وَالِدُهُ<br>أَمْسَتْ بِنُورِ هُدَاهُ تَهْتَدِي الْأُمَمُ<br><br>هَذَا الَّذِي عَمُّهُ الطَّيَّارُ جَعْفَرٌ<br>وَالْمَقْتُولُ حَمْزَةُ لَيْثٌ حُبُّهُ قَسَمُ<br><br>هَذَا ابْنُ سَيِّدَةِ النِّسْوَانِ فَاطِمَةَ<br>وَابْنُ الْوَصِيِّ الَّذِي فِي سَيْفِهِ نِقَمُ<br><br>إِذَا رَأَتْهُ قُرَيْشٌ قَالَ قَائِلُهَا<br>إِلَى مَكَارِمِ هَذَا يَنْتَهِي الْكَرَمُ<br><br>يَنْمِي إِلَى ذُرْوَةِ الْعِزِّ الَّتِي قَصُرَتْ<br>عَنْ نَيْلِهَا عَرَبُ الْإِسْلَامِ وَالْإِمْلَاقُ وَالْعَجَمُ<br><br>وَلَيْسَ قَوْلُكَ "مَنْ هَذَا" بِضَائِرِهِ<br>الْعُرْبُ تَعْرِفُ مَنْ أَنْكَرْتَ وَالْعَجَمُ<br><br>يُغْضِي حَيَاءً وَيُغْضَى مِنْ مَهَابَتِهِ<br>فَمَا يُكَلَّمُ إِلَّا حِينَ يَبْتَسِمُ<br><br>يَنْشَقُّ ثَوْبُ الدُّجَى عَنْ نُورِ غُرَّتِهِ<br>كَالشَّمْسِ يَنْجَابُ عَنْ إِشْرَاقِهَا الظَّلَمُ<br><br>مَا قَالَ: لَا، قَطُّ إِلَّا فِي تَشَهُّدِهِ<br>لَوْلَا التَّشَهُدُ كَانَتْ لَاؤُهُ نَعَمُ<br><br>مُشْتَقَّةٌ مِنْ رَسُولِ اللهِ نَبْعَتُهُ<br>طَابَتْ عَنَاصِرُهُ وَالْخِيمُ وَالشِّيَمُ<br><br>حَمَّالُ أَثْقَالِ أَقْوَامٍ إِذَا فُدِحُوا<br>حُلْمُ الشَّمَائِلِ تَحْلُو عِنْدَهُ نَعَمُ<br><br>إِنْ قَالَ قَالَ بِمَا يَهْوَى جَمِيعُهُمُو<br>إِنْ تَكَلَّمَ يَوْماً زَانَهُ الْكَلِمُ<br><br>هَذَا ابْنُ فَاطِمَةٍ إِنْ كُنْتَ جَاهِلَهُ<br>بِجَدِّهِ أَنْبِيَاءُ اللهِ قَدْ خُتِمُوا<br><br>اللهُ فَضَّلَهُ قِدْماً وَشَرَّفَهُ<br>جَرَى بِذَاكَ لَهُ فِي لَوْحِهِ الْقَلَمُ<br><br>مَنْ جَدُّهُ دَانَ فَضْلُ الْأَنْبِيَاءِ لَهُ<br>وَفَضْلُ أُمَّتِهِ دَانَتْ لَهَا الْأُمَمُ<br><br>عَمَّ الْبَرِيَّةَ بِالْإِحْسَانِ وَانْقَشَعَتْ<br>عَنْهَا الْعِمَايَةُ وَالْإِمْلَاقُ وَالظُّلَمُ<br><br>كِلْتَا يَدَيْهِ غِيَاثٌ عَمَّ نَفْعُهُمَا<br>يُسْتَوْكَفَانِ وَلَا يَعْرُوهُمَا عَدَمُ<br><br>سَهْلُ الْخَلِيقَةِ لَا تُخْشَى بَوَادِرُهُ<br>يَزِينُهُ خَصْلَتَانِ: الْحِلْمُ وَالْكَرَمُ<br><br>لَا يُخْلِفُ الْوَعْدَ مَيْمُونٌ نَقِيبَتُهُ<br>رَحْبُ الْفِنَاءِ أَرِيبٌ حِينَ يُعْتَرَمُ<br><br>مِنْ مَعْشَرٍ حُبُّهُمْ دِينٌ وَبُغْضُهُمْ<br>كُفْرٌ وَقُرْبُهُمُ مَنْجًى وَمُعْتَصَمُ<br><br>يُسْتَدْفَعُ السُّوءُ وَالْبَلْوَى بِحُبِّهِمُ<br>وَيُسْتَزَادُ بِهِ الْإِحْسَانُ وَالنِّعَمُ<br><br>مُقَدَّمٌ بَعْدَ ذِكْرِ اللهِ ذِكْرُهُمْ<br>فِي كُلِّ فَرْضٍ وَمَخْتُومٌ بِهِ الْكَلِمُ<br><br>إِنْ عُدَّ أَهْلُ التَّقَى كَانُوا أَئِمَّتَهُمْ<br>أَوْ قِيلَ: مَنْ خَيْرُ أَهْلِ الْأَرْضِ؟ قِيلَ: هُمُ<br><br>لَا يَسْتَطِيعُ جَوَادٌ بُعْدَ غَايَتِهِمْ<br>وَلَا يُدَانِيهِمْ قَوْمٌ وَإِنْ كَرُمُوا<br><br>هُمُ الْغُيُوثُ إِذَا مَا أَزْمَةٌ أَزَمَتْ<br>وَالْأُسْدُ أُسْدُ الشَّرَى وَالْبَأْسُ مُحْتَدِمُ<br><br>يَأْبَى لَهُمْ أَنْ يَحِلَّ الذَّمُّ سَاحَتَهُمْ<br>خِيمٌ كَرِيمٌ وَأَيْدٍ بِالنَّدَى دِيَمُ<br><br>لَا يَقْبِضُ الْعُسْرُ بَسْطاً مِنْ أَكُفِّهِمُ<br>سِيَّانِ ذَلِكَ إِنْ أَثْرَوْا وَإِنْ عَدِمُوا<br><br>أَيُّ الْقَبَائِلِ لَيْسَتْ فِي رِقَابِهِمُ<br>لِأَوَّلِيَّةِ هَذَا أَوْ لَهُ نِعَمُ<br><br>مَنْ يَعْرِفِ اللهَ يَعْرِفْ أَوَّلِيَّةَ ذَا<br>فالدِّينُ مِنْ بَيْتِ هَذَا نَالَهُ الْأُمَمُ<br><br>بُيُوتُهُمْ مِنْ قُرَيْشٍ يُسْتَضَاءُ بِهَا<br>فِي النَّائِبَاتِ وَعِنْدَ الْحُكْمِ إِنْ حَكَمُوا<br><br>فَجَدُّهُ مِنْ قُرَيْشٍ فِي أَرُومَتِهَا<br>مُحَمَّدٌ وَعَلِيٌّ بَعْدَهُ عَلَمُ<br><br>بَدْرٌ لَهُ شَاهِدٌ وَالشِّعْبُ مِنْ أُحُدٍ<br>وَالْخَنْدَقَانِ وَيَوْمُ الْفَتْحِ قَدْ عَلِمُوا<br><br>وَخَيْبَرٌ وَحُنَيْنٌ يَشْهَدَانِ لَهُ<br>وَفِي قُرَيْظَةَ يَوْمٌ صَيْلَمٌ قَتَمُ</em></pre>



<h3 class="wp-block-heading">Ferezdak Kasidesinin Türkçesi</h3>



<p>Bu muazzam kasidenin Arapça orijinalini aktardıktan sonra, Türkçe tercümesini sunacağız. Kasidenin Türkçe tercümesi şöyle:</p>



<pre class="wp-block-verse"><em>Ey büyüklük ve cömertliğin kimde olduğunu soran!<br>Sorunun cevabı bendedir, bana gelirse arayan.<br><br>Öyle biridir ki, herkes onun ayak izlerini tanır;<br>Kâbe, Harem, hatta harem dışındaki topraklar.<br><br>Bu, Allah'ın en hayırlı kullarının tümünün evladıdır;<br>Takva, kötülüklerden uzaklığın, paklığın sancağıdır!<br><br>Seçilmiş peygamber "Ahmed" babasıdır onun;<br>Allah'ın salât ve selâmı daima ona olsun.<br><br>Kendisini öpmeye geleni tanısa rükün,<br>Yere atılır hemen ayağını öper onun.<br><br>Bu Ali'dir; babasıdır onun Allah Resulü;<br>Ümmetlere yol gösterir hidayetinin nuru.<br><br>Bir amcası Cafer-i Tayyar, diğeri Hamza;<br>Katledilmiş aslan ve yemin edilen dostluğuna.<br><br>Kadınların efendisi Fatıma'nın evladıdır bu;<br>Vasinin; kılıcıyla ölüm yağdıranın oğludur bu.<br><br>Kureyş onu gördüğünde itiraf eder dostluğunu,<br>Yüceliğini ve kerametlerinin sonsuzluğunu.<br><br>Ulaşmıştır o, öyle bir onur ve izzete,<br>Müslüman Arap da ulaşamaz acem de.<br><br>(Ey Hişam!) Zarar vermez ona "Kim bu?" demen,<br>İnkâr ettiğin bu adamı hem Arap tanır, hem acem!<br><br>Bakışları hayâ dolu, heybetinden gözüne bakılmaz,<br>Konuşurken yüzünden tebessüm hiç eksik olmaz.<br><br>Yayılan nuruyla yırtılır gider cehaletin perdesi;<br>Işıyınca karanlıkları aydınlatan bir güneş gibi.<br><br>Cömertliğinden "yoktur" demez teşehhüt dışında,<br>Şahadet farz olmasa, "var" diyecek onda da.<br><br>Kökü Allah Resulü'ne dayanır, onun tenindendir,<br>Temiz, yetişme tarzı âlâ, huyu güzel mi güzeldir.<br><br>Elleri yardımcıdır, tüm insanlara yarar;<br>Yokluk yoktur onda, daima lütuf yağar.<br><br>Öfkeye yabancıdır; yumuşak huyludur;<br>Sabır ve bağışlayıcılıkla kişiliği süslüdür.<br><br>Vaadine sadıktır; mübarek ve kutludur pek,<br>Evinin kapısı yardım isteyene açıktır hep.<br><br>Değerli yükler takatten düşürünce insanları, omuzlar o yükleri,<br>Suretleri tatlıdır, nimetler onların yanında olur daha da tatlı.<br><br>Söz söylese herkes kabul eder gönülden,<br>Sözü onun süsüdür, süsler onu her dem.<br><br>Onu tanımıyorsan bil ki, Fatıma'nın oğludur!<br>Ceddiyle peygamberler silsilesi son bulmuştur.<br><br>Allah, ezelden beri büyük ve izzetli kılmıştır onu,<br>Allah'ın kalemi, "Levh"e böylece yazmıştır bunu!<br><br>O, ceddi faziletli olandır tüm peygamberlerden!<br>Ceddinin ümmeti de, üstündür tüm ümmetlerden.<br><br>Onun bağış ve cömertliği tüm mahlûkatı sarar hep;<br>Nuruyla dağılır gider gaflet, sapma, açlık, cehalet.<br><br>Onları sevmek dinin kendisi, düşmanlık küfür;<br>Onlara yakın olanlar temizlenir ve kurtulur.<br><br>Kötülük ve belalar, onların sevgisiyle giderilir,<br>İyilik ve nimetler onunla çoğalıp bereketlenir.<br><br>Onları zikretmek Allah'ın zikrinden sonra gelir;<br>Her sözün başında ve sonunda onların adı gelir.<br><br>Cömertliklerinden sonra cömertliğe güç yetmez,<br>Yiğitlikte hiçbir kavim onlarla boy ölçüşemez.<br><br>Kıtlık geldiğinde bereketli yağmurdur onlar,<br>Savaş olduğunda meydanların aslanıdırlar.<br><br>Hataları bulunmaz; kınanacak bir şeyleri yoktur;<br>Ahlaklıdırlar, yağdırır elleri ihsan; sanki yağmur.<br><br>Bağış yapmalarını engellemez asla yokluk!<br>Onlar için aynıdır zenginlik ve yoksulluk.<br><br>Takvalıları saymak istersen, onların imamlarıdırlar,<br>Yeryüzünün en iyileri sorulursa, cevap yine "onlar".<br><br>Onun kendisinden veya atalarından<br>İyilik görmemiş bir kabile var mıdır?<br><br>Allah'ı tanıyan onun atalarını da tanır,<br>İnsanlar dini bu zatın evinden almıştır.<br><br>Kureyş evlerinden sadece onlardan yardım istenir,<br>Hüküm verdiklerinde ancak onların hükmü dinlenir.<br><br>Ceddi Kureyş'ten Muhammed'dir, babası Ali;<br>Peygamberden sonra ümmetin hidayet güneşi.<br><br>Bedir ona şahittir; Uhud vadisi ve Hendek,<br>Fetih günü, bildi herkes bunu; apaçık gerçek.<br><br>Hayber ile Huneyn de iki şahittir ona;<br>Çetin gün olan Benî Kurayza savaşı da.<br></em></pre>



<p>Evet, Ferazdak&#8217;ın bu muazzam ve akıcı şiiri, son derece tehlikeli ve kritik şartlar altında, büyük bir cesaret ve fedakârlık göstererek okuduğunu ve böylece büyük bir cihat örneği sergileyerek hakkı ve hakikati yiğitçe müdafaa ettiğini belirtmeden geçemeyeceğiz. Ancak gerçekte Ferazdak&#8217;ın bu müstesna şiirindeki ifadelerin bile, İmam Seccad&#8217;la (a.s) onun kutlu soyunun faziletlerinin sadece bir kısmını yansıttığını da hemen belirtelim. Nitekim gökleri adımlayarak aşmak, okyanusları testiye sığdırmak elbette ki mümkün değildir. Dolayısıyla Ferazdak, bu ummandan sadece bir katre sunmaktadır bizlere&#8230;</p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/">İmam Zeynelabidin (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Fatıma Zehra (s.a)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:41:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Fatime-tül Zehra (s.a)]]></category>
		<category><![CDATA[Fatime]]></category>
		<category><![CDATA[Fatime-tül Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Fatıma]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ümmül Eimmeh &#8220;İmamların Annesi&#8221; Hz Fatıma Zehra (s.a) masumluk makamına sahih ve iki masumun annesi olan melekûtî bir annedir. İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s)&#8216;ın anneleri Hz. Fatıma Zehra&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/">Hz. Fatıma Zehra (s.a)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ummul-eimmeh-imamlarin-annesi" style="color:#ff0101">Ümmül Eimmeh &#8220;İmamların Annesi&#8221;</h2>



<p>Hz Fatıma Zehra (s.a) masumluk makamına sahih ve iki masumun annesi olan melekûtî bir annedir.</p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a>&#8216;ın anneleri Hz. Fatıma Zehra (s.a) fıtri (doğuştan) yetenekli ve çok çalışması ile elde etmiş olduğu maneviyat ve Îlahi rızalık basamaklarını bir bir yükseldiği sayısız faziletlere ve üstünlüklere sahiptir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ummu-ebiha-babasinin-annesi" style="color:#fb0101">  Ümmü Ebiha Babasının Annesi  </h2>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) babasının vefalı arkadaşı ve yardımcısı idi. Öyle ki <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> kendisine Ümmü Ebiha <strong><em>Babasının Annesi</em></strong> lakabını vermiştir.</p>



<p>   Bu büyük hanımefendinin makam ve fazileti o kadar yücedir ki kalem, onların tamamını yazmaktan acizdir. Onun faziletinin yüceliği hakkında şu yeterlidir: <strong><em>&#8220;Allah bütün Peygamberlerinin soyunu kendilerinden karar kılarken</em></strong><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><strong><em> Son Peygamber </em></strong>Hz. Muhammed (s.a.a)<strong><em> Mustafa&#8217;nın </em></strong></a><strong><em>soyunu </em></strong><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> <strong><em>ve  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evlatlarından karar kılmıştır.</em></strong></p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın pak eteğinde din düşmanlarına karşı göstermiş oldukları unutulmaz yiğitlik ve kahramanlıklara sahip evlatlar yetiştirmiştir.  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın kısa ama bereketli hayatının her evresi en yüce zirvelerle doludur.  Hz. Fatıma Zehra (s.a) kocası için iyi bir eş ve çocukları için iyi bir anne idi. Çocuk eğitiminde her annenin öncüsüdür.</p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a), bereketli hayatında her türlü şatafattan uzak duruyor ve hatta savaş ganimetlerinin her taraftan yağdığı ve müslümanların mâli açıdan durumlarının iyileştiği dönemde dahi yaşamını en asgari imkânlarla sürdürüyordu. </p>



<p>   Müslüman kadınların sevgi, muhabbet, fedakârlık ve maneviyat meşalelerini nasıl yakacaklarını  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Mektebinde öğrenmeleri gerekir.  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı örnekalarak iman ve iffet silahını kuşanıp  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın vermiş olduğu nurdan meşaleler ile fesadın kökünü yakmaları gerekir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-dogumu" style="color:#fe0202">Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Doğumu</h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized Hz Fatıma Zehra (s.a)" id="Hz-Fatıma-Zehra-(s.a)"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="673" src="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2.jpeg" alt="" class="wp-image-818" style="width:292px;height:192px" title="Hz Fatıma Zehra (s.a)" srcset="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2.jpeg 1024w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2-300x197.jpeg 300w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2-768x505.jpeg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) Mekke&#8217;de vahyin indiği mübarek ve nuranî bir evde dünyaya geldi.  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın dünyaya gelmiş olduğu ev özel bir yüceliğe ve maneviyata sahip bir ev idi.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><strong>(1)<em> </em></strong></sup></span><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Doğum olayını okumak için buraya tıklayınız. (Hz. Hatice&#8217;nin sırdaşı bölümünden itibarendir.)</a> Hz. Fatıma Zehra (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Hatice (s.a)&#8217;in</a> en küçük ve son çocukları idi. Ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> onu sahip olduğu özelliklerinden dolayı diğer çocuklarından daha fazla seviyordu. <span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><strong><em>(2)</em></strong></sup></span> </p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) Cemadiyes Sani ayının 20&#8217;sinde dünyaya geldi. Bu konuda fazla ihtiaf olmasa da doğum yılında ihtilaf vardır. Şöyle ki:</p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="1-kuleyni-3-ibn-i-ceriri-teberi-4-tabersi-5-meclisi-6-ibn-i-sehrasub-7-ve-seyyid-muhsin-emin-8-gibi-bircok-ehl-i-beyt-alimine-gore" style="color:#fd0000">   <em>1- Kuleyni</em>,<em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(3)</span></sup> İbn-i Ceriri Teberi,<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(4)</sup></span> Tabersi,<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(5)</sup></span> Meclisi,<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(6)</span></sup> İbn-i Şehrâşub,<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(7)</span></sup> ve Seyyid Muhsin Emin<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(8)</sup></span> gibi Birçok Ehl-i Beyt alimine göre:  </em></h3>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) Bi&#8217;set&#8217;in 5. Yılında dünyaya gelmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="2-seyh-tusi-hadaiku-d-riyad-9-ve-misbahul-muctehid-de-oldugu-gibi-bir-grub-ehl-i-beyt-alimi-ise" style="color:#fb0000"><em>2- Şeyh Tusi &#8220;Hadaiku&#8217;d Riyad&#8221; <span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(9)</sup></span> ve &#8220;Misbahul Müctehid&#8221; de olduğu gibi bir grub Ehl-i Beyt alimi </em>ise:</h3>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Bi&#8217;set&#8217;in 2. yılında doğduğuna inanmaktadırlar. <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><strong><em>(10)</em></strong></span></sup> </p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="3-taberi-ebul-ferec-ifsehani-ve-ahmed-b-hanbel-gibi-bir-grup-ehl-i-sunnet-alimi-ise" style="color:#ff0000"><em>3- Taberi, Ebul Fereç İfsehani ve Ahmed b. Hanbel gibi bir grup Ehl-i Sünnet alimi ise</em>:</h3>



<p> Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nin Bi&#8217;set&#8217;ten 5 yıl önce doğduğunu söylemişlerdir.<em><strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(11)</sup></span></strong></em> </p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="4-baska-bir-grup-ehl-i-sunnet-alimi-ise" style="color:#fb0202"><em>4-Başka bir grup Ehl-i Sünnet alimi ise:</em> </h3>



<p>     Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Peygamber (s.a.a)&#8217;in 40 yaşında iken yani Bi&#8217;set&#8217;in 1. yılında doğduğunu söylemişlerdir.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(12)</span></sup></em></strong> </p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ad-kunye-ve-lakaplar" style="color:#ef0000">Ad, Künye ve Lakaplar</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="adi" style="color:#ff0000">Adı:</h3>



<p>      Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın birçok adı vardır, onların bir kısmını Ulu ve Yüce Allah, bir kısmını ise Allah&#8217;ın seçmiş oldukları vermiştir.</p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik-hadisler/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Caferi Sadık (a.s)</a> şöyle buyuruyor:</p>



<p>&#8221; Fatıma (s.a)&#8217;nın Allah katında 9 adı vardır:</p>



<p>    <strong>1-Fatıma,</strong></p>



<p>   <strong>2-Sıddıka, </strong></p>



<p>   <strong>3-Mübâreke,</strong></p>



<p>   <strong>4-Tâhire,</strong></p>



<p>   <strong>5-Zekiyye, </strong></p>



<p>   <strong>6-Râziye,</strong></p>



<p><strong>   7-Merziyye,</strong></p>



<p>   <strong>8-Muhaddise,</strong></p>



<p>   <strong>9-Zehra.</strong></p>



<p>   Bütün kötülüklerden uzak tutulduğu için ona Fatıma adı verilmiştir ve eğer <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin-e-a-s-aglamakla-ilgili-40-hadis-i-serif/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)</a> olmasaydı, onun şanında (ona denk) birisi olmayacaktı.&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><em><strong>(13)</strong></em></sup></span></p>



<p>  Meclisi, bu hadisin tefsirinde şöyle diyor:</p>



<p>  &#8221; <strong>&#8220;Sıddıka&#8221; </strong>Masumluk,</p>



<p>   <strong>&#8220;Mübâreke&#8221; </strong>ilimde, fazilette, kemâlatta, mucizelerde ve kerim evlat sahibi olmakta bereket sahibi olmak,</p>



<p>   <strong>&#8220;Tâhire&#8221; </strong>noksan sıfatlardan uzak olmak,</p>



<p>   <strong>&#8220;Zekiyye&#8221; </strong>kemal ve hayırda zirve yapmak,</p>



<p>   <strong>&#8220;Râziye&#8221; </strong>Hakkın kazasına razı olmak,</p>



<p><strong>   &#8220;Merziyye&#8221; </strong>Allahın ve Allah dostlarının beğendiği,</p>



<p>   <strong>&#8220;Muhaddese&#8221; </strong>Meleklerin kendisi ile konuştuğu kimse,</p>



<p>   <strong>&#8220;Zehra&#8221; </strong>Zahiri ve manevi yönden nur ile nurlanmak demektir.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(14)</sup></span></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="kunyeleri" style="color:#fb0000">Künyeleri:</h3>



<p>    Hadisçiler ve Tarihçiler Hz. Fatıma Zehra (s.a) için şu künyeleri zikredilmişlerdir:</p>



<p>&#8220;<strong>Ümmül Eimmeh </strong>İmamların Annesi,</p>



<p><strong>Ümmü Ebiha </strong>Babasının Annesi,</p>



<p><strong>Ümmül Hesen </strong>Hesen&#8217;in Annesi, <strong>Ümmül Huseyn </strong>Huseyn&#8217;in Annesi, <strong><strong>Ümmül Muhsin </strong>Muhsin&#8217;in Annesi</strong>&#8220;<em><strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(15)</sup></span></strong></em></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="lakaplari" style="color:#f90000">Lakapları:</h2>



<p> Eski büyüklerin (alimlerin) eserlerinde  Hz Fatıma Zehra (s.a) için şu lakaplar yazılmıştır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Hessan</strong></li>



<li><strong>Hura </strong></li>



<li><strong>Azra</strong></li>



<li><strong>Mansura </strong></li>



<li><strong>Nuriye</strong></li>



<li><strong>Betül</strong></li>



<li><strong>Âlime </strong></li>



<li><strong>Hâkime </strong></li>



<li><strong>Nakiye</strong></li>



<li><strong>Halime</strong></li>



<li><strong>Takiyye </strong></li>



<li><strong>Seyyide</strong></li>



<li><strong>Muzdehituş-Şehide</strong></li>



<li><strong>Munisetu&#8217;l-Haticetü&#8217;l-Kübra<em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(16)</span></sup></em></strong></li>
</ul>



<p>  Bu lakap ve künyelerden herbiri  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın yücelik ve büyüklüğünü göstermektedir.&#8221;</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="cocukluk-ve-genclik-donemi" style="color:#f40000">Çocukluk ve Gençlik dönemi</h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized Hz Fatıma Zehra (s.a)" id="Hz-Fatıma-Zehra-(s.a)"><img decoding="async" width="746" height="560" src="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1.jpeg" alt="" class="wp-image-819" style="width:316px;height:237px" title="Hz Fatıma Zehra (s.a)" srcset="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1.jpeg 746w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1-300x225.jpeg 300w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1-136x102.jpeg 136w" sizes="(max-width: 746px) 100vw, 746px" /></figure>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)&#8217;e</a> düşman tehditlerinin ve baskılarının altında ve O Hazretin yarenlerinin baskı ve işkence altında olduğu bir dönemde başladı. <strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(17)</sup></span></em></strong></p>



<p>    Hz Fatıma Zehra (s.a) çocukluk döneminin üç yılında  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yüce Babasının</a> aile ve yarenlerinin <a href="https://imammehdiyarenleri.org/sib-kasidesi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Şib&#8217;i<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(18)</sup></span></em></strong> Ebi Talib</a>&#8216;teki kuşatmada olmalarına şahid olmuşlardı.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(19)</sup></span></em></strong> Açlığın bütün takatini aldığı bir gün  Hz. Fatıma Zehra (s.a), rengi solmuş bir halde <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Babası</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">n</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">ın</a> yanına geldi ve şöyle dedi:</p>



<p>    <strong><em>&#8220;Baba açım. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Resulullah (s.a.a)</a></em></strong> <strong><em>mübarek elini sevgili kızının göğsüne koydu ve yüzünü gökyüzüne kaldırarak şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ey açları doyuran ve alçakları zelil eden Allah! Kızım Fatıma&#8217;yı aç koyma.&#8221;</em></strong></p>



<p>  İmran b. Hasin şöyle diyor: &#8220;Fatıma&#8217;nın yüzündeki sararma gitti ve yüzü gül gibi açtı.&#8221;<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(20)</sup></span></em></strong></p>



<p>   Sonunda Kureyş&#8217;in alçak komplosu ve Şib&#8217;i Ebi Talibteki kuşatma dönemi sona erdi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> ve yarenleri evlerine döndüler. Hz. Fatıma 5 yaşına basmıştı ve özgürlüğün candan kokusunu koklamak istiyor ama  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın güzel günleri fazla sürmedi ve annesi dünyadan ayrıldı.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(21)</sup></span></em></strong></p>



<p>   Hz. Fatıma Zehra (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Hatice (s.a)</a>&#8216;in vefatından sonra hergün müşriklerin <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yüce Babasının</a> başına getirdiği yeni acı ve elim bir olaya şahit oluyordu.</p>



<p>   Hz. Fatıma Zehra (s.a), bir gün müşriklerin Mescid&#8217;ul Haramda oturup <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber&#8217;i (s.a.a)</a> öldürme planı yaptıklarını görünce ağlayarak eve döndü ve babasına düşmanların komplosunu haber verdi.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><strong><em>(22)</em></strong></sup></span></p>



<p>  İbn-i Mesud şöyle diyor: &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> bir gün Mescidu&#8217;l Haram&#8217;da namaz ikâme ediyordu. Ebu Cehil ve yarenleride ona bakıyorlardı. Aralarından biri kalkıp yeni kesilmiş olan devenin işkembesini aldı ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> secdeye gittiği zaman sırtına koydu. Diğerleri de<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Peygamber (s.a.a)</a> ile alay etmeye başladılar. Ben bu durumu gözlerimle görüyordum ama ileri gidip deve işkembesini onun sırtından almaya cesaretim yoktu.  Hz. Fatıma Zehra (s.a) bu durumdan haberdar olunca çok üzgün bir halde Mescidu&#8217;l Harama geldi. İşkembeyi <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulull</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">a</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">h&#8217;ın (s.a.a)</a> sırtından aldı ve ihaneti yapanları kınadı.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(23)</span></sup></em></strong>&#8220;</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-in-istenilmesi-ve-tarihi" style="color:#f70000">Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;in İstenilmesi ve Tarihi</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-in-evlilik-tarihi" style="color:#fb0000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;in Evlilik Tarihi:</h3>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın mübarek evliliklerinin tarihi hususunda tarihçilerarasında ihtilaf mevcuttur. Bazıları bu kutsal bağın Hicret&#8217;in 1. yılında olduğunu söylerken<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(24)</span></sup></em></strong> bazıları ise Hicretin 2. yılının Zilhicce ayında olduğunu söylemişlerdir.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(25)</span></sup></em></strong></p>



<p>  Seyyid Muhsin Emin bu hususta şöyle demiştir: &#8220;Bazı kimseler  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evliliğinin Hicret&#8217;in 2. yılında, bazıları ise 3. yılında olduğunu söylemişlerdir. Ama  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Bi&#8217;set&#8217;in 5. yılında doğduğunu kabul edecek olursak Mekke&#8217;de Babası ile beraber yaşamış olmaktadır. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> hicretinden sonra  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;da Medine&#8217;ye hareket etti ve Medine&#8217;de bir yıl kaldıktan sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile evlilik akitleri okundu.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(26)</span></sup></em></strong></p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) evlilik yaşına geldiği zaman sahip olduğu fazilet, kemal ve babasının yanındaki konumundan dolayı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> ashabından bazıları o hanımefendiyi<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a)</a> istediler ama <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> onların damadı olmasını kabul etmedi.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-in-istenilmesi" style="color:#f60000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;in İstenilmesi:</h2>



<p>  Abdurrahman b. Avf,  Hz. Fatıma Zehra (s.a) istemek için <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz.  Resulullah&#8217;ın (s.a.a)</a> huzuruna geldi ve şöyle dedi: <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Eğer Fatıma&#8217;yı benimle evlendirecek olursan yolunda çok mal harcarım ve kendisine büyük bir mihir veririm&#8221;.</em></strong></p>



<p>Bu söz <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)&#8217;i</a> çok kızdırmıştı ve şöyle dedi:</p>



<p>     <strong><em>&#8220;Para ile beni bu evliliğe zorlamak mı istiyorsun?<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(27)</span></sup>&#8220;</em></strong></p>



<p>Enes b. Malik şöyle diyor: &#8221; <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;dan</a> önce Ömer ve EbuBekir de  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a)&#8217;den</a> istediler ama Hz. Peygamber (s.a.a)<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> onlara olumsuz cevap vererek şöyle dedi:</p>



<p>   &#8220;<strong><em>Allah&#8217;ın emrini bekliyorum.</em></strong><em><strong><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(28)</span></sup></strong></em><strong><em>&#8220;</em></strong></p>



<p>Ebubekir, Ömer ve Sa&#8217;d b. Muaz, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın </a>yanına gidip ,  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) </a>istemesini önerdiler. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben de bu kavuşmayı arzuluyorum.<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(29)</span></sup>&#8220;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s) </a>şöyle diyor:</p>



<p>&#8220;<strong><em> Hz Fatıma Zehra (s.a) ile evlenmek istiyordum ama bu konuyu <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber&#8217;e (s.a.a)&#8217;e</a> açmaktan utanıyordum. Gece gündüz bunu düşünüyordum, nihayet birgün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın (s.a.a) </a>huzuruna vardım, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a) </a>bana şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>   &#8220;<strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Ali</a>&#8220;</em></strong></p>



<p>   <strong><em>Şöyle dedim</em></strong>:</p>



<p>  &#8220;<strong><em>Emrindeyim <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!&#8221;</a></em></strong></p>



<p>  <strong><em>Şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Evlenmek istiyormusun?&#8221;</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Şöyle dedim:</em></strong></p>



<p>  <strong>&#8220;<em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah</a> daha doğrusunu bilir.</em>&#8220;</strong></p>



<p><strong><em>Kureyş kızlarından birini bana önereceğini düşünmüş ve Fatime&#8217;yi kaybetmekten korkmuştum. Resulullah&#8217;ın yanından ayrıldım. Peşim sıra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın</a></em></strong>,<strong><em> Elçisi geldi ve<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Resulullah&#8217;ın (s.a.a)</a> beni çağırdığını söyledi. Hızla gidip huzuruna vardım. Ümmü Seleme&#8217;nin odasında idi, beni gördüğü zaman sevincinden öyle güldü ki dişlerinin beyazlığı ışık gibi parlıyordu.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ali, müjdeler olsun, senin evliliğin için düşündüğüm şeyi Allah kabul etti ve Cebrail şimdi geldi ve Ulu ve Yüce Allah&#8217;ın Fatime&#8217;yi senin akdine geçirdiğini haber verdi.&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(30)</sup></span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-mihri" style="color:#ff0000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Mihri</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">     Resulullah (s.a.a)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/">İmam </a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ali (a.s)</a>&#8216;a şöyle dedi:</p>



<p>     <strong><em>&#8220;Fatime&#8217;nin mihri için verebilecek bir şeyin varmıdır?&#8221;</em></strong></p>



<p>     <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>     <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulallah</a>! Anam babam sana feda olsun; kılıç, zırh ve bir devemden başka birşeyim yoktur.&#8221;</em></strong></p>



<p>     <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Resulallah (s.a.a)</a> şöyle buyurdu: </p>



<p>     <strong><em>&#8220;Kılıç ve deve cihat ve iş için sana lazımdır, zırhını mihir yapalım.&#8221;</em></strong></p>



<p>     <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in emri ile zırhını 500 dirhem karşılığında sattı ve mihriye olarak Hz. Peygamber&#8217;e takdim etti.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(31)  </sup></span></em></strong>      </p>



<p>     Bu ölçü &#8220;sünnet mihir&#8221; olarak meşhur oldu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in diğer eşlerinin mihriyeleride bundan fazla değildi. Bu işde ölçü  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın mihri idi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(32)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-ceyizi" style="color:#ff0000">Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Çeyizi</h2>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın müşterek hayatları sade ve gösterişsiz bir merasim ve basit ev malzemeleri ile toprak evde başladı. İslam&#8217;ın örnek kadını  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın çeyizi şunlardı:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>&#8220;Bir elbise, bir adet baş örtüsü, </li>



<li>bir adet siyah havlu,   </li>



<li>Tahta ve hurma lifinden yapılmış bir adet somya,</li>



<li>Mısır keteninden iki döşek (birisi yün ve diğeri hurma lifi ile doldurulmuştu,)</li>



<li>Dört adet yastık (ikisi yün ikisi hurma lifi ile doldurulmuştu,)</li>



<li>Bir adet Perde,</li>



<li>1 adet Hayber yorganı,</li>



<li>Bir adet el değirmeni,</li>



<li>Deri&#8217;den bir su taşıma kabı,</li>



<li>Tahtadan bir adet süt kabı, </li>



<li>Elbise yıkamak için ahşab bir leğen,</li>



<li>Su saklamak için bie adet testi,</li>



<li>İbrik,</li>



<li>Bir adet hasır,</li>



<li>Askılık,</li>



<li>Koyun derisinden bir adet yer sofrası.&#8221;</li>
</ul>



<p>     Hz Fatıma Zehra (s.a) çeyizini <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in emri ile ashabtan bazıları satın almışlardı ve toplam tutarı 63 dirhemdi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> kalan paranın bir kısmını güzel kokular alması için Bilal&#8217;e, bir kısmını zaruri ihtiyaçları karşılaması için Ümmül Eymen&#8217;e, geri kalanı kısmını ise saklaması için Ümmü Seleme&#8217;ye verdi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(33)</span></sup></em></strong> Çeyiz, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in huzuruna getirildiği zama onlara nakarak şöyle dedi:</p>



<p>    <strong><em>&#8220;Allahım! Kaplarının çoğu çamurdan olan bu çeyizi Ehl-i Beyt&#8217;e mübarek eyle.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(34)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="dugun" style="color:#ff0000">DÜĞÜN</h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized Hz Fatıma Zehra (s.a)" id="Hz-Fatıma-Zehra-(s.a)"><img decoding="async" width="960" height="540" src="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra.jpeg" alt="" class="wp-image-820" style="width:326px;height:183px" title="Hz Fatıma Zehra (s.a)" srcset="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra.jpeg 960w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-300x169.jpeg 300w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-768x432.jpeg 768w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p>Eşyaların alınmasının üzerinden bir aya yakın bir zaman geçmişti ama <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> vaktinin çoğunu <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;in</a> yanında geçirmesine rağmen utandığı için düğün hakkında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> ile bir şey konuşmuyordu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> kardeşi Akil bir gün şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Hanımını evine getir ki düğünün ile gözlerimiz aydınlansın.&#8221;</em></strong></p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> bu durumdan haberdar olunca <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ı</a> yanına çağırıp düğün için hazır olup olmadığını sordu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> de hazır olduğunu söyledi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(35)</span></sup></em></strong> Hicretin 2. yılının Zilhicce ayının 1&#8217;i veya 6&#8217;sında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;in</a> emri ile <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın düğün merasimleri yapıldı.</p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> velime (düğün yemeği) verilmesini emretti ve Ensar&#8217;ın büyüklerinden olan Sa&#8217;d velime için bir koyun hediye etti. Ensar&#8217;dan bazıları bir miktar mısır unu getirdi ve çarşıdan da bir miktar sulandırılmış çökelek, yağ ve hurma alındı. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;in</a> nezaretinde yemek yapıldı ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> elinin bereketi ile birçok insan bu yemekten yedi ve Fakirlere de yemek gönderildi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(36)</span></sup></em></strong> </p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in </a>hanımlarına ve Abdulmuttalib kadınlarına  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın düğününde tekbir getirmelerini, Allah&#8217;a hamd etmelerini ve dillerine O&#8217;nun rızasına ters bir şey almamalarını emretti.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(37)</span></sup></em></strong> </p>



<p>  Resulullah (s.a.a)&#8217;in hanımları ve Abdulmuttalib&#8217;in kızları  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı hazırlayıp bineğe bindirdiler. Bineğin yularını Selman-i Farisi tutmuştu. Mikdad ve bir grup Haşimoğlu bineğin etrafında, özel bir merasimle  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> evine doğru hareket ettirdiler.</p>



<p>   Cebrail ve Mikail 70.000 melekle birlikte bu kutlu düğüne katılmıştı. Önce Cebrail Tekbir getirdi, sonra Mikail ve diğer melekler Tekbir getirdiler. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;de</a> Tekbir getirdi ve düğünlerde Tekbir getirmek bu zamandan beri resmiyyet kazanmış oldu.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(38)</sup></span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="dugun-gecesinde-allah-i-anmak" style="color:#ff0303">DÜĞÜN GECESİNDE ALLAH&#8217;I ANMAK</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> evlilik gecelerinde  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı üzgün bir halde gördüğü zaman neden üzgün olduğunu sordu.</p>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle cevap verdi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Kendimi ve yaptıklarımı düşünüyordum ki ömrümün sonu ve kabrim aklıma geldi. Bugün babamın evinden sizin evinize geldim ve yarın ise bu evden kabre ve kıyamete doğru hareket edeceğim. Sana Allah&#8217;a and veriyorum, gel birlikte namaz ikâme edelim ve Allah&#8217;a ibadet edelim.<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(39)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="evin-durumu" style="color:#ff0101">EVİN DURUMU</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a) hayatlarına başlarken kendilerine ait bir evleri yoktu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> hicrettten sonra Ensar&#8217;dan birinin evinde yaşadığı için düğünden sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> evine uzak olan bu evde yaşamaya başladılar. Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a) </a>  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine gelmişti ve şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Sana kendime yakın bir ev bulmamı istermisin?&#8221;</em></strong></p>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Size komşu olan Haris b. Numan&#8217;ın evi uygun olur.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulu</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">l</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">lah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben utanıyorum, Haris&#8217;e söyleyemem çünkü onun birkaç tane evini Muhacirler için istemiştim.&#8221;</em></strong></p>



<p>Haris durumdan haberdar olduğu zaman Resulullah (s.a.a)&#8217;in huzuruna vardı ve şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Bu ev sizin kendinize aittir ve benim malımdan istediğiniz kadar almanız almamanızdan daha değerlidir.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Doğru diyorsun.&#8221;</em></strong></p>



<p>Bu konuşmadan sonra Haris, Beni Neccar Mahallesinde ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;e</a> komşu olan bu evini rızasıyla <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> emrine tahsis etti ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> de kendi odasının yanında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-a-s-dan-ehlibeyt-hakkinda-hadisler/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a) için bir oda yapılıncaya kadar oraya yerleşmelerini sağladı.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(40)</span></sup></em></strong></p>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)</a> ile olan yaşamı çok sade idi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> bu husuta şöyle diyor: </p>



<p> <strong><em>&#8220;Fatıma ile evlendiğim zaman bir koyun derisinden başka da bir şeyim yoktu, geceleri onun üstünde uyuyordum, gündüzleri ise onunla devemi yemliyordum.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(41)</span></sup> </em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Muhammed Bakır (a.s)</a> ise şöyle diyor:</p>



<p>   <strong><em>&#8221; Ali ile Fatıma evlendikleri zaman  onların altında bir koyun derisi vardı, yatacakları zaman yünlü tarafını çevirip üzerinde yatıyorlardı ve yastıkları ise hurma lifi ile doldurulmuştu.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(42)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="is-bolumu" style="color:#fd0000">İŞ BÖLÜMÜ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evlenmesinden sonra evlerine gittiği zaman onlara şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Aliciğim</a> ve Fatımacığım! Ev işlerini aranızda taksim edeceğim; Evin içindeki işleri Zehra, dışındaki işleri ise Ali yapsın.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(43)</span></sup></em></strong> </p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-ev-hanimligi" style="color:#ff0000">  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Ev Hanımlığı</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine geldiği zaman onları el değirmeni ile buğdayı öğüterek un yaparken gördü.</p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">  Resulullah (s.a.a) </a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Sizden hanginiz yardım etmemi istiyor?&#8221;</em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a></em></strong> Fatıma yardım istiyor, o yorgundur.&#8221;</p>



<p> <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">  Resulullah (s.a.a) </a> şöyle dedi: </p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatımacığım sen kalk!&#8221;</em></strong></p>



<p>Hz. Fatıma&#8217;nın yerinde oturdu, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> buğdayı un yapmakta yardım etti. <strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(44)</span></sup></em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Caferi Sadık (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evdeki iş bölümü hakkında şöyle dedi:</p>



<p><strong><em> &#8220;Odun, yakacak, su getirmek evi süpürmek <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın </a>sorumluluğundaydı; değirmende un yapmak, hamur yapmak ve ekmek pişirmek  Hz Zehra (s.a)&#8217;nın sorumluluğundaydı.&#8221;</em></strong> <strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(45)</sup></span></em></strong></p>



<p>Zehra şöyle diyor:<strong><em>&#8220;Resulullah (s.a.a)&#8217;in kızı Fatıma o kadar el değirmeni ile un öğütmüştü ki elleri nasır bağlamıştı. Bu yüzden değirmenin tutacağına deri parçası bağlamıştı, öyle un öğütüyordu.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(46)</span></sup></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading" id="imam-caferi-sadik-a-s-soyle-diyor"><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Caferi Sadık (a.s)</a> şöyle diyor:</h3>



<p><strong><em> &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulllah (s.a.a</a>) bir keresinde  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine geldiği zaman onun deve yününden bie elibise giydiğini, elleriyle un öğütürken çocuklarını da emzirdiğini gördü. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> gözlerinden yaş boşaldı ve şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Kızım! Dünyanın zorluklarına ahiretin lezzetlerine ulaşabilmek için katlan.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>  Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Allah&#8217;a nimetleri için hamdediyorum, verdiği üstünlükler karşısında da şükrediyorum.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(47)</span></sup></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading" id="selman-i-farsi-soyle-diyor">Selman-i Farsi şöyle diyor:</h3>



<p><strong><em> &#8220;Bir keresinde Fatıma&#8217;nın evine gitmiştim, önündeki el değirmeni ile arpa öğüttüğünü gördüm. El değirmeninin ucu kan olmuştu ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)&#8217;da </a> odanın bir köşesindeydi ama rahat değildi.  Hz. Fatıma (s.a)&#8217;ya şöyle dedim:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ey Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Kızı (s.a)! Elleriniz değirmen çevirmekten dolayı yara olmuştur. Fizze de buradadır ve iş yapmıyor.&#8221; </em></strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-medium-font-size" id="hz-fatima-s-a-soyle-dedi"><strong><em>Hz. Fatıma (s.a) şöyle dedi:</em></strong></h4>



<p>  <strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Babam Resulullah (s.a.a)</a> ev işlerini bir gün benim bir günde Fiize&#8217;nin yapmasını buyurdu, Fizze&#8217;nin sırası dün idi ve bu gün de benim sıramdır.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>Şöyle dedim:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben sizin azad (özgür) ettiğiniz köleyim. İzin verin ya <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hüseyin (a.s)&#8217;ı </a>sakinleştireyim yada un öğüteyim.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>Şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hüseyin&#8217;i (a.s) </a>rahatlatmaya ben daha layığım; sen, un öğüt.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>  Arpanın bir kısmını öğütmüştüm ki namaz için Ezan ve Kamet okundu ve bende namazımı kılmak için mescide gittim. Namaz bittikten sonra durumu <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> anlattım ve o hazret üzgün bir halde mescitten çıktı. Bir müddet sonra ise gülerek geri döndü.</em></strong></p>



<p><strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> gülüşünün nedenini sordu, şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>  &#8220;Fatıma&#8217;nın yanına gittim, uyumuştu, Hüseyin&#8217;de göğsünün üzerinde uykuya dalmıştı ve değirmende kendi kendine dönüyordu.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> gülerek şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Ali</a>! Allahu Azze ve Celle kıyamete kadar Ehl-i Beyt&#8217;e hizmet etmeleri için yeryüzünde birçok melek karar kıldığını bilmiyor musun?&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(48)</span></sup></em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> savaşa gittiği zaman evin bütün işleri Fatıma&#8217;nın üzerine kalıyordu ve Hz. Peygamber&#8217;in Kızı Fatime (s.a) o kadar zahmete katlanıyordu ki hayat arkadaşı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, Beni Sa&#8217;d kavminden birisine şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma, Benim eşim, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın (s.a.a) </a>aile ferdlerinin içinden en çok sevileniydi. O kadar çok omuzlarında su kırbası taşımıştı ki bağı kollarında iz yapmıştı. Elleri ile o kadar çok iş yapmıştı ki elleri nasır bağşamıştı.Ve kazanın altında o kadar ateş yakmıştı ki ateşin hararetinden elbisesinin rengi değişmişti.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(49)</span></sup>  </em></strong></p>



<p> <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın hayatı, özelliklede yalancı şan ve makam esaretinde olanlar ve çalışmayı şanlarında görmeyenler için çok büyük bir derstir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="koca-ya-karsi-fedakarlik" style="color:#ff0000">KOCA&#8217;YA KARŞI FEDAKÂRLIK</h2>



<p>   Yokluklar ve can alıcı zorluklar <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın  yeni başlayan yaşamlarının üzerine gölge düşürmüştü ve hayatları yoksulluğun zirvesinde geçiyordu. Geçen birçok günde <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evlerinde yemek dahi bulunmuyordu. Ama Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın fedakârlığı, bütün zorlukları nurunun altına almıştı. Hz. Fatıma Zehra (s.a) en zor şartlarda dahi kocası zorluğa düşmesin diye ondan birşey istemiyordu.</p>



<p>  Bir sabah <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Fatımacığım! Açlığımı gidermem için yiyecek bir şey varmıdır?&#8221;</em></strong></p>



<p>Hz. Fatıma (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Babamı peygamberliğe, Seni İmamlığa seçen Allah&#8217;a yemin olsun ki yoktur. İki gündür evimizde yeteri kadar yemeğimiz yoktur. Olanı da sana ve çocuklarımız Hasan (a.s) ve Hüseyin&#8217;e (a.s) verdim, kendim o yemekten biraz olsun yemiş değilim.&#8221;</em></strong></p>



<p> <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> üzgün bir halde şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Fatıma! Neden yiyecek bulmam için bana haber vermedin?&#8221;</em></strong></p>



<p>Şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ya Ebel Hesen! Rabb&#8217;imden gücünün yetmeyeceği bir şeyi senden isterim diye utanıyorum.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(50)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="kocasi-nin-gorusune-saygi-gostermek" style="color:#ff0000">KOCASI&#8217;NIN GÖRÜŞÜNE SAYGI GÖSTERMEK</h2>



<p>  Acı sakifiyye olayından, Ehl-i Beyt&#8217;in yalnızlığı ve Hz. Fatıma&#8217;ya (s.a) yapılanlardan sonra Sakifiyye liderleri toplumsal dikkatleri kendine çekebilmek için çareler aramaya ve   Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın gönlünü alamaya koyuldular. Defalarca  Hz. Fatıma Zehra (s.a) ile görüşmek için izin istediler ama  Hz. Fatıma Zehra (s.a) onların ard niyetli mücadelelerinin sürmemesi için onlara görüşme izni vermedi.      </p>



<p><strong><em> </em></strong>  Ebubekir ve Ömer, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> yönelip Resulullah&#8217;ın kızından görüşme izni alması için onu aracı yaptılar.</p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> bu isteği kabul etti ve Hz. Zehra (s.a)&#8217;nın yanına gelerek şöyle dedi: </p>



<p><em>   <strong>  &#8220;Fatımacığım! Ebubekir ve Ömer kapının ardındadırlar ve görüşmek için izin istiyorlar.&#8221;</strong></em></p>



<p>Ama Hz. Fatıma Zehra (s.a) kabul etmedi.</p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p> <strong><em>  &#8220;Fatımacığım! Onlara ben izin verdim.&#8221;</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading" id="hz-fatima-zehra-s-a-soyle-dedi"> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</h3>



<p>  <strong><em>&#8220;En, senin evindir ve ben de senin karınım, ne istersen onu yap.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(51)</span></sup></em></strong></p>



<p>  Hz. Fatıma Zehra (s.a), hiafeti gasp edenler ile hiçbir şartta görüşme izni vermeme kararındaydı. Onlardan o kadar zulüm görmüştü ki Onları görmeye bile tahammülü yoktu fakat <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> onlara söz verdiğini öğrendiği an <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> görüşüne tabi oldu ve görüşme izni verdi. </p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s),</a> Ebubekir ve Ömer&#8217;i odaya çağırdı.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="ibn-i-abbas-soyle-diyor">  İbn-i Abbas şöyle diyor:</h3>



<p><strong><em>  &#8220;Onlar içeri girmek istedikleri zaman <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, Hz. Zehra (s.a)&#8217;nın yüzünü örtü ile kapatmasını söyledi ve o da öyle yaptı.&#8221;</em></strong></p>



<p>Ebubekir ve Ömer içeri girdiler ve şöyle dediler:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Ey Resulullah&#8217;ın kızı! bizlerden razı ol ki Allah da senden razı olsun.&#8221;</em></strong></p>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Bu işten amacınız nedir?&#8221;</em></strong></p>



<p> <strong><em> </em></strong>Şöyle dediler:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Biz sana kötülük yaptık, affedip bağışlamanı ümid ediyoruz.&#8221;</em></strong></p>



<p>Hz. Fatıma (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Eğer doğru söylüyorsanız sorularıma cevap verin ve eğer doğru cevap verecek olursanızdoğru konuştuğunuza ve hayırlı bir niyetinizin olduğuna inanacağım.&#8221;</em></strong></p>



<p>Onlar sor dediler.</p>



<p>  Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle sordu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;</em></strong><em>Sizi Eşi ve Benzeri olmayan Allah&#8217;a and veriyorum, babam Resulullah&#8217;ın (s.a.a):<strong> (Fatime benim bedenimin bir parçasıdır, onu üzen beni üzmüştür, ona eziyet eden bana eziyet etmiştir) </strong>buyurduğunu işittiniz mi?&#8221;</em></p>



<p> Onlar işittik dediler.</p>



<p><em> </em>    Hz Fatıma Zehra (s.a) ellerini gökyüzüne doğru kaldırdı ve şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Ey Allah&#8217;ım! Bu iki kişi bana eziyet etmiştir.&#8221;</em></strong></p>



<p>Sonra şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Allah&#8217;a yemin olsun ki siz ikinizden asla razı olmayacağım.&#8221;</em></strong></p>



<p>  Ebubekir şiddetle ağlayarak şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Keşke anam beni doğurmamış olsaydı.&#8221; dedi</em></strong></p>



<p>Ömer eleştirmek maksadıyla şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ben bu insanların seni hilafete seçmesine şaşırıyorum, sen bir kadının öfkesi karşısında ağlıyorsun.&#8221; dedi.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(52)</sup></span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-peygamber-in-tavsiyesi" style="color:#fd0000">Hz. Peygamber&#8217;in Tavsiyesi</h2>



<p>  Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>, Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine geldiği zaman onu arpa öğütürken gördü. Üstellik Hz Fatıma Zehra (s.a) hamileydi ve ev işleri kendisini zorluyordu. Babasından bir yardımcı istedi. Resulullah (s.a.a), kızı Fatime&#8217;ye (s.a) şöyle tavsiyelerde bulundu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Kendi elleri ile buğday öğüten her kadına Allah, öğütmüş olduğu her buğday tanesi karşılığında bir iyilik ve bir günahını siler</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Beni müjdeleyici olarak gönderen Allah&#8217;a yemin olsun ki kocan senden razı olmadığı bir halde ölecek olursan cenaze namazını kılmayacağım.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Kocası bir an olsun  kendisinden razı olan kadın ne de mutlu kadındır.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Kocasına Öf! diyen kadına Allah, melekler ve insanlar lanet etmektedir.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Kocasının izni olmadan elbisesini giyinip dışarı çıkan kadına dönünceye kadar yaş ve kuru ne varsa lanet etmektedir.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(53)</span></sup> </em></strong></p>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a) kocasının rızalığını kazanmak için öylesine çaba harcıyordu ki hatta ömrünün son anlarında kocasına şöyle diyordu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Amca oğlu! yalancı ve aldatıcı olmadığımı biliyorsun, hayatımın sonuna kadar sana itaatsizlik etmediğimi biliyorsun, bana hakkını helal et.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Allah&#8217;a sığınırım. Sen yücelik sahibi bir hanımsın; çok bilinçli, takvalı, iffetli ve Allah&#8217;tan çok korkan birisin, seni nasıl kınayabilirim ya da senden nasıl incinebilirim.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(54)</span></sup> </em></strong>  </p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="cocuk-yasta-ibadet-egitimi" style="color:#ff0000">ÇOCUK YAŞTA İBADET EĞİTİMİ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma ev halkından hiçkimsenin <a href="https://imammehdiyarenleri.org/kadir-gecesi-nedir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kadir Gecelerinde</a> uyumalarına müsaade etmiyordu ve onlara az yemek yediriyordu. Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/kadir-gecesi-nedir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kadir Gecesine</a> hazırlanıyor ve şöyle diyordu:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Asıl mahrum olan <a href="https://imammehdiyarenleri.org/kadir-gecesi-nedir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bu gecenin</a> bereketinden mahrum kalan kimsedir.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(55)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="egitici-sozcukleri-secmek" style="color:#fd0000">EĞİTİCİ SÖZCÜKLERİ SEÇMEK</h2>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a>&#8216; söylemiş olduğu ninni anneler için en iyi örnektir. Rivayette  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın tatlı ninnisin şöyle olduğu söylenmiştir. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> bebeklik ve çocukluluğunun tatlı döneminde iken  Hz Fatıma Zehra (s.a) onu tertemiz kucağına alıp şöyle diyordu:</p>



<pre class="wp-block-verse"><em><strong>  "Oğlum Hasan! Baban gibi ol.
    Hakk'ın boynuna geçirilen ipi çıkar.</strong>
    <strong>Nimet sahibi olan Allah'a ibadet et.</strong>
    <strong>Alçak ve kindarlarla dost olma." </strong></em></pre>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="cocuklarin-toplumsal-egitimi" style="color:#ff0000">ÇOCUKLARIN TOPLUMSAL EĞİTİMİ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Annem Fatıma&#8217;yı (s.a) cuma gecesi ibadet mihrabında sabaha kadar rükû ve secde ederken gördüm. İman ehli erkek ve kadınlara adları ile çok dua ediyor ama kendisi için dua etmiyordu.&#8221;</em></strong></p>



<p> Anneme şöyle dedim:</p>



<p> <strong><em>  &#8220;Anne, başkalarına dua ettiğin gibi kendine neden dua etmiyorsun?&#8221; </em></strong></p>



<p>Şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ey Oğlum! Önce komşu sonra ev halkı.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(56)</span></sup></em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Musa Kâzım (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma dua ettiği zaman kendisi için değil Mümin erkek ve kadınlar için dua ediyordu. Kendisine: &#8216;Neden kendine değil de halka dua ediyorsun?&#8217; denildiği zaman şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Önce komşu, sonra ev.&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(57)</sup> </span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ortunme" style="color:#ff0000">ÖRTÜNME<strong><em> </em></strong></h2>



<p>  Toplumun korunmasının ve ilerleyecek bir halde ilerlermisini sağlayacak en etkili faktörlerinden birisi zengin İslami öğretiler doğrultusunda iffetin yaşatılmasıdır; iffetsizlik ve başıboşluk toplum ve aile düzenini dağıtmaktadır. Allah&#8217;ın, kadınlara örtülü olmalarını emretmelerinin sebebi de budur:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Mümün kadınlara söyle: &#8220;Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna ziynetlerini teşhir etmesinle. Başörtülerini göğüslerinin üzerine kadar örtsünler&#8230;&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(59)</span></sup></em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali b. Ebu Talib (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Bir gün Fatıma,<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> huzurunda oturmuştu, bir şahıs içeri girmek için izin istedi. Hz. Fatıma (s.a) bulunduğu odadan çıkıp evin arka tarafına geçti. Misafir gittikten sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a>, Fatıma&#8217;ya o şahıstan neden saklandığını, onun kendisini görmediğini sorduğu zaman Fatıma şu cevabı verdi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;O beni görmüyordu ama ben onu görüyordum. Ayrıca her ne kadar o beni göremiyor olsa da koku yoluyla benim kokumu alabilirdi.&#8221;</em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8221;  Şehadet ediyorum ki sen benim bedenimin bir parçasısın.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(60)</span></sup></em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. muhammed Mustafa&#8217;nın (s.a.a)</a> Kızı, örtü konusunda o kadar hassas davranıyordu ki ölümünden sonra dahi hiçkimsenin bedeninin hacmini görmesini istemiyordu.</p>



<p>  Umeys kızı Esma şöyle diyor:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Hz. Fatıma (s.a) ömrünün son günlerinde bana şöyle buyurdu:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben kadının cenazesin taşındığı zaman bedeninin hacmini erkeklerin görmesini sevmiyorum.&#8221;</em></strong></p>



<p>Esma şöyle diyor: &#8220;O Hazrete şöyle dedim: <strong>&#8221; Ben Habeşistan&#8217;da, ölülerin beden hacmi belli olmasın diye tabut yaptıklarını gördüm. İzin verirseniz sizin için bir tane örnek hazırlayabilirim.&#8221;</strong></p>



<p>  Esma bir tabut yaptı ve Hz. Zehra (s.a) tabutu görünce sevindi ve güldü.</p>



<p>  Esma Şöyle diyor: <strong><em>&#8220;Bu, Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> dünyadan göçünden sonra ilk gülüşüydü.&#8221;&#8221;</em></strong></p>



<p>   Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>    &#8220;Allah seni cehennem ateşinden uzak tutsun, bana da böyle bir tabut yap ve bedenimi örtüp kapat.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(61)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="kadinin-en-ustun-ozelligi" style="color:#ff0000">KADININ EN ÜSTÜN ÖZELLİĞİ</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın (s.a.a)</a> huzurundaydım, şöyle buyurdu: &#8220;Kadın için en iyi şey nedir?&#8221;</em></strong></p>



<p>  Kimse cevap verenedi ve dağıldk. Ben Fatıma&#8217;nın yanına geldim ve şöyle dedim:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> bize böyle bir soru sordu ama hiçkimse cevap verenedi.&#8221;</em></strong></p>



<p>       şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Kadın için en iyi şey erkeklerin onları ve onların da erkekleri görmemeleridir.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> yanına döndüm ve şöyle dedim:</p>



<p><strong><em>  &#8221; <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Bizler kadın için en iyi şeyin ne olduğunu sormuştunuz. Kadın için en iyi şey erkeklerin onları ve onlarında erkekleri görmemesidir.&#8221;</em></strong> <strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(Elbette burada anlatılmak istenen şey:Bayanın kendisinin görmesinin uygun olmadığı erkekler ve erkeğin kendisini görmesinin uygun olmadığı bayanlardır.)</span></strong></p>



<p>Şöyle buyurdu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Bunu sana kim söyledi?&#8221;</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Fatıma söyledi dedim.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma benim bedenimin bir parçasıdır.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(62)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="dini-hukumlerin-ogretilmesi" style="color:#ff0101">DİNİ HÜKÜMLERİN ÖĞRETİLMESİ</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in </a>kızı, Müslüman kadınların ilk kadın öğretmenidir. Medine kadınları dini hükümleri, İslami ahlak ve akaidi Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;dan öğreniyorlardı.</p>



<p>    Bir gün Medine kadınlarından birisi  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın yanına varıp şöyle dedi: </p>



<p>  <strong><em>&#8220;Namaz hakkında bazı soruları sormam için yaşlı annem beni size gönderdi.&#8221;</em></strong></p>



<p>  10 tane sorusuna cevap verdi. Medineli kadın şöyle dedi:</p>



<p><em>  <strong>&#8220;Bundan fazla size zahmet vermek istemiyorum.&#8221;</strong></em></p>



<p> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Sorularını sormak için yine gel, sen ne kadar çok soru sorsanda ben rahatsız olmam. Eğer birisine Eğer birisini ağır bir yükü 100.000 dinar karşılığında çatıya çıkarması için tutmuş olsalar, bu iş ona ağır gelirmi?&#8221;</em></strong></p>



<p>  Medineli kadın şöyle dedi:</p>



<p><em>   <strong>&#8220;Hayır, ağır gelmez&#8221;</strong></em></p>



<p>Şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben her cevap verdiğimde arşın ve yerin arasındaki büyüklükten daha fazla mücevher ödül alıyorum.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(63)</span></sup></em></strong></p>



<p></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-ibadeti" style="color:#ff0000"> Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın İbadeti</h2>



<p>    <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed-hadisler/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in </a>kızının ibadeti kuru ve ruhsuz ibadet değildi. Babasının ibadet mihrabındaki manevi ve eşsiz ibadetine defalarca şahit olmuştu ve hangi ibadetin insana saadet verip ruhunu kemale ulaştırdığını babasından öğrenmişti. O, İlahî vahyin mektebinde yetişmişti ve İlahî huşu ve huzu dolu ibadetin doğruluk getirdiğini biliyordu.</p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) öylesine zikir, dua, ibadet ve geceleri ibadetle geçiren birisi idi ki bu konuda Hasan Basri şöyle diyor:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ümmetin içinde Hz. Fatıma&#8217;dan daha üstünü yoktur, namaz ikame etmek için o kadar ayakta durmuştu ki ayakları şişmişti.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(64)</span></sup></em></strong></p>



<p>İbn-i Abbas şöyle diyor:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:&#8221; &#8220;Kızım Fatıma, Huriye-i İnsiyyedir. İbadet etmek için ibadet mihrabında durduğu zaman göklerdeki yıldızlar yeryüzüne parladığı gibi o da göklerdeki meleklere parlamaktadır va Allah Meleklere şöyle diyor:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ey Meleklerim! Kulum Fatıma&#8217;ya bakın, kadın kullarımın efendisine bakın. Karşımda ayakta durmaktadır, Kalbi korkumdan titreyerek bana ibadet etmektedir. Şahid olun ki onun taraftarlarına ateşi haram kıldım.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(65)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hel-eta-insan-suresinin-nuzul-sebebi" style="color:#ff0000">HEL-ETA İNSAN SURESİNİN NUZUL SEBEBİ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> hastalanmışlardı. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> onları görmek için  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine gitmişti, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;ya şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Bu azizlerin iyileşmesi için bir şey nezir etseniz iyi olur.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve Hz. Fatıma Zehra (s.a) çocukları iyileştikleri zaman 3 gün oruç tutmayı adadılar. Allah adaklarını kabul etti ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> sağlıklarına kavuştular. 3 günlük oruca başladılar, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> ve hizmetçileri Fizze de onlarla birlikte oruca başlamıştı.</p>



<p>   Birinci gün bir fakir kapıyı çaldı ve yardım istedi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> kendi ekmeğine fakire verdi, Hz. Fatıma (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> ve Fizze de ekmeklerini fakire verdiler. Ve Hepsi sadece su içerek iftarlarını açtılar.</p>



<p>   İkinci gün olunca bir yetim kapıyı çalıp yardım talebinde bulundu ve yine hepsi ekmeklerine ona verip sadece su ile iftar ettiler. </p>



<p>   Üçüncü gün yine bir esir kapılarını çalıp yardım isteyince yine tamamı ekmeklerini o esire verip sadece su ile iftarlarını açtılar.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(66)</span></sup></em></strong> </p>



<p>  Onların infaklarınaki bu samimiyyetleri Allah&#8217;ın şu ayetlerinin nazil olmasına sebep oldu:<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(67)</span></sup></em></strong> </p>



<pre class="wp-block-verse">   <strong><em>"O kullar şiddeti her yere yayılmış bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.</em></strong>
    <strong><em>Onlar kendi canlarının çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirdiler.</em></strong>
    <strong><em>Biz sizi Allah için doyuruyoruz; Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür ediyoruz." </em></strong></pre>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-ve-savas" style="color:#ff0000">   Hz. Fatıma Zehra (s.a) Ve Savaş</h2>



<p>Şeyh Mufid şöyle diyor:</p>



<p><strong><em>   &#8220;Uhud Savaşı olumsuzluklar ile son bulmuştu,  Hz. Fatıma Zehra (s.a)  babasını karşılamaya gitti. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> kolları omuzlarına kadar müşriklerin kanına boyanmıştı. Onların yanına geldi, Zülfikar&#8217;ı  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;ya verdi ve şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Al bu kılıcı ve ölülerin ondaki kanını temizle, bu kılıç bu gün bana yardım etti ve düşmanların belini kırdı.&#8221;</em></strong></p>



<p>   Bu<span style="text-decoration: underline">nun üzerine <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a</a>) şöyle dedi:</span> </p>



<p>  <strong><em>&#8220;Evet Fatıma, kılıcı al; kocan görevini çok iyi bir şekilde yaptı ve ve Allah Kureyşin büyüklerini onun kılıcı ile yok etti.&#8221;</em></strong><em><sup><strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(68)</span></strong></sup></em></p>



<p>  Sahl b. Sa&#8217;d şöyle diyor:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Uhud Savaşında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> bir takım yaralar almıştı, mübarek yüzü yaralanmıştı, dişi ve kulakları kırılmıştı. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> su getiriyordu ve Resulullah&#8217;ın kızı Fatıma da babasının yüzündeki kanları yıkıyordu. Suyun temas etmesinin daha fazla kanamaya sebep olduğunu görünce bir hasır parçasını yakıp külünü yaraya bastırdı.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(69)</span></sup></em></strong></p>



<p>  Medine&#8217;nin düşmanlar tarafından kuşatıldığı Hendek Savaşında herkes gücü kadarınca şehri savunuyordu. Erkekler Selman&#8217;ın planı uyarınca hendek kazarlarken kadınlar da cephenin arkasında askerler için su ve yemek hazırlıyorlardı. Resulullah (s.a.a)&#8217;in değerli kızı Fatıma&#8217;da ekmek yaparak askerlerin ihtiyaçlarının bir kısmını gideriyordu.</p>



<p>   Enes şöyle diyor:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Hz. Fatıma bir kaç tane ekmek pişirmişti, savaşın ön hattına geldi ve ekmekleri babasına vererek şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Bu ekmekleri ben pişirdim ama kalbim onları yememe razı olmadı, size getirdim.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Bu, babanın üç gün aradan sonra ağzına koyduğu ilk yemektir. Dünyada aç olanlar ahirette tok olacaklar ve Allah&#8217;ın en çok gazap ettiği kimse mideleri çok yemekten ağırlaşmış olanlardır. Canı çekmesine karşılık bir yemeği yemeyen her kişiye cennet de bir derece verilir.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(70)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-sehadet-yataginda" style="color:#ff0000"> <span style="font-size: revert;color: initial"> <span style="color:#ff0000" class="has-inline-color">Hz. Fatıma Zehra (s.a) </span></span><span style="color: initial;font-size: revert"> </span>Şehadet Yatağında</h2>



<p>  Şeyh Tabersi ve Erbili, Suveyd b. Ğufle ve Abdullah b. Abbas&#8217;tan şöyle nakletmişdir:</p>



<p>  &#8220;<em> Hz. Fatıma Zehra (s.a) hasta (şehadet) yatağına düştüğü zaman Muhacir ve Ensar&#8217;dan bir grup kadın ziyarete geldiler ve Ey Peygamber&#8217;in (s.a.a) kızı! nasılsın ?&#8221;</em> <em>dediler.</em></p>



<p><em>    Hz. Fatıma Zehra (s.a), Allah&#8217;a hamdu senalar edip babasına selam gönderip ve onların erkeklerinin vefasızlığından şikayet ettikten sonra toplumun geleceğini şöyle çizdiler:</em></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Kendi canıma and olsun ki fitne tohumlarını ektiler, şimdi onun meyvelerini toplamayı beklemelisiniz. Devenin memesinden süt yerine kan sağıyorsunuz ve öldürücü zehirler yutuluyor. İşte buradadır batıl yolun yolcularının zarar edecek oluşları.</em></strong></p>



<p>   <strong><em>Gelecekteki Müslümanlar, İsam&#8217;ın başlangıcında İslam&#8217;ın yaptıklarının nelere mâl olduğunu görecekler. Bundan sonra kalplerinizi fitnelerin çıkacak olmasına inandırın. Müjdeler olsun size öldürücü kılıçlar, ardı kesilmeyen saldırılşar ve hücumlar, Müslümanların toplumsal işlerinin alt üst olması ve zalimlerin zulmü. Onlar sizin haklarınızdan az bir miktarını verecekler ve toplumlarınızı kendi kılıçları ile biçecekler.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>  Pişmanlık ve üzüntüler sizindir. İşlerinizin sonu nereye varacaktır? Ne yazık ki hakikati görecek gözlere sahip değilsiniz; bizlerde de o güç yoktur ve sizi istemediğiniz şeylere zorlayamayız.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(71)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="imam-in-makami" style="color:#ff0000">İMAM&#8217;IN MAKAMI</h2>



<p>Muhammed b. Lebid şöyle diyor: </p>



<pre class="wp-block-verse"><em>"<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)'in</a> dünyadan ayrılmasından sonra  Hz. Fatıma Zehra (s.a) Uhud'da Hamza'nın kabrinin başında yas tutup ağlarken gördüm. Fırsatı ganimet bilerek şöyle sordum:</em>
<em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)'ın</a> imameti için <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)'in</a> şözlerinden öne sürebilecek deliliniz varmıdır?"</em></pre>



<p><em> </em> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ne de şaşırılacak bir durumdur! Gadir-i Hum gününü unuttunuz mu? Resulullah&#8217;ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ali en hayırlı olandır ve onu kendimden sonra aranızda halifem olarak bırakıyorum. Ali benden sonraki imam ve halifedir, oğullarım Hasan ve Hüseyin ve Hüseyin&#8217;in 9 evladı pâk ve lekesiz İmam ve önderlerinizdir. Eğer onlara itaat edecek olursanız sizleri doğru yola götürecekler ama eğer, onlara karşı koyacak olursanız kıyamet gününe kadar bela, tefrika ve ihtilaf aranızda hakim olacaktır.&#8221;</em></strong></p>



<p>Şöyle dedim:</p>



<p><em>  &#8220;Efendim, öyle ise <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> neden sustu ve hakkını almadı?&#8221;</em></p>



<p> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">  &#8220;Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi: İmam&#8217;ın misali Kâbe gibidir, insanların onun etrafına tavaf etmeleri gerekirKâbe insanların etrafına tavaf etmez.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(72)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="namaz-in-onemi-ve-hz-fatima-zehra-s-a" style="color:#ff0000">NAMAZ&#8217;IN ÖNEMİ VE  HZ FATIMA ZEHRA (S.A) </h2>



<p>    Hz Fatıma Zehra (s.a) değerli babasına şöyle sordu:</p>



<p><strong><em>   &#8220;Namazına önem vermeyen, onu hafife alan erkek ve kadının cezası nedir?&#8221;</em></strong> </p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a) </a>şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>    &#8220;Ya Fatime! Namazı hafife alan kimseyi Allah 15 belaya müptela eder. Bunların 6&#8217;sı dünyada, 3&#8217;ü can verirken, 3&#8217;ü kabirde, 3&#8217;üde kıyamet günü, kabirden çıkarılacağı gün kendisine ulaşacaktır.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="dunya-da-muptela-olacagi-6-bela-sunlardir" style="color:#ff0000">Dünya&#8217;da müptela olacağı 6 bela şunlardır:</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li>Allah o kimsenin ömründen bereketi kaldırır.</li>



<li>O kişinin rızkından bereket kaldırılır.</li>



<li>O kimseden Salihlerin çehresini (bezentisini) alır.</li>



<li>Yapmış olduğu hiçbir hayır amelin karşılığı yoktur.</li>



<li>Duası kabul olmaz.</li>



<li>İyilerin duasının ona faydası olmaz.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="olum-zamani-gelecek-olan-3-bela" style="color:#ff0000">Ölüm zamanı gelecek olan 3 bela:</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li>Alçakça can verir.</li>



<li>Aç can verir.</li>



<li>Susuz can verecek ve her ne kadar su içecek olsa da susuzluğu geçmeyecektir.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="kabirde-karsilasacagi-3-bela" style="color:#ff0000">Kabirde Karşılaşacağı 3 bela:</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li>Allah kabirde ona azap vermesi için bir melek görevlendirir.</li>



<li>Kabir sıkmasına müptela olur.</li>



<li>Kabri karanlık olacaktır.</li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="kabirden-cikarilacagi-zaman-gorecegi-3-bela" style="color:#ff0000">Kabirden çıkarılacağı zaman göreceği 3 bela:</h2>



<ol class="wp-block-list">
<li>Ulu ve Yüce Allah bir meleğine herkesin gözü önünde onu yüz üstü sürüklemesini emredecektir.</li>



<li>Onun hesabı çok zor ve şiddetli görülecektir.</li>



<li>Allah, rahmeti ile ona bakmayacak, temizlemeyecek, ve şiddetli bir azap görecektir.<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><strong><em>(73)</em></strong></span></sup></li>
</ol>



<p><strong><em>Bu azaplar namaza önem vermeyenler içindir, hiç namaz kılmayanların azabı bunlardan daha şiddetlidir.</em></strong></p>



<p>Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın namazdaki irfanı ve melekûtî hali hakkında şöyle denilmiştir:</p>



<p>  <strong><em>&#8221; Hz Fatıma Zehra (s.a) namaza durduğu zaman kalbi çarpmaya başlıyor ve hıçkırıklar boğazına düğümleniyordu.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(74)</sup></span></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-fazileti" style="color:#ff0000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Fazileti</h3>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın sayısız fazileti vardır ve faziletlerden bazılarını Ulu ve Yüce Allah Kuran&#8217;da saymış ve hakkında ayetler indirmiştir.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(75)</span></sup></em></strong><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;de</a> O&#8217;nun birçok faziletini saymışlardır. Bunlardan sadece 2 tanesi şunlardır:</p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="resulullah-s-a-a-selman-i-farisi-ye-soyle-buyurdu" style="color:#ff0000"><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a>, Selman-i Farisi&#8217;ye şöyle buyurdu:</h3>



<p>  <strong><em>&#8220;Ey Selman! Kızım Fatime&#8217;yi seven kimse cennet de benim yanımda olacaktır ve onu üzen kişinin yeri ise cehennemdir.</em></strong></p>



<p><em>   <strong>&#8220;Ey Selman! Fatime&#8217;nin sevgisi 100 yerde imdada koşacaktır, onların en hafif olanı ölüm zamanı, kabre girme zamanı, mahşer günü, sırat köprüsünden geçme zamanı ve kıyamet gününde esap vermektir. Kızımın razı olduğu kimseden ben de razıyım. Benim razı olduğum kimseden Allah&#8217;da razıdır. Kızım Fatime&#8217;nin kızgın olduğu kimseye bende kızgınım, benim kızgın olduğum kimse de Allah&#8217;ın azabınadüşecektir.</strong></em></p>



<p>   <strong><em>Ey Selman! Ona ve kocasına zulmedenin vah haline!&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(76)</sup></span></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="bir-gun-hz-muhammed-s-a-a-imam-ali-a-s-hz-fatima-zehra-s-a-imam-hasan-a-s-ve-imam-huseyin-a-s-ile-birlikte-oturmuslardi-soyle-buyurdu" style="color:#ff0202">   Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>; <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, Hz Fatıma Zehra (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> ile birlikte oturmuşlardı, şöyle buyurdu:</h3>



<p><em><strong>   &#8220;Allahım! Bunların Ehl-i Beyt&#8217;im olduğunu ve insanların arasında eyanımda n  değerli olduklarını biliyorsun. Bunlara dost olana dost ol, düşman olana düşman&#8230;</strong></em></p>



<p>  <strong><em>Kızım Fatime&#8217;yi kıyamet günü nurdan bir bineğe binmiş, sağında 70.000 melek, solunda 70.000, önünde ve arkasında 70.000 melek ile ümmetimin kadınlarını cennete yönlendirdiğini görür gibiyim. Her gün vakitlice namazını edâ eden, Allah&#8217;ın ayında orucunu tutan, Allah&#8217;ın evini hacceden, malının zekatını veren, kocasına itaat edenve benden sonra Ali&#8217;nin peşinden giden her kadın, kızım Fatime&#8217;nin şefaati ile cennete giredektir. O Alemlerdeki kadınların efendisidir..&#8221;</em></strong></p>



<p>Şöyle sordular:</p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> O, zamanının kadınlarının  mı Efendisidir?&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle buyurdular:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;İmran&#8217;ın kızı Meryem kendi zamanının kadınlarının efendisi idi ama Kızım Fatime, yaratılış gününden kıyamete kadar bütün kadınların efendisidir. Mihrabıda (ibadete) durduğu zaman 70.000 Mukarrep Melek onu selamlıyor, Meryem&#8217;e seslendikleri gibi ona da sesleniyor ve şöyle diyorlarlardı: </em></strong></p>



<p>  <strong><em>   &#8220;Ya Fatime! Allah seni seçti, tertemiz kıldı ve  seni bütün dünya kadınlarına seçt</em>i.&#8221;</strong></p>



<p>Sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Ya Ali! Fatıma bedenimin parçası, gözlerimin nuru ve kalbimin meyvesidir.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(77)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5f0cbd364f7e64c44b00ec86cdf8954e"><strong>Fedek Hutbesi </strong>Arapça-Türkçe Tam metin</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-zehra-nin-hutbesi/"><strong>Bu linke tıklayarak hutbenin tamamının Türkçesine erişebilirsiniz.</strong></a></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/zehra-sa-nin-hutbesi-arapca/"><strong>Bu linke tıklayarak hutbenin tamamının Arapçasına erişebilirsiniz.</strong></a></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="kaynakca">KAYNAKÇA</h2>



<h3 class="wp-block-heading" id="kaynakca-1-30">Kaynakça 1-30</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bu linke tıklayarak içindekiler kısmından Hz. Hatice&#8217;nin sırdaşı bölümüne tıkayarak Hz Zehra&#8217;nın doğumunu  okuyabilirsininiz.</a></li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.306</li>



<li>Usul&#8217;u Kafi c.2 s. 474 </li>



<li>Delailul İmamet s.10</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l Vera s.147</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.7</li>



<li>Menakıb c.3 s.405</li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.405</li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.405</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.8</li>



<li>Tarihi Taberi c.2 s.473, Mekatilu&#8217;t Talibin s.30, Mesned-i Ahmed b. hanbel c.6 s.163, Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.11</li>



<li>El-İsabet c.4 s.377, Maktelu&#8217;l Huseyn s.89</li>



<li>İ&#8217;leluş-Şerai s.171, İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera s.148</li>



<li>Muntahal Amal c.1 s.252</li>



<li>Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.3 s.406, A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.133</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.16, Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.3 s.133</li>



<li>Siretu&#8217;n Nebeviyye s.196</li>



<li><a href="https://imammehdiyarenleri.org/ebu-talib-a-s/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ebu Talib </a>mahallesi demektir. Müşrikler tarafından müslümanlara eziyet etmek için baskı uygulanarak kuşatma altına alınmışlardı.</li>



<li>Siretu&#8217;n Nebeviyye s.196</li>



<li>Zehra Meludu vahy s.61</li>



<li>El Fusulul Muhimme Fi Marifeti Ahvali&#8217;l Eimmeh s.149, Tarihi Yakubi c.2 s.35, Biharul Envar c.16 s.1</li>



<li>Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.1 s.103</li>



<li>Sahihi Buhari&#8217;nin Ma leke en Nebiyyu ve Ashabihi Enil muşrikin babı c.3 s.1399</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.13</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.405, El Fusulu&#8217;l Muhimme s.144, Ez-Zürriyetut-Tahire s.93 </li>



<li>Makalati Zehra Emini s.103</li>



<li> Keşfu-l Ğumme c.1 s.368, Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.395</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.346, Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.11,Keşfu-l Ğumme c.1 s.354</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.19, Emali c.1 s.38</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.11, Emali Saduk s.559</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading" id="kaynakca-31-50">KAYNAKÇA 31/50</h3>



<ol start="31" class="wp-block-list">
<li>Bu ölçü Hz Peygamber (s.a.a)&#8217;in mihir noktasında uygulaması olarak esas alındı.</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.22, Evalimu&#8217;l Mearif c.11 s.359</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.410, Makalatu&#8217;z-Zehra s.137</li>



<li>Emali s.40, A&#8217;yanu&#8217;ş-Şia c.1 s.312,</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.92 ve s.130</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.12. Biharul Envar c.43 s.137</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.403</li>



<li>Maktali&#8217;l Huseyn s.108, Menakıbu ibni Meğazili s.344, Revzetul Vaizins.127</li>



<li>Ferheng-i Suhanane Hz. Fatıma s.20 </li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.14, Müstedreku&#8217;l Sahihayn c.3 s.125</li>



<li>El Bidayetu ven Nihaye c.7 s.342 , Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.13, Mecmuatu&#8217;l Verram c.2 s.28</li>



<li>Kurbu&#8217;l Esnad s.112</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.81, Avalim c.1 s.217</li>



<li>Mecmuatu&#8217;l Verram c.2 s.487, Biharul Envar c.43 s.50</li>



<li>Mecmuatu&#8217;l Verram c.2 s.162, Biharul Envar c.43 s.151, Vesailu&#8217;ş-Şia c.12 s.24</li>



<li>Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.3 s.389</li>



<li>Mekatilu&#8217;l Huseyn s.105, Evalim c.11 s.266</li>



<li>El Heraicu vel Cerayih s.390, Biharul Envar c.43 s.28</li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.366</li>



<li>Emali Tusi s.616, Keşful Ğumme c.1 s.469,  Biharul Envar c.37 s.103</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading" id="kaynakca-51">Kaynakça 51</h3>



<ol start="51" class="wp-block-list">
<li>İlelu&#8217;l Şerai s.178</li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.179, El İmametu ves Siyasetu c.1 s.20, Me&#8217;satu&#8217;z-Zehra s.216</li>



<li>İ&#8217;lamu İnni Fatiime c.3 s.12</li>



<li>Rezvatu&#8217;l Vaizin s.130</li>



<li>Deaimu&#8217;l İslam c.1 s.282,  Biharul Envar c.94 s.10</li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.172,Keşfu-l Ğumme c.1 s.468 </li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.216</li>



<li>Nur Suresi/31.Ayet</li>



<li>Menakıb s.380, Evalim c.11 s.223</li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.321,Keşfu-l Ğumme c.1 s.503, Esedul Ğabe c.5 s.524, Maktali&#8217;l Huseyn s.127 </li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.322, Biharul Envar c.101 s.36</li>



<li>Biharul Envar c.2 s.3</li>



<li>Menakıb c.3 s.389,</li>



<li>Emâli s.113</li>



<li>Fraid-u Samitin c.2 s.54, Menakıb c.3 s.426</li>



<li>El İrşad s.164, Esedul Ğabe c.5 s.530</li>



<li>İnsan suresi/7,8,9.Sureler</li>



<li>El İrşad s.81</li>



<li>Fraid-u Samitin c.2 s.54, Evâlim c.11 s.270, A&#8217;yanu&#8217;ş Şia s.310</li>



<li>Mecmua-i Verams.1 s.198, Biharu&#8217;l Envar c.20 s.245, İhkaku&#8217;l Hak s.10 s.285</li>



<li>El-İhticac c.1 s.146, Keşfu&#8217;l Ğumme c.1 s.492</li>



<li>El-İhkaku&#8217;l Hak s.21 s.26, Ferheng-i Suhanan-e Fatime s.24</li>



<li>Müstedrekü&#8217;l Vesail c.3 s.3, Mesned-i Fatime s.346</li>



<li>İrşadu&#8217;l Kulub s.105</li>
</ol>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/">Hz. Fatıma Zehra (s.a)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
