<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ehlibeyt arşivleri - İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</title>
	<atom:link href="https://imammehdiyarenleri.org/category/ehlibeyt/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://imammehdiyarenleri.org/category/ehlibeyt/</link>
	<description>Adalet Güneşinin Doğacağı Sabahın Özlemiyle</description>
	<lastBuildDate>Sun, 12 Apr 2026 15:50:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2026/03/cropped-imy-32x32.jpg</url>
	<title>Ehlibeyt arşivleri - İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</title>
	<link>https://imammehdiyarenleri.org/category/ehlibeyt/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İmam Mehdi (a.s.a.f)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-mehdi/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-mehdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[YÖNETİCİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:48:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=177</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-mehdi/">İmam Mehdi (a.s.a.f)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-mehdi/">İmam Mehdi (a.s.a.f)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-mehdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Hasan Askerî (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatime-i Zehra Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:47:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=175</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/">İmam Hasan Askerî (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/">İmam Hasan Askerî (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Ali Naki (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-naki/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-naki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatime-i Zehra Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:46:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=172</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-naki/">İmam Ali Naki (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-naki/">İmam Ali Naki (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-naki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Muhammed el-Taki (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/muhammed-el-taki/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/muhammed-el-taki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatime-i Zehra Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:45:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=170</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/muhammed-el-taki/">İmam Muhammed el-Taki (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/muhammed-el-taki/">İmam Muhammed el-Taki (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/muhammed-el-taki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Rıza (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-riza/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-riza/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatime-i Zehra Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:44:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=168</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğumu Hicrî 147 yılında zilkade ayının 11&#8217;inde Medine&#8217;de, İmam Musa b. Cafer&#8217;in (a.s) evinde babasından sonra iman, ilim ve imamet sahnesinin tarihini yaratan bir çocuk geldi. (Usul-u Kâfi, c.1, s.486,&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-riza/">İmam Rıza (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Doğumu</h2>



<p>Hicrî 147 yılında zilkade ayının 11&#8217;inde Medine&#8217;de, İmam Musa b. Cafer&#8217;in (a.s) evinde babasından sonra iman, ilim ve imamet sahnesinin tarihini yaratan bir çocuk geldi. (Usul-u Kâfi, c.1, s.486, İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.302; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.285; Kamusu&#8217;r-Rical, c.11, s.31) &#8220;Rıza&#8221; lakabıyla meşhur olacak olan bu çocuğa &#8220;Ali&#8221; ismini verdiler.</p>



<p>   Değerli annesi Nemce (Necme Hatun&#8217;un diğer ismi de Tuktem&#8217;dir); akıl, iman, takvada zamanının en seçkin kadınlarındandı. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.302) </p>



<p>   Esasen tertemiz imamlarımızın hepsi, en üstün babaların soyundan olup tertemiz, faziletli ve üstün kadınların kucağında büyümüşlerdir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Rıza&#8217;nın (a.s) İmameti</h2>



<p>İmam Rıza (a.s) hicrî 183 yılında, İmam Musa Kâzım (a.s) Harun&#8217;un zindanında şehadetinden sonra 35 yaşında ilahî İmamet makamına ulaşıp ümmetin önderlik sorumluluğunu üzerine aldı.</p>



<p>   İmam Rıza (a.s)&#8217;da diğer Ehlibeyt İmamları (a.s) gibi Resulullah (s.a.a) tarafından İmam olarak tayin edilmiş ve babası İmam Kâzım (a.s) tarafından tanıtılmıştır.</p>



<p>   İmam Musa Kâzım (a.s) tutuklanıp zindana atılmadan önce sekizinci İmamın ve kendisinde sonra yeryüzünde Allah&#8217;ın hüccetinin kim olduğunu belirtmiş, böylece izleyicilerinin ve hak peşinde olanları karanlıkta kalmamalarını, hak ve hakikatten sapmamalarını sağlamıştır.</p>



<p>   Mahzumî bu konuda şöyle diyor: İmam Musa b. Cafer (a.s) bizi yanına çağırtarak: &#8220;Sizi neden çağırttığımı biliyor musunuz?&#8221; buyurdu.</p>



<p>   Biz: &#8220;Hayır!&#8221; dedik.</p>



<p>   İmam (a.s): &#8220;Sizin, (İmam Rıza&#8217;ya -a.s- işaret ederek) bu oğlumun benim vasim ve halifem olduğuna tanık olmanızı istedim&#8230;&#8221; buyurdu. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.304) </p>



<p>   Yezid b. Sulayt ise şöyle diyor: Umre yapmak için Mekke&#8217;ye gitmiştik. Yolda İmam Kâzım&#8217;la (a.s) karşılaştık; İmam&#8217;a: &#8220;Burayı tanıyor musunuz?&#8221; diye sorduk.</p>



<p>   İmam: &#8220;Evet!&#8221; buyurdu, &#8220;Sen de tanıyor musun?&#8221;</p>



<p>Ben: &#8220;Evet&#8221; dedim, &#8220;Babamla birlikte sizinle ve sizin babanız İmam Cafer Sadık&#8217;la (a.s) burada görüşmüştük. O sırada diğer kardeşleriniz de vardı yanınızda. Babam İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) şöyle arz etti: &#8220;Anam-babam size feda olsun; siz hepiniz bizim tertemiz imamlarımızsınız; hiç kimse ölümden kaçamaz. Bana bir şey söyleyin ki, sapmamaları için diğerlerine anlatayım.&#8221;</p>



<p>İmam Cafer Sadık (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu:</p>



<p>    Ey Ebu Ümare! Bunlar benim oğullarımdır, (size işaret ederek) büyükleri ise budur. O; ilim, anlayış ve bağış sahibidir; İnsanların ihtiyaç duyduğu şeyler hakkında yeterli ilim ve bilgisi var ve yine insanların ihtilaf ettikleri din ve dünya işlerini bilmektedir; güzel ahlâka sahiptir. O, Allah&#8217;ın kapılarından bir kapıdır&#8230;</p>



<p>Sonra İmam Musa Kâzım&#8217;a (a.s) şöyle arz ettim: &#8220;Anam-babam size feda olsun; siz de babanız gibi beni bu konuda bilgilendirin. (kendinizden sonraki İmamı tanıtın.)&#8221;</p>



<p>    İmam (a.s), İmametin ilâhî bir makam olduğunu ve Allah tarafından seçilmesi gerektiğni açıkladıktan sonra şöyle buyurdu:</p>



<p>Benden sonra İmamet, Ali b. Ebu Talib ve Ali b. Hüseyin&#8217;le aynı ismi taşıyan oğlum Ali&#8217;ye geçecek.</p>



<p>  O dönemde İslâm toplumuna büyük bir baskı ortamı hâkimdi İşte bu nedenle İmam Kâzım (a.s) buyruğunun sonunda Yezid b. Suleyt&#8217;e şöyle diyor:</p>



<p>&#8220;Ey Yezid! bu söylediklerim, yanında bir emanet olarak kalsın. Bunu, samimiyetlerine inanmadığın kimsenin yanında anlatma. </p>



<p>Yezid b. Suleyt diyor ki: İmam Musa b. Cafer&#8217;in (a.s) şehadetinden sonra İmam Rıza&#8217;nın (a.s) huzuruna çıktım. Daha ben bir şey söylemeden, İmam: &#8220;Ey Yezid! Bizimle umreye geliyor musun?&#8221; buyurdu.</p>



<p>Ben: &#8220;Anam-babam size feda olsun! Siz bilirsiniz; fakat yol harçlığım yok.&#8221; dedim.</p>



<p>İmam (a.s): &#8220;Yol masraflarını ben karşılayacağım.&#8221; buyurdu. </p>



<p>Böylece İmam (a.s) ile birlikte Mekke&#8217;ye doğru hareket ettik. İmam Sadık ve İmam Kâzım&#8217;la (a.s) buluştuğumuz yere vardığımızda, İmam Musa b. Cafer&#8217;le (a.s) görüşmemizi ve ondan duyduklarımı anlattım kendisine. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, s.305; Usul-u Kâfi, c.1, s.316) </p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Rıza&#8217;nın (a.s) Ahlâkı</h2>



<p>Tertemiz kılınan İmamlarımız, halk arasında ve halkla birlikte yaşıyor, hâl ve hareketleriyle halka yaşam, temizlik ve fazilet dersi veriyordu. Onlar diğerleri içim olgu ve örnektiler</p>



<p>  </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-riza/">İmam Rıza (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-riza/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Musa Kâzım (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatime-i Zehra Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:43:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=166</guid>

					<description><![CDATA[<p>Veladeti Hicrî 128 yılı safer ayının yedisinde Medine ile Mekke arasında bulunan Ebva köyünde dünyaya geldi. Adı Musa, meşhur künyesi Ebu&#8217;l-Hasan ve Ebu İbrahim, lakapları ise Kâzım, Sâbir ve salih&#8217;tir.&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/">İmam Musa Kâzım (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">Veladeti</h2>



<p>Hicrî 128 yılı safer ayının yedisinde Medine ile Mekke arasında bulunan Ebva köyünde dünyaya geldi. Adı Musa, meşhur künyesi Ebu&#8217;l-Hasan ve Ebu İbrahim, lakapları ise Kâzım, Sâbir ve salih&#8217;tir.</p>



<p>   Halk arasında hacetlerin kapısı (Babu&#8217;l-Hevaic) olarak meşhurdur. Sorunların giderilmesi noktasında İmam&#8217;a tevessül etmenin faydası tecrübeyle sabit olmuştur.</p>



<p>   Annesinin adı Humeyde&#8217;dir. İmam Cafer Sadık (a.s) onun hakkında: &#8220;Humeyde, bütün pisliklerden temizlenmiştir.&#8221; buyurmuştur.</p>



<p>   İmam Cafer Sadık (a.s), dinî mesele ve ahkâmla ilgili bilgileri öğrenmek için diğer kadınları Humeyde Hatun&#8217;a yönlendirirdi.</p>



<p>   Bu mübarek çocuk dünyaya geldiğinde, İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) haber verdiler. İmam şöyle buyurdu: &#8220;Yüce Allah, bana yaratıkların en üstünü olan bir çocuk verdi.&#8221;</p>



<p>Humeyde Hatun. İmam&#8217;a: &#8220;Bu çocuk dünyaya geldiğinde ellerini yere koydu ve başını göğe kaldırdı.&#8221; dediğinde, İmam: &#8220;Resulün veladetinin alametidir. (Peygamber de dünyaya geldiğinde böyle yapmıştı.) Ondan sonra dünyaya gelen her İmam böyledir.&#8221; diye buyurdu. </p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Kâzım ve Abbasî Hükümeti</h2>



<p>İmam Musa b. Cafer el-kâzım (a.s), dört yaşındayken zalim Emevî hükümeti yıkıldı.</p>



<p>Emevîlerin Arap ırkçılığı, yağmacılık, zorbalık, zulüm ile sürdükleri siyasetleri, hükümetlerinin İran karşıtı girişimleri öz Muhammedî İslam&#8217;ın adilane hükümetini isteyen halkın, özellikle de İranlıların Ali Oğulları&#8217;na yönelişini ve Ali yönetimi gibi bir yönetime eğilimini kötüye kullanarak  hakkı hak sahibine ulaştırmak adına Ebu Müslim Horasanî&#8217;nin yardımıyla Emevîleri yıktılar. Fakat altıncı İmam Cafer b. Muhammed es-Sadık (a.s) yerine Ebu&#8217;l-Abbas Seffah (çok kan döken) Abbasî&#8217;yi hilafet makamına geçirdiler. (Emevî karşıtı inkılâp öncüleri, Alevîlerin yerine Abbasîleri iktidara getirip hilafetin asıl merkezine dönmesini engellemekle büyük bir hainlik gerçekleştirdiler. Ebu Seleme ve Ebu Müslim ilk başta insanları Ali Oğulları&#8217;na (Ali Oğulları) davet ediyorladı. Fakat başından beri perde arkasında Abbasîlerin saltanat sarayının temelini oluşturuyorlardı. İşte bu nedenle İmam Cafer Sadık (as), siyasetteki düşüncesiyle onların sözlerine ehemmiyet vermemişti. Onların kendisine yardım etmek için kıyam etmedikleri ve kafalarında daha farklı şeyler tasarladıklarını bildiği için, sözlerini önemsememişti. bk. el-Milel ve ve&#8217;n-Nihel, Şehristanî, c.1, s.154, Mısır baskısı; Tarih-i Yakubî, c.3, s.89; Biharu&#8217;l-Envar, c.11, s.42, Kumpanî baskısı.)</p>



<p>Böylece hicrî kamerî 132 yılında hilafet ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vasiliği kisvesinde zulüm, zorbalık ve ikiyüzlülükte Emevîlerden hiçbir eksiği olmayan, hatta birçok noktada onlardan da ileri giden yeni bir padişahlık sülalesi iş başına geçti. Şu farkla ki: </p>



<p>   Emevî saltanatı pek uzun sürmedi; ama Abbasîler hicrî kamerî 757 yılına kadar, yani 524 yıl Bağdat&#8217;ta hilafet adıyla saltanat sürdüler.</p>



<p>   İşte yedinci İmam Musa Kâzım (a.s), Ebu&#8217;l-Abbas Seffah, Mansur Devanikî, Hâdi, Mehdi ve Harun&#8217;un zulüm ve baskılarına maruz kalarak onların saltanat dönemlerinde yaşamıştır.</p>



<p>   Bunlaran (Mansur&#8217;dan Harun&#8217;a kadar) her biri, İmam&#8217;ın (a.s) ruhuna ve bedenine ellerinden geldiği kadar zulüm ve baskı uyguladılar. Bunlar bir yana İmam&#8217;ın gam, keder ve üzüntülere bürünmesi için bu zorba ve alçak kişilerle aynı havayı teneffüs etmesi bile yeter de artardı. Eğer yapmadıkları bir şey kalmış ise, o da istemedikleri için değil, yapamadıkları içindir.</p>



<p>   Ebu&#8217;l-Abbas Seffah hicrî 136 yılında öldü. Yerine kardeşi Mansur Devanikî geçti. O, Bağdat şehrini inşa etti; Ebu Müslim Horasanî&#8217;yi öldürdü ve hilafetini sağlama aldı. Daha sonra Ali Oğulları&#8217;nı öldürmekten, zindana atıp işkence yapmaktan ve mallarını gasp etmekten bir an bile geri durmadı. Başta İmam Cafer Sadık (a.s) olmak üzere bu soyun ileri gelenlerinin çoğunu öldürdü.</p>



<p>   Kan dökücü, hilekâr, aşırı kıskanç, cimri, hırslı ve vefasız bir kişiydi. Onun, ömür boyu zahmetlere katlanarak hilafet makamına ulaştıran Ebu Müslim&#8217;e karşı tarihe darbımesel (atasözü) olarak geçmiştir.</p>



<p>   İmam Kâzım (a.s) değerli babası şehit edildiğinde, yirmi yaşındaydı. Otuz yaşına kadar Mansur&#8217;un ıstırap, korku ve vahşet saçan hükümetine karşı mücadele ederken, bir yandan da taraftarlarına çekidüzen veriyor, onların işleriyle ilgileniyordu. </p>



<p>   Mansur hicî 158 yılında ölünce, hükümete oğlu Mehdi geçti. Abbasî halifesi Mehdi&#8217;nin siyaseti, halkı aldatmak ve hilekârlık üzerine kurulmuştu.</p>



<p>   Çoğunu İmam Kâzım&#8217;ın Şiîlerinin oluşturduğu ve babası Mansur tarafından hapse atılan siyasi tutukluların az bir grubu dışında hepsini serbest bırakarak el konulan mallarını onlara geri verdi. Fakat sürekli onları gözaltında bulunduruyor ve kalbinden onlara karşı büyük bir düşmanlık besliyordu. Hatta şiirlerinde Alevîleri kötüleyen (Ali Oğulları) şairlere büyük bağışlar veriyordu. Örneğin bir defasında Beşşar b. Burd&#8217;e yetmiş bin dirhem ve Mervan b. Ebu Hafs&#8217;a yüz bin dirhem verdi.</p>



<p>   Şarap içme, ayyaşlık yapma ve zamparalık konusunda bir hayli rahattı. Oğlu Harun&#8217;un düğünde elli milyon dirhem harcamıştı. Müslümanlara ait olan beytülmalı har vurup harman savurmakta da üstüne yoktu. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.1, s.439-445)</p>



<p>   Mehdi&#8217;nin hükümeti döneminde İmam&#8217;ın (a.s) şöhreti her tarafa yayıldı; fazilet, takva, bilgi ve önderlik semasında dolunay gibi parladığı için insanlar gruplar hâlinde gizlice gelerek o ezelî feyiz kaynağından manevî susuzluklarını gideriyorlardı. </p>



<p>   Mehdi&#8217;nin casusları tüm bu olup bitenleri ona bildiriyorlardı. Mehdi, hilafetinin tehlikeye girmesinden endişelendiği için İmam&#8217;ı (a.s) Medine&#8217;den Bağdat&#8217;a getirerek zindana atmalarını emretti.</p>



<p>Ebu Halid Zubaleî şöyle naklediyor:</p>



<p>    Bu emir üzerine İmam&#8217;ı (a.s) getirmek için Medine&#8217;ye giden hükümet görevlileri dönüşte, onunla birlikte Zubale&#8217;de benim evime misafir oldular.</p>



<p>  İmam küçük bir fırsatı değerlendirerek, Mehdi&#8217;nin adamlarının fark etmeyecekleri şekilde, bana kendisi için bir şeyler satın almamı emretti. Ben çok üzgündüm. İmam&#8217;a: &#8220;Bu kan dökücü adama gitmenizden dolayı başına bir bela gelmesinden endişeleniyorum.&#8221; diye arz ettim. İmam (a.s): &#8220;Benim ondan bir korkum yoktur; sen falan gün, filan yerde beni bekle.&#8221; buyurdu. </p>



<p>  Nihayet İmam Bağdat&#8217;a gitti; ben de ıstırap içerisinde o günün gelip çatması için günleri sayıyordum. İmam&#8217;ın buyurduğu gün gelip yetişince hemen koşup belirttiği yere gittim. Çok ıstıraplıydım; en küçük bir sesle yerimden sıçrıyor ve üzerlik gibi bekleyiş ateşinde yanıyordum. Artık yavaş yavaş ufuk kızıl renge bürünüyor ve güneş gece zindanına düşüyordu. Ansızın uzakta bir karartının belirdiğini gördüm. İçimden uçup ona doğru koşmak geçiyordu.  Fakat karartının İmam olmamasından ve sırrımın faş olmasından endişeleniyordum.</p>



<p>  Yerimde kaldım. İmam yaklaştı; bir katıra binmiş geliyordu. Mübarek keskin gözleri bana ilişince: &#8220;Ey Ebu Halid! Şüphe etme.&#8221; buyurdu ve sonra şöyle devam etti: &#8220;İleride beni bir kez daha Bağdat&#8217;a götürecekler; işte o zaman artık geri dönmeyeceğim.&#8221;</p>



<p>Ne yazık ki İmam&#8217;ın buyurduğu gibi oldu. (Biharu&#8217;l-Envar, c.48, s.71-72. Ayrıca bkz. İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera Taberî, İlmiyye İslamiyye basımı, s.295, biraz farkla)</p>



<p>Evet, bu defa Mehdi, İmam&#8217;ı (a.s) Bağdat&#8217;a getirip zindana atınca, rüyada Ali b. Ebu Talib&#8217;in (a.s) kendisine hitaben şu ayeti okuduğunu gördü: </p>



<p> Demek işbaşına gelecek olursanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak, rahimleri (akrabalık bağlarını) koparacaksınız, öyle mi? (Muhammed Suresi, 22) </p>



<p>Rabi diyor ki: </p>



<p>Gece yarısı Mehdi beni çağırmak üzere gönderdi. Korkarak hemen yanına koştum. Oraya vardığımda, Mehdi&#8217;nin: &#8220;Demek işbaşına gelecek olursanız&#8230;&#8221; ayetini okumakta olduğunu gördüm</p>



<p> Beni görünce, &#8220;Git Musa b. Cafer&#8217;i zindandan çıkar, benim yanıma getir.&#8221; dedi. Ben gidip İmam&#8217;ı getirdim. Mehdi yerinden kalktı ve İmam&#8217;ın yüzünü öperek yanına oturttu; sonra gördüğü rüyayı anlatmaya başladı.</p>



<p>Ardından İmam&#8217;ı (a.s) derhal Medine&#8217;ye götürmelerini emretti.</p>



<p>Rabi devamla diyor ki:</p>



<p>Ben bunun üzerine, bir engel çıkmasından endişelenerek o gece İmam&#8217;ın yol hazırlıklarını yaptım ve İmam sabahın erken saatlerinde Medine&#8217;ye doğru hareket etti. (Tarih-i Bağdad, c.13, s.30-31)</p>



<p>İmam Musa Kâzım (a.s) Medin&#8217;de Abbasî sarayının sıkı baskısına rağmen halkı irşat etmek, eğitim ve öğretim vermekle meşguldü. Hicrî 169 yılında Mehdi&#8217;nin ölmesi sonucu saltanat tahtına oğlu Hâdi oturuncaya kadar bu baskı devam etti.</p>



<p>Ancak Hâdî, babasının tersine açık bir şekilde Ali Oğullarına karşı kötü davranıyordu. Hatta babasının onlara vermiş olduğu maaşı bile kesmişti.</p>



<p>Onun için en utanç verici leke, acı Fahh olayına neden oluşudur.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Fahh Olayı</h2>



<p>Medine Alevîlerinden Hüseyin b. Ali, Abbasî yönetiminden ve onların bitmek bilmeyen zulümlerinden gına gelmişti. İmam Musa Kâzım&#8217;ın rızasını alarak (Makatilu&#8217;t-Talibiyyin, s.447) Halife Hâdî&#8217;ye karşı kıyam edip yaklaşık üç yüz kişiyle Medine&#8217;den Mekke&#8217;ye doğru hareket etti.</p>



<p>  Derken Hâdî&#8217;nin ordusu fahh adı verilen bir bölgede hepsini kuşatarak hepsini öldürdüler ve böylece Kerbela faciasına benzer bir facia onların da başına geldi.</p>



<p>Şehitlerin başlarını bedenlerinden ayırarak Medine&#8217;ye getirdiler ve içlerinde İmam Kâzım&#8217;ın (a.s) da bulunduğu Ali Oğulları&#8217;ndan bir grubun olduğu mecliste sergilediler. Bu manzara karşısında hiç kimseden bir ses çıkmadı. Ancak İmam Musa Kâzım (a.s), Fahh kıyamının önderi Hüseyin b. Ali&#8217;nin başını görünce şöyle buyurdu: </p>



<p>&#8220;İnna lillah ve inna ileyhi raciun (Biz Allah&#8217;tanız ve O&#8217;na dönücüleriz).&#8221;</p>



<p>Vallahi Müslüman ve dürüst bir kişi olduğu hâlde şehit edildi. Çok oruç tutar, geceyi çokça ibadetle geçirir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırdı. Ailesinde onun gibi biri yoktu. (Makatilu&#8217;t-Talibiyyin, Mısır baskısı, s.453) </p>



<p>Hâdi, siyasî ahlak dışında, kişisel özellikler bakımından da sapık, şarap içen, zevk-u sefa düşkünü biriydi.</p>



<p>Bir defasında Yusuf Saykal&#8217;a güzel sesle okuduğu birkaç beyitlik şiir için, bir deve yükü kadar dirhem ve dinar vermişti. (Tarih-i Taberî, c.10, s.592, Liden basımı) İbn Dab adında biri şöyle diyor:</p>



<p>   Bir gün Hâdi&#8217;nin yanına gittiğimde şarap içmekten ve uykusuzluktan dolayı gözlerinin kızardığını gördüm. Benden, şarap hakkında bir kıssa istedi; ben de şiir kalıbında bir şeyler söyledim. Hâdi okuduğum şiirleri yazdı ve bana kırk bin dirhem verdi. (Tarih-i Taberî, c.10, s.593, Liden basımı)</p>



<p>Meşhur bir Arap müzik bilimcisi İshak Mevsılî: &#8220;Hâdi yaşasaydı, evlerimizin duvarını altınla yapmamız gerekecekti.&#8221; diyor. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.1, s.458)</p>



<p>Hâdi, hicrî 170 yılında öldü ve ondan sonra İslam padişahlığına Harun geçti. (Tarih-i Yakubî, c.2, s.407, Beyrut basımı)</p>



<p>O zaman İmam Musa Kâzım (a.s) kırk iki yaşındaydı.</p>



<p>Harun&#8217;un dönemi, Abbasîlerin güç, kudret, yağmalama ve zorbalıkların zirvesiydi.</p>



<p>Harun, biat merasimi bittikten sonra, İranlı Yahya Bermekî&#8217;yi vezir seçti ve bütün işler, atamalar, azletmeler konusunda ona tam yetki verdi. O zamanın geleneğine göre bu yetkiyi desteklemek için de kendi yüzüğünü ona verdi. (Tarih-i Taberî, c.10, s.603) Kendisi de beytülmali şarap içmek, zamparalık yapmak, mücevherler satın alıp har vurup harman savurmak ve zevk-u sefa sürmek için sorumsuzca zayi etmekle meşguldü.</p>



<p>İki veya dört yaşındaki bir koyunun bir dirheme satıldığı o dönemde beytülmal geliri beş yüz milyon iki yüz kırk bin dirhemdi. Hayatu&#8217;l-İmam, c.2 s.29) O, bu büyük geliri harcamaya koyuldu. Okuduğu bir methiye karşısında Eşça adında bir şaire bir milyon dirhem verdi. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.39). Şair Ebu&#8217;l Atahiye&#8217;ye ve müzisyen Musulî&#8217;ye bir kaç beyit şiir ve birazcık saz çalıp şarkı söylemelerine karşı yüz bin dirhem ve yüz takım elbise verdi. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.32)</p>



<p>Harun&#8217;un sarayında çok güzel sesli ve çalgıcı kadınlar toplanmıştı. Ayrıca o zamanın çeşitli saz ve çalgı aletleri de vardı orada. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.62) Harun mücevherlere çok ilgi duyardı; bir defasında bir yüzük satın almak için yüz bin dinar ödedi. (el-İmamet ve&#8217;s-Siyase, c.2) </p>



<p>Mutfağının günlük masrafı on bin dirhemdi ve bazen onun için otuz çeşit yemek hazırlanıyordu. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.39)</p>



<p>Harun bir gün deve etinden bir yemek getirmelerini istedi. Yemek gelince Cafer Bermekî şöyle dedi: </p>



<p>-Halifemiz kendisine getirilen bu yemeğin kaç paraya mal olduğunu biliyorlar mı?</p>



<p>-Üç dirhem</p>



<p>-Hayır vallahi, şimdiye kadar dört bin dirhem harcanmıştır bunun için. Çünkü Halife ansızın deve eti isterse, hazır olsun diye bir süredir her gün bir deve kesiyorlardı. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.40)</p>



<p>Harun kumar oynadığı gibi bolca şarap da içiyordu. Hatta bazen bu işi meclisinde hazır olan insanlarla birlikte yapıyordu. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.70) Bütün bunlara rağmen halkı aldatmak için gösteriş olarak bazı İslâmî şiarları da yapmaktan geri kalmıyordu. Hacca gidiyor ve bazen bazı vaazlarda kendisine vaaz ve nasihat etmesini söyleyip, ardından ağlıyordu.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) Tutumları</h2>



<p>Harun, Ali Oğulları&#8217;nın Abbasî hükümeti karşısında sert direniş göstermelerinden çok rahatsız oluyordu. Bu yüzden, mümkün olan her yolla onları ezmeye veya toplumda küçük düşürmeye çalışıyordu. Vicdanlarını satmış saray şairlerine, Ali Oğulların&#8217;ı hicvetmeleri için büyük paralar veriyordu. Örneğin, Mansur Nemirî&#8217;yi Ali Oğullarını hicvetmek için okuduğu bir kasideye karşılık istediği her şeyi alsın diye beytülmal hazinesine götürmelerini emretti. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.2, s.72) </p>



<p>   Bütün Bağdat Alevîlerini Medine&#8217;ye sürgün etti; onlardan büyük bir grubunu kılıçla veya zehirleterek öldürdü. (Mekatilu&#8217;t-Talibiyyin, s.463-497)</p>



<p>Hatta halkın İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mezarını ziyaret etmelerinden bile rahatsızlık duyuyordu; onun için mezarı ve etraftaki evleri yıkmalarını ve o temiz mezarın yanı başında yeşeren sedir ağacını kesmelerini emretti. Hâlbuki daha önce Resulullah (s.a.a) üç defa: &#8220;Allah, sedir ağacını kesene lanet etsin!&#8221; buyurmuştu. (el-Emali, Şeyh Tusî, s.206, taş basımı)</p>



<p>Şüphesiz İmam Musa Kâzım (a.s), İslâm ile hiç bir ilgisi olmayan böylesine zalim, fasık bir kişinin ve babalarının hükümetine razı olmazdı. İşte bu nedenle Fahh kıyamına rıza gösteriyor ve yine bu nedenle Şiîleriyle sürekli gizlice bağlantı kuruyor, zamanın zalim hükümeti karşısında her birinin konum ve tutumunun nasıl olması gerektiğini belirtiyordu. Örneğin, bir defasında ashabından Savfan b. Mehran&#8217;a şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8211; Sen, develerini Harun&#8217;a kiraya vermeni saymazsak, her açıdan iyi bir kişisin.</p>



<p>Savfan dedi ki:</p>



<p>&#8211; Ben onları hac yolculuğu için kiraya veriyorum ve kendim de develerle birlikte gitmiyorum.</p>



<p>İmam (a.s) buyurdu ki: </p>



<p>&#8211; Bu nedenle, içinden, develerinin zayi olmamasını ve senin kiranı vermesi için Harun&#8217;un en azından Mekke&#8217;den dönünceye kadar sağ kalmasını istemiyor musun?</p>



<p>Savfan dedi ki:</p>



<p>&#8211; İstiyorum.</p>



<p>İmam (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8211; Kim zalimlerin sağ kalmasını isterse, o da onlardan sayılır. (Rical-i Keşşî, s.440-441. İmam&#8217;ın değerli babası İmam Cafer Sadık (a.s) da Yunus b. Yakub&#8217;a: &#8220;Onlara camii inşa etmek konusunda bile yardım etme.&#8221; buyuruyor. Vesailu&#8217;ş-Şia, c.12, s.120-130.)</p>



<p>Bazı durumlarda kimilerine Harun&#8217;un sistemindeki makamlarını korumalarını emretmişse de, siyasî açıdan böyle uygun gördüğü içindi. Bazen o vahşet, terör ve baskı hükümetinde varlıkları Şiîleri için yararlı olabilecek bazı kişileri görevlendiriyor; aynı zamanda, onlar vasıtasıyla da hükümetin Alevîlere karşı hazırladığı bazı plânlardan  da haberdar oluyordu. Öyle ki Ali b. Yaktin, Harun&#8217;un sarayındaki makamından istifa etmek istediği zaman İmam Kâzım (a.s) buna izin vermedi.</p>



<p>İmam (a.s) hiçbir şekilde, hatta onların elinde tutsak olduğu zamanlarda bile bu zalimlerle uzlaşmaya yanaşmıyordu:</p>



<p>   İmam (a.s) zindan da tutuklu olduğu bir gün Harun, Yahya b. Halid&#8217;i zindana göndererek: &#8220;Musa b. Cafer af dileyecek olursa, onu serbest bırakırım.&#8221; dedi; fakat İmam (a.s) bunu kabul etmedi. (el-Gaybet, Şeyh Tusî, taş basımı, s.21) </p>



<p>   İmam Musa Kâzım (a.s) en kötü şartlarda, tutuklu olduğu zamanlarda da uzlaşmaya yanaşmayan, mücadeleci ve yiğit tavrını değiştirmeden direnişini sürdürüyordu.</p>



<p>   Bir defasında zindandan Harun&#8217;a yazdığı mektuptaki sözlerine dikkat edilirse, ne kadar direnişçi bir ruh, ne denli hayranlık veren yiğitlik, ne denli görkemli inanç, ne muhteşem azim ve akide sahibi olduğu görülür:</p>



<p>   &#8230;Hiçbir gün bana, senin huzur ve rahatlık içinde olman kadar zor geçmiyor. Ama ikimiz de sonu olmayan ve zalimlerin zarara uğrayacağı güne doğru yola koyulmuşuz; sen o güne dek öyle kal&#8230; (Tarih-i Bağdad, c.13, s.32)</p>



<p><br>Evet, işte bu yüzden Harun, İmam&#8217;ın (a.s) varlığına tahammül edemiyordu. Harun&#8217;un İmam Musa Kâzım&#8217;ı (a.s) sadece halkın gönlünde kurduğu tahttan dolayı kıskanarak zindana atmasına inanmak saflık olur.</p>



<p>O, emniyet görevlileri vasıtasıyla İmam&#8217;ın (a.s) Şiîleriyle kendisinin sürekli gizlice görüştüklerini öğrenmiş ve yine İmam&#8217;ın (a.s) zemini uygun gördüğü zaman şahsen kıyam ederek veya yarenlerinden birine kıyam emri vererek kendi hükümetini yıkacağını çok iyi biliyordu. Diğer taraftan böyle yorulmak bilmez bir ruha sahip olan İmam&#8217;ın (a.s) en küçük bir uzlaşma yoluna gitmeyeceğinin, birkaç gün görünüşte elini elinin üzerine koymasının susmak değil, aksine darbe indirmek için uygun bir yer kollamak amacıyla taktik gereği yapılan bir bekleme olduğunun farkındaydı. </p>



<p>   Bu nedenle erken davranarak son derece aldatıcı bir şekilde ve arsızlıkla Resulullah&#8217;ın (s.a.a) mezarını yanı başında durarak hilafeti gasp etmesinden, yaptığı zulümlerden, halkın malını yağmalayıp yemesi ve hilafet düzenini saltanata dönüştürmesinden utanmadan İmam&#8217;a hitaben şöyle diyor:</p>



<p>   Ya Resulullah! Oğlun Musa b. Cafer hakkında almış olduğum karardan dolayı özür diliyorum. Ben kalben onu zindana atmak istemiyorum; fakat senin ümmetin arasında savaş çıkıp kan dökülmesinden endişelendiğim için bunu yapmak zorundayım!</p>



<p>Sonra da, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) mezarının yanı başında ibadetle meşgul olan İmam&#8217;ı (a.s) tutuklayarak Basra&#8217;ya götürüp zindana atmalarını emretti.</p>



<p>   İmam Musa Kâzım (a.s) Basra valisi İsa b. Cafer&#8217;in zindanında bir yıl kaldı. Bu süre zarfında İmam&#8217;ın seçkin özellikleri onun üzerinde müthiş bir etki bıraktı. Bundan dolayı Harun&#8217;a: &#8220;İmam&#8217;ı benden alın; aksi takdirde onu serbest bırakacağım.&#8221; şeklinde bir mektup yazdı.</p>



<p>   Bunun üzerine Harun&#8217;un emriyle İmam&#8217;ı (a.s) Bağdat&#8217;a götürüp Fazl b. Rabi&#8217;nin yanında zindana attılar. Ondan sonra bir süre Fazl b. Yahya&#8217;ya teslim edildi; sonra da Sindi b. Şahik&#8217;in zindanına intikal edildi.</p>



<p>    İmam&#8217;ın bu şekilde sık intikal ettirilişinin nedeni şuydu: Harun her defasında zindancılardan İmam&#8217;ı (a.s) ortadan kaldırmalarını istiyor ama hiçbiri buna yanaşmıyor ve kabul etmiyordu. Nihayet son zindancı, yani Sindi b. Şahik, Harun&#8217;un emriyle İmam&#8217;ı zehirledi ve İmam (a.s) şehit olmadan önce Şiîlerin ileri gelenlerinden bir grubu toplayarak onlardan İmam Musa Kâzım&#8217;a (a.s) bir suikastta bulunulmadığına ve zindanda kendi eceliyle öldüğüne tanıklık etmelerini istedi. Sindi b. Şahik bu hileyle Abbasî hükümetini İmam&#8217;a (a.s) karşı işledikleri cinayetten temize çıkarmayı ve aynı zamanda İmam&#8217;ın (a.s) taraftarlarının muhtemel ayaklanmasını önlemeyi amaçlıyordu. (el-Gaybet, Şeyh Tusî, s.22-25, taş basımı) </p>



<p>   Fakat İmam&#8217;ın (a.s) uzak görüşlülüğü onları rezil etti. Şahitler gelip İmam&#8217;ı görünce, İmam zehrin şiddetine, bedeninin zayıf ve durumunun çok kötü olmasına rağmen şahitlere şöyle buyurdu:</p>



<p>    Beni dokuz tane hurmayla zehirlediler; yarın bedenim yeşile dönecek ve ertesi gün dünyadan göçeceğim. (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.1, s.97)</p>



<p> Nihayet o yüce İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi de oldu.</p>



<p> İki gün sonra, hicrî 183 yılı recep ayının 25&#8217;inci (Usul-u Kafî, c.1, s.486; Envaru&#8217;l-Behiyye, s.97) günü gökyüzü mateme büründü. Yeryüzü, bütün müminler, özellikle de gerçek önderlerini kaybeden Şiîler bu acı dolaydan yas tuttular.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Münazara ve İlmî Tartışmaları</h2>



<p>   Yüce Ehlibeyt (a.s) İmamları (a.s) ilahî ilimleriyle kendilrinden sorulan her soruya doğru, tam ve soran kişinin anlayacağı şekilde cevap verirlerdi. Onlarla ilmî tartışmaya giren herkes, düşmanları da dâhil onların karşısında kendi acizliklerini; o yüce kişilerin ise geniş, kapsamlı ve üstün ilimlerini itiraf etmek zorunda kalırdı.</p>



<p>    Bir gün Harun Reşid, İmam&#8217;ı (a.s) Medine&#8217;den Bağdat&#8217;a getirerek onunla tartışmaya oturdu:</p>



<p>Harun:</p>



<p>-Size, bir süredir zihnimde dolaşıp duran ve şimdiye kadar hiç kimseye sormadığım bazı soruları sormak istiyorum. Bana, sizin hiçbir zaman yalan söylemediğinizi söylediler; o hâlde bana doğru cevap verin!</p>



<p>İmam (a.s)</p>



<p>&#8211; Eğer açıklama konusunda serbest isem, sorunuzu bildiğim kadarıyla sizi anlatırım.</p>



<p>&#8211; Görüşünüzü açıklama konusunda serbestsiniz. İstediğiniz şeyi söyleyebilirsiniz. Benim ilk sorum şu: Biz ve siz bir ağacın gövdesinden olduğumuz hâlde neden siz ve diğer insanlar, Ebu Talib Oğulları&#8217;nın, Abbas Oğulları&#8217;ndan üstün olduğuna inanıyorsunuz? Hâlbuki Abbas ve Ebu Talib ikisi de Peygamber&#8217;in amcalarıydı ve peygamber&#8217;le akrabalık açısından hiçbir farkları yoktu.</p>



<p>İmam (a.s):</p>



<p>&#8211; Biz Peygamber&#8217;e sizden daha yakınız.</p>



<p>&#8211; Nasıl?</p>



<p>&#8211; Çünkü babamız Ebu Talib, Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) babasıyla bir anne ve babadandırlar; fakat Abbas, Peygamber&#8217;in babasının üvey kardeşiydi (sadece anne tarafından kardeşlerdi).</p>



<p>&#8211; Diğer bir sorum ise şudur: Neden siz, Peygamber&#8217;den miras aldığınızı iddia ediyorsunuz? Oysa Resulullah (s.a.a) vefat edince, amcası Abbas (bizim babamız) hayattaydı; fakat diğer amcası olan Ebu Talib (sizin babanız) ölmüştü ve açıktır ki, amca hayatta oldukça, miras amcaoğluna ulaşmaz? </p>



<p>&#8211; Görüşümü açıklamada serbest miyim?</p>



<p>&#8211; Konuşmamızın başında serbestsiniz demiştim.</p>



<p>&#8211; İmam Ali b. Ebu Talib (a.s) şöyle buyuruyor: &#8220;Çocuk olduğu zaman anne, baba, karı ve kocadan başkası miras alamaz; insanın çocuğu olduğu zaman ku&#8217;ân&#8217;da da, rivayetlerde de amcanın miras aldığı belirtilmemiştir.&#8221; O hâlde amcayı baba gibi bilenler, bunu kendilerinden söylüyorlar ve sözlerinin bir dayanağı yoktur. (Dolayısıyla Resulullah&#8217;ın kızı hz. Zehra (s.a) oldukça amcası Abbas miras alamaz.)</p>



<p>   Ayrıca, Resulullah&#8217;ın Ali hakkında şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: &#8220;Ali sizin en üstün hüküm veren kadınızdır.&#8221; ve yine Ömer b. Hattab&#8217;dan şöyle nakledilmiştir: &#8220;Ali hüküm verenlerin en üstünüdür.&#8221;</p>



<p>   Ve bu cümle Ali için ispatlanmış olan kapsamlı bir sözdür; çünkü Resulullah&#8217;ın (s.a.a), ashabını kendileriyle övdüğü Kur&#8217;ân ilmi, ahkâm ilmi, mutlak ilim gibi ilimlerin tümü ve hükümler, İslâm yargısının manası ve mefhumunda bir araya toplanmıştır. Dolayısıyla, &#8220;Ali hüküm vermede herkesten üstündür.&#8221; dediğimiz zaman, onun bütün ilimlerde diğerlerinden üstün olduğunu kastetmiş oluyoruz.</p>



<p>O hâlde, Ali&#8217;nin: &#8220;Kişinin çocuğu olduğu zaman amcası ondan miras alamaz.&#8221; şeklindeki buyruğu bir delildir, onu kabul etmemiz gerekir. Ali: &#8220;Amca, baba hükmündedir.&#8221; dememiştir; zira Resulullah&#8217;ın buyruğu gereğince ali din hükümlerini diğerlerinden daha iyi biliyor.</p>



<p>&#8211; Diğer bir sorum da şudur: Neden halkın sizi Resulullah&#8217;a nispet vererek size: &#8220;Resulullah&#8217;ın çocukları&#8221; demesine izin veriyorsunuz? Hâlbuki sizler Ali&#8217;nin çocuklarısınız;  çünkü herkes kendi babasına tâbidir (annesine değil); Resulullah ise sizin annenizin babasıdır.</p>



<p>&#8211; Eğer Resulullah hayatta olsaydı ve senin kızını isteseydi, kızını ona verir miydin?</p>



<p>&#8211; Subhanallah! Neden vermeyeyim? Hatta bu durumda bütün Araplara, Acemlere ve Kurey&#8217;şe karşı övünürdüm bile.</p>



<p>&#8211; Fakat peygamber dirilseydi, benim kızımı istemezdi ve ben de kızımı ona veremezdim.</p>



<p>&#8211; Neden?</p>



<p>&#8211; Çünkü (anne tarafından olsa bile) o benim babamdır; fakat senin baban değildir. (Öyleyse ben Resulullah&#8217;ın (s.a.a) çocuğu olduğumu söyleyebilirim.)</p>



<p>&#8211; O hâlde neden siz kendinizi Resulullah&#8217;ın zürriyeti (soyu) sayıyorsunuz? Hâlbuki zürriyet kızdan değil, oğuldan sürer gider.</p>



<p>&#8211; Beni bu soruyu cevaplamaktan muaf tut.</p>



<p>&#8211; Hayır, cevap vermek ve Kur&#8217;an&#8217;dan da delil getirmek zorundasınız.</p>



<p>&#8211; İmam (a.s):</p>



<p>&#8211; &#8220;&#8230;Ve onun soyundan Davud&#8217;a, Süleymana, Eyyub&#8217;a, Yusuf&#8217;a, Musa&#8217;ya ve Harun&#8217;a da yol göstermiştik. biz güzel davrananları böyle ödüllendiririz. Zekeriya&#8217;ya, Yahya&#8217;ya, İsa&#8217;ya, ve İlyas&#8217;a da (yol göstermiştik). (En&#8217;âm Suresi, 84) </p>



<p>Şimdi bu soruma cevap verin: Bu ayette İsa, İbrahim&#8217;in soyu sayılmıştır. Acaba İsa baba tarafından mı İbrahim&#8217;e mensuptur, anne tarafından mı?</p>



<p>&#8211; Kur&#8217;an&#8217;ın apaçık nassında da vurgulandığı gibi İsa&#8217;nın babası yoktu. </p>



<p>&#8211; O annesi tarafından onun soyu sayılmıştır; biz de annemiz Fatıma (s.a) tarafından Peygamber&#8217;in soyundan olduğumuzu söylemekteyiz. Bu konuda başka bir ayet de okuyayım mı?</p>



<p>&#8211; Okuyun!</p>



<p>&#8211; Mubahele (lanetleşme) ayetini okuyacağım: Kim sana gelen ilimden sonra seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra gönülden lanetleşelim de, Allah&#8217;ın laneti Yalancıların üzerine dileyelim!&#8221; (Âl-i İmrân Suresi, 61)</p>



<p>Hiç kimse Resulullah&#8217;ın Necran Hristiyanlarıyla mubahele etmeye giderken kendisiyle birlikte Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin&#8217;den başkasını gçtürdüğünü iddia etmemiştir. O hâlde bu ayetteki &#8220;Oğullarımız&#8221; kelimesinden maksat Hasan ve Hüseyin&#8217;dir. Oysa onların nesepleri anne tarafından Peygambere ulaşmaktaydı ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) kızının çocuklarıydılar.</p>



<p>Harun:</p>



<p>&#8211; Bizden bir şey istemiyor musunuz?</p>



<p>İmam (a.s):</p>



<p>&#8211; Hayır, evime dönmek istiyorum. </p>



<p>&#8211; Bu konuda düşünmem gerek&#8230; (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, c.1, s.81, Kum basımı; ihticac, Tabersî, Necef, Taş baskısı, s.211-213; Biharu&#8217;l-Envar, c.48, s.125-129) </p>



<h2 class="wp-block-heading">İbadeti</h2>



<p>İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) Allah Teala&#8217;yı özel tanıyışı, Rabbiyle manevî ünsiyeti ve tertemiz Ehlibeyt İmamları&#8217;na (a.s) has olan zatî nuranîliği; bütün bunların hepsi onu sıcak bir ibadete ve Allah Teala&#8217;yla âşıkane bir raz-u niyaza sevk ediyordu.</p>



<p>   İmam (a.s) ibadeti, Allah Teala&#8217;nın Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de yaratılışın hedefi olarak tanıttığı gibi biliyor ve toplumsal işleri bittiğinde hiçbir şeyi ibadetle eşit tutmuyordu. Harun&#8217;un emriyle zindana atıldığı zaman şöyle buyuruyordu: </p>



<p>    Allah&#8217;ım! Uzun bir zamandan beridir sana ibadet etmem için bana boş zaman sağlamanı diliyordum. Şimdi duamı kabul ettin; o hâlde bundan dolayı sana hamd olsun. (Hayatu&#8217;l-İmam, c.1, s.140; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.281, az farkla) </p>



<p>  Bu sözler, İmam&#8217;ın (a.s) zindana düşmeden önce toplumsal işlerle ne kadar çok meşgul olduğunu da göstermektedir aslında.</p>



<p>***</p>



<p>İmam (a.s), Rabi&#8217;nin zindanında olduğu dönemlerde, Harun bazen zindanın içini görebileceği dama çıkar ve zindana bakardı. Her defasında elbise gibi bir şeyin zindanın bir köşesine düştüğünü, yerinden hiç hareket etmediğini görürdü. Bir defasında: &#8220;O elbise kimindir?&#8221; diye sorduğunda, Rabi: &#8220;Elbise değil. Zamanın büyük bir bölümünü secdede ve Allah&#8217;a ibadette geçiren Musa b. Cafer&#8217;dir o.&#8221; dedi.</p>



<p>Bunun üzerine Harun: &#8220;Gerçekten o Haşimoğulları&#8217;nın çok ibadet eden kişilerinden biridir.&#8221; dedi.</p>



<p>   Rabi: &#8220;O hâlde neden zindanda o kadar baskı yapmalarını emrediyorsun?&#8221; diye sorunca, Harun: &#8220;Heyhat; bundan başka bir çarem yok benim.&#8221; şeklinde karşılık verdi. (Hayatu&#8217;l-İmam Musa b. Cafer, c.1, s.140; el-irşad, Şeyh Mufid, s.281, az farkla)</p>



<p>    Bir defasında, Harun ay parçası gibi güzel bir cariyeyi İmam&#8217;a (a.s) hizmetçi olarak gönderdi. Fakat içinden de, İmam ona eğilim gösterecek olursa, bunu ona karşı bir propaganda malzemesi olarak kullanmayı tasarlıyordu. İmam (a.s) cariyeyi getiren kişiye: &#8220;Siz bu hediyelerle ümitlenip onlarla övünüp duruyorsunuz. Hâlbuki bu hediyeye ve benzeri şeylere hiç ihtiyacım yok benim.&#8221; buyurdu. Harun bu söze öfkelenerek adama: &#8220;Cariyeyi zindana götür ve İmam&#8217;a: &#8216;Biz seni kendi rızanla zindana atmadık.&#8217; de.&#8221; dedi. (Yani bu cariyenin zindanda kalması da senin rızana bağlı değildir.)</p>



<p>   Çok geçmeden cariyeyle İmam&#8217;ın (a.s) durumunu gözetlemek için görevlendirilen Harun&#8217;un casusları, cariyenin vaktinin çoğunu secde hâlinde geçirdiğini haber verdiler. Harun: &#8220;Vallahi Musa b. Cafer onu büyülemiştir.&#8221; dedi.</p>



<p>   Sonra cariyeyi çağırıp durumu ondan sordu. Cariyenin ağzından İmam&#8217;ı (a.s) öven sözlerden başka bir şey çıkmadı. Harun, görevlisine cariyeyi kendi yanında tutmasını ve bu olaydan kimseye bir şey söylememesini istedi. Cariye, İmam&#8217;ın (a.s) şehadetinden bir kaç gün önce ölünceye kadar sürekli ibadet hâlindeydi. (Menakıb, İbn Şehraşub, Kum baskısı, c.4, s.297, biz özetle naklettik.)</p>



<p>***</p>



<p>İmam (a.s) şu duayı çok okuyordu:</p>



<p>Allahumme innî es&#8217;eluke&#8217;r-rahete inde&#8217;l-mevt ve&#8217;l-afve inde&#8217;l-hisab.</p>



<p>Allah&#8217;ım! Ben ölüm anından senden rahatlık ve hesap anında ise bağışlanma diliyorum. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.277)</p>



<p>***</p>



<p>Çok güzel Kur&#8217;ân okurdu; sesini duyan herkes ağlardı; Medine halkı ona &#8220;Zeynu&#8217;l-Muteheccidin&#8221; (teheccüd edenlerin/geceyi ibadetle geçirenlerin ziyneti) lakabını vermişlerdi. (el-İrşad, Şeyh Mufid, s.279)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) Hilmi, Affediciliği ve Sabrı</h2>



<p>İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) eşsiz hilmi, sabrı ve affı başkaları için bir örnektir.</p>



<p>   İmam&#8217;ın isminden sonra &#8220;Kâzım&#8221; lakabının yer alması, onun bu özelliğini göstermekte, öfkesini yenip af ve sabrını ortaya koymaktadır.</p>



<p>   Abbasîler, İslâm ülkesinin dört bir yanında baskılar kurarak halkın malını beytülmal diye alıyorlar, zevk-u sefa sürüyorlar ve onları har vurup harman savuruyorlardı. Bundan dolayı halkın genelinde fakirlik vardı ve her tarafı yoksulluk kaplamıştı. Halkın çoğunun kültür seviyesinin düşük olması, Abbasîlerin Alevî karşıtı propagandalarının revaçta olmasına ve saf insanların zihnini bulandırmasına yetiyordu. Bazıları cehaletleri yüzünden İmam&#8217;a (a.s) öfkeleniyordu. İmam, güzel ahlâkıyla onları teselli ediyor, edep ve metanetiyle de onları eğitiyordu.</p>



<p>   Medine&#8217;de yaşayan ikinci Halife&#8217;nin çocuklarından biri İmam&#8217;a (a.s) eziyet ediyor ve bazen İmam&#8217;ı (a.s) gördüğünde çirkin sözler söyleyip hakarette bulunuyordu.</p>



<p>   İmam&#8217;ın (a.s) yarenlerinden bazıları da onu ortadan kaldırmayı öneriyorlar, fakat İmam (a.s) sert bir şekilde onları bu işten alıkoyuyordu.</p>



<p>   Bir gün İmam (a.s) onu Medine dışındaki tarlasının yerini sordu. Sonra bir merkebe binerek oraya gitti. Adamın tarlada olduğunu görünce, merkebiyle birlikte tarlaya girdi. Adam bunu görünce: &#8220;Ekinlerimi ezme!&#8221; diye bağırmaya başladı. Fakat İmam (a.s) onun bağırmasını önemsemeyerek  bineğinin üzerinde onun yanına gitti. (Bu iş o adamı yola getirmek için yapıldığından, İmam&#8217;a (a.s) göre caiz ve hatta yapılması gerekli bir şeydi.) Adamın yanına varınca, merkebinden inerek güler yüzle ve saygılı bir şekilde ona şöyle sordu:</p>



<p>&#8211; Bu tarla için ne kadar harcadın?</p>



<p>Adam:</p>



<p>&#8211; yüz dinar.</p>



<p>İmam (a.s):</p>



<p>&#8211; Ne kadar kâr edeceğini sanıyorsun?</p>



<p>Adam:</p>



<p>&#8211; Gaybı bilmem ben.</p>



<p>İmam (a.s):</p>



<p>&#8211; Ne kadar kazanmayı umuyorsun, dedim.</p>



<p>Adam:</p>



<p>&#8211; İki yüz dinar.</p>



<p>İmam (a.s) ona üç yüz dinar verdi ve şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8211; Ziraatın de senin olsun; Allah umduğun şeye ulaştıracaktır seni.</p>



<p>Adam yerinden kalkarak İmam&#8217;ın (a.s) başını öpüp kendisinin kusurunu ve yaptığı hakaretleri affetmesini istedi. İmam (a.s) tebessüm ederek geri döndü.</p>



<p>Ertesi gün, adam mescitte oturduğu sırada İmam (a.s) içeri girdi.</p>



<p>   Adam İmam&#8217;ı (a.s) görür görmez şöyle dedi:</p>



<p>&#8211; Allah risaletini kime vereceğini daha iyi bilir. (İmam Musa b. Cafer&#8217;in gerçekten İmamete lâyık olduğuna işaret etmek istiyordu.) </p>



<p>Bunun üzerine arkadaşları hayretle:</p>



<p>&#8211; Olay nedir; daha önce onun hakkında kötü şeyler söylüyordun? dediler.</p>



<p>Adam yine İmam&#8217;ın (a.s) hakkında dua edince, arkadaşları onunla kavga etmeye başladılar.</p>



<p>Bunun üzerine İmam (a.s), daha önce o adamı öldürmeyi düşünen yarenlerine şöyle buyurdu:</p>



<p>    Hangisi daha güzel; sizin yapmak istediğiniz mi, yoksa benim davranışımla onu yola getirmem mi? (Tarih-i Bağdad, c.13, s.28; el-İrşad, Şeyh Mufid, s.278)</p>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Kâzım&#8217;ın (a.s) Cömertliği </h3>



<p>İmam Musa Kâzım (a.s) dünyaya hedef olarak bakmıyordu. Bir mal elde edecek olsaydı, onunla bir hizmette bulunup perişan bir kişiyi yatıştırmak, bir açı doyurmak, bir çıplağı giydirmek isterdi.</p>



<p>   Muhammed b. Abdullah el-Bekrî şöyle diyor:</p>



<p>    Malî bakımdan çok kötü bir duruma düşmüştüm. Bir miktar borç para bulmak için Medine&#8217;ye girdim. Fakat hangi kapıyı çaldıysam, borç para bulamadım. Çok yorulmuştum. İçimden Ebu&#8217;l-Hasan Musa b. Cafer&#8217;in (a.s) huzuruna gidip durumumu ona anlatayım, dedim. Sora sora İmam&#8217;ın Medine etrafındaki köylerin birinde, bir tarlada çalışırken buldum. İmam (a.s) beni ağırlamak için yanıma gelip benimle yemek yedi.</p>



<p>  Yemekten sonra: &#8220;Benimle bir işin mi vardı?&#8221; diye sordu. Ben durumu anlattım kendisine. İmam (a.s) yerinden kalkarak tarlanın bir köşesindeki bir odaya gitti; bir süre sonra üç yüz dinar altın getirip bana verdi. Ben isteğime ulaştıktan sonra merkebime binerek geri döndüm. (Tarih-i Bağdad, c.13, s.28) </p>



<p>Yaşı doksanı bulan İsa b. Muhammed şöyle diyor:</p>



<p>   Bir yıl kavun, salata ve kabak ekmiştim. Toplama zamanı yaklaşınca, çekirgeler bütün mahsulümü yok etti ve ben bu nedenle yüz yirmi dinar zarar ettim. O günlerde Hz. İmam Musa Kâzım -a.s- sanki bütün Şiîlerin tek tek durumunu gözetiyormuş gibi benim yanıma geldi. Selâm vererek durumumu sordu; Ben: &#8220;Siz bereketli bir kişisiniz; tarlama gelip dua edin.&#8221; dedim. İmam (a.s) gelerek dua etti ve sonra şöyle buyurdu: </p>



<p>   Resulullah&#8217;tan şöyle rivayet edilir: &#8220;Zarara uğrayan mal ve mülkünüzden geriye kalana yapışın.&#8221;</p>



<p>  Ben o tarlayı suladım ve Allah Teala öyle bir bereket verdi ve öyle bir mahsul verdi ki, onları on bine sattım. (Tarih-i Bağdad, c.13, s.29)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Kâzım&#8217;ın İmametinin İncelenmesi</h2>



<p>İmamlarımız, İmam&#8217;ı; ilmî, dinî ve siyasî mercii insanlara tanıtırken, bunu siyasî bakımdan istismar etmek isteyenlerin bir dayanakları olmasın diye ve yine gerçek Şiîlerin hakiki imam ve önderi tanımaları için her zaman kendilerinden sonraki İmamın ismini apaçık bir şekilde söylerlerdi.</p>



<p>İşte bu nedenle İmam Musa Kâzım (a.s) hakkında da, saygıdeğer babası açıklama yapmış, Abbasîlerin zulüm ve baskı temelleri üzerine kurulan hükümetinin nefes aldırmaz baskılarına rağmen birçok yerde kendisinden sonra İmam Musa Kâzım&#8217;ın İmam olduğunu apaçık beyan etmiştir. Bu sözlerden birkaçını örnek olarak aşağıya alıyoruz:</p>



<p>   1- Ali b. Cafer (a.s) şöyle diyor: Babam İmam Cafer Sadık (a.s), özel ashabından bir gruba şöyle dedi:</p>



<p>Oğlum Musa hakkındaki tavsiyemi kabul edin; çünkü o, bütün çocuklarımdan ve benden geri kalan herkesten üstündür. O benden sonra halife ve Allah&#8217;ın bütün kullarına hücceti olacaktır. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Verra, Tabersî, s.291, İlmiyye İslamiyye baskısı; İsbatu&#8217;l-Hudat, c.5, s.486) </p>



<p>2- Ömer b. Eban şöyle diyor: İmam Cafer Sadık (a.s), kendisinden sonraki imamları andı. Ben oğlu İsmail&#8217;in ismini zikrettim. Fakat İmam Şöyle buyurdu:</p>



<p>   Hayır! Vallahi bu iş bizim elimizde değil; Allah&#8217;ın yetkisindedir. (Besairu&#8217;d-Derecat, s.471, yeni baskı; İsbatu&#8217;l-Hudat, c.5, s.484)</p>



<p>3- İmam Cafed Sadık&#8217;ın (a.s) en seçkin öğrencilerinden biri olan Zürare şöyle diyor: İmam&#8217;ın (a.s) huzuruna çıktım; o sırada sağ tarafında evlatlarının efendisi Musa&#8217;nın (a.s) ve karşısında ise bir cenazenin olduğunu -oğlu İsmail&#8217;in cenazesi- gördüm. &#8220;İmam (a.s) bana: &#8220;Ey Zürare! Git Davud Rıkkî, Hamran ve Ebu Basir&#8217;i buraya getir.&#8221; Buyurdu.</p>



<p>   Ben gidip onları getirdim. Başkaları da gelince otuz kişi olduk ve oda ağzına kadar doldu.</p>



<p>   İmam (a.s) Davud Rıkkiî&#8217;ye: &#8220;Cenazenin üzerindeki bez parçasını aç.&#8221; Buyurdu. Davud İmam&#8217;ın (a.s) emrini yerine getirdi. Daha sonra İmam (a.s) şöyle buyurdu: </p>



<p>  &#8220;Ey Davud! Bak bakalım İsmail ölü mü, diri mi?&#8221; </p>



<p>Davud: &#8220;Ölmüştür efendim.&#8221; Dedi.</p>



<p>İmam (a.s) oradaki herkese cenazeyi gmsterdi ve herkes İsmail&#8217;in öldüğüne tanıklık etti.</p>



<p>Daha sonra şöyle buyurdu: &#8220;Allah şahit olsun (ki halkın yanılmaması için bu kadar çaba gösterdim).&#8221; Sonra İmam&#8217;ın (a.s) emri üzerine cenazeyi yıkayıp kâfur sürerek kefenlediler. Kefenledikten sonra yine Mufaddal&#8217;a: &#8220;Onun yüzünü aç.&#8221; Buyurdu.</p>



<p>Mufaddal İmam&#8217;ın (a.s) emrini yerine getirince: &#8220;Diri midir, yoksa ölmüş mü?&#8221; Diye sordu. Mufaddal: &#8220;Ölmüş.&#8221; Dedi. Yine ordaki herkesten aynı soruyu sordu; onlar da aynı cevabı verdiler. İmam (a.s) tekrar buyurdu: </p>



<p>   Allah&#8217;ım! Sen şahit ol; fakat buna rağmen yine Allah&#8217;ın nurunu söndürmek isteyen bir grup İsmail&#8217;in İmam okduğunu söz konusu edecek.</p>



<p>Sonra oğlu Musa&#8217;ya işaret ederek şöyle buyurdu: </p>



<p>Bir grup istemese de, Allah kendi nurunu teyit edecektir. </p>



<p>İsmail&#8217;i defnettikten sonra İmam (a.s) oradakilerden: &#8220;Burada defnedilen kimdi?&#8221; Diye sordu. Onlarda: &#8220;İsmail&#8217;di.&#8221; Dediler. İmam (a.s) tekrar: &#8220;Allah&#8217;ım! Sen şahit ol.&#8221; Buyurdu. Sonra oğlu Musa&#8217;nın elinden tutarak şöyle buyurdu:</p>



<p>Allah yeryüzünü ve ondaki varlıkları teslim almaya (kıyamete) kadar bu oğlum hak üzeredir, hak da onunladır, hak ondadır. (Gaybet-i Numanî, taş baskısı, s.179; Biharu&#8217;l-Envar, c.48 s.21)</p>



<p>4- Mansur b. Hazim şöyle diyor: </p>



<p>   İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s): &#8220;Anam-babam size feda olsun; her gün canlar ölmümle karşılaşmaktadır. Eğer sizin başınıza da böyle bir şey gelecek olsa, İmamımız kim olacak?&#8221; Diye sordum. İmam (a.s), elini oğlu Ebu&#8217;l-Hasan Musa&#8217;nın sağ omzuna koyarak: &#8220;Bana bir şey olacak olursa, bu oğlum sizin İmamınız olacaktır.&#8221; Buyurdu. İmam o zaman beş yaşındaydı ve İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) diğer oğlu Abdullah da -ki daha sonra bazıları onun İmamlığına inandılar- o mecliste bizimle birlikteydi.</p>



<p>5- Şeyh Mufid (r.a) şöyle diyor:</p>



<p> Mufaddal b. Ömer, Muaz b. Kesir, Abdurrahman b. Haccac, Feyz b. Muhtar, Yakub b. Sirac, Süleyman b. Halid ve Savfan el-Cemmal gibi İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) yarenlerinin ileri gelenlerinden bir grup ve uzamasın diye isimlerini saymadığımız diğerleri, İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) İmam Cafer Sadık&#8217;tan (a.s) sonra İmamet makamına geçmesi konusunu gündeme getirmişlerdi ve yine bu mevzu, fazilet ve takvalarında şüphe olmayan İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) kardeşlerinden İshak ve Ali&#8217;den de rivayet edilmiştir. (El-İrşad, Şeyh Mufid, s.270)</p>



<p>Bütün bu açıklama ve vurgularla Şia ve İmam Cafer Sadık&#8217;la (a.s), irtibat içerisinde olan kimseler, babası hayattayken ölen İsmail&#8217;in veya ismi Muhammed olan İsmail&#8217;in oğlunun ya da diğer oğlu Abdullah&#8217;ın değil, oğlu Ebu&#8217;l-Hasan Musa b. Cafer el-Kâzım&#8217;ın (a.s) İmam olduğunda şüphe etmemişlerdir. Bütün bunlara rağmen, İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) şehadetinden sonra bir grup, oğlu İsmail&#8217;in veya İsmail&#8217;in oğlunun veya Abdullah&#8217;ın İmam olduğuna inanarak kendileri için tayin edilen apaçık yoldan saptılar.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın Öğrencileri ve İmam&#8217;dan Eğitim Alanlar</h2>



<p>İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) ilim ve davranışları Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) ve tertemiz babalarının ilim ve amelinin yansımasıydı. Bütün ilim ve kemal susamışları, onun mektebinin kaynağından sususuzluklarını gideriyorlardı. İnsanları öyle yetiştiriyordu ki, onun mektebinden ders alanlar çok kısa bir zamanda ilim ve amelde çok yüce bir makama ulaşabiliyorlardı.</p>



<p>   Yaklaşık yirmi yaşındayken değerli babası şehadet makamına ulaştı. Babasının öğrencileri ve mektebinde eğitilenlerin çoğu ona yönelerek yaklaşık otuz yıldan fazla kendisinden istifade ettiler. (İmam Cafer Sadık (a.s) hicrî kamerî 148 yılında ve İmam Kâzım (a.s) ise183 yılında şehadete ulaşmıştır. Şimdi bu mektepte eğitim alanlardan bazılarının kısaca hayatlarına değinelim:</p>



<h3 class="wp-block-heading">İbn Ebu Umeyr</h3>



<p>İbn Ebu Umeyr, hicrî 217 yılında vefat etmiş, üç İmamı (İmam Kâzım, İmam Rıza ve İmam Cevad) görmüştür. Döneminin meşhur âlimlerinden ve Ehlibeyt İmamları&#8217;nın yarenlerindendi. Ondan, çeşitli konularda çok sayıda rivayet ulaşmıştır elimize. Onun yüce makamı Şiîlerin ve Sünnîlerin dillerinden düşmez olmuştu. Her iki kesim arasında güven duyulan bir kişi olmuştu. Ehlisünnet ulemasından olan Cahiz onun hakkında şöyle yazıyor:</p>



<p>    İbn Ebu Umeyr her konuda döneminde tekti. (Muntaha&#8217;l-Makal, s.254, taş baskısı)</p>



<p>Fazl b. Şazan şöyle diyor:</p>



<p>   bazı kişiler, hâkim sisteme İbn Ebu Umeyr&#8217;in bütün Irak Şiîlerinin ismini vermesini istedi. Fakat o isimleri vermedi. Bunun üzerine elbisesini çıkararak iki hurma ağacı arasına asıp yüz kırbaç vurdular. Ayrıca ona yüz bin dirhem malî zarar da verdiler. (Rical-i Keşşî, s.591) </p>



<p>İbn Bukeyr şöyle diyor:</p>



<p>   İbn Umeyr&#8217;i zindana attılar; zindanda birçok eziyetler çekti ve bütün serveti elinden alındı. (Rical-i Keşşî, s.590) Zindana atılıp eziyetler gördüğü sıralarda onun yazdığı hadis kitapları da yok oldu.</p>



<p>Şeyh Mufid şöyle yazıyor:</p>



<p>   İbn Ebu Umeyr on yedi yıl zindana atıldı ve bütün mallarını kaybetti. Adamın biri ona on bin dirhem borçluydu. İbn. Ebu Umeyr&#8217;in servetini kaybettiğini duyunca, evini satarak onun parasını hazırlayıp getirdi.</p>



<p>  İbn Ebî Umeyr: &#8220;Bu parayı nereden aldın? Bir miras mı ulaştı sana yoksa bir hazine mi buldun?&#8221; diye sordu.</p>



<p>  Adam: &#8220;Evimi sattım!&#8221; dedi.</p>



<p>İbn Ebî Umeyr: &#8220;İmam Cafer Sadık (a.s) bana: &#8216;Kişinin içinde oturduğu, dolayısıyla temel ihtiyacı olan ev, borçtan müstesnadır.&#8217; buyurdu. Bu yüzden, bu paraların bir dirhemine bile ihtiyacım olmasına rağmen kabul edemem.&#8221; dedi (el-ihtisas, Şeyh Mufid, Tahran basımı, s.86) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Savfan b. Mihran</h3>



<p>Savfan b. Mihran, ulemanın ileri gelenlerinin rivayetlerine önem verdikleri güvenilir ve temiz kişilerdendir. Ahlâk ve davranışlarında öyle bir makama ulaştı ki, İmam (a.s) tarafından teyit edildi.</p>



<p>   Daha önce de değindiğimiz gibi, İmam&#8217;dan, zalimlere yardım edilmemesi ve onlara her türlü yardımdan sakınılması gerektiğini duyunca, Harun&#8217;a kiraya vermiş olduğu develeri, bu vesileyle zalime yardım etmiş olmamak için sattı. (Rical-i Keşşî, s.440 441)</p>



<p>Savfan b. Yahya</p>



<p>Savfan b. Yahya, İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) ashabının ileri gelenlerindendi. Şeyh Tusî, onun hakkında şöyle yazıyor: </p>



<p>Savfan, muhaddislerin yanında dönemin en güvenilir ve en takvalı insanı sayılıyordu. (el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.109, 1380 Necef baskısı)</p>



<p>Savfan, İmam Rıza&#8217;yı (a.s) da görmüş ve İmam&#8217;ın yanında yüce bir makam ve mevki edinmiş, (el-Fihrist, Neccaşî, s.148, Tahran baskısı) İmam Cevad (a.s) da onu överek: &#8220;Allah ondan razı olsun; hiçbir zaman ben ve babama muhalefet etmedi.&#8221; diye buyurmuştur. (Rical-i Keşşî, s.502) </p>



<p>İmam Musa Kâzım (a.s) şöyle buyuruyor:</p>



<p>Çobansız bir sürüye saldıran ki yırtıcı kurdun verdiği zarar, makam sevgisinin Müslümana verdiği zarardan daha fazla değildir. Fakat bu Savfan, dünya ve makama düşkün değildir.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Ali b. Yaktin</h3>



<p>Ali b. Yaktin, hicrî kamerî 124  yılında Kûfe&#8217;de dünyaya gelmiştir. (el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.117) Şiî olan babası, İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) kendi malından gönderiyordu. Mervan onu takip altına alınca kaçmak zorunda kaldı. Bunun peşinden eşi ile Ali ve Abdullah ismindeki iki oğlu Medine&#8217;ye gittiler. Emevî saltanatı yıkılıp Abbasî hükümetinin kurulması üzerine Yaktin ortaya çıkıp eşi ve iki oğluyla birlikte Kûfe&#8217;ye geri döndü. (el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.117) </p>



<p>    Ali b. Yaktin, Abbasîlerle yakın bir bağlantı kurdu ve Abbasî hükümetinin bazı önemli makamlarını ele geçirdi. O dönemde Şiîlerin sığınağı ve yardımcısı olup onların sıkıntılarını gideriyordu.</p>



<p>  Harun Reşid, Ali b. Yaktin&#8217;i kendisine vezir seçince, Ali b. Yaktin, onların işlerine iştirak etme konusunda İmam Kâzım&#8217;ın (a.s) görüşünü sordu.</p>



<p>İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p>    Bir şey yapmaya mecbur kalırsan, yakınlarımızın mallarından sakın. </p>



<p>Ravi diyor ki: &#8220;Ali b. Yaktin bana: &#8216;Görünüşte malları Şiîlerden alıyordum, fakat daha sonra gizlice onları iade diyorum.&#8217; dedi.&#8221; (Usul-u Kâfî, s.110)</p>



<p>Bir defasında İmam Musa Kâzım&#8217;a (a.s) şöyle yazdı:</p>



<p>&#8220;Sultanın işlerine tahammülüm kalmadı; Allah beni size feda etsin, müsaade ederseniz bu işten çekilmek istiyorum.&#8221;</p>



<p>İmam (a.s), ona şöyle cevap yazdı:</p>



<p>   İşinden çekilmene izin vermiyorum; Allah&#8217;tan kork! (Kurbu&#8217;l-Esnad, s.126, taş baskısı)</p>



<p>Ve yine bir defasında ona şöyle buyurdu:</p>



<p>Bir şeyi taahhüt edersen, ben de senin için üç şeyi taahhüt ederim. Benim taahhüt edeceğim üç şey şunlardır: Kılıçla öldürülmeyecek, fakirlik görmeyecek ve zindana düşmeyeceksin.</p>



<p>Ali b. Yaktin: &#8220;Benim taahhüt edeceğim şey nedir?&#8221; diye sorunca, İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p>Bizim dostlarımızdan birisi sana gelirse, ona ikramda bulunmanı istiyorum. (Rical-i Keşşî, s.433) </p>



<p>Abdullah b. Yahya el-Kahilî şöyle diyor:</p>



<p>   Bir gün İmam Musa Kâzım&#8217;ın (a.s) huzurundaydım. O sırada Ali b. Yaktin İmam&#8217;a (a.s) doğru geliyordu. İmam (a.s) yarenlerine şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8220;Kim Resulullah&#8217;ın (s.a.a) ashabından birini görmek istiyorsa, bize doğru gelen şu adama doğru baksın!&#8221;</p>



<p>Oradakilerden biri: &#8220;Öyleyse o cennetliktir, değil mi?&#8221; diye sordu.</p>



<p>İmam (a.s): &#8220;Ben onun cennetlik olduğuna tanıklık ediyorum.&#8221; buyurdu. (Rical-i Keşşî, s.431) </p>



<p>Ali b. Yaktin İmam&#8217;ın (a.s) emirlerini yerine getirme konusunda hiçbir şekilde kusur etmiyor, gevşek davranmıyordu. İmam neyi emretseydi, hikmetini bilmese bile hemen yerine getirirdi.</p>



<p>   Bir defasında Harun Reşid, Ali b. Yaktin&#8217;e hediye olarak bazı giysiler verdi. Onların arasında göz alıcı, pahalı bir cüppe vardı. Ali b. Yaktin o elbiselerle cüppeyi başka mallar da ekleyerek İmam Musa Kâzım&#8217;a (a.s) gönderdi. İmam (a.s) o cüppe dışında bütün malları kabul etti ve Ali b. Yaktin&#8217;e: &#8220;Yakında bu cüppeye ihtiyacın olacak, onu kendi yanında sakla ve kimseye verme.&#8221; diye yazdı.</p>



<p>   Ali b. Yaktin, İmam&#8217;ın (a.s) o elbiseyi neden geri gönderdiğini anlayamadı. Fakat buna rağmen onu sakladı. Birkaç gün sonra Ali b. Yaktin kendisiyle içli-dışlı olan bir kölesine öfkelenerek onu dışarı attı. Ali b. Yaktin&#8217;in İmam Musa Kâzım&#8217;a (a.s) karşı sevgi beslediğini ve İmam&#8217;a (a.s) elbise gönderdiğini bilen köle, Harun&#8217;un yanına giderek bildiklerini anlattı. Harun öfkelenerek: &#8220;Bu konuyu araştıracağım; dediğin gibi olursa, onu öldüreceğim.&#8221; dedi. Derhal Ali b. Yaktin&#8217;i çağırtıp: &#8220;Sana verdiğim şu cüppe nerededir?&#8221; diye sordu. </p>



<p>   Ali b. Yaktin: &#8220;Ona koku sürüp özel bir yerde sakladım.&#8221; dedi</p>



<p>   Harun: &#8220;Hemen onu buraya getir!&#8221; dedi. </p>



<p>   Ali b. Yaktin hizmetçilerinden birinin göndererek elbiseyi getirtip Harun&#8217;un önüne koydu. Harun elbiseyi görünce, </p>



<p></p>



<p>  </p>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/">İmam Musa Kâzım (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Caferi Sadık (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatime-i Zehra Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:42:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Cafer-i Sadık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=164</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şia tarihi, her biri yaşadığı dönemde toplumun kurtuluş gemisi ve yolunu yitirenlerin meşalesi işlevini gören büyük insanların çehresini anlatan görkemli sayfalarla doludur. Tahrife uğramayan asıl islâm, Sakife&#8217;den İslâm İnkılabı&#8217;nın yemyeşil&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/">İmam Caferi Sadık (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p id="block-bb0f05a8-45d1-48ab-ac14-ea9be5a7b25a">Şia tarihi, her biri yaşadığı dönemde toplumun kurtuluş gemisi ve yolunu yitirenlerin meşalesi işlevini gören büyük insanların çehresini anlatan görkemli sayfalarla doludur.</p>



<p id="block-aecd7b6c-6448-4177-a1a2-6fe70a9aa8e1">Tahrife uğramayan asıl islâm, Sakife&#8217;den İslâm İnkılabı&#8217;nın yemyeşil ovalarına ulaşıncaya kadar, daima bu büyük insanların çehresinde tecelli olmuştur. Bu insanların köklü bilim ve erdem ağacı; hakka ve hakikate âşık olan ve Allah&#8217;ı, İslam&#8217;ı ve Muhammed&#8217;i (s.a.a), asilerden ve zalimlerden beri bilen kimseler için huzur buldukları gölgelik olmuştur daima.</p>



<p id="block-ce123a89-7de0-49c5-96f3-1d6ff56893e4">Şia&#8217;nın ufkunda aşkla parlayan göz alıcı yıldızlar silsilesi, Selman&#8217;la Ebuzer&#8217;den başlayıp Mirza Şirazî ve İmam Humeyni gibi hürriyet âşıklarına kadar uzanır. İnanç ve amelleri daima billur gibi akan bu pınarların vahiy ve nübüvvet deryasının güçlü dalgaları olduğunu, bu ümit ve fedakârlık iftiharlarının imamet ve ismet bağının gülleri olduğunu bilmeyen var mıdır?</p>



<p id="block-fbb96c94-e218-497a-9467-07a49ba18e65">Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yolunun devamını kendi kanlarıyla koruyup güçlü omuzlarında Kur&#8217;an ve tevhit güneşini taşıyan Peygamber ailesinin pak İmamları, İslâm&#8217;ın kurtuluşunun en üstün faktörleri ve o&#8217;nun tarihinin haramilerînin yağmasından koruyan en güçlü nedenler olagelmiştir. Kör olan veya kendi gözünü inkâr edenden başka hiç kimse Muhammedî islâm&#8217;ın yaralı alnındaki bu büyük ve parlak gerçeği inkâr edemez. İslâm düşmanları ve cehalet küfrünün mütevellilerinin sapanlarından fırlayan her taş ve onların namlusundan çıkan her kurşun, şu veya bu şekilde İslâm&#8217;ı hedef alan her saldırı unsuru sonunda ya Şia İmamları&#8217;nın göğsüne inmiştir ya da onların sadık izleyicilerinin tepesine.</p>



<p id="block-b4d00f8d-5b7c-43e8-b8be-9edb7db4a897">İslâm&#8217;ın sapasağlam kalması ve uzun asırlarının yolcularının, küfür ve zulüm dikenlerinden korunarak gerçek islâm pınarına ulaşması için Ehlibeyt&#8217;in pak imamları her tehlikeye karşı kendilerini siper etmişlerdir. Bu yolun yolcularının pınara nasıl ulaştığına da bütün dünya şahit oldu; düşman her caniliğe başvurduğu halde bu pınar, gönül ehline asla gizli-saklı kalmadı.</p>



<p id="block-519e6824-52a3-4fea-ac0a-0dde8f4509e0">İmamet semasının parlak güneşlerinin altıncısı olan İmam Cafer Sadık (a.s), yaşadığı şartların gereğince bu silsilenin en parlak yıldızı konumunda oldu. Daha önce Hüseynî şeref ve şecaat, yüce İslâm dinini nasıl kendi kanıyla yıkayıp kendi kanıyla suladıysa, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ilminin ışığı da İslâm&#8217;ı öylesine bir nurla aydınlatıp ihya etti.</p>



<p id="block-2f100903-47a4-45d2-9633-227cea211e1f">Caferî mezhebinden olan müslümanlar için büyük bir övünç ve iftihar kaynağıdır bu. Zira İslâm dini, Hz. muhammed&#8217;in islâm&#8217;ı ise, onun mesajını en mükemmel şekilde İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kanında ve onun beyanını da yine Resulullah&#8217;ın evladı olan İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) eğitim sisteminde aramak gerekir.</p>



<p id="block-d0e950db-7e81-488d-98d9-081426bf9dfb">Hz. Muhammed (s.a.a) soyunun doğru sözlü, doğru özlü güven kaynağı olan Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) Ehlibeyt âşıklarının iman ve akidesi üzerinde ki hakkı; tıpkı İmam Ali&#8217;nin (a.s) cihadı, İmam Hasan&#8217;ın barışı, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kanı ve Hz. Fatımatu&#8217;z-Zehra&#8217;yla Hz. Zeyneb&#8217;in (s.a) kanlı gözyaşlarının hakkı kadar büyük ve inkar edilmezdir. Eğer İslâm, Fatımatu&#8217;z-Zehra&#8217;nın uğruna ağladığı şeyse, o zaman Müslüman&#8217;ım diyen kimse elbette ki, İmam Cafer Sadık&#8217;ın yolunu izlemeli, onun mezhebinden olmalıdır. Yok, eğer İslâm, gasp kürsüsünde kurulup böylece Resulullah&#8217;ın (s.a.a) biricik Fâtıma&#8217;sının (s.a) öfkesine neden kılınan şeyse, bunun Muhammedî İslâm&#8217;la uzaktan yakından hiçbir ilgisinin olmadığı ve böyle bir şeye İslâm adına boyun eğmenin İslâm&#8217;a saygısızlık ve onursuzluk sayılacağı bilinmelidir.</p>



<p id="block-24f12e90-ff62-4fca-b7ad-469f8b1db350">Gerçek bir Müslüman, böyle bir onursuzluğa eğilmemeyi elbette ki bir övünç addeder. Zira kendi Peygamber&#8217;inin ailesini dışlayan bir islâm, İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) İslâm&#8217;ı değildir ve bizim de İslâm&#8217;ımız olamaz elbet!</p>



<p id="block-de32894f-059f-4b95-8123-cb38ba38cee6">Resulullah&#8217;ın (s.a.a) sevgili torunu İmam Cafer b. Muhammed (a.s) başlattığı ilmî hareketle islâm ilimlerinin ufkunu öyle bir aydınlattı ki, halife sultanların komploları, marifet nurlarının dört bir yanı aydınlatmasına engel olamadı. Nitekim ondan bir nesil sonra, Ehlibeyt&#8217;in (a.s) sekizinci nuru olan İmam Ali b. Musa Rıza (a.s) Nişabur&#8217;a girdiğinde, on binlerce Müslüman coşku ile onu karşılamakta ve âlimler bu büyük Ehlibeyt İmamından (a.s) bir tek söz, bir tek hadis duyabilmek için birbirleriyle yarışmaktaydı.</p>



<p id="block-01100a40-5d57-4e1c-a374-10fb6837f910">Bu başarıyı, İmam Zeynelabidin&#8217;in (a.s) Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) ailesinden esir alınan diğer Kerbela mağdurlarıyla birlikte Şam&#8217;a götürülmesi ve hilafet sarayının propagandaları sonucu Şamlıların onları &#8220;İslâm&#8217;a kılıç çeken kâfirler&#8221; zannetmesi olayıyla kıyaslayıp Şam&#8217;la Nişabur arasındaki mesafeyi de dikkate alıcak olursak, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ilmî hareketinin kısa zamanda nerelere kadar yayıldığını ve ne derece etkili olduğunu anlamamız kolaylaşacaktır.</p>



<p id="block-b31a450b-1348-4214-8c11-f87324ec48e5">İmam Sadık&#8217;ın (a.s) yaydığı ilim ve fazilet sofrası o kadar cömertçe ve genişti ki, sadece taraftarları değil, muhalifleri bile ondan faydalanmakta, nasiplenmekteydi.</p>



<p id="block-3f7dae16-6ed9-4dcf-9b20-714bd9d3aff1">Ehlisünnet&#8217;in ilk fıkıh İmam&#8217;ı olan Ebu Hanife&#8217;nin, en büyük iftiharının İmam Cafer Sadık&#8217;tan (a.s) aldığı iki yıllık eğitim olduğu herkesçe bilinmektedir. Bizzat kendisi bu iki yılının onun fıkıh konusunda edindiği bilincin ana temeli teşkil ettiğini vurgular ve &#8220;Eğer o iki yıl olmasaydı, Numan (Ebu Hanife) helâk olurdu.&#8221; der. (et-Tuhfetu&#8217;l-İsna Aşeriyye, s.8, el-İmamu&#8217;s-Sadık adlı eserden naklen, c.1, s.70)</p>



<p id="block-77974ddd-3e1f-486d-953c-ac31b2c382ff">Hz. Muhammed (s.a.a) soyunun nadidesi İmam Sadık&#8217;ın (a.s) okulunda yetişen öğrenciler, çeşitli bilim dallarında ve bütün İslâmî ilimlerde, tarihin en seçkin bilginleri unvanını almışlardır. Zürare&#8217;yle Muhammed b. Müslim fıkıhta, Hişam&#8217;la Müminu&#8217;t-Tak akait ve kelamda, Mufaddal ve Safvan maarif ve irfanda, Cabir b. Hayyan matematik ve fen bilimlerinde ve adını sayfalara sığdıramayacağımız daha yüzlerce seçkin bilim adamı, İslâmî ve pozitif bilimlerde erişilmez zirveler ve bilim dallarının temelini atan nadide isimler olarak geçmiştir tarihe.</p>



<p id="block-b9d3e293-4bc6-4668-9009-b2f052e79070">İmam Sadık&#8217;ın (a.s) Allah vergisi ilminin bugün Avrupalıları da hayrette bırakmış, aradan 13 asır geçtiği hâlde batılı bilim adamları, İmam&#8217;ın ilim eğitimi konusunda geniş inceleme ve çalışmalar başlatıp sayısız kitaplar yazmışlardır.</p>



<p id="block-d55bf0e6-bbf9-4412-9daf-4017236bf7ee">Bütün bunlar, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ilim deryasından birer katredir sadece; zira gün ışığından bir huzmenin, güneşi tarife yetmeyeceğini aklıselim sahipleri bilir.</p>



<p id="block-29feba7d-e507-4297-9c9e-4e2fc0653589"> Güneşi öven kişi, kendini övmektedir,<br>&#8220;İki gözüm var benim, görüyor&#8221; demektedir. </p>



<pre id="block-e41b447b-5a37-4cd6-b999-058c2b7a06da" class="wp-block-preformatted">                   <br><br>﻿</pre>



<h2 class="wp-block-heading" id="block-5ba25203-f5d2-432f-8bfd-1b76cd21707c">İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) Doğumu ve Bazı Kişisel Özellikleri</h2>



<h3 class="wp-block-heading" id="block-449c91da-94ad-4fb8-8774-5ec02cffd303">Doğumu</h3>



<p id="block-ea0747f3-93d5-4313-a68d-aeca9945890a">Hicrî 83. yılı rebiyülevvel ayının 17. günü Medine&#8217;de dünyaya geldi. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, s.266)</p>



<p id="block-aebb472b-e4a3-4642-89ae-ef96bad34ed3">Adı Cafer, künyesi Ebu Abdullah, lakabı Sadık&#8217;tır.</p>



<p id="block-fcb4092f-f8c2-4f61-ace6-d4c0d5e53a78">Babası İmam Muhammed Bâkır (a.s), annesi de Ümmü Ferve Hatun&#8217;dur. İmam (a.s), annesini anlatırken: &#8220;İmanlı, takvalı ve pek iyilikseverdi.&#8221; der. (Usul-u Kâfi, 1/472)</p>



<p id="block-1e5c17bd-4d94-4ede-b6b4-146e8922c62f">Hz. Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) 65 yıllık ömrünün 34 yılını imam olarak sürdürdü (Hicrî 114-Hicrî 148).</p>



<p id="block-bbe65975-fff2-47f1-8426-44bf35f9bac1">İmam Sadık&#8217;ın (a.s) imameti döneminde iktidardaki halife sultanlar Hişam b. Abdulmelik, Velid b. Yezid b. Abdulmelik, Yezid b. Velid, İbrahim b. Velid ve Emevîlerin ünlü içki düşkünü &#8220;Ayyaş Mervan&#8221;&#8216;la, Abbasi halife sultanlarından Seffah&#8217;la Mansur Devanikî&#8217;dir. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera, s.266. Hişam Hicrî 105&#8217;te halife olup tahta geçmiş ve Mansur Devanikî hicrî 158&#8217;te ölmüştür. bk. Tetimmetu&#8217;l-Munteha, Muhaddis Kummî.)</p>



<p id="block-fe1ba0e1-4d31-489e-94ac-9a8ac4e1377d">Yedisi erkek, üçü kız olan çocukları; İmam Musa Kazım (a.s), İsmail, Abdullah, Muhammed dîbac, İshak, Ali Arızî, Abbas, Ümmü Ferve, Esma ve Fatıma&#8217;dır. (el-irşad, Şeyh Müfid, s.266; Menakıb, 4/280)</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="block-667fcb5c-6508-4eed-9d83-5f9a27b7f955">İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) Ahlâkı</h3>



<p id="block-b7c395cb-cd35-4511-8c2d-513905969761">Ehlibeyt İmamları yaşadıkları dönemlerde İslâm ahlâkının en mükemmel birer örneği olmuşlardır. Şiîlerine: &#8220;İnsanları dilinizle değil, güzel amel ve davranışlarınızla islâm&#8217;a davet edin.&#8221; buyuran İmam Sadık&#8217;ın (a.s) bizzat kendi hayatı da baştanbaşa İslâmî değerleri yansıtan bir ışık demeti gibidir. İslâm kanun ve hükümlerine uymada kimse onlardan daha ileride değildi. Bir iyiliği tavsiye edecek olsalar, önce ve herkesten fazla kendileri uygularlardı onu. İnsanları sakındırdıkları bir kötü ameli kendileri asla yapmazdı. Nitekim bütün bunlar nedeniyledir ki, eğitip yetiştirdikleri insanlar, onların yaşamının her köşesinden iman ve amel dersi almışlar, onların yolunu izleyip kişiliklerini örnek alarak birer gerçek mümine dönüşmüşler, böylece her biri yaşadığı devirde topluma örnek olup birer numune olmuşlardı.<br>Ehlibeyt&#8217;in (a.s) nuru İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) davranış ve ahlakından bazı kesitleri aşağıya aktarıyoruz:</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-270b459b-7fd6-4182-a5ac-549ab6947acf">İş ve Çalışma</h4>



<p id="block-a1c6d9d0-f1b1-4cd7-a757-cc029230f0d7">Abdulali şöyle anlatır:<br> Çok sıcak bir yaz günü İmam Sadık&#8217;ın (a.s) Medine çevresindeki yoldan çalışmaya gittiğini gördüm:<br> &#8220;Canım size feda!&#8221; dedim &#8220;Siz Allah&#8217;ın en sevgili kulu ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) biricik evladısınız. Bu sıcakta çalışmanızın ve kendinizi bunca zahmete düşürmenizin nedenini söyler misiniz?&#8221; Bana şöyle bir bakıp: &#8220;Senin gibilerine muhtaç olmamak için helâl rızk peşindeyim.&#8221; buyurdu. (Usul-u Kafî, 5/74; Biharu&#8217;l-Envar, 47/55) <br>Ebu Amr Şeybanî anlatıyor:<br>  İmam Sadık&#8217;ı (a.s), sırtında sert bir elbise ve elinde kürekle, bağda çalıştığını gördüm; bütün vücudu ter içinde kalmıştı. &#8220;Canım size feda; küreği verin,  ben çalışırım; siz biraz dinlenin.&#8221;dedim. İmam (a.s) cevaben: &#8220;Rızk kazanmak için günün sıcağına tahammül etmeyi severim.&#8221; buyurdu. (Usul-u kafî, 5/76; Biharu&#8217;l-Envar, 47/57)<br> </p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-13ac7d3b-8acf-4cd6-ad35-1de08eb5a359">Ticaret ve Adaletli Kâr</h4>



<p id="block-33932bbc-11be-4763-9300-3b3a9ae1b178">İmam Cafer Sadık (a.s), yarenlerinden Müsadif&#8217;e bin dinar vererek ticaret yapması için Mısır&#8217;a gönderdi. Müsadif bu parayla mal alıp onları Mısır&#8217;a götürmek üzere bir grup tüccarla yola çıktı. Yolda, Mısır&#8217;dan gelen bir kervanla karşılaştılar. Götürdükleri genel tüketim malı hakkında Mısır piyasasını sorduklarında, malın Mısır piyasasında bulunmadıklarını öğrendiler. Kervandaki bütün tüccarlar yüzde yüz kârdan aşağı satmama kararı aldılar ve bu kararı uyguladılar. Dönüşte Müsadif tam bin dinar kârla İmam&#8217;ın yanına gidip iki keseyi onun önüne koydu ve &#8220;Canım size feda!&#8221; dedi, &#8220;Keselerden biri verdiğiniz sermaye, diğeriyse kârdır!&#8221;</p>



<p id="block-f194f73d-6471-467b-b15d-cf978ff9e95d">İmam (a.s) bu kadar kârı nasıl kazandığını sorunca, Müsadif olayı anlatarak, satış konusunda diğer tüccarlarla nasıl anlaştığını anlattı ve götürdükleri malın Mısır&#8217;da karaborsa olduğu için fazla kâr ettiklerini söyledi.</p>



<p id="block-639ee330-1d19-40e5-8647-d75cc213acf3">İmam (a.s) şaşırmıştı. Şöyle buyurdu:</p>



<p id="block-5d879505-9585-48c6-ae3c-a67637e7a6ad">Subhanallah! mısır&#8217;daki Müslüman kardeşlerinizin zararına olacağını bildiğiniz hâlde aranızda iki kar kâr etmeden mal satmamaya çalıştınız ha?!</p>



<p id="block-1955a041-c888-4069-ab9c-8ce8ce725b71">Sonra da, önündeki keselerden birini alıp: &#8220;Sadece sana verdiğim sermayeyi geri alıyorum.&#8221; buyurdu ve ekledi:</p>



<p id="block-c99d56b7-c52f-4698-aea5-1393d87b5404">Bu şekilde insafsızlıkla edinilen bir kârı kabul edemem ben! Ey Müsadif! Bil ki, helâl yoldan para kazanmak pek zordur! (Usul-u Kafî, 5/161; Biharu&#8217;l-Envar, 47/59)<br>﻿</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-a2558261-adf9-4063-b483-07bd0d0c8eb6">İhtilafları Giderme Bütçesi</h4>



<p id="block-ccbce69c-70d5-4ded-919c-cb9bddeb938f">Adamın biriyle yakınlarının arasında miras konusunda anlaşmazlık vardı. Derken iş kavgaya vardı. Bu sırada İmam&#8217;ın (a.s) öğrencilerinden Mufaddal oradan geçmekteydi. Kavgayı yatıştırıp tarafları kendi evine götürdü. Aralarındaki ihtilafı 400 dirhemle giderip işi tatlıya bağladı ve parayı da kendisi ödedi.</p>



<p id="block-1d5d9853-2a13-43a5-ada9-dfe2bfd00042">Sonra taraflara: &#8220;Ödediğim para benim değil, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) malından ödenmiştir. İmam (a.s) Ehlibeyt dostları arasında ihtilaf olursa, bunu gidermemi emretti bana!&#8221; dedi. (Usul-u Kâfi, 2/209)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-6803a264-dcea-4b39-a9f0-a0faf858b54c">İmam (a.s) ve Şarap Sofrası</h4>



<p id="block-44fa2d62-a61d-4b38-8841-1de0294d68fd">Harun b. Cehm öyle anlatır:</p>



<p id="block-7faa31e7-3f6c-4df6-85ed-7810cba94e41">kûfe yakınlarında, Mansur Devanikî&#8217;nin İmam Sadık&#8217;ı (a.s) zorla ikamete mecbur ettiği hiyre şehrindeydik. Ordu mensuplarından biri, araların da İmam&#8217;ın da (a.s) bulunduğubir grubu şölene davet etti.</p>



<p id="block-0c66dbd4-f46a-4fae-b8f5-22a26e238f7f">Davetlilerden biri yemekte su isteyince, bir kadeh şarap verdiler elinde. Bunu gören İmam (a.s) hemen sofradan kalkarak: &#8220;Resulullah (s.a.a) şarap içilen sofrada oturan kimsenin, Allah&#8217;ın rahmetinden uzak ve melun olduğunu buyurmuştur.&#8221; dedi ve orayı terk etti. (Usul-u Kâfi, 6/268; Biharu&#8217;l-Envar, 47/39)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-70fe4a52-7907-4811-9709-d7a9c11612be">İçki İçilmesine Engel Oluyor</h4>



<p id="block-a5ce9771-0101-4fc1-a043-a145cd2899b2">Halife Mansur&#8217;un emriyle beytülmalın kilitleri açılmış, herkese bir şeyler veriliyordu. Bu sırada Şegranî adlı biri payını almak istedi. Ama kendisini tanıyıp kimliğini onaylayacak birini bulamıyordu. Dedelerinden biri, Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından bizzat azat edilmiş bir köle olduğundan Şegranî&#8217;yi de herkes, &#8220;Resulullahın azatlı kölesi&#8221; lakabıyla tanırdı. Şegranî bununla övünür, bunu Resulullah&#8217;a (s.a.a) ve Ehlibeyt&#8217;ine yakınlığının delili sayardı.</p>



<p id="block-d6818d11-ca05-4582-91ac-fba485656c6c">Kendisini tanıyacak birilerini ararken İmam Sadık&#8217;ı (a.s) gördü, hemen koşup durumunu anlattı. İmam (a.s) ona beklemesini söyleyip gitti ve çok geçmeden elinde Şegranî&#8217;nin payıyla döndü. Parayı verirken elini Şegranî&#8217;nin omzuna koyup sevgi ve şefkat bir dolu sesle buyurdu ki:</p>



<p id="block-338c37a0-f51c-4508-87ef-76915b8b6bc2">Ey Şegranî, iyi şeyler yapmak herkes için iyidir; hele kendisini bizim yakınımız sayan ve Resulullah&#8217;a (s.a.a) yakınlığıyla tanınan senin yapman çok daha iyi ve güzeldir. Aynı şekilde kötü iş de, kim yaparsa kötüdür; ama sözünü ettiğim yakınlığın sebebiyle, maazallah senin yapman çok daha kötüdür.</p>



<p id="block-6f68d9f7-17af-43ad-820a-01c778b486cc">İmam (a.s) bunu söyledikten sonra sevgiyle gülümseyip oradan ayrıldı. Şegrani bunları duyunca, İmam&#8217;ın (a.s) onun sırrına agâh olduğunu, yani içki içtiğini bildiğini anlamıştı!</p>



<p id="block-8ea39f33-0cb3-468b-a587-08d72131be14">Evet, İmam (a.s) onun içki içtiğini bildiği hâlde bunu görmezden gelip ona yardımcı olmuş, sonra da sevgi ve şefkatle ve onu kırmamaya özen göstererek, hatasını anlamasını sağlamıştı. Şegranî de utanmış, mahcup bir hâlde oradan ayrılmıştı. (Biharu&#8217;l-Envar, 47/349, İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera ve Menakıb&#8217;dan naklen Envaru&#8217;l-Behiyye, İbn Cevzî&#8217;nin Tezkere&#8217;de Zemahşerî&#8217;nin Rebiu&#8217;l-Ebrar eserinden naklen. Biz bunu, şehit Mutahharî&#8217;nin Dastan&#8217;ı Rastan&#8217;ından (doğruların öyküsü), c.1, s. 174&#8217;ten aktardık.)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-62c7d3a1-09ef-4854-9078-53cb0a038026">Köleyi Azat Etmenin Şartı</h4>



<p id="block-c9c342f6-167f-4a57-a407-58b4bed18c15">İbrahim b. Bilal anlatır: İmam Sadık&#8217;ın (a.s) azat ettiği kölelerinden birinin azatlık belgesini okuduğumda, çok şaşırdım. Belgede şöyle yazıyordu:<br>Cafer b. Muhammed bu köleyi yüceler yücesi Rabbi&#8217;nin rızası ve hoşnutluğu için azat etmekte olup ondan namaz kılması, zekât vermesi, haccetmesi, ramazanda oruç tutması, Allah&#8217;ın dostlarını sevmesi ve O&#8217;nun düşmanlarından uzak durmasından başka hiçbir ücret ve karşılık beklemez!<br>Bu belgeyi 3 kişi mühürleyip şahit olarak onaylamıştı. (Usul-u Kâfi, 6/181; Biharu&#8217;l-Envar, 47/44)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-0365985b-0cea-45ff-892f-2fd9878e2db2">Allah&#8217;a Şükredip Yaratıcısnı Tanıyan Fakir İle İmam</h4>



<p id="block-be9626f8-732f-411c-9343-15196288e107">Misma&#8217; b. Abdulmelik şöyle anlatıyor: Mina&#8217;da İmam Sadık&#8217;la (a.s) oturmuş üzüm yiyorduk. Bir dilenci gelip yardım istedi, İmam (a.s) bir salkım üzüm vermek istedi, ama adam almayıp: &#8220;Paranız varsa para verin.&#8221; dedi. İmam (a.s) &#8220;O zaman Allah versin!&#8221; buyurdu. Dilenci dönüp gitti. Birkaç adım sonra geri dönüp: &#8220;O üzümü ver.&#8221; dedi; ama bu defa da İmam: &#8220;Allah versin İnşallah!&#8221; diyerek üzümü vermedi.</p>



<p id="block-123c515c-4a02-4ea2-ab16-d4c0e0489be0">Bu sırada bir başka dilenci çıkageldi. İmam ona üç üzüm tanesi verdiği hâlde, adamcağız memnuyiyetle alıp: &#8220;Âlemlerin rabbine şükürler olsun, bana rızk verdi!&#8221; dedi. imam (a.s) bu defa ona bir avuç dolusu üzüm verdi. Adam yine şükredip: &#8220;Alemlerin rabbine hamdolsun!&#8221; dedi. İmam bunu duyunca: &#8220;Hele dur&#8221; dedi ve hizmetçisine: &#8220;Yanında ne kadar para var?&#8221; diye sordu. Sanırım 20 dirhem para vardı, hepsini alıp dilenciye verdi. Adam yine şükredip. &#8220;Hamt Allah&#8217;a mahsustur.&#8221; dedi, &#8220;Ya Rabbim! Bu nimetin senden olduğunu bilirim. Sen birsin, teksin, eşin ortağın yoktur!&#8221;</p>



<p id="block-fb384539-1437-4a26-be8d-355b3c635cfe">İmam (a.s) yine onun gitmesini engelleyerek: &#8220;biraz dur.&#8221; dedi. ve sırtında ki gömleği çıkarıp ona verdi ve giymesini istedi. Dilenci pek sevinmişti, gömleği giyinip: &#8220;Bana elbise verip giydiren Rabbime şükürler olsun!&#8221; dedi neşeyle. Sonra da İmam&#8217;a (a.s) dönüp: &#8220;Allah sizden razı olsun, hayır görürsünüz inşallah!&#8221; diye teşekkür etti. Sanırım bu defa da sadece Allah&#8217;a şükretmekle ve İmam&#8217;a (a.s) duada bulunmasaydı, İmam (a.s) yine ona bir şeyler vermeye devam edecekti. (Usul-u Kâfi, 4/49)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-e5bdf68d-0056-4ef1-9dd1-3e489864fc19">İmam&#8217;ın (a.s) İbadeti</h4>



<p id="block-a8d2ad2c-421f-4f1d-a18f-36349ffff34e">Malik b. Enes şöyle anlatır:<br>İmam Sadık (a.s) her zaman ya oruç tutar ya namaz kılar ya da zikirle meşgul olurdu. Devrini en büyük abitleri ve zahitleri arasındaydı. Çok hoş sohbet ederdi, çok hadis naklederdi, onun meclisleri pek faydalı olurdu. &#8220;Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur&#8230;&#8221; diyerek bir hadis aktarmaya başladığında, yüzünün rengi değişirdi.<br>Bir hac yolculuğunda birlikteydik. ihrama girdiği sırada hâli değişti &#8220;Lebbeyk&#8221; diyemiyordu adeta, kendisinden geçecek gibiydi. Hatta bu hâli nedeniyle bir ara neredeyse bineğinden düşecek gibi oldu. &#8220;Ey Resulullah&#8217;ın (s.a.a) oğlu, &#8216;lebbeyk&#8217; de, bunu söylemek zorundayız!&#8221; dedim.<br>&#8220;Nasıl lebbeyk diyeyim?&#8221; dedi, &#8220;Rabbimin: &#8216;La lebbeyk&#8217; diye cevap vermesinden korkuyorum!&#8221; (Biharu&#8217;l-Envar, 47/16, Hisâl, İlelu&#8217;ş-Şerâyi, Emâli ve Menakıb&#8217;dan naklen)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-7cc97698-91c3-4cea-afad-8ecfd2015a81">Allah Karşısında Teslimiyet</h4>



<p id="block-0d530819-cab4-4e53-a3ea-701775e41e05">İmam Sadık&#8217;ın (a.s) yârenlerinden kuteybe şöyle anlatır: İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) hasta oğlunu ziyarete gitmiştik. İmam&#8217;ı (a.s) evin önünde gördüm, mahzundu, pek üzgün gözüküyordu. Çocuğun halini sordum. &#8220;Vallahi, ölmek üzere!&#8221; dedi, sonra da içeri girdi. Biraz sonra dışarı çıktığında rahatlamış gibiydi. Çocuk iyileşmiş olmalıydı. Tekrar çocuğun durumunu sorduğumda, &#8220;Rabbine kavuştu.&#8221; dedi. Hayretle &#8220;Canım size feda!&#8221; dedim, &#8220;Hayattayken onun için pek üzgündünüz, şimdi üzgün değil misiniz?&#8221; Şöyle buyurdu:</p>



<p id="block-b3bc094f-ee38-40e8-b67a-1de93c41a55c">Biz öyle bir aileden geliyoruz ki, bir musibetten önce üzgün ve tedirgin olur, ama Rabbimizin takdiri vaka bulduğunda da O&#8217;na tam bir rızayla teslimiyet gösteririz! (Usul-u Kâfi, 3/225; Biharu&#8217;l-Envar, 47/49)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-7db0a93b-8a59-41d1-b47f-f120760a029b">Sabır ve Tevekkül</h4>



<p id="block-da95a564-fec9-4d7e-bea2-a4012ce81dfc">Hafs b. Ebu Ayşe şöyle rivayet eder:<br>İmam Cafer sadık (a.s) hizmetçisini bir iş için yollamıştı. Hizmetçi epey gecikince, İmam (a.s) onun peşinden gitti ve onu bir köşede uyurken buldu! İmam (a.s) yanı başında oturup bir yelpazeyle onu serinletmeye başladı. Hizmetçi uyandığı zaman da şöyle buyurdu.</p>



<p id="block-6acd4cb7-c065-45ab-a246-dde48fcfae3e">Vallahi, uyuman için hem gece ve hem gündüz sana ait değildir. Gece senin ama gündüzün bizimdir! (Menakıb, 4/274; Usul-u Kâfi, 2/112)</p>



<h4 class="wp-block-heading" id="block-1b0ec9cd-6ba3-4da5-b10c-3dfa2b3ca89c">Muhtaçlara Yardım</h4>



<p id="block-cf68fa92-49cb-46f3-90ce-0d990dfdf356">Mualla b. Huneys der ki:</p>



<p id="block-10ba7ed6-4856-4067-b7e5-4f5958106f1b">Yağmurlu bir gece de İmam Sadık&#8217;ın (a.s) Benî Saide&#8217;nin gölgeliğine doğru. Dilencilerle yoksulların sığındığı büyük bir çardaktı burası. İmam&#8217;ı (a.s) takip ettim. Sırtında taşıdığı torbadan bir şey düştü. İmam: &#8220;Allah&#8217;ım! yere düşen o şeyi bize geri ver!&#8221; buyurdu. İleri çıkıp selâm verdim. &#8220;Mualla, sen misin?&#8221; dedi. &#8220;Evet. Canım size feda olsun, benim!&#8221; dedim. Ortalık karanlıktı. &#8220;El yordamıyla bir bak bakalım, yere düşen şeyi bulabilecek misin?&#8221; buyurdu. Aradım, birkaç ekmek bulup İmam&#8217;a (a.s) geri verdim; yanında ki büyük torbaya koydu. Torbanın ekmek dolu ve çok ağır olduğunu fark edince: &#8220;Efendim, izin verirseniz torbayı ben taşırım.&#8221; dedim. &#8220;Hayır.&#8221; buyurdu, &#8220;Bunu benim yapmam gerekiyor; ama istersen benimle gelebilirsin!&#8221;</p>



<p id="block-b10b7664-63c3-48ed-83c9-69834567e69c">Birlikte yürümeye devam ettik. Benî Saide gölgeliği denilen yere varınca İmam, uyumakta olan her garibanın elbisesinin altına bir veya iki ekmek bıraktı, kimseyi unutmamıştı. Ekmekler bitince geri döndük. Yolda: &#8220;Canım efendim!&#8221; dedim, &#8220;Bunlar Şianız mıydı?&#8221; şöyle buyurdu: &#8220;Eğer Şiamız olsalardı, daha fazla yardım ederdik.&#8221; (Usul-u Kâfi, 4/8; Sevabu&#8217;l-Amal, s.173; Biharu&#8217;l-Envar, 47/20)<br>Hişam b. Salim de şöyle anlatır:</p>



<p id="block-ec5456de-b8c9-403c-ad1e-dc7c88763594">İmam Sadık (a.s) geceleri ekmek, et ve para dolu büyük bir torbayı sırtlayıp Medine&#8217;nin yoksullarına gider ve torbasındakileri onlar arasında paylaştırırdı. Onlar, İmam&#8217;ın (a.s) kim olduğunu bilmez, onu tanımazlardı. İmam&#8217;ın (a.s) şehadetinden sonra bu yardımın kesildiğini görünce, geceleri kendilerine yiyecek taşıyan o meçhul iyilik meleğinin İmam Cafer Sadık olduğunu anladılar. (Usul-u Kâfi, 4/8 ve Biharu&#8217;l-Envar, 47/38)</p>



<h2 class="wp-block-heading" id="block-35da490f-8fa5-4bc2-b510-9d17b77df74c">İmam Cafer Sadık (a.s) ve Yöneticiler</h2>



<p id="block-a9e9fa05-01c7-439d-b184-0fadf0b6e272">İmam Sadık (a.s) hicrî 83&#8217;te Emevî zulmünün 5. halife sultani olan zalim Abdulmelik b. Mervan döneminde dünyaya geldi. Hişam b. Abdulmelik dönemine rastlayan hicrî 114&#8217;te sevgili babası İmam Bakır&#8217;ın şehadetinden sonra 31 yaşındayken imamet görevini üstlendi.</p>



<p id="block-e36d9cae-1c4a-41ea-bd57-101c7e1ffdd0">İmam&#8217;ın (a.s) doğumundan, Emevîlerin yıkılışına kadarki hicrî 132&#8217;ye kadar iktidarda bulunan halife sultanlar ve iktidar süreleri şöyledir:</p>



<p id="block-707b4cb1-6ab5-4112-9583-4c448e7cf4ba">1- Abdulmelik b. Mervan, hicrî 65-68. Abdulmelik öldüğünde İmam (a.s) 3 yaşındaydı. <br>2- Velid b. Abdulmelik: 9 yıl 8 ay.<br>3- Süleyman b. Abdulmelik: 3 yıl 3 ay.<br>4- Ömer b. Abdulaziz: 2 yıl 5 ay.<br>5- Yezid b. Abdulmelik: 4 yıl 1 ay.<br>6- Hişam b. Abdulmelik: 20 yıl. (Bunun yaklaşık 12 yılı İmamet dönemine rastlar.)<br>7- Velid b. Yezid b. Abdulmelik: 1yıl.<br>8- Yezid b. Velid b. Abdulmelik: 6 ay.<br>9- İbrahim b. Velid b. Abdulmelik: 2 veya 4 ay.<br>10- Mervan el-Himar: 5 yıldan birkaç ay fazla.</p>



<p id="block-c47273a6-56e1-4a74-8f8a-5f860a667fd7">Mervan el-Himar&#8217;ın Abbasîlere yenilip öldürülmesiyle hicrî 132&#8217;nin zilhicce ayında zalim Emevî iktidarı son bulmuştur. (el-İmamu&#8217;s-Sadık, 1/34-37; Tetemmetu&#8217;l-Munteha, s.57-104)</p>



<p id="block-277b2c77-26f3-4fa2-b24a-2b2d1c701687">İslâm tarihinin en karanlık sayfalardan biri olan 100 yıllık Emevî iktidarı boyunca İslâm ümmeti, bu zalim iktidarın iğrenç emellerine alet edildi ve ümmet adeta alaya alındı. Halka zerrece değer verilmedi. Başta Resulullah&#8217;ın (s.a.a) sevgili ailesi olmak üzere bütün Müslümanlar. Emevî iktidarı boyunca olmadık zulüm ve baskılara uğradılar.</p>



<p id="block-7a02b594-575a-4237-94fd-7fe49d9f1985">Emevî iktidarının zulüm zincirinin halkalarından olan Abdulmelik, halka yaptığı bir konuşmada: &#8220;Beni takva, dürüstlük ve dindarlığa davet etmeye kalkışanın kellesini uçururum!&#8221; demiş. (el-Kamil, İbnî Esir, 4/521-522) ve onun ölümünden sonra tahta geçen Velid de: &#8220;Bize muhalefet edeni öldürürüz, muhalefet edemeyip susanı da suskunluk derdi öldürecektir.&#8221; tehdidinde bulunmuştu. (Tarih-i Taberî, 8/1178, Londra basımı)</p>



<p id="block-62938ee9-3ed6-4983-8fe9-21d2c4d2e05f">Aslında Emevîler, dinsiz ve zındık bir aileydi, İslâm&#8217;ın ilk günlerinden başlayarak Hz. Resulullah (s.a.a) ve onun getirdiği İslâm dinine karşı en kötü düşmanlığı onlar beslemiş, bu kin ve düşmanlıklarını daima sürdürmüşlerdir. Daha sonra gelişen olaylar ve özellikle de Bedir ve Uhud gazvelerinden sonra Emevîler Resulullah&#8217;a (s.a.a) ve Emirü&#8217;l-Müminin İmam ali&#8217;ye (a.s) karşı intikam yemini edip her fırsatta bu kini kusmanın yollarını aradılar.<br>İslâm&#8217;ı ortadan kaldırmak ve Hz. Resulullah (s.a.a) ile onun mübarek ve sevgili Ehlibeyti&#8217;ne düşmanlık etmek için akla gelmedik komplo, oyun ve caniliklere başvurmaktan çekinmediler.</p>



<p id="block-51b2468a-0efa-4853-bc54-acd7d0c27e6e">Hicret&#8217;in 40. yılından sonra, Emirü&#8217;l-Müminin İmam ali&#8217;nin (a.s) şehadeti ve Muvaiye&#8217;nin iktidarı ele geçirmesinin ardından İslâm dünyası fiilî olarak Emevîlerin eline geçmiş ve onların zulmüne ve İslâm&#8217;ı bozmaya çalışan icraatlarına seyirci kalmayıp muhalefet eden Şiî müslümanları akla gelmez baskı ve işkencelere maruz bırakmıştır.</p>



<p id="block-09ca4d8d-d3e5-427f-803b-d8e8b639640c">Emevî sultanların günlük siyasî uygulamalarından biri, Hz. Ali&#8217;ye (a.s) minberlerde küfretmek olmuştur. Kerbela katliamı ve cennet gençlerin efendisi İmam hüseyin (a.s) ve evlatlarının alçakça şehit edilmesi, bu kötü ve zalim hanedanın işlediği cinayetlerin doruğu sayılır. Kerbela faciasından önce ve sonra da Emevîler, birçok Alevi&#8217;yi (imam ali&#8217;nin (a.s) soyundan gelen Müslümanlar) ve Şiîlerin önde gelen büyüklerinin çoğunu sırf Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;ni savundukları için acımasızca katletmiş, birçoğunu da yer altı zindanlarında inanılmaz şartlar altında yılarca tutsak etmişlerdir.</p>



<p id="block-fb9aa827-06bd-4e65-8308-f6171e5b9d2a">Ehlibeyt&#8217;in 4. imamı Hz. Seccad&#8217;ın oğlu Zeyd (r.a), Hişam b. Abdulmelik döneminde alçakça şehit edildi. Zeyd&#8217;in naaşı Hişam&#8217;ın emriyle yıllarca darağıcında asılı kaldı, ceset tamamen çürüdükten sonra ağaçtan indirilip yakıldı ve külleri rüzgârda savruldu.</p>



<p id="block-b3aaf425-2a49-436b-a6bc-ebebbd992351">Kerbela hadisesi ve bu facianın ardından Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) halkı aydınlatma ve bilinçlendirme çalışmaları, İslâm ümmetinin Emevî hanedanının gerçek yüzünü tanıyıp bu zulüm düzeninden nefret duymasında çok etkili olmuştu.</p>



<p id="block-2529a305-263b-4f65-a697-29c9522890c9">Zeyd&#8217;in şehadeti halkın Emevîlere duyduğu kini doruğa çıkarmış, Emevîlerin zulüm, ayyaşlık ve dinsizliğinden iyice bunalan Müslüman toplumu bir patlamanın eşiğine getirmiştir. Nitekim hicrî 132&#8217;de Emevilerin zulüm düzeni yıkılıp yerle bir oldu ve bunu fırsat bilen Abbasİler, kendilerine haktan yana bir görünüm vererek iktidarı ele geçirdi.</p>



<p id="block-7bbf42ff-e3b3-4018-b2ba-89f9a9d7ce2b">Diğer Ehlibeyt İmamları gibi imam Sadık da (a.s) hayatı boyunca gizli veya açık şekilde zalimlerle savaştı ve bu cümleden olmak üzere EmevÎlerle de mücadele etti. Emevîlerin uyguladığı onca baskı ve kısıtlamalara rağmen her fırsatta halkı aydınlatıp bilinçlendirdi, Hakk&#8217;a ve hakikate gönül verenlere yol gösterip gerçek İslâm&#8217;ı anlatıp öğretti.</p>



<p id="block-63017056-5da1-4896-8dbc-00e2cb41e0ce">Hişam. b. Abdulmelik&#8217;in halife olduğu yıllardan birinde, İmam Sadık (a.s) sevgili babası İmam bâkırla (a.s) hacca gitmiş ve bu haccında yaptığı etkili bir konuşmada Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibet&#8217;inin (a.s) İmamet ve liderliği konusunda şöyle buyurmuştu:<br>Muhammed&#8217;i (s.a.a) hak üzere gönderen ve bizi onunla onurlandıran Rabbimize hamd ederiz. Biz Ehibeyt, Allah&#8217;ın yarattıkları arasında seçmiş ve yeryüzünde kendi temsilcisi kılmış olduğu kullarıyız. Bize uyan kurtuluşa erer, bize düşmanlık eden helâk olur. (Delailu&#8217;l-İmame, Şiî olan Taberî, s.104-106, Necef 2. baskı)</p>



<p id="block-22a2c8c0-dec1-47c3-8580-d279416caa3f">İmam&#8217;ın (a.s) bu sözleri Hişam&#8217;a ulaştırıldı. Hişam hacıların dönüşünden sonra Medine&#8217;deki valisine, İmam Bâkır (a.s) ve oğlu İmam Sadık&#8217;ı (a.s) Şam&#8217;a göndermesini emretti. Şam da bu iki İmam ile zalim Hişam arasında ilginç olaylar yaşandı.</p>



<p id="block-63e1b162-3c8e-4874-a6ad-57745bb89598">İmam Bâkır (a.s) ve İmam Sadık&#8217;ın (a.s) bu karanlık ve baskı dolu dönem boyunca İslâm ümmetine verdikleri en büyük hizmet, İslâm bilimlerini öğretme ve ümmeti yetiştirme yolunda başlattıkları muazzam &#8220;İlmi hareket&#8221;ti. Onların sorumluluk ve takva sahibi fakihlerle âlimler yetiştirmesi sonucu Kur&#8217;ân ve İslâm dini iktidardaki güçlerin saptırmalarından uzak bir şekilde İslâm beldelerinin dört bir yanında öğrenilip anlaşılmış, İslâm hükümleri ihya edilmiş, akidevî sapmalar önlenmiş ve gerçek İslâm çizgisi korunabilmiştir. Bu tür mücadele tarzı, bilinen anlamdaki diğer mücadele ve savaş tarzından çok daha zor ve karmaşıktır aslında. </p>



<p>Bu iki büyük İmam&#8217;ın gayret ve çalışmaları sonucu, Emevîlerin bir asır süren zulüm ve baskılarına ve İslâm&#8217;ı ortadan kaldırma girişimlerine rağmen din ve maneviyatın temel sütunları başarıyla korunabilmiştir. Oysa bilindiği üzere Emevîler, İslâm&#8217;ı tarihten silmek ve İslâm ümmetini tekrar cahiliye dönemindeki inanç durumuna döndürebilmek için çok uğraştılar ve görünüşte bu yolda bazı başarılar da elde ettiler. Ama Ehlibeyt İmam&#8217;larının (a.s) aralıksız çaba ve çalışmaları sayesinde, özellikle inançlı ve cesur âlimler yetiştirip İslâm toplumunu bilinçlendirme konusundaki ince yöntemleri sonucunda, Emevîler iğrenç emellerine ulaşamadılar ve İslâm&#8217;ın temellerin yıkmaya yönelik çabaları akamete uğradı.</p>



<p>   Sonunda zalim Emevî devleti yıkıldı ve yerine Abbasî devleti kuruldu,</p>



<p>   Resulullah&#8217;ın (s.a.a) amcası Abbas b. Abdulmuttalib&#8217;in soyundan geldikleri için bu adla anılan Abbasîler, başlangıçta, sözde kerbela şehitlerinin intikamını almak ve Emevî zulmüne son vermek için istediklerini iddia ederek halkı kendi taraflarına çektiler. Özellikle İranlı Müslümanların İmam Ali&#8217;ye (a.s) ve onun evlatlarına besledikleri sevgiyi istismar ederek, iktidarı Emevîlerden alıp ehil olana vereceklerini söylemek suretiyle Horasanlı Ebu Müslim&#8217;in ve onun etrafına toplanan İranlı müslümanların yardımıyla Emevîleri devirdiler. Ancak halifeliği, o zamanki Ehlibeyt İmam&#8217;ı olan İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) bırakacakları yerde, son anda çark ederek kendi tekellerine aldılar.</p>



<p>    Emevîlerin tersine, Abbasîler kendilerini çok dindar ve Müslüman&#8217;mış gibi gösteriyor ve bu görünümü bozmamaya özen gösteriyorlardı. Kendilerinin Resulullah&#8217;ın (s.a.a) akrabası olduklarını, bu nedenle de Peygamber&#8217;in vârisleri olmaya herkesten daha fazla hakları bulunduğunun ve İslâm&#8217;i hilafete herkesten daha lâyık olduklarının propagandasını yapıyorlardı. </p>



<p>   Bunun yalan olduğunu, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) gerçek vârislerinin ve halifelerinin aslında onun pak Ehlibeyti&#8217;nin İmamları olduğunu herkesten iyi bildikleri için, iktidarı ele geçirir geçirmez onlar da tıpkı Emevî asilerin yaptığını yaparak İmam Sadık&#8217;la (a.s) Şiasına baskı politikası uygulamaya başladılar. Kendilerine dindar süsü verip Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yakınları olduklarını söyleyerek ele geçirdikleri iktidarı kaybetmemek için mümkün olan her yolu deneyerek halkı Ehlibeyt İmamlar&#8217;ından uzak tutmaya çalıştılar. </p>



<p>    Emevîlerin yıkıldığı hicrî 132&#8217;den, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) şehit edildiği hicrî 148&#8217;e kadar Ebu Abbas el-Saffah ve Mansur Devanikî adlı iki Abbasî sultanı, kendilerini halife ilan ettiler. İlk Abbasî halifesi olan Seffah 4 yıl iktidarda kaldı; ikinci halife Mansur ise 22 yıl boyunca yani İmam Sadık&#8217;ın (a.s) şehadetinden 10 yıl sonrasına kadar saltanatını sürdürdü. (Tetimmetu&#8217;l-Munteha, s.110, 113, 147)</p>



<p>   Bütün bu süre boyunca, özellikle Mansur döneminde İmam Cafer Sadık (a.s) çok sıkı bir tâbi tutulmuş ve yoğun baskılara maruz bırakılmış, hatta bazen halkla görüşmesi engellenmişti.</p>



<p>   Harun b. Harice şöyle anlatır:</p>



<p>      Şiîlerden biri, bir celsede 3 talakla kadını boşamanın hükmünü (Şia fıkhında, bir celsede üç boşanma ardı ardına yapılamaz; batıldır. Geniş bilgi için ilgili fıkıh kitaplarına bakınız.) İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) sormak istiyordu. Bu amaçla İmam&#8217;ın (a.s) bulunduğu yere gitmek istedi; ama Abbasî halifesi, İmam&#8217;la (a.s) görüşülmesini yasaklamıştı. İmam&#8217;la nasıl görüşebileceğini düşünürken, eski elbiseler içinde salatalık satan seyyar bir satıcıya gözü ilişti. Hemen ona gidip bütün salatalıkların hepsini satın aldı. Adamın elbiselerini de ödünç alarak seyyar satıcı kılığında İmam&#8217;ın evine yaklaştı.</p>



<p>    İmam&#8217;ın hizmetkârı salatalık almak için onu çağırmış, böylece eve girip İmam&#8217;la (a.s) görüşmeyi başarmıştı. İmam (a.s) bu hilesini beğenerek: &#8220;İyi bir yöntem seçmişsin.&#8221; dedi ve sorusunu sormasını istedi. Soruyu dinledikten sonra: &#8220;Aynı zamanda ardı ardına üç talak olmaz, batıldır.&#8221; buyurdu. (Biharu&#8217;l-Envar, 47/171, Ravendî&#8217;nin Haraic&#8217;inden naklen) </p>



<p>Mansur Devanikî, İmam (a.s) ve diğer Alioğulları (Aleviler) ile Şiîlere karşı hiçbir baskı ve işkenceyi uygulamaktan çekinmiyor, Emevîlerin yöntemini uyguluyordu. Sedir ve Abdusselâm b. Abdurrahman gibi, İmam&#8217;ın (a.s) nice yakın adamlarını hapse attı. İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ashabının büyükleri arasında sayılan Mualla b. Huneys&#8217;i şehit ettirdi. İmam Hasan&#8217;ın (a.s) evlatlarından olup Alevîlerin büyüklerinden sayılan Abdullah b. Hasan&#8217;ı bir bahaneyle Irak&#8217;a sürgüne gönderdi ve orada hapse attırıp sonra da şehit ettirdi. (Câmiu&#8217;r-Ruvat, 1/350-457 ve 2/247; Tuhfetu&#8217;l-Ahbab, s. 179; Mumtehe&#8217;l-Amal, 1/195)</p>



<p>   Bir yandan bu cinayetleri işlerken, diğer bir yandan da tam bir münafıklık sergiliyor ve kendisini Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) gerçek halifesi gibi göstererek halkın sevgisini kazanabilecek her hileye başvuruyor; kendisini din ve şeriat düşkünü bir yönetici olarak gösteriyordu. dahası, kendisini Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;ne mensupmuş gibi göstermeye büyük çaba harcıyor, böylece Resulullah&#8217;ın (s.a.a) gerçek vasileri ve halifeleri olan Ehlibeyt İmamları&#8217;nın yerini almayı planlıyordu. Çünkü Müslümanların, Resulullah&#8217;ın Ehlibeyti&#8217;ni ne kadar çok sevdiğini biliyordu. Nitekim Abbasîler, Müslüman halkın Ehlibeyt&#8217;e beslediği sevgiyi kullanarak iktidarı ele geçirmiş ve kendilerini Ehlibeyt&#8217;in savunucuları gibi göstererek Emevîleri yıkma yolunda halkın desteğini alabilmişlerdi.</p>



<p>  Mansur, bir Arefe günü yaptığı konuşmada şöyle diyordu:  <br>    Ey insanlar! Biliniz ki ben, Allah tarafından yeryüzünde padişahlık etmekteyim. Sizi O&#8217;nun yardımıyla yönetmekteyim. Ben Allah&#8217;ın haznedarıyım ve beytülmal benim elimdedir. O&#8217;nun rızasına göre davranır ve O&#8217;nun rızasına göre bölüştürürüm! Beytülmalden birine lütufta bulunucak olsam, bu da yine O&#8217;nun izniyle olur! Allah Teala beni kendi haznesinin anahtarı kılmıştır; dilediği zaman beni açarak size lütufta bulunur!&#8230; (Tarihu&#8217;l-Hulefa, s.263; el-İmamu&#8217;s-Sadık, 5/45)<br>Bir başka konuşmasında da Horasan halkına şöyle hitap ediyordu: </p>



<p>   Ey Horasanlılar! Allah bizim hakkımızı ortaya çıkardı ve Resulullah&#8217;tan kalan mirasımızı (halifeliği) bize geri verdi! hak yerini buldu; Allah nurunu zahir, sevdiklerini aziz kıldı ve zalimleri yok etti!&#8230; (Murucu&#8217;z-Zeheb, 3/301)</p>



<p>Mansur, kitleyi aldatmaya yönelik bu oyunlarıyla kendisine dindar süsü veriyor ve kötülük, küfür ve münafıklıkta Emevîlerden hiç geri kalmayan iğrenç yüzünü bu sahte görünümün ardında gizliyordu. </p>



<p>   Diğer taraftan, zorla ve tehditle de olsa İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) görünüşte onayını almaya, böylelikle de halkın tepkisini çekmemeye çalışıyordu. Ancak İmam (a.s) onu hiçbir zaman onaylamadığı gibi her fırsatta halkı aydınlatmış, onun ve Abbasîlerin gerçek yüzünü anlaşılmasını sağlamıştır. </p>



<p>   İmam&#8217;ın (a.s) yarenlerinden biri: &#8220;Maddi açıdan zor durumda bulunan biri biz Şiîlerden birine (Abbasîler) tarafından teklif gelir ve ücret karşılığından onlara ev yapmamız veya su kanalı açmamız istenirse, ne yapalım?&#8221; diye sorduğunda, İmam şu cevabı vermiştir:</p>



<p>Karşılığında çok dolgun bir ücret de verseler şahsen ben, onlar (Abbasîler) için bir düğüm atmaya veya bir çizgi çizmeye bile razı değilim. Çünkü zalimlere yardımcı olanlar, Allah Teala kulları arasında bir hükme varıncaya kadar kıyamet günü ateşte yanacaklardır. (Vesailu&#8217;ş-Şia, 12/129; Usul-u Kâfi ve Tehzib&#8217;den iktibasla)</p>



<p>Fakihler konusunda da şöyle buyurmuştur:</p>



<p>Fakihler, Peygamber&#8217;in eminleridirler, sultanlara yöneldiklerini (iktidardakilere meylettiklerini, onlarla sıkı-fıkı olduklarını) görürseniz, onlardan şüphelenin ve böylelerine güvenmeyin! (Keşfu&#8217;l-Gumme, 2/412; el-İmamu&#8217;s-Sadık, 3/21, Hilyetu&#8217;l-Evliya&#8217;dan naklen.)</p>



<p>İmam (a.s) kimi zamanda mektuplarında veya görüşmelerinde, Mansur&#8217;u sarih bir dille uyarıyor, kınıyordu. Bir defasında Mansur İmam&#8217;a (a.s) bir mektup yazıp: &#8220;Neden herkes gibi sen de beni görmeye gelmiyorsun?!&#8221; diye sordu. İmam (a.s) mektuba şu cevabı yazdı:</p>



<p>Senden korkmamızı gerektirecek bir dünyalığımız olmadığı gibi, sana umut besleyebileceğimiz bir maneviyat ve dindarlık da görmüyoruz sende. Ne seni gelip kutlayacağımız bir nimet içindesin, ne de kendini, gelip sana teselli vermemizi gerektirecek bir musibet içinde görmektesin. Bu durumda neden seni ziyaret edelim ki?!</p>



<p>Mansur mektuptaki kınamayı örtbas edebilmek için; &#8220;Gelip bana nasihatte bulunun.&#8221; diye yazdı. İmam (a.s) şu cevabı verdi:</p>



<p>  &#8220;Dünyayı seven, sana nasihat etmez; ahiretini düşünen de sana gelmez!&#8221; (Keşfu&#8217;l-Gumme, 2/488; Biharu&#8217;l-Envar, 47/184)</p>



<p>Mansur&#8217;un bulunduğu bir mecliste İmam&#8217;ın da oturmuş olduğu bir gün, bir sinek ilginç bir şekilde Mansur&#8217;a musallat oldu. Ne yapsa kurtulamıyor, o kovdukça sinek hemen gelip yine yüzüne konuyordu. Mansur sineği kovmaya çalışırken öfkeyle: &#8220;Allah şu sineği neden yarattı sanki?!&#8221; diye çıkıştı İmam&#8217;a (a.s). İmam hiç beklemeden şu cevabı verdi:</p>



<p>&#8220;Zalimlerle zorbaları aciz kılıp küçük düşürmek için!&#8221; (el-Fusulu&#8217;l-Muhimme, s.236)</p>



<h3 class="wp-block-heading">Medine Valisinin Karşısında</h3>



<p>Abdullah b Süleyman et-Temimî şöyle anlatır:</p>



<p>Abdullah b. Hasan b. el-Hasan&#8217;ın oğulları İbrahim&#8217;le Muhammed, Abbasî iktidarı tarafından şehit edildikten sonra Mansur Devanikî yakın adamlarından Şeybe b. Gaffal&#8217;ı Medine&#8217;ye vali tayin etti.</p>



<p>Şeybe, Medine&#8217;de bir cuma hutbesinde şöyle konuştu:</p>



<p>&#8230;.Ali b. Ebu Talib, Müslümanlar arasında ihtilaf yarattı. İman ehliyle savaştı ve iktidarın, ehline geçmesine engel olup onu hep kendisi için istedi. Ama Allah onu iktidardan mahrum bıraktı. Ondan sonra onun evlatları da bozgunculukta onun yolunu izler oldular ve şimdi iktidar peşindeler! oysa onlar iktidara lâyık değiller! Zaten bu yüzden her tarafta öldürülmekte, kendi kanlarına boyanmaktadırlar!</p>



<p>Şeybe&#8217;nin bu küstah ve iftira dolu sözleri Medine ahalisini pek rahatsız etmiş, ama korkudan hiç kimse bir şey söylememişti. Herkes susuyordu. Bu sırada, sırtında yün elbise olan biri cesaretle yerinden doğrularak cesaretle yerinden doğrularak şöyle dedi: </p>



<p>   Allah&#8217;a hamt eder, O&#8217;nun son elçisi ve bütün resullerinin baş tacı olan Muhammed&#8217;le diğer bütün Peygamberlere salât-u selam göndeririz! Söylediğin iyi vasıflara gelince; biz onlara lâyık bir aileyiz, söylediğin kötülükler ve çirkinliklerse, ancak sana ve Mansur&#8217;a yakışır!</p>



<p>Sonra, yüzünü cemaate dönerek sözlerini sürdürdü:</p>



<p>   Kıyamette kimin amellerinin daha boş ve herkesten daha ziyankâr olacağını bildireyim mi size?! Ahiretini, başkalarının dünyasına satan kimsedir o! Şu fasık vali de böyle biridir işte! (Çünkü kendi ahiretini Mansur&#8217;un dünyasına satmıştır.)</p>



<p>Cemaat sakinleşmişti. vali hiçbirşey söylemeden sessizce camiden çıktı. Dışarıya çıkınca, adamlarına: &#8220;Halifenin valisinin karşısında karşısında hiç çekinmeden öyle konuşan o adam kimdi?&#8221; diye sordu. İmam Cafer Sadık (a.s) olduğunu söylediler. (el-Emali, Şeyh Tusî, s.31; Biharu&#8217;l-Envar, 47/165)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Sadık ve Zeyd bin Ali</h2>



<p>Ehlibeyt İmamları&#8217;nın dördüncüsü Hz. Seccad&#8217;ın (Zeynelabidin -a.s-) oğlu olan zeyd, İslam tarihinin önemli simalarından ve Şia&#8217;nın bilim, takva ve fazilette en parlak şahsiyetlerdendir.</p>



<p>  Zeyd, Emevîlerin en dehşet ve karanlık dönemlerin de yiğitçe kıyam etti, cesaretle savaştı ve bir Mümine yaraşır bir onurla ve şerefle şehit düştü. Zeyd&#8217;in (r.a) baştanbaşa nur ve takva dolu hayatı ve onun yepyeni bir tarih yaratan şanlı kıyamı ve nihayet onur ve iftihar dolu şehadeti, İmamet ailesinde onun babasından ve kardeşinden aldığı eğitim ve terbiyenin en güzel belgesidir. </p>



<p>   İslâm âlimleri, Hz. Zeyd&#8217;in (r.a) ilim, takva fazilet ve büyüklüğü konusunda müttefiktirler. Ehlibeyt imamları (a.s) defalarca Hz. Zeyd&#8217;in fazilet ve yiğitliğini övmüşlerdir. Nitekim Zeyd hakkındaki rivayetler o kadar çoktur ki, Şeyh saduk (r.a) Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza adlı ünlü eserinin bir babını bu rivayetlere ayırmıştır. (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, 1/248)</p>



<p>    Şeyh Müfid şöyle der:</p>



<p>  Zeyd (r.a) İmam Seccad&#8217;ın (a.s) İmam Bâkır (a.s) dışındaki bütün evlatlarından üstün ve ileridir. Son derece dindar, takvalı, abid, fakih, bağışlayıcı ve cesurdu. İnsanları iyiliğe çağırır, kötülükten men ederdi. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.251)</p>



<p>   Ebu Carud şöyle der:</p>



<p>Medine&#8217;de bulunduğum günlerde ne zaman Zeyd&#8217;i sorsam, kur&#8217;an&#8217;la meşgul olduğunu söylerlerdi. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.251),</p>



<p>Hişam şöyle der:</p>



<p>   Halid b. savfan, Zeyd&#8217;den söz ediyordu. Onu nerede gördüğünü sordum. &#8220;Kûfe köylerinden birinde&#8221; dedi. Onu nasıl bulduğunu sordum &#8220;Allah korkusuyla pek ağlayan biri olarak gördüm onu!&#8221; dedi. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.251) </p>



<p>Şeyh Müfid şöyle anlatır:</p>



<p>Şia içinde bir grup (Zeydiler) Zeyd&#8217;in, babasından sonra imam olduğuna inanırlar. Bu inancın nedeni, onun silahlı kıyamda bulunması ve halkı açıkça Hz. Muhammed&#8217;in Ehlibeyti&#8217;ne (a.s) uymaya devam etmesidir. İşte bu, bazılarınca onun İmametinin ilanı olarak telakki edilmesine yol açtı. Oysa gerçek bu değildi; Zeyd asla İmamet iddasında bulunmamıştır. Babasından sonra imamın, sevgili kardeşi Bâkıru&#8217;l-Ulum (a.s) olduğunu biliyordu. İmam Bâkır (a.s) da vefatından önce İmam Sadık&#8217;ın (a.s) olduğunu açıklamıştır. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.251) </p>



<h3 class="wp-block-heading">Zeyd&#8217;in Kıyamı</h3>



<p>Zeyd, Halid b. Abdulmelik&#8217;i şikayet etmek için Şam&#8217;a Emevî sultanı Hişam b. Abdulmelik&#8217;i görmeye gitti. Ancak Hişam, Zeyd&#8217;i küçük düşürmek için onu sarayına kabul etmedi. Zeyd, şikayetini yazılı olarak Hişam&#8217;a bildirip ondan uygulamasını istediyse de, Hişam yine aldırmayıp Zeyd&#8217;in mektubunun altına: &#8220;Geldiğin yere dön.&#8221; notunu düştü. Zeyd: &#8220;Vallahi geri dönmeyeceğim.&#8221; dedi ve Hişam&#8217;dan görüşmek için vakit alıncaya kadar Şam&#8217;dan ayrlmadı. Sonunda Hişam ona vakit vermiş, ama Şam&#8217;ın ileri gelenlerini de davet ederek Zeyd&#8217;i sürekli oyalamalarını ve onu kendisinden uzak tutmaya özen göstermelerini tembihlemişti.<br>   Zeyd, Hişam&#8217;ın bulunduğu meclise girer girmez hemen konuşmaya başlayarak Hişam&#8217;a hitaben şöyle dedi:<br>   Allah&#8217;ın kulları arasında, takvaya davet edilmeyecek kadar büyük kimse yoktur ve takvaya davet etmeyen kimseden daha aşağılığı da yoktur! Ben seni takvalı olmaya ve Allah&#8217;tan korkup O&#8217;nun dinine uymaya davet ediyorum!<br>Hişam, kırıcı ve alaycı bir ses tonuyla: &#8220;Senin asıl amacın halife olmak!&#8221; dedi, &#8220;Kendini halifeliğe pek uygun görüyorsun; ama buna lâyık değilsin ve alt tarafı bir cariyenin oğlusun!&#8221;<br>Zeyd soğukkanlılıkla şöyle dedi: <br>   Peygamberlikten daha üstün bir makam olmadığını bilmez misin?! İbrahim&#8217;in (a.s) oğlu İsmail (a.s) gibi bazı peygamberler de cariyeden dünyaya gelmiştir. Eğer cariyeden dünyaya gelmek bir kusur olsaydı, bil ki İsmail&#8217;e asla peygamberlik görevi verilmezdi! Peygamberlik mi daha üstündür sence, yoksa halifelik mi?! Kaldı ki ecdadı Resulullah (s.a.a) ve İmam Ali (a.s) olan biri için, annesinin cariye olup olmaması nasıl kusur telakki edebilir?! <br>Bu yerinde cevap, Hişam&#8217;ı çok öfkelendirmişti. hışımla yerinden kalkıp, Zeyd&#8217;in hemen dışarı çıkarılmasını emretti. Zeyd dışarı çıkarken: &#8220;kılıcın acısını dayanılmaz bilip korkanlar, zilletle yaşamaya mahkumdurlar!&#8221; dedi.<br>Zeyd&#8217;in bu sözünü Hişam&#8217;a aktardıklarında, Hişam onun Emevîlere karşı kıyam edeceğini anladı. Saray erkânına şöyle dedi: &#8220;Siz, Ali&#8217;nin soyu kurumuş, mahvolmuş diyordunuz. Yemin ederim ki Zeyd gibilerinin olduğu bir ailenin soyu kurumaz!&#8221;<br><br>Zeyd, Şam&#8217;dan kûfeye döndü. Olayı duyan Şiîler etrafına toplanarak ona biat ettiler. sadece kûfe&#8217;den biat edenlerin sayısı 15 bini bulmuştu; Medain, Basra, Vâsıt, Horasan, Rey, Musul ve diğer şehirlerden de çok sayıda Müslüman onlara katılmıştı.<br>Bunu gören Zeyd kıyam etti. (Umdetu&#8217;t-Talib, s.228)<br><br>Savaş başladığında, Zeyd&#8217;e biat edenlerin çoğu namertçe onu yalnız bırakıp kaçtı. Zeyd, çok az sayıda adamı kaldığı hâlde savaştan kaçmadı ve beklenmedik bir yiğitlikle çarpıştı. Ancak savaşta alnına isabet eden bir ok nedeniyle birkaç gün sonra şehit oldu. Allah&#8217;ın ve meleklerin selâmı bu yiğit ve fedakar müminin üzerine olsun. Zeyd&#8217;in şehadeti hicret&#8217;in 120 veya 121. yılı safer ayına rastlar.<br><br>   Zeyd&#8217;in adamları onun cesedini bir nehrin yatağına gömüp üzerinden su geçirseler de, düşman mezarın yerini bulmakta gecikmedi ve aşağılık bir girişimle o büyük şehidin mübarek naşını mezarından çıkarıp bedeninden ayırdıkları başını Şam&#8217;a göndererek Hişam&#8217;a takdim ettiler. Sonra başsız bedenini, Hişam&#8217;ın emriyle kûfe şehrinin çöplüğünde darağacına astılar. Bu mübarek beden, birkaç yıl tıpkı şehadet sancağı gibi darağacında asılı kaldı. Nihayet bizzat Emevî sultanı Hişam&#8217;ın emriyle şehidin pak naşını darağacından indirip yaktılar ve küllerini rüzgara savurdular. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.252; Umdetu&#8217;t-Talib, s.230; Muntehe&#8217;l-Amal, 2/34) Zira zalimler, Zeyd&#8217;in başsız vücudundan da korkmaktaydılar.</p>



<p>   Zeyd&#8217;in şehadet haberi imam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) ulaştığında hüzne boğuldu; duyduğu keder yüzünden okunuyordu. Zeyd&#8217;le birlikte savaşıp onun safında şehit düşenlerin aileleri arasında paylaştırılması için Ebu Halid Vâsıtî&#8217;ye 1000 dinar verdi. (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.252)</p>



<p> Fudayl Ressan şöyle anlatır:</p>



<p> Zeyd&#8217;in şehadetinden sonra İmam Sadık&#8217;ın (a.s) huzuruna vardım. Söz Zeyd&#8217;den açılınca, İmam şöyle buyurdu:</p>



<p>   Allah amcama rahmet etsin. Mümin ve arifti. (bizim İmametimize inanırdı); bilge, dürüst ve doğru sözlüydü. Eğer savaşta galip gelseydi vefa ederdi. (Rical-i Mamaganî, 1/468; Rical-i Keşşaf&#8217;tan iktibasla) </p>



<p>Yani Zeyd, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) hilafeti için mücadele ediyordu ve savaşı kazanması hâlinde onun İmam ve hak halife olduğunu ilan edecekti.</p>



<p>   İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) bu sözleri, Zeyd&#8217;in aslında İmam&#8217;ı (a.s) hilafete geçirmek için kıyam ettiğini apaçık ortaya koymaktadır. Zeyd, İmam Bâkır&#8217;la İmam Sadık hazretlerinin İmametini kabul etmiş bir mümindi. </p>



<p>   Ehlibeytin 8. nuru İmam Rıza (a.s) sultan Memun&#8217;a şöyle der:</p>



<p>   Zeyd, Âl-i Muhammed&#8217;in âlimlerindendi. Allah rızası için öfkelendi, Allah&#8217;ın yolunda şehit oldu. Babam Musa b. Cafer (a.s), babası Cafer b. Muhammed&#8217;in (a.s) şöyle buyurduğunu söylerdi: Allah, amcam Zeyd&#8217;e rahmet eylesin. İnsanları Ehlibeyt&#8217;e itaate çağırıyordu. Savaşı kazansaydı, yaptığı davete sadık kalacaktı. (yani iktidarı İmam&#8217;a bırakacaktı.) Zeyd kıyam için benimle meşverette bulundu: &#8216;Amcacığım, eğer öldürülmeye ve cesedinin asılmasına razıysan, kıyam et.&#8217; dedim.&#8221; </p>



<p>Memun: &#8220;Zeyd İmam olduğunu iddia etmiyor muydu yani?&#8221; diye sorunca, İmam: &#8220;Hayır, o halkı Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;nin İmametine davet ediyordu.&#8221; Buyurdu. (Rical-i Mamaganî, 1/468; Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, 1/249)</p>



<p>Şeyh Saduk (r.a) Zeyd b. Ali&#8217;nin (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet eder:<br>Yeryüzü var oldukça, Âli Muhammed&#8217;en biri mutlaka İmam ve yeryüzünde Allah&#8217;ın halifesi olarak bulunacaktır. Bu zamanda da Allah&#8217;ın yeryüzünde ki hücceti, kardeşimin oğlu Cafer b. Muhammed&#8217;dir; ona uyan asla sapmaz, ona karşı çıkan da asla hidayet bulmaz! (Biharu&#8217;l-Envar, 47/19; Şeyh Saduk, el-Emali&#8217;den iktibasla)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Sadık (a.s) Münazaraları</h2>



<p>Emevîlerin son yılları ve Abbasî iktidarının ilk dönemlerinde İmam Sadık (a.s) bu iki hanedanın iktidar ve koltuk kavgasıyla birbirine düşmesi nedeniyle geçici bir süre için de olsa rahat bir nefes alabilmiş, ilmî ve dinî çalışmalarını genişletebilme fırsatı bulmuştur. İşte bu süreçte Medine, binlerce ilim aşığının İmam Sadık&#8217;ın (a.s) din ve bilim derslerine akın edip çeşitli bilim dallarında İmam&#8217;dan eğitim alma fırsatı bulduğu büyük bir üniversiteye dönüşmüştür.</p>



<p>    İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ilmî ve dinî kariyeri, bütün İslam beldelerinde dillere destandı. Bu nedenle çoğu zaman çok uzak diyarlardan Medine&#8217;ye akın eden araştırmacı ve bilim adamları, İmam&#8217;ın derslerine katılıp Resulullah&#8217;ın (s.a.a) bu nadide evladının Allah vergisi İlim deryasından faydalanmaktaydı. Hatta gayrimüslim bilim adamları uzak yollardan gelip İmam Sadık&#8217;ın (as) ilmî münazara ve oturumlarına katılıyordu. Çeşitli din ve farklı inançlara mensup bu bilim ve din adamlarıyla İmam Sadık (a.s) arasındaki ilmî tartışmalar ve İmam&#8217;ın cevapları, İslâm tarihinin ilk yüzyıllarıyla ilgili sayfaların en ilgi çekici olanıdır. </p>



<p>   İmam (a.s); zamanı, mekânı, soru soranın dinini ve ilmi kapasitesini ve onun olaylara yaklaşım tarzı gibi ince faktörleri dikkate alarak muhataplarına cevaplar vermiştir. Nitekim İmam&#8217;ın verdiği cevapların bazısı, sadece tartışma tarafının delillerini çürütmeye veya onun öne sürdüğü mantıktaki zaafları açığa çıkarmaya matuftur. bazı cevaplarsa muhatabını daha derin ve dikkatli düşünmeye sevk edici olup, onun zihnini ve bilincini uyandırmaya yöneliktir. Muhatabın ilmî kariyeri ve kapasitesi ölçüsünde fevkalade ilmî ve felsefî cevaplar vermiştir.</p>



<p>   İmam Sadık&#8217;ın (a.s) ilmî münazara ve oturumları ve bunlarda verdiği cevapların tamamını bir araya getirebilmek için ciltler dolusu kitap yazmak gerekir. binaenaleyh biz burada unlardan bir kısmını örnek alarak aktaracak ve özellikle gençler için anlaşılması daha kolay olan örneklere yer vereceğiz. Bu bahsin sonunda da İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) tevhit konusunda öğrencisi Mufaddal&#8217;a yazdırdıklarını içeren &#8220;Tevhid-i Mufaddal&#8221; adlı eserden bazı iktibaslarda bulunacağız.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İbn Ebi&#8217;l- Avca ile Münazara </h3>



<p>Ebu Mansur, bir arkadaşından şöyle rivayet eder: </p>



<p>O zamanın ünlü materyalistlerinden sayılan ve &#8220;dehriyyun&#8221; adıyla bilinen dinsizlerden İbn Ebi&#8217;l-Avca ve Abdullah b. Mukaffa&#8217;yla Mecidu&#8217;l-Haram&#8217;da oturmuş, Kâbe&#8217;yi tavaf edenleri seyrediyorduk. İbn Mukaffa tavaf etmekte olan hacıları göstererek: &#8220;Şunları görüyor musun?&#8221; dedi ve biraz ileride oturan İmam Sadık&#8217;ı (a.s) gösterip: &#8220;Bak, bir tek şu büyük adam dışında, hiçbiri insan denmeye lâyık değildir!&#8221; dedi. İbn Ebi&#8217;l-Avca: &#8220;Bunca insan arasında neden sadece onun insan olduğunu söylüyorsun?&#8221; diye sorunca, aralarında şu konuşma geçti:<br>-Çünkü onda, başkalarında görmediğim bir bilgi, insanlık ve erdem var.<br>-Buna inanmam için onunla bizzat kendim konuşmalıyım.<br>-Bunu tavsiye etmem; aksi taktirde seni tamamen değiştirmesinden korkarım. (Seni materyalist inançtan koparıp Müslüman edebilir!)<br>-Hiç sanmam! onunla konuşursam, söylediklerinin doğru olmadığının anlaşılmasından korkuyorsun aslında!<br>-Madem böyle düşünüyorsun, git onunla konuş o hâlde! Ama elinden geldiğince dikkatli ol ve seni etkilemesine izin verme. Söyleyeceklerini iyi hesaplayıp konuş, her kelimeyi ölçüp biç, fikrini kendi sözleriyle çürütecek şeyler söylememeye dikkat et!<br><br>Bu konuşmadan sonra İbn Ebi&#8217;l-Avca, İmam&#8217;la görüşmek için bizden ayrıldı. Biraz sonra geri döndüğünde: &#8220;Ey Mukaffa&#8217;nın oğlu!&#8221; dedi heyecan ve hayretle, &#8220;Sen onun insan olduğunu söylemiştin; ama ben onun bildiğimiz anlamda bir insan türü olmadığına yemin edebilirim! Şu yeryüzü yuvarlağında, dilediği zaman cismiyle yaşayan tek kişi varsa, odur!&#8221;<br> <br> İbn Mukaffa şaşkınlıkla: &#8220;Neden&#8221; diye sordu, &#8220;Neden ki?&#8221; <br> İbn Ebi&#8217;l-Avca dedi ki:<br> Onun yanına gidip oturdum. Etrafındakiler gidince, ikimiz kaldık.<br>Ben daha hiçbir şey söylemeden o konuşmaya başladı ve tavaf etmekte olanları göstererek şöyle dedi:<br> Eğer din konusu bunların dediği gibiyse ve Allah ve ahiret günü diye bir şey varsa -ki vardır ve haktır- o zamanlar onlar doğru yoldadır demektir. Bu durumda siz saadeti yakalamayacak ve helâk olacaksınız! yok eğer sizin dediğiniz gibiyse, -ki kesinlikle öyle değildir, zira Allah vardır ve kıyamet haktır- o zaman Müslümanlarla sizin durumunuz eşit demektir! <br> (yani ahirete inanan bir Müslüman için bu durumda da kaybedecek bir şey söz konusu değildir. Çünkü Farz-ı muhal; ahiret ve din hak olmazsa ve bir hesap günü bulunmazsa dahi Müslümanların zarar edeceği bir şey olmaz ve bu durumda sizlerle aynı durumda olurlar!) <br> Ben şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak: &#8220;Aman efendim, neler söylüyorsunuz?&#8221; dedim, bizim inancımız onların inancından farklı değil ki, biz de Müslümanız!&#8221;<br>Adeta içimi okurcasına dedi ki:<br>Sizinle onların inancı aynı olur mu hiç?! Onlar kıyamete, ölümden sonra diriltileceklerine, hesaba çekileceklerine, Allah&#8217;ın ceza veya ödülüne mazhar olacaklarına, yani yaratıcılarının göğün sahibi olan yüce Allah olduğuna ve ve göklerin ancak O&#8217;nunla mamur olduğuna inanıyorlar; oysa siz göğü, kimselerin bulunmadığı bomboş bir virane gibi görmektesiniz! <br><br> Onun Allah&#8217;tan söz etmesini fırsat bilerek kendi düşüncelerimi açıklayarak şöyle dedim: &#8220;Eğer mesele onların dediği gibiyse, o zaman Allah neden kendisini açıkça kullarına gösterip onları ibadete davet etmiyor? Böylece kullar arasında da bu ihtilaflar ortadan kalkmaz mı? Neden kendisini kullarından gizleyip <br>onlara peygamber gönderiyor?! Bizzat kendisi gelse, kulları üzerinde daha etkili olmaz mı?&#8221;<br>Ben susunca, o: &#8220;Bunu söylerken haksızlık etmiyor musun?&#8221; diyerek şöyle ekledi:</p>



<p>   Kudretini senin kendi varlığında apaçık göstermekte olan birinin, kendisini senden gizlediğini söylersin?! Daha önce var olmadığın hâlde var edilmen, küçükken büyümen, onca zayıflıktan sonra güçlenip serpilmen, sağlıklıyken hastalanman ve hastalandıktan sonra yine sağlıklı hâle gelebilmen, öfkeden sonra sevinmen ve memnun olduğun bir zamanda öfkeye kapılabilmen, neşeden sonra üzüntü, üzüntüden sonra neşe duyabilmen, düşmanlıktan sonra dostluğun ve dostluğundan sonra düşmanlığın, azimli ve iradeliyken gevşeyip azmini yitirmen ve gevşekken azim ve irade bulman; bıkkınlıktan sonra istemen ve istedikten sonra bıkkın olman, isteksizlikten sonra eğilim duyman ve eğilimden sonra isteksizlik duyabilmen, umutsuzluğundan sonra umut ve umuttan sonra umutsuzluk yaşayabilmen, zihninde olmayan ve hatırlayamadığın bir şeyi hatırlayıp farkına varman ve zihninde var olduğu ve bildiğin bir şeyin zihninden silinmesi ve onu unutman&#8230; [İşte bunların hepsinde Allah kendi kudretini sana göstermiştir.] </p>



<p>Evet, benim varlığımda olan ve inkâr edemediğim İlahî yaratılışı ve Allah&#8217;ın kudretinin varlığımdaki iz ve etkilerini ardı ardına böylece sıralayıp durdu. Öyle ki, bir an Allah benimle onun arasında belirip aşikar olacak sandım! (Usul-u Kâfi, 1/74, Tevhid kitabı, 2. hadis)</p>



<h3 class="wp-block-heading">Abdullah Deysanî İle Münazara</h3>



<p>Allah&#8217;a inanmayan Abdullah Deysanî, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) evine gitti ve ondan kendisine Allah&#8217;ın varlığını ispat etmesini istedi. İmam: &#8220;Adın ne?&#8221; diye sorunca Deysanî hiçbir şey söylemeden kalkıp gitti. Arkadaşları, adını neden söylemediğini sorduklarında: &#8220;Adımın Abdullah (Allah&#8217;ın kulu) olduğunu söyleseydim, &#8216;Kulu olduğun şu Allah kimdir ki sen ona kulluk etmedesin?&#8217; diye soracaktı.&#8221; dedi.</p>



<p>Arkadaşları: &#8220;Haydi tekrar ona git.&#8221; dediler, &#8220;Bu defa adını sormamasını iste ondan!&#8221; </p>



<p>Deysanî onların söylediğini yapıp tekrar İmam&#8217;a gitti ve &#8220;Bana Allah&#8217;ı ispatla, ama ismimi sorma.&#8221; dedi. </p>



<p>İmam (a.s) oturmasını söyledi.</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) küçük çocuğu o sırada elindeki yumurtayla oynuyordu. İmam (a.s) çocuğun elindeki yumurtayı alarak şöyle dedi:</p>



<p>   Ey Deysanî! Bu, kalın kabuğu olan sağlam bir kaledir! Sağlam kabuğunun altında ince bir zar vardır; o ince zarın içinde eriyik hâlde saydam bir altınla, saydam bir gümüş, iç içe bulunur ki, asla birbirine karışmaz ve birbiriyle karışmadan öylece iç içe kalırlar. ne sağlıklı bir şey içinden çıkıp sağlıklı ve sağlam olduğunu bize haber verebilir, ne de onu bozabilecek bir şey içine sızıp içindeki bir bozulmadan bizi haberdar edebilir. Erkek mi, yoksa dişi mi yaratıldığı kesinlikle belli değildir. Şu hâliyle yarılıp açılıyor ve içinden çok güzel renkler çıkıyor. Bunca hayret verici özelliklerin, birisi tarafından yaratılmış olduğunu düşünmüyor musun?</p>



<p>Deysanî bir süre sustu ve düşünceye daldı; sonra başını kaldırıp: &#8220;Şehadet ederim ki eşi ve benzeri olmayan Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur; şehadet ederim ki Muhammed O&#8217;nun kulu ve elçisidir; şehadet ederim ki siz insanlara Allah&#8217;ın hücceti ve imamısınız. Ben geçmişimden pişmanlık duyuyor ve tövbe ediyorum!&#8221; (Usul-u Kâfi, Tevhid kitabı,1/79, 4. hadis)</p>



<h3 class="wp-block-heading">Bir Zındık İle Münazara</h3>



<p>Hişam şöyle anlatır: Bir zındık İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) bazı sorular sorup sonra da: &#8220;Allah nedir?&#8221; diye sordu. İmam (a.s) şöyle buyurdu: -O, her şeyden başka, her şeyin tersine bir şeydir. Bu sözden amacım, bu sözün içeriğini ispatlamak ve O&#8217;nun, bir şey olmanın hakikatiyle bir şey olduğunu söylemektir. [Yani O, gerçekten var olan bir şeydir.] Cismi olmaksızın, şekli olmaksızın, algılanmaksızın, duyulmaksızın, beş duyu organıyla hissedilmeksizin, düşünce ve hayale sığmaksızın bir şeydir O. Yokluk ve tükenişi olmadığı için O&#8217;ndan bir şey eksilmez, zamanın geçmesi O&#8217;ndan bir değişime neden olmaz!</p>



<p>-Yani O&#8217;nun duyduğunu ve gördüğünü mü söylemek istiyorsun?</p>



<p>-Evet, O duyar ve görür. Duymak için hiç bir uzvu olmaksızın &#8220;duyan&#8221;dır ve görmek için hiç bir aracı olmaksızın &#8220;gören&#8221;dir. O! Bizatihi kendisi duyar ve bizatihi kendisi görür. Bunu söylerken, O&#8217;nunla &#8220;kendi&#8221;sinin iki ayrı şey olduğunu kastetmiyorum. Bundan amacım, teşbihte bulunarak meselenin anlaşılmasını sağlamaktır. Binaenaleyh, diyorum ki O, bütün varlığıyla &#8220;duyan&#8221;dır. Bunu söylerken de O&#8217;nun varlığının &#8220;bütün&#8221;ü ve &#8220;parçaları&#8221; olduğunu kastetmiyorum; bu tabiri kullanarak senin meseleyi kavrayabilmeni amaçlıyorum. Binaenaleyh zat ve manada hiçbir ihtilaf olmaksızın duyan, gören, bilen ve bilgi sahibi olandır O! </p>



<p>-O hâlde O nedir?</p>



<p>O, Rab ve mabuttur. O, Allah&#8217;tır. Rab ve Allah derken &#8220;r&#8221;, &#8220;a&#8221;, &#8220;b&#8221;, ve &#8220;a&#8221;, &#8220;l&#8221;, &#8220;a&#8221; ve &#8220;h&#8221; harflerini kastetmiyorum; bütün varlıkları yaratan, onları dizip koşandır demek istiyorum. Bu harfleri kullanırken maksadım; &#8220;Allah&#8221;, &#8220;Rahman&#8221;, &#8220;Rahim&#8221;, &#8220;Aziz&#8221; ve diğer isimlerle anılan manadır. O kendisine tapılan İlâhtır, Aziz&#8217;dir, Celil&#8217;dir ve şanı pek yücedir! </p>



<p>-Ama düşünebildiğimiz ve aklımıza gelen her şey birer mahlûktur aslına!</p>



<p>-Eğer öyle olsa, tevhide inanma yükümlülüğümüz kalkar. Çünkü düşünüp akıl edemeyeceğimiz bir şeye karşı sorumluluğumuz olmaz! Ancak, biz diyoruz ki; Duyu yoluyla düşünebildiğimiz, duyuyla sınırlı olan ve duyularımızda bir benzerini tasavvur edebileceğimiz bir şekli olan şey mahlûktur ve yaratılmıştır. Binaenaleyh varlığın yaratıcısını ispat etmek istiyorsak, Allah&#8217;a yakıştırılamayacak iki şeyden O&#8217;nun uzak olduğunu bilmemiz gerekir: Birincisi O&#8217;nun inkârıdır; O&#8217;nun inkâr etmek de, varlığını reddetmek demektir. İkincisiyse teşbih ve benzetmedir; zira benzeme, ancak aşikâr ve görünür olan bir takım parça, bileşim ve terkiplerden meydana gelmiş bulunan &#8220;mahlûkat&#8221;a mahsus bir özelliktir. O hâlde &#8220;Yaratan&#8221; yüce Allah&#8217;ın ispatı kaçınılmazdır. Çünkü yaratıklar O&#8217;na muhtaçtır ve her şey &#8220;yaratılmış&#8221;tır; onları yaratansa, onlardan tamamen farklı ve onların dışına bir şeydir; onlar gibi değildir. Çünkü onlar gibi olan şey, onlarda apaçık belli olan terkip ve karışımda da onlara benzeyecektir; daha önceden var olmamaları ve sonradan meydana gelen  şeyler olmaları konusunda da ona benzer olacaktır. Küçükten büyüme, siyahlıktan beyaza geçme, güçlüyken güçsüz hâle gelme gibi konularda onlara benzemesi gerekecektir. Böylece bunlar gibi mahlûkata ait nice özelliklerde onlara benzemesi icap edecektir ki, bütün bu özellikleri tek tek burada saymamıza gerek yok sanırım! </p>



<p>-Allah&#8217;ı ispatladığın takdirde, gerçekte O&#8217;nun için belli bir sınır ve kısıt/had tanımış olursun!</p>



<p>-Hayır, O&#8217;nun için asla bir kısıt ve sınır tanımış olmayız. Yaptığımız şey, O&#8217;nun varlığını ispatlamaktır sadece! İspatla red arasında hiçbir mertebe yoktur.</p>



<p>-O&#8217;nun varlığı var mıdır?</p>



<p>-Evet. Zaten hiçbir şey varlığının dışında başka şeylerle ispat edilemez!</p>



<p>-Niceliği ve niteliği de var mıdır?</p>



<p>-Hayır. Çünkü nitelik ve nicelik sıfat açısındandır ve bir şeyin nitelik ve niceliğini beyan edebilmek için onu ihata etmek (her şeyiyle kavrayıp kuşatarak hâkim olmak gerekir) gerekir. Oysa yüce Allah&#8217;ın ispatında iki yolu dışlamak gerekir. Biri O&#8217;nun varlığını reddedip yok olduğunu farz etmek (tatil), diğeri de O&#8217;nu başka şeylere benzetip diğer varlıklarla kıyaslamak (teşbih). Çünkü O&#8217;nu reddeden kimse, O&#8217;nun varlığını inkâr etmiş, O&#8217;nu yok saymış ve ilâhlığını görmezden gelmiş olur. O&#8217;nu başkalarıyla kıyaslayıp onlara benzetmeye çalışan kimse de O&#8217;nu, ilahlık ve yaratıcılığa lâyık olmayan &#8220;yaratılmış&#8221;ların sıfat ve özelliklerine sahip bir şey olarak ispatlamış olur. O hâlde O&#8217;nda, O&#8217;nun dışında hiçbir şeyde olmayan bir nitelik vardır ki, kimsenin ihata edemeyeceği ve kendisinden başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir niteliktir bu.</p>



<p>-O, kendi varlığını eşyaya karıştırarak diğer varlıklarla birlikte bir şey yapar mı?</p>



<p>-O, başka varlıklarla karışmak ve onlarla birlikte olarak birlikte bir şeyler yapmaktan münezzehtir! Çünkü bu, çünkü bu, ancak başka şeylerle temasa geçip birlikte olduğunda -örneğin uzuvlarıyla ve vücutlarıyla- bir iş yapan, bir şeyi gerçekleştiren yaratılmışların özelliğidir. Oysa yüce Allah&#8217;ın iradesi ve meşiyeti, her şeye egemendir, istediği her şeyi [iradesiyle] yapar. (Usul-u Kâfi, Tevhid kitabı, 1/83 6. hadis)</p>



<h2 class="wp-block-heading">Mufaddal&#8217;ın Tevhit Risalesi</h2>



<p>Bu risale insanın ve evrenin yaradılışı, Yüce Allah&#8217;ın ispatı, O&#8217;nun ilim, kudret ve hikmeti gibi konularda çok değerli bilgiler içeren bir eserdir. İmam Cafer Sadık (a.s) bunları dört oturumda Mufaddal&#8217;a anlatmış, o da İmam&#8217;ın müsaadesiyle yazıp bir araya getirmiştir. </p>



<p>Allâme Meclisî ve diğer bazı büyük âlimler tarafından tercüme edilen ve defalarca basılan bu değerli eser,(Ali Asker Fakihî&#8217;nin özet tercümesi defalarca basılmıştır. Her kesimden insan için fevkalâde faydalar içermektedir. Yüce Allah&#8217;ın ayet ve hikmetleri üzerinde tefekkür edip tevhit hakkında kafa yoran herkes için faydalı olabilecek ve zevkle mütalaa edilecek bir eserdir. </p>



<p>Seyyid ibn Tavus, &#8220;Keşfu&#8217;l-Muhce&#8221; adlı eserinde oğluna bu kitabı mütalaa etmesini tavsiye etmekte (Seyyid ibn Tavus, &#8220;Keşfu&#8217;l-Muhce&#8221; adlı eserinde oğluna bu kitabı mütalaa etmesini tavsiye etmekte (Keşfu&#8217;l-Muhcacce, s.9) ve bir başka yerde de: &#8220;Yolculuğa çıkan kimsenin mutlaka yanında bulundurması gereken kitaplardan biri, Mufaddal&#8217;ın Tevhid kitabıdır.&#8221; demektedir. (Emanu&#8217;l-Ahtar, s.78)</p>



<p>Bu değerli eseri kısaca tanıttıktan sonra bazı bölümlerinden özetle iktibasta bulunmamızın faydalı olacağına inancındayız. Mufaddal diyor ki:</p>



<p>Güneş batarken Mescidu&#8217;n-Nebi&#8217;de oturmuş, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yüceliğini düşünüyor ve yüce Allah&#8217;ın ona ne kadar büyük bir onur, izzet ve iftihar nasip etmiş olduğu üzerinde tefekkür ediyordum. Bu sırada, o zamanın ünlü dinsizlerinden olan İbn Ebi&#8217;l-Avca mescide girip, sesini duyabileceğim bir yerde yakınıma oturdu. Çok geçmeden arkadaşlarından biri çıkageldi ve onun yanına oturdu. İkisi de, Hz. Resulullah&#8217;la ilgili şeyler konuştular. Bu konuşmanın ardından, söz evrenden ve yaratılıştan açıldı; evrenin hiç bir yaratıcısı olmadığını, doğada her şeyin kendiliğinden meydana geldiğini ve bunun öteden beri böyle gelmiş ve böyle de gidecek olduğunu söylediler! </p>



<p>   Allah&#8217;ın rahmetinden uzak kalmış bu iki kişinin saçmalıklarını duyunca, kendime hâkim olamayıp: &#8220;Ey Allah&#8217;ın düşmanları!&#8221; diye haykırdım, &#8220;Sizi en iyi şekilde yaratan ve çeşitli evrelerden geçirerek şimdiki hâlinize gelmenizi sağlayan Rabbinizi inkâr edip dinden çıktınız ve zındık oldunuz! Biraz olsun kendi yaradılışınıza bakar, duyum ve hislerinize kulak verirseniz, Yüce Allah&#8217;ın sayısız delillerini bizzat kendi varlığında görür; O&#8217;nun kudret ilim ve hikmetinin delillerinin kendi varlığınızda bulunduğunun farkına varırsınız!&#8221;</p>



<p>   İbn Ebi&#8217;l-Avca: &#8220;Behey adam!&#8221; dedi, &#8220;Eğer sen kelâmcılardan (çeşitli inançlar konusunda bilgili olup iyi tartışabilenlerden) isen, seninle onların yöntemiyle konuşurum. Bu durumda bizi ikna edersen sana uyar, dediğini yaparız. Eğer onlardan değilsen, seninle muhatap olmamızın bir faydası yok! Ama eğer Cafer b. Muhammed es-Sadık&#8217;ın izleyicilerinden isen bilesin ki, o bizimle asla böyle konuşmaz ve bu şekilde hakaret etmez bize! Senin bu duyduklarını defalarca bizden duymuş, ama bize asla hakaret etmemiş ve cevabımızı verirken haddi aşmamıştır o. O sakin, metin, ve pek akıllıdır, asla öfke ve kızgınlığa kapılmaz, asla kontrolünü kaybetmez! Bizim sözlerimizi ve delillerimizi sabırla dinler. aklımıza gelen her şeyi söyleriz ve tam onu alt ettiğimizi sandığımız bir sırada kısa bir cevap ve az bir sözle bizim bütün delillerimizi çürütüp inandığı gerçeği bize ispatlar ve ona verecek bir cevap bulamayız. Şimdi, eğer onun ashabından isen, ona yaraşır şekilde konuş bizimle!&#8221;</p>



<p>üzgün bir şekilde camiden ayrıldım. İslâm ve Müslümanların bu dinsiz ve zındıkların zihinlerde yarattığı şüphelerden ne zararlar çektiğini düşünüyor, kendi yaratıcılarını inkâr etmelerine içerliyordum. Çok sevdiğim İmam Cafer Sadık&#8217;ı (a.s) ziyarete gittim. Beni görür görmez: &#8220;Neyin var?&#8221; diye sordu, o dinsizlerden duyduklarımı anlattım. Şöyle buyurdu:</p>



<p>Dünyanın, hayvanların, yırtıcı hayvanların, böceklerin, kuşların, insandan dört ayaklılara varıncaya kadar bütün canlıların, bitkilerin, meyveli ve meyvesiz ağaçların, yenir ve yenilmez bitkilerin yaradılışında Yüce Allah&#8217;ın takdir ettiği hikmetlerden bir kısmını anlatacağım sana. İbret almak isteyenler bunlardan ibret alacak, Müminlerin ilmi ve marifeti artık pekişecek, kâfirlerle dinsizler şaşkınlık içinde kalacak, söyleyecek söz bulamayacaklar. Yarın sabah buraya gel.</p>



<p>Bu muazzam bir fırsattı, sevinçten ne diyeceğimi bilemiyordum. Eve gidip sabırsızlıkla bekledim. O gece çok uzun geldi bana.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Birinci Oturum</h3>



<p>sabahleyin İmam&#8217;ın (a.s) evine gittim, izin isteyip ayakta bekledim. İmam&#8217;la birlikte bir odaya geçtik, oturur oturmaz: &#8220;Mufaddal!&#8221; buyurdu, &#8220;Galiba dün gece senin için çok uzun geçmiş?&#8221;</p>



<p>Hayretle: &#8220;Evet efendim.&#8221; dedim. İmam (a.s) konuşmaya başladı:</p>



<p>Ey Mufaddal! İlk olarak Allah vardı ve O&#8217;ndan önce hiçbir şey yoktu. O bakidir, varlığının sonu ve sınırı yoktur. Hamd ve övgü, bize ilham lütfunda bulunana mahsustur; şükür ve sena, ilimlerin en yüce mertebesini ve onurun zirvesini bize lütfedene hastır. O ki tüm yarattıkları arasında bizi ilmiyle seçkin kıldı ve hikmetiyle bizi onlara şahit kıldı.</p>



<p>(Söz buraya geldiğinde, Mufaddal, bunları yazmak için İmam&#8217;dan izin istediğini, onun da izin verdiğini ve kendisinin bunları yazdığını söyleyerek İmam&#8217;ın -a.s- sözlerini şöyle sürdürdüğünü anlatır:)</p>



<p>Ey Mufaddal! Evrenin yaratıcısının varlığında şüpheye düşenler, kâinattaki şaşırtıcı gerçeklerden habersizdirler. Yüce Allah&#8217;ın denizdeki, karadaki ve havadaki mahlûkatıyla ilgili hikmetlerini idrak etmekten aciz bir zekâları vardır. Bilgi ve düşüncedeki zayıflıkları nedeniyle inkâr yoluna gitmiş, basiretlerinin zayıflığı nedeniyle inatlaşma ve yalanlama hatasına düşmüşlerdir. Derken işi inkâra kadar vardırmış ve &#8220;Varlıkların bir yaratıcısı yoktur!&#8221; diyecek hadde gelmişlerdir. Şu kâinatın belli bir yaratıcısı olmadığı ve olayların belli hesap, ölçü, hikmet ve tedbirlerle vuku bulmadığı iddiasına girmişlerdir.</p>



<p>Yüce Allah, onların vasıflandırdığından çok daha öte ve yücedir! Allah, onları rahmetinden uzak kılsın! Bunca açık ve net hakikatı bırakıp da nerelere gitmekte bunlar?</p>



<p>Sapma, körlük ve şaşkınlıkta, gayet mamur ve dayalı-döşeli mükemmel binadaki körlere benziyor hâlleri. en güzel halıların döşendiği, akla gelebilecek her çeşit yiyecek, içecek, giyecek ve kısacası insanoğlunun ihtiyaç duyabileceği her şeyin bulunduğu, her şeyin en doğru şekilde ve en ince hesaplarla temin edilip yerli yerine konulduğu böyle bir binada o körler, dilediklerince dolaşma serbestîsine sahipler. İstedikleri gibi gidip geliyor, ama kör oldukları için ne odaları, ne de içindekileri göremiyorlar ve bilemiyorlar. Bu arada elleri-ayakları bir şeye takılacak olsa, o şey aslında tam olması gerektiği yere konulmuş olduğu hâlde onlar bunu bilmedikleri, ona hiçbir ihtiyaçları olmadığını sandıkları ve onun ne amaçla orada bulunduğunu bilmedikleri için, bu cehaletlerinden dolayı sinirlenip binaya da, binayı inşa edip döşeyene de yakışık olmayan sözler edip duruyorlar. </p>



<p> Evet, kâinatın yaratıcısının mükemmel yaratışından bihaber olup varlık âlemindeki muazzam tedbir ve kemali inkâr edenler tıpkı o körler gibidir. Zira bu inkârcıların zekâsı, yaratılan şeylerin sebep, fayda ve niteliğini kavrayıp anlayamadığından, bu dünyada şaşkın ve cahilce gezinip durmakta; yaradılış düzenindeki muazzam tertip, disiplin, sağlamlık, güzellik ve yerindeliği idrak edemediklerinden dolayı, sebebini bilmedikleri ve neye yaradığını anlayamadıkları bir şeyle karşılaştıklarında inkârcılığa gitmekte ve o güzellik ve kemali bir hata ve gereksizlik sanmaktadırlar!..</p>



<p>Ardından İmam (a.s) birinci oturumda insanın yaradılışı ve bu yaradılıştaki çeşitli hikmetleri etraflıca anlatarak Allah&#8217;ın nimetlerine değiniyor. Bu geniş bahsi bu özetle kapatarak, ikinci oturuma geçiyoruz:</p>



<h3 class="wp-block-heading">İkinci Oturum</h3>



<p>   &#8230;Ey Mufaddal! Hekim ve kadir olan Allah&#8217;ın tedbiri üzerinde düşün. Yırtıcı hayvanlarla av hayvanlarına bir bak. Onlara nasıl keskin ve sivri dişler verdiğini, sağlam ve sert pençeler ve büyük ağızlar verdiğini ve bunların, onların dünyasıyla ne kadar uyumlu ve yerinde olduğunu gör. Keza, etobur olan ve avcı kuşlara gayet uygun gagalar ve pençeler verilmiştir.</p>



<p>Eğer yüce Allah otla beslenen hayvanlara bu pençeleri vermiş olsaydı, ihtiyaçları olmayan bir şey vermiş olacaktı onlara. Çünkü onlar avlanmaz ve et de yemezler! yırtıcı hayvanlara da geniş tırnaklar vermiş olsaydı, onlara hiç yaramayacak ve avlanmak için ihtiyaçları olan silahı onlardan esirgemiş sayılacaktı!</p>



<p>   Yüce Allah&#8217;ın bu iki tür hayvan grubuna, onların yaşamlarını sürdürebilmeleri için en uygun şeyleri verdiğini ve her birini, ihtiyacı olan şeyle donattığını görmez misin?</p>



<p>   Dört ayaklı hayvanların yaradılışına bak ve dünyaya geldikten hemen sonra annelerinin peşinden nasıl gittiklerini ve insan yavrusu gibi tutulup kaldırılmaya, eğitilip yetiştirilmeye hiç ihtiyaçları olmadığını gör. Çünkü insan annesinin, çocuk eğitimi ve bakımı konusundaki bilgisi ve keza bunları yerine getirebilmek için gerekli olan geniş avuçlu ve uzun parmaklı eller gibi gereçlere, dört ayaklı hayvanların anneleri sahip değildir. Bu nedenledir ki, yüce Allah, dört ayaklı hayvanların yavrularına, dünyaya gelir gelmez, hiçbir eğitimci ve bakıcıya gerek kalmaksızın büyüyüp gelişmesi ve kendisi için en doğru olanı yapabilecek kapasiteye kavuşarak kemale ermesini mümkün kılmıştır.</p>



<p>   Tavuk, keklik, sülün vb türden birçok kuşun civcivleri yumurtadan çıktıktan birkaç saat sonra yürümeye ve yem arayıp yemeye başlar. Yumurtadan çıktıktan sonra bu kabiliyeti taşımayan ve büyüyüp gelişmesi zaman alan güvercin türü zayıf kuşların civcivleri içinse, yüce Allah başka bir tedbirde bulunmuş ve onların annelerine civcivlerine karşı daha fazla şefkat ve sevgi duygusunun yanı sıra bir de kursak vermiştir. Güvercin, kursağında biriktirdiği yemi getirip yavrusunun ağzına döker ve kanatlanıp yuvadan uçuncaya kadar onu böylesine sevgiyle besler. Bu nedenle de yüce Allah, bu tür kuşlara, tavuk türlerindeki gibi fazla civciv vermez. Böylece güvercin, az sayıdaki yavrularını besleyebilir ve onların telef olmasını engeller. Gördüğün gibi, Allah Teala her biri için gerekli olan en uygun tedbiri takdir etmiş, onları en güzel yaradılışla yaratmıştır&#8230;</p>



<p>İkinci oturumun üzerinde de bu kadarla iktifa eiyoruz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Üçüncü Oturum</h3>



<p>&#8230;Sesler, bazı cisimlerin havada sürtüşmesi sonucu meydan gelir ve hava, bu sesleri bizim işitme duyumuza ulaştırır. İnsanlar bütün gün boyu, hatta gecenin belli bir kısmını konuşmakla geçirmektedirler. Bütün bu sesler ve konuşmalar havada kalacak olsaydı, insanların durumu çok zor olur. Muhtemelen kâğıttan çok, havayı değiştirmek ve hava üretmek zorunda kalırlardı. Çünkü konuşurken kullanılan kelimeler ve sesler, yazılanlardan çok daha fazladır&#8230;</p>



<p>Binaenaleyh yüceler yücesi bilge ve hekim olan Allah, havayı görünmeyen yumuşacık bir kâğıt gibi yaratmıştır. Sesler ve konuşmalar bu hava sayesinde bize ulaşmakta, sonra da bu ses ve konuşmaların havadaki izleri silinmekte ve hava tekrar yeni sesleri kaydedebilecek beyaz bir kâğıt gibi yepyeni olmakta; ama bu işlem nedeniyle asla yıpranıp eskimemektedir!</p>



<p>  Hikmetleri üzerine düşünecek olursan, ibret almak için sırf şu hava bile yeter aslında! Çünkü her şeyden önce, vücudun yaşamasını sağlar. Havayı içine teneffüs edip alman diri kalmana, aldığın havayı geri boşaltman da vücudunun sıhhat bulmasına yarar. Hava, sesleri uzaklardan taşıyıp getirir. Güzel kokuları dört bir yana ulaştırır. Rüzgârın estiği taraftan daha fazla ses ve güzel kokuların geldiğini görmez misin? Keza, dünyanın düzen ve maslahatında etkin faktörler olan sıcaklık ve soğukluğu taşıyan da, yine havadır&#8230;</p>



<p>Bilge ve hikmet sahibi yüce Allah&#8217;ın, çeşitli ağaç türlerindeki muazzam yaradılış sırlarında tefekkür et. Ağaçlar yılda bir kez ölürler; ama onlara hayat veren ısıları içlerinde gizli kalır ve meyveler için gerekli hammaddeleri üretmeye başlayıp hazırlar ve bahar gelince tekrar dirilip hareketlenir ve türlü meyveler sunar sana. Her meyve kendine has belli bir zamanda hazırlanıp sunulur; misafirlikte leziz yiyecek ve tatlıların belli aralıklar ve özel zaman aralarında takdim edilmesi gibi tıpkı. </p>



<p>   Tomurcuğa duran ağaçların ellerindeki hediyeleri nasıl cömertçe takdim ettiğine bir bak. Bağlarda, bahçelerde güzelim güllerle reyhanların, fulyaların, yaseminlerin adeta dilediğini kopar dercesine sana nasıl ellerini uzattıklarını gör. </p>



<p>   Ey insan! Eğer aklın varsa, neden kendi haddini bilmezsin sen? Zekân varsa eğer, bunca nimeti sana lütfeden velinimetini neden tanımaz, O&#8217;na neden teşekkür etmezsin? Bağlarda, bostanlarda, dağlarda ve vadilerde senin için bunca yiyecek, içecek, meyve, türlü sebzeler ve rengârenk çiçekler hazırlayıp sunan rabbine şükredip teşekkürde bulunacağına neden O&#8217;na isyan etmekte, bunca lütuf ve bağışını görmezden gelip inkâra kalkışmakta ve O&#8217;nu tanımazdan gelmektesin?!</p>



<p>Şu narda gizli olan o sırlara ve suçları bağışlayıcı o yüce Yaradan&#8217;ı onu nasıl yarattığına baksana! Narın içinde, içyağından minik tepecikler kurmuş, o tepeciklerin dört bir yanına nar tanelerini inciler gibi birbirine yapıştırmıştır. O tanelerin adeta elle ve özenle yan yana dizildiğini sanırsın. Taneleri birkaç bölüme ayırmış ve her bölümü de bir zarla örtmüştür. Bu zar o kadar ince ve hassastır ki insanın aklını hayran bırakır. Bunların hepsini de kalınca ve sağlam bir kabukla örtüp korumuştur. Bu dakik ve hassas yaradılışta, fevkalâde şaşırtıcı incelikler vardır. Narın içi sadece tanelerle dolu olsaydı, o tanelerin beslenebilecekleri bir yol yoktu. Bu nedenle o içyağı gibi kabuklar tanelerin arasına yerleştirilmiş ve taneleri bunların üzerine ekmiştir. İşte bu yolla o taneler beslenebilmektedir. Bu zarif tanelerin bozulup çürümemesi için de, narın içindeki o ince zarları perde gibi, tanelerin üzerine çekmiştir. tanelerin, sıcağa, soğuğa, güneşe vb. dış etkenlere karşı korunarak taptaze kalabilmesi için de, daha kalın ve ilgin yapıya sahip bir başka sağlam kabuğu da hepsinin üzerine gerip onları korumuştur. Bütün bu saydıklarım, narın yaradılışındaki şaşırtıcı sayısız hikmet ve inceliklerde sadece birkaçıdır&#8230;</p>



<p>Üçünü oturumdan da bu kadar nakletmekle yetiniyoruz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Dördüncü Oturum</h3>



<p>&#8230;Şimdi bazı cahillerin Yüce Allah&#8217;ı, O&#8217;nun yaratışını, takdir ve tedbirini inkâr için bir vesile olarak kullandığı ve gerçekleşmelerinin hiçbir hikmet ve geçerli nedene dayanmadığını zannettikleri doğal felaketlerle hastalıklardan söz edelim biraz. kolera, veba ve benzeri türü salgın hastalıklarla, ekinleri ve meyveleri telef eden dolu ve çekirge akını gibi felaketler. Bunların cevabı açıktır. Şu evrenin ve dünyanın işlerini düzenleyen belli bir yaratıcısı olmasa, bu tür bela ve felaketler böyle ara sıra değil, daima ve çok daha fazla vuku bulurdu. Mesela göklerin ve yerin düzeninin bozulması, yıldızların yeryüzüne düşmesi veya bütün yeryüzünün suların altında kalması veya güneşin bir daha doğmaması, pınarların kuruması ve su kaynaklarının tamamen tükenip yeryüzünün susuz kalması veya havanın hareketini yitirmesi ve hiç rüzgar esmemesi veya her şeyin çürüyüp bozulması, denizlerle okyanusların kabarıp yeryüzündeki bütün canlıları yutması gerekirdi. Keza, veba ve çekirge akını gibi şu doğal afetler ve salgın hastalıkların kısa bir süre vuku bulması, sürekli ve kalıcı olmaması, sadece bazı zamanlarda meydana çıkarak çabucak çekilmesi ve bütün dünyayı bir anda mahvedecek kadar sürmemesi tesadüf müdür sahi?</p>



<p>   Böylesine büyük ve hepten yok edici afetlerden dünyanın korunduğunu görmez misin? Sadece bazı zamanlar insanların kendisine gelmesi ve korkup kendilerine bir çeki düzen vermeleri ve ibret almaları için vuku bulmakta, sonra da çabucak bitmekte ve bitişi rahmet olmaktadır.</p>



<p>   İnsanların başına gelen tatsız olaylarla felaketler konusunda dinsizler: &#8220;Eğer dünyanın şefkatli merhametli bir yaratıcısı varsa, bu felaketler ne demek oluyor?&#8221; diye sorarlar. Bunlar, insanoğlunun dünyadaki yaşamının hep öyle sürmesi ve hiçbir zaman zorluk ve sıkıntı yaşamaması gerektiğini zannederler. Oysa eğer böyle olsa ve insanoğlunun yaşamı sıkıntı, zorluk ve felaketten kesinlikle arıtılmış bulunsaydı, insanlardaki bozulma, ahlâksızlık ve şerler o kadar artardı ki, ne dünyaları kurtulurdu, ne ahiretleri. Nitekim naz-u nimete kavuşan ve her türlü refah içinde rahat bir hayat sürdürenlerden bazıları öylesine kendilerini kaybedip küfrana batıyorlar ki, adeta insan olduklarını, Allah&#8217;ın kulu olduklarını unutuyor ve sıkıntı, zorluk ve felaket denilen şeylerin bir gün onların da kapısını çalabileceğine ihtimal dahi vermez oluyorlar. neticede hiçbir zayıfın elinden tutmaz, yoksula yardım etmez, hiçbir zavallıya acımaz, düşenin elinden tutmaz, acısı olan birinin acısını paylaşmaz, kimseye acımaz ve kimseyi umursamaz bir hâle geliveriyorlar! </p>



<p>Ama insanlar bir sıkıntıya düştükleri, acı çektikleri veya bir derde müptela oldukları zaman cahil ve gaflet içindekilerin çoğu uyanıp kendisine geliyor ve işledikleri birçok günah ve hatadan dönüveriyorlar.</p>



<p>Bu bela ve acıların hiç olmaması gerektiğini düşünen ve bundan hoşlanmayanlar aslında tıpkı tatsız ve acı ilaçları içmekten rahatsız olan ve kendileri için zararlı, ama pek sevdikleri lezzetli şeylerden mahrum bırakılmalarına öfkelenen çocuklar gibidirler. Okula gitmeyi, ders çalışmayı hiç sevmez, bütün gün oynayıp boşuna vakit geçirmeye bayılır, diledikleri her şeyi yapmak, canlarının çektikleri her şeyi yiyip-içmek isterler. Oyun ve serserilikle vakit geçirmenin dinleri ve dünyaları için ne kadar zararlı olduğunu, lezzetli ama zararlı yiyecek ve içeceklerin onları ne gibi hastalıklara düşürebileceğini; okuyup tahsil etmenin, ilim ve edep öğrenmenin kendilerine nasıl güzel gelecek bir hazırlayabileceğini, acı da olsa gerekli ilaçları kullanmanın sıhhat ve şifayla sonuçlanacağını bilmez, idrak edemezler.</p>



<p>Nice dertler vardır ki, huzur ve mutluluktur sonrası! Nice acılar vardır ki, pek tatlı sonlar getirir beraberinde!&#8230; (Tevhid-i Mufaddal adlı eser, Allame Muhammed Bâkır Meclisî, Biharu&#8217;l-Envar, 3/138)</p>



<p>İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) anlattığı ve Mufaddal b. Ömer&#8217;in yazdığı Tevhit Risalesi&#8217;nin özetinden ibaret olan konumuzu burada noktalıyoruz.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Gayb Dünyasıyla İrtibatı</h2>



<p>Resulullah&#8217;ın (s.a.a) hak vasileri ve onun Allah vergisi ilminin vârisleri olan Ehlibeyt İmamları (a.s), Yüce Allah&#8217;ın resulleri ve kimi evliyasına bağışlamış olduğu bazı nadide özelliklere sahiptirler. bu özelliklerden biri de, gayb âlemiyle irtibatlı olma ve hayalle vehimden tamamen uzak olan ve tıpkı peygamberlerin vahyi gibi her nevi yalan ve sahtekârlıktan berî bulunan özel gayb ilimlerine vâkıf olmaktır.  </p>



<p>   Ancak şu noktayı hemen belirtelim ki, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vasileri olan Ehlibeyt İmamları (a.s), peygamber değildirler ve asla yeni bir din getirmemişlerdir. Bilakis onlar, peygamberler zincirinin son mübarek halkası olan Hz. Resul-ü Ekrem&#8217;in (s.a.a) getirmiş olduğu İslam dininin en sadık savunucuları olmuş ve İslâm ümmetine liderlik ve İmamet etmişlerdir. Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) şu hadis-i şerifi, onların mezkûr konumunu en konumunu en güzel ibareyle açıklamaktadır:</p>



<p>    Ya Ali! Harun Musa için hangi konumdaysa, sen de benim için o konumdasın. Sadece şu farkla ki, benden sonra peygamber yoktur!</p>



<p>İslâmî rivayet ve kaynaklarda Ehlibeyt İmamları&#8217;nın, doğaüstü ilimleriyle ilgili sayısız olaylar ve örnekler kayıtlıdır. Garazı olmayan bilinçli hiçbir Müslüman, onların bu özelliğinden şüphe etmemiş ve o büyük velilerin, derin ilahî bilgiyle donatılmş olduklarını teyit etmişlerdir. Nitekim gerekli gördükleri zaman insanların hidayete kavuşması amacıyla gaybî bilgilerinden bir nebzesini aşikâr ettikleri bilinmektedir. Burada, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) genellikle toplumdan saklamayı tercih ettiği özel bilgi ve gaybî ilmiyle birkaç örnek aktarmamızın yeterli olacağını sanıyoruz:</p>



<p>1-Zeyd b. Ali&#8217;nin (a.s) şehadetinde sonra büyük oğlu Yahya gizlice İran&#8217;a gitti ve bir süre sonra İran&#8217;ın doğusunda bir grup Müslümana liderlik ederek zalim Emevî halifesine karşı kıyama girişti, zulüm düzeniyle yiğitçe çarpıştı ve kahramanca şehit düştü. Babası Zeyd gibi onun da mübarek naşını darağacına astılar. Yıllarca darağacında asılı kalan naşı, Ebu Müslim&#8217;in kıyamından sonra onun tarafından darağacından indirilip saygıyla toprağa verildi.</p>



<p>Yahya&#8217;nın Horasan&#8217;a doğru gittiği günlerde, hac yolculuğundan dönmekte olan ve Medine&#8217;de İmam Cafer Sadık&#8217;la (a.s) görüşmüş bulunan mütevekkil b. Harun adlı bir Şiî Müslüman, yolda Yahya&#8217;yla karşılaştı. Selâmlaştıktan sonra Mütevekkil, Yahya ile arasında şu konuşmanın geçtiğini anlatır:</p>



<p>-Ey Mütevekkil, nereden geliyorsun?</p>



<p>-Hac&#8217;dan.</p>



<p>-Ailem, amcaoğullarım ve İmam Sadık&#8217;tan ne haber?</p>



<p>Olanları anlattım ve babası Zeyd&#8217;in şehadetinin herkesi hüzne boğduğunu söyledim. Onaylarcasına başını sallayarak şöyle dedi:</p>



<p>-Amcam Muhammed b. Ali (İmam Bâkır -a.s-) babama akıbetinin nasıl olacağını ve başına neler geleceğini söylemişti. sahi, amcaoğlum Cafer b. Muhammed&#8217;i gördün mü?</p>



<p>-Evet.</p>



<p>-Benim hakkımda bir şey söyledi mi?</p>



<p>-Evet.</p>



<p>-Ne söylediğini anlatır mısın?</p>



<p>Ne diyeceğimi bilemiyordum. Üzgün bir şekilde:</p>



<p>-Ondan duyduklarımı size anlatmam çok zor, dedim.</p>



<p>-Benim ölümden korktuğumu mu sanıyorsun, dedi kırgınca. İmam&#8217;ın benim için ne söylediğini bilmek istiyorum!</p>



<p>-Babanız gibi sizin de şehit edileceğinizi ve tıpkı naşınızın onun gibi asılacağını haber verdi.</p>



<p>Yahya, Mütevekkil&#8217;le biraz daha sohbet etti. Sonra yanındaki Sahife-i Seccadiye nüshasını Mütevekkil&#8217;e emanet edip onu Medine&#8217;ye götürmesini ve oradaki bir yakınına vermesini tembihleyerek: &#8220;Vallahi Amcaoğlum İmam Sadık (a.s) şehit düşeceğimi haber vermemiş olsaydı, benim için çok değerli olan bu Sahife-i Seccadiye nüshasını sana emanet etmezdim! Ama onun verdiği bir haberin hak olduğunu bilirim ben; çünkü bu tür haber ve bilgiler, atalarından ulaşmıştır ona!&#8221; dedi. (Muntehe&#8217;l-Amal, İmam Seccad&#8217;ın (a.s) hayatı bölümünde; Yahya b. Zeyd&#8217;in Maktal adlı eseri, Sahife-i Seccadiye&#8217;nin mukaddimesinde) Çok geçmeden İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) önceden haber verdiği olay vuku buldu ve herşey tıpkı onun söylediği gibi oldu!</p>



<p>2-Safvan b. Yahya şöyle anlatır: Cafer b. Muhammed b. Eş&#8217;as bir gün bana: &#8220;Aramızda pek bahsi edilen bir mevzu olmadığı ve hakkında başkalarının bildiği şeyleri biz bilmediğimiz ve başkaları kadar tanımadığımız hâlde, neden Şiî olduğumuzu biliyor musun?&#8221; diye sordu. bilmediğimi söyleyince, şöyle anlattı:</p>



<p>Bir gün Mansur Devanikî babamdan çok özel bir görev için becerikli ve güvenilir bir adam istedi. Babam da dayısını önerdi. Mansur, babamın dayısını çağırtarak ona yüklüce bir para veriyor ve bu parayla Medine&#8217;ye gidip Abdullah b. Hasan b. el-Hasan ve araların da Cafer b. Muhammed&#8217;in de bulunduğu akrabalarıyla görüşmesini, onlara kendisinin Horasan&#8217;dan gelen bir garip olduğunu, orada çok güvenilir Şiîlerin bulunduğunu ve onlara para gönderdiğini söyleyip bu paraları belirlendiği meblağlarda aralarında paylaştırmasını ve parayı aldıklarına dair de onlardan kendi el yazılarıyla birer makbuz almasını istiyor. Babamın dayısı söyleneni yapıp bir süre sonra geri dönüyor. Mansur onu çağırtıp yaptıklarını anlatmasını isteyince: &#8220;Hepsiyle görüşüp paraları da söylediğiniz üzere onlara verip makbuz da aldım.&#8221; diyor, &#8220;Ancak, sadece Cafer b. Muhammed hariç. O, Mescidu&#8217;n-Nebi&#8217;de namaz kılıyordu, arkasında oturup namazını bitirmesini bekledim. Namazını bitirince daha ben ağzımı açıp tek kelime etmediğim hâlde o adeta aklımdan geçenleri okurcasına bana dönüp: &#8216;Allah&#8217;tan kork!&#8217; dedi, &#8216;Peygamber&#8217;in Ehlibeyti&#8217;ni aldatmaya kalkışma ve Mansur&#8217;a da Allah&#8217;tan korkmasını ve Ehlibeyt&#8217;e oyun oynamaktan vazgeçmesini söyle!&#8217; dedi. </p>



<p>Ben olayı bilmiyormuş gibi davranarak: &#8220;Anlamıyorum efendim, ne demek istiyorsunuz?&#8221; diye sorunca, beni yakınına çağırdı ve sizinle aramızdaki gizli konuşmaları ve bana verdiğiniz görevleri en ince ayrıntılarıyla anlattı. duyduklarıma inanamıyordum, o ırada sanki bizim yanımızdaymış gibiydi! (Usul-u Kâfi, 1/475; Besariu&#8217;d-Derecat, s.245; Menakıb, 4/220, Biharu&#8217;l-Envar, 47/74; Haraic-i Ravendi&#8217;den iktibasla)</p>



<p>3- Ebu Basir şöyle anlatır: İmam Sadık&#8217;ın (a.s) huzurundaydım, Mualla b. Huneys&#8217;ten söz açıldı. İmam: &#8220;Ey Ebu Basir!&#8221; dedi, &#8220;Mualla hakkında sana söyleyeceklerim var şimdilik gizli kalsın!&#8221; buyurdu. </p>



<p>&#8220;Baş üstüne efendim, gizli kalır!&#8221; dedim. Bunun üzerine: &#8220;Mualla, Davud b. Ali&#8217;nin onun başına getireceği şey vuku bulmadan kendisi için takdir edilen yüce makama ulaşamayacaktır!&#8221; buyurdu.</p>



<p>Davud&#8217;un ona ne yapacağını sordum. &#8220;Onu çağırtıp boynunu vurduracak. Bununla da yetinmeyip onun cansız bedenini darağacında sallandıracak ve bu iş gelecek yıl vuku bulacaktır!&#8221; buyurdu.</p>



<p>Bir yıl sonra Davud b. Ali Medine valiliğine atandı ve ilk işi Mualla b. Huneys&#8217;i çağırmak oldu. Ondan, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) Şiîlerinin vermesini istedi. Mualla boyun eğmeyince, onu öldürmekle tehdit etti. Mualla: &#8220;Beni ölümle mi tehdit ediyorsun be adam!&#8221; diye haykırdı, &#8220;İmam Sadık&#8217;ın Şiîlerini hemen şuracıkta, elimin altında olsalar da söylemem sana! Beni öldürmen durumunda ise beni mutlu, kendini de yazık etmiş olursun!&#8221; </p>



<p>Davud da onu şehit etti. (Biharu&#8217;l-Envar, 47/129; Menakıb. 4/225)</p>



<p>4- Ali b. Hamza şöyle anlatır: Emevî devletinin bir memurlarından bir genç ile arkadaştım. Kendisini İmam Sadık&#8217;la (a.s) görüştürmemi rica etti. Onu İmama götürdüm. &#8220;Canım size feda olsun!&#8221; dedi, &#8220;Ben Emevîlere çalışıyorum ve bu yoldan epey de para kazandım.&#8221; </p>



<p>İmam (a.s) onunla biraz konuştu. dedikleri özetle şuydu:</p>



<p>Emevîlerin sizin gibi adamları olmasa, bizim hakkımızı böyle ayaklar altına alamazlardı. Eğer başkaları onlara yardım etmeyip onları yalnız bıraksalardı, hiçbir şey yapamazlardı!&#8221; </p>



<p>Genç adam: &#8220;Canım efendim, benim için bir kurtuluş yolu var mıdır?&#8221; diye sordu.</p>



<p>İmam: &#8220;Evet! Söylersem, yapacak mısın?&#8221; buyurdu.</p>



<p>Genç: &#8220;Tabii!&#8221; dedi.</p>



<p>İmam: &#8220;Bu yolda kazandıklarını asıl sahiplerine geri ver. Sahiplerini tanımadığın miktarları da sadaka olarak ver. Bunu yapabilirsen, ben de seni cennetle müjdeler, bunu garantilerim!&#8221; buyurdu.</p>



<p>Genç adam başını yere eğip biraz düşündükten sonra: &#8220;Canım size feda olsun, söylediğiniz gibi yapacağım!&#8221; dedi. </p>



<p>Bu genç, bizimle kûfe şehrine geldi ve nesi var nesi yoksa, hatta elbiselerini bile sahiplerine geri verdi. Sahibini bulamadıklarını da sadaka olarak fakirlere dağıttı. Kısa zamanda o kadar yoksullaştı ki, biz ona elbise alıp geçimini sağlar olduk. Birkaç ay sonra hastalandı. Onu ziyarete gittiğim günlerden birinde, durumunun pek ağır olduğunu gördüm; can vermek üzereydi. Güçlükle gözlerini açıp bana baktı ve &#8220;İmam Sadık verdiği sözü tuttu, vallahi ahdini yerine getirdi!&#8221; dedi ve can verdi.</p>



<p>Onu toprağa verdikten kısa bir süre sonra kûfe&#8217;den döndüm. İmam&#8217;a (a.s) uğrayıp kendisini gördüm. Beni görür görmez: &#8220;Andolsun ki o gence verdiğim söz yerine getirildi ve ben ahdime vefa ettim.&#8221; dedi! Hayretten ne diyeceğimi şaşırmıştım. &#8220;Canım size feda!&#8221; dedim, &#8220;Doğru söylüyorsunuz! O da aynı şeyi söyledi çünkü bana!&#8221; (Biharu&#8217;l-Envar, 47/138; Menakıb. 4/130)</p>



<p>5- Sedir Sayrafî şöyle anlatır: İmam Cafer Sadık (a.s) için emanet edilen bir para benim yanımdaydı. Emaneti verirken Şiîlerin Ehlibeyt İmamları (a.s) hakkında anlattıklarının doğru olup olmadığını anlamak için bir dinarını vermeyip sakladım. İmam (a.s) hemen: &#8220;Ey Sedir! Emanetin hepsini vermedin; ama bunu bizden koptuğun için yapmış değilsin!&#8221; dedi. &#8220;Canım size feda! Mesele nedir, ne oldu ki?&#8221; diye sordum. &#8220;Bizi denemek için emanetten birazını alıkoymuşsun!&#8221; buyurdu. </p>



<p>&#8220;Canım size feda!&#8221; dedim, &#8220;Doğru söylediniz! Şiîlerinizin sizin için söylediklerinin hak olduğuna bizzat tanık olmak istedim.&#8221; İmam buyurdu ki:</p>



<p>Gerekli her şeyi bizim bildiğimizi bilmez misin? Peygamberlerin ilmi bizim yanımızda mahfuzdur, hepsi bizde toplanmıştır; bizim ilmimiz peygamberlerin ilmidir!&#8221; (Menakıb. 4/227; Biharu&#8217;l-Envar, 47/130)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) Yarenleri ve Öğrencileri</h2>



<p>Daha önce de belirttiğimiz gibi, Emevîlerle Abbasîler, Ehlibeyt İmamlarını (a.s) çok sıkı şekilde gözaltında tutuyor, hatta bazen onların halkla görüşmesini bile engelliyorlardı. Ancak Emevîlerin son dönemleri ve Abbasî iktidarının ilk yıllarında bu ikisi arasındaki iktidar kavgası nedeniyle Ehlibeyt İmamları (a.s) bir nebze de olsa rahat bir nefes alabilmiş ve işte bu dönem, ilim âşıklarının İmam Bâkır&#8217;la İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) ilim, bilim ve feyiz deryasından yararlanmaları şansını doğurmuştur.</p>



<p>İmam&#8217;ın ilim deryasından feyiz almak isteyen din ve bilim âşıklarının ona duyduğu sevgi ve güven, en zor şartlar ve en hafakanlı dönemlerde bile onların bir şekilde yolunu bulup İmam&#8217;a ulaşmalarını ve sorularına cevap bulabilmelerini sağlıyordu. </p>



<p>İmam Sadık&#8217;ın (a.s) çeşitli dinî ve pozitif bilim dallarında yetiştirdiği öğrencilerin çoğu, giderek bu dalda zamanın en büyük hocasına dönüşmüş ve bu bilimlerin yayılmasını sağlamışlardır. Şeyh Tusi, Rical kitabında, İmam Sadık&#8217;tan (a.s) ders alan veya İmam&#8217;dan rivayette bulunan dört bin isim sayar. Çeşitli bilimlerin halka ulaşması ve insanların kemale ermesi yolunda ciddi emekler sarf edip büyük adımlar atan  bu isimlerden üçünü örnek alarak özetle tanıtalım:</p>



<h3 class="wp-block-heading">Hamran b. A&#8217;yen Şeybanî</h3>



<p>Hamran&#8217;ın aile fertleri, genellikle Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) özel Şiası ve yakın dostlarıydı. Hamran&#8217;la kardeşi Zürare, çağlarının en seçkin fakihi ve bilim adamı konumunda olmuş ve İmam Bâkır&#8217;la İmam Sadık&#8217;ın (a.s) en sadık yârenleri arasında yer almışlardır.</p>



<p>İmam Sadık (a.s): &#8220;Hamran b. A&#8217;yen imanlı biridir ve yemin ederim ki dininden asla dönmez!&#8221; buyurmakta ve &#8220;Hamran, cennet ehlidir.&#8221; demektedir. (Rical-i Keşşaf, s.176)</p>



<p>Zürare şöyle anlatır: Gençliğimin ilk yıllarıydı. Medine&#8217;ye gittim, sonra da oradan Mekke&#8217;ye geçip hac mevsiminde Mina&#8217;ya çıktım. Mina&#8217;da İmam Bâkır&#8217;ın (a.s) çadırına giderek selâm verdim. Selâmımı alınca, karşısına oturdum. &#8220;A&#8217;yen&#8217;in oğullarından mısın?&#8221; diye sordu. &#8220;Evet, adım Zürare!&#8221; dedim. </p>



<p>&#8220;Onlara benzerliğinden seni tanıdım.&#8221; buyurdu ve kardeşim Hamran&#8217;ın hacca gelip gelmediğini sordu. &#8220;Hayır, gelmedi; ama size selâm gönderdi.&#8221; dedim. </p>



<p>&#8220;Aleykum Selâm&#8221; diyerek şöyle ekledi: &#8220;O, gerçek müminlerdendir ve asla dininden vazgeçmeyecektir! onu gördüğünde, benden selâm söyle!&#8221; (Rical-i Keşşaf, s.178)</p>



<p>Bir başka rivayette bizzat Hamran, İmam Bâkır&#8217;dan (a.s): &#8220;Acaba ben de sizin Şianız sayılır mıyım ?&#8221; diye sorduğunu ve İmam&#8217;ın (a.s): &#8220;Evet, vallahi sen dünya ve ahirette bizim Şiamızdansın.&#8221; buyurduğunu söyler. (Rical-i Keşşaf, s.462)</p>



<p>Esbat b. Salim şöyle anlatır: İmam Musa b. Cafer (a.s) şöyle buyurdu: </p>



<p>Kıyamette bir ses duyulur ve &#8220;Allah&#8217;ın peygamberi Muhammed b. Abdullah&#8217;ın havarileri (en yakın ashabı) olup ahdine vefa gösteren ve inançlarından asla taviz vermemiş olanlar nerede?&#8221; diye sorulur. Selman, Mikdad ve Ebuzer ayağa kalkarlar. Sonra tek tek Ehlibeyt İmamları&#8217;nın en yakın ashabını sorarlar. Onlar da ayağa kalkarlar. Derken sıra beşinci ve altıncı İmamların yakın ashabına gelir. Abdullah b. Şerik Âmirî, Zürare b. A&#8217;yen, Bureyd b. Muaviye, Muhammed b. Müslim, Ebu Basir Muradî, Abdullah b. Ebu Ya&#8217;fur, Âmir b. Abdullah, Hucr b. Zayide ve Hamran b. A&#8217;yen ayağa kalkarlar. (Rical-i Keşşaf, s.10)</p>



<p>Savfan şöyle anlatır:</p>



<p>Hamran, dostlarıyla sürekli ilmî toplantılar yapar ve Ehlibeyt İmamları&#8217;ndan hadis naklederdi. Arkadaşları, Ehlibeyt İmamları dışında bir başkasından hadis rivayet edecek olsalardı, kabul etmez ve onları uyarırdı. Bu uyarıyı üç kez tekrarladığında ve onların dikkate almadıklarını gördüğünde, o toplantıyı terk ederdi. (Rical-i Keşşaf, s.179)</p>



<p>Yunus b. Yakub: &#8220;Hamran, kelâm (akait) ilmini çok iyi bilirdi.&#8221; der. (Tuhfetu&#8217;l-Ahbab, s.77)</p>



<p>Hişam b. Salim şöyle anlatır:</p>



<p>Bir grup ashabıyla birlikte İmam Sadık&#8217;ın (a.s) huzurundaydık. Bir Şamlı içeriye girdi. İmam (a.s) ne istediğini sorunca, &#8220;Her sorunun cevabını bildiğini duydum ve senden bazı sorular sormaya geldim!&#8221; dedi. İmam sorularının ne hakkında olduğunu sorunca da, &#8220;Kur&#8217;ân hakkında.&#8221; dedi. İmam (a.s) onunla Hamran&#8217;ın ilgilenmesini söyleyince, Şamlı adam: &#8220;Ben Hamran&#8217;la değil, seninle tartışmaya geldim buraya!&#8221; dedi. İmam (a.s): &#8220;Hamran&#8217;ı yenebilirsen, beni yenmiş sayılırsın.&#8221; buyurdu.</p>



<p>Şamlı adam da, Hamran&#8217;a dönüp ona sorular sormaya başladı. Sorduğu bütün sorulara en mükemmel cevapları alınca, soru sormaktan yorulup münazaradan çekildi.</p>



<p>İmam (a.s): &#8220;Hamran&#8217;ı nasıl buldun?&#8221; diye sordu. Şamlı: &#8220;Pek bir üstatmış!&#8221; dedi, &#8220;Sorduğum her şeyin cevabını bildi!&#8221;  (Rical-i Keşşaf, s.276)</p>



<h3 class="wp-block-heading">Abdullah b. Ebu Ya&#8217;fur</h3>



<p>İmam Sadık&#8217;ın (a.s) en yakın ashabındandı. İmam&#8217;a karşı fevkalade saygılı ve itaatkârdı. Bu da, onun İmamet makamını gereğince kavramış olmasından kaynaklanıyordu. Bir gün İmam&#8217;a (a.s): &#8220;Siz bir narı ikiye böler ve yarısının haram, yarısının helal olduğunu söylerseniz, bir yarısının helal ve diğer yarısının haram olduğuna şehadet ederim!&#8221; dedi. </p>



<p>İmam (a.s) iki kez: &#8220;Allah&#8217;ın rahmeti senin üzerine olsun!&#8221; buyurdu. (Rical-i Keşşaf, s.249; Mu&#8217;cem-i Ricalu&#8217;l-Hadis, 1/103)</p>



<p>Abdullah bir ara nadir görülen bir hastalığa yakalandı. Bazen pek acı çektiği için hekimler şarabın iyi geleceğini söylemişlerdi. İmam&#8217;la görüştüğünde meseleyi açarak doktorların şarabı önerdiğini söyledi. İmam (a.s) buyurdu ki: </p>



<p>Sakın şarap içme! Şarap haramdır ve bu tavsiye, sana şarap içirmeye çalışan şeytanın telkinidir. Onun telkinine kapılmaz ve onu dinlemeyecek olursan, senden ümidini keser ve seni bırakır!</p>



<p>Bunun üzerine İbn Ebu Ya&#8217;fur kûfe&#8217;ye döndü. Hastalığı tekrar nüksetti ve eskisinden çok daha ağır bir hâl aldı. Onun durumunu gören yakınları şarap getirip içmesini istedilerse de: &#8220;Yemin ederim ki, bir damla dahi almayacağım ağzıma ondan!&#8221; diyerek reddetti. Birkaç gün öylece yatakta kaldı ve çektiği acıya dayandı. Bir süre sonra Yüce Allah ona öyle bir şifa verdi ki, hayatı boyunca bir defa hastalandığı görülmedi. (Rical-i Keşşaf, s.247, özetle)</p>



<p>İbn Ebu Ya&#8217;fur, İmam Sadık (a.s) döneminde vefat etmiştir. İmam (a.s), Mufaddal b. Ömer&#8217;e yazdığı bir mektupta şöyle diyordu:</p>



<p>Ey Mufaddal! Allah&#8217;ın selâmı onun üzerine olsun, İbn Ebu Ya&#8217;fur&#8217;a yaptığım tavsiyeleri sana da yapıyorum. O -ki Allah&#8217;ın selâmı onun üzerine olsun- Allah&#8217;a, Peygambere ve yaşadığı çağın İmam&#8217;ına ahdini yerine getirmiş olarak şu dünyadan göçtü. Allah&#8217;ın rahmetine mahzar olmuş, günahları affedilmiş olarak vefat etti. Allah&#8217;ın selâmı onun ruhuna olsun! Bizim zamanımızda Rabbine, Peygamberine ve zamanının İmam&#8217;ına ondan daha itaatkâr olanı yoktu. Yüce Allah onu rahmetine alıp da ruhunu kabzedip cennete intikal ettirinceye kadar da öyle kaldı!&#8230;  (Rical-i Keşşaf, s.249)  </p>



<h3 class="wp-block-heading">Mufaddal b. Ömer el-Cu&#8217;fî </h3>



<p>İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) ashabının ileri gelenlerinden, seçilmiş yakın dostlarından ve güvenilir büyük fakihlerdendir. (Camiu&#8217;r-Ruvat, 2/258) İmam&#8217;ın en yakın adamlarından biri sayılır ve İmam&#8217;ın bazı özel işleriyle bizzat ilgilenirdi. (Camiu&#8217;r-Ruvat, 2/258) </p>



<p>   Medine&#8217;ye gelen bir grup Şiî, İmam&#8217;dan (a.s) dinî meselelerini sorabilecekleri birini kendilerine tanıtmasını istediler. İmam (a.s) istedikleri zaman kendisine müracaat edebileceklerini söyledi. Yine de bir başkasını da tanıtmasına yönündeki ısrarlarına karşı: &#8220;Mufaddal&#8217;a gidip ondan sorabilirsiniz.&#8221; buyurdu, &#8220;Onun her dediğini kabul edin; çünkü o, haktan başka söz söylemez!&#8221; (Rical-i Keşşaf, s.327)</p>



<p>İmam sadık (a.s) Mufaddal&#8217;a tevhit hakkında özel dersler vermiş ve Mufaddal da bunları &#8220;Mufaddal&#8217;ın Tevhid Risalesi&#8221; adlı bir kitapta bir araya toplamıştır. Daha önceki bölümde bu değerli eserden bazı kesitleri özetle aktarmıştık. Bu özel dersler, onun İmam (a.s) yanındaki ilmî mevkiini ve İmam&#8217;ın (a.s) onu ne kadar sevdiğini göstermektedir.</p>



<p>İmam Cafer Sadık (a.s) Mufaddal&#8217;ı o kadar severdi ki bir gün: &#8220;Ey Mufaddal! Allah&#8217;a yemin ederim ki seni ek severim; seni seveni de severim ben!&#8221; buyurdu. (Biharu&#8217;l-Envar, 47/395; Şeyh Müfid&#8217;in el-ihtisas adlı eseri, s.216)</p>



<p>İmam Musa Kazım (a.s) da Mufaddal hakkında: &#8220;Mufaddal benim sırdaşımdır, gönlüm onunla rahat bulur.&#8221; buyurmuş (Tuhfetu&#8217;l-Ahbab, s.376) ve o dünyadan göçtüğünde de: &#8220;Allah ona rahmet etsin! babamdan sonra babaydı benim için; şimdi rahat ve huzur içindedir artık!&#8221; buyurmuştur. (Tuhfetu&#8217;l-Ahbab, s.376)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) Şehadeti</h2>



<p>Abbasî halifelerin en zalim ve rezillerinden olan; zorbalık, hile ve baskıcı kişiliğiyle tanınan Mansur Devanikî İmam Sadık&#8217;ı (a.s) sürekli sıkı şekilde gözaltında tutuyor, casusları vasıtasıyla İmam&#8217;ın (a.s) her hareketini denetlemeye çalışıyordu. Sırf eziyet etmek ve birkaç defasında da şehit etmek niyetiyle İmam&#8217;ı Medine&#8217;den Şam&#8217;a getirtmiş; ama henüz ilahî takdirin vakti dolmadığından, hiçbirinde başarılı olamamış ve iğrenç emelini gerçekleştirememişti.</p>



<p>Ehlibeyt&#8217;in yedinci İmam&#8217;ı İmam Musa Kâzım (a.s) şöyle buyurur:</p>



<p>Bir defasında Mansur babamı öldürtmek için yanına çağırttı ve bu iş için kılıç vb. gibi gerekli teçhizatı bile hazırlattı. Sarayda ki yakın adamlarından Rabi&#8217;e de: &#8220;Cafer b. Muhammed içeri girdiğinde, ben onunla konuşurken iki elimi çırparsam, hemen onun boynunu vur!&#8221; diye talimat verdi. İmam içeri girdiğindeyse, Mansur onu görür görmez heybetinden etkilenip gayri ihtiyari ayağa kalktı ve onu güler yüzle karşılayıp: &#8220;Borçlarınızı ödemek için sizi buraya kadar çağırdım!&#8221; dedi. Sonra da İmam&#8217;ın ailesinin ve akrabalarının durumunu sordu ve Rebi&#8217;e dönüp: &#8220;Üç gün sonra Cafer b. Muhammed&#8217;i ailesine ulaştırın.&#8221; dedi (Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, 1/304; Biharu&#8217;l-Envar, 47/167)</p>



<p>Ne var ki, şöhreti bütün İslâm beldelerine yayılan ve herkesçe sevilen İmam&#8217;ın (a.s) varlığı, Mansur&#8217;u şiddetle rahatsız ediyordu. Sonunda hicrî kamerî 148&#8217;in şevval ayında onu zehirletti ve İmam Sadık (a.s) şevval&#8217;in 25. günü, 65 yaşında şehit düşerek dâr-ı bekaya göçtü. Mübarek naşı, Cennet-i Baki mezarlığında sevgili babası imam Bâkır&#8217;ın (a.s) yanına defnedildi. (İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, s.266; Usul-u Kâfi, 1/472; Cennetu&#8217;l-Hulud, s.27)</p>



<p>Ehlibeyt (a.s) şairlerinden Ebu Hüreyre el-lclî, İmam&#8217;ın şehadetinde söylediği şu ağıtla İmam&#8217;ın sevenlerini gözyaşına boğmuştur:</p>



<p>Onun mübarek naşı omuzlar üzerinde mezarlığa götürülürken,</p>



<p>Dedim: &#8220;Değerli birini toprağa vereceğinizi biliyor musunuz?&#8221; </p>



<p>Yazık, dağlar gibi yüce birini dorukta görüp,</p>



<p>Sonra da toprağın altına girerken seyretmek!</p>



<p>Seher vakti üzerine toprak atılacak onun</p>



<p>Hâlbuki bizim başımıza toprak dökülmesi gerek! (Muntehe&#8217;l-Amal, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) hayatı bölümü, s.47)</p>



<p>Evet, İmam Sadık&#8217;ın (a.s) şehadetiyle İslâm ve insanlık tarihi nadide bir cevheri kaybetmiş oldu. O değerli İmam&#8217;ın soyundan gelen altıncı İmam olmasaydı, &#8220;Yeryüzü bir daha böyle bir cevher görmeyecek!&#8221; demek, mübalağa olmayacaktı.</p>



<p>Allah&#8217;ın meleklerin, salihlerin ve müminlerin selâmı onun üzerine olsun.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın son vasiyeti</h3>



<p>İmam Sadık&#8217;ın (a.s) yakın ashabından olan Ebu Basir şöyle anlatır:</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) şehadetinden sonra, eşi Ümmü Humeyde&#8217;ye başsağlığı dilemek için evine gittik. İmam&#8217;ın (a.s) matemiyle hepimiz ağlıyorduk. Ümmü Humeyde Hatun şöyle buyurdu: &#8220;Ey Ebu Basie! İmam&#8217;ın son nefeslerinde burada olsan pek şaşardın. Son demlerinde göz kapaklarını zorlukla aralayıp bütün akrabalarının baş ucunda toplanmasını istedi. Herkes geldiğinde, onlara şöyle bir baktıktan sonra şöyle buyurdu:</p>



<p>&#8220;Namazı hafife alanlar, bizim şefaatimize kavuşamayacaktır.&#8221; (el-İmalî, Şeyh Saduk, s.290; Vesailu&#8217;ş-Şîa, 3/17)</p>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Sadık&#8217;tan (a.s) Veciz Sözler</h2>



<p>Bahsimizi noktalarken, kalplerimize ışık tutup imanımızı pekiştirmesi ve amellerimize yön vermesi umuduyla İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) mübarek buyruklarından birkaçını aşağıda aktarıyoruz:</p>



<p>1- Bir Müslüman kardeşi, bir işi için müracaat ettiğinde onun işi için uğraşan kimse, Allah yolunda cihat etmiş gibidir. (el-Müstedrek, 2/407)</p>



<p>2-Allah Teala: &#8220;İnsanlar benim ailem gibidir; onlara iyilikte bulunup sorunlarının çözülmesi için uğraşanlar, benim yanımda daha azizdirler.&#8221; buyurmaktadır. (Usul-u Kâfi. 2/199)</p>



<p>3-İnsanlara faydalı olabilecek bütün ilim şu dört şeydedir: 1-Rablerini tanımaları 2-Allah&#8217;ın kendilerine ne nimetler verdiğini ve nasıl davrandığını görmeleri 3-Rablerinden kendilerinden istediğini ve O&#8217;na karşı vazifelerinin ne olduğunu bilmeleri 3-Neyin onları, dininden uzaklaştıracağını bilmeleri! (el-İrşad, Şeyh Müfid, s.265) </p>



<p>4-Şu dört şey, peygamberlerin huyudur: iyilik etmek, cömertlikte bulunmak, sorunlar karşısında sabır ve direnç göstermek, müminlerin hak ve hukukunu riayet etmek. (Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.375) </p>



<p>5- Mümin iki korku arasındadır: Rabbinin, eski günahlarından ötürü ona ne yapacağını bilmediği ve ne tür günahlar işleyip, ne tür tehlikelere düşeceğini bilemediği geleceği. Bu nedenle de mümin korkuyla geceleyip korkuyla sabahlar. İşte (Allah) korku(sun)dan başka şey onu ıslah etmez! (Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.377)</p>



<p>6-Şu üç haslete sahip olmadıkça hiç kimse iman hakikatinin kemaline varamaz: Dinde idrak ve basiret, geçimde doğru bir denge tutturmak, sıkıntı ve zorluklara karşı sabır ve direniş göstermek. (Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.324)</p>



<p>7- Üç kişi üç yerde beli olur: Sabırlı insan öfke anında, yiğit savaşta, kardeş ihtiyaç anında. (Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.316)</p>



<p>8-Her şehrin ahalisi din ve dünya işleri için şu üç kişiye daima muhtaçtır: 1) Takva sahibi, bilgili ve Allah&#8217;tan korkan fakih. 2) Halkın itaat ettiği iyiliksever yönetici. 3) Güvenilir doktor. (Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.237)</p>



<p>9- Bütün iyiliklerin kökü biziz; bütün iyilikler bizim dallarımızdan ve budaklarımızdanır. Tevhit, oruç, öfkeyi yenmek, kötülük edeni affetmek, düşküne ve yoksula acımak, komşularla ilgilenmek, erdemli ve üstün insanların erdem ve üstünlüğünü itiraf etmek gibi şeyler iyiliktir.</p>



<p>   Bizim düşmanlarımızsa, tüm şer ve kötülüklerin köküdürler, bütün kötülükler onların dalları-budaklarıdır. Yalan, cimrilik, ispiyonculuk, eş-dostla ilişkiyi kesmek, faizcilik, yetimin malını yemek, Allah&#8217;ın tayin ettiği sınırları çiğnemek, gizli veya açık cinayet işlemek, zina, hırsızlık gibi şeylerde kötü ve çirkindirler.</p>



<p>   Kendisini bizden ve bizim Şiîlerimizden biri bildiği hâlde düşmanlarımızın, dallarına-budaklarına yapışan kimse, yalan söylemektedir. (el-İmamu&#8217;s-Sadık, 3/138)</p>



<p></p>



<p><br></p>



<p><br></p>



<p><br></p>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/">İmam Caferi Sadık (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Muhammed Bakır (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:42:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=162</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/">İmam Muhammed Bakır (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/">İmam Muhammed Bakır (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Zeynelabidin (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:41:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=160</guid>

					<description><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/">İmam Zeynelabidin (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/">İmam Zeynelabidin (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Fatıma Zehra (s.a)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:41:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Fatime-tül Zehra (s.a)]]></category>
		<category><![CDATA[Fatime]]></category>
		<category><![CDATA[Fatime-tül Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Fatıma]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ümmül Eimmeh &#8220;İmamların Annesi&#8221; Hz Fatıma Zehra (s.a) masumluk makamına sahih ve iki masumun annesi olan melekûtî bir annedir. İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s)&#8216;ın anneleri Hz. Fatıma Zehra&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/">Hz. Fatıma Zehra (s.a)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ummul-eimmeh-imamlarin-annesi" style="color:#ff0101">Ümmül Eimmeh &#8220;İmamların Annesi&#8221;</h2>



<p>Hz Fatıma Zehra (s.a) masumluk makamına sahih ve iki masumun annesi olan melekûtî bir annedir.</p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a>&#8216;ın anneleri Hz. Fatıma Zehra (s.a) fıtri (doğuştan) yetenekli ve çok çalışması ile elde etmiş olduğu maneviyat ve Îlahi rızalık basamaklarını bir bir yükseldiği sayısız faziletlere ve üstünlüklere sahiptir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ummu-ebiha-babasinin-annesi" style="color:#fb0101">  Ümmü Ebiha Babasının Annesi  </h2>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) babasının vefalı arkadaşı ve yardımcısı idi. Öyle ki <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> kendisine Ümmü Ebiha <strong><em>Babasının Annesi</em></strong> lakabını vermiştir.</p>



<p>   Bu büyük hanımefendinin makam ve fazileti o kadar yücedir ki kalem, onların tamamını yazmaktan acizdir. Onun faziletinin yüceliği hakkında şu yeterlidir: <strong><em>&#8220;Allah bütün Peygamberlerinin soyunu kendilerinden karar kılarken</em></strong><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><strong><em> Son Peygamber </em></strong>Hz. Muhammed (s.a.a)<strong><em> Mustafa&#8217;nın </em></strong></a><strong><em>soyunu </em></strong><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> <strong><em>ve  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evlatlarından karar kılmıştır.</em></strong></p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın pak eteğinde din düşmanlarına karşı göstermiş oldukları unutulmaz yiğitlik ve kahramanlıklara sahip evlatlar yetiştirmiştir.  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın kısa ama bereketli hayatının her evresi en yüce zirvelerle doludur.  Hz. Fatıma Zehra (s.a) kocası için iyi bir eş ve çocukları için iyi bir anne idi. Çocuk eğitiminde her annenin öncüsüdür.</p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a), bereketli hayatında her türlü şatafattan uzak duruyor ve hatta savaş ganimetlerinin her taraftan yağdığı ve müslümanların mâli açıdan durumlarının iyileştiği dönemde dahi yaşamını en asgari imkânlarla sürdürüyordu. </p>



<p>   Müslüman kadınların sevgi, muhabbet, fedakârlık ve maneviyat meşalelerini nasıl yakacaklarını  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Mektebinde öğrenmeleri gerekir.  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı örnekalarak iman ve iffet silahını kuşanıp  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın vermiş olduğu nurdan meşaleler ile fesadın kökünü yakmaları gerekir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-dogumu" style="color:#fe0202">Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Doğumu</h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized Hz Fatıma Zehra (s.a)" id="Hz-Fatıma-Zehra-(s.a)"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="673" src="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2.jpeg" alt="" class="wp-image-818" style="width:292px;height:192px" title="Hz Fatıma Zehra (s.a)" srcset="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2.jpeg 1024w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2-300x197.jpeg 300w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2-768x505.jpeg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) Mekke&#8217;de vahyin indiği mübarek ve nuranî bir evde dünyaya geldi.  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın dünyaya gelmiş olduğu ev özel bir yüceliğe ve maneviyata sahip bir ev idi.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><strong>(1)<em> </em></strong></sup></span><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Doğum olayını okumak için buraya tıklayınız. (Hz. Hatice&#8217;nin sırdaşı bölümünden itibarendir.)</a> Hz. Fatıma Zehra (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Hatice (s.a)&#8217;in</a> en küçük ve son çocukları idi. Ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> onu sahip olduğu özelliklerinden dolayı diğer çocuklarından daha fazla seviyordu. <span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><strong><em>(2)</em></strong></sup></span> </p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) Cemadiyes Sani ayının 20&#8217;sinde dünyaya geldi. Bu konuda fazla ihtiaf olmasa da doğum yılında ihtilaf vardır. Şöyle ki:</p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="1-kuleyni-3-ibn-i-ceriri-teberi-4-tabersi-5-meclisi-6-ibn-i-sehrasub-7-ve-seyyid-muhsin-emin-8-gibi-bircok-ehl-i-beyt-alimine-gore" style="color:#fd0000">   <em>1- Kuleyni</em>,<em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(3)</span></sup> İbn-i Ceriri Teberi,<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(4)</sup></span> Tabersi,<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(5)</sup></span> Meclisi,<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(6)</span></sup> İbn-i Şehrâşub,<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(7)</span></sup> ve Seyyid Muhsin Emin<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(8)</sup></span> gibi Birçok Ehl-i Beyt alimine göre:  </em></h3>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) Bi&#8217;set&#8217;in 5. Yılında dünyaya gelmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="2-seyh-tusi-hadaiku-d-riyad-9-ve-misbahul-muctehid-de-oldugu-gibi-bir-grub-ehl-i-beyt-alimi-ise" style="color:#fb0000"><em>2- Şeyh Tusi &#8220;Hadaiku&#8217;d Riyad&#8221; <span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(9)</sup></span> ve &#8220;Misbahul Müctehid&#8221; de olduğu gibi bir grub Ehl-i Beyt alimi </em>ise:</h3>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Bi&#8217;set&#8217;in 2. yılında doğduğuna inanmaktadırlar. <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><strong><em>(10)</em></strong></span></sup> </p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="3-taberi-ebul-ferec-ifsehani-ve-ahmed-b-hanbel-gibi-bir-grup-ehl-i-sunnet-alimi-ise" style="color:#ff0000"><em>3- Taberi, Ebul Fereç İfsehani ve Ahmed b. Hanbel gibi bir grup Ehl-i Sünnet alimi ise</em>:</h3>



<p> Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nin Bi&#8217;set&#8217;ten 5 yıl önce doğduğunu söylemişlerdir.<em><strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(11)</sup></span></strong></em> </p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="4-baska-bir-grup-ehl-i-sunnet-alimi-ise" style="color:#fb0202"><em>4-Başka bir grup Ehl-i Sünnet alimi ise:</em> </h3>



<p>     Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Peygamber (s.a.a)&#8217;in 40 yaşında iken yani Bi&#8217;set&#8217;in 1. yılında doğduğunu söylemişlerdir.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(12)</span></sup></em></strong> </p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ad-kunye-ve-lakaplar" style="color:#ef0000">Ad, Künye ve Lakaplar</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="adi" style="color:#ff0000">Adı:</h3>



<p>      Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın birçok adı vardır, onların bir kısmını Ulu ve Yüce Allah, bir kısmını ise Allah&#8217;ın seçmiş oldukları vermiştir.</p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik-hadisler/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Caferi Sadık (a.s)</a> şöyle buyuruyor:</p>



<p>&#8221; Fatıma (s.a)&#8217;nın Allah katında 9 adı vardır:</p>



<p>    <strong>1-Fatıma,</strong></p>



<p>   <strong>2-Sıddıka, </strong></p>



<p>   <strong>3-Mübâreke,</strong></p>



<p>   <strong>4-Tâhire,</strong></p>



<p>   <strong>5-Zekiyye, </strong></p>



<p>   <strong>6-Râziye,</strong></p>



<p><strong>   7-Merziyye,</strong></p>



<p>   <strong>8-Muhaddise,</strong></p>



<p>   <strong>9-Zehra.</strong></p>



<p>   Bütün kötülüklerden uzak tutulduğu için ona Fatıma adı verilmiştir ve eğer <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin-e-a-s-aglamakla-ilgili-40-hadis-i-serif/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)</a> olmasaydı, onun şanında (ona denk) birisi olmayacaktı.&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><em><strong>(13)</strong></em></sup></span></p>



<p>  Meclisi, bu hadisin tefsirinde şöyle diyor:</p>



<p>  &#8221; <strong>&#8220;Sıddıka&#8221; </strong>Masumluk,</p>



<p>   <strong>&#8220;Mübâreke&#8221; </strong>ilimde, fazilette, kemâlatta, mucizelerde ve kerim evlat sahibi olmakta bereket sahibi olmak,</p>



<p>   <strong>&#8220;Tâhire&#8221; </strong>noksan sıfatlardan uzak olmak,</p>



<p>   <strong>&#8220;Zekiyye&#8221; </strong>kemal ve hayırda zirve yapmak,</p>



<p>   <strong>&#8220;Râziye&#8221; </strong>Hakkın kazasına razı olmak,</p>



<p><strong>   &#8220;Merziyye&#8221; </strong>Allahın ve Allah dostlarının beğendiği,</p>



<p>   <strong>&#8220;Muhaddese&#8221; </strong>Meleklerin kendisi ile konuştuğu kimse,</p>



<p>   <strong>&#8220;Zehra&#8221; </strong>Zahiri ve manevi yönden nur ile nurlanmak demektir.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(14)</sup></span></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="kunyeleri" style="color:#fb0000">Künyeleri:</h3>



<p>    Hadisçiler ve Tarihçiler Hz. Fatıma Zehra (s.a) için şu künyeleri zikredilmişlerdir:</p>



<p>&#8220;<strong>Ümmül Eimmeh </strong>İmamların Annesi,</p>



<p><strong>Ümmü Ebiha </strong>Babasının Annesi,</p>



<p><strong>Ümmül Hesen </strong>Hesen&#8217;in Annesi, <strong>Ümmül Huseyn </strong>Huseyn&#8217;in Annesi, <strong><strong>Ümmül Muhsin </strong>Muhsin&#8217;in Annesi</strong>&#8220;<em><strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(15)</sup></span></strong></em></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="lakaplari" style="color:#f90000">Lakapları:</h2>



<p> Eski büyüklerin (alimlerin) eserlerinde  Hz Fatıma Zehra (s.a) için şu lakaplar yazılmıştır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Hessan</strong></li>



<li><strong>Hura </strong></li>



<li><strong>Azra</strong></li>



<li><strong>Mansura </strong></li>



<li><strong>Nuriye</strong></li>



<li><strong>Betül</strong></li>



<li><strong>Âlime </strong></li>



<li><strong>Hâkime </strong></li>



<li><strong>Nakiye</strong></li>



<li><strong>Halime</strong></li>



<li><strong>Takiyye </strong></li>



<li><strong>Seyyide</strong></li>



<li><strong>Muzdehituş-Şehide</strong></li>



<li><strong>Munisetu&#8217;l-Haticetü&#8217;l-Kübra<em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(16)</span></sup></em></strong></li>
</ul>



<p>  Bu lakap ve künyelerden herbiri  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın yücelik ve büyüklüğünü göstermektedir.&#8221;</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="cocukluk-ve-genclik-donemi" style="color:#f40000">Çocukluk ve Gençlik dönemi</h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized Hz Fatıma Zehra (s.a)" id="Hz-Fatıma-Zehra-(s.a)"><img decoding="async" width="746" height="560" src="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1.jpeg" alt="" class="wp-image-819" style="width:316px;height:237px" title="Hz Fatıma Zehra (s.a)" srcset="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1.jpeg 746w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1-300x225.jpeg 300w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1-136x102.jpeg 136w" sizes="(max-width: 746px) 100vw, 746px" /></figure>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)&#8217;e</a> düşman tehditlerinin ve baskılarının altında ve O Hazretin yarenlerinin baskı ve işkence altında olduğu bir dönemde başladı. <strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(17)</sup></span></em></strong></p>



<p>    Hz Fatıma Zehra (s.a) çocukluk döneminin üç yılında  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yüce Babasının</a> aile ve yarenlerinin <a href="https://imammehdiyarenleri.org/sib-kasidesi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Şib&#8217;i<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(18)</sup></span></em></strong> Ebi Talib</a>&#8216;teki kuşatmada olmalarına şahid olmuşlardı.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(19)</sup></span></em></strong> Açlığın bütün takatini aldığı bir gün  Hz. Fatıma Zehra (s.a), rengi solmuş bir halde <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Babası</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">n</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">ın</a> yanına geldi ve şöyle dedi:</p>



<p>    <strong><em>&#8220;Baba açım. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Resulullah (s.a.a)</a></em></strong> <strong><em>mübarek elini sevgili kızının göğsüne koydu ve yüzünü gökyüzüne kaldırarak şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ey açları doyuran ve alçakları zelil eden Allah! Kızım Fatıma&#8217;yı aç koyma.&#8221;</em></strong></p>



<p>  İmran b. Hasin şöyle diyor: &#8220;Fatıma&#8217;nın yüzündeki sararma gitti ve yüzü gül gibi açtı.&#8221;<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(20)</sup></span></em></strong></p>



<p>   Sonunda Kureyş&#8217;in alçak komplosu ve Şib&#8217;i Ebi Talibteki kuşatma dönemi sona erdi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> ve yarenleri evlerine döndüler. Hz. Fatıma 5 yaşına basmıştı ve özgürlüğün candan kokusunu koklamak istiyor ama  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın güzel günleri fazla sürmedi ve annesi dünyadan ayrıldı.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(21)</sup></span></em></strong></p>



<p>   Hz. Fatıma Zehra (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Hatice (s.a)</a>&#8216;in vefatından sonra hergün müşriklerin <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yüce Babasının</a> başına getirdiği yeni acı ve elim bir olaya şahit oluyordu.</p>



<p>   Hz. Fatıma Zehra (s.a), bir gün müşriklerin Mescid&#8217;ul Haramda oturup <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber&#8217;i (s.a.a)</a> öldürme planı yaptıklarını görünce ağlayarak eve döndü ve babasına düşmanların komplosunu haber verdi.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><strong><em>(22)</em></strong></sup></span></p>



<p>  İbn-i Mesud şöyle diyor: &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> bir gün Mescidu&#8217;l Haram&#8217;da namaz ikâme ediyordu. Ebu Cehil ve yarenleride ona bakıyorlardı. Aralarından biri kalkıp yeni kesilmiş olan devenin işkembesini aldı ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> secdeye gittiği zaman sırtına koydu. Diğerleri de<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Peygamber (s.a.a)</a> ile alay etmeye başladılar. Ben bu durumu gözlerimle görüyordum ama ileri gidip deve işkembesini onun sırtından almaya cesaretim yoktu.  Hz. Fatıma Zehra (s.a) bu durumdan haberdar olunca çok üzgün bir halde Mescidu&#8217;l Harama geldi. İşkembeyi <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulull</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">a</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">h&#8217;ın (s.a.a)</a> sırtından aldı ve ihaneti yapanları kınadı.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(23)</span></sup></em></strong>&#8220;</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-in-istenilmesi-ve-tarihi" style="color:#f70000">Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;in İstenilmesi ve Tarihi</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-in-evlilik-tarihi" style="color:#fb0000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;in Evlilik Tarihi:</h3>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın mübarek evliliklerinin tarihi hususunda tarihçilerarasında ihtilaf mevcuttur. Bazıları bu kutsal bağın Hicret&#8217;in 1. yılında olduğunu söylerken<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(24)</span></sup></em></strong> bazıları ise Hicretin 2. yılının Zilhicce ayında olduğunu söylemişlerdir.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(25)</span></sup></em></strong></p>



<p>  Seyyid Muhsin Emin bu hususta şöyle demiştir: &#8220;Bazı kimseler  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evliliğinin Hicret&#8217;in 2. yılında, bazıları ise 3. yılında olduğunu söylemişlerdir. Ama  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Bi&#8217;set&#8217;in 5. yılında doğduğunu kabul edecek olursak Mekke&#8217;de Babası ile beraber yaşamış olmaktadır. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> hicretinden sonra  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;da Medine&#8217;ye hareket etti ve Medine&#8217;de bir yıl kaldıktan sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile evlilik akitleri okundu.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(26)</span></sup></em></strong></p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) evlilik yaşına geldiği zaman sahip olduğu fazilet, kemal ve babasının yanındaki konumundan dolayı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> ashabından bazıları o hanımefendiyi<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a)</a> istediler ama <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> onların damadı olmasını kabul etmedi.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-in-istenilmesi" style="color:#f60000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;in İstenilmesi:</h2>



<p>  Abdurrahman b. Avf,  Hz. Fatıma Zehra (s.a) istemek için <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz.  Resulullah&#8217;ın (s.a.a)</a> huzuruna geldi ve şöyle dedi: <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Eğer Fatıma&#8217;yı benimle evlendirecek olursan yolunda çok mal harcarım ve kendisine büyük bir mihir veririm&#8221;.</em></strong></p>



<p>Bu söz <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)&#8217;i</a> çok kızdırmıştı ve şöyle dedi:</p>



<p>     <strong><em>&#8220;Para ile beni bu evliliğe zorlamak mı istiyorsun?<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(27)</span></sup>&#8220;</em></strong></p>



<p>Enes b. Malik şöyle diyor: &#8221; <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;dan</a> önce Ömer ve EbuBekir de  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a)&#8217;den</a> istediler ama Hz. Peygamber (s.a.a)<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> onlara olumsuz cevap vererek şöyle dedi:</p>



<p>   &#8220;<strong><em>Allah&#8217;ın emrini bekliyorum.</em></strong><em><strong><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(28)</span></sup></strong></em><strong><em>&#8220;</em></strong></p>



<p>Ebubekir, Ömer ve Sa&#8217;d b. Muaz, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın </a>yanına gidip ,  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) </a>istemesini önerdiler. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben de bu kavuşmayı arzuluyorum.<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(29)</span></sup>&#8220;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s) </a>şöyle diyor:</p>



<p>&#8220;<strong><em> Hz Fatıma Zehra (s.a) ile evlenmek istiyordum ama bu konuyu <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber&#8217;e (s.a.a)&#8217;e</a> açmaktan utanıyordum. Gece gündüz bunu düşünüyordum, nihayet birgün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın (s.a.a) </a>huzuruna vardım, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a) </a>bana şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>   &#8220;<strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Ali</a>&#8220;</em></strong></p>



<p>   <strong><em>Şöyle dedim</em></strong>:</p>



<p>  &#8220;<strong><em>Emrindeyim <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!&#8221;</a></em></strong></p>



<p>  <strong><em>Şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Evlenmek istiyormusun?&#8221;</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Şöyle dedim:</em></strong></p>



<p>  <strong>&#8220;<em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah</a> daha doğrusunu bilir.</em>&#8220;</strong></p>



<p><strong><em>Kureyş kızlarından birini bana önereceğini düşünmüş ve Fatime&#8217;yi kaybetmekten korkmuştum. Resulullah&#8217;ın yanından ayrıldım. Peşim sıra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın</a></em></strong>,<strong><em> Elçisi geldi ve<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Resulullah&#8217;ın (s.a.a)</a> beni çağırdığını söyledi. Hızla gidip huzuruna vardım. Ümmü Seleme&#8217;nin odasında idi, beni gördüğü zaman sevincinden öyle güldü ki dişlerinin beyazlığı ışık gibi parlıyordu.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ali, müjdeler olsun, senin evliliğin için düşündüğüm şeyi Allah kabul etti ve Cebrail şimdi geldi ve Ulu ve Yüce Allah&#8217;ın Fatime&#8217;yi senin akdine geçirdiğini haber verdi.&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(30)</sup></span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-mihri" style="color:#ff0000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Mihri</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">     Resulullah (s.a.a)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/">İmam </a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ali (a.s)</a>&#8216;a şöyle dedi:</p>



<p>     <strong><em>&#8220;Fatime&#8217;nin mihri için verebilecek bir şeyin varmıdır?&#8221;</em></strong></p>



<p>     <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>     <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulallah</a>! Anam babam sana feda olsun; kılıç, zırh ve bir devemden başka birşeyim yoktur.&#8221;</em></strong></p>



<p>     <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Resulallah (s.a.a)</a> şöyle buyurdu: </p>



<p>     <strong><em>&#8220;Kılıç ve deve cihat ve iş için sana lazımdır, zırhını mihir yapalım.&#8221;</em></strong></p>



<p>     <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in emri ile zırhını 500 dirhem karşılığında sattı ve mihriye olarak Hz. Peygamber&#8217;e takdim etti.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(31)  </sup></span></em></strong>      </p>



<p>     Bu ölçü &#8220;sünnet mihir&#8221; olarak meşhur oldu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in diğer eşlerinin mihriyeleride bundan fazla değildi. Bu işde ölçü  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın mihri idi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(32)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-ceyizi" style="color:#ff0000">Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Çeyizi</h2>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın müşterek hayatları sade ve gösterişsiz bir merasim ve basit ev malzemeleri ile toprak evde başladı. İslam&#8217;ın örnek kadını  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın çeyizi şunlardı:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>&#8220;Bir elbise, bir adet baş örtüsü, </li>



<li>bir adet siyah havlu,   </li>



<li>Tahta ve hurma lifinden yapılmış bir adet somya,</li>



<li>Mısır keteninden iki döşek (birisi yün ve diğeri hurma lifi ile doldurulmuştu,)</li>



<li>Dört adet yastık (ikisi yün ikisi hurma lifi ile doldurulmuştu,)</li>



<li>Bir adet Perde,</li>



<li>1 adet Hayber yorganı,</li>



<li>Bir adet el değirmeni,</li>



<li>Deri&#8217;den bir su taşıma kabı,</li>



<li>Tahtadan bir adet süt kabı, </li>



<li>Elbise yıkamak için ahşab bir leğen,</li>



<li>Su saklamak için bie adet testi,</li>



<li>İbrik,</li>



<li>Bir adet hasır,</li>



<li>Askılık,</li>



<li>Koyun derisinden bir adet yer sofrası.&#8221;</li>
</ul>



<p>     Hz Fatıma Zehra (s.a) çeyizini <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in emri ile ashabtan bazıları satın almışlardı ve toplam tutarı 63 dirhemdi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> kalan paranın bir kısmını güzel kokular alması için Bilal&#8217;e, bir kısmını zaruri ihtiyaçları karşılaması için Ümmül Eymen&#8217;e, geri kalanı kısmını ise saklaması için Ümmü Seleme&#8217;ye verdi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(33)</span></sup></em></strong> Çeyiz, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in huzuruna getirildiği zama onlara nakarak şöyle dedi:</p>



<p>    <strong><em>&#8220;Allahım! Kaplarının çoğu çamurdan olan bu çeyizi Ehl-i Beyt&#8217;e mübarek eyle.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(34)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="dugun" style="color:#ff0000">DÜĞÜN</h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized Hz Fatıma Zehra (s.a)" id="Hz-Fatıma-Zehra-(s.a)"><img decoding="async" width="960" height="540" src="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra.jpeg" alt="" class="wp-image-820" style="width:326px;height:183px" title="Hz Fatıma Zehra (s.a)" srcset="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra.jpeg 960w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-300x169.jpeg 300w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-768x432.jpeg 768w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p>Eşyaların alınmasının üzerinden bir aya yakın bir zaman geçmişti ama <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> vaktinin çoğunu <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;in</a> yanında geçirmesine rağmen utandığı için düğün hakkında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> ile bir şey konuşmuyordu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> kardeşi Akil bir gün şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Hanımını evine getir ki düğünün ile gözlerimiz aydınlansın.&#8221;</em></strong></p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> bu durumdan haberdar olunca <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ı</a> yanına çağırıp düğün için hazır olup olmadığını sordu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> de hazır olduğunu söyledi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(35)</span></sup></em></strong> Hicretin 2. yılının Zilhicce ayının 1&#8217;i veya 6&#8217;sında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;in</a> emri ile <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın düğün merasimleri yapıldı.</p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> velime (düğün yemeği) verilmesini emretti ve Ensar&#8217;ın büyüklerinden olan Sa&#8217;d velime için bir koyun hediye etti. Ensar&#8217;dan bazıları bir miktar mısır unu getirdi ve çarşıdan da bir miktar sulandırılmış çökelek, yağ ve hurma alındı. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;in</a> nezaretinde yemek yapıldı ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> elinin bereketi ile birçok insan bu yemekten yedi ve Fakirlere de yemek gönderildi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(36)</span></sup></em></strong> </p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in </a>hanımlarına ve Abdulmuttalib kadınlarına  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın düğününde tekbir getirmelerini, Allah&#8217;a hamd etmelerini ve dillerine O&#8217;nun rızasına ters bir şey almamalarını emretti.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(37)</span></sup></em></strong> </p>



<p>  Resulullah (s.a.a)&#8217;in hanımları ve Abdulmuttalib&#8217;in kızları  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı hazırlayıp bineğe bindirdiler. Bineğin yularını Selman-i Farisi tutmuştu. Mikdad ve bir grup Haşimoğlu bineğin etrafında, özel bir merasimle  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> evine doğru hareket ettirdiler.</p>



<p>   Cebrail ve Mikail 70.000 melekle birlikte bu kutlu düğüne katılmıştı. Önce Cebrail Tekbir getirdi, sonra Mikail ve diğer melekler Tekbir getirdiler. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;de</a> Tekbir getirdi ve düğünlerde Tekbir getirmek bu zamandan beri resmiyyet kazanmış oldu.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(38)</sup></span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="dugun-gecesinde-allah-i-anmak" style="color:#ff0303">DÜĞÜN GECESİNDE ALLAH&#8217;I ANMAK</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> evlilik gecelerinde  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı üzgün bir halde gördüğü zaman neden üzgün olduğunu sordu.</p>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle cevap verdi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Kendimi ve yaptıklarımı düşünüyordum ki ömrümün sonu ve kabrim aklıma geldi. Bugün babamın evinden sizin evinize geldim ve yarın ise bu evden kabre ve kıyamete doğru hareket edeceğim. Sana Allah&#8217;a and veriyorum, gel birlikte namaz ikâme edelim ve Allah&#8217;a ibadet edelim.<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(39)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="evin-durumu" style="color:#ff0101">EVİN DURUMU</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a) hayatlarına başlarken kendilerine ait bir evleri yoktu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> hicrettten sonra Ensar&#8217;dan birinin evinde yaşadığı için düğünden sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> evine uzak olan bu evde yaşamaya başladılar. Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a) </a>  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine gelmişti ve şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Sana kendime yakın bir ev bulmamı istermisin?&#8221;</em></strong></p>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Size komşu olan Haris b. Numan&#8217;ın evi uygun olur.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulu</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">l</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">lah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben utanıyorum, Haris&#8217;e söyleyemem çünkü onun birkaç tane evini Muhacirler için istemiştim.&#8221;</em></strong></p>



<p>Haris durumdan haberdar olduğu zaman Resulullah (s.a.a)&#8217;in huzuruna vardı ve şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Bu ev sizin kendinize aittir ve benim malımdan istediğiniz kadar almanız almamanızdan daha değerlidir.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Doğru diyorsun.&#8221;</em></strong></p>



<p>Bu konuşmadan sonra Haris, Beni Neccar Mahallesinde ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;e</a> komşu olan bu evini rızasıyla <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> emrine tahsis etti ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> de kendi odasının yanında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-a-s-dan-ehlibeyt-hakkinda-hadisler/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a) için bir oda yapılıncaya kadar oraya yerleşmelerini sağladı.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(40)</span></sup></em></strong></p>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)</a> ile olan yaşamı çok sade idi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> bu husuta şöyle diyor: </p>



<p> <strong><em>&#8220;Fatıma ile evlendiğim zaman bir koyun derisinden başka da bir şeyim yoktu, geceleri onun üstünde uyuyordum, gündüzleri ise onunla devemi yemliyordum.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(41)</span></sup> </em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Muhammed Bakır (a.s)</a> ise şöyle diyor:</p>



<p>   <strong><em>&#8221; Ali ile Fatıma evlendikleri zaman  onların altında bir koyun derisi vardı, yatacakları zaman yünlü tarafını çevirip üzerinde yatıyorlardı ve yastıkları ise hurma lifi ile doldurulmuştu.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(42)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="is-bolumu" style="color:#fd0000">İŞ BÖLÜMÜ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evlenmesinden sonra evlerine gittiği zaman onlara şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Aliciğim</a> ve Fatımacığım! Ev işlerini aranızda taksim edeceğim; Evin içindeki işleri Zehra, dışındaki işleri ise Ali yapsın.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(43)</span></sup></em></strong> </p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-ev-hanimligi" style="color:#ff0000">  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Ev Hanımlığı</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine geldiği zaman onları el değirmeni ile buğdayı öğüterek un yaparken gördü.</p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">  Resulullah (s.a.a) </a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Sizden hanginiz yardım etmemi istiyor?&#8221;</em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a></em></strong> Fatıma yardım istiyor, o yorgundur.&#8221;</p>



<p> <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">  Resulullah (s.a.a) </a> şöyle dedi: </p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatımacığım sen kalk!&#8221;</em></strong></p>



<p>Hz. Fatıma&#8217;nın yerinde oturdu, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> buğdayı un yapmakta yardım etti. <strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(44)</span></sup></em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Caferi Sadık (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evdeki iş bölümü hakkında şöyle dedi:</p>



<p><strong><em> &#8220;Odun, yakacak, su getirmek evi süpürmek <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın </a>sorumluluğundaydı; değirmende un yapmak, hamur yapmak ve ekmek pişirmek  Hz Zehra (s.a)&#8217;nın sorumluluğundaydı.&#8221;</em></strong> <strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(45)</sup></span></em></strong></p>



<p>Zehra şöyle diyor:<strong><em>&#8220;Resulullah (s.a.a)&#8217;in kızı Fatıma o kadar el değirmeni ile un öğütmüştü ki elleri nasır bağlamıştı. Bu yüzden değirmenin tutacağına deri parçası bağlamıştı, öyle un öğütüyordu.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(46)</span></sup></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading" id="imam-caferi-sadik-a-s-soyle-diyor"><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Caferi Sadık (a.s)</a> şöyle diyor:</h3>



<p><strong><em> &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulllah (s.a.a</a>) bir keresinde  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine geldiği zaman onun deve yününden bie elibise giydiğini, elleriyle un öğütürken çocuklarını da emzirdiğini gördü. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> gözlerinden yaş boşaldı ve şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Kızım! Dünyanın zorluklarına ahiretin lezzetlerine ulaşabilmek için katlan.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>  Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Allah&#8217;a nimetleri için hamdediyorum, verdiği üstünlükler karşısında da şükrediyorum.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(47)</span></sup></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading" id="selman-i-farsi-soyle-diyor">Selman-i Farsi şöyle diyor:</h3>



<p><strong><em> &#8220;Bir keresinde Fatıma&#8217;nın evine gitmiştim, önündeki el değirmeni ile arpa öğüttüğünü gördüm. El değirmeninin ucu kan olmuştu ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)&#8217;da </a> odanın bir köşesindeydi ama rahat değildi.  Hz. Fatıma (s.a)&#8217;ya şöyle dedim:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ey Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Kızı (s.a)! Elleriniz değirmen çevirmekten dolayı yara olmuştur. Fizze de buradadır ve iş yapmıyor.&#8221; </em></strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-medium-font-size" id="hz-fatima-s-a-soyle-dedi"><strong><em>Hz. Fatıma (s.a) şöyle dedi:</em></strong></h4>



<p>  <strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Babam Resulullah (s.a.a)</a> ev işlerini bir gün benim bir günde Fiize&#8217;nin yapmasını buyurdu, Fizze&#8217;nin sırası dün idi ve bu gün de benim sıramdır.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>Şöyle dedim:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben sizin azad (özgür) ettiğiniz köleyim. İzin verin ya <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hüseyin (a.s)&#8217;ı </a>sakinleştireyim yada un öğüteyim.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>Şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hüseyin&#8217;i (a.s) </a>rahatlatmaya ben daha layığım; sen, un öğüt.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>  Arpanın bir kısmını öğütmüştüm ki namaz için Ezan ve Kamet okundu ve bende namazımı kılmak için mescide gittim. Namaz bittikten sonra durumu <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> anlattım ve o hazret üzgün bir halde mescitten çıktı. Bir müddet sonra ise gülerek geri döndü.</em></strong></p>



<p><strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> gülüşünün nedenini sordu, şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>  &#8220;Fatıma&#8217;nın yanına gittim, uyumuştu, Hüseyin&#8217;de göğsünün üzerinde uykuya dalmıştı ve değirmende kendi kendine dönüyordu.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> gülerek şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Ali</a>! Allahu Azze ve Celle kıyamete kadar Ehl-i Beyt&#8217;e hizmet etmeleri için yeryüzünde birçok melek karar kıldığını bilmiyor musun?&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(48)</span></sup></em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> savaşa gittiği zaman evin bütün işleri Fatıma&#8217;nın üzerine kalıyordu ve Hz. Peygamber&#8217;in Kızı Fatime (s.a) o kadar zahmete katlanıyordu ki hayat arkadaşı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, Beni Sa&#8217;d kavminden birisine şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma, Benim eşim, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın (s.a.a) </a>aile ferdlerinin içinden en çok sevileniydi. O kadar çok omuzlarında su kırbası taşımıştı ki bağı kollarında iz yapmıştı. Elleri ile o kadar çok iş yapmıştı ki elleri nasır bağşamıştı.Ve kazanın altında o kadar ateş yakmıştı ki ateşin hararetinden elbisesinin rengi değişmişti.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(49)</span></sup>  </em></strong></p>



<p> <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın hayatı, özelliklede yalancı şan ve makam esaretinde olanlar ve çalışmayı şanlarında görmeyenler için çok büyük bir derstir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="koca-ya-karsi-fedakarlik" style="color:#ff0000">KOCA&#8217;YA KARŞI FEDAKÂRLIK</h2>



<p>   Yokluklar ve can alıcı zorluklar <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın  yeni başlayan yaşamlarının üzerine gölge düşürmüştü ve hayatları yoksulluğun zirvesinde geçiyordu. Geçen birçok günde <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evlerinde yemek dahi bulunmuyordu. Ama Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın fedakârlığı, bütün zorlukları nurunun altına almıştı. Hz. Fatıma Zehra (s.a) en zor şartlarda dahi kocası zorluğa düşmesin diye ondan birşey istemiyordu.</p>



<p>  Bir sabah <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Fatımacığım! Açlığımı gidermem için yiyecek bir şey varmıdır?&#8221;</em></strong></p>



<p>Hz. Fatıma (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Babamı peygamberliğe, Seni İmamlığa seçen Allah&#8217;a yemin olsun ki yoktur. İki gündür evimizde yeteri kadar yemeğimiz yoktur. Olanı da sana ve çocuklarımız Hasan (a.s) ve Hüseyin&#8217;e (a.s) verdim, kendim o yemekten biraz olsun yemiş değilim.&#8221;</em></strong></p>



<p> <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> üzgün bir halde şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Fatıma! Neden yiyecek bulmam için bana haber vermedin?&#8221;</em></strong></p>



<p>Şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ya Ebel Hesen! Rabb&#8217;imden gücünün yetmeyeceği bir şeyi senden isterim diye utanıyorum.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(50)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="kocasi-nin-gorusune-saygi-gostermek" style="color:#ff0000">KOCASI&#8217;NIN GÖRÜŞÜNE SAYGI GÖSTERMEK</h2>



<p>  Acı sakifiyye olayından, Ehl-i Beyt&#8217;in yalnızlığı ve Hz. Fatıma&#8217;ya (s.a) yapılanlardan sonra Sakifiyye liderleri toplumsal dikkatleri kendine çekebilmek için çareler aramaya ve   Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın gönlünü alamaya koyuldular. Defalarca  Hz. Fatıma Zehra (s.a) ile görüşmek için izin istediler ama  Hz. Fatıma Zehra (s.a) onların ard niyetli mücadelelerinin sürmemesi için onlara görüşme izni vermedi.      </p>



<p><strong><em> </em></strong>  Ebubekir ve Ömer, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> yönelip Resulullah&#8217;ın kızından görüşme izni alması için onu aracı yaptılar.</p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> bu isteği kabul etti ve Hz. Zehra (s.a)&#8217;nın yanına gelerek şöyle dedi: </p>



<p><em>   <strong>  &#8220;Fatımacığım! Ebubekir ve Ömer kapının ardındadırlar ve görüşmek için izin istiyorlar.&#8221;</strong></em></p>



<p>Ama Hz. Fatıma Zehra (s.a) kabul etmedi.</p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p> <strong><em>  &#8220;Fatımacığım! Onlara ben izin verdim.&#8221;</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading" id="hz-fatima-zehra-s-a-soyle-dedi"> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</h3>



<p>  <strong><em>&#8220;En, senin evindir ve ben de senin karınım, ne istersen onu yap.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(51)</span></sup></em></strong></p>



<p>  Hz. Fatıma Zehra (s.a), hiafeti gasp edenler ile hiçbir şartta görüşme izni vermeme kararındaydı. Onlardan o kadar zulüm görmüştü ki Onları görmeye bile tahammülü yoktu fakat <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> onlara söz verdiğini öğrendiği an <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> görüşüne tabi oldu ve görüşme izni verdi. </p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s),</a> Ebubekir ve Ömer&#8217;i odaya çağırdı.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="ibn-i-abbas-soyle-diyor">  İbn-i Abbas şöyle diyor:</h3>



<p><strong><em>  &#8220;Onlar içeri girmek istedikleri zaman <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, Hz. Zehra (s.a)&#8217;nın yüzünü örtü ile kapatmasını söyledi ve o da öyle yaptı.&#8221;</em></strong></p>



<p>Ebubekir ve Ömer içeri girdiler ve şöyle dediler:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Ey Resulullah&#8217;ın kızı! bizlerden razı ol ki Allah da senden razı olsun.&#8221;</em></strong></p>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Bu işten amacınız nedir?&#8221;</em></strong></p>



<p> <strong><em> </em></strong>Şöyle dediler:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Biz sana kötülük yaptık, affedip bağışlamanı ümid ediyoruz.&#8221;</em></strong></p>



<p>Hz. Fatıma (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Eğer doğru söylüyorsanız sorularıma cevap verin ve eğer doğru cevap verecek olursanızdoğru konuştuğunuza ve hayırlı bir niyetinizin olduğuna inanacağım.&#8221;</em></strong></p>



<p>Onlar sor dediler.</p>



<p>  Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle sordu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;</em></strong><em>Sizi Eşi ve Benzeri olmayan Allah&#8217;a and veriyorum, babam Resulullah&#8217;ın (s.a.a):<strong> (Fatime benim bedenimin bir parçasıdır, onu üzen beni üzmüştür, ona eziyet eden bana eziyet etmiştir) </strong>buyurduğunu işittiniz mi?&#8221;</em></p>



<p> Onlar işittik dediler.</p>



<p><em> </em>    Hz Fatıma Zehra (s.a) ellerini gökyüzüne doğru kaldırdı ve şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Ey Allah&#8217;ım! Bu iki kişi bana eziyet etmiştir.&#8221;</em></strong></p>



<p>Sonra şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Allah&#8217;a yemin olsun ki siz ikinizden asla razı olmayacağım.&#8221;</em></strong></p>



<p>  Ebubekir şiddetle ağlayarak şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Keşke anam beni doğurmamış olsaydı.&#8221; dedi</em></strong></p>



<p>Ömer eleştirmek maksadıyla şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ben bu insanların seni hilafete seçmesine şaşırıyorum, sen bir kadının öfkesi karşısında ağlıyorsun.&#8221; dedi.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(52)</sup></span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-peygamber-in-tavsiyesi" style="color:#fd0000">Hz. Peygamber&#8217;in Tavsiyesi</h2>



<p>  Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>, Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine geldiği zaman onu arpa öğütürken gördü. Üstellik Hz Fatıma Zehra (s.a) hamileydi ve ev işleri kendisini zorluyordu. Babasından bir yardımcı istedi. Resulullah (s.a.a), kızı Fatime&#8217;ye (s.a) şöyle tavsiyelerde bulundu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Kendi elleri ile buğday öğüten her kadına Allah, öğütmüş olduğu her buğday tanesi karşılığında bir iyilik ve bir günahını siler</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Beni müjdeleyici olarak gönderen Allah&#8217;a yemin olsun ki kocan senden razı olmadığı bir halde ölecek olursan cenaze namazını kılmayacağım.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Kocası bir an olsun  kendisinden razı olan kadın ne de mutlu kadındır.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Kocasına Öf! diyen kadına Allah, melekler ve insanlar lanet etmektedir.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Kocasının izni olmadan elbisesini giyinip dışarı çıkan kadına dönünceye kadar yaş ve kuru ne varsa lanet etmektedir.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(53)</span></sup> </em></strong></p>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a) kocasının rızalığını kazanmak için öylesine çaba harcıyordu ki hatta ömrünün son anlarında kocasına şöyle diyordu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Amca oğlu! yalancı ve aldatıcı olmadığımı biliyorsun, hayatımın sonuna kadar sana itaatsizlik etmediğimi biliyorsun, bana hakkını helal et.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Allah&#8217;a sığınırım. Sen yücelik sahibi bir hanımsın; çok bilinçli, takvalı, iffetli ve Allah&#8217;tan çok korkan birisin, seni nasıl kınayabilirim ya da senden nasıl incinebilirim.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(54)</span></sup> </em></strong>  </p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="cocuk-yasta-ibadet-egitimi" style="color:#ff0000">ÇOCUK YAŞTA İBADET EĞİTİMİ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma ev halkından hiçkimsenin <a href="https://imammehdiyarenleri.org/kadir-gecesi-nedir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kadir Gecelerinde</a> uyumalarına müsaade etmiyordu ve onlara az yemek yediriyordu. Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/kadir-gecesi-nedir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kadir Gecesine</a> hazırlanıyor ve şöyle diyordu:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Asıl mahrum olan <a href="https://imammehdiyarenleri.org/kadir-gecesi-nedir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bu gecenin</a> bereketinden mahrum kalan kimsedir.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(55)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="egitici-sozcukleri-secmek" style="color:#fd0000">EĞİTİCİ SÖZCÜKLERİ SEÇMEK</h2>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a>&#8216; söylemiş olduğu ninni anneler için en iyi örnektir. Rivayette  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın tatlı ninnisin şöyle olduğu söylenmiştir. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> bebeklik ve çocukluluğunun tatlı döneminde iken  Hz Fatıma Zehra (s.a) onu tertemiz kucağına alıp şöyle diyordu:</p>



<pre class="wp-block-verse"><em><strong>  "Oğlum Hasan! Baban gibi ol.
    Hakk'ın boynuna geçirilen ipi çıkar.</strong>
    <strong>Nimet sahibi olan Allah'a ibadet et.</strong>
    <strong>Alçak ve kindarlarla dost olma." </strong></em></pre>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="cocuklarin-toplumsal-egitimi" style="color:#ff0000">ÇOCUKLARIN TOPLUMSAL EĞİTİMİ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Annem Fatıma&#8217;yı (s.a) cuma gecesi ibadet mihrabında sabaha kadar rükû ve secde ederken gördüm. İman ehli erkek ve kadınlara adları ile çok dua ediyor ama kendisi için dua etmiyordu.&#8221;</em></strong></p>



<p> Anneme şöyle dedim:</p>



<p> <strong><em>  &#8220;Anne, başkalarına dua ettiğin gibi kendine neden dua etmiyorsun?&#8221; </em></strong></p>



<p>Şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ey Oğlum! Önce komşu sonra ev halkı.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(56)</span></sup></em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Musa Kâzım (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma dua ettiği zaman kendisi için değil Mümin erkek ve kadınlar için dua ediyordu. Kendisine: &#8216;Neden kendine değil de halka dua ediyorsun?&#8217; denildiği zaman şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Önce komşu, sonra ev.&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(57)</sup> </span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ortunme" style="color:#ff0000">ÖRTÜNME<strong><em> </em></strong></h2>



<p>  Toplumun korunmasının ve ilerleyecek bir halde ilerlermisini sağlayacak en etkili faktörlerinden birisi zengin İslami öğretiler doğrultusunda iffetin yaşatılmasıdır; iffetsizlik ve başıboşluk toplum ve aile düzenini dağıtmaktadır. Allah&#8217;ın, kadınlara örtülü olmalarını emretmelerinin sebebi de budur:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Mümün kadınlara söyle: &#8220;Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna ziynetlerini teşhir etmesinle. Başörtülerini göğüslerinin üzerine kadar örtsünler&#8230;&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(59)</span></sup></em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali b. Ebu Talib (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Bir gün Fatıma,<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> huzurunda oturmuştu, bir şahıs içeri girmek için izin istedi. Hz. Fatıma (s.a) bulunduğu odadan çıkıp evin arka tarafına geçti. Misafir gittikten sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a>, Fatıma&#8217;ya o şahıstan neden saklandığını, onun kendisini görmediğini sorduğu zaman Fatıma şu cevabı verdi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;O beni görmüyordu ama ben onu görüyordum. Ayrıca her ne kadar o beni göremiyor olsa da koku yoluyla benim kokumu alabilirdi.&#8221;</em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8221;  Şehadet ediyorum ki sen benim bedenimin bir parçasısın.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(60)</span></sup></em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. muhammed Mustafa&#8217;nın (s.a.a)</a> Kızı, örtü konusunda o kadar hassas davranıyordu ki ölümünden sonra dahi hiçkimsenin bedeninin hacmini görmesini istemiyordu.</p>



<p>  Umeys kızı Esma şöyle diyor:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Hz. Fatıma (s.a) ömrünün son günlerinde bana şöyle buyurdu:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben kadının cenazesin taşındığı zaman bedeninin hacmini erkeklerin görmesini sevmiyorum.&#8221;</em></strong></p>



<p>Esma şöyle diyor: &#8220;O Hazrete şöyle dedim: <strong>&#8221; Ben Habeşistan&#8217;da, ölülerin beden hacmi belli olmasın diye tabut yaptıklarını gördüm. İzin verirseniz sizin için bir tane örnek hazırlayabilirim.&#8221;</strong></p>



<p>  Esma bir tabut yaptı ve Hz. Zehra (s.a) tabutu görünce sevindi ve güldü.</p>



<p>  Esma Şöyle diyor: <strong><em>&#8220;Bu, Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> dünyadan göçünden sonra ilk gülüşüydü.&#8221;&#8221;</em></strong></p>



<p>   Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>    &#8220;Allah seni cehennem ateşinden uzak tutsun, bana da böyle bir tabut yap ve bedenimi örtüp kapat.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(61)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="kadinin-en-ustun-ozelligi" style="color:#ff0000">KADININ EN ÜSTÜN ÖZELLİĞİ</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın (s.a.a)</a> huzurundaydım, şöyle buyurdu: &#8220;Kadın için en iyi şey nedir?&#8221;</em></strong></p>



<p>  Kimse cevap verenedi ve dağıldk. Ben Fatıma&#8217;nın yanına geldim ve şöyle dedim:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> bize böyle bir soru sordu ama hiçkimse cevap verenedi.&#8221;</em></strong></p>



<p>       şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Kadın için en iyi şey erkeklerin onları ve onların da erkekleri görmemeleridir.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> yanına döndüm ve şöyle dedim:</p>



<p><strong><em>  &#8221; <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Bizler kadın için en iyi şeyin ne olduğunu sormuştunuz. Kadın için en iyi şey erkeklerin onları ve onlarında erkekleri görmemesidir.&#8221;</em></strong> <strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(Elbette burada anlatılmak istenen şey:Bayanın kendisinin görmesinin uygun olmadığı erkekler ve erkeğin kendisini görmesinin uygun olmadığı bayanlardır.)</span></strong></p>



<p>Şöyle buyurdu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Bunu sana kim söyledi?&#8221;</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Fatıma söyledi dedim.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma benim bedenimin bir parçasıdır.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(62)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="dini-hukumlerin-ogretilmesi" style="color:#ff0101">DİNİ HÜKÜMLERİN ÖĞRETİLMESİ</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in </a>kızı, Müslüman kadınların ilk kadın öğretmenidir. Medine kadınları dini hükümleri, İslami ahlak ve akaidi Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;dan öğreniyorlardı.</p>



<p>    Bir gün Medine kadınlarından birisi  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın yanına varıp şöyle dedi: </p>



<p>  <strong><em>&#8220;Namaz hakkında bazı soruları sormam için yaşlı annem beni size gönderdi.&#8221;</em></strong></p>



<p>  10 tane sorusuna cevap verdi. Medineli kadın şöyle dedi:</p>



<p><em>  <strong>&#8220;Bundan fazla size zahmet vermek istemiyorum.&#8221;</strong></em></p>



<p> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Sorularını sormak için yine gel, sen ne kadar çok soru sorsanda ben rahatsız olmam. Eğer birisine Eğer birisini ağır bir yükü 100.000 dinar karşılığında çatıya çıkarması için tutmuş olsalar, bu iş ona ağır gelirmi?&#8221;</em></strong></p>



<p>  Medineli kadın şöyle dedi:</p>



<p><em>   <strong>&#8220;Hayır, ağır gelmez&#8221;</strong></em></p>



<p>Şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben her cevap verdiğimde arşın ve yerin arasındaki büyüklükten daha fazla mücevher ödül alıyorum.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(63)</span></sup></em></strong></p>



<p></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-ibadeti" style="color:#ff0000"> Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın İbadeti</h2>



<p>    <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed-hadisler/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in </a>kızının ibadeti kuru ve ruhsuz ibadet değildi. Babasının ibadet mihrabındaki manevi ve eşsiz ibadetine defalarca şahit olmuştu ve hangi ibadetin insana saadet verip ruhunu kemale ulaştırdığını babasından öğrenmişti. O, İlahî vahyin mektebinde yetişmişti ve İlahî huşu ve huzu dolu ibadetin doğruluk getirdiğini biliyordu.</p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) öylesine zikir, dua, ibadet ve geceleri ibadetle geçiren birisi idi ki bu konuda Hasan Basri şöyle diyor:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ümmetin içinde Hz. Fatıma&#8217;dan daha üstünü yoktur, namaz ikame etmek için o kadar ayakta durmuştu ki ayakları şişmişti.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(64)</span></sup></em></strong></p>



<p>İbn-i Abbas şöyle diyor:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:&#8221; &#8220;Kızım Fatıma, Huriye-i İnsiyyedir. İbadet etmek için ibadet mihrabında durduğu zaman göklerdeki yıldızlar yeryüzüne parladığı gibi o da göklerdeki meleklere parlamaktadır va Allah Meleklere şöyle diyor:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ey Meleklerim! Kulum Fatıma&#8217;ya bakın, kadın kullarımın efendisine bakın. Karşımda ayakta durmaktadır, Kalbi korkumdan titreyerek bana ibadet etmektedir. Şahid olun ki onun taraftarlarına ateşi haram kıldım.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(65)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hel-eta-insan-suresinin-nuzul-sebebi" style="color:#ff0000">HEL-ETA İNSAN SURESİNİN NUZUL SEBEBİ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> hastalanmışlardı. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> onları görmek için  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine gitmişti, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;ya şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Bu azizlerin iyileşmesi için bir şey nezir etseniz iyi olur.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve Hz. Fatıma Zehra (s.a) çocukları iyileştikleri zaman 3 gün oruç tutmayı adadılar. Allah adaklarını kabul etti ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> sağlıklarına kavuştular. 3 günlük oruca başladılar, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> ve hizmetçileri Fizze de onlarla birlikte oruca başlamıştı.</p>



<p>   Birinci gün bir fakir kapıyı çaldı ve yardım istedi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> kendi ekmeğine fakire verdi, Hz. Fatıma (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> ve Fizze de ekmeklerini fakire verdiler. Ve Hepsi sadece su içerek iftarlarını açtılar.</p>



<p>   İkinci gün olunca bir yetim kapıyı çalıp yardım talebinde bulundu ve yine hepsi ekmeklerine ona verip sadece su ile iftar ettiler. </p>



<p>   Üçüncü gün yine bir esir kapılarını çalıp yardım isteyince yine tamamı ekmeklerini o esire verip sadece su ile iftarlarını açtılar.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(66)</span></sup></em></strong> </p>



<p>  Onların infaklarınaki bu samimiyyetleri Allah&#8217;ın şu ayetlerinin nazil olmasına sebep oldu:<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(67)</span></sup></em></strong> </p>



<pre class="wp-block-verse">   <strong><em>"O kullar şiddeti her yere yayılmış bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.</em></strong>
    <strong><em>Onlar kendi canlarının çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirdiler.</em></strong>
    <strong><em>Biz sizi Allah için doyuruyoruz; Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür ediyoruz." </em></strong></pre>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-ve-savas" style="color:#ff0000">   Hz. Fatıma Zehra (s.a) Ve Savaş</h2>



<p>Şeyh Mufid şöyle diyor:</p>



<p><strong><em>   &#8220;Uhud Savaşı olumsuzluklar ile son bulmuştu,  Hz. Fatıma Zehra (s.a)  babasını karşılamaya gitti. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> kolları omuzlarına kadar müşriklerin kanına boyanmıştı. Onların yanına geldi, Zülfikar&#8217;ı  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;ya verdi ve şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Al bu kılıcı ve ölülerin ondaki kanını temizle, bu kılıç bu gün bana yardım etti ve düşmanların belini kırdı.&#8221;</em></strong></p>



<p>   Bu<span style="text-decoration: underline">nun üzerine <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a</a>) şöyle dedi:</span> </p>



<p>  <strong><em>&#8220;Evet Fatıma, kılıcı al; kocan görevini çok iyi bir şekilde yaptı ve ve Allah Kureyşin büyüklerini onun kılıcı ile yok etti.&#8221;</em></strong><em><sup><strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(68)</span></strong></sup></em></p>



<p>  Sahl b. Sa&#8217;d şöyle diyor:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Uhud Savaşında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> bir takım yaralar almıştı, mübarek yüzü yaralanmıştı, dişi ve kulakları kırılmıştı. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> su getiriyordu ve Resulullah&#8217;ın kızı Fatıma da babasının yüzündeki kanları yıkıyordu. Suyun temas etmesinin daha fazla kanamaya sebep olduğunu görünce bir hasır parçasını yakıp külünü yaraya bastırdı.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(69)</span></sup></em></strong></p>



<p>  Medine&#8217;nin düşmanlar tarafından kuşatıldığı Hendek Savaşında herkes gücü kadarınca şehri savunuyordu. Erkekler Selman&#8217;ın planı uyarınca hendek kazarlarken kadınlar da cephenin arkasında askerler için su ve yemek hazırlıyorlardı. Resulullah (s.a.a)&#8217;in değerli kızı Fatıma&#8217;da ekmek yaparak askerlerin ihtiyaçlarının bir kısmını gideriyordu.</p>



<p>   Enes şöyle diyor:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Hz. Fatıma bir kaç tane ekmek pişirmişti, savaşın ön hattına geldi ve ekmekleri babasına vererek şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Bu ekmekleri ben pişirdim ama kalbim onları yememe razı olmadı, size getirdim.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Bu, babanın üç gün aradan sonra ağzına koyduğu ilk yemektir. Dünyada aç olanlar ahirette tok olacaklar ve Allah&#8217;ın en çok gazap ettiği kimse mideleri çok yemekten ağırlaşmış olanlardır. Canı çekmesine karşılık bir yemeği yemeyen her kişiye cennet de bir derece verilir.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(70)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-sehadet-yataginda" style="color:#ff0000"> <span style="font-size: revert;color: initial"> <span style="color:#ff0000" class="has-inline-color">Hz. Fatıma Zehra (s.a) </span></span><span style="color: initial;font-size: revert"> </span>Şehadet Yatağında</h2>



<p>  Şeyh Tabersi ve Erbili, Suveyd b. Ğufle ve Abdullah b. Abbas&#8217;tan şöyle nakletmişdir:</p>



<p>  &#8220;<em> Hz. Fatıma Zehra (s.a) hasta (şehadet) yatağına düştüğü zaman Muhacir ve Ensar&#8217;dan bir grup kadın ziyarete geldiler ve Ey Peygamber&#8217;in (s.a.a) kızı! nasılsın ?&#8221;</em> <em>dediler.</em></p>



<p><em>    Hz. Fatıma Zehra (s.a), Allah&#8217;a hamdu senalar edip babasına selam gönderip ve onların erkeklerinin vefasızlığından şikayet ettikten sonra toplumun geleceğini şöyle çizdiler:</em></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Kendi canıma and olsun ki fitne tohumlarını ektiler, şimdi onun meyvelerini toplamayı beklemelisiniz. Devenin memesinden süt yerine kan sağıyorsunuz ve öldürücü zehirler yutuluyor. İşte buradadır batıl yolun yolcularının zarar edecek oluşları.</em></strong></p>



<p>   <strong><em>Gelecekteki Müslümanlar, İsam&#8217;ın başlangıcında İslam&#8217;ın yaptıklarının nelere mâl olduğunu görecekler. Bundan sonra kalplerinizi fitnelerin çıkacak olmasına inandırın. Müjdeler olsun size öldürücü kılıçlar, ardı kesilmeyen saldırılşar ve hücumlar, Müslümanların toplumsal işlerinin alt üst olması ve zalimlerin zulmü. Onlar sizin haklarınızdan az bir miktarını verecekler ve toplumlarınızı kendi kılıçları ile biçecekler.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>  Pişmanlık ve üzüntüler sizindir. İşlerinizin sonu nereye varacaktır? Ne yazık ki hakikati görecek gözlere sahip değilsiniz; bizlerde de o güç yoktur ve sizi istemediğiniz şeylere zorlayamayız.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(71)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="imam-in-makami" style="color:#ff0000">İMAM&#8217;IN MAKAMI</h2>



<p>Muhammed b. Lebid şöyle diyor: </p>



<pre class="wp-block-verse"><em>"<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)'in</a> dünyadan ayrılmasından sonra  Hz. Fatıma Zehra (s.a) Uhud'da Hamza'nın kabrinin başında yas tutup ağlarken gördüm. Fırsatı ganimet bilerek şöyle sordum:</em>
<em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)'ın</a> imameti için <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)'in</a> şözlerinden öne sürebilecek deliliniz varmıdır?"</em></pre>



<p><em> </em> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ne de şaşırılacak bir durumdur! Gadir-i Hum gününü unuttunuz mu? Resulullah&#8217;ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ali en hayırlı olandır ve onu kendimden sonra aranızda halifem olarak bırakıyorum. Ali benden sonraki imam ve halifedir, oğullarım Hasan ve Hüseyin ve Hüseyin&#8217;in 9 evladı pâk ve lekesiz İmam ve önderlerinizdir. Eğer onlara itaat edecek olursanız sizleri doğru yola götürecekler ama eğer, onlara karşı koyacak olursanız kıyamet gününe kadar bela, tefrika ve ihtilaf aranızda hakim olacaktır.&#8221;</em></strong></p>



<p>Şöyle dedim:</p>



<p><em>  &#8220;Efendim, öyle ise <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> neden sustu ve hakkını almadı?&#8221;</em></p>



<p> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">  &#8220;Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi: İmam&#8217;ın misali Kâbe gibidir, insanların onun etrafına tavaf etmeleri gerekirKâbe insanların etrafına tavaf etmez.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(72)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="namaz-in-onemi-ve-hz-fatima-zehra-s-a" style="color:#ff0000">NAMAZ&#8217;IN ÖNEMİ VE  HZ FATIMA ZEHRA (S.A) </h2>



<p>    Hz Fatıma Zehra (s.a) değerli babasına şöyle sordu:</p>



<p><strong><em>   &#8220;Namazına önem vermeyen, onu hafife alan erkek ve kadının cezası nedir?&#8221;</em></strong> </p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a) </a>şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>    &#8220;Ya Fatime! Namazı hafife alan kimseyi Allah 15 belaya müptela eder. Bunların 6&#8217;sı dünyada, 3&#8217;ü can verirken, 3&#8217;ü kabirde, 3&#8217;üde kıyamet günü, kabirden çıkarılacağı gün kendisine ulaşacaktır.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="dunya-da-muptela-olacagi-6-bela-sunlardir" style="color:#ff0000">Dünya&#8217;da müptela olacağı 6 bela şunlardır:</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li>Allah o kimsenin ömründen bereketi kaldırır.</li>



<li>O kişinin rızkından bereket kaldırılır.</li>



<li>O kimseden Salihlerin çehresini (bezentisini) alır.</li>



<li>Yapmış olduğu hiçbir hayır amelin karşılığı yoktur.</li>



<li>Duası kabul olmaz.</li>



<li>İyilerin duasının ona faydası olmaz.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="olum-zamani-gelecek-olan-3-bela" style="color:#ff0000">Ölüm zamanı gelecek olan 3 bela:</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li>Alçakça can verir.</li>



<li>Aç can verir.</li>



<li>Susuz can verecek ve her ne kadar su içecek olsa da susuzluğu geçmeyecektir.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="kabirde-karsilasacagi-3-bela" style="color:#ff0000">Kabirde Karşılaşacağı 3 bela:</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li>Allah kabirde ona azap vermesi için bir melek görevlendirir.</li>



<li>Kabir sıkmasına müptela olur.</li>



<li>Kabri karanlık olacaktır.</li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="kabirden-cikarilacagi-zaman-gorecegi-3-bela" style="color:#ff0000">Kabirden çıkarılacağı zaman göreceği 3 bela:</h2>



<ol class="wp-block-list">
<li>Ulu ve Yüce Allah bir meleğine herkesin gözü önünde onu yüz üstü sürüklemesini emredecektir.</li>



<li>Onun hesabı çok zor ve şiddetli görülecektir.</li>



<li>Allah, rahmeti ile ona bakmayacak, temizlemeyecek, ve şiddetli bir azap görecektir.<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><strong><em>(73)</em></strong></span></sup></li>
</ol>



<p><strong><em>Bu azaplar namaza önem vermeyenler içindir, hiç namaz kılmayanların azabı bunlardan daha şiddetlidir.</em></strong></p>



<p>Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın namazdaki irfanı ve melekûtî hali hakkında şöyle denilmiştir:</p>



<p>  <strong><em>&#8221; Hz Fatıma Zehra (s.a) namaza durduğu zaman kalbi çarpmaya başlıyor ve hıçkırıklar boğazına düğümleniyordu.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(74)</sup></span></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-fazileti" style="color:#ff0000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Fazileti</h3>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın sayısız fazileti vardır ve faziletlerden bazılarını Ulu ve Yüce Allah Kuran&#8217;da saymış ve hakkında ayetler indirmiştir.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(75)</span></sup></em></strong><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;de</a> O&#8217;nun birçok faziletini saymışlardır. Bunlardan sadece 2 tanesi şunlardır:</p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="resulullah-s-a-a-selman-i-farisi-ye-soyle-buyurdu" style="color:#ff0000"><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a>, Selman-i Farisi&#8217;ye şöyle buyurdu:</h3>



<p>  <strong><em>&#8220;Ey Selman! Kızım Fatime&#8217;yi seven kimse cennet de benim yanımda olacaktır ve onu üzen kişinin yeri ise cehennemdir.</em></strong></p>



<p><em>   <strong>&#8220;Ey Selman! Fatime&#8217;nin sevgisi 100 yerde imdada koşacaktır, onların en hafif olanı ölüm zamanı, kabre girme zamanı, mahşer günü, sırat köprüsünden geçme zamanı ve kıyamet gününde esap vermektir. Kızımın razı olduğu kimseden ben de razıyım. Benim razı olduğum kimseden Allah&#8217;da razıdır. Kızım Fatime&#8217;nin kızgın olduğu kimseye bende kızgınım, benim kızgın olduğum kimse de Allah&#8217;ın azabınadüşecektir.</strong></em></p>



<p>   <strong><em>Ey Selman! Ona ve kocasına zulmedenin vah haline!&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(76)</sup></span></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="bir-gun-hz-muhammed-s-a-a-imam-ali-a-s-hz-fatima-zehra-s-a-imam-hasan-a-s-ve-imam-huseyin-a-s-ile-birlikte-oturmuslardi-soyle-buyurdu" style="color:#ff0202">   Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>; <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, Hz Fatıma Zehra (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> ile birlikte oturmuşlardı, şöyle buyurdu:</h3>



<p><em><strong>   &#8220;Allahım! Bunların Ehl-i Beyt&#8217;im olduğunu ve insanların arasında eyanımda n  değerli olduklarını biliyorsun. Bunlara dost olana dost ol, düşman olana düşman&#8230;</strong></em></p>



<p>  <strong><em>Kızım Fatime&#8217;yi kıyamet günü nurdan bir bineğe binmiş, sağında 70.000 melek, solunda 70.000, önünde ve arkasında 70.000 melek ile ümmetimin kadınlarını cennete yönlendirdiğini görür gibiyim. Her gün vakitlice namazını edâ eden, Allah&#8217;ın ayında orucunu tutan, Allah&#8217;ın evini hacceden, malının zekatını veren, kocasına itaat edenve benden sonra Ali&#8217;nin peşinden giden her kadın, kızım Fatime&#8217;nin şefaati ile cennete giredektir. O Alemlerdeki kadınların efendisidir..&#8221;</em></strong></p>



<p>Şöyle sordular:</p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> O, zamanının kadınlarının  mı Efendisidir?&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle buyurdular:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;İmran&#8217;ın kızı Meryem kendi zamanının kadınlarının efendisi idi ama Kızım Fatime, yaratılış gününden kıyamete kadar bütün kadınların efendisidir. Mihrabıda (ibadete) durduğu zaman 70.000 Mukarrep Melek onu selamlıyor, Meryem&#8217;e seslendikleri gibi ona da sesleniyor ve şöyle diyorlarlardı: </em></strong></p>



<p>  <strong><em>   &#8220;Ya Fatime! Allah seni seçti, tertemiz kıldı ve  seni bütün dünya kadınlarına seçt</em>i.&#8221;</strong></p>



<p>Sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Ya Ali! Fatıma bedenimin parçası, gözlerimin nuru ve kalbimin meyvesidir.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(77)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5f0cbd364f7e64c44b00ec86cdf8954e"><strong>Fedek Hutbesi </strong>Arapça-Türkçe Tam metin</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-zehra-nin-hutbesi/"><strong>Bu linke tıklayarak hutbenin tamamının Türkçesine erişebilirsiniz.</strong></a></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/zehra-sa-nin-hutbesi-arapca/"><strong>Bu linke tıklayarak hutbenin tamamının Arapçasına erişebilirsiniz.</strong></a></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="kaynakca">KAYNAKÇA</h2>



<h3 class="wp-block-heading" id="kaynakca-1-30">Kaynakça 1-30</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bu linke tıklayarak içindekiler kısmından Hz. Hatice&#8217;nin sırdaşı bölümüne tıkayarak Hz Zehra&#8217;nın doğumunu  okuyabilirsininiz.</a></li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.306</li>



<li>Usul&#8217;u Kafi c.2 s. 474 </li>



<li>Delailul İmamet s.10</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l Vera s.147</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.7</li>



<li>Menakıb c.3 s.405</li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.405</li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.405</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.8</li>



<li>Tarihi Taberi c.2 s.473, Mekatilu&#8217;t Talibin s.30, Mesned-i Ahmed b. hanbel c.6 s.163, Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.11</li>



<li>El-İsabet c.4 s.377, Maktelu&#8217;l Huseyn s.89</li>



<li>İ&#8217;leluş-Şerai s.171, İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera s.148</li>



<li>Muntahal Amal c.1 s.252</li>



<li>Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.3 s.406, A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.133</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.16, Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.3 s.133</li>



<li>Siretu&#8217;n Nebeviyye s.196</li>



<li><a href="https://imammehdiyarenleri.org/ebu-talib-a-s/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ebu Talib </a>mahallesi demektir. Müşrikler tarafından müslümanlara eziyet etmek için baskı uygulanarak kuşatma altına alınmışlardı.</li>



<li>Siretu&#8217;n Nebeviyye s.196</li>



<li>Zehra Meludu vahy s.61</li>



<li>El Fusulul Muhimme Fi Marifeti Ahvali&#8217;l Eimmeh s.149, Tarihi Yakubi c.2 s.35, Biharul Envar c.16 s.1</li>



<li>Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.1 s.103</li>



<li>Sahihi Buhari&#8217;nin Ma leke en Nebiyyu ve Ashabihi Enil muşrikin babı c.3 s.1399</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.13</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.405, El Fusulu&#8217;l Muhimme s.144, Ez-Zürriyetut-Tahire s.93 </li>



<li>Makalati Zehra Emini s.103</li>



<li> Keşfu-l Ğumme c.1 s.368, Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.395</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.346, Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.11,Keşfu-l Ğumme c.1 s.354</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.19, Emali c.1 s.38</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.11, Emali Saduk s.559</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading" id="kaynakca-31-50">KAYNAKÇA 31/50</h3>



<ol start="31" class="wp-block-list">
<li>Bu ölçü Hz Peygamber (s.a.a)&#8217;in mihir noktasında uygulaması olarak esas alındı.</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.22, Evalimu&#8217;l Mearif c.11 s.359</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.410, Makalatu&#8217;z-Zehra s.137</li>



<li>Emali s.40, A&#8217;yanu&#8217;ş-Şia c.1 s.312,</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.92 ve s.130</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.12. Biharul Envar c.43 s.137</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.403</li>



<li>Maktali&#8217;l Huseyn s.108, Menakıbu ibni Meğazili s.344, Revzetul Vaizins.127</li>



<li>Ferheng-i Suhanane Hz. Fatıma s.20 </li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.14, Müstedreku&#8217;l Sahihayn c.3 s.125</li>



<li>El Bidayetu ven Nihaye c.7 s.342 , Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.13, Mecmuatu&#8217;l Verram c.2 s.28</li>



<li>Kurbu&#8217;l Esnad s.112</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.81, Avalim c.1 s.217</li>



<li>Mecmuatu&#8217;l Verram c.2 s.487, Biharul Envar c.43 s.50</li>



<li>Mecmuatu&#8217;l Verram c.2 s.162, Biharul Envar c.43 s.151, Vesailu&#8217;ş-Şia c.12 s.24</li>



<li>Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.3 s.389</li>



<li>Mekatilu&#8217;l Huseyn s.105, Evalim c.11 s.266</li>



<li>El Heraicu vel Cerayih s.390, Biharul Envar c.43 s.28</li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.366</li>



<li>Emali Tusi s.616, Keşful Ğumme c.1 s.469,  Biharul Envar c.37 s.103</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading" id="kaynakca-51">Kaynakça 51</h3>



<ol start="51" class="wp-block-list">
<li>İlelu&#8217;l Şerai s.178</li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.179, El İmametu ves Siyasetu c.1 s.20, Me&#8217;satu&#8217;z-Zehra s.216</li>



<li>İ&#8217;lamu İnni Fatiime c.3 s.12</li>



<li>Rezvatu&#8217;l Vaizin s.130</li>



<li>Deaimu&#8217;l İslam c.1 s.282,  Biharul Envar c.94 s.10</li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.172,Keşfu-l Ğumme c.1 s.468 </li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.216</li>



<li>Nur Suresi/31.Ayet</li>



<li>Menakıb s.380, Evalim c.11 s.223</li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.321,Keşfu-l Ğumme c.1 s.503, Esedul Ğabe c.5 s.524, Maktali&#8217;l Huseyn s.127 </li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.322, Biharul Envar c.101 s.36</li>



<li>Biharul Envar c.2 s.3</li>



<li>Menakıb c.3 s.389,</li>



<li>Emâli s.113</li>



<li>Fraid-u Samitin c.2 s.54, Menakıb c.3 s.426</li>



<li>El İrşad s.164, Esedul Ğabe c.5 s.530</li>



<li>İnsan suresi/7,8,9.Sureler</li>



<li>El İrşad s.81</li>



<li>Fraid-u Samitin c.2 s.54, Evâlim c.11 s.270, A&#8217;yanu&#8217;ş Şia s.310</li>



<li>Mecmua-i Verams.1 s.198, Biharu&#8217;l Envar c.20 s.245, İhkaku&#8217;l Hak s.10 s.285</li>



<li>El-İhticac c.1 s.146, Keşfu&#8217;l Ğumme c.1 s.492</li>



<li>El-İhkaku&#8217;l Hak s.21 s.26, Ferheng-i Suhanan-e Fatime s.24</li>



<li>Müstedrekü&#8217;l Vesail c.3 s.3, Mesned-i Fatime s.346</li>



<li>İrşadu&#8217;l Kulub s.105</li>
</ol>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/">Hz. Fatıma Zehra (s.a)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
