<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hüseyin Ateş, İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://imammehdiyarenleri.org/author/huseyin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://imammehdiyarenleri.org/author/huseyin/</link>
	<description>Adalet Güneşinin Doğacağı Sabahın Özlemiyle</description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 Aug 2026 15:47:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2026/03/cropped-imy-32x32.jpg</url>
	<title>Hüseyin Ateş, İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği sitesinin yazarı</title>
	<link>https://imammehdiyarenleri.org/author/huseyin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İmam Hasan Askerî (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:47:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=175</guid>

					<description><![CDATA[<p>İMAM HASAN ASKERİ&#8217;NİN DOĞUMU Peygamber&#8217;den (s.a.a) sonra İslâm&#8217;ın on birinci önderi İmam Ebu Muhammed Hasan b. Ali el-Askerî (a.s), hicrî kamerî 232 senesinde Samarra&#8217;da dünyaya gelmiştir. Babası onuncu İmam Hz.&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/">İmam Hasan Askerî (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">İMAM HASAN ASKERİ&#8217;NİN DOĞUMU</h2>



<p>Peygamber&#8217;den (s.a.a) sonra İslâm&#8217;ın on birinci önderi İmam Ebu Muhammed Hasan b. Ali el-Askerî (a.s), hicrî kamerî 232 senesinde Samarra&#8217;da dünyaya gelmiştir. Babası onuncu İmam Hz. Hâdi (a.s) ve annesi Susen adıyla da bilinen Hudeyse Hatun&#8217;dur.</p>



<p>İmam (a.s) Samarra&#8217;da Askeriyye<sup><strong>1</strong></sup> adındaki bir mahallede ikamet ettiği için Askerî lakabıyla meşhur oldu. İmam&#8217;ın diğer meşhur lakapları, Zeki ve Naki&#8217;dir. Künyesi ise Ebu Muhammed&#8217;dir.</p>



<p>Onuncu İmam şahadete ulaştığında, Hasan Askerî (a.s) yirmi iki yaşlarında idi. Babasından sonra imamet süresi altı yıl ve değerli ömrü yirmi sekiz yıldır. Hicrî 260 senesinde, yirmi sekiz yaşlarında şahadete ulaştı. Tek evlat ve vasisi, varlığının nuru, gaybet bulutu ardında gizli olan ve Allah Teala irade ettiğinde kıyam ve zuhur ederek yeryüzünü zalimlerden temizleyecek ve âlemi adaletle dolduracak olan, Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) sonuncusu, on ikinci önder, emir sahibi ve zamanın imamı Hz. Hüccet b. Hasan el-Mehdi&#8217;dir. Canlarımız onun bastığı toprağa feda olsun!</p>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;yi (a.s) görenler, onu şöyle tarif etmişlerdir: &#8220;Buğday tenli, iri gözlü, güler yüzlü, uzun boylu, heybetli ve azametli idi.&#8221;<br>
On Birinci İmam (a.s), altı Abbasî halifesi; Mütevekkil, Muntasır, Mustain, Mu&#8217;tezz, Muhtedi ve Mu&#8217;temid&#8217;in halifelik zamanlarında yaşadı ve Mu&#8217;temid&#8217;in döneminde şahadete ulaştı.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<h2 class="wp-block-heading">İMAMET DÖNEMİ</h2>



<p>Masum İmamlar&#8217;ın her biri, kendi vasilerini tanıtırken yalnızca On İkinci İmam&#8217;a kadar bütün İmamlar&#8217;ın isimlerini açıklayan umumî rivayetlerle yetinmeyerek, meselenin müphem kalmaması ve hüccetin tam ve sağlıklı olması için kendilerinden sonraki İmam&#8217;ı Ehlibeyt dostu Müslümanlara açıkça tanıtıyorlardı. Bu konuda, İmam Hasan Askerî (a.s) hakkında bir çok rivayet nakledilmiştir; biz onlardan bir kısmına değiniyoruz:</p>



<p>1- Ebu Haşim el-Caferî -Şia&#8217;nın güvenilir ravilerinin büyüklerinden ve İmamlar&#8217;ın has dostlarından- şöyle anlatır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>İmam Hâdi&#8217;nin huzuruna çıktığımda, buyurdu ki: <strong><em>&#8220;Benim vasim, oğlum &#8216;Hasan&#8217;dır; vasimin vasisine nasıl davranacaksınız?!&#8221;</em></strong><br>
    Ben: <em>&#8220;Canım sana feda olsun; bir gizlilik mi var?!&#8221;</em> diye sorduğumda, İmam: <strong><em>&#8220;Evet, onun şahsını göremeyeceksiniz ve ismini anmanız da caiz değildir.&#8221;</em></strong> buyurdu.<br>
    <em>&#8220;Öyleyse onu nasıl analım?&#8221;</em> dediğimde, <strong><em>&#8220;Âl-i Muhammed&#8217;in Hücceti, diye anınız.&#8221;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>1</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>2- Sagar b. Ebu Dülef şöyle diyor: İmam Hadi&#8217;nin (a.s) şöyle buyurduğunu duydum:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Benden sonra İmam, oğlum Hasan ve Hasan&#8217;dan sonra oğlu Kaim&#8217;dir. O, zulüm ve kötülükle dolduktan sonra yeryüzünü adalet ile dolduracaktır.&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>3- Nevfelî der ki:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>İmam Hâdi (a.s) ile birlikte evinin bahçesinde idik. Oğlu Muhammed önümüzden geçti. Ben İmam&#8217;a şöyle arz ettim: <em>&#8220;Size feda olayım, sizden sonra İmam bu mudur?&#8221;</em><br>
    İmam şöyle cevap verdi: <strong><em>&#8220;Hayır, benden sonra İmamınız Hasan&#8217;dır.&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>4- Yahya b. Yesar der ki:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>İmam Hâdi (a.s) dünyadan göçmeden dört ay önce oğlu İmam Hasan Askerî&#8217;ye (a.s) vasiyet ederek, onun imamet ve hilafetine işaret etti. Beni, Şiîlerinden ve özel dostlarından bir grubu da buna şahit tuttu.<sup><strong>4</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>5- Ebu Bekir Fehfekî, İmam Ebu&#8217;l-Hasan Hâdi&#8217;nin (a.s) kendisine şöyle yazdığını der:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Oğlum Ebu Muhammed (İmam Hasan Askerî -a.s-) Peygamber sülalesi arasında yaratılış açısından, en dürüst ve mantık açısından onların en kuvvetlisi, evlatlarımın en aydınıdır. O, benim vasim olacaktır. İmamet ve ahkâmımızın silsilesi neticede gelip ona varır. O hâlde şimdiye kadar bana sorduğun her şeyi ona sor; muhtaç olduğun her şey onun yanındadır.&#8221;</em></strong><sup><strong>5</strong></sup></p>
</blockquote>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM HASAN ASKERİ ZAMANINDA ABBASI HÜKÜMETİ</h2>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) altı yıllık kısa imameti, üç Abbasi halifesi Mu&#8217;tezz, Muhtedi ve Mu&#8217;temid&#8217;in iktidar dönemlerine rastlar.</p>



<p>Mu&#8217;tezz, amcası oğlu Mustain&#8217;in yerine geçti ve İmam Hadi (a.s) Mu&#8217;tezz iktidarı döneminde şahadete ulaştı. Bir grup Alevî de yine bu zalim halifenin hilafeti döneminde zehirletilerek şehit oldu. Mu&#8217;tezz bir defasında kardeşi Mueyyed&#8217;i zindana attırdı ve ona kırk sopa vurdurdu. O da kendisini veliahtlıktan azledip kurtuldu. İkinci kez yine onu zindana attığında Türklerden bir gurubun onu kurtarmak istediğini öğrenince, öldürmelerini emretti. Muayyed&#8217;i zehirli bir yorgana sararak iki tarafını bağladılar ve ölünceye kadar öyle kaldı. Sonra cesette işkence eseri olmadığını, kendi eceliyle öldüğünü göstermek için, sarayın fakih ve kadılarını, cesedi görmeye davet ettiler!<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Mu&#8217;tezz&#8217;in hükümeti döneminde, Hicaz&#8217;da kıyam eden Alevilerden Cafer-i Tayyar ve Akil b. Ebu Talip soyundan gelen yetmişi aşkın kişiyi esir alarak Samarra&#8217;ya getirdiler.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) dostları bu halife zamanında baskı ve ıstırap içinde idiler. Bazıları İmam&#8217;a (a.s) mektup yazarak durumlarını şikâyet ettiler. İmam&#8217;da (a.s) cevap olarak: <strong><em>&#8220;Üç gün sonra kolaylık ve özgürlük gerçekleşecektir.&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup> buyurdu. İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi de oldu. Şahsi çıkarlarını Mu&#8217;tezz&#8217;de bulamayan Abbasî sarayındaki Türk orduları başkaldırdılar ve kendisini halifelikten azletmeye mecbur ettiler. Daha sonra onu bir mahzene kapattılar ve öylece orada öldü.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>Mu&#8217;tezz&#8217;den sonra Muhtedi hilafete geçti. Bu zalimin, münafıkça hareketleri vardı. Zahirde zahitlik gösterileri yapıyor ve ayyaşlıktan kaçınıyordu; şarkıcı ve dansöz kadınları kendisinden uzaklaştırmak, diğer kötü işleri yasaklamak ve mazlumların yardımına koşmak gibi göstermelik uygulamaları vardı. Ancak bir süre sonra İmam Hasan Askerî&#8217;yi (a.s) zindana attırdı ve hatta öldürtmeye karar verdi. Ama ecel ona bu fırsatı tanımadı ve Allah onu helâk etti. Muhtedi zamanında Alevîlerden bir grup kıyam etti; onlardan bazıları zindana düştü ve orada can verdi.</p>



<p>Ahmed b. Muhammed der ki:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Muhtedi, köle ve Arap olmayanları öldürmeğe başladığı zaman İmam Hasan Askerî&#8217;ye (a.s) şöyle yazdım: <em>&#8220;Onu bizlerden uzaklaştıran Allah&#8217;a hamdolsun. Onun, sizi tehdit ettiğini ve &#8216;Vallahi, Âl-i Muhammed&#8217;i yeryüzünden yok edeceğim!&#8217; dediğini duydum.&#8221;</em> İmam mübarek el yazısıyla cevaben buyurdu ki: <strong><em>&#8220;Ne kadar kısadır onun ömrü! Beş gün sonra zillet ve hakirlikle öldürülecektir.&#8221;</em></strong></p>



<p>Ve İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi oldu.<sup><strong>5</strong></sup> Muhtedi de Türk ordularının isyanıyla öldürüldü ve onun yerine Mu&#8217;temid geçti.<sup><strong>6</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>Mu&#8217;temid&#8217;in de, diğer geçmişleri gibi zulüm ve ayyaşlıktan başka bir işi yoktu. Ayyaşlık ve eğlencede o kadar ileri gitmişti ki, yavaş yavaş saltanat işlerine kardeşi Muvaffak musallat oldu ve bütün işleri ele geçirdi. Öyle ki, Mu&#8217;temid pratikte tamamen pasifti ve yalnızca isim olarak halifeydi.</p>



<p>Muvaffak&#8217;ın ölümünden sonra oğlu Mu&#8217;tazad amcasının yetkilerini vekâleten devraldı. Sonunda hicri 279&#8217;da Mu&#8217;temid öldü ve Mu&#8217;tazad resmen onun yerine geçti.</p>



<p>Mu&#8217;temid&#8217;in iktidarı döneminde, İmam Hasan Askeri (a.s) şehit edildi ve Alevilerden bir grup da öldürüldü. Onlardan bazılarını çok feci bir şekilde öldürüyorlar, hatta öldürdükten sonra cesetlerine müsle yapıyorlardı. Tarihçiler, Mu&#8217;temid döneminde yarım milyon civarında insanın öldürüldüğünden ve çok sayıdakinin de yaralandığından söz ederler.</p>



<p>Velhasıl halkın Ehlibeyt İmamları&#8217;na ilgisi ve onların zalim halifelerle uyuşmazlıkları, halife sultanların, imametin nuranî silsilesine hep kin beslemelerine ve onlara kötü davranmalarına sebep oluyordu. İmam Hasan Askerî de (a.s) aziz masum babaları gibi hükümetin devamlı eziyet ve denetimi ile karşı karşıyaydı.</p>



<p>İmam (a.s), Muhtedi&#8217;nin hükümeti döneminde bir kere Salih b. Vasıf&#8217;ın zindanına götürüldü. Salih b. Vasıf, emri altındakilerin en kötülerinden iki kişiyi İmam&#8217;a (a.s) eziyet etmeleri ve İmam&#8217;ı sıkı denetlemeleri için görevlendirdi. Ama onlar İmam&#8217;ın (a.s) ibadetlerinin etkisi altında kaldılar.</p>



<p>Bir keresinde de İmam&#8217;ı Nihrir&#8217;in zindanına götürdüler. O cellât huylu da İmam&#8217;a (a.s) eziyet ediyor ve azarlıyordu. Bir gün Nihrir&#8217;in karısı onu: <em>&#8220;Allah&#8217;tan kork! Sen evinde kimin olduğunu biliyor musun?&#8221;</em> diyerek azarladı ve İmam&#8217;ın ibadet ve yüceliğini beyan ederek: <em>&#8220;Ona yaptığın zulümlerden dolayı senin için korkuyorum.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Nihrir: <em>&#8220;Vallahi onu yırtıcı hayvanların önüne atacağım.&#8221;</em> dedi ve üst makamlardan izin aldıktan sonra İmam&#8217;ı parçalayacaklarından şüphesi olmaksızın İmam&#8217;ı (a.s) yırtıcı hayvanların önüne attı. Bir müddet sonra İmam&#8217;ın durumunu görmeye geldiğinde, onun namaz kıldığını ve etrafının yırtıcı hayvanlarla sarılı olduğunu, ancak ona hiç dokunmadıklarını gördü. Bunun üzerine İmam&#8217;ı evine götürmelerini emretti.</p>



<p>Mu&#8217;temid de hilafeti döneminde İmam Hasan Askerî&#8217;yi (a.s) ve kardeşi Cafer&#8217;i, Ali Cerin&#8217;in yanında hapsettirdi. Devamlı İmam&#8217;ın (a.s) durumunu haber alıyordu, ona İmam&#8217;ın gündüzleri oruç tutup geceleri ise namaz ve diğer ibadetlerle meşgul olduğunu rapor ediyorlardı.</p>



<p>Yine bir gün Ali Cerin&#8217;den İmam&#8217;ın (a.s) durumunu sordu. Öncekine benzer bir rapor alınca: <em>&#8220;Şimdi derhal onun yanına git ve selâmımı ona ulaştır ve seninle birlikte evine gitmesini söyle.&#8221;</em> diye emretti. Ali Cerin der ki:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Zindana gittim&#8230; İmam (a.s) elbisesini giyinmiş ve hareket etmeye hazırlanmıştı. Beni görünce, gitmek için kalktı. Emîr&#8217;in mesajını ulaştırdım. İmam (a.s) bir bineğe bindi, ama hareket etmedi. Neden durduğunu sordum. Buyurdu ki: <strong><em>&#8220;Cafer&#8217;in gelmesini bekliyorum.&#8221;</em></strong> <em>&#8220;Emîr sizin serbest bırakılmanızı emretti, Cafer hakkında bir şey söylemedi.&#8221;</em> dedim. <strong><em>&#8220;Emîr&#8217;in yanına git ve ona, bizim bir evden (aileden) dışarı çıktığımızı söyle. Eğer ben yalnız olarak gitsem ve Cafer yanımda olmazsa, Emîr&#8217;in kendisine gizli olmayan şeyler başına gelecektir!&#8221;</em></strong> buyurdu.<br>
    Ali Cerin, Halife&#8217;nin yanına gidip döndü ve dedi ki: <em>&#8220;Emîr diyor ki: Ben Cafer&#8217;i sizin hatırınız için serbest bırakıyorum. Ben onu size ve kendine ettiği hıyanetten dolayı zindana attırmıştım.&#8221;</em><br>
    Daha sonra Cafer&#8217;i serbest bıraktı ve o da İmam&#8217;la (a.s) birlikte evine geri döndü.</p>
</blockquote>



<p>Halifelerin hükümeti ve onların İmam&#8217;a (a.s) davranışları hakkında naklettiğimiz kısa ve öz bilgilerden, İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) çok zor ve müşkül bir dönemde yaşadığı, hükümetlerin İmam&#8217;ı (a.s) sıkı denetimde bulundurup defalarca zindana attırdıkları anlaşılmaktadır. Hatta zindanda olmadığı vakitlerde dahi İmam&#8217;ın evine gidiş gelişlerin kontrol edilişine, Şiîlerin ve İmam&#8217;ı seven herkesin onunla rahatça irtibat kuramamasına ve bazı Şiîlerin Alevîlere yardım için İmam&#8217;ın (a.s) evine doğru yola koyulmalarına tarih şahittir. Keşfu&#8217;l-Gumme&#8217;de şöyle okumaktayız:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>İmam Hasan Askerî (a.s) zamanında Alevîlerden birisi bir geçim yolu bulmak için Samarra&#8217;dan Cebel şehirlerine doğru hareket ediyordu. Yolda Helevan (Pol-i Zehab) ahalisinden, İmam&#8217;ı (a.s) sevenlerden birisi ile karşılaştı. O kişi, Alevî şahsa şöyle sordu:<br>
    &#8211; <em>Nereden geliyorsun?</em><br>
    &#8211; <em>Samarra&#8217;dan.</em><br>
    &#8211; <em>Acaba falan mahalle ve falan sokağı tanıyor musun?</em><br>
    &#8211; <em>Evet.</em><br>
    &#8211; <em>Hasan b. Ali&#8217;den haberin var mı?</em><br>
    &#8211; <em>Hayır.</em><br>
    &#8211; <em>Niçin Cebel&#8217;e geldin?</em><br>
    &#8211; <em>Geçimimi sağlamak için.</em><br>
    &#8211; <em>Benim elli dinarım var, onu al, benimle Samarra&#8217;ya gel ve beni Hasan b. Ali&#8217;nin (a.s) evine götür.</em><br>
    Alevî kabul etti ve onu İmam&#8217;ın (a.s) evine götürdü.<sup><strong>7</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>Bu hadiseden, İmam&#8217;ın (a.s) hapis dışındaki durumunu, hükümet kontrolünün ne derece olduğunu ve çok sıkı bir denetim altında tutulduğunu anlamak mümkündür. Hatta halkın rahatlıkla İmam&#8217;la görüşemediği müşahede edilmektedir. Ancak çok ihtiyatlı ve tedbirli davranarak İmam&#8217;ın huzuruna çıkabiliyorlar ve görüşebiliyorlardı. Alevîlerin ve yakın akrabalarının durumu da bundan farksızdı; onlar dahi İmam&#8217;la (a.s) fazla temas kuramıyorlardı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM&#8217;IN ŞAHSİYETİ VE AHLÂKÎ ÖZELLİKLERİ</h2>



<h3 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) Azamet ve Fazileti</h3>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) ahlâkî faziletleri ve manevî kemalleri, sadece dostlarının değil, düşmanlarının da onun azamet ve yüceliğini itiraf etmelerine sebep olmuştu. Hasan b. Muhammed el-Eş&#8217;arî, Muhammed b. Yahya ve diğerleri şöyle rivayet etmişlerdir:</p>



<p>Ahmed b. Abdullah b. Hakan, Kum kentinin arazi ve haraç (vergi) işleri sorumlusu idi. Bir gün onun meclisinde Alevîler ve onların inançları söz konusu oldu. Kendisi de Ehlibeyt&#8217;in yolundan sapmış inatçı Nasibîlerden<sup><strong>1</strong></sup> olan Ahmet sözlerinin arasında şöyle dedi:</p>



<p><em>&#8220;Ben Samarra&#8217;da Alevîlerden kendi ailesi ve Haşimoğulları arasında, Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali er-Rıza (İmam Hasan Askerî -a.s-) gibi iyi tavırlı, vakarlı, iffetli, asaletli, fazilet ve azametli birisini görmüş veya tanımış değilim. Ailesi onu kendi yaşlı ve saygınlarından önde tutuyorlardı. Ordu komutanları, vezirler ve halk arasında da durum böyle idi.</em></p>



<p><em>Bir gün babamın yanındaydım. Kapıcılar Ebu Muhammed b. Rıza (İmam Hasan Askerî&#8217;nin -a.s-) geldiğini bildir-diler. Babam yüksek sesle: &#8216;İçeriye buyur edin!&#8217; dedi. Ben kapıcıların babamın yanında İmam&#8217;ı künyesi ile anmalarına hayret ettim. Çünkü babamın yanında, Halife veya Halife&#8217;nin yerine gelecek olan kimsenin ya da Halife&#8217;nin, künyesi<sup><strong>2</strong></sup> ile anılmasını emrettiği kimsenin dışında başkasını künyesi ile anmazlardı.</em></p>



<p><em>Bir müddet sonra buğday renkli, güzel vücutlu, güzel yüzlü, uzunca boylu, genç, heybetli ve azametli birisi içeriye girdi. Babam onu görünce, ayağa kalktı ve onu karşılamak için birkaç adım ilerledi. Ben, babamın Haşimoğulları veya ordu komutanlarından birine böyle davrandığını hatırlamıyorum. Babam kolunu onun boynuna atarak yüzünü ve omzunu öptü ve elinden tutarak her zaman namaz kıldığı yere oturttu. Kendisi de onun yanında ona karşı oturdu ve sohbet etmeye başladı. Babam konuşurken ona karşı: &#8216;Size feda olayım!&#8217; tabirini kullanıyordu.</em></p>



<p><em>Ben, bütün bu gördüklerimden dolayı hayretler içindeydim. O sırada kapıcılardan birisi ansızın gelerek: &#8216;Muvaffak geldi.&#8217; dedi. Genellikle Halife Muvaffak geleceği zaman, ondan önce kapıcılar ve ordunun hususi komutanları gelir ve Muvaffak gelip gidinceye kadar evin kapısından babamın meclisine kadar iki sıra hâlinde dururlardı.</em></p>



<p><em>Babam devamlı Ebu Muhammed&#8217;e ilgi gösteriyor ve onunla sohbet ediyordu. Gözleri Muvaffak&#8217;ın hususi kölelerine ilişince, İmam&#8217;a (a.s): &#8216;Size feda olayım, isterseniz gidiniz.&#8217; dedi ve Muvaffak&#8217;ın onu görmemesi için İmam&#8217;ın iki sıranın ardından götürülmesini istedi. İmam ayağa kalktı, peşinden babam da kalkıp İmam&#8217;la kucaklaştı. Sonra İmam gitti.</em></p>



<p><em>Ben babamın kapıcılarına ve kölelerine: &#8216;Babamın yanında künyesi ile andığınız ve babamın böyle davrandığı kişi kimdi?&#8217; diye hayretle sordum. &#8216;O, Alevîlerden Hasan b. Ali diye çağrılan ve İbnu&#8217;r-Rıza diye bilinen bir zattır.&#8217; dediler. Hayretim daha da arttı.</em></p>



<p><em>O gün akşama kadar merak ve endişe içinde kaldım. Babam akşam namazından sonra oturup Halife&#8217;ye bildirmesi gereken raporları ve işleri incelemeyi âdet edinmişti. Babam namazı kılıp oturdu, ben de yanına gidip oturdum. Yanında hiç kimse yoktu. Babam şöyle sordu:</em><br>
&#8211; <em>Ahmed, bir işin mi var?</em><br>
&#8211; <em>Evet baba, izin verirseniz söyleyeyim!</em><br>
&#8211; <em>Söyle.</em><br>
&#8211; <em>Baba, sabahleyin o kadar saygı gösterdiğin ve &#8216;Sana feda olayım!&#8217; diyerek hitap ettiğin; kendini, ananı ve babanı feda ettiğin o adam kimdi?</em><br>
&#8211; <em>Oğlum! O, Rafizîlerin İmam&#8217;ı, İbnu&#8217;r-Rıza diye meşhur Hasan b. Ali&#8217;ydi.</em></p>



<p><em>Sonra bir an sustu, ben de sustum. Daha sonra dedi ki:</em><br>
&#8211; <em>Oğlum, hilafet eğer Abbasîlerin elinden çıkacak olursa, Haşimoğulları&#8217;ndan ondan başka hiç kimse bu makama lâyık değildir. Bu da onun fazileti, iffeti, zahitliği, ibadeti, iyi ahlâk ve üstünlüğü sebebiyledir. Eğer onun babasını görmüş olsaydın, ne kadar faziletli ve değerli olduğunu anlardın!</em></p>



<p><em>Duyduğum sözlerle korku ve düşüncem arttı; babama olan öfkem daha da çoğaldı. Artık İmam&#8217;ın hakkında sorup soruşturmak ve bu çevrede araştırma yapmaktan başka mühim bir işim olmayacaktı. Onu Haşimoğulları, ordu komutanları, kâtipler, kadılar, fakihler ve sorduğum herkesin yanında, büyüklük, kıymet ve yüceliğin nihayetinde buldum. Herkes onu iyi olarak anıyor ve kendi aile ve büyüklerinden üstün biliyordu.</em></p>



<p><em>Böylece İmam&#8217;ın (a.s) ne kadar yüce bir insan olduğunu anlamıştım. Çünkü hem dost ve hem düşmanları arasında onun hakkında iyilik ve hürmetten başka bir ifade kullananı görmedim.&#8221;</em><sup><strong>3</strong></sup></p>



<h3 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) Zühdü</h3>



<p>Birtakım meseleleri sormak için İmam&#8217;ın (a.s) huzuruna giden Kâmil Medenî der ki:</p>



<p>İmam&#8217;ın huzuruna vardığımda, üzerinde beyaz ve yumuşak bir elbise olduğunu gördüm. İçimden: <em>&#8220;Allah&#8217;ın velisi yumuşak ve güzel elbiseler giyiniyor ve bize kardeşlerimiz ile yardımlaşmayı emredip böyle elbiseler giymememizi öğütlüyor, bu ne biçim iştir?&#8221;</em> dedim.</p>



<p>İmam içimden geçenleri okumuşçasına tebessüm ederek elbisesinin kollarını sıvadı. Yumuşak elbisesinin altında siyah ve kaba bir iç çamaşırı giymiş olduğunu gördüm. Sonra şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Kâmil! Bu (kaba ve siyah elbise) Allah için, bu ise (yumuşak elbise) sizin içindir.&#8221;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<h3 class="wp-block-heading">İki Muhtaç</h3>



<p>Muhammed b. Ali b. İbrahim b. Musa b. Cafer (a.s) şöyle der:</p>



<p>Bir ara pek fakir düşmüştük. Babam: <em>&#8220;Cömert ve bağışlayıcı lakabıyla meşhur olan bu kişinin (İmam Hasan Askerî&#8217;nin -a.s-) yanına gidelim.&#8221;</em> dedi. Ben: <em>&#8220;Onu tanıyor musun?&#8221;</em> diye sordum. Babam: <em>&#8220;Hayır, onu görmüş değilim.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Birlikte yola koyulduk. Yolda babam dedi ki: <em>&#8220;Emretse de 200 dirhem elbise için, 200 dirhem borçlarım için ve 100 dirhem de diğer masraflar için ihtiyaç duyduğumuz 500 dirhemi verseler keşke!&#8221;</em></p>



<p>Ben de kendi kendime: <em>&#8220;Keşke bana da 100 dirhemi binek almam, 100 dirhemi masraflarım ve 100 dirhemi de elbise için toplam 300 dirhem verse de Cebel&#8217;e gitsem.&#8221;</em> dedim.</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) evine vardığımızda, hizmetçisi dışarı çıkarak: <em>&#8220;Ali b. İbrahim ve oğlu Muhammed içeri girsinler.&#8221;</em> dedi. Biz içeri girip selâm verdik. İmam babama: <strong><em>&#8220;Ey Ali! Ne oldu ki, şimdiye kadar yanımıza gelmedin?&#8221;</em></strong> buyurdu. Babam cevap verdi: <em>&#8220;Bu hâlimle sizinle görüşmeye utanıyordum efendim.&#8221;</em> Dışarı çıktığımız zaman İmam&#8217;ın kölesi yanımıza geldi ve babama bir kese para vererek dedi ki: <em>&#8220;Bu 500 dirhemdir; 200 dirhem elbise için, 200 dirhem borçlarını ödemen için ve 100 dirhem de diğer masrafların için.&#8221;</em> Bir kese de bana vererek dedi ki: <em>&#8220;Bu 300 dirhemin 100 dirhemi binek satın alman için, 100 dirhemi elbise için ve 100 dirhemi de diğer masrafların için! Cebel&#8217;e gitme, Sevra&#8217;ya git&#8230;&#8221;</em></p>



<h3 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) İbadeti</h3>



<p>İmam Hasan Askerî (a.s) değerli babaları gibi, Allah&#8217;a ibadete pek düşkün ve bu konuda tam bir örnek idi. Namaz vakti geldiğinde, hemen işini bırakır ve namaza başlardı.</p>



<p>Ebu Haşim Caferî der ki:</p>



<p>İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) huzuruna girdim. İmam (a.s) bir şeyler yazıyordu, namaz vakti gelince yazıyı bir kenara bırakıp namaz için kalktı.</p>



<p>İmam&#8217;ın (a.s) ibadetinin keyfiyet ve niceliği, başkalarını Allah&#8217;ı anmaya sevk ediyordu ve bazen haktan sapmışları değiştiriyor, yola getiriyordu. İmam (a.s), Salih b. Vasıf&#8217;ın zindanında olduğu zaman, Abbasîlerden bazıları zindancıdan İmam&#8217;a (a.s) sert davranmasını istediler; o da memurlarının en kötülerinden iki kişiyi bu iş için görevlendirdi. Ama o iki kişi İmam&#8217;la görüştükten sonra tamamen değiştiler ve bambaşka birileri oldular. İbadet ve namazda yüce derecelere ulaştılar.</p>



<p>Zindancı o ikisini çağırdı ve dedi ki: <em>&#8220;Yazıklar olsun size! Bu kişi hakkında yaptığınız nedir?&#8221;</em> Onlar: <em>&#8220;Biz, gündüzleri oruç tutan, geceleri ibadetle meşgul olan, ibadetten başka şeyle meşgul olmayan ve bakışları, vücudumuzun titremesine ve kontrolümüzü kaybetmemize sebep olan kimse hakkında ne söyleyelim!?&#8221;</em><sup><strong>1</strong></sup> diye karşılık verdiler.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Müslümanları Hakikate İletmesi</h3>



<p>İbn Sabbağ el-Malikî gibi Ehlisünnet âlimlerinden bazıları Ebu Haşim Caferî&#8217;den naklen şöyle rivayet ederler:</p>



<p>Samarra&#8217;da şiddetli bir kıtlık başladı. Zamanın halifesi Mu&#8217;temid halka istiska (yağmur isteme) namazı kılmalarını emretti. Halk üç gün peş peşe namaz için, namaz kılınacak yere gittiler ve ellerini duaya kaldırdılar; ama yağmur yağmadı. Dördüncü gün Hıristiyan piskoposlarının lideri Patrik, Hıristiyanlar ve rahiplerle birlikte çöle gitti. Bu rahiplerden birisi ellerini göğe kaldırır kaldırmaz bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı. Ertesi gün Patrik yine aynı işi tekrarladı. O gün o kadar yağmur yağdı ki artık millet yağmurun durmasını istedi.</p>



<p>Bu durum Müslümanların çoğunda hayret, İslâm&#8217;a karşı şüphe ve Hıristiyanlığa temayüle yol açtı. Bu, Halife için utanılacak bir durumdu. Halife, birini İmam Hasan Askerî&#8217;yi (a.s) çağırmak üzere gönderdi. İmam&#8217;ı zindandan çıkarıp getirdiler. Halife&#8217;yle İmam arasında şu konuşma geçti:</p>



<p>&#8211; <em>Haktan sapmış ceddinin ümmetini kurtar!</em><br>
&#8211; <strong><em>Patrik ve rahiplerden yarın salı günü yine çöle gitmelerini iste!</em></strong><br>
&#8211; <em>Halk yağmur istemiyor. Çünkü yeteri kadar yağmur yağdı; bu durumda çöle gitmenin ne faydası olabilir ki?</em><br>
&#8211; <strong><em>İnşallah, şüpheler ortadan kalkacaktır!</em></strong></p>



<p>Halife&#8217;nin emriyle Patrik ve rahipler salı günü çöle gittiler. İmam Hasan Askerî de (a.s) halkın oluşturduğu büyük bir toplulukla birlikte çöle gitti.</p>



<p>Hıristiyanlar ve rahipler yağmur istemek için ellerini gökyüzüne kaldırdılar, gökyüzü bulutlandı ve yağmur yağdı. O sırada İmam (a.s) bir rahibi göstererek onun ellerini tutmalarını ve parmaklarının arasında sakladığı şeyi çıkarmalarını emretti. Onu yakaladılar ve parmaklarının arasında siyah bir insan kemiği buldular.</p>



<p>İmam (a.s) kemiği alarak bir bez parçasına sardı ve rahibe: <strong><em>&#8220;Şimdi yağmur iste.&#8221;</em></strong> buyurdu. Rahip yine ellerini gökyüzüne kaldırıp yağmur istedi; ama yağmur yağmadı. Tersine bulutlar çekildi ve güneş göründü.</p>



<p>Herkes bu işe pek şaşırmıştı. Halife, İmam&#8217;a (a.s): <em>&#8220;Bu ne kemiğidir?&#8221;</em> diye sordu.</p>



<p>İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Bu bazı peygamberlerin kabirlerinden alınan bir kemiktir. Bir peygamberin kemiği göründüğü zaman yağmur yağıverir.&#8221;</em></strong> diye cevap verdi.</p>



<p>Oradakiler İmam&#8217;ı (a.s) methettiler ve bunu denedikleri zaman, meselenin gerçekten İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi olduğunu gördüler.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<h3 class="wp-block-heading">Iraklı Filozofun İrşadı</h3>



<p>Iraklı materyalist bir filozof olan İshak Kindî bir kitap yazmaya koyuldu ve zannınca Kur&#8217;ân&#8217;da tenakuz olduğunu ispatlamaya çalıştı. Bu gayeyle toplumdan uzaklaşıp bir kenara çekilerek evinde tek başına bu iş ile meşgul oldu.</p>



<p>Öğrencilerinden birisi bir gün İmam Hasan Askerî&#8217;nin (a.s) huzuruna gitmişti. İmam ona şöyle dedi: <strong><em>&#8220;Aranızda üstadınızı giriştiği bu beyhude çabadan vazgeçirtebilecek akıllı birisi yok mu?&#8221;</em></strong> O da: <em>&#8220;Biz onun öğrencileriyiz, bu veya diğer işlerde ona nasıl itiraz edebiliriz?!&#8221;</em> dedi. İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Sana söyleyeceğim şeyi ona ulaştıracak mısın?&#8221;</em></strong> buyurdu. Olumlu yanıt alınca, şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Onun yanına git ve onunla dostluk kur, arkadaşlık et ve ona, yapmak istediği bütün işlerde yardım et. Sonra da: &#8216;Bir sorum var, sorabilir miyim?&#8217; de. O soru sormana izin verecek. O zaman de ki: &#8216;Bizzat Kur&#8217;ân&#8217;ı söyleyen senin yanına gelse, acaba sözünden maksadının senin zannettiğin manadan başka bir mana olduğuna ihtimal verir misin?!&#8217; O zaman sana: &#8216;Olabilir.&#8217; diye cevap verecektir. Çünkü eğer Kindî bir konuya dikkatini verirse, onu anlar. Olumlu cevap verdiği zaman de ki: &#8216;Kur&#8217;ân&#8217;ın maksadının senin söylediğin şey olduğuna nasıl yakin ettin?! Kur&#8217;ân&#8217;ı söyleyen belki de senin ulaştığından başka bir şeyi kastetmiş olabilir ve sen kelime ve deyimleri onun kastı dışındaki bir şeyde kullanıyor olabilirsin!'&#8221;</em></strong></p>



<p>Adam, İshak Kindî&#8217;nin yanına gitti ve İmam&#8217;ın (a.s) buyurduğu gibi ona şefkat gösterdi ve sonunda soruyu sordu. Kindî soruyu tekrarlamasını istedi. (Soruyu tekrarlayınca,) düşünceye daldı ve neticede onu lügat ve mantık açısından olumlu buldu.</p>



<p>Kindî, öğrencisini yemine vererek: <em>&#8220;Bu soruyu sormak nereden aklına geldi?&#8221;</em> diye sordu. O da: <em>&#8220;Öylesine aklıma geldi, sordum.&#8221;</em> dedi. Kindî: <em>&#8220;Sen ve senin gibilerin aklına böyle bir sorunun gelmesi mümkün değil!&#8221;</em> diye karşı çıktı ve <em>&#8220;Söyle bu soruyu nereden getirdin?&#8221;</em> diye üsteledi.</p>



<p>Öğrenci: <em>&#8220;Ebu Muhammed (İmam Hasan Askerî -a.s-) bana böyle emretti.&#8221;</em> dedi. Kindî: <em>&#8220;Şimdi doğruyu söyledin, böyle bir sorunun o sülaleden başkasından olması mümkün değil.&#8221;</em> dedi ve yazdığı şeyleri ateşe atarak yaktı.<sup><strong>1</strong></sup></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/">İmam Hasan Askerî (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan-askeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Muhammed Bakır (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:42:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=162</guid>

					<description><![CDATA[<p>DOĞUMU VE KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ Doğumu İmam Ebu Cafer Bâkır el-Ulum; Resulullah&#8217;ın (s.a.a) pak Ehlibeyti&#8217;nin beşinci imamı olup Hicret&#8217;in 57. yılında, recep ayının ilk günene denk gelen cuma günü Medine&#8217;de dünyaya&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/">İmam Muhammed Bakır (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">DOĞUMU VE KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ</h2>



<h3 class="wp-block-heading">Doğumu</h3>



<p>İmam Ebu Cafer Bâkır el-Ulum; Resulullah&#8217;ın (s.a.a) pak Ehlibeyti&#8217;nin beşinci imamı olup Hicret&#8217;in 57. yılında, recep ayının ilk günene denk gelen cuma günü Medine&#8217;de dünyaya geldi.<sup><strong>1</strong></sup> Adı Muhammed&#8217;dir. Künyesi Ebu Cafer ve lakabı &#8220;ilimleri yarıp açan&#8221; anlamına gelen &#8220;Bâkır el-Ulum&#8221;dur.</p>



<p>Dünyaya geldiği sırada, Ehlibeyt&#8217;in bu kutlu bebeğini muazzam ve görkemli bir nur halesi sarmıştı. Diğer Ehlibeyt İmamları gibi o da tertemiz ve sünnetli olarak dünyaya geldi.</p>



<p>İmam Bâkır (a.s), hem anne, hem de baba tarafından Resulullah&#8217;a (s.a.a), İmam Ali&#8217;ye (a.s) ve Hz. Fatıma&#8217;ya (s.a) ulaşır. Zira babası, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) oğlu İmam Zeynelabidin (a.s), annesi ise İmam Hasan-ı Müçteba&#8217;nın (a.s) kızı, Ümmü Abdullah Hatun&#8217;dur.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>İmam Bakır&#8217;ın (a.s) ilmî ve dinî büyüklüğü dillere destandı. Ne zaman Haşimoğulları, Alioğulları ve Fâtımaoğulları&#8217;ndan söz açılacak olsa, İmam Bâkır bütün bu cesaret, büyüklük ve kutsiyetin yegâne vârisi olarak anılır; hem Haşimî, hem Alevî, hem de Fatımîlerin en mükemmel timsali olarak bilinirdi. Belâgati en mükemmel bilen, en dürüst, en yakışıklı, en nurlu ve en cömert sıfatlar, İmam Bâkır&#8217;ın (a.s) öne çıkan bazı özellikleridir. Bu büyük insanın eşsiz kişiliğini anlatan bir olayı aktaralım:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Hz. Resulullah (s.a.a), pek sevdiği sahabelerinden Cabir b. Abdullah Ensarî&#8217;ye (r.a) şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Cabir! Sen hayatta kalacak ve Ebutalib oğlu Ali&#8217;nin oğlu Hüseyin&#8217;in oğlu Ali&#8217;nin oğlu Muhammed&#8217;i göreceksin. Tevrat&#8217;ta adı &#8216;Bâkır&#8217; olarak geçen bu oğluma benim selâmımı ilet!&#8221;</em></strong></p>



<p>Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vefatından sonra tıpkı buyurduğu gibi Cabir uzun bir ömür yaşadı. Bir gün İmam Zeynelabidin&#8217;i (a.s) ziyarete gittiğinde, henüz çocuk yaşta olan İmam Bakır&#8217;ı (a.s) gördü. Ona biraz yürümesini söyleyip, dikkatle süzdü ve <em>&#8220;Kâbe&#8217;nin Rabbine yemin ederim ki bu çocuk Peygamber&#8217;in tam bir kopyasıdır, tıpatıp ceddine benziyor!&#8221;</em> dedi. İmam Seccad (a.s): <strong><em>&#8220;Benden sonra imam olacak olan oğlum Muhammed Bakır&#8217;dır bu!&#8221;</em></strong> buyurdu. Bunu duyan Cabir, hemen yerinden doğrulup küçük Muhammed Bakır&#8217;ın ayağına sarılıp öptü ve <em>&#8220;Canım sana feda, ey sevgili Resulullah&#8217;ın oğlu!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Ceddin Resulullah&#8217;ın selâmını getirdim sana! Onun selâmını al!&#8221;</em></p>



<p>Küçük yaştaki İmam Bakır&#8217;ın (a.s) gözleri doldu ve <strong><em>&#8220;Yerler ve gökler var oldukça, Allah&#8217;ın Resulü sevgili dedeme ve onun selâmını bana ileten sana selâm olsun ey Cabir!&#8221;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>3</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Misbahu&#8217;l-Müteheccid, Şeyh Tusî, s.557</strong>. </li>



<li><strong>Ümmü Abdullah hakkında İmam Sadık (a.s): &#8220;İmanlı, takvalı ve iyiliksever bir kadındı.&#8221; buyurmuştur. bk. Tevarihu&#8217;n-Nebi ve&#8217;l-Al, Tusterî, s.47. </strong></li>



<li><strong>Emâli, Şeyh Saduk, s.213</strong></li>
</ol>
</blockquote>



<h3 class="wp-block-heading">İmam&#8217;ın (a.s) İlmi</h3>



<p>Diğer İmamlar gibi İmam Bakır&#8217;ın (a.s) ilmi de, ceddi Resulullah&#8217;tan (s.a.a) emanet kalan vahiy pınarından kaynaklanıyordu. Ehlibeyt&#8217;ten hiç kimse herhangi bir medreseye gitmiş, herhangi bir hocadan ders almış değildir. Bu konuda birkaç örnek zikredelim:</p>



<p>Cabir b. Abdullah, İmam Bâkır&#8217;a gidip ondan ders alır ve daima: <em>&#8220;Ey ilimleri yarıp açan!&#8221;</em> derdi, <em>&#8220;Şahadet ederim ki sen, şu çocuk yaşında Allah vergisi bir ilme sahipsin!&#8221;</em><strong><sup>1</sup></strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Abdullah b. Ata el-Mekkî şöyle derdi:</p>



<p><em>Âlimlerin, İmam Bâkır&#8217;ın (a.s) yanında küçük ve aciz kaldıkları kadar, başka kimsenin yanında o kadar küçük ve aciz kaldıklarını görmedim. Halkın nazarın-da büyük bir ilmî kariyere sahip olan Hakem b. Uteybe, İmam Bakır&#8217;ın (a.s) yanında, hocasının önünde diz çökmüş bir talebe gibi dururdu.</em><strong><sup>2</sup></strong></p>
</blockquote>



<p>İmam Bakır&#8217;ın (a.s) manevî kişiliği ve ilmî kariyeri o kadar büyük ve çarpıcıydı ki, Cabir b. Yezid el-Cu&#8217;fi, ondan bir hadis rivayet ederken: <em>&#8220;Vasilerin vasisi ve enbiyanın ilminin vârisi Muhammed b. Ali b. Hüseyin buyurdu ki&#8230;&#8221;</em> diye başlardı.<strong><sup>3</sup></strong></p>



<p>Adamın biri Abdullah b. Ömer&#8217;e bir soru sordu. Abdullah bilemedi ve eliyle İmam Bakır&#8217;ı (a.s) işaret edip: <em>&#8220;Şu çocuktan sor ve aldığın cevabı bana da söylemeyi unutma!&#8221;</em> dedi. Adamcağız gidip İmam&#8217;a (a.s) sordu. İstediği cevabı alınca, Abdullah b. Ömer&#8217;e de aktardı. Abdullah: <em>&#8220;Bu ailenin ilmi, Allah vergisidir!&#8221;</em> dedi.<strong><sup>4</sup></strong></p>



<p>Ebu Basir şöyle rivayet eder: İmam Bakır&#8217;la (a.s) Medine Camii&#8217;ne girdik. İnsanlar gidip geliyordu. İmam: <strong><em>&#8220;Şunlara sor bakalım, beni görebiliyorlar mı?&#8221;</em></strong> buyurdu. Önüme her çıkana: &#8220;Ebu Cafer&#8217;i gördün mü?&#8221; diye soruyor, olumsuz cevap alıyordum. Hâlbuki İmam onun tam karşısında duruyordu; ama hiçbiri onu göremiyordu! Bu sırada İmam&#8217;ın gerçek dostlarından olan ve gözleri görmeyen Ebu Harun camiye girdi. Ebu Harun&#8217;a: &#8220;Ebu Cafer&#8217;i gördün mü bugün?&#8221; diye sordum. <em>&#8220;İşte ya! Yanında durmuyor mu?!&#8221;</em> diye cevap verdi. Hayretten küçük dilimi yutacaktım: &#8220;Nereden bildin bunu?!&#8221; diye sordum. <em>&#8220;Bilmeyecek ne var?&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;O parlayan bir nurdur!&#8221;</em><strong><sup>5</sup></strong></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Yine Ebu Basir anlatır: İmam Bâkır (a.s) Medine&#8217;ye gelen bir Afrikalı Müslüman&#8217;dan, oradaki Şiîlerden olan Râşid adlı Müslüman&#8217;ı sordu. Adam: <em>&#8220;İyidir, efendim.&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Size de selâm söyledi!&#8221;</em> İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Aleykum Selam&#8221;</em></strong> buyurdu, <strong><em>&#8220;Allah ona rahmet eylesin, iyi insandı!&#8221;</em></strong> Adamcağız hayretle: <em>&#8220;O niye? Öldü mü ki?!&#8221;</em> diye sordu. İmam: <strong><em>&#8220;Evet.&#8221;</em></strong> deyince, adamcağız daha da şaşırarak: <em>&#8220;Ne zaman?!&#8221;</em> diye sordu, İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Sen yola çıktıktan iki gün sonra!&#8221;</em></strong> diye buyurunca, adam şaşkınlıkla: <em>&#8220;Vallahi&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Hasta filan değildi hâlbuki!&#8221;</em> İmam (a.s) <strong><em>&#8220;Herkes hastalıktan mı ölür?!&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<p>Bu sırada Ebu Basir, söz konusu merhumun kim olduğunu sorunca, İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Bizim dostlarımızdan ve Şiîlerimizdendi. Yanınızda, bizim için sizleri gören gözler ve duyan kulaklar olmadığını mı sanırsınız?! Ne büyük yanılgı! Allah&#8217;a yemin olsun ki, yaptığınız hiçbir şey bize gizli değildir! O hâlde daima yanınızda bulunduğumuzu bilin ve kendinizi iyi işler yapmaya alıştırıp hayır ehlinden olun ki, bu özelliklerle tanınıp bilinesiniz! Bilin ki ben, Şiîlerimin ve evlatlarımın böyle olmasını istiyorum!&#8221;</em><sup>6</sup></strong></p>
</blockquote>



<p>Bir başka ravi şöyle anlatıyor: Kûfe şehrinde bir kadına Kur&#8217;ân dersi veriyordum. Bir gün onunla şakalaştım. Aradan uzun bir zaman geçmişti. Bir gün İmam Bakır&#8217;ı (a.s) görmeye gittiğimde: <strong><em>&#8220;Gizlice bile olsa günah işleyene Allah Teala ilgi göstermez; o kadına ne söyledin?&#8221;</em></strong> dedi. Utancımdan elimle yüzümü kapatıp tövbe ettim. </p>



<p>İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Bir daha tekrarlama.&#8221;</em></strong> buyurdu.<strong><sup>7</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>İlelu&#8217;ş-Şerayi, Şeyh Saduk, c. 1, s.222. Kum basımı. </strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.246. Ahundî basımı. </strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.246. Ahundi basımı. </strong></li>



<li><strong>Menakıb, İbn Şehraşub, 3/329, Necef basımı. </strong></li>



<li><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 46/243, Haraic Ravendî&#8217;den naklen.</strong></li>



<li><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 46/243, Haraic Ravendi&#8217;den naklen. </strong></li>



<li><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 46/247, Haraic Ravendî&#8217;den naklen.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Bakır&#8217;ın (a.s) Ahlâkı</h3>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Medine&#8217;de yaşayan Şamlı biri vardı. Sık sık İmam&#8217;ın (a.s) evine gidip gelir ve hep şöyle derdi:</p>



<p><em>&#8220;Yeryüzünde senden daha fazla düşman olduğum kimse yok, senden ve ailenden nefret ediyorum. Allah&#8217;a, Peygamber&#8217;e ve müminlerin emirine (dönemin halifesine) itaatin, sana düşmanlığı gerektirdiği inancındayım. Evine gidip geliyorsam, senin değerli bir edip ve hoşsohbet biri olmandandır!&#8221;</em></p>



<p>İmam (a.s) onun bu sözlerine rağmen ona daima yumuşak ve dostça davranırdı. Çok geçmeden Şamlı adam hastalanıp yatağa düştü. Ölüm döşeğinde vasiyetini ederken, cenaze namazını İmam Bakır&#8217;ın (a.s) kıldırmasını söyledi.</p>



<p>Gece yarısına doğru yakınları onun öldüğünü gördüler. Vasiyet ettiği yakını, İmam&#8217;la konuşmak için sabahleyin camiye gittiğinde, İmam&#8217;ın sabah namazını kılmış, Allah&#8217;ı zikirle meşgul olduğunu gördü.<strong><sup>1</sup></strong> İmam Bâkır (a.s) namazlardan sonra, tesbihat ve zikirleri ihmal etmemeye sürekli özen gösterirdi.</p>



<p>Şamlının vasisi İmam&#8217;a (a.s) yaklaşıp: &#8220;<em>Efendim! Falancayı tanırdınız, dün gece vefat etti ve cenazesini sizin kıldırmanızı vasiyet etti.</em>&#8221; dedi. </p>



<p>İmam: <strong><em>&#8220;O ölmedi.&#8221;</em></strong> buyurdu, <strong><em>&#8220;Benim gelmemi bekleyin, acele etmeyin.&#8221;</em></strong></p>



<p>Sonra ayağa kalkıp abdestini tazeledi ve iki rekât namaz kıldı, namazdan sonra dua etti ve secdeye kapandı, gün ışıyıncaya kadar öylece secdede kaldı. Güneş doğduktan sonra Şamlının evine gitti, başucunda oturup ona ismiyle seslendi. Adam cevap verince, İmam onu doğrultup duvara yaslanmasına yardımcı oldu. Biraz şerbet getirmelerini söyleyip adamcağıza şerbet içirdi. Adamın kendisine gelmesini sağladıktan sonra ona soğuk yiyecekler vermelerini söyleyerek oradan ayrıldı. Kısa bir süre sonra Şamlı adam iyileşip İmam&#8217;ın (a.s) yanına geldi ve bir mecliste otururken: <em>&#8220;Şahadet ederim ki, sen Allah&#8217;ın insanlara hücceti, delilisin!&#8221;</em><strong><sup>2</sup></strong></p>
</blockquote>



<p>O dönemin ünlü tasavvufçularından Muhammed b. Münkedir şöyle anlatır:</p>



<p><em>Çok sıcak bir günde, Medine dışına çıkmıştım. Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Hüseyin&#8217;i (İmam Bâkır) gördüm. Yanında kölesi veya akrabası olduğunu sandığım iki kişiyle birlikte tarladan dönüyordu. &#8220;Kureyş&#8217;in büyüklerinden böyle bir zatın, günün bu saatinde bile dünya peşinde koşması yakışmaz, şuna bir öğüt vereyim.&#8221; diyerek yanlarına yaklaşıp selâm verdim. İmam terler içindeydi, selâmıma hızlı bir sesle cevap verdi. &#8220;Allah iyiliğinizi versin!&#8221; dedim, &#8220;Sizin gibi biri günün bu saatinde, şu sıcakta dünya peşinde koşar mı? Bu hâlinizle ölüm gelip çatsa sizi nasıl bulur, hiç düşündünüz mü?&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;Vallahi&#8221;</em></strong> dedi, <strong><em>&#8220;Şu anda ölüm gelse, Allah&#8217;a itaat hâlinde bulur beni. Zira ben şu anda sana ve başkalarına muhtaç olmamak için çalışmakla meşgulüm. Ölümden, ancak günah işleyen korkar!&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Allah&#8217;ın rahmeti sana olsun ey büyük insan!&#8221;</em> dedim, <em>&#8220;Ben sana öğüt veririm sanmıştım; ama sen bana iyi bir öğüt verdin ve bilgilendirdin!&#8221;</em><strong><sup>3</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Namazdan hemen sonra okunan dua ve yapılan zikir ve tesbihata &#8220;takibat&#8221; denir. </strong></li>



<li><strong>Emali, Şeyh Tusî, s.261. </strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, Ahundi basımı, s.247.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM (A.S) VE EMEVÎLER</h2>



<p>Bir imam için, halkın arasında olmak ile inzivaya zorlanıp evinde oturmak arasında hiçbir fark yoktur. Zira imamet de peygamberlik gibi Allah vergisi bir makamdır ve insanlar kendi reylerine uyarak kafalarına göre birine biat edemezler. Biat etseler bile, biat ettikleri bu kişi sırf bu biat ile imamlık vasfını kazanamaz.</p>



<p>İktidarı gasp edip Ehlibeyt&#8217;in hakkını çiğneyenler, hâlâ İmam&#8217;ın (a.s) üstün makamına imreniyor ve gerçekte Ehlibeyt İmamları&#8217;na ait olması gereken hilafet ve iktidar gücünü ellerinde tutabilmek için her vesileye başvurup, akla gelmedik cinayetler işlemekten çekinmiyorlardı.</p>



<p>İmam Bakır&#8217;ın (a.s) imamet döneminin bir kısmı, Emevî sultanı Hişam b. Abdulmelik&#8217;in zulüm iktidarı devrine rastlar. Diğer zalim Emevî sultanları gibi Hişam da biliyordu ki, zahirî hilafet ve iktidarı gasp ve zorbalıkla ele geçirmiş olsalar da, halkın gönlündeki tahtı asla ele geçiremeyecek ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) mübarek Ehlibeyti&#8217;nin (a.s) gönüllere taht kurmasını engelleyemeyeceklerdi.</p>



<p>Ehlibeyt İmamları&#8217;nın manevî ve ilmî büyüklüğü karşısında kimi zaman düşmanları bile saygıyla eğiliyor, onlara duydukları hayranlığı gizleyemiyorlardı.</p>



<p>Bir hac mevsiminde Hişam, hac ziyaretinde bulunuyordu. İmam Bâkır&#8217;la (a.s) oğlu İmam Sadık da (a.s) hacılar arasındaydı. Bir gün İmam Sadık (a.s) hacıların toplandığı çok büyük bir kalabalığa hitaben yaptığı bir konuşmada şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Muhammed&#8217;i (s.a.a) hak üzere gönderen ve bizi onunla onurlandıran Rabbimize hamdolsun! Biliniz ki biz Ehlibeyt; Allah&#8217;ın yarattıkları arasında seçilmişler olup O&#8217;nun yeryüzündeki temsilcileri ve halifesiyiz. Bize itaat eden kurtuluşa erer, bize karşı çıkan helâk olur!&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>İmam Sadık (a.s) daha sonra bir toplantıda şunları anlatmıştı:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Benim bu konuşmamı Hişam&#8217;a iletmişler, bize karşı orada hiçbir tepki göstermemiş ve Şam&#8217;a dönmüş. Biz de o sırada Medine&#8217;ye dönmüştük. Medine&#8217;deki valisine, babamla beni hemen Şam&#8217;a göndermesini emretti.&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;Şam&#8217;a ulaştığımızda Hişam, kasten bizi üç gün bekletti ve sarayına almadı. Dördüncü gün bizi aldılar. Hişam tahtta oturmuş, etrafındaki dalkavuklarının ok talimini seyrediyordu. Babamı görünce ona adıyla hitap ederek:&#8221;</em> <em>&#8220;Gel, kendi kabilenin büyükleriyle sen de ok at bakalım!&#8221;</em> <em>&#8220;dedi.&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;Babam:&#8221;</em> <strong><em>&#8220;Ben yaşlandım, ok atma zamanım geçti. Beni mazur gör!&#8221;</em></strong> <em>&#8220;diye karşılık verdi.&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;Ama Hişam ısrarından vazgeçmeyip yemin etti ve babamı ok attırmadan bırakmayacağını söyleyerek yanındaki ihtiyar Emevî&#8217;den, yayını babama vermesini istedi.&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;Babam büyük bir yay aldı, oku yerleştirip attı. İlk ok tam hedefe isabet etmiş, herkes şaşırmıştı. İkinci bir ok alıp yayına yerleştirdi, yayı çekip bıraktı ve ikinci ok, birinci oku ortasından ikiye bölerek tam hedefe sapladı. Oradakiler hayret dolu sesler çıkarıyor, herkes:&#8221;</em> <em>&#8220;Nasıl olur?! Pek yaman atıcıymış!&#8221;</em> <em>&#8220;diyerek babamı övüyorlardı. Babam tam dokuz ok attı ve attığı her ok, bir öncekini yararak hedefe saplandı. Dokuzuncu okta Hişam kendisini tutamayarak heyecanla yerinden fırlayıp:&#8221;</em> <em>&#8220;Bravo Ebu Cafer!&#8221;</em> <em>&#8220;dedi,&#8221;</em> <em>&#8220;Sen Arap&#8217;ın da, acemin de en usta okçusuymuşsun! Ok atamayacak kadar yaşlandığını nasıl söylersin sen?!&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;<strong>İşte bu sırada Hişam, babamı öldürtmeye karar verdi. Başını öne eğip düşünmeye başladı. Biz de önünde öylece durmuş bekliyorduk. Bekleyiş uzayınca babam öfkelendi; öfkelendiğinde göğe bakar, öfkelendiği belli olurdu. Hişam, babamın öfkelendiğini görünce, hemen ayağa kalkıp bize yaklaştı ve babamı kucaklayıp iltifatlarla tahtının sağına oturttu. Babama iltifatlar yağdırarak:&#8221;</strong></em> <em>&#8220;Kureyş senin gibi bir büyüğü olduğu sürece Arap&#8217;a ve aceme karşı iftiharla övünebilir!&#8221;</em> <em>&#8220;dedi,&#8221;</em> <em>&#8220;Aferin doğrusu! Böylesine mükemmel atıcılığı kimden, ne zaman öğrendin sen?&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;Babam:&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;Bilirsin her Medineli biraz ok atmasını bilir; gençliğimde ben de atıcılıkla biraz uğraştım ve sonra bıraktım. O günden bu yana ilk ok atışım oldu bu!&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;dedi. Hişam:&#8221;</em></strong> <em>&#8220;Kendimi bildim bileli böyle usta bir atıcı görmedim doğrusu!&#8221;</em> <em>&#8220;dedi,&#8221;</em> <em>&#8220;Ve hatta yeryüzünde bu sanatta senden daha usta biri olabileceğini sanmıyorum! Oğlun Cafer de senin gibi ok atabiliyor mu?!&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;Babam dedi ki:&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;Biz Ehlibeyt&#8217;e mükemmellik miras kalmıştır! Allah&#8217;ın Resulü&#8217;ne indirdiği ve &#8216;</em>Bugün size, dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm&#8217;ı seçip beğendim.<sup>1<em>&#8216;</em></sup><em> buyurduğu kemal ve tamlıktır bu. Bilesin ki, bu işlere tamamen vakıf olan biri yeryüzünde daima vardır ve yeryüzü böyle birinden hiçbir zaman mahrum olmayacaktır!&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Bunları duyan Hişam&#8217;ın gözleri öfkeyle büyümüş, suratı öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. Başını öne eğip kendisini kontrol etmeye çalıştı, sonra başını kaldırıp:&#8221;</em> <em>&#8220;Biz ve siz Abdumenafoğulları&#8217;ndan olduğumuza göre soyca eşit değil miyiz?&#8221;</em> <em>&#8220;diye sordu.&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;İmam:&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;Evet.&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;buyurdu,&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;Ama Allah Teala, başkalarına vermediği some özellikleri bize verdi!&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Hişam:&#8221;</em> <em>&#8220;Allah, Peygamber&#8217;i Abdumenafoğulları&#8217;ndan ve siyahı-beyazıyla bütün insanlar için göndermedi mi? Bizim Peygamber&#8217;den sonra artık peygamber gelmeyeceğine ve siz (Ehlibeyt) de peygamber olmadığınıza göre bu ilim nasıl size miras kalabilir?!&#8221;</em> <em>&#8220;dedi. İmam şöyle cevap verdi:&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah Teala Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Resulullah&#8217;a (s.a.a): &#8216;Sana vahiy inmeden, Kur&#8217;ân okumak için dilini oynatma.&#8217; buyurmaktadır.<sup>2</sup> Bu ayette de açık bir şekilde belirtildiği üzere Peygamber&#8217;in dili tamamen Allah&#8217;ın emrindedir. İşte bu dilin sahibi, başkalarına vermediği bazı özellikleri bize vermiş ve bu nedenle kardeşi Ali&#8217;ye (a.s) öyle sırlar vermiştir ki, onları ondan başkasına söylememiştir. Nitekim yüce Allah, Kur&#8217;ân&#8217;da Peygamber&#8217;e &#8216;Sana vahiy edilen şeyler ve senin sırlarını, duyup öğrenen bir kulak vardır.&#8217; buyurmaktadır. Peygamber (s.a.a) de Ali&#8217;ye (a.s): &#8216;Allah&#8217;tan, bunun senin kulağın olmasını dilerim.&#8217; buyurdu. Ali (a.s) de Kûfe&#8217;de yaptığı bir konuşmada şöyle diyor: &#8216;Resulullah bana ilmin bin kapısını açtı ki, her birinden bin kapı daha açıldı bana.&#8217; Yüce Allah nasıl sevgili Peygamber&#8217;ine özel bazı kemaller verdiyse, Peygamber (s.a.a) de Ali&#8217;yi (a.s) seçip kimseye öğretmediği şeyleri öğretti ona. Bizim ilmimiz işte o kaynaktan gelir ve bu mirası alan sadece bizleriz, bizden gayrisi değil!&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Hişam:&#8221;</em> <em>&#8220;Ali gaybı bildiğini iddia ederdi.&#8221;</em> <em>&#8220;dedi,&#8221;</em> <em>&#8220;Oysa Allah gaybın ilmini kimseye öğretmiş değildir!&#8221;</em> <strong><em>&#8220;Babam da:&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;Yüce Allah, Peygamber&#8217;ine öyle bir kitap gönderdi ki, geçmiş ve gelecekteki her şey, kıyamete kadar vuku bulacak her şey onda beyan edilmiştir. Nitekim Kur&#8217;ân&#8217;da: &#8216;Sana, her şeyi beyan edip açıklayan bir kitap indirdik.&#8217; <sup>3</sup>buyrulmaktadır. Yine bir başka ayette: &#8216;Her şeyi kitapta apaçık belirttik.&#8217; <sup>4</sup>denilmekte. Bir diğer ayette ise: &#8216;Bu kitapta açıklayıp belirtmemiş bulunduğumuz hiçbir şey yoktur.&#8217; <sup>5</sup>buyrulmaktadır. Allah Teala, Resulü&#8217;ne, Kur&#8217;ân&#8217;ın bütün sırlarını Ali&#8217;ye öğretmesini emretti ve bu nedenle de Resulullah (s.a.a) ümmetine: &#8216;Ali, yargıda hepinizden bilgedir.&#8217; dedi!&#8221;</em></strong> <strong><em>&#8220;cevabını verdi.&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Hişam susmuş, söyleyecek söz bulamamıştı&#8230; Ardından İmam (a.s) saraydan ayrıldı.&#8221;</em><sup><strong>6</strong></sup></p>
</blockquote>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Mâide Suresi, 3</strong></li>



<li><strong>Kıyamet Suresi, 16</strong></li>



<li><strong>Nahl Suresi, 89 </strong></li>



<li><strong>Yâsîn Suresi, 12</strong></li>



<li><strong>En&#8217;âm Suresi, 37</strong></li>



<li><strong>Delailu&#8217;l-İmame, Şiî olan Taberî, s.104-106, Necef, 2. baskı, özet alıntı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM&#8217;LA MUHALİFLERİNİN İLMÎ TARTIŞMASI</h2>



<p>Abdullah b. Nâfi&#8217;, Müminlerin Emiri Hz. Ali&#8217;ye (a.s) düşmandı ve <em>&#8220;Yeryüzünün ulaşabileceğim herhangi bir noktasında, Ali&#8217;nin Nehrevan&#8217;da Haricîlerle savaşıp onları öldürmekte haklı olduğunu ispatlayabilecek biri çıktığını bilirsem, kesinlikle onun yanına giderim!&#8221;</em> diyordu.</p>



<p>Bir gün ona: <em>&#8220;Sence Ali&#8217;nin oğulları da mı ispatlayamaz bunu? (Onların yanına da mı gidersin?)&#8221;</em> dediklerinde: <em>&#8220;Ali Oğulları arasında âlim mi var?&#8221;</em> diye sordu. <em>&#8220;İşte bu bile senin cehaletini gösterir.&#8221;</em> dediler ona, <em>&#8220;Ali&#8217;nin (a.s) soyundan bilge ve âlim insanların var olmaması mümkün mü?&#8221;</em> Ali Oğulları&#8217;nın bilgesinin o sırada kim olduğunu sordu. İmam Bâkır (a.s) olduğunu söylediler.</p>



<p>Bir süre sonra Abdullah, birkaç adamıyla birlikte Medine&#8217;ye gelip İmam Bâkır&#8217;la (a.s) görüşme isteğini iletti&#8230;</p>



<p>İmam (a.s) hizmetkârlarından birine, onun ağırlanıp misafir edilmesini ve yol yorgunluğunu attıktan sonra, ertesi gün kendisiyle görüşebileceğini söyledi.</p>



<p>Ertesi günün sabahı Abdullah, İmam&#8217;ı görmeye gitti. İmam (a.s), ensar ve muhacirlerin soyundan olan tüm evlatlarını da bu görüşmeye çağırmıştı. İmam (a.s) kızıl bir elbise giymiş, ay ışığı misali parlayan gözleri ve güzel yüzüyle insanların dikkatini çekmişti. Sözlerine besmele ve hamdüsenayla başlayıp şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Hamt; mekânı var eden, her şeye nicelik veren ve her ana varlık bağışlayan Allah&#8217;a mahsustur. Hamt O Allah&#8217;a mahsustur ki, kendisine ne uyku gelir, ne de uyuklama. Göklerde ve yerlerdekilerin hepsi O&#8217;nundur&#8230; (Ayete&#8217;l-Kürsî&#8217;nin sonuna kadar.)&#8221;</em></strong><br>
    <strong><em>&#8220;Şahadet ederim ki, Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur ve Muhammed (s.a.a) O&#8217;nun seçkin kulu ve resulüdür. Hamt, bizi nübüvvetle onurlandırıp velâyetle seçkin kılan Allah&#8217;a mahsustur. Ey ensar ve muhacir evlatları! Ebu Talib oğlu Ali&#8217;nin (a.s) bir faziletini bileniniz varsa, söylesin!&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Orada bulunanların her biri İmam Ali&#8217;nin (a.s) üstünlüğünü ve ona özgü üstün faziletlerini aktardı. Sıra Hayber hadisine geldi. Dediler ki:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Hayber Savaşı&#8217;nda Resulullah (s.a.a) Yahudilerle savaşa girmişti. &#8216;Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki, o Allah&#8217;ı ve Resulü&#8217;nü sever, Allah ve Resulü de onu. Yahudilerin kalesini Allah&#8217;ın izniyle fethetmedikçe dönmez. Savaştan asla kaçmayan bir cengâverdir o!&#8217; buyurdu. Ertesi gün sancağı İmam Ali&#8217;ye verdi. O gün inanılmaz yiğitlikler gösterip Yahudileri tam bir hezimet ve bozguna uğratarak, fethedilmesi imkânsız bilinen kaleleri Hayber&#8217;i fethetti.&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Bu sırada İmam Bâkır (a.s) Abdullah b. Nâfi&#8217;ye: <strong><em>&#8220;Bu hadis hakkında ne düşünüyorsun?&#8221;</em></strong> diye sordu.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>Abdullah: <em>&#8220;Hadis doğrudur.&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Ama Ali daha sonra, Haricileri haksız yere öldürmüş ve kâfir olmuştur!&#8221;</em><br>
    İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Anan yasını tutsun. Allah Ali&#8217;yi sevdiğini söylerken, o sırada, daha sonraları Ali&#8217;nin Haricîleri öldüreceğini biliyor muydu, bilmiyor muydu? Eğer bilmiyordu dersen, küfre girmiş olursun!&#8221;</em></strong> buyurdu.<br>
    Abdullah: <em>&#8220;Biliyordu elbet!&#8221;</em> dedi.<br>
    İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Sence yüce Allah, Ali&#8217;yi O&#8217;na itaat ettiği için mi, yoksa itaatinden çıktığı ve günaha girdiği için mi seviyordu?!&#8221;</em></strong> buyurdu.<br>
    Abdullah: <em>&#8220;Tabi ki itaat ettiği için Allah onu seviyordu.&#8221;</em> dedi.</p>
</blockquote>



<p>(Bu cevap şu anlama gelmekteydi: Eğer Ali (a.s) gelecekte bir günah işleyecek olsa, yüce Allah bunu bileceğinden, Ali&#8217;yi sevmezdi. Haricîleri öldüreceğini biliyordu ve bu bilgi ile Allah İmam Ali&#8217;yi seviyordu. O hâlde Harici isyancıların öldürülmesi hak bir davranıştır ki bu, Haricîlere karşı yapılan savaşın gerçekte Allah&#8217;a itaat olduğunu gösterir.)</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p>İmam (a.s): <strong><em>&#8220;Kalk o zaman! Ali&#8217;nin hak üzere olduğunu sen de kabul ettin işte!&#8221;</em></strong> dedi.<br>
    Abdullah ayağa kalkıp hakkın batıldan ayrılması manasında şu ayeti okudu: <em>&#8220;Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar.&#8221;</em><sup><strong>1</strong></sup><br>
    Sonra da: <em>&#8220;Allah, elçiliğini hangi aileye vereceğini daha iyi bilir!&#8221;</em><sup><strong>2</strong></sup> diyerek İmam&#8217;ın (a.s) haklılığını kabul ettiğini açıkladı.<sup><strong>3</strong></sup></p>
</blockquote>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Bakara Suresi, 187. </strong></li>



<li><strong>En&#8217;âm Suresi, 124. </strong></li>



<li><strong>Usul-u Kâfi, 7/349-351.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM BAKIR&#8217;IN (A.S) EMRİYLE İLK İSLÂM AKÇESİ BASILIYOR<sup><strong>1</strong></sup></h2>



<p>Hicrî 1. yüzyılda kâğıt sanayisi Rumların elindeydi. Kâğıt imal eden Mısır Hıristiyanları da Rumlar gibi kâğıdın üzerine &#8220;Baba-Oğul-Kutsal Ruh&#8221; yazılı bir amblem basıyorlardı.</p>



<p>Emevî sultanı Abdulmelik çok zeki biriydi. Bu kâğıtların üzerindeki amblemde bir şeyler yazılı olduğunu sezerek yazının Arapça&#8217;ya çevrilmesini istedi. Meseleyi anlayınca, Müslüman bir memleket olan Mısır&#8217;da, Hıristiyanlığın propagandası sayılacak ürünler üretilmesine öfkelenerek Mısır Valisi&#8217;ne derhal bir ferman gönderip, bundan böyle kâğıtların üzerindeki misyoner propagandasının kaldırılıp, onun yerine: &#8220;Şahadet ederim ki Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur, Allah birdir!&#8221; ibaresinin yazılması direktifini verdi. Ayrıca, diğer İslâm beldelerindeki valilere de birer ferman göndererek üzerinde Hıristiyanlığın şirk propagandasını taşıyan bu kâğıtların hemen toplatılıp imha edilmesini ve yeni kâğıtlar üretilmesini istedi.</p>



<p>Üretilen yeni kâğıtların üzerindeki ambleme kelime-i tevhit yazılmış ve bu yeni kâğıtlar bütün İslâm beldelerine gönderilmişti. Kısa zamanda yeni kâğıtlar Rum diyarına da ulaştı ve Roma İmparatoru, Abdulmelik&#8217;e bir mektup yazarak şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Bilirsin ki kâğıt sanayisi Roma amblemiyle birlikte yaşamıştır. Eğer senin yaptığın doğruysa, senden önceki bütün İslâm halifeleri hata etmiş demektir. Eğer onların yaptığına doğru diyorsan, o hâlde sen hatalısın.<strong><sup>2</sup></strong> Sana güzel hediyeler gönderiyorum, umarım hediyelerimi kabul eder, kâğıdın yeniden eski amblemiyle basılmasına izin verirsin. Bu bizi memnun edecektir!&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Abdulmelik gönderilen hediyeleri kabul etmeyerek Roma İmparatoru&#8217;nun elçisine: &#8220;Getirdiğin mektuba cevap verilmeyecektir.&#8221; dedi.</p>



<p>İmparator ikinci kez elçi göndererek hediyeleri iki katına çıkardı ve şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Sanırım gönderdiğim hediyeleri az bulduğun için kabul etmedin.&#8221;</em><br>
    <em>&#8220;Bu defa hediyelerimi iki katına çıkardım. Onlarla birlikte, önceki isteğimi de kabul etmeni bekliyorum!&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Abdulmelik tekrar hediyeleri reddederek mektubu cevapsız bıraktı.</p>



<p>Roma İmparatoru iyice öfkelenmişti, yazdığı üçüncü mektupta şöyle diyordu:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Gönderdiğim hediyeleri tekrar reddetmiş, mektubumu da cevapsız bırakmışsın. İstediğim şeyi yapmadın. Bu defa hediyeleri kat kat artırıyorum. Yemin ederim ki bu kez de isteğimi yerine getirmeyip kâğıdın eski amblemiyle basılması emrini vermezsen, hazinemde ne kadar altınla gümüş varsa, hepsini eritip akçe bastıracak ve üzerlerine de Peygamberinize hakaret dolu ibareler koyduracağım! Akçe basımı tekniğinin sadece bizim elimizde olduğunu bilirsin. Kendi Peygamberine hakaret yazılı akçeleri gördüğün zaman utancından boncuk boncuk terler dökeceksin! Böyle olmasını istemiyorsan hediyeleri kabul et ve isteğimi de yerine getir, böylece ilişkilerimiz de eskisi gibi iyi olur.&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Abdulmelik tehdit ve şantaj dolu mektubu okuyunca ne yapacağını şaşırdı:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Benden daha talihsiz kimse yoktur.&#8221;</em> dedi,<br>
    <em>&#8220;Allah Resulü&#8217;ne (s.a.a) hakaret edilmesine neden olacak kadar bahtsızmışım meğer!&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Danışmanlarına ve ileri gelen bütün Müslüman bilim adamlarına akıl danıştıysa da hiçbir çıkar yol bulamadı. Danışmanlarından biri şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Aslında bunun çözümünün mümkün olduğunu siz de biliyorsunuz; ama buna kendiniz yanaşmıyorsunuz nedense!&#8221;</em><br>
    Abdulmelik: <em>&#8220;Ne söylüyorsun be adam!&#8221;</em> diye haykırdı, <em>&#8220;Neymiş o, söyler misin?!&#8221;</em><br>
    Adam: <em>&#8220;Bu işi Ehlibeyt&#8217;in Bakır&#8217;ı çözer!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Bütün ilimleri yarıp açan değil mi o?!&#8221;</em></p>
</blockquote>



<p>Abdulmelik pek sevinmişti, danışmanı haklıydı! Hemen Medine valisine bir emirname gönderip İmam Bakır&#8217;ı (a.s) Şam&#8217;a göndermesini, ona saygıda kusur edilmemesini istedi.</p>



<p>Bu arada, İmam varıncaya kadar İmparator&#8217;un elçisini göndermeyip Şam&#8217;da tuttu.</p>



<p>Olayı Hişam&#8217;dan dinleyen İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Sakin ol. Roma İmparatoru, Resulullah konusundaki tehdidini asla gerçekleştirmeyecektir! Bilesin ki, Allah Teala izin vermeyecektir buna! Bu işin çözüm yolu ise pek kolaydır! Müslüman zanaatkârları buraya getir ve onlara akçe basmalarını söyle; akçenin bir yüzüne Tevhit Suresi&#8217;ni, diğer yüzüne de Resulullah&#8217;ın (s.a.a) mübarek ismini yazdır. Böylece İslâm beldelerindeki Roma akçeleri kendiliğinden geçersiz olacaktır!&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Sonra da, akçelerin nasıl basılacağı konusunda teknik bilgiler verdi ve akçelerin ağırlıklarını belirleyerek on dirhemlik akçelerin üç çeşit ve yedişer miskal<strong><sup>3</sup></strong> olmasını, akçenin basıldığı şehrin adıyla basım tarihinin de akçe üzerinde belirtilmesini emretti.</p>



<p>Abdulmelik, İmam&#8217;ın Bakır&#8217;ın (a.s) emirlerini hemen uygulatarak bütün İslâm beldelerine ferman gönderip bundan böyle İslâm akçesinin geçerli olacağını duyurdu ve Roma akçelerinin toplatılıp yeni İslâm akçeleriyle değiştirilmesini istedi.</p>



<p>Bu işlemler tamamlandıktan sonra İmparator&#8217;un elçisini çağırıp olanları anlattı ve onu geri gönderdi.</p>



<p>Haber İmparator&#8217;a ulaştığında, sarayda velvele kopmuştu. Danışmanları tehdidini gerçekleştirmesini önerdilerse de İmparator şöyle dedi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;Ben Abdulmelik&#8217;i ürkütmek ve kızdırmak istedim; ama artık bunun yararı yok, çünkü İslâm beldelerinde Roma akçesi geçmiyor artık!&#8221;</em><sup><em><strong>4</strong></em></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Bazı âlimlere göre bunu İmam Seccad&#8217;ın önerisiyle İmam Bakır yapmıştır, yani emri veren İmam Seccad&#8217;dır (a.s). bk. İkdu&#8217;l-Mümir, c.1. </strong></li>



<li><strong>Rum Kayser&#8217;i bu şekilde onun taassubunu kışkırtarak kâğıtların eski haliyle bastırılmasını istiyordu. </strong></li>



<li><strong>İmam Bakır üç çeşit akçe bastırdı: Birinci dirhem 1 miskâldi ve 10 dirhem 10 miskâldi. İkinci dirhemlerin 10&#8217;u 6 miskal ve üçüncü dirhemlerin 10&#8217;u 5 miskaldi. Böylece bu üç çeşit dirhemin 30&#8217;u, 21 miskal etmiş oluyordu ki bu da piyasadaki Roma akçelerine eşdeğerdi. Nitekim 21 miskal ağırlığındaki 30 Rum dirhemini veren Müslümanlar, aynı ağırlıkta 30 yeni İslâm dirhemi almışlardır. </strong></li>



<li><strong>el-Mehasin ve&#8217;l-Musâvi, Beyhaki, 2/232-236, Mısır basımı; Hayatu&#8217;l-Heyevan, Demîrî, taş basımı s.24, özetle iktibas.</strong>     <strong><em>Bir hatırlatma: Bu tarihî olayda, Rum akçesi karşısında ilk İslâm akçesinin İmam Bakır (a.s) tarafından basılıp yayıldığı geçmektedir.Bilindiği üzere ilk İslâm akçesini basıp dağıtan İmam Ali&#8217;dir (a.s) ve akçeler Basra&#8217;da basılmıştır. İmam Bakır (a.s) dönemindeki akçe olayını bu ilk hareketin uzantısı ve genişletilip mükemmelleştirilmiş bir devamı olarak değerlendirmek gerekir. Geniş bilgi için bk: Gayetu&#8217;l-Ta&#8217;dil, Serdar Kâbulî, s.16</em></strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM BAKIR&#8217;IN (A.S) ASHABI</h2>



<p>İmam Muhammed Bakır&#8217;ın (Allah&#8217;ın ve meleklerinin selâmı onun üzerine olsun) ilmî derslerinde pek çok değerli ve büyük bilim adamı yetiştirdiği bilinmektedir. Bunlardan birkaçını aktaralım:</p>



<p><strong>Eban b. Tağlib:</strong> Ehlibeyt&#8217;in üç imamıyla görüşmüş, İmam Zeynelabidin, İmam Muhammed Bakır ve İmam Cafer Sadık&#8217;tan (üzerlerine selâm olsun) ders almıştır.</p>



<p>Eban, çağının en ünlü ilim adamları arasında yer alırdı; tefsir, hadis, fıkıh, kıraat ve lügat bilimlerinin üstadı oldu. Eban ilimde öyle bir dereceye vardı ki, İmam Bâkır (a.s) ona: <strong><em>&#8220;Medine camiinde otur ve insanlara fetva ver.&#8221;</em></strong> buyurdu, <strong><em>&#8220;Zira senin gibi bir Şiîmizi halkın görmesini isterim!&#8221;</em></strong></p>



<p>Eban, ne zaman Medine&#8217;ye gelecek olsa, diğer üstatların ders halkaları boşalır, bütün öğrenciler ona koşardı. Mescid-i Nebevî&#8217;de Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) hutbe okuduğu yer ona ayrılırdı.</p>



<p>Eban&#8217;ın vefat haberi İmam Cafer Sadık&#8217;a (a.s) ulaştığında: <strong><em>&#8220;Vallahi bu haber kalbimi hüzne boğdu!&#8221;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p><strong>Zürare:</strong> Şia uleması, İmam Muhammed Bakır&#8217;la İmam Cafer Sadık&#8217;ın (a.s) yetiştirdiği âlimlerden altısının çok özel olduğunu belirtmişlerdir. Bunlardan biri de Zürare&#8217;dir. Bizzat İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Bureyd b. Muaviye, Ebu Basir, Muhammed b. Müslim ve Zürare olmasaydı, Şiîliğin temel prensipleri olan peygamberlik mirası ve eserleri yok olur giderdi. Onlar, Allah&#8217;ın helâl ve haramlarına vakıf ve bu işin eminleridirler!&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Bir başka yerde de şöyle buyurur:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Bureyd, Zürare, Muhammed b. Müslim and Ahvel, hayatta ve mematta benim için en sevgili insanlardır!&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Zürare, İmam Sadık&#8217;a (a.s) o kadar bağlıydı ki, İmam (a.s) onun canını koruyabilmek için hakkında eleştirici bir tavır takındı, ondan hoşlanmıyormuş gibi görünüp kendisine gizlice şu mesajı gönderdi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Bir süre seni eleştireceğim, senin canını korumak için bunu yapmak zorundayım. Çünkü düşman, bizi sevenlere eziyet etmeye başladı. Sen de bizim yakın dostlarımız arasında olmakla ünlüsün. Bu nedenle seni eleştiriyormuş gibi bir tavır içinde olmamız gerekiyor.&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Zürare; kıraat, fıkıh, kelam, şiir ve Arap edebiyatında pek ileriydi; erdemi ve dindarlığı yüzünden okunabiliyordu.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p><strong>Kumeyt el-Esedî:</strong> Çok ünlü bir şairdi. Ehlibeyt&#8217;i (a.s) savunma yolunda çok etkili ve anlamlı şiirleri vardır. Zulüm iktidarını eleştirdiği şiirleri öylesine etkileyici ve çarpıcıydı ki, Emevî halifeleri tarafından sürekli ölümle tehdit ediliyordu.</p>



<p>O dönemlerde gerçekleri söylemek ve hele Resulullah&#8217;ın Ehlibeyti&#8217;ni savunmak çok büyük tehlikeleri beraberinde getirdiği ve iktidarı karşısına almak sayıldığı için, ancak çok cesur ve gözü pek insanlar bu muhalefete girişebiliyordu.</p>



<p>İşte Kumeyt, Emevî iktidarı döneminde bu cesareti gösterip ölümden korkmadan gerçekleri haykırabilen istisna çehrelerden biridir. Her fırsatta hakkı söyler, Emevîlerin zulüm düzenini ifşa ederek Müslüman halkın gerçekleri anlamasını sağlamaya çalışırdı.</p>



<p>Kumeyt, bazı şiirlerinde Emevîler karşısında Ehlibeyt İmamları&#8217;nı (a.s) şöyle tanıtır:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><em>&#8220;O adil İmamlar, Emevîler gibi insanla hayvanı aynı kefeye koymazlar. Onlar Abdulmelik, Velid, Süleyman, Hişam ve benzeri Emevîlerin yaptığı gibi minbere çıktıklarında kendilerinin asla amel etmediği şeyleri cemaate söylemezler. Emevîler Resulullah&#8217;ın sözlerini söylemekte; ama iş amel etmeye gelince, cahiliye dönemindekilerin yaptıklarını yapmaktadırlar.&#8221;</em><sup><strong>3</strong></sup></p>
</blockquote>



<p>Kumeyt, İmam Bâkır&#8217;a (a.s) hayrandı, onun yoluna baş koymuş bir Müslüman&#8217;dı. Bir gün İmam&#8217;a (a.s) yazdığı bir methiyesini okurken İmam, Kâbe&#8217;ye dönüp üç kez: <strong><em>&#8220;Ya Rabbim!&#8221;</em></strong> buyurdu, <strong><em>&#8220;Kumeyt&#8217;e rahmet eyle onu bağışla.&#8221;</em></strong> Sonra Kumeyt&#8217;e: <strong><em>&#8220;Senin için ailemden yüz bin dirhem topladım!&#8221;</em></strong> buyurdu. Kumeyt: <em>&#8220;Vallahi ben para-pul istemem!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Yüceler Yücesi Rabbimin vereceği ecri umuyorum ben! Sizden tek dileğim, giydiğiniz gömleklerden birini bana hediye etmenizdir!&#8221;</em> İmam (a.s) bu istek üzerine gömleğini Kumeyt&#8217;e verdi.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>Bir başka gün, İmam&#8217;ın (a.s) huzurundayken, İmam dönemin şartlarından duyduğu sıkıntıyı yansıtarak şu şiiri okudu:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p> <em><strong>İnsanların, kendilerine sığınarak rahatladığı mert yiğitler gitti <br> Kimse kalmadı, kıskançlarla kötülerden gayrı!</strong></em></p>
</blockquote>



<p>Kumeyt, hemen şu beyitle karşılık verdi:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p> <em>Ama o yiğit mertlerden biri hâlâ yeryüzünde yaşıyor.</em><br> <em>Tüm mahlûkun hayran olduğu yiğit insan, o da sensin elbet!</em><sup><strong>5</strong></sup></p>
</blockquote>



<p><strong>Muhammed b. Müslim:</strong> Ehlibeyt Mektebi&#8217;nin fakihlerinden ve İmam Bakır&#8217;la İmam Sadık&#8217;ın (a.s) yarenlerindendi. Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi İmam Sadık (a.s) onun, peygamberliğin izlerini varlıklarında koruyan dört kişiden biri olduğunu söylemiştir. Muhammed, Kûfeli idi. Ama İmam Bakır&#8217;ın (a.s) ilim deryasından faydalanabilmek için Medine&#8217;ye gelmiş ve kırk yıl burada kalmıştır.</p>



<p>Abdullah b. Ebu Ya&#8217;fur şöyle anlatır: &#8220;İmam Sadık&#8217;a (a.s) benden sorulan bazı soruların cevabını bilemediğimi ve kendisine de ulaşamadığımı söyleyip bu durumda ne yapmam gerektiğini sordum, İmam (a.s) Muhammed b. Müslim&#8217;i tavsiye ederek: <strong><em>&#8216;Neden ondan sormuyorsun?&#8217;</em></strong> buyurdu.<sup><strong>6</strong></sup></p>



<p>Kûfe&#8217;de bir gece vakti kadının biri Muhammed b. Müslim&#8217;in kapısını çalıp: <em>&#8220;Gelinim öldü, karnında bir bebeği var, ne yapacağız?!&#8221;</em> diye sordu telaşla.<br>
Muhammed b. Müslim: <strong><em>&#8220;İmam Bâkır&#8217;ın buyruğu üzere bu durumda annenin karnını yarıp bebeği alır ve sonra anneyi defnedersiniz!&#8221;</em></strong> dedi ve kadına:<br>
<em>&#8220;Beni nasıl buldunuz?&#8221;</em> diye sordu.<br>
Kadın: <em>&#8220;Önce Ebu Hanife&#8217;ye gittim, bu konuyu bilmediğini söyleyip size gelmemi ve aldığım fetvayı kendisine de iletmemi istedi.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Ertesi gün Muhammed b. Müslim Kûfe Camii&#8217;nde Ebu Hanife&#8217;nin bu olayı anlatarak kendi adına fetva vermekte olduğunu gördü. Hafifçe öksürdü, onu gören Ebu Hanife: <em>&#8220;Allah sana rahmet eylesin. Bırak da yaşayalım!&#8221;</em> dedi.<sup><strong>7</strong></sup></p>
</blockquote>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Camiu&#8217;r-Ruvat, 1/9. </strong></li>



<li><strong>Camiu&#8217;r-Ruvat, 1/117 ve 324-325.</strong></li>



<li><strong>eş-Şia ve&#8217;l-Hakimun, s.128. </strong></li>



<li><strong>Sefinetu&#8217;l-Bihar, 2/496. </strong></li>



<li><strong>Muntehu&#8217;l-Amal, 2/7, h.k. 1372 basımı. Maksat, Peygamber&#8217;in yolunu gerçek anlamda izlemenin, yüzlerine verdiği nur ve ruhlarına kazandırdığı büyüklüktür. (Çev.) </strong></li>



<li><strong>Tuhfetu&#8217;l-Ahbab, Muhaddis Kummi, s.351; Camiu&#8217;r-Ruvat, 2/194. </strong></li>



<li><strong>Rical-ı Keşşi, s.162, Meşhed Üniversitesi basımı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM BAKIR&#8217;IN (A.S) ŞAHADETİ</h2>



<p>Ehlibeyt&#8217;in beşinci imamı Bakır el-Ulum (a.s), Hicret&#8217;in 114 yılı zilhiccesinin 7. günü zalim Emevî halifesi Hişam b. Abdulmelik tarafından zehirletilerek şehit edildi. Şehit olduğunda, 57 yaşındaydı.</p>



<p>Şehit olacağı günün akşamı, oğlu İmam Sadık&#8217;ı (a.s) çağırarak şöyle buyurdu:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p><strong><em>&#8220;Bu gece bu fani dünyadan göçüp sevgili Rabbime kavuşacağım. Biraz önce babamı gördüm; bana çok leziz bir şerbet verdi, içtim. Bana Rabbime kavuşacağım ve ebediyet âlemine göçeceğim müjdesini verdi.&#8221;</em></strong></p>
</blockquote>



<p>Ertesi gün bu ilim deryasını Baki Mezarlığı&#8217;nda, İmam Seccad&#8217;la İmam Hasan&#8217;ın (a.s) yanına defnettiler. Allah&#8217;ın ve meleklerinin selâmı onun üzerine olsun.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Usul-u Kâfi, 1/469; Besairu&#8217;d-Derecât, s.141, taş basımı; Tevarihu&#8217;n-Nebi ve&#8217;l-Al, Tusterî, s.40; el-Envaru&#8217;l-Behiyye, Muhaddis Kummi, s.69, taş basımı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM BAKIR&#8217;AN VECİZ SÖZLER</h2>



<p>Bu ilim deryasından birkaç veciz sözle bu bahsi noktalıyoruz:</p>



<p>1- <strong><em>&#8220;Yalan, imanı bozar.&#8221;</em></strong></p>



<p>2- <strong><em>&#8220;Mümin insan; korkak, hırslı ve cimri olmaz.&#8221;</em></strong></p>



<p>3- <strong><em>&#8220;Dünya hırsı taşıyan kimse, tıpkı ipek böceğine benzer.&#8221;</em></strong><br>
<strong><em>&#8220;Etrafındaki kozayı ördükçe, içinden çıkması daha da zorlaşır.&#8221;</em></strong></p>



<p>4- <strong><em>&#8220;Mümine kötü söz söylemekten sakının.&#8221;</em></strong></p>



<p>5- <strong><em>&#8220;Müslüman kardeşini sev; kendin için istediğini onun için de iste, kendin için istemediğini onun için de isteme.&#8221;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>6- <strong><em>&#8220;Bir Müslüman, diğer Müslüman kardeşini görmek veya ondan bir şey istemek için onun evine gelir ve o da evde olduğu hâlde onu karşılamaz, onu görmek için dışarı çıkmaz veya onu içeri almazsa, bu insan, Allah&#8217;a kavuşup O&#8217;nun huzuruna çıkıncaya kadar sürekli Allah&#8217;ın lanetine uğrar.&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>7- <strong><em>&#8220;Şüphesiz Allah, sabırlı, onurlu ve haysiyetli insanı sever.&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>8- <strong><em>&#8220;İnsanlara öfkelenmekten sakınan kimseye, yüce Allah kıyamet azabı göstermez.&#8221;</em></strong><sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>9- <strong><em>&#8220;İyiliğe çağırıp kötülükten sakındırmayı kusur ve ayıp sayanlar, kötü insanlardır.&#8221;</em></strong><sup><strong>5</strong></sup></p>



<p>10- <strong><em>&#8220;Biliniz ki yüce Allah, evine giren düşmanla savaşmayan kimseye düşman olur.&#8221;</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Birinci hadisten altıncı hadise kadar; Vesailu&#8217;ş-Şia, 8/572, 6/23, 11/318, 8/611, 8/548. </strong></li>



<li><strong>Usul-u Kâfi, 2/365. </strong></li>



<li><strong>Usul-u Kâfi, 2/112. </strong></li>



<li><strong>Usul-u Kâfi, 2/305. </strong></li>



<li><strong>Usul-u Kâfi, 5/57. </strong></li>



<li><strong>Vesailu&#8217;ş-Şia, 11/91.</strong></li>
</ol>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/">İmam Muhammed Bakır (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Zeynelabidin (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:41:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=160</guid>

					<description><![CDATA[<p>İMAM SECCAD&#8217;IN DOĞUMU VE ÖZELLİKLERİ Doğumu Adı, Ali ve en meşhur lakapları, Zeynelabidin ve Seccad&#8217;dır. Hicretin 38. yılı1, cemaziyülevvelin ortasında Medine&#8217;de dünyaya geldi. Babası şehitler efendisi İmam Hüseyin (a.s) ve&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/">İmam Zeynelabidin (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">İMAM SECCAD&#8217;IN DOĞUMU VE ÖZELLİKLERİ</h2>



<h3 class="wp-block-heading">Doğumu</h3>



<p>Adı, Ali ve en meşhur lakapları, Zeynelabidin ve Seccad&#8217;dır.</p>



<p>Hicretin 38. yılı<sup><strong>1</strong></sup>, cemaziyülevvelin ortasında Medine&#8217;de dünyaya geldi. Babası şehitler efendisi İmam Hüseyin (a.s) ve annesi de Şehribânu Hatun&#8217;dur.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Mesaru&#8217;ş-Şia, Şeyh Müfid s.34, h. 1315 basımı.</strong></li>



<li><strong>Usul-i Kâfi, c. 1, s.467, Ahundî basımı.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Ahlakî Özellikleri</h3>



<p>1- İmam Seccad&#8217;ın (a.s) akrabalarından biri bir grup insanın yanında ona yakışmayan sözler sarf etti ve çekip gitti. İmam Seccad (a.s) orada bulunanlara hitaben şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Onun dediği sözleri duydunuz. Şimdi benimle gelmenizi ve benim ona vereceğim cevabı duymanızı istiyorum.&#8221;</em></strong></p>



<p>Orada bulunanlar şöyle dediler: &#8220;Sizinle geliriz fakat o adam size o sözleri söylediğinde biz ve siz onun cevabını verseydik daha iyi olmaz mıydı?&#8221;</p>



<p>İmam Seccad (a.s) sabretmelerini söyleyerek onlarla birlikte o adamın evine doğru yola koyuldu, yolda müminlerin sıfatlarını açıklayan bir ayeti okumakta ve şöyle buyurmaktaydılar:</p>



<p><strong><em>&#8220;Onlar&#8230; öfkelerini yenerler ve insanların kusurlarını bağışlarlar. Hiç kuşkusuz Allah iyilik yapanları sever.&#8221;</em>1</strong></p>



<p>Oradakiler bunu duyunca imamın oraya o adamın yaptığının karşılığını vermek için gitmediğini anladılar.</p>



<p>Adamın evine vardılar ve imam onu çağırtarak şöyle demelerini istedi: &#8220;<em><strong>Ona Ali b. Hüseyin&#8217;in geldiğini söyleyin.&#8221;</strong></em></p>



<p>Adam imamın ona yaptığının karşılığını göstermek için geldiğini zannetti ve buna hazırlıklı olarak dışarı çıktı.</p>



<p>İmam şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Kardeşim! Sen biraz önce bana geldin ve bana bazı sözler söyledin. Söylediğin sıfatlar bende varsa Allah&#8217;tan beni affetmesini istiyorum. Fakat eğer bende bunlar yoksa Allah&#8217;tan seni affetmesini diliyorum.&#8221;</em></strong></p>



<p>İmamın bu büyüklüğü ve yumuşaklığı adamı utandırdı ve adam öne çıkarak imamı alnından öptü ve şöyle dedi: &#8220;Söylediklerimin size değil kendime daha çok yakıştığını itiraf ediyorum.&#8221;<strong><sup>2</sup></strong></p>



<p>2- İmam Sadık (a.s) şöyle buyururlar:</p>



<p>Medine&#8217;de palyaçoluk yaparak milleti güldüren bir soytarı vardı. Bu adamın kendisi şöyle derdi: &#8220;Ben bu ana dek Ali b. Hüseyin&#8217;i (a.s) güldürmeyi başaramadım.&#8221; Bir gün bu soytarı; imamın yanından geçerken onun abasını sırtından çekerek alır ve gider. İmam onun bu çirkin davranışına aldırmaz. İmamın yanındakiler abayı ondan alır ve geri getirirler. İmam: &#8220;<em><strong>Bu adam kim?</strong></em>&#8221; diye sorar. Orada bulunanlar: &#8220;Bu insanları güldüren bir soytarıdır.&#8221; diye cevap verirler. İmam Seccad (a.s) şöyle buyurur:</p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ın öyle bir günü vardır ki, o günde boş işler yapan ve boş konuşanlar, yaptıkları işlerin zarardan başka bir şey olmadığını anlayacaklardır.&#8221;</em><sup>3</sup></strong></p>



<p>3- Zeyd b. Üsame ölüm döşeğindeydi. İmam Seccad (a.s) onu ziyarete geldiler. Zeyd ağlıyordu. İmam: <strong><em>&#8220;Neden ağlıyorsun?&#8221;</em></strong> diye sordular. Zeyd dedi ki: <em>&#8220;On beş bin dinar borcum var ve malvarlığım bunu ödemeye yetmiyor.&#8221;</em> İmam şöyle buyurdu: <strong><em>&#8220;Ağlama, senin borcunu ödemek bana aittir, hepsini ödeyeceğim.&#8221;</em></strong> Öyle de oldu ve İmam (a.s) onun bütün borcunu ödedi.<strong><sup>4</sup></strong></p>



<p>4- İmam Seccad (a.s) geceleri Medine yoksullarına ve fakirlerine kendini tanıtmadan gizlice yiyecek götürür ve onlara mali yardımda bulunurdu. Ancak onun ölümünden sonra, onlara gizlice yiyecek getirenin Ali b. Hüseyin (a.s) olduğunu anladılar. Yine onun ölümünden sonra yüz yoksulun onun tarafından idare edildiği ve kendilerinin onu tanımadığı anlaşıldı.<strong><sup>5</sup></strong></p>



<p>5- İmam Seccad&#8217;ın (a.s) kız kardeşinin çocuklarından biri şöyle der:</p>



<p><em>&#8220;Annem daima bana dayım Ali b. Hüseyin (a.s) ile muaşerette bulunmamı tavsiye ederdi. Onun yanına her vardığımda yeni bir şeyler öğrenirdim; bazen onun Allah&#8217;ın huzurundaki korkusu ve alçakgönüllülüğü bende kalbî bir korku ve alçakgönüllülük uyandırırdı, bazen de onun sonsuz ilminden faydalanırdım.&#8221;</em><strong><sup>6</sup></strong></p>



<p>6- İmam Bakır (a.s) şöyle buyururlardı:</p>



<p><strong><em>&#8220;Babam namaz esnasında padişahın önünde duran bir köle gibi dururdu. Allah korkusundan titrer, rengi uçar ve namazını, kılacağı son namazmış gibi eda ederdi.&#8221;</em><sup>7</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Âl-i İmrân Suresi, 134.</strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.240, Ahundi basımı.</strong></li>



<li><strong>Emali, Şeyh Saduk, s.133.</strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.242, Ahundî basımı.</strong></li>



<li><strong>Tezkiretu&#8217;l-Havas, İbn Cevzî, s.184, Ferhad Mirza Basımı.</strong></li>



<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.238, Ahundî basımı.</strong></li>



<li><strong>el-Hisal, Şeyh Saduk, s.517, Gaffari basımı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM SECAD&#8217;IN AZAMETİ</h2>



<p>Emevî padişahlarından Abdülmelik&#8217;in oğlu Hişam, Hac mevsiminde Mekke&#8217;ye gelmişti. Tavaf sırasında kalabalıktan Hacerü&#8217;l-Esved&#8217;e ulaşamayınca, bir köşede oturup, tavaf edenleri seyretmek zorunda kaldı. Tam bu sırada dördüncü İmam Zeynelabidin (a.s) Mescidü&#8217;l-Haram&#8217;a geldi ve tavafa başladı. Halk İmamı görünce ona yol açtı ve İmam gayet rahat bir şekilde Hacerü&#8217;l-Esved&#8217;e ulaştı, istilam<strong><sup>1</sup></strong> etti. Hişam, İmam&#8217;ın bu azamet ve büyüklüğünü ve halkın ona gösterdiği saygıyı görünce fevkalade rahatsız oldu. Bir Şamlı Hişam&#8217;a: <em>&#8220;İnsanların bu kadar saygı gösterdiği bu adam kim?&#8221;</em> diye sordu.</p>



<p>Hişam Şamlıların İmam&#8217;a ilgi duymasını önlemek için: <em>&#8220;Onu tanımıyorum.&#8221;</em> diye cevap verdi.</p>



<p>Orada meşhur şairlerden Ferezdak da bulunuyordu, Hişam&#8217;ın bu tavrı karşısında dayanamayıp: <em>&#8220;Ben onu tanıyorum.&#8221;</em> dedi ve İmamı metheden uzun bir kaside söyledi.</p>



<p>Ferezdak&#8217;ın bu güzel ve imamı hakkıyla tanıtan şiiri Hişam&#8217;ı vahşi bir hayvana çevirdi ve derhal Ferezdak&#8217;ın tutuklanıp hapsedilmesi için emir verdi.</p>



<p>İmam Seccad (a.s) Ferezdak&#8217;ın hapse girdiğini öğrenince ona  bir miktar &#8220;sıle&#8221;(şair ve ediplere okuduğu övgü şiirleri için verilen armağan)gönderdi. İhlas sahibi Ferezdak bu parayı geri çevirerek İmama şöyle bir mesaj gönderdi: <em>&#8220;Ben o şiiri Allah ve peygamberi için söyledim.&#8221;</em> İmam (a.s) onun ihlâsı ve doğruluğunu tasdik etti ve o parayı tekrar Ferezdak&#8217;a gönderip ona; Allah rızası için armağanı almasını ve ahiret ödülünün de mahfuz olduğunu bildirdiler. Ayrıca ona şöyle denilmesini istediler:</p>



<p><strong><em>&#8220;Biz iyilik ve ihsan soyundanız, bağışladığımız bir şeyi geri almayız.&#8221;</em></strong> Ferezdak gönderilen sıleyi<strong><sup>2</sup></strong> aldı ve bundan memnun oldu.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>İstilam: El veya dudakla dokunmak.</strong></li>



<li><strong>Sıle: Şair ve ediplere okudukları övgü şiirlerinden dolayı verilen armağan.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM MÜSLÜMANLARI UYANDIRIYOR</h2>



<p>Şüphesiz İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) Ehlibeyti&#8217;nin esir alınmasının, İmam&#8217;ın (a.s) kıyamının hedefine ulaşmasında büyük payı vardır. Zira onlar bu esaret yolculuğunda Kerbela faciasını büyük bir sabır ve metanetle anlatmasalardı ve halk onları yakından görüp dinlemeseydi şüphesiz İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) şahadeti asla amacına ulaşamaz; Emevîler ve özellikle de Yezid bu derece rezil ve rüsva olmazdı.</p>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ailesi diğer alışılagelmiş esirlerin tam tersine ve o zamanki halkın tasavvurunun aksine (ki onlar İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ailesinin yenildiğine inanıyordu) kendilerini muzaffer ve düşmanı yenilgiye uğramış olarak tanıtıyorlardı. Onların hedefi daima Allah&#8217;ın rızasını kazanmak olduğundan bunda şahadet veya yenilgi de bir zaferdi ve onlar Yezid ve Yezid taraflarının acınacak, zavallı ve yenik bir güruh olduğunu halka açıklıyorlardı.</p>



<p>Kerbela faciasında İmam Zeynelabidin (a.s) ve Hz. Zeyneb-i Kübra (s.a) halkı bilinçlendirmede en büyük rolü oynamıştır.</p>



<p>İmam Seccad (a.s), babası şehit edilirken hastaydı ve bu hastalık tabiidir ki, bir süre onun vücudunda tesirini göstermişti. Babasıyla yarenlerinin şahadeti de onu fevkalade üzmüş ve kedere boğmuştur. Fakat bütün bu üzüntüler onu bir lahza dahi vazifesini yapmaktan geri bırakmamış ve her fırsatta halkı uyandırmaya çalışmıştır.</p>



<p>Kûfe&#8217;de Hz. Zeynep (s.a) ve kardeşi Fatıma-i Suğra&#8217;nın ateşli konuşmalarını duyan halk utançla ağlıyor ve çığlıklar atıyordu. Bu sırada İmam Zeynelabidin (a.s) halka susmasını söyleyince herkes sustu. İmam Allah-u Teala&#8217;ya hamd-ü sena ve Peygamber-i Ekrem&#8217;e (s.a.a) salât-u selamdan sonra şöyle buyurdular:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey insanlar! Ben Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib&#8217;im! Ben malı yağmalanmış, ailesi esir alınıp buraya getirilmiş bir insanın oğluyum; ben Fırat&#8217;ın kenarında şehit edilen ve kimsenin kanını dökmeyen ve boynunda kimsenin hakkı bulunmayan o büyük insanın oğluyum.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Ey İnsanlar! Allah aşkına babama sizler mektup yazıp onu Kûfe&#8217;ye çağırmadınız mı? O size geldikten sonra da onu öldürmediniz mi?&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Ey insanlar! O büyük günde peygamberin yüzüne nasıl bakacaksınız? O zaman Peygamber sizlere: &#8216;Benim soyumu, ailemi öldürdünüz ve bana olan saygınızı bozdunuz, o halde sizler benim ümmetimden değilsiniz.&#8217; diyecektir.&#8221;</em></strong></p>



<p>İmam Seccad&#8217;ın (a.s) bu sözleri Kûfe halkında büyük bir tufan yarattı. Ağlama sesleri duyulmaya başladı. Kûfe halkı hüngür hüngür ağlıyor ve birbirlerini suçlayarak; &#8220;Sizler artık helak oldunuz ve bunu bilmiyorsunuz.&#8221;<strong><sup>1 </sup></strong>diyorlardı.</p>



<p>İmam böylece uyuyan vicdanları uyandırdı, Kerbela faciasının dehşetini insanların önünde tasvir etti ve Kûfelilere yaptıkları cinayeti anlattı.</p>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ailesini İbn Ziyad&#8217;ın sarayına götürdüler. İbn Ziyad İmam Seccad&#8217;ı (a.s) gördüğünde onun kim olduğunu sordu:</p>



<p><em>&#8220;Ali b. Hüseyin&#8217;dir.&#8221;</em> dediler.</p>



<p>İbn Ziyad: <em>&#8220;Ali b. Hüseyin&#8217;i Allah öldürmedi mi?!&#8221;</em> diye sorunca, İmam şöyle cevap verdi:</p>



<p><strong><em>&#8220;- Bir kardeşim vardı ve onun da adı Ali idi, onu öldürdüler.&#8221;</em></strong></p>



<p>İbn Ziyad dedi ki: <em>&#8220;- Hayır, Allah onu öldürdü.&#8221;</em></p>



<p>İmam şöyle buyurdu: <strong><em>&#8220;- Allah, kimseyi öldürmez, ancak ölüm vaktinde canları alır&#8230;&#8221;</em><sup>2</sup></strong></p>



<p>İbn Ziyad öfkeyle: <em>&#8220;Benim önümde hâlâ cevap verme güç ve cesaretini kendinde buluyorsun demek?&#8221;</em> diyerek mağrur bir edayla askerlerine imamın katledilmesini emretti.</p>



<p>Bu sırada Hz. Zeyneb-i Kübra (s.a) öfkeyle ayağa kalkarak: <strong><em>&#8220;Sen bizden hiç kimseyi sağ bırakmadın, Ali b. Hüseyin&#8217;i (a.s) öldüreceksen beni de onunla birlikte öldürmelisin.&#8221;</em></strong> dedi.</p>



<p>İmam Seccad (a.s) Hz. Zeyneb&#8217;e (s.a) hitaben: <strong><em>&#8220;- Siz ona bir şey söylemeyin ben onun cevabını veririm.&#8221;</em></strong> dedi. Daha sonra İbn Ziyad&#8217;a dönerek şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Ziyad&#8217;ın oğlu! Beni ölümle mi tehdit ediyorsun ve korkutmaya çalışıyorsun? Bilmez misin ki ölüm bizim âdetimiz ve şahadet kerametimizdir.&#8221;</em><sup>3</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>el-İhticac, Tabersî, s. 166, Necef h. 1350 basımı.</strong></li>



<li><strong>Zümer Suresi, 42.</strong></li>



<li><strong>el-Luhuf, İbn Tavus, s.144, h.1317 basımı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">ŞAM ŞEHRİNDE</h2>



<p>Şam&#8217;da, İmam&#8217;ı (a.s) iple Ehlibeyt&#8217;ten birkaçına bağlı olarak Yezid&#8217;in sarayına getirdiler.</p>



<p>İmam büyük bir cesaret ve yüreklilikle Yezid&#8217;e hitaben şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Yezid! Resulullah bizi böyle eli kolu bağlı bir hâlde görürse, sizin hakkınızda ne düşüneceğini zannediyorsunuz?&#8221;</em></strong></p>



<p>Bu kısa ve kesin söz orada bulunanları öylesine etkiledi ki, oradakilerin hepsi hüngür hüngür ağlamaya koyuldu.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Müslümanlardan biri şöyle anlatır:</p>



<p>&#8220;Şam&#8217;daydım, Âl-i Muhammed&#8217;in (s.a.a) esirlerini getirdiler. Şam pazarındaki caminin kapısının önünde, genelde diğer esirlerin toplandığı yere oturttular.&#8221;</p>



<p>Şamlı bir ihtiyar öne çıkarak şöyle dedi: <em>&#8220;Sizi helâk eden Allah&#8217;a şükürler olsun; böylece fitneyi ortadan kaldırdı.&#8221;</em></p>



<p>Ve bu kabilden olmak üzere daha birçok kötü sözler sarf etti.</p>



<p>İhtiyar adamın sözleri son bulduğunda, İmam Zeynelabidin (a.s) ona hitaben şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Söylediklerini dinledim. Yüreğinde ne düşmanlık ve kin varsa kustun. Şimdi de sen beni dinle.&#8221;</em></strong></p>



<p>İhtiyar:</p>



<p><em>&#8211; Konuş,</em> dedi.</p>



<p>İmam buyurdu ki:</p>



<p><strong><em>&#8211; Acaba hiç Kur&#8217;ân okudun mu?</em></strong></p>



<p><em>Okudum,</em> dedi ihtiyar adam.</p>



<p>İmam:</p>



<p><strong><em>O hâlde: &#8220;De ki ey Peygamber, ben yaptığım işe (peygamberlik) karşılık sizden Ehlibeyt&#8217;imi ve yakınlarımı sevmeniz dışında hiçbir şey istemiyorum.&#8221; ayetini okudun mu?!</em><sup>2</sup></strong></p>



<p><em>&#8211; Evet, okudum,</em> dedi.</p>



<p>İmam şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8211; İşte Peygamber&#8217;in Ehlibeyt&#8217;i ve yakınları bizleriz!</em></strong></p>



<p>Sonra da şöyle ekledi:</p>



<p><strong><em>&#8211; &#8220;Akrabaya hakkını ver.&#8221; ayetini de okudun mu??</em><sup>3</sup></strong></p>



<p><em>&#8211; Evet, okudum,</em> deyince İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Allah Teala&#8217;nın, Peygamberi&#8217;ne: &#8216;onların hakkını ver&#8217; diye buyurduğu akrabası bizleriz.&#8221;</em></strong></p>



<p>Adam ne diyeceğini bilemiyordu. Hayretle:</p>



<p><em>&#8220;Gerçekten onlar sizler misiniz?&#8221;</em> diye sordu.</p>



<p>İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;- Evet. Humus ayetini okudun mu?<sup>4 </sup>&#8216;Bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerin beşte biri, muhakkak Allah&#8217;ın, Resul&#8217;ün ve yakınlarınındır.&#8217; denilmekte&#8230;&#8221;</em></strong></p>



<p><em>&#8220;Evet, okudum.&#8221;</em></p>



<p><strong><em>&#8220;- Burada da geçen yakınlar bizleriz. Ey Şamlı! Peki, Tathir Ayeti&#8217;ni okudun mu?<sup>5</sup> Hani Allah Teala: &#8216;Ey Ehlibeyt, gerçekten Allah, sizden kiri, günahı ve çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.&#8217; buyuruyor ya&#8230;&#8221;</em></strong></p>



<p>Yaşlı adam ellerini göğe kaldırdı ve üç kez şöyle dedi:</p>



<p><em>&#8220;Allah&#8217;ım tövbe ettim. Allah&#8217;ım, Peygamber&#8217;in soyuna yaptığım düşmanlıktan dolayı tövbe ediyorum ve onları öldürenlerden nefret ediyorum ben. Evet, ben bundan önce de Kur&#8217;ân okumuştum; fakat bu gerçeklerden habersizdim.&#8221;<sup><strong>6</strong></sup></em></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tezkiretu&#8217;l-Havas, s.149. Ferhad Mirza basımı.</strong></li>



<li><strong>Şûrâ Suresi, 23.</strong></li>



<li><strong>İsrâ Suresi, 26.</strong></li>



<li><strong>Enfâl Suresi, 41.</strong></li>



<li><strong>Ahzab Suresi, 33.</strong></li>



<li><strong>el-İhticâc, Tabersî, s.167, Necef h. 1350 basımı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM ŞAM CAMİİNDE</h2>



<p>Yezid, Şam&#8217;daki merkez camiinde bir hatibe minbere çıkmasını, Emirü&#8217;l-Müminin Hz. Ali (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) hakkında kötü sözler söylemesini emretti. Hatip minbere çıktı, Yezid ve Muaviye&#8217;yi övüp İmam Ali ve İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) karşı küfür dolu çok kötü bir konuşma yaptı.</p>



<p>İmam Seccad (a.s) da orada bulunuyordu. Yüksek sesle şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Yazıklar olsun sana, ey Hatip! Yaratıcının gazabına karşılık yaratılmışın (Yezid&#8217;in) hoşnutluğunu satın aldın. Öyleyse cehennemde kurulacağın yere şimdiden hazırlan.&#8221;</em></strong></p>



<p>Daha sonra Yezid&#8217;e dönerek şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Şu ağaçların üzerine çıkmama izin verir misin? Bazı sözler söylemek istiyorum ki, bu sözler Allah&#8217;ın rızasını içerdiği gibi şu oturanlar için de ecir ve sevap sebebi olur.&#8221;</em></strong></p>



<p>Yezid önce bunu kabullenmedi; fakat orada bulunanlar Israr ettiler. Yezid: <em>&#8220;Eğer o minbere çıkacak olursa, ben ve Ebu Süfyan soyunu rezil etmeden inmeyecektir.&#8221;</em> dedi.</p>



<p><em>&#8220;O ne söyleyebilir ki?!&#8221;</em> dediler.</p>



<p>Yezid: <em>&#8220;O öyle bir soydandır ki, ona bilgiyi ana sütüyle içirmişlerdir.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Halk ısrar edince, Yezid mecbur kabul etti ve Imam (a.s) minbere çıktı. Allah&#8217;ı övüp Peygamber&#8217;e selâm gönderdikten sonra şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ebedî ve ezelî olan Rabbime şükürler olsun. İlki olmayan ilk, sonu olmayan sondur O. Bütün mahlûkatın yok olmasından sonra O, baki ve kalıcıdır.<sup>1</sup>&#8220;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Ey insanlar!&#8230; Allah bize ilim, sabır, cömertlik, fesahat (güzel konuşma), cesaret ve müminlerin kalbinde sevgiyi vermiştir&#8230; Seçilmiş peygamber Muhammed (s.a.a) bizdendir. es-Sıddik (Ali) bizdendir. et-Tayyar (Cafer) bizdendir. Seyyidü&#8217;ş-Şüheda Hamza bizdendir. Peygamber&#8217;in sevgili iki torunu Hasan ve Hüseyin bizdendir&#8230;<sup>2</sup>&#8220;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Ben Mekke&#8217;nin ve Mina&#8217;nın çocuğuyum. Ben Zemzemin ve Safa&#8217;nın çocuğuyum. Ben Hacerü&#8217;l-Esved&#8217;i mübarek abasında taşıyarak yerine koyan o kutlu insanın oğluyum.<sup>3</sup> Ben ihram bağlayıp tavaf edenlerin, sa&#8217;y yapanların ve hac yapanların en hayırlısının çocuğuyum. Ben Mescid-i Haram&#8217;dan bir gece vakti Mescid-i Aksa&#8217;ya yürütülenin oğluyum.<sup>4</sup> Ben, Celil olan Allah&#8217;ın vahyetmek istediğini vahyettiğinin oğluyum. Ben Kerbela&#8217;da katledilen Hüseyin&#8217;in oğluyum. Ben Muhammed Mustafa&#8217;nın oğluyum. Ben Fatımatu&#8217;z-Zehra&#8217;nın oğluyum. Ben Haticetü&#8217;l-Kübra&#8217;nın oğluyum. Ben kanlara boyanmışın oğluyum&#8230;<sup>5</sup>&#8220;</em></strong></p>



<p>Cemaat heyecan içinde İmam&#8217;ı dinliyordu. İmam söylediği her sözle soyunun yüceliğini ve İmam Hüseyin&#8217;in şahadetinin manasının derinliğini gözler önüne seriyordu. Artık yavaş yavaş gözlerde yaşlar birikmeye ve hıçkırıklar boğazlarda düğümlenmeye başlamıştı ve aniden ardı ardına her taraftan hıçkırık sesleri yükselmeye başladı. Bunu gören Yezid korktu, İmam&#8217;ın konuşmasını engellemek için müezzine ezan okumasını emretti.</p>



<p>Müezzinin, <strong>&#8220;Allah-u Ekber&#8221;</strong> sesi ortalığı çınlattı. Tekbir sesini duyan İmam şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Evet, Allah-u Ekber; Allah korkup çekindiğim her şeyden büyük, her şeyden aziz ve her şeyden üstündür.&#8221;</em></strong></p>



<p>Müezzin: <strong>&#8220;Eşhedu en la ilahe illallah&#8221;</strong> deyince, İmam (a.s) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Evet, şahadet ederim tüm şahadet edenlerle birlikte ki, O&#8217;ndan başka bir mabut ve Rab yoktur.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>&#8220;Eşhedu enne Muhammede&#8217;r-Resulullah&#8221;</strong> sözü müezzinin ağzından dökülürken bütün başlar aşağıdaydı. Cemaat ezanı ve İmam&#8217;ın verdiği cevapları dinliyordu. Ancak Hz. Muhammed&#8217;in (s.a.a) adı gelince, gözler İmam&#8217;a kilitlendi. Gözyaşları bir perde teşkil ederken gözler İmam&#8217;ın çehresinde Peygamber&#8217;i arıyordu âdeta&#8230;</p>



<p>İmam başından sarığını çıkardı ve şöyle seslendi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey müezzin! Sözünü ettiğin Muhammed aşkına birazcık dur.&#8221;</em></strong></p>



<p>Müezzin susmuştu; ancak cemaat ondan da suskundu. Yezid&#8217;in rengi uçmuştu, çaresizdi; ezan da İmam&#8217;ı susturmayı başaramamıştı.</p>



<p>İmam Yezid&#8217;e dönerek şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Yezid! Bu Muhammed senin deden midir, yoksa benim deden mi? Eğer senin deden olduğunu iddia edersen, kuşkusuz yalan söylemiş olursun. Eğer</em></strong> <em><strong>benim</strong></em><strong><em> dedem olduğunu söylersen, o zaman, şöyle sorarım: &#8216;Niçin onun Ehlibeyt&#8217;ini, babamı öldürdün, malını yağmalattın ve ailesini utanmadan esir aldın?!'&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Ey Yezid! Bize bunları yaptıktan sonra, hiçbir şey olmamış gibi kalkıp Muhammed&#8217;i Allah&#8217;ın peygamberi kabul edip, kıbleye dönüp namaz kılarsın öyle mi? Yazıklar olsun sana! Kıyamette dedem ve babam sana düşman olacaktır&#8230;&#8221;</em></strong></p>



<p>Yezid çaresiz kalmıştı, öfkeyle müezzine kamet okumasını emretti. Fakat bu durumdan cemaat o kadar rahatsız olmuştu ki, içlerinden bir kısmı namaz kılmadan camiyi terk etmişti.<sup><strong>6</strong></sup></p>



<p>Bu yolculukta İmam&#8217;ın (a.s) hutbelerinin ne kadar tesirli, etkili olduğunu tarih ispat etmiştir. Nitekim Yezid Şam&#8217;da İmam Seccad&#8217;ı (a.s) öldürmeyi plânlamıştı; fakat bunu başaramadı. İmam ve Ehlibeyti&#8217;ne dokunamadan hepsini göstermelik bir saygı ve ikramla Medine&#8217;ye geri göndermek zorunda kaldı.</p>



<p>Bu olaydan kısa bir süre sonra Irak&#8217;ta ve Hicaz&#8217;da Emevî rejimine karşı kıyamlar başladı. Binlerce insan şehitler efendisi İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) intikamı için kıyam etti.</p>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ailesinin esir alınması olayı ve onların etrafındaki insanlarla olan konuşmaları ve özellikle de İmam Seccad&#8217;ın (a.s) her fırsatta Kerbela olayını ve Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;ne yapılan zulmü açıklaması, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) şahadetinin hedefine ulaşmasını sağlamış oldu.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Kamilu&#8217;z-Ziyarat, Şeyh Behai, 2/300.</strong></li>



<li><strong>Nefsu&#8217;l-Mehmum, Muhaddis Kummî, s.284, İslâmiyye basımı.</strong></li>



<li><strong>Âmu&#8217;l-Fil olayından 35 yıl sonra Haceru&#8217;l-Esved&#8217;in Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından yerine konulması.</strong></li>



<li><strong>Hz. Resul-i Ekrem&#8217;in (s.a.a) Miracı</strong></li>



<li><strong>Kamilu&#8217;z-Ziyarat, Şeyh Behai, 2/300.</strong></li>



<li><strong>Kamilu&#8217;z-Ziyarat, Şeyh Behai, 2/300.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">HASTA İMAM(!)</h2>



<p>Tarihi iyi bilmeyen bazıları dördüncü İmam&#8217;ın (a.s) adına &#8220;hasta&#8221; lakabını da ekler ve İmam&#8217;ın daima hasta ve hâlsiz olduğunu zannederler. Onun için de zihinlerinde soluk benizli ve hâlsiz bir imam tasavvur ederler. Fakat gerçekler bunun tam tersidir. İmam&#8217;ın hayatını bilenler, onun hayatında sadece çok kısa bir zaman içinde ve babasının şahadeti sırasında Kerbela&#8217;da hasta olduğunu ve gerçekte büyük Allah&#8217;ın onu bu hastalıkla Kerbela faciasından koruduğunu ve böylece Yezid&#8217;in adamlarının ona zarar vermesini önlediğini bilirler. Böylece İmamet vazifesinin devamı ve İslâm ümmetinin geleceği garanti altına alınmış oldu.</p>



<p>Şimdi İmam&#8217;ın hastalığı konusunda birkaç rivayet aktaralım:</p>



<p>Şeyh Müfid&#8217;in el-İrşad adlı eserinde şöyle geçer:</p>



<p>Şimr bir grup askerle Kerbela&#8217;da İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ailesinin bulunduğu çadırlara saldırdığı sırada, Ali b. Hüseyin hasta yatağında yatıyordu.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Tezkiretü&#8217;l-Havas&#8217;ta şöyle yazar:</p>



<p>Ali b. Hüseyin&#8217;i (a.s) hasta olduğu için öldürmediler.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>Tabakat&#8217;ta ise şöyle geçer:</p>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) şahadetinden sonra Şimr, Ali b. Hüseyin&#8217;e (a.s) doğru geldi. Ali, ağır hastaydı. Şimr, yanındakilere, onu da öldürün emrini verdi. Oradakilerden biri dedi ki: &#8220;Suphanallah, savaşa katılmayan ve hasta olan bu genci ne diye öldürelim?!&#8221; Bu sırada Sa&#8217;d oğlu Ömer geldi ve &#8220;Bu kadınlarla bu hastaya dokunmayın.&#8221; dedi.<sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>Bazıları da İmam Seccad&#8217;ın (a.s) hastalığının veya hastalığının etkisinin Kûfe&#8217;ye gidişine kadar sürdüğünü yazarlar.<sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>Kerbela&#8217;da geçen bu birkaç gün dışında hiçbir tarih kaynağında İmam Seccad&#8217;ın (a.s) ömrünün sonuna dek veya ömrünün çoğunda hasta olduğu geçmiyor. Hz. İmam Seccad&#8217;ın (a.s) da diğer İmamlar gibi ömrünün sayılı günlerinde hasta olduğu ve ömrünün sonuna kadar sağlıklı yaşadığına dair sağlam belgeler vardır.<sup><strong>5 </strong></sup>Bu belgelerde, İmamet görevini tamamen sağlıklı bir şekilde sürdürdüğü bildirilmiştir.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid. s.226.</strong></li>



<li><strong>Tezkiretu&#8217;l-Havas, s.183, Ferhad Mirza basımı.</strong></li>



<li><strong>Tabakaat, 5/157, Liden basımı.</strong></li>



<li><strong>Luhuf, İbn Tavus, s.128, h. 1317 basımı</strong></li>



<li><strong>Usul-i Kafi, 7/56</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM SECCAD VE DÖNEMİNDEKİ YÖNETİCİLER</h2>



<p>İmam Seccad (a.s) bütün İmameti boyunca zalim yöneticilerle karşı karşıya kaldı; Yezid, Abdullah b. Zübeyr, Mervan b. Hakem, Abdülmelik b. Mervan ve Velid b. Abdulmelik gibi zalim sultanlar halifelik adı altında İslâm ümmetine musallat olmuşlardı.</p>



<p>Söz konusu dönemin şartlarına daha iyi vakıf olabilmek için halife lakaplı bu zalim sultanların caniliklerinden bazılarını kısaca aktarmamız faydalı olacaktır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Yezid b. Muaviye</h3>



<p>Cennet gençlerinin efendisi İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) Kerbela&#8217;da şehit edilmesinden sonra Medine halkından bir grup Hicret&#8217;in 62. yılında Şam&#8217;a giderek Yezid&#8217;i yakından görüp onun açıkça şarap içtiğini, köpekle oynadığını ve bütün gününü günah ve zevk-ü sefayla geçirdiğini gördüler. Bu grup Medine&#8217;ye dönerek gördükleri korkunç gerçeği şehrin ahalisine anlattılar. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) alçakça katledilmesinden dolayı kalpleri nefretle dolu olan Medine halkı, Yezid aleyhine büyük bir isyan başlattı.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Yezid, bu kıyamı bastırmak için gaddarlığıyla meşhur olan Müslim b. Ukbe komutasında büyük bir orduyu Medine&#8217;nin üzerine saldı.</p>



<p>Sözde halife olan Yezid&#8217;in katiller sürüsü, Hz. Peygamber&#8217;in yadigarı olan kutsal Medine&#8217;yi tam üç gün boyunca yağmaladılar, acımasızca birçok sahabeyi ve sahabe evlatlarını kılıçtan geçirip katliam yaptılar. Neticede bu katliamda on bin masum, günahsız insanın canına kıyıldı. Bu caniler, Medine halkının namusuna dahi tecavüz etmekten çekinmediler.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>el-Kamil, İbn Esir, 4/103.</strong></li>



<li><strong>el-Bidaye ve&#8217;n-Nihaye, İbn Kesir, 8/221</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Muaviye b. Yezid</h3>



<p>Hicretin 64. yılında Yezid&#8217;in ölümüyle birlikte oğlu Muaviye tahta geçip hilafetini ilan etti. Ancak kısa bir süre sonra (40 gün veya bir başka rivayete göre 3 ay sonra) minbere çıkıp tahttan çekildiğini açıkladı.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>el-Kamil, İbn Esir, 4/130.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Abdullah b. Zübeyr ve Mervan b. Hakem</h3>



<p>Yezid&#8217;in ölümüyle birlikte yıllardır halifeliği ele geçirmek için fırsat kollayan Abdullah b. Zübeyr, Mekke&#8217;de bir isyan başlatarak Hicaz, Yemen, Irak ve Horasan ahalisinden biat aldı. Bu sırada Muaviye b. Yezid&#8217;in tahttan feragatiyle Şam&#8217;daki iktidar da el değiştirmiş ve Mervan b. Hakem çeşitli komplolarla iktidarı ele geçirerek Abdullah b. Zübeyr&#8217;le mücadeleye başlamıştı. Mervan hile ve desiseyle Şam ve Mısır&#8217;ı ele geçirdiyse de kısa süre sonra öldü ve yerine oğlu Abdulmelik tahta çıktı.<strong><sup> 1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tarihu&#8217;l-Hulefa, Suyuti, s.212.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Abdulmelik b. Mervan</h3>



<p>Hicri 65. yılda tahta geçen Abdulmelik iktidardaki konumunu güçledirdikten sonra Şam ve Mısır&#8217;da egemenliğini güçlendirdi, Hicri 73. yılda Abdullah b. Zübeyr&#8217;i Mekke&#8217;de bir kuşatmayla ele geçirip öldürttü.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<p>Abdulmelik çok acımasız, cimri ve zalimdi. Bir gün Said b. Müseyyib&#8217;e <em>&#8220;Ben öyle bir hale geldim ki, iyilik yapmaktan hiç hoşlanmıyor ve kötülük işlemekten hiç rahatsızlık duymuyorum!&#8221;</em> dedi. Said cevaben <em>&#8220;Belli ki, kalbin tamamen ölmüş senin.&#8221;</em> dedi.</p>



<p>Abdullah b. Zübeyr&#8217;i öldürttükten sonra bir hutbesinde halka <em>&#8220;Beni dindarlığa ve takvalı olmaya davet edecek olanın kellesini uçururum, bilmiş olun!&#8221;</em> dediği çok meşhurdur.<strong><sup>2</sup></strong></p>



<p>Abdulmelik&#8217;in İslâm tarihinde işlediği en büyük caniliklerden biri Haccac b. Yusuf Sakafi&#8217;yi Basra ile Kûfe&#8217;ye vali tayin etmesiydi. Katil ruhlu Haccac, Emevî iktidarının en kan dökücü ve en aşağılık çehrelerinin başında gelir. Kan dökmekten hoşlanan bir sadist olan Haccac, vali olur olmaz halka akıl almaz işkencelerde bulunmuş, kendisine itiraz eden herkesi acımasızca öldürmüş, hatta birçoğunun ailesine bile kıymıştır. Bu sadist ruhlu adam özellikle Hz. Ali&#8217;yi (a.s) sevenleri ve onun Şia&#8217;sı olan müminleri takibe almış ve iktidarı boyunca yüz yirmi bin Müslüman&#8217;ı acımasızca katletmiştir.<sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>Abdulmelik İmam Seccad&#8217;ı (a.s) sıkı bir takibe almıştı. İmam&#8217;a (a.s) baskıda bulunmak ve İmam&#8217;ı küçük düşürmek için fırsat kolluyordu.</p>



<p>İmam Seccad (a.s) azat ettiği cariyelerinden biriyle evlenmişti. Casusları vasıtasıyla bunu haber alan Abdulmelik, hemen İmam&#8217;a bir mektup yazarak onu küçük düşüren ifadeler kullanıp şöyle dedi:</p>



<p><em>&#8220;Azat ettiğin cariyenle evlendiğini duydum. Halbuki Kureyş&#8217;in tanınmış kadınları ile evlenseydin, senin için iftihar ve gurur kaynağı olurlardı. Onlardan asil ve liyakatli evlatlar edinirdin. Ama sen o kadınla evlenerek kendini düşünmediğin gibi, çocuklarına da büyük insanlar olmanın yolunu tıkamış oldun. Vesselam.&#8221;</em></p>



<p>İmam, bu hakaret dolu mektuba şu cevabı yazdı:</p>



<p><strong><em>&#8220;Mektubunu aldım. Cariyemle evlendiğim için beni kınıyor ve Kureyş&#8217;in ünlü kadınlarıyla evlenmiş olsaydım bunun bana iftihar vesilesi olacağını ve onların bana temiz ve büyük çocuklar verebileceğini yazıyorsun. Oysaki hiç kimsenin büyüklük ve iftihar konusunda Allah Resulü&#8217;nden (s.a.a) daha üstün olmadığını bilmeliydin.&#8221;</em></strong> <em>(yani: Biz peygamberlerin ailesiyiz ve kendileriyle evlenmemiz halinde bize daha fazla onur kazandırabilecek ve bizden daha üstün olan hiçbir aile yoktur.)</em></p>



<p><strong><em>&#8220;Bilesin ki, Allah&#8217;ın dininde temiz ve dürüst olanın kişiliğine hiçbir şey halel ve zarar getirmez. Yüce Allah bütün kötülük ve noksanlıkları sadece İslâm vasıtasıyla ortadan kaldırmıştır.&#8221;</em></strong> <em>(yani bir insanın büyük ve asil olması için Müslüman ve mümin olması yeterlidir. Bu durumda fakir veya köle olması hiçbir şeyi değiştirmez ve böyle biriyle evlenmenin de hiçbir sakıncası yoktur.)</em><strong><sup>4</sup></strong></p>



<p>Abdulmelik bir keresinde, hem imama hakarette bulunup onu küçük düşürebilmek ve hem de halk arasında korku ve dehşet yaratıp muhaliflerine gözdağı verebilmek amacıyla İmam Seccad&#8217;ı (a.s) çok zor şartlarda ve gözetim altında Şam&#8217;a getirip aynı yöntemlerle Medine&#8217;ye geri gönderdi.<strong><sup>5</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>el-Kamil, İbn Esir, 4/348 ve sonrası.</strong></li>



<li><strong>el-Kamil, İbn Esir, 4/521-522.</strong></li>



<li><strong>el-Kamil, İbn Esir, 4/587.</strong></li>



<li><strong>Usul-i Kâfi, 5/344.</strong></li>



<li><strong>Tezkiretu&#8217;l-Havas, s.183.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Velid b. Abdulmelik</h3>



<p>Hicri 86. yılda Abdulmelik&#8217;in ölmesiyle birlikte oğlu Velid onun yerine oturdu. Velid de zulüm ve ahlaksızlıkta babasından geri kalır değildi. Celaleddin Suyuti onun hakkında: &#8220;Velid son derece zalim ve zorba biriydi.&#8221; diye yazar.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<p>Velid tahta oturduğunda yaptığı ilk konuşmada, tam bir diktatörlük örneği sergileyerek şöyle dedi:</p>



<p><em>&#8220;Kim bana karşı çıkarsa, onu ben öldüreceğim; karşı çıkmayıp susanı ise, suskunluğunun derdi öldürecektir.&#8221;</em><sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>Halk arasındaki saygınlığıyla şöhret bulan İmam (a.s) zamanındaki diğer diktatörler gibi Velid&#8217;i de korkutuyordu. Zira İmam&#8217;ın manevi ve ilmi yönünün gücü karşısında kendisini çaresiz hissediyordu. Sonunda insanların İmam&#8217;ın etrafında toplanıp ona karşı kıyam etmesinden korkan Velid, İmam&#8217;ı zehirleterek şehit etti.<strong><sup>3</sup></strong></p>



<p>Hz. İmam Seccad&#8217;ın (a.s) İmamet dönemine baktığımızda, birtakım toplumsal buhranların varlığı ve zalim yöneticilerin sıkı baskıları altında bulunması ayrıca mücahit, imanlı ve fedakâr dostların olmayışı yüzünden İmamın mümtaz öğrenciler yetiştirme, ilmi ve ahlakî eserler neşretmekten başka bir çaresinin olmadığını görürüz.</p>



<p>Bir gün Mekke yolunda haccetmek için giderlerken kervandakilerden biri İmam&#8217;a (a.s) dönerek şöyle bir itirazda bulundu: &#8220;Cihadı zorluğundan dolayı terk ettin de kolay bir ibadet olan haccı mı seçtin?&#8221; İmam (a.s) o şahsa hitaben şöyle buyurdu:</p>



<p><strong><em>&#8220;Eğer etrafımda imanlı ve fedakâr insanlar bulsaydım cihadı ve mücadeleyi hacca tercih ederdim.&#8221;</em><sup>4</sup></strong></p>



<p>Ebu Ömer Nehdî İmam Seccad&#8217;dan (a.s) şöyle rivayet eder: <em>&#8220;<strong>Bizim Mekke ve Medine&#8217;de yirmi yarenimiz bile yoktur.&#8221;</strong><sup><strong>5</strong></sup></em></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tarihu&#8217;l-Hulefa, Suyutî, s.223.</strong></li>



<li><strong>Tarih-i Taberî, 8/1178, Liden basımı.</strong></li>



<li><strong>Menakıb, İbn Şehraşub, 3/311, Necef basımı.</strong></li>



<li><strong>el-İhticac, Tabersî, s.171, Necef h.1350 basımı.</strong></li>



<li><strong>Nehcu&#8217;l-Belaga Şerhi, İbn Ebi&#8217;l-Hadid, 4/104, 20 ciltlik baskısı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM, MÜSLÜMAN HALKI EĞİTİYOR</h2>



<p>Kerbela olayından sonra, İmam Seccad (a.s) Medine&#8217;ye döndü. İmam&#8217;ın burada başlattığı çalışmalardan biri, hadislerin ve İslâmî ilimlerin belli bir grup tarafından yayılması ve Müslümanların eğitimi idi.</p>



<p>Şeyh Tusî, İmam Seccad&#8217;ın (a.s) ashabından veya ondan hadis rivayet eden yüz yetmiş kişinin adından söz eder<sup><strong>1</strong></sup> ki, biz bunlardan dördünün adını açıklamakla yetineceğiz:</p>



<p>1- Said b. Müseyyeb: Dördüncü imam, Hz. Seccad (a.s) onun hakkında şöyle buyurmuştur:</p>



<p><strong><em>&#8220;Said, geçmiştekilerin yaptıklarını herkesten daha iyi bilen ve kendi zamanında anlayışı herkesten daha çok olandır.&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>2- Ebu Hamza es-Sumalî: Sekizinci imam, Hz. Ali Rıza (a.s) onun hakkında şöyle buyurmuştur:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ebu Hamza kendi zamanının Selman&#8217;ıdır.&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup></p>



<p>3- Said b. Cübeyr: İlimde o kadar ilerlemişti ki, onun hakkında şöyle denilirdi:</p>



<p><em>&#8220;Yeryüzünde ilimde Cübeyr&#8217;in oğluna başvurmayacak kimse yoktur.&#8221;</em><sup><strong>4</strong></sup></p>



<p>Said b. Cübeyr&#8217;i yakalayıp Haccac es-Sakafi&#8217;ye götürdüler. Haccac dedi ki:</p>



<p>&#8211; <em>Sen, Şakî b. Kesir&#8217;sin, Said b. Cübeyr değilsin.</em><sup><strong>5</strong></sup></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Annem daha iyi bildiği için bana Said adını koymuş.</em></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Ebubekir ve Osman hakkında ne düşünüyorsun, onlar cehennemde mi yoksa cennette midirler?</em> diye sordu. (Bu soruyla Said&#8217;i öldürmeye bahane bulmak istiyordu.)</p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Cennete gidecek olursam, cennetlikleri ve eğer cehenneme gidecek olursam, cehennemlikleri tanıyacağım.</em></p>



<p>Haccac yine sordu:</p>



<p>&#8211; <em>Halifeler hakkında ne biliyorsun?</em></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Ben onların vekili değilim,</em> dedi ve aralarında şu konuşma geçti:</p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Halifelerden hangisini daha çok seviyorsun?</em></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Yaratıcının en çok hoşnut olduğu kimseyi.</em></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Hangisinden daha çok hoşnuttur?</em></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Bunu, ancak sırları ve saklı olanları bilen Allah bilir.</em><sup><strong>6</strong></sup></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Neden gülmüyorsun?</em></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Topraktan yaratılan ve ateşe atılma korkusu olan bir yaratık nasıl gülebilir?</em></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>O zaman biz nasıl sevinçliyiz ve gülebiliyoruz?</em></p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>İnsanların kalbi aynı değildir.</em></p>



<p>Haccac mücevherler getirilmesini ve Said&#8217;e sunulmasını emretti. Bunu gören Said dedi ki:</p>



<p>&#8211; <em>Bu serveti kıyamette zorluklardan kurtulmak için topladıysan, seni kınayamam; zira kıyamet öylesine korkunçtur ki, anneler emzirdikleri çocuklarını unuturlar. O hâlde çokça servet toplamanın hiçbir faydası yoktur; ancak temiz ve halis olan miktarı hariç.</em></p>



<p>Haccac içki sofrası ve çalgı aletlerinin getirilmesini emredince, Said ağlamaya başladı.</p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Seni nasıl öldürmemi istersin?</em> diye sordu.</p>



<p>Said:</p>



<p>&#8211; <em>Sen nasıl istersen, öyle yap,</em> dedi, <em>Allah&#8217;a andolsun ki sen beni nasıl öldürürsen, Allah da öteki dünyada seni o şekilde öldürecektir.</em></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Seni affetmemi ister misin?</em> diye sorunca, Said:</p>



<p>&#8211; <em>Affedilecek bir durum varsa o ancak Allah&#8217;tandır, senden asla bağışlanma dilemem,</em> diye cevap verdi.</p>



<p>Haccac Said&#8217;in öldürülmesi için gerekli olanın yapılmasını emretti. Bunun üzerine Said şu ayeti okudu:</p>



<p>&#8211; <em>&#8220;<strong>Gerçek şu ki, ben, bir muvahhit olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim.</strong>&#8220;</em><sup><strong>7</strong></sup></p>



<p>Haccac:</p>



<p>&#8211; <em>Onun yüzünü kıbleden çevirin,</em> deyince, Said:</p>



<p>&#8211; <em>&#8220;<strong>Doğu da Allah&#8217;ındır, batı da. Nereye dönerseniz dönün, Allah&#8217;a dönmüş olursunuz.&#8221;</strong></em><sup><strong>8</strong></sup> dedi.</p>



<p>Haccac Said&#8217;in yüzünün yere yatırılmasını emredince, Said şöyle dedi:</p>



<p>&#8211; <em>&#8220;<strong>Sizi topraktan yarattık, toprağa geri vereceğiz ve sizi bir kere daha topraktan çıkaracağız</strong>.&#8221;</em><sup><strong>9</strong></sup></p>



<p>Haccac, başının bedeninden ayrılmasını emredince Said:</p>



<p>&#8211; <em>Eşhedü enla ilahe illallahu vehdehu la şerikeleh ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluh,</em> diyerek şöyle ekledi: <em>&#8220;Allah&#8217;ım, benden sonra onu hiç kimseye musallat etme!&#8221;</em></p>



<p>Böylece Said b. Cübeyr&#8217;in tertemiz kanı Haccac&#8217;ın emriyle döküldü.<sup><strong>10</strong></sup></p>



<p>Said b. Cübeyr, İmam Seccad&#8217;ın gerçek izleyicilerindendi ve İmam onu çok severdi. Haccac&#8217;ın onu öldürmesinin asıl nedeni de onun İmam&#8217;a olan bağlılığıydı.<sup><strong>11</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Rical, Şeyh Tusî, s.81 ve sonrası.</strong></li>



<li><strong>Rical, Keşşaf, s.119, Meşhed Üniversitesi baskısı.</strong></li>



<li><strong>Rical, Keşşaf, s.485, Meşhed Üniversitesi baskısı.</strong></li>



<li><strong>Menakıb, İbn Şehraşub, 3/311.</strong></li>



<li><strong>Şaki b. Kesir; zavallı oğlu zavallı ve Said b. Cübeyr; mesut oğlu mesut demektir. Haccac, bu</strong> <strong>kinayeyle Said&#8217;i aşağılamak istemiştir.</strong></li>



<li><strong>Rical, Keşşaf, s.119.</strong></li>



<li><strong>En&#8217;âm Suresi, 89.</strong></li>



<li><strong>Bakara Suresi, 115.</strong></li>



<li><strong>Tâhâ Suresi, 55.</strong></li>



<li><strong>Ravzatu&#8217;l-Cennat, 2. eski baskı, s.310.</strong></li>



<li><strong>Rical, Keşşaf, s.119.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM SECCAD VE SAHİFE-İ SECCADİYE</h2>



<p>İnsanın duaya, Allah&#8217;tan yardım istemeye ve O&#8217;nu çağırmaya olan ilgisi ve tutkusu fıtrîdir. İnsan her umudunu yitirdiğinde, Allah&#8217;a ellerini açarak O&#8217;ndan yardım dilemekte, O&#8217;nun sonsuz rahmetine sığınmakta ve ne isteyecekse O&#8217;nden istemektedir. Böylece insanın vicdanı ve yüreği tüm zorluklardan sıyrılıp durulmakta, ıstırap ve endişeler azalmakta ve ruhu sarsılmaz bir ipe sarılmaktadır.</p>



<p>Psikologlar ve insanın manevî yönünü inceleyen bilginler, duanın insanın ruhsal gıdası olduğunu ve yorgun canları dirilttiğini belirtirler. Dua, insanın maneviyatını tedavi eder ve zorlukların verdiği baskıyı azaltarak insanı yeniden hayata bağlar.</p>



<p>İslâm&#8217;da, insanı hidayet eden bu fıtrî bulgudan faydalanılarak beşeriyetin talim ve terbiyesi yönünde önemli adımlar atılmıştır. İslâm önderleri geride bıraktıkları dualarda, birtakım gerçek ve sahih maarif ve inançları bizlere öğretmiş ve insanda olan birtakım menfi duygu ve hastalıklara şifa olacak yollar önermişlerdir. </p>



<p>Alimlerden biri bu konuda şöyle buyurur:</p>



<p><em>İslâm&#8217;ın en büyük ilmî ve terbiye hazinesi, Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) ve Masum İmamlar&#8217;dan günümüze ulaşan dualardır. Zira tevhit ve ilahiyat, nübüvvet ve imamet, hükümet ve yönetim nizamı, ahlâk ve medenî hukuk, ahkâm ve muhtelif adapların hepsi bizlere bırakılan bu dualarda vardır. Bizlere bırakılan bu dualar bir hazine ve bir ilim deryasıdır; bir üniversitedir. Fikrî, ruhî ve içtimaî yönden Müslümanları geliştirip ilerleten bu eğitimi görmeden bir Müslümanın İslâmî şahsiyeti asla kemale ermez.</em></p>



<p>Önderlerimizden bize kalan dualardan biri, dördüncü imam Hz. Zeynelabidin&#8217;den (a.s) kalan Sahife-i Seccadiye&#8217;dir ki, dualar arasında güneş gibi parlamaktadır.</p>



<p>Tefsirü&#8217;l-Cevahir&#8217;in yazarı olan Ehlisünnet âlimine Kum İlmî Havzası&#8217;ndan bir adet Sahife-i Seccadiye gönderildiğinde, o zat bu kitap hakkında şöyle yazdı:</p>



<p><em>&#8220;Kitabı büyük bir saygıyla aldım ve onu eşsiz bir kitap olarak buldum. Onda olan ilim, maarif ve hikmeti hiçbir yerde bulamadım. Gerçekten nübüvvet ve Ehlibeyt&#8217;ten kalan böylesi değerli bir mirası şimdiye dek tanımamamız büyük bir bahtsızlıktır.&#8221;</em></p>



<p><em>&#8220;Ben onu dikkatle okudukça görüyorum ki, o, mahlûkun kelamından yüksek ve Halik&#8217;ın kelamından da aşağıdadır. Gerçekten de ne kerim bir kitaptır. Allah sizi bu hediyeye karşılık ödüllendirsin ve sizleri başarılı kılsın.&#8221;</em><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Bu kitabı daha iyi tanımak için içinde bulunan duaların fihristini sıralayacak ve daha sonra da bunlardan bazılarını tercüme edeceğiz:</p>



<p>1- Allah&#8217;a Hamd ve Sena İle İlgili Duası<br><br>2- Resulullah&#8217;a (s.a.a) Salât ve Selâm İle İlgili Duası<br><br>3- Arş&#8217;ı Taşıyan ve Tüm Mukarrep Meleklere Salât İle İlgili Duası<br><br>4- Peygamberlere Tâbi Olan ve Onları Tasdik Edenlere Salâtını İçeren Duası<br><br>5- Kendisi ve Velayetine İnanan Dostları Hakkındaki Duası<br><br>6- Sabah ve Akşam Vakitlerinde Okuduğu Dua<br><br>7- Zor Bir İşle Karşılaştığında veya Başına Üzücü Bir Hadise Geldiğinde ve Musibet Zamanlarında Okuduğu Dua<br><br>8- Sevilmeyen Şeyler, Kötü Ahlâk ve Çirkin İşlerden Allah&#8217;a Sığınmakla İlgili Duası<br><br>9- Yüce Allah&#8217;tan Bağışlanma Dilemeye Müştak Olma Hakkındaki Duası<br><br>10- Yüce Allah&#8217;a Sığınmakla İlgili Duası<br><br>11- Güzel Akıbet İstemiyle İlgili Duası<br><br>12- Günahları İtiraf ve Yüce Allah&#8217;a Dönüş (Tövbe) İstemi Hakkındaki Duası<br><br>13- Hacetleri Yüce Allah&#8217;tan İsteme Hakkındaki Duası<br><br>14- Haksızlığa Uğradığı veya Zalimlerden Hoşlanmadığı Bir Davranış Gördüğü Zaman Okuduğu Dua<br><br>15- Hastalandığı veya Bir Musibet ve Belâyla Karşılaştığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>16- Günahlarının Bağışlanması ve Kusurlarının Affedilmesi İçin Yalvardığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>17- Şeytan&#8217;dan Söz Edildiğinde Ondan, Onun Düşmanlığından ve Tuzaklarından Allah&#8217;a Sığınınca Okuduğu Dua<br><br>18- Korktuğu Bir Durum Kendisinden Uzaklaştığı ve İstediği Şeye Çabuk Ulaştığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>19- Kuraklıktan Sonra Yağmur Talebiyle İlgili Duası<br><br>20- Yüce Erdemler ve Beğenilen Davranışlarla İlgili Duası<br><br>21- Bir Şey İçin Üzüldüğü ve Günahlardan Dolayı Tasalandığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>22- Sıkıntılı, Meşakkatli ve İşlerin Zorlaştığı Zamanlarda Okuduğu Dua<br><br>23- Allah&#8217;tan Afiyet ve Şükrünü İstediği Zaman Okuduğu Dua<br><br>24- Anne ve Babası Hakkındaki Duası<br><br>25- Çocukları Hakkındaki Duası<br><br>26- Komşuları ve Dostlarını Andığında Okuduğu Dua<br><br>27- Sınır Bekçileri Hakkındaki Duası<br><br>28- Yüce Allah&#8217;a İltica Ederek Okuduğu Dua<br><br>29- Geçim Sıkıntısı Çektiğinde Okuduğu Dua<br><br>30- Borcu Ödemekte Allah&#8217;tan Yardım İsteme Hakkındaki Duası<br><br>31- Tövbe ve Tövbe İstemiyle İlgili Duası<br><br>32- Gece Namazının Ardından Günahları İtiraf Hususunda Kendisi İçin Dua<br><br>33- Allah&#8217;tan Hayırlı Olanı İsteme Hakkındaki Duası<br><br>34- Musibete Uğradığı veya Günah Sebebiyle Kötü Duruma Düşen Birini Gördüğü Zaman Okuduğu Dua<br><br>35- Dünya Ehline Bakınca Okuduğu Kaza ve Kadere Rıza Hakkındaki Duası<br><br>36- Bulutlara ve Şimşeğe Baktığı ve Gök Gürültüsünü Duyduğu Zaman Okuduğu Dua<br><br>37- Allah&#8217;ın Şükrünü Yerine Getirmekten Aciz Olduğunu İtiraf Ettiğinde Okuduğu Dua<br><br>38- Kulların Haklarından Dolayı Allah&#8217;tan Özür Dileme ve Ateşten Kurtuluş İsteme Hakkındaki Duası<br><br>39- Allah&#8217;tan Af ve Rahmet Dileme Hakkındaki Duası<br><br>40- Birinin Ölüm Haberini Aldığı veya Ölümü Hatırladığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>41- Ayıpların Örtülmesi ve Günahlardan Korunma İstemiyle İlgili Duası<br><br>42- Kur&#8217;ân&#8217;ı Hatmettiğinde Okuduğu Dua<br><br>43- Hilâle Baktığı Zaman Okuduğu Dua<br><br>44- Ramazan Ayı Girdiğinde Okuduğu Dua<br><br>45- Ramazan Ayıyla Vedalaştığında Okuduğu Dua<br><br>46- Ramazan Bayramı Günü Bayram Namazını Kıldıktan Sonra Ayağa Kalkıp Kıbleye Yönelerek ve Cuma Günü Okuduğu Dua</p>



<p>47-Arefe Günü Okuduğu Dua</p>



<p>48- Kurban Bayramı Günü Cuma Günü Okuduğu Dua</p>



<p>49- Düşmanların Hilelerinin Def&#8217;i ve Şerlerinin Geri Çevrilmesi Hakkındaki Duası</p>



<p>50- Allah&#8217;tan Korkma Hakkındaki Duası</p>



<p>51- Allah&#8217;a Yalvarıp Yakarma ve Düşkünlüğünü Dile Getirme Hakkındaki Dua</p>



<p>52- Yüce Allah&#8217;a Yalvarırken Israrcı Olma Hakkındaki Duası</p>



<p>53- Yüce Allah Karşısında Zelillik İtirafıyla İlgili Duası</p>



<p>54- Üzüntülerin Giderilmesini İsteme Hakkındaki Duası</p>



<p>Sahife-i Seccadiye&#8217;ye Arapça ve Farsça birçok şerhler yazılmıştır. Merhum Allâme Şeyh Ağa Bozorg-i Tahranî değerli ez-Zeria kitabında<sup><strong>2</strong></sup> Sahife-i Seccadiye&#8217;ye yazılan yaklaşık yetmiş şerhin adını zikretmiştir.</p>



<p>Bu şerhlerin arasından, Seyyid Alihan-ı Kebir&#8217;in<sup><strong>3</strong></sup> şerhi ve onun kısaltılmış özeti &#8220;Telhis er-Riyaz&#8221; adıyla basılmıştır. Yine geçmişte birçok Şiî âlimi, Sahife-i Seccadiye&#8217;nin birden fazla tercümesini gerçekleştirmiştir.</p>



<p>Son zamanlarda çağdaş yazarlardan bazıları Sahife-i Seccadiye&#8217;yi Farsçaya tercüme etmişlerdir ki, biz aşağıda bu tercümelerden basılmış olanlarını sizlere sıralayacağız:</p>



<p><strong>1-</strong> Merhum Hacı Şeyh Ebu&#8217;l-Hasan Şe&#8217;ranî&#8217;nin tercümesi</p>



<p><strong>2-</strong> Merhum Hacı Şeyh Mehdi İlâhî Gumşeî</p>



<p><strong>3-</strong> Feyzü&#8217;l-İslâm&#8217;ın tercümesi</p>



<p><strong>4-</strong> Cevad Fazıl&#8217;ın tercümesi</p>



<p><strong>5-</strong> Sadr-ı Belağî&#8217;nin tercümesi</p>



<p>Burada, Sahife-i Seccadiye&#8217;deki dualardan bazılarını aktarmamızın yararlı olacağını düşünüyoruz.</p>



<p>Sekizinci duada şöyle geçer:</p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Hırsın kabarmasından, öfkenin sersemliğinden, hasedin galebesinden, sabrın zayıflığından, kanaatin azlığından, huyun kötülüğünden, şehvetin azmasından, bağnazlığın sultasından, nefsin tutkusuna uymaktan, hidayete karşı çıkmaktan, gaflet uykusundan, zorluklara düşmekten, batılı hakka yeğlemekten, günahlara ısrarla devam etmekten, günahı küçümsemekten, itaati büyük görmekten, zenginlerin övünmesinden, fakirleri hor görmekten, elimizin altındakilere kötü davranmaktan, bize iyilik yapanlara teşekkürü terk etmekten, zalime yardımcı olmaktan, mazlumu yalnız bırakmaktan, hakkımız olmayan bir şeyi istemekten ve bilgiyi gerektiren konularda bilgisiz konuşmaktan sana sığınırım.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Birini aldatma düşüncesini taşımaktan, amellerimizden dolayı kendimizi beğenmişlikten, uzun arzularla kendimizi avutmaktan sana sığınırız.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;İçimizin kötülüğünden, küçük günahı önemsememekten, Şeytan&#8217;ın bizi kuşatmasından, zamanın başımıza dert açmasından ve sultanın bizi ezmesinden sana sığınırız.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Saçıp savurmaktan ve yetecek kadar rızkı bulamamaktan sana sığınırız.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Düşmanları sevindirecek bir durumdan, denklerimize muhtaç olmaktan, sıkıntılı geçimden ve (ahirete götürecek bir) azık olmaksızın ölmekten sana sığınırız.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;En büyük teessüften (kıyamette duyulacak pişmanlıktan), en büyük musibetten (din hususunda duyarsız olmaktan), en acı bedbahtlıktan (ahireti dünyaya satmaktan), dönülecek yerin kötülüğünden (cehenneme varmaktan), sevaptan mahrum kalmaktan ve azaba duçar olmaktan sana sığınırız.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve rahmetinle beni ve kadın erkek tüm müminleri bütün bunlardan koru. Ey merhametlilerin en merhametlisi!&#8221;</em></strong></p>



<p>Yirminci duada da şöyle okumaktayız:</p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve benim imanımı en kamil iman, yakinimi en üstün yakın kıl; niyetimi niyetlerin, amelimi amellerin en güzeline ulaştır.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Lütfunla niyetimi halis kıl; katındakine (rahmetine) yakinimi doğrult; kudretinle bozulan durumumu düzelt.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve beni meşgul edecek sorunların çözümünde bana yet. Yarın hesabını soracağın şeylerle uğraştır beni. Günlerimi yaratılışımın amacı olan ibadetle geçirmemi sağla. Beni zenginleştir; rızkımı bol eyle. Rızkı beklemekle beni imtihan etme. Beni aziz kıl; kibre duçar eyleme; sana kul olmaya muvaffak eyle. Kulluğumu, ibadetimi kendini beğenmişlikle fasit etme. Benim elimle insanlara hayır ulaştır; başa kakarak onu batıl etmeme engel ol. Yüce huyları bana ihsan et ve övünmekten beni koru.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve beni insanların gözünde bir derece yükselttiğinde kendi gözümde bir derece düşür. Bana insanlar arasında açık bir izzet verdiğinde kendi yanımda aynı ölçüde gizli bir zillet ver.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl-i Muhammed&#8217;e salât eyle ve beni (başka hiçbir şeyle) değiştirmeyeceğim güzel bir hidayet, asla vazgeçmeyeceğim hak bir yöntem ve şüphe etmeyeceğim doğru bir niyet ile faydalandır. Ömrüm sana itaatle geçtiği sürece beni yaşat. Ömrüm Şeytan&#8217;ın otlağı olduğunda, öfkene yakalanmadan, gazabın kesinleşmeden ruhumu al.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Ayıplandığım kötü hasletimi ıslah et; kınandığım çirkin huyumu güzelleştir ve eksik olan güzel sıfatımı tamamla.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl-i Muhammed&#8217;e salât eyle ve düşmanların bana olan buğzunu muhabbete, zulüm ehlinin hasedini sevgiye, iyilerin kötü zanlarını güvene, yakınların düşmanlığını dostluğa, akrabaların kötü davranışlarını iyiliğe, dostların ilgisizliğini yardıma, müdara edenlerin zahirî dostluklarını gerçek dostluğa, muaşeret edenlerin yüz ekşitmelerini güler yüzlülüğe ve zalimlerden korkmanın acılığını emniyet tatlılığına dönüştür.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve bana zulmedene karşı kendimi müdafaa edecek bir el, bana husumet edene karşı kendimi savunacak bir dil, bana inat edene karşı bir zafer, bana hile yapana karşı bir hile, beni ezene karşı bir güç, beni yerene karşı yalanlama cesareti, beni tehdit edene karşı bir esenlik ver bana. Ve beni doğru yola davet edene itaat etmeye, gerçeği gösterene uymaya muvaffak eyle.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve beni, beni aldatana karşı dürüst ve samimî davranmaya; beni terk edene iyilikle karşılık vermeye; benden esirgeyeni, bağışla ödüllendirmeye; benimle ilişkisini keseni, ilişkide bulunmakla mükafatlandırmaya; gıybetimi edene, güzellikle anmakla muhalefet etmeye ve iyiliğe teşekkür edip kötülüğe göz yummaya muvaffak eyle.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Muhammed ve Âl&#8217;ine salât eyle ve adaleti yaymada, öfkeyi yutmada, kin ve adaveti söndürmede, ayrılıkçıları birleştirmede, kırgınların arasını bulmada, iyilikleri ortaya çıkarmada, kötülükleri gizlemede, yumuşak huylulukta, alçakgönüllülükte, güzel muaşerette, ağırbaşlılıkta, insanlarla iyi geçinmede, erdemlere doğru koşmada, (her hâlükârda) iyilik etmeyi yeğlemede, insanların kabahatini yüzlerine vurmamakta, müstahak olmayana bağışta bulunmamakta, güç de olsa hakkı söylemede, çok da olsa iyi söz ve fiillerimi az bulmada, az da olsa kötü söz ve işlerimi çok bulmada salihler gibi olmaya, onların süsüyle süslenmeye, muttakilerin ziynetini kuşanmaya muvaffak eyle beni&#8230;&#8221;</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Sahife-i Seccadiye, Farsça tercümesi, Ahundî baskısı, son kısım.</strong></li>



<li><strong>ez-Zeria, 13/345 ve sonrası.</strong></li>



<li><strong>H. 11. yy. Şia bilginlerinden.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">EŞSİZ BİR HUKUK RİSALESİ</h2>



<p>İmam Seccad&#8217;dan (a.s) yadigar kalan fevkalâde kıymetli eserlerden biri de, dünyada bir başka benzeri bulunmayan ünlü &#8220;Hukuk Risalesi&#8221; veya &#8220;Hak-Hukuk Manifestosu&#8221;dur. Büyük Şia âlimlerinin eski kaynak eserlerinde kayıtlı bulunan bu risalenin tamamı, bugün &#8220;Tuhefu&#8217;l-Ukul&#8221; adlı bir kitapta toplanmış, özet hâli de &#8220;Men Lâ Yehzuruhu&#8217;l-Fakih&#8221;, &#8220;Hisâl&#8221; ve &#8220;Emâli&#8221; adlı eserlerde derlenmiştir. Bu eşsiz eserden bazı bölümlerin yaklaşık mealini aşağıya aktarıyoruz:</p>



<p><strong><em>Yüce Allah&#8217;ın hakkı: Yüce Allah&#8217;ın senin üzerinde olan hakkı, O&#8217;na tapman ve O&#8217;na hiçbir şeyi ortak koşmamandır. İhlâsla bu işi yaptığında Allah, dünya ve ahiret işlerinde sana yeterli olmayı taahhüt eder.</em></strong></p>



<p><strong><em>Nefsin hakkı: Kendi üzerinde olan kendi hakkın ise, vücudunu tamamıyla Allah&#8217;ın itaatine vermendir.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Organların Hakları:</h3>



<p><strong><em>1- Dilin (senin üzerinde olan) hakkı, onu çirkin sözden koruyup güzel söze âdet ettirmen, yararsız boş boş sözleri terk etmendir. İnsanlara iyilik edip onlar hakkında güzel söz söylemendir.</em></strong></p>



<p><strong><em>2- Kulağın (senin üzerinde olan) hakkı, gıybet ve (haram konuşma, müzik vb. gibi) dinlenmesi haram olan şeyleri dinlemekten onu uzak tutmandır.</em></strong></p>



<p><strong><em>3- Gözün (senin üzerinde olan) hakkı, helâl olmayan şeye (namahreme ve bazı filmler gibi) onu kapaman ve onun bakışıyla ibret almandır.</em></strong></p>



<p><strong><em>4- Elin (senin üzerinde olan) hakkı, onu helâl olmayan şeylere doğru uzatmamandır.</em></strong></p>



<p><strong><em>5- Ayakların (senin üzerinde olan) hakkı, onlarla sana helâl olmayana doğru gitmemendir. O ayaklarla Sırat üzerinde duracaksın; öyleyse kayarak seni ateşe düşürmemesine dikkat et.</em></strong></p>



<p><strong><em>6- Karnın (senin üzerinde olan) hakkı, onu harama kap yapmaman ve doymaktan fazla yememendir.</em></strong></p>



<p><strong><em>7- Fercin (tenasül organının) senin üzerinde olan hakkı, onu zinadan koruman ve ona bakılmasını önlemendir.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Amellerin Hakları:</h3>



<p><strong><em>1- Namazın (senin üzerinde olan) hakkı şudur: Bilmelisin ki, namaz Allah&#8217;ın huzuruna çıkmaktır; sen bu hâlde Allah&#8217;ın karşısında duruyorsun. Bunu bildiğin takdirde, kendi küçüklüğünün farkında olan, ilâhî nimetlere meyleden, korkan, ümitli, miskin ve yalvarıp yakaran, sükûnet hâlinde huzurunda bulunduğu kimseye tazim eden, bir kulun makamında olur ve kalbinle namaza yönelir ve onun sınırlarını korur ve haklarını yerine getirirsin.</em></strong></p>



<p><strong><em>2- Haccın hakkı, Allah&#8217;a doğru bir misafirlik, günahlarından O&#8217;na koşman, tövbenin kabul vesilesi ve onun Allah&#8217;ın üzerine farz kıldığı farizayı yerine getirmek olduğunu bilmendir.</em></strong></p>



<p><strong><em>3- Orucun, senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki oruç, Allah&#8217;ın, seni cehennem ateşinden koruması için, diline, kulağına, gözüne, fercine, karnına çektiği bir perdedir. Eğer orucu terk edecek olursan bu örtüyü yırtmış olursun.</em></strong></p>



<p><strong><em>4- Sadakanın senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki sadaka, senin Rabbinin katındaki azığın ve şahide ihtiyacı olmayan emanetindir. Bunu bildiğinde, gizli verdiğin emanete, açıkta verdiğin emanetten daha emin olacaksın. Şunu bilesin ki sadaka belâları ve hastalıkları dünyada senden uzaklaştırır ve ahirette ateşi senden savar.</em></strong></p>



<p><strong><em>5- Kurbanlığın hakkı şudur: Onunla sadece Allah&#8217;ı irade etmen ve onun yaratıklarını kastetmemendir. Sadece Allah&#8217;ın merhametine kavuşmayı isteyerek Onunla karşılaşacağın gün ruhunun azat olmasını istemendir.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Öğretmen ve Öğrenci Hakları:</h3>



<p><strong><em>1- İlmiyle seni eğiten üstadın senin üzerindeki olan hakkı; ona tazim etmen, meclisini muhterem (ve ganimet) sayman, sözlerini iyice dinleyip ona dikkat etmendir; sesini ona karşı yükseltmemen; kendisinden bir şey hakkında sorana o cevap vermedikçe cevap vermemendir. Onun huzurunda kimseyle konuşmaman, onun huzurunda kimsenin gıybetini yapmamandır; onun hakkında kötü bir şey söylendiğinde onu savunman, ayıplarını örtmen, iyiliklerini açıklamandır; onun düşmanıyla bir arada oturmaman, onun dostuyla düşman olmamandır. Bunları yaptığında, Allah&#8217;ın melekleri şahit olurlar ki sen, insanlar için değil de, ismi yüce olan Allah için onun huzuruna gitmiş ve onun ilmini öğrenmişsin.</em></strong></p>



<p><strong><em>2- İlmin için sana tâbi olan kimsenin (öğrencinin) senin üzerindeki hakkı şudur: Bilmelisin ki, yüce Allah sana verdiği ilim ve yüzüne açtığı hikmet hazineleri ile seni onlara veli kılmıştır. Eğer onların öğretiminde iyi davranır ve onlara karşı kötü davranmaz haksızlık etmezsen Allah kendi lütfünü sana artırır. Ama ilmini halka esirger veya onlar senden ilim isteyince kötü davranırsan, sana verdiği ilim izzetini alması ve kalplerdeki mevkiini düşürmesi, yüce Allah&#8217;a hak olur.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Eşinin Hakları:</h3>



<p><strong><em>Eşinin hakkı şudur: Bilmelisin ki, Allah onu (senin için) bir sükûnet, huzur ve üns vesilesi kılmıştır. Bunun Allah tarafından sana bir nimet olduğunu bilmelisin. Bu yüzden ona değer vermeli ve ona şefkatli davranmalısın. Senin onun üzerindeki hakkın daha büyük olsa bile, onun senin üzerindeki hakkı ona merhametli davranmandır. Çünkü o senin elinde bir esir gibidir. Onun yiyeceğini ve elbisesini temin etmelisin ve cahilce davranışları da olursa bunu da affetmelisin.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Akrabaların Hakları:</h3>



<p><strong><em>1- Annenin senin üzerindeki hakkı şudur: Bilmelisin ki o, hiç kimsenin diğerini taşımadığı bir yerde (karnında) seni taşımıştır. Hiç kimsenin başkasına vermediği kendi yüreğinin meyvesinden (kanıyla ve sütüyle) sana yedirmiş ve seni seve seve bütün azalarıyla korumuştur. Aç kalıp seni doyurmaya, susuz kalıp sana su vermeye, çıplak kalıp seni giydirmeye güneşte kalıp seni gölgede tutmaya, uykusuz kalarak seni tatlı tatlı uyutmaya sıcak ve soğuktan seni korumaya özen göstermiştir. Tüm bunlara karşı şükran borcunu yerine getirmeye Allah-u Teala&#8217;nın yardımı ve tevfiki olmaksızın gücün yetmez.</em></strong></p>



<p><strong><em>2- Babanın senin üzerindeki olan hakkı şudur: Bilmelisin ki baban, senin kökündür ve sen ise onun dalı. Kendinde hoşuna giden bir şey gördüğünde, bil ki baban bu nimetin köküdür. Bu nimet değerince Allah&#8217;a hamt ve şükret.</em></strong></p>



<p><strong><em>3- Evladının senin üzerindeki hakkı şudur: Bilmelisin ki evladın, senin vücudunun bir parçasıdır. Dünyada tüm hayır ve şerriyle sana mensuptur. Onu güzel terbiye etmekten, Rabbine yönlendirmekten, senin ve kendisi için olan hususlarda (Allah&#8217;ın emirlerine) itaatkâr olması için ona yardımda bulunmaktan sorumlusun. Bu hususta ona iyiliğinden dolayı Allah&#8217;ın sevabına nail olur ve kötülüğünden dolayı Onun cezasına uğrarsın. Öyleyse ona güzel terbiye vermekle kendini süsle.</em></strong></p>



<p><strong><em>4- Kardeşinin senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki o, senin kolun, izzetin ve kudretindir. Öyleyse onu, Allah&#8217;a karşı isyan etmek için bir araç ve Allah&#8217;ın yaratıklarına zulüm eden kimselere bir yardımcı kılma! Düşmanına karşı ona yardım etmeyi ihmal etme! Ona nasihat etmekten de geri durma! Allah&#8217;a itaat ederse, bu ne güzel! Ama Allah&#8217;ın emrine itaat etmezse, Allah-u Teâla senin nezdinde, kardeşinden daha üstün ve daha aziz olmalıdır.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Halkın ve İnsanların Hakları:</h3>



<p><strong><em>1- Sana iyilik edenin senin üzerindeki hakkı, ona teşekkür etmen, iyiliğini anman, hakkında güzel sözler yayman ve Allah ile kendi aranda onun için halisane dua etmendir. Böyle yaptığında, gizlide ve açıktan ona teşekkür etmiş olursun. Eğer bir gün de yaptığı iyiliği telafi etmen mümkün olursa telafi et.</em></strong></p>



<p><strong><em>2- Cemaat imamının senin üzerindeki hakkı şudur: Bilmelisin ki, cemaat imamı seninle Allah arasında elçi olmuş ve Rabbinin huzuruna çıkmanda temsilci olmayı üzerine almıştır. O, seni temsilen konuşuyor, sen onu temsilen değil. O senin için dua ediyor, sen onun için değil. O senin hakkında istekte bulunuyor, sen onun hakkında değil. Allah&#8217;ın huzurunda durmak ve senin hakkında O&#8217;ndan istekte bulunmak zahmetini o üstlenmiştir, sen onun hakkında değil. Bunların herhangi birinde kusur olursa, o suçludur, sen değil. Eğer eksiksiz yaparsa, sen onunla ortak olursun. Senin ona karşı bir iyilik ve minnetin yoktur. Cemaat imamı kendisini aracı kılıp seni korumuştur; namazıyla da namazını korumuştur. Öyleyse bunun ölçüsünde ona teşekkür et.</em></strong></p>



<p><strong><em>3- Birlikte oturduğun kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: Ona karşı yumuşak ve alçakgönüllü olmalısın. Konuşurken ona da hak tanımalısın ve ondan müsaade almaksızın onun yanından kalkmamalısın! Eğer o senin yanına gelmişse, senin iznin olmadan kalkabilir. Onun sürçmelerini unutmalısın ve iyiliklerini hatırlamalısın. Ona hayırlı sözden başka bir şeyi söylememelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>4- Komşunun senin üzerindeki hakkı gıyabında onu (haklarını) korumalısın. Huzurunda ona saygı göstermelisin. Mazlum olursa, ona yardımda bulunmalısın. Ayıplarını örtmelisin. Nasihatini dinlediğini bilsen, gizlice ona nasihat etmelisin. Çetinlikte onu yalnız bırakmamalısın. Hatalarından vazgeçmelisin. Suçlarını bağışlamalısın. İyi bir şekilde onunla muaşeret etmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>5- Arkadaşının senin üzerindeki hakkı şudur: Lütuf ve insaf üzere onunla arkadaşlık yapmalısın. Sana değer verdiği gibi, sen de ona değer vermelisin; bu işte senin önceliğin olmalı. Eğer o seni geride bırakır ve senden daha fazla sana değer verirse, onu ödüllendirmeli; ona karşı en az onun kadar şefkatli olmalısın. Bir günaha yeltenmesi hâlinde onu engelleyip vazgeçirmeli ve ona rahmet kaynağı olmalı, sıkıntı ve azap aracı olmamalısın.</em></strong></p>



<p><strong><em>6- Ortağın senin üzerindeki hakkı: Gıyabında sorunlarını halletmen, huzurunda onu riayet etmen, onun görüşünü bilmeden kendi görüşünle bir iş yapmaman. Onun malını koruman ve önemli veya önemsiz olan her şeyde ona hıyanet etmemendir. Zira yüce Allah&#8217;ın eli, iki ortak birbirlerine hıyanet etmedikçe onların üzerindedir.</em></strong></p>



<p><strong><em>7- Malının senin üzerindeki hakkı şudur: Onu ancak helâl yoldan elde etmelisin ve sadece yerinde harcamalısın. Seni övmemesi (zahmetlerinin kadrini bilmemesi) muhtemel olan bir kimseyi (yani vârisi) o malda, kendine tercih etmelisin. Onu Allah&#8217;ın itaati yolunda harca ve cimrilik yapma yoksa zenginliğine rağmen hasret ve pişmanlık sana kalır.</em></strong></p>



<p><strong><em>8- Alacaklının senin üzerindeki hakkı şudur: Eğer zengin isen borcunu ödemelisin. Ama eğer elin darda olursa, onu tatlı bir dille razı etmelisin ve geri çevirmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>9- Kendisiyle oturup kalktığın kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: Onu aldatmamalısın, ona hile yapmamalısın ve onunla ilgili olarak Allah&#8217;tan korkmalısın.</em></strong></p>



<p><strong><em>10- Aleyhine dava açan kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: Aleyhine açtığın dava hak olursa, onun yararına ve kendi aleyhine tanıklık etmelisin. Ona zulmetmeyerek hakkını tam olarak ödemelisin. Şayet batıl bir şeyi iddia ederse, ona yumuşak davranmalı, yumuşaklıktan başka ona karşı bir tavır sergilememelisin ve onunla ilgili olarak Rabbini sana karşı gazap ettirmelimisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>11- Aleyhine dava açtığın kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: İddia ettiğin şey hak olursa, mümkün olduğu kadar onunla yumuşak konuşmalısın. Hakkını inkâr etmelisin. Şayet davanda haksız isen, yüce Allah&#8217;tan korkarak tövbe etmeli ve davadan vazgeçmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>12- Seninle istişare eden kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: Eğer doğru ve yararlı bir fikrin var ise, onu söylemelisin. Eğer kendi görüşün olmazsa, bilen birine onu kılavuzluk etmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>13- İstişare ettiğin kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: Bir konuda aynı görüşü paylaşmadığınızda onu suçlamamalısın. Eğer görüşü sana uygun ve isabetli olursa, yüce Allah&#8217;a hamdedersin.</em></strong></p>



<p><strong><em>14- Nasihat isteyenin senin üzerindeki hakkı şudur: Hayırseverlik üzere nasihatte bulunmalısın. Tavrın şefkat ve yumuşaklık üzere olmalıdır. Ona öğüt verip nasihatte bulunman, yumuşak ve iyi davranmandır.</em></strong></p>



<p><strong><em>15- Nasihat edenin senin üzerindeki hakkı şudur: Ona karşı yumuşak ve mütevazı olmalısın. Nasihatlerini anlaman için kalbini ona verip sözlerini iyice dinlemelisin. Nasihatleri hakka uygun olursa, buna karşı Allah&#8217;a hamdetmelisin. Nasihatlerini hakka uygun bulmadığında ise, ona şefkatli olup suçlamamalısın ve bilmelisin ki o hata etmiştir. Bundan dolayı onu sorgulamamalısın. Ama (geçmişini bildiğinden dolayı) suçlanmaya müstahak olursa, o zaman onun hiçbir emrine itina göstermemelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>16- Büyüğün senin üzerindeki hakkı şudur: Yaşlılığı ve İslâm&#8217;da önceliğinden dolayı ona saygı göstermelisin ve çekişmelerde ona karşılık vermelimisin. Yolda ondan ileri geçmemeli ve onun önünde yürümemelisin. Ona saygısızlık yapmamalısın; o seni saymazlıktan gelirse, tahammül etmelisin&#8230;</em></strong></p>



<p><strong><em>17- Küçüğün senin üzerindeki hakkı; öğretiminde ona şefkatli olman, kusurlarını affetmen, hatalarını örtmen ona yumuşak davranman ve yardım etmendir.</em></strong></p>



<p><strong><em>18- Senden bir şey isteyenin senin üzerindeki hakkı şudur: İhtiyacı miktarınca ona bağışta bulunmalısın.</em></strong></p>



<p><strong><em>19- İstekte bulunduğun kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: İstediğin şeyi verirse, kabul edip teşekkür etmelisin ve iyiliğini bilmelisin. Vermediği takdirde de mazeretini kabul etmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>20- Allah için seni hoşnut eden kimsenin senin üzerindeki hakkı şudur: İlk önce Allah&#8217;a hamdetmeli ve daha sonra ona teşekkür etmelisin.</em></strong></p>



<p><strong><em>21- Sana kötülük eden kimsenin senin üzerindeki hakkı, onu affetmendir. Eğer onu affetmenin zarar vereceğini bilsen ondan hakkını almalısın. Allah buyuruyor ki: &#8220;</em>Kim zulme uğradıktan sonra nüsret bulursa (hakkını alırsa), artık onlar için aleyhlerinde (onları suçlu saymaya) bir yol yoktur.<em>&#8220;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p><strong><em>22- Dindaşlarının senin üzerindeki hakkı şudur: Kalbinde onlara karşı esenlik arzusunu taşımalı, onlara karşı merhametli olmalısın. Kötü hareketlerde bulunanlarıyla iyi geçinmeli, samimiyet kurarak onları ıslah etmeye çalışmalısın. İyi olanlarına ise, teşekkür etmelisin. Onlara eziyet etmemelisin. Kendin için istediğini onlar için de istemeli, kendine istemediğini onlara da istememelisin. Büyüklerini baba, gençlerini kardeş, yaşlı kadınlarını annen ve küçüklerini evlat yerine koy.</em></strong></p>



<p><strong><em>23- Zimmet ehlinin senin üzerindeki hakkı şudur: Allah&#8217;ın ahdine bağlı kaldıkları sürece onlara haksızlık etmemelisin.</em></strong></p>



<p>İmam Zeynelabidin (a.s) hicrî 95. yılı muharreminin 25. günü 57 yaşındayken, baştanbaşa mücadele, acı, dert, çile ve görülmemiş bir direnç ve azimle geçen hayatına veda etmiş ve zalim Emevî sultanı halife (!) Velid b. Abdulmelik&#8217;in emri ve Hişam b. Abdulmelik&#8217;in eliyle zehirlenerek şehit edilmiştir.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<p>Mübarek türbesi Medine&#8217;deki Cennetü&#8217;l-Bâki mezarlığında, İmam Hasan Müçteba&#8217;nın (a.s) yanı başında olup Medine&#8217;ye giden Ehlibeyt-i Resulullah (s.a.a) âşıklarının her gün akınına uğramaktadır.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Şûrâ Suresi, 41.</strong></li>



<li><strong>Menakıb, İbn Şehraşub, 3/311.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center">FEREZDAK KASİDESİ </h2>



<h3 class="wp-block-heading">Ferezdak Kasidesinin Arapçası</h3>



<p>Bu muazzam kasidenin Arapça orijinalini aktardıktan sonra, Türkçe tercümesini sunacağız. Kasidenin Arapça orijinali şöyle:</p>



<pre class="wp-block-verse"><em>يا سَائِلِي أَيْنَ حَلَّ الْجُودُ وَالْكَرَمُ<br>عِنْدِي بَيَانُ إِذَا طَلَابُهُ قَدِمُوا<br><br>هَذَا الَّذِي تَعْرِفُ الْبَطْحَاءُ وَطْأَتَهُ<br>وَالْبَيْتُ يَعْرِفُهُ وَالْحِلُّ وَالْحَرَمُ<br><br>هَذَا ابْنُ خَيْرِ عِبَادِ اللهِ كُلِّهِمْ<br>هَذَا التَّقِيُّ النَّقِيُّ الطَّاهِرُ الْعَلَمُ<br><br>هَذَا الَّذِي أَحْمَدُ الْمُخْتَارُ وَالِدُهُ<br>صَلَّى عَلَيْهِ إِلَهِي مَا جَرَى الْقَلَمُ<br><br>لَوْ يَعْلَمُ الرُّكْنُ مَنْ قَدْ جَاءَ يَلْثِمُهُ<br>لَخَرَّ يَلْثِمُ مِنْهُ مَا وَطَى الْقَدَمُ<br><br>هَذَا عَلِيٌّ رَسُولُ اللهِ وَالِدُهُ<br>أَمْسَتْ بِنُورِ هُدَاهُ تَهْتَدِي الْأُمَمُ<br><br>هَذَا الَّذِي عَمُّهُ الطَّيَّارُ جَعْفَرٌ<br>وَالْمَقْتُولُ حَمْزَةُ لَيْثٌ حُبُّهُ قَسَمُ<br><br>هَذَا ابْنُ سَيِّدَةِ النِّسْوَانِ فَاطِمَةَ<br>وَابْنُ الْوَصِيِّ الَّذِي فِي سَيْفِهِ نِقَمُ<br><br>إِذَا رَأَتْهُ قُرَيْشٌ قَالَ قَائِلُهَا<br>إِلَى مَكَارِمِ هَذَا يَنْتَهِي الْكَرَمُ<br><br>يَنْمِي إِلَى ذُرْوَةِ الْعِزِّ الَّتِي قَصُرَتْ<br>عَنْ نَيْلِهَا عَرَبُ الْإِسْلَامِ وَالْإِمْلَاقُ وَالْعَجَمُ<br><br>وَلَيْسَ قَوْلُكَ "مَنْ هَذَا" بِضَائِرِهِ<br>الْعُرْبُ تَعْرِفُ مَنْ أَنْكَرْتَ وَالْعَجَمُ<br><br>يُغْضِي حَيَاءً وَيُغْضَى مِنْ مَهَابَتِهِ<br>فَمَا يُكَلَّمُ إِلَّا حِينَ يَبْتَسِمُ<br><br>يَنْشَقُّ ثَوْبُ الدُّجَى عَنْ نُورِ غُرَّتِهِ<br>كَالشَّمْسِ يَنْجَابُ عَنْ إِشْرَاقِهَا الظَّلَمُ<br><br>مَا قَالَ: لَا، قَطُّ إِلَّا فِي تَشَهُّدِهِ<br>لَوْلَا التَّشَهُدُ كَانَتْ لَاؤُهُ نَعَمُ<br><br>مُشْتَقَّةٌ مِنْ رَسُولِ اللهِ نَبْعَتُهُ<br>طَابَتْ عَنَاصِرُهُ وَالْخِيمُ وَالشِّيَمُ<br><br>حَمَّالُ أَثْقَالِ أَقْوَامٍ إِذَا فُدِحُوا<br>حُلْمُ الشَّمَائِلِ تَحْلُو عِنْدَهُ نَعَمُ<br><br>إِنْ قَالَ قَالَ بِمَا يَهْوَى جَمِيعُهُمُو<br>إِنْ تَكَلَّمَ يَوْماً زَانَهُ الْكَلِمُ<br><br>هَذَا ابْنُ فَاطِمَةٍ إِنْ كُنْتَ جَاهِلَهُ<br>بِجَدِّهِ أَنْبِيَاءُ اللهِ قَدْ خُتِمُوا<br><br>اللهُ فَضَّلَهُ قِدْماً وَشَرَّفَهُ<br>جَرَى بِذَاكَ لَهُ فِي لَوْحِهِ الْقَلَمُ<br><br>مَنْ جَدُّهُ دَانَ فَضْلُ الْأَنْبِيَاءِ لَهُ<br>وَفَضْلُ أُمَّتِهِ دَانَتْ لَهَا الْأُمَمُ<br><br>عَمَّ الْبَرِيَّةَ بِالْإِحْسَانِ وَانْقَشَعَتْ<br>عَنْهَا الْعِمَايَةُ وَالْإِمْلَاقُ وَالظُّلَمُ<br><br>كِلْتَا يَدَيْهِ غِيَاثٌ عَمَّ نَفْعُهُمَا<br>يُسْتَوْكَفَانِ وَلَا يَعْرُوهُمَا عَدَمُ<br><br>سَهْلُ الْخَلِيقَةِ لَا تُخْشَى بَوَادِرُهُ<br>يَزِينُهُ خَصْلَتَانِ: الْحِلْمُ وَالْكَرَمُ<br><br>لَا يُخْلِفُ الْوَعْدَ مَيْمُونٌ نَقِيبَتُهُ<br>رَحْبُ الْفِنَاءِ أَرِيبٌ حِينَ يُعْتَرَمُ<br><br>مِنْ مَعْشَرٍ حُبُّهُمْ دِينٌ وَبُغْضُهُمْ<br>كُفْرٌ وَقُرْبُهُمُ مَنْجًى وَمُعْتَصَمُ<br><br>يُسْتَدْفَعُ السُّوءُ وَالْبَلْوَى بِحُبِّهِمُ<br>وَيُسْتَزَادُ بِهِ الْإِحْسَانُ وَالنِّعَمُ<br><br>مُقَدَّمٌ بَعْدَ ذِكْرِ اللهِ ذِكْرُهُمْ<br>فِي كُلِّ فَرْضٍ وَمَخْتُومٌ بِهِ الْكَلِمُ<br><br>إِنْ عُدَّ أَهْلُ التَّقَى كَانُوا أَئِمَّتَهُمْ<br>أَوْ قِيلَ: مَنْ خَيْرُ أَهْلِ الْأَرْضِ؟ قِيلَ: هُمُ<br><br>لَا يَسْتَطِيعُ جَوَادٌ بُعْدَ غَايَتِهِمْ<br>وَلَا يُدَانِيهِمْ قَوْمٌ وَإِنْ كَرُمُوا<br><br>هُمُ الْغُيُوثُ إِذَا مَا أَزْمَةٌ أَزَمَتْ<br>وَالْأُسْدُ أُسْدُ الشَّرَى وَالْبَأْسُ مُحْتَدِمُ<br><br>يَأْبَى لَهُمْ أَنْ يَحِلَّ الذَّمُّ سَاحَتَهُمْ<br>خِيمٌ كَرِيمٌ وَأَيْدٍ بِالنَّدَى دِيَمُ<br><br>لَا يَقْبِضُ الْعُسْرُ بَسْطاً مِنْ أَكُفِّهِمُ<br>سِيَّانِ ذَلِكَ إِنْ أَثْرَوْا وَإِنْ عَدِمُوا<br><br>أَيُّ الْقَبَائِلِ لَيْسَتْ فِي رِقَابِهِمُ<br>لِأَوَّلِيَّةِ هَذَا أَوْ لَهُ نِعَمُ<br><br>مَنْ يَعْرِفِ اللهَ يَعْرِفْ أَوَّلِيَّةَ ذَا<br>فالدِّينُ مِنْ بَيْتِ هَذَا نَالَهُ الْأُمَمُ<br><br>بُيُوتُهُمْ مِنْ قُرَيْشٍ يُسْتَضَاءُ بِهَا<br>فِي النَّائِبَاتِ وَعِنْدَ الْحُكْمِ إِنْ حَكَمُوا<br><br>فَجَدُّهُ مِنْ قُرَيْشٍ فِي أَرُومَتِهَا<br>مُحَمَّدٌ وَعَلِيٌّ بَعْدَهُ عَلَمُ<br><br>بَدْرٌ لَهُ شَاهِدٌ وَالشِّعْبُ مِنْ أُحُدٍ<br>وَالْخَنْدَقَانِ وَيَوْمُ الْفَتْحِ قَدْ عَلِمُوا<br><br>وَخَيْبَرٌ وَحُنَيْنٌ يَشْهَدَانِ لَهُ<br>وَفِي قُرَيْظَةَ يَوْمٌ صَيْلَمٌ قَتَمُ</em></pre>



<h3 class="wp-block-heading">Ferezdak Kasidesinin Türkçesi</h3>



<p>Bu muazzam kasidenin Arapça orijinalini aktardıktan sonra, Türkçe tercümesini sunacağız. Kasidenin Türkçe tercümesi şöyle:</p>



<pre class="wp-block-verse"><em>Ey büyüklük ve cömertliğin kimde olduğunu soran!<br>Sorunun cevabı bendedir, bana gelirse arayan.<br><br>Öyle biridir ki, herkes onun ayak izlerini tanır;<br>Kâbe, Harem, hatta harem dışındaki topraklar.<br><br>Bu, Allah'ın en hayırlı kullarının tümünün evladıdır;<br>Takva, kötülüklerden uzaklığın, paklığın sancağıdır!<br><br>Seçilmiş peygamber "Ahmed" babasıdır onun;<br>Allah'ın salât ve selâmı daima ona olsun.<br><br>Kendisini öpmeye geleni tanısa rükün,<br>Yere atılır hemen ayağını öper onun.<br><br>Bu Ali'dir; babasıdır onun Allah Resulü;<br>Ümmetlere yol gösterir hidayetinin nuru.<br><br>Bir amcası Cafer-i Tayyar, diğeri Hamza;<br>Katledilmiş aslan ve yemin edilen dostluğuna.<br><br>Kadınların efendisi Fatıma'nın evladıdır bu;<br>Vasinin; kılıcıyla ölüm yağdıranın oğludur bu.<br><br>Kureyş onu gördüğünde itiraf eder dostluğunu,<br>Yüceliğini ve kerametlerinin sonsuzluğunu.<br><br>Ulaşmıştır o, öyle bir onur ve izzete,<br>Müslüman Arap da ulaşamaz acem de.<br><br>(Ey Hişam!) Zarar vermez ona "Kim bu?" demen,<br>İnkâr ettiğin bu adamı hem Arap tanır, hem acem!<br><br>Bakışları hayâ dolu, heybetinden gözüne bakılmaz,<br>Konuşurken yüzünden tebessüm hiç eksik olmaz.<br><br>Yayılan nuruyla yırtılır gider cehaletin perdesi;<br>Işıyınca karanlıkları aydınlatan bir güneş gibi.<br><br>Cömertliğinden "yoktur" demez teşehhüt dışında,<br>Şahadet farz olmasa, "var" diyecek onda da.<br><br>Kökü Allah Resulü'ne dayanır, onun tenindendir,<br>Temiz, yetişme tarzı âlâ, huyu güzel mi güzeldir.<br><br>Elleri yardımcıdır, tüm insanlara yarar;<br>Yokluk yoktur onda, daima lütuf yağar.<br><br>Öfkeye yabancıdır; yumuşak huyludur;<br>Sabır ve bağışlayıcılıkla kişiliği süslüdür.<br><br>Vaadine sadıktır; mübarek ve kutludur pek,<br>Evinin kapısı yardım isteyene açıktır hep.<br><br>Değerli yükler takatten düşürünce insanları, omuzlar o yükleri,<br>Suretleri tatlıdır, nimetler onların yanında olur daha da tatlı.<br><br>Söz söylese herkes kabul eder gönülden,<br>Sözü onun süsüdür, süsler onu her dem.<br><br>Onu tanımıyorsan bil ki, Fatıma'nın oğludur!<br>Ceddiyle peygamberler silsilesi son bulmuştur.<br><br>Allah, ezelden beri büyük ve izzetli kılmıştır onu,<br>Allah'ın kalemi, "Levh"e böylece yazmıştır bunu!<br><br>O, ceddi faziletli olandır tüm peygamberlerden!<br>Ceddinin ümmeti de, üstündür tüm ümmetlerden.<br><br>Onun bağış ve cömertliği tüm mahlûkatı sarar hep;<br>Nuruyla dağılır gider gaflet, sapma, açlık, cehalet.<br><br>Onları sevmek dinin kendisi, düşmanlık küfür;<br>Onlara yakın olanlar temizlenir ve kurtulur.<br><br>Kötülük ve belalar, onların sevgisiyle giderilir,<br>İyilik ve nimetler onunla çoğalıp bereketlenir.<br><br>Onları zikretmek Allah'ın zikrinden sonra gelir;<br>Her sözün başında ve sonunda onların adı gelir.<br><br>Cömertliklerinden sonra cömertliğe güç yetmez,<br>Yiğitlikte hiçbir kavim onlarla boy ölçüşemez.<br><br>Kıtlık geldiğinde bereketli yağmurdur onlar,<br>Savaş olduğunda meydanların aslanıdırlar.<br><br>Hataları bulunmaz; kınanacak bir şeyleri yoktur;<br>Ahlaklıdırlar, yağdırır elleri ihsan; sanki yağmur.<br><br>Bağış yapmalarını engellemez asla yokluk!<br>Onlar için aynıdır zenginlik ve yoksulluk.<br><br>Takvalıları saymak istersen, onların imamlarıdırlar,<br>Yeryüzünün en iyileri sorulursa, cevap yine "onlar".<br><br>Onun kendisinden veya atalarından<br>İyilik görmemiş bir kabile var mıdır?<br><br>Allah'ı tanıyan onun atalarını da tanır,<br>İnsanlar dini bu zatın evinden almıştır.<br><br>Kureyş evlerinden sadece onlardan yardım istenir,<br>Hüküm verdiklerinde ancak onların hükmü dinlenir.<br><br>Ceddi Kureyş'ten Muhammed'dir, babası Ali;<br>Peygamberden sonra ümmetin hidayet güneşi.<br><br>Bedir ona şahittir; Uhud vadisi ve Hendek,<br>Fetih günü, bildi herkes bunu; apaçık gerçek.<br><br>Hayber ile Huneyn de iki şahittir ona;<br>Çetin gün olan Benî Kurayza savaşı da.<br></em></pre>



<p>Evet, Ferazdak&#8217;ın bu muazzam ve akıcı şiiri, son derece tehlikeli ve kritik şartlar altında, büyük bir cesaret ve fedakârlık göstererek okuduğunu ve böylece büyük bir cihat örneği sergileyerek hakkı ve hakikati yiğitçe müdafaa ettiğini belirtmeden geçemeyeceğiz. Ancak gerçekte Ferazdak&#8217;ın bu müstesna şiirindeki ifadelerin bile, İmam Seccad&#8217;la (a.s) onun kutlu soyunun faziletlerinin sadece bir kısmını yansıttığını da hemen belirtelim. Nitekim gökleri adımlayarak aşmak, okyanusları testiye sığdırmak elbette ki mümkün değildir. Dolayısıyla Ferazdak, bu ummandan sadece bir katre sunmaktadır bizlere&#8230;</p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/">İmam Zeynelabidin (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-zeynelabidin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Fatıma Zehra (s.a)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:41:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Fatime-tül Zehra (s.a)]]></category>
		<category><![CDATA[Fatime]]></category>
		<category><![CDATA[Fatime-tül Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Fatıma]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ümmül Eimmeh &#8220;İmamların Annesi&#8221; Hz Fatıma Zehra (s.a) masumluk makamına sahih ve iki masumun annesi olan melekûtî bir annedir. İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s)&#8216;ın anneleri Hz. Fatıma Zehra&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/">Hz. Fatıma Zehra (s.a)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ummul-eimmeh-imamlarin-annesi" style="color:#ff0101">Ümmül Eimmeh &#8220;İmamların Annesi&#8221;</h2>



<p>Hz Fatıma Zehra (s.a) masumluk makamına sahih ve iki masumun annesi olan melekûtî bir annedir.</p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a>&#8216;ın anneleri Hz. Fatıma Zehra (s.a) fıtri (doğuştan) yetenekli ve çok çalışması ile elde etmiş olduğu maneviyat ve Îlahi rızalık basamaklarını bir bir yükseldiği sayısız faziletlere ve üstünlüklere sahiptir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ummu-ebiha-babasinin-annesi" style="color:#fb0101">  Ümmü Ebiha Babasının Annesi  </h2>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) babasının vefalı arkadaşı ve yardımcısı idi. Öyle ki <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> kendisine Ümmü Ebiha <strong><em>Babasının Annesi</em></strong> lakabını vermiştir.</p>



<p>   Bu büyük hanımefendinin makam ve fazileti o kadar yücedir ki kalem, onların tamamını yazmaktan acizdir. Onun faziletinin yüceliği hakkında şu yeterlidir: <strong><em>&#8220;Allah bütün Peygamberlerinin soyunu kendilerinden karar kılarken</em></strong><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><strong><em> Son Peygamber </em></strong>Hz. Muhammed (s.a.a)<strong><em> Mustafa&#8217;nın </em></strong></a><strong><em>soyunu </em></strong><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> <strong><em>ve  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evlatlarından karar kılmıştır.</em></strong></p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın pak eteğinde din düşmanlarına karşı göstermiş oldukları unutulmaz yiğitlik ve kahramanlıklara sahip evlatlar yetiştirmiştir.  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın kısa ama bereketli hayatının her evresi en yüce zirvelerle doludur.  Hz. Fatıma Zehra (s.a) kocası için iyi bir eş ve çocukları için iyi bir anne idi. Çocuk eğitiminde her annenin öncüsüdür.</p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a), bereketli hayatında her türlü şatafattan uzak duruyor ve hatta savaş ganimetlerinin her taraftan yağdığı ve müslümanların mâli açıdan durumlarının iyileştiği dönemde dahi yaşamını en asgari imkânlarla sürdürüyordu. </p>



<p>   Müslüman kadınların sevgi, muhabbet, fedakârlık ve maneviyat meşalelerini nasıl yakacaklarını  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Mektebinde öğrenmeleri gerekir.  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı örnekalarak iman ve iffet silahını kuşanıp  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın vermiş olduğu nurdan meşaleler ile fesadın kökünü yakmaları gerekir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-dogumu" style="color:#fe0202">Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Doğumu</h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized Hz Fatıma Zehra (s.a)" id="Hz-Fatıma-Zehra-(s.a)"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="673" src="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2.jpeg" alt="" class="wp-image-818" style="width:292px;height:192px" title="Hz Fatıma Zehra (s.a)" srcset="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2.jpeg 1024w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2-300x197.jpeg 300w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-2-768x505.jpeg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) Mekke&#8217;de vahyin indiği mübarek ve nuranî bir evde dünyaya geldi.  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın dünyaya gelmiş olduğu ev özel bir yüceliğe ve maneviyata sahip bir ev idi.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><strong>(1)<em> </em></strong></sup></span><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Doğum olayını okumak için buraya tıklayınız. (Hz. Hatice&#8217;nin sırdaşı bölümünden itibarendir.)</a> Hz. Fatıma Zehra (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Hatice (s.a)&#8217;in</a> en küçük ve son çocukları idi. Ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> onu sahip olduğu özelliklerinden dolayı diğer çocuklarından daha fazla seviyordu. <span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><strong><em>(2)</em></strong></sup></span> </p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) Cemadiyes Sani ayının 20&#8217;sinde dünyaya geldi. Bu konuda fazla ihtiaf olmasa da doğum yılında ihtilaf vardır. Şöyle ki:</p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="1-kuleyni-3-ibn-i-ceriri-teberi-4-tabersi-5-meclisi-6-ibn-i-sehrasub-7-ve-seyyid-muhsin-emin-8-gibi-bircok-ehl-i-beyt-alimine-gore" style="color:#fd0000">   <em>1- Kuleyni</em>,<em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(3)</span></sup> İbn-i Ceriri Teberi,<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(4)</sup></span> Tabersi,<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(5)</sup></span> Meclisi,<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(6)</span></sup> İbn-i Şehrâşub,<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(7)</span></sup> ve Seyyid Muhsin Emin<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(8)</sup></span> gibi Birçok Ehl-i Beyt alimine göre:  </em></h3>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) Bi&#8217;set&#8217;in 5. Yılında dünyaya gelmiştir.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="2-seyh-tusi-hadaiku-d-riyad-9-ve-misbahul-muctehid-de-oldugu-gibi-bir-grub-ehl-i-beyt-alimi-ise" style="color:#fb0000"><em>2- Şeyh Tusi &#8220;Hadaiku&#8217;d Riyad&#8221; <span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(9)</sup></span> ve &#8220;Misbahul Müctehid&#8221; de olduğu gibi bir grub Ehl-i Beyt alimi </em>ise:</h3>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Bi&#8217;set&#8217;in 2. yılında doğduğuna inanmaktadırlar. <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><strong><em>(10)</em></strong></span></sup> </p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="3-taberi-ebul-ferec-ifsehani-ve-ahmed-b-hanbel-gibi-bir-grup-ehl-i-sunnet-alimi-ise" style="color:#ff0000"><em>3- Taberi, Ebul Fereç İfsehani ve Ahmed b. Hanbel gibi bir grup Ehl-i Sünnet alimi ise</em>:</h3>



<p> Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nin Bi&#8217;set&#8217;ten 5 yıl önce doğduğunu söylemişlerdir.<em><strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(11)</sup></span></strong></em> </p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="4-baska-bir-grup-ehl-i-sunnet-alimi-ise" style="color:#fb0202"><em>4-Başka bir grup Ehl-i Sünnet alimi ise:</em> </h3>



<p>     Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Peygamber (s.a.a)&#8217;in 40 yaşında iken yani Bi&#8217;set&#8217;in 1. yılında doğduğunu söylemişlerdir.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(12)</span></sup></em></strong> </p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ad-kunye-ve-lakaplar" style="color:#ef0000">Ad, Künye ve Lakaplar</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="adi" style="color:#ff0000">Adı:</h3>



<p>      Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın birçok adı vardır, onların bir kısmını Ulu ve Yüce Allah, bir kısmını ise Allah&#8217;ın seçmiş oldukları vermiştir.</p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik-hadisler/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Caferi Sadık (a.s)</a> şöyle buyuruyor:</p>



<p>&#8221; Fatıma (s.a)&#8217;nın Allah katında 9 adı vardır:</p>



<p>    <strong>1-Fatıma,</strong></p>



<p>   <strong>2-Sıddıka, </strong></p>



<p>   <strong>3-Mübâreke,</strong></p>



<p>   <strong>4-Tâhire,</strong></p>



<p>   <strong>5-Zekiyye, </strong></p>



<p>   <strong>6-Râziye,</strong></p>



<p><strong>   7-Merziyye,</strong></p>



<p>   <strong>8-Muhaddise,</strong></p>



<p>   <strong>9-Zehra.</strong></p>



<p>   Bütün kötülüklerden uzak tutulduğu için ona Fatıma adı verilmiştir ve eğer <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin-e-a-s-aglamakla-ilgili-40-hadis-i-serif/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)</a> olmasaydı, onun şanında (ona denk) birisi olmayacaktı.&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><em><strong>(13)</strong></em></sup></span></p>



<p>  Meclisi, bu hadisin tefsirinde şöyle diyor:</p>



<p>  &#8221; <strong>&#8220;Sıddıka&#8221; </strong>Masumluk,</p>



<p>   <strong>&#8220;Mübâreke&#8221; </strong>ilimde, fazilette, kemâlatta, mucizelerde ve kerim evlat sahibi olmakta bereket sahibi olmak,</p>



<p>   <strong>&#8220;Tâhire&#8221; </strong>noksan sıfatlardan uzak olmak,</p>



<p>   <strong>&#8220;Zekiyye&#8221; </strong>kemal ve hayırda zirve yapmak,</p>



<p>   <strong>&#8220;Râziye&#8221; </strong>Hakkın kazasına razı olmak,</p>



<p><strong>   &#8220;Merziyye&#8221; </strong>Allahın ve Allah dostlarının beğendiği,</p>



<p>   <strong>&#8220;Muhaddese&#8221; </strong>Meleklerin kendisi ile konuştuğu kimse,</p>



<p>   <strong>&#8220;Zehra&#8221; </strong>Zahiri ve manevi yönden nur ile nurlanmak demektir.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(14)</sup></span></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="kunyeleri" style="color:#fb0000">Künyeleri:</h3>



<p>    Hadisçiler ve Tarihçiler Hz. Fatıma Zehra (s.a) için şu künyeleri zikredilmişlerdir:</p>



<p>&#8220;<strong>Ümmül Eimmeh </strong>İmamların Annesi,</p>



<p><strong>Ümmü Ebiha </strong>Babasının Annesi,</p>



<p><strong>Ümmül Hesen </strong>Hesen&#8217;in Annesi, <strong>Ümmül Huseyn </strong>Huseyn&#8217;in Annesi, <strong><strong>Ümmül Muhsin </strong>Muhsin&#8217;in Annesi</strong>&#8220;<em><strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(15)</sup></span></strong></em></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="lakaplari" style="color:#f90000">Lakapları:</h2>



<p> Eski büyüklerin (alimlerin) eserlerinde  Hz Fatıma Zehra (s.a) için şu lakaplar yazılmıştır:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Hessan</strong></li>



<li><strong>Hura </strong></li>



<li><strong>Azra</strong></li>



<li><strong>Mansura </strong></li>



<li><strong>Nuriye</strong></li>



<li><strong>Betül</strong></li>



<li><strong>Âlime </strong></li>



<li><strong>Hâkime </strong></li>



<li><strong>Nakiye</strong></li>



<li><strong>Halime</strong></li>



<li><strong>Takiyye </strong></li>



<li><strong>Seyyide</strong></li>



<li><strong>Muzdehituş-Şehide</strong></li>



<li><strong>Munisetu&#8217;l-Haticetü&#8217;l-Kübra<em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(16)</span></sup></em></strong></li>
</ul>



<p>  Bu lakap ve künyelerden herbiri  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın yücelik ve büyüklüğünü göstermektedir.&#8221;</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="cocukluk-ve-genclik-donemi" style="color:#f40000">Çocukluk ve Gençlik dönemi</h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized Hz Fatıma Zehra (s.a)" id="Hz-Fatıma-Zehra-(s.a)"><img decoding="async" width="746" height="560" src="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1.jpeg" alt="" class="wp-image-819" style="width:316px;height:237px" title="Hz Fatıma Zehra (s.a)" srcset="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1.jpeg 746w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1-300x225.jpeg 300w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-1-136x102.jpeg 136w" sizes="(max-width: 746px) 100vw, 746px" /></figure>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)&#8217;e</a> düşman tehditlerinin ve baskılarının altında ve O Hazretin yarenlerinin baskı ve işkence altında olduğu bir dönemde başladı. <strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(17)</sup></span></em></strong></p>



<p>    Hz Fatıma Zehra (s.a) çocukluk döneminin üç yılında  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yüce Babasının</a> aile ve yarenlerinin <a href="https://imammehdiyarenleri.org/sib-kasidesi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Şib&#8217;i<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(18)</sup></span></em></strong> Ebi Talib</a>&#8216;teki kuşatmada olmalarına şahid olmuşlardı.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(19)</sup></span></em></strong> Açlığın bütün takatini aldığı bir gün  Hz. Fatıma Zehra (s.a), rengi solmuş bir halde <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Babası</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">n</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">ın</a> yanına geldi ve şöyle dedi:</p>



<p>    <strong><em>&#8220;Baba açım. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Resulullah (s.a.a)</a></em></strong> <strong><em>mübarek elini sevgili kızının göğsüne koydu ve yüzünü gökyüzüne kaldırarak şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ey açları doyuran ve alçakları zelil eden Allah! Kızım Fatıma&#8217;yı aç koyma.&#8221;</em></strong></p>



<p>  İmran b. Hasin şöyle diyor: &#8220;Fatıma&#8217;nın yüzündeki sararma gitti ve yüzü gül gibi açtı.&#8221;<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(20)</sup></span></em></strong></p>



<p>   Sonunda Kureyş&#8217;in alçak komplosu ve Şib&#8217;i Ebi Talibteki kuşatma dönemi sona erdi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> ve yarenleri evlerine döndüler. Hz. Fatıma 5 yaşına basmıştı ve özgürlüğün candan kokusunu koklamak istiyor ama  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın güzel günleri fazla sürmedi ve annesi dünyadan ayrıldı.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(21)</sup></span></em></strong></p>



<p>   Hz. Fatıma Zehra (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Hatice (s.a)</a>&#8216;in vefatından sonra hergün müşriklerin <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yüce Babasının</a> başına getirdiği yeni acı ve elim bir olaya şahit oluyordu.</p>



<p>   Hz. Fatıma Zehra (s.a), bir gün müşriklerin Mescid&#8217;ul Haramda oturup <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber&#8217;i (s.a.a)</a> öldürme planı yaptıklarını görünce ağlayarak eve döndü ve babasına düşmanların komplosunu haber verdi.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup><strong><em>(22)</em></strong></sup></span></p>



<p>  İbn-i Mesud şöyle diyor: &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> bir gün Mescidu&#8217;l Haram&#8217;da namaz ikâme ediyordu. Ebu Cehil ve yarenleride ona bakıyorlardı. Aralarından biri kalkıp yeni kesilmiş olan devenin işkembesini aldı ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> secdeye gittiği zaman sırtına koydu. Diğerleri de<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Peygamber (s.a.a)</a> ile alay etmeye başladılar. Ben bu durumu gözlerimle görüyordum ama ileri gidip deve işkembesini onun sırtından almaya cesaretim yoktu.  Hz. Fatıma Zehra (s.a) bu durumdan haberdar olunca çok üzgün bir halde Mescidu&#8217;l Harama geldi. İşkembeyi <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulull</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">a</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">h&#8217;ın (s.a.a)</a> sırtından aldı ve ihaneti yapanları kınadı.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(23)</span></sup></em></strong>&#8220;</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-in-istenilmesi-ve-tarihi" style="color:#f70000">Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;in İstenilmesi ve Tarihi</h2>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-in-evlilik-tarihi" style="color:#fb0000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;in Evlilik Tarihi:</h3>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın mübarek evliliklerinin tarihi hususunda tarihçilerarasında ihtilaf mevcuttur. Bazıları bu kutsal bağın Hicret&#8217;in 1. yılında olduğunu söylerken<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(24)</span></sup></em></strong> bazıları ise Hicretin 2. yılının Zilhicce ayında olduğunu söylemişlerdir.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(25)</span></sup></em></strong></p>



<p>  Seyyid Muhsin Emin bu hususta şöyle demiştir: &#8220;Bazı kimseler  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evliliğinin Hicret&#8217;in 2. yılında, bazıları ise 3. yılında olduğunu söylemişlerdir. Ama  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Bi&#8217;set&#8217;in 5. yılında doğduğunu kabul edecek olursak Mekke&#8217;de Babası ile beraber yaşamış olmaktadır. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> hicretinden sonra  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;da Medine&#8217;ye hareket etti ve Medine&#8217;de bir yıl kaldıktan sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile evlilik akitleri okundu.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(26)</span></sup></em></strong></p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) evlilik yaşına geldiği zaman sahip olduğu fazilet, kemal ve babasının yanındaki konumundan dolayı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> ashabından bazıları o hanımefendiyi<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a)</a> istediler ama <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> onların damadı olmasını kabul etmedi.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-in-istenilmesi" style="color:#f60000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;in İstenilmesi:</h2>



<p>  Abdurrahman b. Avf,  Hz. Fatıma Zehra (s.a) istemek için <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz.  Resulullah&#8217;ın (s.a.a)</a> huzuruna geldi ve şöyle dedi: <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Eğer Fatıma&#8217;yı benimle evlendirecek olursan yolunda çok mal harcarım ve kendisine büyük bir mihir veririm&#8221;.</em></strong></p>



<p>Bu söz <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)&#8217;i</a> çok kızdırmıştı ve şöyle dedi:</p>



<p>     <strong><em>&#8220;Para ile beni bu evliliğe zorlamak mı istiyorsun?<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(27)</span></sup>&#8220;</em></strong></p>



<p>Enes b. Malik şöyle diyor: &#8221; <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;dan</a> önce Ömer ve EbuBekir de  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a)&#8217;den</a> istediler ama Hz. Peygamber (s.a.a)<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> onlara olumsuz cevap vererek şöyle dedi:</p>



<p>   &#8220;<strong><em>Allah&#8217;ın emrini bekliyorum.</em></strong><em><strong><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(28)</span></sup></strong></em><strong><em>&#8220;</em></strong></p>



<p>Ebubekir, Ömer ve Sa&#8217;d b. Muaz, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın </a>yanına gidip ,  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber&#8217;den (s.a.a) </a>istemesini önerdiler. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben de bu kavuşmayı arzuluyorum.<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(29)</span></sup>&#8220;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s) </a>şöyle diyor:</p>



<p>&#8220;<strong><em> Hz Fatıma Zehra (s.a) ile evlenmek istiyordum ama bu konuyu <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber&#8217;e (s.a.a)&#8217;e</a> açmaktan utanıyordum. Gece gündüz bunu düşünüyordum, nihayet birgün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın (s.a.a) </a>huzuruna vardım, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a) </a>bana şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>   &#8220;<strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Ali</a>&#8220;</em></strong></p>



<p>   <strong><em>Şöyle dedim</em></strong>:</p>



<p>  &#8220;<strong><em>Emrindeyim <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!&#8221;</a></em></strong></p>



<p>  <strong><em>Şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Evlenmek istiyormusun?&#8221;</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Şöyle dedim:</em></strong></p>



<p>  <strong>&#8220;<em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah</a> daha doğrusunu bilir.</em>&#8220;</strong></p>



<p><strong><em>Kureyş kızlarından birini bana önereceğini düşünmüş ve Fatime&#8217;yi kaybetmekten korkmuştum. Resulullah&#8217;ın yanından ayrıldım. Peşim sıra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın</a></em></strong>,<strong><em> Elçisi geldi ve<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Resulullah&#8217;ın (s.a.a)</a> beni çağırdığını söyledi. Hızla gidip huzuruna vardım. Ümmü Seleme&#8217;nin odasında idi, beni gördüğü zaman sevincinden öyle güldü ki dişlerinin beyazlığı ışık gibi parlıyordu.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ali, müjdeler olsun, senin evliliğin için düşündüğüm şeyi Allah kabul etti ve Cebrail şimdi geldi ve Ulu ve Yüce Allah&#8217;ın Fatime&#8217;yi senin akdine geçirdiğini haber verdi.&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(30)</sup></span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-mihri" style="color:#ff0000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Mihri</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">     Resulullah (s.a.a)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/">İmam </a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ali (a.s)</a>&#8216;a şöyle dedi:</p>



<p>     <strong><em>&#8220;Fatime&#8217;nin mihri için verebilecek bir şeyin varmıdır?&#8221;</em></strong></p>



<p>     <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>     <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulallah</a>! Anam babam sana feda olsun; kılıç, zırh ve bir devemden başka birşeyim yoktur.&#8221;</em></strong></p>



<p>     <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Resulallah (s.a.a)</a> şöyle buyurdu: </p>



<p>     <strong><em>&#8220;Kılıç ve deve cihat ve iş için sana lazımdır, zırhını mihir yapalım.&#8221;</em></strong></p>



<p>     <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in emri ile zırhını 500 dirhem karşılığında sattı ve mihriye olarak Hz. Peygamber&#8217;e takdim etti.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(31)  </sup></span></em></strong>      </p>



<p>     Bu ölçü &#8220;sünnet mihir&#8221; olarak meşhur oldu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in diğer eşlerinin mihriyeleride bundan fazla değildi. Bu işde ölçü  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın mihri idi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(32)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-ceyizi" style="color:#ff0000">Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Çeyizi</h2>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın müşterek hayatları sade ve gösterişsiz bir merasim ve basit ev malzemeleri ile toprak evde başladı. İslam&#8217;ın örnek kadını  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın çeyizi şunlardı:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>&#8220;Bir elbise, bir adet baş örtüsü, </li>



<li>bir adet siyah havlu,   </li>



<li>Tahta ve hurma lifinden yapılmış bir adet somya,</li>



<li>Mısır keteninden iki döşek (birisi yün ve diğeri hurma lifi ile doldurulmuştu,)</li>



<li>Dört adet yastık (ikisi yün ikisi hurma lifi ile doldurulmuştu,)</li>



<li>Bir adet Perde,</li>



<li>1 adet Hayber yorganı,</li>



<li>Bir adet el değirmeni,</li>



<li>Deri&#8217;den bir su taşıma kabı,</li>



<li>Tahtadan bir adet süt kabı, </li>



<li>Elbise yıkamak için ahşab bir leğen,</li>



<li>Su saklamak için bie adet testi,</li>



<li>İbrik,</li>



<li>Bir adet hasır,</li>



<li>Askılık,</li>



<li>Koyun derisinden bir adet yer sofrası.&#8221;</li>
</ul>



<p>     Hz Fatıma Zehra (s.a) çeyizini <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in emri ile ashabtan bazıları satın almışlardı ve toplam tutarı 63 dirhemdi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> kalan paranın bir kısmını güzel kokular alması için Bilal&#8217;e, bir kısmını zaruri ihtiyaçları karşılaması için Ümmül Eymen&#8217;e, geri kalanı kısmını ise saklaması için Ümmü Seleme&#8217;ye verdi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(33)</span></sup></em></strong> Çeyiz, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>&#8216;in huzuruna getirildiği zama onlara nakarak şöyle dedi:</p>



<p>    <strong><em>&#8220;Allahım! Kaplarının çoğu çamurdan olan bu çeyizi Ehl-i Beyt&#8217;e mübarek eyle.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(34)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="dugun" style="color:#ff0000">DÜĞÜN</h2>



<figure class="wp-block-image size-full is-resized Hz Fatıma Zehra (s.a)" id="Hz-Fatıma-Zehra-(s.a)"><img decoding="async" width="960" height="540" src="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra.jpeg" alt="" class="wp-image-820" style="width:326px;height:183px" title="Hz Fatıma Zehra (s.a)" srcset="https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra.jpeg 960w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-300x169.jpeg 300w, https://imammehdiyarenleri.org/wp-content/uploads/2022/02/Hz.-Zehra-768x432.jpeg 768w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p>Eşyaların alınmasının üzerinden bir aya yakın bir zaman geçmişti ama <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> vaktinin çoğunu <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;in</a> yanında geçirmesine rağmen utandığı için düğün hakkında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> ile bir şey konuşmuyordu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> kardeşi Akil bir gün şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Hanımını evine getir ki düğünün ile gözlerimiz aydınlansın.&#8221;</em></strong></p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> bu durumdan haberdar olunca <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ı</a> yanına çağırıp düğün için hazır olup olmadığını sordu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> de hazır olduğunu söyledi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(35)</span></sup></em></strong> Hicretin 2. yılının Zilhicce ayının 1&#8217;i veya 6&#8217;sında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;in</a> emri ile <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın düğün merasimleri yapıldı.</p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> velime (düğün yemeği) verilmesini emretti ve Ensar&#8217;ın büyüklerinden olan Sa&#8217;d velime için bir koyun hediye etti. Ensar&#8217;dan bazıları bir miktar mısır unu getirdi ve çarşıdan da bir miktar sulandırılmış çökelek, yağ ve hurma alındı. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;in</a> nezaretinde yemek yapıldı ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> elinin bereketi ile birçok insan bu yemekten yedi ve Fakirlere de yemek gönderildi.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(36)</span></sup></em></strong> </p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in </a>hanımlarına ve Abdulmuttalib kadınlarına  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın düğününde tekbir getirmelerini, Allah&#8217;a hamd etmelerini ve dillerine O&#8217;nun rızasına ters bir şey almamalarını emretti.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(37)</span></sup></em></strong> </p>



<p>  Resulullah (s.a.a)&#8217;in hanımları ve Abdulmuttalib&#8217;in kızları  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı hazırlayıp bineğe bindirdiler. Bineğin yularını Selman-i Farisi tutmuştu. Mikdad ve bir grup Haşimoğlu bineğin etrafında, özel bir merasimle  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> evine doğru hareket ettirdiler.</p>



<p>   Cebrail ve Mikail 70.000 melekle birlikte bu kutlu düğüne katılmıştı. Önce Cebrail Tekbir getirdi, sonra Mikail ve diğer melekler Tekbir getirdiler. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;de</a> Tekbir getirdi ve düğünlerde Tekbir getirmek bu zamandan beri resmiyyet kazanmış oldu.<strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(38)</sup></span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="dugun-gecesinde-allah-i-anmak" style="color:#ff0303">DÜĞÜN GECESİNDE ALLAH&#8217;I ANMAK</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> evlilik gecelerinde  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;yı üzgün bir halde gördüğü zaman neden üzgün olduğunu sordu.</p>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle cevap verdi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Kendimi ve yaptıklarımı düşünüyordum ki ömrümün sonu ve kabrim aklıma geldi. Bugün babamın evinden sizin evinize geldim ve yarın ise bu evden kabre ve kıyamete doğru hareket edeceğim. Sana Allah&#8217;a and veriyorum, gel birlikte namaz ikâme edelim ve Allah&#8217;a ibadet edelim.<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(39)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="evin-durumu" style="color:#ff0101">EVİN DURUMU</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a) hayatlarına başlarken kendilerine ait bir evleri yoktu. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> hicrettten sonra Ensar&#8217;dan birinin evinde yaşadığı için düğünden sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> evine uzak olan bu evde yaşamaya başladılar. Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a) </a>  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine gelmişti ve şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Sana kendime yakın bir ev bulmamı istermisin?&#8221;</em></strong></p>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Size komşu olan Haris b. Numan&#8217;ın evi uygun olur.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulu</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">l</a><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">lah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben utanıyorum, Haris&#8217;e söyleyemem çünkü onun birkaç tane evini Muhacirler için istemiştim.&#8221;</em></strong></p>



<p>Haris durumdan haberdar olduğu zaman Resulullah (s.a.a)&#8217;in huzuruna vardı ve şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Bu ev sizin kendinize aittir ve benim malımdan istediğiniz kadar almanız almamanızdan daha değerlidir.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Doğru diyorsun.&#8221;</em></strong></p>



<p>Bu konuşmadan sonra Haris, Beni Neccar Mahallesinde ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;e</a> komşu olan bu evini rızasıyla <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> emrine tahsis etti ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> de kendi odasının yanında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali-a-s-dan-ehlibeyt-hakkinda-hadisler/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a) için bir oda yapılıncaya kadar oraya yerleşmelerini sağladı.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(40)</span></sup></em></strong></p>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)</a> ile olan yaşamı çok sade idi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> bu husuta şöyle diyor: </p>



<p> <strong><em>&#8220;Fatıma ile evlendiğim zaman bir koyun derisinden başka da bir şeyim yoktu, geceleri onun üstünde uyuyordum, gündüzleri ise onunla devemi yemliyordum.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(41)</span></sup> </em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-muhammed-bakir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Muhammed Bakır (a.s)</a> ise şöyle diyor:</p>



<p>   <strong><em>&#8221; Ali ile Fatıma evlendikleri zaman  onların altında bir koyun derisi vardı, yatacakları zaman yünlü tarafını çevirip üzerinde yatıyorlardı ve yastıkları ise hurma lifi ile doldurulmuştu.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(42)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="is-bolumu" style="color:#fd0000">İŞ BÖLÜMÜ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ile  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evlenmesinden sonra evlerine gittiği zaman onlara şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Aliciğim</a> ve Fatımacığım! Ev işlerini aranızda taksim edeceğim; Evin içindeki işleri Zehra, dışındaki işleri ise Ali yapsın.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(43)</span></sup></em></strong> </p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-ev-hanimligi" style="color:#ff0000">  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Ev Hanımlığı</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine geldiği zaman onları el değirmeni ile buğdayı öğüterek un yaparken gördü.</p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">  Resulullah (s.a.a) </a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Sizden hanginiz yardım etmemi istiyor?&#8221;</em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a></em></strong> Fatıma yardım istiyor, o yorgundur.&#8221;</p>



<p> <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">  Resulullah (s.a.a) </a> şöyle dedi: </p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatımacığım sen kalk!&#8221;</em></strong></p>



<p>Hz. Fatıma&#8217;nın yerinde oturdu, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> buğdayı un yapmakta yardım etti. <strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(44)</span></sup></em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Caferi Sadık (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evdeki iş bölümü hakkında şöyle dedi:</p>



<p><strong><em> &#8220;Odun, yakacak, su getirmek evi süpürmek <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın </a>sorumluluğundaydı; değirmende un yapmak, hamur yapmak ve ekmek pişirmek  Hz Zehra (s.a)&#8217;nın sorumluluğundaydı.&#8221;</em></strong> <strong><em><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(45)</sup></span></em></strong></p>



<p>Zehra şöyle diyor:<strong><em>&#8220;Resulullah (s.a.a)&#8217;in kızı Fatıma o kadar el değirmeni ile un öğütmüştü ki elleri nasır bağlamıştı. Bu yüzden değirmenin tutacağına deri parçası bağlamıştı, öyle un öğütüyordu.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(46)</span></sup></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading" id="imam-caferi-sadik-a-s-soyle-diyor"><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-caferi-sadik/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Caferi Sadık (a.s)</a> şöyle diyor:</h3>



<p><strong><em> &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulllah (s.a.a</a>) bir keresinde  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine geldiği zaman onun deve yününden bie elibise giydiğini, elleriyle un öğütürken çocuklarını da emzirdiğini gördü. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> gözlerinden yaş boşaldı ve şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Kızım! Dünyanın zorluklarına ahiretin lezzetlerine ulaşabilmek için katlan.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>  Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Allah&#8217;a nimetleri için hamdediyorum, verdiği üstünlükler karşısında da şükrediyorum.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(47)</span></sup></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading" id="selman-i-farsi-soyle-diyor">Selman-i Farsi şöyle diyor:</h3>



<p><strong><em> &#8220;Bir keresinde Fatıma&#8217;nın evine gitmiştim, önündeki el değirmeni ile arpa öğüttüğünü gördüm. El değirmeninin ucu kan olmuştu ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)&#8217;da </a> odanın bir köşesindeydi ama rahat değildi.  Hz. Fatıma (s.a)&#8217;ya şöyle dedim:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ey Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Kızı (s.a)! Elleriniz değirmen çevirmekten dolayı yara olmuştur. Fizze de buradadır ve iş yapmıyor.&#8221; </em></strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-medium-font-size" id="hz-fatima-s-a-soyle-dedi"><strong><em>Hz. Fatıma (s.a) şöyle dedi:</em></strong></h4>



<p>  <strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Babam Resulullah (s.a.a)</a> ev işlerini bir gün benim bir günde Fiize&#8217;nin yapmasını buyurdu, Fizze&#8217;nin sırası dün idi ve bu gün de benim sıramdır.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>Şöyle dedim:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben sizin azad (özgür) ettiğiniz köleyim. İzin verin ya <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hüseyin (a.s)&#8217;ı </a>sakinleştireyim yada un öğüteyim.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>Şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hüseyin&#8217;i (a.s) </a>rahatlatmaya ben daha layığım; sen, un öğüt.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>  Arpanın bir kısmını öğütmüştüm ki namaz için Ezan ve Kamet okundu ve bende namazımı kılmak için mescide gittim. Namaz bittikten sonra durumu <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> anlattım ve o hazret üzgün bir halde mescitten çıktı. Bir müddet sonra ise gülerek geri döndü.</em></strong></p>



<p><strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Peygamber (s.a.a)</a> gülüşünün nedenini sordu, şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>  &#8220;Fatıma&#8217;nın yanına gittim, uyumuştu, Hüseyin&#8217;de göğsünün üzerinde uykuya dalmıştı ve değirmende kendi kendine dönüyordu.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> gülerek şöyle dedi:</em></strong></p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Ali</a>! Allahu Azze ve Celle kıyamete kadar Ehl-i Beyt&#8217;e hizmet etmeleri için yeryüzünde birçok melek karar kıldığını bilmiyor musun?&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(48)</span></sup></em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> savaşa gittiği zaman evin bütün işleri Fatıma&#8217;nın üzerine kalıyordu ve Hz. Peygamber&#8217;in Kızı Fatime (s.a) o kadar zahmete katlanıyordu ki hayat arkadaşı <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, Beni Sa&#8217;d kavminden birisine şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma, Benim eşim, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın (s.a.a) </a>aile ferdlerinin içinden en çok sevileniydi. O kadar çok omuzlarında su kırbası taşımıştı ki bağı kollarında iz yapmıştı. Elleri ile o kadar çok iş yapmıştı ki elleri nasır bağşamıştı.Ve kazanın altında o kadar ateş yakmıştı ki ateşin hararetinden elbisesinin rengi değişmişti.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(49)</span></sup>  </em></strong></p>



<p> <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın hayatı, özelliklede yalancı şan ve makam esaretinde olanlar ve çalışmayı şanlarında görmeyenler için çok büyük bir derstir.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="koca-ya-karsi-fedakarlik" style="color:#ff0000">KOCA&#8217;YA KARŞI FEDAKÂRLIK</h2>



<p>   Yokluklar ve can alıcı zorluklar <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın  yeni başlayan yaşamlarının üzerine gölge düşürmüştü ve hayatları yoksulluğun zirvesinde geçiyordu. Geçen birçok günde <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evlerinde yemek dahi bulunmuyordu. Ama Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın fedakârlığı, bütün zorlukları nurunun altına almıştı. Hz. Fatıma Zehra (s.a) en zor şartlarda dahi kocası zorluğa düşmesin diye ondan birşey istemiyordu.</p>



<p>  Bir sabah <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Fatımacığım! Açlığımı gidermem için yiyecek bir şey varmıdır?&#8221;</em></strong></p>



<p>Hz. Fatıma (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Babamı peygamberliğe, Seni İmamlığa seçen Allah&#8217;a yemin olsun ki yoktur. İki gündür evimizde yeteri kadar yemeğimiz yoktur. Olanı da sana ve çocuklarımız Hasan (a.s) ve Hüseyin&#8217;e (a.s) verdim, kendim o yemekten biraz olsun yemiş değilim.&#8221;</em></strong></p>



<p> <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> üzgün bir halde şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Fatıma! Neden yiyecek bulmam için bana haber vermedin?&#8221;</em></strong></p>



<p>Şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ya Ebel Hesen! Rabb&#8217;imden gücünün yetmeyeceği bir şeyi senden isterim diye utanıyorum.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(50)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="kocasi-nin-gorusune-saygi-gostermek" style="color:#ff0000">KOCASI&#8217;NIN GÖRÜŞÜNE SAYGI GÖSTERMEK</h2>



<p>  Acı sakifiyye olayından, Ehl-i Beyt&#8217;in yalnızlığı ve Hz. Fatıma&#8217;ya (s.a) yapılanlardan sonra Sakifiyye liderleri toplumsal dikkatleri kendine çekebilmek için çareler aramaya ve   Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın gönlünü alamaya koyuldular. Defalarca  Hz. Fatıma Zehra (s.a) ile görüşmek için izin istediler ama  Hz. Fatıma Zehra (s.a) onların ard niyetli mücadelelerinin sürmemesi için onlara görüşme izni vermedi.      </p>



<p><strong><em> </em></strong>  Ebubekir ve Ömer, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> yönelip Resulullah&#8217;ın kızından görüşme izni alması için onu aracı yaptılar.</p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> bu isteği kabul etti ve Hz. Zehra (s.a)&#8217;nın yanına gelerek şöyle dedi: </p>



<p><em>   <strong>  &#8220;Fatımacığım! Ebubekir ve Ömer kapının ardındadırlar ve görüşmek için izin istiyorlar.&#8221;</strong></em></p>



<p>Ama Hz. Fatıma Zehra (s.a) kabul etmedi.</p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p> <strong><em>  &#8220;Fatımacığım! Onlara ben izin verdim.&#8221;</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading" id="hz-fatima-zehra-s-a-soyle-dedi"> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</h3>



<p>  <strong><em>&#8220;En, senin evindir ve ben de senin karınım, ne istersen onu yap.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(51)</span></sup></em></strong></p>



<p>  Hz. Fatıma Zehra (s.a), hiafeti gasp edenler ile hiçbir şartta görüşme izni vermeme kararındaydı. Onlardan o kadar zulüm görmüştü ki Onları görmeye bile tahammülü yoktu fakat <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> onlara söz verdiğini öğrendiği an <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> görüşüne tabi oldu ve görüşme izni verdi. </p>



<p>   <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali (a.s),</a> Ebubekir ve Ömer&#8217;i odaya çağırdı.</p>



<h3 class="wp-block-heading" id="ibn-i-abbas-soyle-diyor">  İbn-i Abbas şöyle diyor:</h3>



<p><strong><em>  &#8220;Onlar içeri girmek istedikleri zaman <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, Hz. Zehra (s.a)&#8217;nın yüzünü örtü ile kapatmasını söyledi ve o da öyle yaptı.&#8221;</em></strong></p>



<p>Ebubekir ve Ömer içeri girdiler ve şöyle dediler:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Ey Resulullah&#8217;ın kızı! bizlerden razı ol ki Allah da senden razı olsun.&#8221;</em></strong></p>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Bu işten amacınız nedir?&#8221;</em></strong></p>



<p> <strong><em> </em></strong>Şöyle dediler:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Biz sana kötülük yaptık, affedip bağışlamanı ümid ediyoruz.&#8221;</em></strong></p>



<p>Hz. Fatıma (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Eğer doğru söylüyorsanız sorularıma cevap verin ve eğer doğru cevap verecek olursanızdoğru konuştuğunuza ve hayırlı bir niyetinizin olduğuna inanacağım.&#8221;</em></strong></p>



<p>Onlar sor dediler.</p>



<p>  Hz Fatıma Zehra (s.a) şöyle sordu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;</em></strong><em>Sizi Eşi ve Benzeri olmayan Allah&#8217;a and veriyorum, babam Resulullah&#8217;ın (s.a.a):<strong> (Fatime benim bedenimin bir parçasıdır, onu üzen beni üzmüştür, ona eziyet eden bana eziyet etmiştir) </strong>buyurduğunu işittiniz mi?&#8221;</em></p>



<p> Onlar işittik dediler.</p>



<p><em> </em>    Hz Fatıma Zehra (s.a) ellerini gökyüzüne doğru kaldırdı ve şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Ey Allah&#8217;ım! Bu iki kişi bana eziyet etmiştir.&#8221;</em></strong></p>



<p>Sonra şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Allah&#8217;a yemin olsun ki siz ikinizden asla razı olmayacağım.&#8221;</em></strong></p>



<p>  Ebubekir şiddetle ağlayarak şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Keşke anam beni doğurmamış olsaydı.&#8221; dedi</em></strong></p>



<p>Ömer eleştirmek maksadıyla şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>&#8220;Ben bu insanların seni hilafete seçmesine şaşırıyorum, sen bir kadının öfkesi karşısında ağlıyorsun.&#8221; dedi.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(52)</sup></span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-peygamber-in-tavsiyesi" style="color:#fd0000">Hz. Peygamber&#8217;in Tavsiyesi</h2>



<p>  Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>, Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine geldiği zaman onu arpa öğütürken gördü. Üstellik Hz Fatıma Zehra (s.a) hamileydi ve ev işleri kendisini zorluyordu. Babasından bir yardımcı istedi. Resulullah (s.a.a), kızı Fatime&#8217;ye (s.a) şöyle tavsiyelerde bulundu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Kendi elleri ile buğday öğüten her kadına Allah, öğütmüş olduğu her buğday tanesi karşılığında bir iyilik ve bir günahını siler</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Beni müjdeleyici olarak gönderen Allah&#8217;a yemin olsun ki kocan senden razı olmadığı bir halde ölecek olursan cenaze namazını kılmayacağım.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Kocası bir an olsun  kendisinden razı olan kadın ne de mutlu kadındır.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Kocasına Öf! diyen kadına Allah, melekler ve insanlar lanet etmektedir.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>Kocasının izni olmadan elbisesini giyinip dışarı çıkan kadına dönünceye kadar yaş ve kuru ne varsa lanet etmektedir.&#8221; <sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(53)</span></sup> </em></strong></p>



<p>   Hz Fatıma Zehra (s.a) kocasının rızalığını kazanmak için öylesine çaba harcıyordu ki hatta ömrünün son anlarında kocasına şöyle diyordu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Amca oğlu! yalancı ve aldatıcı olmadığımı biliyorsun, hayatımın sonuna kadar sana itaatsizlik etmediğimi biliyorsun, bana hakkını helal et.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Allah&#8217;a sığınırım. Sen yücelik sahibi bir hanımsın; çok bilinçli, takvalı, iffetli ve Allah&#8217;tan çok korkan birisin, seni nasıl kınayabilirim ya da senden nasıl incinebilirim.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(54)</span></sup> </em></strong>  </p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="cocuk-yasta-ibadet-egitimi" style="color:#ff0000">ÇOCUK YAŞTA İBADET EĞİTİMİ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma ev halkından hiçkimsenin <a href="https://imammehdiyarenleri.org/kadir-gecesi-nedir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kadir Gecelerinde</a> uyumalarına müsaade etmiyordu ve onlara az yemek yediriyordu. Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/kadir-gecesi-nedir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kadir Gecesine</a> hazırlanıyor ve şöyle diyordu:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Asıl mahrum olan <a href="https://imammehdiyarenleri.org/kadir-gecesi-nedir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bu gecenin</a> bereketinden mahrum kalan kimsedir.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(55)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="egitici-sozcukleri-secmek" style="color:#fd0000">EĞİTİCİ SÖZCÜKLERİ SEÇMEK</h2>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a>&#8216; söylemiş olduğu ninni anneler için en iyi örnektir. Rivayette  Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın tatlı ninnisin şöyle olduğu söylenmiştir. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> bebeklik ve çocukluluğunun tatlı döneminde iken  Hz Fatıma Zehra (s.a) onu tertemiz kucağına alıp şöyle diyordu:</p>



<pre class="wp-block-verse"><em><strong>  "Oğlum Hasan! Baban gibi ol.
    Hakk'ın boynuna geçirilen ipi çıkar.</strong>
    <strong>Nimet sahibi olan Allah'a ibadet et.</strong>
    <strong>Alçak ve kindarlarla dost olma." </strong></em></pre>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="cocuklarin-toplumsal-egitimi" style="color:#ff0000">ÇOCUKLARIN TOPLUMSAL EĞİTİMİ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Annem Fatıma&#8217;yı (s.a) cuma gecesi ibadet mihrabında sabaha kadar rükû ve secde ederken gördüm. İman ehli erkek ve kadınlara adları ile çok dua ediyor ama kendisi için dua etmiyordu.&#8221;</em></strong></p>



<p> Anneme şöyle dedim:</p>



<p> <strong><em>  &#8220;Anne, başkalarına dua ettiğin gibi kendine neden dua etmiyorsun?&#8221; </em></strong></p>



<p>Şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ey Oğlum! Önce komşu sonra ev halkı.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(56)</span></sup></em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-musa-kazim/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Musa Kâzım (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma dua ettiği zaman kendisi için değil Mümin erkek ve kadınlar için dua ediyordu. Kendisine: &#8216;Neden kendine değil de halka dua ediyorsun?&#8217; denildiği zaman şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Önce komşu, sonra ev.&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(57)</sup> </span></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="ortunme" style="color:#ff0000">ÖRTÜNME<strong><em> </em></strong></h2>



<p>  Toplumun korunmasının ve ilerleyecek bir halde ilerlermisini sağlayacak en etkili faktörlerinden birisi zengin İslami öğretiler doğrultusunda iffetin yaşatılmasıdır; iffetsizlik ve başıboşluk toplum ve aile düzenini dağıtmaktadır. Allah&#8217;ın, kadınlara örtülü olmalarını emretmelerinin sebebi de budur:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Mümün kadınlara söyle: &#8220;Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna ziynetlerini teşhir etmesinle. Başörtülerini göğüslerinin üzerine kadar örtsünler&#8230;&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(59)</span></sup></em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emirel Müminin İmam Ali b. Ebu Talib (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Bir gün Fatıma,<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> huzurunda oturmuştu, bir şahıs içeri girmek için izin istedi. Hz. Fatıma (s.a) bulunduğu odadan çıkıp evin arka tarafına geçti. Misafir gittikten sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a>, Fatıma&#8217;ya o şahıstan neden saklandığını, onun kendisini görmediğini sorduğu zaman Fatıma şu cevabı verdi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;O beni görmüyordu ama ben onu görüyordum. Ayrıca her ne kadar o beni göremiyor olsa da koku yoluyla benim kokumu alabilirdi.&#8221;</em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8221;  Şehadet ediyorum ki sen benim bedenimin bir parçasısın.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(60)</span></sup></em></strong></p>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. muhammed Mustafa&#8217;nın (s.a.a)</a> Kızı, örtü konusunda o kadar hassas davranıyordu ki ölümünden sonra dahi hiçkimsenin bedeninin hacmini görmesini istemiyordu.</p>



<p>  Umeys kızı Esma şöyle diyor:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Hz. Fatıma (s.a) ömrünün son günlerinde bana şöyle buyurdu:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben kadının cenazesin taşındığı zaman bedeninin hacmini erkeklerin görmesini sevmiyorum.&#8221;</em></strong></p>



<p>Esma şöyle diyor: &#8220;O Hazrete şöyle dedim: <strong>&#8221; Ben Habeşistan&#8217;da, ölülerin beden hacmi belli olmasın diye tabut yaptıklarını gördüm. İzin verirseniz sizin için bir tane örnek hazırlayabilirim.&#8221;</strong></p>



<p>  Esma bir tabut yaptı ve Hz. Zehra (s.a) tabutu görünce sevindi ve güldü.</p>



<p>  Esma Şöyle diyor: <strong><em>&#8220;Bu, Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> dünyadan göçünden sonra ilk gülüşüydü.&#8221;&#8221;</em></strong></p>



<p>   Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>    &#8220;Allah seni cehennem ateşinden uzak tutsun, bana da böyle bir tabut yap ve bedenimi örtüp kapat.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(61)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="kadinin-en-ustun-ozelligi" style="color:#ff0000">KADININ EN ÜSTÜN ÖZELLİĞİ</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah&#8217;ın (s.a.a)</a> huzurundaydım, şöyle buyurdu: &#8220;Kadın için en iyi şey nedir?&#8221;</em></strong></p>



<p>  Kimse cevap verenedi ve dağıldk. Ben Fatıma&#8217;nın yanına geldim ve şöyle dedim:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> bize böyle bir soru sordu ama hiçkimse cevap verenedi.&#8221;</em></strong></p>



<p>       şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Kadın için en iyi şey erkeklerin onları ve onların da erkekleri görmemeleridir.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in</a> yanına döndüm ve şöyle dedim:</p>



<p><strong><em>  &#8221; <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> Bizler kadın için en iyi şeyin ne olduğunu sormuştunuz. Kadın için en iyi şey erkeklerin onları ve onlarında erkekleri görmemesidir.&#8221;</em></strong> <strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(Elbette burada anlatılmak istenen şey:Bayanın kendisinin görmesinin uygun olmadığı erkekler ve erkeğin kendisini görmesinin uygun olmadığı bayanlardır.)</span></strong></p>



<p>Şöyle buyurdu:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Bunu sana kim söyledi?&#8221;</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Fatıma söyledi dedim.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Fatıma benim bedenimin bir parçasıdır.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(62)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="dini-hukumlerin-ogretilmesi" style="color:#ff0101">DİNİ HÜKÜMLERİN ÖĞRETİLMESİ</h2>



<p>  <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in </a>kızı, Müslüman kadınların ilk kadın öğretmenidir. Medine kadınları dini hükümleri, İslami ahlak ve akaidi Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;dan öğreniyorlardı.</p>



<p>    Bir gün Medine kadınlarından birisi  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın yanına varıp şöyle dedi: </p>



<p>  <strong><em>&#8220;Namaz hakkında bazı soruları sormam için yaşlı annem beni size gönderdi.&#8221;</em></strong></p>



<p>  10 tane sorusuna cevap verdi. Medineli kadın şöyle dedi:</p>



<p><em>  <strong>&#8220;Bundan fazla size zahmet vermek istemiyorum.&#8221;</strong></em></p>



<p> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Sorularını sormak için yine gel, sen ne kadar çok soru sorsanda ben rahatsız olmam. Eğer birisine Eğer birisini ağır bir yükü 100.000 dinar karşılığında çatıya çıkarması için tutmuş olsalar, bu iş ona ağır gelirmi?&#8221;</em></strong></p>



<p>  Medineli kadın şöyle dedi:</p>



<p><em>   <strong>&#8220;Hayır, ağır gelmez&#8221;</strong></em></p>



<p>Şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ben her cevap verdiğimde arşın ve yerin arasındaki büyüklükten daha fazla mücevher ödül alıyorum.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(63)</span></sup></em></strong></p>



<p></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-ibadeti" style="color:#ff0000"> Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın İbadeti</h2>



<p>    <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed-hadisler/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)&#8217;in </a>kızının ibadeti kuru ve ruhsuz ibadet değildi. Babasının ibadet mihrabındaki manevi ve eşsiz ibadetine defalarca şahit olmuştu ve hangi ibadetin insana saadet verip ruhunu kemale ulaştırdığını babasından öğrenmişti. O, İlahî vahyin mektebinde yetişmişti ve İlahî huşu ve huzu dolu ibadetin doğruluk getirdiğini biliyordu.</p>



<p>    Hz. Fatıma Zehra (s.a) öylesine zikir, dua, ibadet ve geceleri ibadetle geçiren birisi idi ki bu konuda Hasan Basri şöyle diyor:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Ümmetin içinde Hz. Fatıma&#8217;dan daha üstünü yoktur, namaz ikame etmek için o kadar ayakta durmuştu ki ayakları şişmişti.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(64)</span></sup></em></strong></p>



<p>İbn-i Abbas şöyle diyor:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:&#8221; &#8220;Kızım Fatıma, Huriye-i İnsiyyedir. İbadet etmek için ibadet mihrabında durduğu zaman göklerdeki yıldızlar yeryüzüne parladığı gibi o da göklerdeki meleklere parlamaktadır va Allah Meleklere şöyle diyor:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ey Meleklerim! Kulum Fatıma&#8217;ya bakın, kadın kullarımın efendisine bakın. Karşımda ayakta durmaktadır, Kalbi korkumdan titreyerek bana ibadet etmektedir. Şahid olun ki onun taraftarlarına ateşi haram kıldım.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(65)</span></sup> </em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hel-eta-insan-suresinin-nuzul-sebebi" style="color:#ff0000">HEL-ETA İNSAN SURESİNİN NUZUL SEBEBİ</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> hastalanmışlardı. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> onları görmek için  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın evine gitmişti, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;ya şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Bu azizlerin iyileşmesi için bir şey nezir etseniz iyi olur.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> ve Hz. Fatıma Zehra (s.a) çocukları iyileştikleri zaman 3 gün oruç tutmayı adadılar. Allah adaklarını kabul etti ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> sağlıklarına kavuştular. 3 günlük oruca başladılar, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> ve hizmetçileri Fizze de onlarla birlikte oruca başlamıştı.</p>



<p>   Birinci gün bir fakir kapıyı çaldı ve yardım istedi. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> kendi ekmeğine fakire verdi, Hz. Fatıma (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a>, <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> ve Fizze de ekmeklerini fakire verdiler. Ve Hepsi sadece su içerek iftarlarını açtılar.</p>



<p>   İkinci gün olunca bir yetim kapıyı çalıp yardım talebinde bulundu ve yine hepsi ekmeklerine ona verip sadece su ile iftar ettiler. </p>



<p>   Üçüncü gün yine bir esir kapılarını çalıp yardım isteyince yine tamamı ekmeklerini o esire verip sadece su ile iftarlarını açtılar.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(66)</span></sup></em></strong> </p>



<p>  Onların infaklarınaki bu samimiyyetleri Allah&#8217;ın şu ayetlerinin nazil olmasına sebep oldu:<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(67)</span></sup></em></strong> </p>



<pre class="wp-block-verse">   <strong><em>"O kullar şiddeti her yere yayılmış bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.</em></strong>
    <strong><em>Onlar kendi canlarının çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirdiler.</em></strong>
    <strong><em>Biz sizi Allah için doyuruyoruz; Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür ediyoruz." </em></strong></pre>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-ve-savas" style="color:#ff0000">   Hz. Fatıma Zehra (s.a) Ve Savaş</h2>



<p>Şeyh Mufid şöyle diyor:</p>



<p><strong><em>   &#8220;Uhud Savaşı olumsuzluklar ile son bulmuştu,  Hz. Fatıma Zehra (s.a)  babasını karşılamaya gitti. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;ın</a> kolları omuzlarına kadar müşriklerin kanına boyanmıştı. Onların yanına geldi, Zülfikar&#8217;ı  Hz. Fatıma Zehra (s.a)&#8217;ya verdi ve şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>  <strong><em>&#8220;Al bu kılıcı ve ölülerin ondaki kanını temizle, bu kılıç bu gün bana yardım etti ve düşmanların belini kırdı.&#8221;</em></strong></p>



<p>   Bu<span style="text-decoration: underline">nun üzerine <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a</a>) şöyle dedi:</span> </p>



<p>  <strong><em>&#8220;Evet Fatıma, kılıcı al; kocan görevini çok iyi bir şekilde yaptı ve ve Allah Kureyşin büyüklerini onun kılıcı ile yok etti.&#8221;</em></strong><em><sup><strong><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(68)</span></strong></sup></em></p>



<p>  Sahl b. Sa&#8217;d şöyle diyor:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Uhud Savaşında <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a> bir takım yaralar almıştı, mübarek yüzü yaralanmıştı, dişi ve kulakları kırılmıştı. <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> su getiriyordu ve Resulullah&#8217;ın kızı Fatıma da babasının yüzündeki kanları yıkıyordu. Suyun temas etmesinin daha fazla kanamaya sebep olduğunu görünce bir hasır parçasını yakıp külünü yaraya bastırdı.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(69)</span></sup></em></strong></p>



<p>  Medine&#8217;nin düşmanlar tarafından kuşatıldığı Hendek Savaşında herkes gücü kadarınca şehri savunuyordu. Erkekler Selman&#8217;ın planı uyarınca hendek kazarlarken kadınlar da cephenin arkasında askerler için su ve yemek hazırlıyorlardı. Resulullah (s.a.a)&#8217;in değerli kızı Fatıma&#8217;da ekmek yaparak askerlerin ihtiyaçlarının bir kısmını gideriyordu.</p>



<p>   Enes şöyle diyor:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Hz. Fatıma bir kaç tane ekmek pişirmişti, savaşın ön hattına geldi ve ekmekleri babasına vererek şöyle dedi:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Bu ekmekleri ben pişirdim ama kalbim onları yememe razı olmadı, size getirdim.&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi:</p>



<p>  <strong><em>&#8220;Bu, babanın üç gün aradan sonra ağzına koyduğu ilk yemektir. Dünyada aç olanlar ahirette tok olacaklar ve Allah&#8217;ın en çok gazap ettiği kimse mideleri çok yemekten ağırlaşmış olanlardır. Canı çekmesine karşılık bir yemeği yemeyen her kişiye cennet de bir derece verilir.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(70)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-sehadet-yataginda" style="color:#ff0000"> <span style="font-size: revert;color: initial"> <span style="color:#ff0000" class="has-inline-color">Hz. Fatıma Zehra (s.a) </span></span><span style="color: initial;font-size: revert"> </span>Şehadet Yatağında</h2>



<p>  Şeyh Tabersi ve Erbili, Suveyd b. Ğufle ve Abdullah b. Abbas&#8217;tan şöyle nakletmişdir:</p>



<p>  &#8220;<em> Hz. Fatıma Zehra (s.a) hasta (şehadet) yatağına düştüğü zaman Muhacir ve Ensar&#8217;dan bir grup kadın ziyarete geldiler ve Ey Peygamber&#8217;in (s.a.a) kızı! nasılsın ?&#8221;</em> <em>dediler.</em></p>



<p><em>    Hz. Fatıma Zehra (s.a), Allah&#8217;a hamdu senalar edip babasına selam gönderip ve onların erkeklerinin vefasızlığından şikayet ettikten sonra toplumun geleceğini şöyle çizdiler:</em></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Kendi canıma and olsun ki fitne tohumlarını ektiler, şimdi onun meyvelerini toplamayı beklemelisiniz. Devenin memesinden süt yerine kan sağıyorsunuz ve öldürücü zehirler yutuluyor. İşte buradadır batıl yolun yolcularının zarar edecek oluşları.</em></strong></p>



<p>   <strong><em>Gelecekteki Müslümanlar, İsam&#8217;ın başlangıcında İslam&#8217;ın yaptıklarının nelere mâl olduğunu görecekler. Bundan sonra kalplerinizi fitnelerin çıkacak olmasına inandırın. Müjdeler olsun size öldürücü kılıçlar, ardı kesilmeyen saldırılşar ve hücumlar, Müslümanların toplumsal işlerinin alt üst olması ve zalimlerin zulmü. Onlar sizin haklarınızdan az bir miktarını verecekler ve toplumlarınızı kendi kılıçları ile biçecekler.</em></strong></p>



<p>  <strong><em>  Pişmanlık ve üzüntüler sizindir. İşlerinizin sonu nereye varacaktır? Ne yazık ki hakikati görecek gözlere sahip değilsiniz; bizlerde de o güç yoktur ve sizi istemediğiniz şeylere zorlayamayız.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(71)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="imam-in-makami" style="color:#ff0000">İMAM&#8217;IN MAKAMI</h2>



<p>Muhammed b. Lebid şöyle diyor: </p>



<pre class="wp-block-verse"><em>"<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)'in</a> dünyadan ayrılmasından sonra  Hz. Fatıma Zehra (s.a) Uhud'da Hamza'nın kabrinin başında yas tutup ağlarken gördüm. Fırsatı ganimet bilerek şöyle sordum:</em>
<em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)'ın</a> imameti için <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)'in</a> şözlerinden öne sürebilecek deliliniz varmıdır?"</em></pre>



<p><em> </em> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ne de şaşırılacak bir durumdur! Gadir-i Hum gününü unuttunuz mu? Resulullah&#8217;ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim:</em></strong></p>



<p>   <strong><em>&#8220;Ali en hayırlı olandır ve onu kendimden sonra aranızda halifem olarak bırakıyorum. Ali benden sonraki imam ve halifedir, oğullarım Hasan ve Hüseyin ve Hüseyin&#8217;in 9 evladı pâk ve lekesiz İmam ve önderlerinizdir. Eğer onlara itaat edecek olursanız sizleri doğru yola götürecekler ama eğer, onlara karşı koyacak olursanız kıyamet gününe kadar bela, tefrika ve ihtilaf aranızda hakim olacaktır.&#8221;</em></strong></p>



<p>Şöyle dedim:</p>



<p><em>  &#8220;Efendim, öyle ise <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a> neden sustu ve hakkını almadı?&#8221;</em></p>



<p> Hz. Fatıma Zehra (s.a) şöyle dedi:</p>



<p><strong><em><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">  &#8220;Resulullah (s.a.a)</a> şöyle dedi: İmam&#8217;ın misali Kâbe gibidir, insanların onun etrafına tavaf etmeleri gerekirKâbe insanların etrafına tavaf etmez.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(72)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="namaz-in-onemi-ve-hz-fatima-zehra-s-a" style="color:#ff0000">NAMAZ&#8217;IN ÖNEMİ VE  HZ FATIMA ZEHRA (S.A) </h2>



<p>    Hz Fatıma Zehra (s.a) değerli babasına şöyle sordu:</p>



<p><strong><em>   &#8220;Namazına önem vermeyen, onu hafife alan erkek ve kadının cezası nedir?&#8221;</em></strong> </p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a) </a>şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>    &#8220;Ya Fatime! Namazı hafife alan kimseyi Allah 15 belaya müptela eder. Bunların 6&#8217;sı dünyada, 3&#8217;ü can verirken, 3&#8217;ü kabirde, 3&#8217;üde kıyamet günü, kabirden çıkarılacağı gün kendisine ulaşacaktır.</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="dunya-da-muptela-olacagi-6-bela-sunlardir" style="color:#ff0000">Dünya&#8217;da müptela olacağı 6 bela şunlardır:</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li>Allah o kimsenin ömründen bereketi kaldırır.</li>



<li>O kişinin rızkından bereket kaldırılır.</li>



<li>O kimseden Salihlerin çehresini (bezentisini) alır.</li>



<li>Yapmış olduğu hiçbir hayır amelin karşılığı yoktur.</li>



<li>Duası kabul olmaz.</li>



<li>İyilerin duasının ona faydası olmaz.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="olum-zamani-gelecek-olan-3-bela" style="color:#ff0000">Ölüm zamanı gelecek olan 3 bela:</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li>Alçakça can verir.</li>



<li>Aç can verir.</li>



<li>Susuz can verecek ve her ne kadar su içecek olsa da susuzluğu geçmeyecektir.</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="kabirde-karsilasacagi-3-bela" style="color:#ff0000">Kabirde Karşılaşacağı 3 bela:</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li>Allah kabirde ona azap vermesi için bir melek görevlendirir.</li>



<li>Kabir sıkmasına müptela olur.</li>



<li>Kabri karanlık olacaktır.</li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-color" id="kabirden-cikarilacagi-zaman-gorecegi-3-bela" style="color:#ff0000">Kabirden çıkarılacağı zaman göreceği 3 bela:</h2>



<ol class="wp-block-list">
<li>Ulu ve Yüce Allah bir meleğine herkesin gözü önünde onu yüz üstü sürüklemesini emredecektir.</li>



<li>Onun hesabı çok zor ve şiddetli görülecektir.</li>



<li>Allah, rahmeti ile ona bakmayacak, temizlemeyecek, ve şiddetli bir azap görecektir.<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><strong><em>(73)</em></strong></span></sup></li>
</ol>



<p><strong><em>Bu azaplar namaza önem vermeyenler içindir, hiç namaz kılmayanların azabı bunlardan daha şiddetlidir.</em></strong></p>



<p>Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın namazdaki irfanı ve melekûtî hali hakkında şöyle denilmiştir:</p>



<p>  <strong><em>&#8221; Hz Fatıma Zehra (s.a) namaza durduğu zaman kalbi çarpmaya başlıyor ve hıçkırıklar boğazına düğümleniyordu.<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(74)</sup></span></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="hz-fatima-zehra-s-a-nin-fazileti" style="color:#ff0000"> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın Fazileti</h3>



<p> Hz Fatıma Zehra (s.a)&#8217;nın sayısız fazileti vardır ve faziletlerden bazılarını Ulu ve Yüce Allah Kuran&#8217;da saymış ve hakkında ayetler indirmiştir.<strong><em><sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(75)</span></sup></em></strong><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Hz. Muhammed (s.a.a)&#8217;de</a> O&#8217;nun birçok faziletini saymışlardır. Bunlardan sadece 2 tanesi şunlardır:</p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="resulullah-s-a-a-selman-i-farisi-ye-soyle-buyurdu" style="color:#ff0000"><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a>, Selman-i Farisi&#8217;ye şöyle buyurdu:</h3>



<p>  <strong><em>&#8220;Ey Selman! Kızım Fatime&#8217;yi seven kimse cennet de benim yanımda olacaktır ve onu üzen kişinin yeri ise cehennemdir.</em></strong></p>



<p><em>   <strong>&#8220;Ey Selman! Fatime&#8217;nin sevgisi 100 yerde imdada koşacaktır, onların en hafif olanı ölüm zamanı, kabre girme zamanı, mahşer günü, sırat köprüsünden geçme zamanı ve kıyamet gününde esap vermektir. Kızımın razı olduğu kimseden ben de razıyım. Benim razı olduğum kimseden Allah&#8217;da razıdır. Kızım Fatime&#8217;nin kızgın olduğu kimseye bende kızgınım, benim kızgın olduğum kimse de Allah&#8217;ın azabınadüşecektir.</strong></em></p>



<p>   <strong><em>Ey Selman! Ona ve kocasına zulmedenin vah haline!&#8221;<span class="has-inline-color has-vivid-red-color"><sup>(76)</sup></span></em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-color" id="bir-gun-hz-muhammed-s-a-a-imam-ali-a-s-hz-fatima-zehra-s-a-imam-hasan-a-s-ve-imam-huseyin-a-s-ile-birlikte-oturmuslardi-soyle-buyurdu" style="color:#ff0202">   Bir gün <a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hz. Muhammed (s.a.a)</a>; <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)</a>, Hz Fatıma Zehra (s.a), <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hasan (a.s)</a> ve <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Hüseyin (a.s)</a> ile birlikte oturmuşlardı, şöyle buyurdu:</h3>



<p><em><strong>   &#8220;Allahım! Bunların Ehl-i Beyt&#8217;im olduğunu ve insanların arasında eyanımda n  değerli olduklarını biliyorsun. Bunlara dost olana dost ol, düşman olana düşman&#8230;</strong></em></p>



<p>  <strong><em>Kızım Fatime&#8217;yi kıyamet günü nurdan bir bineğe binmiş, sağında 70.000 melek, solunda 70.000, önünde ve arkasında 70.000 melek ile ümmetimin kadınlarını cennete yönlendirdiğini görür gibiyim. Her gün vakitlice namazını edâ eden, Allah&#8217;ın ayında orucunu tutan, Allah&#8217;ın evini hacceden, malının zekatını veren, kocasına itaat edenve benden sonra Ali&#8217;nin peşinden giden her kadın, kızım Fatime&#8217;nin şefaati ile cennete giredektir. O Alemlerdeki kadınların efendisidir..&#8221;</em></strong></p>



<p>Şöyle sordular:</p>



<p><strong><em>  &#8220;<a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ya Resulullah!</a> O, zamanının kadınlarının  mı Efendisidir?&#8221;</em></strong></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-muhammed/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resulullah (s.a.a)</a> şöyle buyurdular:</p>



<p>   <strong><em>&#8220;İmran&#8217;ın kızı Meryem kendi zamanının kadınlarının efendisi idi ama Kızım Fatime, yaratılış gününden kıyamete kadar bütün kadınların efendisidir. Mihrabıda (ibadete) durduğu zaman 70.000 Mukarrep Melek onu selamlıyor, Meryem&#8217;e seslendikleri gibi ona da sesleniyor ve şöyle diyorlarlardı: </em></strong></p>



<p>  <strong><em>   &#8220;Ya Fatime! Allah seni seçti, tertemiz kıldı ve  seni bütün dünya kadınlarına seçt</em>i.&#8221;</strong></p>



<p>Sonra <a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İmam Ali (a.s)&#8217;a</a> şöyle dedi:</p>



<p><strong><em>  &#8220;Ya Ali! Fatıma bedenimin parçası, gözlerimin nuru ve kalbimin meyvesidir.&#8221;<sup><span class="has-inline-color has-vivid-red-color">(77)</span></sup></em></strong></p>



<h2 class="wp-block-heading has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5f0cbd364f7e64c44b00ec86cdf8954e"><strong>Fedek Hutbesi </strong>Arapça-Türkçe Tam metin</h2>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-zehra-nin-hutbesi/"><strong>Bu linke tıklayarak hutbenin tamamının Türkçesine erişebilirsiniz.</strong></a></p>



<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/zehra-sa-nin-hutbesi-arapca/"><strong>Bu linke tıklayarak hutbenin tamamının Arapçasına erişebilirsiniz.</strong></a></p>



<h2 class="wp-block-heading" id="kaynakca">KAYNAKÇA</h2>



<h3 class="wp-block-heading" id="kaynakca-1-30">Kaynakça 1-30</h3>



<ol class="wp-block-list">
<li><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-hatice/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bu linke tıklayarak içindekiler kısmından Hz. Hatice&#8217;nin sırdaşı bölümüne tıkayarak Hz Zehra&#8217;nın doğumunu  okuyabilirsininiz.</a></li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.306</li>



<li>Usul&#8217;u Kafi c.2 s. 474 </li>



<li>Delailul İmamet s.10</li>



<li>İ&#8217;lamu&#8217;l Vera s.147</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.7</li>



<li>Menakıb c.3 s.405</li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.405</li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.405</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.8</li>



<li>Tarihi Taberi c.2 s.473, Mekatilu&#8217;t Talibin s.30, Mesned-i Ahmed b. hanbel c.6 s.163, Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.11</li>



<li>El-İsabet c.4 s.377, Maktelu&#8217;l Huseyn s.89</li>



<li>İ&#8217;leluş-Şerai s.171, İ&#8217;lamu&#8217;l-Vera s.148</li>



<li>Muntahal Amal c.1 s.252</li>



<li>Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.3 s.406, A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.133</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.16, Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.3 s.133</li>



<li>Siretu&#8217;n Nebeviyye s.196</li>



<li><a href="https://imammehdiyarenleri.org/ebu-talib-a-s/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ebu Talib </a>mahallesi demektir. Müşrikler tarafından müslümanlara eziyet etmek için baskı uygulanarak kuşatma altına alınmışlardı.</li>



<li>Siretu&#8217;n Nebeviyye s.196</li>



<li>Zehra Meludu vahy s.61</li>



<li>El Fusulul Muhimme Fi Marifeti Ahvali&#8217;l Eimmeh s.149, Tarihi Yakubi c.2 s.35, Biharul Envar c.16 s.1</li>



<li>Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.1 s.103</li>



<li>Sahihi Buhari&#8217;nin Ma leke en Nebiyyu ve Ashabihi Enil muşrikin babı c.3 s.1399</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.13</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.405, El Fusulu&#8217;l Muhimme s.144, Ez-Zürriyetut-Tahire s.93 </li>



<li>Makalati Zehra Emini s.103</li>



<li> Keşfu-l Ğumme c.1 s.368, Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.395</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.346, Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.11,Keşfu-l Ğumme c.1 s.354</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.19, Emali c.1 s.38</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.11, Emali Saduk s.559</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading" id="kaynakca-31-50">KAYNAKÇA 31/50</h3>



<ol start="31" class="wp-block-list">
<li>Bu ölçü Hz Peygamber (s.a.a)&#8217;in mihir noktasında uygulaması olarak esas alındı.</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.22, Evalimu&#8217;l Mearif c.11 s.359</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.410, Makalatu&#8217;z-Zehra s.137</li>



<li>Emali s.40, A&#8217;yanu&#8217;ş-Şia c.1 s.312,</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.92 ve s.130</li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.12. Biharul Envar c.43 s.137</li>



<li>Menakıbu Âl-i Ebi Talib c.3 s.403</li>



<li>Maktali&#8217;l Huseyn s.108, Menakıbu ibni Meğazili s.344, Revzetul Vaizins.127</li>



<li>Ferheng-i Suhanane Hz. Fatıma s.20 </li>



<li>Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.14, Müstedreku&#8217;l Sahihayn c.3 s.125</li>



<li>El Bidayetu ven Nihaye c.7 s.342 , Et-Tabakatu&#8217;l Kubra c.8 s.13, Mecmuatu&#8217;l Verram c.2 s.28</li>



<li>Kurbu&#8217;l Esnad s.112</li>



<li>Biharul Envar c.43 s.81, Avalim c.1 s.217</li>



<li>Mecmuatu&#8217;l Verram c.2 s.487, Biharul Envar c.43 s.50</li>



<li>Mecmuatu&#8217;l Verram c.2 s.162, Biharul Envar c.43 s.151, Vesailu&#8217;ş-Şia c.12 s.24</li>



<li>Menakıb&#8217;u ibni Şehrâşub c.3 s.389</li>



<li>Mekatilu&#8217;l Huseyn s.105, Evalim c.11 s.266</li>



<li>El Heraicu vel Cerayih s.390, Biharul Envar c.43 s.28</li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.366</li>



<li>Emali Tusi s.616, Keşful Ğumme c.1 s.469,  Biharul Envar c.37 s.103</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading" id="kaynakca-51">Kaynakça 51</h3>



<ol start="51" class="wp-block-list">
<li>İlelu&#8217;l Şerai s.178</li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.179, El İmametu ves Siyasetu c.1 s.20, Me&#8217;satu&#8217;z-Zehra s.216</li>



<li>İ&#8217;lamu İnni Fatiime c.3 s.12</li>



<li>Rezvatu&#8217;l Vaizin s.130</li>



<li>Deaimu&#8217;l İslam c.1 s.282,  Biharul Envar c.94 s.10</li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.172,Keşfu-l Ğumme c.1 s.468 </li>



<li>İlelu&#8217;l Şerai s.216</li>



<li>Nur Suresi/31.Ayet</li>



<li>Menakıb s.380, Evalim c.11 s.223</li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.321,Keşfu-l Ğumme c.1 s.503, Esedul Ğabe c.5 s.524, Maktali&#8217;l Huseyn s.127 </li>



<li>A&#8217;yanuş-Şia c.1 s.322, Biharul Envar c.101 s.36</li>



<li>Biharul Envar c.2 s.3</li>



<li>Menakıb c.3 s.389,</li>



<li>Emâli s.113</li>



<li>Fraid-u Samitin c.2 s.54, Menakıb c.3 s.426</li>



<li>El İrşad s.164, Esedul Ğabe c.5 s.530</li>



<li>İnsan suresi/7,8,9.Sureler</li>



<li>El İrşad s.81</li>



<li>Fraid-u Samitin c.2 s.54, Evâlim c.11 s.270, A&#8217;yanu&#8217;ş Şia s.310</li>



<li>Mecmua-i Verams.1 s.198, Biharu&#8217;l Envar c.20 s.245, İhkaku&#8217;l Hak s.10 s.285</li>



<li>El-İhticac c.1 s.146, Keşfu&#8217;l Ğumme c.1 s.492</li>



<li>El-İhkaku&#8217;l Hak s.21 s.26, Ferheng-i Suhanan-e Fatime s.24</li>



<li>Müstedrekü&#8217;l Vesail c.3 s.3, Mesned-i Fatime s.346</li>



<li>İrşadu&#8217;l Kulub s.105</li>
</ol>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/">Hz. Fatıma Zehra (s.a)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/hz-fatima-zehra-s-a-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Hüseyin (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:40:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=156</guid>

					<description><![CDATA[<p>İMAM HÜSEYİN&#8217;İN (A.S) DOĞUMU Hicret&#8217;in dördüncü yılı, Şaban ayının üçünde,1 İmam Ali&#8217;nin (a.s) ve Hz. Fatıma&#8217;nın (s.a) ikinci evlatları, vahiy ve velâyet evinde dünyaya gözlerini açtı.Haber Hz. Resulullah&#8217;a (s.a.a) ulaştığında,&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/">İmam Hüseyin (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">İMAM HÜSEYİN&#8217;İN (A.S) DOĞUMU</h2>



<p>Hicret&#8217;in dördüncü yılı, Şaban ayının üçünde,<strong><sup>1</sup></strong> İmam Ali&#8217;nin (a.s) ve Hz. Fatıma&#8217;nın (s.a) ikinci evlatları, vahiy ve velâyet evinde dünyaya gözlerini açtı.<br>Haber Hz. Resulullah&#8217;a (s.a.a) ulaştığında, hemen İmam Ali&#8217;yle (a.s) Hz. Fatıma&#8217;nın (s.a) evlerine varıp Esma&#8217;dan<strong><sup>2</sup></strong> bebeği getirmesini istedi. Esma beyaz bir kundağa sardığı bebeği Hz. Resul-i Ekrem&#8217;e (s.a.a) verdiğinde, Hz. Peygamber (s.a.a) bebeğin sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikame okudu.<strong><sup>3</sup></strong><br>Bu kutlu doğumun birinci veya -bir diğer rivayete göre- yedinci günü vahiy meleği Hz. Cebrail (a.s) Hz. Resulullah&#8217;a (s.a.a) nazil olarak şöyle dedi:<br><br><em><strong>&#8220;Allah&#8217;ın selam ve salâtı sana olsun, ya Resulullah! Bu kutlu bebeğe Harun&#8217;un küçük oğlu &#8216;Şübeyr&#8217;in<sup>4</sup> Arapçası olan &#8216;Hüseyin&#8217; adını ver.<sup>5 </sup>Çünkü Harun, İmran oğlu Musa&#8217;ya ne menziledeyse, Ali de sana o menzilededir. Şu farkla ki sen, peygamberlerin sonuncususun.&#8221;</strong></em><br><br>İşte böylece, Hz. Fatıma&#8217;nın (a.s) ikinci evladına Allah tarafından &#8220;Hüseyin&#8221; adı verilmiş oldu.<br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) doğumunun yedinci gününde, Hz. Fatıma (a.s), çocuğu için akika olarak bir kurban kestirdi; saçını tıraş etti ve kesilen saçların ağırlığınca gümüş sadaka verdi.<strong><sup>5</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong><em>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s)</em> doğum tarihiyle ilgili başka nakiller de vardır. Biz, Şia kaynaklarının en makbul olanını aktardık. bk. İ&#8217;lamu&#8217;l-Verâ, Tabersî, s.213</strong> </li>



<li> <strong>Buradaki Esma, muhtemelen Yezid b. Seken Ensarî&#8217;nin kızıdır. bk. A&#8217;yanu&#8217;ş-Şia, cüz: 11, s.167</strong> </li>



<li> <strong>el-Emali, Şeyh Tusî, c:1 s.377</strong> </li>



<li> <strong><em>Harun Peygamber&#8217;in (a.s)</em> üç oğlu vardı. Bunlardan Şeber, Hasan (Türkçede Hasan diyoruz) kipinde; Şubeyr, Hüseyin (Hüseyin) kipinde ve Muşbir ise Muhsin kipindedir. <em>Hz. Resulullah (s.a.a)</em> Menzile Hadisi&#8217;ndeki manaya binaen, evlatlarına bu isimleri vermiştir. bk. Tacu&#8217;l-Erus, 3/389. İbranicede Şeber, Şubeyr ve Muşbir, Arapçadaki Hasan, Hüseyin ve Muhsin ile aynı manayı taşımaktadır. bk. Lisanu&#8217;l-Arab, 6/60</strong></li>



<li><strong>Meani&#8217;l-Ahbar, s.57</strong></li>



<li><strong>İslâmî kaynaklarda akika konusu önemle vurgulanmış ve çocuğun sağlığı için çok etkili olduğu hatırlatılmıştır. bk. Vesailu&#8217;ş-Şia, 15/143</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM HÜSEYİN (A.S) VE PEYGAMBER (S.A.A)</h2>



<p>İmam Hüseyin b. Ali&#8217;nin (a.s) doğumundan (Hicret&#8217;in dördüncü yılı) Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) irtihaline kadar (altı yıl ve birkaç ay sonrası) insanlar, Hz. Peygamber&#8217;in (s.a.a) İmam Hüseyin (a.s) hakkındaki önemli açıklamalarını duymuş ve gösterdiği eşsiz sevgiyle bu İmam&#8217;ın makam ve mertebesini iyice anlamışlardı.<br>Selman-ı Farisî şöyle anlatır: &#8220;Allah Resulü&#8217;nün (s.a.a) İmam Hüseyin&#8217;i (a.s) dizlerinin üzerine oturttuğunu gördüm, onu öpüyor ve şöyle buyuruyordu:&#8221;<br><br><em><strong>&#8220;Sen büyüksün, büyük birinin oğlusun ve büyük insanların babasısın. Sen imamsın ve bir imamın oğlu ve imamların babasısın. Sen Allah&#8217;ın hüccetisin ve Allah&#8217;ın hüccetinin oğlu ve Allah&#8217;ın hüccetlerinin babasısın ki, bunlar dokuz kişidir ve onların sonuncusu, onların Kaimi (İmam-ı Zaman) olacaktır.<strong><sup>1</sup></strong>&#8220;</strong></em><br><br>Enes b. Malik şöyle rivayet eder: &#8220;Peygamber&#8217;e (s.a.a) &#8216;Ehlibeyt&#8217;inizden kimi daha çok seviyorsunuz?&#8217; diye sorduklarında, Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: <em><strong>&#8216;Hasan ve Hüseyin&#8217;i.<strong><sup>2</sup></strong>&#8216;</strong></em>&#8220;<br>Hz. Resulullah (s.a.a) İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin&#8217;i (a.s) defalarca bağrına basar, onları öper koklardı.<strong><sup>3</sup></strong> Muaviye&#8217;nin avenelerinden ve imamet hanedanının düşmanlarından olan Ebu Hüreyre dahi şöyle itiraf etmektedir: &#8220;Resulullah (s.a.a) İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin&#8217;i (a.s) omuzlarına almış bize doğru geliyordu, bize ulaştığında şöyle buyurdu:&#8221;<br><br><em><strong>&#8220;Bu iki evladımı seven beni sevmiştir, onlara düşmanlık besleyen bana düşmanlıkta bulunmuştur.<strong><sup>4</sup></strong>&#8220;</strong></em><br><br>Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve İmam Hüseyin (a.s) arasındaki en güzel, en samimi ve en açık manevi ilişkiyi, Peygamber&#8217;in (s.a.a) şu sözlerinden anlayabiliriz:<br><br><em><strong>&#8220;Hüseyin bendendir ve ben de Hüseyin&#8217;denim.<strong><sup>5</sup></strong>&#8220;</strong></em></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Maktel-i Harezmî 1/146; Kemalu&#8217;d-Din, Şeyh Saduk, s.152</strong></li>



<li><strong>Sünen-i Tirmizî, 5/323</strong></li>



<li><strong>Zehairu&#8217;l-Ukbâ, s.122</strong></li>



<li><strong>el-İsabe, 11/330</strong></li>



<li><strong>Sünen-i Tirmizî, 5/324. Bu bölümde Ehlisünnet kaynaklarındaki rivayetler de aktarılmıştır.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM HÜSEYİN (A.S) BABASIYLA</h2>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mübarek ömrünün altı yılı, Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ile geçmişti. Allah Resulü (s.a.a) vefat ettikten sonra otuz yıllık bir süreyi de babası İmam Ali&#8217;yle (a.s) geçirdi. Hükümde insaftan ayrılmayan, kulluk ve taharetle ömrünü geçiren, sadece Allah&#8217;ı gören ve sadece O&#8217;nu isteyen ve sonunda O&#8217;na ulaşan bir babaydı o.<br>Hilafeti zamanında bir lahza dahi onu rahat bırakmamışlardı. Aynı şekilde hilafetini gasp ettiklerinde, ona zulümden başka bir şeyi reva görmemişlerdi. İmam Hüseyin (a.s) tüm bu müddet zarfında can ve başla babasının emirlerine itaat etmişti ve İmam Ali&#8217;nin (a.s) hilafette bulunduğu birkaç yıllık kısa müddette ağabeyi İmam Hasan (a.s) gibi, İslam&#8217;ın hedeflerine ulaşması doğrultusunda fedakâr bir asker gibi çarpışıyordu. &#8220;Cemel&#8221;, &#8220;Sıffin&#8221; ve &#8220;Nehrevan&#8221; savaşlarına da katılmıştı.<strong><sup>1</sup></strong><br>Böylece babası Emirü&#8217;l-Müminin&#8217;i (a.s) ve Allah&#8217;ın dinini savunmuş, bazen de halkın önünde hilafet gasıplarına itirazda bulunmuştu.<br>Ömer&#8217;in hükümeti zamanında, İmam Hüseyin (a.s) mescide girmiş, onu Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) minberinde konuşuyorken görünce, derhal minbere çıkarak şöyle buyurdu:<br><br><em><strong>&#8220;Babamın minberinden aşağı in!&#8221;<strong><sup>2</sup></strong></strong></em></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>El-İsabe, 1/3232</strong></li>



<li><strong>Tezkiretu&#8217;l-Havas, İbn Cevzî, s.34; el-İsabe, 1/333. Tarihçilerin yazdığına göre bu olay sırasında İmam Hüseyin (a.s) 10 yaşındaydı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İMAM HÜSEYİN (A.S) KARDEŞİ İMAM HASAN&#8217;LA (A.S)</h2>



<p>İmam Ali&#8217;nin (a.s) şahadetinden sonra, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) buyrukları ve Emirü&#8217;l-Müminin&#8217;in (a.s) vasiyetleri üzerine Müslümanların imameti ve rehberliği İmam Ali&#8217;nin (a.s) büyük evladı İmam Hasan b. Ali&#8217;ye (a.s) intikal etti. Böylece İmam Hasan b. Ali&#8217;nin (a.s) sözlerine uymak ve ona itaat etmek, bütün Müslümanlara farz ve gerekli oldu. İmam Hüseyin (a.s) Muhammedî vahiy ve İmam Ali velâyetiyle yetişmişti ve kardeşiyle aynı görüşteydi. Dolayısıyla onunla daima birlikte çalışıyordu.<br>İslam&#8217;ın ve Müslümanların maslahatı ve Allah&#8217;ın emri üzerine, İmam Hasan (a.s) Muaviye ile ateşkes yaptı ve birçok zorluklara tahammül etti. İmam Hüseyin (a.s) kardeşinin bu zor anlarında onu yalnız bırakmadı. Zira kardeşinin yaptığı bu antlaşmanın İslam&#8217;ın ve Müslümanların lehine olduğunu biliyordu. Onun için de kardeşine asla karşı çıkmadı. Hatta bir gün Muaviye, İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) huzurunda İmam Hasan (a.s) ve babaları Emire&#8217;l-Müminin Ali&#8217;nin (a.s) aleyhinde konuşunca, İmam Hüseyin (a.s) Muaviye&#8217;nin bu davranışını kınayıp kötü davranışından vazgeçmesini anlatmak için savunmaya kalktı.<br>Ancak kardeşi onu sükûta davet etti ve İmam Hüseyin (a.s) ağabeyinin tavsiyesi üzerine hemen geri döndü. Ardından İmam Hasan&#8217;ın (a.s) kendisi Muaviye&#8217;ye gereken sert ve açık cevabı vererek onu susturdu.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>El-İrşad, Şeyh Müfid, s.173</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">MUAVİYE DÖNEMİNDE İMAM HÜSEYİN (A.S)</h2>



<p>İmam Hasan&#8217;ın (a.s) (Allah&#8217;ın ve meleklerinin selâmı onun üzerine olsun) vefat ettiğinde, Hz. Resulullah&#8217;la (s.a.a) Emirü&#8217;l-Müminin Ali&#8217;nin (a.s) sözleri ve İmam Hasan b. Ali&#8217;nin (a.s) vasiyeti üzerine, Müslümanların imamet ve rehberliği İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) intikal etti ve yüce Allah tarafından İslam ümmetinin rehberliğini üstlendi.<br>İmam Hüseyin (a.s), İslam&#8217;ın gücüne dayanarak İslam iktidarını haksızca kullanan ve İslam camiasının temelini ve Allah&#8217;ın kanunlarını tahrip eden Muaviye&#8217;nin yaptıklarını görmekte, onun kof ve tahrip edici hükümetinden fevkalâde rahatsızlık duymaktaydı. Ancak onu İslam hükümetinden alaşağı edecek bir güç bulamıyor ve kardeşi İmam Hasan&#8217;ın (a.s) izini sürmekten başka çare göremiyordu.<br>İmam Hüseyin (a.s), hükümete karşı olduğunu açıklaması ve onu devirmek için güç toplayıp harekete geçmesi hâlinde hiçbir hareket yapamadan katledileceğini biliyordu. Onun için de sabretmeyi tercih etti, faydasız bir ölümü seçme yanlışlığını yapmadı ve gerçek bir rehberden beklenen davranışı sergiledi.<br>Onun için de Muaviye hayatta olduğu sürece kardeşinin yolunu izledi ve büyük muhalefetler sergilemedi. Yer yer Muaviye&#8217;nin muhitini, hareketlerini ve davranışlarını eleştiren İmam Hüseyin (a.s), Müslümanları gelecekte yapacağı etkili girişimlere hazırlıyor, onlara ümit aşılıyordu.<br>Muaviye&#8217;nin, kendisinden sonra oğlu Yezid&#8217;in veliahtlığı için Müslümanlardan biat aldığı müddet zarfında İmam Hüseyin (a.s) ona karşı tavizsiz ve sert bir muhalefet sergiledi ve Yezid&#8217;e asla biat etmedi. Hatta Muaviye&#8217;ye bu konuda çok sert konuştu ve onu sert dille eleştiren açık mektuplar gönderdi.<strong><sup>1</sup></strong><br>Muaviye de, Yezid&#8217;e biat etmesi konusunda İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) ısrarda bulunmadı ve İmam Hüseyin (a.s) Muaviye&#8217;nin ölümüne dek bu açık itirazını korkusuzca ve yılmadan sürdürdü.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Rical-i Keşşî, s.94 ve Keşfu&#8217;l-Gumme, 2/206</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">HÜSEYNİ KIYAM</h2>



<p>Muaviye&#8217;den sonra Yezid İslam Hükümeti tahtına oturdu ve kendisini Emirü&#8217;l-Müminin ilan etti. Yezid, haksız ve zalim saltanatını sağlamlaştırmak için İslami şahsiyetler ve isimlere haber gönderip onlardan biat almakta kararlıydı.<br>Bu amaçla Medine Valisi&#8217;ne bir mektup yazdı ve o mektupta: &#8220;Hüseyin&#8217;den biat al, karşı koyarsa, onu öldür.&#8221; dedi. Medine Valisi bu haberi İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) iletti ve ondan cevap istedi. İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdu:<br><br><em><strong>&#8220;Biz Allah&#8217;tanız ve O&#8217;na geri döndürüleceğiz, Yezid gibi adamlar (şarap içen, kumar oynayan, imansız, pis ve hatta İslam&#8217;ın zahirini dahi korumayan kimseler) İslam hükümetinin başına geçecek olursa, İslam&#8217;ın fatihasını okumamız gerekir. (Zira bu gibi önderler İslam&#8217;ın gücüyle ve İslam adına, İslam&#8217;ı ortadan kaldırırlar.)<strong><sup>1</sup></strong>&#8220;</strong></em><br><br>İmam Hüseyin (a.s), Yezid hükümetini, bu resmî açıklamayla tanımadığını bildirdiği için artık onu Medine&#8217;de yaşatmayacaklarını biliyordu. Onun için Allah&#8217;ın emri üzerine, gece gizlice Medine&#8217;den Mekke&#8217;ye gitmek üzere yola çıktı.<br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) Mekke&#8217;ye gelişi ve Yezid&#8217;e biat etmeyişi, Mekke ve Medine halkı arasında çabucak yayıldı. Çok geçmeden bu haber Kûfe&#8217;ye de ulaştı. Kûfeliler Mekke&#8217;de bulunan İmam Hüseyin&#8217;i (a.s) Kûfe&#8217;ye davet edip kendilerine önderlik etmesini isteyince, İmam Hüseyin (a.s) amcası oğlu Müslim b. Akil&#8217;i Kûfe&#8217;ye gönderdi ve Kûfelilerin hareket ve tepkilerini yakından izleyip durumu kendisine yazmasını istedi.<br>Müslim, Kûfe&#8217;ye vardığında, görülmemiş bir ilgi ve sevgi seliyle karşılandı. Binlerce Kûfeli, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) vekili olan Müslim&#8217;e biatlerini bildirdiler. Bunun üzerine Müslim, İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) bir mektup göndererek durumu açıkladı ve hemen Kûfe&#8217;ye gelmesinin uygun olacağını bildirdi.<br>İmam Hüseyin (a.s) Kûfe halkını çok iyi tanıyordu; onların ne kadar vefasız ve dinî inançlarında ne kadar zayıf ve gevşek olduklarına, babasıyla ağabeyinin hükümetleri döneminde bizzat şahit olmuştu. Kûfelilerin söz ve biatlerine asla güvenilemeyeceğini bildiği hâlde, bir İmam olarak onlara karşı hüccet ve vazifesini tamamlayıp Rabbinin emrine itaat etmiş olmak için Kûfe&#8217;ye gitmeye karar verdi.<br>Ancak, hac için Mekke&#8217;de bulunan insanların Mina&#8217;ya çıkmak üzere şehri heyecanla terk ettiği, henüz Mekke&#8217;ye varamayan hacıların da Mina&#8217;ya zamanında varmak için aceleyle Mekke&#8217;ye ulaşmaya çalıştığı Zilhiccenin 8. gününe kadar Mekke&#8217;de kaldı.<sup><strong>2</strong></sup> İşte tam böyle bir günde Ehlibeyti ve yarenleriyle birlikte Mekke&#8217;den Irak&#8217;a doğru yola çıktı. Böylece hem vazifesini yerine getirmiş, hem de dünyanın dört bir yanından hacca akın eden Müslümanlara; Resulullah&#8217;ın (s.a.a) biricik evladının, Yezid gibi birini halife olarak tanımadığını, ümmetin Peygamberi&#8217;nin evladı olan İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) Yezid&#8217;e biat etmediğini, bilakis ona karşı kıyam başlattığını anlatmış oluyordu.<br>Müslim&#8217;in Kûfe&#8217;ye vardığını ve şehrin neredeyse tamamının ona biat ettiğini öğrenen Yezid, Emevî iktidarının en iğrenç uşaklarından ve kendisine bağlıların en gaddarı olarak tanınan ve alçak bir karaktere sahip olan İbn Ziyad&#8217;ı Kûfe&#8217;ye gönderdi.<br>Kûfe halkının korkak, ikiyüzlü ve inancında gevşek olmasından yararlanan İbn Ziyad, tehdit etme ve dehşet yaratma yöntemlerine başvurarak Kûfe halkının Müslim&#8217;i yalnız bırakmasını sağladı.<br>Yapayalnız kalan Müslim, İbn Ziyad&#8217;ın askerleriyle çarpışmaya girdi ve yiğitçe savaşarak şehit düştü. Allah&#8217;ın selâmı bu korkusuz yiğidin üzerine olsun.<br>İbn Ziyad ikiyüzlü, hain ve imansız Kûfe ahalisini, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) aleyhine çevirmeyi başardı. İş öyle bir yere vardı ki, bizzat mektuplar yazarak İmam&#8217;ı (a.s) Kûfe&#8217;ye davet edener, onu öldürmek için silahlanıp İbn Ziyad&#8217;ın safına katılmaya başladılar.<br>İmam Hüseyin (a.s), Medine&#8217;den ayrıldığı geceden başlayarak, Mekke&#8217;de bulunduğu süre zarfında ve Mekke&#8217;den Kerbela&#8217;ya uzanan şahadet yolculuğu boyunca şehit düştüğü ana kadar kimi zaman imalarla, kimi zamansa çok net bir ifadeyle sık sık şöyle diyordu:<br><br><em><strong>&#8220;Bu kıyamımın amacı Rabbime karşı görevimi yerine getirip iyiliğe davette bulunmak ve kötülükten menetmektir; zulmün karşısına dikilmek, zalime dur demektir. Biliniz ki, Kur&#8217;ân&#8217;ı korumak ve bu Muhammedî dinin hayatta kalmasını sağlamaktan başka gayem yoktur.&#8221;</strong></em><br><br>Evet; bu, Yüce Yaratıcısı&#8217;nın ona verdiği görevdi; canı pahasına, hatta çocuklarıyla yarenlerinin öldürülmesi ve ailesinin esir düşmesi pahasına bu görevi yerine getirecekti o&#8230;<br>Resulullah&#8217;la (s.a.a) Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s) şehit edileceğini defalarca söylemişlerdi. Hatta İmam Hüseyin (a.s) dünyaya geldiği gün, Resulullah (s.a.a) onu bağrına basarak, bir gün ümmetin azgınları tarafından şehit edileceği haberini vermişti.<strong><sup>3</sup></strong> Kaldı ki İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kendisi de imamet bilgisiyle bu yolculuğunun şahadetle sonuçlanacağını biliyordu. Ama o, Rabbinin emri karşısında canından korkacak ya da ailesinin esaretini düşünerek geri adım atacak biri değildi asla. İmam Hüseyin (a.s) Allah yolunda gelecek her belayı keramet biliyor ve bu yolda şahadeti saadet olarak görüyordu. Allah&#8217;ın selâmı ebediyen ona olsun&#8230;<br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) şehit olacağı haberi öteden beri İslam ümmeti arasında pek yaygın bir bilgi olduğundan, bu yolculuğun nereye varacağını herkes bilmekteydi. Zira Resulullah (s.a.a), İmam Ali (a.s), İmam Hasan (a.s) ve diğer sadr-ı İslam büyüklerinden defalarca duyulmuş, işitilmiş bir gerçekti bu&#8230;<br>Bu nedenledir ki, onca çekişmeler ve olaylardan sonra İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) başlattığı bu hareket, şahadetini zihinlerde çağrıştırmaya başlamıştı. Dahası, bizzat kendisi de bu yolculuk boyunca sık sık: <em><strong>&#8220;Kim bizim yolumuzda şehit olmak ve Rabbine kavuşmak istiyorsa, benimle gelsin.&#8221;</strong></em> buyurmaktaydı.<strong><sup>4</sup></strong><br>Bu sebeple bazı dostları onu bu yolculuktan vazgeçirmeye kalkıştılar. Oysa İmam Hüseyin (a.s) İmam Ali b. Ebu Talib&#8217;in (a.s) oğlu, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vasisi ve ümmetin İmamıydı, vazifesinin ne olduğunu herkesten daha iyi bilmekteydi. Rabbinin kendisine yüklediği sorumluluğa sırt çevirecek biri değildi o&#8230;<br>İmam (a.s), kendisini caydırmaya çalışan bu fikir ve önerilerden zerrece etkilenmeyerek fevkalade bir azim ve iradeyle yoluna devam etti. Böylece gitti ve şahadete ulaştı; üstelik sadece kendisi değil, her biri İslam semasında birer yıldız gibi parlayan çocuklar ve ashabıyla birlikte hem de&#8230; Evet, onlar gittiler ve şehit oldular, tertemiz kanlarıyla Kerbela çölünün kumlarını ılık ılık lale yağmuruna tuttular&#8230; Böylece İslam ümmeti, Emevî hanedanının günah dolu geçmişinin artığı olan Yezid gibi birinin, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) halifesi olamayacağını ve esasen İslam&#8217;ın Emevîlerden, Emevîlerin de İslam&#8217;dan tamamen kopuk ve zıt iki şey olduğunu görüp anlamış oldu.<br>Sahi, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) bu yiğit ve yürekler parçalayıcı kahramanca kıyamı olmasa, Yezid&#8217;le emsallerinin gerçekten Resulullah&#8217;ın (s.a.a) halifesi ve temsilcisi olduğuna inandırılan halkın, Yezid&#8217;le avenelerinin sarayda işledikleri rezillikleri ve hayvanca şehvetperestlikleri duyup gördükten sonra İslam&#8217;dan ne kadar nefret edebileceğini hiç düşündünüz mü?!<br><strong>Peygamberinin temsilcisi  Yezid olan bir İslam, gerçekten de iğrenç değil midir?!</strong><br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) pak ailesi de, bu şanlı kıyamın son mesajlarını ümmete duyurabilmek için esir düştü. Yol boyunca ve nice şehirlerde, çarşı-pazarda, camilerde, İbn Ziyad&#8217;ın kokuşmuş konağı ve Yezid&#8217;in iğrenç sarayında, her zaman ve her yerde Kerbela gerçeklerini nasıl haykırdıklarını, Emevî satılmışlarının iğrenç ve cani yüzlerine çektikleri maskeyi nasıl düşürdüklerini duymayan, bilmeyen Müslüman kalmamıştır bugün.<br><br>O şanlı esirler, Yezid&#8217;in şarap içip köpekle oynayan aşağılık biri olduğunu, halifelik gibi bir makama asla layık olmadığını ve bulunduğu makamın ehli kabul edilemeyeceğini ifşa edip ispatladılar ve böylelikle Hüseynî şahadetin gayesini kemale erdirmiş, bu ilâhî mesajı tamamlamış oldular. Onların canlarda ve vicdanlarda estirdiği o muazzam fırtına sonucu &#8220;Yezid&#8221; adı her nevi rezalet, alçaklık ve aşağılığın ebedî simgesine dönüştü ve Yezid&#8217;in altın hülyalarını kül ederek onun bütün şeytanî planlarını suya düşürdü.<br>Bu muazzam şahadetin bütün boyutlarını kavrayabilmek için çok ince ve derin bir görüşe sahip olmak gerekir kuşkusuz&#8230;<br>Şahadetinin ilk anlarından günümüze varıncaya kadar, onu seven, onun Şiîsi olan ve insanlık onur ve şerefine değer veren herkes bu kutlu şahadetin her yıldönümünde karalara bürünüp yasa boğulmakta ve Hüseynî kervana reva görülen zulüm ve cefalara gözyaşı dökerek onu saygı ve sevgiyle anmakta, bu eşsiz kıyamın anısını olanca canlılığıyla yaşatmaya özen göstermektedir. Nitekim Ehlibeyt İmamları (a.s) da Kerbela vakasının anısını yaşatmak için özel bir itina göstermişlerdir. O Hazret için bizzat yas merasimleri düzenleyip türbesini ziyarete gitmekle kalmamış, onun için üzülüp gözyaşı dökmek ve ona yas tutmanın faziletleri hakkında da defalarca hatırlatma ve tavsiyelerde bulunmuşlardır. Bunlardan birkaçını özetle aktaralım:<br><br>1- Ebu Ammare şöyle anlatır:<br><br>Âl-i Muhammed&#8217;in Sadık&#8217;ı altıncı İmam&#8217;ın (a.s) yanına gittim. <em><strong>&#8220;Bana, ceddim Hüseyin&#8217;in yasıyla ilgili birkaç beyit okur musun?&#8221;</strong></em> buyurdu. Ben okumaya başlayınca, ağladı. O hıçkırarak ağlıyor, ben ise okuyordum. Onunla birlikte, evdekiler de ağlamaya başladılar. Bütün ev halkı ağlıyordu. Ben şiirimi tamamlayınca, İmam Sadık (a.s) İmam Hüseyin (a.s) için ağıt yakıp mersiye okuma ve insanları ağlatmanın fazilet ve sevaplarını anlattı.<sup><strong>5</strong></sup><br><br>2- Yine İmam Sadık&#8217;tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:<br><br><em><strong>&#8220;Hüseyin&#8217;in başına gelenler dışında hiçbir musibete ağlamak yakışık almaz. Hüseyin b. Ali&#8217;ye ağlamanın pek büyük bir fazilet ve sevabı vardır.<sup>6&#8243;</sup></strong></em><br><br>3- Ehlibeyt İmamları&#8217;nın beşincisi olan İmam Bâkıru&#8217;l-Ulum (a.s) dostlarının önde gelen isimlerinden Muhammed b. Müslim&#8217;e şöyle buyurdu:<br><br><em><strong>&#8220;Şiamıza, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) makberini ziyarete gitmelerini söyleyin. Zira bizim imametimize inanan iman sahibi herkesin, Ebu Abdullah&#8217;ın (İmam Hüseyin&#8217;in) makberini ziyaret etmesi gereklidir.<sup>7&#8243;</sup></strong></em><br><br>4- İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:<br><br><em><strong>&#8220;Hüseyin&#8217;i (a.s) ziyaret etmek, bütün diğer iyi amellerden daha üstün ve faziletlidir.<sup>8&#8243;</sup></strong></em><br><br>Zira bu ziyaret insanlığa iman ve salih amel dersi veren muazzam bir okuldur; ruhu iyilikler, temizlikler ve fedakârlıklar melekûtuna kanatlandıran büyük bir okul&#8230;<br>İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) reva görülenlere ağlayıp o Hazret için mahzun ve matemli olmak, mübarek türbesini ziyaret etmek ve onun destansı Kerbela&#8217;sının görkemli tarihini açıklayıp gözler önüne sermek, elbette ki çok büyük bir değer ve kıymete haizdir.<br>Ancak bu matem, gözyaşı ve ziyaretin yeterli olmayacağı da bilinmelidir. Bilakis, bütün bunlar dindarlığın, fedakârlığın ve Allah&#8217;ın kanun ve hükümlerini korumanın felsefesini anlatabilmek içindir aslında; tek gaye budur.<br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) o muazzam kişiliğine vurgunluğumuzun yegâne nedeni, ondan insanlık dersi almak ve yüreğimizi Allah&#8217;tan başka her şeyden boşaltıp temizlemeyi öğrenmektir. Aksi takdirde, olayın sadece görünen boyutuna bakılması, bu kutsal Hüseynî gayenin unutulup gitmesine yol açacaktır.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Maktel-i Harezmi, 1/184 ve el-Luhuf, s.20</strong></li>



<li><strong>Zilhicce ayının 8. günü hacıların Mina&#8217;ya çıkması sünnettir ve o dönemde bu sünnet amel yerine getirilirdi. Günümüzde ise sekizinci günden itibaren herkesin Arafat&#8217;a çıkması gelenekselleşmiş durumdadır.</strong></li>



<li><strong>Kâmilu&#8217;z-Ziyarat, s.68&#8217;ten sonrası ve Musiru&#8217;l-Ahzân, s.92</strong></li>



<li><strong>el-Luhuf, s.531</strong></li>



<li><strong>Kâmilu&#8217;z-Ziyarat, s.1052</strong></li>



<li><strong>Kâmilu&#8217;z-Ziyarat, s.101</strong></li>



<li><strong>Kâmilu&#8217;z-Ziyarat, s.1212</strong></li>



<li><strong>Kâmilu&#8217;z-Ziyarat, s.147</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">KERBELA VE ÖZGÜRLÜKÇÜ İNSANLARIN ÖNDERİ İMAM HÜSEYİN&#8217;İN (A.S) ŞAHADETİ</h2>



<p>Bahsimizin bu bölümünde, Hatemu&#8217;l-Muhaddisin Hacı Şeyh Abbas Kummî&#8217;nin (r.a) ünlü eseri &#8220;Müntehe&#8217;l-Amal&#8221;dan iktibasla İmam Hüseyin&#8217;le (a.s) ailesinin ve yarenlerinin nasıl şehit düştüklerini kısaca anlatmak, böylece iki cihan serveri Resulullah (s.a.a) efendimizin mübarek Ehlibeyti&#8217;ne reva görülenlerin anılmasına vesile olmak istiyoruz.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kıyamın Başlangıcı</h3>



<p>İkinci İmam İmam Hasan (a.s)&#8217;ın şahadetinden sonra Irak Şiasından bir grup, İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) mektup yazarak Muaviye&#8217;yi hilafetten azletmek ve halife olarak İmam Hüseyin&#8217;le (a.s) biatleşmek istediklerini bildirdiler. Ancak İmam (a.s), mevcut şartlarda bunu doğru bulmadığını ve Muaviye&#8217;nin ölümünü beklemelerini tavsiye etti.<br>Muaviye Hicret&#8217;in 60. yılı recebin 15. gecesi ölünce, oğlu Yezid onun tahtına geçerek halifeliğini ilan etti. Yezid&#8217;in ilk icraatı; Medine valisi Velid b. Utbe&#8217;ye İmam Hüseyin (a.s), Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr ve Abdurrahman b. Ebubekir&#8217;den derhal biat alması, biat etmeyenin de hemen öldürülüp başının kendisine gönderilmesi fermanını vermek oldu.<br>İmam Hüseyin (a.s), Velid&#8217;le yaptığı görüşmede Yezid&#8217;e biat etmeyi reddederek Mekke&#8217;ye gitmek üzere Medine&#8217;den ayrıldı. Onun iyiliğini isteyen kimi Müslümanlar, insanların vefasız olduğunu ve bu yolculuktan vazgeçmesini öğütlüyorlardı.<br>Bunlardan biri de Ümmü&#8217;l-Müminin Ümmü Seleme idi. İmam&#8217;ı (a.s) caydırmak için ona: &#8220;<em>Oğlum!</em>&#8221; diyordu, &#8220;<em>Irak&#8217;a giderek beni üzme! Ceddin Resulullah&#8217;tan (s.a.a) senin Irak&#8217;ta şehit edileceğini duydum ben!</em>&#8220;<br><br>İmam&#8217;ın (a.s) cevabı şaşırtıcıydı:<br><br><em><strong>&#8220;Anacığım! Yemin ederim ki, bunu ben de biliyorum! Ama şahadete koşmaktan, gerekirse bu yolda ölüme gitmekten başka çarem yok. Zira ben sadece Rabbimin emrettiği şekilde davranıyor, O&#8217;nun rızasına uygun yaşıyorum. Allah&#8217;a yemin ederim ki, öldürüleceğim günü de, katilimin kim olacağını da, nereye defnedileceğimi de, ailem ve dostlarımdan kimlerin benimle birlikte öldürüleceğini de biliyorum! Anacığım! Rabbime andolsun ki, Irak&#8217;a gitmesem de öldürecekler bunlar beni!&#8221;</strong></em><br><br>İmam (a.s), ceddi Resulullah&#8217;ın (s.a.a) mübarek türbesini ziyaret edip onunla vedalaştıktan sonra hicrî 60. yılın recep ayının 28&#8217;ine denk gelen pazar gecesi ailesi ve bir grup yakın dostlarıyla birlikte Mekke&#8217;ye doğru yola çıktı. Yanındakilerden bazıları, Medine&#8217;den kaçan İbn Zübeyr&#8217;in yaptığı gibi, kendilerinin de sapa yollardan gitmelerini, böylece düşmanın takibinden kurtulabileceklerini önerdiyse de, İmam (a.s): &#8220;Rabbim, benimle düşman arasında gerekli hükmü verecektir, ana yoldan çıkıp sapa yolu tercih edemem!&#8221; diyerek gizli hareket etmeyi reddetti.<br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kervanı şaban ayının 3. günü cuma akşamı Mekke&#8217;ye vardı. Dört bir yandan hacca gelen Müslümanlarla birlikte, Mekke ahalisi de akın akın İmam&#8217;ı (a.s) ziyarete geliyor, onunla görüşmek için bütün Müslümanlar şevkle bekliyordu. Ziyarete gelenler arasında, İbn Zübeyr de vardı.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kûfe Halkı İmam&#8217;ı (a.s) Davet Ediyor</h3>



<p>Muaviye&#8217;den öldüğünü ve İmam Hüseyin&#8217;in de (a.s) Yezid&#8217;e biat etmeyerek Mekke&#8217;ye hareket ettiğini öğrenen Kûfe halkı, şehrin ileri gelen Şiilerinden Süleyman b. Surad el-Huzaî&#8217;nin evinde toplanıp meşverette bulundu. Bu müşavere sonrası İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) bir mektup yazarak onu Kûfe&#8217;ye davet ettiler. Kûfe&#8217;ye gelmesi hâlinde Emevî hanedanının zalim iktidarına son verilmesi için İmam&#8217;ın yanında olacaklarını, Kur&#8217;ân hükümlerine ve asil Sünnet&#8217;e dayalı gerçek bir İslam iktidarının kurulması yolunda İmam&#8217;ın yardım ve liderliğine ihtiyaçları olduğunu bildirdiler.<br>Bu mektup, hicrî 60. yılı ramazanının 10. günü Mekke&#8217;de İmam&#8217;ın (a.s) eline ulaştı. Bunu yığınlarca mektup izledi. Kûfe halkının ileri gelen büyükleri ve kabile reisleri ardı ardına İmam&#8217;a (a.s) mektup yazıp onu ısrarla Kûfe&#8217;ye davet ediyorlardı. Kimi zaman bir günde İmam&#8217;ın (a.s) eline ulaşan mektupların sayısı 600&#8217;ü buluyordu. Mektuplarda İmam&#8217;ın (a.s) gerçek bir İslam devleti kurmak için Kûfe&#8217;ye gelmesi rica ediliyor, emrine amade olduklarını ve ona biatlerini bildiriyorlardı. Derken, Kûfe&#8217;den ulaşan mektupların sayısı 12 bini buldu&#8230;<br>Bunun üzerine İmam, Haşimoğulları&#8217;nın önde gelenlerinden olan amcaoğlu Müslim b. Akil&#8217;i bir mektupla birlikte Kûfe&#8217;ye yolladı. Mektupta şöyle deniliyordu:<br><br><strong><em>&#8220;Bismillahirrahmanirrahim&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>&#8220;Hüseyin b. Ali&#8217;den, müminlerin ve Müslümanların ileri gelenlerine&#8230;&#8221;</em></strong><br><strong><em>&#8220;Hâni ve Said sizin mektuplarınızı bana ulaştırdılar. Sizin bana gelen elçilerinizin sonuncusuydular. Anlattığınız, sözünü ettiğiniz her şeyi anladım. Tümünüzün ortak görüşü şudur: &#8216;Başımızda bir imam yoktur. Gel, belki Allah senin aracılığınla bizi hak ve hidayet üzere birleştirir.&#8217; Size kardeşim, amcamın oğlu, ailemin güvenilir mensubu Müslim b. Akil&#8217;i gönderiyorum. Eğer, elçilerinizin bana anlattığı ve benim de sizin mektuplarınızda okuduğum gibi ileri gelenlerinizin, görüş sahiplerinizin ve faziletlilerinizin görüşünün aynı noktada birleştiğini bana yazarsa, inşallah derhal yanınıza gelmek üzere yola çıkarım. Ömrüm hakkı için, Allah&#8217;ın kitabına göre hükmeden, adaleti egemen kılan, dine boyun eğen, kendini Allah&#8217;a adayan kimseden başkası imam olamaz. Vesselâm.&#8221;</em></strong><br><br>İmam mektubu yazdıktan sonra zekâ, ilim, tedbir, dürüstlük ve cesaretiyle tanınan amcaoğlu Müslim b. Akil&#8217;i çağırarak ona verdi ve Kays b. Musahhar Seydâvî, Umare b. Abdullah es-Selulî ve Abdurrahman b. Abdullah Erhebî&#8217;yle birlikte Kûfe&#8217;ye gitmesini ve Kûfelilerden kendisi adına biat almasını istedi. Bu arada Müslim&#8217;e takvalı olmasını, Allah&#8217;tan korkmasını, sırları gizli tutmayı bilmesini ve insanlara karşı her zaman sevgi ve şefkatle davranmasını öğütleyerek, Kûfe halkının İmam&#8217;a (a.s) biat konusunda samimi olduklarını ve bu konuda birlikte hareket ettiklerini müşahede etmesi hâlinde bunu kendisine mektupla bildirmesini söyledi.<br>Bu arada İmam (a.s) Ahnef b. Kays, Münzir b. Carud, Yezid b. Mes&#8217;ud Nehşelî ve Kays b. Heysem gibi Basra şehrinin de önde gelenlerine mektup yazarak onları hakka davet edip Allah&#8217;ın hükümlerinin icrası ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Sünneti&#8217;nin ihyası yolunda kendisine yardımcı olmaya çağırdı. Bu şahısların birçoğu İmam&#8217;ın (a.s) çağrısına olumlu cevap vermiş, hatta o Hazret&#8217;e yardım etmek için hareket hazırlıklarına başlamışlar, ancak İmam&#8217;ın (a.s) şahadet haberini aldıklarından yerlerine oturmuşlardır.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Kûfe&#8217;de Cereyan Eden Olaylar</h3>



<p>Müslim b. Akil çok zor ve tehlikeli bir yolculuktan sonra Kûfe&#8217;ye vardı ve Muhtar b. Ebu Ubeyde es-Sakafî veya Müslim b. Avsece&#8217;nin evine konuk oldu. Onun gelmesi Kûfe halkını pek sevindirmişti. Bu yüzden şenlikler tertipleyen şehrin ahalisi akın akın Müslim&#8217;i görmeye geliyor, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mektubunu öğrenen herkes, sevinç gözyaşları dökerek onun adına Müslim&#8217;e biat ediyordu. Kısa zamanda, biat edenlerin sayısı 18 bine ulaşmıştı. Müslim, biat edenlerin sayısı ve şehrin bu durumunu İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) yazarak Kûfe&#8217;ye gelmesinin uygun olacağını bildirdi.<br>Diğer taraftan, Emevî iktidarının şehirdeki taraftarları, Kûfe&#8217;nin son durumunu ve Müslim&#8217;e yapılan biatin tehlikeli boyutlara vardığını Şam&#8217;da bulunan Yezid&#8217;e bildirerek, Kûfe valisi Numan b. Beşir&#8217;in bu olayların üstesinden gelmede yetersiz kaldığını, bu Şia kıyamını durdurabilecek birini Kûfe&#8217;ye göndermesinin zaruri olduğunu haber verdiler.<br>Yezid, Hıristiyan danışmanı Sircun&#8217;la meseleyi konuştuktan sonra Basra valisi Ubeydullah b. Ziyad&#8217;ı Kûfe valiliğine atadı ve ona gönderdiği fermanda, derhal Kûfe&#8217;ye hareket etmesini, Müslim&#8217;i tutuklamasını veya öldürmesini, bunlar da olmazsa onun şehirden uzaklaşmasını sağlamasını istedi. Babası gibi kendisi de son derece aşağılık bir karaktere sahip olan ve Emevî iktidarının en acımasız ve hilekâr piyonlarından biri olarak ün salan İbn Ziyad, derhal yola çıktı ve gece karanlığında Kûfe&#8217;ye vardı.<br>Şehre girdiğinde tanınmamak için yüzünü örten İbn Ziyad&#8217;ı bazı saf insanlar İmam Hüseyin (a.s) zannederek selamlamış, etrafına toplanarak sevgi gösterisinde bulunmaya başlamış, ancak onun kim olduğunu öğrenince, hemen etrafını boşaltmışlardı.<br>Ertesi gün İbn Ziyad bütün ahalinin şehrin büyük camiinde toplanmasını emretti, bizzat minbere çıkıp cemaati etkilemeye ve akla gelebilecek türlü tehdit ve vaatlerde bulunarak onları Müslim&#8217;e destek vermekten vazgeçirmeye çalıştı ve Yezid&#8217;e karşı çıkanların sonunun çok kötü olacağı telkininde bulundu. Bu arada kabile reisleriyle şehrin ileri gelenlerine, Yezid&#8217;in hilafetine muhalif olanları kendisine bildirmemeleri hâlinde mallarının ve canlarının mubah sayılacağını duyurdu.<br>Şehirdeki bu gelişmeleri öğrenen Müslim, kıyamla ilgili gizliliğin bozulmaması için Muhtar&#8217;ın evinden ayrılarak Hâni b. Urve&#8217;nin evine gizlendi. İmam&#8217;ın (a.s) Şiîleri burada gizlice Müslim&#8217;le görüşüp biat ediyor, Müslim de biatlerine sadık kalacakları ve bunun gizliliğini koruyacakları konusunda onlara yemin ettiriyordu. Böylece Müslim&#8217;e biat edenlerin sayısı 25 bine ulaşırken İbn Ziyad onun nerede saklandığını hâlâ öğrenememişti.<br>Ancak, İbn Ziyad&#8217;ın etrafa yerleştirdiği casuslar, Müslim&#8217;in Hâni&#8217;nin evinde saklandığını öğrenmekte gecikmediler. İbn Ziyad bir komployla Hâni&#8217;yi hükümet konağına getirtip tutukladı; ancak yapılan bütün baskı ve işkencelere rağmen Hâni, Müslim&#8217;i teslim etmemekte direndi.<br>Bu arada, Hâni&#8217;nin işkence altında yaralanıp hapse atıldığını öğrenen Müslim, Kûfe halkını kıyama davet etti. Kısa zamanda cami ve pazaryeri Müslim&#8217;in çağrısına koşanlarla dolmuş, İbn Ziyad iyice sıkışmıştı.<br><br>İbn Ziyad, Kûfe&#8217;nin ileri gelenleri ve kabile reisleri arasında kendisine uşaklık eden bazılarını, öfkeli kalabalığın arasına yayarak tehdit ve vaatlerle halkın Müslim&#8217;i yalnız bırakmasını sağlamaya çalıştı.<br>Diğer yandan, tellalları hükümet konağının damına çıkararak blöf yöntemine başvurdu. Tellallar şöyle bağırıyordu: <em>&#8220;Ey ahali! Kendinize acıyorsanız, hemen dağılın! Şam&#8217;dan gönderilen büyük bir ordu birazdan burada olacak; böyle bir orduyla baş edemezsiniz! Eğer emirlere karşı gelmez ve isyanı bırakıp evlerinize dönerseniz, İbn Ziyad, Yezid&#8217;in sizi affetmesini sağlayacak ve alacağınız ödülü iki katına çıkaracaktır!&#8221;</em><br><br>Bu tehdit, şantaj ve blöfler giderek etkili olmaya başlamış, korkak ve dönek Kûfelileri ürkütmeye yetmişti. Göz açıp kapayıncaya kadar şehrin yönetimini ele geçirebilecekken, yayılan söylentilere kanıp Müslim&#8217;den uzaklaşmaya, evlerine dönmeye başladılar. Derken, akşam namazı sırasında onca kalabalıktan sadece otuz kişi Müslim&#8217;in arkasında namaza durdu!<br><br>Müslim camiden çıktığında, yanında sadece 10 kişi kalmış, birkaç adım sonra onlar da kaçarak Müslim&#8217;i yalnız bırakmışlardı! Korkaklar şehrinde Müslim yapayalnızdı şimdi. Tek başına sokaklarda dolaşıyor, kimse ona kapısını açmıyordu!</p>



<h3 class="wp-block-heading">Müslim&#8217;in Şahadeti</h3>



<p>Gece yarılarına doğru Tav&#8217;a adlı yaşlı bir mümine kadın, Müslim&#8217;i evine aldı. Müslim bütün geceyi dua ve ibadetle geçirdi. Sabaha doğru Tav&#8217;a&#8217;nın toy oğlu vaat edilen yüklüce ödülü alabilmek için Müslim&#8217;i ihbar etti.<br>İbn Ziyad vakit kaybetmeden Muhammed b. Eş&#8217;as komutasında kalabalık bir silahlı grubu oraya gönderdi. Evin avlusundan gelen nal sesleriyle kılıcına sarılan Müslim yiğitçe bir çarpışmayla, içeriye giren birkaç kişiyi saf dışı bırakarak sokağa çıkmayı başardı.<br>Kûfe sokakları, tarih boyunca ilk ve belki de son kez böylesine inanılmaz bir çarpışma sahnesine tanıklık ediyordu. Bir tarafta kimi kimsesi olmayan, o şehirde tamamen garip olup bir tek yardımcısı dahi bulunmayan mert ve tek başına bir yiğit vardı. Diğer tarafta ise, tarihî kaynaklarda da belirtildiği üzere bir gündür aç ve susuz kalan, bütün bir geceyi dua ve ibadetle geçiren, inanılmaz bir ihanete uğrayıp yapayalnız bırakılan ve sadakatsiz, korkak ve hain bir halka yardıma koşmakta olan İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) başına gelecekleri tahmin ederek gam ve kedere boğulan bu cesaret ve vefa timsalinin karşısındaki tepeden tırnağa silahlı, gözünü kan bürümüş haramiler güruhu bulunmaktaydı. Bu da yetmezmiş gibi bu haramiler güruhuna eşlik edip destek veren dönek bir ahali!<br>Evet, bir gün öncesine kadar vefa ve sadakat yeminleri edip biatte bulundukları yiğit Müslim&#8217;e, evlerinin damından, penceresinden taş ve ateş yağdıran Kûfe halkının bu inanılmaz ihanet ve dönekliği de, tarih kaynaklarının en ibret verici sayfalarını teşkil eder bugün.<br>Ama Müslim, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;nin ellerinde yetişip terbiye görmüş bir inanç timsalidir. Müminlerin Emiri Haydar&#8217;ın kardeşinin oğludur o. İmam Ali (a.s), Hz. Hamza (a.s) ve İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kanı dolaşmaktadır Müslim&#8217;in damarlarında. Nitekim bütün bir şehre karşı tek başına durmaktan korkmadı. Amansız bir çarpışma başlamıştı şimdi. Müslim yiğitçe vuruşurken, şu şiiri haykırıyordu şehvetlerinin esiri olan zavallılar güruhuna:<br><br><em><strong>&#8220;Batıla teslim olmayacağıma yeminliyim ben!<br> Ölümüm ancak hürce olur; batıla eğilmeden!&#8221;</strong></em><br><br>Müslim, ettiği yemine canı pahasına sadık kaldı ve görülmemiş bir kahramanlık sergileyerek bu çarpışmada tek başına kırk beş saldırganı öldürdü, bu amansız dövüş sırasında inanılmaz bir güç ve cesaret örneği sergiledi. Hatta tarihî kaynaklarda tek eliyle kavradığı bir saldırganı yerden sökercesine kaldırıp dama fırlattığı yazılıdır. Nihayet uzun direnişten ve sayısız yaralar aldıktan sonra göğüs göğse çarpışmada onunla baş edemeyeceğini anlayan düşman, arkadan saldırıp onu sırtından mızrakla vurdular.<br>Yere kapanan Müslim&#8217;in üzerine çullanan çakallar sürüsü onu kıskıvrak bağlayıp İbn Ziyad&#8217;a götürdüler. Müslim&#8217;le İbn Ziyad arasında, onun iman, direnç ve mertliğin; İbn Ziyad&#8217;ınsa küfür, alçaklık ve rezaletin timsali olduğunu belgeleyen ilginç bir diyalog geçti. Aldığı derin mızrak yarasına rağmen kendisine boyun eğdiremeyeceğini anlayan İbn Ziyad, Müslim&#8217;in öldürülmesini emretti.<br>Sarayın damına çıkarılan Müslim&#8217;in mübarek başını burada kesip pak bedenini damdan aşağı attılar. Müslim&#8217;in şahadeti Hicret&#8217;in 60. yılı Zilhiccesinin 9. günü olan Arefe günü vuku bulmuştur. Bu cinayetin ardından İbn Ziyad bir başka caniliğe daha imza atarak 89 yaşındaki ihtiyar Hâni b. Urve&#8217;nin de Kûfe çarşısında boynunu vurdurdu.<br>Böylece Kûfelilerin korkak, gevşek ve dönek davranışları sonucu bu şehirde kıvılcımlanan kıyam hareketi noktalandı ve İbn Ziyad gibi bir cani, bütün Irak&#8217;ta egemenlik kurarak inisiyatifi ele geçirdi.</p>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Hüseyin (a.s) Irak&#8217;a Hareket Ediyor</h3>



<p>İmam Hüseyin (a.s) hac merasiminin başladığı Zilhicce ayına kadar Mekke&#8217;de kalmış, hatta haccını yerine getirmek için ihrama girmişti. Ancak, Yezid&#8217;in kiralık katillerinin de ihrama bürünerek hacı kılığında Mekke&#8217;ye girdiklerini ve ihramda bulunduğu sırada kendisini yakalamak veya öldürmekle görevlendirildiklerini öğrenince, hac ihramını umreye dönüştürüp tavaf ve sa&#8217;ydan sonra Irak&#8217;a doğru yola çıktı. Bu sırada şu ünlü konuşmasını yaptı:<br><br><strong><em>&#8220;Ölüm, Ademoğulları için yazılmıştır. Tıpkı genç kızların boyunlarına bir gerdanlığın takılması gibi. Benden öncekilere kavuşmayı ne çok istiyorum! Yakub&#8217;un Yusuf&#8217;a kavuşmayı istemesi gibi. Ölüp düşeceğim bir yer seçildi benim için ve ben bu yere gidiyorum. Nevavis ve Kerbela arasında çöl kurtlarının vücudumu parçaladıklarını, aç karınlarını ve boş ambarlarını benimle doldurduklarını görür gibiyim. Kalemle yazılmış bir günden kaçış yoktur. Allah&#8217;ın rızası biz Ehl-i Beyt&#8217;in rızasıdır. Allah&#8217;ın verdiği musibetlere sabredeceğiz ve O, sabredenlerin ecrini bize verecektir. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vücudunun parçası olanlar, asla ondan ayrı düşmezler; kutsal hazirede onun çevresinde toplanacaklar. Onları görünce, gözleri aydınlanacak ve onların aracılığıyla vaadi yerine gelecektir. Kim bizim uğrumuza canını vermeye ve Allah&#8217;la buluşmaya hazır ise, bizimle gelsin. Çünkü ben sabahleyin inşallah yola çıkacağım.&#8221;</em></strong><br><br>Böylece İmam Hüseyin (a.s), ailesi ve yarenlerinden oluşan bir grupla birlikte 8 Zilhicce salı gününde Mekke&#8217;den ayrılıp hızla Irak&#8217;a doğru yola koyuldu.<br>İmam&#8217;ın (a.s) Irak&#8217;a doğru yola çıktığını öğrenen İbn Ziyad, Husayn b. Numeyr&#8217;i kalabalık bir orduyla Kûfe dışına, Kadisiye&#8217;ye göndererek ondan şehre ulaşan bütün yolları kontrol etmesini istedi.<br>Bu arada İmam da (a.s) Müslim&#8217;in (a.s) şahadet haberi henüz kendisine ulaşmadan önce Batnu&#8217;r-Ramme bölgesindeki &#8220;Hacir&#8221; denilen yerden geçerken, Kays b. Musahher es-Seydâvî&#8217;yle Kûfe halkına bir mektup daha gönderdi. Bu mektupta şöyle buyurmaktaydı:<br><br><strong><em>&#8220;Bismillahirrahmanirrahim&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>&#8220;Hüseyin b. Ali&#8217;den mümin ve Müslüman kardeşlerine. Selâm üzerinize olsun. Size kendisinden başka ilâh olmayan Allah&#8217;ı överim.&#8221;</em></strong><br><strong><em>&#8220;Ama sonra, Müslim b. Akil&#8217;in mektubu bana ulaştı. Mektubunda, iyi düşüncelerinizi, ileri gelenlerinizin bize yardım etmek ve hakkımızı talep etmek noktasında görüş birliği içinde olduklarını bildiriyordu. Allah&#8217;tan, işimizi güzel kılmasını ve bundan dolayı size büyük bir mükâfat vermesini diledim. Zilhicce ayının sekizi olan terviye günü, size katılmak üzere Mekke&#8217;den ayrıldım. Elçim size geldiğinde, yapmanız gerekeni hızla ve kararlılıkla yapın. Şu günlerde size geleceğim. Allah&#8217;ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.&#8221;</em></strong><br><br>Kays b. Musahher bu mektubu götürürken, Kadisiye denilen yerde Husayn b. Numeyr tarafından yakalandı. Üstünü aramak istediklerinde ise, mektubu parçalayıp yok etti. Kays&#8217;ı alıp İbn Ziyad&#8217;a götürdüler. Aralarında şu konuşma geçti:<br><br><em>— Kimsin?</em><br><br><em>— İmam Ali (a.s) ve oğullarının Şiîlerinden biriyim!</em><br><br><em>— Mektubu neden yırttın?</em><br><br><em>— Senin okumaman için.</em><br><br><em>— Mektup kimden kimeydi?</em><br><br><em>— Efendim Hüseyin&#8217;den, adını bilmediğim bazı Kûfelilere.</em><br><br><em>— Bana ya o mektuptakilerin adını vereceksin ya da ahaliye bir konuşma yapıp Hüseyin&#8217;e, babasına ve kardeşine söveceksin. Yoksa seni paramparça ederim!</em><br><br><em>— Mektuptaki isimleri sana söylemeyeceğim. Ama ikinci şartı yerine getirerek ahaliye bir konuşma yaparım.</em><br><br>Kays, sözlerinin ardından minbere çıktı ve halka yaptığı konuşmaya besmeleyle başladı. Allah&#8217;a hamdüsenada bulunduktan sonra Resulullah (s.a.a) ile onun pak Ehlibeyti&#8217;nin imamları olan İmam Ali (a.s), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) çokça salât ve selâm gönderip İbn Ziyad&#8217;la babasına ve zalim Emevî sultanlarına lanet okudu. Ardından ahaliye şöyle seslendi:<br><em>&#8220;<strong>Ey ahali! Ben, Hüseyin tarafından size elçi olarak gönderildim. Hacir&#8217;de ondan ayrılıp size geldim. Ona yardım etmek isteyenler onun çağrısına uysunlar!</strong>&#8220;</em><br>Kays&#8217;ın konuşmasını duyan İbn Ziyad, öfkeden deliye dönmüştü. Adamlarına Kays&#8217;ı sarayın damına çıkarmalarını, bu cesaret ve sadakat timsali mümini oradan aşağı atmalarını emretti.<br><br>Böylece Kays da, şahadet şerbetini içmiş, tertemiz bir yürek ve parlak bir alınla Rabbine kavuşmuştu.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Hürr b. Yezid er-Riyahî&#8217;nin Ordusuyla Karşılaşma</h3>



<p>İmam Hüseyin (a.s) Kûfelilere verdiği sözü tutarak yoluna devam ediyordu. Çok geçmeden Müslim&#8217;le Hâni&#8217;nin acı şahadet haberini aldı. Bu haber İmam&#8217;ı pek üzmüş, pek sarsmıştı; her ikisini de rahmetle anıp övdü. Müslim&#8217;in şahadet haberini getirenler, İmam&#8217;ın Kûfe&#8217;ye gitmemesi ve geri dönmesi için ısrar ettiler. İmam, Akil&#8217;in oğulları ve akrabalarına dönüp: &#8220;Bu konuda sizin fikriniz nedir?&#8221; diye sordu.<br>Onlar: <em>&#8220;Vallahi! Müslim&#8217;in katillerinden intikam almadıkça veya bu yolda onun gibi şehit düşmedikçe dönmek istemeyiz!&#8221;</em> dediler.<br>İmam da (a.s) onları tasdik ederek: <strong><em>&#8220;Vallahi! O iki yiğit insandan sonra bu dünya hayatının hayrı kalmadı artık!&#8221;</em></strong> buyurdu ve Kûfe&#8217;ye doğru harekete devam edilmesini emretti.<br>Yolculuk sırasında konakladıkları bir başka menzilde, İmam&#8217;ın (a.s) etrafa gönderdiği elçi ve habercilerden birinin daha şehit edildiği haberi ulaşınca İmam (a.s) kervandakileri toplayıp şöyle buyurdu:<br><br><strong><em>&#8220;Taraftarlarımız bizi yalnız bırakmış. Bu durumda, sizden geri dönmek isteyenler dönsünler, biatimi üzerlerinden kaldırdım.&#8221;</em></strong><br><br>Dünya malı ve makamı için o hazretin etrafına toplanan çıkarcılar, İmam&#8217;dan (a.s) bunu duyar duymaz hemen dağılıp ayrıldılar. Sadece kendi ailesiyle yakınları ve İmam&#8217;a inanç ve yakinle iman etmiş olan bir avuç sadık yareni kaldı onunla.<br>&#8220;Şeraf&#8221; denilen menzilden sabahın erken saatlerinde ayrılmadan önce İmam Hüseyin (a.s) kervandaki gençlere, yanlarına mümkün mertebe bol su almalarını emretti. Oradan ayrılan kervan öğleye kadar durmadan Kûfe&#8217;ye doğru ilerledi.<br>Öğleye doğru gençlerden biri yüksek sesle tekbir getirince, İmam da tekbir getirip: <em>&#8220;Ne var? Bir şey mi gördün?&#8221;</em> diye sordu. Delikanlı: <em>&#8220;Hurmalıklar gördüm.&#8221;</em> deyince, kervandaki tecrübeli yarenler: <em>&#8220;Allah&#8217;a andolsun ki biz buralarda hurmalık bir alan görmemişiz!&#8221;</em> dediler. Onun gösterdiği tarafa dikkatlice bakınca kalabalık bir ordunun kendilerine doğru yaklaştığını gördüler.<br>İmam (a.s) hemen kervanı toparlayıp çok yakınlarında bulunan &#8220;Zû Husem&#8221; dağının eteklerine karargâh kurdu. Çok geçmeden &#8220;Hür b. Yezid er-Riyahî&#8221; komutasındaki 1000 kişilik bir ordu, öğlenin kavurucu sıcağında gelip bu küçük kervanın karşısına dikildi. İmam (a.s) yarenleriyle birlikte kılıç kuşanıp bu ordunun karşısına geçti.<br>Hür ile adamlarının susuzluktan helâk olacak raddeye geldiğini gören İmam (a.s) onunla ordusuna, hatta onların hayvanlarına bile su verilmesini emretti. İmam&#8217;ın (a.s) bu yiğit ve cömert kişiliği Hür&#8217;le ordusunu pek mahcup etmişti; İmam&#8217;ın (a.s) adamları leğenlerle kovalara su doldurup onların hayvanlarına bile su vermişlerdi!<br>Öğle vakti girdiğinde, ezan okundu ve İmam (a.s) iki ordunun arasında durarak Allah&#8217;a hamdüsenada bulunduktan sonra şöyle dedi:<br><br><strong><em>&#8220;Ey İnsanlar! Ben, ancak mektuplarınız bana ulaştıktan ve elçileriniz bana geldikten sonra size geldim. Şöyle demiştiniz: &#8216;Hemen bize gel; çünkü bizim bir imamımız yoktur. Belki yüce Allah, senin sayende bizi hak ve hidayet üzerinde birleştirir&#8230;&#8217; Ben de, yerimden yurdumdan göçtüm, kalkıp size geldim işte! Eğer siz hâlâ bu söz üzere iseniz, işte ben size geldim; bana, sözlerinize ve ahitlerinize güvenmemi sağlayacak bir işaret verin (ahdinizi ve biatinizi yenileyin). Yok, eğer bunu yapmayacaksanız, benim gelişimden hoşnut değilseniz, size gelmek üzere ayrıldığım yere geri dönerim.&#8221;</em></strong><br><br>Hürr&#8217;ün ordusundan çıt çıkmıyor, kimse söyleyecek söz bulamıyordu. Sonra Hürr&#8217;e dönüp şunları söyledi: <em>&#8220;Arkadaşlarına namaz kıldırmak ister misin?&#8221;</em> Hür: <em>&#8220;Hayır.&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Sen namaz kılacaksın, biz de sana uyacağız.&#8221;</em> Bunun üzerine İmam Hüseyin (a.s) onlara namaz kıldırdı. Her iki ordu, İmam&#8217;ın (a.s) arkasında cemaatle namazı kıldıktan sonra İmam (a.s) kısa bir hutbe vererek şöyle buyurdu:<br><br><strong><em>&#8221;Ey insanlar! Şunu biliniz ki, eğer siz, Allah&#8217;tan korkar ve hakkı ehli için tanırsanız, Allah&#8217;ı razı kılmış olursunuz. Biz, Muhammed&#8217;in (s.a.a) Ehl-i Beyt&#8217;iyiz. Sizin bu yönetiminize, hakları olmadığı hâlde onu ele geçiren ve size zulüm ve düşmanlıkla hükmeden şu güruhtan daha lâyığız. Eğer bizi istemiyorsanız, hakkımızı tanımıyorsanız ve şu andaki düşünceniz, mektuplarınızda yazdıklarınızdan, elçilerinizin bana bildirdiklerinden farklı ise, o zaman size arkamı döner giderim.&#8221;</em></strong><br><br>Hür, şaşkınlıkla: <em>&#8220;Vallahi, sözünü ettiğin o mektuplarla habercilerden benim haberim yoktur!&#8221;</em> dedi.<br>İmam (a.s), yanındaki yarenlerinden Ukbe b. Sem&#8217;an&#8217;a dönüp: <em>&#8220;Şu mektupları getir!&#8221;</em> dedi. Ukbe, birkaç heybeyle gelip heybelerdeki mektupları Hürr&#8217;ün önüne döktü. Hür ne diyeceğini bilemiyordu. Sonunda dedi ki: <em>&#8220;Ben size bu mektupları yazanlardan biri değilim. Bize, seninle karşılaştığımız zaman, Kûfe&#8217;ye Ubeydullah&#8217;a götürünceye kadar senden ayrılmamamız emredildi.&#8221;</em> İmam öfkeyle: <strong><em>&#8220;Neler söylüyorsun sen?! Ölüm bundan daha yakındır sana!&#8221;</em></strong> diyerek adamlarına dönüp toparlanmalarını ve Medine&#8217;ye geri döneceklerini söyledi.<br>Kervan, Medine&#8217;ye dönmek için hareket edeceği sırada Hür, ordusuyla önlerini kesip engelledi. Bunun üzerine İmam Hüseyin (a.s), Hürr&#8217;e: <strong><em>&#8220;Anan, yasını tutsun! Ne istiyorsun?&#8221;</em></strong> dedi. Hür, ona şu karşılığı verdi: <em>&#8220;Eğer senin içinde bulunduğun bu durumda bir başka Arap olsaydı ve bu Arap bana senin söylediğin bu sözü söyleseydi, kim olursa olsun, anası için bu ifadeleri mutlaka kullanırdım. Fakat Allah&#8217;a yemin ederim ki, senin annenden, gücümüzün yettiği en güzel şekilde söz etmekten başka bir şey yapamam.&#8221;</em><br>İmam: <strong><em>&#8220;Söyle o zaman, ne yapmak istiyorsun?&#8221;</em></strong> diye çıkıştı. Hür: <em>&#8220;Sizi İbn Ziyad&#8217;a götüreceğim.&#8221;</em> diye cevap verdi. İmam: <strong><em>&#8220;Gelmiyorum, bunu kabul edemem!&#8221;</em></strong> deyince, Hür: <em>&#8220;O zaman ben de sizi bırakmam!&#8221;</em> dedi.<br>Söz uzuyor, Hür ne yapacağına karar veremiyor, İmam (a.s) da esareti kabullenmiyordu. Sonunda Hür: <em>&#8220;Ben sizinle savaşmakla görevli değilim; görevim sizi bırakmamak ve Kûfe&#8217;ye götürmektir. Madem bunu kabul etmiyorsun, o zaman ne Medine&#8217;ye, ne de Kûfe&#8217;ye gitmeyen bir güzergâh seç. Ben de bu arada İbn Ziyad&#8217;a mektup yazıp durumu sorayım; senin gibi yüce bir şahsiyetle savaşmaktan beni kurtaracak bir yol bulunur belki!&#8221;</em> dedi.<br>Bunun üzerine İmam Hüseyin (a.s) Kadisiye ve Uzeyb yolundan sola dönen güzergâhta hareket etti. Hürr de ordusuyla birlikte uzaktan onları izliyordu.<br>Uzeyb Hecanat bölgesine vardıklarında, Kûfe&#8217;den gelen ve aralarında Nâfi b. Hilal, Mücemme b. Abdullah ve Tirimmâh b. Udey&#8217;in de içinde olduğu dört atlı İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kervanına katıldı.<br>Hür, onların Kûfeli olduğunu ve hepsini tutuklayıp Kûfe&#8217;ye göndermesi gerektiğini söylediyse de, İmam (a.s) onları koruyarak şöyle dedi:<br><br><strong><em>&#8220;Bunlara dokunamazsın; bunlar tıpkı benimle birlikte buraya gelen ashabım gibidirler; onları canım gibi korur, himaye ederim ve eğer bana verdiğin sözü tutmayacak olursan, seninle savaşırım!&#8221;</em></strong><br><br>Hür onları tutuklamaktan vazgeçmişti. İmam (a.s) onlardan Kûfe&#8217;nin son durumunu sordu. Mücemme b. Abdullah: <em>&#8220;Kûfe&#8217;ve ileri gelenleri ve kabile reisleri çok büyük rüşvetlerle sattılar kendilerini, size karşı her zulüm yapmaya hazır durumdalar; aleyhinize elbirliği ettiler: Halkın geriye kalanının kalbi sizinle; ama kılıçları size karşı!&#8221;</em> dedi. İmam: <strong><em>&#8220;Size gönderdiğim Kays b. Musahhar&#8217;dan ne haber?&#8221;</em></strong> diye sorunca: <em>&#8220;İbn Ziyad&#8217;ın adamları onu yakaladı.&#8221;</em> dediler, <em>&#8220;İbn Ziyad ondan, size ve babanız İmam Ali&#8217;ye (a.s) küfür etmesini istedi; ama o tam tersini yapıp rahmetle andı ve İbn Ziyad&#8217;la babasına herkesin önünde lanet okudu ve halkı size yardıma davet ederek Kûfe&#8217;ye doğru gelmekte olduğunuzu bildirdi. Bunun üzerine İbn Ziyad onu sarayın damından aşağı atarak öldürttü!&#8221;</em><br>Bu haber İmam&#8217;ı (a.s) ağlatmıştı, mübarek gözyaşları süzülürken şöyle diyordu:<br><br><strong><em>&#8220;Onlardan (müminler) kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermecektir, kimi de şehitliği beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>&#8221;Allah&#8217;ım! Cenneti onlara ve bize (ebedî) mekân kıl!&#8221;</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Kerbela&#8217;ya Varış</h3>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kervanı bu konaklama yerini de geride bırakarak yoluna devam etti ve nihayet hicrî 61. yılı Muharrem ayının 2. günü Neyneva mıntıkasında bulunan Kerbela&#8217;ya vardı. Burada İbn Ziyad&#8217;ın habercisi, Hürr&#8217;e bir ferman getirdi. Fermanda şöyle yazılıydı:<br><em>Bu ferman eline geçtiğinde dünyayı Hüseyin&#8217;e dar et. Onu mamur olmayan ve su bulunmayan, kuraklık bir yerde tut! Bu emri yerine getirdiğini bana bildirinceye kadar habercim senin yanından ayrılmayacak!&#8221;</em><br>Hür bu mektubu İmam Hüseyin (a.s) ve yarenlerine okudu, İmam&#8217;ın kervanının önünü keserek hemen mamur yerlerden uzak ve suyu da bulunmayan o beldede durmalarını istedi.<br>İmam Hüseyin (a.s): <strong><em>&#8220;Hiç olmazsa şu yakınlardaki bir köy veya su bulunan mamur bir yerde konaklamamıza izin ver.&#8221;</em></strong> dediyse de, Hür bunu reddederek: <em>&#8220;Vallahi İbn Ziyad&#8217;ın emrine karşı gelemem! Şu gönderdiği habercisi benim ne yaptığımı rapor ediyor ona!&#8221;</em> dedi.<br>İmam&#8217;ın ashabından Züheyr b. Kayn: <em>&#8220;Ey Resulullah&#8217;ın (s.a.a) evladı, izin ver bu güruhla savaşalım!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Zira bunlarla savaşmak, geriden gelmekte olan daha büyük bir orduyla savaşa girmekten daha kolaydır!&#8221;</em><br>İmam Hüseyin (a.s): <strong><em>&#8220;Hayır. Savaşı başlatan taraf olmak istemem!&#8221;</em></strong> dedi. Hemen orada konaklanması, çadırların oraya kurulması emrini verdi.<br>Günlerden perşembe; Hicret&#8217;in 61. yılı Muharreminin 2. günüydü.<br>Ertesi gün Ömer b. Sa&#8217;d komutasında 4 bin kişilik bir ordu daha gelerek Hürr&#8217;ün ordusuna katılıp İmam&#8217;ın (a.s) kervanının karşısında karargâh kurdu.<br>Ömer, İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) bir haberci göndererek amacının ne olduğunu ve buraya neden geldiğini sordu. İmam Hüseyin (a.s) ona: <strong><em>&#8220;Sizin şehrinizin insanları yığınlarca mektup yazıp beni davet ettiler. Şimdi eğer gelişimden memnun değilseniz, kendi yurduma geri dönerim.&#8221;</em></strong> cevabını yolladı.<br>Sa&#8217;d oğlu, İmam&#8217;ın bu cevabını İbn Ziyad&#8217;a yazarak durumu rapor etti ve İbn Ziyad&#8217;ın bu durumda İmam&#8217;ın Medine&#8217;ye dönmesine izin vereceği ve böylece İmam&#8217;la savaşma gibi bir kara lekenin kendi alnına sürülmeyeceği ümidiyle beklemeye başladı. Ama çok geçmeden İbn Ziyad&#8217;dan olumsuz cevap gelmiş, mektuba da şu mazmundaki şiiri eklemişti:<br><em>&#8220;Pençemize düşen av, kurtulmaya çalışıyor şimdi; ama ona kurtuluş yok!&#8221;</em><br>İbn Ziyad mektupta: <em>&#8220;Hüseyin&#8217;le yanındakilerden, Yezid&#8217;e biat etmelerini iste!&#8221;</em> diyordu. Sa&#8217;d oğlu Ömer, İmam&#8217;ın Yezid&#8217;e kesinlikle biat etmeyeceğini çok iyi bildiğinden, İbn Ziyad&#8217;ın bu teklifini ona iletmedi.<br>Çok geçmeden İbn Ziyad&#8217;dan gelen bir başka haberci, İmam&#8217;la Fırat suyu arasına asker yerleştirilmesi ve İmam&#8217;ın (a.s) kervanına bir damla bile su ulaşmasına izin verilmemesi fermanını getirdi. Bu emir üzerine Sa&#8217;d oğlu Ömer Fırat sahili önüne 500 asker yerleştirerek İmam&#8217;ın kervanına suyu kesmiş oldu!<br>Bu emir, İmam&#8217;ın şahadetinden üç gün önce yürürlüğe konulmuştur. Bu nedenledir ki, şehit olduğu Aşura günü İmam&#8217;ın (a.s) kervanında bir damla su yoktu. Sadece erkekler değil, kervandaki kadınlarla çocuklar da susuzluğun korkunç pençesinde kıvranıyordu.<br>İbn Ziyad, sürekli yeni birlikler yollayarak Sa&#8217;d oğlu Ömer&#8217;in ordusunu takviye ediyordu. Çok geçmeden İmam&#8217;ın (a.s) bir avuç kervanının karşısına dikilen ordudaki atlı asker sayısı otuz bini bulmuştu. İbn Ziyad, &#8220;Şimr b. Zilcevşen&#8221; adlı adamıyla Sa&#8217;d oğlu Ömer&#8217;e gönderdiği fermanda: <em>&#8220;Ya Hüseyin&#8217;i Yezid&#8217;e biat ettir ya da onu öldür. Bunu yapamayacaksan, ordunun komutasını Şimr&#8217;e devret!&#8221;</em> diyordu.<br>Şimr, tarihe &#8220;Tâsua&#8221; günü olarak geçen Muharrem ayının 9&#8217;u perşembe günü Ömer&#8217;i, İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) saldırarak herkesin işini bitirmesi için kışkırtmaya başladı. Ömer, İmam&#8217;ın kervanının çadırlarına saldırılmasını emredince, ordu harekete geçti. İmam Hüseyin (a.s) aralarında Züheyr b. Kayn&#8217;la Habib b. Mezahir&#8217;in de bulunduğu 20 süvariyi yiğit kardeşi Ebu&#8217;l-Fazl el-Abbas (a.s) komutasında ileri göndererek onların amaçlarını sormasını istedi. Ömer&#8217;in ordusundakiler, İbn Ziyad&#8217;ın <em>&#8220;Hüseyin teslim olmazsa onunla savaşın.&#8221;</em> emri verdiğini söylediler.<br>Bunu İmam&#8217;a ilettiklerinde, İmam Hüseyin (a.s) kardeşi Abbas&#8217;a şöyle dedi: <strong><em>&#8220;Onlara söyle, bu gece bize müsaade etsinler. Son gecemi namaz ve duayla geçirmek istiyorum. Çünkü Rabbim de bilir ki ben, geceleri O&#8217;na ibadet etmeyi, Kur&#8217;ân okumayı, namaz kılıp dua ederek istiğfarda bulunmayı pek severim!&#8221;</em></strong><br>Sa&#8217;d oğlu Ömer önce İmam&#8217;ın bu isteğini reddettiyse de, yanındaki bazı komutanların ısrarı üzerine İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) bir gece mühlet vermeyi kabullendi.<br>Evet, Aşura akşamı gelip çatmıştı. İmam Hüseyin (a.s) pek sevdiği ashabıyla yarenlerinin toplanmalarını istedi. Bu sırada orada bulunan Ehlibeyt&#8217;in 4. nuru İmam Zeynelabidin (a.s) şöyle anlatır:<br><br><strong><em>&#8220;İmam&#8217;a yaklaştım. Arkadaşlarına ne dediğini duymak istedim. O sırada hastaydım. Babamın arkadaşlarına şöyle dediğini duydum: &#8216;Allah&#8217;a en güzel övgülerle hamdediyorum. Bollukta da, sıkıntıda da O&#8217;na hamdolsun. Allah&#8217;ım! Bizi peygamberlikle onurlandırdığın, bize Kur&#8217;ân&#8217;ı öğrettiğin, bizi dinde derin anlayış sahibi kıldığın, bize kulaklar, gözler ve kalpler verdiğin için sana hamdediyorum. Allah&#8217;ım! Bizi sana şükredenlerden kıl.'&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>&#8220;&#8216;Bilesiniz ki ben, arkadaşlarımdan daha vefalı ve daha iyi arkadaşlar, ailemden daha iyi ve daha akrabalık bağlarını gözeten bir aile bilmiyorum. Bana karşı bu tavrınızdan dolayı Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın. Haberiniz olsun, bizim şu toplulukla karşı karşıya kaldığımız son gün olduğunu sanıyorum. Bilesiniz ki, hepinize izin verdim. Hepiniz serbest olarak çekilip gidebilirsiniz. Bundan dolayı sizi kınayacak değilim. İşte gece basmış bulunuyor, her tarafı gecenin karanlığı kapladı. Bu geceyi fırsat bilin. Her biriniz, benim ailemden bir adamın elinden tutun ve gecenin karanlığına karışıp dağılın. Beni bunlarla yalnız bırakın. Çünkü onların istediği benim, siz değilsiniz.'&#8221;</em></strong><br><br>Bunun üzerine İmam&#8217;ın kardeşleri ve akrabaları şöyle dediler: <em>&#8220;Bunu nasıl yaparız biz?! Neden? Senden sonra hayatta kalabilmek için mi?! Allah böyle bir onursuzluğa düşürmesin bizi!&#8221;</em><br>Bu cevabı veren ilk kişi, İmam&#8217;ın çok sevdiği yiğit Abbas&#8217;tı. Diğerleri de Abbas&#8217;ınkine benzer şeyler söyleyerek İmam Hüseyin&#8217;ı (a.s) asla yalnız bırakmayacaklarını vurguladılar.<br>İmam Hüseyin (a.s) Akil&#8217;in evlatlarına: <strong><em>&#8220;Müslim&#8217;in şahadeti size yeter. Bundan fazla belaya uğramanızı istemem. Sizden biatimi kaldırdım, dilediğiniz yere gidin!&#8221;</em></strong> buyurdu.<br>Ancak, onlar da İmamlarını yalnız bırakmayacaklarını vurgulayarak şöyle dediler:<br><br><em>&#8220;Sizi bırakırsak insanlar ne der? Biz insanlara ne deriz hem! Büyüğümüzü, imamımızı ve kendi amcaoğlumuzu düşmanlarının ortasında tek başına bıraktık; onu korumak için bir tek ok, bir tek mızrak atmadan, kılıçlarımızı kullanmadan onu bırakıp döndük mü diyelim?! Hayır, vallahi böylesine yakışıksız bir şeyi yapacak değiliz biz. Canımızı, malımızı ve ailemizi sana feda eder, senin başına gelen bizim de başımıza gelinceye kadar düşmanlarınla savaşırız! Senden sonraki hayatı Allah kahretsin!&#8221;</em><br><br>Bu sırada Müslim b. Avsece ayağa kalkarak şöyle dedi:<br><br><em>&#8220;Ey Allah Resulü&#8217;nün oğlu! Senden nasıl vazgeçer, seni nasıl bırakırız biz? Bu durumda, Rabbimizin huzuruna çıktığımızda, senin üzerimizdeki hakkına dair hangi özrü öne sürebiliriz? Hayır, Allah&#8217;a yemin ederim ki seni yalnız bırakmam asla; mızrağımı düşmanlarının göğsüne saplamadıkça, kılıcımın kabzası elimde olduğu sürece düşmanlarına kılıç sallamadıkça nasıl vazgeçerim seninle olmaktan? Savaşacak silahım olmasa, düşmanlarına karşı taşla savaşırım vallahi! Allah&#8217;a andolsun ki, Resulullah (s.a.a) konusunda sana karşı vazifemizi yerine getirdiğimizi Rabbimize göstermediğimiz sürece sana yardım etmekten vazgeçmeyiz! Sana yardım konusunda öylesine azimliyim ki, vallahi bu yolda öldürüleceğimi ve sonra dirilip tekrar öldürüleceğimi, yakılacağımı, külümün rüzgârlara savrulacağını ve bunu bana 70 kez tekrarlayacaklarını bilsem, uğruna vuruşarak ölümü kucaklayıncaya kadar senden vazgeçmem, seni asla bırakmam! Kaldı ki, ölüm ve şahadet sadece bir defadır ve ondan sonra ebedî saadet ve ölümsüz bir onur vardır!&#8221;</em><br><br>Müslim&#8217;den sonra Züheyr b. Kayn ayağa kalkarak şöyle dedi:<br><br><em>&#8220;Rabbimin senden ve ailenin gençlerinden ölümü uzaklaştırması için bir değil, bin kez ölmeye, ölüp dirilip yine ölmeye can atmaktayım ben!&#8221;</em><br><br>Ashabının her biri buna benzer şeyler söylediler. İmam Hüseyin (a.s) onlara hayır duasında bulundu.<br>Bu sırada İmam&#8217;ın yarenlerinden Muhammed b. Beşir el-Hazremî&#8217;ye, oğlunun sınır yollarından birinde esir düştüğü haberi geldi, Muhammed: <em>&#8220;Oğlumun esaretinden sonra yaşamak istemem.&#8221;</em> dedi. İmam Hüseyin (a.s) onun böyle söylediğini duyunca yanına gidip: <strong><em>&#8220;Allah&#8217;ın rahmeti senin üzerine olsun, ben biatimi senden kaldırıyorum, git oğlunu kurtar.&#8221;</em></strong> buyurdu; ancak Muhammed: <em>&#8220;Seni bırakacak olursam, yırtıcı hayvanlar parçalasın beni!&#8221;</em> diyerek İmam&#8217;ı yalnız bırakmayacağını söyledi.<br>O gece İmam Hüseyin (a.s) bütün çadırların birbirine açılmasını ve çadırların etrafına hendek kazılarak içinin kamış ve çalı çırpıyla doldurulmasını istedi. Böylece düşmanın arkadan çadırlara saldırması engellenmiş oluyordu.<br>Yine o gece, pek sevdiği büyük oğlu Ali Ekber&#8217;i (a.s) otuz atlı ve yirmi piyadeyle Fırat&#8217;a gönderdi. Çetin bir çarpışmadan sonra çok büyük zorluklarla birkaç kırba su temin edilmişti. İmam Hüseyin (a.s) ailesiyle ashabını toplayarak: <strong><em>&#8220;Bu, sizin içeceğiniz son sudur. Bu sularla abdest alın, gusledin, elbiselerinizi yıkayın; çünkü yarın elbiseleriniz kefeniniz olacak!&#8221;</em></strong> buyurdu.<br>Hüseynî kervan, o geceyi sabaha kadar dua, ibadet, tazarru ve Kur&#8217;ân tilavetiyle geçirdi; Yezidî ordu sabaha kadar bu sesleri dinledi&#8230;</p>



<h3 class="wp-block-heading">Aşura Günü Olanlar ve Savaşın Başlaması</h3>



<p>Muharrem ayının onuncu günü olan Aşura günü İmam Hüseyin (a.s), sabah namazını kıldırdıktan sonra kervandakilerden küçük bir ordu hazırladı. Bu küçük ordunun sağ cenahının komutasını Züheyr b. Kayn&#8217;a, sol cenahın komutasını Habib b. Mezahir&#8217;e ve sancağı da pek sevdiği kardeşi Ebu&#8217;l-Fazl el-Abbas&#8217;a (a.s)<br>Onları çadırların önünde askerî nizama koyduktan sonra, düşmanın arkadan çadırlara saldırıp kadınlarla çocuklara zarar vermemesi için, çadırların arkasındaki hendeğe yerleştirilen çalı çırpıların tutuşturulmasını emretti. Bu sırada Sa&#8217;d oğlu Ömer de otuz bin kişiyi aşan dev ordusunu saldırıya hazırlamıştı.<br><br>İmam Hüseyin (a.s), günün ilk ışıkları Kerbela&#8217;ya vurmaya başladığında, ellerini semaya açıp şöyle dua etti:<br><br><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Her kederde benim güvencem sensin. Her zorlukta benim ümidim sensin. Karşıma çıkan her meselede benim güvencem ve donanımım sensin. Kalbi zayıf düşüren, insanı çaresiz bırakan, dostların bırakıp kaçmasına ve düşmanların şamata yapmasına neden olan nice felaketleri, başkasından yüz çevirip sana yönelerek, sana sundum, sana şikâyet ettim. Sen de beni bu felâketlerden kurtardın, bana çıkış yolu gösterdin. Her nimetin velisi, her güzelliğin sahibi ve her arzunun mercii sensin.&#8221;</em></strong><br><br>Sonra, kendilerine doğru ilerlemeye başlayan Ömer&#8217;in ordusuna iyice yaklaşarak, hemen hepsinin duyacağı gür bir sesle, onlara son bir öğüt ve uyarıda bulunarak şöyle buyurdu:<br><br><strong><em>&#8220;Ey insanlar! Benim soyumu araştırın ve bakın ben kimim. Sonra vicdanınızla baş başa kalın ve nefsinizi ayıplayın. Bakın bakalım, beni öldürmeniz, kanımı dökmeniz sizin için uygun mudur?&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>Ben, sizin -inandığınızı iddia ettiğiniz- Peygamberinizin kızının oğlu değil miyim?! Peygamberinizin (s.a.a) vasisi, Resulullah&#8217;ın Allah katından getirdiğini ilk tasdik eden, ilk mümin İmam Ali&#8217;nin (a.s) oğlu değil miyim? Şehitlerin efendisi Hz. Hamza (a.s), benim amcam değil mi? Cennette iki kanatla uçan Cafer benim amcam değil mi? Resulullah&#8217;ın (s.a.a), benim ve kardeşim hakkında: &#8216;Şu ikisi cennet gençlerinin efendileridir.&#8217; dediğini duymadınız mı? Eğer benim dediklerimi doğruluyorsanız, hakkı ve hakikati bulmuşsunuz demektir. Allah&#8217;a yemin ederim ki, yalancının Allah&#8217;ın düşmanı olduğunu bildiğim günden beri asla yalan konuşmadım ben! Yok, eğer beni yalanlıyorsanız, içinizde, sorduğunuzda size doğruyu söyleyecek kimseler vardır. Cabir b. Abdullah el-Ensarî&#8217;ye, Ebu Said el-Hudrî&#8217;ye, Sehl b. Sa&#8217;d es-Saidî&#8217;ye, Zeyd b. Erkam&#8217;a ve Enes b. Malik&#8217;e sorun. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) bu sözleri benim ve kardeşim hakkında söylediğini duyduklarını size söyleyeceklerdir. Kanımı dökmenizi engellemeye bu kadar yetmez mi?&#8221;</em></strong><br><br>Bu sırada Şimr yüksek sesle İmam&#8217;a: <em>&#8220;Eğer söylediklerinden bir şey anladıysam, Allah&#8217;a şüpheyle tapmış olayım!&#8221;</em> deyince, Habib b. Mezahir: <em>&#8220;Ey Şimr! Vallahi senin yetmiş türlü şüpheyle Allah&#8217;a taptığını görüyorum ben! İmam&#8217;ın sözlerini anlamadığını söyledin; evet, doğrudur, sen onu anlamadın; çünkü Allah Teala senin o günah dolu kalbini mühürlemiş ve ona zulmet perdesi giydirmiştir, bu nedenle sen hak sözü tabii ki idrak edemeyeceksin!&#8221;</em> diyerek haykırdı.<br><br>İmam Hüseyin (a.s) bir kez daha Ömer b. Sa&#8217;d&#8217;ın ordusuna döndü ve şöyle dedi:<br><br><strong><em>&#8220;Eğer bundan şüphe ediyorsanız, benim, Peygamberinizin kızının oğlu olduğumdan da mı şüphe ediyorsunuz? Allah&#8217;a yemin ederim ki, doğu ve batı arasında, ne sizin içinizde, ne de başka topluluklar içinde benden başka Peygamber&#8217;in kızının bir oğlu yoktur. Yuh olsun size! Sizden birini öldürdüm de mi buna karşılık beni öldürmek istiyorsunuz? Yoksa birinizin malını mı yedim? Ya da birinizi yaraladım da onun karşılığı olarak mı benim kanımı dökmek istiyorsunuz?&#8221;</em></strong><br><br>Ömer&#8217;in ordusundan çıt çıkmıyordu. Kimse söyleyecek bir söz, verecek bir cevap bulamamıştı. Kısa bir sessizlikten sonra İmam Hüseyin (a.s) konuşmasını sürdürdü:<br><br><strong><em>&#8220;Ey Şebes b. Rib&#8217;î! Ey Haccar b. Ebcer! Ey Kays b. Eş&#8217;as! Ey Yezid b. Haris! &#8216;Meyveler olgunlaştı, etraf yemyeşil kesildi. Gelip seni bekleyen hazır bir ordunun başına geçeceksin.&#8217; diye bana yazanlar siz değil miydiniz?&#8221;</em></strong><br><br>Kays b. Eş&#8217;as: <em>&#8220;Ne dediğini anlamıyoruz. Ama amcanın oğlunun egemenliğini kabul et.&#8221;</em> dedi. İmam Hüseyin (a.s) ona şöyle cevap verdi:<br><br><strong><em>&#8220;Hayır, Allah&#8217;a andolsun, size elimi alçaklar gibi vermeyeceğim ve köleler gibi de kaçmayacağım.&#8221;</em></strong><br><br>Aşura günü savaş başlamadan önce İmam&#8217;ın (a.s) yarenlerinden Züheyr b. Kayn&#8217;la Bureyr b. Hudayr da, İbn Sa&#8217;d&#8217;ın ordularına öğütler ve nasihatler veren konuşmalar yaptılar. Ama o gafiller güruhu bütün bunlardan zerrece etkilenmedi. İmam Hüseyin (a.s) da konuşmasının devamında Kûfe ordusunu sert bir dille eleştirip kınayan fevkalade akıcı ve etkileyici sözler söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı:<br><br><strong><em>&#8220;Bakın hele, şu soysuz oğlu soysuza (İbn Ziyad)! Beni kılıçtan ve zilletten birini tercih etmekle karşı karşıya bırakıyor! Zillet nere, biz nere! Ne Allah, ne Resulü ve ne de müminler bizden böyle bir küçülmeyi beklemez. Tertemiz ve nezif bağırlar, şerefli kişiler, izzetli nefisler, bizim için soylular gibi onurluca yere yıkılmak dururken soysuz alçaklara boyun eğerek yaşamayı yeğlemezler.&#8221;</em></strong><br><br>Ordusunun etkilenip gevşemeye başladığını gören Sa&#8217;d oğlu Ömer, öfkeyle haykırıp saldırı emri verdi: <em>&#8220;Hey! Ne bekliyorsunuz?! Saldırsanıza! Hüseyin&#8217;le adamlarının küçücük bir lokma olduğunu görmüyor musunuz?!&#8221;</em><br>İşin bu yere varacağını aklının ucundan bile geçirmeyen Hür, bu emir üzerine Ömer&#8217;e yaklaşarak: <em>&#8220;Sen Hüseyin&#8217;le savaşacak mısın gerçekten?!&#8221;</em> diye sordu.<br>Sa&#8217;d oğlu Ömer: <em>&#8220;Bana kalsa bunu yapmazdım. Ama senin de komutanın olan İbn Ziyad barışçı bir çözüm istemiyor!&#8221;</em> dedi.<br>Gerçekten hür yaradılışlı bir karaktere sahip olan Hür, ordudaki akrabalarından birinin yanına gitti. <em>&#8220;Atına su vermiş miydin sen?&#8221;</em> diye sorarak, atına su verme bahanesiyle ordudan uzaklaşıp İmam&#8217;ın kervanına yaklaşmaya başladı. Yezidî ordudakilerden Muhacir b. Evs: <em>&#8220;Hey Hür, onlara saldırmak mı istiyorsun?!&#8221;</em> diye sordu. Hür cevap vermeden İmam&#8217;ın kervanına doğru ilerlemeye devam etti. Heyecandan bütün vücudu titriyordu. Onun bu hâline şaşıran Muhacir: <em>&#8220;Sende bir tuhaflık var! Vallahi hiçbir savaşta senin böyle titrediğini görmedim! Kûfe&#8217;nin en korkusuz yiğidinin kim olduğunu sorsalar, sen olduğunu söylerdim. Nedir şimdi şu hâlin, niçin böyle titriyorsun sen?!&#8221;</em> dedi.<br>Hür: <em>&#8220;Yemin ederim ki, şu anda kendimi cennetle cehennem arasında görüyorum! Vallahi lime lime doğransam veya yanıp kül de olsam, cennetten vazgeçmem!&#8221;</em> dedi.<br>Ansızın atını mahmuzlayarak İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kervanına doğru doludizgin ilerlemeye başladı. Kervana ulaştığında, ellerini çaprazlama göğsüne bastırıp, af dilemek için İmam&#8217;la (a.s) görüşmek istediğini söyledi. Bir yandan da istiğfar ediyor, sürekli: <em>&#8220;Allah&#8217;ım, beni affet, ne olur, beni affet!&#8221;</em> diyordu. Onun doludizgin kervana yaklaştığını gören İmam&#8217;ın (a.s) yarenleri önce bunun bir saldırı olduğunu sanarak önüne dikilmiş, ama iyice yaklaşınca elinde silah değil kalkanını tuttuğunu, aman dilemek için de kalkanını ters çevirdiğini gördüklerinde, onu İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) götürmüşlerdi.<br><br>Hür, İmam&#8217;ı görünce, gözyaşları içinde: <em>&#8220;Ey Allah Resulü&#8217;nün biricik evladı, uğruna canım feda! Senin yolunu kesip geri dönmene engel olan ve bu bela diyarında bu hâllere düşmene sebep olan benim! Bu insanların sana bunu yapacağı aklımın ucundan bile geçmezdi! Yemin ederim, eğer böyle yapacaklarını bilsem, size asla engel olmazdım! Yaptığıma pişmanım ve Rabbimin beni affetmesini diliyorum. Rabbim tövbemi kabul eder mi?&#8221;</em> dedi.<br><br>İmam Hüseyin (a.s) şefkatle: <strong><em>&#8220;Evet. Rabbin bu tövbeyi kabul eder ve seni bağışlar. Atından inip biraz dinlen.&#8221;</em></strong> buyurdu.<br><br>Hür: <em>&#8220;At üzerinde daha iyi savaşırım. Nasılsa iş bittiğinde, atımdan inmiş olacağım!&#8221;</em> dedi.<br><br>İmam Hüseyin (a.s): <strong><em>&#8220;Allah sana rahmet etsin. Nasıl maslahat görüyorsan öyle davran!&#8221;</em></strong> buyurdu.<br><br>Hür, İmam&#8217;ın kendisini affetmesi üzerine hiç vakit kaybetmeden atını Kûfe ordusunun üzerine sürdü; iyice yaklaşınca durup şöyle haykırdı:<br><br><em>&#8220;<strong>Analarınız yasınızda ağlasın ey gafiller! Bu salih ve yiğit insanı kendiniz davet ettiniz, bizzat sizler onu buraya çağırdınız. Gelince de tutup düşmanlarınıza verdiniz ve yapayalnız bırakıp onun karşısına dikildiniz! Onun uğrunda cihat edeceğinizi vaat ettiğiniz hâlde, hile yapıp onu öldürmek için elbirliğiyle bir araya toplandınız. Onunla savaşa giriştiniz, etrafını kuşatıp yolunu kestiniz ve hiçbir yere gitmesine izin vermediniz. Tıpkı esirler gibi davrandınız ona, hiçbir şey yapmasına müsaade etmediniz. Yahudilerle Hıristiyanların istedikleri kadar su içtiği, köpeklerle yaban domuzlarının bile dilediklerince içine dalıp çıktığı Fırat&#8217;ın suyunu ona, ailesine, kadınlara ve çocuklara kestiniz. Evet, işte şuracıkta, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) ailesi susuzluktan kıvranıyor! Gerçekten de sizler, peygamberinden sonra sapan pek çirkin bir ümmet oldunuz. Susuzluk günü -kıyamet- gelip çattığında, Rabbim size su vermeyecektir!</strong>&#8220;</em><br><br>Bu konuşma üzerine, kalabalık bir grup, Hürr&#8217;ü ok yağmuruna tuttu. Hür geri dönüp İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) gitti.<br><br>Bu sırada Sa&#8217;d oğlu Ömer, kölesi Derid&#8217;e sancağı öne çıkarmasını söyledi, sonra da yayına yerleştirdiği bir oku İmam&#8217;ın (a.s) ordugâhına doğru atarak: <em>&#8220;Hey! Şahit olun, tamam mı?! Hüseyin&#8217;in kervanına ilk oku atan benim!&#8221;</em> dedi yanındaki katiller sürüsüne.<br>Ardından askerleri, İmam&#8217;ın (a.s) ordugâhını ok yağmuruna tuttular. Binlerce ok yağmur gibi yağıyordu kervandaki bir avuç insanın üzerine. Bunu gören İmam Hüseyin (a.s) arkadaşlarına şöyle buyurdu:<br><br><strong><em>Allah&#8217;ın rahmeti üzerinize olsun, kaçınılmaz ölüme doğru kalkın! Şu oklar, düşmanın size gönderdiği elçilerdir.&#8221;</em></strong><br><br>İmam&#8217;ın emri üzerine kervandaki yiğitler karşılarındaki dev orduya karşı amansız bir saldırıya giriştiler. Kısa aralıklarla birkaç kez düşmanın kalbine doğru ilerlemeyi başardılar. Bu kanlı ve kıyasıya vuruşmalarda düşman çok kayıp vermiş, İmam&#8217;ın (a.s) arkadaşlarından da bazıları şehit düşmüştü.<br>Burada tarihî bir noktayı belirtmekte yarar vardır: Kûfe ordusunun başındaki komutanların önemli bir kısmı aslında İmam Hüseyin&#8217;le (a.s) savaşmak istemiyor, en azından savaşı başlatanın kendileri olmasını kabul etmiyor, böylesine bir cinayete ortak olmamak için zaman kaybederek oyalanıyor ve İmam&#8217;ın (a.s) Yezid orduları tarafından dayatılan teslimiyeti kabulleneceği zannıyla beklemeyi tercih ediyorlardı.<br>Derken vakit öğleye yaklaştı. İmam&#8217;ın (a.s) teslimiyet zilletine asla katlanmayacağı, İbn Ziyad&#8217;ın da kin ve düşmanlıktan vazgeçmeyeceği artık kesinleşmişti. Bu nedenle öğleye doğru her iki taraf da savaşa karar verdi. Törelere göre savaşçılar meydana çıkacaktı. Kûfe ordusundan savaşı başlatmak için meydana çıkan ilk kişi, Ziyad b. Ebih&#8217;in kölesi Yesar oldu. Sonra İbn Ziyad&#8217;ın kölesi Salim de ona katıldı ve sırt sırta vererek savaşçı istediler.<br>İmam&#8217;ın arkadaşlarından Abdullah b. Umeyr el-Kelbî bu ikiliye tek başına karşı çıktı ve ilk hamlede Yesar&#8217;ı yere serdi. Salim, onu korumak için saldırıp Abdullah&#8217;ın sol elinin parmaklarını kestiyse de, Abdullah ani bir hamleyle onu da saf dışı bırakmayı başardı.<br>Böylece savaş resmen başlamış oluyordu. Amr b. Haccac komutasındaki birlikler, İmam&#8217;ın (a.s) ordugâhının sağ cenahına karşı saldırıya geçtiler. İmam&#8217;ın ashabı hemen diz çöküp mızraklarının ucunu onlara doğru uzatıp saplarını yere dikti. Böylece düşman atlıları bu savunmayı aşamayıp geri döndüler. Bu sırada İmam&#8217;ın (a.s) yarenlerinin okları birçoğunu yere devirdi, bir kısmı da yaralı olarak kaçmayı yeğledi.<br>Bu sırada Kûfe ordusundan &#8220;Temim&#8221; kabilesine mensup arsız ve soysuz biri İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) doğru ilerleyerek onu çağırdı: <em>&#8220;Hüseyin! Hey! Hüseyin!&#8221;</em><br>İmam öne çıkıp ne istediğini sorunca, ağzından salyalar akıtarak: <em>&#8220;Seni cehennem ateşiyle müjdeliyorum!&#8221;</em> dedi. İmam Hüseyin (a.s): <strong><em>&#8220;Asla öyle değil! Ben sevgili Rabbime ve makbul şefaatçime kavuşacağım!&#8221;</em></strong> buyurdu. Sonra İmam yanındakilere dönüp: <strong><em>&#8220;Kim bu?! Onu tanıyanınız var mı?&#8221;</em></strong> diye sordu. Temim kabilesinden ve adının da &#8220;İbn Cevze&#8221; olduğunu söylediler. İmam Hüseyin (a.s) elini semaya kaldırıp: <strong><em>&#8220;Ya Rabbi! Şu adamı cehennemine çek!&#8221;</em></strong> diye dua etti.<br>İmam son kelimesini henüz tamamlamıştı ki, binlerce insanın şaşkın bakışları arasında, atı ansızın huysuzlanıp şaha kalkarak onu devirdi. Sol ayağı üzengiye takılmış, sağ ayağı havada kalmıştı, gemi azıya alan at hızla koşuyor, onu adeta saman çöpü gibi sağa sola savuruyordu. Müslim b. Avsece çevik bir hareketle ona ulaşıp havada kalan sağ ayağını bir kılıç darbesiyle uçurdu. Birkaç dakika içinde taşlara, tümseklere çarpan başı paramparça olmuş ve İmam&#8217;ın duasıyla, göz açıp kapayıncaya kadar dörtnala, cehennemi boylamıştı!<br>Bu ibret verici inanılmaz olay da gafiller güruhunu uyandırmaya yetmeyecekti.<br><br>Savaş giderek kızışıyordu. Hür b. Yezid er-Riyahî, Sa&#8217;d oğlu Ömer&#8217;in ordusuna saldırarak kahramanca çarpıştı; çok sayıda düşmanı öldürüp birçoğunu da yaraladıktan sonra şehit düştü. Yaraları henüz kanamaktayken İmam Hüseyin (a.s) onun başucuna gelip: <strong><em>&#8220;Dünya ve ahirette hürsün sen. Tıpkı ismin gibi kendin de hürsün!&#8221;</em></strong> buyurdu.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Bureyr b. Hudayr&#8217;ın Şahadeti</h3>



<p>Bureyr son derece dindar, takvalı ve dürüst bir insandı. Kûfeli ve &#8220;Hemdân&#8221; kabilesinin büyüklerinden olan Bureyr, o bölgenin en güzel ve en doğru Kur&#8217;ân okuyanı olduğundan, &#8220;Kur&#8217;ân Okuyanların Baş Tacı&#8221; anlamında, &#8220;Seyyidu&#8217;l-Kurâ&#8221; namıyla meşhurdu. Bureyr er meydanına çıkınca Sa&#8217;d oğlu Ömer&#8217;in ordusundan Yezid b. Ma&#8217;kil onun karşısına dikildi. Kısa bir konuşmadan sonra mübahalede bulunduklarını ilan ettiler ve <em>&#8220;Kim batıl yoldaysa, Allah diğerinin eliyle onu öldürsün!&#8221;</em> diyerek çarpışmaya başladılar. İlk hamleyi Yezid yaptı; ama Bureyr saldırıyı kolayca atlattı. Sıra ona geldiğinde, bir vuruşta Yezid&#8217;in başını burnuna kadar yardı ve böylece batıl, cansız vücuduyla yere kapaklandı.<br>Yezid ordusundan bir başkası onun intikamını almak için Bureyr&#8217;e saldırdı. Bureyr ani bir hamleyle onu da alaşağı ederek göğsüne oturdu; ama tam bu sırada Yezid ordusundan bir başkası arkadan kalleşçe saldırarak mızrağını Bureyr&#8217;e sapladı. Böylece yiğit bir çarpışmadan sonra Kur&#8217;ân karilerinin baş tacı Bureyr de şahadet şerbetini içmiş oldu.<br>Bureyr, Kûfe ve çevresindeki şehirlerde pek sevilip sayılan biriydi. Kerbelâ faciasından sonra Bureyr&#8217;in katili evine döndüğünde, karısı: <em>&#8220;Duydum ki Kur&#8217;ân karilerinin baş tacı olan yiğit Bureyri öldürmüş, büyük bir cinayet işlemişsin; yemin ederim ki, artık seninle konuşmayacağım!&#8221;</em> diyerek kocasını dışladı.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Vehb b. Abdullah&#8217;ın Şahadeti</h3>



<p>Vehb b. Abdullah b. Hubâb el-Kelbî eşi ve annesiyle birlikte İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kervanındaydı. Annesinin teşvikiyle er meydanına çıktı, çok iyi savaştı. Çok sayıda düşmanı hakladıktan sonra kervana dönüp annesine: <em>&#8220;Şimdi benden razı mısın anne?&#8221;</em> diye sordu. Annesi: <em>&#8220;İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) safında savaşarak şehit düşmedikçe, senden razı olduğumu söyleyemem!&#8221;</em> dedi. Bunun üzerine Vehb tekrar atını er meydanına sürüp şu şiiri haykırdı:<br><br><em>Anacığım, söz veriyorum:<br> Düşmana mızrağım ve kılıcımla vuracağım.<br> İmanlı bir genç gibi savaşacağım onlarla!</em><br><br>Vehb yiğitçe çarpışarak çok sayıda düşmanı yere serdikten sonra kolunu kaybetti. Bunu gören annesi, çadırının direğini kaparak meydana koştu ve oğluna: <em>&#8220;Vehb! Anam babam sana kurban olsun ey oğlum! Yılma, Resulullah&#8217;ın Ehlibeyti&#8217;ni savunmak için savaşa devam et!&#8221;</em> dedi. Vehb, annesini geri çevirmek için uğraştıysa da, yiğit kadın bunu kabul etmeyerek: <em>&#8220;Seninle birlikte kanlar içinde şehit düşünceye kadar savaşacağım!&#8221;</em> dedi.<br><br>Bu sırada İmam Hüseyin (a.s) yüksek sesle: <strong><em>&#8220;Allah senden razı olsun ey mümin kadın! Kadınların yanına dön, Allah sana rahmet eylesin, dön!&#8221;</em></strong> diyerek bu yiğit anayı geri çağırınca, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) emrine itaat edip geri döndü. Vehb de, şehit oluncaya kadar çarpıştı ve nihayet, annesinin gözleri önünde şehit düştü.<br>Vehb&#8217;in eşi, onun yanına koşup yüzünü yüzüne koyarak ağlamaya başladı. Bunu gören Şimr, kölesini göndererek Vehb&#8217;in eşini de bir gürz darbesiyle öldürttü. Bu mümin kadın, Kerbela&#8217;da şehit düşen ilk kadındır.<br><br>Vehb&#8217;den sonra Amr b. Halid Seydavî de İmam Hüseyin&#8217;den (a.s) izin alarak savaş meydanına çıktı ve yiğitçe çarpışarak o da şehit düştü. Onu, oğlu Halid takip etti ve o da şahadete nail oluncaya kadar vuruştu. Onları, Sa&#8217;d b. Hanzele Temimî&#8217;yle Ümeyr b. Abdullah Mezhicî izledi, onlar da şehit düştüler.<br>Nâfi b. Hilal Cemelî&#8217;ye geldi sıra. Er meydanına çıkıp: <em>&#8220;Hilal Cemelî&#8217;nin oğluyum ben! Ali&#8217;nin yoluna baş koyanlardanım!&#8221;</em> diyerek er istedi. Yezid ordusundan Müzahim b. Hurays ona karşı çıkarak: <em>&#8220;Ben de Osman&#8217;ın yoluna baş koyanlardanım!&#8221;</em> deyince, Nâfi dedi ki: <em>&#8220;Sen ancak şeytanın yoluna baş koyanlardansın!&#8221;</em>. Ardından bir hamlede Müzahim&#8217;i cehenneme yolladı.<br>Bu yiğitlikleri gören Amr b. Haccac, Yezid ordusuna dönerek: <em>&#8220;Aptallar! Kimlerle savaştığınızın farkına varamadınız mı hâlâ?! Bunların üzerine yiğit olmadığını, bunların cesaret sütü içerek büyümüş, ölümden korkmayan şahadet aşığı kahramanlar olduklarını görmüyor musunuz?! Sakın bunlarla teke tek savaşa girmeyin, kesinlikle canınızı yitirirsiniz! Baksanıza, sayıları çok az, kısa sürede erir giderler. Andolsun ki, birlik olup sadece taşlasanız bile hepsini öldürebilirsiniz!&#8221;</em> diye haykırdı. Sa&#8217;d oğlu Ömer onu tasdik ederek: <em>&#8220;Haklısın, çok doğru söyledin!&#8221;</em> dedi ve hemen habercilerini ordu içine salarak: <em>&#8220;Kimse onlarla teke tek çarpışmaya girmeyi kabul etmesin!&#8221;</em> direktifi verdi.<br>Bu direktifin ardından Amr b. Haccac, komutasındaki birliklerle Fırat tarafından İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) küçük ordusunun sağ kanadına saldırdı. Bu kısa, ama şiddetli çarpışmada &#8220;Müslim b. Avsece Esedî&#8221; aldığı yaralarla kendisinden geçti. Fakat Yezidî birlikler, saldırıyı sürdüremeyerek geri çekilmek zorunda kaldılar. Her tarafı kaplayan toz bulutları dağılınca, Müslim b. Avsece&#8217;nin yerde yattığını gördüler. İmam Hüseyin (a.s) hemen onun yanına koşup Müslim&#8217;in başını kucağına alarak: <strong><em>&#8220;Allah sana rahmet eylesin ey Müslim.&#8221;</em></strong> buyurdu ve şu ayeti okudu:<br><br><strong><em>&#8220;Onlardan (müminler) kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir, kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.&#8221;</em></strong><sup><strong>1</strong></sup><br><br>Bu sırada orada bulunan Habib b. Mezahir: <em>&#8220;Ey Müslim! Seni bu hâlde görmek çok zor geliyor bana. Cennet senindir, bilmiş ol!&#8221;</em> dedi. Müslim, kısık bir sesle: <em>&#8220;Rabbim sana da böyle hayırlı müjdeli haber nasip etsin!&#8221;</em> dedi. Habib: <em>&#8220;Senden sonra sağ kalacağımı bilsem, bir vasiyetin var mı diye sorar, onu canla başla yerine getirirdim. Ama biliyorsun ki çok geçmeden ben de sana kavuşacağım!&#8221;</em> dedi. Müslim son nefeslerini veriyordu, İmam Hüseyin&#8217;i (a.s) işaret ederek: <em>&#8220;Tek vasiyetim, kanının son damlasına kadar onu savunmandır!&#8221;</em> dedi. Habib şefkatle gülümseyerek: <em>&#8220;Kâbe&#8217;nin Rabbine yemin ederim ki öyle olacak!&#8221;</em> dedi. Müslim bu cümleyi beklercesine gülümseyip son nefesini verdi ve Rahman&#8217;ın sonsuz rahmetine kavuştu.<br>Sa&#8217;d oğlu Ömer&#8217;in ordusu tekrar toplu bir hamle başlattı. Şimr, emrindeki birliklerle İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) küçük ordusunun sol cenahına saldırdı. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) bir avuç adamı bu sele karşı kahramanca direniyor, inanılmaz bir güç ve cesaretle vuruşarak haramiler ordusunu hazan yaprağı gibi döküyor, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) şanlı ailesi olan imameti ve Velâyet-i Kübra&#8217;yı canla başla müdafaa ediyordu. Sayıca çok az olan bu serdengeçti müminler, Yezid ordularını perişan etmiş, dört bir yandan saldıran koca orduyu çil yavrusu gibi dağıtmışlardı.<br>Ömer b. Sa&#8217;d&#8217;ın komutanlarından Urve b. Kays, adamlarının bozguna uğradığını görünce, Ömer&#8217;e dönüp dehşetle bağırdı: <em>&#8220;Hey! Şu bir avuç adamın, koca orduyu nasıl perişan ettiğini görmüyor musunuz?! Okçularına şunları hemen ok yağmuruna tutmalarını emretsene!&#8221;</em>. Sa&#8217;d oğlu Ömer, okçulara işaret verdi. Okçu birlikleri komutanı olan Husayn b. Temim, beş yüz okçusuyla İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) bir avuç adamını ok yağmuruna tuttu. Okçular, süvarilerle birlikte, atlarını da acımasızca vuruyordu.<br><br>Bu amansız ve eşitsiz savaş öğlen vaktine kadar sürdü. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) adamları sayılı ve çok az olduğundan her biri şehit düştüğünde yokluğu hemen belli oluyor; ama Yezid&#8217;in on binleri aşan ordusundan bir hamlede 100 kişi yere serilse dahi, hissedilmiyordu bile! Bu çarpışmada her iki taraftan da birçok telefat veriliyordu. Bu şekilde öğle olmuştu!</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Ahzab Suresi, 23</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Son Öğle Namazı ve Habib b. Mezahir&#8217;in Şahadeti</h3>



<p>Öğle vakti girdiğinde, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) yarenlerinden Ebu Sümame Amr b. Abdullah Seydavî İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) huzuruna varıp: <em>&#8220;Canım sana feda olsun ey Eba Abdullah! Düşmanların, savaş ve caniliklerini sürdürüp giderek sana yaklaşmaktalar; ama yemin ederim ki, ben senin uğruna şu başımı vermedikçe ve bedenim kanlar içinde yere serilmedikçe, sana el süremeyeceklerdir! Şimdi eğer izin verirsen, şu son öğle namazımı senin imametinde kıldıktan sonra Rabbimle buluşmak isterim!&#8221;</em> dedi.<br><br>İmam Hüseyin (a.s) başını kaldırıp göğe baktıktan sonra şöyle buyurdu:<br><br><strong><em>&#8220;Namazı hatırladın; Rabbim seni namaz kılan ve zikredenlerden eylesin. Evet, namazın fazilet vaktindeyiz!&#8221;</em></strong><br><br>Ardından şöyle buyurdu:<br><br><strong><em>&#8220;Şu güruha söyleyin, savaşı biraz durdursunlar da namazımızı kılalım!&#8221;</em></strong><br><br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) yarenleri onun bu isteğini ilettiklerinde, Yezid ordularının saflarından Husayn b. Temim: <em>&#8220;Sizin namazınızı Allah kabul etmez!&#8221;</em> diye bağırdı.<br><br>Bunun üzerine Habib b. Mezahir: <em>&#8220;Ey anlamaz cahil!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Allah Resulü&#8217;nün biricik evladının namazı kabul olmayacak da, seninki mi kabul olacak?!&#8221;</em><br>Bu sözler üzerine Husayn, Habib&#8217;e saldırdı. Habib de kılıcını savurarak ona saldırdı. Atının yüzüne inen darbeden kurtulan Husayn yere yuvarlanır yuvarlanmaz arkadaşları koşup onu Habib&#8217;in elinden kurtardılar. Habib savaşmaya devam ederken şu recezi okuyordu:<br><br><em>Ben Habib&#8217;im! Babam Muzahhar&#8217;dır! Er meydanlarının yiğidi, savaş fırtınasının dinmez aleviyimdir! Siz eşkıyalar güruhu sayıca çok fazla ve tepeden tırnağa silahlı olsanız da, biz daha vefalı ve daha dirençliyiz! Bizim hüccet, imam ve delilimiz çok daha liyakatli, dürüstlüğümüz aşikâr ve besbellidir. Allah indinde sizden daha takvalı ve özrümüz daha makbuldür!</em><br><br>Bu şiiri okuyarak yiğitçe vuruşan Habib, ileri yaşına rağmen onlarca düşman askerini hakladıktan sonra şahadet şerbetini içti.<br><br>Habib b. Mezahir Esedî, Müminlerin Emiri İmam Ali&#8217;nin (a.s) en yakın yarenlerinden ve Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) pak Ehlibeyti&#8217;nin (a.s) ilmini sinesinde taşıyan nadide müminlerdendi.<br>Bu yiğit insan, hür insanların baş tacı İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) de en samimî ve en fedakâr yarenleri arasındaydı.<br><br>Habib&#8217;in şahadeti İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) ağır gelmiş, onun ardından İmam Hüseyin (a.s) pek mahzun bir sesle şöyle buyurmuştu:<br><br><strong><em>&#8220;Başıma gelen musibetler ve ashabımın önde gelenlerinin can verip şehit düşmesi nedeniyle, Rabbimden sevap ve mükâfat ummaktayım. Allah&#8217;ın selâmı üzerinize olsun ey Habib, sen büyük insandın ve her gece bir kez Kur&#8217;ân hatmederdin!&#8221;</em></strong><br><br>Cabir b. Urve Gıfarî adlı ünlü sahabî de, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) saflarındaydı. Bedir ve Huneyn gazvelerinde Hz. Resulullah&#8217;la (s.a.a) birlikte cihat eden bu yaşlı ve onurlu sahabe, başındaki sarığı çözerek kuşak yapıp belini sıkıca sardı. Yaşlılıktan pek uzamış olan gür kaşlarını bir bezle alnından sarıp bağlayarak savaşmaya hazırlandı. Onu seyreden İmam Hüseyin (a.s) gülümseyerek: <strong><em>&#8220;Ey ihtiyar adam! Allah Tealâ senin bu gayretini mükafatlandırsın.&#8221;</em></strong> buyurdu.<br>Hüseynî Kerbela&#8217;nın bu yaşlı yiğidi korkusuzca düşmana saldırdı ve inanılmaz bir güç ve cesaret sergileyerek bütün tarihî kaynaklarda da kaydedildiği üzere altmış düşmanını cehenneme gönderdikten sonra şehit düştü. Allah&#8217;ın sonsuz selâm ve rahmeti ona olsun.<br>İmam Hüseyin (a.s), Züheyr b. Kayn&#8217;la Said b. Abdullah Hanefi&#8217;ye, cemaat namazını kıldırırken kendi önünde durmalarını söyledi. Bu iki yiğit, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) öğle namazını kıldırdığı sırada onun önünde kalkan gibi durarak kendisini düşmanın oklarına ve kılıçlarına siper ettiler. İmam Hüseyin (a.s) yarenlerinin yarısına korku namazı kıldırırken, diğer yarısı da düşmanın saldırılarına karşı koymadaydı. Birinci grup diğeriyle yer değiştirerek aynı şekilde onlar da cemaat namazını tamamladılar.<br>Said b. Abdullah el-Hanefî kendisini İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) siper etmiş, namaz boyunca Hazret&#8217;e gelen bütün ok, kılıç ve mızraklar ona saplanmıştı. Namaz bittiğinde o da yere kapanıp son nefesini verdi. Sayısız kılıç ve mızrak yarasına ilaveten vücuduna 13 ok saplanmıştı!<br><br>Züheyr b. Kayn da çok yaman bir savaş verdi. Çok sayıda düşmanı hakladıktan sonra iki kişinin namertçe saldırısıyla atından yere düştü. İmam Hüseyin (a.s) buyurdu ki:<br><br><strong><em>&#8220;Yüce Rabbim seni kendisinden uzak tutmasın; sapıklardan bir gruba lanet ederek onları domuz ve maymuna dönüştürdüğü gibi, seni öldürenlere de lanet etsin!&#8221;</em></strong><br><br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) safındaki yarenlerden biri de, ünlü ok atıcısı Nâfi b. Hilal&#8217;di. Zehirli oklarıyla çok sayıda düşmanı haklamış, okları bitince kılıcını sıyırıp düşmana saldırmıştı. Yiğitçe bir çarpışmadan sonra etrafını sarıp kollarını kırdılar. Şimr onu esir alıp Sa&#8217;d oğlu Ömer&#8217;e götürdü ve onu öldürmesini istedi. Ömer: <em>&#8220;Onu sen getirdin, istersen kendin öldür!&#8221;</em> dedi.<br><br>Nâfi&#8217;den son sözü sorulduğunda: <em>&#8220;Bizim şahadetimizi, yaratıklarının en aşağılık olanının eliyle gerçekleştirdiği için Rabbime şükürler olsun!&#8221;</em> dedi ve Şimr&#8217;in eliyle şehit oldu.<br>Artık sayıca çok azalan İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) yarenleri birer birer veya ikişer ikişer er meydanına çıkıp korkusuzca çarpışıyor ve İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) gözleri önünde âdeta vefa ve iman sınavı vererek şehit düşüyor, zulme eğilmeyen dimdik duruşları ve açık alınlarıyla tarihin silinmez sayfalarına kaydediliyorlardı.<br>Kûfe şehrinin tanınmış simalarından ve namlı yiğitlerinden olan Abdullah b. Urve Gıfarî&#8217;yle kardeşi Abdurrahman, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) yanına gelip: <em>&#8220;Allah&#8217;ın selâmı üzerine olsun ey Eba Abdullah! Sayıca pek azaldık ve düşman size epey yakın şimdi! Biz seni savunup uğrunda şehit olmayı istiyoruz!&#8221;</em> diyerek savaş izni istediler.<br>İmam Hüseyin (a.s): <strong><em>&#8220;Size de selâm olsun! O hâlde çıkın meydana.&#8221;</em></strong> diyerek izin verdi. İki kardeş, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) gözleri önünde şehit düşene kadar yiğitçe çarpıştılar.<br>Ardından, amcaoğlu ve aynı anneden kardeşler olan Seyf b. Haris b. Seri ile Malik b. Abd b. Seri ağlayarak İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) huzuruna çıktılar. İmam Hüseyin (a.s): <strong><em>&#8220;Ey kardeşimin oğulları, neden ağlıyorsunuz? Yemin ederim ki çok geçmeden gözleriniz, Yüce Rabbimin mükâfatı olan ebedî cennetle aydınlanacaktır.&#8221;</em></strong> buyurdu.<br><br><em>&#8220;Allah bizi size feda eylesin!&#8221;</em> dediler, <em>&#8220;Vallahi kendimize değil, size ağlıyoruz biz. Düşman dört bir yandan sizi kuşatmış ve biz onları dağıtamıyoruz!&#8221;</em><br><br>İmam Hüseyin (a.s) buyurdu ki:<br><br><strong><em>&#8220;Rabbim bu üzüntünüz ve bu fedakârca kaygınız hatırına takva sahiplerine verdiği en üstün mükafatla mükafatlandırsın sizi!&#8221;</em></strong><br><br>Bu iki mümin de, İmam Hüseyin (a.s) ile vedalaştıktan sonra er meydanına çıkıp şehit düşene kadar yiğitçe çarpıştılar.<br>Şia&#8217;nın önde gelen hatip ve yiğitlerinden olan &#8220;Hanzala b. Es&#8217;ed Şibâmî&#8221; İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) önünde durarak ona atılan oklara ve mızraklara göğsünü siper ediyor ve şöyle haykırıyordu: <em>&#8220;Ey kavim! Ben, Ahzab Savaşı&#8217;nda kâfirlerin başına gelen azabın sizin de başınıza gelmesinden korkarım! Nuh, Âd, Semud ve diğer kavimlere inen azap size de inecektir! Ey topluluk! Hüseyin&#8217;i öldürmeyin, aksi takdirde yüce Allah sizi azabıyla helâk eder!&#8221;</em><br><br>İmam Hüseyin (a.s) Hanzala&#8217;ya hitaben şöyle buyurdu:<br><br><strong><em>&#8220;Allah sana rahmet etsin ey Hanzala! Sen kendilerini hakka davet ettiğinde bunu reddederek sana ve arkadaşlarına küfür ettikleri zaman bu güruh Allah&#8217;ın azabına uğramayı hak etmiş oldu zaten! Kaldı ki şimdi elleri senin kardeşlerinin kanına da bulanmış durumda!&#8221;</em></strong><br><br>Hanzala: <em>&#8220;Doğru buyurdunuz efendim.&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Canım size feda olsun! Ben de Rabbime kavuşmak, kardeşlerimin koştuğu ilâhî rızaya ulaşmak isterim!&#8221;</em><br><br>İmam Hüseyin (a.s) dedi ki:<br><br><strong><em>&#8220;Evet, senin için hazırlanmış olana koş! Bu, hem dünyadan, hem dünyalık olan her şeyden çok daha hayırlıdır elbet! Sana ölümsüzlük kazandıracak olan ve zevali bulunmayan saltanata koş!&#8221;</em></strong><br><br>Hanzala, İmam Hüseyin (a.s) ile vedalaşırken: <em>&#8220;Selâm olsun sana ey Eba Abdullah! Allah&#8217;ın selâmı ve rahmeti sana ve ailene olsun!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Rabbim bizi ve sizi cennette birlikte kılsın!&#8221;</em><br><br>İmam Hüseyin (a.s): <strong><em>&#8220;Âmin! Âmin!&#8221;</em></strong> buyurdu.<br><br>Hanzala, duraksamadan her yanı sarmış olan düşman ordusuna saldırdı ve şahadet sahiline canını ulaştırıncaya kadar yiğitçe çarpıştı.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Şevzeb ile Abis&#8217;in Şahadeti</h3>



<p>Şevzeb, Abis b. Ebu Şebib Şakirî&#8217;nin kabilesine mensuptu. Şia camiasının önde gelen isimlerinden olan Şevzeb, hadis hafızı ve râvisiydi. Bu dalda ders verir, öğrenciler yetiştirirdi. Bölgesinde pek saygın ve sevilen bir mümindi. Abis&#8217;le birlikte o da Kerbela&#8217;ya İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) yanına gelmişti. Abis, Şevzeb&#8217;e şöyle sordu: <em>&#8220;Şevzeb! Bugün ne yapmak istiyorsun?&#8221;</em> Şevzeb: <em>&#8220;Ne yapmamı bekliyorsun? Seninle birlikte Peygamberimizin evladının yanında ölünceye kadar savaşacağım!&#8221;</em> diye karşılık verdi.<br><br>Abis: <em>&#8220;Ben de senden bunu bekliyordum doğrusu!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Şimdi Hüseyin&#8217;in yanına git ve seni de şehitler zümresine kabul etmesini iste ondan! Bil ki, bugün eline geçen bu fırsat bir daha eline geçmeyecektir! Zira yeryüzünden gökyüzünün yücelerine adım atılabilecek gün bugündür! Sadece bugünlük amelin ve zahmetinin karşılığı, ebedî cennet ve ebedî huzur olacaktır!&#8221;</em><br><br>Şevzeb, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) huzuruna varıp selâm verdi, izin alarak vedalaştı ve er meydanına çıkıp vuruşarak şehit oldu.<br><br>Onun şahadetinden sonra Abis, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) huzuruna vararak selâm verip: <em>&#8220;Ey Eba Abdullah!&#8221;</em> dedi, <em>&#8220;Yeryüzünde sizden daha fazla sevip bağlandığım kimse yoktur! Canımdan ve kanımdan daha değerli bir şeyim olsa, uğrunuza feda etmekten çekinmezdim asla! Şimdi, sizin ve babanızın dini üzerine öldüğüme şahit olmanızı istiyorum!&#8221;</em><br><br>Bunları söyledikten sonra kılıcını çekmiş ve yüzü yaralı olduğu bir hâlde savaş meydanına gitti.<br><br>Sa&#8217;d oğlu Ömer&#8217;in ordusundan Rabi b. Temim şöyle anlatır:<br><br><em>Abis&#8217;i önceden tanırdım, onun birçok savaşta nasıl yiğitlikler sergilediğini görmüş, cesaret ve kuvvetine tanık olmuştum. Onun meydana girdiğini görür görmez herkesi uyardım: &#8220;Bu adam, aslanlar aslanı Abis b. Ebu Şebib&#8217;dir.&#8221; diye bağırdım ve &#8220;Kimse onunla savaşa girmesin; onunla boy ölçüşen mutlaka canından olur!&#8221; dedim.</em>Âbis, aslanlar gibi kükreyerek meydana çıkacak er istiyordu. Ama kimse onun karşısına çıkmaya cüret edemiyordu. Koca bir ordunun bir kişi karşısında bunca aciz kalıp korkak davranması Sa&#8217;d oğlu Ömer&#8217;i sinirlendirmişti. Abis&#8217;in taşlanmasını istedi ve o aşağılık ordu, bu iğrenç emri âdeta zevkle yerine getirerek Abis&#8217;i taş yağmuruna tuttu. Bu yiğit dilaverle çarpışmaya cüret edemeyenler, onu uzaktan taşa tutmuştu şimdi. Abis, bu sırada kimsenin beklemediği bir şey yaparak bu çakallar sürüsünün rezaletine mühür bastı ve taşlardan kaçmasını bekleyen o azgın güruhun şaşkın bakışları arasında başındaki tolgasıyla zırhını kaldırıp yere çaldıktan sonra düşmanı titreten bir narayla binlerce kişinin üzerine dalkılıç saldırdı.<br><br>Onunla teke tek savaşmaması için Yezidî orduyu uyaran harami şöyle anlatır:<br><br><em>İnanılmaz bir güç ve cesaretle saldırıyordu. Abis&#8217;in her saldırısında en az 200 kişinin korkuyla kaçarak birbirini ezdiğine defalarca şahit oldum. Korkunç bir savaşçıydı. Sonunda yoruldu ve aldığı onca kılıç, mızrak ve ok yaralarıyla bitkin düşünce, binlerce kişi birden üzerine çullanarak onu öldürüp başını kestiler. Birkaç kişi bu başı paylaşamıyor ve biraz ödül alabilmek için her biri onu kendisinin öldürdüğünü iddia ediyordu. Sa&#8217;d oğlu Ömer onları susturarak: &#8220;Onu hiçbiriniz tek başına öldüremedi; hepiniz elbirliğiyle, birlikte öldürdünüz!&#8221; dedi.</em><br><br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) yarenleri birbiri ardınca meydana çıkıyor, kahramanca çarpışarak şehit düşüyordu. Ebu Şe&#8217;sa Behdelî, Ebu Umre Hanzalî, Ebuzer-i Gıfarî&#8217;nin azatlı kölesi Cavn, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) müezzini Haccac b. Masruk, Amr b. Karaza el-Ensarî, Suveyd b. Amr el-Has&#8217;amî ve İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) Türk hizmetkârı gibi şanlı arkadaşları birer birer meydana çıkıp aslanlar gibi çarpışarak şehit düşmüşlerdi.<br>Artık İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) yakın ailesinden, Haşimoğulları&#8217;ndan, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;nden başka kimse kalmamıştı.<br><br>Şimdi, çarpışma ve şahadet şerbetini aşkla yudumlama sırası onlardaydı.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Hz. Ali Ekber&#8217;in (a.s) Şahadeti</h3>



<p>Hz. Ali Ekber (a.s), özgürlükçülerin önderi İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) büyük oğluydu. Herkesçe çok sevilip sayılan ve fevkalâde güçlü ve yakışıklı olan Hz. Ali Ekber (a.s), hem ahlâk ve karakter, hem fizik, ses ve konuşma ve hem de yürüyüşüyle dedesi Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) âdeta bir kopyası gibiydi. Kısa ömrünü ibadet, takva ve yoksullara, düşkünlere yardımla geçirmişti.<br><br>Düşmanları bile onun bu müstesna kişiliği önünde saygıyla eğilmiştir. Ehlibeyt&#8217;in büyük düşmanlarından olan Muaviye&#8217;nin bile onun hilafet için pek liyakatli olduğunu itiraf ettiği tarihte kayıtlıdır.<strong><sup>1</sup></strong> Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (üzerlerine selâm olsun) onun bu fevkalâde kişiliği ve müstesna karakteri hakkında kullandıkları ibareleri, onunla ilgili ziyaret duası metninde görmek mümkündür. Bilhassa şu tabirler çok dikkat çekicidir:<br><br><em>Selâm olsun sana ey Sıddık, ey büyük ve öncü şehit ve ey hep önde olanların efendisi! Sen saadetle yaşayıp şahadetle öldün. Dünyadan, salih amelden başka bir şey götürmedin ve sen dünya yaşamında, en kârlı ticaret olan ahiretten başka şey için çabaladın!</em><br><br>Hz. Ali Ekber (a.s), Haşimoğulları gençlerinin ve Alioğulları yiğitlerinin en belirgin ve çarpıcı özelliği olan takva, asalet ve cömertlikle bezenmişti. Risalet ve İmamet mektebinde gelişip büyüyen Hz. Ali Ekber (a.s), insan yetiştirme okulunun iki büyük öğretmeni olan İmam Hasan&#8217;la (a.s) İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) özel eğitim ve terbiyesinde yetişmişti. Nitekim ona ait olan ziyaretnâmede şöyle geçmektedir:<br><br><em>Selâm sana, ey Hasan ve Hüseyin&#8217;in evlâdı!&#8221;</em><br><br>Evet, Hz. Ali Ekber (a.s), Ali bağının yüce selvisi, Zehra gülistanının kızıl ve şad gülü, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) büyük oğlu ve yürekler yakan Kerbela sahrasında Ehlibeyt&#8217;in ilk şehididir.<br><br>Babasından cihat izni alıp da atını meydana doğru sürdüğünde, İmam Hüseyin (a.s) büyük bir hüzün ve kalbini parçalayan bir kederle arkasından onu süzmüş, canından çok sevdiği Ali&#8217;sinin gidişinden dolayı gözyaşlarını tutamamış ve gökyüzüne bakarak şunları söylemişti:<br><br><strong><em>&#8220;Ya Rabbim! Şahit ol ki, konuşması, davranışları ve fiziğiyle senin sevgili Peygamber&#8217;ine en çok benzeyen delikanlı, şu azgınlar güruhuyla boğuşmaya gidiyor! Biz ne zaman ceddimiz Resulullah&#8217;ı özleyecek olsak, bu gencin yüzüne bakardık. Allah&#8217;ım! Yeryüzünün bereketinden mahrum bırak şu güruhu! Aralarına ihtilaf ve ayrılık düşür. Yöneticilerini onlardan asla memnun ve razı kılma! Zira bu topluluk bize yardım edeceğini söyleyerek bizi buraya çağırdı; çağrılarını kabul edip geldiğimizdeyse, bize kılıçlarını çekip düşmanlığa başladılar!&#8221;</em></strong><br><br>Sonra Sa&#8217;d oğlu Ömer&#8217;e hitap ederek şöyle haykırdı:<br><br><strong><em>&#8220;Ne istiyorsun bizden sen?! Allah soyunu kessin ve sulbünü mübarek kılmasın senin! Ve benden sonra, seni yatağında öldürecek birini musallat etsin başına! Sen, benim soyumu kurutmaya yeltendin ve Allah Resulü&#8217;nün evladı olmamı hiçe saydın!&#8221;</em></strong><br><br>Ardından yüksek sesle şu ayeti okudu:<br><br><strong><em>&#8220;Gerçek şu ki Allah; Adem&#8217;i, Nuh&#8217;u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçip âlemler üzerine üstün kıldı. Onlar birbirinden türeme tek bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir!!&#8221;</em></strong><sup><strong>2</strong></sup><br><br>Hz. Ali Ekber (a.s) geceyi yarıp dünyayı aydınlanan güneş misali, savaş meydanına çıktı. Yezidî ordunun karşısında durmuş, ceddi Hz. Resulullah&#8217;a (s.a.a) çok benzeyen simasıyla er meydanını âdeta nura gark etmişti. Tekbir getirerek haramiler güruhuna saldırdı. İnanılmaz cesareti ve görülmemiş gücü ve çevikliğiyle Hz. Ali&#8217;yi (a.s) hatırlatmıştı Yezid ordularına. Hayber fatihine yüreğinde beslediği kinle Yezid ordularına katılanlar, bir an bu yiğidin Hz. Ali (a.s) olduğunu sanarak dehşete kapılmışlardı. Hz. Ali Ekber (a.s) önüne çıkanı devirirken şu recezi okuyordu:<br><br><strong><em>Ali oğlu Hüseyin&#8217;in oğlu Ali&#8217;yim ben!<br> Andolsun Kâbe&#8217;ye, Resul&#8217;e yakınız herkesten!<br> Kılıcım kırılıncaya dek vuracağım size ben!<br> Sizedir bu vuruşlar Haşimî ve Alevî gençten!<br> Babamı daima savundum ve savunurum ben!<br> Tallahi o haramzade</em><sup>3</sup> <em>olamaz bize egemen!</em></strong><br><br>Hz. Ali Ekber&#8217;in (a.s) kılıcının her inişinde birkaç kişi yere seriliyor, haramiler güruhu onun önünde çil yavruları gibi sağa sola kaçışıyordu. Düşmanın telefatı inanılmaz sayılara ulaşmıştı. Herkes korkuyla bağırıyor, yardım istiyordu. Sonunda Hz. Ali Ekber (a.s) bu amansız saldırıdan yoruldu. Bir yandan çektiği susuzluk ve kavurucu sıcak, diğer taraftan aldığı yaralar ve giydiği zırhla silahların ağırlığı onu bitkin düşürmüştü. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) yanına dönerek: <strong><em>&#8220;Babacığım! Susuzluk bitiriyor beni, şu silahlarla zırhın ağırlığına dayanamıyorum artık! Gücümü toparlamam için içebileceğim bir yudum su var mı?&#8221;</em></strong> dedi.<br><br>Biricik oğlunu bu halde gören İmam Hüseyin (a.s), şefkat dolu bakışlarla onu seyrederken gözyaşlarını tutamadı. Sevgi dolu metin bir sesle dedi ki:<br><br><strong><em>&#8220;Oğlum! Biraz daha dayanırsan, deden Resulullah&#8217;la buluşacak ve bir daha susamamanı sağlayacak bir şerbet içeceksin onun elinden!&#8221;</em></strong><br><br>Canından geçen ve her şeyiyle kalbini Rabbine veren genç Hz. Ali Ekber (a.s) tekrar savaş meydanına dönüp çakallar sürüsüyle boğuşmaya başladı. Görülmemiş bir güç ve cesaretle savaşıyor, Yezidî ordunun haramileri bu yiğidin karşısında hazan yaprakları gibi dökülüyor, onun saldırdığı yerde âdeta bir koridor oluşuyorlardı. Hz. Ali Ekber (a.s) bu saldırıda 80 haramiyi daha cehenneme yollamıştı. Sonunda başından aldığı ağır bir yarayla durakladı. Düşmanları göz açıp kapayıncaya kadar tepesine üşüşmüş, mızrak ve kılıçlarla ona saldırmışlardı. Atın dizginleri, artık gücü tükenmiş olan Hz. Ali Ekber&#8217;in (a.s) ellerinden kaydı. Yiğit genç, yorgun ve yaralı vücudunu atın üstüne bıraktı. Kontrolsüz kalan at direkt düşman askerlerinin içine daldı. Hz. Ali Ekber&#8217;i (a.s) ortaya alan İbn Sa&#8217;d&#8217;ın ordusu, acımasızca ona darbeler indiriyordu. Hz. Ali Ekber&#8217;in (a.s) bedeni parça parça olmuştu artık.<br><br>Ehlibeyt&#8217;in parlak güneşi, Kerbela&#8217;nın kızgın topraklarında yatıyordu şimdi. Hz. Ali Ekber (a.s) son nefeslerini verirken: <strong><em>&#8220;Ey baba! Benden sana selâm olsun! Bu ceddim Resulullah&#8217;tır. Sana selâm söylüyor ve &#8216;Bize kavuşmak için acele et.&#8217; diyor!&#8221;</em></strong> dedi.<br><br>İmam Hüseyin (a.s) tarifi imkânsız bir acı ile Hz. Ali Ekber&#8217;inin (a.s) başucuna koştu. Başını dizine alarak şefkatle okşadı, yanağını biricik Ali&#8217;sinin kanlar içindeki yanağına koyarak: <strong><em>&#8220;Sana kıyanları Allah öldürsün!&#8221;</em></strong> buyurdu ve ağlayarak: <strong><em>&#8220;Senden sonra dünyaya da, dünya hayatına da yazıklar olsun artık!&#8221;</em></strong> buyurdu.<br><br>Daha sonra Haşimoğulları&#8217;nın diğer gençlerine, Hz. Ali Ekber&#8217;in (a.s) lime lime olmuş mübarek nâşını çadırlara götürmelerini söyledi.<br>Hz. Ali Ekber&#8217;den (a.s) sonra Haşimoğulları&#8217;nın hayatta kalan diğer erkekleri ve Ehlibeyt gençleri İmam Hüseyin&#8217;den (a.s) izin alarak ardı ardına er meydanına çıkıp yiğitçe vuruştular. Her biri, birer kahramanlık örneği sergileyip birçok haramiyi cehenneme gönderdikten sonra Kerbela sahrasının bir köşesinde şehit düştüler. Abdullah b. Müslim b. Akil, Muhammed b. Müslim b. Akil, Muhammed b. Abdullah b. Cafer Tayyar, Avn b. Abdullah, Abdurrahman b. Akil, Cafer b. Akil, Abdullah-i Ekber b. Akil ve Muhammed b. Ebu Said b. Akil (hepsinin üzerine selâm olsun) de bu goncaların arasındaydı.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Şeyh Abbas Kummî&#8217;nin Muntehe&#8217;l-Amal ve Ebu&#8217;l-Ferec İsfaha-nî&#8217;nin Mekatilu&#8217;t-Talibiyyin kitaplarına müracaat ediniz.</strong></li>



<li><strong>Âl-i İmrân Suresi, 33 ve 34</strong></li>



<li><strong>Kasıt, İbn Ziyad&#8217;dır.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Hz. Kasım&#8217;ın (a.s) Şahadeti</h3>



<p>Sıra, İmam Hasan&#8217;ın (a.s) oğlu olan ve amcası İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) pek sevdiği Hz. Kasım&#8217;a (a.s) gelmişti.<br>Hz. Kasım (a.s) gençliğinin henüz baharındaydı.<br>İmam Hüseyin (a.s), ağabeyinin yadigârı olan Hz. Kasım&#8217;ın (a.s), silahlarını kuşanıp şahadete koşmaya hazırlandığını görünce, hasretle ona sarıldı; her ikisi de çokça ağladılar.<br>İmam Hüseyin (a.s), öz evladı biricik Hz. Ali Ekber&#8217;ini (a.s) katiller sürüsünün ortasına gönderirken, hiç duraksamamış ve hemen izin vermişti. Ama şimdi yüreği Hz. Kasım&#8217;ın (a.s) gitmesine bir türlü elvermiyordu.<br>Çok sevdiği biricik ağabeyi İmam Hasan&#8217;ın (a.s) yegâne emanetiydi çünkü o. Hz. Kasım (a.s) ne kadar yalvarıyorduysa da, İmam Hüseyin (a.s) ona cihat izni vermiyordu. Sonunda Hz. Kasım (a.s), gözyaşları içinde İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ellerini öptü, ayaklarına kapanıp savaş izni vermesi için yalvardı ve istediği izni almayı başararak er meydanına koşup yiğitçe çarpıştı. Yaşının küçüklüğüne rağmen Hz. Kasım (a.s) bu kısa ve kanlı çarpışmada 35 azgını öldürmeyi başarmıştı.<br>Kerbela ravilerinden Humeyd b. Müslim şöyle anlatır:<br><br><em>Ben Sa&#8217;d oğlu Ömer&#8217;in ordusundaydım. Er meydanına henüz buluğuna yeni girmiş çok genç bir çocuğun çıktığını gördüm. Çok yakışıklıydı; yüzü dolunayı andırıyordu. Ayaklarına varan uzun bir gömlek giymiş, sol ayağındaki sandaletin bağcıkları çözülmüştü; bunu hiç unutmam. Amr b. Sa&#8217;d Ezdî: &#8220;Vallahi ben şu çocuğa saldırıp öldüreceğim!&#8221; dedi. &#8220;Suphanallah! Neler söylüyorsun sen?! Etrafını saran onca adam ona yeter zaten, sen ne diye bir çocuğun kanına ellerini bulaştırmak istiyorsun ki?!&#8221; dedim. Ama o, bu alçakça niyetinde ısrarlıydı. &#8220;Vallahi onu ben öldüreceğim!&#8221; diyerek atını vahşice mahmuzlayıp oraya ulaştı ve kavganın kızıştığı bir sırada kılıçla onun başını yardı. Çocukcağız acı bir feryatla yüzüstü yere kapaklanıp, </em><strong><em>&#8220;Amca!&#8221;</em></strong><em>diye haykırmıştı&#8230;</em><br><br><em>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s), yamaçtan süzülen bir kartal gibi ansızın orada belirdiğini gördüm. Bir nara atarak o katiller güruhunun içine daldı ve bir çırpıda hepsini dağıtarak o çocuğun katiline ulaştı. Bir aslan gibi kükreyen İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kılıcından kurtulmak için sol kolunu yüzüne tutan Amr&#8217;ın kolunun dirsekten koptuğunu gördüm. Amr dehşetle bir çığlık attı. Süvari arkadaşları onu kurtarmak için topluca İmam&#8217;a saldırdılarsa da, İmam Hüseyin (a.s) onların çoğunu hakladı ve bu kısa ama çok şiddetli çarpışmada Hz. Kasım&#8217;ın (a.s) katili olan Amr, atların ayakları altında ezilerek feci şekilde can verdi.</em><br><br>Ortalığı saran toz duman çekilince, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) o çocuğun başını dizlerine alıp bağrına bastığını gördüm. Çocukcağız can vermek üzereydi, ayağını toprağa sürüp çekiyordu. İmam Hüseyin (a.s) ona şöyle diyordu:<br><br><strong><em>&#8220;Allah&#8217;a yemin ederim ki yardıma çağırdığın hâlde senin yardımına koşamamak, koşsa bile yardım edememek ve yardım ettiği hâlde o yardımın sana hiçbir fayda sağlamaması amcana pek ağır gelir! Senin canına kıyanlar Allah&#8217;ın rahmetinden uzak olsunlar!&#8221;</em></strong><br><br>Sonra, Hz. Kasım&#8217;ın (a.s) cansız vücudunu kucağına alıp çadırlara götürdü; Ehlibeyt şehitlerinin bulunduğu yerde, Hz. Ali Ekber&#8217;in (a.s) mübarek naşının yanına yatırdı Hz. Kasım&#8217;ı (a.s)&#8230; Hz. Kasım&#8217;dan (a.s) sonra Ebubekir b. Hasan, Abdullah b. Ali, Cafer b. Ali, Osman b. Ali ve Ebulfazl el-Abbas&#8217;ın kardeşleri gibi Haşimoğulları&#8217;nın diğer gençleri de birer birer İmam Hüseyin&#8217;den (a.s) izin alarak cihat meydanına çıkıp İmam Hüseyin&#8217;ı (a.s) müdafaa uğruna yiğitçe çarpışarak can verdiler.</p>



<h3 class="wp-block-heading">Hz. Abbas b. Ali&#8217;nin Şahadeti</h3>



<p>Annesi Ümm&#8217;ül Benîn&#8217;dir, adı Hz. Abbas (a.s). Lakabıysa, Ebul-fazl&#8217;dır. Heybetli vücudu ve eşsiz siması, onu &#8220;Haşimoğulları&#8217;nın Ay Parçası&#8221; lakabıyla meşhur kılmıştı. O kadar uzun boyluydu ki, ata bindiğinde neredeyse ayakları yere değerdi. Kerbela&#8217;da ağabeyi İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) minik ordusunun komutanı ve sancaktarıydı. Şehit olduğunda 34 yaşındaydı. Önce üç kardeşini er meydanına gönderdi ve onların İmam Hüseyin (a.s) uğruna çarpışıp şehit düşmelerine şahit oldu, böylece üç kardeşinin şahadetine şahit olmanın ecrine vardı. Onların şahadetinden sonra da, artık yapayalnız kalmış olan ağabeyi İmam Hüseyin&#8217;e (a.s): <strong><em>&#8220;Acaba canımı senin uğrunda feda etmeme izin verir misin?&#8221;</em></strong> dedi.<br>Onun bu sözü İmam Hüseyin&#8217;i (a.s) pek sarstı. Yiğit kardeşi Hz. Abbas&#8217;a (a.s) sarılarak ağladı. Sonra da yaşlı gözlerle ondan son bir defa su getirmesini istedi. Hz. Abbas (a.s), Yezidî ordunun karşısına çıkarak onlara öğüt verip nasihatlerde bulundu ve Allah Resulü&#8217;nün (s.a.a) Ehlibeyti&#8217;ni rahat bırakmalarını istedi. Ama onun iman dolu sıcak sözleri, imansızlar güruhunun taşlaşmış kalbini etkilemedi. Geri dönüp, durumu İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) bildirdi.<br>Kervandaki çocuklar susuzluktan inliyorlardı. Fazilet ve erdem timsali Hz. Abbas (a.s), daha fazla dayanamazdı buna; su tulumunu boynuna asıp atına atladı ve yanına sadece mızrağını alarak doludizgin Fırat&#8217;a doğru ilerlemeye başladı. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kervanının su almaması için Fırat kıyılarına dizilen 4 bin asker, Hz. Abbas&#8217;ı (a.s) yaklaştırmamak için ok yağmuruna tuttularsa da, yiğit Hz. Abbas (a.s) inanılmaz bir cesaretle düşman deryasının ta kalbine daldı. Bir aslanın, tilki sürüsüne saldırması gibi onlara hücum etti.<br>Hz. Abbas (a.s), önüne çıkanı cansız yere seriyor, hızla Fırat&#8217;a yaklaşıyordu. Kimse ona yaklaşmaya cesaret edemiyordu artık. Düşman ordusunda olanları görüp de nakleden ravilerin aktardığına göre, bu kısa çarpışmada Hz. Abbas b. Ali (a.s), düşman ordusundan 80 kişiyi haklamıştır. Yıldırım gibi düşman ordusuna dalan Hz. Abbas (a.s) bir çırpıda Fırat&#8217;a varmayı başarmıştı. Nicedir susuzluktan kavruluyordu.<br>Bu zorlu ve sert çarpışma, susuzluğunu daha da körüklemiş, dili damağına yapışmıştı. Gürül gürül akan koca Fırat&#8217;ın buz gibi sularındaydı şimdi! Gayr-i ihtiyarî bir hareketle eli suya gitti. Avucunu doldurup tam içeceği sırada ağabeyi İmam Hüseyin&#8217;le (a.s) Ehlibeyt&#8217;in susuz yavrucaklarının hâlini hatırladı.. Avucundaki suyu Fırat&#8217;a geri döktü. Hemen su tulumunu doldurmaya başladı.<br>Su tulumunu sağ omzuna atıp var gücüyle dizginlere asıldı. Bir an önce kervana varmalı ve susuzluktan kıvranan yavrucaklara su yetiştirmeliydi.<br>Ne var ki, Yezid ordusu onu dört bir yandan kuşatmış, çadırlara su götürmemesi için binlerce atlı üzerine çullanmıştı. Onlar aç kurtlar misali saldırıyor; kahraman Hz. Abbas (a.s) ise aslanlar gibi bu etten duvarı yara yara ilerliyordu. Soysuz bir münafık, gizlendiği hurma ağacının ardından ansızın kılıcını sallayarak Hz. Abbas&#8217;ın (a.s) sağ kolunu yere düşürdü.<br>Ama o, hiçbir şey olmamışçasına su tulumunu hemen sol omzuna atarak vahşiler sürüsünü gerilemeye zorladı. Bir yandan da meydanı titreten naralarla şu recezi okuyordu:<br><br><strong><em>Vallahi sağ kolumu kesseniz de,<br> Koruyacağım dinimi gerçekten de!<br> Pak ve emin Peygamber&#8217;in evladını,<br> Koruyacağım ben sadık imamımı!</em></strong><br><br>Hz. Abbas (a.s) tek koluyla dövüşe devam ediyordu ki, ansızın aynı melun yine onu pusuya düşürerek sol kolunu da kesti. Yiğit Hz. Abbas (a.s) su tulumunu dişiyle tutup üzerine kapanarak kervana ulaştırmaya çalıştı. Ancak tuluma saplanan bir ok onun son ümidini de alıp götürdü ve su yere döküldü. Ansızın gelen ikinci ok, kolsuz ve savunmasız olan Hz. Abbas&#8217;ın (a.s) göğsüne saplanınca, atından yere düştü ve kahraman Hz. Abbas (a.s): <strong><em>&#8220;Kardeşim bana yardım et!&#8221;</em></strong> diye bağırdı.<br>İmam Hüseyin (a.s) yanına vardığında Hz. Abbas (a.s), kollarını yitirmiş, yüzlerce yara almış bir hâlde, kanlar içinde yerde yatıyordu. İmam Hüseyin (a.s), gözyaşları içinde, Abbas&#8217;ını kucaklayıp: <strong><em>&#8220;İşte şimdi belim kırıldı; tedbirim ve çarem azaldı!&#8221;</em></strong> dedi.<br><br>Hz. Abbas&#8217;ın (a.s) ihlâs, cesaret, fedakârlık, vefa ve şahadet aşkı öylesine eşsizdi ki, İmam Seccad (a.s) onu anarken şöyle buyurur:<br><br><strong><em>Allah, amcam Abbas&#8217;a rahmet eylesin; kardeşi için kendisini feda etti, canını onun uğruna verdi, onun uğrunda kollarını vermekten çekinmedi. Yüce Rabbi de buna karşılık iki kanat verdi ona; bu kanatlarla cennette meleklerle birlikte dilediği gibi uçar. Amcam Abbas&#8217;ın kıyamet günü yüce Allah indinde öyle bir makamı olacaktır ki, bütün şehitler gıpta edecektir ona!</em></strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Özgürlükçüler Önderi Hüseyin&#8217;in Savaşı ve Şahadeti</h3>



<p>İmam Hüseyin (a.s) artık yapayalnız kalmıştı. Etrafında kendisine yardım edecek hiç kimse kalmamıştı. Kardeşlerinin, çocuklarının, ashabının kanlı bedenleri Kerbela&#8217;nın kızgın toprağında yatıyordu.<br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kalbi, dayanılmaz acı ve kederle doluydu; ama başı dimdikti. Olanca heybeti ve öfkeyle çatılmış kaşlarıyla karşısındaki azgın güruhu seyrediyordu atının üzerinde. Onun en sevdiği insanlar, yeryüzünün en nadide insanları, bu azgın güruh tarafından katledilmişti şu birkaç saat içinde. Ve haramiler bu iğrenç katliamı kutluyor, iğrenç kahkahalar atarak gülüp tepiniyor, onu şimdi yapayalnız yakalamanın kendilerine verdiği hayvanî zevkle ona pençe ve tırnak göstererek tehdit ediyorlardı. Cahiliye devrinden taşıyıp Hz. Resulullah (s.a.a) döneminde ustaca bir münafıklıkla gizledikleri intikam ve kin hırsıyla dolu o iğrenç yüzlerini, şimdi açığa çıkarmışlardı. Bir aslanı tek başına yakalayıp pusuya düşüren bu çakallar sürüsü, hem ona yaklaşmaktan dehşetle korkuyor, hem de onu bir an önce parçalayabilmek için dişlerini gıcırdatıp fırsat kolluyordu.<br>İmam Hüseyin (a.s) ilâhî sevgi ve vefa timsali, bir dağ heybetiyle eyere oturmuş, haramiler güruhunun zafer edalarıyla etrafını sarmasını seyrediyor, bakışlarında cennet nuru parlıyordu. Şirk ve fesadın doruğunu seyreden peygamberlerin bakışlarındaki nefret ve acıma duygusu vardı onun da bakışlarında. Atını mahmuzlayıp iyice yaklaştı onlara. Vahşiler güruhunun karşısında vakarla durdu. Birkaç saat içinde uğradığı bela ve felaketler, bağrını dağlayan evlat ve kardeş acısı, onca şehidin kalbine vurduğu dert, inanılmaz bir vakar ve olağanüstü bir heybet katmıştı İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) heybetine. Kalbi acı ve öfkeyle dolduğu hâlde, sevgili Rabbinin rızası için, bu azgınlar güruhunu son bir kez daha hidayete davet edip ebedî cehennem ateşinden kurtarabilmek amacıyla, Peygamberî bir yumuşaklık ve metanetle onlara seslenip gür bir sesle haykırdı:<br><br><strong>&#8220;Ey insanlar! Hangi sebeple benim kanımı helal görüyorsunuz? Ben sizin Peygamber&#8217;inizin kızının oğlu değil miyim?! Aranızda Resulullah&#8217;ın çoluk-çocuğuna zarar vermek isteyen düşmanı engelleyecek kimse var mı?! Bizim hakkımızda Allah&#8217;tan korkan biri var mıdır aranızda?! Allah&#8217;tan sevap alma ümidi ile yardıma koşacak kimse var mı burada?! Allah rızası için bize yardımcı olmak isteyen var mı aranızda?!&#8221;</strong><br><br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) nefesindeki hidayet nuru kelamına yansımış ve Yezid ordusundan Sa&#8217;d b. Hars el-Ensarî ile kardeşi Ebu&#8217;l-Hutuf&#8217;un gaflet uykusundan uyanarak ebedî zillet ve cehennemden kurtulmalarını sağlamıştı. İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) sözleriyle kendilerine gelen bu iki kişi, aniden saf değiştirip Yezidî orduya saldırdılar. Çok sayıda katili yere serdikten sonra da şahadet saadetine nail oldular.<br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kendisine yardım edecek birini aradığını duyan kervandaki kadınlar yüksek sesle ağlamaya başladılar. İmam Hüseyin (a.s) çadırların önüne gelip kardeşi Hz. Zeyneb&#8217;e (s.a): <strong>&#8220;Minik yavrumu getir de onunla vedalaşayım!&#8221;</strong> dedi. Kundaktaki bebeği getirdiler. İmam Hüseyin (a.s) onu son kez öpmek için başını uzattığı sırada Yezid ordusunun okçularından Hermele b. Kahil Esedî&#8217;nin attığı ok, yavrucağın boğazına saplandı. Bebek babasının kollarında can vermişti. Avucunu bebeğin boğazından akan kana tuttu; avucu kanla dolunca onu göğe savurup: <strong>&#8220;Allah&#8217;ım! Bu da kolaydır bana. Çünkü sen her şeyi görmektesin!&#8221;</strong> buyurdu.<br><br>Sonra da atını doludizgin düşmanın üzerine sürüp şu recezi okudu:<br><br><strong>Bu topluluk döndü dinden, saptı küfre.</strong><br><strong>Allah&#8217;ın rızasına sırt çevirmişlerdi eskiden de.</strong><br><strong>Ali ile en hayırlı ebeveyne sahip ve en kerim</strong><br><strong>Oğlu Hasan&#8217;ı katletmişlerdi bu güruh-i zalim!</strong><br><strong>&#8220;Halkı toplayın savaşmak için Hüseyin&#8217;le!&#8221;</strong><br><strong>&#8220;Haydi, durmayın gelin!&#8221; diyen bunlardı yine!</strong><br><br>Kınından çıkmış kılıcını elinde tutar bir hâlde İbn Sa&#8217;d&#8217;ın ordusunun karşısına geçti. Hayata doymuş, Rabbiyle buluşacağı anın özlemiyle tutuşup şahadete susamıştı. Şöyle bir recez okudu:<br><br><strong>Oğluyum ben pak Ali&#8217;nin, Al-i Haşim&#8217;den.</strong><br><strong>Bunlar yeter bana, başka şeyle öğünmem.</strong><br><strong>Ceddim Resulullah&#8217;tır, en üstünü canlıların!</strong><br><strong>Biz, Allah&#8217;ın meşalesiyiz arasında insanların!</strong><br><strong>Anam Fatıma&#8217;dır benim, Peygamber&#8217;in kızı.</strong><br><strong>Amcam Cafer-î Tayyar&#8217;dır cennette iki kanatlı.</strong><br><strong>Allah&#8217;ın dosdoğru kitabı nazil olmuştur bize.</strong><br><strong>Vahiyle hidayet bizde anılır hep iyilikle.</strong><br><strong>Biz, tüm insanlara Allah&#8217;ın eminleriyiz.</strong><br><strong>Ve bunu gizli-açık, herkese söylemişiz!</strong><br><strong>Havuz&#8217;un sahipleriyiz, içiririz bize uyanlara</strong><br><strong>Resulullah&#8217;ın kâsesiyle, kimse kalkamaz inkâra!</strong><br><strong>Şiilerimiz itaat edenlerin en hayırlılarıdır.</strong><br><strong>Düşmanlarımızsa, kıyamette hüsrandadır!</strong><br><br>İmam Hüseyin (a.s) daha sonra harami güruhundan er istedi. Karşısına kim çıktıysa, bir vuruşta cehennemi boyluyordu. Düşmanın birçok cesur savaşçısını kılıçtan geçirdi. Çok geçmeden, İmam Hüseyin&#8217;le (a.s) teke tek savaşa cüret eden kimse kalmamıştı. İmam Hüseyin (a.s) küfür ordusunun sağ kanadına yıldırım gibi dalarak şu recezi okumaya başladı:<br><br><strong>&#8220;Ölüm hayırlıdır zilletle yaşamaktan, Zillet de cehennem ateşine atılmaktan!&#8221;</strong><br><br>Haramiler ordusunun sol kanadına saldırırken de şu recezi okumaktaydı:<br><br><strong>Ben Ali oğlu Hüseyin&#8217;im!</strong><br><strong>Baş eğmemeye yeminliyim!</strong><br><strong>Yeminliyim babamın ailesini savunmaya,</strong><br><strong>Resulullah&#8217;ın dininden dönmem asla!</strong><br><br>Aşura gününün şahitlerinden biri şöyle anlatır:<br><br><em>Etrafını kalabalık ordular sardığı, evlatları ve yarenleri gözleri önünde öldürüldüğü, ailesinin kadınları ve çocukları kuşatma altına alındığı hâlde Hüseyin gibi cesaret ve kahramanlık sergileyebilen bir başkasını vallahi görmedim ben! Çünkü bütün bu acılara ilaveten aldığı yaralar ve çektiği korkunç susuzluk dayanılır gibi değildi. Tüm bunlara rağmen onun azim ve metanetinde zerrece gevşeme olmadı, cesaret ve umudu zerrece azalmadı; inanılmaz bir azim ve salabetle savaşıyor, vurduğunu deviriyor, kılıcının dairesine gireni öldürüyordu.</em><br><em>Düşman askerlerinin en azılıları ona saldırmaya yeltendiğinde öylesine yıldırım gibi iniyordu ki, aslan saldırısına uğrayan sürüler gibi onun önünden kaçışıyor, can havliyle sığınacak delik arıyorlardı. Allah&#8217;ın aslanı Ali&#8217;nin oğluydu o; düşmanı tarumar ettiğinde, karşısına yeni birlikler çıkıyor, o sanki hiç yorulmamış gibi fırtına misali ortalarına dalıp çekirge sürüsü gibi onları da dağıtıyor ve kısa sürede etrafı boşalınca, tekrar düşmana karşı durup: &#8220;La havle vela kuvvete illa billâh!&#8221; diyordu.</em><br><br>İbn Şehraşub&#8217;la diğer tarihçiler, Aşura günü İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) girdiği çatışmalarda yaraladığı binlerce kişiden başka, öldürdüğü kâfir sayısının bin dokuz yüz elli kişi olduğunu yazarlar. Bunu gören Sa&#8217;d oğlu Ömer, İmam Hüseyin&#8217;le (a.s) baş edebilecek kimse olmadığını ve bu gidişle bütün ordusunun dağılacağını anlamıştı. Hemen kendisini toparlayarak askerlerine: &#8220;Yazıklar olsun size! Kiminle savaştığınızı bilmiyor musunuz siz?! En güçlü Arap silahşorları yere seren ve Allah&#8217;ın aslanı lakabını alan yenilmez savaşçı Ali&#8217;nin oğlu var karşınızda! Bütün birlikleri toplayıp dört bir taraftan hep birlikte saldırın ona; yoksa hepimizin işi bitiktir!&#8221; diye bağırdı.<br>Sayıları on binleri bulan katiller sürüsü ok, mızrak, kılıç ve hatta taşlarla o Hazret&#8217;e karşı toplu bir saldırıya geçtiler. Bu sırada bir an İmam Hüseyin (a.s) ile çadırların arasına girebilmeyi başardılar. Düşman birliklerinden biri bunu fırsat bilerek alçakça bir girişimde bulundu ve içinde kadınlarla çocukların olduğu çadırlara doğru hücuma geçti.<br><br>Bunu gören İmam Hüseyin (a.s) buyurdu ki: <strong>&#8220;Ey Ebu Süfyan Oğulları&#8217;nın Şiîleri! Dininiz yoksa ve kıyamet gününe inanmıyorsanız, en azından bu dünyanızda özgür insanlar olun. Aslınıza dönün! Sizler Arapsınız! Araplar merttirler!&#8221;</strong><br><br>Şimr uzaktan: &#8220;Ey Fatıma&#8217;nın oğlu, neler diyorsun sen?&#8221; diye bağırdı. İmam Hüseyin (a.s) şöyle karşılık verdi:<br><br><strong>&#8220;Ben sizinle savaşıyorum, siz de benimle savaşmaktasınız. Kadınların ne suçu var?! Bari ben yaşadığım sürece isyankârlarınızı ailemin çadırlarından uzak tutun!&#8221;</strong><br><br>Şimr, adamlarına: &#8220;Ey Askerler! Bu yiğit ve kerim adamın ehlibeytinden uzak durun. Onu öldürmeye çalışın. Zira bizim işimiz sadece onunla!&#8221; dedi.<br><br>Bütün birlikler tekrar İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) saldırdı, İmam Hüseyin (a.s) da atını doludizgin onların üzerine sürerek kahramanca bir çatışmaya daha girdi. İnanılmaz bir güçle vuruyor, karşısına çıkanı cansız yere seriyordu. Hangi tarafa yönelse askerler önünden kaçıyor, çil yavrusu gibi dağılıyorlardı. İmam Hüseyin (a.s) bu korkaklar sürüsüyle savaşmaktan yorulmuştu. Bir yandan da susuzluk, takatini kesiyordu.<br>Atını Fırat&#8217;a doğru sürdü. Susuzluğunu gidermesi hâlinde yepyeni bir enerjiyle kendilerine saldıracağını bilen Yezid ordusu dehşete kapılmış, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) suya ulaşmasını engellemek için telaşa düşmüştü. Ordu, Fırat&#8217;la İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) arasına girmişti artık.<br>Dört bin okçuyla Fırat&#8217;ın kıyılarına dizilen ordunun komutanları olan A&#8217;ver-i Selemî ile Amr b. Haccac, Sa&#8217;d oğlu Ömer&#8217;in komutasındaki orduya bağırarak İmam Hüseyin&#8217;i (a.s) oraya yaklaştırmamalarını istediler. Ama İmam Hüseyin (a.s) göz açıp kapayıncaya kadar önünü kesen etten duvarı elindeki kılıçla yarmayı başararak Fırat&#8217;a ulaşmıştı. Bir avuç su aldı, tam içeceği sırada katiller sürüsünden biri onu engellemek için: &#8220;Hey! Hüseyin! Sen suyun peşindeyken, düşmanların namusuna saldırıyor, baksana!&#8221; diye bağırdı. Bu söz, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) avucundaki suyu dökmesine yetmişti. İffet ve mertlik timsali İmam Hüseyin (a.s) bir damla su içmeden bir çırpıda çadırlara ulaştı.<br><br>İmam Hüseyin (a.s) bir kez daha o içler acısı sahneyi yaşadı. Ehlibeytiyle bir daha vedalaşıp onlara sabırlı ve güçlü olmalarını söyleyerek şöyle buyurdu:<br><br><strong>&#8220;Şunu biliniz ki, yüce Rabbim sizi koruyacaktır. Onlar size dokunamayacak ve Rabbim onların şerrinden sizi kurtaracaktır. Allah bu işin sonunda size hayır ve iyilik verecek, düşmanlarınızı ise türlü bela ve azaplara boğacak. Buna karşılık sizi türlü nimetler ve kerametlerle mükafatlandıracaktır. O hâlde, şikâyette bulunmayın ve konuşmayın. Aksi hâlde makamınız alçalır.&#8221;</strong><br><br>Sonra İmam Hüseyin (a.s) tekrar savaş meydanına dönüp katiller sürüsüyle yaman bir çarpışmaya girişti. Kısa sürede birçoğunu kanlar içinde yere sermişti. Yezid ordusu İmam Hüseyin&#8217;i (a.s) ok yağmuruna tuttu; ama o yiğit ve korkusuz insan hiçbir şeye rağmen düşmana sırt çevirmiyordu. Zırhına saplanan oklarla mübarek göğsü âdeta ok sadağına dönüşmüştü. Aşura gününün şahitlerinden olan İmam Bakır (a.s): <strong>&#8220;Dedem İmam Hüseyin&#8217;in mübarek vücudunda o gün tam 320 yara saydık.&#8221;</strong> buyurur.<br><br>Savaş iyice kızışmış, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) kılıcından kaçan korkaklar etrafını boşaltmış ve sürekli ona taş ve mızrak savuruyorlardı.<br><br>İmam Hüseyin (a.s) çok yorulmuştu; bir yandan aldığı yaralar, diğer yandan nicedir kızgın güneşin altında çektiği susuzluktan bitkin düşmüştü artık. Nefes tazelemek için bir lahza durdu. İşte tam bu sırada katiller güruhundan bir soysuzun savurduğu taş, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mübarek alnını parçalayıp bütün yüzünü kanlara boyadı. İmam Hüseyin (a.s) gözlerine inen kanları temizlemek için elbisesinin eteğini kaldırdığı sırada bir başka soysuzun attığı üç köşeli zehirli bir ok cennet gençlerinin efendisinin mübarek göğsüne saplandı. Yakından atılan uzun ok, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mübarek göğsünden girip sırtından çıkmıştı.<br><br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ağzından şu cümleler döküldü:<br><br><strong>&#8220;Bismillahi ve billahi ve ala millet-i Resulillah, sallallahu aleyhi ve alih&#8230;&#8221;</strong><br><br>Elini atıp oku uç kısmından tuttu ve çekip çıkardı! Öldürücü bir yaraydı bu. Okun çıktığı yerden oluk oluk kan akıyordu. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) nadide çiçeği İmam Hüseyin (a.s) elini yaranın altına tutup kanla doldurdu ve avucundaki kanı göğe doğru serpti ve bunu birkaç kez tekrarladı. Bu sırada inanılmaz bir şey oldu! İmam Hüseyin&#8217;in göğe serptiği kanlardan bir damlası bile yere düşmedi. İmam Hüseyin (a.s) tekrar avucuna doldurduğu kanı bu defa yüzüne gözüne sürüp mübarek sakalını kanıyla âdeta yıkayarak şöyle buyurdu:<br><br><strong>&#8220;Yüzüm gözüm kanlar içinde, kendi kanıma boyanmış olarak ceddim Resulullah&#8217;la buluşacağım ve katillerimin adını ona söyleyeceğim!&#8221;</strong><br><br>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) artık savaşacak gücü kalmamıştı. Bunu fırsat bilen Salih b. Vehb Mezenî adlı soysuz, aniden saldırarak mızrağını var gücüyle İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) göğsüne sapladı. Bu şiddetli darbe, takva ve vefa dağını devirmişti. İmam Hüseyin (a.s) dayanılmaz bir acıyla atından yere düştü. Sağ yanağı üzerine yerde yatıyordu. Ama hâlâ direniyordu. İnanılmaz bir güçle ayağa kalkmayı başardı. Güçlükle ayakta duruyordu. Öldürmek için yanına yaklaşanların kimi ani bir korkuyla, kimi de ani bir utançla geri çekiliyor, cennet gençlerinin efendisine dokunamıyorlardı.<br><br>Derken Malik b. Nesr adlı bir soysuz iğrenç küfürler ederek atını İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) doğru sürüp kılıcıyla onun mübarek başını yardı. Bu sırada İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) ağabeyi İmam Hasan&#8217;ın (a.s) küçük yaştaki oğlu Hz. Abdullah b. Hasan, çadırlardan fırlayıp çok sevdiği amcasına doğru koşmaya başladı. Hz. Zeyneb (s.a) onu engellemeye çalıştı; İmam Hüseyin (a.s) de görmüş ve Hz. Zeyneb&#8217;e (s.a): <strong>&#8220;Onu bırakma, engel ol!&#8221;</strong> diye bağırmıştı. Ama sevgili amcasını o hâlde görmeye dayanamayan küçük Hz. Abdullah&#8217;ı kimse tutamadı. Bir çırpıda amcasına ulaştı.<br>Tam bu sırada Ebcer b. Ka&#8217;b kılıcını İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) indirmek için hazırlanıyordu ki, Hz. Abdullah masumane bir hareketle minik kolunu amcasını korumak için siper etti ve <strong>&#8220;Yazıklar olsun sana! Amcamı mı öldürmek istiyorsun?!&#8221;</strong> diye haykırdı. Caninin kılıcı masum yavrucağın kolunu koparmış, küçücük kolu derisinden yere sallanmıştı. Hz. Abdullah acı ile feryat etti. İmam Hüseyin (a.s), son bir gayretle küçük Hz. Abdullah&#8217;a sarılıp onu bağrına bastı. Minik Hz. Abdullah bir müddet sonra amcasının kollarında çırpınarak can verdi.<br>Çakallar sürüsü, birkaç dakika öncesine kadar bakmaya bile korktukları aslanı ağır yaralar içinde yapayalnız ve kıpırdayamayacak bir hâlde ele geçirmiş olmanın zevkiyle hayvanca çığlıklar atıyordu. Sinelerinde yıllardır Muhammed-i Mustafa&#8217;nın (s.a.a) soyuna ve Allah&#8217;ın aslanı, şah-ı merdan Aliyyu&#8217;l-Murtaza&#8217;ya (a.s) besledikleri kini kusmak için fırsat kollayan aşağılıklar sürüsü, bekledikleri fırsatı ele geçirmişlerdi şimdi.<br>Yetişen her soysuz, bir darbe indiriyordu mazlum ve savunmasız İmam Hüseyin&#8217;e (a.s)! Şimr: &#8220;Ne bekliyorsunuz hâlâ!&#8221; diye bağırdı hayvanca: &#8220;İşini neden bitirmiyorsunuz şunun?!&#8221;<br>Vücudunun paramparça olmasına ve onca öldürücü yara almasına rağmen Allah&#8217;ın aslanının oğlu, hâlâ dimdik ayakta duruyordu&#8230; Tarihin bütün soysuzlarına, insanlığın gördüğü ve göreceği bütün münafıklarla satılmış katillere meydan okurcasına âdeta. İğrenç çığlıklarla tekrar saldırdılar İmam Hüseyin&#8217;e (a.s). Husayn b. Temim adlı soysuz, ayakta can vermek üzere olan İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mübarek ağzına bir ok sapladı!<br>Ebu Eyyub Ganevî adlı bir diğerinin attığı ok, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mübarek boğazına saplandı. Oysa Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) buselere boğduğu yerlerdi bunlar. Buralarda Resulullah&#8217;ın (s.a.a) dudaklarının izi vardı. Ümmetinin azgınları o mübarek yerleri ölüm oklarıyla vurmadaydı şimdi.<br><br>&#8220;<strong>Sizler için yerine getirdiğim peygamberlik vazifesine karşılık olarak, soyum olan Ehlibeyt&#8217;imi sevmenizden başka bir şey beklemiyorum sizden!</strong>&#8220;<strong><sup>1</sup></strong> diye buyuran Peygamberlerine, ümmeti böyle teşekkür etmedeydi şimdi. Resulullah&#8217;ın Ehlibeyti&#8217;nin nadide yiğidi İmam Hüseyin&#8217;e (a.s) azgın köpekler gibi saldıranlar, asr-ı saadet döneminden beri gizlenen bir küfür ve şirkin zehrini kusmaktaydılar iman timsaline şimdi.<br><br>Zur&#8217;a b. Şerik, İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) sol eline bir kılıç savurdu. Eli, avucundan kopup yere düştü İmam Hüseyin&#8217;in (a.s). Bir diğer zalimin omzuna vurduğu darbeyle İmam Hüseyin (a.s) yere yığıldı. Takati kalmamıştı artık. Zorlukla ayağa kalkmaya çalışıyor, ama savunmasız vücuduna inen darbelerle tekrar yere düşüyordu.<br><br>Derken Sinan b. Enes adlı bir soysuz, mızrağını var gücüyle İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mübarek boğazına sapladı. Hâlâ yıkılmadığını görünce, bu defa da İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mübarek göğsüne indirdi mızrağını. Bununla da yetinmeyip sadağından çektiği oku İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) boğazına sapladı. İmam Hüseyin (a.s) düşmüş, yere yığılmıştı artık. Hevlî b. Yezid İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) başını kesmek için koştu; ama ona yaklaşınca korkuyla titreyip geri döndü.<br>Kötülük ve gaddarlıkta diğerlerinden daha ileri olan Şimr, ona sinirlenip küfürler savurarak hançerini çekti ve inanılmaz bir canilik işleyerek İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) mübarek başını kesti. Bu sırada koyu siyah renkli bir toz bulutu havayı sardı. Birdenbire kızıl bir rüzgâr esmeye başladı ve ortalık karardı. Kimseden çıt çıkmıyordu. Herkes korku ve dehşetle ilâhî azabı beklemedeydi. Bir süre sonra hava sakinleşti ve hava aydınlanmaya başladı.<br>Evet, böylece Aşura güneşi al kanlara boyanmış, Yüce Yaradan&#8217;ın canlı Kur&#8217;ân&#8217;ı olan Ehlibeyt-i Resulullah&#8217;ın (s.a.a) İmam Hüseyin&#8217;i (a.s), Emevîlerin bir avuç kiralık katili eliyle İslâm&#8217;a ve Hz. Muhammed&#8217;e (s.a.a) kin besleyen azgın bir güruh tarafından lime lime edilip ayaklar altına alınmıştı. Dinler tarihinin gördüğü ve göreceği en büyük facia ve insanlık tarihinin şahit olduğu en kara sayfaydı bu.<br><br>Selâm olsun sana ey Sarallah, ey Allah&#8217;ın kanı! Uğruna canlarını feda etmekten çekinmeyip şüheda silsilesinin baş tacı olan o büyük ruhlara selâm olsun.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>&#8220;De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum.&#8221; (Şûrâ, 23)</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İMAM HÜSEYİN&#8217;İN AHLÂKI VE TAVIRLARI</h3>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) yüce Rabbine ibadet ve din-i mübin-i İslâm&#8217;ın prensip ve ahkâmını insanlara öğretip yaşatmakla geçen 56 yıllık hayatı dikkatle incelendiğinde, bu örnek insanın, ceddi Resulullah&#8217;ın (s.a.a) dininin ihyasından başka gaye taşımadığı ve ömrünü, bizlerin idrakinden dahi aciz kalacağı çok üstün ve derin manalara vakfettiği anlaşılacaktır. Şimdi bu nadide insanlık öğretmeninin hayatından bazı kesitlere kısaca göz atalım:</p>



<h4 class="wp-block-heading">İbadeti</h4>



<p>İmam Hüseyin (a.s) ibadet, namaz ve duaya pek düşkündü, Kur&#8217;ân okuyup Rabbine istiğfarda bulunmayı pek severdi. Bazen bütün gününü ve gecesini yüzlerce rekât namaz kılmakla geçirirdi.<sup><strong>1</strong></sup> Hatta ömrünün son gecesini dua ve ibadetle geçirebilmek için düşmanlarından mühlet isteyerek: <strong><em>&#8220;Rabbim de bilir ki, ben namaz kılmayı, Kur&#8217;ân okumayı ve doyasıya dua edip istiğfarda bulunmayı pek severim!&#8221;</em></strong> buyurmuştur.<sup><strong>2</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Ikdu&#8217;l-Ferid, 3/1432</li>



<li>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.2143</li>
</ol>



<h4 class="wp-block-heading">Haccı</h4>



<p>İmam (a.s) defalarca yaya olarak hacca gitmiştir.<strong><sup>1</sup></strong> Galib Esedî&#8217;nin Bişr ve Beşir adındaki iki oğlu şöyle rivayet ederler: <em>&#8220;Zilhicce ayının dokuzuncu günü, Arefe&#8217;nin ikindi vaktinde, Arafat çölünde İmam Hüseyin (a.s) ile beraberdik. Büyük bir kulluk ve itaat duygusuyla çadırdan çıkıp evlatları, kardeşleri ve ashabından kalabalık bir grupla dağın sol eteğinde durdu. Yüzünü Kâbe&#8217;ye doğru döndü, zayıf ve kimsesiz düşkünler gibi ellerini semaya açıp şöyle dua etti:&#8221;</em><br><br><strong><em>&#8220;Hamd Allah&#8217;a mahsustur. Öyle bir zattır ki, O&#8217;nun hükmünü geri çeviren, verdiğini engelleyen olmaz. Hiçbir sanatkârın yaptığı O&#8217;nun yaptığı gibi değildir. O&#8217;dur büyük cömert. Her çeşit mahlûk yarattı. Hikmetiyle yarattıklarını sağlam kıldı. Hiçbir sır O&#8217;na gizli kalmaz. O&#8217;nun katında emanetler asla zayi olmaz. Herkesi yaptığına karşılık mükafatlandıran; kanaat edenin işini düzene koyandır; kendisine yakarana merhamet eden, kullarına yararlı şeyleri ve kapsamlı Kitab&#8217;ı (Kur&#8217;ân&#8217;ı) yayılan nuruyla indirendir. Duaları duyan (kabul eden), kederleri gideren, dereceleri yükselten ve zorbaların kökünü kazıyandır. O&#8217;ndan başka ilah yoktur. Hiçbir şey O&#8217;na denk olamaz. Eşi ve benzeri yoktur. İşitendir, görendir, latif<sup>2 </sup>ve habirdir (hiçbir şey O&#8217;na gizli kalmaz ve her şeyin inceliğinden haberdardır, agâhtır). O, her şeye kadir.&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Ben sana yöneliyorum; rabbaniyetine şahadet ediyor ve ikrar ediyorum ki Rabbim sensin, dönüşüm sanadır; ben anılacak bir şey değilken kendi nimetinle beni var ettin. Beni topraktan yarattın&#8230; Sonra beni, önceden gerçekleştirdiğin hidayet için tam ve mükemmel bir yaratılışla dünyaya getirdin. Beşikte küçük bir çocuk iken, beni her türlü tehlikeden korudun. Beni, en temiz gıda maddesi olan anne sütüyle rızıklandırdın. Dadıların kalplerini bana şefkatli kıldın. Şefkatli annelerle beni her türlü tehlike ve cinlerin nüfuzundan korudun.&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>&#8220;Beni kusur ve noksanlıktan salim kıldın. Şanın yücedir ey Rahim ve Rahman! Konuşmaya başladığımda, bana bol nimetlerini tamamladın. Her geçen yıl beni daha ziyade terbiye ettin. Yaratılışım kemale ulaşıp aklım mutedil olunca, hüccetini bana farz kıldın. Şöyle ki, seni tanımayı kalbime ilham ettin ve beni kendinin acayip hikmetlerine hayran bıraktın. Gökte ve yerde yarattığın varlıklar hakkında beni bilinçlendirdin. Bana, şükrünü ve zikrini yerine getirmeyi tembih ettin; sana itaat ve ibadet etmeyi üzerime farz kıldın. Bana peygamberlerinin vasıtasıyla gönderdiğin hakikatleri anlama gücü verdin. Rıza ve teslim makamını kabullenmeyi (bu makama ulaşmayı) bana kolaylaştırdın. Bu hususlarda, bana yardım edip lütufta bulunarak üzerime minnet bıraktın. Sonra beni en üstün topraktan yaratınca, benim için sadece bir çeşit nimete razı olmadın; en yüce lütufla ve sonsuz ihsanınla çeşitli geçim vesileleri, nimet ve yiyeceklerle beni rızıklandırdın.&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>&#8220;Bana, tüm nimetlerini tamamlayıp benden bütün belaları uzaklaştırdığında, yine de cehaletim ve sana karşı cüretim, beni sana yaklaştıracak vesileyi bana göstermene ve beni, katına yaklaştıracak şeye muvaffak etmene engel olmadı&#8230; Allah&#8217;ım! Hangi nimetini sayabilirim, hangisini hatırlayabilirim?! Veya hangi bağışlarının şükrünü yerine getirebilirim?! Ey Rabbim! Senin bana verdiğin nimetler, sayanların sayıp bitiremeyeceği ve bilmek isteyenlerin bilemeyeceği kadar çoktur.&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Benden giderdiğin ve uzaklaştırdığın zorluk, zarar ve ziyanlar, sahip olduğum nimet ve afiyetten çoktur. İlâhi! Ben imanımın hakikatiyle, kalbimde yer eden yakinle, ihlâslı tevhidimle&#8230; şahadet ediyorum ki, eğer asırlar boyu yaşasam ve senin nimetlerinden birinin şükrünü yerine getirmeye çalışsam, yine buna gücüm yetmez; bunu ancak senin lütfünle yerine getirebilirim ki bunun kendisi de yeni, ebedî ve köklü bir şükrü gerektirmektedir&#8230;&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım! Seni görüyormuşum gibi beni kendinden korkut ve beni takvayla saadete kavuştur; sana karşı günah işleyerek kalbimi katılaştırma, takdirlerinde bana hayır ve bereket ver ki geciktirdiğin şeyin bana acele verilmesini ve acele verdiğin şeyin de geciktirilmesini istemeyeyim.&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>Allah&#8217;ım! Nefsime zenginlik, kalbime yakin, amelime ihlâs, gözüme nur, dinimde basiret ve bilinç ver ve azalarımı güçlü kıl&#8230; Eğer senin nimetlerini, bağışlarını ve değerli ihsanlarını saymaya kalkışsam, sayıp bitiremem.&#8221;</em></strong><br><br><strong><em>&#8220;Ey Mevlam! Bağışta bulunan sensin, nimet veren sensin, ihsanda bulunan sensin, güzelleştiren sensin, üstün kılan sensin, mükemmelleştiren sensin, rızıklandıran sensin, muvaffak kılan sensin, bağışta bulunan sensin, zengin yapan sensin, sermaye veren sensin, sığınak veren sensin, yeterli olan sensin, hidayet eden sensin, hatalardan koruyan sensin, ayıbımı örten sensin, bağışlayan sensin, mazeretimi kabul eden sensin, güç veren sensin, izzet veren sensin, yardım eden sensin, destek veren sensin, teyit eden sensin, zafer veren sensin, şifa veren sensin, afiyet veren sensin, ikram eden sensin. Üstün ve yücesin ey Rabbim! O hâlde, hamt sürekli sana hastır; sabit ve ebedî şükür sana mahsustur. Ben ise ya Rabbim, günahlarımı itiraf ediyorum; günahlarımı bağışla&#8230;&#8221;</em></strong><sup><strong>3</strong></sup><br><br>O gün Hz. Hüseyin (a.s) bu duasıyla oradakilerin kalbini öylesine etkileyip Allah&#8217;a yönetti ki, herkes yüksek sesle ağlamaya başladı. İmamlarının her kelimesiyle onlar da Allah&#8217;ı çağırıyor, yakarıyor, &#8220;âmin&#8221; diyorlardı.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Menâkıb-ı İbn Şehraşub, 3/224 ve Usdu&#8217;l-Gâbe, 2/20</strong></li>



<li><strong>Merhum Şeyh Saduk, Allah&#8217;ın isimlerinden olan Latifin anla-mı hakkında şöyle yazar:Latif&#8217;in iki anlamı vardır: 1- Çok minik şeyleri yaratan ve işleri çok ince, dakik ve zarif olan. 2- Yarattıklarına iyilikte bulunan, lütuf e-den. (Tevhid-i Saduk, s.217)</strong></li>



<li><strong>Bu dua için bk. İkbal, Seyyid b. Tavus, 339/350; Beledu&#8217;l-Emin, Kefemî. 35/358; Biharu&#8217;l-Envar. Allâme Meclisî, 98/213&#8217;ten sonrası; Me-fatihu&#8217;l-Cenan, Muhaddis Kummî. Bu duanın Arapçasını bu eserlerde bulmak mümkündür.</strong></li>
</ol>



<h4 class="wp-block-heading">Orucu</h4>



<p>İbn Esir, Usdu&#8217;l-Gabe adlı kitabında şöyle yazar: <em>&#8220;Hüseyin (a.s) pek fazla namaz kılar, pek fazla oruç tutar, hacca gider, sadaka verir, iyi ve güzel olan her şeyi yapardı.&#8221;</em><sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) öylesine etkileyici ve ulaşılmaz görkemli bir kişiliği vardı ki, ağabeyi İmam Hasan&#8217;la (a.s) yaya olarak hacca gittiklerinde, yolda rastladıkları önemli şahsiyetler ve tanınmış insanlar, bu iki büyük imamın hürmetine, hemen bineklerinden inip onlarla birlikte yaya yürürlerdi.<strong><sup>2</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Usdu&#8217;l-Gabe, 2/203</strong></li>



<li><strong>Zikru&#8217;l-Huseyn, 1/152, Riyazu&#8217;l-Cinan&#8217;dan naklen, Bombay basımı, s.241; Ensabu&#8217;l-Eşraf.</strong></li>
</ol>



<h4 class="wp-block-heading">Tevazuu</h4>



<p>İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) yaşadığı toplumda bunca sevilip sayılmasının en önemli nedeni, onun tam anlamıyla bir halk insanı olması ve her kesimden insanla iç içe ve samimî yaşayabilmesiydi. İnsanları dışlamazdı, fevkalade sosyal bir insandı, toplumun atan kalbiyle uyumlu bir gidişatı vardı. O da herkes gibi içinde yaşadığı toplumun iyi ve kötü günlerinde toplumla birlikteydi. Yüce Allah&#8217;a beslediği sarsılmaz iman ve ihlâsı, onu toplumuyla özdeşleştirmiş, toplumunun insanlarının dert ortağı olmasını sağlamış, bu da herkesçe sevilip sayılmasına yol açmıştı. Yoksa ne göz alıcı sarayları, ne de etrafında dönen hizmetkârları ve muhafızları vardı onun.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Onun sosyal kişiliğini çok iyi anlatan bir olayı kısaca aktarmaya çalışalım: Bir gün yoldan geçerken, bir grup yoksul insanın sırtlarındaki abaları yere serip üzerine oturduklarını ve kuru ekmek kırıntıları yediklerini gördü. Onu da buyur ettiler. İmam (a.s) bu samimî daveti hemen kabul edip yanlarına oturdu ve onlarla birlikte ekmek kırıntılarından yiyip: <strong><em>&#8220;Allah kibirli insanları sevmez.&#8221;</em></strong> buyurarak Rabbine hamdedip ayağa kalktı ve <strong><em>&#8220;Ben sizin davetinizi kabul ettim, siz de benim davetimi kabul edin ve benimle gelin.&#8221;</em></strong> dedi. Onları evine götürdü; evde ne varsa, hazırlanıp getirilmesini istedi<sup><strong>2</strong></sup> ve bu yoksul insanlara samimî ve sıcak bir atmosferde ziyafet çekip onlarla kaynaşarak muazzam bir alçakgönüllülük ve sosyal yaşam dersi vermiş oldu.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>1-Nahl Suresi, 222</strong></li>



<li><strong>Ayyâşî Tefsiri, 2/2223</strong></li>
</ol>



<h4 class="wp-block-heading">Yardımseverliği</h4>



<p>Şuayb b. Abdurrahman el-Huzaî şöyle anlatır: <em>&#8220;Ali oğlu Hüseyin (a.s) şehit olduğunda sırtında nasıra benzer kabarıklar fark ettiler. Nedeni sorulduğunda, oğlu İmam Seccad (a.s): <strong>&#8216;Bunlar babamın sırtında taşıdığı torbaların izleridir. Şehrin kimsesiz ve yaşlı yoksullarıyla yetimlere ve dullara geceleri sırtında yiyecek taşırdı!&#8217;</strong> buyurdu.&#8221;</em><strong><sup>1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Menâkıb, 2/222</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Mazlumları Koruması</h3>



<p>İmam Hüseyin (a.s) mazlumlara ve çaresiz kadınlara yardım etmeyi pek severdi. Ureyneb ile kocası Abdullah b. Selam olayı, bunun en bariz örneklerinden biridir:</p>



<p>Muaviye&#8217;nin şehvetperest oğlu Yezid, refah içinde yüzdüğü ve istediği her şeye sahip olup cariyeler ve dansözlerle ayyaşlık meclisleri tertiplediği hâlde, bunlarla yetinmemiş namuslu ve evli bir kadına göz dikmişti.</p>



<p>Babası Muaviye, bu iğrenç davranışına karşı çıkarak onu bu çirkin ve haram niyetinden vazgeçirmeye çalışacağı yerde, para ve iktidar gücünü kullanıp türlü hile ve oyunlara başvurarak bu namuslu kadını kocasından ayırıp oğlu Yezid&#8217;in günah batağına çekecek bir ortam hazırladı.</p>



<p>İmam Hüseyin (a.s) bu iğrenç komployu öğrenince onu bozmak için harekete geçti ve İslâm şeraitinin öngördüğü kuralları uygulayarak Muaviye&#8217;nin çirkin plânını suya düşürdü. Masum kadıncağızın Yezid&#8217;in günah batağına düşmesini engelleyip kocası Abdullah b. Selam&#8217;a kavuşmasını sağladı.</p>



<p>Bu olay, Müslüman halkın namus ve iffetini koruyan cesur ve yiğit insanın kim olduğunu, namuslara göz dikenlerin de kimler olduğunu herkese göstermiş ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyti ve Ali (a.s) oğullarının iftiharı, Emevîlerinse rezalet ve kepazeliği olarak dilden dile dolaşıp tarihe geçmiştir.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li>el-İmame ve&#8217;s-Siyase, 1/253 ve sonrası</li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Çok Yönlü Kişiliği</h3>



<p>Alâilî, Sumuvvu&#8217;l-Ma&#8217;na adlı eserinde şöyle yazar:</p>



<p><em>İnsanlık tarihi boyunca nice büyük insanlar yaşamış, her biri bir yönde ve bir konuda parlayarak tarihe geçmiştir; kimi cesarette, kimi ibadette, kimi cömertlikte birer örnek olmayı başarmışlardır. Ama İmam Hüseyin (a.s) o kadar görkemli ve eşsiz bir kişiliktir ki, bu kişiliğin her boyutuyla insanlık tarihinde başlı başına yepyeni bir sayfa açmış, bütün insanî üstünlük ve faziletleri kendisinde toplayan muazzam bir kişilik ve yaşam sergilemiştir.</em><strong><sup>1</sup></strong></p>



<p>Muhammedî (s.a.a) nübüvvetin uçsuz bucaksız görkeminin vârisi olan Ali (a.s) gibi bir babanın büyüklük, mürüvvet ve adaletinin vârisi sayılan ve Fâtıma-i Zehra (s.a) gibi bir annenin onca fazilet ve erdemini miras alan birinin, insanlığın en görkemli ve en üstün örneği ve ilâhî fazilet ve erdemlerin apaçık nişanesi olmaması mümkün müdür zaten?</p>



<p>Allah&#8217;ın, Resulü&#8217;nün ve meleklerinin selâmı bu büyük ve soylu insana olsun! Ne mutlu onu örnek alıp yaşam ve davranışlarıyla onu takip etmeye çalışanlara!</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Sumuvvu&#8217;l-Ma&#8217;na, s104 ve sonrası </li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İMAM HÜSEYİN&#8217;DEN VECİZ SÖZLER</h3>



<p>İmam Hüseyin (a.s); yaşamı, şahadeti, sözleri ve amelleriyle sadece tarihî bir kişilik değil, aynı zamanda o muazzam çok yönlü kişiliğiyle bütün erdemlerin, büyüklüklerin, fedakârlıkların, serdengeçtiliklerin, kulluklar ve Allah&#8217;a tam teslimiyetin de eşsiz bir sembolüdür. Bu nadide ve sembol kişilik, bütün insanlığı Yüce Rahman&#8217;a götürebilecek güçte bir kılavuz ve insanlığın saadetini garantileyebilecek bir liderdir. Gelişiyle ve gidişiyle insanoğlunun maneviyat ve erdemlerini değerli kılıp onurlandırdı o. Şimdi bu nadide kişiliğin bazı veciz sözlerini aktaralım:</p>



<p><strong>1- Şöyle buyurmuştur:</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;İnsanlar dünya kullarıdır, din ise onların dillerine bir yalaktır. Dinin sayesinde geçimlerini sağladıkları müddetçe onu koruyup gözetirler; (ama) zorluklarla imtihan edildiklerinde, dindarlar azalır.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>2- İmam Hüseyin (a.s), oğlu İmam Zeynelabidin&#8217;e (a.s) şöyle buyurdu:</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Oğlum; Yüce ve Aziz Allah&#8217;tan gayrı yardımcısı olmayan birine zulmetmekten sakın! (Zira Yüce Allah böyle bir mazlumun ahını zalimden çabucak alır.)&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>3- Adamın biri İmam Hüseyin&#8217;den (a.s) dünya ve ahiretin hayrını kendisine yazmasını istedi, İmam (a.s) şöyle yazdı:</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Bismillahirrahmanirrahim. Bil ki, kim, Allah&#8217;ın rızasını, insanları öfkelendirmek pahasına isterse, insanların yapacakları hususunda Allah ona yeter. Kim de Allah&#8217;ı öfkelendirmek pahasına insanların memnuniyetini isterse, Allah onun işini insanlara bırakır. Vesselâm.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>4- Bir adam İmam&#8217;a (a.s) geldi ve dedi ki: &#8220;Ey Allah Resulü&#8217;nün (s.a.a) evladı! Ben günahkâr bir adamım. Günaha karşı direnemiyorum. Bana öğüt ver.&#8221; Buyurdu ki:</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Şu beş şeyi yapabiliyorsan, dilediğin günahı işle:&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Birincisi: Allah&#8217;ın rızkından yemeyebiliyorsan, istediğin günahı işle.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;İkincisi: Allah&#8217;ın egemenliğinin altından çıkabiliyorsan, istediğin günahı işle.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Üçüncüsü: Allah&#8217;ın seni görmeyeceği bir yer bulabiliyorsan, istediğin günahı işle.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Dördüncüsü: Ölüm meleği canını almak üzere geldiğinde, ona engel olabilirsen, istediğin günahı işle.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Beşincisi: Cehennem bekçisi Malik seni cehenneme koyduğu zaman, cehenneme girmeyebiliyorsan, istediğin günahı işle.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>5- Yine şöyle buyurmuştur:</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Ey insan! Senin tek varlığın ve sermayen, ömründür. Ömründen geçen her gün, senin yaşam ve varlığının bir kısmını alıp götürmektedir. Bak bakalım bu sermaye ve varlığını doğru kullanabiliyor musun? Onu boşa harcama sakın!&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>6- İmam&#8217;a (a.s): &#8220;Bugün nasılsınız?&#8221; anlamında: &#8220;Geceyi nasıl sabahladınız?&#8221; diye sorulduğu zaman şöyle buyurdu:</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Öyle bir hâlde sabahladım ki yaptığım her şeyi gören ve bilen bir Rabbim var; önümde cehennem ateşi ve ardımdan beni yakalamak için takip eden ölüm; dünya ve kıyamette beni çepeçevre kuşatan bir hesap-kitap ve ben, yaptığım her şeyin hesabını vereceğim! İstediğim her şeyi elde edip her istediğime ulaşabilecek ve istemediğim her şeyden sıyrılıp kurtulabilecek bir hâlim yok! Zira her şey bir başkasının (Allah&#8217;ın) elinde! Dilerse azap eder, dilerse bağışlayıp affeder beni! O hâlde, benden daha fakir kim var?!!&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>7- [İbadetin kısımları ve ibadet edenlerin dereceleri ile ilgili şöyle buyurmuştur:]</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Bir topluluk, cennet beklentisi ile Allah&#8217;a ibadet eder; bu, tüccarların ibadetidir. (Kâr edebilmek için çalışıp zahmetlere katlanırlar.) Bir topluluk, cehennem korkusu ile Allah&#8217;a ibadet eder; bu, kölelerin ibadetidir. (Sahiplerinin kendilerini cezalandıracağı korkusu taşımasalar, ona itaat etmezler.) Bazı kimseler de, nimetlere şükretmek maksadıyla Allah&#8217;a ibadet eder; bu da, özgür insanların ibadetidir. İbadetin en faziletlisi de budur.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>8- [Dinî yükümlülüklerin insanın gücüyle orantılı olduğu hakkında buyurmuştur ki:]</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah kimin gücünü azaltırsa, ona farz olan şeyleri de azaltır. Vazife ve sorumluluğunu azaltmadan kimsenin gücünü ve imkânını azaltmaz. (Kur&#8217;ân&#8217;da buyrulduğu gibi: &#8216;Allah kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez.&#8217;)&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>9- [İnsanın asıl değeri hakkında şöyle buyurmuştur:]</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Sizin değeriniz cennetten başka şey değildir. Kendinizi cennetten başka şeye satmayın. Sadece dünyayla yetinen ve tek gayesi, dünya ve dünyalık edinmek olan bir kimse pek aşağılık bir şeye razı olmuş demektir.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>10- Buyurmuştur ki:</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;İnsan aklı, ancak hakka uymakla mükemmelleşir.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>11- Yine buyurmuştur ki:</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Geçmişteki nimeti hatırlayıp şükürde bulunman, Allah&#8217;ın sana yeni nimet lütfetmesini sağlar.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>12- Yine şöyle buyurmuştur:</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Allah&#8217;tan korkanın dışında kimseden emin olma.&#8221;</em></strong></p>



<p><strong>13- &#8220;Fazilet nedir?&#8221; diye sorulduğunda şöyle buyurdu:</strong></p>



<p><strong><em>&#8220;Diline sahip olabilmek (Allah&#8217;ın razı olmadığı şeyi söylememek) ve iyilikte bulunmak (Allah&#8217;ın kullarına, karşılık beklemeden iyilik etmek).&#8221;</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.2442</strong></li>



<li><strong>Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.2461</strong></li>



<li><strong>el-Emali, Şeyh Saduk, s.1212</strong></li>



<li><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 78/1263</strong></li>



<li><strong>Belagatu&#8217;l-Huseyn, s.87, İrşadu&#8217;l-Kulub, Deylemî&#8217;den naklen</strong></li>



<li><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 78/1162</strong></li>



<li><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 78/1173</strong></li>



<li><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 78/117. Bakara Suresi, 286 ve Talâk Suresi, 7</strong></li>



<li><strong>Belagatu&#8217;l-Huseyn, s.308; Nefsetu&#8217;l-Masdur, Muhaddis Kummi</strong></li>



<li><strong>Belagatu&#8217;l-Huseyn, s.307; Biharu&#8217;l-Envar, c. 173</strong></li>



<li><strong>Belagatu&#8217;l-Huseyn, s.293; Nuzhetu&#8217;n-Nazır fi Tenbihi&#8217;l-Hatır</strong></li>



<li><strong>Belagatu&#8217;l-Huseyn, s.292; Camiu&#8217;l-Ahbar.</strong></li>



<li><strong>Belagatu&#8217;l-Huseyn, s.332; Mecmuetu Şehid&#8230;</strong></li>
</ol>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/">İmam Hüseyin (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-huseyin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Hasan (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:40:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=154</guid>

					<description><![CDATA[<p>KISA BİYOGRAFİSİ Adı: Hasan. Künyesi: Ebu Muhammed. Lakapları: Müçteba, Seyyid, Sıbt-ı Ekber&#8230; Babası: Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s). Annesi: Hanımların Efendisi Hz. Fatıma-i Zehra (s.a). Doğumu: Hicret&#8217;in 3. yılı ramazanının&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/">İmam Hasan (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading">KISA BİYOGRAFİSİ</h2>



<p> <strong>Adı</strong>: Hasan.<br> <strong>Künyesi</strong>: Ebu Muhammed.<br> <strong>Lakapları</strong>: Müçteba, Seyyid, Sıbt-ı Ekber&#8230;<br> <strong>Babası</strong>: Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s).<br> <strong>Annesi</strong>: Hanımların Efendisi Hz. Fatıma-i Zehra (s.a).<br> <strong>Doğumu</strong>: Hicret&#8217;in 3. yılı ramazanının 15. gecesi, Medine-i Münevvere&#8217;de.<br> <strong>İmamet Süresi</strong>: Hicrî Kamerî 40 ila 50 arası (10 yıl).<br> <strong>Mübarek Ömrü</strong>: 47 yıl.<br> <strong>Şahadeti</strong>: Hicrî Kamerî 50, safer ayının 28&#8217;i.<br> <strong>Türbesi</strong>: Medine&#8217;de, Cennetü&#8217;l-Bâki kabristanında.<br> <strong>Çocukları</strong>: 8 oğlu ve 7 kızı vardı. Kasım ve Abdullah gibi bazı çocukları Kerbela&#8217;da İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) safında yer alarak şahadete nail oldular. İmam Zeynelabidin&#8217;in (a.s) eşi ve İmam Bâkır&#8217;ın (a.s) annesi olan Fatıma Hatun da, İmam Hasan&#8217;ın (a.s) kızıdır.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-text-align-left">Doğumu</h3>



<p>İki cihan serveri Resul-i Ekrem’in (s.a.a) ilk torunu ve İmam Ali’yle (a.s) Hz. Fatıma Zehra’nın (s.a) ilk yavruları, Hicret’in 3. yılı Ramazan ayının 15. gecesi dünyaya geldi.<strong><sup>1</sup></strong><br><br>Resulullah (s.a.a), İmam Ali’nin (a.s) evine gelip onu kutlayarak Allah’ın emriyle bebeğe “Hasan” adını verdi.<strong><sup>2</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-15a3cdb5fff9ad0da0e7325876b4000c"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.169; Tarihu&#8217;l-Hulefa, Suyuti, s.188, Mısır basımı. Merhum Şeyh Kuleynî İmam Hasan&#8217;ın (a.s), Hicret&#8217;in 2. yılında dünyaya geldiğini yazar.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-299e990d9792e0fbf4564876d9153ee1"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, c.43, s.238, yeni baskı</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Hasan (a.s) ve Hz. Peygamber (s.a.a)</h3>



<p>İmamın (a.s) hayatının yedi yılı sevgili dedesi Hz. Resulullah’la (s.a.a) geçti.<sup><strong>1</strong></sup> Şefkat ve sevgi sembolü dedesi onu pek sever, omuzlarına alıp: <em><strong>“Allah’ım!”</strong></em> derdi, <em><strong>“Ben onu çok seviyorum, sen de sev!”</strong></em><sup><strong>2</strong></sup><br><br><em><strong>“Hasan’ı ve Hüseyin’i seven beni sevmiştir, onlara düşmanlık eden bana düşmanlık etmiştir.”</strong></em><sup><strong>3</strong></sup><br><br><em><strong>“Hasan’la Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir.”</strong></em><sup><strong>4</strong></sup><br><br><em><strong>“Kıyam etseler de, otursalar da bilin ki benim şu iki yavrum imamdır.”</strong></em><strong><sup>5</sup></strong><br><br>İmam Hasan (a.s) fevkalade büyük bir ruh ve değere sahipti; nitekim yaşça çok küçük olmasına rağmen Hz. Resulullah (s.a.a), İmam Hasan’ı (a.s) bazı antlaşmalarda şahit olarak tutmuştur.<br>Vakıdî şöyle yazar: <em>&#8220;Resulullah (s.a.a) Sakif için zimme antlaşması yaptı, bu ahitnameyi Halid b. Said yazdı; Allah’ın selamı her ikisine olsun, İmam Hasan’la (a.s) İmam Hüseyin (a.s) de şahit olarak kaydedildiler.&#8221;</em><strong><sup>6</sup></strong><br>Hz. Resulullah’ın (s.a.a), Allah’ın emriyle Necran Hıristiyanlarıyla “Mübahele”ye giderken yine Allah Teala’nın emriyle yanına İmam Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin’i (a.s) almış ve <strong>&#8220;Tathir Ayeti&#8221;</strong> bu büyük insanlar hakkında nazil olmuştur.<sup><strong>7</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-13efa25f8ddd0f0c6ab88ddfea46260b"><strong>Delailu&#8217;l-İmame, Muhammed b. Cerir Taberî, s.604 </strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4bcad642cc8e74a4ecfe3b5746ea10b9"><strong>Tarihu&#8217;l-Hulefa, s.188</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8eea14e374927f7d491bdfaa264a0d87"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 43/264</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-121a27f184ef7f63b3aa7447fd5e0bb3"><strong>Tarihu&#8217;l-Hulefa, s.189</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ef24ca665a6bb051b384e55f73653147"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s. 181; Biharu&#8217;l-Envar, 43/278</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-12c75192d46497dd85a19c1a8eb01cfd"><strong>Tabakat-ı Kebir, c.1, 2. böl. s.332</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-db88958d36eed1140a3c1ba39091c4b0"><strong>Gayetu&#8217;l-Meram, s.287</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Hasan (a.s) ve İmam Ali (a.s)</h3>



<p>İmam Hasan (a.s), babasına karşı fevkalade itaatkârdı, daima onunlaydı; zulmedenleri eleştirir, mazlumları desteklerdi.<br>Resulullah’ın (s.a.a) pek sevdiği sahabesi Ebuzer’i, halife Osman Rebeze’ye sürgün etmiş, bununla da yetinmeyerek, Ebuzer’in uğurlanmasını yasaklamıştı. Fakat İmam Hasan (a.s), kardeşi İmam Hüseyin’in (a.s) ve babası İmam Ali’yle (a.s) birlikte Resulullah’ın (s.a.a) yiğit, dürüst ve takvalı sahabesi Ebuzer’i uğurlamaya gitmiş ve bu zulüm uygulamasından dolayı Osman’ın hükümetini eleştirerek Ebuzer’e Allah yolunda sabırlı olmasını öğütlemişlerdir.<strong><sup>1</sup></strong><br>Talha, Zübeyr ve Aişe’nin İslâm ümmetinde nifak yaratarak başlattıkları Cemel Savaşının alevini söndürmek amacıyla Hicret’in 36. yılında babasının komutasında Basra’ya gitti. İmam Ali’nin (a.s) emriyle Basra’ya girmeden Hz. Resulullah’ın (s.a.a) takva sahibi büyük sahabesi Ammar’la birlikte Kûfe’ye giderek orada halkı toplayıp hazırladığı orduyla Basra’da İmam’a katılmıştı.<sup><strong>2</strong></sup><br>İmam Hasan (a.s), Abdullah b. Zübeyr’in İmam Ali’ye (a.s) attığı iftiraları —ki Osman’ı İmam’ın (a.s) öldürttüğünü söylüyordu— açık ve sağlam konuşmalar yaparak ortaya çıkardı. Daha sonra savaşa da katılarak bu savaştan muzaffer olarak geri döndü.<strong><sup>3</sup></strong><br>İmam Hasan (a.s), Sıffin Savaşında da büyük yararlılıklar gösterdi. O günlerde Muaviye, İmam Hasan’ı (a.s) kandırması için Ubeydullah b. Ömer’le ona bir mesaj göndererek: <em>“Babanı desteklemekten vazgeç”</em> dedi ve şunları ekledi: <em>“Bunu yaparsan senin halife olmanı sağlayacağız. Bilirsin ki baban, Kureyş’in önde gelenlerinin çoğunu öldüren kimsedir ve onların çocukları ve akrabaları aslında bu yüzden babana kin ve düşmanlık beslemektedirler; ama sana karşı daha yumuşaktır onlar&#8230;”</em><br>İmam Hasan (a.s), Muaviye’nin bu küstah ve komplo amaçlı mesajına şu karşılığı verdi: <em><strong>“Kureyş, İslâm sancağını yıkıp ortadan kaldırmak istiyordu. Ancak babam, Allah ve İslâm için onların asilerini öldürdü ve dağıttı. Onlar işte bu nedenle öteden beri babama kin ve düşmanlık beslemektedirler.”</strong></em><strong><sup>4</sup></strong><br>İmam Hasan (a.s) bu savaşta bir lahza olsun sevgili babasını yalnız bırakmadı, daima onun yanında oldu. İmam Ali’yle (a.s) Muaviye arasında belirlenen hakemlerin ihanette bulunarak doğru hükmü vermemeleri üzerine İmam Hasan (a.s) yapmış olduğu etkileyici bir konuşmada şöyle buyurdu: <em><strong>“Bunlar, Allah’ın Kitabı’nı, kendi nefislerine tercih etmek için hakem seçildiler. Ancak bunun tam tersini yaptılar! Bu durumda böyle kimselere hakem değil, mahkûm denir.”</strong></em><sup><strong>5</strong></sup><br>İmam Ali (a.s) son nefesini alırken, Resulullah’ın (s.a.a) kendisine daha önceden emrettiği vasiyeti yerine getirerek kendisinden sonra İmam Hasan’ın (a.s) imam olduğunu açıkladı; İmam Hüseyin’i (a.s), diğer evlatlarını ve önde gelen Şiîlerini de buna tanık tuttu.<sup><strong>6</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6c418d7762658e0b7608ea8db375f49e"><strong>Hayatu&#8217;l-İmami&#8217;l-Hasan b. Ali, c.1 s.260-261</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3f335f48e901456a00f4c75bc6a6ebce"><strong>Tabakat-ı Kübra, c.3, 1. böl. s.202</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2fde476b07b63766b7231d321413712e"><strong>Hayatu&#8217;l-İmami&#8217;l-Hasan b. Ali, 1/396-399</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3564370207b6b5afc81bebbcc035bffd"><strong>Hayatu&#8217;l-İmami&#8217;l-Hasan b. Ali, 1/444-445</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ebc4be5226787d4e38be7e69bb976cb0"><strong>Hayatu&#8217;l-İmami&#8217;l-Hasan b. Ali, 1/479</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-51706b1df76f8e1fb1e0520054032a75"><strong>Usulu Kâfi, 1/297-298</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">HALİFELİK</h2>



<p>Hicret&#8217;in 40. yılı Ramazan&#8217;ın 21. gecesi İmam Ali (a.s) şahadete ulaştı. O gecenin sabahı, Kûfe halkı, şehrin büyük camiinde toplanmıştı. İmam Hasan (a.s) minbere çıkarak şu konuşmayı yaptı:<br><br><em><strong>&#8220;Dün gece, eşsiz bir insan ayrıldı aramızdan. Geçmiş ve gelecek nesiller arasında ilim ve amelde benzeri yoktu onun. Çok sevdiği Resulullah&#8217;ın (s.a.a) safında nice savaşlara katıldı, İslam&#8217;ı ve Resulullah&#8217;ı (s.a.a) savunmak için mücahide gayret gösterdi. Savaşlarda Hz. Peygamber (s.a.a) onu daima başkomutan yapar, o da daima zaferle dönerdi. Dünyanın beyazıyla sarısından (gümüşle altın kastediliyor) geriye bıraktığı miktar sadece 700 dirhemdi ve bu da, ona düşen miktardı. Bununla, ailesine yardımı olacak bir hizmetkâr temin etmeyi düşünüyordu.&#8221;</strong></em><br><br>İmam Hasan (a.s) bu cümleyi söylerken kendisini tutamayıp ağlamaya başladı. Onunla birlikte, camide toplanan cemaat de ağladı. Ardından imametin gerçek çizgisinden sapmaması için kendisi hakkında da kısaca şunları söyledi:<br><br><em><strong>&#8220;İnsanları Allah&#8217;a davet eden, onları uyaran ve onlara müjdeleyici olarak gönderilen Resulullah&#8217;ın (s.a.a) evladıyım ben! O parlak peygamberlik meşalesinden size vuran bir ışığım ben! Yüce Allah&#8217;ın her çeşit hata ve kötülüğü kendilerinden uzaklaştırıp tathir ettiği, tertemiz kıldığı ve bizzat Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in emriyle sevilmesi farz olan o ailenin (Ehlibeyt&#8217;in) bir ferdiyim ben!&#8221;</strong></em><br><br>Kur&#8217;an şöyle buyuruyor: <strong>&#8220;Ey Peygamber! Ümmetine de ki: Yaptığım elçilik görevine karşılık, ailemi sevmenizden başka bir ücret istemiyorum sizden!&#8221;</strong><sup><strong>1</strong></sup><br><br>İmam Hasan (a.s), &#8220;Meveddet&#8221; adıyla meşhur olup, Ehlibeyt&#8217;i sevmeyi emreden bu ayeti okuduktan sonra oturdu. Bu sırada Abdullah b. Abbas ayağa kalkarak: <em>&#8220;Ey cemaat!&#8221;</em> diye haykırdı ve İmam Hasan&#8217;ı (a.s) göstererek: <em>&#8220;Bu, sizin Peygamberinizin (s.a.a) evladı, İmam Ali&#8217;nin (a.s) vasisi ve şimdi sizin imamınızdır işte! Ona biat edin!&#8221;</em> dedi. Camideki yoğun kalabalık, gruplar halinde gelip İmam Hasan&#8217;a (a.s) biat etmeye başladı.<strong><sup>2</sup></strong><br>Bu olayı öğrenen Muaviye, gerektiği kolayca fitne ve fesat çıkarıp İmam Hasan&#8217;ın (a.s) yönetimini kendi içinde vurabilmek amacıyla, her şeyi anında kendisine rapor etmeleri için en mahir casuslarını Kûfe ve Basra şehirlerine gönderdi. Bu casusları deşifre eden İmam Hasan (a.s), onları yakalatıp idam ettirdi ve Muaviye&#8217;ye bir mektup göndererek şöyle yazdı:<br><br><em><strong>&#8220;Gönderdiğin casuslardan ümidini kesebilirsin. Savaş çıkarmayı pek seviyorsun galiba? O halde yakındır! Hazır ol! Allah&#8217;ın dediği olur.&#8221;</strong></em><strong><sup>3</sup></strong><br><br>İmam Hasan&#8217;ın (a.s) Muaviye&#8217;ye yazdığı ve ünlü tarihçi İbn Ebi&#8217;l-Hadid tarafından kaydedilmiş olan mektuplardan biri şöyledir:<br><br><em><strong>&#8220;Peygamber&#8217;in (s.a.a) ölümünden sonra Kureyşlilerin, onun kabilesinden olduklarını söyleyerek kendilerinin diğer Araplardan daha üstün ve Peygamber&#8217;in (s.a.a) halifesi olmaya daha layık olduklarını söylemeleri ve Arapların da bunu kabul etmeleri çok şaşırtıcı ve düşündürücüdür! Çünkü aynı Kureyş, bu nedenle bizim için çok daha geçerli olduğunu gördüğü halde aramızda bizim daha layık olduğumuzu kabul edemedi. Peygamber&#8217;in (s.a.a) onlarından olduğumuz ve hakkımız olan bir şeyi istediğimizde bizi bir kenara ittiler ve bize zulmettiler. Düşmanlarla münafıkların İslam&#8217;ın tahrip yolunda ellerine fırsat geçmemesi için biz fazla girmeyip kavgadan uzak durduk.&#8221;</strong></em><br><br><em><strong>&#8220;Bugün de sana şaşıyorum; kesinlikle layık olmadığın bir şeyin iddiasındasın! Ne bir dinî üstünlüğün var, ne de İslam&#8217;da güzel bir eser bırakmış birisin. Sen, İslam&#8217;a karşı gelenlerin ve Hz. Peygamber&#8217;e (s.a.a) en fazla düşmanlık besleyenlerin evladısın. Ama bil ki, Allah mutlaka sana karşı gelecek olanları hesaba çeker. Ve sonunda kazananın kim olduğunu göreceksin. Yemin ederim ki göz açıp kapayıncaya ömrün gelip geçecek ve Allah&#8217;ın huzuruna çıkacaksınız; O da, önceden işleyip göndermiş olduğun amellerinin cezasını tek tek verir. Allah Teala, elbette kullarına zulmetmez.&#8221;</strong></em><br><br><em><strong>&#8220;Bilirsin ki Müslümanlar bana biat etti. Rabbimden, ahiretinde nefsine yol açacak bir şeyi dünyada vermemesini dilerim. Bu mektubu yazmamın nedeni Rabbimle kendi aramda bir özrüm olması içindir. Sen de diğer Müslümanlar gibi bu işi kabul edersen, İslam&#8217;ın yararına ve senin için daha hayırlı olur. Batılı izlemeyi bırak, herkes gibi sen de biat et. Benim buna (hilafete) herkesten daha layık olduğumu sen de bilirsin. Allah&#8217;tan kork, zalim olma; Müslümanların kanını dökme ve karşılarında savaşı gösterme. Bunu yapmayacak olursan, ben diğer Müslümanlarla birlikte kalkıp gelir ve güzel hakem olan yüce Allah&#8217;ın aramızda hükmetmesi için seni hesaba çekerim.&#8221;</strong></em><br><br>Muaviye, İmam Hasan&#8217;ın (a.s) bu mektubuna yazdığı cevapta şöyle dedi: <em>&#8220;Benimle senin durumun tıpkı geçmişte Ebu Bekir&#8217;in siz Ehlibeyt&#8217;le aranızda yaşanan duruma benziyor. Ebu Bekir nasıl kendisinin daha yaşlı ve tecrübeli olduğunu bahane ederek halifeliği İmam Ali&#8217;nin (a.s) elinden aldıysa, ben de kendimi senden daha layık buluyorum! Senin benden daha iyi yönetebileceğini ve düşmanla savaşacağını bilsem biat ederdim; ama benim senden büyük ve daha tecrübeli olduğumu biliyorsun. O hâlde senin bana biat etmen daha iyi olur, tabi ben de bunu karşılıksız bırakmaz ve halifeliği kendimden sonra sana bırakırım, buna söz veriyorum. Ayrıca, Irak&#8217;ın beytülmalini de sana veririm; Irak&#8217;ta istediğin bölgenin haracıyla gelirleri de senin olsun! Vesselam.</em> &#8220;<strong><sup>4</sup></strong><br>Kureyş&#8217;in İmam Ali&#8217;ye (a.s) sırt çevirirlerken ileri sürdüğü bahanesinin aynısını, bu kez de Muaviye ileri sürdü ve o da aynı oyunu oynayarak İmam Hasan&#8217;a (a.s) biat etmedi. İmam&#8217;ın kendinden daha layık olduğunu bizzat Muaviye çok iyi biliyordu; ama mevki, makam ve dünyalık hırsı bu gerçeği kabullenmesine izin vermiyordu.<br>Yaş farkının halifelik, yönetim ve imamet konusunda İmam Hasan (a.s) gibi birisi arasında belirleyici bir faktör olamayacağını herkesten iyi bilen, bizzat Muaviye&#8217;nin kendisiydi çünkü. Nitekim yaş farkını ileri sürerek İmam&#8217;a halifeliği layık görmeyen Muaviye, iktidarı iyice ele geçirdiğinde bu söylediğini unutmuş ve çok genç olan oğlu Yezid&#8217;i kendisinden sonra halife ilan ederek, kendi sağlığında halktan onun için biat almıştır.<br>Muaviye sadece biat etmemekle kalmadı, İmam Hasan&#8217;ı (a.s) ortadan kaldırabilmek için terör yöntemine de başvurdu. Onun, İmam&#8217;ı (a.s) terör ettirebilmek için kiralık katiller tuttuğu, tarihte kayıtlıdır. Bu nedenledir ki, İmam Hasan (a.s) gömleğinin altına zırh giymiş ve namaza da bu şekilde gidip gelmiştir. Hatta bir defasında Muaviye&#8217;nin kiralık katillerinden biri İmam&#8217;ı (a.s) oklamayı başardığı halde, İmam (a.s) zırh giydiği için kurtulmuştur.<strong><sup>5</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eb3a0b8c212c1d89f1a576b61194989d"><strong>Şûrâ Suresi, 23</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-052a4ec8c0647050fc87c8b60c0157a6"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.169-170; Nehcü&#8217;l-Belağa Şerhi, İbn Ebi&#8217;l-Hadid, 16/30</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8bfe4bb61b57e4f0d348d60e06de2a86"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.170</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-328d154134475fa37638892b1ca17bda"><strong>Nehcü&#8217;l-Belâğa Şerhi, İbn Ebi&#8217;l-Hadid, 16/35</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a15a190a52a0a14dd64843c1f6b93eb8"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 44/23</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">SAVAŞ KARARI</h2>



<p>Muaviye, Müslümanların vahdetini sağlayıp anarşi ve ihtilafı önleme bahanesiyle çeşitli yerlerdeki adamlarına asker toplayarak kendisine gelmelerini emretti. Ordular gelince de, İmam Hasan (a.s) ile savaşmaları için onları Irak&#8217;a gönderdi!<br>Vahdetten ve birlikten söz ederek Müslümanların vahdetini bozup onları parçalıyor; &#8220;anarşi ve teröre karşı savaş&#8221; diyerek anarşi ve terör estiriyordu.<br>Bunu duyan İmam Hasan (a.s) Hucr b. Adiy el-Kindî&#8217;yi, asker toplayıp halkı savaşa hazırlamakla görevlendirdi. O günün geleneği gereğince tellallar sokaklarda &#8220;es-Salah&#8221; diye bağırarak halkı mescide topladılar. İmam Hasan (a.s) minbere çıkıp bir konuşma yaparak şöyle buyurdu:<br><br><em><strong>&#8220;Muaviye sizinle savaşmak için yola çıkmış bulunuyor. O halde siz de Nuhayle karargâhına gidip silahlanın!&#8221;</strong></em><br><br>Cemaat susmuştu, kimse bir şey söylemiyordu. Ünlü Hatem-i Taî&#8217;nin oğlu Adiy ayağa kalkarak şöyle dedi:<br><br><em>&#8220;Ben Hatem&#8217;in oğluyum! Sübhanallah! Bu ne suskunluktur ey cemaat?! Bu öldürücü suskunluğunuz niye? Peygamberimizin oğluna neden cevap vermiyorsunuz? Allah&#8217;ın gazabından korkmuyor musunuz? Alçaklık ve utanca düşmekten korkmuyor musunuz Allah aşkına?!&#8221;</em><br><br>Sonra da İmam&#8217;a dönüp şöyle dedi:<br><br><em>&#8220;Sözlerinizi duyduk efendim! Emirlerinizi canla başla yerine getirmeye hazırız! Ey cemaat! Ben karargâha gidiyorum, isteyen benimle gelsin!&#8221;</em><br>Kays b. Sa&#8217;d b. Sa&#8217;saa et-Teymî de etkili konuşmalarıyla halkı savaşa hazırlayıp teçhizat ve asker hazırlıklarına giriştikten sonra askerlerle karargâha gittiler.<strong><sup>1</sup></strong><br>İmam Hasan&#8217;ın (a.s) savaş karargâhında toplanan gruplar arasında Şiilerden başkaları da vardı:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>İmam Hasan&#8217;ı (a.s) desteklemek için değil, sadece Muaviye&#8217;yle savaşabilmek için gelen Haricîler.</li>



<li>Ganimet toplamak için gelenler.</li>



<li>Dini bir kaygısı olmayıp da sırf kabile başkanının peşinden gelenler.<sup><strong>2</strong></sup></li>
</ol>



<p>İmam Hasan (a.s) bu ordunun bir kısmını &#8220;Hakem&#8221; komutasında Anbar şehrine gönderdi; ancak Hakem ve ondan sonra onun yerini alan komutan, Muaviye&#8217;nin altın vaatlerine kanıp İmam&#8217;a (a.s) ihanet ettiler ve Muaviye&#8217;nin safına geçtiler.<br><br>İmam Hasan (a.s) da Medain&#8217;in Sabat bölgesine gitmiş ve burada hazırladığı 12 bin kişilik orduyu Ubeydullah b. Abbas komutasında öncü kuvvetler olarak Muaviye&#8217;yle savaşa göndermişti. Ubeydullah&#8217;a bir şey olursa, Kays b. Sa&#8217;d b. Ubâde el-Ensari onun yerine geçecekti.<br>Muaviye, Kays&#8217;ı satın alabilmek için ona 1 milyon dirhem göndererek ya kendi safına geçmesini, ya da İmam Hasan&#8217;dan (a.s) ayrılmasını istedi; ancak Kays gönderilen parayı geri çevirdi ve Muaviye&#8217;ye gönderdiği cevapta: <em>&#8220;Benim dinimi para ve hileyle elimden alamazsın! Git bu hileni başka kimselere yap! Ben İmam Hasan&#8217;ı (a.s) senin karşında yalnız bırakacak kadar alçalmadım&#8221;</em> dedi.<strong>3</strong><br><br>Ne var ki, ordunun birinci komutanı, yani Ubeydullah b. Abbas, aynı meblağın sırf vaadine bile kanarak gece yarısı yakın adamlarıyla birlikte karargâhtan ayrılıp Muaviye&#8217;nin saflarına katıldı! O günün sabahı, komutanın kaçtığı anlaşıldı. Ordu başsız kalmıştı. Kays, sabah namazını kıldırdıktan sonra komutayı ele aldı ve durumu hemen İmam&#8217;a (a.s) rapor etti.<strong><sup>4</sup></strong><br>Kays, Muaviye&#8217;nin ordularını dağıtıyor, yiğitçe savaşıyordu. Onu oyuna getirmenin veya satın almanın mümkün olmadığını gören Muaviye, İmam&#8217;ın (a.s) komutasındaki askerlerin arasına soktuğu casuslar vasıtasıyla Kays&#8217;ın Muaviye&#8217;yle gizlice anlaştığı söylentilerini yaydı. Bir başka grubu da Kays&#8217;ın karargâhına sızdırarak İmam Hasan&#8217;ın (a.s) Muaviye&#8217;yle barış yaptığı söylentisini yaydı!<sup><strong>5</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-92b765d336cf070b12cb68fd578075ac"><strong>Nehcü&#8217;l-Belağa Şerhi, İbn Ebi&#8217;l-Hadid, 16/37-40</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0cc0ec115c03e359e48b04f253828221"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.171</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5fd822d78ea5cc71cd77bb1818a6539d"><strong>Tarih-i Yakubî 2/204-207</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4a4304656c7bdfa22923848caa92aab5"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.172</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b452bcb0a2a2d657417469f5df619d1d"><strong>Tarih-i Yakubî, 2/204-207</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">ATEŞKES</h2>



<p>Muaviye&#8217;nin psikolojik savaşı, beklenen sonucu vermiş ve ateşkese karşı olan Haricileri kolayca oyuna getirerek beklenmedik bir isyan başlatmalarına sebep olmuştu. Böylece İmam Hasan&#8217;ın (a.s) çadırına saldırarak burayı yağmaladılar. İmam&#8217;ın üzerinde namaz kıldığı seccadeyi bile çalarak İmam&#8217;a (a.s) saldırıp bacağından ağır şekilde yaraladılar.<br>Aldığı yara, derin ve ağır olduğundan İmam&#8217;ın (a.s) durumu vahim bir hal aldı.<strong><sup>1</sup></strong><br>Yakın adamları İmam Hasan&#8217;ı (a.s), İmam Ali (a.s) tarafından Medain valisi tayin edilen Sa&#8217;d b. Mesud es-Sekafî&#8217;nin evine, Medain&#8217;e götürdüler. Bir müddet İmam&#8217;ın (a.s) tedavisini burada yaptılar. Bu arada İmam&#8217;ın (a.s) ordusunda olup da dini kaygıları olmayan veya İmam&#8217;a (a.s) içten içe düşmanlık besleyen bazı kabile reisleri, Muaviye&#8217;ye mektup yazarak Irak&#8217;a gelmesi halinde İmam Hasan&#8217;ı (a.s) ona teslim edeceklerini bildirdiler.<br>Muaviye, İmam&#8217;a (a.s) bu mektupla birlikte ateşkes için koştuğu her şartı kabul edeceğini bildiren bir mesaj gönderdi.<strong><sup>2</sup></strong><br>İmam (a.s), bu sırada ağır yaralıydı. Adamlarının çoğu onu paraya, makama satmış, ordudan ayrılan askerlerin her biri de bir yere dağılmıştı. Kaldı ki, bu askerler arasında inanç ve amaç birliği de yoktu; her grup veya kabile kendi bildiğini okumakta ısrar ediyordu.<br>Bu şartlar altında savaşın sürmesi İslam&#8217;a ve dindar Müslümanlara kesinlikle zarar verecekti artık. Çünkü Muaviye savaşarak galip gelse, İslam&#8217;ın kökünü kazımakta tereddüt etmeyecek, Ehlibeyt okulunun yetiştirdiği nadide ve dindar insanlara hayat hakkı tanımayacaktı.<br>Bu nedenle İmam Hasan (a.s), hepsi inceden inceye hesaplanmış birçok şartlar öne sürerek bu ateşkes teklifini kabul etti.<strong><sup>3</sup></strong> Bu şartlardan bazıları şunlardı:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><em><strong>Şiîlerin kanı dökülmeyecek, hakları çiğnenmeyecek.</strong></em></li>



<li><em><strong>İmam Ali&#8217;ye (a.s) küfredilmeyecek.</strong></em><strong><sup>4</sup></strong></li>



<li><em><strong>Muaviye, Darabgerd gelirlerinden 1 milyon dirhemi Cemel ve Sıffin Savaşı şehitlerinin ailelerine paylaştıracak.</strong></em></li>



<li><em><strong>İmam Hasan (a.s), Muaviye&#8217;ye &#8220;müminlerin emiri&#8221; demeyecek.</strong></em><strong><sup>5</sup></strong></li>



<li><em><strong>Muaviye, Allah&#8217;ın Kitabı ve Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Sünnet&#8217;ine göre amel edecek.</strong></em><strong><sup>6</sup></strong></li>



<li><em><strong>Muaviye, kendisinden sonra başkasını halife olarak atamayacak.</strong></em><strong><sup>7</sup></strong></li>
</ol>



<p>Muaviye, dindar Müslümanların ve İslam dininin esaslarını ve özellikle Şiîlerin canını korumaya yönelik olan şartların hepsini kabul etti. Böylece de savaş sona ermiş oldu.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0804bf3fd7f4d7e497bd8b1951cb0ac9"><strong>Tarih-i Yakubî, c.2, s.204-207; Taberî Tarihi, 7/1</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ed52f61c8b7c564694898e814e379bdd"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.172-173</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b452bcb0a2a2d657417469f5df619d1d"><strong>Tarih-i Yakubî, 2/204-207</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-74f1ece1ade9a79a452d6bb1a8d4d004"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.173; Mekatilu&#8217;t-Tâlibiyyin s.26</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6c00b74c93901b02972cc04251d9bb71"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 44/2-3</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1d61fb815e6fcff0d7452e88e9e02ba6"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 44/65</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1d61fb815e6fcff0d7452e88e9e02ba6"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 44/65</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">BARIŞLA İLGİLİ ELEŞTİRİLER</h2>



<h3 class="wp-block-heading">Müsamaha ve Gevşeklik Yoktu</h3>



<p>Bazı müsteşrikler, yapmış oldukları araştırmalarda, bu olayın derinliklerini ve bütün boyutlarını kavrayamamaktadırlar. Tam oturtmamış mukaddimelerden, kendi zanlarınca sağlam neticeler elde etmekte ve keyfi sonuç çıkarma hatasına duçar olmaktadırlar.<br>Bu gruba mensup bazıları, yaptıkları araştırmaların sığlığı ve bilgisizlikleri yüzünden İmam Hasan&#8217;ın (a.s) gevşek davrandığını, müsamaha gösterdiğini sanmış ve &#8220;Eğer ciddiyetle davransaydı, savaşı kazanırdı.&#8221; demişlerdir. Bu şahıslar o dönemin sağlam tarih kitaplarını bütün teferruatlarıyla inceleyip olayları çeşitli boyutlarıyla değerlendirselerdi, gerçekten böylesine uzak bir sonuca varmaz ve hataya düşmezlerdi.<br>Zira İmam Hasan&#8217;ın (a.s) baştanbaşa yiğitlik ve sevgi dolu hayatının en önemli kısmı, babasının yanı başında Sıffin, Cemel ve Nehrevan gibi savaşlarda at koşturmakla geçmiş, savaşlarda defalarca düşman ordularıyla yüz yüze çarpışıp kılıç sallamış ve girdiği her çarpışmadan galibiyetle çıkmıştır. O hâlde İmam Hasan (a.s), savaştan korkmuyordu.<br>Ancak o dönemde oluşan şartlar altında onun ateşkes imzalaması, İslam&#8217;ın ve dindar Müslümanların kanlarının korunmasını sağlamak gibi iç politikada olduğu kadar, dış politikada da hayranlık uyandırıcı en isabetli karar olmuştur. Nitekim İmam Hasan (a.s) ile Muaviye&#8217;nin orduları karşı karşıya geldiğinde, Romalılar ani bir saldırının hazırlıklarını başlatmışlardı. İmam Hasan&#8217;ın (a.s) ateşkese &#8220;Evet&#8221; demesi, bu korkunç tehlikeyi frenlemiş, bunu gören Romalılar da saldırıdan vazgeçmişlerdi.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a2a5ca02cae09c5f25d9ad471708c33b"><strong>Tarih-i Yakubî, 2/206</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">İmam Hasan ile Muaviye Kıyaslanamaz</h3>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Hasan İle Muaviye Kıyaslanamaz</h2>



<p>Yukarıda bazı müsteşriklerin kısaca özetlemeye çalıştığımız yanlış görüşlerinin dışında, kimi yazarlar da başka bir gaflette bulunmakta ve &#8220;İmam Hasan (a.s), Muaviye&#8217;yi kendisinden daha üstün ve liyakatli görmeseydi, hilafeti ona bırakmaz ve ona biat etmezdi.&#8221; demektedirler.<br>Bu da, yine tarihi yeterince bilmemekten kaynaklanmaktadır. Zira belgeleriyle de aktardığımız üzere, bu barış antlaşmasından önce de, sonra da İmam Hasan (a.s) Muaviye&#8217;ye yazdığı mektuplarda kendisinin halifeliğe lâyık ve en uygun kimse olduğunu, Muaviye&#8217;ninse böyle bir vazife için gerekli liyakate asla sahip olmadığını vurgulamıştır.<br>Muaviye, barış olayından sonra Kûfe&#8217;ye geldiğinde, halka konuşmak için minbere çıktı. Burada cemaate bir konuşma yaparak: <em>&#8220;Hasan kendisini değil, beni hilafete layık bulduğu için halifeliği bana bıraktı.&#8221;</em> dedi. Bu sırada, İmam Hasan (a.s) da orada bulunuyordu. Ayağa kalkarak: <em><strong>&#8220;Muaviye yalan söylüyor.&#8221;</strong></em> buyurdu. Kendisinin liyakati hakkında geniş ve çarpıcı bir konuşma yaparak Mübahale olayına katılmasından bahsetti. Daha sonra şöyle buyurdu:<br><em><strong>&#8220;Kur&#8217;ân ve Peygamber&#8217;in (s.a.a) Sünneti&#8217;ne göre biz (Ehlibeyt), üstünüz ve bu vazifeye daha lâyık olanlarız; ama ne var ki, bize zulümde bulundular ve hakkımızı elimizden aldılar!&#8221;</strong></em><strong><sup>1</sup></strong><br>Kaldı ki, İmam Hasan&#8217;ın (a.s) Muaviye&#8217;yle yaptığı barış antlaşmasına bizzat koyduğu şartlardan biri, Muaviye&#8217;ye asla &#8220;müminlerin emiri&#8221; olarak hitap etmeyeceği ve onu bu makamla tanımayacağıdır. Durum bu kadar netken nasıl olur da İmam Hasan&#8217;ın (a.s) Muaviye&#8217;ye biat ettiği söylenebilir?!<br>Dahası, eğer İmam Hasan (a.s) Muaviye&#8217;ye biat etmiş olsaydı, onun emirlerine uyması ve ondan emir alması gerekirdi. Oysa tarihî belgelerin de ortaya koyduğu üzere İmam Hasan (a.s), ne Muaviye ve ne de bir başkasından asla emir almamıştır.<br>Nitekim bu barış antlaşmasından sonra Haricilerin yine isyan etmesi üzerine Muaviye, İmam Hasan&#8217;dan (a.s) onlarla savaşmasını istemiş, ama İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur:</p>



<p><em><strong>&#8220;Ben eğer kıble ehliyle savaşmak isteseydim, önce seninle savaşırdım!&#8221;</strong></em><strong><sup>2</sup></strong></p>



<p>Evet, bu açıklamalardan sonra, yukarıdaki yorumlara benzer görüşler belirten sözde aydın ve yazar takımının, tarihi hakikatlerden tamamen habersiz oldukları veya bazı gerçekleri kasten saptırmaya çalıştıkları kolayca anlaşılabilmektedir.</p>



<p>İmam Hasan (a.s), Muaviye&#8217;yle, liyakat sahibi biri olduğu için değil, İslam dininin yüce maslahatlarını koruyabilmek için barış antlaşması imzalamıştır.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8c0c197114014582d1b39dd2282a55a1"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 44/62</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-206ff11b9045d31dd6c683ef3cd1f5fa"><strong>Kâmil-i İbn Esir, 3/208; Hayatu&#8217;l-İmami&#8217;l-Hasan b. Ali, 2/279</strong></li>
</ol>



<div class="wp-block-group is-vertical is-layout-flex wp-container-core-group-is-layout-8cf370e7 wp-block-group-is-layout-flex">
<h3 class="wp-block-heading">Yersiz Bir İtiraz</h3>
</div>



<p>Bazıları da: &#8220;Lider kimse, toplumun isteklerine göre hareket etmelidir. Oysa İmam Hasan (a.s) daha sonra Muaviye ile savaşmasını isteyen Şiîlerine neden olumlu cevap vermedi?&#8221; diye sorarak İmam Hasan&#8217;ı (a.s) eleştirirler.<br>Oysa daha önce de açıkladığımız gibi, oluşan şartlar altında savaşı sürdürmek, kesinlikle İslâm&#8217;a ve Müslümanlara çok pahalıya mal olacaktı. İmam Hasan&#8217;ın (a.s) gibi birinin bunu görmezden gelip halkın isteklerini yerine getirmesi mümkün değildi.<br>Diğer taraftan, Ehlibeyt (a.s) mektebi öğretilerinde toplumun yönetimi, tıpkı peygamberlerin yönetim metodu gibi ilâhî bir iştir. Zira Masum İmam, kâinatın yaratıcısı olan yüce Allah ile irtibat hâlinde olduğundan, toplumun maslahatını bu esasa göre teşhis eder. Bu esası gözeten bir teşhisin ise, hatalı olmayacağı apaçık ortadadır.<br>Resulullah&#8217;ın (s.a.a) veya Ehlibeyt İmamları&#8217;nın (a.s) yaptığı işlerin sırrına halkın akıl erdiremediği nice zamanlar olmuş, ancak bunların ne kadar yerinde ve gerekli olduğu zaman geçtikçe anlaşılmıştır. Buna bir örnek verelim:<br>Resulullah (s.a.a), Beytullah&#8217;ı ziyaret için bir grup Müslüman ile birlikte Medine&#8217;den yola çıkmış, ancak Mekke yakınlarındaki Hudeybiye denilen yere varınca, Kureyşliler onların şehre girmesine mani olmuşlardı. Müslümanların daha önce kendilerine haber verip izin almadan şehirlerine girmek istemesi, Kureyşlilerin gururuna dokunmuştu!<br>Arada epey elçiler gidip geldi, birçok görüşmeler yapıldı, gerginlikler yaşandı ve sonunda aşağıdaki şartlarla, 3 yıllık bir Hudeybiye Antlaşması imzalandı:</p>



<ol class="wp-block-list">
<li>Kureyşliler gelecek yıl Beytullah&#8217;ı üç günlüğüne Müslümanlara bırakacak ve Müslümanlar bu sürede serbestçe dinî inançlarını yerine getirebilecek.</li>



<li>Bu süre zarfında Kureyşlilerle Müslümanlar birbirine dokunmayacak ve Müslümanlar serbestçe Mekke&#8217;ye girip çıkabilecek.<strong><sup>1</sup></strong></li>



<li>Mekke&#8217;de yaşayan Müslümanlar, dinî vecibelerini gizli değil, açıkça yapabilecek.</li>



<li>Yukarıdaki maddeler ancak şu şartla geçerliliğini koruyabilecek: Eğer Mekkeli biri oradan kaçıp Medine&#8217;ye sığınırsa, Medineliler onu geri iade edecek; ama Medine&#8217;den Mekke&#8217;ye kaçan olursa, iade edilmeyecek.<strong><sup>2</sup></strong></li>
</ol>



<p>Hz. Resulullah (s.a.a) bu antlaşmayı kabul edip mühürledi; ama Müslümanların çoğu bundan pek rahatsız olmuş, özellikle son maddeyi çoğu Müslüman kabullenememişti.<strong><sup>3</sup></strong> Burada Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) emrine en fazla itiraz eden Ömer oldu.</p>



<p>Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyuruyordu:</p>



<p><em><strong>&#8220;Ben Allah&#8217;ın kulu ve O&#8217;nun elçisiyim. O&#8217;nun emrine asla muhalefet etmem. Bunun benim için zarar getirmeyeceğini ben biliyorum!&#8221;</strong></em></p>



<p>Ancak söz konusu grup bunu bir türlü kabullenemiyor, içine sindiremiyordu!<sup><strong>4</strong></sup> Nitekim neticede, onların değil, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) dediği gibi oldu. Çok geçmeden Hudeybiye Antlaşması&#8217;nın Müslümanların lehine sonuçlandığını herkes gördü. Çünkü müşriklerle Müslümanlar arasında artık savaş olmadığından Müslümanlar serbestçe Mekke&#8217;ye gidip gelmeye başlamış, böylece müşrikler İslâm&#8217;ın hak din olduğunu anlama fırsatı bulmuş ve çoğu Müslüman olmuştu. Nitekim antlaşmada belirlenen süre henüz tamamlanmadan, İslâm dini Mekke halkının genelinin dini denilecek kadar yaygın hâle gelmişti!<strong><sup>5</sup></strong></p>



<p>Ünlü tarihçi Zührî: &#8220;<em>Barışla geçen bu iki yıl zarfında Müslümanların sayısı, o güne kadarki sayının iki katına çıktı.</em>&#8221; der. İbn Hişam da şöyle yazar: &#8220;Zührî&#8217;nin tespiti doğrudur. Zira Müslümanlar Resulullah&#8217;la (s.a.a) Hudeybiye&#8217;ye geldiklerinde 1400 kişiydiler; ama iki yıl sonra Mekke&#8217;nin fethi için Resulullah&#8217;la (s.a.a) birlikte oraya gelen Müslümanların sayısı, 10 bine ulaşmıştı.&#8221;<strong><sup>6</sup></strong></p>



<p>Evet, Zührî: &#8220;Savaşla kazanılan hiçbir zafer, Hudeybiye Antlaşması&#8217;yla kazanılan zaferle kıyaslanamaz!&#8221; demekte tamamen haklıdır.<strong><sup>7</sup></strong></p>



<p>Yıllar sonra İmam Sadık&#8217;ın (a.s) da şöyle buyuracaktı:</p>



<p><em><strong>&#8220;O yıllarda vuku bulan en faydalı ve bereketli hadise, bu olmuştur.&#8221;</strong></em><strong><sup>8</sup></strong></p>



<p>O hâlde pak İmamlar&#8217;ın imametine inanan bir Ehlibeyt dostunun, Hudeybiye Antlaşması&#8217;na bakışı nasılsa, İmam Hasan&#8217;ın (a.s) antlaşmasına bakışı da aynı şekilde olmalıdır.</p>



<p>Bu nedenledir ki, bazı Müslümanların bir zamanlar Hz. Resulullah&#8217;ı (s.a.a) antlaşmaya imza attığından dolayı eleştirdiği gibi, bazı Şiîlerin de kendisini eleştirmesi üzerine İmam Hasan&#8217;ın (a.s) şöyle buyurmuştur:</p>



<p><em><strong>&#8220;İmam olarak tanıdığınız birinin işine karışmayın, bu konulardaki kararlarına müdahale etmeyin ve onun kararlarına uyup itaat edin. Çünkü İmam&#8217;ın kararları Allah rızasına uygundur ve İslâm&#8217;ın maslahatları doğrultusundadır; başkaları onların her işine akıl sır erdiremez.&#8221;</strong></em></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d01678719404e1845d56008cbb428b02"><strong>Tarih-i Yakubî, 2/44-45</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4b36eb427507da188753ca92be42b98f"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 20/367-368</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cf329a779ead9556d7fce155141d01e6"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 20/350</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9cbc02a6d0ca0ebb349a8f17946899a5"><strong>Sire-i İbn Hişam, 4/317</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8efbd36a323904558285c4d246f6cb7f"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 20/368</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3771d3000dab618f2de0b75c7380157e"><strong>Sire-i İbn Hişam, 4/322</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d3f5a84babb51184acc6d4ebc26e7e3c"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 20/345</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8efbd36a323904558285c4d246f6cb7f"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 20/368</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Muaviye Anlaşmayı Bozuyor</h3>



<p>Muaviye ipleri istediği gibi ele geçirince yaptığı anlaşmaya sadık kalmadı. Nuhayle&#8217;de yaptığı bir konuşmada açıkça şöyle dedi: <em>&#8220;Ey cemaat! Vallahi ben sizinle namaz kılıp oruç tutmanız için savaşmadım. Benim sizinle savaş nedenim sadece iktidarı ele geçirebilmekti! Binaenaleyh, Hasan b. Ali&#8217;yle yaptığım antlaşma şartlarını çiğnediğimi hepinize duyuruyorum!&#8221;</em><strong><sup>1</sup></strong><br>Muaviye&#8217;nin Kûfe&#8217;deki valisi Ziyad, İmam Hasan&#8217;ın (a.s) yakın adamlarından birini takibe almıştı. İmam Hasan (a.s) ona bir mektup yazarak şöyle buyurdu:<br><em><strong>&#8220;Bizim Şiîlerimize dokunulmayacağına dair Muaviye&#8217;ye ahdimiz var, neden bunu çiğniyorsun? Anlaşmaya uygun davran!&#8221;</strong></em><br>Ancak Ziyad: &#8220;Senin etinle kemiğinin arasında ol- sa dahi onu takibe devam edeceğim.&#8221; cevabını verdi. İmam bu cevabı olduğu gibi Muaviye&#8217;ye göndererek gerekenin yapılmasıni istedi. Muaviye Ziyad&#8217;a çıkışa- rak: &#8220;Onun adamlarına dokunma. Bu konuda sana yetki vermiş değilim.&#8221; dedi.<strong><sup>2</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-40fd38ac7450addb0826da0cd7881363"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, c.44, s.49</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c6f6cc804fd2d7219ca76486227a9c46"><strong>Nehcü&#8217;l-Belağa Şerhi, İbni Ebi&#8217;l-Hadid, 16/18-19</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">MEDİNE&#8217;YE DÖNÜŞ</h2>



<p>Muaviye her fırsatta ve her şekilde İmam Hasan&#8217;a (a.s) eziyet etmeye çalışıyor, ona ve adamlarına sürekli baskı uyguluyordu. İmam Ali&#8217;ye (a.s) ve onun soyuna her fırsatta hakaret etmekten zevk alıyordu.<br>Bu arsızlığı öyle bir duruma gelmişti ki, bizzat İmam Hasan&#8217;ın (a.s) bulunduğu toplantılarda bile İmam Ali&#8217;ye (a.s) hakaretler yağdırıyordu.<strong><sup>1</sup></strong><br>Her ne kadar bu gibi durumlarda İmam Hasan (a.s) ona gereken cevabı hemen verse de, bu gidişat ve bu şartlar altında Kûfe&#8217;de yaşamak, İmam Hasan (a.s) için bir işkenceye dönüşmüştü artık.<br>Bu nedenle Kûfe&#8217;den ayrılıp kendi vatanı olan Medine&#8217;ye döndü. Ancak bu da söz konusu durumda olumlu bir değişikliğe yol açmamıştı. Çünkü Muaviye&#8217;nin en aşağılık ve soysuz uşaklarından biri olarak ün kazanan Mervan, Medine valisiydi.<br>Hakkında Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a): &#8220;<em><strong>Köpek soylu köpek, melun soylu melun.</strong></em>&#8220;<sup><strong>2 </strong></sup>dediği biriydi Mervan. Bu soysuz insan, İmam Hasan&#8217;a (a.s) elinden gelen her kötülüğü yapıyor; hatta İmam&#8217;ın (a.s) yakın arkadaşlarının o hazreti ziyaret etmesine bile izin vermiyordu.<br>Bu nedenledir ki, İmam Hasan (a.s) on yıl kadar bir süre Medine&#8217;de yaşadığı hâlde yakın dostları onun ilim deryasından faydalanamamış, yine aynı sebepten dolayı o hazretten pek az hadis ve rivayet nakledilmiştir.<br>Mervan, İmam Hasan&#8217;ın (a.s) huzurunda Emire&#8217;l-Mü&#8217;minin İmam Ali (a.s)&#8217;a hakarette bulunmaktan zevk alır, hatta bazı adamlarını İmam Hasan&#8217;a (a.s) hakarette bulunmaya zorlardı.<sup><strong>3</strong></sup><br>Bu on yıl müddetinde, Mervan&#8217;dan sonra da Medine&#8217;ye vali olarak atanan herkes aynı politikayı sürdürüp, İmam Hasan&#8217;la (a.s) onun Şiîlerine her nevi baskı ve eziyeti reva görmüştür.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a2ac041d96d9ab549bb2c076c5b1303b"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.173</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f9df36c6ff53f657a571dfecd5df6344"><strong>Hayatu&#8217;l-İmami&#8217;l-Hasan b. Ebi Talib, 1/218</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3e63d3dbc61969ed3025a699af608c55"><strong>Tarihu&#8217;l-Hulefa, Suyuti, s.190</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Hasan&#8217;ın (a.s) Kişiliği</h2>



<h3 class="wp-block-heading">Takvalı Oluşu</h3>



<p>İmam Hasan (a.s), yüce Allah&#8217;a gönülden bağlı bir kuldu; bu fevkalâde bağlılığı çoğu zaman yüzünden bile okunabiliyordu. Namaz vakti yaklaşıp da abdest aldığında, rengi sararır, hafifçe titreme tutar, bu hâlinin nedeni sorulduğunda şöyle buyururdu:<br><em><strong>&#8220;Rabbinin huzuruna çıkacak birine bundan başka bir hâl yakışmaz.&#8221;</strong></em><br>Ehlibeyt&#8217;in (a.s) altıncı İmamı olan İmam Sadık (a.s)&#8217;dan şöyle rivayet edilir:<br><em><strong>&#8220;İmam Hasan (a.s) çağının en çok ibadet eden ve en faziletli olan insanıydı; herkesin hesaba çekileceği kıyamet gününü andığı zaman ağlar, kendisinden geçerdi.&#8221;</strong></em><strong><sup>1</sup></strong><br>Yaya olarak, hatta bazen yalınayak, 25 kez Mekke&#8217;ye Beytullah&#8217;ı ziyarete gitmiştir.<strong><sup>2</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cf63941de86c809d4ca9af1070cd3e5c"><strong>Biharu&#8217;l-Envar 43/331</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5253bd327e8a643c1a1d9d09065090ab"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 43/332; Tarihu&#8217;l-Hulefa, Suyuti, s.190</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Cömert ve Bağışlayıcıydı</h3>



<p>İmam Hasan (a.s) Kâbe&#8217;yi ziyaret ettiği sırada bir adamın: &#8220;Ya Rabbi! Bana on bin dirhem nasip et!&#8221; diye yakardığını duydu, hemen eve dönüp o adama on bin dirhem gönderdi.<br>Bir gün İmam Hasan&#8217;ın (a.s) cariyelerinden biri, hazrete bir demet güzel kokulu çiçek hediye etti. İmam Hasan (a.s) da buna karşılık onu azat ettiğini söyleyerek azatlık beratını mühürledi. Bir demet çiçek karşılığında neden bunu yaptığı sorulunca da: <em><strong>&#8220;Çünkü Rabbimiz bizi böyle eğitmiştir.&#8221;</strong></em> buyurarak şu ayeti okudu:<br><strong>&#8220;Size selam verildiği zaman, karşılık olarak ondan daha iyisiyle selam verin veya aynısıyla mukabele edin.&#8221;</strong> (Nisâ, 86)<strong><sup>1</sup></strong><br>İmam Hasan (a.s) o güne dek görülmemiş bir cömertlik sergileyerek, ayağındaki ayakkabıya varıncaya kadar bütün mal varlığını ikiye bölmüş ve yarısını Allah yolunda yoksullara vermiştir. Hayatında üç kez bunu tekrarlamıştır.<strong><sup>2</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0ea92c98db006142b63f2fd310e94f57"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 43/342-343</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5253bd327e8a643c1a1d9d09065090ab"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 43/332; Tarihu&#8217;l-Hulefa, Suyuti, s.190</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading">Sabırlı ve Metin Oluşu</h3>



<p>Şam&#8217;dan gelen bir adam, Muaviye&#8217;nin tahrik ve kışkırtıcılıkları neticesinde İmam Hasan&#8217;ı (a.s) bulup ona küfretti, ağır hakaretlerde bulundu. İmam Hasan (a.s), susuncaya kadar onu sabırla dinledi. Adam susunca, şefkatle gülümseyerek elini adamın omzuna atıp şöyle buyurdu:<br><em><strong>&#8220;İhtiyar! Sanırım bu şehirde yabancısın ve galiba seni birileri hataya düşürmüş. Benden rızalık istersen veririm. Bir isteğin varsa yardım ederim. Danışacak birini arıyorsan buyur, sana yol göstereyim. Bir sıkıntın varsa gidereyim, karnın açsa doyurayım, muhtaçsan ihtiyacını gidereyim. Her ne işin varsa halletmeye hazırım. Eğer bizim eve gelirsen daha rahat edersin; zira senin rahatını sağlayacak imkânlarımız mevcuttur.&#8221;</strong></em><br>Adamcağız, İmam&#8217;ın (a.s) bu sözleri karşısında dayanamayıp ağlamaya başladı ve şöyle dedi: <em>&#8220;Şehadet ederim ki, sen Allah&#8217;ın yeryüzündeki halifesinin ve gerçekten de Allah, halifeliği kime vereceğini çok daha iyi bilir. Sen ve baban, benim için dünyanın en kötü insanlarıydınız; ancak şimdi en çok sevilen insanlarsınız benim için.</em>&#8220;<br>Yaşlı adam o gün İmam&#8217;a (a.s) misafir oldu. Oradan ayrıldığında imamın yarenlerinden biriydi artık.<strong><sup>1</sup></strong><br>Bulduğu her fırsatta İmam Hasan&#8217;a (a.s) hakaret ve eziyetlerde bulunan Mervan, o hazret şehit düştüğünde cenaze merasimine katılmıştı. İmam Hüseyin (a.s): <em><strong>&#8220;Ağabeyim hayattayken onu üzebilecek her şeyi yaptı, şimdi de cenazesine gelip ağlıyorsun, öyle mi?</strong>&#8220;</em> diye sorunca, Mervan Medine&#8217;deki yüksek bir dağı göstererek şöyle dedi: <em>&#8220;Her ne yaptıysam öyle bir insana yaptım ki, sabrı bu dağdan daha büyük idi!&#8221;</em><strong><sup>2</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-97c009e9b3d4a6650d6efe29522db76a"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 43/344</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e67ff5e4ec33a7ec6d8ca965cb373e96"><strong>Tarihu&#8217;l-Hulefa, Suyuti, s.191</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">ŞEHADETİ</h2>



<p>İmam Hasan&#8217;ın (a.s) yaşça genç olmasına bahane göstererek halifeliğini engelleyen Muaviye, tam anlamıyla ayyaş bir serseri olan toy oğlu Yezid&#8217;in kendisinden sonra tahta geçmesi için ortam oluşturmaya başladı. Ancak, İmam Hasan&#8217;ı (a.s) bu konuda ciddi bir tehlike olarak görüyordu.<br>Çünkü o öldükten sonra İmam Hasan (a.s) hayatta olursa, Emevî zulmünden sabrı tükenmiş olan halk, İmam Hasan&#8217;ın (a.s) etrafında toplanıp ona biat edebilirdi.<br>Bu nedenle İmam Hasan&#8217;ı (a.s) ortadan kaldırmak için birkaç kez girişimde bulunup komplolar tertipledi ve sonunda hicri 50. yılı safer ayının 28&#8217;inde İmam Hasan&#8217;ı (a.s) zehirleterek şehit ettirdi.<br>İmam Hasan (a.s) Medine&#8217;de, Cennet-i Baki mezarlığında toprağa verildi.<sup><strong>1</strong></sup></p>



<p>Allah&#8217;ın ve meleklerinin selamı o değerli insana olsun.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f8e92b4caff84ba6b29f0410f4cd3a8b"><strong>Murucu&#8217;z-Zeheb, 2/427; Delailu&#8217;l-İmame, s.60; Tabakat-1 Ibn Sa&#8217;d, c.5, s.24. İmam&#8217;ın şahadet tarihiyle ilgili farklı rivayetler için ba-kınız: Tarih-i Bağdad, c.1, s.140; Tarihu&#8217;l-Hulefa, s.192; Delailu&#8217;l-İmame, s.60</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading">İmam Hasan&#8217;dan (a.s) Veciz Sözler</h2>



<ol class="wp-block-list">
<li><em><strong>&#8220;Alçak ve şerefsiz insanlar, iyiliğe karşılık teşekkür etmezler.&#8221;</strong></em></li>



<li><em><strong>&#8220;İffetli ve dürüst olmak, rızkı ve geliri azaltmaz; hırs ve tamah da rızkı çoğaltmaz.&#8221;</strong></em></li>



<li><em><strong>&#8220;İçinde zerrece şer ve kötülük bulunmayan halis hayır ve iyilik; nimete kavuşunca şükretmek, sıkıntı ve zorluğa düşünce de sabırlı olmaktır.&#8221;</strong></em></li>



<li><em><strong>&#8220;Dünyada küçük düşüp horlanmak, cehennem ateşine atılmaktan yeğdir.&#8221;</strong></em></li>



<li><em><strong>&#8220;En sağlam kalp, zan ve şüphelerden temizlenmiş olanıdır.&#8221;</strong></em></li>



<li><em><strong>&#8220;Ahiret yolculuğunun ne kadar uzun olduğunu anlayan kişi, kendisini bu uzun yolculuğa hazırlar ve azığını temin etmeye başlar.&#8221;</strong></em><strong><sup>1</sup></strong></li>



<li><em><strong>&#8220;Sana nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına öyle davran.&#8221;</strong></em></li>



<li><em><strong>&#8220;Ahiret yolculuğuna hazır ol, ölüm gelip çatmadan ahiretin için azığını hazırla.&#8221;</strong></em></li>



<li><em><strong>&#8220;Birbirine akıl danışıp meşverette bulunanlar, mutlaka kendi hayırlarına olacak yolu görürler.&#8221;</strong></em></li>



<li><em><strong>&#8220;Ölmeden önce, salih amel işlemeye çalışın.&#8221;</strong></em><strong><sup>2</sup></strong></li>
</ol>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b41cdc94f1cede6c3ce01957647d4cbf"><strong>Bir ila altıncı hadislerin kaynağı: Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.168-170</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a5ad35d21aa47649628220b2abe4b133"><strong>Yedi ila onuncu hadislerin kaynağı: Tuhefu&#8217;l-Ukul, s.7-9</strong></li>
</ol>



<p></p>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/">İmam Hasan (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-hasan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmam Ali (a.s)</title>
		<link>https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/</link>
					<comments>https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Ateş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 15:37:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ehlibeyt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://imammehdiyarenleri.org/?p=150</guid>

					<description><![CDATA[<p>KISA BİYOGRAFİ Adı: Ali, Haydar.Künyesi: Ebu&#8217;l-Hasan, Ebu&#8217;l-Hasaneyn, Ebu&#8217;s-Sıbteyn, Ebu-Turâb, Ahavvu&#8217;r-Resul.Lâkapları: Emire&#8217;l-Müminin, Murtaza, Vasiyy-u Resulillah, Halifetu&#8217;r-Resul, Seyyidu&#8217;l-Evsiya, İmamu&#8217;l-Muttakin, Esedullahi&#8217;l-Gâlib, Seyfullah, Kerrar, Hâdi&#8230;Babası: Hz Resulullah&#8217;ın (s.a.a) pek sevdiği fedakâr amcası Hz. Ebu&#8230; </p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/">İmam Ali (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6c322f113bebe978ae0e043149fdd493"><strong>KISA BİYOGRAFİ</strong></h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2f76b8a4ccb1e28d4b5358f2aaf4cc16"><strong>Adı</strong>: Ali, Haydar.<br><strong>Künyesi</strong>: Ebu&#8217;l-Hasan, Ebu&#8217;l-Hasaneyn, Ebu&#8217;s-Sıbteyn, Ebu-Turâb, Ahavvu&#8217;r-Resul.<br><strong>Lâkapları</strong>: Emire&#8217;l-Müminin, Murtaza, Vasiyy-u Resulillah, Halifetu&#8217;r-Resul, Seyyidu&#8217;l-Evsiya, İmamu&#8217;l-Muttakin, Esedullahi&#8217;l-Gâlib, Seyfullah, Kerrar, Hâdi&#8230;<br><strong>Babası</strong>: Hz Resulullah&#8217;ın (s.a.a) pek sevdiği fedakâr amcası Hz. Ebu Talip (a.s).<br><strong>Annesi</strong>: Fatıma Bint-i Esed. Hz Resulullah&#8217;ı (s.a.a) çok sever, onunla çok yakından ilgilenir, ona kendi çocuklarından daha fazla şefkat ve yakınlık gösterir, çocuklarına değil, ona öncelik tanırdı.<br><strong>Doğumu</strong>: Mekke&#8217;de, Kâbe&#8217;i-Mükerreme&#8217;nin içinde, Hz Resulullah&#8217;ın (s.a.a) peygamberliğe seçilmesinden 10 yıl önce.<br><strong>Eğitimi</strong>: Bizzat Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) evinde onun dizinin dibinde büyüyüp yetişti. <br><strong>İmanı</strong>: Hz. Resulullah&#8217;a (s.a.a) ve onun getirdiği yüce İslâm&#8217;a ilk iman getiren insandır; onunla ilk namaz kılan kişi de yine İmam Ali&#8217;dir (a.s).<br><strong>İmamet Süresi:</strong> 30 yıl; Hicretin 11. yılından 40. yılına kadar.<br><strong>Zahiri Hilafeti:</strong> 5 yıl; Hicretin 36. yılındna 40. yılına kadar.<br><strong>Mübarek Ömrü:</strong> 63 yıl.<br><strong>Şahadeti:</strong> Hicretin 40. yılı, Ramazan ayının 19. günü, sabah namazında İbn Mülcem&#8217;in (l.a), mübarek başına vurduğu zehirli kılıç darbesiyle ağır yaralandı, Ramazan&#8217;ın 21. günü seher vaktinde Rabbine kavuştu. <br><strong>Türbesi</strong>: Irak&#8217;ın Necef kentinde direk.<br><strong>Eşleri</strong>: İlk eşi, Hz Resulullah&#8217;ın sevgili kızı, dünya kadınlarının efendisi Hz Fatıma Zehra (a.s) olup, evlilikleri 10 yıl sürmüştür. Hz Fatıma (a.s) valıdemizin şehadetinden sonra bizzat onun vasiyeti üzerine kız kardeşi&#8217;nin kızı Îmame ile evlenmiş, sonraları da birkaç saygın ve mümin eşi olmuştur. Bunlar arasında Muhammed Hanefiyye&#8217;nin annesi olan Havle Hanefiyye ile Hz. Ebulfazl Abbas&#8217;ın (a.s) annesi Ümmü&#8217;l Benin hanım (r.a) pek büyük şahsiyetlerdir. <br><strong>Çocukları</strong>: Hz. Fatıma Zehra&#8217;dan (a.s) olan çocukları; İmam Hasan (a.s) , İmam Hüseyin (a.s) , Hz. Zeyneb-i Kübra (a.s). Diğer eşlerinden olan çocukları; Muahammed Hanefiyye, Abbas (a.s) Cafer, Avn, Osman, Ümmü Gülsüm ve daha birkaç evladı.</p>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ebe3e4e183b2f1b8d3331d49a3894245"><strong>İMAM ALİ (A.S)</strong></h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d8876dc9b3f2a522bd99933df51bfb81">Bu kısa yazıda seçkin bir kişiden bahsetmek istiyoruz&#8230; Duygusal ve şairce bir deyişle değil, gerçek anlamda kalemin anlatmakta aciz kaldığı nadide bir kişiden&#8230;<br>Her türlü tanımlamadan öte bir kişilik, düşünceyi aşan, kelimelerden taşan, söze, dizeye sığmayan bir şahsiyet&#8230;<br>Gonca gibi açılışı hayret vericiydi onun; başka bir ölçü ile yaşadı, çok değişik bir şekilde dünyada kaldı ve yüce bir hâlde dünyadan gitti&#8230;<br>Dağların güçlülüğü ve sarsılmazlığı, suyun yumuşak huyluluğu ve billurluğu, şimşeğin coşkunluğu, güneşin sıcaklığı, okyanusların uçsuz bucaksızlığı, çöllerin saflık ve duruluğu, masumiyetin temizliği ve tüm güzellikler varlık ve kişiliğinde toplanmış olan şahıs. hayranlık uyandıran bir şekilde doğdu, hayranlık uyandıran bir şekilde yaşadı ve hayranlık uyandıran bir şekilde dünyadan göçtü&#8230;<br>Şimdi hep birlikte tüm bu şaşırtıcılıklara kısaca bir göz atalım: </p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-dbc39f2ba5aa74e306758200a07caf65"><strong>Doğumu</strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d562d65d5071238da2128c3a44ac4410">İbn Ga&#8217;neb diyor ki:  Abdulmuttalib&#8217;in oğlu Abbas ve diğer birkaç kişiyle Kâ&#8217;be&#8217;nin tam karşısında oturmuş sohbet ediyorduk. Esed kızı Fatıma&#8217;nın Kâ&#8217;be&#8217;ye doğru geldiğini gördük. Kâ&#8217;be&#8217;nin karşısında durup şöyle dediğini duyduk: <br><br><em>Ya Rabbi! Sana, peygamberlerine ve onların kitaplarına inanıyorum! Ceddim İbrahim&#8217;in (a.s) hak ve söylediklerinin de dosdoğru olduğuna şahadet ederim! Bu evi senin emrinle inşa etti… Onun ve karnımda taşıdığım şu bebeğin aşkına; bu doğumu bana kolaylaştır! </em></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-34cedf1b66d06029d00d6155a2fb9a03">Bu sırada hepimizi hayretler içinde bırakan bir şey oldu… Hepimizin gözleri önünde Kâbe&#8217;nin duvarı yarıldı ve o değerli kadın, adımını atıp içeri girdi, sonra da duvar bitişip eski haline geldi! Gözlerimize inanamıyorduk. İlk şaşkınlığımızı atlatınca hepimiz telaşla yerimizden fırlayıp Kâbe&#8217;nin kapısına koştuk, ama kapı bir türlü açılmıyordu! İşin içinde Kâbe&#8217;nin rabbinin bir hikmeti olduğunu anladık… <br>Dört gün sonra o yüce hanım, kucağında gururla tuttuğu nur topu gibi bir bebek ile Kâ&#8217;be&#8217;den çıktı… <br>&#8220;<em>Gaipten gelen bir ses, bu bebeğin adını &#8216;Ali&#8217; koymamı istedi.</em>&#8221; dedi<sup><strong>1</strong></sup> <br>Fil yılının 30&#8217;u, Receb ayının 13&#8217;ü ve günlerden Cuma&#8217;ydı o gün… <br>Hicret&#8217;ten tam 23 yıl önce…<strong><sup>2</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-505efd680bfd2e79c5bb363ecdf9a0fb"><strong>Biharu&#8217;l-Envar c.35 s.8</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bd3e053244b4bcfa654992a9c59b0cdb"><mark class="has-inline-color has-vivid-red-color"></mark><strong>El-İrşad, Şeyh Müfid, s.3</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-88c5fd644b5555b61c2359a5df1551e8"><strong>Peygamber&#8217;in Kucağında Geçen Çocukluk Yılları </strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ab12b344524d4df3ab881a21b1466b6b">İmam Ali (a.s) çocukluk yıllarını anlatırken şöyle der: <br>Çocukluğum Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) evinde geçti; beni o büyüttü. Beni şefkatle kucağına alır, bağrına basar, lokmayı çiğneyip ağzıma koyardı. Onun o güzelim kokusu elvan elvan ruhumu okşardı benim. Sözlerimde yalana, davranışlarımda bir kusur ve cahilliğe rastlamadı asla. <br>Yüce Allah, gece gündüz onunla birlikte olup dünyanın yücelikleri ve iyilikleri konusunda onu eğitmesi için süt çağından hemen sonra büyük melekleri, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yanına verdi. Ben de tıpkı süt çağındaki bir bebek gibi Peygambere uymakta ve onu izlemekteydim. <br>Her gün yeni şeyler öğretiyordu bana, onun yaptıklarını yapmamı emrediyordu. Her yıl Hira dağına çıkar bu anlarında benden başka hiç kimse görmezdi onu… <br>İslâm henüz hiçbir eve girmemişken,  sadece Hz. Resulullah&#8217;la (s.a.a) Hz. Hatice&#8217;nin Müslüman olduğu günlerde ben üçüncü Müslüman&#8217;dım.  Vahiy ve peygamberlik nurunu görebiliyor, peygamberliğin kokusunu alabiliyordum.<strong><sup>1</sup></strong><br>Hz. Resulullah (s.a.a), peygamberlikle görevlendirilişinden üç yıl sonrasına kadar İslâm&#8217;ı açıkça tebliğ emri almadı. Bu süre zarfında sadece birkaç kişi Müslüman oldu; bunlar arasında ilk iman eden erkek, İmam Ali&#8217;dir (a.s).<strong><sup>2</sup></strong> <br>&#8220;<strong>Yakınlarını korkut…</strong>&#8221; ayeti nazil olduğunda, Hz. Resulullah (s.a.a), İmam Ali&#8217;yi (a.s) bu işle görevlendirdi ve akrabalarından kırk kişiyi yemeğe davet etti. Davetliler arasında Ebu Leheb, Abbas ve Hamza da vardı. Sadece bir kişilik yemek hazırlanmıştı, yemek sofraya konulduğunda Allah&#8217;ın iradesiyle herkes doyasıya yediği hâlde yemek hiç eksilmedi.  Yemekten sonra Hz. Resulullah (s.a.a) onları İslâm&#8217;a davet etmek isteyince bunu fark eden Ebu Leheb &#8220;Muhammed sizi büyüledi.&#8221; diyerek ortalığı karıştırdı. Neticede herkes kalkıp evine gitti ve toplantı sonuçsuz kaldı.<br>Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a), bir başka gün yine hepsini davet etti ve yemekten hemen sonra şu konuşmayı yaptı: </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8dcecddee504f01faedb64d669b0a518"><strong><em>Ey Abdulmuttaliboğulları! Arap gençleri içinde benim size getirmiş olduğumdan daha iyisini getiren olmamıştır! Ben bu dünyanın ve öte dünyanın iyilik ve hayrını getirdim size! Bilin ki Yüce Allah, sizleri O&#8217;na davet etmekle görevlendirdi beni! Şimdi, içinizden hanginiz bana bu yolda yardımcı olmak ister? Bilin ki bugün bunu kabul eden, benim kardeşim, vasim ve vekilim sayılacaktır artık! </em></strong></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f3c9ae8f085e0d623d0fbf1a0cb30024">Hz. Resulullah (s.a.a) bunu üç kez tekrarladığı halde, İmam Ali&#8217;den (a.s) başka ayağa kalkıp daveti kabullenen olmadı. Bunun üzerine Hz. Resulullah (s.a.a) İmam Ali&#8217;yi (a.s) göstererek şöyle buyurdu: </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8fac39b204faddbd24615ad96a387bf7"><em><strong>O halde bilin ki Ali, bugünden itibaren benim kardeşim, vasim ve vekilimdir. Ona itaat edin ve sözünü dinleyin</strong></em>!<sup><strong>3</strong></sup> </p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-980f208cc5596676b1e0688f8044c5cb"><strong>Nehcü&#8217;l-Belâğa, Feyz-i Kaşanî, s.802, 204. hutbenin son paragrafı</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b7097fe146b3bf1b088bc4e75466b95c"><strong>Sire-i İbn Hişam, 1/245. el-Gadir, 3/ 220-240&#8217;de bu konuda Ehli-sünnet&#8217;in ünlü kaynaklarından pek çok rivayet aktarılmıştır.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-57954ce464966e29cacbf5444f691235"><strong>Taberî Tarihi, 3/1171 ve Mecmeu&#8217;l-Beyan 7/206.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-dfd982af0c1a4fed192d74e1196820ae"><strong>Hicretin ilk Gecesi İmam Ali </strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c77f5b47ea99c761313efffa96965290">İslâm&#8217;ın aleni ve açık tebliğiyle birlikte Kureyşliler Hz. Peygamber&#8217;i (s.a.a) kendileri için bir tehlike olarak görmeye başladılar. Kureyş&#8217;in ileri gelenleri Daru&#8217;n-Nedve&#8217;de toplanıp Hz. Resulullah&#8217;ı (s.a.a) ortadan kaldırmaya karar verdiler; her kabileden bir genç seçilecek ve gece yarısı hep birlikte saldırıp onu öldüreceklerdi. <br>Hz. Resulullah (s.a.a) vahiy yoluyla durumdan haberdar edildi ve o gece yatağına yatmaması ve hicret etmesi emredildi.<strong><sup>1</sup></strong> <br>Hz. Resulullah (s.a.a) durumu İmam Ali&#8217;ye (a.s) açıp ondan o gece, ölümü göze alarak yatağında yatmasını istedi ve kimsenin bunun farkına varmaması gerektiğini vurguladı. İmam Ali (a.s) bu fedailiği can-ı gönülden kabul ederek o gece Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yatağında yattı. Onun bu fedakârlığını yüce Rahman övecek ve hakkında şu ayeti indirecekti:<br><br><strong>İnsanlar arasında öyleleri vardır ki,  Allah&#8217;ın rızasını kazanabilmek için canlarını Allah&#8217;a satarlar,  Allah, kullarına karşı pek şefkatlidir.<sup>2</sup></strong> <br><br>Gecenin karanlığı Mekke şehrinin üzerine çökmüş, yeminli katiller Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) evini kuşatmışlardı. Hz. Resulullah (s.a.a) Yâsîn Suresi&#8217;nden bazı ayetleri okuyarak evinden ayrıldı ve Mekke dışındaki Sevr mağarasına doğru yola çıktı. <br>Katiller gece yarısı ansızın yalın kılıç Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) yatağına saldırdılar. İmam Ali (a.s) doğrulup oturdu. Katiller ne yapacaklarını şaşırmışlardı &#8220;Muhammed nereye gitti?&#8221; diye sordular. <br>İmam Ali (a.s) : &#8220;<em><strong>Onu bana mı emanet etmiştiniz de benden soruyorsunuz?!</strong></em>&#8221; <br>Öfkeden deliye dönen katiller, ite kaka İmam Ali&#8217;yi (a.s) Mescidu&#8217;l-Haram&#8217;a götürüp birkaç gün orada tuttuktan sonra serbest bıraktılar.<strong><sup>3</sup></strong> </p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-97dbcb8292d1bc0c5ff884e4f492f50b"><strong>İbn Hişam Siyeri, 1/480–483.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c2be312bd783a6388e3e100db3b08a89"><strong>Bakara Suresi, 207.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-654175f247b3ae5b02d3eea452a42a94"><strong>Taberî Tarihi, 3/1232–1234</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-f1f9db703b9522e109befab4e57596e6"><strong>Peygamber&#8217;in Emini İmam Ali </strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b3461b26bb85ec35aa2193324ba308a4">Peygamber-i Ekrem (s.a.a), Kureyşlilerin kendisine en güvendiği insan idi. O, onların eminiydi. Herkes emanetini ona teslim ederdi. Hicret etmeye mecbur kaldığında, ailesi ve kabilesi içinde İmam Ali&#8217;den (a.s) daha güvenilir birini bulamadı. Bu nedenle de kendisine emanet bırakılanları sahiplerine geri vermesi, borçlarını ödemesi ve ailesinin kadınlarını Medine&#8217;ye getirmesi için İmam Ali&#8217;yi (a.s) görevlendirdi. <br>Böylece Kureyşlilerin emini Hz. Muhammed (s.a.a) ve o hazretin emini de İmam Ali (a.s) olmuştur! <br>İmam Ali (a.s), Resulullah&#8217;taki (s.a.a) emanetleri sahiplerine iade edip onun tembihlediği bütün işleri aksatmaksızın yerine getirdikten sonra, onun emanetleri olan kendi annesi Fatıma (a.s), Resulullah&#8217;ın (s.a.a) biricik kızı Fatıma (a.s) ve Zübeyr&#8217;in kızı Fatıma&#8217;yla diğer kadınları yanına alıp Medine&#8217;ye doğru yola koyuldu. <br>Yolda onları öldürmek için Mekke müşriklerinin kiraladığı 8 azılı katille tek başına dövüşüp kadınları kurtardı ve Medine yakınlarında Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) kendisini beklemekte olduğu yerde onunla buluşarak birlikte Medine&#8217;ye girdiler.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0edb016b262b5aee8218dfe28e3e92ea"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.22–23<sup><mark class="has-inline-color has-vivid-red-color"></mark></sup></strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-6074c7e7bb9adf02de6463e2f885bd20"><strong>Allah Yolunda Savaşan Ali </strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a5626f0b405036ec16180d0d3997c5f6">İslâm, barış ve hayat dini olup insanların haksız yere öldürülmesine karşıdır. İnanan bir insanı kasıtlı ve haksız yere öldürenin ebediyen cehennem azabı çekeceğini söylemiştir. İslâm aynı zamanda cihanşümul bir din olup bütün insanlığa gönderildiğinden, insanların bu dine davet edilmesi ve onlara tebliğde bulunulması gerekmektedir. <br>Bu yüce dinin kabul edilmesini ve yayılmasını şahsî menfaatleri için tehlike görenler, daha ilk başlarda ona karşı savaş bayrağı açtılar. İşte yüce İslâm dini, kendisine savaş açan ve hakka karşı inat gösteren bu kin dolu düşmanlarına karşı koyabilmek ve gerektiğinde bu engeli ortadan kaldırabilmek için cihat hükmünü açıkladı. <br>Ecnebilerin İslâm&#8217;a ve Müslümanlara saldırması halinde nefsi müdafaanın zaruri olacağını akıl sahibi herkes kabul eder. Bu akıl, insaf ve fıtrat hükmü gereğince ecnebilerin saldırısını önleme veya caydırma amacıyla cihat etmek de yüce İslâm&#8217;ın kurallarından biridir. Nitekim Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) giriştiği savaşların tamamına yakını savunma niteliklidir. <br>İmam Ali (a.s) bu savaşların tamamına yakın bir kısmına katılmış, Allah&#8217;tan başka kimseden korkmayan görülmemiş bir cesaret kimliği sergilemiştir. <br>Savaşlarda daima en öndeydi; yiğit, korkusuz ve yenilmez bir savaşçıydı. Bu nedenle de çoğunlukla sancağı bizzat kendisi taşırdı. Savaş başladığında aslanlar misali kükrer, fırtına misali eser, düşman ordusunun sayısına ve teçhizatına aldırmaksızın ta kalbine dalar, önüne çıkanı yere serer, orduları hezimete uğratır ve zafer kazanmadan geri dönmezdi. Düşmana asla sırtını dönmezdi, bu yüzden zırhının arkası yoktu. <br>Hiçbir savaştan, hiçbir çarpışma ve tehlikeden kaçtığı görülmemiştir. <br>Çifte su verilmiş kılıcından kurtulan yoktu; bir kılıç darbesi yeter, ikinci darbeye gerek kalmazdı. Onun kılıcı indiği zaman mutlaka düşmanın canıyla kalkardı. <br>Bunların birer gerçek olduğunu anlayabilmek için onun bazı savaşlarına değinmemiz yeterli olacaktır sanırız: </p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-9e216c208a085eb828b9eef8ef75dce1"><strong>Hendek Savaşı&#8217;nda İmam Ali</strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7be360c822a632988cbab14d3f517142">Çeşitli grup, hizip ve kabileler İslâm düşmanlığında birleşmiş ve bu yüce dini ortadan kaldırmak için bir araya gelip Medine&#8217;ye yürümüşlerdi. <br>Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a), Selman-ı Farisî&#8217;nin (r.a) önerisiyle Medine şehrinin etrafına hendek kazılmasını emretti. <br>İki ordu karşı karşıya geldi. <br>Lâkabı &#8220;bin savaşçıya bedel&#8221; olan Arap Yarımadası&#8217;nın en namlı ve korkunç savaşçısı Amr b. Abdevud şiirler okuyup naralar savurarak kendisiyle savaşabilecek er istiyordu. <br>İslâm saflarında kimse onunla savaşabilecek cüreti gösteremiyordu. <br>Çok genç yaşına rağmen İmam Ali (a.s) onun karşısına dikildi. <br>Amr:<br>&#8220;<em>Geri dön, pek gençsin, seni öldürmek istemem!&#8221;</em> dedi. <br>İmam (a.s) geri dönmeyeceğini söyleyip şöyle ekledi: <br><em><strong>— Duyduğuma göre Kureyşlilerden biri senden iki şey isterse birini mutlaka yerine getireceğine dair Allah&#8217;ın ile sözleşmişsin! </strong></em><br><em>— Doğru duymuşsun! Benden isteğin nedir? </em><br><em><strong>— Müslüman ol! Allah&#8217;a yönel ve Hz. Resulullah&#8217;a (s.a.a) iman et! </strong></em><br><em>— Etmem! O saydıklarına hiç ihtiyacım yok! </em><br><em><strong>— O halde benimle savaşacaksın! </strong></em><br><em>— Geri dön… Babanla arkadaşlığımız vardı… Seni öldürmek istemem delikanlı! </em><br><em><strong>— Ama ben, vallahi hakka sırt çevirdiğin sürece seni öldürmek isterim! </strong></em><br>Amr atından inip İmam Ali&#8217;ye (a.s) saldırdı. Savurduğu kılıç İmam&#8217;ın (a.s) kalkanına inmişti. İmam Ali (a.s) hızla saldırıp Amr&#8217;ı yere serdi ve bir kılıç darbesiyle işini bitirdi. Bu kısa ve inanılmaz dövüşü gören diğer savaşçılar dehşetle oradan kaçtılar.<strong><sup>1</sup></strong> <br>İmam Ali (a.s) zaferle Müslümanların arasına dönmüştü. Hz. Resulullah (s.a.a) onu karşılayarak şöyle buyurdu: &#8220;Aferin sana ey Ali! Senin bugünkü şu cihadın, İslâm ümmetinin kıyamete kadar yapacağı bütün iyi amellerin toplamından daha üstündür! Zira senin bu zaferin sayesinde kâfirler zillete düşüp alçalmış, Müslümanlar ise izzet, onur ve gurur kazanmıştır!<strong><sup>2</sup></strong> </p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-eeecc170854a3888b88ae6493c80338c"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, 43–45</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-abb095c528932a32f75209394df8c891"><strong>Biharu&#8217;l-Envar, 20/205</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-ef7df17edb11534de0c41fb2c4998320"><strong>Hayber Savaşı&#8217;nda İmam Ali </strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8fc905a6a48ab7cae7c618b266e05c94">Yahudilerin büyük ihanetleri sonucu Hz. Resulullah (s.a.a) onların en güçlü karargâhı olan ve &#8220;fethi imkânsız&#8221; lâkabıyla meşhur bulunan Hayber kalesine yürüdü. Bu sırada İmam Ali (a.s) ağır bir göz hastalığına yakalanmış ve gözleri kapanmış olduğundan savaşamıyordu. <br>Hz. Resulullah (s.a.a) sancağı Ebubekir&#8217;e vererek onu Yahudilerin üzerine gönderdi, muhacirlerden müteşekkil bir orduyla Hayber&#8217;e saldıran Ebubekir çok geçmeden geri döndü, ordu zayiat vermiş, ama fetihte bulunamamıştı. <br>Ertesi gün sancağı Ömer&#8217;e verdi, o da zafer kazanamadan telefatla döndü; ordusu onu, o da ordusunu korkaklıkla suçluyordu.<br>Hz. Resulullah (s.a.a) müdahale edip bu niza ve çekişmeye son vererek şöyle buyurdu: <br><br><em><strong>Yarın sancağı öyle birine vereceğim ki, o Allah&#8217;ı ve Resulü&#8217;nü, Allah ve Resulü de onu sever! </strong></em><br><br>Herkes bu kutlu ve büyük komutanın kim olduğunu merak ederken Hz. Peygamber (s.a.a) İmam Ali&#8217;yi (a.s) istedi, çok hasta olduğunu söylediler. Resulullah: &#8220;<em><strong>Getirin.</strong></em>&#8221; buyurdu. İmam&#8217;ı (a.s) huzuruna getirdiler.<br>Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a): &#8220;<em><strong>Ya Ali! Neyin var?</strong></em>&#8221; diye sordu, İmam gözlerinin ve başının çok ağrıdığını söyledi. Hz. Resulullah (s.a.a) mübarek ağız suyunu İmam&#8217;ın gözlerine ve başına sürüp dua etti, o sırada inanılmaz bir şekilde İmam&#8217;ın (a.s) dayanılmaz ağrıları dindi ve gözleri açıldı.<br>Resulullah (s.a.a) beyaz sancağı İmam&#8217;a (a.s) verip şöyle buyurdu: <br><br><em><strong>Cebrail seninle olacak! Zafer senindir. Rabbim onların yüreğine korku salmıştır. Ya Ali! Bil ki onlar, kendilerini mağlup edecek kimsenin adını kendi kitaplarında okumuşlardır; onun adı İlya&#8217;dır (Ali&#8217;dir). O halde git ve onların karşısına dikilip adının Ali olduğunu söyle… </strong></em><br><br><em><strong>Rabbimin izniyle dehşete düşüp hakir olduklarını göreceksin! </strong></em><br><br>İmam Ali (a.s) sancağı alıp çok az sayıda adamıyla Hayber&#8217;in üzerine yürüdü. Önce Yahudilerin ünlü savaşçısı Merheb ile yiğitlikleri üzerine şiir söyleyip atıştılar. İmam Ali sonuçta onu kılıçtan geçirerek leşini yere serdi. <br>Dehşete kapılan Yahudiler hemen kalelerine çekilerek kapıyı kapadılar.<br>İmam Ali (a.s), yirmi kişinin zorlukla açtığı kapıyı tek yerinden söküp hendeğin üzerine attı. Bunun üzerine Müslümanlar, onun üzerinden geçerek kaleye girdiler ve zafere ulaştılar.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-911df82a784be2c7ed7af8e5aa293712"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.57–58</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-1f851312e392dcd1066ce145537b79da"><strong>İmam Ali&#8217;nin İlmi </strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-38e3b01386be99c05f5e94a507f3bea3">İbn Abbas Hz. Resulullah&#8217;tan (s.a.a) şu hadis-i şerifi nakleder: <br><em>Ali, ümmetimin en bilge ve âlimidir ve yargıda herkesten üstündür. </em><br>Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: <br><em>Ben ilmin şehriyim, Ali de bu şehrin kapısıdır. Bendeki ilmi arayan Ali&#8217;ye gitsin. </em><br>İbn Mesud şöyle der: <br>Hz. Resulullah (s.a.a) bir gün İmam Ali&#8217;yi (a.s) çağırıp onunla özel görüştü; Ali (a.s) çıktığında ne konuştuklarını sordum şöyle cevap verdi: <br>&#8220;<em><strong>Resulullah, ilim kapılarından bin kapı açtı bana; bu kapıların her birinden de yine bin kapı açılıyor!</strong></em>&#8221; <br>Bir gün İmam Ali (a.s) minberdeyken şöyle buyurdu: <br><em><strong>Ey cemaat! Beni kaybetmeden sorularınızı sorun bana! Geçmişin ve geleceğin ilmi bilin ki bendedir. Andolsun ki, eğer yargı dergâhı kurulacak olsa Yahudilere kendi kitapları Tevrat&#8217;tan, İncil ehline İncil&#8217;den, Zebur ehline Zebur&#8217;dan ve Kur&#8217;ân ehline Kur&#8217;ân&#8217;dan hüküm verir, yargıda bulunurum ben!… Allah&#8217;a yemin ederim ki Kur&#8217;ân&#8217;ı ve tevilini herkesten iyi bilirim ben!… Sorun benden beni yitirmeden… Kur&#8217;ân ayetlerini tek tek bana sorsanız, sorularınızın cevabını veririm!… O ayetin ne zaman, neden ve kimin hakkında nazil olduğunu söylerim size; ayetlerin hangisinin nasih, mensuh, özel, genel, muhkem, müteşâbih, Mekkî veya Medenî olduğunu… bütün teferruatlarıyla bilirim ben.</strong></em><strong><sup>1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a4cc2e6fe0d179e80300c3ee0d950c75"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.15–16</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-text-align-left has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-594a598f9636e6e80f8e190c4e5f16e3"><strong>GADİR-İ HUM OLAYI</strong><br></h3>



<p class="has-text-align-left has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ca12b366c6dedbc2b06fd4c853137508"><br>Hz. Resulullah (s.a.a) İmam Ali&#8217;nin (a.s) sahip olduğu onca fazilete binaen yüce Allah tarafından onu kendisine vâsi ve vekil tayin etmekle görevlendirilmiş ve bunu defalarca yerine getirerek kendisi olmadığında Müslümanların İmam Ali&#8217;ye (a.s) uyup ona itaat etmelerini istemiştir. <br>Bu ilanın en büyüğü Gadir günü vuku buldu. <br>Hz. Resulullah (s.a.a) hicretin 10. yılında son hac farizasını yerine getirmek üzere Mekke&#8217;ye gitti, bu yolculuk sırasında beraberindeki Müslümanların sayısının 120 bini bulduğu kayıtlıdır. <br>Veda haccı dönüşünde böylesine büyük bir kalabalıkla hareket eden Hz. Peygamber (s.a.a), Zilhicce ayının 18. günü öğlen vaktine doğru Cuhfe sahrasında &#8220;Gadir-i Hum&#8221; denilen yere vardı. <br>Burada mola verdirip ezan okuttu ve öğle namazını eda ettikten sonra deve hamutlarından yapılan yüksekçe yere çıkarak hamd-u senadan sonra büyük kalabalığa hitaben şöyle buyurdu: <br><br>— <em><strong>Ey cemaat! Ben ve sizler karşılıklı sorumluluklar taşıyoruz! Ben size karşı sorumluluklarımı hakkıyla yerine getirebildim mi?!&#8221; </strong></em><br><br>Cemaat gözyaşları içinde: &#8220;<em>Evet ya Resulullah</em>!&#8221; dediler; &#8220;<em>Bize İslâm&#8217;ı tebliğ edip bu yolda nice eziyetlere katlandığına şahadet ederiz! Allah, en güzel ödülle ödüllendirsin seni!</em>&#8221; <br><br>Resulullah (s.a.a): <br><br><em><strong>— Allah&#8217;ın birliğine ve kulu Muhammed&#8217;in O&#8217;nun elçisi olduğuna, cennetle cehennemin hak olduğuna, ölümden sonra herkesin dirileceğine ve hesaba çekileceğine şahadet eder misiniz?</strong></em> diye sordu. <br><br>Cemaat: <br><br>— <em>Evet ya Resulullah!</em> diyerek olumlu cevap verdiler. <br><br>Resulullah akabinde şöyle buyurdu: <br><br><em><strong>— Ya Rabbi! Şahit ol! Ey insanlar! Unutmayın ki, hepiniz Kevser&#8217;in başında benimle görüşeceksiniz! Size bıraktığım iki değerli emanete nasıl davranacağınıza dikkat edin!</strong></em> <br><br>Cemaat merakla: <br><br><em>—</em> <em>O iki emanet nedir ya Resulullah</em>? diye sordu. <br><br>Resulullah&#8217;da (s.a.a) şöyle buyurdu: <br><br><em><strong>— Allah&#8217;ın kitabı ve soyum olan Ehlibeytim! Rabbim, bana Kevser havuzu kenarında benimle buluşuncaya kadar bu ikisinin asla birbirinden ayrılmayacağını bildirdi! Onlardan önde gitmeye kalkışmayın, helak olursunuz! Onlardan geri de durmayın, helâk olursunuz!&#8221; </strong></em><br><br>Bunu söyledikten sonra, İmam Ali&#8217;nin (a.s) elini tutup kaldırdı, herkesin onu görüp tanıdığından emin olunca şöyle buyurdu: <br><br><em><strong>— Ey insanlar! Kim müminlere kendi nefislerinden daha üstündür ve onlara velayette bulunup onları yönetme hakkına sahiptir?</strong></em> <br><br>Cemaat hep bir ağızdan: <br><br><em>— Allah ve Resulü daha iyi bilir!</em> diye cevap verdiler. <br><br>Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurdu: <br><br><em><strong>— Bilin ki, Allah&#8217;ın benim üzerimde velayet hakkı vardır. Benim de müminler üzerinde velayet hakkım vardır ve ben müminlere kendilerinden daha evlayım! O halde biliniz ki, ben kimin velisi isem, Ali de onun velisidir. Ya Rabbi! Ali&#8217;yi seveni sev ve ona düşmanlık edene düşman ol! Ona yardım edene yardım et!… </strong></em><br><br><em><strong>Dinleyin! Burada bulunan herkes, bulunmayanlara bunu bildirsin!</strong></em><sup><strong>1</strong></sup><br><br>Cemaat henüz dağılmamıştı ki şu ayet nazil oldu: <br><br><strong>…Bugün dininizi kemale erdirip nimetimi size tamamladım ve dininizin İslâm olmasından razı oldum.<sup>2</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a718e4a74d247f28719e2cfa8d05eb1b"><strong>el-Gadir, 1/9–11</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-24ffe514faeda59689ad302bc157b015"><strong>Mâide Suresi, 3</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f4856cb1511fecbffc1f78e8225aaaee"><strong>Emirü&#8217;l-Müminin İmam Ali (a.s) ve Üç Halife</strong></h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d1177dbeafe9923099821b71ac8dd750">Hz. Resulullah (s.a.a) sevgi deryası gözlerini zahirde dünyaya yumarak beka âlemine göçünce bazı kara kalpliler &#8216;Benî Saide Sakifesi&#8217;nde toplandılar ve Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Allah&#8217;ın emriyle kendisinden sonra İmam Ali&#8217;yi (a.s) vasi, vekil ve velî olarak tayin ve ilan etmiş olduğu hâlde, Ebubekir&#8217;i halife tayin edip iktidarın İmam Ali&#8217;nin (a.s) eline geçmesini önlediler. Ondan sonra da benzeri planlarla sırasıyla Ömer ve Osman&#8217;a verildi halifelik. Böylece Hz. Peygamber-i Ekrem&#8217;den (s.a.a) sonra 25 yıla yakın bir zaman iktidarı kendi ellerinde tuttular.<br>İktidarın gerçek sahibi olup bizzat Hz. Peygamber (s.a.a) tarafından tekrar tekrar vasi ve vekil tayin edilmiş olan ümmetin en âdil, en bilge ve en cesur insanı İmam Ali (a.s), henüz temelleri atılmakta olan İslâm düzeninin parçalanmaması ve ümmetin birbirine düşmemesi için, gerekli uyarı ve itirazlarda bulunduktan sonra, bütün bu süre zarfında inanılmaz bir sabır ve büyüklük sergileyip İslâm&#8217;a ve İslâm ümmetine, zahirî halifelik dışında her türlü hizmete devam etti ve gerçek bir İmam ve vasi olarak yürekleri ve akılları Yüce İslâm&#8217;a yöneltmeye çalıştı.<br>Bu vaka, insanlık tarihinin en acı ve en hayıflanacak vakasıdır. İnsaf sahibi Müslüman ve hele Ehlibeyt âşıkları bir tarafa; gayri müslimler ve dinsizler bile İslâm tarihini inceleyip de İmam Ali&#8217;nin (a.s) İslâm davası uğruna atıldığı tehlikeler, gösterdiği cesaret, fedakârlık ve serdengeçtilikler, sahip olduğu fevkalâde derin ilim, düşünce, yargı gücü ve yönetim kabiliyeti gibi özelliklerini ve vasıflarını gördüklerinde İslâm ümmetinin 25 yıl boyunca böyle bir nimetten mahrum bırakılmasına ve İslâm ümmetinin kaderine karşı böylesine bir zulüm ve insafsızlığın reva görülmüş olmasına teessüf etmekte, bundan duydukları şaşkınlığı gizleyememektedirler. Böylesi bir zulmün ümmete reva görülmüş olmasının vereceği acı elbette sıradağları aşacak kadar büyük ve elimdir.<br>Evet, Ebubekir hicretin 10. yılında halife yapıldı ve h. 13. yılda 63 yaşındayken öldü. Hilafeti 2 yıl, 3 ay,10 gün sürmüştür.<sup><strong>1</strong></sup><br>Ondan sonra Ömer b. Hattab halife oldu ve h. 23. yılı zilhiccesinin sonlarında Ebu Lu&#8217;lu&#8217; Firuz tarafından öldürüldü. Hilafeti 10 yıl, 6 ay, 4 gün sürmüştür.<sup><strong>2</strong></sup><br>Ömer kendisinden sonraki halifeyi tayin için bir şura hazırladı ve bunun sonucu Osman&#8217;ın lehine oldu. Böylece Ömer&#8217;den sonra, h. 24. yılı Muharrem ayının başlarında Osman halifeliğe geçirilmiş oldu ve h. 35.yılı zilhiccesinde, onun adaletsizliklerinden galeyana gelen halk tarafından linç edilerek öldürüldü. Halifeliği 12 yıldan birkaç gün azdır.<sup><strong>3</strong></sup><br>Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) vefatından sonra zulme uğrayan ve hakkı gasp edilen İmam Ali (a.s), kendisine bu zulmü reva görenlerin karşısına dikildi ve İslâm ümmetinin maslahatının elverdiği ve güç yetirebildiği yere kadar ifşaatta ve itirazlarda bulunup halkın gerçekleri görmesini ve halifelik makamının kendisinden zorla alınıp gasp edildiğini herkesin anlamasını sağladı. Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) biricik kızı Hz. Fatıma Zehra (a.s) da bu konuda ciddi ifşaatlarda bulunarak İmam Ali&#8217;ye (a.s) destek oldu ve halka yaptığı konuşmada Ebubekir iktidarını gayrimeşru ilan etti.<br>Hz. Selman, Ebuzer, Mikdad ve Ammar Yasir gibi Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) sahabesinin ileri gelenleri de halka hitaben yaptıkları etkili konuşmalar ve hutbelerinde Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) mükerrer açıklama ve sarih beyanatlarına binaen İmam Ali&#8217;nin (a.s) halife olduğunu belirterek Ebubekir&#8217;in bu makamı gasp ettiğini ve onu en ehil olan İmam Ali&#8217;ye tekrar iade etmesi gerektiğini söylediler.<br>Ancak, İslâm&#8217;ın henüz gelişme çağında olması ve çıkacak bir iç savaşın İslâm&#8217;a ve ümmete çok pahalıya mal olacağını gören İmam Ali(a.s) bu iç ihtilafın körüklenmesine izin vermedi. İslâm dininin maslahat ve geleceğini kendi hakkına tercih ederek kılıcına el atmadı ve çok sevdiği Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) onca zahmetlerinin bir çırpıda boşa gitmemesi için, hakkını gasp edip makamını elinden alanlara, gerektiğinde yol bile gösterip İslâm maslahatları doğrultusunda kılavuzluklarda bulundu. Nitekim Ömer&#8217;in defalarca &#8220;Ali olmasa, Ömer helak olurdu.&#8221; dediği bütün önemli kaynaklarda kayıtlıdır.<br>İmam Ali&#8217;nin (a.s) dinî, siyasî ve ilmî konulardaki yardım ve kılavuzlukları onları o kadar hayran bırakmıştı ki, İmam&#8217;ın (a.s) bilgelik ve büyüklüğünü itiraf etmekten kendilerini alamıyor ve başları ne zaman sıkışsa hemen ona koşuyorlardı. Şimdi, İslâm tarihi sayfalarındaki bu acı ve düşündürücü vakalardan birkaç örnek aktaralım.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9163a0eb04e55857b520a6b09e4d9099"><strong>Murucu&#8217;z-Zeheb, 2/298</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-32d1c8a4cd78e73a6fe65d06bd43d46e"><strong>Murucu&#8217;z-Zeheb, 2/304</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-cce5c1255febf1b5b2f2362e726de7a1"><strong>Murucu&#8217;z-Zeheb, 2/331</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-text-align-left has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-70ac3ef6a8093600a63191ed636f494c"><strong>Ebubekir Dönemi</strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d1f234ed13bb9157cdfffe17275c9217">Yahudilerin büyük din adamları Ebubekir&#8217;e gelerek &#8220;<em>Eğer sen son Peygamberin gerçek halifesi ve vasisi isen, bizim Tevrat&#8217;ımızda belirtildiği üzere insanların en bilgesi olman gerekir! O zaman söyle bakalım, Allah gökte midir, yerde mi?!</em>&#8221; diye sordular. Ebubekir &#8220;<em>Allah gökte, arşın üstündedir</em>.&#8221; dedi. Yahudi din adamları &#8220;<em>O halde Allah yeryüzünde yok! Yani bir mekanda var, diğerinde yok öyle mi?!</em>&#8221; deyince Ebubekir, &#8220;<em>Bu, kâfirlerin sözleridir, buradan hemen çıkıp gidin, yoksa öldürülmenizi emrederim!</em>&#8221; dedi.<br>Bunun üzerine Yahudi din adamları geri dönüp İslâm ile alay etmeye başladılar. İmam Ali (a.s) Ebubekir&#8217;le muhatap olan Yahudi din adamlarından biri çağırtıp onunla görüştü ve şöyle dedi:<br><br><em><strong>Ne sorduğunu ve cevap olarak ne duyduğunu biliyorum. Bil ki İslâm&#8217;a göre Allah, mekânın yaratıcısıdır; o halde mekânı yoktur ve mekânın onu kuşatmasından münezzehtir. O, mekânı olmaksızın ve onunla teması olmaksızın her yerde vardır; O, her şeyi ilmiyle kapsar…</strong></em><br><br>Yahudi Müslüman olup şöyle dedi:<br><br><em>Peygamberin vasi ve halifesi olmaya sen layıksın, başkaları değil!<sup>1</sup></em></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d8e913bb9a827ad01cc53299c565ba97"><strong>İhticac-ı Tabersî, 1/312, yeni baskısı.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-4db858eddaa397b1ad6703b19c5bb530"><strong>Ömer Dönemi</strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-063a296900b064d68e4834f1e146fdf0">Kudame b. Maz&#8217;un adlı biri şarap içmişti. Ömer, şeriat hükmünce ona had uygulamak istedi. Kudame dedi ki: &#8220;<em>Bana had uygulanması farz değildir. Çünkü Kur&#8217;ân&#8217;da: &#8216;</em><strong>İman edenler ve salih amellerde bulunanlar için korkup-sakındıkları, iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup-sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup-sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) yedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları sever.&#8217;</strong><em> buyrulmaktadır.&#8221;<sup>1</sup></em><br>Ömer ona had vurdurmayıp serbest bıraktı. İmam Ali (a.s) haberi duyar duymaz Ömer&#8217;e gidip: &#8220;<em><strong>Neden Allah&#8217;ın hükmünü uygulamadın?&#8221; </strong></em>diye sordu. Ömer, Kudame&#8217;nin okuduğu ayeti okuyunca, İmam (a.s) şöyle buyurdu:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-18b31f7e04e78c73253e6d752c70eb24"><em><strong>Kudame bu ayetin kapsamına girmiyor! Çünkü Allah&#8217;a inanıp da iyi amel işleyen biri asla Allah&#8217;ın haramını helal bilmez. Kudame&#8217;yi çağırt ve tövbe etmesini iste. Tövbe ederse had vurdur, etmezse öldürülmesi gerekir, zira şarap içmenin haram olduğunu inkâr ederek İslâm dininden çıkmıştır!</strong></em><br><br>Kudame bunu duyunca hemen gelip tövbe etti ve günah işlemeyi bıraktı. Ancak, bu sefer de Ömer ona ne kadar had vurulacağını bilemiyordu, İmam&#8217;dan (a.s) sordu, İmam &#8220;<em><strong>Seksen kırbaç!</strong></em>&#8221; buyurdu.<sup>2</sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d9b6e9c78c77b4ccec03d20ccdb4dd1b"><strong>Mâide Suresi, 93.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5cb3ac16a61a2f91541251f546fb2727"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid s.97.</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-8b6302a107b85ed24e6bde7d63873634"><strong>Osman Dönemi</strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-41df261ac7fd4a4b024fec0a28ecf900">Allame Meclisi, Keşşaf, Sa&#8217;lebî ve Erbein Hatib&#8217;den şöyle nakletmektedir: Osman döneminde bir Müslüman kadın 6 aylık hamileyken doğum yaptı. Osman onun kocasından önce başkasıyla zina yapmış olduğu hükmüne vararak recmedilmesi -taşlanarak öldürülmesi- emrini verdi. <br>Haberi duyan İmam Ali (a.s) Osman&#8217;a giderek şöyle buyurdu:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f91455ed3d76a040b22278f807fd98fa"><em><strong>Ben seninle Allah&#8217;ın kitabı ile mücadele edeceğim! Allah Teala bir ayette, süt emzirme ve hamilelik döneminin toplam 30 ay olduğunu belirtmekte ve &#8220;</strong></em><strong>Gebelik müddetiyle sütten kesilme müddeti, otuz ay tutar…</strong><em><strong>&#8220;buyurmaktadır.<sup>1</sup> Bir başka ayette de, bebeği emzirme süresinin 2 yıl, yani 24 ay olduğunu belirtmekte ve &#8220;</strong></em><strong>Analar, emzirme zamanını tamamlamak isterlerse tam iki yıl, çocuklarına süt verirler</strong><em><strong>.&#8221; buyurmaktadır.<sup>2</sup> Bu durumda, emzirme süresi 24 ay ise, emzirme ve hamileliğin 30 ay olduğunun belirtildiği önceki ayete binaen hamilelik dönemi en az 6 ay demektir! Yani Kur&#8217;ân&#8217;ın hükmüne göre, bu kadıncağıza zina isnadında bulunulamaz!&#8221;</strong></em><br><br>Bunun üzerine Osman, kadıncağızın serbest bırakılmasını emretti.<sup><strong>3</strong></sup> Ehlibeyt Mektebi&#8217;ne mensup Şia uleması bu iki ayetin hükmüne binaen hamilelik süresini en az 6 ay kabul eder. Yani bebeğin şer&#8217;i babasının sulbünden 6 ayda dünyaya gelebileceğini, ancak bundan daha kısa bir sürenin mümkün olamayacağını belirtirler.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ecc54211a765ed350a3941bf49377e9a"><strong>Ahkâf Suresi, 15.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-50269671baf410548e2a4b9325af0c18"><strong>Bakara Suresi, 233.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-32c78cd9cb683027d974381caeee526d"><strong>Menakıb, 2/192, Necef basımı.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a97c24caf26a5799828e55c269e07828"><strong>Emirü&#8217;l-Müminin Ali&#8217;nin Örnek Hükümeti </strong></h2>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-5a38a36ec1deb3c4a9ccd4a983ceca35"><strong>Müminlerin Emiri İmam Ali&#8217;nin Hükümeti Dönemi </strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e0302ffb732b75ca0561efbafb995725">Osman&#8217;ın ve hükümetinde işbaşında tutmakta ısrar ettiği zalim ve liyakatsiz adamlarının adaletsizlik ateşi Müslüman halkı öyle bir kavurmuştu ki, sonunda İslâm beldelerinin dört bir yanından kırgın, bıkkın ve rahatsız insanlar, Medine&#8217;ye akın etmiş ve galeyana gelmişlerdi. <br>Adalet isteyen halkın bu isteğinin ısrarla cevapsız bırakılması bu haklı talebin kısa zamanda bir isyana dönüşmesiyle sonuçlandı. Medine, tarihin akışını değiştirecek çalkantılara gebeydi. İnkılâp ateşi her lahza artıyordu ve neticede o hadise gerçekleşti. Galeyana gelen halk, Osman&#8217;ın evine yürüyerek onu kılıçtan geçirdiler. Öfkeli halkın intikam ateşi sinmiş, ancak heyecanlar henüz yatışmamıştı. Herkes İmam Ali&#8217;nin (a.s) evine akın etmeye başlamıştı. Şahsî kin ve garazlarını bir kenara bırakan çeşitli hizip, sınıf ve gruplara mensup halk kitleleri İmam Ali&#8217;nin (a.s) kapısına dayanıp ondan ısrarla halife olmasını istediler ve İmam&#8217;ın isteksizliğine rağmen biat edip onu halife seçtiler.</p>



<h3 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-6ef749f489683f71bee774b23e7ca956"><strong>Ali İbn Ebî Talib&#8217;in Yönetimi </strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ca7faaaed4bd7969a3c5aca966e60ce2">İslâm inancında din, politika gereği renkten renge giren ve gereğine göre değişik konularda değişik görüşlerle uzlaşıp kolayca şekil ve mahiyet değiştirebilen devlet ve hükümetlerin temelini sağlamlaştırma aracı değildir. Bilakis İslâm inancına göre devlet, bu dinin bedeninin önemli uzuvlarından biri olup dinin değişmez kanun ve prensiplerini korumakla görevli bir muhafızdır. <br><br>Bu nedenledir ki İmam Ali (a.s), yeni devlet düzenini din temelleri ve esasları üzerine kurdu; bir toplum ve devletin gelişmesi ve ilerlemesi için en mükemmel programlar hak din olan yüce İslâm&#8217;da mevcut bulunduğundan; daha önceki iktidar ve yönetimlerin haksız ve hatalı uygulamalarından fevkalade zararlar görüp yaralar alan İslâm&#8217;ın iyileşmeye yüz tutması ve yaralarının sarılması gerekirken; İmam Ali&#8217;nin (a.s) kimseyi kayırmayan, hiçbir ayırım ve önceliğe yer vermeyen bu konuda kimseden çekinmeyen adil uygulamalarını kendi çıkarları için tehlike olarak göre Talha, Zübeyr, Aişe ve Muaviye gibi çıkar çevreleri Osman&#8217;ın kanını İmam Ali&#8217;nin (a.s) üzerine yıkarak onu yıpratmaya ve uygulamaya koyduğu yönetim programlarını kesintiye uğratmaya başladılar. Bu amaçla o büyük insana iftira atıp Osman&#8217;ı öldürtmekle suçlayarak ona isyan bayrağı çektiler ve iktidarının daha ilk günlerinden başlayarak onu bu nifak ve ihanet tohumlarıyla boğuşmaya zorlayıp Cemel, Sıffin, Nehrevan gibi büyük dâhili savaşlar açtılar başına.<br><br>İmam Ali&#8217;nin (a.s) iktidar dönemi incelendiğinde o hazretin uzlaşmaz ve taviz vermez tavrından rahatsız olan dünyaperestlerin ona karşı ortaklaşa bir savaş açtığı görülür. Hatta onun kimseye taviz vermeyen adaletini sindiremeyen bazı dostları bile ona karşı açılan bu geniş savaş yelpazesinin içinde yer almıştır. <br>Ne var ki İmam Ali (a.s), Kur&#8217;ân&#8217;da onun gibi yiğit müminleri tavsif eden ayetin mükemmel bir örneğini oluşturmak ve &#8220;…<strong>Allah yolunda cihat ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar…</strong>&#8221; dik duruşunu korumaktaydı.<sup><strong>1</strong></sup><br><br>Nitekim bugün de o büyük insanın bu istisnai kişiliği saptırılmadan ve gerçek haliyle tavsif edilecek olursa, onun dostu olduğu iddiasında bulunan niceleri onun düşmanlarıyla aynı safta yer almakta gecikmeyecektir. <br>İmam Ali (a.s), Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) emri ile yanında bir orduyla Yemen&#8217;e gitmişti. Görevini başarıyla tamamlayan İmam, Mekke&#8217;ye doğru yola çıkmıştı. Pek sevdiği Resulullah&#8217;a (s.a.a) bir an önce kavuşabilmek için, Mekke yakınlarına vardığında komutayı bir başkasına devrederek hızla şehre yöneldi. Kendi yerine atadığı şahıs, Yemen&#8217;den getirilen eşyaları askerler arasında paylaştırarak yeni elbiselerle şehre girmelerini istedi. Hz. Resulullah&#8217;la (s.a.a) görüştükten sonra süratle geriye dönen İmam Ali (a.s) durumu görünce bundan pek rahatsız oldu ve elbiseleri çıkarttırıp hayvanlara yüklettikten sonra, onları bizzat Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) paylaştırması gerektiğini vurguladı. <br><br>Ordu mensupları şehre varınca bu olayı Hz. Resulullah&#8217;a (s.a.a) anlatıp İmam&#8217;ı şikâyet ettiler. <br>Hz. Resulullah (s.a.a) onları sabırla dinledikten sonra şöyle buyurdu: <br><em><strong>Ali&#8217;den şikâyetçi olmayın! Vallahi Ali, Allah yolunda hiç kimseye zerrece taviz vermeyecek kadar doğru ve bu doğrusunda da kararlı ve azimlidir!</strong></em><strong><sup>2</sup></strong> <br>Evet, böylesine büyük bir ruhun; hırs ve bencillik dolu küçük ruhları nasıl etkileyeceği ve bir fırtınanın saman çöplerini savurması misali nasıl savurup atacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. <br>Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) ashabı arasında hiç birinin İmam Ali&#8217;ninkiler kadar fedakâr dostları yoktu; kimsenin düşmanı da yine onunkiler kadar alçak ve tehlikeli değildi. <br>Onun cenazesine bile düşmanlık edecek kadar alçak ve tehlikeli. <br>Nitekim İmam Ali (a.s) mezarının gizli tutulmasını vasiyet etmiş ve Resulullah&#8217;ın Ehlibeyt&#8217;inden olan imamların altıncısı olan İmam İmam Cafer Sadık (a.s) tarafından açıklanıncaya kadar o büyük insanın mübarek mezarının yeri gizli tutulmuştur.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-abcbb13e61c01e4bb2e68482c3bf53ac"><strong>Mâide Suresi, 54.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-849e2b61f4896f559f56a2429d41619d"><strong>İbn Hişam Siyeri, 4/603, Mısır basımı, 1357 h.k.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f676ba981153f1c0f9a060ff55de957b"><strong>İmam Ali&#8217;nin Savaşlarına Kısa Bir Bakış</strong> </h2>



<h3 class="wp-block-heading has-text-align-center has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-8492a1b99c659aedc36b4437c4efa83c"><strong>Cemel Savaşı </strong></h3>



<p class="has-text-align-left">Bu savaşı başlatan Aişe binti Ebubekir, bir deve üzerinde savaşı körükleyip yönettiği için bu savaşa deve anlamına gelen &#8220;Cemel Savaşı&#8221; denmiştir. <br>Halife Osman, galeyana gelen halk tarafından linç edilip öldürüldüğünde Aişe Mekke&#8217;deydi. Haberi aldığı zaman &#8220;<em>Osman&#8217;a lanet olsun, yaptıklarının karşılığını buldu</em>!&#8221; demişti. <br>Amcasının oğlu olan Talha&#8217;yı halife yaparlar düşüncesiyle kendi konumunu güçlendirmek için hemen yola çıkıp Medine&#8217;ye gelmiş, ama halkın İmam Ali&#8217;ye (a.s) biat ettiğini duyunca ümitsizliğe kapılıp öfkelenmişti. İmam Ali&#8217;nin (a.s) halife olmaması için inanılmaz bir komploya başvurarak ona iftira atma yolunu seçen Aişe, Mekke&#8217;de söylediğinin tam tersini Medine&#8217;de söyleyerek: &#8220;<em>Vallahi Osman haksız yere öldürüldü. Vallahi onun kanının hesabını sormak için ayaklanacağım!</em>&#8221; dedi. <br>İbn Ümmü Kelab, Aişe&#8217;nin bunu söylediğini duyunca ona şöyle dedi: &#8220;<em>Üzerine yemin ettiğin Allah&#8217;a yemin olsun, &#8216;Bu Yahudi kılıklı herif</em><sup><strong>1</strong></sup> <em>kâfir oldu, gebertin onu</em>!&#8217; <em>dediğin zamanlarda Osman&#8217;ın öldürülmesi için ilk nifak tohumunu bizzat sen atmıştın.&#8221;</em><sup><strong>2</strong></sup> Talha ve Zübeyr de ilk önce İmam Ali&#8217;ye (a.s) biat etmişlerdi. Ama daha sonra İmam&#8217;a gidip iktidara ortak olmak istediklerini belirtip Basra&#8217;yla Kufe&#8217;nin valiliğini onlara vermesini talep ettiklerinde İmam (a.s) onların bu talebini geri çevirince İmam&#8217;ın karşısında yer almışlardı. Hatta İmam Ali (a.s) beytülmal taksim edilirken Ömer döneminde onlara yapılan ayrıcalığı kaldırarak Talha&#8217;yla Zübeyr&#8217;e de herkes gibi 3 dinar verince Talha &#8220;<em>Bu hükümetten bizim payımıza ancak, bir köpeğin burnuna yapışan miktar kadar yiyecek düşecek!</em>&#8221; demişti. İşte bu nedenlerle, Aişe, Talha ve Zübeyr, İmam Ali&#8217;ye (a.s) savaş açarak Cemel Savaşı&#8217;nın baş aktörleri oldular.</p>



<h4 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-e26cfb176dad64e9a66dba97394f04fb"><strong>Savaştan Önce Öğüt </strong></h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-7d52e3b3ebd673657706a02e7c70a61f">Abdullah b. Abbas anlatır: Rebeze denilen yerde İmam Ali&#8217;nin (a.s) huzuruna vardım. Yırtılan çarığını tamir ediyordu. &#8220;Sence<em><strong> şu çarık ne kadar eder?</strong></em>&#8221; diye sordu. Çok eskimişti, bu yüzden &#8220;<em>Hiç değeri yoktur.</em>&#8221; dedim, &#8220;<em><strong>Bu haliyle ne kadar eder?</strong></em>&#8221; diye sorunca, &#8220;<em><strong>Bir</strong> dirhemden daha az.</em>&#8221; dedim. Buyurdu ki:<br><em><strong>Vallahi, şu köhne çarıkları, size hükümet etmekten daha çok seviyorum. Sadece bir hakkı ihya edebilme veya bir batılı giderebilme ümidiyle avunarak sürdürüyorum bu işi! </strong></em><br>Sonra, oradaki cemaate dönüp şöyle dedi: <br><em><strong>Allah Teala sevgili Peygamber&#8217;ini gönderdiği dönemde hepiniz cahillik içindeydiniz… O, halkı yüce insanî makama ve kurtuluşa ulaştırdı… Halkı ve yakınlarını doğru yola yöneltti; işte o dönemlerde onun sadık bir takipçisiydim ben, onun inancı ve fikirleri doğrultusunda çok çalıştım, asla korkmadım ve asla zaaf göstermedim. Allah&#8217;a yemin ederim ki, (geçmiş zamanda) kâfir oldukları hâlde onlarla (Kureyşlilerle) savaştım. Bugün de sapmış ve aldatılmış oldukları hâlde onlarla savaşıyorum. Bugün benim yolum ve yöntemim, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) emri üzerine bina edilmiştir. Hakkın güneşini ortaya çıkarmak için batılın siyah perdesini parçalayacağıma yemin ederim!<sup>3</sup> </strong></em><br>Savaş başlamadan önce askerlerine şöyle talimat verdi: <br><em><strong>Sakın savaşı ilk siz başlatmayın! Önce yumuşak bir dille konuşun onlarla. Evlerine, çadırlarına ulaşacak olursanız sakın haddi aşmakla aranızdaki edep hicabını yırtmayın. Evlerinden içeri girmeyin, mallarına dokunmayın. Size ve büyüklerinize dil uzatıp küfredecek olsalar bile hiçbir kadına eziyet etmeyin! </strong></em><br>Sonra, İmam (a.s) elinde tuttuğu Kur&#8217;ân&#8217;ı kaldırarak şöyle buyurdu: <br><em><strong>Aranızdan kim bu Kur&#8217;ân&#8217;ı alıp onları Allah&#8217;ın kitabına davet edebilir? Ancak, bilmelisiniz ki, bunu yapacak kimse bu yolda öldürülecektir! </strong></em><br>Kufeli bir genç hemen ayağa kalkıp: &#8220;<em>Ey Müminlerin Emiri! Ben</em>.&#8221; dedi. İmam onu duymazdan gelip sözlerini tekrarladı. O genç bu görevi istediğini tekrar bildirince İmam (a.s) Kur&#8217;ân&#8217;ı ona verip gönderdi. <br>Genç; Aişe, Zübeyr ve Talha&#8217;nın ordusunun karşısına çıkıp elindeki Kur&#8217;ân&#8217;ı havaya kaldırarak onları Allah&#8217;ın kitabına uymaya davet etti. Ancak, Aişe&#8217;nin ordusundan biri onun Kur&#8217;ân&#8217;ı tutan elini kesti. Genç, Kur&#8217;ân&#8217;ı diğer eline aldı ve aynı sözleri tekrarladı. Bu defa da diğer kolunu kestiler. Yiğit genç Kur&#8217;ân&#8217;ı göğsüne bastırarak şehit düştü. <br>Bu sahne karşısında çok öfkelenen büyük sahabe Ammar Yasir hazretleri Aişe&#8217;nin ordusunun karşısına dikilerek savaştan vazgeçmelerini ve kardeş kanı dökmemelerini istedi. Aişe&#8217;ye yaklaşarak &#8220;<em>Ne istiyorsun sen!&#8221;</em> diye sordu. Aişe &#8220;<em>Osman&#8217;ın kanının intikamını almak istiyorum.</em>&#8221; deyince Resulullah&#8217;ın (s.a.a) büyük sahabesi Ammar hazretleri &#8220;<em>Bugün Osman&#8217;ın kanının davasına giriştiği yalanını uyduran ve aslında bizzat kendisi zalim olan kimseye Allah lanet etsin!</em>&#8221; diyerek Aişe&#8217;yı kınadı. Bu söz Aişe&#8217;nin adamlarını öfkelendirmişti. Ammar&#8217;ı ok yağmuruna tuttular. <br>Ammar hazretleri geri dönüp İmam Ali&#8217;ye (a.s) &#8220;<em>Ne bekliyorsunuz? (Siz sulh için çabalarken) onlar savaştan başka bir şey istemiyorlar.&#8221; dedi.<strong><sup>4</sup></strong></em></p>



<h4 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-473450238ef4fad2a7970039207d99de"><strong>Savaş Başlıyor </strong></h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5b13deac60cddfa076763ed7b645d33f">Ammar&#8217;a karşı başlatılan ok yağmuru devam etti. İmam&#8217;ın (a.s) saflarındaki üç asker atılan oklarla şehit düşünce İmam (a.s) yapılan işlere Allah&#8217;ı şahit tuttu ve Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) kendisine miras bıraktığı özel zırhı giyerek Zülfikar adlı ünlü kılıcı kuşandı. Hz. Resul-ü Ekrem&#8217;in &#8220;Kartal&#8221; adıyla meşhur sancağını oğlu Muhammed Hanefiye&#8217;ye verdi. <br>İki ordu karşı karşıya gelip savaş düzeni aldılar. Aişe yerden bir avuç çakıl alıp imam&#8217;ın ordusuna doğru savurdu ve &#8220;<em>Kör olun</em>!&#8221; diye bağırdı. <br>Bu fitne ateşini yakan üç kişiden biri olan Zübeyr, savaştan önce İmam&#8217;ın (a.s) yaptığı bir hatırlatmayla kendisine gelmiş, tövbe edip Aişe&#8217;nin ordusundan ayrılmıştı. Bu kısa görüşmede İmam (a.s) ona şöyle buyurmuştu: <br><em><strong>Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) sana: &#8220;Ey Zübeyr, andolsun ki sen zalim olduğun bir hâlde Ali&#8217;yle savaşmaya kalkışacaksın!&#8221; buyurduğunu hatırlıyor musun?&#8221; </strong></em><br>İmam Ali (a.s) gerekli bütün uyarılardan sonra, başka çare kalmayınca Aişe&#8217;nin ordusuyla savaşa girdi. Bu savaşa bizzat katılmış ve kısa sürede düşman ordusunun kalbine yaklaşmıştı. Adamları bu durumu görünce korkup onu &#8220;<em>Eğer sana bir şey olursa biz öndersiz kalırız. Biraz yavaş ol. Biz bu işi yapmaya yeteriz.</em>&#8221; diyerek durdurmaya çalışıyorlardı. İmam (a.s) ise bu sözlere cevaben: &#8220;<em><strong>Ben sadece Rabbimin rızası ve gideceğim ahiret yurdunu düşünürüm!&#8221; </strong></em>demişti. <br>Aişe ve Talha&#8217;nın ordusundan bir grup asker, Aişe&#8217;nin bindiği devenin etrafını koruma amacıyla sarmışlardı. İmam&#8217;ın (a.s) emriyle devenin ayakları kesildi. Deve yere yıkılınca savaş durmuş ve Aişe ve Talha&#8217;nın askerleri kaçmaya başlamıştı. <br>İmam Ali (a.s), Aişe&#8217;yi Basra&#8217;ya gönderip orada bir eve yerleşmesini sağladı ve Aişe&#8217;nin ordusunda olup da silahını yere atan herkesi hemen orada affederek evine barkına gitmesine izin verdi; hatta can düşmanı Mervan da teslim olanlara katılınca İmam onu bile affetti. <br>Savaş tam anlamıyla bitip komplolara son verilince İmam, Aişe&#8217;yi kardeşi Abdurrahman&#8217;ın koruması altında saygınlığını da koruyarak kendi evine gönderdiler.<strong><sup>5</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c4134212051e6af43031ab57f9c3a24c"><strong>Ünlü bir ihtiyar Yahudi&#8217;nin ismi</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c1bce579c679684e171cd6b05974981f"><strong>Kamil-i İbn Esir, s.105.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-16bd9ee02ed6f8901d3e4d141c26f55c"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.118–119.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-01df65c385f50e105ed944463412fb40"><strong>Fezailu&#8217;l-İmam Ali, s.134–135</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9639b75d6750ace4a832b61dfc6defb4"><strong>Fezailu&#8217;l-İmam Ali, s.128–151</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-text-align-center has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-e88dd14a83040ee7f1b57974cd503f6f"><strong>Sıffin Savaşı </strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2fc69fe2ee587f2fc8bc0c19d5054e41">İmam Ali&#8217;yi (a.s) yönetimi boyunca en fazla uğraştıran gürültülü ve karmaşık olaylar, Muaviye tarafından ortaya atılanlardı. İmam&#8217;ın amcası oğlu İbn Abbas gibi kimi Müslümanlar, &#8220;<em>Muaviye&#8217;yi hemen azletme, önce onu bir göreve ata, sonra bir fırsatını bulur bulmaz azledersin</em>.&#8221; diyor ve hilekâr bir politika öneriyorlardı. Ancak İmam (a.s), asla bu yollara tevessül edecek, bu tür komplolara tenezzülde bulunacak biri değildi. Görünüşte o şartlar altında en zararsız yol gibi görünse de İmam&#8217;ın (a.s) dürüstlüğü ve kişiliğiyle bağdaşır bir yol değildi bu. Kaldı ki halk, İmam&#8217;ın Osman&#8217;a yönelttiği en önemli eleştirilerden birinin, Muaviye&#8217;yi Şam valiliğinden azletmemiş olması olduğunu biliyor ve İmam&#8217;dan (a.s) da kendisine yaraşır şekilde adaletle davranmasını bekliyordu. Üstelik Muaviye&#8217;nin ahlaksız uygulamaları, haksız ve İslâm&#8217;dan uzak yönetim tarzı, zorbalığı, beytülmali har vurup harman savurması ve pervasızca zulümler işleyip keyfi davranması o kadar alenileşip artmıştı ki, bir gün bile görevinde kalmasına göz yummak, onun zulmüne ortaklıktan başka bir mana ve sonuç vermeyecekti. <br>Kaldı ki, İbn Abbas gibilerinin tavsiyesiyle ona şimdilik dokunmayıp fırsat kollayacak olsa, Muaviye bunun farkına varmakta gecikmez, o da bir an önce İmam&#8217;ı (a.s) namertçe ortadan kaldırmak için güç toplayıp hileler ve komplolar tezgâhlardı. <br>Kısacası sadece İslâm&#8217;a teslim olmuş bir siyaset izleyen İmam Ali (a.s) gibi biri için Muaviye&#8217;yi hemen görevden alıp azletmekten başka hiçbir yol yoktu. Ve İmam da (a.s) bunu yaptı. Ancak, Muaviye bunu kabullenmeyerek İmam&#8217;a (a.s) başkaldırıp İslâm tarihine bir başka kanlı sayfa daha açılmasına neden oldu. <br>Muaviye&#8217;nin isyan ve komplosuyla vuku bulan bu savaş &#8220;Sıffin&#8221; adıyla tarihe geçecekti…</p>



<h4 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-42af281626daa4828d1db6e2603e4d5b"><strong>İmam Ali Sıffin Cephesinde </strong></h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a0742c024e44fd63f9d7954655dc094f">Sıffin, Irak&#8217;la Suriye arasındaki bir bölgenin adıdır. <br>Muaviye önceden ordusunu bu bölgeye yerleştirip su girişlerini tutmuş, böylece İmam&#8217;ın ordusuna suyu kesmişti.<br>Ancak İmam Ali (a.s) oraya vardığında kısa bir saldırıyla suyolunu açmakta gecikmedi. Şimdi suyolları İmam&#8217;ın eline geçmişti. <br>Muaviye, tarihin en komplocu ve iğrenç çehrelerinden biri olan Amr adlı danışmanına &#8220;<em>Ali sence bize su verir mi?</em>&#8221; diye sordu, Amr, &#8220;<em>Ali, senin yaptığın şeyi asla yapmaz!</em>&#8221; dedi ve gerçekten de öyle oldu. İmam (a.s) suyu ele geçirdikten sonra düşmanın su almasına izin verdi! Böylece İmam Ali&#8217;yle (a.s) Muaviye&#8217;nin kişilikleri de bir kez daha ortaya çıkmış oldu. <br>İmam&#8217;ın ordusu 90, Muaviye&#8217;nin ordusu 85 bin askerden müteşekkildi<strong><sup>1</sup></strong> ve İmam Ali&#8217;nin (a.s) ordusunda ensardan 900, muhacirinden de tam 800 sahabe vardı ve bu sahabeler, daha önce de Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) emrinde savaşmış, şimdi de Muaviye&#8217;ye karşı İmam Ali&#8217;nin (a.s) saflarında yer almışlardı. Muaviye&#8217;nin ordusunda ise, daha önce Hz. Resulullah&#8217;la (s.a.a) savaşan ve daima o hazrete karşı komplolar tezgâhlamış olan Ümeyyeoğulları (Süfyanîler/Emevîler) ve münafıklar toplanmıştı.<strong><sup>2</sup></strong> <br>Mesudî ve diğer ünlü tarihçiler İmam Ali&#8217;nin (a.s) Muaviye&#8217;ye &#8220;<em><strong>Gel bu yaptığından dön ve Müslümanlar arasında bölücülük yaratma!</strong></em>&#8221; diye savaştan önce mesaj gönderdiğini yazar. <br>Bu konuda epey mektuplar yazıldı, mesajlar gidip geldi, ama Muaviye, başlattığı fitneyi durdurmaya niyetli değildi. İmam (a.s) Şam ordusuna gönderdiği son mesajında: &#8220;<em><strong>Ben size Allah&#8217;ın kitabıyla konuştum ve sizi Allah&#8217;ın kitabına davet ettim.</strong></em>&#8221; dediyse de Muaviye &#8220;<em><strong>Biz Allah&#8217;ın kitabıyla değil, kılıçla konuşacağız.&#8221; cevabını verdi.<sup>3</sup> </strong></em><br>Savaşın kaçınılmaz olduğunu gören İmam Ali (a.s) ordusuna hitaben yaptığı konuşmada &#8220;<em><strong>Sakın savaşı ilk başlatan siz olmayın!</strong></em>&#8221; dedi ve şu direktifleri verdi. <br>&#8220;<em><strong>Savaştan kaçanı kovalamayın, esiri vurmayın, yaralananı bırakın, musle<sup>4</sup> etmeyin…&#8221;<sup>5</sup> </strong></em><br>Derken, savaş başladı. Savaşın 9. günü İmam Ali (a.s) ve diğer taraftan Muaviye de savaş meydanına gelmiş, çarpışmalar çok kızışmıştı. İşte bugün Hz. Resulullah&#8217;ın (a.s) çok sevdiği sahabelerinden Ammar Yasir hazretleri şehit düştü. Son nefeslerini verirken su istedi, bu sırada bir kâse süt verdiler kendisine, sütü içtikten sonra: &#8220;<em>Allahu Ekber! Allahu Ekber</em>!&#8221; dedi, &#8220;<em>Vallahi sevgili Resulullah&#8217;ın (s.a.a) bana önceden haber verdiği gün, işte bugündür!&#8221;</em><strong><sup>6</sup></strong> Hz. Ammar&#8217;ın bu sözü, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) ona buyurmuş olduğu şu meşhur haberden kaynaklanıyordu: <br><em><strong>Ey Ammar! Senin şu dünyadan son içeceğin bir kâse süt olacak ve seni zalim bir topluluk öldürecek!<sup>7</sup> </strong></em><br>İmam Ali (a.s) savaş günlerinde adamlarına sık sık şöyle diyordu: <br><em><strong>Yüce Allah&#8217;ın sizi görmekte olduğunu sakın unutmayın! Sizler, Resulullah&#8217;ın (s.a.a) amcaoğlunun askerlerisiniz! Savaşıp vuruşmaya alıştırın kendinizi; sakın savaştan kaçmayın, bu gelecek nesillerin nazarında sizin için utanç ve kıyamet günü de sizin için azap teşkil eder! Nefsanî isteklerinizin kara bulutlarını canınızın ufkundan silip atın! Ölüme, huzur ve şevkle koşun! Şu güruhu alt edin artık, Muaviye&#8217;nin çadırını başına yıkın ve eliyle savaşıp ayağıyla firar eden o şeytanı cesaret ve yiğitliğinizle ürkütüp kaçırın! Mertlik gösterin ve hakkın çadırının yüce direğini kaldırıp dikin! Siz haklısınız, o halde üstünsünüz ve Allah sizinledir! Yüce Allah gösterdiğiniz çaba ve gayretleri asla küçümsemeyecektir!<sup>8</sup></strong></em></p>



<h4 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-b131aba642715f836d2a50a2ea0bb204"><strong>Savaşın Sonu </strong></h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-36064a6cb2bbb1862759e3ed90d9df1d">Savaş uzayıp telefat sayısı artınca İmam (a.s) Muaviye&#8217;ye: &#8220;<strong><em>Niçin boş yere başkalarının kanını döküyorsun</em></strong><em><strong>?</strong></em> <em><strong>Gel seninle ben teke tek dövüşelim, kazanan iktidar olsun!&#8221;</strong></em> diye mesaj gönderdi. <br>Muaviye&#8217;nin kurnaz müşaviri Amr, Muaviye&#8217;ye: &#8220;<em><strong>Vallahi pek insaflıca bir teklif bu.&#8221; </strong></em>dedi.<br>Muaviye ise ona: &#8220;<em><strong>Delirdin mi?! Ali&#8217;yle dövüşen canını kurtaramaz! Bildiğin bütün oyunlarını oyna, bir şeyler yap, yoksa işimiz bitik! Sana vaat ettiğim Mısır valiliğini düşün!&#8221;</strong></em> diye cevap verdi. <br>Amr askerlerine: &#8220;<em><strong>Kimin yanında Kur&#8217;ân&#8217;ı varsa hemen mızrağına geçirsin!</strong></em>&#8221; direktifi verdi. <br>Ve nifak ordusu, Kur&#8217;ân&#8217;ı mızrağa geçirip bekledi. <br>İmam Ali&#8217;nin (a.s) ordusundaki yoz düşünceli, aklı gözünde safdiller: &#8220;Biz<em><strong> Kur&#8217;ân&#8217;a kılıç çekmeyiz!</strong></em>&#8221; diyerek savaşı durdurdular. <br>Büyük bir bozguna uğramak üzere olan Muaviye, düşüncesi kıt insanların saflığı sayesinde kurtulmuş oldu. <br>Ve tarihte bilinen hakemiyet olayı yaşandı ve benzeri bir başka komployla Muaviye iktidara kondu! <br>Bu komplo özetle şöyle gerçekleşti: İmam Ali&#8217;nin (a.s) iki taraf arasında görüşmeleri yapmak için önerdiği şahıs kabul edilmeyince, kendisine zorla dayatılan Ebu Musa Eş&#8217;ari&#8217;yi istemeye istemeye kabul etmek zorunda kaldı. Muaviye ise, danışmanı ünlü komplocu Amr&#8217;ı hakem seçti.<br>Amr, basit bir oyunla Ebu Musa&#8217;yı kandırdı. <br>Hem İmam Ali&#8217;yi (a.s) hem Muaviye&#8217;yi azledip Abdullah b. Ömer&#8217;i halife ilan etme konusunda Ebu Musa&#8217;yı ikna ederek halkın huzuruna çıkardı. <br>Ebu Musa İmam Ali&#8217;yi (a.s) hilafetten azlettiğini söyledi. <br>Ancak, Amr , çirkin anlaşmanın gereğini yerine getirmeyip &#8220;<em><strong>Ebu Musa&#8217;nın Ali&#8217;yi azletme tavrı bence de çok doğru!</strong></em>&#8221; dedi ve ekledi: &#8220;<em><strong>Ben de, şimdi Ali&#8217;den boşalmış olan bu makama Muaviye&#8217;yi atıyorum!</strong></em>&#8221; diyerek Muaviye&#8217;yi hilafet makamına atadı. <br>Bu, İmam Ali&#8217;nin (a.s) yönetimine vurulan en büyük darbe olmuştur.<strong><sup>9</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-df21d62a744a7bd1235e00dc33773f0f"><strong>Fezailu&#8217;l-İmam Ali, s.154.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9755cd64b8e97b1227bea031cf6055a5"><strong>Murucu&#8217;z-Zeheb, Mesudî, 2/374.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6751b09bd3e464d4b327980a016d8760"><strong>Murucu&#8217;z-Zeheb, 2/377.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-22e1c26ef6c1da594ee007e7fd34074c"><strong>İşkence ve küçük düşürme amacıyla birinin kulaklarını, burnunu kesmek.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-467ee66b3a372db8f4a936ab1f17efca"><strong>Fezailu&#8217;l-İmam Ali, s.146.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5185345e61ec91f0b09d87611a817417"><strong>Murucu&#8217;z-Zeheb, 2/381.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c7f21a3e0084c1e8ea521fa8ec9c8e96"><strong>Usdü&#8217;l-Gabe, 4/46; Fezailu&#8217;l-İmam Ali, s.148.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a4ad240dfcbda92009e484e63028b741"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa, Ubde 1/115</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a10d74ccaedae48beb09e09a1c258408"><strong>Murucu&#8217;z-Zeheb, 2/386–399</strong></li>
</ol>



<h3 class="wp-block-heading has-text-align-center has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-86395c178bbfb4024d972de52bff99d6"><strong>Nehrevan Savaşı </strong></h3>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ae550fd4602caa09a3e0bcb126522933">Nehrevan, Bağdat&#8217;la Hilvan arasındaki bir yerin adıdır. Hicrî kamerî 37. yılda Haricîlerle İmam Ali (a.s) arasındaki meşhur savaş burada vuku buldu. <br>Savaşın çıkış sebebi şuydu: Sıffin savaşından döndükten sonra, İmam Ali&#8217;ye (a.s) hakemiyet olayını zorla dayatıp &#8220;Mızraklarda Kur&#8217;ân var.&#8221; diyerek Muaviye&#8217;yle savaşmayan dört bin kişilik bir grup İmam Ali&#8217;nin (a.s) ordusundan ayrılarak bir grup oluşturdular. Bunlar &#8220;Biz hakemiyet olayında hatalı davranıp küfre düştük. Şimdi tövbe edip yine Müslüman olduk. Ali de tövbe etsin, yoksa kâfir sayılır!&#8221; deme garabetinde bulundular! <br>İmam onlara şöyle buyuruyordu: <br><em><strong>Kur&#8217;ân&#8217;ın mızraklara takılmasının münafıklık olduğunu ve sizin gibi safları kandırmayı amaçladığını o zaman size söylemedim mi ben?! Ben size, buna aldırmayın, bu oyundur, savaşa devam edin, işlerini bitirin dedim, ama siz dediğimi yapmadınız ve &#8220;Bırak işi hakemler çözsün.&#8221; dediniz. İşi bu noktaya kendiniz getirdiniz! Size, madem hakemlik diyorsunuz, o zaman benim hakemim mutlaka Abdullah b. Abbas olsun, dedim. Buna da karşı çıktınız ve &#8220;İlla ki Ebu Musa hakem olsun.&#8221; dediniz! Bütün bunları yapan bizzat sizdiniz. Böyle olduğu halde, şimdi beni mi suçlamaya kalkışıyorsunuz?! </strong></em><br>Ancak, Haricîler güruhuna laf anlatabilmek imkânsızdı; İmam&#8217;ı hiç dinlemiyorlardı. Zussediyye adlı birini kendilerine başkan seçerek fitne çıkarmaya, bozgunculuk yaratmaya başladılar. Yaptıkları iğrençliklerden biri, Hz. Resulullah&#8217;ın (s.a.a) sevgili sahabelerinden Habbab ile hamile eşini vahşice katletmeleriydi. Habbab&#8217;a: &#8220;Ali hakkında ne düşünüyorsun?&#8221; diye sorduklarında bu büyük sahabe &#8220;<em><strong>Ali hepinizden daha bilge ve daha takvalıdır.</strong></em>&#8221; dediği için: &#8220;Bu da kâfirdir!&#8221; diyerek hemen oracıkta öldürdüler ve soyunun sürmemesi için, yanındaki hamile eşiyle bebeğini de kılıçla parçaladılar! <br>Bu sapık güruh, yobazlık ve cehalette işi öyle bir raddeye vardırmıştı ki, kim onlara gerçekleri anlatmaya çalışıp doğruyu görmelerini sağlamaya kalkışsa onu öldürüyorlardı.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-5a851092d3deced92bd498bbcd96a60d"><strong>Haricîlere Karşı İmam&#8217;ın (a.s) Tavrı </strong></h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2d433037fcfc1ba2fc92a7ec2738b26f">İmam Ali&#8217;nin (a.s) Haricîlere karşı tavrının temelleri adalet ve özgürlük hakkına dayanıyordu. Onları tutuklayıp işkence ettirebilirdi, ama bunu asla yapmadı. Hatta onlar kendisini kâfir ve kanını helal bildiklerini ilan ettikleri halde onlara beytülmalden düşen payı da kesmedi ve onlara da, herkese davrandığı gibi davrandı. İmam Ali&#8217;den (a.s) de bundan başkası beklenmezdi zaten… Ancak böyle bir devlet ve hükümet anlayışının tarih boyunca pek nadir görüldüğü de inkâr edilemez… <br>Haricîler, bu sapık fikirlerini her yerde, diledikleri zaman söylemekte serbestti. İmamla sahabesi de onlarla oturup tartışıyor; herkes kendi mantık ve delillerini serbestçe öne sürüyordu. <br>Çağdaş, ilerici ve modern dünya gibi safsatalar hakkında çokça bahsedilen günümüzde, hiçbir hükümet ve yöneticinin, kendisine ölümüne karşı çıkan böyle muhaliflere bunca serbesti tanıdığı görülmüş şey değildir. Haricîler camiye geliyor, İmam&#8217;ın (a.s) konuşmasını ve hutbesini yarıda kesip gürültülü tartışmalar çıkarıyor ve İmam Ali (a.s) onlara asla engel olmuyordu. <br>Haricîler camiye gelip İmam&#8217;ın (a.s) arkasında namaz kılıyor, yine de ona eziyetten vazgeçmiyorlardı. Bir gün cemaat namazı sırasında, Haricîlerden biri, İmam&#8217;a hitaben yüksek sesle şu ayeti okudu: <br><strong>Sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: Andolsun, eğer (Allah&#8217;a) ortak koşarsan amelin boşa çıkar ve hüsrana uğrayanlardan olursun!<sup>2</sup></strong> <br>Söz konusu Haricî, Hz. Resulullah&#8217;a (s.a.a) hitaben nazil olan bu ayeti okumakla İmam&#8217;a (a.s) şunu söylemek istiyordu: Senin İslâm&#8217;da çok parlak bir geçmişin olduğunu biliyoruz. İlk Müslüman olan sensin, Peygamber seni kendisine kardeş ilan etmiştir, İslâm&#8217;a fevkalâde büyük hizmetlerin olmuştur. Ancak Allah Teala bu ayette Peygambere müşrik olursan tüm amellerin boşa gider buyuruyor. Sen de şimdi tövbe etmediğin için kâfir olmuş ve bütün amellerin boşa gitmiş durumda! <br>İmam, biraz susup onun okuduğu ayeti tamamlamasını bekledi, sonra, kaldığı yerden namazı kıldırmaya devam etti. Adam, tekrar bağırarak aynı ayeti okudu. İmam yine sustu ve namazı sürdürdü. Bir daha adam aynı ayeti tekrarlayınca İmam namaz sırasında yüksek sesle şu ayeti okudu: <br><strong>Sen sabret, hiç şüphesiz Allah&#8217;ın vaadi haktır, iyice inanmayanlar da sakın seni telaşa ve gevşekliğe düşürmesinler.<sup>3</sup></strong></p>



<h4 class="wp-block-heading has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-377827d3a2a423d6a26013b374be7612"><strong>Sükûna Davet </strong></h4>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6fb7085f0df8238dbda833cebf188d6b">İmam, silahlanan haricileri barışa davet etmek için Hâris b. Murre el-Abdî&#8217;yi elçi gönderdi. Ancak, azgınlar güruhu onu öldürdüler ve hiçbir mantığı kabul etmeyeceklerini bir kez daha göstermiş oldular. Bunun üzerine önce İbn Abbas, sonra da bizzat İmam onlarla görüşüp konuştuysa da hiçbir faydası olmadı; gözünü kan bürümüş olan bu cahil yobazlar sürüsü, İmam&#8217;a savaş açtılar. <br>Her zaman olduğu gibi bu savaşta da İmam kendi ordusuna &#8220;<em><strong>Savaşı ilk başlatan taraf siz olmayın.</strong></em>&#8221; emrini verdi. Neticede Haricîler, İmam&#8217;ın (a.s) askerlerinden birini öldürdüler. <br>Bunun üzerine İmam, büyük sahabe Ebu Eyyub el-Ensarî hazretlerine bir sancak vererek onu, Haricî ordusuna yakın bir yere dikmesini buyurdu ve bu sancağın altına sığınan veya Kufe ya da Medain&#8217;e dönenlere aman verileceğini ilan etti. 4 bin Haricîden 1200&#8217;ü geri döndü, 2800&#8217;ü savaşmak üzere orada kaldı.<sup><strong>4</strong></sup> <br>Savaş başladı, kısa ve kanlı oldu. Birkaç saat içinde Haricîlerden büyük bir çoğunluk öldürüldü ve bu fitne de böylece son bulmuş oldu.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-891a12be5e0068253792fc173ab10f6a"><strong>Fezailu&#8217;l-İmam Ali, s.152–153</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5d5facbcac1ccb07e09c6ab9c85cf244"><strong>Zümer Suresi, 65.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ad929b7428c90e7165f0e7aa71a2183c"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa Şerhi, İbn Ebi&#8217;l-Hadid, 2/310–311. Rûm Suresi, 60.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1834436dadaed002401ed74373c7ff9c"><strong>Fezailü&#8217;l-İmam Ali, s.153–154.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-98e4fd656704c2f14aa5d6746efc72c1">Âdil Yönetim</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-397e7cfef6ad9433382fc98dcbc06e0a">İmam Ali&#8217;nin (a.s) bütün davranış ve sözleri, etrafındakiler için eğitim ve terbiye açısından tam anlamıyla mükemmel bir örnek teşkil ediyordu. Hatta savaş meydanlarında bile insanlara büyük dersler veriyor, mertlik ve yiğitliğin prensiplerini öğretiyordu adeta…</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-728fd918ec1ec93c375954614ec558ed"> İmam&#8217;ın hayatında bu tür eğitici ve öğretici kesitler pek çoktur. Burada onun âdil yönetim düzeninden bazı kesitler aktarmakla yetineceğiz:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5fac43ac9b1dbb62fadafb1b95fdd155">İmam Ali (a.s) çok fırtınalı ve olaylı geçen 5 yıllık halifeliği süresince gerçek İslâm devletinin nasıl olması gerektiğini ve âdil bir düzenin ne demek olduğunu insanlara bilfiil göstermiş oldu. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-04c95d6f1c70455a357064b5ee29c840">Çarpıcı, ama boş sloganlar vermek yerine; bizzat kendi uygulama ve amelleriyle adaleti icra edip yaşattı…</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-506016be578c61c343d23da1cb502b7d">Onun kurduğu yönetim sisteminin temeli, bilgi, takva ve fedakârlık prensipleri üzerine kuruluydu. </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-470b644a1d18e7d4146be827e1e95a87">Onun yönetim tarzında yegâne kanun ve ölçü, İslâm kanunlarıydı; kendi evlatları, ailesi ve yakınları bu kanunlar karşısında herkesle eşitti ve hiç kimseye ayrıcalık tanınmıyordu. Bu yüce İmam şöyle buyurmaktadır:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6f9325c1da8a121f7c1db5e0f010d539"><em>Beytülmalden haksız yere alınan malları geri alacağım! Hatta kadınlara mihriye olarak verilmiş veya cariye alınmış olsa bile!</em></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0a7fc3fb1774fcd11deb4eb7cb777a97">Valilerini atarken onlara, halka karşı daima sevgi, dostluk ve merhamet göstermelerini öğütler, &#8220;<em><strong>Halka karşı insaflı davranın</strong></em>.&#8221; derdi.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e5bf1ae1dbca7f5116c2e3abea502602"> Valilerine sorumluluklarını, resmi bir görev değil, insanî bir vazife telakki etmelerini hatırlatırdı. Onlara şöyle buyururdu:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e09462c6335e1ce3190b47ca46f3c2f3"><em>Kimsenin, ihtiyaçlarını ve sorunlarını anlatmasına engel olmayın. Vergi almak için hiç kimsenin yazlık ve kışlık elbiselerine veya bineğine el koymayın. Ödemesi gereken parayı alabilmek için kimseye dayak atmayın!</em></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-f3b0244d3d262fc30a42f4845c2cad23">Zekât toplamakla görevli memurlara şöyle derdi: </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a8a22a1929133f6c6c36f15735274abd"><em><strong>İnsanlarla muhatap olurken çok saygılı olun. Onlara selam verip &#8216;Ey Allah&#8217;ın kulları!&#8217; deyin, &#8216;Mallarınızdaki Allah hakkını almamız için Allah&#8217;ın velisi gönderdi bizi. Mallarınızda Allah&#8217;ın hakkı var mıdır? Eğer varsa, verin, onu Allah&#8217;ın velisine götürelim!&#8217; Eğer &#8216;Yok.&#8217; derlerse sakın ısrar etmeyin ve geri dönün, eğer &#8216;Var.&#8217; derlerse onların kendi meyilleriyle verdikleri kadarını alın, eğer verdiklerini geri isterlerse, geri verin!</strong></em></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5034aaf3ada926f76ee70ef127ddd2ab">Ayrıca şöyle de buyururdu: </p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ada818ae8fdd90d1d0fbcadba2b471f7"><em><strong>Haraç alınan beldelerin bayındır hale gelmesi için gerekenleri yapın. Vergi alıp orayı bayındır hale getirmezseniz şehirleri harabeye çevirir, halkı helak etmiş olursunuz. Bir bölgenin geri kalmışlığının nedeni, yöre halkının fakirliğidir, halkın fakirliğine neden olan şeyse, yöneticilerin paraları -halk için harcayacakları yerde- depolamalarıdır.</strong></em></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c15931492e27e648c48d92a8902e19d3">İmam Ali (a.s) vali seçilecek adayların belirlenmesi hakkında: &#8220;Onların<em><strong> soyuna sopuna, kabile ve ırkına değil, iman ve yeteneklerine bakın!</strong></em>&#8221; derdi.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0e56fe7a3aac7468286c09e12cb8b88f"> Valilerinin ve atadığı memurların icraatlarıyla bizzat ilgilenir, bir hatalarını görecek olsa hemen uyarır veya cezalandırırdı. Basra&#8217;ya tayin ettiği valisi Osman b. Huneyf&#8217;e yazdığı çarpıcı mektup, İmam Ali&#8217;nin (a.s) bu konularda ne kadar dikkatli ve müsamahasız olduğunu gösterir. Şöyle buyuruyor:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ce18ffc55d7991c51e2ceb47fb6b0a77"><em><strong>Duydum ki şehrin zenginlerinden birinin özel davetine katılmışsın. Yağlı ballı yemeklerin sıralandığı alımlı sofralara kuruluvermişsin. Yoksulların davet edilmediği bir yere gidebileceğini tahmin etmezdim senin. Kendine gel, dikkatli ol, şüphe yaratacak şeylerden uzak dur!…</strong></em></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5209de7534f32ea067dc87a81503a53e">Seksen dinarlık bir ev yaptıran kadı Şureyh&#8217;e: &#8220;<strong><em>Neden böyle görkemli bir ev yaptırdın kendine?&#8221;</em></strong> diyerek ceza vermiştir.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5ba1391d0fed03887c1468164d53f731"><p dir="ltr"></p><strong>Abgariyyatu&#8217;l-İmam, s.160–169.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-08bfeff530b377dad51ed0afd719567f">ADALET VE HUKUKA SAYGI</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-351a6fb1a675426cc6f033061d1720ea">İmam Ali&#8217;nin (a.s) şahadetinden sonra Hamdan kabilesinden Ammar&#8217;ın kızı Sevde, bir şikâyette bulunmak üzere Şam&#8217;a, Muaviye&#8217;yi görmeye gitmişti. Sevde, Sıffin savaşında Hz. Ali&#8217;nin (a.s) yanında yer almış ve o hazreti desteklemişti. Muaviye görüşme sırasında bunu hatırlatarak Sevde&#8217;yi kınayıp küçük düşürmeye çalıştı, sonra da bu ziyaretinin sebebini sordu. Sevde şu cevabı verdi:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-22ec36434f26b95d8308134d6e16772f"><em>Ey Muaviye! Yüce Allah, bizim haklarımızı elimizden aldığın için hesaba çekecektir seni! Bize sürekli öyle yöneticiler gönderiyorsun ki olgunlaşmış mahsul gibi adeta biçip tırpanlıyor bizi, üzerlik otu taneleri misali eziyor, ölümü tattırıyorlar bize. Şimdi de Busr b. Ertat denilen adamı göndermişsin; erkeklerimizi öldürüp mallarımızı yağmalıyor. Merkez hükümete uymak istemesek şimdi daha onurlu ve güçlüydük şüphesiz! Onu azledersen ne ala; aksi takdirde Hamdan kabilesi olarak sana karşı kıyam edeceğiz, bilmiş ol!</em></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-1453f389f80188ccd473170d75aba6df">Muaviye, bir kadının ona böylesine pervasızca tehdit savurmasına pek öfkelenmişti: &#8220;Beni kabilenle mi tehdit ediyorsun sen?!&#8221; diye bağırdı, &#8220;Seni feci bir halde o Busr dediğin adama göndereyim de gör, dilediğini yapsın sana!&#8221;</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b3ff69ca0eb15ff5a92dbcfe33739b6b">Sevde bir lahza susmuş, gözleri uzaklara dalmıştı, görkemli bir hatıra canlanıvermişti zihninde. Gayriihtiyarî, şu şiir döküldü dudaklarından:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-0d787bae873f5014686f2cd9f2b9e2ad"><em>Allah o büyük insanın ruhuna rahmetler etsin… Onunla birlikte adalet ve insafta toprağa gömülüp gitti… Haktan ve dürüstlükten yanaydı daima… Hakkı hiçbir şeye değişmezdi. Hak ile iman bir arada toplanmıştı onda…</em></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-8437ed737c2744295b2365f573b5751d">Muaviye &#8220;Kimden söz ediyorsun?&#8221; diye sorunca Sevde şöyle dedi:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-e37678000e2382f85a46a08b758f5bd1"><em>Hz. Ali&#8217;den tabi. Bir defasında zekât memurlarından şikâyete gitmiştim. Namaza durmak üzereydi, beni görünce namaza başlamaktan vazgeçip güler bir yüzle: &#8220;Ne var, bir şey mi istiyorsun?&#8221; diye sordu. Zekât memurundan şikâyetçi olduğumuzu söyleyip onun yaptıklarını anlattım. Beni dinlerken ağladı, gözyaşları içinde: &#8220;Ya Rabbim!&#8221; dedi, &#8220;Sen de bilirsin ki, kullarına zulmetmesini söylemiş değilim ona!&#8221; Hemen bir kâğıt çıkarıp besmele ve bir ayetten sonra şunu yazdı: &#8220;&#8230;Bu mektup eline ulaşır ulaşmaz sendeki zekat emanetlerini derleyip toparla ve daha sonra göndereceğim adama teslim etmeye hazırlan!&#8230;&#8221; Mektubu bana verdi, yemin ederim ki mektubu ne kapattı, ne de mühürledi. Mektubu öylece götürüp o zekât memuruna verdim, görevinden alındı ve bizim oradan çıkıp gitti.</em></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6a67868cb55e2004f424588c898221f7">Muaviye bunları duyunca mecburen: &#8220;Şu kadın ne istiyorsa yazıp verin, götürsün.&#8221; demek zorunda kaldı.<strong><sup>1</sup></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Sefinetu&#8217;l-Bihar, 1/671–672.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6e9cc912616ee83f9757d279186d7007">İMAM ALİ&#8217;NİN ŞAHADETİ</h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5747444fe97fd171c9406f7adbd881fd">Hicret&#8217;in 40. yılında Mekke&#8217;de bir araya gelen bazı Haricîler, bir komplo tertipleyerek Kûfe&#8217;de İmam Ali&#8217;yi (a.s), Şam&#8217;da Muaviye&#8217;yi ve Mısır&#8217;da da Amr b. Âs&#8217;ı terör etmeye karar verdiler.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ea19f8e010d277bea50b48f333853614">Ramazan ayının ilk Kadir Gecesi olan on dokuzuncu gece eylem gerçekleştirilecek ve (Mülcem&#8217;in oğlu) Abdurrahman, İmam Ali&#8217;yi (a.s), (Abdullah Sureymî&#8217;nin oğlu) Haccac, Muaviye&#8217;yi ve (Bekir Temimî&#8217;nin oğlu) Amr da, Amr b. Âs&#8217;ı öldürecekti.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5402b3d6ff78087f4f1b846c41f1b77b">İbn Mülcem, uğursuz plânını uygulamak için Kûfe&#8217;ye gitti. Şehirde hiç kimse onun neden Kûfe&#8217;ye geldiğini bilmiyordu. Bir gün, şehirdeki Haricîlerden birinin evinde, yine Haricîlerden olup güzelliği ve çekiciliğiyle ün salan &#8220;Kutame&#8221; adlı kadınla karşılaşınca ona âşık oldu ve evlenme teklifinde bulundu. Kutâme: <em>&#8220;Benim mihriyem -nikâh param- üç bin dirhem, bir köle ve bir de Ebu Talib oğlu Ali&#8217;nin canıdır!&#8221;</em> dedi.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b6664ff9ab89bde070b2680efe64e2c2">Kutame&#8217;nin babasıyla kardeşi, Nehrevan Savaşı&#8217;nda Hz. Ali (a.s) tarafımdan öldürülmüş olan Haricîlerdendi. Kutame de onların intikamını almak için her şeyi yapacağına yemin etmişti. İbn Mülcem, uğursuz plânını ona açarak: <em>&#8220;Ben de buraya onu öldürmeye gelmişim zaten!&#8221;</em> dedi. Böylece İbn Mülcem, Kutame&#8217;yle birleşme uğruna daha önceki niyetini daha bir kararlılıkla uygulamaya koyuldu.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6947ae7d19ed9e341a53e00d5bce8ae4">Ve o uğursuz gece gelip çattı… İbn Mülcem, birkaç işbirlikçisiyle birlikte uğursuz plânını icraata dökmek için o geceyi Kûfe Camii&#8217;nde geçirdi.<sup>1</sup> Otuz küsur yıl önce Hz. Resulullah (s.a.a) Hz. Ali&#8217;ye (a.s) bir ramazan ayında şehit düşeceğini haber vermişti… Bu haberi bizzat İmam&#8217;dan dinleyelim:</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-c289943885d6ae211c456628fe77569b"><em>&#8230;<strong>Resulullah (s.a.a) o ünlü ramazan hutbesini okuduktan sonra ben ayağa kalkıp: &#8220;Ya Resulullah! Bu ayda yapılacak en hayırlı amel nedir?&#8221; diye sordum. &#8220;Günahtan sakınmak.&#8221; buyurdu, sonra da şiddetle ağlayarak benim bu ayda şehit edileceğimi haber verdi&#8230;</strong></em><sup><strong>2</strong></sup></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-5bab529680baed3a7c038ce4b4736703">İmam Ali&#8217;nin (a.s) hâl, hareket ve sözlerinden de bu ayda şehit düşeceğini anlamak mümkündü. Nitekim o yılın başlarında: <em>&#8220;<strong>Bu yıl hacda sizinle olamayacağım.</strong>&#8220;</em> buyurmuştu!</p>



<p>O ramazan, iftarda çok az yiyordu. &#8220;Neden birkaç lokma alıp sofradan çekiliyorsun?&#8221; diye sorulduğunda: <em>&#8220;<strong>Rabbimin huzuruna boş mideyle varmak istiyorum.&#8221;</strong></em> diyordu.<sup>3</sup></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-68d1c7e76ce02fed1ec0f8783794bc35">Ramazan&#8217;ın 19. gecesi gelip çattı… O gece İmam (a.s) hiç uyumamış, bütün geceyi dua, ibadet ve zikirle geçirmişti. Yine o gece birkaç kez: <em>&#8220;<strong>Vallahi! Ne ben yalancıyım, ne de bana bu haberi veren yalancıdır. Hepsi dosdoğru işte. Bana vaat edilen o gece işte bu!</strong>&#8220;</em> demişti.<sup>4</sup></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-48ad53dddd4c68d4e598230c25d16846">Evet, ramazanının 19. gecesi İmam Ali (a.s) Kûfe Camii&#8217;nde sabah namazını kılarken, dünyanın en kötü ve en alçak insanı olan İbn Mülcem&#8217;in zehirli kılıcıyla vurularak şehit düştü ve güneş, hakkın mihrabında al kanlara boyandı… Ve iki gün sonra da, hicrî 40. yılı ramazanının 21. gecesi güneş battı.<sup><strong>5</strong></sup></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a7dcd80eddf199a29047036f6b4fae65">Mübarek naaşı, mukaddes Necef&#8217;te toprağa verildi ve vasiyeti gereği makberi yıllarca gizli tutuldu… Bu mübarek türbe, bugün dünyanın dört bir yanından gelen hak âşıklarının akınına uğramaktadır.</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-06e2bcff0e28a382b38e6aba01dea984">Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s) hayatının her nefesinde olduğu gibi son nefesinde de daima Rabbini anmış, O&#8217;nun mübarek adını asla dilinden düşürmemiştir. İbn Mülcem&#8217;in zehirli kılıcı mübarek başını yarınca İmam&#8217;ın (a.s) ağzından çıkan söz, <em>&#8220;<strong>Andolsun Kâbe&#8217;nin Rabbine, artık kurtuldum!&#8221;</strong></em> oldu…</p>



<p>Kanlar içinde kalan İmam&#8217;ı (a.s) hemen evine götürdüler… İki gün şahadet döşeğinde yattı ve o hâliyle bile ümmetin iyilik ve hayrını düşünmekten geri durmadı. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin&#8217;in (a.s) imametleri ve İmam Hüseyin&#8217;in (a.s) soyundan gelen diğer imamlarla birlikte toplam 12 İmam&#8217;ın adı ve kimliği daha önce bizzat Hz. Peygamber (s.a.a) ve kendisi tarafından defalarca açıklanmış olduğu hâlde ahaliyi çağırıp Resulullah&#8217;ın (s.a.a) Ehlibeyt&#8217;inin imamlarını bir kez daha açıkladı…<sup><strong>6</strong></sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-177bb1c5e84777663bb63aba9865eb9b"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.9.</strong></li>



<li><strong>Uyun-u Ahbari&#8217;r-Rıza, 1/297.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-6757bd51d2c6e4b791dddda1900e0e60"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.151.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-fd0be3324d815c57e197aa2d62c3c18a"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.8.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-268bda813047d210214a030f8410bd95"><strong>el-İrşad, Şeyh Müfid, s.5 ve Biharu&#8217;l-Envar, 42/281.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-bdd17b27a584520ed9eae1c16432515a"><strong>Usul-u Kâfi 1/298</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-274c598e25100786d45d83d8c3a6c5b1">İMAM ALİ&#8217;DEN (A.S) VECİZ SÖZLER </h2>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b27c5a4bc140636e34dfcb7a280004f7">1- <strong><em>Hakka karşı gelip savaşan birini, hak alaşağı eder.</em></strong><sup>1</sup></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-765d22367d8e97ca0fca4b92ef00f21c">2- <strong><em>Güzel ahlâk ve iyi huyların başı takvadır.</em></strong><sup>2</sup></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-49e1fe726e783a570c5dd136a8602962">3- <strong><em>Kim kendi içini düzeltirse, Allah da onun dışını düzeltir.</em></strong><sup>3</sup></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-9eca8e4dc33d48fae9496dfa8413fc9e">4- <strong><em>Övünmeyi bırak, kibrini bir kenara at, gireceğin kabrini düşün.</em></strong><sup>4</sup></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-dd25e75bb01dfdcc82eca27433fe395b">5- <strong><em>Devlet ve yönetim (iktidar), er insanların sınandığı meydanlardır.</em></strong><sup>5</sup> (İktidar, insanların karakterlerinin ortaya çıktığı meydanlardır.)</p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-4db3bf17d5180ba61df492f6cce9bbf2">6- <strong><em>Günahların en kötüsü, önemsemeden ve küçük sayarak işlenen günahlardır.</em></strong><sup>6</sup></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-ba9ca09008d01de59722ba57b58c7879">7- <strong><em>Amelsiz amele davet etmek ve duada bulunmak, kirişsiz yayı olan okçuya benzer.</em></strong><sup>7</sup></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-00757d6c9b8167254d4d307083d4dfbc">8- <strong><em>Zalimin hesap vereceği gün, mazluma zulmettiği günden çok daha çetindir.</em></strong><sup>8</sup></p>



<p class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-29cf98428a9fb76fff09532db3c703b1">9- <strong><em>İbretler pek çok, ibret alansa pek azdır.</em></strong><sup>9</sup></p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-66f1809919a7eb69566fd9e3afdf771e"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa,400. hikmetli söz.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-66f1809919a7eb69566fd9e3afdf771e"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa,400. hikmetli söz.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-30ed7341459ffe735b400e203523ea4d"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa,402. hikmetli söz.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-d97874004af1419909668c2493866e6d"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa,415. hikmetli söz.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-3f5e88b5fdb32dacd2981f86f0f63461"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa,386. hikmetli söz.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-44964351adce73b0af9dcb1ac859b591"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa,432. hikmetli söz.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-a1ac332266db202049baf038a402ad04"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa,340. hikmetli söz.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-15e80cb9460d6c4fb01cf60eaf748709"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa,330. hikmetli söz.</strong></li>



<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-b32564e6c8312ade8967730d3cad6777"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa,334. hikmetli söz.</strong></li>
</ol>



<h2 class="wp-block-heading has-text-align-center"><strong>Son Sözleri</strong></h2>



<p>İmam Ali (a.s) evlatlarını, yakınlarını ve yarenlerini çağırarak onlara ve bütün Müslümanlara şu vasiyette bulundu:</p>



<p><em><strong>…Sizlere takvalı olmayı, işlerinizde düzenli olmayı ve Müslümanların arasını ıslah etmeyi vasiyet ediyorum.</strong></em></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Yetimleri sakın unutmayın.</li>



<li>Komşuların hukukunu riayet edin.</li>



<li>Amellerinizi Kur&#8217;ân&#8217;a göre programlayın.</li>



<li>Namaza fevkalade önem verin. Zira namaz, dininizin direğidir.</li>



<li>Allah yolunda mallarınızla, dilinizle ve canınızla cihat edip fedakârlıkta bulunun.</li>



<li>Birlik içinde olun.</li>



<li>İnsanları iyiliğe davet etmeyi ve kötülükten sakındırmayı terk etmeyin; bu ilahî vazifeyi ihmal ederseniz toplumunuzun en kötü ve alçaklarının egemenliğine girersiniz. Bu durumda onlara ne kadar beddua etseniz de, Allah indinde kabul görmez.<sup><strong>1</strong></sup></li>
</ul>



<p>Allah&#8217;ın, peygamberlerinin, meleklerinin ve salih kullarının selamı bu yüce insana olsun…</p>



<p>Doğumu da, yaşamı da, gidişi de pek şanlı ve pek şaşırtıcıydı onun…</p>



<ol class="wp-block-list">
<li class="has-black-color has-text-color has-link-color wp-elements-2cebbac8b28952195d39142c5e478a22"><strong>Nehcu&#8217;l-Belağa, c.2 s.47, Dimeşk basımı, özetle iktibas.</strong></li>
</ol>



<p></p>
<p><a href="https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/">İmam Ali (a.s)</a> yazısı ilk önce <a href="https://imammehdiyarenleri.org">İmam Mehdi(a.s) Yarenleri Derneği</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://imammehdiyarenleri.org/imam-ali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
